MİTRAL KALP KAPAĞINDA ÇÖKME Kalpte 4 tane kapakçık vardır. Bunlardan sol kulakçık ile sol karıncık arasındaki kapak mitral kapaktır. Mitral kapağın iki kapakçığı vardır. Kalp kasıldığında kanın sol kulakçığa geri dönmesini engellemek için mitral kapak kapanır. Kalp gevşediğinde ise temiz kanın sol kulakçıktan sol karıncığa geçmesi için kapak açılır. Mitral kapağın bir ya da iki kapakçığının da kalbin kasılması sırasında sol kulakçığa doğru bombeleşmesi, kubbeleşmesi ya da çökmesine mitral kapak prolapsusu denir. Hekimler tarafından hastaya kalp kapağında çökme ya da sarkma diye tarif edildiği için hastalık halk arasında kalp kapağının sarkması ya da çökmesi olarak bilinmektedir. Mitral kapak prolapsusunun nedeni kapakçıkların düz durmasını ya da düz olarak kapanmasını sağlayan bağlantı yapılarının genellikle doğuştan bazen de sonradan oluşan doku hastalıkları nedeniyle zayıflamış olmasıdır. Mitral kapak prolapsusu belirtileri nelerdir? Mitral kapak prolapsusu olan hastaların doktora başvurma nedenleri genellikle çarpıntı ya da göğüste batıcı tarzda olan ağrılardır. Ancak bu hastalığın tanısı büyük sıklıkla normal muayenede konur. Mitral kapak prolapsusuna bağlı aşırı çarpıntısı olan hastalarda aşırı çay kahve sigara içilmesine engel olmanın yanında beta bloker dediğimiz ilaçların verilmesi hastayı rahatlatır. Göğüs ağrısı nedeniyle doktora müracaat eden hastalarda ise sorun bunun koroner arter hastalığından ayrılmasıdır ki bunun içinde efor testi, miyokard perfüzyon sintigrafisi gibi ileri tetkikler gerekebilir. Mitral kapak prolapsusu tanısı nasıl Konur? Mitral kapak prolapsusunun tanısı ekokardiyografi ile konur.
Ekokardiyografide kapakçıklardaki çökme, mitral kapaklardaki kalınlaşma ya da mitral kapak yetersizliği net olarak görülebilir. Mitral kalp prolapsusu tedavisi nasıl yapılır? Mitral kapak prolapsusunda bazen kalp kapağının yapısı da bozulmuştur. Bozulan kapak yapısı nedeniyle kapak tam kapanamamakta ve bir miktar kan sol kulakçığa geri dönmektedir( mitral kapak yetersizliği denen durum ). Bu mitral yetersizliği bazen çok hafif derecede olabileceği gibi nadiren de ileri derecede olabilmektedir. Mitral kapak prolapsusuna bağlı ileri derecede mitral kapak yetersizliği olan hastalarda bazen mitral kapağın ameliyatla değiştirilmesi gerekmekte ise de bu çok, çok nadir görülen bir durumdur. Mitral kapakçıklarında yapı bozukluğu olmayıp sadece çökme olan durumlarda hiçbir zaman kalp kapağını değiştirmek gerekmemektedir. Mitral kapak prolapsusu olan hastaların (ileri derecede mitral yetersizliği olanlar dışında) yaşamlarında herhangi bir kısıtlama yapmaları gerekmez. Yani bu hastalar spor yapabilir, hamile kalabilir gerektiğinde ameliyat olabilir. Önceleri bu hastalara diş çekimi veya herhangi bir operasyon öncesi koruyucu antibiotik tedavisi önerilmekte iken bu gün buna da gerek görülmemektedir. Bu hastaların sadece doktorun uygun gördüğü belirli aralıklarla kontrolü gerekmektedir. Dr Ö.Aygül Çevik Acar iletişim : aygullll@gmail.com 24 Ekim 2013
ANT İÇMEK Bize çocukken Ömer Seyfettin in ANT isimli hikâyesini okuturlardı Ant İçmenin ne demek olduğunu özümseyelim diye. Okuduğum ilk hikâyedir. Okumadıysanız internete girin ve okuyun. TÜRKÜM, DOĞRUYUM, ÇALIŞKANIM YASAM ; KÜÇÜKLERİMİ KORUMAK, BÜYÜKLERİMİ SAYMAK, YURDUMU, MİLLETİM ÖZÜMDEN ÇOK SEVMEKTİR, ÜLKÜM ; YÜKSELMEK İLERİ GİTMEKTİR. VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN. Bizim zamanımızda andımız böyleydi sonradan değiştirilip bahçede okunmaya başlandı. İlkokul boyunca her gün, günün ilk dersinde öğretmenimiz sınıfa girince ayağa kalkıp Andımızı okurduk ve öyle derse başlardık. Son paragraftaki ARMAĞAN OLSUN kısmını avazımız çıktığı kadar bağırarak söylerdik, kimsenin baskısı olmadan. Benim için anlamlı idi, faydalı bir vatandaş olacağıma söz veriyordum. Yaptığım her yanlışta zihnime işlenmiş bu söz verişim vicdanımı rahatsız edecekti. Ve hayatım boyunca bu sözüme sadık olmaya çalıştım, söz verdiğim aklıma gelmeden içgüdüsel olarak. Simdi andımız kaldırıldı, kaldırılmasa da fark etmez ki, bir anlamı kalmamıştı zaten, çocuk söylenenlerden çok gördüklerinden etkilenir ve şekillenir. Çocuk şimdilerde ne görüyor; Yalan söyleyen devlet büyükleri, milletvekilleri, yörenin yöneticileri, televizyonda ilgiyle izledikleri reklamlar hep yalan söylüyor.
Küçüklerini koruyacağını haykırırken, saygı duyacağı büyüklerinin meydanlarda küçüklerine nasıl zulmettiğine, doğasını ağacını korumak isteyenlerin nasıl dövülüp öldürüldüğüne şahit oluyor. Milletini özünden çok seveceğine söz verirken ülkenin en büyüğü olarak gördüğü Başbakanının ağabeyine ablasına çapulcu deyip gaz bombası attırdığını, tavaya tencereye vuran annesine babasına, bunlar hep aynı hava dediğini duyuyor ve görüyor. Otobüste küçüklerin büyüklerine yer vermediğini, yanında oturan annesinin ya da babasının kalk çocuğum amcana ya da teyzene yerini ver demediğine şahit oluyor. Babasının işinde yükselişindeki alaverayı -dalaverayı seyrediyor. Doğayı katlederek zengin olan babasına yapma baba dediğinde sana para verebilmem için, lüks yaşamını sağlayabilmem için cevabını aldığında, parayı elde etmenin her şeyin üzerinde bir olgu olduğunu kabullenmeye başlıyor. Paranın ve refahın çalışarak değil yaltaklanarak, yalan söyleyerek, hile yaparak, kandırarak kazanıldığını görerek öğreniyor. ANT içmenin ne demek olduğunu bilmeden, söz vermenin dönülmezliğine inanmadan okul bahçesinde her sabah bir küçük şiir okuyordu o kadar. Kaldırıldığına üzülemedim anlamını yitirmişti zaten. Ancak bir millet olarak birlikte ve barış içinde varlığımızı sürdürmemiz için söz vermemiz ve sözümüzü tutmamız gerekir. Doğru, dürüst ve adaletli olmaya, çevresini korumaya, doğayı saymaya, ırk, cins ve çeşit gözetmeksizin her canlının yaşam hakkına saygı duymaya ve barışı sağlamaya söz vermeliyiz, ta ki görüp öğrendiklerimiz ant içmemizi gerektirmeyene kadar. İlk adım her meclis açılışında milletvekillerinin ayağa kalkıp bu andı okuyarak oturuma başlamasıyla atılır.
EVET İSTİYORUM, GERÇEKTEN İSTİYORUM. Her meclis toplantı sabahı milletvekillerinden bu ANT İÇMEYİ istiyorum. Her gün söz vermek 4 yılda bir kez söz vermekten iyidir. Belki bir gün bu içtikleri ANT a sadık kalmaları gerçek olurda ülkeye dalga dalga yayılır. Çocuklarımıza ve milletimize iyi örnekler gerekiyor. Sağlıcakla kalın saygılarımla. Ali Dizdar 18 Ekim 2013 Zeki Özkeskin MAÇANIZ SIKIYORSA Kolayı var suçu yükle Hasan Amca ya, Süleyman Dayı ya, Mehmet Efe ye çekil kenara seyreyle.küçük toptancıyı, bakkalı, zücaciyeciyi, kırtasiyeciyi, terziyi, hırdavatçıyı, boyacıyı, manifaturacıyı yok eden mega marketler açılınca kapısında kuyruk oluşturup içinden çıkmayanlar, marketler geldi esnaf yok oldu deyip marketlere yerini satanları suçlayamazlar. Bakkal, kırtasiyeci, zücaciyeci, manifaturacı ya da tuhafiyeci iş yapamaz olup cazip kiralama fiyatlarını duyunca ne yapacak zannediyorsunuz. Yabancı yatırımcıya ihtiyacımız var, sermayedarlar Bodrum a yatırım yapsın diye fetva verenleri alkışlayıp başkan seçmeyi görev edinenler. Her taraf bina oldu beton altında eziliyoruz diye şikâyet edince bir şey demeye dilim varmıyor. Salı pazarında mağazalara giremeyen yerli ya da yöresel ürünlerin satışından çok kaçak ya da denetimsiz çakma markalı
ürünlerin satışına olanak sağlayan ve hatta turist pazarı haline getiren belediyeler ve her şeyi ucuza bulabiliyoruz diyen bizler ucuz kot, ucuz eşofman, ucuz t-short, ucuz ayakkabı, ucuz terlik, ucuz elbise almaya koşarak gidersek, esnaf kan ağlıyor diye sızlanmalarımız da iki yüzlülüktür. Bir bakıma müzayede usulü kiraya verdiği dükkânını, evini, arsasını en fazla verene kiralayan Amca ya Teyze ye memleketi hizaya sokmak sorumluluğunu yüklemenin acımasızlığına nasıl vicdanınız el veriyor? Belediye Başkanının, Ticaret Odası Başkanının, Esnaf Odası Başkanının, Şoförler Odası Başkanının ve hatta ucu Muhtara kadar giden bu başkanlar sinsilesinin hiç mi suçu yok. Kendi mülkünü işletmeyi seçerek evini pansiyon haline getirenleri, maliye, belediye, turizm bakanlığı, türlü vergiler, şartlar ve belgeler isteyerek içinden çıkamayacağı şartlarla, başa çıkamayacağı hale getirip, buna rağmen işletmeye direnenlerin etrafına sonsuz gürültü yapan işletmelere izin verip müşterilerini kaçırttığımızı ve böylelikle satmasına ya da kiraya vermesine zorladığımızı hatta mecbur ettiğimizi unutmayalım. Altı ay önceden yer ayırtılan zamanın en meşhur otelleri şimdilerde etrafındaki işletmelerin personel yatakhanesi haline dönüştü, ne yapmasını önerirsiniz? Bodrum lu mülk sahipleri dükkânını elaleme kiraya vermek yerine kendi mekânını işletmeyi de denediydi bir zamanlar, oğluna, kızına iş yeri de açtı ancak yasal iş yapmanın düzgün çalışmanın vebali altında ezildi kaldı, lanet olsun deyip tekrar kiraya vermeyi seçti. Amca dükkânını neden kendin işletmiyorsun diye hiç sordunuz mu? Ya neler duyacağınızı biliyor da sormaya korkuyorsunuz ya da neler duyacağınız konusunda hiçbir fikriniz yok. Hala kendi mekânında işyeri sahiplerine teşekkür edip bir
sorun bakalım bir sorunun var mı diye? Turizm politikanızı her yol mübah diyerek biçimlendirip mülk sahibini kendi işletmesini kurması için teşvik vermek biryana, çeşitli işkencelere tabi tutarsanız Amca dükkânını tanımadığın yabancıya kiraya verme çağrısı haksız ve acımasızdır. Paraya tamah ediyorsun demektir ki, bir kendimize bakalım para için neler yapmışız ve neler yapmaktayız, çuvaldızı amcaya saplamadan önce iğneyle kendinizi delmeyi bir deneyin hele. Yazacağınız cümleleri reyting uğruna tartmadan savurmayın. Maçanız sıkıyorsa. Halk plajı diye düzenlenen sahilleri işletmecilere kiraya verip halkı denizden soğutan Belediye Başkanlarına yüklenin, Meydan yapacağım diye çocukların basket oynadığı sahaları yok eden Belediye Başkanlarına bir çift söz söyleyin, Müziği kısıtlarsak Bodrum diye bir şey kalmaz biz ölürüz yok oluruz, Bodrum; Halikarnas Disko sayesinde üne kavuşmuştur diyen, her isteyene her istediği yerde sınırsızca gürültülü müzik yapmasına onay veren Belediye ve otoritelere yüklenin, Havai fişek atma yönetmeliğini hiçe sayan canı istediği yerde ve şekilde havai fişek fırlatan, insanların da hayvanlarında ödünü koparan bu aymazlığa izin veren otoriteye yüklenin, Merdiven altı üretimleri lüks mağaza görünümündeki dükkânlarda turisti kolundan çekerek içeri alarak malını satmaya çalışan işletmelere izin veren ve denetlemeyen otoriteye yüklenin, Alışveriş merkezlerin kurulmasına ön ayak olan ve izin veren, koca bir çarşıyı imitasyon pazarı haline getirip sezon sonunda terk edilmiş yazlık sitelere döndüren, inatla yaşamı sürdürmeye çalışanların girmesini engellemek için koca bir şehri kazıp inşaatlar cehennemine döndüren ve izin veren otoriteler zincirine yüklenin,
Kasabaya biraz makyaj yaptı diye Çok Yaşa Padişahım diye secdeye varan yardakçılara yüklenin, Eyvah Hasan amca yine dükkânını en çok para verene kiralayacak o da Bodrum u sömürüp ya da iş yapamayıp batacak ve kaçacak diye hayıflanacağınıza sürdürülebilir ve yasal iş yeri açmanın kriterlerini oluşturmaları için Esnaf ve Zanaatkârlar Odası, Ticaret Odası, Belediye, Emniyet unsurlarına baskı yapın da şu Amcanın sırtındaki yükü hafifletin. Bodrum un bu hale gelmesinde bu kadar suçlu ortalıkta dolaşırken tek suçlu Amca ilanınız zalimliktir. Ben Bodrum dan göçtüğümde nüfusu 3 bin idi geri geldiğimde 30 bin olmuştu. Bodrum un bu hale gelmesine neden arasam; Yuh ulan 3 bin, Bodrum u koruyamadınız mı demeliyim yoksa Hain 27 bin, bakın Bodrum u ne hale getirdiniz mi demeliyim, ikisi de haksız ve yersiz olmaz mı? Adama sen neredeydin demezler mi? Nerede yanlış yaptık nasıl düzeltebiliriz daha doğru olmaz mı? Önümüzde yeni seçimler var, olası biri bunları düzeltmeyi vaat eder de bizde seçeriz. Bizler hep bir ağızdan yeter gari deyiversek onu bunu suçlamadan, bu kadar çok isteğin önünde sözünden caymazlık yapamazlar. Günümüz berbat geçiyor ama gelecekten umutlu olmalıyım. Sağlıcakla kalın saygılarımla.. Ali Dizdar 05 Ağustos 2013