Otistik Çocuklar Otistik olmak normal insan olmaktan çok farklı değildir aslında, sadece günlük ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar. Yani bizim kendi başımıza yapabildiğimiz (yemek yeme, kıyafet giyme, oyun oynama vb.) şeyleri yapamıyorlar. İşte ben bu bilgileri otistik okuluna gidince öğrendim. Şimdi gezimizi anlatıyım: Öncelikle okula vardığımızda, okulun müdürüyle konuşmaya başladık. Bize, otistik çocukların nelerden hoşlanıp nelerden hoşlanmadıklarını anlattı. Sonra da kendi projemizi anlattık. Tabiî ki hediyelerimiz de vardı. Bu hediyeler (gitar, yürüyüş bandı ve kondisyon bisikleti) gerçekten otizmli çocukların gelişimine yardımcı olacak hediyelerdi. Projeleri çocuklar birlikte yapmak amacıyla sınıflara dağıldık. Her bir sınıfta iki otizmli çocuk ve bir öğretmen olduğunu gördüm. Projeleri birlikte yapmaya çalışırken, öğretmenleri bu projenin onlar için çok zor olduğunu söyledi. Ama öğretmenleri bu projeyi çocuklara biraz daha farklı şekilde anlatınca çocuklar daha rahat anladılar. Okula dönünce, otizmli çocukların duygu olarak normal insanlardan farklı olmadıklarını gördüm. Müdür okulda demişti ki : Bizim okul olarak eşyadan çok farkındalığa ihtiyacımız var. Bu söz beni gerçekten duygulandırdı. Lütfen siz de farkına varın Berkay AKYÜREK 7-B 2464
OTİZM Bir Engel Değil Onlar da bizimle, onlar da bizden. Bahsettiğim bu kişiler elbette otizm hastalığına sahip çocuklar. Birçoğumuz onları işe yaramayan, dünyaya herhangi bir katkıda bulunamayan bireyler olarak görebilir, ama onlar erken teşhisle sağlanan eğitim ile normal bir insan kadar başarılı olabilir. Önemli olan onlara sevgiyle, şefkatle verilen bir eğitim süreci. Birkaç ay önce boyayı yemek sanarak yemeye çalışan bir çocuk, şu anda hem boyayı gerektiği gibi kullanabiliyor hem de hazırladığımız zekâ oyununu oynayabiliyordu. İşte eğitimin kişiye katkısı. Hepimiz bu dünyanın parçasıyız ve birbirimize muhtacız, bunu unutmayalım ve belli hastalığa sahip bireylerin geleceğine umut aşılayalım. Ege Elgün
OTİZME ŞİİR Onlar farklı değil Sadece zorlar Bizsiz ise hayat Sadece onlara zarar Otistik demek Hayatı daha yavaş İnsanlığı daha zor öğrenmek demektir Hep bu insanlar şükretmeyi öğretir. Irmak Özer
OTİZMİ HİSSETMEK Onlar hayatı bilmiyor, Gerçekleri anlamıyor. Biz yardım etmezsek, Nasıl tanırlar Dünya yı Onları da düşünmeliyiz, Biraz empati kurmalıyız. Yardımımızı onlardan, Esirgememeliyiz. 16.05.2012 Sayra Gorgani
OTİZMLİ BİR ÇOCUK Hiç otizmli bir çocuk görmemiştim bugüne kadar. Gidene kadar da çok fazla endişem vardı. Korkuyordum açıkçası. Çünkü nasıl davranacağımı, neler diyeceğimi hiç bilmiyordum. Gittiğimizde de hiç kaybolmadı bu endişem, bu korkum. Birkaç soru işareti vardı aklımda. Nasıl konuşacaktım? Neler söyleyecektim? Söylediklerime nasıl tepkiler vereceklerdi? Hiçbirine verecek cevabım yoktu. Hepsinin cevabı orada saklıydı. Ama önemli olan onlara anlayabildikleri şekilde davranabilmekti. Aklımda bu sorulara bir cevap ararken bir anda kendimi sınıfta buldum. Yaptığımız hafıza kartlarıyla oynarken neredeyse kendi kendime sorup da bir türlü cevabını bulamadığım bütün soruların cevapları tek tek çıktı karşıma. Ve gerçekten otizmli çocukları yetiştirebilmenin çok zor olduğunu anladım. Çünkü onlar bizim gibi değil. Her şeyi tek başlarına yapamıyorlar. Mutlaka bir büyüğe ihtiyaç duyuyorlar. Biz bir şey dediğimizde olmuyor ama öğretmenine hemen anlatıyor derdini. Korkularımın azaldığını söyleyemem ama en azından sorularıma cevap bulabildim ve onlarla aynı ortamda bulunabildim. Bu benim için gerçekten zor bir işti. Ama başardım. Beyza Eroğlu 7-C
Bugün 16 Mayıs 2012, 12.55 te yola koyulduk, başladık yolculuğumuza. Amacımız otizmli çocukların okuluna gidip o çocukların durumunu öğrenmekti. Okula sonunda vardık. Oraya geldiğimde heyecanlı ve biraz korkmuştum. Çünkü ilk defa bu durumda olan çocukları görebilecektim. Kapıdan girdik ve öğretmenimizin arkasından ilerledik. Bedensel aktivitelerin (yani beden eğitimi salonu) olduğu salona girdik. Orada beş çocuk vardı. Ama biz girince üç çocuğu çıkartmak zorunda kaldılar. Herhalde zorluk çıkmasın diye. Neyse, orada bir çocuk vardı. Adı Burak tı. Hazırladığımız kartlarla oynadı ve koşu bandında koştu. 16 yaşında olmasın a rağmen çok zor konuşabiliyor ve yürümesi yavaş. Sanki 3-4 yaşında. Bu beni üzdü. Ama bunları yapabilmesi bile beni mutlu etti. Bedensel aktivite salonundan çıkınca bizi üçer üçer ayırdı. Berkehan, Beyza Nur ve ben aynı gruptaydık. Nihayet sınıfa girdik. Biz girerken çocuk masaları duvara itiyor, sandalyeleri düzeltiyordu. Oradaki hocanın adı Pembe ydi. Bizi hoş bir tebessümle karşıladı. Kendimizi tanıttık ve amacımızı anlattık. Sonra Pembe Hoca, Şura nın önüne hazırladığımız kartları koydu. Şura hemen saldırdı ama Pembe Hoca onları elinden almak zorunda kaldı. Neyse bir dahaki sefere koyduğunda hemen atlamadı, biraz düşündü ve başarıyla bu oyunu bitirdi. Onu alkışladık. Pembe Hoca kartları toplarken Şura ellerini çırparak tekrar alkışlamamızı istedi. Ondan sonra Fatma Hoca ve gazete ekibi geldi. Şura, gazeteci hanımı çok sevdi. Öptü, kokladı, yanaklarını şapır şupur öptü. Hatta çantasını bile yaladı. Bu beni şaşırttı ama onların anlama yollarının böyle olduğu hatırladım. Sonra fotoğraf makinesiyle oynadı onu almaya çalıştı. Gazeteci hanımın fotoğrafını çekti. Sonra gazeteci hanımın ceketinin düğmelerini kapadı. Öğrendik ki Şura nın düğme kapama takıntısı varmış. Bana göre düzen takıntısı var. Çünkü kapı açıkken kapıyı kapatıyor, sandalyeleri düzeltiyor Oradaki zamanımız bitince çıktık, bize el salladı. Tam çıkarken arkamdan geldi. Kapıyı kapatacak sandım ama kulağıma saldırdı. Sebebi, kulağımdaki çoğu kişinin fark etmediği cihazı fark etmesi. Korkmadım diyemem. Eğer cihazımı kurtarmaya çalışmasaydım alıp neler yapabilirdi kim bilir? Sonra Pembe Hoca çağırdı ve kulağımı tutmayı bıraktı. Sınıftan çıkınca müzik odasına girdik. Oradaki çocuk ise zıplıyordu. O sınıftan da çıktık. Maceramız bitmişti. Çıkmadan önce okulun müdürü bize son konuşmasını yaptı. Özetle fark edilmek istiyorlar. Bence onlara ayrımcılık yapmamalıyız. Çünkü onlar da bizden biri. Sadece daha yavaşlar. Başak Turan 7-D