1156 ORGANİK TARIM VE BİYOLOJİK MÜCADELE M. İsmail VAROL * Özet Zirai alanlara da omurgasız hayvanların, mantarların ve virüslerin vermiş olduğu zararlar, üreticilerin en fazla uğraştığı ve ekonomik açıdan zarar gördüğü konular arasında gelmektedir. Bu zararlılarla savaşmanın ilk basamağı bunları tanımak ve vermiş olduğu zararı bilmektir. Kapsamlı bir zararlılarla mücadele için, canlının biyolojisi yani hayat çevrimi bilinmelidir. Bu bilgilerin ışığında ne zaman mücadele yapılması gerektiği, hangi yöntemin kullanılması gerektiği, doğal düşmanlarının tespiti gibi sorulara cevap aranır. Zaralılarla mücadelede kullanılan kimyasal ilaçlar; yanlış ilaç seçimi, doğru zamanlama yapılmaması, aşırı ilaç kullanımı v.s. nedenlerle faydalı değil, aksine bitkiler üzerinde olumsuz etkiye sebep olmakla zararları söz konusudur. İlaçlamaya başka bir boyuttan bakıldığında çevreye verilen zarar, yani ağır metallerin ve diğer kirleticilerin birikmesi ile uzun yıllar boyu sağlığı tehdit eden unsurların insanın kendi eliyle doğaya bırakılmasıdır. Biyolojik mücadelede tarım alanlarını ilaçlamanın yerine, zararlıların doğal avcılarını kullanarak bunları yok etmek ekonomik, sağlık ve doğa açısından çok daha karlı olmaktadır. Günümüzde giderek yaygınlaşan organik tarım sertifikasyon merkezleri geleceğe yatırım yapmakta ve böylece üreticiye resmi yollar açmaktadır. Bu konuların yaygınlaştırılması üretici ve halkın aydınlatılması öncelikli hedefimiz olmalıdır. Giriş Dünya nüfusunun hızla artmasına karşılık; besin kaynaklarının sınırlı sayıda olması, yakın bir gelecekte önemli sorunları da beraberinde getirecektir. Bu nedenle insanoğlu, tarımda birim alandan daha fazla ürün almaya yönelik teknoloji ve yöntemler geliştirmiştir. Her gün bir yenisi bulunan kimyasal gübreler ve mücadele ilaçları bilinçsizce kullanılarak elde edilmeye çalışılan verim artışı ile yetinilmemiş; moleküler kaynaklı ürünler de kullanılmıştır. Tüm bunların sonucunda ekolojik denge bozulmakla kalmamış, başta insan olmak üzere bir çok canlı üzerinde olumsuzluklar görülmüştür. Bu durumda insanoğluna düşen görev; uygulanan yanlış tarım yöntemlerinden vazgeçmek, çevre için gerekli önlemleri almaktır. Bugün, ülkemizde birçok bölgede tarımsal üretim neredeyse organik üretim şartlarında gerçekleştirilmekte fakat kontrol ve sertifikasyon sistemine dâhil olmadığı için organik olarak pazarlanamamaktadır. Ülkemizin bu alanda kullanılacak çok büyük potansiyeli bulunmaktadır. Bu nedenle; ülkemiz organik tarım açısından çok şanslıdır. Avrupa da ve dünyada organik gıda pazarları hızla büyümektedir. 1996-2000 yılları arasında organik gıda satışları Amerika da % 128.6, Japonya da % 150, Kanada da %135.7 ve Avustralya da % 200 oranında artış göstermiştir. Bununla beraber sağlıklı gıda ve çevresel konularda bilinçli tüketicilerin sayısı artmakta, perakende satış yapan firmalar reklâm ve pazarlama stratejilerini geliştirmektedir. Artan destekleyici devlet politikaları ile organik gıdalara olan talebin büyüyerek artması beklenmektedir (Taşbaşlı, H. ve Zeytin, B., 2003). Genel Bilgiler Organik tarım; ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içermekte olup, esas itibariyle toprağın sürdürülebilir bir * Yrd.Doç.Dr., Gaziantep Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, varol@gantep.edu.tr
1157 verimliliğe sahip olmasını sağlama, bitkinin direncini arttırma, bitki korumada biyolojik yöntemleri de tavsiye eden, üretimde miktar artışını değil ürünün kalitesinin yükselmesini amaçlayan bir üretim sistemi olarak tanımlanmaktadır. Ayrıca, hayvansal ve bitkisel üretimi bir bütün olarak tasarlayan, öncelikle işletme içinden sağlanan girdileri kullanmayı hedefleyen en son bilgi ve teknolojiden yararlanan bir üretim tekniğidir. Tohumdan toprağa, girdiden işletmeye kadar belirli kuralları olan ve kontrol edilip sertifikalandırılan bir üretim biçimidir. Öncelikle, tarımsal üretimde, üretim ile ilişkili tüm faktörler ve olaylar bir bütün olarak değerlendirilmeli ve organik üretim yapan tarım işletmesinin kendi kendine yeterliliği sağlanmalıdır. Bunun için toprak, bitki, hayvan ve insan arasındaki ekolojik dengenin doğal kökenli ham maddeler kullanılarak mümkün olduğunca işletmenin kendi içinden veya yakın çevresinden sağlanmasına gayret edilmelidir. Organik tarımın hedefleri; toprağın biyolojik ve mineralojik yapısının korunması ve içindeki biyolojik yaşamın dengesinin yeniden tesisi, eksilen organik maddelerin yeniden kazandırılması, çölleşme ve bataklaşmanın önlenmesi yoluyla toprak verimliliğini uzun dönemde korumak ve devam ettirmek, doğal flora ve faunanın korunmasını sağlayarak genetik çeşitliliği devam ettirmek, tarımsal faaliyetten kaynaklanabilecek her türlü kirliliği önleyerek, iklim değişikliğinin önlenmesi ve sera etkisinin azaltılmasına katkıda bulunmak, sentetik tarımsal girdilerin, toprak üstünde yaşayan canlıların (bitki, hayvan, insan) sağlığı üzerinde oluşturduğu tehditleri ortadan kaldırmak, tarımsal üretimin sosyal, ekonomik ve ekolojik boyutunu birlikte düşünmek şeklinde genişletilebilir. Tartışma ve Sonuç Ekolojik sistemde hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğal dengeyi yeniden kurmaya yönelik, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içeren, esas olarak sentetik kimyasal tarım ilaçları, hormonlar ve mineral gübrelerin kullanımını yasaklaması yanında, organik ve yeşil gübreleme, münavebe, toprağın muhafazası, bitkinin direncini artırma, doğal düşmanlardan faydalanmayı tavsiye eden, bütün bu olanakların kapalı bir sistemde oluşturulmasını öneren, üretimde sadece miktar artışının değil aynı zamanda ürün kalitesinin de yükselmesini amaçlayan alternatif üretim yollarının uygulanması önem kazanmaktadır. Bu olumsuz koşullar karşısında gelir düzeyi yüksek olan ülkeler başta olmak üzere birçok ülkede bilinçlenerek örgütlenen üretici ve tüketiciler, doğayı tahrip etmeyen yöntemlerle insanlarda zehirli etki yapmayan tarımsal ürünleri üretmeyi ve tüketmeyi tercih etmişler. Bu çerçevede ekolojik tarım hatalı uygulamalar sonucu kaybolan doğadaki dengeyi yeniden kurmaya yönelik, toprağın verimliliğinde devamlılık sağlayan biyolojik mücadele ile hastalık ve zararlıları kontrol altına alarak, insana ve çevreye dost üretim sistemlerini içeren, sentetik kimyasal gübre ve ilaçların kullanımını yasaklayan, organik ve yeşil gübreleme, ekim nöbeti ve toprak muhafazasını tavsiye eden, her aşaması kontrol altına alan bir sistemdir. Bu amaçla yeni bir üretim tarzı olarak uygulanmaya çalışılan organik tarımda, biyolojik mücadelenin rolü de kendini önemli derecede hissettirmektedir. Biyolojik mücadele, doğal dengeden yaralanılarak zararlılara karşı onların zararına çalışan değişik kaynaklı organizmaları kullanarak zararlı populasyonlarını ekonomik zarar seviyesinin altında tutmak amacıyla yapılan çalışmalardır ve temel düşünce özellikle türlerin korunmasıdır. Bununla birlikte, zararlı populasyonların biyolojik mücadeleyle kontrol altına alınamayacağı fikrine karşı, çok sayıdaki uygulama sonuçları durumun tam tersi olduğunu göstermiştir (Öncüer, 1997). Biyolojik mücadelede verim kaybına sebep olan böcekleri yiyenler (Predatörler), hastalık etmenleri olan bazı virüs ve bakteriler ayrıca bu canlıların parazitoitleri kullanılmaktadır. Predatörlere örnek olarak; Unlu bit predatörü (Cryptolaemus montrozieri), beyaz sinek predatörü (Serangium parcesetosum), kırmızı örümcek predatörü (Stethorus spp.), kırmızı örümcek predatörü (Phytoseiidae), uğur böceği (Coccinella septempuctata), Syrpid türleri, Chrysopa carnea, Radollia cardinallis, örümcekler, Carabidae türleri, peygamber devesi, Reduviidae gibi bazı faydalı predatörler kullanılmaktadır. Parazitoidlere örnek olarak; Sünenin ilkbaharda buğday yaprakları üzerine paketler halinde bıraktığı yumurtalarının içersine kendi yumurtasını bırakarak sünenin çoğalmasını engellemede büyük önem taşımaktadır. Diğer bazı yumurta parazitoidleri (Trichograma sp. ve Trissolcus sp.), yaprak biti paraziotidi, yıldız koşnili paraziotidi, beyazsinek parazitoidi (Cales noacki), kırmızı kabuklubit parazitoidi (Aphytis sp. ve Comperialla sp.) türleridir. Patojenlere örnek olarak; Süne ve hortumlu böceğinin patojeni (Beauveria bassiana), yaprak bitlerinin patojeni (Fusarium sp.), ekin kurdu gibi bazı zararlı larvaların patojeni (Bacillus thuringienses). Mücadelede en yaygın olarak Insecta sınıfına bağlı; Dermaptera, Neuroptera, Coleoptera, Hymenoptera, Diptera takımlarının predatör ve parazitoit bireylerine ait larva ve erginlerinin kullanılmasına karşın, diğer bazı
1158 grupların da mücadelede etkili olup olmayacağı yönünde çalışmalar devam etmektedir. Bu alanda Akarlar ve Örümcekler dikkati çekmiş canlı gruplarıdır (Ceylan, 2005). Bunun dışında bazı örümcek gruplarının; zararlı böcekleri, özellikle kelebek tırtıllarını ve yaprak bitlerini yiyerek biyolojik mücadeleye katkı sağladığı belirlenmiştir. A.B.D de yapılan bir araştırmada, örümceklerin, Choristoneura fumiferana (Tortricidae) epidemilerinde, 0.4 hektarlık bir alanda 75 000 adede ulaşarak, böcek imhasında böcekçil kuşlardan da faydalı oldukları ortaya konmuştur. Örümcekler hemen her türlü habitat ve ekosistemlerde yaşarlar. Deniz yüzeyinden kutuplara kadar görülebilirler. Bulundukları çevrede ısı, nem, rüzgar, ışık yoğunluğu, biyolojik faktörler, yeşillik türü, yiyecek, yarışçılar ve düşmanlar gibi, ekolojik olarak habitat tercihleri vardır. Habitata yerleşim olarak düşünülürse yerde gezinen ve aktif avlananlar, tarla alanlarında vejetasyonun 15-180 cm yüksekliğe kadar olan bölümde, çalılık alanlarda 150-180 cm kadar olan bölümde ağ kuranlar, ormanlık alanlarda 180 cm den daha yüksek yerleri tercih edenler şeklinde sınıflandırılırlar. Örümceklerin habitat tercihleri değişken olduğu için besinleri de çeşitlilik göstermektedir. Örümcekler bütünüyle karnivor hayvanlardır ve besin kaynaklarının en büyük parçasını şüphesiz böcekler oluşturur. Yapılan immunolojik besin analizlerinden örümceklerin afidler gibi zararlı böcekler üzerinden beslendikleri ortaya koymuştur. Ağlarıyla birçok av yakalar ve diğer büyük avlarını kolaylıkla zararsız hale getirirler. Çekirgeler, peygamberdeveleri, kınkanatlılar ve kelebekler diğer önemli avlarıdır. Örümcekler zararlı böceklerin ortadan kaldırılmasında rol oynarlar ve genellikle sosyal koloniler kurmazlar. Örümceklerin "Tampon etkileri" vardır. Doğada besinlerini oluşturan canlıların sayısını sınırlı tutarlar. Bu açıdan tarımsal alanların doğal faunasında hangi predatör türlerin bulunduğunu tespit etmek biyolojik mücadelenin ilk basamağını oluşturmaktadır. Daha sonra faunada zararlılara karşı hangi türlerin daha etkili olduğu araştırmalı, bu türlerden de besin listesi dar olanlar tercih edilmelidir. Kuzey Amerika, Avrupa ve Uzak Doğuda örümcekler üzerine yapılan ekolojik araştırmalarda örümceklerin tarımsal ekosistemlerde çok önemli predatörler olduğu anlaşılmıştır. Yonca, korunga, arpa, buğday, pirinç, mısır ve pamuk gibi ekonomik değeri yüksek tarlalarda yapılan faunistik araştırmalarda, örümcek familyalarından Lycosidae, Linyphiidae ve Thomisidae faunanın tüm predatör arthropodlar içerisinde % 70-80'ini oluşturduğu tespit edilmiştir (Riechert and Lockley, 1984). Kültür alanlarında bu predatörlerin avlarının büyük bir kesimini Collembola, Diptera ve Homopterler gibi yumuşak vücut yapılı böcekler oluşturmaktadır. Örneğin, kurt örümceği Pardosa lugubris'in avının % 85'ini Diptera, Hemiptera ve diğer bazı benzer böcekler teşkil etmektedir (Ashikbayev,1973). Son yıllarda örümcek ve böcekler arasındaki av-avcı ilişkisi ve örümceklerin ekolojik dengenin korunmasındaki rollerinin ne olduğu konusunda yoğun ekolojik araştırmalar yapılmaktadır. Ağ örmeyen yedi örümcek türü üzerinde beslenme gözlemleri yapılmış ve bunlardan bazılarının polifag davrandığı, bir kaçının ise sadece belirli bir kaç av üzerinden beslendikleri tesbit edilmiştir (Nentwig, 1986). Linyphia triangularis de kuvvetli polifag bir örümcektir. Kendisine sunulan 153 farklı tür avdan 150'sini kabul etmiştir (Turnbull, 1962). Zodarium, Callilepis, Ero, Misumena ve Tibellus ise genellikle sadece belirli gruplar üzerinden beslenmekle, stenofag özellik gösterirler. Biyokontrolde önemli olan monofag türleri belirleyip, yapılacak mücadele de bunların kullanımlarını araştırmaktır. Örümceklerin bu denli geniş beslenme rejimlerinin olması, onları biyolojik savaşımda kullanılabilecek en iyi predatörler içerisine sokar. Günümüzde orta Asya ve Amerika da pirinç, buğday v.s. tarlalarda predatör olarak kullanılmaktadır. Yapılabilecek geniş araştırmalarla monofag veya stenofag türlerin bulunası ile belirli zararlı türler ile savaşım, gayet kolay ve ucuz olabilecektir. Oysa zararlılara karşı üretilen pek çok ilaç oldukça pahalıya mal olmakta, milli gelirde fark edilir etkiye sahip olmaktadır. Şu da unutulmamalıdır ki biyolojik mücadele ile kimyasalların çevreye verdiği zararların önüne geçilmiş olunacaktır. Nyffeler ve ark.'ına (1982) göre tarımsal ekosistemlerin örümcekleri iki katmana ayrılır: Toprak yüzey zonu ve vejetasyon zonu. Her bir zonda farklı örümcek grupları yer alır. Çayır ve tarlaların vejetasyon zonu örümcekleri öncelikle böcekler içerisinde dipter ve homopterlerin predatörü olduğu bilinir. Ferguson ve ark.'ı (1984) Kuzey Amerika'nın Virginia Eyaletinde soya fasülyesi tarlalarında yaptıkları faunistik bir araştırmada toprak yüzey zonunda Lycosidae ve Linyphiidae'nin, vejetasyon zonunda ise Oxyopidae, Thomisidae ve Salticidae'nin en fazla bununan örümcekler olduğunu tespit etmiştir.
1159 Linifidler üzerine yapılan bir çalışmada, bu örümceklerin besinlerinin % 60'ını Symphypleona (Collembola), % 12'sini Arthropleona (Collembola), % 12'sini afidler, geriye kalan % 16'sını ise Hymenoptera, Heteroptera, Coleoptera larvaları, örümcekler ve akarların oluşturduğu tespit edilmiştir. Linifidler üzerinde genişletilen araştırmalarda Meioneta rurestis ve Leptyphantes tenuis türlerinin stenofag, Erigone dentipalpis ise Acrythosiphon pisum (bezelye yaprak biti) üzerinden beslenerek monofag özellik gösterdiği tespit edilmiştir. Sonraki yıllarda yapılan denemelerde E. dentipalpis labotatuvar ortamında çoğaltılarak ilaç vurulmayan tarlalarda biyokontrolünde % 80 oranında başarı elde edilmiştir. Toprakaltı canlıları toprak ve bitki örtüsünün temel taşıdır. Örneğin, Hindistan da sürekli çay tarımı yapılan makineli, ilaç ve gübreli modern tarımla birlikte toprakta organik madde, serbest hale geçebilen yararlı besin elementi ve su tutma kapasitesi azalması yanında asitleşme sonucu toksik alüminyum artışı yanında toprak canlılarında yüzde 70 azalma saptanmıştır. Gübreleme ve ilaç kullanımı gereksinimi giderek artmış fakat ürün yarı yarıya düşmüştür. 1994 yılında çay bitkilerinin aralarındaki çukurlara çay budama artıkları ile çiftlik gübresi karışımına toprak solucanları katılarak toprak ıslahı uygulanmış ve verimlilik organik veya inorganik gübrelemeye göre 1, kontrol parsellerine göre 2.76 kat artırılmıştır. Toprakta yaşayan en büyük kütleyi oluşturan bakteri, alg ve mantarlar en dinamik ve yararlı canlılarıdır. Besin elementleri ve organik madde çevrimiyle toprak sağlığı ve verimliliğinde, toprak oluşumu ve ıslahında kilit rol oynarlar. Çöl topraklarında bile yaşayabilen bu canlılar sürdürülebilir, verimli tarım ve ormancılık için tohumlara, fidanlara, toprağa ekilerek verim artırılabilir. Afrika nın batısında, kabuklanarak çatlamış çöl toprakları ise uygulanan organik maddeye gelen termit karıncalarıyla ıslah edilmiştir. Termitler açtıkları deliklerle toprağa organik madde girişi ve bozunmasını hızlandırmış, toprağı gevşetmiş, su geçirgenliğini artırmış, termir ölümleri ile de katkıda bulunulmuş ve nohut ürünü verimliliğini 100 kat artırmıştır. FAO nun (Uluslararası Tarım Örgütü) özellikle tanıttığı ve ICRAF Uluslararası Agroforestri Araştırma Merkezi işbirliğiyle geliştirilen yöntemde üç kısım yerel verimsiz toprak ve bir kısım tahta talaşıyla hazırlanan komposta toprak solucanları katılarak solucan üreme hızı dört kat artırılmıştır. Toprakta yararlı azot, kalsiyum, magnezyum ve potasyum artarken asidite ve alüminyum toksisitesi azalmış, hibrid domates ürün kalitesiyle üretimi de bir kat yükselmiştir. Baklagillerin kökleriyle ortak yaşayarak havanın azotunu bağlayan nodüller yapan Rhizobia bakteri grubu da restorasyon, ıslah ve organik tarım verimliliğinde çok önemli bir yere sahiptir. Azotça zengin bitki artıkları ile de toprak zenginleşmektedir. Baklagil tohumlarına bakteri ekilerek hektarda yüzlerce kilogram hava azotu bağlanması, toprağa da birkaç yüz kilogram azot geçmesi sağlanabilmektedir. Mikorhiza ile beraber Rhizobia uygulaması ise fosfor ve molibdence zengin topraklarda bir yıl sonraki verimliliği hızla artırmaktadır. Çin de sebze yetiştiriciliğinde Basil türleri verim artırıcı, A. radiobacter tahıl kök çürüklüğünü, çeşitli ürün bitkilerinde tümörleri önleyici olarak yaygın şekilde kullanılmaktadır. Burdur ilinin yüzölçümü 6 887 km², nüfusu 259.326 dır. Burdur ilinde, karasal etkilerle ve yükselti nedeniyle az çok değişikliğe uğramış bir Akdeniz iklimi görülür. Yazlar sıcak, kışlar oldukça soğuktur. Bölgeye yağış genellikle kışın düşer, ancak özellikle dağlar arasındaki vadi geçitleri m 2 ye500 mm'nin altında yağış alırlar. Belirgin ağaç formasyonu kuzey ve batı kesimlerinde karaçam, güney ve güneydoğu kesimlerinde kızılçam, meşe ve daha az olarak güneyde sedir göze çarpar. Burdur ilinde tarıma elverişli topraklar ilin toplam alanının % 26 sını oluşturur. Ürünler arasında en geniş yeri tahıl (% 90) özellikle; buğday ve arpa gelir. Şekerpancarı, tütün, anason, yerfıstığı, üzüm ve gül takip eder. Burdur ilinde son üç yılda organik tarım alanlarında üretimi yapılan bitkiler incelendiğinde her üç yılda da rezene giderek artan değerlerle birinci sırayı almaktadır. Anason ise aksine her geçen yıl giderek azalmaktadır. Nohut son iki yılda ikinci sıraya yerleşmektedir. Bölge için önemli bir yeri olan gül 20ile 50 arsında seyretmektedir. Çörekotu giderek azalan bir ivme göstermektedir (tablo 1). İlde organik tarımla uğraşan çiftçi sayısı azalma göstermektedir. Bunun başlıca sebepleri Türkiye nin yeni girmiş olduğu pazarda kalite ve maliyet konularında yaşamış olduğu geçici istikrarsızlık sayılabilir. İlde organik tarımın sürdürüldüğü alanlarda 2002 yılında 2 355 hektardan sonra takiben yıl ve sonrasında ani bir düşüş yaşamıştır. İlk hevesle başlanan bu yatırımın külfet ve emek faktörleri stresiyle oluştuğu, diğer bölgelerde de olduğu gibi açık bir şekilde ilde de gözlenmiştir. Her iki unsura rağmen ilde üretim miktarında görülen istikrar organik tarımda başarının yakalanacağı izlenimini uyandırmaktadır (tablo 2).
1160 İdari merci ürün destekleme programlarında da organik tarım faktörünü öne çıkarmaktadır. Buna göre üretici hem kendini hem de ekmek kazandığı toprağı geliştirmek amacıyla ve bunun üzerine de fazladan gayret ve emeğini ekleyerek hak ettiği karı sağlama adına atılmış olan bu adımların, gelecekte katlanarak artırılması gereklidir. Bu ilk adımlara örnek olarak 2004 yılında dekara ödenen desteklemelerde, yem bitkileri deteklenmesini irdeliyecek olursak; Sertifikalı ve Kontrol Edilmiş Tohumluk Kullanıldığında yonca 77 (ytl) iken Sertifikalı ve Kontrol Edilmiş Tohumluk Kullanılmadığında 65; korunga 41-33, adi fiğ 20-17 v.s. olarak fiyatlandırılmıştır. Dünya Yaban Hayatı Fonu (World Wildlife Fund, WWF) tarafından da açıklandığı gibi; dünyamız hızla ekolojik kıyamete doğru gitmektedir. Son olarak da bu projelerin Türkiye de uygulanabilm olasılığı açısından, Türkiye nin arazi yapısına benzeyen eğimli alanları bulunan, yüzyıllarca tarım sonucu yaygın verimsizleşmiş toprak sorunu olan Meksika da uygulanan "Çiftçiden Çiftçiye Sürdürı ülebilir Toprak Yönetimi Pratikleri" projesinin başarısı örnek olarak gösterilebilir. Ekolojik dengenin korunmasında organik tarım ve biyolojik mücadele önemli kriterler arasında bulunmaktadır. Kaynaklar Ceylan, Y., 2005, Biyolojik Mücadele ve Biyolojik Mücadelede Kullanılan Böcekler, Gaziantep Üniversitesi, Fen Edebiyat Fakültesi, Biyoloji Bölümü, Bitirme Tezi Öncüer, C., 1997, Tarımsal Zararlılarla Biyolojik Savaş (Temel Bilgiler), Adnan Menderes Üniversitesi Yayınları, No:1052 Aydın Tarım ve Köy İşler Bakanlığı, Online version, http://www.tarim.gov.tr/arayuz/9/icerik.asp?fl=../duyurular/basinbulteni.htm Taşbaşlı, H., ve Zeytin, B. 2003, Organik Tarım İlkeleri, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı Planlama ve Projeler Dairesi Başkanlığı Yayınları, Ankara Ek 1 Ürün 2002 2003 2004 Rezene 200 Rezene 300 Rezene 354 Anason 100 Nohut 121 Nohut 100 Çörekotu 50 Anason 77 Gül 48 Gül 39 Haşhaş 36 Haşhaş 31 Gül 20 Çörekotu 14 Domates 16 Brokoli 8 Çörekotu 9 Anason 6 Tablo 1. Burdur ilinde yıllara göre organik tarım üretim verileri (Tarım ve Köy İŞ Bak 2002 2003 2004 Çiftçi sayısı 147 133 127 Üretim alanı (he) 2 355 363.68 270.55 Üretim miktarı (ton) 571.29 606.59 561.74 Tablo 2.Burdur ilinde yıllara göre organik tarımda toplam değerler Tarım ve Köy İŞ Bak