Aile Sosyolojisi. Doç. Dr. Kadir Canatan Doç. Dr. Ergün Yıldırım
|
|
|
- Koray Deniz Aydan
- 10 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 Aile Sosyolojisi Doç. Dr. Kadir Canatan Doç. Dr. Ergün Yıldırım A A Ç I l l M K İ T A P
2 açılımkitap alayköşkü cad. civan han no: 6/4 cağaloğlu-istanbul tel: aile sosyolojisi kadir canatan & ergün yıldırım açılımkitap: 25 sosyoloji: 13 yayınevi sertifika no: birinci baskı: te m m u z 2009 ikinci baskı: şubat ISBN: kapak tasarım ve içdiizen: furkan selguk ertargin baskı: şenyıldız matbaacılık gümüşsüyü cad. no: 3 kat: 1 topkapı-ist. tel: c///.- yıldız mücellit açılımkitap bir pınar yayın grubu kuruluşudur.
3 İ Ç İ N D E K İ L E R ÖNSÖZ BÖLÜM / 13 AİLE SOSYOLOJİSİ: BİLİMSEL VE KURAMSAL ÇERÇEVE 1. Aile Sosyolojisi: Konuları, Perspektifi ve Gelişimi / 15 Kadir Canatan 1.1. G iriş Aile Sosyolojisinin K onulan Aile Sosyolojisinin Perspektifi Aile Sosyolojisinin Gelişim i Türkiye'de Aile Araştırmaları Aile Hakkında Kuramsal Perspektifler / 31 Kadir Canatan 2.1. G iriş Aile Teorilerinin Tarihsel G elişim i Aile Hakkında Kuramsal Perspektifler Ekolojik Perspektif Yapısal-tşlevselci Perspektif Çatışma Perspektifi Feminist Perspektif Simgesel Etkileşimcilik Toplumsal Alışveriş Perspektifi Ailevi Gelişim Perspektifi Aile Sistemleri Perspektifi Sonuç: Kuramların Kıyaslamak Analizi BÖLÜM / 51 AİLENİN TANIMI, TÜRLERİ VE İŞLEVLERİ 1. Aile Kavramının Tanımı / 53 Kadir Canatan 1.1. G iriş Akraba Kavramlar: Ev, Evlilik ve Hane Halkı Aile Tanımlanabilir m i?...59
4 6 Aile Sosyolojisi 2. Aile ve Evlilik Türleri / 65 Ergün Yıldırım 2.1. G iriş Evlilik T ü rleri Aile Türleri Geleneksel Geniş Aile Modern Çekirdek A ile Aileye Alternatif Yaşam Biçimleri ve Yeni Aile Türleri Tek Ebeveynli A ile Babasız Aile Üvey A ileler Birlikte Yaşama Ailenin İşlevleri / 83 Kenan Çağan 3.1. G iriş Ailenin İşlevleri Geniş Aileden Çekirdek Aileye BÖLÜM / 95 TARİHSEL-TOPLUMSAL DEĞİŞME ve AİLE İÇİ İLİŞKİLER 1. Türk Ailesinin Tarihsel Gelişimi / 97 Kadir Canatan 1.1. G iriş Eski Türklerde Aile İslami Dönemde A ile Modern Türkiye de Aile Sonuçlar Toplumsal Değişme Sürecinde Aile / 121 Ergün Yıldırım 2.1. G iriş Ailenin Modernleşmesi Özneleşen Birey, Patlayan/Parçalanan Mahremiyet ve Çekirdek A ile Kadm Erkek Rollerinin Eşitliği Göç ve A ile Kentleşme ve A ile Türk Ailesi ve Toplumsal Değişme Aile İçi İlişkiler ve İletişim / 139 Emel Yıldırım & Ergün Yıldırım 3.1. G iriş Aile Yapısı: Çocuk, Eş ve Kardeşlik İlişkileri Ebeveyn ve Çocuk İlişkileri Kardeşler Arası İlişkiler ve Ebeveynlerin Rolü Eşler Arası İlişkiler Aile İçi Disiplin İletişimde Yaygın Anne-Baba Tutumları...149
5 İçindekiler 7 4. BÖLÜM / 153 DEĞİŞEN AİLE, TOPLUM ve KÜLTÜR YAPILARINDA ÇOCUK ALGILARI 1. Çocukluk Sosyolojisi / 155 Cevat Özyurt 1.1. Çocukluğun Tanımı Aktif Çocukluk Yaklaşım ı Sosyal Yapıya Vurgu Yapan (Pasif) Çocukluk Yaklaşımı Sosyal Teoride Çocukluk: Locke un Çocukluk Anlayışı Rousseau nun Çocukluk Anlayışı Durkheim m Çocukluk Anlayışı Dewey in Çocukluk Anlayışı Çocuk Sosyolojisinin Gelişimi ve Genel Konular Çocuk Sosyolojisinde Varsayımlar Çocukluğun Tarihi Tarım Toplumlarında Ç ocuk Sanayi (Modern) Toplumlarında Çocuk Sanayi Ötesi Toplumlarda Çocukluk Farklı Aile Tipleri İçinde Ç o cu k Aristokrat Ailede Çocuk Burjuva Ailesinde Çocuk Köy Ailesinde Çocuk İşçi Ailesinde Çocuk Çocukluk Paradigmasının Tarihsel Dönüşümü Geleneksel Çocukluk Paradigması Modern Çocukluk Paradigması Postmodern Çocukluk Paradigması Çocukların Toplumsal/Siyasal Katılımı Çocuk Hakları ve BM Çocuk Hakları Sözleşm esi Çocuk H aklan BM Çocuk Hakları Sözleşmesindeki Genel İlkeler Çocuk Haklarıyla İlgili Türkiye deki Karşılaşılan Bazı Sorunlar Çocuk Suçluluğunu Önlem enin Temeli O larak U lu slararası Çocuk Sözleşm eleri ve Aileye Verilen Önem / 183 Ramazan Yelken 2.1. G iriş ÇOCUK, SUÇ VE TOPLUMSAL ÇEVRESİ Uluslararası Belgeler ve Çocuk Suçluluğunun Önlenmesi Çocuk Suçluluğunun Önlenmesine İlişkin BM Yönlendirici İlkeleri (Riyad İlkeleri) ve Merkezi Kurum Olarak A ile Sonuçlar ve Öneriler Dünyada ve Türkiye de Çocuk Algıları ve Cinsiyet Ö ncelikleri / 197 Kadir Canatan 3.1. Giriş: Aile Değerleri ve Çocuk Algılan Sorun Saptama ve Veri Tabam Cinsiyetlerine Göre Çocuk Öncelikleri: Ülkeler Tipolojisi Erkek-Çocuk Yönelimli Ü lkeler Kız-Çocuk Yönelimli Ülkeler Cinsiyet Ayrımı Yapmayan Ülkeler Sonuçlar...211
6 5. BÖLÜM / 215 AİLE VE KURUMLAR ARASI İLİŞKİLER 1. Dünyada ve Türkiye de Aile Politikaları / 217 Kadir Canatan 1.1. G iriş Farklı Aile Politikaları İsveç H ollanda İngiltere Türkiye Sonuçlar Dinlerin Perspektifinden Aile Kurumu / 233 Mustafa Tekin 2.1. G iriş Kavramsal Çerçeve ve Tarihsel Yaklaşım Yahudilikte Aile Hıristiyanlıkta A ile İslam da A ile Diğer Dinlerde Aile Sonuçlar Klasik Türk Düşüncesinde Ailevi Değerler / 263 Kadir Canatan 3.1. G iriş Ailenin Tanımı Ailevi Değerler Evlilik Değerleri Terbiye Değerleri Geçim Değerleri Saygı Değerleri Görgü Değerleri Sonuçlar KAYNAKÇA İNDEKS...303
7 I. B ö l ü m AİLE SOSYOLOJİSİ: BİLİMSEL VE KURAMSAL ÇERÇEVE
8 AİLE SOSYOLOJİSİ: KONULARI, PERSPEKTİFİ VE GELİŞİMİ Doç. Dr. Kadir Canatan 1.1 GİRİŞ Aile sosyolojisi, genel sosyoloji içinde gelişen alt uzmanlık alanlarından biridir. Ondokuzuncu'yüzyılın ikinci yarısından bu yana gelişmeye başlamış olan bu uzmanlık dalı, sosyolojik perspektiften hareketle aile ve aile ile ilişkili tüm konulan incelemeye çalışmaktadır. Aile sosyolojisinin oluşum ve gelişimini tasvir etmeyi hedefleyen bu bölümde şu üç temel soruya cevap aranacaktır: Aile sosyolojisinin temel konuları nelerdir? Aile sosyolojisi hangi perspektiften bu konulara yaklaşmaktadır? Aile sosyolojisi hangi aşamalardan geçerek günümüze gelmiştir? Ayrıca bu bölümde Türkiye de aile sosyolojisinin gelişimini anlamak için aile araştırmalarının ne durumda olduğu özetlenecektir. 1.2 AİLE S O S Y O L O J İ S İ N İ N K O NU LARI Aile sosyolojisinin konusunu en geniş anlamda, aile olgusunu ilgilendiren tüm konular olarak belirlemek mümkündür. Nitekim günümüz
9 1 6 Aile Sosyolojisi de aile sosyolojisi çalışmalarına baktığımız zaman konularının ve çalışma alanlarının giderek çeşitlendiğini görmekteyiz. Ancak temel konuları şu üç alanla sınırlandırmak mümkündür (Mayer, 1981:20): a) Ailenin yapısı ve çeşitleri: Aile bağlamında kimler bir arada yaşamaktadır ve aralarındaki ilişkiler nasıl düzenlenmiştir? b) Ailenin tarihsel gelişimi ve varlığını sürdürme biçimleri: Aile ne tür bir değişim geçirmektedir ve bu değişimde hangi faktörler etkili olmaktadır? c) Ailenin anlamı ve işlevleri: Ailenin anlamı ve işlevleri, taraflar açısından ne ifade etmektedir? Son noktada taraflar ı, aile üyeleri, sosyal gruplar ve tüm toplum olarak tanımlayabiliriz. Aile, bu her üç kesim açısından da işlevleri olan bir kurumdur. Her ne kadar aile, ilk etapta kendi üyelerinin temel gereksinimlerine cevap vermek üzere varlık kazanmışsa da işlevleri aile üyeleriyle sınırlı değildir. Aile, toplumdaki başka sosyal gruplara dönük işlevler de kazanmıştır. Sözgelimi aile, anne babası tarafından terk edilmiş başka çocuklara sığınak olabilir ve bu şekilde oluşan koruyucu aile hem toplumsal konumu zayıf aile ve çocuklar, hem de daha geniş anlamda tüm toplum için bir işlev kazanabilir. Aile sosyolojisinin çalışma alanları her zaman bu konularla sınırlı olmamıştır. Aile sosyolojisinin konuları zaman içinde değişmiştir (Mayer, 1981:22-24). 19. yüzyılda Batı da meydana gelen büyük çaplı toplumsal değişmelerle birlikte, dikkatler değişen ve çözülen toplumsal yapılara ve dolayısıyla aileye çevrilmiştir. Yeni aile tipi kadar evrimci modernist düşüncelerin etkisiyle, sözde ilkel toplumlardaki aile tipleri ve bunların gelişimi de ele alınmıştır. Antropoloji ve sosyolojinin iki gözde konusu aile ve dinin gelişimidir (Pritchard, 2005:34-36). İngiltere de Sir Henry Maine ( ) ataerkil ailenin sosyal hayatın asli ve evrensel şekli olduğunu iddia etmiştir. Buna göre ailede erkeğin reisliği mutlaktır ve bu durum, yeni kuşak erkekler aracılığıyla sürdürülmektedir. Diğer bir hukukçu İsviçreli Johann Jakob Bachofen ( ), ilkel aile yapısıyla ilgili olarak karşıt bir sonuca ulaşmıştır. Ona göre başlangıçta sınırsız bir cinsel özgürlük söz konusuydu, daha sonra anasoylu ve anaerkil bir toplum var olmuş ve insanlık ancak son dönemlerde babasoylu ve babaerkil bir topluma geçiş yapmıştır. Üçüncü bir hukukçu İskoç McLennan ( ) her ne kadar kendi çağdaşlarının evrimci şemalarıyla alay etse de kendine özgü bir sosyal gelişme yasasına içten içe bağlıydı. Ona göre ilk insan sınırsız bir
10 Aile Sosyolojisi: Bilimsel ve K u ra m sa l Ç e rç e ve 1 7 cinsel yaşama sahipti. Birbirinden bağımsız yaşayan kabilelerde erkekler başka bir kabileden kızla evlenmek zorundaydılar (Başka bir deyişle egzogami kuralı geçerliydi). Bu ilk topluluklar, çokkocalılık yoluyla babasoylu düzeni oluşturdular. Bu arada aile bizim alışık olduğumuz şekle dönüştü. Kabile ve aşirete dayalı aile düzeni sonunda hane ve aile birimlerine ulaştı. Bu görüşler Eski Ahit uzmanı ve karşılaştırmalı dinler disiplininin kurucularından biri olan William Robertson Smith ( ) tarafından da benimsenmiştir. Çok yönlü bir şahsiyet olan Sir John Bubbock ( ) ve daha sonra Baron Avebury de ilkel sınırsız cinsel yaşam aşamasından modern evliliğe varan gelişimin izlerini sürmüştür. Karşılaştırmalı yöntemin en karmaşığını Amerikalı hukukçu L. H. Morgan ( ) ortaya koymuştur. O, yine sınırsız cinsel yaşamdan başlayıp tek eşli evlilikler ve Batı medeniyeti ailesiyle biten on beşten aşağı düşmeyen gelişim aşaması saptamıştır. Bu noktada Morgan, Engels ve Marks gibi komünist düşünürlere de ilham kaynağı olmuştur. Tüm bu incelemelerde iki nokta ortaktır: İlkel toplumlarda sınırsız cinsellik ve sürekli parçalanarak küçülen aile modeli. Bu gelişim şeması içinde Batılı çekirdek aile, adeta son aşamadır. Bu tek çizgili doğrusal (uni-linear) gelişim aşamaları teorisi, Avrupamerkezcil niteliğinden dolayı daha sonraki dönemlerde tartışılacaktır. Batı dünyasında ailede meydana gelen değişmelere bakış, siyasal akımlara göre farklı anlamlar ifade etmiştir. Muhafazakârlar, ailenin değişimini bir bozulma ve dejenerasyon olarak görürken, liberaller ve sosyalistler bunu kaçınılmaz ve çağdaş bir gelişme olarak algılıyorlardı. İkincilere göre, eğer aile geçmişten bu yana değişiyorsa bu söz konusu kurumun Tanrı tarafından kurulan doğal ve değişmez bir kurum olmadığına işaret etmektedir. Hatta sosyalistler, devlet ve özel mülkiyetin yanında aile nin de ileri bir aşamada tümden ortadan kalkacağına inanıyorlardı. Birinci Dünya Savaşı na kadar sanayileşme, Batı Avrupa ve Kuzey Amerika nın büyük bir bölümünde bir gerçeklik haline gelmişti. Sanayileşme ile birlikte ortaya çıkan en önemli gelişme, aile ile işyeri arasındaki ilişkinin değişmesidir. Daha doğrusu aile ile işyeri arasında mesafenin belirmesidir. Bu aile sosyolojisinde konu değişmesini beraberinde getirmiştir. Bu yeni gelişmenin aile açısından etkisi incelenmeye başlanmıştır. Özellikle aile sosyolojisinin özel bir uzmanlık alanı olarak geliştiği Amerika da bu böyle olmuştur. Chicago Üniversitesi nin önderliğinde söz konusu sosyal süreçler ve bunun birey-aile ilişkisine etkisi araştırmalara konu olmuştur. Bu araştırmalarla ailenin geçmişi değil,
11 18 Aile Sosyolojisi daha çok bugünü önem kazanmaya başlamıştır. Chicago Okulu na mensup aile sosyologları, ayrıca ailede kadm-erkek ilişkilerini araştırmaya yönelmişlerdir. Ailenin bugününe yönelik çalışmalar, önceki yüzyıla ait makro ve spekülatif söylemlerin terk edilmesine ve giderek daha ampirik nitelikli araştırmaların yapılmasına neden olmuştur. Bu tarihlerden itibaren aile sosyolojisi, sosyolojik araştırmalardaki genel trende uyarak ampirik bir niteliğe bürünmeye başlamıştır. İkinci Dünya Savaşı ndan sonraki dönemde aile sosyolojisinin konuları çeşitlenmiş ve artık ortada merkezi konu diye bir şey kalmamıştır. O günden bugüne, yukarıda ana çerçevesini çizmeye çalıştığımız konular (üç grup konu) üzerinde paralel çalışmalar yürütülmektedir. Bu arada sosyolojideki eski ve yeni perspektiflerde aile araştırmalarını etkilemeye ve böylece teorik ağırlıklı çalışmalar aile sosyolojisi içinde bir gelenek oluşturmaya başlamıştır. Yukarıdaki konular, tüm bu perspektifler tarafından irdelenmiştir. Demin de belirttiğimiz gibi aile sosyolojisinin konuları zamanla çeşitlenmiştir. Bu çeşitlenmeyi görmek için yurtdışmda yazılmış aile sosyolojisi kitaplarına şöyle bir göz gezdirmek yeterlidir. Bir örnek vermek gerekirse, Amerika Birleşik Devletleri nde yayınlanmış bir aile sosyolojisi kitabı dört temel bölümden oluşmaktadır (Bakınız: Nock, Steven L. (1992), Sociology o j the Family, Prentice Hail, Englewood Clijjs, New Jersey). İlk bölüm, Aile Hakkında Perspektifler başlığını taşımakta ve bu başlık altında ailenin incelenmesi, ailenin tanımlanması ve tarihsel bağlamda Amerikan aileleri gibi alt başlıklar bulunmaktadır. Bu bölümde aile sosyolojisi konusundaki temel kavramlar, perspektifler ve örnek olarak Amerika daki ailelerin gelişimi ele alınmaktadır. Böyle bir girişten sonra ikinci bölümde Ailenin Oluşumu ve Çözülmesi başlığı altında; eş seçimi, evlilik ve evli eşlerin yargıları gibi ailenin oluşumuyla ilgili konular işlenmekte ve hemen ardından ailenin çözülmesi anlamına gelen boşanma olgusuna ve yeniden evlilik konusuna değinilmektedir. Üçüncü bölüm, Aile Geçişleri ne ayrılmıştır. Burada ailenin gelişim aşamaları bağlamında anne-babalık, çocuk gelişimi ve sosyalleşme ile, ileri yaşlarda ailenin işlevleri İncelenmektedir. Açıktır ki bu bölümde ailenin işlevleri, aile üyeleri açısından ele alınmaktadır. Dördüncü ve son bölüm ise, Aile ve Diğer Kurumlar başlığını taşımakta ve ailenin eğitim, ekonomi, devlet ve din kuramlarıyla ilişkisi mercek altına alınmaktadır. Bu bölüm, ailenin başka kurumlar için işlevlerini, başka bir deyişle toplumsal kuramlarla etkileşimini incelemektedir. Son olarak
12 Aile Sosyolojisi: Bilimsel ve Kura m sa l Ç e rç e ve 19 bu bölümde, tekrar başa dönülmekte ve ailenin yeniden tanımlanması konusu ele alınmaktadır. Amerikan toplumundaki gelişmeler ışığında ailenin konumu ve yeni biçimleri değerlendirilmektedir. Bu çalışmadan da görüldüğü üzere aile, toplumda kendi başına bir kurum değildir. Başka kuramlarla ilişkisi içinde anlaşılması gereken interaktif bir birimdir. Bu birimin kendisi, başka kurumlan etkilediği gibi kendisi de başka toplumsal gelişmeler ve kurumlar tarafından etkilenmektedir. Öyleyse aileyi incelemek, aslında onu tüm toplumsal kuramlarla birlikte ele almak anlamına gelmektedir. Sonuç olarak ailenin sosyolojik anlamı, bu olgunun tabaka, kabile, sınıf, bölge, etnisite, kır-kent, sosyal grup gibi çeşitli sosyolojik kolektiviteler içinde ve dolayısıyla toplumsal bağlamında araştırılarak yorumlanmasıdır. Ailenin, yapısal ve değersel boyutlarıyla toplumsal ilişki ağları ve yapıları içerisinde değerlendirilmesidir. Sözgelimi eğer aile olgusunu kent bağlamı içinde araştırıyorsak, kentin sosyal bağlamıyla birlikte düşünmek zorundayız. Ya da toplumsal değişmenin kolektif dinamikleriyle nasıl bir ilişki içinde olduğunu irdelemeye çalışıyorsak, bu ailenin sosyolojik olarak yorumlanması anlamına gelmektedir. 1.3 A İLE S O S Y O L O J İ S İ N İ N PER S P E K T İF İ Aile sosyolojisi, sosyolojinin özel bir uzmanlık alanı olmakla birlikte, genel sosyoloji ve diğer alt dallarında olduğu gibi amacı, aile kurumunu ve sorunlarını sosyolojik perspektiften incelemektir. Ailenin sosyolojik perspektiften incelenmesi ne anlama gelmektedir? Aslında sadece aile sosyolojisi değil, tüm sosyoloji (başka alt uzmanlık alanlarıyla birlikte) topluma belirli bir perspektiften bakmayı gerektirmektedir. Sosyolojik perspektifin ne olduğu, sosyoloji literatüründe birçok şekilde açıklanmıştır. Bu açıklamaların içinde herhalde C. W. Mills in sosyolojik düşgücü (sociological imagination) kavramı kadar önemli ve yaygın başka bir kavram bulunmamaktadır. Bu konuda Mills şunları söylemektedir: Günümüz insanının gereksindiği şey, kendisinin dışındaki dünyada ve kendi benliğinde olup bitenleri anlamasını sağlayacak düşünsel bir nitelik kazanmak; böylece, önünde bulduğu bilgilerden bu amaçla yararlanabilmek için gelişkin bir düşünce düzeyine çıkabilecek duruma gelebilmektir. Bu düşünsel niteliği ise, gazeteciler, bilim adamları, sanatçılar, okuyucular, yayınevi sahipleri, daha iyi anlasınlar diye toplumsal düşün (imgelem, muhayyele, imagination) yeteneği olarak tanımlamak istiyorum. (Mills, 2000:15).
13 20 Aile Sosyolojisi Tüm klasik sosyologların sahip olduğu ve günümüz insanının da sahip olması gerektiği sosyolojik düşgücünü Mills, iki farklı anlayıştan biri olarak takdim etmektedir: Toplumbilimsel düşünce yeteneğinin varlığını gösteren en önemli belirtken, karşılaşılan sorunları bireyin dar yaşam ortamının sorunları olarak gören anlayış ile, bu sorunları toplumsal yapının kamusal sorunları olarak ele alan anlayış arasındaki farklılıktır. (Mills, 2000:20). Ona göre toplumbilimsel düşgücü, kişisel gibi gözüken sorunları toplumsal ve tarihsel bağlamı içinde ele almayı ifade etmektedir. Bugün biliyoruz ki, kuşaktan kuşağa, insanoğlu şu ya da bu tür bir toplumda yaşamakta; her insan belirli bir biyografisini tarihin belli bir diliminde yazıp noktalamaktadır. İşte bu küçük ömürcüğü iledir ki, ne denli küçük ölçüler içinde olursa olsun, toplumun ve tarihsel durumunun ürünü olan insanoğlu, aynı anda yaşadığı toplumun biçimlenişine de katkıda bulunmuş olmaktadır. (Mills, 2000:16). Demek ki toplumbilimsel düşüncede birey, toplum ve tarih kavramları bir arada düşünülmeli ve birbirleriyle ilişkileri içinde incelenmelidir. Aile ve evlilik sorununu bir örnek olarak alırsak, Evlilikte erkek olsun, kadın olsun birçok insan kişisel sorunlarla karşı karşıya kalabilir. Ama her 1000 evlilikten 250 si, evliliğin ilk dört yılı içinde boşanmayla sonuçlanıyorsa, ortada, aile ve evlilik kuramlarıyla, hatta bunları oluşturan temeldeki diğer toplumsal kuramlarla ilgili yapısal bir sorun var demektir. (Mills, 2000:22) Toplumsal olgu ve süreçleri ele almak için sosyolojik düşgücüne sahip olmak önemli bir başlangıç noktası ise de, bu düşünce biçimini daha işlemsel bir hale getirmek ve sosyolojik araştırmalarda kullanılır bir biçime sokmak da o denli önemlidir. Bu noktada araştırmacılar sürekli olarak deneklerin tutum ve davranışlarını, onların toplumsal konumlarıyla ilişkili bir hale getirmek ve bu değişkenler arasında bir bağıntı olup ya da olmadığını saptamak zorundadırlar. Metodolojik bir dille ifade edecek olursak, bireylerin ve grupların tutum ve davranışları bağımlı değişken, onların toplumsal pozisyonları ise bağımsız değişken olarak alınmalı ve bu iki tür değişkenler sınıfı arasındaki ilişkiler incelenmelidir. Toplumsal pozisyon, bir kişinin toplumsal sistem içindeki yerini anlatmaktadır. Toplumsal pozisyon, tekil değil çoğul bir nitelik arz eder. Sözgelimi okulda öğretmen olan bir kişi, ailesi içinde de bir baba ve koca olabilir. Söz konusu kişinin bu pozisyonlarına bağlı olarak rolleri de değişir. Okulda, kendisinden ders vermesi beklenirken, ailede çocuklarına babalık, eşine karşı da kocalık yapması beklenir. Bu durumda
14 Aile Sosyolojisi: Bilimsel ve Kura m sa l Ç e rç e ve 21 toplumsal pozisyon ile toplumsal roller bir madalyonun iki yüzü olarak karşımıza çıkmaktadır. Burada temel soru şudur: Tutum ve davranışlarımız, hangi oranda toplumsal pozisyon ve rollerimiz tarafından belirlenmektedir? Eğer bir kişi ya da grubun tutum ve davranışları ile toplumsal pozisyonu arasında istatistiksel bir bağıntı tespit edebiliyorsak, bu durumda, yukarıdaki soruya olumlu bir cevap vermek zorundayız. Belki bir örnek vermek daha açıklayıcı olacaktır: Sözgelimi aile içinde disiplini vurgulayan kişilerin bu tutumları, pekâlâ onların anne-baba olmak gibi pozisyonlarıyla ilgili olabilir. Eğer çocuklar bu düşünceye olumlu bakmıyorlarsa, bu da yine onların kendi pozisyonlarından kaynaklanıyor olabilir A İLE S O S Y O L O J İ S İ N İ N GELİŞİM İ Aile, ilk insan toplumlarmdan itibaren var olan en kadim ve en temel kurumdur. Bu nedenle bu kurum, geçmişten günümüze kadar pek çok düşünür ve gözlememin dikkatini çekmiş ve çeşitli incelemelere konu olmuştur. Dünya toplumlarım en fazla etkileyen dünya dinlerinin kutsal kitaplarına ve yazarlarına göre aile, ilkin Âdem ve Havva nın yaratılması ve birlikteliği ile kurulmuştur. Demek ki aile ilk insan toplumunun temeli ve başlangıcıdır. İlk insan Âdem in aynı zamanda ilk peygamber (yani Tanrı dan haber getiren elçi) olduğu da düşünülürse, aile ve din kurumu, ilk insan toplumunda ortaya çıkmış asli toplumsal kuramlardır. Din, bir yandan inanç ve ritüeller yoluyla insan-tanrı ilişkisini, diğer yandan da insan-insan ve insan-toplum arasındaki ilişkileri düzenlemiştir. Böylece daha ilk insan toplumunda din temelli bir hukuk düzeni de ortaya çıkmıştır. Aile, din ve hukukun olduğu bir toplumda eğitim de sözel aktarıma dayalı bir uğraş olarak doğmuştur. Şu halde, temel toplumsal kurumlar (aile, din, hukuk ve eğitim) daha ilk insan toplumundan itibaren varlık kazanmışlardır diyebiliriz. Geleneksel ataerkil toplumlarda kadın ve erkek arasında kesin bir işbölümü vardır. Kadın, genellikle ev işleri ve çocukların yetiştirilmesiyle meşgul olurken, erkek dışarıda üretim ve yönetim işleriyle uğraşıyordu. Kadın ve erkek arasındaki bu işbölümüne ilk karşı çıkanlardan biri, antik çağ Yunan düşünürü Platon (İ.Ö ) olmuştur. O, Devlet adlı yapıtında yöneticiler, dövüşçüler ve üreticiler olmak üzere üç sınıf ayırt etmektedir. Ona göre ideal olarak ilk iki sınıfın aile kurma ve özel mülkiyet hakları olmamalıdır. Çünkü aile ve özel mülkiyet, iyi yönetmeye ve iyi dövüşmeye engel olmaktadır.
15 22 Aile Sosyolojisi Kadınların devlet işlerinde erkeğe eşit olup olmadığını tartışan Plato, bu konuda da geleneksel düşüncelere aykırı düşen bir fikre ulaşmıştır. Ona göre kadınlarda erkekler gibi müzik ve jimnastik eğitimi alırlarsa, pekâlâ yönetici ve bekçi olabilirler. Ancak yönetici ve bekçilerin normal bir aile düzeni sürdürmesi doğru değildir, bu kesimde kadın ve çocuk ortak olacak ve kadınların görevlerini sürdürebilmeleri için çocuklarım bakıcılara bırakacaklardır (Platon, 2006:160). Plato nun öğrencisi Aristo, kadın ve erkeklerin eşitliği fikrini reddetmiş ve kadını erkeğin yarısı ya da eksik erkek olarak nitelemiştir. Tüm ortaçağ boyunca gerek Hıristiyan dünyasında gerekse İslam dünyasında daha çok Aristo ve onun fikirleri etkili olmuştur. Aristocu (Meşşai) Müslüman Türk düşünürlerden Nasiruddin Tusi ( ), aile ve evin temelini baba, ana, evlatlar, hizmetçi ve erzak olmak üzere beş kısma ayırmaktadır. Bilmek gerekir ki, ev denildiğinde taş, kerpiç ve çamurdan yapılan bina kastedilmemektedir. Bu, öyle hususi bir kuruluştur ki karı ve koca, anne-baba ile evlat, hizmet edilenle hizmet eden, mal sahibi ile mal arasında belirli ilişkiler olmalıdır; onların yaşadığı yerin tahtadan, taştan, çadırdan, kulübeden, ağaç gölgesinden, mağaradan veya bir kovuktan ibaret olması konunun özünü değiştirmez (Tusi, 2005: ). Tusi, kavramsal olarak ev ile aile arasında titizlikle bir ayrım yapmakta ve aileyi, bugün geniş aile olarak adlandırdığımız bir sosyal birim olarak tanımlamaktadır. Tusi ye göre evliliğin sebebi, neslin devamı ve malın muhafazasıdır. Sadece şehvet ve başka motiflerle evlilik yapılması doğru değildir. Kadın, malda, saygıda ve evi geçindirmede eşinin ortağıdır. Eşi olmadığı zaman onun yerini tutar (2005:213). Aile idare sanatı, bir doktorun insan bedeninin farklı organları arasında kurduğu dengeye benzer. Aile reisi de bunun gibi öncelikle aile fertlerinin genel yararını göz önünde bulundurmalıdır. Her şeyden önce aile üyeleri arasındaki ilişkilere ve dengeye itina göstermeli, bu diyalog ve dengeyi ya olduğu gibi korumalı ya da daha iyi bir şekilde yeniden düzenlemelidir (2005:206). Nasiruddin Tusi den bir hayli etkilenmiş olan Osmanlı düşünürü Kınalızade Ali Efendi ( ), tıpkı onun gibi aileyi meydana getiren unsurları beş öğeden ibaret kabul eder. Ona göre her çokluğun bir birliği vardır. Ailenin çokluğunu ayakta tutmak için evin bir reise ihtiyacı vardır. Baba, ailenin ilk şartı, anne ikinci şartı, çocuklar ise üçüncü şartıdır. Ailede kız çocuğu olduğunda kimse pişmanlık duymamalıdır. Çünkü bu irade dışı bir olaydır ve irade dışında olanları istememek veya kınamak cehalettir. Aile reisi, doktor gibidir; ailenin sağlıklı bir şekilde
16 Aile Sosyolojisi: Bilimsel ve Kura m sa l Ç e rç e ve 23 yoluna devam etmesini sağlar. Bununla birlikte o, kadm konusunda döneminde geçerli olan düşüncelere katılır ve kadım yaratılış itibariyle zayıf ve kuvvetsiz olarak niteler (Tarihsiz, 14-15/60). Aile hakkındaki düşünceler, görüldüğü üzere, çok eskilere uzanmaktadır. Ancak aile sosyolojisi ile sosyal felsefe çerçevesinde ortaya atılan düşünceler arasında temelde önemli bir fark bulunmaktadır. Aile sosyolojisinin ortaya çıkmasından önce ortaya atılan düşünceler mevcut aile yapısını tasvir etmek ve açıklamak yerine, daha çok olması gereken durum hakkında fikir vermektedirler. Oysa aile sosyolojisi normatif bir disiplin değildir, amacı gerçeği olduğu şekliyle kavramak ve incelemektir. Bu ayrım dikkate alınarak bakıldığında aile sosyolojisinin gelişiminde üç dönemden bahsetmek mümkündür (Nock, 1992:4-6). İlk dönem, 1859 yılında Charles Darwin in Türlerin Kökeni adlı yapıtının yayınlanmasından kısa bir süre sonra başlayıp yüzyıl değişimine kadar sürmektedir. Bu dönemde aile sosyolojisi iki önemli meseleyle ilgilenmiştir. Birinci mesele, Sanayi Devrimi ile birlikte ortaya çıkan toplumsal sorunlardır. Reformcular, boşanma, yoksulluk, çocuk işçiliği, fuhuş ve gayri meşru çocuklar gibi sorunları, aile ile yakından alakalı sorunlar olarak görüyorlar ve ancak ailenin desteklenmesi yoluyla bu tehditlerin üstesinden gelinebileceğini savunuyorlardı. Onlar, hızlı toplumsal değişme sürecinde aileyi kırılgan görüyorlar ve geleneksel değerlerin yeniden ihya edilmesini talep ediyorlardı. Başka bir ilgi alanı, Charles Darwin gibi evrimcilerin bilimsel yapıtlarında kendini gösteriyordu. Darwin, en güçlü türlerin en fazla uyum şansı olduğunu ve hayatta kalacağını savunuyordu. Bu görüşü sosyal alana çeken sosyal darwinistler, bunun aile alanında da geçerli olduğunu söylüyorlardı. Bu yazarlar, azgelişmiş toplumlardaki aile ile kendi toplumlarındaki aileleri karşılaştırarak, ailenin geçmişten günümüze doğru evrim geçirdiğini ve dolayısıyla ilerlediği ni iddia ediyorlardı. Öncekilerin iddia ettiği gibi, aile kırılgan olmaktan ziyade yeni toplumsal koşullara uyum sağlama kabiliyeti olan bir kurumdu. Bu sosyologlar da dönemin toplumsal sorunlarına ilgi duyuyorlardı, ama bunları aile için bir tehdit olarak görme yerine ailedeki değişimin göstergeleri olarak algılıyorlardı. Değişme, zorunlu olarak çözülme anlamına gelmiyordu. Fransız sosyolog Le Play ( ) örneğinde görüldüğü gibi, bilimsel yöntemleri kullanarak ailedeki değişmenin incelenmesine önem veriyorlardı.
17 24 Aile Sosyolojisi Toplumsal bütünün büyüklüğü ve karmaşıklığından dolayı, araştırmacının onu bütün ayrıntılarıyla incelemesi çok zor hatta imkânsızdır. Araştırmacı, bu nedenle, incelemek istediği sosyal olaylardan birkaç örnek alarak bunlar üzerinde derinliğine inceleme yapar. Bu araştırma tekniğine monografik inceleme denir. Sosyolojide monografi tekniğini ilk kez kullanan Frederic Le Play dir. Le Play, dönemin Fransız toplumuna ilişkin araştırmasında, aileyi toplumun temeli olarak düşündüğünden, bu kurumu incelemiştir. İşçi aileleri üzerine yaptığı araştırmadan elde ettiği bulgulardan toplumun geneli hakkında yargılara ulaşmıştır. Yirminci yüzyıla girerken ailenin sosyolojik olarak incelenmesi, reform çabalarından ziyade bilimsel bir çalışma alanı haline gelmiş ve böylelikle aile sosyolojisinin ikinci dönemi başlamıştır. Bu dönemin sosyologları ve araştırmacıları, reform çabalarını sosyal hizmetlere bırakıp daha çok aile ilişkilerini yöneten temel ilkeleri keşfetmek ve aile sorunlarının çözümüne katkıda bulunmak istiyorlardı. Dolayısıyla ellili yıllara kadar süren bu dönem pek çok bilimsel araştırmaya ve bu araştırmalarda bilimsel yöntemlerin uygulanmasına tanık olmuştur. Bu dönemin başında pozitivizm egemen bir sosyolojik yaklaşım olduğu için sosyal olaylar fiziksel olaylar şeklinde algılanıyordu. Durkheim in deyimiyle olgular, şeyler gibi ele almıyordu. Bu yaklaşım, kısa bir süre sonra bir başka sosyolojik bakış açısıyla yarışmak zorunda kalmıştır. Bu andan itibaren dikkatler çapraz kültürel araştırmalara ve aile üyeleri aralarındaki dâhili ilişkilere çevrilmiştir. Charles Horton Cooley, George Herbert Mead ve W. I. Thomas gibi sosyal psikologlar aile bağlamında kişisel gelişim ve sosyalleşme sorunlarına yönelmişlerdir. Bu dönemde önemli başka bir kişi, Ernest W. Burgess öğrencileriyle birlikte evlilikte uyum, etkileşim ve eş seçimi gibi konularda sistematik bir araştırma yürütmüşlerdir. Bu dönemde, Birinci ve İkinci Dünya Savaşı ile ekonomik krizler gibi birçok tarihsel olay da aile sosyolojisini etkilemiş ve birçok sosyolog, aileyi uyumlu bir kurum olarak gören iyimser yaklaşımlardan feragat etmeye başlamıştır. Aile sosyolojisinin üçüncü ve sonuncu döneminde, araştırma ve kuramın bütünleştirilmesi esas uğraş alanı haline gelmiştir. Ellili yıllardan sonra, daha rafine araştırma yöntemleri titizce planlanmış araştırma tasarımlarıyla birleştirilmeye ve hipotezlerin test edilmesine önem veren bir süreci başlatmıştır. Bu süreç, sosyolojideki teorik perspektiflerin aile kurumu üzerinde uygulanması ve yeni perspektiflerin de geliştirilmesiyle sonuçlanan zengin kuramsal çalışmalara yol açmıştır.
18 Aiie Sosyolojisi: Bilimsel ve Kuramsal Çerçeve T Ü R K İ Y E 'D E A İLE A R A Ş T I R M A L A R I Cumhuriyet öncesi dönemde Türkiye de bilimsel anlamda aileyi inceleyen çalışmalara pek rastlanmaz. Ziya Gökalp ve Prens Sabahattin in çalışmaları aile sosyolojisine duyulan ilginin ilk ipuçları olarak görülebilir. Ziya Gökalp, Durkheim in etkisiyle, Prens Sabahattin de Le Play in etkisiyle aile konusuna eğilmişler ve onların sosyoloji anlayışlarından hareketle Türk ailesi hakkında ilk yorumları yapmışlardır. Fakat bu yorumlar, verileri dayalı bilimsel nitelikli olmaktan ziyade spekülatif niteliklidir. Ziya Gökalp, tarihsel değişim çizgisinden hareket ederek Türk ailesini üç aşamada ele almaktadır: İslam öncesi Türk ailesi, İslam dönemi Türk ailesi ve çağdaş dönem Türk ailesi. Bu sınıflamayla beraber kimi çağdaş teorileri İslam öncesi Türk ailesine yansıtarak birtakım yorumlara gitmiştir. Örneğin Orta Asya Türklerinde feminizmin olduğu, kadınların çok yüceltildiği ve bu nedenle erkeklerin kadınlara özenerek onlar gibi giyinmeye ve davranmaya yöneldiklerini söylemektedir. Gökalp in bu çalışmaları büyük ölçüde milliyetçilik (Türkçülük) düşüncesine bağlı olarak geliştirilmiş çağdaş düşüncelerin geçmişe projeksiyonu olarak görülebilir. Ellili yıllarda Türkiye nin hızlı bir değişim sürecine girmesiyle birlikte, bu değişimlerden etkilenen bir kurum olarak aile de araştırmalara konu olmaya başlamıştır. İlk ampirik nitelikli ve geniş ölçekli çalışmalara altmışlı yıllarda rastlanmaktadır. Yetmişli yıllara kadar yapılan çok az sayıdaki çalışmada dikkat köy ve gecekondu ailelerine yönelmiştir. Bu çalışmalara örnek olarak İ. Yasa nm Ankara da Gecekondu Aileleri (1966) ve Devlet Planlama Teşkilatı tarafından yapılan Türk Köyünde Modernleşme Eğilimleri (1970) araştırmaları verilebilir yılları arasında yapılan sosyoloji çalışmalarına dönük bir taramaya göre bu dönemde aileyi temel alan çalışmalarda büyük bir artış kaydedilmiştir. Buna göre 23 başlık altında sınıflandırılan sosyoloji çalışmaları içinde aile konusu tezlerde ilk sırada, makale ve tebliğler kategorisinde ise üçüncü sırada yer almıştır (Kaçmazoğlu, 1994:53). Her ne kadar Türkiye de bir aile sosyolojisi geleneğinden bahsetmek güç olsa da bugüne değin aile ve ailenin değişik boyutları hakkında birçok araştırma yapılmıştır. Bu araştırmalar genellikle üniversite bünyesinde ve bireysel çabalarla başlamış ve giderek devlet kuramlarının da sahiplenmesiyle yeni bir ivme kazanmıştır. Bu bağlamda devlet kurumlan arasında özellikle Devlet Planlama Teşkilatı (DPT), Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK) ve Aile Araştırma Kurumu (AAK) ayrı bir yer tutmaktadır.
19 2 6 j Aile Sosyolojisi Aile politikası uygulamalarına yönelik ilk somut adım, Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Planı ( ) çerçevesinde 1987 yılı programında atılmıştır. Toplumun refahını arttırmak amacına yönelik olarak ailenin maddi ve manevi varlığının geliştirilmesi, bütünlüğünün korunması, toplum içinde güçlü bir müessese olarak fonksiyonunu sürdürebilmesi için; kalkınmanın nimetlerinden faydalanmada, istihdam ve sosyal hizmetlere katılmada ve bunlardan yararlandırılmada aile biriminin temel hedef olarak alınacağı ifade edilmiştir. Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Plam mn ( ) aileye ilişkin hedeflerinden hareketle, 1987 yılında Türkiye de ailenin durumunun ve sorunlarının tespiti amacıyla Devlet Planlama Teşkilatı tarafından bir özel ihtisas komisyonu kurulmuştur. Konu ile ilgili resmi kuruluşların uzmanları ile akademik çevrelerin katıldığı bu komisyon tarafından hazırlanan raporda, ailenin özellikleri ve sorunları ayrıntılarıyla açıklanmış, ele alınan konularda geniş kapsamlı bir araştırmaya olan ihtiyaç ifade edilmiştir. Hazırlanan rapor, hem VI. Beş Yıllık Kalkınma Plam na, hem de devletin aileye yönelik politikalarına etki etmiştir. Aynı yıl Türkiye de ilk kez temsili ölçekte bir Türk Aile Yapısı araştırması yapılmıştır yılında Aile Araştırma Kurumu nun (AAK) kurulmasıyla aile konusunun sosyal politikalar açısından merkezi önemi daha açık hissedilir olmuştur. AAK nun kuruluşundan sonra, kısa zaman zarfına sığdırdığı çalışmalarla ailenin her türden toplumsal sorunu yaşayan/çözümleyen temel yaşama ünitesi olduğu gerçeği bütün boyutlarıyla açıklık kazanmıştır. Aile Araştırma Kurumu, Aile Yazıları ve Sosyo-Kültürel Değişim Sürecinde Türk Ailesi gibi devasa çalışmalar ortaya koymuştur. Bu çalışmalar hem Türk ailesinin tarih içindeki tecrübelerini yansıtan temel metinler, hem de bu dönemleri analiz eden ve tanıtan önemli makaleler olmakla kalmayıp çağdaş dönem Türk ailesinin göç, kentleşme, boşanma, çocuk sağlığı ve eğitimi, eş ilişkileri gibi özel konuları da toplu olarak bir araya getirmiştir. Türkiye nin tarihçilerinin, sosyologlarının, sosyal hizmet uzmanlarının, ilahiyatçılarının, psikologlarının, ekonomistlerinin ve diğer meslek gruplarının aile ile ilgili çalışmaları bu yapıtlarda toplanmıştır. Böylece büyük bir aile külliyatı (ontolojisi) oluşturularak entelektüellere ve akademisyenlere sunulmuştur. Geçen zaman zarfında çeşitli hukuki sorunlar yaşayan Kurum, 13 Kasım 2004 tarihinde 5256 sayılı yasa ile Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü (ASAGEM) olarak yeniden yapılandırılmıştır. Denebilir ki, söz konusu kurumun yeniden yapılandırılmasıyla aile araştırmalarında yeni bir dönem başlamıştır.
20 Aile Sosyolojisi: Bilimsel ve K u ra m sa l Ç e rç e v e 27 Türkiye de aile ve evlilik hakkındaki literatürün analizini yaparken konuya üç farklı açıdan bakılması ve aile araştırmalarının 1) tematik; 2) metodolojik ve 3) yenilikler açısından incelenmesi faydalı olacaktır. Bu tarz bir yaklaşım, Türkiye de tek tek aile hakkındaki literatürün incelenmesi şeklinde olmayıp, daha çok aile araştırmalarındaki trendleri tespit etmeye yönelik olacaktır. Tematik olarak bakıldığında Türkiye deki aile araştırmalarının daha çok yapı ve değişim ağırlıklı araştırmalar olduğu söylenebilir. Çoğu araştırmalar, ister kırsal ortamda isterse kentsel ortamda yapılmış olsun önce mevcut aile yapılarını tasvir etmek, daha sonra da Türkiye deki genel toplumsal gidişata uygun olarak bu yapıların ne tür değişimlere sahne olduğunu göstermek amacındadır. Bu çerçevede Aile Araştırma Kurumu nun yayınları arasında çıkan Köy Ailesinde Meydana Gelen Değişmeler: Malatya Örneği (Merter, 1990) ve DPT yayınları arasında çıkan Türkiye Aile Yapısı Araştırması (1992) çalışmaları tipik örneklerdir. İlki köy ortamında yapılmış bir çalışma olup, Malatya köylerindeki mevcut aile yapılarını ve bu yapılardaki değişme eğilimlerini ele alırken, İkincisi Türkiye genelinde mevcut aile yapılarını ve özelliklerini tasvir etmektedir. İster bilinçli isterse bilinçsiz yapılmış olsun bu araştırmalar evrimci bir şema içinde Türk toplumunu ve ailesini yorumlamaktadır. 19. yüzyıl Batı sosyolojisine ait bu perspektif, Türkiye de bilimsel araştırmaları da yönlendiren bir paradigma olarak karşımıza çıkmaktadır. Değişmeci ve evrimci yönelimlerine rağmen Türkiye de aile araştırmalarında eksik olan bir nokta var: O da zaman içinde değişmeyi izlemeye olanak sağlayan panel araştırmalarının yokluğudur. Aile yapılarında meydana gelen değişimler ya kuşak farkları ya da köy ve kent arasında farklar temelinde ortaya çıkarılmak istenmektedir. Oysa aynı türden anket soruları eşliğinde periyodik olarak tekrarlanan araştırmalar, toplumsal değişimin biçimi ve yönü konusunda daha sağlıklı bilgiler verecektir. Aile hakkındaki araştırmaların bir başka tematik özelliği de, sorun merkezli olmalarıdır. Bu tür araştırmalarda aile, bir toplumsal sorunla birlikte ele alınmakta ve araştırma, daha çok söz konusu sorunun çözümüne katkıda bulunmaya yönelik pratik bir araştırma niteliği kazanmaktadır. Bu çerçevede toplumsal sorun, bazen kadın, çocuk veya yaşlı, bazen de şiddet, terör veya göç olmaktadır. Kesimler ve sorunlar değişse de değişmeyen şey, ailenin bir toplumsal sorun çerçevesinde ele alınmasıdır. Bu araştırmaların politika tarafından yönlendirilmiş oldukları açıktır. Batı daki aile araştırmalarda da böyle bir eğilim gözlemlemekteyiz. Burada bilimsel araştırmaların bilim bilim içindir mantığı
21 28 Aile Sosyolojisi içinde değil, bilimin toplumsal sorunların çözülmesinde bir araç olduğu görüşünden hareket edildiği açıktır. Bu yaklaşımda bilim, siyaset ve toplumsal faydanın bir unsuru kılınmakta ve böylece, toplumsal bir anlam ve işlev kazanmaktadır. Söz konusu yaklaşım temelde doğru olmakla birlikte bir nokta gözden kaçırılmamalıdır: Her ne kadar araştırmalar toplumsal bir fayda sağlamak üzere dizayn edilseler de bilim insanları, bilimin özerkliği noktasında siyasete ve toplumsal kurumlara taviz vermemeli ve talep edilen araştırmaları bilimsel teoriye de hizmet edecek \e alternatif çözümleri beraberinde getirecek daha uzun soluklu ve özgün araştırmalar şeklinde bir çaba olarak görmelidirler. Bilimsel bilgi üretiminin salt politik kaygılara servis yapmak üzere yapılmayacağının bilincinde olmalıdırlar. Metodolojik açıdan aile araştırmalarına bakıldığı zaman nicel ve nitel araştırmalar arasında bir ayrım yapmak önemlidir. Bilim dünyasında uzun zaman böyle bir ayrım araştırmalara damgasını vurmuştur. Sosyoloji, survey ve istatistik verilere dayalı geniş ölçekli araştırmalara yönelirken, kültürel antropoloji ve sosyal psikoloji gibi disiplinler de nitel araştırma yöntemleriyle daha çok küçük ölçekli araştırmalar üzerinde yoğunlaşmışlardır. Bugün sosyal bilimlerde söz konusu yöntemler arasında keskin ayrımlar yapmak söz konusu olmadığı gibi, aynı araştırmada farklı yöntem ve teknikleri uygulamak ve böylece sosyal gerçeklik hakkında daha zengin bilgiler üretmek tavsiye ve tercih edilmektedir. Türkiye de aile araştırmalarında her zaman olmasa da daha çok nicel yöntemlerin uygulandığını söylemek pek abartılı sayılmaz. Survey tekniği uygulanarak verilerin elde edilmesi bulgularda yeknesaklığı ve sistemliliği sağlama açısından önemli ve avantajlı olmakla birlikte, geçerlilik ve yorumlama sorunları doğurmaktadır. Burada sosyoloji ile kültürel antropoloji arasındaki klasik tartışmalara girmek istemiyoruz. Ancak burada nicel yöntemlerin yanında nitel yöntemlerin de aynı zamanda uygulanmasının daha derinlikli çalışmalara kapı aralayacağını vurgulamak istiyoruz. Metodolojik olarak saha araştırması biçiminde yapılan aile araştırmalarının daha çok küçük ölçekli köy veya şehir araştırmaları olduğunu göruyoruz. Bu ölçekteki araştırmalarda uygulanan yöntem, genellikle nicel yöntemdir. Eğer bu araştırmalar belirli bir kesime yönelik ise bu durumda araştırma evreni ve deneklerinin söz konusu kesimle sınırlandırılma zorunluluğu vardır. Bu tümüyle yerinde bir tercihtir. Farklı köy ve şehir araştırmaları, kıyaslamalara da kapı aralayan ve Türkiye nin zengin toplumsal gerçekliğini ortaya koyacak imkânları içinde barındırmaktadır. Ancak bu araştırmaların gelecekte kıyaslamak olarak yapılma
22 Aile Sosyolojisi: Bilimsel ve Kura m sa l Ç e rç e ve 29 sı ve söz konusu araştırmalarda nicel ve nitel yöntemlerin birlikte kullanılması araştırmaların kalitesini daha da artıracaktır. Devlet kuramlarının aile araştırmalarına el atmasıyla birlikte büyük ölçekli ve temsili araştırmalar yapılmaya başlanmıştır. Bu Türkiye deki genel trendleri ve sorunları anlama açısından son derece yararlıdır. Küçük ölçekli araştırmaların bulguları da bu genel çerçeve içinde anlamlı bir şekilde yorumlanabilmektedir. Hatta küçük ölçekli araştırmalarda daha fazla nitel yöntemleri kullanma fırsatı ortaya çıkmaktadır. Bu şekilde aile araştırmaları başta olmak üzere Türkiye de bilimsel araştırmalarda, genel trendlerle derinlemesine işleyen araştırma bulgularını birleştirme imkânı elde edilecektir. Hem tematik hem de metodolojik olarak Türkiye de aile araştırmalarının hangi yeniliklerle karşı karşıya olduğuna baktığımızda dikkatimizi çeken şey, temaların giderek zenginleşmesidir. Bu toplumsal sorunlara yönelik araştırma anlayışının bir sonucu olduğu kadar Türkiye nin dış dünyaya yönelik olarak izlediği politikalarla da alakalı bir durumdur. Bu bağlamda genelde dışarıdaki Türkler in ve özelde ise Avrupalı Türkler in Türkiye deki araştırmacıların ilgi alanı haline gelmesi önemlidir. Nitekim aile bağlamında Aile ve Sosyal Araştırmalar Müdürlüğü, son yıllarda Avrupa daki Türk ailelerinin sorunlarının araştırılmasını gündemine almış ve nitekim ilk kez 2005 yılında Federal Almanya da Yaşayan Türklerin Aile Yapısı Ve Sorunları Araştırması çalışması tamamlanmıştır. Benzer araştırmaların diğer Avrupa ülkelerinde de yapılması beklenmektedir. Tematik olarak ilgi çeken bir başka mesele de, Türkiye de kadına yönelik şiddet olgusunun çeşitli yönleriyle ele alınmasıdır. Bu çerçevede aile içi şiddet kadar Türkiye ye özgü olan töre ve namus cinayetleri de araştırmalara konu olmuştur. Bu konuların araştırılması bir tesadüf değildir. Çünkü tüm dünyada bu sorunlar tartışılmakta ve özellikle de AB sürecindeki Türkiye bu konuları kendi içinde ve başkalarıyla tartışmak zorunda kalmaktadır. Türkiye de son yıllarda aile araştırmaları konusunda bir başka gelişme, genelde kendi tarihimize yönelik bakış açılarının değişmesiyle bir araştırma alanı olarak karşımıza çıkan Osmanlı kurumlan ve bu kurumlar içinde Osmanlı ailesinin araştırmalara konu olmasıdır. Bu bakımdan aynı yılda iki ayrı araştırmanın yayınlanmış olması dikkat çekicidir (Bakınız: İlber Ortaylı, Osmanlı Toplumunda Aile, Pan Yayıncılık, İstanbul 2001 ve İsmail Doğan, Osmanlı Ailesi-Sosyolojik Bir Yaklaşım, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara 2001). Aile konusundaki tarihsel araş
23 30 Aile Sosyolojisi tırmalarla birlikte, Türk ailesinin değişimi ve nereye doğru gittiği daha açık bir şekilde gözlemlenebilecektir. Bu yeniliklere rağmen Türkiye de hâlâ gençlik ve evlilik konusunda ciddi araştırmaların olmaması büyük bir eksiklik olarak karşımıza çıkmaktadır. Aile konusundaki araştırmalarda, evlilik konusu daha çok mevcut durumu tasvir eden yaklaşımlarla ele alınmaktadır. Burada kişilerin evlilik karşısındaki tutumları ve kanaatleri fazla gündeme gelmemektedir. Araştırmacılar, mevcut durumun tespitini esas almalarından dolayı kişilerin söz konusu olgular hakkındaki düşünce ve kanaatleri pek fazla önemsenmemektedir. İlki, 1987 yılında DPT tarafından yapılan Türk Ailesi Araştırması yla, sonuncusu Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü ve Türkiye İstatistik Kurumu tarafından birlikte yapılan Aile Yapısı Araştırması (2006) bu konuda birer istisna teşkil etmektedir. Bu araştırmalarda evlilik ve bununla ilgili konulara deneklerin kanaat ve tutumları açısından yaklaşılmıştır. Ancak ilk araştırma üzerinden epey bir süre geçmiştir, İkincisinde ise konuya sınırlı bir biçimde değinildiği gözlemlenmektedir. Söz konusu son çalışma istatistiksel verileri tablo olarak göstermenin dışında fazla bir nitelik taşımamaktadır. Türk toplumunun genel değişme, kalkınma, kentleşme ve küreselleşme boyutlarına bakılarak Türk aile yapısının sayısal verilerinin ne anlama gelebileceği konusunda bir tek cümle bile sarf edilmemektedir. Araştırmada hiçbir betimleme, açıklama ve yoruma da rastlanmamak tadır. Hiçbir düşünme, yorumlama ve değerlendirme içermeyen bu araştırma verilerin sunumundan ibaret kalmıştır. Bu tür araştırmaların sosyolojik değeri tartışılabileceği gibi aile sosyolojisine katkıları da sorgulanmalıdır. Sosyal araştırma, veri toplamak ve verileri tablolaştırmaktan daha fazla bir şeydir. Literatürü tarama sırasında evlilik konusunda bu tür eksiklere rastladığımız gibi gençlerin evlilik kurumu karşısındaki tutum ve kanaatlerini ele alan bağımsız herhangi bir çalışmaya da rastlayamamış olmamız bu noktada büyük bir boşluğun olduğunu açıkça göstermektedir. Nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin birleştirilmesi kadar tarihsel çalışmalara da ilgi gösterilmesi metodoloji alanında da yeniliklerin olduğunu göstermektedir. Ancak her şeye rağmen Türkiye de hem kıyaslamak, hem de programlı ve sistemli aile araştırmalarının olmaması önemli bir eksikliktir. Özellikle periyodik olarak tekrar edilmesi gereken panel araştırmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Panel araştırmaları, ailenin değişim sürecim daha iyi kavramamıza olanak sağlayacağı gibi, bununla bağlantılı olarak aile ve gençlik politikalarının da desteklenmesi konusunda sağlam ve yeni veriler sunacaktır.
24 GİRİŞ 2. AİLE HAKKINDA KURAMSAL PERSPEKTİFLER Doç. Dr. Kadir Canatan Aile sosyolojisinde aile olgusunu çeşitli boyutlarıyla anlamaya yönelik birçok kuramsal perspektif bulunmaktadır. Bu perspektiflerin bir kısmı, sosyolojide genel olarak sosyal olgu ve olayları açıklamak üzere kullanılmakla birlikte, bir kısmı da özel olarak aile kurumunu anlamak üzere geliştirilmiştir. Bu kuramsal perspektiflerin içeriklerinin tek tek ne olduklarına geçmeden önce bazı kavramların açıklanmasına gerek duyulmaktadır. Bu kavramlardan ilki, teori ya da Türkçemizde kuram olarak ifade edilen kavramdır. Literatürde farklı tanımları olmakla birlikte kuram kısaca, olayların nasıl meydana geldiğini açıklayan bir dizi soyut ve genel ifadedir. Bazen bir olayı tasvir etme, bazen açıklama bazen de kestirmeye yönelik olan araştırmalarda teori yolumuzu aydınlatan bir fener gibidir. Kuramlar, soyut ve genel ifadeler oldukları için bunları doğrudan doğruya kullanma ve test etme imkânı yoktur. Bu nedenle kuram kavramı kadar önemli olan ikinci kavram hipotez kavramıdır. Hipotez, kuramlardan çıkarsanmış ve onunla ilişkili olan daha somut ifadelerdir. Kuramın zıddına hipotezleri doğrudan doğruya kullanma ve test etme imkânı vardır. Sözgelimi, sosyal kontrolün toplumsal sapmaları önlediği ne ilişkin kuramı test edebilmemiz için
25 32 Aile Sosyolojisi daha somut iddialara (yani hipotezlere) ihtiyacımız vardır. Kapalı köy toplumlarında ve cemaatlerde sosyal kontrol yüksektir ve dolayısıyla sapmalar da azdır şeklindeki bir ifade bir hipotez formatmdadır. Sosyal kontrolün az olduğu açık toplumlardaki (sözgelimi kentlerde) suç oranlarıyla, kapalı toplumlardakini kıyaslayarak hızla bu hipotezimizi doğrulayabiliriz (ya da yanlışlayabiliriz). Doğrulanma durumunda hipotez haklı çıkmıştır ve dolayısıyla da bu hipotezi kendisinden çıkarsadığımız kuram da teyit edilmiştir. Ancak başka somut araştırmalar, bu hipotezi her zaman haklı çıkarmayabilirler. Bu nedenle hipotezlerin doğrulanmasıyla kuramın doğrulanması aynı şey değildir. İkincilerin tam olarak doğrulanması mümkün olmayabilir. Kuramlar, her zaman olmasa da çoğu kez modellerden türetilirler. Model kavramı, bu noktada önem taşıyan üçüncü bir kavramdır. Kuramların model lerden türetilmesi çoğunlukla genel teoriler için geçerlidir. Sözgelimi sosyolojide bir dönem egemen olmuş olan yapısalişlevselci kuram, kendisine biyolojik organizma yı model olarak alır ve dolayısıyla bu modelden hareketle türetilmiştir. Biyolojik organizmalar, kendi başlarına bir bütün oluşturmakla birlikte bu bütünlük, çeşitli alt parçalardan (daha doğrusu organlardan) meydana gelir. Her bir organ, organizmanın bütünlüğü içinde bir işlev görür ve ona hizmet eder. Ya da tersinden bakarsak, işlevini yerine getiremeyen bir organ tüm organizmanın işleyişi açısından işlev-bozucu (disfonksiyonel) bir etkiye sahiptir. Başka bir deyişle işlevini yerine getiremeyen organ, tüm organizmanın işleyişini bozar ve çeşitli sorunların doğmasına yol açar. İşte, bu modelden hareketle sosyolojide yapısal-işlevselci kuram da toplumsal kuramların (sözgelimi ailenin) birbirleriyle bağlantılı parçaların bir bütünlük oluşturduğunu ve bu parçaların her birinin bütünsel yapı açısından işlevsel olduğunu iddia eder. Eğer söz konusu parçalardan biri işlevini yerine getirmezse toplumsal kurum işlemez hale gelir ve hatta varlığını sürdüremeyebilir. Bu kuramın aile açısından ne anlama geldiğine daha ayrıntılı bir şekilde tekrar döneceğiz. Aile hakkındaki kuramsal perspektiflerin birçok işlevi vardır. Bunları dört grup da toplayabiliriz. Kuramsal perspektifin ilk görevi, araştırmacıya yol göstermesidir. Bunu, karanlıkta yolumuzu aydınlatan bir fener ya da özürlü bir kişinin elindeki bastona benzetebiliriz. Araştırmacı, sahaya çıkarken elinde kendisine yol gösterecek bir araca ihtiyaç duyar. Bu araç, bilimsel araştırmalarda teoriden başkası değildir. Aile araştırmalarında, biraz sonra daha detaylı olarak ele alacağımız kuramsal perspektifler bize kılavuzluk yaparlar. Bunlar olmadan nereden işe
26 Aile Sosyolojisi: Bilimsel ve K u ra m sa l Ç e rç e ve 33 başlayacağımızı ve ne yapacağımızı tam olarak bilemeyiz. Eğer elimizde araştırmak istediğimiz konuyu ya da sorunu açıklığa kavuşturacak bir teorik yaklaşım olursa çalışmamıza bilinçli bir şekilde başlayabiliriz. İkinci olarak kuramsal perspektif, biraz önce belirttiğimiz üzere hipotezler üretmemize yardımcı olurlar. Deyim yerinde ise, teoriler büyük ve soyut önermeler, hipotezler ise küçük ve somut önermelerdir. Her ne kadar teori bir doğrultu ve yön tayin ederse de tam olarak ne yapacağımızı bildirmez. Bu nedenle teoriden çıkarsanmış işlemsel bir hipoteze ihtiyacımız vardır. İşlemsel hipotez, teorik kavram ve iddialarımıza somut bir şekil verme girişimidir. Üçüncü olarak kuramsal perspektifler, bizim gerçekliği bazı boyutlarıyla görmemizi ve anlamamızı sağlarlar. Hiçbir kuram bize gerçekliği tüm boyutlarıyla betimleme, açıklama ve kestirme imkânı vermez. Kuramsal perspektifler gerçekliğin bir boyutunu ya da yönünü anlamamızı mümkün kılar ve bize gerçeği o yönüyle gösterirler. Teori olmadan şeylere bakarız, ama onları tam olarak göremeyiz. Bu anlamda teoriler, araştırmacı için birer araçtırlar, hiçbir zaman amaç değildirler. Fakat birçok araştırmacı ya da sosyal bilimci (özellikle de gençler ve ideolojik olarak bir kurama bağlanmış olan kişiler) kuramları birer dogma haline getirme eğilimindedir ve taraf oldukları kuramın her şeyi açıklayacağını ve bu bakımdan diğerlerinden üstün olduğunu iddia eder. Gerçekte teorik perspektifler, araştırılan konuya bağlı olarak göreli bir üstünlük ve açıklayıcılık kazanabilirler, ama her zaman ve her yerde aynı değerde değildirler. Bu nedenle hangi teoriyi nerede ve nasıl kullanacağımızı çok iyi bilmek zorundayız. Son olarak teorik perspektifler, araştırma bulgularını da değerlendirmemizde bize yardımcı olurlar. Araştırma bulguları kendi başlarına fazla bir şey ifade etmezler. Sonuçların teorik bir kuram ışığında anlamlandırılması ve değerlendirilmesi gerekir. Değerlendirme, bir anlamda araştırma bulgularının değeri nin tayin edilmesidir. Bu açıdan her araştırmacı, elde ettiği bulguların teorik perspektifler açısından neyi ifade ettiğini sorgulamalı ve bir nebze de olsa bilimsel gelişmeye katkıda bulunmalıdır A İLE T E O R İ L E R İ N İ N T A R İH S EL GELİŞİM İ Sosyoloji biliminin geliştiği ilk dönemde klasikler, ilk çabalarını kurum olarak aile ve evliliğin tarihsel kökeni ve toplumsal formasyonların gelişimine bağlı olarak ilk toplumlardan günümüz modern toplumlarına değin geçirdiği evrimsel aşamalar üzerinde yoğunlaştırmışlardır. Bu
27 34 Aile Sosyolojisi genel çerçeve içinde kimileri, evlilik ve ailenin temel işlevlerini, kimileri değişen toplumsal koşullara ailenin uyumunu, kimileri ise sanayileşme ve kentleşme nedeniyle ailenin azalan önemi ve karşılaştığı sorunlarla uğraşmışlardır. Sadece Avrupa da değil, Birleşik Amerika da da aile çalışmaları, 20. yüzyılın ortalarına kadar evrimci düşüncenin etkisi altında gelişmiştir. Bununla birlikte sosyal ve ahlaki reformcular, sanayileşmenin beraberinde getirdiği sorunlara çözüm arayışı içinde olmuşlardır. 19. yüzyılın sonu ile 20. yüzyılın başında ailenin değişen koşullara uyum sağlayabileceğine ilişkin düşünce popüler bir hale gelmiştir yılında Amerikan Sosyoloji Cemiyeti (American Sociological Society, ASS) bünyesinde bir aile birimi oluşturmuştur. ASS, daha sonra Amerika Sosyoloji Derneği (American Sociological Association, ASA) olarak ismini değiştirmiştir. Yine aynı yıl, Boston Üniversitesi ailevi yaşam eğitimi hakkında ilk kez sistemli bir ders programı geliştirmiştir. Bu kurumsal gelişmelerle birlikte aile araştırmalarında ekolojik perspektiften aile üyeleri arasındaki etkileşime doğru bir vurgu kayması yaşanmıştır den önce aile konusunda sistemli anlamda kuram geliştirme doğrultusunda bir çalışma söz konusu değildir. 20. yüzyılın ilk yarısında, sadece kavramlar ve kaba yönelimler ortaya çıkmıştır ile 1964 yılları arasındaki dönemi kapsayan Uluslararası Evlilik ve Aile Araştırmaları Bibliyografyası, teori konusunda durumun ne olduğunu ortaya koymaktadır. Buna göre 1950 den önce civarındaki çalışmanın başlıklarının sadece 7 tanesinde teori veya benzeri bir kavram tespit edilmişken, arasında kaydedilen çalışmanın başlıklarında ise bu sayı 93 e çıkmıştır. Daha sonraki yıllarda teorik çalışmalar giderek artış göstermiştir. Sözgelimi 1991 den 1993 e kadar geçen 2 yılda başlık içinde 264 teori başlıklı çalışma saptanmıştır (.Klein & W hite, 1996:51). Aile sosyolojisi açısından 1950 sonrası dönemde teori oluşumunda üç ayrı dönem ayırt etmek mümkündür (Klein & White, 1996:52-56) : 1) Kavramsal çerçeve çalışmaları ( ); 2) Formel teori inşası ( ) ve 3) Çoğulculuk (1980 ve sonrası). Birinci dönemde ( yılları) kavramsal çerçeve ve teoriler oluşturma yönünde ilk adımlar atılmıştır. Bu döneme kadar yapılan çalışmalar bir senteze ulaştırılmış ve böylece aile konusunda teori oluşturmanın şartları tamamlanmıştır. Ayrıca orta-boy kuramların da geliştirilmesine dikkat çekilmiş ve aile ile diğer sosyal yapılar arasındaki ilişkiler araştırma konusu yapılmıştır.
28 Aile Sosyolojisi: Bilimsel ve K u ra m sa l Ç e rç e ve 35 İkinci dönemde ( yıllar) hem teorik alanda hem de aile sosyolojisi üzerine yapılan çalışmaların örgütlendirilmesi konusunda önemli girişimler olmuştur. Metodolojik olarak dikkatler tümevarım ve tümdengelim yöntemlerine çevrilmiştir. Teori alanında bu dönemin en önemli çalışması Burr, Hill, Nye ve Reiss editörlüğünde yapılan Aile Hakkında Çağdaş Kuramlar (1979) adlı çalışmadır. İki ciltten oluşan bu eserin ilk bölümüne 25 üniversiteden 45 araştırmacı ve teorisyen katkıda bulunarak, mevcut teorik yönelimleri ortaya koymuşlardır. İkinci ciltte ise, teorik yönelimlerin bulguları bütünleştirilmeye çalışılmıştır. Ancak varılan sonuç pek iç açıcı değildir: Aile sosyolojisi konusunda genel bir teoriye ulaşılamamıştır. Bu dönemde örgütsel gelişmeler düzeyinde önemli bir girişim olan Aile İlişkileri Ulusal Konseyi (National Council o f Family Relations, NCFR) Araştırma Birimi ne ek olarak Teori Birimi kurulması fikrini ortaya atmıştır. Bu fikir, tam olarak başarıya ulaşmamışsa da 1960 yılında Konsey, teorik çalışmaları Araştırma Birimi altında değerlendirme kararı almıştır. Bu şekilde teorik çalışmalar ile pratik-empirik araştırmalar arasındaki uçurum kapatılmak istenmiştir sonrası üçüncü dönemde teoride çoğulculuk (pluralism) düşüncesinin hâkim olmaya başladığını görüyoruz. Çoğulculuk fikri farklı biçimlerde anlaşılabilir. İlk olarak aile konusunda teorik ve pratik çalışmalar yapan araştırmacıların katkılarının niceliksel olarak büyümesinin yararlı olacağı düşünülmüştür. İkinci olarak kısmi ve uzmanlığa dayalı çalışmaların derinleştirilmesine sıcak bakılmıştır. Ayrıca yeni felsefe, teori, teori-oluşturma yönelimleri ile araştırma stratejilerinin geliştirilmesine fırsat tanınmıştır. Doherty ve diğerleri (1993) bu dönemin aile araştırmalarında ve anlayışlarında dokuz temel trend saptamışlardır: 1. Feminist ve etnik azınlık teorileri ve perspektiflerinin etkisi; 2. Aile formlarının köklü bir değişime uğradığının farkına varılması; 3. Mülti-disipliner çalışmalara doğru bir yönelimin olması; 4. Daha fazla kuramsal ve metodolojik çeşitliliğin olması; 5. Dil ve anlama, daha fazla ilgi ve titizliğin gösterilmesi; 6. Daha fazla kurgucu ve bağlamsal yaklaşımlara ilgi duyulması; 7. Din, ahlak ve değerler konusuna ilginin artması; 8. Aile yaşamında özel alan-kamusal alan ayrımı ile aileyi konu alan sosyal bilimsel ile pratik aile çalışmaları arasındaki dikotominin kırılması; 9. Aile hakkındaki teorik çalışma ve araştırma verilerinin bağlamsal sınırlarına ulaştığı konusunda bilim adamları arasında genel bir kabulün oluşması.
29 36 Aile Sosyolojisi Bu dönemde her şeyi açıklayan büyük teorilerin ortaya çıkması beklenmemekle birlikte, farklı teorilerin çoğalması ve eklektik tarzda bütünleştirileceği fikri kabul görmektedir. Teorilerin felsefi temellerinin sorgulanması ve pozitivist felsefeden uzaklaşma bu dönemin başka bir özelliğidir. Pozitivist teorilerin yerine yorumlayıcı ve eleştirel felsefeler geçmeye başlamıştır lı yılların ortasına kadar üç önemli teorinin (işlevsel, kurumsal ve durumsal teoriler) hâkimiyeti söz konusu iken, 50 li yıllarda buna sembolik etkileşimcilik de eklenerek yeni bir gelişme kaydedilmiştir. Bugün birçok genel teorinin yanında, özel olarak aile hakkında geliştirilmiş olan Aile Gelişim Perspektifi ile ayrıca Sistem Teorileri de önem kazanmıştır AİLE HA K K IN D A K U R A M S A L P E R S P E K T İ F L E R Aile hakkındaki kuramsal perspektifler, entelektüel arka planları, temel kavramları, varsayımları ve önermeleri bakımından birçok çalışmaya konu olmuştur. Biz burada söz konusu bazı çalışmalara atıfta bulunarak bu kuramları temel varsayımları ve önermeleri açısından kısaca özetlemeye çalışacağız. Ayrıca her kuram hakkında yapılan eleştirilere yer vereceğiz. Daha ileri okumalar için burada verilen kaynaklara bakılabilir.* Aşağıda ele aldığımız sekiz kuramdan ilk altısı (ekolojik, yapısalişlevselci, çatışmacı, feminist, simgesel etkileşimci ve toplumsal alışveriş perspektifleri) genel nitelikli kuramlar olup sosyal bilimlerde pek çok alana uygulanabilir bir özelliğe sahiptirler. Son iki kuram (ailevi gelişim ve aile sistemleri perspektifleri) ise özellikle aile konusunda oluşturulmuş spesifik kuramlardır Ekolojik Perspektif Ekolojik perspektif, odak noktasına insan ve çevresi arasındaki ilişkileri almıştır. Bu ilişkilerin kurulmasında iki temel varsayıma dayanmaktadır: 1) Organizma ve sosyal varlık olarak insan kendi çevresiyle etkileşim içindedir. 2) İnsan yaşamının kalitesi ve çevrenin kalitesi, karşılıklı olarak birbirlerine etki eder. Ekolojik perspektif, aileyi çevresel değişimlere uyum sağlayan ve kendini yeniden örgütleyen bir küme olarak tanımlar. Bu perspektifin * Burada başvurduğumuz başlıca kaynaklar; Klein, D. M. & White, J. M. (1996), Nock, Steven L. (1992), Farley, J. E., (1982) ve Andersen, Margaret L. & Taylor, Howard F. (2001).
30 2. Bölüm AİLENİN TANIMI, TÜRLERİ VE İŞLEVLERİ
31 53 1. AİLE KAVRAMININ TANIMI Doç. Dr. Kadir Canatan GİRİŞ Kadim felsefe, insan ı mikrokosmos (küçük evren), evren i ise makrokosmos (büyük evren) olarak görür. Bu tür bir kavramsallaştırma, aslında aynı olgunun farklı düzeylerde algılanmasından başka bir şey değildir. Aynı algıyı toplumbilime taşıdığımızda diyebiliriz ki, aile mikrokosmos, toplum ise makrokosmostur. Bu bakımdan bazı dillerde toplum ve aile sözcüklerinin aynı anlamda ve değişirlikli olarak kullanılması tesadüfi değildir. Sözgelimi İngilizce de toplum (society) sözcüğü iki farklı anlamda kullanılır ve bu bazen güncel dilde karışıklık yaratır. Bu terim, genellikle geniş kapsamlı sosyal grup karşılığında kullanılır. Burada sözü edilen sosyal grup, üyeleri açısından çoğu zaman en geniş siyasal örgütlenme birimi anlamını da taşıyacaktır: Köy, klan, ya da ulus, gibi. Sözcüğün kullanıldığı ikinci anlam ise, büyük grubun içinde yer alan ve üyeliği çoğu zaman isteğe bağlı olan, kulüp, kardeşlik, loca, lonca, dostluk ve dayanışma dernekleri gibi küçük birimleri içerir. Herhangi bir metinde bu anlamlardan hangisinin kullanılmış olduğuna dikkat edilmesi önem taşımaktadır (Wells, 1984:86). İngilizce deki society sözcüğünden kaynaklanan bu karışıklığın Türkçe de kullanılan cemiyet sözcüğünde de karşımıza çıktığını hepimiz biliyoruz. Bu
32 54 Aile Sosyolojisi sözcük, çift anlamlıdır: Hem toplum anlamında, hem de dernek anlamında kullanılmaktadır. Cemiyet terimi kadar aile sözcüğü de dilimizde çokanlamlıdır. Dilimize Arapça dan geçen aile sözcüğüne Türk Dil Kurumu nun Güncel Türkçe Sözlüğü şu anlamları vermektedir: 1) Evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik; 2) Aynı soydan gelen veya aralarında akrabalık ilişkileri bulunan kimselerin tümü; 3) Birlikte oturan hısım ve yakınların tümü; 4) Halk ağzında: Eş, karı; 5) Aynı gaye üzerinde anlaşan ve birlikte çalışan kimselerin bütünü ve 6) Temel niteliği bir olan dil, hayvan veya bitki topluluğu, familya. İlk anlam düzeyi, güncel dilde aile ile kastedilen olguyu dile getirmektedir. İkinci anlam düzeyi, aynı soydan gelmeyi (soydanlık) ve akrabalık grubunu ifade etmektedir. Bu grup, ilkinden daha büyükçe ve sürekli genişleyen bir yapı arz eder. Üçüncü anlamında, soy ve akrabalık grubu ikametle sınırlandırmaktadır. Dördüncü anlamı, halk ağzında ailenin çoğu zaman sadece eş ve karıyla sınırlandırıldığına işaret etmektedir. Bu anlamlandırmayı, Türk kültürünün sözcüğe semantik bir müdahalesi olarak görebiliriz. Türk kültüründe kadm ailenin temelini oluşturur. Nitekim Evi ev eden kadındır, Evi ev eden avrat, yurdu şen eden devlet ya da Evi dişi kuş yapar şeklindeki atasözleri, bunu açıkça göstermektedir. Bu ifadelerden hareketle tarihte, Türk aile yapısında kadının yönetici olduğu anaerkil bir aile modeli çıkarsamak ileri giden bir düşüncedir. Burada anlatılmak istenen, ev ve ailenin inşa edilmesi kadar sürdürülmesinde de kadının yapıcı bir rol oynadığıdır. Kadın, geleneksel rol paylaşımı nedeniyle çoğu zaman evde kalmakta ve erkeğin yokluğunda onun yerini almaktadır. Aile sözcüğünün beşinci anlamında, tıpkı İngilizce deki society sözcüğünde olduğu gibi, belirli bir amaç doğrultusunda bir araya gelen örgütlü birimlerden söz edilmektedir. Bu birimler enformel olabileceği gibi formel bir yapıya da bürünmüş olabilirler. Sözgelimi iş camiasından bahsederken, bu dünyanın büyük bir aile oluşturduğunu söylediğimiz gibi, bu dünyadaki farklı dernek ve toplulukları da bir aile olarak görebiliriz. Bu durumda enformellik ve formellik içe içe girmektedir. İnsanlar, bir aile ve camia oluşturduğu gibi, başka canlı varlıklarda da benzer yapılaşmalar söz konusudur. Sözcüğün altıncı ve son anlamı buna işaret etmektedir: Diller, hayvanlar ve bitkilerde birer familya (aile) oluşturmaktadırlar.
33 Ailenin Tanım ı, T ü re v le ri ve İşlevleri I 55 Eski Türklerde evlenme ve yuva kurma devletin temeli, aile ise çekirdeğidir. Türklerde aile denilince, baba, ana ve çocuklar hatıra gelir. Evliliğin sembolü ise eb yani, evdir. Evin bir başka anlamı da Ocak tır. Evlilikte aşk ve his vardır. Bunun için eski Uygur şiirlerinde evlenmeye kavuşmak da denir. Aynı zamanda Anadolu da evlenme ocak kurma dır (Öğel, 1988:253). Türklerde aile sözcüğünün bulunmaması ve bunun yerine daha çok ev (eb) ya da ocak sözcüklerinin kullanılmış olması ilginçtir. Atasözlerimizde de aile ile ilgili ifadelere rastlamıyoruz. Ancak ev ile başlayan ya da ev i kapsayan pek çok atasözü bulunmaktadır. Bu kalıp sözler incelendiğinde eve büyük bir önem verildiği gibi, bu bağlamda evle birlikte kadınlara, çocuklara, komşulara ve misafirlere de büyük bir anlam yüklendiğini görmekteyiz. Ev ve dolayısıyla aile, dünyevi mutluluğun ocağıdır: Evinde rahat olmayan dünya cehennemindedir. Ev açmak ve evlenmek öylesine kutsanmıştır ki, ev yapana sadece anne-baba ve akrabalar değil, aynı zamanda Tanrı da yardımcı olur: Ev yapanla, evlenene Tanrı yardımcıdır. Bu atasözlerinden anlaşılan şudur: Türklerde aile, ev ile özdeşleştirilmiş; ev, aynı zamanda aile yerine geçen bir sözcük olarak kullanılmıştır. Ev ile aile arasındaki kavramsal ayrışma, ancak Türklerin Müslüman olması ve Arapça dan aile sözcüğünü almalarıyla gerçekleşmiş gibi gözükmektedir. Yukarıdaki kavramsal analizlerden ailenin, aslında bir toplum olduğu ve bu nedenle mikrokosmos ( küçük toplum ) olarak nitelendirildiği anlaşılmaktadır. Öyleyse aileyi, ilk etapta geniş toplumun en küçük yaşam birimi olarak tanımlayabiliriz. Fakat bu çok genel bir tanımdır. Her birlikte yaşamı, aile olarak tanımlamak zordur. Bugün gerek sosyoloji gerekse kültürel antropolojide ailenin evrensel olup ya da olmadığı kadar ailenin genel-geçer bir tanımının yapılabilirliği konusunda da ciddi tartışmalar ve soru işaretleri bulunmaktadır. Her ne kadar sosyoloji kitapları bu kavramı bir şekilde tarif etseler de, aslında aile sosyolojisinin en temel kavramı olan aile kavramı oldukça tartışmalı bir terimdir. Bu tartışmaya ve tanımlamalara geçmeden önce, aile ile birlikte anılan ve çoğu zamanda birbirine karıştırılan bazı kavramlara açıklık getirmek istiyoruz A K RA B A K A V R A M L A R : EV, E V L İ L İ K VE H A N E HALKI Aile konusuna eğildiğimizde karşımıza çıkan ve tartışmayı karmaşıklaştıran kavramların başında ev sözcüğü gelmektedir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu sözcük, Türk tarihinde ve kültüründe aile karşılığı olarak
34 56 1 Aile Sosyolojisi kullanılmış ve halen de güncel konuşmalarda bununla bazen geniş anlamda aile, bazen de dar anlamda eş ya da karı kastedilmektedir. Her kültürde kelimelerin yan anlamları ve çağrışımları vardır. Sözgelimi İngilizce ve diğer birçok dilde ev (home, house, haus, huis) ile sadece aile kastedilmez, aynı zamanda kişinin ülke ve yurdu da ifade edilir. Başka bir ülkede yaşayan İngiliz ya da Amerikalı eve dönüyoruz dediği zaman aslında bununla kendi ülkesine döndüğünü söylemek istemektedir. Çünkü bir kişinin ülkesi, kendi evi durumundadır. Burada da bir ölçek sorunu karşımıza çıkmaktadır. Sorun tümüyle çözülmemişse de Arapça dan Türkçe ye aile kavramının girmesiyle, ev ile aile arasındaki fark görülmeye ve ayrıştırılmaya başlanmıştır. Bugün, tarihsel ve kültürel yük dolayısıyla evin, aile ile aynı anlama gelen mecazi ve yan anlamları sürse de, ev ve aile farklı kavramlar olarak kullanılmaktadır. Ev, ailenin ikamet ettiği mekân ya da yaşam ortamıdır. Güncel Türkçe Sözlük, evin hem bu anlamını hem de mecazi anlamını şu biçimlerde vermektedir: 1) Yalnız bir ailenin oturabileceği biçimde yapılmış yapı; 2) Bir kimsenin veya ailenin içinde yaşadığı yer, konut, hane; 3) Mecaz: Aile: Evine bağlı bir adam. ve 4) Eskimiş Soy, nesil. İlk iki anlamı evin dilimizdeki hakiki anlamına, üçüncü anlam mecazi anlamına ve dördüncü anlamı ise çok eski anlamına işaret etmektedir. Bugün son anlamı unutulmuş, mecazi anlamı ise daha az kullanılır olmuştur. Ev, ailenin fiziksel bir mekânı ve yaşam alanıdır. Buna konut, hane ve barınak da denilmektedir. Konut, insanın temel ihtiyaçlarından biridir. Ancak bu ihtiyacın mutlaka özel mülkiyet olarak karşılanması zorunlu değildir. Kişi kiracı olarak da konut sahibi olabilir. Bu anlamda ev sahipliği ile kiracılık arasındaki fark, bir Türk atasözünde çarpıcı bir şekilde ifade edilmiştir: Ev sahibinin bir evi, kiracının bin evi vardır. Herkes bir evde yaşamak zorundadır. Çünkü demin de söylediğimiz gibi bu temel fizyolojik bir ihtiyaçtır. Fakat Türk kültüründe ev, temel ihtiyaçtan daha fazla bir şeydir. Evin simgesel bir anlamı vardır. Evlenen ve ailesi olan kişinin evi de vardır. Ev, evliliği ve aileyi hem görselleştirir hem de simgeleştirir. Evin bu özelliği, aile ile ev kavramlarının da özdeşleştirilmesine yol açmaktadır. Ama her ailenin mutlaka kendine özgü bir evi olması şart değildir. Anadolu da evlenen ve babaevinde yerleşen pek çok çift bulunmaktadır. Bu durumda ev ya da hane, ortak yaşam alanı olarak kullanılmaktadır. Köy ve kasabalarda evler, böyle geniş aile modellerini karşılayacak ölçüde geniş tasarlanmakta ve yapıl-
35 Ailenin Tanım ı, T ü re v le ri ve İşlevleri 5 7 maktadır. Hatta mekânın elverişli olmaması durumunda ilaveler yapılarak aile mekânı genişletilmektedir. Bu ilavelerde de bir ailenin zaman içinde nasıl genişlediğini pekâlâ çıkarsayabiliriz. Ev ile evlilik arasında bir ilişki olduğu gibi, evlilik ile aile arasında da bir ilişki bulunmaktadır. Başka dillerde görmediğimiz şekilde Türkçe de ev ile evlilik arasındaki ilişki sözcükler düzeyinde çok açık bir şekilde dile getirilmektedir. Ev-li-lik şeklinde yapacağımız bir hecelemeden de görüleceği üzere, evlenen kişiler arasındaki ilişki bir ev ilişkisidir. Yani evlenen çiftler bu ilişkisini aynı evde oturmak ya da aynı mekânı paylaşmak yoluyla görselleştirmektedirler. Evlenen çift, ev-li olmuştur. Ev-li olmak, bir ev edinmek ve orada oturmaktır. Demek ki Türkçe dilinde ve Türk kültüründe sadece ev ile aile özdeş kılınmakla kalmıyor, aynı zamanda ev ile evlilik de özdeş görülmektedir. Bu özdeşlik, bir sözleşme yle kurulmaktadır. Nitekim evlilik ya da nikâh, gerek geleneksel İslam hukukunda gerekse modern Batılı hukukta bir akit (sözleşme) olarak nitelendirilmiştir. Sözleşme, taraflar arasında birlikte yaşamın onanması ve topluma deklare edilmesidir. Ev ile evlilik arasındaki özdeşlik, bir Türk atasözünde şu şekilde ifade edilmiştir: Evli evinde, köylü köyünde gerek ya da Evli evine, köylü köyüne. Ev, nasıl ailenin mekânı ise, evlilik de ailenin temelidir. Başka bir deyişle ailenin kuruluşu evlilikle gerçekleşir. Evlilik, ailevi yaşamın başlangıcını; boşanma ise sonunu ifade eder. Evlilik ile boşanma arasındaki süreci evlilik ya da ailevi yaşam olarak adlandırabiliriz. Evlilik, cinsler arasında meşru bir ilişkinin başlamasıdır. Birçok toplumda olduğu gibi Türk toplumunda da evlilik-dışı yaşam gayri meşrudur. Gayri meşruluk, her zaman yasalara uygun olmayan anlamına gelmez. Nitekim son düzenlemelerle birlikte Türkiye de zina yasal olarak suç olmaktan çıkarılmıştır. Meşruluk ve gayri meşruluk, toplum tarafından ve onun değerleri bakımından onanma ya da onanmamayla alakalıdır. Yasallık ve yasadışılık ise hukuk ve hukuk yapıcısı tarafından uygun görülme ya da görülmemeyle ilgilidir. Çoğu zaman bu iki durum birbiriyle paralellik arz eder, ancak bu, ikisi arasında her zaman paralellik olacağı anlamına gelmez. Nitekim yakın döneme kadar evlilik dışıyaşam, hem kültürümüzde hem de hukukta uygunsuz bir eylem olarak görülürken, bugün bu durum Türk toplumunun kültürel değer ve normlara göre hâlâ uygunsuz bir ilişki olarak görülmesine rağmen hukuk, bunu suç olmaktan çıkararak, hukuka uygun hale getirmiştir. Evlilik, cinsel yaşam bakımından insanlar ile hayvanlar arasındaki farkı ortaya koyan bir noktadır. Antropolog Haviland m formülasyonuy-
36 58 Aile Sosyolojisi la Çiftleşme biyolojik iken, evlilik kültüreldir (2002:272). Bunu şu şekilde de ifade edebiliriz: Hayvanlar içgüdülerine göre, insanlar ise kültür ya da kurumlarma göre davranırlar. Çiftleşme, tümüyle içgüdüseldir. Çiftleşmeye eşlik eden kurallar ve törenler yoktur. Oysa evlilik; sosyal, ekonomik, kültürel, dini ve hukuksal güçlerle desteklenir. Hayvanlarda herhangi bir kurumsallıktan bahsedilemez. Ev, evlilik ile aile kavramı arasındaki ilişkilerden sonra, hane halkı kavramına gelmiş bulunuyoruz. Bu kavram, zaman zaman aile ile örtüşmekle birlikte, onunla ayrışan da bir olgudur. Nicel olarak baktığımızda hane halkı aileyi içermekle birlikte, ondan daha fazla bir şeydir. Haneler; içinde ekonomik üretim, tüketim, miras, çocuk yetiştirme ve barınmanın düzenlenip gerçekleştirildiği temel birimlerdir. İnsan topluluklarının büyük bir çoğunluğunda haneler aileleri içerir. Buna rağmen hanenin bazı üyeleri; ailenin inşa edildiği çevrenin akrabaları olabilir veya fertlerinden herhangi birisi ile akrabalık ilişkisi bulunmayabilir. Bazı toplumlarda hane üyeleri birbirleri ile akraba da olmayabilir. Hane üyeleri arasında kan bağı şartı yoktur (Haviland, 2002:289). Hane halkı kavramı, istatistiksel bir kavramdır, oysa aile sosyolojik bir kavramdır. Türkiye İstatistik Kurumu (TUİK), hane halkı kavramını şöyle tanımlamaktadır: Aralarında akrabalık bağı bulunsun ya da bulunmasın aynı konutta veya konutlarda, aynı konutun bir bölümünde yaşayan, kazanç ve masraflarını ayırmayan, hane halkı hizmet ve yönetimine katılan bir veya birden fazla kişiden oluşan topluluktur. Aile üyeleri arasında akrabalık ilişkisi bulunurken, hane halkı üyeleri arasında her zaman akrabalık bağı olmak zorunda değildir. Akrabalık olduğunda da aileye mensubiyet söz konusu değildir. Bir şekilde aileye katılan hane halkı üyeleri sadece aile ile birlikte yaşamakta ve hanede meydana gelen etkinliklere katılmaktadırlar. Sözgelimi şehre çalışmak üzere köyden gelen akraba veya tanıdık biri, ailenin hizmetinde çalışmak üzere görevlendirilmiş bir hizmetçi ya da ailenin kendisine bakmakla yükümlü gördüğü bir yakın akraba hane halkına dâhildir, ama aileye mensup değildir. Hane halkını, aileyi aşan ve ondan daha geniş bir birim olarak görebileceğimiz gibi, aileden bağımsız ve tümüyle yapay olarak oluşmuş bir yapı olarak da görebiliriz. Sözgelimi bir üniversite kentine eğitim görmek amacıyla gelip, burada birlikte ev kiralayıp yaşayan öğrencilerin oluşturduğu öğrenci evi ile çalışmak amacıyla kente gelmiş ve birlikte aynı evi paylaşan geçici mevsimlik işçilerin oluşturduğu haneyi de hane halkı örnekleri olarak tanımlayabiliriz.
37 Ailenin Tanım ı, T ü re v le ri ve İşlevleri 59 Yerleşim ve oturma biçimlerine bağlı olarak ev, evlilik ve aile kavramları iç içe geçebilen kavramlardır. Bu bağlamda sosyoloji ve kültürel antropolojide beş tip ikamet modelinden bahsedilmektedir. Kadm, kocasının ailesinin yanma yerleşerek, kocasının hanesinde yaşamını sürdürüyorsa buna babayerli yerleşim (patrilokal) denir. Bunun zıddına erkek, kendi ailesini terk ederek eşinin ailesi ile birlikte yaşamak üzere eşinin hanesine taşınıyorsa bu ikamet biçimine anayerli yerleşim (matrilokal) denir. Bazı toplumlarda bu iki yerleşim biçimi konusunda katı kurallar bulunmamaktadır. Bu nedenle evli çift, isterse birinci modeli isterse ikinci modeli seçebilir. Bu düzenleme, ikiyanlı yerleşim (ambilokal) olarak isimlendirilmektedir. Bunların hiç birini seçmek zorunda kalmadan, yeni evli çiftler yepyeni bir ev de açabilirler. Bu tip yerleşime yeni evaçma (neolokal) denilmektedir. Son olarak evli çiftlerin kocanın dayısıyla birlikte oturmayı seçtikleri bir model daha bulunmaktadır. Bu model dayıyerli yerleşim (avunkulokal) olarak adlandırılmaktadır (Havliand, 2002: ). Söz konusu yerleşim biçimleri toplum tiplerine ve aile biçimlerine göre değiştiği gibi, hızlı toplumsal değişmelerin olduğu modern toplumlarda da değişmelere uğramaktadırlar. Türk toplumunda geleneksel olarak bilinen ve dominant olan yerleşim biçimi, babayerliliktir. Ancak Cumhuriyet döneminde aile maruz kaldığı değişimlerden dolayı yeni evlenen çiftlerin çoğunlukla yeni evaçmasına müsaade etmekte ve hatta yardımcı olmaktadır. Bazen ilk yerleşim biçiminde evlilik yaşamına başlayan çiftler, zamanla yeni bir ev açarak kendi yerleşim yerlerini ve biçimlerini de tercih etmektedirler A İLE T A N I M L A N A B İ L İ R Mİ? Güncel yaşamda bazı kavramlar bize çok bildik-tanıdık gelir, ama onu tanımlamaya kalktığımızda bunun kolay olmadığını görürüz. Aile kavramı da böyle kavramlardan biridir. Günümüzde aile, çoğu kez annebaba ve çocuklardan oluşan bir birim olarak tanımlanır. Oysa bu tanım, evrensel anlamda aile yi değil, ailenin sadece belirli bir biçimi olan çekirdek aile yi tanımlamaktadır. Çekirdek aile kavramının varlığı oldukça yenidir. Bu kavramı, ilk kez 1949 yılında antropolog Robert Murdock kullanmıştır. Murdock, dünya çapında 250 toplumdan derlediği verilerden hareketle ailenin evrensel bir kurum olduğu sonucuna ulaşmıştır. Bununla o, tüm toplumlarda ailenin birbiriyle bağlantılı olarak dört işle
38 60 Aile Sosyolojisi vi yerine getirdiğini söylemiştir. Aile daha geniş bir toplumsal kümeye (akrabalık gruplan, kabile vs.) gömülmüş olabilir, başka işlevleri de olabilir. Ama tüm toplumlarda bu dört işlevi, aileden başka birimin yerine getirdiği görülmez. Bu işlevler, cinsel, ekonomik, üreme ve yetiştirme işlevleridir (Mayer, 1981: 32-33). Murdock un çekirdek aile tanımını sosyolojik bir perspektiften hareketle değerlendirdiğimizde bu ailenin toplumsal ve tarihsel olarak modern toplumun bir ürünü olduğunu söyleyebiliriz. Böyle bir tanım sadece modern Batılı toplumlarm ve bu toplumlarm etkisiyle modernleşen toplumlarm aile yapısını dile getirmektedir. Hatta bunu bile tam olarak başardığı söylenemez. Çünkü modern toplumlarda da farklı aile modelleri olduğu bilinmektedir. Bu toplumlar için en fazla şu söylenebilir: Çekirdek aile baskın bir aile türüdür. Ailenin evrensel olduğu söylenebilir, ama bununla ailenin evrensel bir tanımının yapılabileceği sonucu çıkarılamaz. Ailenin evrensel bir tanımının yapılmasını zorlaştıran iki temel faktör olduğunu söyleyebiliriz. Evrensel bir aile tanımı yapmanın önündeki ilk büyük engel, bu kurumun dünya çapında sergilediği çeşitliliktir. Bu çeşitliliği göz ardı ederek yapacağımız her tanım etnosantrik olmaktan kurtulamayacaktır. Kendi toplumumuzdaki aileyi çoğu zaman model olarak alıp buna göre bir aile tanımı yapıyoruz. Oysa dünya, sadece bizim toplumumuz ve kültürümüzden ibaret değildir. Aile konusunda, bırakın Batı-dışı toplumları, modern toplumlarda bile nasıl bir çeşitlilikle karşı karşıya kaldığımızı anlamak için iki ülkeden örnek vereceğiz. Amerika Birleşik Devletleri nde resmi kurumlar aileyi, Doğum, evlilik veya evlatlık edinme yoluyla bir ilişkisi olan ve bir hanede birlikte yaşayan iki veya daha fazla kişinin oluşturduğu bir küme (Cohen, 2005:6) olarak tanımlamaktadırlar. Bu tanımda iki önemli öğe dikkat çekmektedir. İlk olarak aile bir hanede yaşayan iki veya daha fazla kişiden oluşan bir küme olarak görülmektedir. Bu öğe ailenin daha çok mekânsal boyutunu ifade etmekte ve daha önce ele aldığımız hane halkı kavramını dile getirmektedir. İkinci öğe ise, ailenin oluşma biçimini ya da aileye dâhil olma biçimlerini vurgulamaktadır. Bir hanede yaşayan kişiler üç yolla (doğum, evlilik ve evlatlık edinme) aileye eklemlenebilirler. Doğal olarak evlilik yoluyla ilişki kuranlar karı ve kocadır. Çocuklar ise aileye doğum yoluyla dâhil olmaktadırlar. Amerika Birleşik Devletleri, bildiğimiz çekirdek aileye evlatlık yoluyla çocuk edinmeyi de ekleyerek tanımı birazcık olsun genişletmiştir. Başka bir deyişle aileye sadece karı-koca ve biyolojik çocuklar değil, evlatlık edinme yoluyla kazanılmış olan çocuklarda dâhil edilmektedir.
39 Ailenin Tanım ı, T ü re v le ri ve İşle vle ri 61 Amerika Birleşik Devletleri nin toplumsal pratiğine baktığımız zaman hanelerin yüzde 24 ünü çocuklu evli eşler oluşturmaktadır. Bu tip aileler, yukarıdaki tanıma en uygun olan aile tipidir. Hanelerin yüzde 29 unu ise çocuksuz evli eşler oluşturmaktadır (Cohen, 2005:6). Eğer ailenin tam olarak teşekkül etmesi için çocuk şartını koşmazsak ki bu ilk evlenen eşlerde olduğu kadar çocuk sahibi olamayan ailelerde söz konusudur- hanelerin yüzde 53 ünü aile diye tanımlayabileceğimiz bir ünite oluşturmaktadır. Geriye kalan tip aileler ve haneler ise resmi aile tanımına uymamaktadır. Amerika Birleşik Devletleri, dünyanın çok-etnisiteli, çokkültürlü ve çok-dinli toplumlarından biridir. Burada pek çok etnik grup yaşamakta olup bunlar farklı aile tanımları kullanmaktadırlar. Sözgelimi Latinler, manevi anne veya babayı da aileye dâhil etmektedirler. Japon kökenli Amerikalılar, sınırları oldukça geniş bir geniş aile tanımı yapmaktadırlar. Bu geniş aileye büyük anne ve büyük baba yanında teyze, hala, amca, dayı ve kuzenler dâhil edilmektedir. Yine yerli Amerikalı yurttaşlar kabileyi ve buna mensup tüm üyeleri aile birimi olarak nitelemektedir. İşte tüm bu etnik ve kültürel çeşitlilik, genel bir aile tanımı yapmayı zorlaştırmaktadır. Sosyolog Cohen, Amerika daki farklı türden aileleri kapsayacak kadar geniş ve daha modern bir aile tanımı olarak şunu önermektedir: Doğum, evlilik, evlatlık edinme veya tercih yoluyla bir ilişkisi olan ve bir hanede birlikte yaşayan iki veya daha fazla kişinin oluşturduğu küme, ailedir. (Cohen, 2005:6). Cohen, ailenin oluşumuna tercih yoluyla ilişki kuran kişileri de ekleyerek resmi tanımı daha da genişletmiştir. O, bununla biraz önce örneklerini verdiğimiz farklı aile modellerinin de bu tanıma uygun olduğunu düşünmektedir. Büyük aileye dâhil edilen birçok kişiyi (büyük anne, büyük baba vs.) bu tanım kapsamaktadır. Ancak ortada tartışmaya açık bir soru kalmaktadır: Aileye doğal ve spontan olarak dâhil edilen kabile üyeleri tercih yoluyla mı katılmaktadır? Bu soruya evet demek oldukça zor gözüküyor. Tercih, bireyciliği çağrıştıran modern bir kavramdır. Geleneksel ve Batı dışı toplumlarda aile standart normlara göre kurulmaktadır. Bu normlar üzerinde herhangi bir düşünümsellik ve dolayısıyla tercih söz konusu değildir. Aile tanımlarının ne kadar farklı olabileceğine ilişkin bir başka örnek, Hollanda nın resmi aile tanımıdır. Şu an feshedilmiş olmakla birlikte geçmişte hükümetlere aile politikaları konusunda tavsiyelerde bulunmakla görevli olan Hollanda Aile Konseyi ne göre Bir veya birden fazla çocuğun yetiştirildiği her yaşam ünitesine aile denilir (Distelbrink
40 62 Aile Sosyolojisi vd., 2005). Bu tanım, çocuk merkezli bir aile kavramsallaştırmasıdır. Bir veya birden fazla çocuğun yetiştirildiği her yaşam alanı aile olarak görülmektedir. Burada ailenin oluşumuna değin herhangi bir açıklık bulunmamaktadır. Eşcinsellerin resmen evlilik yapma hakkının bulunduğu bu ülkede, evlatlık edinen eşcinsel eşlerin kurduğu yaşam biçimi bu aile tanımına uygun düştüğü gibi, hiçbir (resmi ya da dini) nikâhı olmadan bir arada yaşayan çiftlerde bu tanımın kapsamına girmektedir. Nitekim Hollanda, samenleven (birlikte yaşamak) denilen ikinci yaşam biçimini de yasal olarak aileye denk kabul etmektedir. Hollanda İstatistik Kurumu nun verilerine göre tüm hanelerin yüzde 36 sı; yani üçte biri ailelerden oluşmaktadır. Mevcut aile tiplerini üç kategoriye ayırmak mümkündür. İlk kategoriyi çocuklu evli eşler oluşturmaktadır. Yüzde 78 ile bu kategori en baskın aile tipidir. Tek ebeveynli çocuklu aileler ikinci büyük grubu (% 17) oluşturmaktadır. Tek ebeveynli aileler (ya da tekil aileler) boşanmaların yüksek olmasının bir sonucu olarak Batı dünyasında ortaya çıkan ve giderek oranları yükselen yeni tip bir ailedir. Çocuk sahibi olmakla birlikte evli olmayan aileler ise, yüzde 9 civarındadır. Nikâhsız birlikte yaşayan ve çocuk sahibi olan çiftlerle, evlatlık edinmiş olan eşcinsel eşler de bu grubun içinde görülmelidir. Hollanda da ailelerin toplam hane içindeki oranları azaldığı gibi çekirdek aile modelinden sapan yeni aile tipleri de giderek artmaktadır. Evrensel bir aile tanımını zorlaştıran ikinci önemli faktör, tarihsel süreçte aile kurumunun sürekli olarak değişmeye maruz kalmasıdır. Ailenin yapısı, aile içi pozisyonlar ve ilişkiler, ailenin işlevleri vs. hususlar değiştiği gibi, bunlardan daha da önemlisi aile hakkındaki düşüncelerde de değişiklikler olmaktadır. Bu değişime koşut olarak ailenin tanımı genişlemekte ve aileye alternatif yaşam biçimleri de (birlikte yaşama, tek ebeveynli aile, eşcinsel evlilikler vs.) aile başlığı altında toplanmaktadır. Hatta dünya toplumlarında bir kısım insan, çok köklü ve en eski kurumlardan biri olan aile kurumunu modası geçmiş bir kurum olarak görmektedir. Dünya Değerler Araştırması na göre Aile, modası geçmiş bir kurumdur düşüncesine katılanlarm oranı Fransa da yüzde 36, Hollanda ve İngiltere de yüzde 25, Hindistan ve Arjantin de yüzde 19, Japonya ve Amerika da yüzde 10, Türkiye de ise yüzde 6-8 civarındadır. Tüm bu verilerden evrensel bir aile tanımının yapılması hemen hemen imkânsız gibi görünmektedir. Sosyal bilimsel literatürü ve farklı ülkelerin aile tanımlarını incelediğimizde aile tanımlarının üç gruba ayırabileceğini söyleyebiliriz. Bir kısım sosyal bilimci ya da ülke, ailenin
41 Ailenin Tanım ı, T ü re v le ri ve İşlevleri 63 ayırt edici bir özelliğini öne çıkararak buna sahip olan sosyal birimleri aile olarak tanımlamaktadır. Sözgelimi Hollanda nın aile tanımı, çocuklara vurgu yapmakta ve bunu ailenin en önemli ve ayırt edici özelliği olarak görmektedir. Bu çocuk merkezli yaklaşımdan dolayı, ailenin nasıl ve kimler tarafından kurulduğu önemini kaybetmektedir. Bu tür aile tanımlarını analitik tanımlar olarak adlandırabiliriz. Bu tür tanımların zıddına sentetik aile tanımları, aileyi dinamik ve holistik bir yaklaşımla ele almayı ve mümkün olduğunca kapsayıcı bir tanım yapmaya çalışmaktadırlar. Yukarıda verdiğimiz sosyolog Cohen in önerdiği aile tanımı bu tip bir tanımdır. Ona göre Doğum, evlilik, evlatlık edinme veya tercih yoluyla bir ilişkisi olan ve bir hanede birlikte yaşayan iki veya daha fazla kişinin oluşturduğu kümeye aile denir. Bu tanım gerçekten de oldukça kapsayıcıdır. Bu tanım, belirli bir soyutlama sonucu elde edilmiştir. Bu noktaya biraz sonra geri döneceğiz. Son olarak literatürde normatif aile tanımlarına da rastlamak hiç şaşırtıcı bir husus değildir. Bu tanımlar, ailenin ne olduğu ndan ziyade, ne olması gerektiği fikrinden hareket etmektedirler. Bu tanımların bilimsel olmadığı açıktır. Bununla birlikte normatif tanımların bilimsel tanımlara bir şekilde sızdıkları ve bunlardan kurtulmanın mümkün olmadığı da görülmektedir. Pekiyi bilimsel ve evrensel bir aile tanımından vazgeçmek mi gerekiyor? Bu soru, bilimsel den ne anladığımıza bağlıdır. Eğer bilimsel sözcüğüyle ampirik (deneyimsel gerçeklik) bilimleri kastediyorsak, -ki sosyal ve kültürel bilimler böyle bir niteliğe sahiptirler- o zaman hem bilimsel hem de evrensel bir tanıma ulaşmak zordur. Bu bilimlerin ampirik gerçekliğe bağlılığı, onları kaçınılmaz bir şekilde toplumsal-kültürel ve tarihsel kılmaktadır. Bu düzeyde bilim somut olgularla uğraşmakta ve olgular dünyasına bağımlı kalmaktadır. İşte bu bağımlılık, bilimin imkânlarını da sınırlayıcı bir özellik taşımaktadır. Eğer bilimsel sözcüğünü, tek tek olgulardan hareketle ve tümevarım yöntemiyle genellemeler yapma işlemi anlamında kullanırsak -ki bilimin amacı budur- o zaman bilimsel-kuramsal nitelikli evrensel bir aile tanımı yapmak ihtimal dâhiline girmektedir. Böyle bir tanımın mümkün olması, burada hemen bir tanım yapabileceğimiz ve önereceğimiz anlamına gelmemelidir. Çünkü böyle bir çaba, ancak uzun soluklu ve yaratıcı bir çalışmanın sonucu olabilir. Bu çabayı mültidisipliner yaklaşımla ve farklı uzmanlık alanlarından gelen sosyal bilimcilerle birlikte yapmak gerekir. Böyle bir çalışma hem etnosantrik önyargıları minimalize edecek, hem de amaca ulaşmayı hızlandıracaktır.
42 64 Aile Sosyolojisi Tümevarım yöntemiyle ulaşılacak bilimsel-kuramsal bir tanım, ampirik gerçekliği ve olgular dünyasını çıkış noktası almakla birlikte kendisini bundan bağımsızlaştırmak zorundadır. Olgular dünyasından derlenmiş verilerin ortak yönlerini temel alarak yapılacak yüksek düzeyde bir soyutlama bize evrensel bir aile tanımı yapma imkânı verecektir. Bu bağlamda Hollandalı sosyolog Zijderveld in kuruluş ve kurum ayrımı, önemli bir ayraç olarak kullanılabilir. Temel antropolojik bir kategori olarak kurum (institutie) ile kurumun tarihsel bir özelleştirilmesi olarak kuruluş (instituut) arasındaki teknik-psikolojik bir ayrım (1982:149), tarihsel ile evrensel arasındaki ayrıma denk düşmektedir. Aileyi belirli bir tarihsel ve toplumsal formasyona bağlı bir olgu olarak ele aldığımızda kuruluş tan bahsetmekteyiz. Kuruluşlar, somut olmaları nedeniyle ampirik olarak daha kolay tanımlanabilirler. Genel insanlık olgusu olarak ele aldığımızda ise, aile evrensel bir kurum dur. Gerekli soyutlamalar yapıldığında pekâlâ evrensel bir tanım yapılabilir.
43 65 2. AİLE VE EVLİLİK TÜRLERİ D o ç. Dr. Ergiin Yıldırım GİRİŞ Burgess ve Locke un hayvanlar eşleşir, insanlar evlenir şeklinde kullandıkları ifade, evlilik olgusunun insanlara ait bir faaliyet olduğunu vurgulamaktadır (Gökçe, 1978:7-21). Bütün tarih boyunca insan toplumlarında, evlilik faaliyetlerine farklı biçim ve tarzlarda rastlanmaktadır. Toplumlarm benimsediği kültürel değerlere göre evliliğin tarzı belirlenmektedir. Kimin kimle evleneceği, kaç kişiyle evlenebileceği, kiminle evlenemeyeceği, evliliğin aşama ve süreçleri, evlilikte benimsenecek normlar ve değerler bütünüyle toplumlarm yüzyıllar içinde benimseyerek uyguladıkları kültürel formlarla belirlenmektedir. Evlilik, tarih içinde büyük değişmelere de uğramaktadır. Aile yapısı ve ev düzeni, evlenme yaşları ve evlilikte paylaşılacak kurallar ve değerler zamanla toplumlarda değişebilmektedir. Ancak kimi boyutlarıyla da aynı özelliklerini korumaya devam etmektedir. Nitekim sosyologların geniş ailenin sadece pre-modern ailede geçerli olduğuna yönelik yargılarının yanlış olduğu ortaya çıkmaktadır. Örneğin İngiltere de on yedinci, on sekizinci ve on dokuzuncu yüzyıl boyunca çalışan ev kadını oranı %4.75 idi. Son yapılan araştırmalarda Britanya da bu oran % 3.04 dür. Geniş aile yapıları hâlâ güney Avrupa da ve Asya da önemini
44 66 j Aile Sosyolojisi korumaktadırlar (Giddens, 2000: 141). Evlilik biçimleri bütün çeşitlilik ve renkleriyle varlığını sürdürmektedir. Toplumsal değişme, tek tarz bir aile türü ve evlilik biçimi getirmemektedir. Evliliğin çok farklı tanımları bulunmaktadır. Toplumsal kültürün özelliklerine göre bu tanımsal farklılıklar gün yüzüne çıkarlar. Örneğin Batılı bir sosyal bilimci olan Anthony Giddens, evliliği iki yetişkin birey arasında sosyal olarak gerçekleşen ve onaylanan cinsel birleşme olarak tanımlamaktadır (Giddens, 2000:140). Bu tanımlamada cinsellik ve toplumsal onay öne çıkmaktadır. Öte yandan evliliği, aileyi oluşturan toplumsal ilişkileri belirli kalıplar içine yerleştiren bir sözleşme olarak tanımlayanlar da bulunmaktadır. Bu sözleşmede cinselliğin meşru temsil biçimi ve çocuğun meşru doğumu çok önemli nitelikler olarak öne çıkmaktadır. Bunlarla beraber evlilik kadm ve erkek arasında meydana gelen bir sözleşme (Türkçe de buna nikâh diyoruz) ile birlikte bir dizi süreçten oluşan bir sosyal olgudur. Meşru cinsellik, meşru çocuk doğurma, neslin devamını koruma, toplumsal sürekliliği sağlama gibi çeşitli işlevleri bulunmaktadır. Aile yapılarının sağlıklı bir biçimde oluşması, öncelikle sağlıklı değerlerle tanımlanmış ve yapılanmış bir evlilikle mümkün olabilmektedir. İki insan evlendiği zaman biri diğerine akraba olur ve böylelikle geniş bir akrabalık bağı içine yerleşirler. Ebeveynler, kardeşler, kız kardeşleri ve diğer kan akrabalıkları evliliğin bir parçası haline gelirler. Bu nedenle evlilik sadece kadın ve erkek arasında oluşan bir sözleşme olarak kalmayıp, geniş bir sosyal grup içine dâhil olmayı da getirmektedir. Günümüzün çekirdek aile yapıları, bu geniş aile şebekesini dışlama değerleriyle ve tutumlarıyla yeniden yapılanmaya çalışırken yeni sorunlar topluma mal olmaktadır. Evliliğin başlangıcı ve gerçekleşmesi bir dizi sosyal faaliyetler sürecinden meydana gelmektedir. Eşlerin tanışması, söz kesme, nişanlanma, nikâh kesme ve düğün. Bu süreçler her toplumda farklı törenler ve kurallarla desteklenmektedir. Eğlenceler, törenler, örfler, dualar, yemek ziyafetleri, kutlamalar vs. yoğun bir biçimde yaşanarak evliliğe başlanır. Bunlar da evliliğin önemini vurgulayan önemli göstergelerdir. Her önemli başlangıç anlamlı birtakım davranış, kutlama ve faaliyetlerle gerçekleştiği gibi, evliliğe başlangıç da böyledir. Özellikle geleneksel kültürün evlilik başlangıcında bunlar oldukça yoğun bir biçimde yaşanmaktadır. Modernleşme, evlilik törenlerinde beyaz gelinlik imgesiyle kadınların (gelinin) giyimlerinde, takım elbise ile erkeklerin (damadın) giyiminde, kokteyl ve kutlamalarla sınırlı ve stresli bir atmosfer mey
45 Ailenin Tanım ı, T ü re v le ri ve İşlevleri 67 dana getirmektedir. Ayrıca tüketim toplumunun dayattığı ekonomik baskılar, evliliğe giriş streslerini artırmaktadır. Günümüzde, çoğunlukla orta ve yoksul ailelerin evliliği gerçekleştirme süreçleri bu şekilde meydana gelmektedir E V L İLİK T ÜRLERİ Çoğunlukla kimin kaç kişiyle ve kimle evleneceğini akrabalık sistemleri belirlemektedir. Çağdaş Batı toplumlarında insanlar genellikle akraba dışı evlilikleri yapma yönünde bir başat eğilim içinde bulunmaktadırlar. Ancak bazı toplumlarda da aynı akraba içinde evlilik yaygın bir tutumdur. Örneğin Türk toplumunda ve çoğu Müslüman toplumlarda insanlar aynı akraba grupları içinde evlenebilmektedirler. Evlilikte çeşitli ölçütler esas alınarak birtakım sınıflamalar geliştirilmektedir. Evliliğin grup esasına dayalı sınıflaması ikiye ayrılmaktadır. Bireyin içinde bulunduğu grup içinde evlenmesi ya da grup dışından biriyle evlenmesi... Grup dışı evlenme/egzogami (exogamy), kişinin kendi grubu dışından yaptığı evliliğe denir. Burada grup dinsel, bölgesel, ırksal kimlik, sınıf, sosyal tabaka, kent, köy, aşiret vs. temellerine dayanarak var olabilir. Sosyal hareketliliğin(mobilizasyonun) yüksek olduğu modern toplumlarda gruplar arası etkileşim arttığı için farklı gruptan insanlarla tanışma ve karşılaşma imkânları çoğalmıştır. Bu da insanların farklı gruplardan evlilik yapmasını artırmıştır. Grup içi evlenme/endogami (endogamy) ise grup içi yapılan evliliklere denir. Bireyin kendi tabaka, aşiret, mezhep, din, ırk, millet, toprak gruplarından biriyle yapılan evliliğe endogami adı verilmektedir. Özellikle geleneksel toplumlarda endogami yaygın bir evlilik tarzı olarak yürümektedir. Çünkü bu toplumlarda sosyal mobilizasyon düzeyi düşük ve akrabalık bağları oldukça güçlüdür. Bu özellikler gruplar arasındaki etkileşimleri sınırladığı gibi, farklı kültür ve alışkanlıklara karşı grup içi stabilizasyonu korumak amacıyla grup içi evlilik öncelenmektedir. Ensest (aile içi zina) ilişkisinin yasak olması bütün toplumlarda evrensel bir kuraldır. Çoğu kültürler, kimin kimle evlenebileceğini belirleyen bir evlilik düzeni geleneğine sahiptirler. Kültürlerin benimsediği norm, inanç ve değerler aracılığıyla insanlar evliliğin sınırlarını tanımış olurlar. Türklerde de İslam inancının ve geleneğin etkisiyle evliliğin sınırları belirlenmiştir. Örneğin kardeşle, babayla, amcayla, halayla
46 68 Aile Sosyolojisi teyzeyle vs. evlenmek yasaktır. Bu yasak resmi hukuk kuralları tarafından da desteklenmektedir. Ancak Türk toplumunun farklı gruplarında bu sınırlara ek olarak farklı uygulamalara da rastlanmaktadır. Örneğin Balkanlar dan göçle Anadolu ya yerleşen muhacir denilen topluluklarda kuzenle evlilik geleneksel olarak yasak iken, Türklerin genelinde bu tür evlilik yasak değildir. Endogami, ailelerin servetin parçalanmasını engellemek amacıyla da başvurdukları bir yöntemdir. Özellikle büyük aileler, hem modern hem de geleneksel yapılarda bu yöntemi kullanmaktadırlar. Modernleşmenin getirdiği yoğun kentleşme, sosyal mobilizasyon ve gruplar arası etkileşim süreçleri farklı gruplarla evliliği öne çıkarmaktadır. Ancak yine de sosyal tabaka ve sosyal kimlikler evlilikler üzerinde belirleyici olmaya devam etmektedir. Örneğin ABD de farklı göçmen topluluklar, siyah ve beyaz topluluklar arasındaki evlilik örnekleri, bu açıdan oldukça ilginçtir. ABD de hâlâ insanlar çoğunlukla benzer sosyal özelliklere sahip bireylerle evlenmektedir. ABD de buna sosyologlar homogamy adını veriyorlar. İnsanlar aynı sınıf, din, eğitim ve etnik gruplardan gelen kişilerle evliliği tercih ediyorlar. ABD de çoğu evlilikler aynı etnik grup içinde yapılmaktadır yılında ABD lilerin % 72 si siyahlarla beyazların evliliğini onaylamıyordu. Şimdi bu oran değişmekte, ancak hâlâ siyah ve beyazlar arasındaki evlilik oranı %2.5 düzeyindedir. ABD de Çinli, Koreli, Japon gibi topluluklar arasında da evlilikler gerçekleşmektedir (Andersen-Taylor, 2001: ). Çok-kültürlü ve çok-etnisiteli toplumlarda gruplar arası evlilik (mezhep, din, etnik vs.) gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır. Toplumlarm küreselleşme süreciyle beraber yaşadıkları göç ve hareketlilik, kültürler arası çatışma ve etkileşim bunu derinden etkilemektedir. Çoklukla evliliğin sınırlarını belirleyen dinlerin, sekülerleşme ile beraber belli bir etkinlik kaybına uğramalarıyla farklı dinler arasındaki evliliklerde de oranlar yükselmiştir. Örneğin Almanya da yaşayan ikinci ve üçüncü kuşak Türklerin, orada tanıştıkları ve beraber yaşayarak büyüdükleri faklı dinden kişilerle evlendikleri görülmektedir. Türkiye de yaşanan yoğun göç ve mobilizasyonla beraber farklı bölgeden, etnik gruptan ve sosyal sınıftan insanlar arası evlilikler artış göstermektedir. Türk toplumunda evliliğin sınırlarını belirleyen kök gelenek hâlâ din olduğu için, etnik gruplar arası evlilik ABD deki gibi yeni olmayıp oldukça eski ve yaygındır. Ayrıca modernleşme ve sekülerleşme süreçleri, ülkemizde evlilik sınırlarını eğitim, sınıf, sosyal çevre ve kültürel yaşam benzerlikleriyle çevrelemektedir.
47 Ailenin Tanım ı, T ü re v le ri ve İşle vle ri 69 Evlilik sınıflamasının diğer yöntemi de eş sayısıdır. Kişinin evlenirken seçtiği eş sayısı... Buna göre evlilik genel olarak tek eşli ve çok eşli olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Çok eş evliliği (poligamy), kadınlar veya erkeklerin birden fazla eşe sahip olmasıdır. Poligami sadece birden fazla eşe refere eder. Bunun gerçekte iki türü vardır. Poliandri (polyandry), kadının birden fazla kocayla evlenmesidir (çokkocalılık). Polijini (polgyny) ise, erkeğin birden çok kadınla evlenmesidir (çokkarılılık). ABD de polijini eskiden Mormonlar topluluğu arasında oldukça yaygındı. Onların dinsel inançları buna izin vermekteydi yılında Mormon Kilisesi, çok eşle evliliği yasakladı. Günümüzde sadece fundamentalist Mormonlar arasında çok eşle evlilik sürmektedir. Bu da toplam nüfusun %2 oranını oluşturmaktadır. Polijini ABD deki Tunus, Fas, Mısır, Kuveyt gibi bazı Müslüman göçmen toplulukları arasında da görülmektedir. Müslüman toplumlarm tarihsel tecrübelerinde pratiğe döktükleri çok kadınla evlilik, bir prestij olarak algılanmıştır (Anderson-Taylor, 2001: ). Ancak polijininin İslam inancında yapılması gereken mutlak bir inanç davranışı gibi yorumlamak oldukça yanlıştır. Sosyolog Vergin in de belirttiği gibi, İslam ın kutsal kitabı Kur an-ı Kerim de idealize edilen evlilik monogamidir (Vergin,1990: ). Nitekim Müslümanlarm/Türklerin Osmanlı toplum pratiğinde çok eşle evliliğin bilinenin aksine oldukça düşük olduğu görülmektedir (Doğan, 2001:39; Kurt, 1998). Tarih içerisinde çok kadınla evliliğin ekonomik ve politik bir işlevi yerine getirdiği görülmektedir. Erkeklere tarım toplumunda ihtiyaç duyulan servet için ucuz iş gücü sağlaması buna örnektir. Fazla kadınla evlenen erkeğe, birçok çocuğu ve dolayısıyla el ve kol gücü (kas enerjisi) gerektiren tarım toplumunda fonksiyonel olmaktadır. Yine politik anlamda çok evliliğin işlevsel yönünü Osmanlı padişahları örneğinde görmek mümkündür. Orhan Gazi nin üç evlilik yapması ve bunlardan birisi olan Bizans yerel yöneticinin kızı Nilüfer i alarak Osmanlı-Bizans yerel yönetimi arasındaki ilişkileri düzelmesi bu açıdan yorumlanabilir (Doğan, 2001:40). Murdock, Sosyal Yapı adlı eserinde ilksel toplumlarda evlilik ve aile üzerinde önemli bulgulara ulaşarak çeşitli analizlerde bulunmaktadır. Murdock un yaptığı araştırmada 250 topluluk arasında 193 ünün (yani % 77.2) çok kadınla evlendiği; iki yerde de çok erkekle evlenildiği (%0.8) görülmektedir. Buna göre çok kadınla evlilik ilksel toplumlarda yaygın bir tutumken, çok erkekle evlilik oldukça düşük seyrettiği görülmektektedir (Gökçe, :1978).
48 70 Aile Sosyolojisi Tek eş evliliği/ monogami (monogamy), tek eşle yapılan evliliktir. Endüstriyel toplumlarda yaygın olan evlilik tarzıdır. Monogami, hem kültürel bir ideal olarak benimsenmekte hem de hukuk kuralları ve dini inanışlar tarafından desteklenmektedir. Çoğu sosyologlar modern evliliği, bir seri monogami olarak karakterize eder. Ki bunun içinde bireyler birden fazla evlilik yaparlar. Endüstriyel toplumlarda monogami en yaygm evlilik biçimi olmasına rağmen, farklı kültürlerde zorunlu bir norm değildir. Boşanma ve evlilik dışı yaşama pratiği arttığında, buna karşın sosyologlar katı monogaminin norm olarak sadece %20 oranında benimsendiğini belirtmektedirler (Andersen-Taylor, 2001: 418). Modern toplumlarda benimsenen hukuk düzeniyle beraber çok eşle evlilik yasaklanmış ve tek eş evlilik benimsenen bir norm haline gelmiştir. Evlenme kültürü, bu normlara uygun bir biçimde benimsenmektedir. Gelişmiş modern Batı toplumlarında idealize edilen çekirdek ailenin monogamisi, pratikte yürümesi çoğunlukla zor görülmektedir. Kadınlar ve erkekler hayatlarını tek bir eşle yaşayarak geçirmemektedirler. Çünkü yoğun boşanma ve birlikte yaşama (evlilik dışı beraber yaşama pratiği, ki gelişmiş ülkelerde bu oranlar oldukça yüksektir) tarzı, kişilerin yaşamında monogami çokluğu (çoklu monogami evliliği) diyebileceğimiz bir tarzı geliştirmektedir. Bu gelişmeleri Batıda ailenin çöküşü olarak yorumlayanlar olduğu gibi, değişme ve yeni tarz aile diyenler de bulunmaktadır. Farklı toplumlarda yerel düzeyde geçerli olan çeşitli evlilikler bulunmaktadır. Türkiye nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri başta olmak üzere kırsal kesimlerinde görülen Levirat ve Sorarat evlilikler buna ilginç örneklikler oluşturmaktadır. Bu evlilikler başlık parası sorununa çözüm getirmek amacıyla geliştirilen evlilik türleridir. Levirat (yenge evliliği), kocası ölen kadının kocasının erkek kardeşiyle evlenmesidir. Sorarat (baldızla evlilik) ise, karısı ölen kocanın karısının kız kardeşiyle evlenmesidir. Bu evliliklerde hem başlık parasının verilmemesi sağlanır hem de mirasın bölünmesi engellenir. Ayrıca babasız ya da annesiz kalan çocuklara da sahip çıkılır ve yabancı ellerde büyümeleri engellenir (Gökçe, 1978:7-21) A İLE TÜR LERİ Ailenin sınıflanmasına ilişkin birçok yaklaşım bulunmaktadır. Evrimci sosyolojik bakış açısı; yani ailelerin tarih içinde bir evrim çizgisi izleyerek günümüze geldiklerine ilişkin yaklaşım önemli ölçüde çürütül
49 Ailenin Tanım ı, T ü re v le ri ve İşlevleri 71 müştür (Giddens, 2000; Vergin, 1990). Örneğin kadının evde çalıştığı ve eve hapsedildiği dönem olarak geleneksel aile biçiminin modern öncesi özelliği olduğuna yönelik yaklaşımın hatalı olduğu saptanmıştır (Giddens, 2000:140). Bu nedenle aile türlerinin tarih içinde ve toplumlarda farklı biçimleriyle var olduklarını söyleyebiliriz. Ancak modernleşme olgusu aileye yeni türler katmakta ve aileyi de değişimlere uğratmaktadır. Bu etki, modernleşme öncesinde var olan aile türlerinin bütünüyle yok olduğu anlamına gelmemektedir. Ya da modernleşme ile özdeşleşen çekirdek aileye modern öncesi dönemde rastlanmayacağı anlamına gelmemektedir. Hatta çekirdek ailenin sadece Batılı modern aileyi temsil ettiği düşüncesinin de doğru olmadığı kanıtlanmıştır (Vergin, 1990; Kurt, 1998). Geleneksel aile ile modern aile arasındaki ayrım, hem farklı toplum tiplerini hem de ailenin ölçeğini dikkate alarak yapılan bir sınıflandırmadır Geleneksel Geniş Aile Geniş aile, birçok üyeden oluşan ve geniş akrabalık bağlarıyla varlığını sürdüren aile yapısıdır. Bu ailede anne-baba, çocuklar, kuzenler, büyük anne ve babalar, kardeşler vs. yer alabilmektedir. Geniş aile, en yaygın biçimiyle geleneksel toplumlarda görülmektedir. Bu nedenle geleneksel aile ile özdeşleşebilen bir boyutu bulunmaktadır. Geleneksel aile, geleneksel toplumsal dönemde geçerli olan bir aile tarzıdır. Bu toplumsal dönemin tarımsal üretim tarzı, inanışları, özgün tarihsel koşulları vs. aile üzerinde etkili olmaktadır. Geleneksel aile denilince çoğunlukla geniş, çok işlevli, mahrem, dayanışmacı, akrabalık bağlarının ve ilişkilerin güçlü olduğu ve komünite özellikler taşıyan bir toplumsal yapı akla gelmektedir. Pre-modern toplumlarda yaygın olan bir aile tipidir. Geleneksel ailenin pek çok işlevi bulunmaktadır. Ekonomi, eğitim, meslek kazandırma, prestij sağlama gibi. İbn-i Sina nın Aile Siyasetine Dair adlı risalesi, geleneksel aileyi çarpıcı bir biçimde resmetmektedir. Burada ailenin temelini ev, azık, çocuk, koruyucu, çoğalma, neslinin bekası gibi özellikler oluşturmaktadır. İbn-i Sina şöyle ifade etmektedir: Her insan, dünyasında, canını koruyacağı ve vücudunu sürdüreceği azığa, eli altındakileri koruyacağı ve işinden dönünce sığınacağı eve, kendisi için evini ve kazancını koruyacak eşe, güç yetiremediğinde onun için çalışacak, ihtiyarlığında geçimini sağlayacak, kendisinden
50 72 Aile Sosyolojisi sonra neslini sürdürecek ve adını anacak çocuğa, yardımcı olacak ve yükünü taşıyacak koruyuculara muhtaçtır (İbn-i Sina, 1993: ). Geleneksel ailede baba ailenin geçimini, çocuk ve eşinin ihtiyaçlarını karşılamalıdır. Çocuk büyüyünce ebeveynlerine bakmakla yükümlüdür. Haklar, zamanla yerini sorumluluklara bırakmaktadır. İbn-i Sina bu ailede, kadının rolünü erkeğin malının ortağı, malının koruyucusu, yükünün taşıyıcısı ve çocuklarının terbiyesinde güvendiği kişi olarak tanımlar. Ona göre model kadın akıllı, dindar, arlı, sevecen, doğurgan, az konuşan, itaatkâr, içten, güvenilir, mecliste ağır başlı, görüntüsünde ciddi, boyu posu yerinde, kendisini kocasına hizmete adamış ve ona iyi hizmet eden, değerlendirmesiyle kocasının azığını çoğaltan, iyi huylarıyla üzüntülerini gideren, nezaket ve kibarlığıyla dertlerine teselli olan kadm dır. Kişi eşine karşı kadının durumunu güzelleştirmesi, çok koruyucu olması ve aldatmaması gibi tutumlarıyla desteklerde bulunması gerekir. Ebeveynin çocuklarıyla ilgili güzel ad koyması ve iyi sütannesi seçmesi gerekir. Çocuğun dili düzelince ve kavrayış gücü hazır olunca Kur an öğretimine başlatmalıdır. Ona önce bilginin önemi, ahlakın yüceliği, anne-babaya itaatin önemi, misafirlerin ağırlanması ve iyi ahlak konularını işleyen şiirler öğretilmelidir. Çocuk eğilimine ve yeteneğine uygun bir meslek seçince bu konuda eğitilmelidir. Bu sanat ve zanaatlarıyla geçimini sağlayabilmelidir. Çocuk sanatını kazanınca, arzu ve heveslerinin oyuncağı olmasın diye evlendirilmesi ve bağımsız bir ev kurması iyi siyasettendir (İbn-i Sina, 1992: ). Geleneksel kültürümüzün başka bir metnine müracaat ettiğimiz zaman benzer bir aile resmiyle karşılaşmaktayız. Keykavus un XI. yüzyılda yazdığı siyaset-ahlak kitaplarından biri olan Oğul Terbiyetin ve Beslemeğin Beyan Eder adlı metinde çocuğun yetiştirilmesi şöyle özetlenmektedir: Ey oğul şöyle bilmiş ol ki eğer senin er oğlun olursa evvel gerektir ki ana bir eyi ad koyasın.,.ve ikinci odur ki bir uslu ve şefkatli dayeye ısmarlayasm, ta Ulalmca...Ve andan sonra Kur an a veresin ta ki okuya, hafız ola. Buğur anı bir silahsüvar üstada ver, taki silahsüvarlık öğrene, yani oku nice atmak gerek (Keykavus, 1974: ). Arkasından at binmek ve yüzmenin öğretilmesi salık verilir. Bu metinlerde ve görüşlerde geleneksel Müslüman Türk ailesinin temel özellikleri, babanın çocukları ve eşiyle ilişkilerinden hareketle açıklanmaktadır. Kadının kocasıyla ilişkileri ve kadına yüklenen anlam ve işlevler gösterilmektedir.
51 Ailenin Tanım ı, T ü re v le ri ve İşlevleri 73 Geleneksel toplumda dayanışma, din, gelenek ve tarımsal özellikler aileyi belirleyen parametrelerdir. Bu ailede erkeğin evin yöneticisi olması, çocukların ebeveynlerin bakımından sorumlu tutulması, kadının erkeğine hizmet etmesi ve erkeğin kadının geçim sorumluluğunu üstlenmesi ve ona iyi davranması vurgulanmaktadır. Yine İbn-i Sina örneğinde görüldüğü gibi, insan hayatı için ev en temel gereksinimdir. Hayatının merkezinde ev, eş, çocuk ve rızık bulunmaktadır. Dolayısıyla aile, hayatın merkezine yerleştirilerek anlamlandırılır. Ev bir yuvadır; yuva çocukları, ocağı, ailevi, sosyal ve ekonomik dünyayı simgelemektedir. Geleneksel geniş ailede akrabalık ve komşu ilişkileri çok büyük önem taşımaktadır. O nedenle kuzenler, amcalar, dayılar ve halalar aynı aileden sayılmaktadır. Güçlü bir yardımlaşma ve dayanışma ortamıyla akrabalık bağlarından yararlanılır. Geleneksel aile kimi özellikleriyle modernleşerek de devam etmektedir. Modern zamanlarda geleneğin aile üzerindeki etkileri kimi yerlerde kaybolurken kimi yerlerde de sürmektedir. Bu bağlamda modernleşen ailede geleneksel özelliklerin varlığını sürdürdüğünü görmek mümkündür. Ancak dominant unsur modernlik olduğu için modernleşen aile diyoruz. Örneğin İstanbul da yaptığımız bir aile değerler araştırmasında, kentleşme ile beraber modernleşen ailelerin, büyük anne ve büyük babayı huzur evlerine gönderme yönelimi ve tutumları içinde oldukları görülmüştür. Ancak öte yandan din eğitimi konusunda geleneksel talepler ve tutumlar sürmektedir. Bu bağlamda, çocuklarına din eğitimi aldırma konusundaki geleneksel davranışlarını sürdürdükleri gözlenmiştir (Yıldırım, 2006:47-73). Geniş aile kavramı geleneksel ailenin günümüzde devam eden farklı bir kent ailesi versiyonu olduğu şeklinde de tanımlanmaktadır. Buna göre geleneksel aile kent ailelerinden yeni bir tarz olarak çok sayıda kişilerden oluşan ve geniş akrabalık ilişkileriyle bütünleşen bir aile modelidir. Hatta buna değişmiş geniş aile adı da verilmektedir. Çekirdek ailelerin etkileşimiyle oluşan bir yapısı bulunmaktadır. Aileler arasında telefon, ziyaretleşme, mektuplaşma (e-postalaşma) gibi modern iletişim araçlarıyla düzenli bir ilişki devam etmektedir. Geniş aileler ebeveynler, çocuklar ve diğer akrabaların meydana getirdiği birliktir. Bazen geniş aile birlikte yaşarlar, işlerini, ekonomik kaynaklarını ve yaşamlarını paylaşırlar. Genellikle geniş aile fakir kır ailesidir. Ekonomik ve sosyal yardımlaşma için bir kooperatif sistem olarak gelişirler. Akrabalık da temelde kan ya da evliliğe değil, bahset-
52 74 i Aile S o s y o lo jis i i tiğimiz sosyal ve ekonomik yardımlaşmaya dayanır. Fakat kan ve evlilik de buna karışarak aileyi oluşturlar. Örneğin Afrikalı Amerikanlılar arasında buna rastlamaktayız ki sosyologlar öteki anneler adıyla kav- ramlaştırırlar. Bunlar kadınlar, annelik sorumluluklarını paylaşan kan anneleri yardımcılarıdır. Aile klanları (büyük aile grupları) yoksul kırsal kesimde başka bir geniş akrabalık sistemini sağlar. Geniş akrabalık şebekeleri, insanları yardım sistemleri içine yerleştirir ve dışarıdan gelecek tehditlere karşı korunaklar geliştirir. Geniş aile sistemleri Latin Amerikan ve Afrika top- lumlarmda oldukça yaygındır. Bu aileler, üyelerin göç, sosyal hareketlilik ve ekonomik zorlukların getirdiği değişen şartlara uyum sağlamasına katkıda bulunurlar. Elitler arasında görülen geniş aile genellikle mirasla gelen serveti korumakta, fakat fakirler arasındaki geniş aile sistemleri ekonomik yaşama katılmaya yardım etmektedir. Geniş ailelerin temel varlığı, ailelerle dayanışmaya gerek duyulan ekonomik koşullara adaptasyona büyük destek vermeye dayanmaktadır (AndersenTaylor, 2002: ) Modern Çekirdek Aile Çekirdek aile, sanayi toplumlarmı karakterize eden en önemli vasıflar arasında bulunmaktadır. Bu aile tarzı az sayıda kişiden, anne-baba ve çocuklardan oluşmaktadır. Ailenin varlığını belirleyen olguların başında sanayi üretiminin getirdiği tüketim toplumuna uyarlanmış olması gelmektedir. Aile tüketici özelliğiyle belirlenmektedir. Modernliğin yücelttiği çekirdek aile, Parsons tarafından ayrıntılı bir biçimde ele alınmıştır. Parsons, çekirdek aile ile sanayi toplumu arasında bir uyum olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre çekirdek aile sanayi toplumunun ihtiyaçlarına olağanüstü uyum sağlamaktadır. Bu uyum iki şekilde meydana gelmektedir. Birincisi, sanayi toplumlarmı belirleyen ekonomik farklılaşmalar geniş aile ile bağdaşmaz ve bunun yerine çekirdek aile ile ideal bir biçimde karşılanır. Aile bir üretim yeri olmaktan çıkar. Üretim, aileden ayrı fabrika denilen yerler gerçekleşmektedir. Çekirdek aile, çalışma sistemi açısından geniş ailenin olası çatışmalarını engeller. İkincisi, çekirdek aile ekonomik faaliyetlerde ve halkla ilişkilerde meydana gelen çatışmaları önler. Örneğin akrabalık ilişkilerinden kaynaklanan kayırmalar yerine evrensel ilkelerin desteklenmesini sağlar (Bilton-Bonnettjones, 2008: ).
53 A ile n in T a n ı m ı, T ü r e v l e r i v e İ ş le v le r i 75 Yine aile eğitim görevini bırakarak bunu çeşitli sosyal kuram lara, okullara, arkadaş gruplarına vs. terk etmiştir. Bazı fonksiyonlarından uzaklaşırken temel işlevini sürdürmektedir. Bu temel işlev çocukların doğması, yetiştirilmesi ve yetişkinlerin şahsiyetlerinin istikrara ulaştırılmasıdır. Parsons cı ailede erkek çocuk babalık rolünü, kız çocuğu annelik rolünü, kadm ve kız ev işi yapan kadınlık rolünü, erkek çocuk meslek sahibi olma rolünü ve yine hem erkek hem de kız çocuk tüketici rolünü aile içinde öğrenir. Nitekim ABD de yapılan bir araştırmada gençlerin eğitimleri ile ilgili konularda çoğunlukla ailelerinden etkilendikleri saptanmıştır. Parsons cı ailede ebeveynlerin oynadığı roller bakımından farklılıklar devam eder ve kız-erkek çocuklar bu farklılıkları sürdürmek üzere eğitilirler. Kadının ev dışında çalışmasıyla beraber ev içi işlerini yürütmekte devam ettiği ve eşiyle ev içi işlerini eşit biçimde paylaşmadığı görülmektedir. (Örneğin son yıllarda yapılan bir araştırmaya göre bebeklerin altımdeğiştirme davranışının % 30 erkekler tarafından yerine getirilirken, %70 kadınlar tarafından yerine getirildiği gözlenmiştir). Ev içinde kız çocuğa verilen görevler ile erkek çocuklara verilen görevlerin farklılığı göze çarpmaktadır. Parsons cı aile yaklaşımında, ailenin iki temel işlevi olduğu vurgulanmaktadır: Çocukların sosyalleşmesi ve yetişkinler arasındaki duygusal-kişilik yapıların dengelenmesi. Ona göre eşler arasındaki ilişkiler aile ortamıyla belli bir kişilik dengesine yardım eder. Ayrıca kadm, çocukların bakımı ve yetişmesinde özel bir öneme sahiptir (Meriç, 1989: ). Parsons cı aile modeli çekirdek aileyi bütün boyutlarıyla açıklayamamaktadır. Daha çok erken modernliğin idealize edilen çekirdek ailesini anlatmaktadır. Özellikle 1950 li yıllardan sonra modern aile de büyük değişmeler yaşanmaya başlanmıştır. Kent ailesi içinde farklı aile biçimleriyle karşılaşmaya başlamaktayız. Batı ülkelerinde Afrika/siyah aileler, Asya aileleri gibi aile sınıflamalarıyla karşılaşmaktayız. Yinelemekte yarar var: Çekirdek aile, evli çiftlerin çocuklarıyla beraber yaşayarak oluşturdukları topluluktur. Çekirdek aile de geniş aile gibi ekonomik ve sosyal koşullara cevap vermek üzere gelişmiştir. Çekirdek ailenin kökeni Batı endüstriyel toplumlarma bağlanmaktadır. Endüstrileşme ile beraber, insanlar ev dışında fabrika ya da marketlerde çalışmaya başladılar. Çalışanlar için maaşların değişimi, ev üretimi yerine ekonomik temelli parayı ortaya/ öne çıkardı. Aileler, çalışanların eve getirdiği maaşlara bağlı yaşamaya başladılar. Burada başlangıçta
54 76 Aile So syo lo jisi erkekler önemli ayrıcalıklara sahip oldu ve kadınlar ayrımcılıklarla karşılaştılar. Genellikle ekonomik yoksulluk zorlamadıkça kadınların evde kalmaları tercih edildi. Böylece kadının erkeğin kazancına bağlı kalarak yaşamasına neden oldu. Endüstrileşme ile beraber aile ve çalışma yeri birbirinden ayrıldılar. Fabrika üretimi, çalışanları ev işlerinin dışına çıkardı. Bu da kadınların ikili role yönelmelerine neden oldu: Kendilerine ödeme yapılan çalışanlar ve ödeme yapılmayan ev hanımları (Andersen-Taylor, 2002:420-42). Öte yandan çekirdek ailenin özellikleri modernliğin idealize ettiğ i ve ailenin modernleşmeyle beraber kazandığı özelliklerdir. Üye sayısının azlığı, geç evlilik, eşler arası eşit rol dağılımı, bireyin özne olarak varlığı gibi vasıflarla yapılanmaktadır. Modernleşmenin getirdiği aile modelini yukarda ele aldığımız için burada tekrarlama ihtiyacını duymuyoruz. Çekirdek aile, aynı zamanda kent ailesi olarak da tanımlanmaktadır. Sanayi toplumunun inşa ettiği kent ortamında gelişen bir aile biçimi. Bu nedenle modern kentin özellikleriyle donanmaktadır. Kentin yaşama tarzı, çalışma biçimi, sosyal ilişkileri, yerleşme düzeni vs. aile ye büyük oranlarda etki etmektedir. Foucault ya göre modern çekirdek aile insanların bedenlerini cinsel ilişkileri içinde sınırlayarak düzenleyen ve disiplinize eden bir ortamdır. Bunu sağlayan temel süreç aile yaşamının tıbbileştirilmesidir. Ailenin ilaç ve tıp doktorlarının müdahaleleriyle düzenlenmesidir. İkinci disipline etme yöntemini ise aile politikaları adıyla hükümetlerin kurumsallaştırma çabaları oluşturmaktadır. Foucault a göre Batı da zaten kilise evlilik kurumunu sadece bir üreme ve çocukların yetiştirilme yeri olarak görmekteydi. Bu nedenle her çeşit cinsel zevk alma günah sayılarak dışlanmaktaydı. Özellikle kadın bu zevk günahı nda birincil sorumlu varlık olarak algılanmaktaydı. Bedenlerin yönetilmesi, temelde cinselliğin yönetilmesine dayanmaktadır. İnsanların hem vücutları hem de cinsellikleri kontrol edilerek bu yönetme sağlanmaktadır. Kadm doğurganlığının kontrolü ve nüfus politikaları ile beraber, annelik tıbbileştirilmeye devam edilmektedir (Bilton-Bonnett-Jones, 2008: ). Günümüzde insanın kopyalanması ve erkeklere de rahim monte edilerek doğurma imkânlarının araştırılması, doğurganlığın kadının ya da ailenin elinden alınması anlamına geldiği gibi kadın ve erkeğin eşitlik idealine yaklaştırılması olarak da yorumlanabilir. Batı modernliğinde yapılanan aile, önce kilisenin toplumsal düzeninde yasaklanan cinselliğe baş kaldırmış ve daha sonra özgürleşme vaadiyle sınırları oldukça genişletmiştir. Cinselliğin reddedilişi, tabu-
55 A ile n in T a n ı m ı, T ü r e v l e r i v e İ ş l e v l e r i j 77 laştırılması ve hayattan uzaklaştırılmasına karşı tepkisel olarak yeniden üretim yoluna gidilmiştir. Cinsellik, önce ailenin ana normu olmuş ve daha sonra aile dışında da yaşanabilecek sınırsız özgürlük fenomeni hainle getirilmiştir. Aşk, evlilik ve aile ilişkileri büyük oranda farklılaşarak sanayi üretimi ve modern hedonist kültür içinde yapılanmıştır. Foucault cu yaklaşıma göre annelik ve doğurganlık tıbbileşmektedir. Hamileliğin bütün aşamalarında doktorlar, hastahaneler, psikiyatristler, kadm uzmanları vs. kontrol etme ve düzenleme çabasında bulunmaktadırlar. Erkeğin kadını kontrolünün yerine doğurganlık sürecine müdahalelerle tıbbi kontrol geçmektedir. Benzer süreç evliliğin tıbbileşmesiyle de devam etmektedir. Evlilik yaşamında sapkın ve normal tutumları tıp bilgisi belirlerken aile terapistleri bunun pratiklerini sergilemektedir. Yetişkinlerin cinsel ilişkilerine bilim aracılığıyla uzman olarak müdahale edilerek cinsellik düzenlenmektedir. Cinsel yeterlilik, sınırları vs. ile doğurganlığın zaman ve sınırları gibi nosyonlar aile terapistleri tarafından yönetilmektedir. Devlet aile ve sağlık politikaları aracılığıyla bu yönetmeyi en üst düzeyde tasarlayarak gözler (Bilton-Bonnett-Jones, 2008:237). Geri kalmış toplumlarda bu aile politik düzeni, doğurganlığı sınırlayıp sıkı bir denetlemeye/kontrole tabi tutarken (doğum kontrol programları, bilgileri, ideolojisi, hapları vs.); gelişmiş Batı ülkelerinin eriyen genç nüfusu nedeniyle çoğalma teşvik edilir ve kışkırtılır. (Almanya da doğum teşvik edilirken, özellikle göçmen Türklerin yaşadığı mekan, mahalle ve bölgelerde bu propagandaların yapılmadığını görmek oldukça ilginçtir) Aile türleriyle ilgili farklı bir sınıflama da otoritenin esas alınarak geliştirilmesidir. Buna göre aileler anaerkil ve ataerkil olmak üzere ikiye ayrılmaktadır. Ataerkil aile Roma ailesi olarak da anılmaktadır. Bu ailede otoriteyi mutlak manada baba temsil etmektedir. Bu nedenle bütün aile bireyleri babanın atasından gelen dinsel pratik ve inanışlara bağlıdır. Evlilik, kadının erkek tarafına, daha doğrusu baba tarafına geçmesiyle gerçekleşmektedir. Anaerkil aile ise avcılık ve toplayıcılıkla geçmen ya da tarımla uğraşan toplumlarda sıkça görülmektedir. Ana soyundan gelenler ortak ev ortamını paylaşırlar. Baba misafir olarak eve zaman zaman gelmektedir. Ana tarafının kuralları aile içinde geçerlidir. Kuzey Amerika, Kanada, Amazonlar ve Eskimolarda görülmektedir. Ataerkil aile kavramı, özellikle modernist yaklaşımların geleneksel aileye yönelik eleştirileri için oldukça işlevsel anlamlar taşımaktadır.
56 78 Aile So syo lo jisi Özellikle feminist yaklaşım, eleştirilerinin dilini bu modelle kurgulamaktadır. Radikal modernliğin kadm ve aile tasarımı, kendi yaklaşımlarını doğrulamak amacıyla bu sınıflamadan yaygın bir biçimde yararlanmaktadır. Çünkü feminizm başta olmak üzere bu yaklaşımlar, aileyi erkek ve kadm arasındaki iktidar paylaşımına yoğunlaşarak yorumlamaktadır. İktidarın eşit paylaşımı ile kadınların özne kimlikleriyle var olabilecekleri varsayılmaktadır. Oysa Foucault nun gösterdiği gibi iktidar aileyi çok daha geniş bir şebeke ağı olarak sarmalamaktadır. Modern ailede bu iktidar şebekeleri, ailenin tıbbileştirilmesi yoluyla oldukça yaygın ve derin bir şekilde yürümektedir. Yöresel özelliklere göre yapılan aile sınıflamalarına da rastlamak mümkündür. Bu çerçevede Türkiye nin yerel şartlarında gelişen bazı aile türleriyle karşılaşmaktayız. Taygeldi ailesi, karşı cinsten çocukları olan dulların evlenmesi ile oluşan ailedir. Dulların her yaştaki çocuklarına tay adı verilir ve aile, bu çocukları evlendirmek şartıyla kurulur. Bu ailenin biçimlenmesinde gelenekler kadar ekonomik özellikler de etkilidir. Köyde eşlerin boşanması ya da ölümü üzerine dağılan aileyi yeniden toparlamak amacıyla bu aile tarzı gelişmektedir. Böylece tek başına kalan eşin ilişkilerini sürdürmesi, çocukların yoksun kaldığı ana ve baba modellerinin devam ettirilmesi sağlanmaya çalışılmaktadır. Berder ailesi, başlık parasının yaygın olduğu kırsal bölgelerimizde görülmektedir. Bu nedenle ekonomik koşullarla yakından ilgili bir aile türüdür. Evlilik çağına gelmiş olan iki ailenin karşılıklı olarak kız ve oğullarını evlendirmeleri sonucu oluşan ailedir. Her iki aile, evlilik mübadelesiyle başlık parası masrafından kurtulmaktadır. Doğu ve güneydoğu bölgelerimizde karşı laştığımız bu ailelerde çeşitli geçimsizlik sorunları da yoğun bir biçimde yaşanabilmektedir (Gökçe, 1978:7-21) A İ L E Y E A L T E R N A T İ F Y A Ş A M B İ Ç İ M L E R İ V E Y E N İ A İ L E T Ü R L E R İ Modern toplumda artık gelenek haline gelerek kabul edilen geniş ve çekirdek aile tipleri, yeni aile türleri ve aileye alternatif olarak ortaya çıkan yaşam biçimleriyle yarışmak zorundadır. Nasıl geleneksel geniş ailenin çözülmesi modern çekirdek aileyi ortaya çıkarmışsa bu ailenin çözülmesi de yeni aile türlerine yol açmaktadır. Ancak bu yeni aile türleriyle birlikte ailenin bilinen tanımları da kökten değişmektedir.
57 A ile n in T a n ı m ı, T ü r e v l e r i v e İ ş l e v l e r i Tek Ebeveynli Aile (Single parent fam ily) Boşanmanın yükselişiyle beraber Batı ülkelerinde tek ebeveynli aile tarzı ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda evliliğin getirdiği sorumluluklardan uzaklaşma tek ebeveynli aileyi meydana getiren başka önemli bir olgudur. ABD de federal istatistik bilgilerine göre 1983 ile 1999 arasında evlilik dışı doğum oranında % 83 den fazla bir artış bulunmaktadır. Bütün ülkede evlenmeyen anne lerin doğum oranı %30 civarındadır. İki bin yıllarında Amerika daki çocukların % 69 u anne-babasıyla, % 22 si sadece annesiyle, %4 ü de sadece babasıyla yaşamaktadır file://a:/top%20 20% 20 Online_dosyalar/fam-kids.htlm). Tek ebeveynli ailelerin ezici bir çoğunluğunu kadınlar oluşturmaktadır. Bu aileler hiç evlenememiş kadınların yönetimine dayanmaktadır. Böylece gayri meşruluk ve çocuk doğurganlığı için evlilik şartının Batı toplumlarında gittikçe erozyona uğrayan bir aile değeri olduğu görülmektedir BabaSIZ Aile (Fatherless fam ily) Ailenin batı toplumlarında yaşadığı baş döndürücü değişmeler ya da çökmeler, babasız aile ya da başkasının yerine doğum yapan taşıyıcı anne (surrogate mothers) gibi yeni kavramları ortaya çıkarmaktadır. Batı toplumlarında 1930 lar ile 1970 li yıllar, bazen babasız yıllar olarak adlandırılmaktadır. Çünkü İkinci Dünya Savaşı yıllarında çoğu baba savaşa katıldığı için çocuklarını nadiren görebiliyordu. Savaşın akabinde anneler çoğunlukla ev içinde çocuklarıyla ilgilenirken, babalar yoğun bir iş temposu içinde ekmeği kazanıyorlar ve ancak akşam ve hafta sonları çocuklarıyla beraber oluyorlardı. Ancak boşanmaların artışıyla beraber babasızlık kavramı farklı anlamlara bürünmeye başladı. Artık bu kavram, boşanma ve ayrılma sonucunda babanın çocuklarıyla olan beraberliğini ve ilişkilerini sürdürememesi anlamına gelmektedir. Özellikle ABD ve İngiltere de boşanma oranının yüksekliği bu tartışmayı alevlendirmektedir. Babasız ailelerin çoğalmasıyla beraber çeşitli sosyal problemler ortaya çıkmaktadır. Örneğin David Blankenhorn Babasız Amerika (1995) adıyla yazdığı kitabında, boşanmanın yükselişiyle beraber sadece babaların kaybedilmesiyle kalınmadığı ve bununla beraber babalık idealinin de erozyona uğradığını ortaya koymaktadır. Örneğin çocukların çoğu
58 80 A ile S o s y o lo jis i otorite figürü olmadan yetişmektedirler (Giddens, 1997:154). Baba otoritesinin yoksunluğu çocukların disipline olma deneyimlerini ve sorumluluk geliştirme tutumlarını zayıflatmaktadır. Bu nedenle otoriterlik ile otorite kavramlarının farklılıklarına dikkat ederek, babanın otorite olarak aile içinde disiplin, sorumluluk, yönetme konusunda önemli işlevler üstlendiğini hatırlamamız gerekmektedir Üvey Aileler ( s t e p fam M es) Boşanmaların yükseldiği modern kent ailesinde yeniden evlenmeler ve üvey ailelerin oluşması da gittikçe yaygınlaşan başka bir fenomendir. Boşanan çiftlerin yeniden evlenerek ve çocuklarını bir araya getirmeleri sonucu oluşan aileye üvey aile adı verilmektedir. Boşanmalar ile beraber, çocuklar yeni aileleriyle yaşamaya giderler. Yeni üvey anne, üvey kız kardeş, üvey baba, üvey büyük anne... gibi çeşitli statüler ve ilişkilerle karşılaşmaktadır. Yeni birçok akrabalıklar meydana gelmektedir yılında Britanya da evlilerin % 40 ının yeniden evlendikleri saptanmıştır. Yine yapılan araştırmalara göre her üç çocuktan biri, 18 yaşına gelmeden üvey aile ile yaşıyor. Psikologlar üvey çocukların duygusal yaşamlarında ve davranışlarında çok önemli problemlerin olduğunu kaydetmektedirler Birlikte Yaşama ( Cohabitatton) Birlikte yaşama, evlenmeksizin ya da başka bir deyişle resmi bir nikâh olmaksızın beraber yaşama olarak tanımlanmaktadır. Erişkinlerin, kadın ve erkeğin evlilik yapmadan aynı evi paylaşmalarıdır. Birlikte yaşayanların büyük oranı gençlerden, hiç evlenmeyenlerden ve boşananlardan oluşmaktadır. Birlikte yaşama oranı kadınlarda daha yüksektir. Genellikle aynı etnisite, eğitim ve yaş gruplarından meydana gelmektedir. Çoğu birlikte yaşama ilişkileri kısa süreli olmaktadır. Bir yıldan fazla süren beraberlikler ya evlilik ya da ayrılmalarla sonuçlanmaktadır. Batı toplumlarında yaygınlaşan bu yaşama tarzları ile ilgili yapılan son araştırmalara göre yarısından fazlası evliliklerle sonuçlanmaktadır. Birlikte yaşam çoğunlukla evlilik öncesi dönemi kapsamaktadır. Ancak bununla sınırlı değildir. Okul dönemi, özellikle üniversite yıllarında yaygındır. Ancak bazıları çocuk sahibi de olmaktadırlar. Örneğin 1990 yıllarında ABD de birlikte yaşayanların yüzde otuz biri çocuk sahibidir. Birlikte yaşam, kişilere evliliğin getirdiği evlilik bağlarından uzak durmayı sağlamaktadır. Birlikte yaşayarak ekonomik bağımsızlıklarını
59 A ile n in T a n ı m ı, T ü r e v l e r i v e İ ş l e v l e r i 81 sürdürebilmektedirler. Duygusal birlikler ve umutlar da sağlamaktadır. Ancak öte yandan çeşitli dezavantajları da içermektedir. Duygusal problemler, bazı arkadaşlarıyla çeşitli faaliyetlerde bulunma fırsatlarını yok etme, aile ve çevrelerinin çeşitli tutumlarını reddetmelerinden ya da onaylamamalarından dolayı korku yaşamaları, kendi yaşam düzenlemelerini gizlemeleri vs. (Benokraitis, 1993: ). Aile nin parçalanma ve değişme süreçleri, özellikle Batı toplumla - rmda çeşitli alternatif birlikte yaşama yollarını ortaya çıkarmaktadır. Birlikte yaşam, komünler, tek/yalnız yaşama, gey aile gibi. Bunları insanların bütün tarihsel deneyimleri içinde yaşayarak günümüze geldikleri aile kavramı ile birlikte algılamak oldukça zordur. Bu tür yaşama tarzları üstelik sadece modern çağda ortaya çıkmayıp, farklı tarihsel dönemlerde de nadiren görülmektedir. Gey yaşama biçimi buna örnek verilebilir. Bu nedenle aile kavramı her zaman birçok özellikleriyle bunlardan ayrışmakta ve oldukça farklı anlamlar içermektedir. Batı toplumlarında yaşanan aile çökmesi ve parçalanması, evrensel bir sosyolojik olgu biçiminde algılamak oldukça tartışmalı sonuçları götürür bizleri. Bu tıpkı Batı toplumlarında bir dönem başat sosyal dinamik olan sınıfı bütün toplumlarm evrensel dinamiği olarak görme yanılgısına benzemektedir. Batı kapitalizminin yıkıcı özellikleri ve kar dışında hiçbir kutsallık tanımayan niteliği aileye de sirayet etmektedir. Marx ve Engels, yüzyıl öncesinde Komünist Manifesto da kapitalizm aileyi katletti diyerek bunu çarpıcı bir biçimde ortaya koymuşlardır. Dolayısıyla Batı dışı toplumlarm, Batı toplumlarında gelişen aile modellerini ya da alternatiflerini kendi gerçekliklerinde aramak ya da deneylemek çabasına girmeleri ciddi sorunlara yol açabilir. Her toplum ve her kültür kendi aile gerçekliklerinin farklılıklarına bakmak durumundadır. Aile sosyolojisi bu çoğulculuğu ve farklılığı algılayarak çalışmalarını sürdürmelidir. Bu bağlamda Türk aile yapısını, Batı aile yapısından ayıran önemli farklılıkların varlığını burada hatırlatmak yararlı olur sanırım. Batılılaşma ve Cumhuriyet reformlarıyla beraber Türk Ailesi büyük dönüşümler yaşamaktadır. Kadın-erkek ilişkileri çağdaş düzenlemelere kavuşturulmuştur. Eğitim, siyaset, gündelik hayata katılım gibi modern koşullara göre önemli hukuk reformları yapılmaktadır. Türk toplumu hem çağdaş hem de geleneksel özelliklerini özünde taşıyan Türk Ailesi ni içinde korumaya devam etmektedir. Dayanışma, yardımlaşma, evliliğin en temel meşruluk sistemi olarak çalışması ve kadının annelik rolünün önemi bu özellikler arasında sayılabilir. Türk Ailesi İslamiyet, gelenek (Ortaylı, 1992: ) ve Batı modernliği gibi çeşitli özelliklerin etkisiyle beraber belli bir özgünlüğe ulaştığı söylenebilir.
60 83 3. AİLENİN İŞLEVLERİ Doç. Dr. Kenan Ç a ğa n * G İR İŞ İnsanın duygusal ve akli donanımı, onu diğer varlıklardan ne kadar farklılaştırıyorsa, toplumsallığı da, yani toplumsal hayat içinde kendini var kılma biçimleri de, onu diğer varlıklardan farklı kılan en önemli özelliklerden biridir. Toplumsallığın gerçekleştiği ilk yer ise, içine doğduğu aile ortamıdır. Bireysel ve toplumsal yaşamın en etkin dinamiklerinden biri olan aile, en önemli toplumsal kuramlardan biri olarak da ön plana çıkar. Çünkü aile bütün bir toplumsal yaşamın en küçük bir temsili olmak niteliğine sahiptir. Toplumsal hayatı oluşturan diğer bütün kurumlar (ekonomi, siyaset, eğitim, din vs.) ve bu kuramlara bağlı olarak gerçekleştirilen davranış biçimlerinin küçük ölçekli temsilleri aile hayatında gerçekleşir. Toplumsal yaşamın istikrarı ve devamlılığı için gereken değerler ve kurallar, benzer bir biçimde aile yaşamı için de öğrenilir. Aileyi oluşturan fertler, tıpkı toplumsal yaşamda insanların belli rollere ve bu rollere bağlı birtakım sorumluluklara sahip olması gibi, birtakım rollere ve sorumluluklara sahiptirler. * 1970 doğumlu. Ankara Atatürk Ünv. Fen-Edeb. Fak. Sosyoloji Böl. mezunu. Kültür sosyolojisi, aile sosyolojisi ve Türk modernleşmesi alanlarında çalışmalar yürüten ve çeşitli eserleri bulunan Çağan, Afyon Kocatepe Ünv. Fen-Edeb. Fak. Sosyoloji Böl.'de öğretim görevlisidir.
61 88 A ile S o s y o lo jis i statünün görünen yüzüdür. Toplumsal statüler statik iken, toplumsal roller dinamiktir (Nirun, 1994: 72-75). Aile eğitim süreciyle aile bireylerine, özellikle çocuklara içinde yaşadıkları toplumun kültürünü aktarmak, öğretmek gibi önemli bir misyona sahiptir. Modern öncesi toplumlarda ailenin eğitim işlevine, çocuklara belli meslekler edindirmek de dâhildir. Yine modern öncesi toplumlarda aileler verdikleri eğitimle çocuklara belli bir hayat tarzını da öğretmek durumundadırlar. Ancak modern toplumlarda çocukların meslek edinmeleri bürokratik örgütlere devredilmiştir. Buna rağmen modem toplumlarda da çocukların eğitilmesinin en önemli kurumlarından biri ailedir. Ancak aile modern toplumlarda, eğitimin yürütüldüğü tek kurum değildir. Özellikle örgün eğitim kurumlan çocukların eğitilmesinde önemli işlevler kazanmışlardır. d) Ailenin dini işlevi: Modern öncesi toplumlarda aileler kendi üyelerine sadece dinsel eğitim vermekle kalmazlar, aynı zamanda dini eğitimin oluşturduğu pratik durumu denetlemeyi de görev edinirlerdi. Modern toplumlarm seküler yapılanması, her ne kadar dini eğitimi belirli bürokratik örgütlere devretmiş olsa da, aileler ihtiyaç duydukları taktirde bu işlevlerini yerine getirmeye devam etmekte, inandıkları dini değerleri ve davranışları çocuklarına aktarabilmektedirler. Bu konuda ailelerin ne kadar başarılı oldukları toplumdan topluma değişen bir durumdur. Modern Batılı toplumlarda anne ve babalar, daha çok çocukların ilerleyen yaşlarda kendi dini tercihlerini kendilerinin yapmaları gerektiğini düşünmektedirler. Bununla birlikte çocukların daha ilkokul ve ilkokul öncesi çağda dini okullara (Protestan, Katolik vs.) gönderilmesi de sık sık rastlanan bir olgudur. Muhafazakâr ve dindar aileler, okul seçimine bağlı olarak çocuklarının dini sosyalleşmesini de yönlendirmiş olmaktadırlar. e) A ilenin boş zam anları değerlendirm e işlevi (eğlendirm e ve dinlendirm e işlevi): Aile, kendi üyelerine birlikte eğlenme ve dinlenme imkânı sunmak gibi bir işleve de sahiptir. Özellikle modern toplumlarda kurumsal bir nitelik kazanan eğlence ve dinlence, ilgili hizmetleri üreten sektörler tarafından insanlara imkânlar sunmaktadır. Ancak modern öncesi toplumlarda bu hizmeti veren tanımlı kurumlar olmadığı için, bu hizmetler ailenin kendisi tarafından üretiliyordu (Sayın, 1990: 8-9, Aydın, 2000: 37-39). Boş zaman kavramı modern toplumlara özgü bir kavramdır. Bu nedenle modern toplumlarda boş zamanın değerlendirilmesi özel bir
62 A ile n in T a n ı m ı, T ü r e v l e r i v e İ ş l e v l e r i 89 çabayı zorunlu kılmıştır. Oysa geleneksel toplumlar boş zaman kavramının kendisine yabancıdır. Dolayısıyla geleneksel toplumlarda özellikle doldurulması lazım gelen bir boş zaman aralığı yoktur. Eğlenme ve dinlenme gündelik iş yaşamının ayrılmaz bir parçası niteliğindedir. Ondan ayrı bir şey değildir. Şüphesiz ki ailenin işlevleri salt yukarıda saydıklarımızdan ibaret değildir. Örneğin bazı sosyal bilimciler ailenin, üyelerini korum ak ve gözetm ek ya da üyelerine bir saygınlık miras bırakmak gibi bir işlevi olduğunu da söylemektedirler. Yine aynı şekilde bazı sosyal bilimciler de ailenin en önemli işlevlerinden birisinin toplumu kontrol ve yeniden üretm ek olduğunu ifade etmektedirler. Bundan önce saydığımız işlevlerden bazılarının modern toplumların çekirdek aile modellerinde söz konusu olmadığı bilinmektedir. Ancak ailenin toplumun kontrolü ve yeniden üretimine olan katkısı her zaman, ailenin en önemli işlevlerinden biri olarak sürmeye devam edecektir G E N İ Ş A İ L E D E N Ç E K İ R D E K A İ L E Y E Aile tipolojileri üzerinde dururken öncelikle belirtilmesi gereken husus şudur: Evrensel bir kurum olmakla birlikte ailenin bütün toplumlarda tek bir tipinden söz etmek imkânsızdır. Aksine ailenin, kimi değişkenlere bağlı olarak ortaya çıkmış birçok tipi bulunmaktadır. Bilindiği gibi aile türleri farklı ölçeklerle belirlenmektedir. Örneğin aile içinde yetki nin kime ait olduğuna bakılarak aile türleri ikiye ayrılmaktadır: a. Ana ailesi ve b. Baba ailesi. Ya da miras m geçişine göre aile türleri üçe ayrılmaktadır: a. Babaerkil aile, b. Kök aile, c. Kararsız aile. Yerleşim yeri esas alındığında ise aile beşli bir tasnife tabi tutulmaktadır: a. Büyük kent ailesi, b. Kasaba ailesi, c. Gecekondu ailesi, d. Köy ailesi, e. Göçebe ailesi. Sosyo/ekonomik aşam alara göre ise aile, a. sanayi öncesi aile (mesela geleneksel geniş aile), b. sanayi ailesi (çekirdek aile) ve c. sanayi ötesi toplum ailesi olarak üçlü bir kategoride toplanmaktadır. Sanayi ötesi toplum ailesi de kendi içinde a. çözülen, b. parçalanmış ve c. tamamlanmamış aile olarak üçlü bir grupta tasnif edilmektedir (Aydın, 2000: 43-47). Şüphesiz tüm bu sınıflandırmalar içinde en yaygın ve açıklayıcı olanı aileyi üye yoğunluğu ve işlevleri bakımından ele alan tasniftir. Bu tasnif bizim ailenin değişen işlevlerini inceleme amacımıza daha uygun gözükmektedir. Buna göre aile iki çeşittir: a. Geleneksel geniş aile, b. Modern çekirdek aile.
63 90 A ile S o s y o lo jis i A. Geleneksel Geniş Aile: Özellikle sanayi öncesi toplumlarda ve kırsal yörelerde yaygın bir biçimde görülen bir aile türüdür. Dikey ve yatay kuşaklar anne veya baba soy zinciri boyunca yayılım göstermektedir. Çocuklar evlendikten sonra bile coğrafi olarak mümkün olduğu kadar eve yakınlıklarını korurlar. Bu da birden fazla ailenin bir arada yaşaması anlamına gelir (Sezai, 2003: 138). Geleneksel geniş aile çok eşli (poligamik) evliliklerin de sıklıkla rastlandığı, eş seçiminde hem grup dışı (egzogamik) hem de grup içi (endogamik) tercihlerin ön plana çıktığı, içe dönük, biz duygusunun gelişmiş olduğu dayanışmacı bir aile modelidir. Geniş aile grubu, yakın akrabaları da kapsar. İşlevleri çok çeşitlidir ve geniş bir alana yayılır. Diğer kurumlar yaygınlaşmadığından global toplumun tüm kurumsal işlevlerini yerine getirir. Geleneksel geniş aile, işlev bakımından en çok sorumluluk sahibi olan aile türüdür. Evrensel anlamda ailenin taşıdığı ya da taşıyabileceği sorumlulukların hepsini, bu aile türü taşımış ve yerine getirmiştir. Emre Kongar (1970: 62) geleneksel geniş ailenin işlevlerini belirlerken şu maddeleri sıralıyor: 1. Ekonom ik fonksiyonu: Ekonomik olarak bir bütün bu ailede gelir tek elde toplanır ve masraf tek elden yapılır. Ayrıca, özellikle tarımda görüldüğü gibi bu ailede oldukça gelişmiş bir ekonomik işbölümü ve işbirliği vardır. 2. Prestij fonksiyonu: Üyeler toplumdaki statülerini ailelerden alırlar. Soyluluk, rençberlik gibi kanla ve meslekle ilgili sosyal statünün kaynağı ailedir. 3. Eğitim fonksiyonu: Aile, üyelerinin her türlü eğitiminden (mesleki, dini vs.) sorumludur ve bu fonksiyonu yerine getirmeye çalışır. 4. Koruyucu fonksiyonu: Aile, üyelerini korur. Bu koruma maddi veya manevi olabilir. Ailenin sosyal sigorta fonksiyonu burada belirmektedir. (Türk toplumunda ki kan davası maddi korumaya örnektir) 5. Dini fonksiyonu: Aile, üyelerine, sadece dini eğitim vermekle kalmaz. Tam bir dini birlik olmak üzere üyelerinin ibadetlerini de denetler. 6. Eğlenme ve dinlenme fonksiyonu: Aile, üyelerinin dinlenme ve eğlenmelerinin en iyi şekilde sağlandığı yerdir. 7. Eşler arasm da sevgiyi sağlam a ve çocuk yapm a fonksiyonu: Bu fonksiyon ailenin en eski ve belki de değişmemiş tek fonksiyonudur." Geleneksel geniş ailenin salt tek bir tipi yoktur, aksine çeşitli dönemlerde ve yörelerde geniş ailenin birçok farklı tipine rastlanmıştır: Örneğin Ortaçağda bugünkü Fransa nın merkezi yörelerindeki sessiz cemaat ailesi, Yugoslavya daki zadruga ailesi, Fransa nın güney batısında ve İngiltere deki kök aile geleneksel geniş ailenin farklı tipolojilerine karşılık gelmektedir (Meriç, 1991: 56).
64 A ile n in T a n ım ı, T ü r e v l e r i v e İ ş l e v l e r i 91 Geleneksel geniş aile modellerinin bazılarında aile nüfusu birkaç yüz kişiye kadar varabilmektedir. Bu tür ailelerde genelde ailenin en yaşlı üyelerinden biri ailenin sevk ve idaresini elinde bulundurur. Bu tür aile modellerinde aile içi yardımlaşma çok önemlidir. Her tür faaliyeti birlikte yürütmek esastır. Üretimden tüketime, eğitimden tapınmaya dayanışmadan eğlenceye kadar her tür faaliyet aile üyelerinin ortak katılımıyla gerçekleştirilir. Bu tür aile modellerinin çoğunda, mallar genellikle ailenin ortak mülkiyetini oluşturmaktadır. Miras genellikle ailenin en büyük çocuğuna aile mülkiyetini bölmeden bırakmak şeklinde gerçekleştirilmektedir. B. Çekirdek Aile: Çekirdek aile ise anne, baba ve evlenmemiş çocuklardan oluşan bir aile türüdür. Geçmiş dönemlerde de sıklıkla rastlanan bir aile modeli olmasına rağmen, sanayi devriminden sonra kent toplumlarının aile yapısı olarak daha yaygın bir biçimde ortaya çıktığı da muhakkaktır. Çekirdek aile geniş aileye nispetle işlevlerinde daralma olan bir aile türüdür. Çekirdek ailenin bu sınırlandırılmış işlevleri ise psikolojik ve biyolojik işlevlerdir. Geniş aile ile karşılaştırıldığında koruyuculuk ve toplumsallaştırma işlevlerinde bir daralma söz konusudur. Ama bu işlevlerini bütünüyle yitirdiği de söylenemez. Ailenin işlev kaybı, özellikle aile üyelerinin rol ve statülerinde görülebilir. Örneğin çekirdek ailede baba ailedeki merkezi, otoriter ve rol model konumunu kaybetmiştir. Baba, artık hem evde hem de işte eski güçlü konumunda değildir. Buna karşın anne çekirdek ailede her açıdan daha önemli bir konum edinmiştir. Artık anne salt ev işlerini gören ve çocukların bakımını üstlenen biri değildir. O, hem ev içinde hem de ev dışında görevler üstelenen çok fonksiyonlu bir aktördür. Çocuklar ise çekirdek ailede, bütünüyle aileye bağımlı olmaktan uzaklaşmışlardır. Üretim sürecindeki değerleri azalmıştır. Eğitim ve benzeri ihtiyaçları için ev dışına yönlendirilmişlerdir (Adams, 1986: 5). Çekirdek aile akrabalık grubundan (göreli de olsa) soyutlanmıştır. Ancak bu durum, çekirdek ailenin akrabalık bağlarından bütünüyle koptuğu anlamına gelmez (Goody, 2004: 180). Eş seçiminden yer tercihine kadar kadın ve erkek beraber karar vermektedirler. Çekirdek ailede evlilikler genelde grup dışından (egzogamik) eş seçimine dayanır. Aynı zamanda geleneksel geniş ailenin aksine, çekirdek aile monogamik (tek eşli) tir. Çekirdek aile de soy da otorite dağılımı da eşitliğe dayanmakta, cinsiyet ayrımı yapılmamaktadır, mülkiyet çocukların hepsine geçebilmektedir. Kısaca çekirdek ailenin temel işlevleri başlıca dört ana başlık altında toparlanabilir:
65 92 Aile So syo lo jisi 1) Kadm ve erkeğin edindikleri -toplum tarafından kendilerine verilmiş- rolleri en iyi yerine getirebilecekleri ortamı sağlamak; 2) Kadm ve erkeğin cinsi ihtiyaç ve beraberliklerini toplumca kabul edilen bir meşruluk çerçevesinde oturtmak; 3) Çocukların doğum, bakım ve yetiştirilmeleri için en iyi ortamı sağlamak; 4) Toplumun kültür birikimini bir nesilden diğerine aktarmada en etkili kanal olmak (Sezai, 2003: 144). Çekirdek aile tipine, sanayileşmeyle birlikte ulaşıldığı gibi yaygın bir kanaat olsa da bu tam olarak doğrulanmış bir tez değildir (Kandiyoti, 1984: 18). Özellikle bu tezi ileri süren yapısal fonksiyonalistler sanayileşme ve kentleşmeyle birlikte geniş aileden çekirdek aileye geçiş arasında evrensel bir evrim çizgisi olduğunu varsaymışlardır. Ancak bu tez çürütülmüştür (Duben, 2002: 80). Zira çekirdek aile sanayileşmeden öncede rastlanılan bir aile modelidir. Bu konuda yapılmış kimi çalışmalar bu iddiayı doğrular niteliktedir. Örneğin Ümit Meriç in aktardığına göre XIV ve XVII. yüzyılda İngiltere de evlerin % 78 i, Fransa da % 76 sı, Belgrad da % 69 u çekirdek aile yapısına sahiptir. Oysa aynı tarihlerde geniş aile yüzdesi İngiltere de % 6, Fransa da % 14, Belgrad da %27, Amerika da ise % 3 tür (Meriç, 1991: 59). Kentleşme ve sanayileşme ile bağımsız çekirdek ailenin ortaya çıkması arasında zorunlu bir ilişki olmadığını savunan kimi görüşler; aile yapısındaki değişmeleri mülkiyet ilişkilerinin farklılaşmasıyla açıklanmasını tercih etmekte; dolayısıyla bu görüşte olanlar çekirdek ailenin ortaya çıkmasını da toprak mülkiyeti üzerindeki tasarrufla ilintili olduğunu ileri sürmektedirler. Yine bu görüşte olanlar geleneksel geniş ailenin parçalanmasını, toprağın nisbi önemini yitirmesine bağlamaktadırlar. Bunlar toprağı işleme biçimleriyle ailenin büyüklüğü arasında bir ilişkinin mevcut olduğunu ileri sürmektedirler. Nur Vergin (1987) yaptığı bir araştırmada bu doğrultuda verilere ulaşmıştır. Nur Vergin e göre Türkiye de hem geniş aileye hem de çekirdek aileye aynı anda rastlanmaktadır. Ancak geniş aile genelde büyük toprak sahiplerinin sahip olduğu bir aile modeli iken, çekirdek aile küçük toprak sahiplerinin kurduğu bir aile modelidir. Nur Vergin (1987:19), aynı araştırmanın sonuçlarına yaslanarak, hem çekirdek ailenin, sadece modern toplumların aile modeli olduğu ve ailenin evrim çizgisindeki son ideal noktayı temsil ettiği tezinin çürüdüğünü ileri sürmekte, hem de geniş ailenin sanıldığı gibi arkaik olmadığını ve tarihteki yerini almadığını iddia etmektedir.
66 A ile n in T a n ı m ı, T ü r e v l e r i v e İ ş l e v l e r i 93 Bu iddiaların sonucunda ortaya çıkan gerçek, farklı aile tipolojilerinin bir evrim çizgisi izlemediği şeklindedir. Tarihin farklı dönemlerinde farklı aile tipleri aynı anda birlikte bulunmuşlardır. Her aile tipinin değeri kendi içinde belirlenmelidir. Aralarındaki niceliksel ve niteliksel farklılıklar toplumsal şartlar tarafından oluşturulmuştur. Dolayısıyla herhangi bir aile tipini ortaya çıkaran şey tek başma herhangi bir toplumsal faktör değildir; yani ekonomik gerekçeler bir aile tipini oluştururken, en az onun kadar diğer toplumsal faktörler de, kültürel yaklaşımcılann ileri sürdüğü gibi, din, siyaset ve hukuk da o aile tipinin oluşmasında önemli rol oynarlar.
67 3. Bölüm TARİHSEL-TOPLUMSAL DEĞİŞME ve AİLE İÇİ İLİŞKİLER
68 2. T O P LU M S A L DEĞİŞME SÜRECİNDE AİLE D o ç. Dr. Ergiin Y ıld ırım G İR İŞ Aile, tarih içinde çeşidi boyutlarıyla köklü değişimler yaşamıştır. Bu değişimlerin kapsamında ailenin değerleri, örgütsel yapısı, üye sayısı, topluma katılımı,, üretim ile ilişkileri vs. bulunmaktadır. Şüphesiz söz konusu değişmelerin kökeninde toplum vardır. Toplumların üretim biçimleri, inanış ve gelenekleri, göç ve savaş durumları, kır ve kent yerleşim yapıları aileyi de etkilemektedir. Aile, toplum dinamiği içinde biçimlendiğine göre, toplumsal dinamikler farklılaşınca aile de farklılaşmaktadır. Toplumsal değişme, toplumların değerleri, kurumlan, tabakalaşmaları ve üretim tarzlarındaki farklılaşmalardır. Toplumun bir durumdan başka bir duruma geçmesidir. Örneğin modern toplumun geleneksel toplum tarzının tarım, kast sistemi, esnaf teşkilatı (ahilik ya da lonca gibi) geniş aile yapılarından sanayi, sınıf, çekirdek aile vb. yapılara geçmesidir. Toplumsal değişme ilerleme, yozlaşma, olgunlaşma, kalkınma ve çözülme gibi birçok süreci kapsamaktadır. Olumlu ve olumsuz farklılaşmayı anlatmaktadır. Ailenin toplumla beraber yaşadığı değişmeler için de aynı durum söz konusudur. Aile de toplumsal değişme ile bir
69 12 2 j A ile S o s y o lo j i s i likte bir biçimden başka bir biçime geçmektedir. Ailenin modeli ve tarzı değişmektedir. Ailenin değişmesi hem olumlu hem de olumsuz boyutlar taşımaktadır. Örneğin modernleşme ile beraber kadın-erkek ilişkilerindeki paylaşımın eşitlik düzeyinin artışı bir ilerleme meydana gelirken, ailenin kapitalizmin üretim-tüketim çarkında ezilmesi (ki Engels ve Marks ın kaleme aldığı Komünist Manifesto da kapitalizm aileyi katletti diyor) bir yozlaşmadır. Bu nedenle evrimci sosyologların aile olgusunu iyimser bir ilerlemeci anlayışla hep olumlu yönde değiştiğine dair algılayışları doğru değildir. Aile, toplumsal değişim sürecinde hep olumlu bir gelişme seyri içinde olmamıştır. Çeşitli renkler, kırılmalar, kopuşlar, çeşitlenmeler, karşıtlıklar, gelişmeler (ilerlemeler), bunalımlar, parçalanmalar ve kazanımlar ile birlikte var olmaktadır. Yine aile tek bir örgütlenme tarzı olarak ortaya çıkmayıp çok farklı tarzlarla aynı tarihsel ve toplumsal dönemde var olabilmiştir. Dolayısıyla ailenin yaşadığı değişmeleri çoğul bir perspektif içinde değerlendirmeliyiz. Tekil açıklama biçimlerinden uzak durmalıyız. Bu tutum sosyal bilimlerin çoğul, göreli, kesinlikdışı ve tartışmalara açık niteliklerinin bir gereğidir. İnsan toplumlarmı çok kaba hatlarıyla iki toplumsal aşama içinde araştırdığımız zaman, aileyi de bu iki köklü değişme içinde düşünebiliriz. Başlangıçta aile geleneksel biçimden modern biçime bürünmekte, sonra da modernleşmeden küreselleşme yönelimine girmektedir. Bu geçişlerde çeşitli yeniliklere, farklılıklara ve dönüşümlere uğramaktadır. Bu değişme süreçlerinde kopukluklar ve yenilikler kadar bazı devamlılıklar da bulunmaktadır A İ L E N İ N M O D E R N L E Ş M E S İ Modernleşme, tarih içinde yaşanan en köklü toplumsal değişmelerden biridir. Giddens a göre XVII. yüzyıldan XX. yüzyıla, üç yüz yıllık tarihsel gelişmeleri içeren bir süreçtir. Modernleşme, geleneksel toplum tarzının kurumlar, değerler, inanışlar ve üretim ilişkilerinden yenilerine geçme çabasıdır. Bu bağlamda geleneksel tarım toplumlarmın insan ve hayvan enerjisine dayalı üretim tarzından makine enerjisine dayalı üretim tarzına geçilmiştir. İçe kapalı ve kendine yeterli pazar ekonomisinden kâra endeksli ve tüketimi önceleyen bir pazar sistemi kurulmaya başlanmıştır. Sanayi devrimiyle beraber üretim, kentleşme, göç, vs. başta olmak üzere birçok sosyal olgu meydana gelmiştir. Aydınlanma hareketi, yeni bir entelektüel dünya oluşturmuştur. İlerleme, sekülarizm, bireycillik,
70 T a r i h s e l - T o p l u m s a l D e ğ iş m e v e A ile İç i İ l i ş k i l e r 123 hümanizm, rasyonalizm, pozitivizm vb. düşünce ve değerler yaygınlaşmıştır. Fransa ve Britanya örneğinde siyasal ihtilallerle beraber yeni siyasal düzenler kurulmuştur. Modernleşme, sanayi inkılâbı ve aydınlanma hareketiyle birlikte geniş bir toplumsal değişmeyi anlatmaktadır. Aile modernleşme ile beraber, modern zamanların yaşadığı değişmelerin etkisi altında biçimlenmektedir. Modern ilişkiler ağı, aileyi yeni bir bağlama yerleştirmiştir. İşte, bu yeni bağlama yerleşme çabasına, ailenin modernleşmesi demek mümkündür. Bu çerçevede aile, tarım üretiminin maddi örgütlenme yapısından uzaklaşmaya başlayarak sanayi üretim tarzının ihtiyaçlarına göre şekillenmektedir. Tarım toplumunda üretim, insan ve kas enerjisine dayandığı için maddi ihtiyaçları karşılamada insanın kas enerjisine duyulan ihtiyaç yüksektir. Bu nedenle, aile geçimini sağlamak amacıyla çok sayıda bireye sahip olmaya çalışmıştır. Ailenin kalabalığı, aynı zamanda kan davaları ve savaş gibi durumlarda da önem taşımıştır. Dolayısıyla pre-modern aile, geniş bir aile biçimidir. Yine bu aile biçimi gelenek paradigmasıyla şekillendiği için gelenek ve din önemli ölçüde belirleyicidir. Aile, kutsal değerlerle temellenerek kadın-erkek, anne-baba ve ebeveyn-çocuk ilişkileri buna göre anlam kazanmaktadır. Büyüklerin otoritesi, büyüklere sadakat, onlara bakma yükümlülüğü ve aile hiyerarşisine bağlılık temel ilkeler arasmda bulunmaktadır. Yine aile, en temel mahremiyet alanı olarak görülmektedir. Mahremiyet kültürünün en güçlü bir biçimde sergilendiği yer ailedir. Buna bağlı olarak ailenin sırları, sorunları, değerleri, vs. kamusal alana taşınmaz. Ailenin içine yerleştiği evin avluları, pencereleri, odaları vs. bu mahremiyetin mimarideki yansımasıdır. Geleneksel toplumda aile, bireyin meslek edinme ve onu pratize etme alanı olduğu için sosyalleşme kadar eğitim ve meslek kazanma açısından da önem taşımaktadır. Dolayısıyla modern öncesi aile, geleneği kazandıran, aktaran ve gösteren bir faaliyet yeridir. Şüphesiz, sosyoloji çalışmaları modern ailenin vasıflarını belirgin hale getirmek amacıyla geleneksel aile paradigmasına ihtiyaç duymaktadır. Modern aile, geleneksel aile ile karşılaştırılarak açıklanabilir ve çoğunlukla geleneksel aile modern ailenin bu açıklama çabasına bir malzeme olmaktadır. Modernleşmenin toplumsal bağlamı, modern aileyi hem icat eder hem de doğurur. Bu nedenle modern aile hem bir realite hem de bir tasavvur olarak karşımıza çıkar. Gerçektir; çünkü sanayi ve aydınlanma hareketlerinin somut toplum şartlarında ortaya çıkar. Küçülür, parçalanır, kadm-erkek ilişkilerindeki mahremiyet dönüşüme uğrayarak özgürleşir, kapitalist tüketime koşullanır, karı ve koca bir eş haline
71 124 Aile So syo lo jisi gelerek özneleşirler. Muhayyeldir/tasavvuridir; çünkü modernitenin yüceltmeleri ve idealleri içinde bir aile imgesi geliştirilir. Bu aile imgesi eşitlikçi, mutlu, özgür, bağımsız, varlıklı vs. olarak üretilir Özneleşen Birey, Patlayan/Parçalanan Mahremiyet ve Çekirdek Aile Modernleşme, her şeyden önce ailenin mahremiyet kimliğini dönüştürmektedir. Aile yi alenileştirerek kamusal olguya çevirmektedir. Okullar, anaokulları, kreşler, iş yerleri, ofisler, oyun bahçeleri, sinema, tiyatro, turistik geziler, gibi faaliyetler ile beraber ailenin ev, mahalle, avlu ile çevrili alanları yok olmuştur. Aile bireyleri küçük yaşlardan itibaren zamanlarını aile dışında geçirmektedirler. Aile, bir bakıma kamusallaşmıştır. Son yıllarda aile ile ilgili, mahrem konuların televizyon ve gazetelerde konuşulması bu açıdan çarpıcı örneklikler meydana getirmektedir. Aile içindeki şiddet, boşanma durumları, aşk ilişkileri vb. konular kamuoyu önünde tartışılarak somut kişiler üzerinde ifade edilmektedir. Hatta evlilik konusu ve evlenilecek eşin seçimi de buna dâhil olmaktadır. Eş seçimi, milyonlarca izleyici karşısında gösterilerek; ilk flörtler medyatik halde icra edilmektedir. Anthony Giddens in mahremiyetin dönüşümü dediği olgu, küresel dönemde mahremiyet patlamasına dönüşmektedir. Geleneğin sıkı mahremiyet kuralları, modernleşmeyle gevşek ilişkilere yerini bırakırken, küreselleşen döneminde kuralsızlıklara savrulmaktadır. Ailenin küçülerek çekirdek aile biçimine dönüşmesi, modernliğin bir ürünüdür. Çünkü sanayi üretimi ve yeni enerji ihtiyacı çok sayıda insan katılımına ihtiyaç duymamaktadır. Çekirdek aile, bireylerin özneleşerek içinde eylemde bulunduğu modernlik muhayyilesidir. Buna göre aile, az sayıda kişiden oluşmakta ve böylece bireylere daha iyi imkânlar sağlayarak gelişmelerine katkıda bulunmaktadır. İyi eğitim, kaliteli yeme-içme, konforlu barınma ve daha fazla tüketme imkânlarıyla aile bireyleri refaha ulaşır. Toplumun ulaşmayı arzuladığı refah toplumunun mutlu bireyleri meydana gelmektedir. Çünkü toplumların gelişmişlik düzeyi arttıkça ailelerin de yoksulluklardan uzaklaşarak daha mutlu olabilecekleri düşünülmektedir. Ayrıca az sayıda bireyden oluşan aileler, daha fazla sağlık, eğitim, barınma ve tüketim imkânlarından yararlanmaktadır. Toplumların gelişmişlik ölçütü olan kişi başına düşen gayri milli hâsılanın, nüfusun az olduğu toplumlarda daha fazla yükseleceği varsayılmaktadır. Gerçekten de zengin Batı ülkelerinde, bu yaklaşımın toplumsal gerçekliği bulunmaktadır.
72 T a r i h s e l - T o p l u m s a l D e ğ iş m e v e A ile İç i İ l i ş k i le r 1125 Modernleşme, ailedeki insanların özne olarak hareket etmeleri yönünde bir kültür ve ilişkiler ağı sunmaktadır. Geleneğin ailesindeki cem aatçi ilişkilerin sadakate dayalı ilişkilerine karşın, burada ilişkiler öznelerin ben kimliklerinin özerk katılımına dayanır. İnsanlar aile içinde özneleşirler, bireyleşirler. Anne, baba, kardeş, evlat vs. zamanla benliklerinde özerkleşerek cemaatçi (community) kimlikten uzaklaşırlar. Çocukların zamanlarını çoğunlukla ebeveynlerden ayrı (okul, anaokulu, kreş, oyun bahçeler, bakıcı aile) yaşamaları, yine ebeveynlerin sanayi iş tarzı nedeniyle aynı tutum içinde bulunmaları bireyleşme kimliğinin maddi şartlarını oluşturmuştur. Ayrıca eğitimin seküler ve bireyci yönelimi güçlendirme çağrıları (girişimci insan), bunu pekiştirmektedir. Bireyin özerkliğini öneren, geliştiren ve inşa eden modern aile, burada iki durumla yüz yüze gelmektedir. Birincisi, özneleşen birey kapitalist toplum ilişkilerinin değişken, bunalımlı ve çelişkilerle yoğrulan yaşam alanında daha etkin tutumlara sahip olabilmektedir. Çatışmalarla başa çıkma konusunda bireysel yeteneklerini daha iyi sergileyebilmektedir. Ayrıca, bireysel yeteneklerini sunma ve girişimciliğiyle pazar ilişkilerinden yararlanma alanlarında daha başarılı olabilmektedir. Toplum sorunlarıyla birey olarak baş etme yeteneği güçlüdür. Bireysel iradesini kullanma ve hareket etme tutumlarında daha başarılıdır. Bunlar birey kimliğinin, getirdiği imkânlardır. İkincisi, bireylilik ile beraber ailede ortaya çıkan dezavantajlardır. Bunların başında ailede yetişen bireylerin karşılıklı sorumluluk duyguları azalmıştır. Çünkü güçlü kolektif bağlar oldukça zayıflamıştır. Bundan dolayı boşanmalar artmakta, anne-babanın huzur evlerine yönelmesi çoğalmakta ve ailenin kolektif sorumluluklarını taşıma güçlüğü karşısında partner yaşamlar ve yalnız yaşam seçenekleri çoğalmaktadır. Özgürlüğün getirdiği önemli katkılar yanında, belli bedeller ödenmek zorundadır Kadın Erkek Rollerinin Eşitliği Ailenin modernlik bağlamına yerleşerek yapısal ve değersel boyutlarıyla yaşadığı değişmeler oldukça geniş bir alan oluşturmaktadır. Bunların içinde kadm olgusu da önem taşımaktadır. Modernliğin eşitlik ilkesi, cinsel kimliklerin toplumsal rollerdeki paylaşımına da yansımaktadır. Kadm, modernleşen toplumlarda erkek ile çalışma, eğitim, toplumsal ve siyasal katılım konularında eşitlenmektedir. Demokratik toplumların hukuk metinleri, bu eşitliğin öncülüğünü yapan üst değerlerdir. Eğitim
73 126 Aile S o syo lo jisi süreci, bunu destekleyen bir kültürel değişim programı uygulamaktadır. Aile kurumu da kadınların eşitlik taleplerine göre yeniden roller dağıh. mına gitmektedir. Kadının aile içindeki rolü erkekle eşit haklara sahip olma ilkesi doğrultusunda yeniden yapılanmaktadır. Şüphesiz modern kültürün kadını toplum, siyaset ve kamusal alanda daha etkin kılma isteği, bunu pekiştirmektedir. Böylece kadın ailede erkek ile eşitlenerek, aynı roller içinde konumlanmaya başlar. Kadın sadece anne olarak statülenmez; aynı zamanda çalışan, karar veren, meslek sahibi olabilen, bireysel çabalarıyla para kazanabilen bir varlık haline gelir. Evin geçiminde ve kararlar alımmda eşit haklara ve sorumluluklara kavuşur. Erkek ve kadın işleri biçimindeki rol farklılaşmaları gittikçe ortadan kalkar. Baba erkil aile biçimi önemini kaybetmeye başlar. Anthony Giddens, ailenin değişim yönlerini (modernleşmesini) şöyle özetlemektedir: a) Geniş aileler ve diğer akraba grupları etkilerini kaybetmektedirler; b) Özgürce eşini seçmeye yönelik bir trend bulunmaktadır; c) Kadın hakları geniş bir biçimde benimsenmeye/tanınmaya başlanmaktadır; evlilikte ve aile içinde karar vermede bu geçerli olmaktadır; d) Akraba evliliği azalmaktadır; e) Yüksek düzeydeki cinsel özgürlük kısıtlayıcı nitelikteki toplumlarda gelişmektedir; 0 Çocuk haklarının genişletilmesi konusunda genel bir trend vardır (Giddens, 2000:143). Modernlik, bu eşitlenmeyi daha da koyulaştırarak (feminizm örneğin de olduğu gibi) erkeklerin de kadınlar gibi doğum yapmaları gibi biyolojik eşitlemeye kadar işi vardırmaktadır (Hamner, 19973: ). Aile içinde kadın ve erkeğin statülerini/rollerini eşitleme ideali, pratikte farklı biçimlerde karşımıza çıkabilmektedir. Örneğin 2002 yılında dünyanın en modern toplumlarmdan biri olan İsviçre de yapılan bir araştırma bu açıdan oldukça ilginç veriler sunmaktadır. Ampirik verilere dayanan bu araştırmaya göre kadın yoğun bir biçimde ev oryantasyonlu davranırken, erkek evdışı (aile dışı) oryantasyonlu davranmaktadır. Örneğin kadın ailedeki bebek bakımı, yemek, ev düzenlenmesi gibi işleri yapmakta ve bunlardan hoşlanmaktadır. Erkek ise aile dışı ilişkiler olarak arabasının bakımı, sigorta işlemleri, vs. işlerden hoşlanmaktadır. Bu örnekler aslında ailenin modern ve gelenek özelliklerini bir arada sürdürdüğünü göstermektedir. Örneğin yine gelişmiş ülkelerde aile içi bebek bakımlarım % 30 erkekler üstlenirken, % 70 ini kadınların üstlendikleri görülmüştür (LevyWidmer-Kellerhals, 2002:1-33). Bu araştırma-
74 T a r i h s e l - T o p l u m s a l D e ğ iş m e v e A ile İç i İ l i ş k i l e r 127 larm bulguları, anne ve baba rollerinin modern ve geleneksel yönlerinin bir arada yürüdüğünü anlatmaktadır. İstanbul da yoksul aileler üzerine yaptığımız Yoksul Ailelerde Değerler (2006) adlı araştırmada da benzer sonuçlara ulaştık. Ailenin genel olarak yaşadığı en köklü yapısal değişmelerin başında çocuk bakımı ve büyüklerin bakımını aile dışı kurumlara bırakması yer almaktadır. Çocuklar kreş, anaokulu, bakıcı aile (care family), yetiştirme evi, çocuk esirgeme kurumlan gibi kurumlara bırakılırken büyükler de huzur evlerine terk edilmektedir. Kadın sığınma evi, çocuk yetiştirme yurtları, huzur evleri, yaşlılar bakım evi gibi birçok kurum ortaya çıkmaktadır. Bu kurumlar, ailelerin yüzyıllardır üstlendikleri sorumlulukları üstlenmeye çalışmaktadırlar. Ailenin sorumluluklarını aile dışına taşıyarak karşılamak istemektedirler. Aile ile ilgili fonksiyonların aile dışı kurumlar tarafından üstlenmesi, kimi sosyologların Weberyen bürokrasinin mükemmeliyetinin bir sonucu olarak yıllar önce alkışlandı (Kongar, 1970: 58-83). Bu rasyonel işleyen mükemmel bürokrasinin bireyin sorunlarını aileden daha iyi çözebileceği iddiasını da içermektedir. Hatta evrimci modernliğin sosyolojik bakışıyla, kurumlarm mükemmelleşmesiyle beraber aile kurumuna gerek kalmayacağı yönünde bir kehanette de bulunuldu. Burada, ailenin sonu mu geldi sorusunu akla gelmektedir. Çocuk yetiştirme yuvası üzerine yaptığımız bir çalışma aracılığıyla bu sorunun izini sürmeye çalıştık. Araştırma, erkek ve kız yetiştirme yuvaları üzerinde uygulanan anketler aracılığıyla bir dizi sorun üzerinde yapılan tartışmalardan oluşmaktaydı. Genç ergenlere, ailelerinden ayrı olmalarının anlamı sorulmakta ve ailelerin hayatlarındaki anlamı önemi ortaya çıkartılmaya çalışılmaktaydı. Araştırma sonucunda, yetiştirme yurdunun genç kız ve erkek ergenlere sağladığı her türlü maddi imkânlara karşın, yine de ailenin anlamını önemseyen yargıları sürdürmeye devam ettikleri görülmekteydi. Nitekim bu ergen-gençlere en çok ziyaret etmelerini istedikleri kişilerin kimler olduğunu sorduğumuzda, ezici bir çoğunluğun gönülü anne ve gönüllü abla cevaplarını vererek, anne ve abla rol ve ilgilerine duydukları ihtiyacı ortaya koydular. Yine gelecek hayatlarında en büyük engelin ne olabileceği sorusunu yönelttiğimizde, kategoriler içinde %39.8 gibi en yüksek bir oranla aile içinde yetişmemiş olmak cevabını verdiler (Yıldırım, 2005:93-100). Araştırmanın verileri, çocuklar ve gençlerin sağlanan bütün imkânlara karşın yine de aile ortamına, anne-baba ve kardeş ilişkilerine ihtiyaç duymaya devam ettiklerini göstermektedir.
75 128 A ile S o s y o lo jis i ÖÇVE A İ L E Ailenin toplumsal değişme ile ilişkisi, makro bağlamda modernleşme ile açıklanabilir. Özellikle son iki yüzyıldan beri yaşanan değişmelerde bunu gözlemlemekteyiz. Modernleşme değişiminin genel yönlendirici etkisi altında dönüşüme uğrayan aile, göç ve kentleşme süreçlerinden de etkilenmektedir. Bu süreçler aile yapısında çeşitli somut değişmelere neden olmaktadır. Bu nedenle göç ve kentleşme süreçlerinin ailenin yapısında ve içeriğinde meydana getirdiği değişmelerin neler olduğunu analiz etmemiz gerekmektedir. Özellikle Türk toplumunda göç ve kentleşme hâlâ yoğun yaşanan bir sosyolojik olgudur ve Türk ailesi de bundan derin bir biçimde etkilenmektedir. Göç, kırsal alandan kentsel alana doğru meydana gelen yer değiştirme hareketleridir. İç göç, bir ülkenin kendi topraklarındaki yer değiştirme hareketlerine denirken, dış göç ülkeler arası yaşanan hareketlerdir. Modern zamanlarda özellikle göç çok yaygın, derin, yoğun ve geniş yaşanan bir sosyal olgudur. Bütün toplumlarm en temel ortak özellikleri arasında yer almaktadır. Sanayileşme ile beraber doğan bir süreçtir. İnsanlar, gruplar, aileler ve kitleler iş bulmak, baskılardan kurtulmak, hayallerine ulaşmak ( Gazap Üzümleri adlı ünlü romandaki betimlemeleri hatırlayalım) üzere çeşitli nedenlerle kentlere doğru akın etmektedirler. Köyler boşalmakta ve köy yaşamı, adeta bir edebiyatçımızın etkileyici bir biçimde işlediği gibi (hikayeci Mustafa Kutlu nun Beyhude Ömrüm adlı hikâye kitabı bu açıdan oldukça önem taşımaktadır) tükenmektedir. Başka bir ifadeyle köyün sonu gelmektedir. Köy, kır ve gelenek büyük bir hareket dalgası içinde kente akarken beyhude bir ömre dönüşmektedir. Aileler de bunun içinde aynı akıbeti yaşamaktadırlar. Bir yandan kırsal, geleneksel ve köy özelliklerinin geniş, dayanışmacı, tarımsal, geleneksel yapılarını terk etmektedirler, öbür yandan kentin çağırdığı modern, bireysel, eğitimli, kadm erkek eşitliğine dayalı vs. yapılarına koşmaktadırlar. Ülkemiz, göç olgusunu en etkin yaşayan ülkelerin başında gelmektedir. Örneğin 1927 yılında kırsal nüfus % 75.78, kentsel nüfus % 24.2 oranındayken, 1997 de kırsal nüfus % ve kentsel nüfus % e ulaşmıştır. Elbette, li yıllarda bu oran kent te % 80 lere tırmanmaktadır. Bu nüfus değişimi, sadece insanların yer değişmelerini anlatmamaktadır. Toplumun değerleri, kurumlan, ilişkileri, sosyal grupları vs. ile değişim içinde olduğunu göstermektedir. Bu kadar büyük ve köklü bir değişme içinde elbette aile de payını almaktadır.
76 T a r i h s e l - T o p l u m s a l D e ğ iş m e v e A ile İç i İ l i ş k i l e r 129 Göç ve kentleşme süreçleriyle beraber aile, yeni özelliklerle var olmaktadır. İlk aşamada ailenin kimi bireylerinin kente çalışmak için gidip-gelme biçiminde yürümekte, sonra ailenin bazı bireyleri kentin gecekondu bölgesine yerleşmekte, üçüncü aşamada aile kente göç etmekte, dördüncü aşamada ise aile kent ilişkisi öne çıkmakta, ailenin kentlileşmesi gündeme gelmektedir. Ailenin gecekondu ailesi olarak biçimlenmesi gelir düzeyine bağlıdır. Gelir düzeyi düşük olan ve gecekondu bölgesi içinde yerleşerek hem kırsal kem de kentsel özellikler gösteren aile için bu tanımlama kullanılmaktadır. Göçün getirdiği gecekondu yerleşmesinde varlığını sürdüren bu aile, kent özelliklerini bazı boyutlarıyla benimsemeye başlamış ancak bazı kırsal değerleri de sürdürmektedir. Gecekondulaşma olgusu, temelde varlıklı kent yerleşim yerlerinin etrafında oluşan ve yoksulluklar üzerinde inşa olan bir sosyal durumdur. Aile de burada yoksulluklarla yaşamaktadır. Konut, sağlık ve eğitim başta olmak üzere çeşitli kent imkânlarından oldukça sınırlı bir biçimde yararlanmaktadır (Çayboylu: 2002, ). Kırsal alandan göçle gelen ailelerde eğitim düzeyinin düşük olması ve kentin talep ettiği istihdam için yeterli mesleki donanımlara sahip olmamaları işsizlik konusunda ciddi sorunlara yol açmaktadır. Bundan dolayı geliri düşük, zor ve kısa süreli işlerde çalışmak zorunda kalmaktadırlar. İşsizlik sorunları daha yaygın yaşanmaktadır. Dolayısıyla göç ailesi diyebileceğimiz, henüz kentlileşmemiş ailelerde temel sorunların başında iş ve meslek gelmektedir. Göç ailesinin başka önemli sorunu da kentlileşmektir. Kentlileşme (Kartal: 1992), göçle gelen ailelerin kentin yapılarına, değerlerine, beklenti ve normlarına uyumlu hale gelmeleridir. Bir bakıma kentsel sosyalleşmeyi yaşayarak ortamla bütünleşmelerine denir. Kentin konut, sağlık, meslek ve iş imkânlarından modern bir tarzda yararlanmaları, eşitlikçi ve özgür tutumları benimsemeleri, katılım ve muhalefet imkânlarından yararlanmalarıdır. Göç ailesinin bu etkinlikleri benimsemesi elbette belli bir zaman alacak ve bu nedenle bu sürede çeşitli çatışma ve uyumsuzluklar yaşanacaktır. Kentin talep ettiği tutum, norm ve kimlikler kimi zaman göç ailesinin norm ve değerleriyle çatışabilecektir. Kuşak çatışmalarında da bu sorun yansıyabilecektir. Elbette, burada Türk toplumuna özgü gelenek ve modernlik gerginliği de görülebilecektir. Gecekondu ailesinin kentin eğitim, sağlık, istihdam ve konut imkânlarından yeterli düzeyde yararlanamaması ve kentin merkez çevreleri tarafından (kıro, köylü, dağlı, vs. şeklinde) dışlanmaları çeşitli suç
77 130 A ile S o s y o lo jis i kimliklerin doğmasına yol açabilir. Bu nedenle bazı tarihsel dönemlerde Türkiye de gecekondu aile yapılarının ideolojik ve adi suç bölgeleri haline gelmeleri tesadüf değildir. Kırsal alandan kentlere göç eden aileler, elbette kentin sosyal hareketlilik imkânlarından yararlanacaklardır. Eğitimin ürettiği fırsat eşitliği ve serbest piyasanın getirdiği zenginleşme rekabeti, kentlileri paylaş, maya zorlayacaktır. Hatta bu ilişki yeni zenginleşmelere, gelişmelere ve kentsel kalkınmaya neden olacaktır. Dolayısıyla ailelerin göçle kentlere yerleşmeleri, zaman içinde farklı topluluklarla ve çevrelerle etkileşimi artıracak ve onları değiştirecektir. Özellikle demokrasinin katılımcı, eşitlikçi ve özgürlükçü imkânlarından yararlanan ülkelerin kentlerinde bu olgu daha da barizdir. Gelişmiş olan ülkeler bunun açık kanıtıdırlar. Göç ile gelen aileler işsizlik, eğitim, sağlık, kimlik vb. sorunları aşmak üzere hemşerilik gibi çeşitli dayanışma ağları oluşturmaktadırlar. Bu sosyal ağlar aracılığıyla kentin çatışmacı, bireyci, istihdam rekabeti gibi zorluklarıyla başa çıkmaya çalışmaktadırlar. Bölgesel kültür ve normlarını kentin esnek ilişkileri içine yerleştirerek kimlik çatışmalarını azaltmaktadırlar. Özellikle Türkiye nin göç alan büyük kentlerinde bu oluşumlar oldukça dikkat çekicidirler K E N T L E Ş M E V E A İ L E Kentleşme olgusu, sanayileşmeyle beraber yaşanan sosyolojik bir olgudur. Bu olgu, ailenin yapılarını, değerlerini, norm ve inançları önemli ölçüde farklı değişmelere uğratmaktadır. Kentleşme ile beraber, insanlar, gruplar, kültürler, dinler, etnik topluluklar vs. kentlerde yaşamaktadır. Bu nedenle söz konusu sosyal gerçeklikler aile üzerinde biçimlendirici etkiye sahip olmaktadır. Aile de bir bakıma kentleşmektedir. Bunun anlamı ailenin tarım toplum özelliklerinden farklılaşması ve yeni bir konsept içine yerleşmesidir. Her büyük değişim ve farklılaşmanın çeşitli kaoslar, acılar ve belirsizlikler üretmesi gibi, ailenin kentleşmesinde de karşımıza benzeri sorunlar çıkabilecektir. Göç ailesiyle beraber, kentin özelliklerine göre yapılanan kent ailesinden de bahsetmek gerekmektedir. Çünkü aile yapıları hiçbir zaman donuk bir vaziyette kalmayarak değişmekte ve zamanla kentlileşmektedirler. Kent ailesi denilen sosyal yapıları oluşturmaktadırlar. Kent ailesi, kentin çeşitli sosyal ilişkileri, üretim biçimleri ve kültürel değerleri içinde oluşmaktadır. Kentin ayırt edici özelliklerine göre
78 T a r l h s e l - T o p l u m s a l D e ğ iş m e v e A ile İç i İ l i ş k i le r I 131 şe k ille n m e k te d ir. Kentin katılım, eşitlikçi, özgür, değişken, açık, nüfus y o ğ u n lu lu ğ u, modernlik, sanayi, h a r e k e tlilik gibi özellikleri bulunmaktadır. Endüstrileşmeyle beraber oluşan modern kent hayatı, ailenin geleneksel fonksiyonlarını, değerlerini, rollerini ve anlam dünyasını köklü bir biçimde değiştirdi. Öncelikle değişen üretim ilişkisine paralel olarak bireyler, aile dışı üretim sürecine katılmaktadırlar. Aile üyeleri ihtiyaçları olan hizmetleri ve araçları alabilmek için ev dışında çalışmak zorundadırlar. Karı ve koca, birbirinden ayrı ortamlarda çalışmaktadırlar. Erken modernlik döneminde erkek ev dışında bir işe giderken, kadında evde kalmaktadır. Ancak, günümüzde ailenin tüketim ihtiyaçlarının çoğalması, değer yargılarının değişmesi, karı (evli kadın) ve kocanın birer özne olarak belirmesi gibi nedenlerden dolayı ikisi de evin dışında çalışmaktadırlar. Aile, büyük ölçüde bir tüketim alanına dönüşmektedir. Kent evliliğinde kadın ve erkek evlilik için birbirlerini seçmektedirler. Romantik aşk, evliliğin temeli olmaktadır. Doğru kadın ve doğru erkek arayışı, evliliğin en temel kıstasları haline gelmektedir. Eşler çoğunlukla seksüel cazibeyi ve mütekabiliyeti, dini ve moral görevlerden daha çok vurgulamaktadırlar (Benokraities, 1993:66-67). Kent ailesinin modernleşen aile başlığıyla ele aldığımız özellikleri daha yoğun olarak karşımıza çıkmaktadır. Çünkü modernleşmenin ana gövdesini temsil eden toplumsal alan kenttir. Kent ailesi buna bağlı olarak çekirdek ailenin özelliklerini yansıtmaktadır. Ayrıca daha farklı sınıflamalarla da ortaya çıkabilmektedir. Eşitlikçi, tüketici, küçük, eğitim düzeyi yüksek vs. özellikleriyle biçimlenen bir ailedir. Kent ailesi, küçük aile, tek ebeveynli aile, beraber yaşama gibi birçok tarzıyla belirlendiği gibi çeşitli sorunlarıyla da öne çıkmaktadır. Boşanma bunların başında gelmektedir. Gelişmiş Avrupa kentlerinde boşanma oranlarının % 50 leri aşması ve Giddens in belirttiği gibi boşanma ile beraber mobilya, psikiyatri ve avukatlık gibi meslekler bağlamında endüstriyel ilişkilerin oluşması oldukça önem taşımaktadır. Dayanışma, akrabalık bağları ve kan bağının zayıf olması, bireyselliğin daha yaygın olarak gelişmesi kent ailesinin önemli görünümleridir. Kentleşmenin getirdiği toplumsal sorunlar, kent içinde yeniden yapılanan ailenin de önemli sorunları olmaya başlamaktadır. Eğitim, sağlık, sınıf, değerler çatışması/rekabeti, modernlik ve gelenek ilişkisi, kadının çalışma hayatına katılması ve siyasileşmesi, işsizlik ve konut sorunları vs. Bütün bunlar ailenin beraber boğuştuğu, var olduğu, değiştiği ve yapılandığı sorun ve etkinliklerdir.
79 132 A ile S o s y o lo j i s i Elbette ortak özellikleriyle bir kent aile imajından bahsedebileceği, miz gibi, kentin içinde etnik, dini, yerleşim, sımf-tabaka vb. özellikle, riyle farklılaşarak oldukça farklı aile biçimlerinden de bahsedebiliriz Örneğin Avrupa nın Londra, Paris, Berlin gibi metropol kentlerinde Yahudi, Türk, Hint gibi toplulukların etnik ve dini özelliklerine bürünen Yahudi ailesi, Türk ailesi ve Hint ailesinden bahsedebiliriz. Yine aristokrat/burjuva aileler, yoksul aileler, gecekondu aileleri gibi sınıflamalar da yapılabilir. Bu nedenle kentlerin heterojen yapılarına bağlı olarak heterojen kent ailelerinin oluşturduğu bir aile çeşitliliği bulunmaktadır. Modernliğin sağladığı sosyal mobilizasyon ve eşitlik süreçlerine karşın bu farklılıklar devam etmektedir T Ü R K A İ L E S İ V E T O P L U M S A L D E Ğ İ Ş M E Evrimci sosyoloji yaklaşımına göre ailenin değişimi toplumsal değişimin ilerlemeci eğilimine uyarlanarak gerçekleşmektedir. Buna göre aileler geleneksel büyük ve geniş kır yapısından küçük-çekirdek yapısına dönüşecektir. Hatta bu yaklaşım, çağdaş ailenin en temel özelliği olarak çekirdek aile yapısını görmektedir. Gelişmiş Batı toplumlarındaki çekirdek aile, çağdaş aile ile özdeşleştirilince, geniş aile aşılan ve geri toplum yapısını temsil eden bir aile tarzı olarak görülmektedir. (Vergin, ) Ailenin değişimini evrimci yaklaşımla abartarak anlatan sosyologlara göre zamanla aile ortadan kalkacak ve modernliğin kurumsal yapısı bütün aile işlevlerini yerine getirecektir. Böylece aileye gerek kalmayacaktır (Kongar, 58-83:1970). Gerçekten de bu yaklaşım Türk toplumu ve iddia edildiği gibi Batı toplum gerçekliğinde söz konusu mudur? Batı da Cambridge okulunun yaptığı çalışmalarda batı tarihinde tek tip bir aile tarzının olmadığı ve en azından egemen bir aile nin tek başına gözükmediği ortaya konmuştur. Ayrıca yapılan çalışmalar çekirdek ailenin XIII. yüzyıl Batı toplumlarmda sanayi öncesinde de yaşadığına rastlanmaktadır. Türk toplumunda ise hem geniş hem de çekirdek ailelerin birlikte var oldukları görülmektedir. XVII. Yüzyıl İstanbul unda mütevazı ailelerinin çekirdek aile olarak yapılandıklarını Mantran kaydetmektedir. Varlıklı olan aileler ise geniş aile halinde yaşamaktadırlar. Bu varlıklı geniş aileler halk arasında hayranlıkla karşılanmıştır. Günümüzde bile modern kent ortamındaki Türk ailesi, geniş ailenin dayanışma yapısına imrenmeye devam etmektedir. Türkiye de toprak mülkiyetinin kullanımına bağlı olarak aile yapısının meydana geldiğine yönelik bir yaklaşım bulunmaktadır. Orta
80 T a r i h s e l - T o p l u m s a l D e ğ iş m e v e A ile İç i İ l i ş k i l e r 133 k0y ve küçük toprak işletmelerinden oluşan Anadolu, buna bağlı olarak yaygm bir biçimde çekirdek ve geniş aileleri yan yana tutmaktadır. Yapılan araştırmalarda en yüksek çekirdek aileyi, %79 oranla topraksız tarım işçilerinde, en düşük oran ise % 44 ile kendi toprağını işleyen ailel e r d e görülmektedir (Vergin, 1990: ). Evlilik ilişkileri açısından da Türk toplumu evrimci sosyolojik teorileri yanlışlar niteliktedir. Örneğin poligaminin İslamiyeti benimsemeleri nedeniyle Osmanlı Türk ailesinde yaygın olduğunu düşünenler önemli bir yanılgı içinde bulunmaktadırlar. XVIII. yüzyıl Osmanlı toplum hayatını araştıran Montague, poligamik evliliklerin çok ender olduğunu kaydetmektedir. Ayrıca bu tür evliliklere halk arasmda iyi bakılmadığı ve halkın nazarında en ideal evliliğin monogami olduğunu yazmaktadır. Aile üzerine çalışan sosyologlarımızdan Nur Vergin e göre poligamiyi reddetmek Müslüman Türklerin Kur an ı reddetmeleri anlamına gelmemektedir. Çünkü kutsal kitapta bile ideal evlilik olarak monogami salık verilmektedir: Ona göre Kuran daki kadınlar arasında adalet ve müsavat icrasına ne kadar arzu keş olsanız da gücünüz yetmez uyarısı bunu kanıtlamaktadır (Vergin, 1990: ). Batılılaşma süreciyle birlikte Türk aile yapısında önemli değişmeler yaşanmaya başlamaktadır. Bunu en çarpıcı biçimde betimleyenlerin başında, Aile Hayatımızda Avrupalılaşmanın Tesiri adlı makalesiyle Tüccarzade İbrahim Hilmi gelmektedir. Yazar, bu makalesinde iki aile tarzını tasvir etmektedir: Şark ailesi ve garp ailesi. Şark ailesi geleneksel, doğu ve Müslüman özellikleriyle biçimlenen Türk ailesidir. Garp ailesi ise Batılı, modern ve Müslüman bir Türk ailesidir. Bu iki aileyi belli bir muhayyile içinde karşılaştırmakta ve çeşitli yargılarla bir rekabete sokmaktadır. Garp ailesi, şöyle betimleniyor: Vasat derecede bir m aişete ve muayyen bir bütçeye malik bir aileyi tasavvur ediniz. Şişlide bir apartmanda veya Erenköy ünde küçük bir köşkte ikam et ediyor; ihtiyar bir peder ve valide, genç bir kadın, temiz ve pak giyinmiş bir erkek, üç çocuk ve bir hizmetçiden mürekkep bu aile...genç zevce vaktiyle güzel bir terbiye almış, okumuş... Gündüz bir vazife-i resmiye ile meşgul. G ece gazetelerini, kitaplarını muntazaman okuyor. Her sabah erkenden kalkıyor, yıkanıyor, tıraş oluyor, her gün y aka ve kollarını değiştiriyor, iç ve dış göm lekleri tertemiz, ütülenmiş elbisesini giyiyor, yem ek odasına giriyor. Ç ocuklar kalkmış, validesi de temizce taranmış, peder ve valide de sadece giyinmiş, bem beyaz örtülü masanın başına geçiyorlar. Sabah kahvaltısını, sütlü kahve ve çikolatayı içiyorlar, rafadan yum urta ve bisküvi yiyorlar. Derken genç adam
81 134 A ile S o s y o lo j i s i peder ve validesinin ellerini, çocukların yanaklarını öperek, zevcesine de tatlı bir buse kondurarak şen ve şatır evinden çıkıyor....akşamleyin vakt-i muayyinde evine dönüyor. Çocukları ta kapıdan kendisini karşılıyor. Aralarında aynı buse-i muhabbet teati olunuyor. Güzel bir kutu gibi döşenen yem ek odası temiz ve zarif evani ile parıldıyor. Geniş bir masanın etrafına bütün aile toplanıyor Herkesin bıçağı, çatalı, tabakları ayrı. Katiyen bir tabaktan muhteliten yem ek yenmiyor. Bir bardaktan iki kişi su içemiyor. Masansın üstünde billur i bir çiçeklik, rengareng güzel ve m enekşe ile donatılmış. Beyaz bir göğüslük takmış olan hizmetçi kız fırıl fırıl hizmet ediyor. Saçları taranmış, sade, keten bir buluza bürünmüş sevimli ve genç kadın çocuklara ait bazı fık ra la r anlatıyor; ihtiyar, genç ve çocuktan mürekkep bu mesut aile kem al-i lezzet ve iştiha ile taam ediyor. Kahveler içiliyor. Küçük salona istirahata çekiliyor. Yatsı okunuyor. İhtiyar baba ve nene hep birden nam azlarını kılıyorlar. N amazdan sonra hanım efendi piyano başına geçiyor. Bazı milli ve vatani parçalar çalıyor. Çocuklar sevişerek musikiyi dinliyor. Yatılacağı vakit genç valide çocuklarına Kur an dan bir sure okutuyor, onların sa f kalplerini muhabbet-i ilahiyeyle teshir ederek terbiye-i diniyelerine takviyet veriyor. Bütün ev halkı hatta hizmetçisi bile okuyup yazıyor. Genç kadın Fransızcaya da v a k ıf İfrat derecede mesturiyeti de yok. A kraba ve taallukat arasında kem al-i edep ve serbesti ile ihtilat ediliyor. Cuma günü erkek kadın bütün aile beraber gezmeye gidiyor. Kadın sadelik içinde güzel ve zarif giyiniyor. Yürüyüşünde bile iffet ve ismet nazara çarpıyor. Çocuklar muntazaman m ektebe gönderiliyor. Frengin çocukları gibi temiz ve sıhhi giydiriliyor. Bazı geceler validesinin etrafına dizilerek resimli kitapların sayfalarını karıştırıyorlar, validesinin hikâyelerini dinliyorlar. Erenköy ünde oturdukları küçük evin etrafı sarm aşıklarla, yabani güllerle kuşatılmış, pencerelere asla kafes takılmamış, kom şular bahçe içini görm em ek için etrafına cesim tahta perdeler çekilmemiş, her taraf açık. Ç ocuklar bile karyolada yatıyor. İşte bir hayat ki mesud ve müreffeh geçiyor; evin her tarafında aşk ve m uhabbet hüküm sürüyor; zevç bütün refahını, eğlencesini, saadetini y a l nız evinde arıyor.ekseriya bütün ailenin bir arada nam az kıldığı da vaki. Din, ahlak, terbiye olanca safvet ve samimiyetiyle bu aileyi ağuşuna almış (Çığıraçan, 1332:46-79). Çığıraçan, modern Türk aile muhayyilesini bu betimlemelerle çok çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Batılılaşmayla birlikte yaşanmaya başlanan toplumsal değişme sonucunda Türk ailesinin yaşadığı farklılaşmalar oldukça ilginç bir biçimde yorumlanmaktadır. Ailenin mekânı
82 T a r i h s e l - T o p l u m s a l D e ğ iş m e v e A ile İç i İ l i ş k i l e r 135 şişli ya da Erenköy gibi yeni/modern zamanlarda kurulan mekânlardır. Şişli apartmanlaşmanm ilk yeri, Erenköy de modern köşk tarzı yerleşme yeridir. Evler oldukça olumlu ve modern mahremiyet anlayışına uygun bir havada tasvir edilmektedir. Bahçeli, gül, sarmaşık ve çiçeklerle kaplı, içe rin in mahremiyetini sıkı koruyan geleneksel ev tarzı yerine her tarafı açık ve pencerelere kafes takılmamış tır. Ailenin sayısal dağılımı ö n em li ölçüde çekirdek aileye yakındır. Bu tasarlanan ailede Batılı ve modern özellikler oldukça yaygındır. Piyano çalmak, Fransızca bilmek, Frenk çocukları gibi temiz olmak gibi. Okuma, kitap ve gazete, modern ailede yerini almıştır. Yemek yeme adapları benzer özellikler taşıyor. Masada yeniyor, hizmetçi fırıl fırıl dönüyor ve çikolata ve bisküvi yeniyor. Herkes ayrı çatal, bıçak, kaşık ve tabak kullanıyor. Aynı kişiler ortak tabaktan kesinlikle yemek yemiyorlar. Erkek her sabah tıraş oluyor, elbiselerini ütülüyor ve yıkanıyor. Batılılaşmaya ve modernleşmeye başlayarak değişim yaşayan Türk ailesinde gelenek ve modernlik aslında yan yana yürüyorlar. Örneğin valide ve peder, aile ile beraber yaşamakta, namaz ve Kur an okunmakta, kadın ev hanımıyken erkek ev dışında çalışmakta (ailenin geçimini erkek yüklenmektedir) ve dayanışmacı bir aile olarak birlikte zaman tüketme imkânları olmaktadır. Piyano çalmak, namaz kılmak, iffetli olmak, tıraş olmak gibi tutumlar birlikte anılmaktadır. Ancak çağdaş Batı değerleri öne çıkan temalardır. Ailenin konsepti, toplumda değişmektedir. Bu nedenle bir aile ütopyası olarak buna garp ailesi adı verilmektedir. Yazar bu garp ailesine karşı bir de şark ailesi nden bahsetmektedir: Şimdi bir de şark usulünde bir şehirli aile hayatı tasvir edelim. İstanbul un dar ve muavvec sokaklarında, saçakları komşuların saçaklarıyla öpüşm ekte olan ahşap ve basık bir hanede oturuyorlar. Sokak kaldırım ları pek biçimsiz, yağm ur yağdığı zaman ekser yerlerinde ufak ufak gölcükler peyda oluyor, ekseriya lağım lar taşıyor, güneş girmiyor, hanenin bahçesinde hüday-ı nabit yetişmiş bir iki ağaçtan başka bir şey görünmüyor; zaten bahçenin bir tarafı y ık ık taşlar, eski sandıklarla kapanmış, kümes hayvanatıyla pislenmiş, odun ve kömürlük yapılarak daralmış. Bir kız ve bir erkek çocuk o m ahalle m ektebine gidiyor; ayaklarında şıptık bir takunya, mendile sarılmış yiyecek, hay ve huy ile sokağa çıkıyorlar. Okudukları da pek basit şeyler, hiç fik ir açm ayan kitaplar. Zaten hoca efendinin de hiçbir şeyden haberi yok. M ektep çitlenbik ve servi ağaçları içine gömülmüş, küçük bir cam i ile büyük bir mezarlığın kenarında. Ç ocuklar m ektepten geliyor, m ahallenin toz ve dumanı kalkm ış soka-
83 136 Aile So syo lo jisi şakalaşarak, kaydırak, köşe kapm aca, tulumba kaldırm a oyunlarını oynuyorlar... Üst baş perişan, el yüz simsiyah kan ter içinde. Evin tokmağını çalarak taşlığa ve topraklığa can atıyorlar; yem ek vaktine daha vakit var. Pis ellerine geçirdikleri bir dilim ekm eği ısırıp duruyorlar. Hırçın validesi haykırıyor, beddualar başlıyor, bir iki tokatta yapıştırm aktan çekinm i yor, akşam a kadar çene çalarak geçirdiği vakti şimdi yem ek hazırlam akla telafiye çalışıyor. Akşam olmuş, sofra kurulmuş bey babayı bekliyorlar. G ece alaturka saat bir gelen bir giden yok. Zevç kaleminden çıkmış, arkadaşlarıyla meyhaneye uğramış, rakısını içiyor, mezesini yiyor; yahut içki içmiyor, doğru evine gidiyor, yukarı çıkıyor, hazırlanan yem ek başına oturuyor; sofra küçük bir iskemle, üzerine mevzu geniş bir siniden ibaret. İhtiyar peder ve valide, çoluk çocuk sininin etrafına diziliyor. Bir kap yem ek geliyor, bütün eller o sahanın içine dalıyor; bir bardak geliyor on kişi aynı bardaktan içiyor; tepsinin üstü ekm ek kırıntısıyla, kaşık döküntüsüyle dolmuş, zararı yok. Ağır bir yükten kurtulmuş gibi sofradan kalkılıyor; y a sedire y a yere mevzu küçük minderlere çökülüyor....kadın kaynana artık mahallenin bir günlük m enakıbım tafsile başlıyor; alemin bütün girdisi çıktısı hadde-i tenkitten geçiyor. Çocuklar bir tarafa sinmiş uyukluyor; zevç aylıkların çıkmasından yahut işlerin fen a gidişinden şikâyete başlıyor, gece yarısı yaklaşıyor, yük dolabının kapıları açılıyor, her d akika hicrete ve seyahate hazırlanm ış gibi yük içinde bükülüp duran y ataklar çıkarılıyor. Yere seriliyor, uykuya dalınıyor, sabah erken kalkıldıkta şöyle bir acı kahve ve çay ile keyif çatılıyor, bihareket uzun müddet sedirde oturuluyor. Öğlene doğru iş başına gidiliyor. Zevcin elbisesi ekseriya altı ayda bir ütülenir. Bazen on beş günde bir tıraş olur. Ekseriya gecesini kahvehanede geçirir. Evine otele girip çıkar gibi oturur, bir gün zevcesini alıpta bir yere gittiği yok. Zevcesi de komşu kadınlarla didişm ekten vakit bulupta zevcine refakat etmez. Giydiği elbise gayet sadedir. Hayat basittir. Çalışm aya, yorulm aya değmez. İbadatını akıl ile, m uhakem e ile değil, bir emr-i ilahi olarak bellediği için yapar. Ekseriya ihmal eder; cahil olduğu için esatire, hurafata inanır. Hastalığını, çocukların haylaz ve yaram azlığını tütsü ile, nazar ile tedaviye kalkışır; gulyabani ve peri hikâyeleriyle, bazen hatırı sayılır değnek darbesiyle çocu klar korku tularak terbiye edilir. İnkılâplardan, harplerden mütevellid felaketler cilve-i Rabbani olarak telakki edilir, esbaba araştırılm az....erkek erkekle, kadın kadınla konuşur; bir arada içtimai hayat katiyyen vuku bulmaz....herkes bir birine yabancı olarak yaşar. Bu yabancılık hükümete bile intikal eder; hükümet ayrı, millet ayrı, hatta devair bile birbirinden ayrı yaşar. Bu ayrı yaşayışlar her işte ve her yerde ittihadı men eder, nifakı davet eder.
84 T a r i h s e l - T o p l u m s a l D e ğ iş m e v e A ile İç i İ l i ş k i l e r j 137 Hâsılı aile de kaygısızlık, duygusuzluk, geçim sizlik esastır. Her şey basit ve sadedir....fakr-u zaruret hakimdir. Saadet ve asayiş mefkuddur. Hissi milli ve hiss-i vatani sönüktür. Fakat umumiyetle şark hayatı garp hayatına nisbetle daha sönük, daha durgun, daha mütevekkilanedir. Kasaba ve köylerde daha iptidai, daha sefılanedir. Burada ömür rehavetle, ataletle fa k a t m eşakkatle, mahrumiyetle, fakr-u zaruretle geçer. (Çığıraçan, 1332:46-76). Aydınımızın modern batı ailesine karşı tasarlayarak betimlediği Doğu ailesi, oldukça olumsuz çağrışımlarla doludur. Modern ailenin üstünlüğünü, yeniliğini, heyecan ve zenginliğini, kültür ve nezaketini burada görmek mümkün değildir. Tam tersine sefil, iptidai/ilkel, heyecandan yoksun, geri, yeniliğe kapalı, hurafelere batmış, durgun ve basittir. Burada tam manasıyla oryantalist bir tutum söz konusudur. Geleneksel Türk ailesini/doğu ailesini, batılı modern aile karşısında biçimsizleştirme çabası bulunmaktadır. Şark ailesi, yerleşik olduğu mahalle ve sokakları dar, biçimsiz, selviler ve mezar imgeleriyle oldukça biçimsizleştirilerek resmedilir. Çocuklar mahalle mektebine gidiyor ve basit, işe yaramaz şeyler öğreniyorlar. Kitap ve bilimden nasibin olmadığı bir atmosfer tasvir ediliyor. Bu ortamlardaki çocuklardan nezaket ve edepten de bahsedilemeyeceği belirtiliyor. Aile tam manasıyla miskinliği temsil edecek biçimde anlatılıyor. Yemek yeme tarzları Avrupai tarzla hiç bağdaşmadığı gibi onun karşısında sefil ve nezaket kurallarından yoksun bir biçimde aktarılıyor. Masa yerine sofa, farklı tabak yemek yeme yerine aynı tabağa el daldırmalar, karyola yerine minderler ve sedirlere uzanarak yatmalar, gazete ve kitap okumaktan bihaber... Sabahları çikolata ve bisküvi yerine acı bir kahve ve çay... Bu tutumlar geleneksel aile resmindeki biçimsiz renklerdir. İğreti görünürler ve çağı geçmiş bir yaşamı anlatırlar. Şark ailesi, hayatını hurafelerle sürdüren, akla ve bilime yer vermeyen bir inanç tarzına sahip olduğu vurgulanmakta, modern bilgi ve tedavi yöntemlerinden uzak oldukları belirtilmektedir. Bu özellikleriyle bilgi, kitap ve akılla hareket eden garp ailesi karşında kitapsız, akılsız ve kültürsüz bir cehalet olarak varlık kazanır. Türk ailesinin modernleşerek ve batılılaşarak yaşayacağı değişmeler bu iki aile tarzını karşılaştırarak ele alan yazar, toplumsal değişimin modern zamanlarını Türk ailesi üzerindeki etkilerini çarpıcı bir biçimde tahayyül etmektedir. Nitekim Cumhuriyet ideolojisiyle beraber, bu aile muhayyileleri varlıklarını sürdüreceklerdir. Modern Türk ailesi inşa etme çabası, medeni kanunun kabulü başta olmak üzere çeşitli hukuk
85 138 A ile S o s y o lo jis i sal, eğitsel ve sosyal reformlarla desteklenecektir. Aile, Türkiye nin politik ve kültürel değişimleri eşliğinde modernleştirilmeye çalışılarak köklü değişmelere uğrayacaktır. Kadm erkek rollerinin eşitliği, modern kent kamusallığına katılması ve sosyal ve resmi kamu hayatındaki statüsünün yükseltilmesi öne çıkacaktır. Cumhuriyet ideolojisinin aile politikası bazı yönlerden de oldukça uzlaşıcı nitelikler taşımaktadır. Modernlik ve geleneğin uzlaşımına dayalı bu aile politikalarının en çarpıcı biçimini Kız Enstitüleri ve Olgunlaşma Enstitüleri oluşturmaktadır. Bu eğitim kuramlarında Türk ailesine geleneksel anne ve eş modelleriyle uyumlu programlar uygulanmaktadır. Örneğin 1932 yılında, Ankara daki Selçuklu Kız Enstitüsü ders müfredatına baktığımız zaman bunu görmekteyiz. Burada Cumhuriyetin kızlarına dikiş-nakış, ev içi ekonomi, yemek yapma ve çocuk bakımı ile ilgili dersler okutulmaktadır. Ailenin reisi nin de 2000 yıllarına kadar erkek olduğunu ve bunun anayasada varlığını sürdürdüğünü de hatırlamak gerekir. Politik, hukuksal ve kültürel inkılâpların getirdiği üst yapısal değişmeler, toplumsal hayatta uzun süre karşılığını bulamayacak ve bu nedenle göç ve kentleşme ile beraber beklenen değişmeler artmaya başlanacaktır. Büyük göç ve kentleşme hareketleri Türk ailesini kentleştirmekte ve modernize etmektedir. Buna bağlı olarak modern kent ailesinin imkânları (eşit rol dağılımı, mesleki ve iş eğitiminin artışı gibi) ve dezavantajları (boşanma oranlarının artışı, dayanışma imkânlarının azalması gibi) birlikte ortaya çıkacaktır. Örneğin DİE verilerine göre 1994 yılında boşanma oranı iken, 2003 yılında 180 bine ulaşmaktadır. Yine 2006 yılında yapılan Türkiye Aile Yapısı Araştırması na göre başlık parasının verilme oranı % 16.8 e düşmüş; resmi nikâhla evlilik (hem resmi hem de dini) oranı % 85.0 e yükselmiştir. Yine akraba evliliğinde önemli düşmeler yaşanmıştır ve oram %20.92dur. Kendi seçimiyle evlilik; erkeklerde % 35.2, kadınlarda % Kadınların ürettiği çalışmaları iyi ve uygun bulan erkekler % 77.0, kadmlar %90.0. Bütün bu veriler Türk ailesinin değer, norm, üye sayısı, evlenme tarzı, gelenek ve modernlikle ilişkileri, kır ve kent boyutları açısından önemli değişmeler içinde olduğunu göstermektedir. Geleneğin kimi değişmeleriyle beraber modernlikle yan yana sürdüğü görülmektedir.
86 t Böiüm 8 Şiddetin Aile İçi Görünümleri Azize Baygat* ' GİRİŞ Aile toplumsal yapıda insan ilişkilerini düzenleyen, istikran sağlayan, daha sağlıklı bir toplum düzeni için gerekli olan, diğer toplumsal kurumlarla etkileşimde bulunan ve temel niteliklerini içinde bulunduğu toplumun sosyokültürel ve ekonomik yapısından alan sosyal bir kurumdur. Aile, gelişmiş ve gelişmekte olan toplumlarda, yerine getirdiği fonksiyonlar açısından vazgeçilmez bir öneme sahiptir. İnsanların bakını, beslenme ve güven duygusu gibi temel ihtiyaçlarının karşılandığı, beden ve akü sağlığını koruyan ve geliştiren bir birim olan aile, zaman zaman şiddetin beslendiği ve uygulandığı bir alan olabilmektedir. Şiddet, bireylerin bedensel ve ruhsal açıdan zarar görmesine, yaralanmasına ve sakat kalmasına neden olan bireysel ve toplu hareketlerin tamamıdır. Şiddet olaylarının yaşanmasında sosyo-kültürel, ekonomik, psikolojik ve iletişimsel faktörlerin birlikte rol oynadığını ve şiddetin hayatın her alanında duygusal, sözel, fiziksel, cinsel ve daha birçok boyutta karşımıza çıktığını görmekteyiz. Bu boyutlardan biri de ailede yaşanılan, yaşanılma sıklığı oranında gizli ve Örtük kalan aile içi şiddet olayları olmaktadır. Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Kampüs / Antalya Elektronik Posta: [email protected] 177
87 Eşlerin birbirlerine, kocanın karısına, ebeveynin çocuklarına ya da diğer aile bireylerinin birbirlerine uyguladıkları değişik şiddet türlerini içeren aile içi şiddet, çok yönlü bir olgu olup, şiddete sebep olabilecek pek çok etken bulunmaktadır. Aile içinde yaşanan şiddet olaylarını toplumsal alanda yaşanan diğer şiddet olaylarından bağımsız olarak düşünmek mümkün değildir. Eğer bir toplumda şiddet varsa bu aile içi ilişkilere yansıyacak, aile içi ilişkilerde mevcut olan şiddet de toplumsal alanda kendini gösterecektir. Kısaca, aile içi şiddet söz konusu olduğunda aile ve toplum birlikte düşünülmesi gereken kavramlar olmaktadır. Aile içi şiddet her yaşta, toplumda, eğitim düzeyinde ve sosyoekonomik grupta meydana gelen yaygın bir problemdir. Şiddet ve şiddetin yarattığı korku normal aile fonksiyonları üzerinde yıkıcı etkiler oluşturmaktadır. Ev içerisinde yaşanan şiddet özellikle kadmı ve çocuğu etkiler. Çünkü bu iki grup da, aile içerisinde bağımlı bir konumdadır. Bundan dolayı da yaşadıkları şiddete boyun eğmek zorunda kalmaktadırlar. Ev içerisinde şiddete maruz kalmak ya da şiddete tanık olarak yaşamak tüm aile üyeleri üzerinde fiziksel ve duygusal hasara neden olmaktadır. Bu nedenle, çalışmamızda sosyal bir problem olarak ele alman aile içi şiddet olgusu, sosyo-kültürel bağlamda tüm boyutlarıyla gözler önüne serilmeye çalışılacaktır. Bunun için öncelikle şiddet olgusu açıklanmaya çalışılacak, şiddetin toplumsal, kültürel ve psikolojik yönleri tartışılacak, aile içi şiddet ve aile içi şiddet türlerine değinilecek ve son olarak da aile içinde yaşanan kadına yönelik şiddet, erkeğe yönelik şiddet, çocuk ve yaşlı istismarı konuları ayrıntılı olarak tartışılmaya çalışılacaktır. ŞİD DET OLGUSU İnsanlık tarihiyle birlikte ortaya çıkmış olan şiddet olgusu, birçok bireysel ve toplumsal öğe ile birlikte karmaşık bir yapı ortaya koymaktadır. Bu nedenle şiddet olgusunu tanımlamak ve ortaya çıkarm ak da kolay olmamaktadır. Şiddet, zamana ve topluma göre değişen bir kavramdır. Şiddetin temelinde yatan saldırganlık dürtüsü toplumsallaşma süreci içinde öğrenilebilmektedir. Kendini çok farklı biçimlerde gösterebilen şiddet olgusu, gerek bireysel gerekse toplumsal boyutta sık sık karşılaşabileceğimiz bir olgudur. Şiddet olgusu, çok farklı uygulama şekilleri ve boyutları ile tüm dünyada genel bir sorun alanı oluşturmaktadır. Günümüzde yaygın şekilde varlığını sürdüren şiddet pratiklerini ev içinde, okullarda, kitle iletişim araçlarında, işyerlerinde, sokaklarda kısaca özel ve kamusal yaşamın her aşamasında farklı şekilleriyle gözlemlemek mümkündür. Bu bağlamda, gündelik yaşamın bir parçası olarak şiddet, insanların iletişim ve etkileşim içinde bulunduğu tüm alanlarda karşımıza çıkmaktadır (Kızmaz, 2006: 247, 267). 178
88 Şiddetin en dar tanımı, fiziksel şiddete, yani mağdurların bedensel olarak zarar gördükleri eylemlere.işaret eder (User v.d., 2002: 157). Sosyoloji ve kriminoloji sahasındaki araştırmacılar, şiddeti dar olarak tanımlayan, kullanışlı olabilecek tanımlamalar tercih etme eğilimindedirler. Örneğin Gelles ve Strauss şiddeti, "Başka bir insanda fiziksel acıya ya da yaraya neden olan veya neden olma niyetinde olduğu sezilen herhangi bir eylem" olarak tanımlar. Benzer biçimde, Ulusal Araştırma Konseyi (National Research Council), Şiddeti Anlama ve Önleme bildirgesinde tanımı "İnsanların insanlara yönelik isteyerek korkutma, hayatına kastetme davranışları veya fiilen fiziksel zarar verme" olarak sınırlamaktadır. Galles ve Strauss'un tanımı kasıtsız olabilen fakat mağdur tarafından kasıtlı olduğu sezilen davranışları kapsarken, 1993 NRC çalışmasında, istemeyerek zarar veren davranışı kasıtlı olanın dışında tutmuştur NRC çalışması aynı zamanda/ psikolojik travmanın mağdurun tek zararı olması halinde küfür, taciz, küçük düşürme gibi olayları, şiddetin tanımından belirli bir biçimde ayırmıştır. Ancak rapor, fiziksel hasar tehdidinin psikolojik sonuçlarını aile içi şiddet ve cinsel saldırı etkeni olarak kapsam dahiline almıştır (Crowell ve Burgess, 1996: 9-10). Daha genişletilmiş olan bir kavram, şiddetin ekonomik ve psikolojik biçimlerini de kapsar (User v.d., 2002:158). Zihinsel Sağlık Ulusal Enstitüsü Aile İçi Şiddet Komitesi (The Cdmmitte on Family Violence of the National Institute of Mental Health) şiddetin tanımına "Fiziksel veya duygusal olarak zararlı veya fiziksel zarara neden olma potansiyeli taşıyan aynı zamanda cinsel zorlama veya saldırı, fiziksel korkutma, öldürme veya zarar vermekle tehdit, normal aktivitelerı ve özgürlüğü sınırlama, olanaklara erişimi kısıtlamayı da kapsayan fiilleri" de dâhil etmiştir (Crowell ve Burgess, 1996:10). Genişletilmiş şiddet kavramının bir eleştirisi, şiddeti gayri şahsi hale getirmesi, odak noktasma şiddet uygulayan insanların davranışlarını değil, toplumsal ilişkileri yerleştirmesi yönünde olmuştur, ikinci bir eleştiri ise, bu kavram kullanılmak suretiyle sorunun etik açıdan keyfileştirildiği, şiddetin farklı derece ve görüntülerinin aynı gibi sunulduğu yolundadır. Kuşkusuz, bir çocuğu azarlamakla, ona tecavüz' etmek ya da aç bir çocuğun televizyondaki yiyecek reklamları karşısında çektiği acı ile savaşta anne- babası gözleri önünde öldürülmüş çocuğun acısı, ne nitelik, ne de yoğunluk ne de kısa ve uzun vadeli etkiler açısından aynı değildir. Ama genişletilmiş şiddet kavramını, bunları eşdeğer saym ak gibi bir keyfi tavır almadan kullanmak mümkündür. Özellikle kadının toplumsal konumunu irdelerken bu kavramdan yararlanmak yerinde olur. Böylece, kadınların uğradığı çeşitli baskı ve şiddet biçimlerini toplumsal düzeyde ele alabilir, tekil vakalara yoğunlaşarak şiddeti sadece bireysel psikopatolojiyle bağlantılandırma tuzağına düşmemiş oluruz. Yapısal şiddetin ortaya çıkarttığı güç ilişkileri çoğu zaman gündelik şiddette açığa çıkar. Erkek kadına, yetişkin çocuğa, zengin yoksula, 179
89 eğitimli eğitimsize/ üst asta, görevli hizmet talep eden müşteriye şiddet ve baskı uygular (User v.d., 2002:159). Bireyler arası ilişkilerin yapısı veya bireylerin soruna yönelik çözüm arayışları önemli ölçüde sosyo-kültürel dinamikler tarafından belirlenmektedir. Bireylerin sorunları algılama biçim leri ve çözme yönünde geliştirdikleri stratejiler toplumun sosyo-kültürel faktörlerinden bağım sız düşünülemez. Bu çerçevede, bireylerin deneyimlediği kültürel yapı, sosyalleşme biçimi ve aile yapısı gibi faktörler bireylerin şiddete eğilimli olmalarında veya şiddet davranışı sergilemelerinde etkili olmaktadır. Şiddetin Toplumsal, Kültürel ve Psikolojik Yönleri Şiddetin toplum içinde, toplum tarafından nasıl sunulduğu, nasıl kabul gördüğü önemlidir. Çünkü kabul gören şiddet de meşrudur. Hatta şiddet genellikle bir yaşam biçimi olarak benimseniyorsa sorun olarak görülmez ve sorun çözmenin bir aracı olarak onay görür (Ergil, 2001: 40). Genel olarak insanlar, şiddeti masum bir hedefe yönelik ve yetkisiz kişiler tarafından uygulandığında sosyal bir problem olarak görürler (Parillo v.d, 1996: 140). Geleneksel sayılamayacak ancak gelişimini tamamlayamamış ülkelerde dev boyuttaki iç ve dış güçler, kültür kaymaları, kuralsızlık (anomi) nedeniyle uyumsuzluklar ve sorunlar yaşanmaktadır. Yabancılaşma, kendini boşlukta hissetme veya değersizleşme duyguları ile beslenen toplu öfke, toplumun alt kesimlerinde ani şiddete dönüşebilmektedir. Şiddet kavramı ana özellikleri ne olursa olsun, zamana ve topluma göre değişir (Ergil, 2001: 40). Şiddetin temelinde yer alan saldırganlık güdüsü de değişik biçim lere bürünebilecek bir davranıştır. Saldırganlığın temelinde ve gelişiminde hangi tür kişilik özelliklerinin, hangi tür toplumsal ve çevresel etmenlerle etkileşime girdiğini incelemek oldukça güçtür. Ancak bilinen odur ki, diğer tüm insan davranışlarında olduğu gibi, insandaki saldırganlık ve bunun şiddete dönüşmesi, kişinin psikolojik ve toplumsal gelişiminin, nörolojik ve hormonal yapısının etkileşimiyle ortaya çıkmaktadır (Kocacık, 2004: 20). Bazı sosyal öğrenme kuramlarına ve sosyalleşme sürecinin ilk aşamalarına göre çocuklar bazı durumlarda nasıl davranacaklarını çevresindekileri gözlemleyerek ve onları taklit ederek belirlerler (Aziz, 1994: 502). Pek çok çalışma, şiddet davranışının diğer aile üyelerinden öğrenildiğini göstermektedir. Örneğin aile içinde şiddeti yaygın bir biçimde görerek büyüyen bir erkeğin, aile içi şiddet görmeyen bir erkeğe göre eşini dövme ihtimali daha yüksektir. Ya da aile içi şiddet görmüş bir çocuğun ileride şiddete yönelme ihtimali daha fazladır (Coleman, 1998: 300). Buna göre saldırganlık kadar saldırgan olmama davranışı da öğrenilebilir bir davranış örüntüsüdür. İletişim teknolojisindeki hızlı gelişmeler sonucunda kitle iletişim araçlarının çok yaygın olarak tüketilmesi, kitle iletişim araçlarının toplumları etkisi altına alması, bu konuyu daha 180
90 fazla ön plana çıkarmaktadır. Örneğin özellikle kadın bedeninin reklamlar ve diğer pornografik mesajlar yoluyla topluma sunulması, hem erkeğin kadına bakış açısını, hem de kadının kendine bakış açısını olumsuz olarak etkileyebilmekte, bu durumun içselleştirilmesine neden olabilmektedir (Aziz, 1994: 502). Etiketleme teorisi olarak adlandırılan teoride de genel olarak, bir kişinin başkaları tarafından şiddete yatkın bir kişi olarak etiketlenmesi ve bu kişinin de bu yönde davranışa yönelmesi söz konusudur (Coleman, 1998: 300). Görüldüğü gibi şiddet, psikolojik, toplumsal ve kültürel faktörlerle ilişkili bir olgudur. Tüm dünyada yaygın bir problem olarak karşımıza çıkan şiddetin en çok karşılaşıldığı yerlerden biri ailedir. Aile içi şiddet toplumun genelini etkilemektedir ve bu nedenle de üzerinde önemle durulması gereken bir sorundur. AİLE İÇİ ŞİDDET Kişilerin beslenme ye bakım gereksinimlerini karşılayan, güven duygusu veren, beden ve akıl sağlığını koruyan ve geliştiren bir birim olması gereken aile, çoğu kez, her çeşit şiddetin beslendiği ve uygulandığı tek odak olmaktadır. Aile içi şiddet denilince genellikle ilk olarak kadına yönelik şiddet akla gelmektedir. Fakat tüm aile bireyleri zaman zaman diğer aile bireylerine şiddet uygulayabilmektedir. Yani bir jgrkek de aile içerisinde şiddete maruz kalabilmektedir. Dolayısıyla aile içinde kadına, erkeğe, çocuğa ve aile bireyleriyle birlikte yaşayan yaşlılara karşı şiddet uygulanabilmektedir. Aile içi şiddet, kısaca, aile bireylerinden birisinin, ailenin diğer birey(ler)inin saldırısına uğraması olarak tanımlanabilir. Aile içi şiddet ve/veya yaralama, sakatlama, cinsel saldın, tecavüz, öldürme gibi somut ve dolayısıyla kolay tespit edilebileceklerden; tespit edilmesi son derece zor olabilen sözel, duygusal, zihinsel şiddet eylemlerine kadar uzanabilmektedir (Vatandaş, 2003:19). Toplumun içerisinde gerçekleşen hiyerarşik ilişkilerin neredeyse tümünde şiddet olaylarına rastlanabilmektedir. Dolayısıyla nerede egemenlik ilişkisi varsa, orada şiddet vardır diyebiliriz. Bu durumu aile içinde net bir şekilde görebilmekteyiz. Toplumun en temel birimi olan aile kurumu, ataerkil bir yapıya sahiptir. Evin reisi olarak kabul edilen erkek, ailenin içinde kadınların cinselliğini, emeğin üretimini, doğurganlığını ve faaliyetlerini denetler. Erkeğin en üstün ve egemen, kadının ise ikincil olduğu ve boyun eğdiği bir hiyerarşi vardır. Gelecek kuşağın ataerkil değerler içinde sosyalleşmesi de ailede önemlidir. Erkek çocuklar, kendini göstermeyi ve hükmetmeyi, kız çocuklar da boyun eğmeyi ve eşit olmayan muameleye maruz kalmayı ailede öğrenirler. Eril denetimin kapsam ve doğası, ailelere göre faiklılık taşıyabilir, ancak hiçbir zaman yok olmaz. Aile bir hiyerarşi sistemi yaratmakta ve toplumda düzeni korumakta önemli bir rol oynar. Aile devlet düzenini yansıtarak, ço- 181
91 cılkları buna uymaları için eğitmekle kalmaz, aynı zamanda bu düzeni yaratır ve sürekli kuvvetlendirir (Öztürk, 2010: 52). Geleneksel yapımızda bireyler demografik özeliklerine göre belli rolleri üstlenir ve oynarken, cinsiyet önemli bir ölçüt olarak karşımıza çıkmaktadır. Böylece erkeğin üstlendiği ve oynadığı rolde üstün bir statüden hareket etmesi, değişen yaşam koşullarına nazaran daha yavaş değişen kültürel normlardan kaynaklanmaktadır. Bu noktada aile içinde kız ve erkek çocuğa atfedilen roller ve onlara ilişkiler, genel olarak kadm erkek rol farklılaşmasını temellendiren değerlere paralel ele alınıp incelenmelidir. Söz konusu kültürel normların değişmeye karşı direnci ise sosyalleşme boyutunda kuşaktan kuşağa aktarılan değerler bağlamında aranmalıdır (Ayan, 2010: 93). Erkeğe üstün kadına ise düşük pozisyonda roller biçen kültürel yapımız, sürekli değişmeler karşısında kimi zaman toplumsal, kimi zaman aile içinde ve kimi zaman da bireysel düzeyde patlamaların yaşandığı olumsuzlukları da beraberinde getirmektedir. Bu noktada aile içinde eşler arasmda ya da ebeveyn ile çocuk veya çocuklan arasmda gözlenen şiddet, tıpkı cinsiyet rollerinden kaynaklanan farklılaşmanın meşrulaştırılması gibi meşrulaştırılan bir olgu olarak karşımıza çıkmakta ve onu tam anlamıyla ortaya koyabilm e girişimlerini de olumsuz yönde etkilemektedir (Ayan, 2010: 93). Aile dışında gerçekleşen şiddet için toplum sorumlu tutulurken, aile içinde oluşan şiddet gizli kalmakta, özel hayat olarak kabul edilmekte, çoğu kez de olağan ve yasal olarak karşılanmaktadır (Ünal, 2005: 85-93). Aile içi şiddeti, diğer şiddetlerden ayıran önemli özelliklerden birisi, aile içi şiddette devamlılık eğiliminin son derece yüksek olmasıdır. Yapılan çeşitli araştırmalar (Kaplan ve Sadocks, 1994; İçli, 1995) aile içi şiddetin, bulaşıcı bir nitelikle ailenin üyeleri arasmda yaygınlık kazanma eğiliminde olduğunu ve kuşaklar arasmda devamlılık gösterdiğini açığa çıkarmıştır. Şiddetin çoğu zaman bir sorun çözme aracı olarak görülmesi, aile içi şiddetin yaygınlığında etkin olmaktadır (Vatandaş, 2003:19). Bugün bütün dünyada önemli bir sorun olarak kabul edilmesine rağmen, tarih boyunca aile içi şiddet, aileyi çevreleyen, toplumsal düzenden ve insan sağlığından sorumlu kişi ve kurumlarca önemsiz, ailenin özel bir sorunu olarak görülmüş ve dışarıdan yardım yapılm asının mümkün olamayacağı savunulmuştur. Bu durumun önem ve ciddiyeti anlaşılmış olmalı ki, gelişmiş batı ülkelerinde "Son yıl içinde aile içi şiddet, psikologlar, hukukçular, feministler tarafından üzerine eğilinen güncel bir konu olmuştur (Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, 1998: 8). Türkiye'de ise aile içi şiddetin ivedilikle ele alınması gereken bir sorun alanı olarak görülmesi ve konuya ilişkin çalışmaların yapılması, 1980'lerin sonunda gelişen kadm hareketlerine paralel olmuştur (Yıldırım, 1998: 23). 182
92 Görüldüğü gibi, aile içi şiddet, aile bireylerinin birbirlerine ve genelde de güçlü olanın güçsüz olana uyguladığı, fiziksel, cinsel ve duygusal nitelikteki olumsuz eylemlerdir. Şiddeti bireysel ilişkiler bağlamında, hem üreten hem de onu meşrulaştırarak toplumsal bçyuta taşınmasında önemli bir rol oynayan kuram lardan biri ailedir. Aile içi şiddet olaylarının açığa çıkarılmasında yaşanan güçlükler, aile içi ilişkilerin mahremiyetinden ve buna bağlı olarak aile içinde yaşanan şiddet olaylarının meşrulaştmlmasından kaynaklanmaktadır. Şiddetin meşru görülmesi, önce ailede sonra da toplumda tekrar tekrar üretilmesine ve bir sorun çözme yöntemi olarak kuşaktan kuşağa aktarılmasına yol açmaktadır. Aile İçi Şiddet Türleri Aile içi şiddet, ortaya çıkış biçim i ve nedenlerine göre dört grupta değerlendirilmektedir: Fiziksel şiddet, psikolojik şiddet ya da duygusal istismar, cinsel şiddet, ekonomik şiddet. Bu şiddet türleri kimi zaman tek başına gerçekleşirken zaman zaman da birkaçı aynı anda gerçekleşebilmektedir. Örneğin psikolojik ya; da cinsel şiddete fiziksel şiddet de eşlik edebilmektedir. Uygulanma sıklıkları değişmekle birlikte en yaygın olarak fiziksel ve psikolojik şiddetle karşılaşılmaktadır. Fiziksel Şiddet İh Fiziksel şiddet, aile içi şiddetin en sık ve görünür biçimidir. Fiziksel şiddet, daha çok bedene yöneliktir ve bedensel güce dayalıdır. Kontrol etmeyi, acı ve korku yaşatacak istekleri gerçekleştirmeyi hedefler (Öztürk, 2010: 55). Bu şiddet türünün, hafif yaralanmalara neden olan eylemlerden cinayete kadar geniş bir yelpazede gerçekleşebildiği görülmektedir. Yumruk-tokat atmak, tekmelemek, itip kakmak, aile bireylerinin birisi üzerinde sigara söndürmek veya üzerine kaynar su dökmek, kesici-delici aletle yaralamak fiziksel şiddete örnek olarak gösterilebilir. Fiziksel şiddet, uygulayıcısının fiziksel gücüne dayanabildiği ya da kesici-delici aletler gibi çeşitli araç-gereçler aracılığı ile uygulanabildiği gibi uygulayıcının ihmali davranışlanrida da kaynaklanabilmektedir (Şener, 2011:12). Aile içi şiddetin başka bir boyutunu ortaya koyan bir tanım da şöyledir. Bir aileden bir kişinin aynı ailenin bir başka üyesinin psikolojik, bedensel ve yaşamsal bütünlüğünü tehlikeye atacak şekilde ona zarar vermeye yönelik her hareketi fiziksel şiddet olarak adlandırılmaktadır. Browne aile içi şiddeti yetişkin ve çocuk kaynaklı olmasına göre ikiye ayırmaktadır. Buna göre şiddet önce yetişkinden çocuğa sonra da yetişkinden yetişkine olmak üzere temelde ikiye ayrılmaktadır (Browne ve Herbert, 1997: 5). 183
93 Kadının eşi ve ailenin diğer erkeklerince fiziksel baskının uygulanmasına tarih boyunca hemen her toplumda rastlanmaktadır. Tipik bir saldırı saldırgan eylemler, sözle hakaret ve tehditlerin birleşiminden oluşmaktadır. Aile içinde herhangi bir birey tarafından bir diğer bireye uygulanabilmektedir. Ancak en yaygın şekliyle aile içi şiddet eşler arasmda kocanın eşine şiddet uygulaması ve ebeveynlerin çocuklara karşı yönelttikleri şiddet olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak bu yaygın iki şeklin dışında çocukların özellikle buluğ çağındaki ve yetişkin çocukların anne, baba ya da büyükanne ve büyükbabaya uyguladıkları şiddet ya da kadının kocasına karşı öldürmek dâhil uyguladığı şiddet olarak da görülmektedir (Öztürk, 2010: 57). Daha önce de belirttiğimiz gibi, birçok şiddet türü birbirine eşlik etmektedir, fiziksel şiddet de çoğu durumda tek başına gerçekleşmemektedir. Diğer şiddet türleri de fiziksel şiddetle aynı anda görülebilmektedir. Psikolojik şiddet ya da duygusal istismar bu şiddet türlerinin başını çekmektedir. Psikolojik Şiddet ya da Duygusal İstismar Psikolojik şiddet, fiziksel şiddetten bağımsız olarak gerçekleşse dahi her zaman fiziksel şiddete ya da diğer bir şiddete dönüşme tehlikesini içinde barındırmaktadır (Şener, 2011:13). Eşlerden birinin diğerini sürekli eleştirmesi, aşağılayıcı sözler söylemesi, yeterince para vermemesi, arkadaşları ve ailesi ile görüşmesini engellemesi, yapmak istemediği şeylere zorlaması, çocuklarından ayırma konusunda tehdit etmesi, yardıma muhtaç ya da hasta durumdayken yeterli desteği vermemesi, bunların yanında inancını ve geldiği sosyal smıfı aşağılaması psikolojik şiddet uygulamalarına birer örnektirler (Ayan, 2010:99). En yaygın şiddet türü olan psikolojik şiddet, aile bireylerinin psikolojik bütünlüğünün ağır şekilde ihlal etmektedir. Psikolojik şiddetin tehlikesi çoğu kez normalleştirilmesinde saklıdır. Çünkü çoğu durumda şiddetin bu türü meşrulaştırılmakta, bir suç, kişilik hakkına tecavüz olarak algılanmamaktadır. Bu şiddet türü aynı zamanda, şiddete maruz kalan aile bireyinin kendine olan inancını, kimliğini kaybetmesine yol açabilmektedir (Şener, 2011: 13). Psikolojik şiddet, fiziksel şiddet gibi görünürde iz bırakmaz fakat ruhsal dünyada fiziksel şiddetten çok daha kalıcı izler bırakabilir. Fiziksel şiddette dayak, darp gibi özellikler göze çarparken, psikolojik şiddette çoğunlukla sözel metotlar göze çarpmaktadır. Cinsel Şiddet Cinsel şiddet, seksüel motivasyona bağlı bir şiddet türüdür (Ünal, 2005: 85-93). Bir kişiyi, istemediği zaman ve şekilde cinsel ilişkiye zorlamak; gebelikle veya seksüel yolla bulaşan hastalıklara yakalanmasına neden olmak (Ayan, 2010: 99), cinsel ilişki sırasmda incitmek, acıtmak, tecavüz etmek, başka kişiler 184
94 le cinsel ilişkiye zorlamak, doğum kontrol yöntemlerini reddetmek, cinsel organına zarar vermek, fahişe veya frijid olmakla suçlamak, ensest, cinsel içerikli tacizlerde bulunmak, cinsel nesne muamelesi yapmak, namus ve töre nedeni ile baskı uygulamak vte öldürmek gibi davranışlar bu başlık altında toplanabilir (Öztürk, 2010: 63). Genellikle fiziksel şiddetle beraber görülen cinsel şiddetin temelinde de geleneksel kadınlık ve erkeklik rolleri yatmaktadır. Toplumda mahrem bir alan, bir tabu olarak görülen cinsel şiddet çoğu zaman gizlenen, bu nedenle de tespiti oldukça güç bir olgudur. Cinsel şiddetin, buna maruz kalan bir kadının üzerinde konuşmakta en çok zorlandığı şiddet türü olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır (Şener, 2011: 13). Cinselliğin cinsiyet kalıplarının sınırladığı çerçevede tanımlandığı; kadının kendi bedeni, cinsel bütünlüğü üzerinde söz sahibi olamadığı ve fakat cinsel kimliğinden ailesinin ve kocasının sorumlu tutulduğu erkek egemen bir toplumda, cinsel şiddete sıkça rastlanması, cinsel özgürlüğe karşı suçların çoğu kez gizlenmesi; hatta kimi durumlarda namus cinayetlerine kadar varacak ağır sonuçların ortaya çıkması olasıdır (Amargi Kadm Akademisi, 2011). Cinsel şiddet cinselliğin bir biçimi değil, cinselleştirilmiş şiddettir. Özellikle cinsellik erkeğin iktidar alanıdır. Cinsel şiddet de bu iktidar duygusuna bağlı olarak, bir güç gösterisi, erkek kimliğinin olumlanması, isteklerini gerçekleştirmesinin yanında kadını denetim altında tutm ası demektir. Bu şiddet türüne genellikle fiziksel ve psikolojik şiddet de eşlik eder. Evrensel boyutta, aile içinde cinsel şiddete maruz kalmalarına hemen hemen birçok gelişmiş ülkenin seyirci kaldığı veya bu olguyu yok saydığı görülmektedir (Öztürk, 2010: 62). Ensest de cinsel şiddet çeşitlerinden bir tanesidir. Toplumda, mahremiyeti kadınlar ve erkekler birlikte yaşamaktadırlar. Buna rağmen cinsel şiddeti üreten genellikle erkeklerdir, çocuğunu cinsel olarak istismar eden anneler yok denecek kadar azdır. Şiddet, ailenin içinden, özellikle de cinsel içerikli olarak yöneldiğinde, çocuk, sadece aileye değil, kendine, tüm topluma ve hayata karşı güvensizleşmektedir. Olayların kolayca duyulmamasında, tacizci aile ferdinin çocuğu başkalarına söylememesi yönünde yaptıklan tehditler etkili olmaktadır. Hem taciz ediliyor olmanın hem de tehdit ediliyor olmanın yarattığı korku, hayat boyu bireyin yakasını bırakmamaktadır (Öztürk, 2010: 64). Ekonomik Şiddet Ekonomik şiddet, aile bireylerinden birinin kaynaklara, hizmetlere erişimini, çalışma hayatına katılımını engellemek ya da kendi geliri üzerinde söz sahibi olmasının ve ekonomik bağımsızlık kazanmasının önüne geçmek amacıyla gelirini ve emeğini kontrol altına almak, yarattığı değerlere el koymaktır. Aynı zamanda ailenin kaynaklarına erişim ve kontrolünde eşitsizliği ifade etmektedir (Şener, 2011: 14). Ekonomik istismar genellikle aile içinde kadınların ve yaşlıla 185
95 rın maruz kaldığı istismar türüdür. Kişinin parasını yönetmek, şahsa ait paraya veya kazanç sağlamasına izin vermemektir (Ünal, 2005:85-98). Aile bireylerinden birinin ekonomik kaynaklara erişimini kontrol altına almak ya da sınırlandırmak; bireyi, özellikle gıda, giyecek, sığırıma gibi temel ihtiyaçların karşılanmaması konusunda, şiddet uygulayana tamamen bağımlı hale getirmektir. Bu bağımlılık, şiddet ortamını terk etmesi halinde bireyin yoksulluk, evsizlik gibi sorunlarla karşı karşıya kalması riskini taşımaktadır (Şener, 2011:14). Toplum tarafından kadınlara ve erkeklere atfedilmiş olan roller ve sorumluluklar, diğer bir ifade ile toplumsal cinsiyet rolleri gereği evi geçindirme, para kazanma yükümlülüğünün asıl olarak erkeğe verilmiş olması, kadına ekonomik şiddetin varlığına dair bir algı, farkmdalık oluşamamasma yol açabilmektedir. Kadınlar aile içinde ücret almadan çalışmaktadırlar. Böylece erkekler yalnızca kadınların üretim kapasitelerini sömürmekle kalmazlar; aynı zamanda kişisel konforlarını sağlayan hizm etlere ücret ödemeden ulaştıkları için kadınların üretim güçlerini de kullanmış olurlar. Kadınlar buna karşın, hem birlikte oldukları kişi hem de ataerkil sistem olmak üzere çift yönlü bir baskı altındadırlar ve erkekler bu sömürüden maddi çıkar elde etmektedirler. Kadınlara uygulanan baskının var olan sosyal yapıyı sürdürmeye yarayan çeşitli gereçlere dayanmakta olduğu apaçık ortadadır. Şiddet, erkekler tarafından tanımlanmış ve kurulmuş olan düzenin sürdürülme aracıdır (Öztürk, 2010: 66). Aile İçi Kadına. Yönelik Şiddet Kadmlara yönelik aile içi şiddet, temel insan hakları ve özgürlüklerinin ihlali olup, kadınlar ve erkekler arasındaki eşit olmayan güç ilişkilerinin bir sonucu olarak ortaya çıkan önemli bir sorundur. Toplumsal değer sisteminde aile bütünlüğünün güvenliği ve üstünlüğüne inanç açısından bu sorunun objektif olarak irdelenebilmesi güçleşmektedir. Çünkü kadına yönelik aile içi şiddet özel alanda meydana geldiği için çoğu zaman gizli tutulmakta, bu nedenle boyutlarının tespiti son derece güç olmaktadır. Kadına yönelik şiddet olgusu son derece karmaşık ve ele almması güç bir olgudur. Şiddetin amacı, kadının davranışlarım korkuya dayalı olarak kontrol etmektir. Gerçekte bütün şiddet olaylarmda kadın ile erkek arasında erkek lehine bir güç dengesizliği söz konusudur (Aktaş, 2006: 29), Kadının aile ortamındaki eşitsizliğe dayanan konumu ve ev içindeki emeğinin değersizliği, ataerkil toplum yapısı içinde belirlenen güç ve iktidar ilişkileri çerçevesinde, kendinden güçlü konumda olan kocasmm onun üzerindeki gücünün bir göstergesi olarak sergilediği şiddete maruz kalmasına yol açmaktadır (Gödelek, 2004:216). 186
96 Kadma yönelik şiddet, kadirim fiziksel, cinsel veya psikolojik zarar görmesiyle veya acı çekmesiyle sonuçlanan veya sonuçlanması muhtemel olan hareketlerdir. İster kamusal ister özel alanda olsun kadma yönelik her türlü baskı yöntemi şiddettir. Kadınlara Yönelik Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi'ne göre, kadınlara yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet, "bir kadma sırf kadın olduğu için yöneltilen ya da oransız bir şekilde kadınları etkileyen" şiddettir (T.C. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, 2008: 12). DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü), eşlerin uyguladığı şiddeti, yakın bir ilişkide fiziksel, psikolojik ya da cinsel hasara yol açan her tür davranış olarak tanımlamaktadır. En yaygm kabul gören tanım ise, Birleşmiş Milletler Kadınlara Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesinde yer almaktadır. Bildirge, önsözünde kadınlara yönelik şiddeti, "erkekler ve kadınlar arasındaki eşit olmayan güç ilişkilerinin tarihsel bir göstergesi" ve "erkeklerle karşılaştırıldığında kadınları zorla bağımlı bir konuma sokmanın çok önemli toplumsal mekanizmalarından biri" olarak tanımlamaktadır. Buna paralel olarak Birleşmiş Milletler Kadma Yönelik Şiddetin Önlenmesi Bildirgesi'nde kadma yönelik şiddet, "ister kamusal isterse özel yaşamda meydana gelsin, kadınlara fiziksel, cinsel, psikolojik acı veya ıstırap veren ya da verebilecek olan cinsiyete dayalı bir eylem, uygulama ya da bu tür eylemlerle tehdit etme, zorlama veya keyfi olarak özgürlükten yoksun bırakm a" şeklinde tanımlanmaktadır (T.C. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü, 2008:12). Feminist teori açısından, aile içinde erkeğin kadma göre üstün konumundan kaynaklanan ve kadın üzerinde otorite kurmasıyla sonuçlanan iktidar ilişkileri, temelde toplumsal cinsiyet ilişkileri açısından ele alınabilir (Gödelek, 2004: 216). Kadınlar ve erkekler kendi cinsel kimlikleriyle ilgili rol beklentilerini sosyalleşme sürecinde öğrenirler. Bu arada evlilik ve boşanmayla ilgili değer yargıları da bu süreç içinde kazanılır. Bireyler evlilik ilişkisinin mahremiyetine; öfke, kızgınlık gibi duyguların ifade biçimine ilişkin genel kanı ve tutumları da bu süreçte edinirler (Aktaş, 2006: 43). Dolayısıyla, ataerkil sistem içinde belirlenen toplumsal cinsiyet ilişkileri temelde egemenlik ve boyun eğme yani güç ilişkileridir; işbirliği, zor ve şiddet unsurları bu ilişkileri sürekli kılar ve kocanın karısı üzerindeki hakimiyetine dayanan evlilik bağından güç alan erkeğin, karısı üzerinde sözel, fiziksel veya psikolojik şiddet uygulamasına olanak sağlar (Gödelek, 2004: 216). Toplumsallaşma süreci kadına (çocukluk çağından beri) yaşamın getirdiği her türlü güçlüğe ve soruna karşı koymaksızın boyun eğmesi gerektiğini öğretmektedir. Geleneksel kadınlık rolü beklentileri, kadının adeta "kurban" pozisyonunda kalmasını teşvik etmektedir. Bu beklentiler içinde yetişen kadm kendi bireysel ihtiyaçlarını (birey olma, kendini gerçekleştirme, kariyer yapma... v.b.) ön plana çıkarırsa bencillikle suçlanabilir. Bu arada istismar edildiği bir evlilik ilişkisi içerisinde kalan kadının eşini savunması ve ona sadakat gös 187
97 termesi de onun "anaç" ya da "m azoşist" bir kişi olarak adlandırılmasına neden olabilmektedir. Çünkü bu ortama dayanmazsa "terk etm e" ile, dayandığında ise "kötü" ya da kendine eziyet etmekten hoşlanan bir kişi olarak yargılanacaktır. Bu da kadının bir çatışma içinde kamaşma neden olmaktadır (Aktaş, 2006: 43-45). Ancak burada sorulması gereken önemli soru, "kadınların işbirliği olmadan ataerkil sistem var olamayacağına göre, kadınlar kendilerini ezen, özgürlüklerini kısıtlayan ve şiddete maruz kalmalarına yol açan bu sisteme niçin karşı çıkmıyorlar?" sorusudur. Efendi-köle ilişkilerinin dinamiğini incelemek bu soruyu aydınlatabilir. Efendi-köle ilişkisi fiilen kurulduktan sonra, iki taraftaki insan kendi topluluklarındaki etik anlayışın devreye girmesiyle bu ilişkiyi haklılaştırmaktadır. Kölenin bu durumunu meşrulaştırması, süre uzadıkça, kölelikten kurtulma şansı azaldıkça yoğunlaşmaktadır. "Öğrenilm iş çaresizlik" adı verilen bir psikolojik mekanizma ile kölelik statüsünün onun kaderi olduğuna ve bu durumu değiştiremeyeceğine inanarak kölelik ilişkisini koşulsuz kabullenmektedir. Aynı şey kadmlar için de geçerlidir. Onlar da sistemin bir parçasıdır, sistemin değerlerini içselleştirmişlerdir (Gödelek, 2004:217). Kadınlara yönelik şiddette, geleneksel değerlerin de büyük rolü vardır. Pek çok ülkede kadınları "dayakla terbiye etm ek" erkeklerin doğal bir hakkı olarak görülür. Dayağı tetikleyen etmenler de geleneksel ülkelerde hemen hemen aynıdır: İtaatsizlik, cevap verme, yemeğin zamanında hazır olmaması, evle ya da çocukla yeterince ilgilenmeme, erkeğe para ya da kadm arkadaşlarıyla ilgili soru sorma, erkeğin izni olmadan bir yere gitme, erkeğin cinsel ilişki isteğini reddetme ya da başkalarıyla ilişkisi olduğu yolunda erkeğinde kuşku uyandırma (Ayhan, 2006: 30). Genellikle her toplum ailenin bir mahremiyeti olması gerektiğini vurgulamaktadır. Aile dışında hiç kimse bu ortama karışma, müdahale etme hakkına sahip değildir. Bu noktada aile sadakati önemlidir ve kapalı kapılar ardında geçen her şey özeldir. Bu ortamdaki kadın da "Kan kussan da kızılcık şerbeti içtim diyeceksin" anlayışını benim sem ektedir (Aktaş, 2006:45). Toplumun iki ebeveynli ailenin ideal olduğu yönündeki katı yargısı, kadını da çocuğu da bu eziyet ortamına tahammül etmeye zorlayabilir. Toplum bireylere her ne pahasına olursa olsun ailenin bir arada olm ası gerektiği mesajını vermektedir. Aile birlikteliğinin, mutluluğunun ve güvenliğinin devamı toplumun da düzen içinde devam etmesini sağlamaktadır (Aktaş, 2006:46). Kadının kendini suçlaması şiddet olaylarında üzerinde dikkatle durulması gereken oldukça yaygın bir olgudur. Toplumda var olan değerler, kadının benlik imajını olumsuz yönde etkilemektedir. Kadın, kocasının şiddete başvurmasıyla ilgili kendinden de şüphe etmeye başlamaktadır (Aktaş, 2006:46-47). Araştırmaların ortaya koyduğu oldukça önemli bir bulgu da, kadına yönelik şiddetin en yoğun olduğu toplumların, kadınların statüsünün bir deği 188
98 şim süreci yaşadığı toplumlar olmasıdır. Kadınm statüsünün çok aşağılarda olduğu toplumlarda, erkeğin otoritesini dayakla kabul ettirmesi zaten gerekmemektedir. Kadınların yüksek bir statü kazandığı toplumlarda da kadınlar kendi cinslerinin rolü konusunda geleneksel anlayışı yıkmaya yetecek gücü kolektif olarak ele geçirmiş olurlar. Bu durumda kadınlara yönelik şiddet en yoğun biçimde kendini kadınların geleneksel olmayan roller oynamaya ya da ücretli olarak çalışmaya başladıkları yerlerde ortaya çıkar (Ayhan, 2006: 30). Aile içinde yaşanan şiddet genel anlamda bir sorundur fakat kadm a yönelik şiddet sadece şiddeti yaşayan kadınları değil, şiddetin yaşandığı ailelerdeki çocukları da etkiler. Bu bağlamda kadma ve çocuğa yönelik yaşanan şiddet olaylarını etkileri açısından birbirinden bağımsız düşünmek mümkün değildir. Aile içinde kadma şiddet uygulanıyorsa bundan çocuk da değişen biçim lerde nasibini almaktadır. Dolayısıyla kadma yönelik şiddet, bütün yönleriyle önemli ve bedeli ağır bir toplumsal sorun oluşturmaktadır. Aile İçi Erkeğe Yönelik Şiddet Aile içerisinde yaşanan şiddet olaylarının mağdurlarından biri de kimi zaman erkekler olmaktadır. Aile içi şiddet bugüne kadar genellikle kadın odaklı olarak incelenmiştir. Kuşkusuz, kadın erkekten çok daha fazla fiziki şiddete uğramaktadır; bu nedenle kadınların sorunlarına eğilmek kaçınılmazdır. Fakat aile içerisinde hem kadının hem de erkeğin şiddete maruz kaldığı gerçeği göz ardı edilmemelidir. Erkeklerin eşlerinden gördükleri şiddet tarih boyunca saklanmıştır. Toplum sal erkeklik ideolojisinin korunması baskısı içinde yaşayan erkekler başlarına gelenleri ne dostları ne de idari makamlarla paylaşırlar. Tüm saklamalara rağmen erkek koruma evlerinden tutun da erkek dayanışma gruplarına kadar birçok girişim dünyada artık biraz daha bilinçle ve açıkça ortaya çıkan erkeğe yönelik şiddet olgusunun yaygınlığına işaret etmektedir (Kudat, 2007:20,27). Toplumdaki genel kanının, şiddeti uygulayanın erkek olduğu yönünde olması şiddet gören erkeklerin sıkıntılarını açıkça anlatmasını da engellemektedir. Dünyada her altı erkekten birinin yaşamlarının bir döneminde fiziksel ya da duygusal şiddete uğradığım söyleyen M ankind (İngiltere'de ev içi şiddete maruz kalan erkekler için hizmet veren yardım merkezi) yöneticileri, kadınların erkeklere finansal baskı, seks konusunda aşağılama, çocuklarına babalarının eksik yönlerini anlatarak onların da erkeği aşağılamalarına sebep olma gibi değişik türlerde şiddet uyguladıklarını, erkeklerin %19'unun bu duruma sessiz kalarak depresyona girdiğini söylemektedir (Radikal Gazetesi Resmi Web Sitesi, 2009). Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu tarafından 1998 yılında Türkiye genelinde yapılan bir araştırmada, erkeklerin % 2,1 injn sık sık, % 1,2'sinin ara sıra eşleri tarafından dövüldükleri ortaya çıkmıştır. Yine Türkiye genelinde 189
99 kentsel ve kırsal olmak üzere toplam 271 yerleşim biriminde 5385 kişi üzerinde yapılan bir araştırmada erkeklerin kadınlara oranla eşlerinin sözlü şiddetine daha çok maruz kaldıkları saptanmıştır. Araştırmanın bulgularına göre erkeklerin % 69'u, kadınların ise % 73,2'si eşlerine değişik sıklıklarda hakaret, küfür, alaya alma, aşağılama gibi kaba söz veya ifadelerle sözlü şiddet uygulamaktadır (Hürriyet Gazetesi Resmi Web Sitesi, ). VVilson ve Daly, en azından ABD'de, "kadm larm da kocalarını neredeyse aynı sıklıkla öldürdüğünü", karısını öldüren her yüz erkeğe karşılık, yetmiş altı kadının da kocasının canını aldığını vurgulamaktadır. Linda Gordon da "Kendi Yaşamlarının Kahramanları (Heroes of Their Own Lives) adlı eserinde, karşıtına göre daha az incitici etkiler ortaya çıkarmakla birlikte, belli şartlar altında, eşlerine veya çocuklarına karşı bedensel şiddete başvurmaya kadınların da erkekler kadar yakın olabildiğini belirtmiştir. Bütün bu istatistikler, erkek şiddetinin yıkıcı sonuçları ele alınırken kadından gelen şiddet konusunun da tartışmaya açılmasının doğru bir yaklaşım olduğunu kesin bir biçimde ortaya çıkarmış bulunuyor (Panitch ve Leys, 2010:123). Özellikle, erkeğe karşı yapılan şiddet "erkekliğe" dokunduğundan, bundan birçok kültürde söz edilmez. Ayrıca bir kadının, kocası eve geldiğinde ona bağırıp çağırması ya da onu sindirmek için kafasmı duvarlara vurması gibi değişik şekillerde görülen çok sayıda olay kadının erkeğe yönelttiği şiddet olarak kabul edilmemektedir. Karısının uzun yıllardır kafasında tabak ve vazo kırdığı erkekler birçok filme, öyküye konu olmuş, "kılıbık" gibi sözcüklerle karısından korkan erkeklerin sıradanlığı belirlenmiş, sanki bu bir şakaymış gibi olay geçiştirilmiş ve erkeklerin özellikle sevdikleri kadınlardan yedikleri dayaklara ve duydukları hakaretlere gülünüp geçilmiştir (Kudat, 2007:29). Aile içi şiddetle ilgili araştırmalar, erkeğin ilişkide kontrolü uzun süreli olarak elinde tutmak amacıyla şiddet uyguladığını, kadının ise anlık çatışmaları kontrol altına almak için şiddete başvurduğunu göstermektedir. Bu nedenle erkeğin uyguladığı şiddetin yarattığı korku daha uzun süreli olmaktadır. Araştırmaların büyük bir bölüm ü özellikle fiziksel şiddet uygulayan kadının kendisinin de fiziksel şiddete maruz kaldığını ve kadının şiddete, şiddetten korunmak için şiddetle başvurduğuna işaret etmektedir (Hürriyet Gazetesi Resmi Web Sitesi, ). Ulusal çapta aile içi şiddet anketleri erkeklerin kadınlara yönelttiği şiddet davranışlarında sözlü ve fiziki şiddeti bir arada sürdürdüğünü, kadınlarınsa önce sözlü şiddete başvurduklarım, ancak ikinci aşamada fiziki şiddet uyguladıklarım göstermiştir. Yani, sözlü şiddete başvuran bir kadın özür ve benzeri davranışlarla yumuşatıldığı ya da erkek o sırada evden ve eşinin yanından uzaklaştığı takdirde kadının fiziksel şiddete başvurma olasılığında büyük bir düşüş yaşanmaktadır. Oysa erkekler her iki şiddeti bir arada gösterdiklerinden bir kez şiddete başvurduklarında ipin her 190
100 iki ucu da kopmakta ve bir taraftân bağırırken diğer taraftan da tekme tokat atmaktadırlar (Kudat, 2007:29). Kuşkusuz, erkeklerin eşlerinden gördükleri şiddetten söz etmek kadınların uğradığı çok boyutlu saldırıları ve aşağılanmaları hafife almak, bunları yok saymak anlamına gelmez; bilakis kadın-erkek ilişkilerindeki bir başka çarpıklığa değinmenin gerekliliğini vurgular. Erkekliğe toz kondurmamak için yüzyıllar boyu görmezlikten gelinen, erkeklerin pısırık görünmemek için sonucu bir türlü açığa çıkarılamayan bu konu Batı toplumlarmda yavaş yavaş incelenmeye başlanmıştır. Aile İçi Çocuğa Yönelik Şiddet (Çocuk İstismarı) Aile içinde yaşanan şiddet olaylarında en sık rastlananlardan biri de çocuğa yönelik olan şiddettir. Çocuğa yönelik şiddetin son derece yaygın olm a sına karşılık bu şiddet de, kadına yönelik şiddette olduğu gibi aile mahremiyeti içerisinde gizli tutulması veya toplumsal bir kabul görmesi nedeniyle dikkate değer bir sorun olarak görülmemektedir. Çocuk istismarı ve ihmali; anne, baba ya da bakıcı gibi bir erişkin tarafından çocuğa yöneltilen, toplumsal kurallar ve profesyonel kişilerce uygunsuz ya da hasar verici olarak nitelendirilen, çocuğun gelişimini engelleyen ya da kısıtlayan eylem ve eylemsizliklerin /tümüdür. Bu eylemlerin sonucu olarak; çocuğun fiziksel, ruhsal, cinsel ya da sosyal açıdan zarar görmesi, sağlık güvenliğinin tehlikeye girmesi söz konusudur. İstismar ve ihmalin bu farklı şekilleri yalnız aileleri değil, toplumu, sosyal kuruluşları, yasal sistemleri, eğitim sistemini ve iş alanlarını da etkileyen bir halk sorunudur (Ovayolu v.d., 2007:1-10). DSÖ'nün 1999'da yap m ış olduğu tanımda; fiziksel ve/veya duygusal her türlü kötü muamele, cinsel istismar, ihmal ve kar amaçlı davranış ya da sorumluluk, güven ve güç ilişkisi içinde gelişen veya çocuğun sağlığına, sağ kalımına, gelişmesine ve saygınlığına gerçek ya da potansiyel zarar verme tehlikesi olan her türlü davranış çocuk istismarı olarak tanımlanmaktadır (Ayan, 2010: 256). Toplumsal ve ekonomik alanda çocuğa uygulanan şiddet eylemlerinin en yaygını, aile içinde yaşanan şiddet eylemleridir; aile içinde yaşanan şiddetten çocuklar farklı biçiınlerde etkilenmektedirler. Bir taraftan şiddet gören annenin çocuğuna şiddet göstermesi, diğer taraftan ana-baba arasındaki şiddet sahnesine tanık olan çocuğun duygusal yıkımı şeklinde çocuklar sıklıkla yetişkin aile üyeleri arasındaki şiddetin kurbanı olurlar. Ayrıca pek çok aile kesiminde, çocuk eğitiminin önemli bir unsuru olan ödüllendirme ve cezalandırmanın bilinçsizce kullanımı ve çocukların terbiye için dövülmeleri gibi nedenler de istismarın belirgin örnekleri olarak gösterilebilir (Ayan, 2010: 256). Tarihsel bilgiler ve yapılan araştırmalar, çocuğa yönelik şiddetin her çağda ve her toplumda mevcut olduğunu ve daha da önemlisi son derece yaygın 191
101 olduğunu göstermiştir (Vatandaş, 2003: 42). Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı'nm 2000 yılında yaptığı bir çalışmaya göre Türkiye'de ailelerin üçte birinde aile içinde fiziksel şiddet vardır. Şiddet uygulanan hanelerin dörtte üçünde çocukların hem şiddete tanık oldukları hem de şiddete maruz kaldıkları saptanmıştır (Kocadaş v.d., 2010: 95). Çocuğa yönelik şiddetin son derece yaygın olmasına karşılık, bu şiddet de, kadına yönelik şiddette olduğu gibi aile mahremiyeti içerisinde gizli tutulması veya toplumsal bir kabul görmesi/onaylarunası nedeniyle dikkate değer bir sorun olarak görülmemiştir (Vatandaş, 2003: 43). Şiddet, çocuğa aile içinde aile bireyleri tarafından doğrudan (bir disiplin aracı olarak) uygulanabildiği gibi, aile içinde yaşanan diğer şiddet olayları da (özellikle kadma yönelik şiddet gibi), çocuğun bu süreçte duygusal zarar görmesine, istismarına neden olabilmektedir (Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, 1998: 28). İstismar olayları ebeveynin özellikleri, toplumsal sorunlar, aile içi sağlıksız etkileşim ve çocuğun gelişimsel sorunlarıyla ilgilidir (Bahar v.d., 2009: 1 15). Ebeveynlerden birinin üvey olması durumunda çocuğun şiddetle karşılaşması olasılığı fazladır. Çocuk bakımı ve karar alma konusunda eşitsiz dağılımın yaşandığı ailelerde çocuğa karşı şiddet oraru yüksektir. Ayrıca büyük oranda ailenin yaşadığı sıkıntılar ve ani değişmelerle çocuğa karşı şiddet arasında bir ilişki kurulmaktadır (Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, 1998: 28). Düşük sosyoekonomik düzey, dar yaşam alanı, geniş aile yapısı göç olgusunun varlığı, düşük eğitim düzeyi, tek ebeveynli aile, düşük evlilik kalitesi, zayıf ebeveynçocuk ilişkisi çocuğa yönelik ihmal ve istismarın ortaya çıkmasında zemin hazırlayıcı etkenler olarak bildirilmektedir (Bahar v.d., 2009:1-15). Aile içinde şiddete maruz kalan kadının, çocuklara şiddet uygulama olasılığı yüksektir. Erkeğe göre daha zayıf ve mağdur durumdaki kadın, kocasının şiddetiyle baş edemediğinde, çoğunlukla daha mağdur ve zayıf durumdaki çocuklarma şiddet uygulamaktadır. Bununla birlikte eşine karşı saldırgan olan erkeklerin büyük bir bölümü, çocuklarma karşı da saldırgandır. Bu nedenle bu tür ailelerde çocuklar hem anne hem de baba tarafından istismar edilmektedir. Çocukluklarında kendi anne-babaları tarafından şiddete maruz kalan anne-babalar da kendi çocuklarma şiddet uygulamaktadırlar (Aktaş, 2006:150). Diğer taraftan çocukların aile içi şiddet olaylarından en fazla etkilenen taraf olmalarının bir nedeni de çaresizlik ve savunmasızlıklarından kaynaklanmakta, anne ve babalarına olan bağımlılıkları onların bu tür yaşam biçimini kabullenmelerine yol açmaktadır. Aile içinde çeşitli nedenlerle yaşanan şiddetten en fazla etkilenen taraf olarak çocuklar, aile içinde genel olarak fiziksel, cinsel, duygusal ve ihmal boyutlarında belirlenen dört istismar biçimine m a ruz kalmaktadırlar (Ayan, 2010: 260). 192
102 Fiziksel şiddet, çocuk yetiştirme yöntemleri içerisinde bir disiplin aracı olarak yer almakta ve birçok toplumda yaygın bir şekilde uygulanmaktadır. Çocuğun kaza dışı yaralanması veya aile tarafından yeterince gözetilmemesine bağlı gelişen kazaları kapsar /Ayan, 2010: 260). Çocuğu cezalandırma am a cıyla tokat, dayak atma, yanıklara sebebiyet verme gibi durumlardır (Kocadaş v.d., 2010: 94). Psiko-sosyal gelişimini tamamlamamış ve yaşı küçük olan bir çocuğun bir erişkin tarafından cinsel doyum için kullanılması olarak tanımlanan çocuğa yönelik cinsel istismar, saptanması en güç olan istismar tipidir. Cinsel istismar aile içinde gerçekleştiğinde ensest olarak adlandırılır (Ayan, 2010: 264). Ensest ailedeki bireyler tarafından çocuğa yönelik yapılan her türlü cinsel aktivite olarak tanımlanmaktadır. Ensesti uygulayan anne babadan biri, üvey baba, üvey anne, erkek kardeşler, büyükanne, büyükbaba ve amca gibi akrabalar olabilir (T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Başkanlığı, 2002: 46). Cinsel istismara uğrama, cinsiyetler arasında farklılıklar göstermekte ve kızlarda üç kat daha fazla görülmektedir. Bununla birlikte, erkek çocukların istismarının açığa vurulması kızlara oranla daha az olabilmektedir (Ovayolu v.d., 2007:1-10). İstismar türleri içerisinde en yaygın olan istismar biçimi duygusal istismardır. Duygusal istismar, genel olarak çocuğun duygusal, sosyal ve kişilik gelişimini engelleyici tüm davranışlar olarak tanımlanmaktadır. Psikolojik istismar, çocuğa değersiz, sevilmeyen, istenmeyen ve ona yalnızca başkalarının ihtiyacı için var olduğu görüntüsü veren tekrarlı davranış modelidir. Reddetme, aşağılama yalnız bırakma, yalıtma, ayırma, korkutma, yıldırma, tehdit etme, suça yöneltme, duygusal bakımdan ihtiyaçlarını karşılamama, ayrıca sık eleştirme, çocuk ve ergenden yaşının üstünde sorumluluklar bekleme, kardeşler arasında ayrım yapma, değer vermeme, önemsememe, küçük düşürme, alaylı konuşma, lakap takma, aşırı baskı ve otorite kurma gibi davranışlarda çocukta duygusal ezilmeye yol açan yetişkin ve ana-baba davranışları arasında sayılmaktadır. ihm al ise, çocuğun beslenme, sağlık, barınm a, giyim, korunma ve gözetim gibi yaşamsal gereksinimlerinin aile veya çocuğa bakmakla yükümlü kişi veya kişiler tarafından karşılanmaması anlamına gelir (Polat, 2001: 97). İstismar ve ihmali birbirinden ayıran en temel nokta istismarın aktif, ihmalin ise pasif bir olgu olmasıdır. Ayrıca fiziksel istismar arada bir olma eğimi gösterirken, ihmal kronik olma eğilimi gösterir. İhmalin nedenlerine eğilen araştırmacıların genel kanısı, ihmalin daha çok toplumsal, ekonomik ve ekolojik nedenlerin yol açtığı, bilinçsizlik, eğitimsizlik ve yoksulluktan kaynaklandığıdır. Aile İçi Yaşlıya Yönelik Şiddet (Yaşlı İstismarı) Yaşlılık, önüne geçilmesi mümkün olmayan biyolojik, kronolojik ve sosyal yönleri ve sorunları olan bir süreçtir. Yaşlılık, fizyolojik bir olay olarak ele 193
103 alınıp, fiziksel ve ruhsal güçlerin bir daha yerine gelemeyecek şekilde kaybedilmesi, organizmanın iç ve dış etmenler arasmda denge kurma potansiyelinin azalması, kişinin fiziksel ve ruhsal yönden gerilemesi şeklinde tanımlanabilir (Şener, 2009: 2). Beklenen yaşam süresinin uzaması ve doğurganlığın azalması gibi nedenlerle yaşlı nüfus tüm dünyada artmaktadır. Yaşlı nüfustaki bu artış nedeniyle gün geçtikçe yaşlılıkla ilgili sorunlarla daha sık karşılaşılması da kaçınılmazdır. Yaşlılık dönemi bireylerin statü kaybettiği, bağımlılık ve kaza riskinin arttığı, fiziksel yeteneklerin azaldığı bir dönemdir. Ayrıca yine bedenin iç ve dış gerilimlere karşı direncinin azaldığı pek çok süreğen hastalığın yaşandığı bir dönemdir. Yaşlılık döneminde görülen tüm bu sosyal ve bedensel değişimlerle birlikte son günlerde dünya boyutunda tartışılan bir durum olan yaşlı istismarı ve ihmali konusu gündeme gelmiştir (Üysal, 2002: 43-50). Yaşlıya yönelik şiddet, genel olarak ileri yaşlarda (75 ve üzeri) rastlanan bir şiddet türüdür. Bu yaşlarda kişi, artık diğer aile bireylerine daha bağımlı hale gelmektedir. Bu sebeple, hem direkt olarak kendisinin şiddete direnebilmesi, hem de tavır alabilmesi daha güç bir hale gelmektedir. Yaşlı istismarı özellikle son on yıl içerisinde üzerinde durulan bir aile içi şiddettir. Her toplumda, her kültürde ve her ekonomik düzeyde görülebilen, fiziksel ve psikolojik olarak yaşlıya zarar verme ve ondan faydalanma şeklinde kendini gösteren ciddi toplumsal bir sorundur (Erkal, 2008: 3). Günümüzde yaşlı istismarını geleneksel aile yapı ve değerlerinin yitirilmesinin bir ürünü olarak Batı kültürüne özgü bir sorun olarak görme eğilimi vardır. Aslında yaşlı istismarı, tarih boyunca dünya çapında her kültürde varlığım sürdürmüştür. Bazı geri kalmış ülkelerde yaşam süresinin kısa olması ve bundan dolayı da yaşlı nüfusunun az olması nedeniyle yaşlı istismarı da ender olarak görülmektedir. Ancak her ülke, yaşlı nüfusu az da olsa, yaşlıların kolayca incitildiğine ilişkin olguları rapor etmektedir (Uysal, 2002:43-50). Değişen yaşam şartları yaşlıları yalmzlaştrcmakladır. Köyden kente göçün fazla olduğu bölgelerde bu durum daha da hissedilir boyutlardadır. Kırsal kesimlerde geleneksel aile yapısı içerisinde, aile, yakın çevre, komşu ve diğerlerinden ilgi görerek hayatını sürdüren yaşlılar büyük kentlerde, bu desteklerin bir kısmını ve bazen de hepsini kaybetmektedirler. Geçim sıkıntısı, çalışma yaşındaki aile bireylerinin ev dışında iş yapma durumunda olmaları, ailelerin en yaşlı bireylerinin geleneksel olarak aile içinde görmekte oldukları ilgiyi azaltmış ve bazen de bitirmiştir (Erkal, 2008: 6). Özellikle yaşlının aile bireylerine aşırı bağımlı duruma gelmesi, aile bağlarının zayıf veya kopuk olması, ailede şiddet öyküsünün varlığı, yaşlının bakımından sorumlu kişinin (muhtemelen kadın) psikolojik donanımının zayıflığı ya da onun da şiddete maruz kalması, yaşlının psikolojik ve fizyolojik özelliği (aşırı saldırganlığı ya da hastalığı, paylaşılan yaşam koşulları ve toplumsal desteğin zayıflığı) yaşlıya yönelik şiddeti arttıran etkenler arasındadır (Aktaş, 2006: 23). Bachman ve arkadaş
104 larınm Amerika'da yıllarını kapsayan yaşlı bireyler üzerinde yaptıkları bir araştırmada özellikle yaşlı kadınların şiddet sonucunda daha fazla yaralanmaya maruz kaldığı ve tıbbi bakıma gereksinimleri olduğu belirtilmiştir (Bachman v.d., 1998: ). Yaşlı istismarı, yaralanma, tıbbi sorunların göz ardı edilmesi, kötü hijyen, yetersiz beslenme ve sıvı alımı, uygun olmayan konut koşulları, zorla eve hapsetme, gelirine el koyma gibi çok değişik şekillerde ortaya çıkabilir. Genel olarak yaşlı istismarı, yaşlıda maddi ve manevi acı ve yaralanmalara neden olan; ihmalin doğmasını sağlayan fiziksel ve psikolojik davranışların bütünü olarak tanımlanmaktadır. Yaşlı istismarı ve ihmali genel olarak fiziksel istismar, duygusal/psikolojik istismar, ekonomik istismar, ihmal ve terk etme olarak beş şekilde görülmektedir (Erkal, 2008: 4). Yaşlı bireye bakan aile bireylerinden biri tarafından yaşlıya kasıtlı olarak ağrı, acı verici her tür bedensel uygulama fiziksel istismar olarak kabul edilir. Fiziksel istismar sadece doğrudan vurma ya da cinsel saldırıyla sınıflandırılmaz, açıklanamayan fiziksel gerileme ve uzun süre su veya yemekten yoksun bırakılmayı da içerir (Uysal, 2002: 43-50). Duygusal/psikolojik istismar, aile bireylerinden biri tarafından yaşlıya karşı kasıtlı olarak ruhsal açıdan acı verme şeklindedir. Sevgi, şefkat, ilgi, onay, destek gibi duygu ve duygusal ihtiyaçların göz ardı edilmesi, küçümsenmesi, inkâr edilmesini içerir. Ekonomik istismar, güvendiği bir aile bireyi tarafından yaşlı bireyin para veya malının kötüye kullanılması veya çalınması, gelirine el koyulması şeklinde ortaya çıkar (Erkal, 2008: 4-5). ihmal ise, yiyecek ve günlük hizmetlerde bakım sorumluluğunu yerine getirmede yetersizliktir. Örneğin, yaşlının beden temizliği veya giyinmesine yardım etmede yetersizlik, yaşlının bedensel ve ruhsal sağlık gereksinimlerini sağlamada yetersizlik, yaşlıyı sağlık ve güvenlik zararlarından korumada yetersizlik. Terk etme de, yaşlının bakım ve nezaretinde ona eşlik eden aile bireyleri tarafından isteyerek terk edilmesidir (Uysal, 2002:43-50). Genellikle yaşlılar, istismar ve ihmale uğradıklarını bildirmezler. Çünkü bunu söylerlerse; tekrar şiddete maruz kalacaklarını, aile üyeleriyle bağlarının kopacağını ve yakınmanın verdiği suçluluk duygusuyla baş edemeyeceklerini düşünürler. Ayrıca bu durumu bildirmeleri halinde aileden ayrılıp sosyal bir kuruma gideceklerinden korkarlar. Tüm bu nedenlerden dolayı yaşlı istismarı çok fazla gün yüzüne çıkan bir konu değildir (Uysal, 2002: 43-50). 195
105 SONUÇ Toplum yapısının çekirdeğini oluşturan aile, bireyleri ile birlikte o toplumun korunması, güçlendirilmesi ve refahının arttırılmasında önemli bir yere sahiptir. Dolayısıyla toplumsal ve bireysel boyutta her an karşılaştığımız şiddet olgusunun aile içinde yaşartmasının yol açacağı zararlar, toplumsal yapıyı bugünkü ve gelecekteki boyutuyla önemli oranda etkileyeceğinden dikkat ve özenle ele alınması ve acil çözümlerin üretilmesi gereken bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Aile içi şiddet, aile bireylerinin birbirlerine ve genelde de güçlü olanın güçsüz olana uyguladığı fiziksel, cinsel ve duygusal nitelikteki olumsuz eylemlerdir. Aile içi şiddet her yaşta, toplumda, eğitim düzeyinde ve sosyoekonomik grupta meydana gelen yaygın bir problemdir. Bu problem birbirine bağımlı ya da bağımsız şekilde aynı ev içinde var olur. Şiddet ve şiddetin yarattığı korku normal aile fonksiyonları üzerinde yıkıcı etki yapar. Ev içinde yaşanan şiddet özellikle kadını ve çocuğu etküer. Ev içi şiddetle birlikte yaşama; tüm aile üyelerinde fiziksel ve psikolojik hasara neden olur. Aile içi şiddet, farklı aile bireylerini hedef aldığında çeşitli biçimlerde gelişmektedir. Ancak aile içinde yaşanan şiddetin etkileri, hedef kim olursa olsun, ailedeki tüm bireyler ve bu bireyler arası ilişkileri olumsuz bir şekilde etkileyen gelişmeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Aile içindeki şiddetin en yaygın olduğu grup kadınlar ve çocuklardır. Çünkü bu iki grup da eşlerine ya da ebeveynlerine ekonomik ve duygusal yönden bağımlı oldukları için güçsüz durumdadırlar. Aile içinde kadına yönelik şiddetin önlenmesi, çocuğa yönelik şiddetin de ortadan kaldırılmasına yardımcı olacaktır. Çünkü çocuk, aile içinde en zayıf varlıktır. Hem baba tarafından hem de şiddet gören anne tarafından şiddete maruz kalmaktadır. Ev içinde annenin emniyetim sağlamak dolaylı yoldan çocuğun da güvenliğini sağlayacaktır. Şiddet, hem bireysel hem de toplumsal etkenlerle ilgili bir olgudur. Gerek bireysel düzeyde gerekse toplumsal düzeyde yaşanan şiddet eylemleri birbirini besler bir biçimde karşımıza çıkar. Aüede şiddet varsa toplumda da vardır. Ya da toplumda şiddet olayları yaşanıyorsa bunun ailenin işleyişine yansıması kaçınılmazdır. Bu açıdan şiddeti bireysel ilişkiler bağlamında, hem üreten hem de onu meşrulaştırarak toplumsal boyuta taşınmasında önemli bir rol oynayan kurumlardan biri ailedir diyebiliriz. Ancak aile içi şiddet olaylarının açığa çıkarılmasında yaşanan güçlükler, aile içi ilişkilerin mahremiyetinden ve buna bağlı olarak aile içinde yaşanan şiddet olaylarının meşrulaştırılmasmdan kaynaklanmaktadır. Bu noktada, aile içi şiddete dayanan suçların gizli kalma ihtimali de artmakta, bu gizlilik, bir yandan aile içi şiddet olaylarının ortaya çıkmasını ve çözümünü engellerken, diğer taraftan şiddetin yeniden üretilerek 196
106 toplumsal boyutta daha büyük şiddet olaylarının yaşanmasına da neden olmaktadır. İster kadına, ister çocuğa, isterse yaşlıya yönelik olsun aile içinde şiddet istenmeyen bir durumdur. Aile şiddetin ortadan kaldırılması mümkün olmasa bile en aza indirilmesi'için gereken önlemler alınmalıdır. Her şeyden önce bireyler çocukluk çağından itibaren, eğitim süreçleri içerisinde bu konuda bilinçlendirilmen, aile içi eşitlik ve hoşgörü bilinci oluşturulmalıdır. Aile içi şiddetin önüne geçilmesinde iletişim ve empati kurma büyük öneme sahiptir, bunun için aile danışmanlıkları aile bireylerine yardımcı olabilir. Aile içi şiddete yönelik kesin, açık ve caydırıcı cezalan içeren yasal düzenlemeler gerçek- Ieştirilmelidir. Aile bireyleri, şiddete maruz kaldıklarında ne yapmaları gerektiği konusunda eğitilmelidir. Ve son olarak; bireyler, aileler ve sonuçta toplum, aile içi şiddet olayını, aile meselesi ve olağan görmekten vazgeçerse aile içi şiddet büyük ölçüde önlenmiş olacaktır. 197
107 KAYNAKÇA \ Aktaş Mavili, A. (2006), Aile İçi Şiddet, Elma Yayınevi, İstanbul. Amargi Kadın Akademisi, Cinsellik Üzerine Neler Konuştuk", ( ). Ayan, S. (2010), Aile ve Şiddet, Ütopya Yayınları, Ankara. Ayhan, İ. (2006) "Kadın ve Şiddet", Bilim ve Teknik Dergisi, 39 (466), TÜBİTAK Yayınları, Ankara: Aziz, A. (1994), "Kadm Şiddet ve İletişim", Dünyada ve Türkiye'de Güncel, Sosyolojik Gelişmeler, Sosyoloji Demeği Yayınları, Ankara: Bachman, R., H. Dillavvay, M. S. Lachs (1998), "Violence Against the Elderly", Research on Aging, 20 (2). Bahar, G., H. A. Savaş, A. Bahar (2009), "Çocuk İstismarı ve İhmali", Fırat Sağlık Hizmetleri Dergisi, 4 (12), Gaziantep: Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu (1998), Aile İçinde ve Toplumsal Alanda Şiddet, Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yayınları, Ankara. Browne, K M. Herbert (1997), Preventing Family Violence, New York. Coleman, J. W. (1998), Social Problems A Brîef Introduction, Addison-Wesley Educational Publisher. CroweIl, N. A., A. W. Burgess (1996), Understanding Violence Against VVomen, National Academy Press, VVashington. Ergil, D. (2001), "Şiddetin Kültürel Kökenleri" Bilim ve Teknik, (399): Erkal, S. (2008), "Aile İçi Şiddet ve Yaşlılar", Hacettepe Sosyolojik Araştırmalar E- Dergisi, Ankara: Gödelek, K. (2004), "Güç İktidar İlişkisi Bağlamında Aile İçi Şiddet", 1. Kadın Kurultayı, Eğitim Sen Yayınları, Ankara: Hürriyet Gazetesi Resmi Web Sitesi, Aile İçi Şiddete Son Kampanyası, Aile İçi Şiddet Nedir? asp ( ). Kızmaz, Z. (2006), "Şiddetin Sosyo-Kültürel Kaynaklan Üzerine Sosyolojik Bir Yaklaşım'^Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, 16 (2), Elazığ: Kocacık, F. (2004), Aile İçi İlişkilerde Kadına Yönelik Şiddet, Cumhuriyet Üniversitesi Yayınları, Sivas. Kocadaş, B. (2010), Ö. Özgür, M. Özbulut, Gençlik ve Şiddet, Atatürk Kültür Merkezi Yayınları, Ankara. Kudat, A. (2007), Al Kocayı Vur Sopayı, Doğan Yayıncılık, İstanbul. Ovayolu, N., Ö. Uçan, S. Serindağ (2007), "Çocuklarda Cinsel İstismar ve Etkileri", Fırat Sağlık Hizmetleri Dergisi, 2 (4), Gaziantep: Öztürk, E. (2010), Türkiye'de Aile, Şiddet ve Kadın Sığınma Evleri, Birey Yayıncılık, İstanbul. Panitch, L., C. Leys (2010), Günümüzde Şiddet, Çev: Umut Haskan, Yordam Yayıncılık, İstanbul. Parillo, V. N., J. Stimson, A. Stimson (1996), Contemporary Social Problems, Third Edition, Allyn and Bacon, Boston London. Polat, O. (2001), Çocuk ve Şiddet, Der Yayınları, İstanbul. 198
108 Radikal Gazetesi Resmi Web Sitesi (2009), "Erkekler de Şiddet Mağduru" eid=922366&date= &categoryld=96, ( ). T.C. Başbakanlık Aile Araştırıca Kurumu Başkanlığı (2002), 2001 Yılı Aile Raporu, Ankara. T.C. Başbakanlık Kadının Statüsü Genel Müdürlüğü (2008), Kadına Yönelik Aile İçi Şiddet, Ankara. Şener, A. (2009), "Yaşlılık, Yaşam Doyumu ve Boş Zaman Faaliyetleri", Hacettepe Sosyolojik Araştırmalar E-Dergisi, Ankara: Şener, Bozkurt, E. (2011), Kadına Yönelik Aile İçi Şiddeti Önlemede 4320 Sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun Ve Değerlendirilmesi, T.C. Başbakanlık Kadınının Statüsü Genel Müdürlüğü, Ankara. User, İ., B. Kümbetoğlu, T. Tolankaya (2002), "Şiddete İlişkin Bir Bilinç Yükseltme Çalışması", Yoksulluk Şiddet ve İnsan Hakları, TODAIE İnsan Haklan Araştırma ve Derleme Merkezi, Ankara: Uysal, A. (2002), "Yaşlı İstismarı ve ihmali", Aile ve Toplum, 2 (5), Ankara: Ünal, G. (2005), "Aile İçi Şiddet", Aile ve Toplum, 2 (8), Ankara: Vatandaş, C. (2003), Aile Ve Şiddet, Afyon Kocatepe Üniversitesi Yayınlan, Afyon. Yıldırım, A. (1998), Sıradan Şiddet, Boyut Kitaplan, İstanbul. 199
109 Bölüm 9 Aile Birliğinin Bozulması: Boşanma ve Yeniden Evlenme M eral Tim urturkon'' GİRİŞ Boşanmaya ilişkin değişen süreç ve algılar aile kurumuna ilişkin yaşanan değişim ve dönüşümlerle yakından ilişkilidir. Aile statik bir kurum olmayıp, sürekli değişerek yeni biçimler almakta, bunun sonucu olarak evlilik ve boşanma ilişkileri yeniden düzenlenmektir. Dünya üzerinde her geçen gün evlilik oranları düşmekte buna paralel olarak boşanma oranlan artmaktadır (Stevenson; VVolfers, 2007: 27). Bunun en önemli nedeni toplumsal yapıda meydana gelen değişimler ve bu değişimlerin aile kurumuna yansımasıdır. Ailenin toplum içinde ekonomik, eğitim, din, politik gibi pek çok kurumla doğrudan ilişkisinin olması bu değişimlerin etkisini de anlaşılır kılmaktadır. Özellikle modern dönemle birlikte toplumsal yaşamın her alanında yaşanan kırılmalar aile kurumunun değişmesine, yeni biçimler kazanmasına, kimi rollerini kaybetmesine ve kimi yeni rolleri de kazanmasına neden olmuştur. Endüstrileşme, değişen iş yaşamı, kadın ve erkeğin işgücüne katılım oranının artması, kent yaşamında ilişkilerin değişmesi, artan bireyselleşme, liberalleşme, aile ve evlilik ilişkilerinin yeni biçimler kazanması, değişimin temel itici gücü olmuştur. Eskiden ekonomik temelli ortaklık, çocuk bakımı, statü elde Akdeniz Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü, Kampüs /Antalya Elektronik Posta: [email protected], [email protected] 2 0 1
110 etmenin önemli bir aracı olarak görülen evlilik, yerini giderek daha bireysel istek ve arzuların hâkim olduğu bir birlikteliğe bırakmıştır. İstek ve arzular karşılıklı örtüşmediği ve karşılanmadığı zaman evlilik ilişkisi tehlikeye girebilmekte ve kimi zaman boşanmayla sonuçlanabilmektedir. Bireyselleşmenin yanı sıra, artan hukuki haklar, ahlaki ve kültürel değerlerin değişmesi ve boşanmanın toplumsal kabulü de boşanmaların artmasında önemli bir faktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Boşanma oranlarının dünya üzerinde her geçen gün artması, birçok disiplinin boşanma sürecinin ekonomik, toplumsal, kültürel, psikolojik ve hukuki boyutunu tartışmaya açmasına ve aile kurumu üzerindeki yıkıcı etkileri üzerinde durmasına neden olmaktadır. Bu çalışma ise, yapılan araştırmalardan yola. boşanmanın artmasının altında yatan nedenlerin neler olduğunu, boşanmanın hangi süreçlerden oluştuğunu, etkilerini ve sonuçlarının neler olduğunu, gerçekten yıkıcı bir süreç olup olmadığım tartışmaya açmayı hedeflemektedir. BOŞANMA OLGUSUNA İLİŞKİN TARTIŞM ALAR VE BOŞANM ANIN TARİHİ Boşanma; hukuki olarak evlilik kurumunun sona ermesi olarak tanımlanmaktadır. Resmi bir düzenlemeyle evlenen ve hukuken birbirine bağlı olan çiftlerin yine resmi yollardan evliliğini sonlandırabilmesidir (Battal, 2008: 21, Bidwell; Mey, 2000: 424). Hukuki olarak tanımlanan boşanma aslında ekonomik, kültürel, toplumsal ve psikolojik sonuçları olan ve bu bakış açılarıyla da tanımlanabilecek daha geniş etkileri olan bir süreçtir. Son yıllarda dünya çapında boşanma oranlarının artması, sosyal bilimcilerin bu konu üzerinde yoğunlaşmasına neden olmaktadır. Artan boşanmaların sonucunda ortaya çıkan parçalanmış ailelerin ve onun yol açtığı sosyal sorunların, aile kurumunu tehlikeye soktuğu varsayımdan yola çıkan düşünürler, boşanma öncesi ve sonrası süreçlerle ilgilenmekte bu yönlü çözüm önerileri üretmektedir. Boşanma gerçekleşmeden önceki süreçte boşanmayı önleyici çözüm önerileri üretmeye çalışan uzam anlar, aynı zamanda boşanma olayı gerçekleştikten sonra eşler ve çocuklarm bu durumu daha kolay ve sorunsuz atlatması için çeşitli yöntemler geliştirmeye çalışmaktadır. Örneğin iktisatçılar boşanmaya yol açan ekonomik faktörlerin ortadan kaldırılabilmesine yönelik çözümler üzerinde durmakta, psikologlar, bireysel davranış bozukluklarını bu yönden incelemekte, hukukçular, ailenin daha sağlam temellere oturabilmesi İçin karşılıklı hak ve yükümlülükleri doğru belirlemeye çalışmaktadır (Battal, 2008: 21). Kısacası boşanmaya yol açan faktörler bir yandan kaldırılmaya çalışılırken öte yandan boşanmanın yol açtığı psikolojik ve sosyo-ekonomik zararları önleyebilecek çözümler bulunmaya çalışılmaktadır. Çünkü boşanma ekonomik, demografik, sosyolojik ve psikolojik sonuçları olan çok farklı süreçleri 202
111 içeren bir olgudur (Kneip; Bauer, 2009: 592). Boşanmanın çoğunlukla yıkıcı etkileri üzerine durulmakta belki de çoğu çift için yeni ve daha mutlu bir yaşamın başlangıcı olduğu gerçeği göz ardı edilmektedir. Aile kurumunu ortadan kaldırdığı ve aileyi temel toplumsal işlevlerinden uzaklaştırdığı için boşanma istenmeyen bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Ailenin geleceğine ilişkin duyulan kaygı ve boşanma oranlarındaki artış, hükümetlerin aile politikalarına daha fazla önem vermesini, akademisyenlerin de çalışmalarını bu konuda yoğunlaştırmasını beraberinde getirmiştir. Özellikle gelişmiş ülkelerde boşanmaya ilişkin veriler kaygı verici olarak değerlendirilmektedir. Bu durumun en belirgin göstergesi Avrupa birliği ülkelerinde 1960 ile 2004 yılları arasında boşanma oranının % 400 artış göstermesidir (Toth, Kemmelmeier, 2009: 280). Aynı zamanda ABD'de 1940'h yıllardan bu yana boşanma oranın katlanarak artması ve dünyanın en yüksek boşanma oranına sahip olması boşanmaya ilişkin yapılan çalışmaların önemini artırmaktadır (Stevenson; Wolfers, 2007). Amerika'da yeni ve ilk evliliklerin en az yarısının boşanma ile sonuçlandığı belirtilmektedir (Boşanma Nedenleri Araştırması, 2009: 7). Amerika başta olmak üzere, gelişmiş ülkelerde boşanma oranlan artarken, evlilik oranları düşmektedir. Bu durum evliliğe ilişkin değişen tutumlar ve evliliğin yeni anlamlar kazanması ile yakından ilişkilidir. Eskiden evlilik ekonomik bir birliktelik ya da ortaklık olarâk görülürken günümüzde değişen toplumsal süreçler, yaşanan ekonomik gelişmeler, kadının da iş gücüne katılımı gibi nedenler bu durumun değişmesine neden olmuştur (Zagorsky, 2005). Çiftler ilişkilerini ekonomik bir ortaklık temelinden ziyade daha duygusal ve romantik temele dayandırarak, karşılıklı duygusal, cinsel ve sosyal doyum sağlamaya çalışmaya başlamışlardır (Coontz, 2007). Çiftlerin temel beklentileri ve doyumlarının karşılanmadığı nokta da ise çatışma ve bunun sonucu boşanma riski ortaya çıkmaktadır. Yeni ekonomik ve toplumsal koşullar kişilerin evliliğin geleceğine ilişkin verecekleri kararlarda etkili bir durum olarak ortaya çıkmış ve boşanma olanağı daha kolay hale gelmiştir. Bu durumun üzerinde yaşanan hukuki gelişmelerin payı da yadsınamaz. Özellikle dünya genelinde boşanmanın dini ve geleneksel bir zeminden çıkarılıp yasal sürece bağlanması ve nedenlerini çeşitlendirmesi boşanmanın hukuki yönü açısından önemli gelişmelerdir. Bu süreçte boşanmanın uzun sürmesine neden olan ve boşanmayı zorlaştıran uygulamalar terk edilerek, boşanan çiftlerde hata yokluğu ilkesi dikkate alınarak yeni yasal düzenlemeler yapılmıştır (Şentiirk: 2008: 14). Bireyler artık çok çeşitli gerekçelerle boşanma talebinde bulunarak, evliliğini sonlandırma şansına sahip olmaktadır. Bu ise boşanmanın önündeki toplumsal, dinsel ve kültürel faktörlerin etkisini azaltarak süreci kolaylaştırmaktadır. Özellikle boşanmanın Batı toplumlarmda oldukça yüksek seyretmesi boşanmanın kültürel yönünün de tartışmaya açılmasına neden olmaktadır. Yapılan çalışmalar ışığında bireyselliğin daha ön planda olduğu toplumlarda bo 203
112 şanma oranlarının daha yüksek olduğu ortaya konulmuştur (Toth, Kemmelmeier, 2009). Bireysel toplumlarda, kişilerin evliliğe daha pragmatist yaklaşması, kişisel çıkar ve hazların daha ön planda olması, kötü giden evlilik karşısında takınılacak tutumun da buna paralel gelişmesine neden olmaktadır. Kolektif toplumlarda ise saygı, geleneklere bağlılık ve dinin daha ön planda olması çiftler arası ilişkiye yansıyarak, evliliğin daha yüce görülmesine neden olmaktadır. Kolektif toplumların evlilik ilişkilerinin temel dayanağının farklı olması ve toplumsal baskının daha ön planda olmasının en tipik örneği, boşanmanın bu toplumlarda hoş karşılanmamasıdır. Örneğin Doğu Asya toplumlarında aile birliği ve özveri aile içi ilişkilerde daha çok önemsenmektedir (Toth, Kemmelmeier, 2009: 281). Bunun sonucu olarak boşanma oranları incelendiğinde başta Asya olmak üzere Latin Amerika'da düşük oranlarda seyretmekte, buna karşın gelişmiş toplumlarda daha yüksek seyretmektedir (Newman, 2008: ). Bu durum kültürel bir takım değerlerdeki farklıkların yanı sıra ülkeler arası ekonomik gelişmişlik düzeyi ve bünun bireyler üzerindeki etkisiyle de açıklanabilir. Özellikle sosyal refah düzeyinin yüksek olduğu bireylerin daha fazla hak ve sorumluluğa sahip olduğu Batı toplumlarında, boşanma oranı yüksek seyretmekte, buna karşın insanların temel geçim sıkıntısı yaşadığı ve sosyal güvence olanağının az olduğu gelişmemiş toplumlarda ise bu oran daha düşük seyretmektedir. Boşanma oranlarındaki artış aynı zamanda boşanmanın toplumsal kabulüyle de ilişkili olarak açıklanmakta ve artık mutsuz ve çözümsüz bir evliliğin karşında boşanmanın iyi bir çözüm olduğu görüşü de hâkim olmaktadır. Bu süreç aynı zamanda evlilik ve boşamanın tarihsel süreç içinde geçirdiği değişimlerle de yakından ilişkilidir. Çünkü her dönemin ve her kültürün evlilik ve boşanmaya ilişkin bakış açısı ve onu düzenleme şekli farklı olmuştur. Özellikle toplumsal yapının temel unsurları olan; din, gelenek-görenekier, yasalar bu durum üzerinde etkili olan temel faktörlerdir. Tarihsel bir yol izlendiğinde boşanmaya ilişkin en etkili kurumun din olduğu görülür. Hıristiyanlığın doğuşundan önce boşanmaya ilişkin verilen kararlar ve boşanmaya bakış açısı daha olumlu bir nitelikteyken, Hıristiyanlığın doğuşu ve yükselişi ile birlikte boşanma, dini yönden ele alınıp tanımlanmaya ve kontrol altına alınmaya başlanmıştır (Stewart&Brentano, Cornelia: 2006: 3). Antik Roma cumhuriyeti döneminde "boşanıyorum" açıklaması aile birliğinin çözülmesi için yeterli bir açıklama olarak görülürken, daha sonraki dönemlerde boşanmaya ilişkin çeşitli yasal ve dini düzenlemelerin yapıldığı görülmektedir. Örneğin ilkin sadece yedi tanığın huzurunda boşanma işlemi gerçekleşebilirken, daha sonra resmi olarak bu tanıkların imzası karşılığında bu işlem gerçekleşebilmekteydi (Coontz, 2006: 8). Tarihsel süreç içinde boşanmanın nedenleri ve boşanma şansına sahip olan sınıfların günümüzden tamamıyla farklılaştığını da görürüz. Bunun en önemli örneği Antik dünyanın 204
113 ataerkil uygarlıklarında boşanmaya ilişkin önceliğin erkeğe ait olması ve Antik Roma'da boşanmanın yaygın olarak zengin kesiminde görülmesidir. Erken Orta Avrupa toplumlarmda ise düşük sınıfta erkekler kadının kendilerinden miras talebinde bulunmaması şartıyla boşanmaya başvurabilmekteydi. Çin'de ise erkeğin ailesi kadım evden uzaklaştırma, bir başka ifade ile evden kovma hakkına sahipti (Conntz, 2006: 8). Cinsiyetler ve sınıflar arası günümüzde boşanma oranlarında bir farklılık olsa da, boşanma hakkına erişim artık daha kolay ve çoğu ülkede eşit düzeyde olmaktadır. Boşanmaya ilişkin düzenlemeler toplum içinde kurumsallaşan dinin etkisiyle daha kısıtlayıcı ve hatta yasaklayıcı bir şekilde sürmüştür. 15. yüzyıla kadar evlilik kilise tarafından karı-koca arasmda ebedi-birlik olarak tanımlandığı ve gerçekleştirildiği için, bu ebedi-birliğin bozulmasına karşı çıkmıştır. Birkaç özel durumun dışında boşanmayı yasaklamış, ancak eşlerden birinin ölümü halinde, evlilikte cinsel ilişkinin olmayışı ve papanın emri ile boşanmaya izin verilmekteydi (Arıkan, 1996: 3). Katolik Kilisenin tutumuna karşı Protestanlık mezhebi boşanmaya karşı daha ılımlı yaklaşmış, kötü bir evliliğin yıkıcı etkileri karşısında boşanmanın daha iyi olabileceği fikri savunulmuştur. Katolik kilisenin evlilik kurumuna ilişkin düzenlemeleri elinde tutması ve boşanmaya ilişkin sert tutum takınması durumunun İngiltere Kralı VIII. Henry ile birlikte tartışmaya açıldığı görülür. Karısından boşanmak ve Anne Boleyn ile evlenmek isteyen Kral Henry'in isteğine Katolik Kilisesinin karşı çıkması, o dönemde boşanmaya ilişkin büyük bir tartışma çıkmasına neden olmuştur. Kral Henry'in Katolik Kilisesine karşı çıkarak İngiltere Kilisesini kurması ve kendini kilisenin başı ilan ederek tekrar evlenmesi boşanmaya ilişkin yeni algıların oluşmasına neden olmuştur (Stewart&Brentano, Comelia: 2006: 2). Bu olay her ne kadar radikal bir çıkışı ifade etse de dinin boşanmaya ilişkin yasaklayıcı tavrı sürmüştür. Katolik Kilisesi boşanmaya ilişkin yasaklayıcı tavrını sürdürmüş, İngiltere ve Protestanlık kilisesi ise buna ender durumlarda izin vermeye devam etmiştir. Ancak 16. ve 17 yüzyıldan sonra İngiltere'de boşanmaya ilişkin tutumlarda yavaş yavaş değişmeler ve kırılmalar başlamıştır. Bu dönemde ise erkeğin daha çok ekonomik gerekçelerle boşanmasına izin verilmiştir. Özellikle karısı kısır olan bir erkeğin, evlilik dışı erkek çocuk sahibi olabilmesi durumunda karısını boşamasına izin verilmekteydi. Çünkü erkeğin soyunun devamı ve mirasının sahibi böylelikle belirlenmiş olmaktaydı. Dinin boşanmalar üzerinde söz sahipliği bu sürecin sonunda yavaş yavaş kaybolmaya başlamış, özellikle Amerika, Batı Avrupa ve İngiltere'de boşanmaya ilişkin karar ve evlilik kurumuna ilişkin kontrol Kiliseden devlet ve yerel otoritelerin yönetimine doğru kaymıştır (Stevvart&Brentano, Comelia: 2006: 2). Boşanmaya ilişkin düzenlemelerdeki farklılık aynı zamanda aynı ülke içinde farklı eyaletlerde görülmektedir. Bunun en tipik örneğine geçmiş ve günümüz Amerika'smda rastlamak mümkündür. 205
114 Devrim öncesi Amerika kolonilerine bakıldığında yerel otoritelerin boşanmaya ilişkin farklı görüş ve kanunları olduğu görülmektedir. Örneğin Massachusetts'de hâkim; zina, iktidarsızlık ve iki eşlilik gibi gerekçelerle boşanmaya karar verebilirdi. Liberal boşanma kanunları ise kuzey kolonilerinde pragmatık gerekçelerle kurularak, boşanma sevgisiz veya çocuksuz olan sınırlı insanların başvurabileceği bir olgu olarak görülmekteydi. Fakat devrim sonrası birçok eyalette boşanma kanunları çıkartılmış ve gerekçeleri çeşitlenmiştir. Örneğin evlilik ilişkilerinin amacı ve davacıların mutluluğu kalıcı olarak fiziksel zulüm ve kötü davranışın sonucu yok olmuşsa, boşanma gerçekleşebilirdi. Ayrıca farklı eyaletlerde evlilik sözleşmesini kötüye kullanma ona uymama, evden atılma gibi nedenler boşanmanın gerekçeleri arasmda yer aldığı görülür (Stevvart&Brentano, Cornelia: 2006: 3). Dinde reform hareketleri ve liberal anlayışın yükselmesiyle birlikte dine dayalı boşanma yöntemlerinden vazgeçilmeye başlanmış, bu ise yönetimin yavaş yavaş kiliseden diğer merkezi ve yerel otoritelere kaymasına neden olmuştur. Her ne kadar boşanmaya ilişkin algı yumuşamış ve dini otorite yerine yasal otorite egemen olmaya başlamışsa da, bu dönemde b&ia çocuksuz çiftlerin boşanabileceğine ilişkin yaygın bir kanı vardır. Aynı zamanda kadınların neredeyse boşanması olanaksızdı (Day ve Hook, 1987, Aktaran: Arıkan: 1996: 3). Evliliğin kutsal bir kurum olarak görülmesi ve dolaysıyla boşanmanın hoş karşılanmaması genel olarak farklı dinlerce savunulan bir görüştür. Bu bakış açısmı İslam dini içinde de görmek mümkündür. İslam dini ve boşanma ilişkisine bakıldığında ise boşanmaya ilişkin temel kaynak Kuran-ı Kerim olarak görülmektedir. İslam hukukunda evlilik eşler arası ebedi yaşam ortaklığı olarak görülmekle birlikte, evliliğin çözülmesi ise tamamıyla yasak olmayıp, önemli sorunlar karşısında boşanma gerçekleştirilebilmektedir. Arıkan'a (1996) göre her ne kadar boşanma tamamıyla yasak olmasa da, dini otoriteler ve toplum tarafından hoş karşılanmamaktadır. "Tanrı indinde mubahların en sevilmeyeni talâk'tır", "evlenin boşanmayın çünkü Allah zevkine ve keyfine düşkün erkek sevmez", "kadınlarınızı ancak zina töhmetiyle boşayabilirsiniz" hadisleri boşanmanın kabul edilmesine rağmen istenmeyen bir durum olmasına ilişk' "*-neklerdendir (Arıkan; 1996: 4). Eski Türklerde ise boşanma toplumda m»! olmakla birlikte hoş karşılanmayan bir durumdu. Moğol kanunlarına göre iktidarsızlık, frengi kadının kocasını boşayabilmesi için yeterli bir sebepti. Erkek ise kadının kısırlığı, itaatsizliği ve evinden üç kere kaçması durumunda boşanabilmekteydi. Bu nedenler dışında karısını boşayan erkek için ölüm cezası bile verilebilmekteydi. Osmanlı döneminde ise boşanma İslam hukuku çerçevesinde kadının yargısı doğrultusunda gerçekleşen bir olaydı. Tamamıyla dini uygulamalar ve şeriat kanunu esas alınarak boşanma gerçekleştirilmekteydi. Cumhuriyet döneminde kabul edilen Türk Medeni kanunu ile birlikte boşanma ve ona ilişkin dü 206
115 zenlemeler hukuki bir zemine bağlanmıştır (Arıkan, 1996: 5). Başta Türkiye olmak üzere tüm dünyada.boşanmanın yasal sürece bağlanması, boşanma üzerinde dinin etkisinin azalmasına ve boşanmanın daha kolay bir süreç haline gelmesine neden olmuştur. 1 BOŞANM AYA YOL AÇAN FAKTÖRLER VE BOŞANM A NEDENLERİ Boşanmaların dünya üzerinde her geçen gün artması ve özellikle bu artışın Batı toplumlarında seyretmesi boşanmanın altında yatan çok çeşitli sosyokültürel ve bireysel faktörlerin tartışmaya açılmasına neden olmuştur. Bu artışlar sosyal, kültürel ve ekonomik bir takım dönüşümler ve bu dönüşümlerin bireyler üzerindeki etkileriyle açıklanmaktadır. Özellikle sosyal refahın artışı ve modemitenin yükselmesi boşanma oranları üzerinde etkili olan temel faktörlerdir (Toth; Kemmelmeier, 2009: 281, Şentürk, 2008: 8, Yıldırım, 2005). Modemizm ile birlikte toplumsal, ekonomik ve kültürel alanda yaşanan dönüşümler aile içi rollerin ve aileye ilişkin fonksiyonların tekrar tartışmaya açılmasına neden olmaktadır. Ailenin toplumsal işlevi, rolleri ve görevleri bu süreçte en çok tartışılan konular olmaktadır. Özellikle modern kuramların ortaya çıkışı, değişen değerler, bireyselleşme, liberalleşme bu değişimin en önemli itici gücü olarak karşımıza çıkmaktadır. Modern kuramların ailenin rollerini üstlenmesi geleneksel evlilik ilişkilerinin de değişmişine neden olarak boşanmayı artırıcı bir risk faktörü olarak görülmektedir. (Stewart; Brentano, 2006: 29-30). Giddens ve Beck liberalleşme ve bireyselleşmenin yirminci yüzyılda baskın değerler olduğunu, bireylerin özerkliğinin ön planda tutulduğunu ve bu durumun sonucu olarak bireyler üzerinde ahlaki değerlerin baskısının azaldığını söyleyerek, ilişkilerin değişen doğasına dikkat çekmektedir (Simonsson, Sandström, 2011: 211'de aktarıldığı gibi). Bireyler artık kendi yaşamlarını tek başına idame ettirecek koşullara sahip olmakta ve ekonomik olarak ihtiyaçlarını karşılama becerilerini artırmaktadır. Bunun yanı sıra b reyselleşmenin sonucu olarak toplumsal yapının baskıcı unsurlarından c<..'a az etkilenmekte, dini ve ahlaki değerlerin ötesinde evlilik ilişkilerini şekillendirme şansına sahip olmaktadır. Artan bireyselleşme ve ahlaki baskının azalması sonucu evlilik dışı birlikte yaşama ve boşanmalarda artış gözlenmektedir. Bu gelişmelerin ışığında dünyada artan boşanmaların nedeni genel olarak; dinin insan yaşamı üzerindeki etkisinin giderek azalması, boşanma yasalarındaki değişiklikler, şehirleşmenin ve sanayileşmenin ortaya çıkardığı toplumsal değişim ve buna bağlı olarak bireyselleşmenin artması, farklı yaşam beklentileri, aile içi iletişimin azalması, boşanan insanlara kurumsal ve sosyal desteğin artması, değişen kocalık ve kadınlık rolleri, evlilik yaşantısının rutinleşmesi, aile ve evlilik fonksiyonlarındaki değişim, cinsiyet rollerindeki farklı 207
116 laşma neden olarak gösterilebilir (Newman, 2008: 387, Şentürk, 2008: 13-14, Stewart; Brentano: 2006). Stewart ve Brentano (2006) boşanmaya genel olarak neden olan değişimleri, aile içi rollerdeki değişim, eşlerin ailenin ekonomisine katkılarındaki değişim, demografik faktörler, bireysel faktörler olarak çeşitli kategorilere ayırmakta ve bu değişmelerin aile içi ilişkilere nasıl yansıdığına ve boşanma üzerinde nasıl risk faktörü oluşturduğuna dikkat çekmektedir. Ekonomik katkılardaki değişimin boşanma üzerinde risk faktörü oluşturması kadm ve erkeğin iş hayatında değişen yeri ve buna bağlı ev bütçesine olan katkılarındaki değişimleri içerir. Bu durum aynı zamanda aile içi rollerdeki değişimi de berberinde getirmektedir. Erkeğin sadece evin bütçesinden sorumlu olmaktan çıkması, kadının iş hayatına katılarak bağımsız bir bütçeye sahip olması boşanmayı etkileyici bir risk faktörü olarak görülmektedir (Stewart; Brentano: 2006: 29-30, Amato, 2000: 1269). Eskiden kadının daha çok ev işlerinden sorumlu olması ve erkeğin ise daha çok araçsal rolleri yerine getirerek dışarıda çalışması, kadının iş hayatına girmesi ile birlikte değişmiştir. 20. Yüzyılın özellikle ikinci yarısından sonra bu mübadele sisteminde büyük kırılmalar yaşanarak ev içi hizmetler dışardan satm alınabilir hale gelmiştir. Doğum oranlarının düşmesi, ev içi işlere verilen değerin azalması tam zamanlı anneliğin de değerinin azalmasına neden olmuştur (Furstenberg, 1990: 381). Kadınların işgücüne katılımı ve boşanma arasında pozitif bir ilişki gören düşünürlerin yanı sıra boşanmanın da işgücüne katılımı etkilediği yönünde çalışmalar bulunmaktadır. Özellikle boşanma riski karşısında kadınların işgücüne daha fazla katıldığı kendini güvence altın almaya çalıştığı da iddia edilmektedir (Kneip; Bauer: 2007, Stevenson: 2008: 2). Kadın ve erkeğin rol tanımının giderek muğlaklaşması ve özellikle kadının ekonomik kaynaklara erişim şansına sahip olması boşanma üzerinde etkili olan faktörlerin başmda gelmektedir. Boşanmalardaki artış bir yandan toplumsal yapıda meydana gelen değişimlerle yakından ilişkiliyken, öte yandan boşanma üzerinde etkili olan daha özel nedenlere ve boşanmanın gerekçelerine de dikkat çekmek gerekir. Boşanmaya etki eden genel faktörlerin dışında, boşanmanın özel nedenlerini çeşitli değişkenler ışığında tartışmaya açan çalışmalar, özellikle toplumsal cinsiyet, sosyal sınıf, yaşam seyri, evlilik yaşı ve evlilik süresi gibi değişkenlerin boşanma üzerinde etkisini nedenleriyle tartışmaktadır (Amato; Previti, 2003, VVhite; 1990). Toplumsal cinsiyet ve boşanma ilişkisinde kadın ve erkekler arasında evliliğe ilişkin algı ve sorunların çözümünde; farklı çabaların ve bakış açılarının benimsendiği yapılaıı çalışmalar tarafından vurgulanmaktadır. Özellikle kadınların erkeklere göre ilişkileri üzerinde daha çok düşündükleri ve ilişkilerindeki sorunları daha erken fark edip ve sorunu eşleriyle daha çok tartışmak istedikleri ifade edilmekte, buna karşın ise erkeklerin, ilişkilerindeki sorunları tartışmaktan daha çok kaçındıkları vurgulanmaktadır. 208
117 Yapılan çalışmalarda kadınların kocalarına göre boşanmaya sebep olarak daha karmaşık sorunlar öne sürdükleri görülmektedir (Thompson & VValker, 1991, Gottman, 1994, Aktaran: Amato; Previti, 2003: 603). Erkeklerin boşanmaya neden olarak çalışmanın sorumluğunu kendisinin üstlenmesini, yasalarla ilgili sorunları, dış olayları, eşinin evlilik dışı ilişkisini, kendinin fiziksel istismarmı ve kendisinin madde bağımlısı olmasını, kadının Özgürlüğünü gösterirken, kadınların ise; kişilik, kocasının evlilik dışı birlikteliği, cinsel problemler, ekonomik desteksizlik, güvensizlik, kocasının fiziksel ve duygusal istismarı, kocasının alkol ve madde kullanımı, genel mutsuzluk, uyumsuzluk, aldatma, kötü ilişki, aşk yoksunluğu, çocuklarla kötü ilişki gibi nedenleri daha çok gösterdiği görülmektedir (Bloom, Niles, & Tatcher, 1985; Cleek & Pearson, 1985; Kitson, 1992; Levinger, 1966, aktaran: Amato; Previti, 2003: 604). Çalışmalar birçok boşanma gerekçesinin gerek kadın gerekse erkek için ortak olduğunun ortaya koymakla birlikte, kadınların daha çok duygusal ve iletişimse! sorunlara dikkat çektiğini bize göstermektedir. Türkiye'de Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan 2006 aile yapısı araştırmasına göre cinsiyete göre kabul edilir boşanma nedenleri ve önem sırası cinsiyetler arasmda farklılık göstermektedir. Türk toplumunda boşanmanın kabul edilir nedenlerinin cinsiyete göre dağılımında erkeklerin en fazla dile getirdiği nedenler; kadının kocasını aldatması, kadının kocasına kötü muamele etmesi, erkeğin karısını aldatması, erkeğin ekonomik olarak evin geçimini sağlayamaması, kadmrn ev işlerini yapmaması, kadının eşinin ailesi ile geçinememesi, kadının çocuğunun olmaması, erkeğin çocuğunun olmamasıdır. Kadınların dile getirdiği nedenler ise kadının kocasını aldatması, kadının alkolik olması, kadının kocasına kötü muamele etmesi, erkeğin alkolik olması, erkeğin karısına kötü muamele etmesi, erkeğin karısını aldatması, erkeğin ekonomik olarak evin geçimini sağlayamaması, kadının ev işlerini yeterince yapmaması, erkeğin eşinin ailesi ile geçinememesidir (Aile Yapısı Araştırması, 2006:10). Boşanmaya ilişkin gösterilen nedenlerin kültürel nitelik taşıdığı da görülmektedir. Bunun en önemli göstergesi aile ve akrabalık ilişkilerinin evlilik ilişkilerine yansıyarak boşanma üzerinde etkili bir güce sahip olmasıdır. Özellikle çiftlerin her ikisinin de eşinin ailesiyle geçinememesi olarak gösterilen boşanma nedeni bunun en önemli örneğidir. Sosyo-ekonomik düzey ve boşanma ilişkisinde ise gelir ve eğitim değişkenlerinden yola çıkılarak boşanma nedenleri ve oranları tartışılmaktadır. Sosyo-ekonomik düzeyi yüksek çiftlerin daha çok genç yaşta evlenme, iletişimdeki eksiklik, ilgi ve değerlerdeki değişim, uyumsuzluk, işe bağlılık, ortak benmerkezcilik, toplumsal cinsiyet rollerindeki değişim gibi nendenler gösterilirken, daha düşük sosyo-ekonomik düzeye sahip çiftler ise boşanmaya neden olarak; cinsel fiziksel istismarı, ev görevlerindeki ihmal, kumar veya sağ 209
118 lık nedeniyle cinsel sorunları, alkol, suç, ekonomik ve mesleki problemleri göstermektedir (Kitson, 1992, Amato; Previti, 2003: 604). Evlilik yaşı ve evlik süresi, çocuk sahibi olup olmamak da boşanmayı etkileyen faktörler arasında yer almaktadır. Evlilik süresi ve boşanma ilişkisi incelendiğinde evliliğin erken yıllarında ileriki yıllara göre boşanma oranının daha yüksek olduğu görülmektedir (VVhite, 1990: 906). Evliliğin daha ileri yıllarındaki boşanma nedenleri incelendiğinde; değer ve ilgilerdeki değişim, aile duygusunun olmaması; aldatma yer alırken, evliliğin daha erken aşmasında, çaüşma, sağlık sorunlarından kaynaklı cinsel problemler, değer çatışması gibi nedenler yer almaktadır. Yaşça büyük olan çiftlerin boşanma nedenleri arasında aile duygusunun yoksunluğu, toplumsal cinsiyet rollerindeki çatışma, içki, çocuklarla çatışma yer alırken daha genç yaşta olan çiftlerde aldatma, genç yaşta evlenme, iletişim eksikliği gibi nedenler gösterilmektedir (Kitson, 1992, Amato; Previti, 2003: 604). Evlilikteki temel beklentinin özellikle duygusal doyum yönünde olduğu ve gerek evliliğin erken gerekse ileriki yıllarında bunun önemli olduğunu yapılan çalışmalar desteklemektedir. Türkiye'de yapılan çalışmalar ise yukarıda tartışılan araştırmalarla benzer sonuçlan ortaya koymakta, ancak çok farklı özel boşanma nedenlerini de saptamaktadır. Türk medeni kanununda özel boşanma nedenleri: zina, hayata kast ve pek kötü onur kırıcı davranış, suç jşleme ve haysiyetsiz hayat sürme, terk ve akıl hastalığı olarak yer alırken, araştırmalar çok sayıda nedeni cinsiyet bağlamında tartışmaya açmaktadır. Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan (2009) "Boşanma Nedenleri Araştırması", boşanma nedenleri ve boşanmaya etki eden değişkenler hakkında genişçe bilgiye yer vermektedir. Çalışmada; eşler arası iletişim, özellikle eşlerin sorunlara ilgisiz kalması ve sorunların çözümüne katılmaması, ilgisizlik, yeterli duygusal desteği alamamak ve eşlerin birbirlerinin fikirlerini önemsememesi gibi nedenler başlıca boşanma nedeni olarak vurgulanmaktadır. Bunu daha sonra ekonomik temelli ve çocukla ilgili sorunlar izlemektedir. Boşanma nedenlerinin yanı sıra boşanma üzerinde etkili olan yaş, eğitim, evliliğe karar verme süresi, sınıfsal farklılıklar gibi değişkenler de çalışmada tartışılmaktadır. En fazla boşanmaların evliliğin ilk 5 yılında gerçekleştiği, evlilik süresi uzadıkça boşanma oranının düştüğü, yaş arasında boşanmaların daha yaygın olduğu, eğitim seviyesi yüksek ve okur-yazar olmayan bireylerde bu oranın düşük olduğu, en çok boşanmaların lise ve dengi okul mezunlarındı görüldüğü, evliliğe daha erken karar verenler arasında bu oranın yüksek olduğu söz konusu çalışmada yer alan bulgulardır. Çiğdem Arıkan'ın 1996 yılında Ankara'da alt, orta ve üst smıf kadın ve erkek arasında yaptığı boşanma ve boşanmış bireylere yönelik tutum ve değerlendirmeyi ortaya koyan "Halkın Boşanmaya İlişkin Tutumlar Araştırmasına göre ise evlilikleri boşanma tehlikesiyle karşı karşıya bırakan durumların başında; eşlerin yetişme tarzlarının birbirinden çok farklı olması, 210 I
119 eşlerin çocuk denecek kadar küçük yaşta evlenmeleri, eşlerin dini inançlarının birbirinden çok farklı olması, eşlerin eğitim durumlarının birbirinden çok farklı olması ve aile büyüklerinin istememesine karşın evlenilmesi gelmektedir. Bunun yanı sıra araştırmada,sosyo-ekonomik düzey, eğitim, yaş medeni hal gibi değişkenlerin boşanmaya ilişkin algı ve tutumlar üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca boşanmanın kabul edilirliği açısından kır ve kentte yaşayanlar arasmda önemli farklılıklar gösterdiği görülmüştür. Kentte yaşayanların kırda yaşayanlara göre boşanmaya ilişkin tutumları daha olumlayıcı nitelikte olmaktadır (Arıkan, 1996). Gerek yurtdışında gerekse Türkiye'de olsun yapılan çalışmalar boşanmaya ilişkin birçok nedenin evrensel bir nitelik taşıdığını göstermektedir. Bu durum evlilik ilişkilerinin değişen doğası ve bunun da giderek daha evrensel bir nitelik kazanmasından kaynaklandığı söylenebilir. Aile içi ilişkilerde; beklentiler, roller, duygusal ve rasyonel ortaklık, iletişim, sevgi ve aşk gibi etkenler evliliği yürüten temel dinamikler olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu dinamiklerin yoksunluğu evlilikte sorunlara yol açabilmekte ve boşanmaya neden olabilmektedir. Şiddetin türleri, sevgi yoksunluğu, iletişimsizlik, madde bağımlılığı, ekonomik faktörler, aldatma gibi nedenler boşanmanın altında yatan evrensel nedenler olarak gösterilebilir. BOŞANMA SÜRECİ VE BOŞANM ANIN ÇİFTLER ÜZERİNDEKİ ETKİSİ Boşanma; psikolojik, duygusal, sosyal, ekonomik ve hukuki yönü olan çok farklı süreçlerden oluşan bir olgudur. Boşanmanın altında yatan nedenlerin çok çeşitli olması ve her evlilikte farklılık göstermesi boşanma süreci içinde ortaya çıkan sorunların da çok çeşitli olmasını beraberinde getirmektedir. Boşanma ile ilgili evreleri boşanma öncesi ve boşanma sonrası olarak ikiye ayıran yazarlar çiftlerin ilişkisinin bozulması ve yaşanan hayal kırıklığı, duygusal tatminsizlik gibi sorunları ayrılık öncesi aşama da yaşadıklarını belirterek, ayrılık sonrası aşamada çiftlerin yas ve kimlik bunalımı sürecine girdiğini belirtmektedir. Yalnız kalan çiftler başarısızlık duygusunu, gelecekle ilgili beklentilerinin gerçekleşmeyeceği inancını, mutlu beraberliklere imrenme, kötümserlik ve benlik saygısının azalması gibi sorunlar yaşayabilmektedir (Atakan, 1990: ). Boşanmanın gerek çiftler ve gerekse çocuklar üzerinde çok farklı etkileri olması ve boşanma sürecinin çeşitli aşamalardan oluşması boşanmanın farklı açılardan ele alınıp etkilerinin detaylı olarak sınıflandırılmasını beraberinde getirmektedir. Boşanma sürecini etkileriyle analiz eden Bohannon'a göre (1970) boşanma duygusal, yasal, ekonomik, ebeveyn, toplumsal ve psikolojik sonuçları olmak üzere altı evreden oluşan bir süreçtir. Bu evreler etkileri ve şiddeti kişiden kişiye değişmekle birlikte boşanma süreçlerinde yaşanan evrelerdir: 211
120 Duygusal Boşanma; boşanmanın ilk aşaması evlilikteki duygusal durumun değişmesidir. Güçlü duygusal bağların ve iletişimin yerini soğuk davranışlar almaya başlar. Çiftlere yakın temastan bile uzak durmaya çalışırlar. Eşlerin yaşadığı duygusal değişim aynı zamanda çatışma ve ilişkinin çözülmesini beraberinde getirmektedir. Beklentilerin değişmesi duygusal tatminsizlik, ideal eş ölçütündeki farklılık evliliğin duygusal olarak çıkmaza girmesini sağlamaktadır. İlişkide sevgi, güven ve saygı azalarak, çiftler evliğe ilişkin çelişik duygular içine girmektedir. Böylelikle yaşanan çatışma ve uyumsuzluk duygusal boşanmayı beraberinde getirmektedir. Yasal Boşanma: boşanmanın ikinci aşamasını hukuksal ya da başka bir ifade ile yasal boşanma alır. Çiftlerin evliklerinin yasalar önünde bitme sürecini içerir. Her çift için bu süreç sıkıntılı ve zor olmaktadır. Çünkü hem duygusal, hem finansal çeşitli sıkıntıları beraberinde getirmektedir. Mülkiyet paylaşımı, çocuklarm velayeti bu süreci daha da zor kılmaktadır. Bu gibi sorunların hukuki açıdan da çözülmesi gereken sorunlardır. Ekonomik Boşanma: ekonomik bir birim olarak algılanan ailenin çözülme sürecidir. Ortak bir bütçeye sahip olan eşlerin bütçelerini, mallarını ayırması boşanmanın kaçınılmaz bir evresini oluşturur. Ekonomik olarak yolları ayırmak da çiftler için zor süreç olmaktadır. Ebeveyn olarak boşanma: Çiftler boşanma sürecinde her ne kadar eş rolünü bir tarafa bıraksa da ebeveynlik görevlerini ve rollerini devam ettirmektedirler. Her ne kadar hukuksal boşanma sürecinde çocuğun velayet hakkı bir tarafa verilse de diğer taraf aynı şekilde ebeveynlik görevini sürdürmeye devam etmektedir. Toplumsal boşanma: Çiftlerin boşanma sürecindeki toplumsal rol ve statülerindeki değişimi içerir. Aynı zaman boşanma sürecinin de toplumsal kabulünü de içerir. Çiftlerin bu süreci gerek ailesine ve gerekse sosyal çevresine kabul ettirmesi ve yeni statülerini onlara benimsetmesi toplumsal boşanmayı içermektedir. Psikolojik Boşanma: Boşanmanın sonuçları arasmda tartışılan sorunların başında çift olarak yaşamaya alışmış olan bireylerin boşanma sürecinde ve sonrasında yaşadıkları ruhsal değişim gelmektedir. Yalnızlık, korku ve kimi zaman depresyon şeklinde seyreden psikolojik değişimler bireyler üzerinde önemli etkiler bırakmaktadır. İlkin boşanmayı kabul etmeyen çiftler daha sonra kabullenme ile birlikte bu sürece alışmaktadır. Kimi zaman yalnız yaşamayı sürdürme kimi zamanda bu kabullenme ile birlikte yeniden evlenmeyi tercih edebilmektedir. Boşanmaya ilişkin bu evereler boşanmanın etkilerinin sadece bireysel olmadığının, toplumsal boyutta yaşandığını da göstermektedir. Özellikle boşanma sürecinde yaşanan belirsizlik, öfke, suçluluk, başarısızlık, duygusal çelişkiler bir yandan önemli psikolojik sorunlar iken, boşanma sonrası bireyle 212
121 rin yeni statüsünün toplumsal olarak kabul edilmesi de hem bireysel hem toplumsal ölçekte önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumsal cinsiyet açısından değerlendirildiğinde yapılan çalışmalar, kadınların boşanma sonrası statülerinin toplumsal kabulünün daha zor olduğunu, damgalama ve soyutlamayla daha çok başa çıkmak zorunda kaldığını göstermektedir (Arıkan, 1996). Boşanma bir yandan etkileriyle ve ortaya çıkardığı sorunlar önemli bir stres kaynağı iken, öte yandan ailenin tüm bireyleri için yeni bir yaşamın da kaynağıdır. Özellikle kötü biten evliliklerde boşanma çiftler için daha iyi bir çözüm olabilmekte, kötü evliliğin yol açtığı sorunlardan daha az hasar bırakabilmektedir. BOŞANMANIN ÇOCUKLAR ÜZERİNDEKİ ETKİSİ Boşanmanın sonuçlarına ilişkin tartışılan konuların başında boşanmanın çocuk üzerinde yol açacağı sorunlardır. Aileye ilişkin çalışmalarda ailenin temel işlevlerinden birinin çocuğun sosyalleşmesi olduğu, özellikle fiziksel rahatlığı, sağlığı, eğlencesi ve refahı, eğitimi aile tarafından karşılandığı tartışılmaktadır. Çocuğunun doğumundan itibaren en önemli yıllarının aile içinde geçmesi, diğer kuramlarla ilişkisinin daha sonra başlaması ve aile üyelerinin toplum hayatmda oynadığı rolün önemi, sevgi ve yakınlık, davranışlar ve tutumların ana-babadan çocuğa geçmesi boşanma sürecinde tekrar tartışmaya açılan konulardır (Bulut, 1993: 4). Çünkü "Çocuk ve ergen için aile, aidiyet bilinci edinme, modelleme ortamı, değer ve norm kazanarak sosyalleşme, sosyal onay aracılığıyla statü kazanma ve kimlik inşa etme açısından önemlidir (Yıldırım, 2005: 100). Dolayısıyla boşanma ve bunun yol açacağı sorunlar da en başta çocukları etkilemektedir. Boşanmanın çocuk üzerinde etkisi konusunda farklı görüşler söz konusudur. Özellikle boşanmaya karşı olanlar, ailenin yıkılması ile çocuğun güvencesinin tehlikeye düştüğünü, çeşitli sorunlara yol açtığmı söylerken, taraftar olanlar da, sürekli uyumsuzluğun var olması halinde çocuğun tehlikeden kaçınmayacağını ve evliliği sona erdirmenin onun için daha olumlu olduğunu ifade etmektedir (Bilir; Dabanlı, 1990: 144). Bazen de evliliği anlaşmazlığa giren birçok çocuklu çift çocuklar büyüyüp evden ayrılana kadar, kişisel isteklerini bir kenara atıp evliliği sürdürmeyi düşünebilmektedir. Fakat birçok araştırma çocukların iyiliği adma sürdürülen evliliklerin gerek çiftler üzerinde gerekse çocuklar üzerinde daha travmatik etkiler bıraktığı yönündedir. Bazen, bir arada kalmak, çocuklara, anlaşamayan eşlerin boşanmasından daha çok zarar verebilmektedir. Araştırmalar, kasıtlı sessiz kalmalardan, sürekli bağrış çağırışlardan, fiziksel şiddet göstermeye kadar çeşitli anlaşmazlıklara şahit olmuş çocukların, boşanmış aile çocuklarından daha uyumsuz olduklarını ortaya koymaktadır (Türkarslan, 2007). Mutsuz sürdürülen evliliklerin çocu 213
122 ğun üzerinde önemli psikolojik ve sosyal etkileri olduğu kadar bu evliliklerin sonlandırılmasınm da sonuçları ağır olabilmektedir. Uzun dönemli yapılan çalışmalarda parçalanmış aileden gelen çocukların, diğerlerine göre sosyal, psikolojik ve fiziksel gelişimde olumsuz yönde belirgin farklar olduğunu ortaya koymaktadır (Amato; Booth, 1991). Çalışmalar bize benzer sosyal sınıftan gelen ebeveynleri boşanmış olan çocukların, ebeveynleri evli olanlara göre yetişkinliğe adım atarken çocukluk ve ergenlik dönemi boyunca davranışlarında çeşitli farklılıklar olduğunu göstermektedir. Çocukluk döneminde davranış ve psikolojik uyum sorunu, benlik saygısı, başarı gibi sorunlar kendini gösterebilmektedir (Richard, 2001: 262). Bu çocuklar ileri yaşlarda evlilik hakkında kaygı duyabilmekte veya evlenmeyi daha az istemekte ya da başarılı bir ilişki kurma konusunda karamsar olabilmektedir (Sayar, 2007). Boşanma ve çocuk ilişkisinde tartışmalar daha çok boşanmanın yol açtığı ve yol açabileceği sorunlar üzerinde yürütülmekte ve bu konuda çeşitli araştırmalar yapılmaktadır. Boşanmanın çocuk üzerinde olası etkileri birçok etmene bağlı olarak ele alınmakta, özellikle Çocuğun yaşı, cinsiyeti, kişilik özellikleri, boşanmaya neden olan ailesel sorunların niteliği ve onun bu sorunu algılama biçimi, boşanma öncesi ve sonra çocuğun içinde yaşadığı ortam, ebeveynlerin tutumu bu bağlamda tarüşmaya açılmaktadır (Akyüz, 1978: 3). Çocuğun yaşının boşanma deneyimini algılayışı ve sonrasmda karşılaştığı sorunlar açısından önemli bir faktör olduğu tartışılmaktadır. Bilir ve Dabanlı'ya göre (1990:145) Piaget'in egosantrik düşünce olarak tanımladığı çocuğun çevresindeki olayları kendi yaşam dünyasına göre yorumlama eğiliminde olması, çeşitli yaş gruplarının boşanma sürecini farklı algılamasını ve yorumlamasını beraberinde getirmektedir. Boşanma olayı özellikle sekiz yaşın altında ki çocuklar için birçok güçlüğü beraberinde getirirken, daha fazla bilgi deneyimi kazanmış olan ve psikososyal yönden daha çok gelişen sekiz yaşın üzerindekiler, olayı daha farklı biçimlerde yorumlarlar. Küçük yaştaki çocuklar boşanma sürecinde kızgın ve öfkeli davranan ebeveyninin davranışının nedeni olarak kendisini görerek egosantrik düşünceden kurtulamaz. Bu süreç içinde ben olmasam annem babam boşanmazdı, benim yüzümden ayrıldılar" gibi kendini suçlayıcı duygular içine giren çocuklar, eğer bunun aksine ikna edilmezlerse büyüyünce de çok büyük duygusal sorunlar yaşayabilirler (Türkarslan, 2007:105). Çalışmalar boşanma sonrasmda çocuklarda görülen tepkilerin genellikle ortak olduğu ve bunların duygusal, psikolojik ve fiziksel olduğu yönündedir. Türkaslan'a (2007: ) göre ise boşanma sonrasında çocuklarda görülen ortak tepkiler: suçluluk, korku, öfke, üzüntü, barışma arzusu, yemek yeme ile ilgili sorunlar, uyku sorunları, yalnızlık, reddetme, gerileme, okul sorunları, fiziksel sorunlardır. Anne-babasının ayrılmasını kabullenmeyen çocuk yalnız kalma korkusu içinde yaşar. Küçük yaştaki çocukların-bundan daha fazla etki 214
123 lendiği gözlemlenmekte, özellikle okul öncesi yaştaki çocukların korkusu, birlikte yaşadıkları ebeveynin de onları bir gün terk edebileceği ve yatacakyiyecek yer bulamamaktan ve giden ebeveynin onları sevmeyeceği yönündedir. Şentürk'ün (2006) Parçalanmış aile çocuk ilişkisinin ortaya çıkardığı sosyal problemleri tartıştığı "Parçalanmış Aile Çocuk İlişkisinin Sebep Olduğu Sosyal Problemler (Malatya uygulaması)" adlı araştırması bize benzer sonuçları vermektedir. 280 parçalanmış aileden gelen ve 280 ailesiyle yaşayan çocukla gerçekleştirdiği araştırmasında parçalanmış ailelerden gelen çocuklarm diğerlerine göre birçok problemle mücadele etmek zorunda kaldığı tespit edilmiştir. Araştırmada ailenin parçalanmasının ve içinde yaşanılan olumsuz aile koşullarının çocuğun eğitimde başarısız olmasma neden olduğu, içe kapanıklık, düşük benlik saygısı, depresyon, sadist tutum ve davranışlar seklinde görülen ruh sağlığı problemleri yasaması neden olduğu, saldırganlık, şiddet, suç işleme ve intihar etme eğilimleri olarak anti sosyal davranışlar göstermesine etki ettiği, "anomi ve yabancılaşma" yasamasma neden olduğu, sigara, alkol ve uyuşturucu bağımlığına yönelttiği, çocuk işçiliği veya çalışan çocuk gibi sorunları ortaya çıkararak çocuğun gelecek yaşantısını olumsuz etkilediği saptanmıştır. Benzer sonuçlar yurtdışında yapılan çalışmalarda da ortaya konulmakta, anne-babası boşanmış olan çocukların okul başarısı, benlik saygısı, sosyal uyum, psikolojik uyum gibi sorunlarla boşanmamış aileden gelen çocuklara göre daha çok baş etmek zorunda kaldığı saptanmaktadır (Amato; Keith, 1991; Demo; Acock: 1996). Bu çalışmalar bir yandan boşanmanın yol açtığı sorunları ortaya koyarken, Öte yandan kötü giden evliliklerin çocuklar üzerindeki etkilerini de tartışmaktadır. İçinde yaşanılan olumsuz aile koşularının özellikle şiddetin, çatışmanın ve baskının sadece çiftleri etkilemediği, çocukları da derinden etkilediği bir gerçektir. YENİDEN EVLENM E Boşanma olgusu söz konusu olduğunda daha çok yıkıcı etkileri tartışılmakta, kötü ve çatışmalı giden bir evliliğin sonlandırılmasının bireyler için yeni bir yaşamın başlangıcı olabileceği konusu daha çok göz ardı edilmektedir. Nedeni ne olursa olsun boşanmanın gerek çiftler gerekse çocuklar için yıkıcı etkileri yüzünden zor bir deneyim olduğu çalışma içinde sıklıkla tartışılmakla birlikte, bireyler için yeni bir yaşam döngüsünün de başlangıcı olabileceği de vurgulanmaktadır. Toplumsal yaşamın klasik, aile döngüsü içinde bireyler evlenme, ebeveyn olma ve daha sonra büyük-anne veya büyük-baba olma gibi birçok aşamadan geçerek ailenin yeniden üretimini sağlamaktadır. Fakat günümüzde değişen sosyo-kültürel ve ekonomik yapıyla birlikte bu klasik yaşam döngüsü değişerek sorgulanmaya açılmıştır. Korkut'a göre (2003; 102) bu döngü; bo- 215
124 sananların, yeniden evelenenlerin, göç edenlerin hiç evlenmemeyi seçenlerin, eşcinsel birlikteliklerin ve evlat edinenlerin yaşamını açıklamaya yetmemektedir Boşanmayla ilişkili olarak yeniden evlenme olgusu da klasik yaşam döngüsünü hem tekrarladığı hem de yıktığı için önemli bir tartışma konusu olarak karşımız çıkmaktadır. Yeniden evlenme olgusu yeni bir aile kurma çabası içerdiği için klasik yaşam döngüsünü tekrarlarken, bir yandan da evliliğin ebedi bir birliktelik olduğu görüşünü yıktığı ve özellikle üvey aile durumunu ortaya çıkardığı için bu döngüyü sorgulamaya da neden olmaktadır. Boşanma sonrası yaşanan psikolojik ve sosyal değişimlerin üstesinden gelmeye çalışan çiftler, kendilerine yeni ve daha mutlu bir yaşam kurma çabasına girerler. Bu çabalardan biri de tekrar evlenme durumudur. Fakat bu süreç boşanma süreci gibi kimi sancıları içerebilmektedir. Yeniden evelenmeyi de belli aşamalara ayırarak inceleyen Carter ve Mc Goldrick'e göre, ilk aşama; yeterli duygusal boşanma gerçekleştiği özellikle de evliliğin kaybına dair iyileşme yaşandığı zaman, yeniden evlenmenin karmaşıklığı, belirsizliği ile başa çıkmayı ve hazır oluşu içerir. Bunun ilk adımı yeni bir ilişkiye giriş içerirken bunu daha sonra yeni bir evlilik ve aile planlama çabası takip eder. Bu süreç kendisinin ve çocuklarının korkusunu kabul etmeyi, sorunların karmaşıklığı ve belirsizliği için kendisine zaman tanıyıp sabır göstermeyi ve çok çeşitli yeni rolleri ve duyguları (öfke, suçluluk, sadakat ve incinmeler) içeren bir süreçtir. Daha sonra bunu yeniden evlenme ve ailenin yeniden yapılandırması ile akrabalık bağlarını tekrar güçlendirme takip eder (Korkut, 2003: 108'de aktarıldığı gib). Yeniden evlenme süreci özellikle çocuklu çiftler için daha karmaşık ve zor aşamaları içerebilmektedir. Kabullenme aşaması ve yeniden evlilik gerçekleştikten sonra üvey aile içinde yaşanan ilişkiler bu süreci zorlaştıran faktörlerdir. Özellikle Batı Avrupa'da ve Amerika'da boşanma oranına paralel olarak yeniden evelenme oranı da artmakta ve bunun sonucu artan üvey aile ve bu durumla ilgili sorunlar önemli bir tartışma konusu olarak karşımıza çıkmaktadır (Bray, 1988, Stewart&Brentano, Cornelia: 2006). Aile içi ilişkiler, değişen roller, çocukların üvey ebeveyni kabul etme süreci, aile içi iletişim, çocuk ve üvey ebeveyn ilişkisi tartışılan konulardan bazılarıdır (Stewart&Brentano, Cornelia: 2006: ). Yeniden evelenme, boşanma sürecinde olduğu gibi belli aşamaları ve zorlukları içermekte, etkileri çiftler ve çocuklar üzerinde farklılaşmaktadır. Yeniden evelenme aynı zamanda belli değişkenler ışığında ele alınıp incelenmesi gereken bir konudur. Çünkü yeniden evelenme isteğine ve oranına farklı toplumsal ve bireysel faktörler etki edebilmektedir. Özellikle yaş, cinsiyet, çocuk olup olmadığı, yerleşim yeri, ırk, eğitim gibi temel değişkenler yeniden evlenmede ele alınıp tartışılmaktadır (Stewart&Brentano, Cornelia: 2006: , Bumpass; Sweet; Martin: 1990). Yapılan araştırmalar genç yaşta olan bireylerin daha ileri yaşta olan bireylere göre yeniden evlenme eğilimin 216
125 de olduğunu, özellikle 25 yaş altı bireylerde yeniden evlenme oranlarının daha yüksek olduğunu, 40'lardan sonra bu oranın azaldığını saptanmaktadır (Stewart&Brentano/ Comelia: 2006: 214, Bumpass; Sweet; Martin: 1990: 748). Artan uzun ömür, sağlık koşullarındaki iyileşme yeniden evlenme şansını ve yaşını yükseltmektedir. Cinsiyetler arası yeniden evlenme durumu incelendiğinde ise erkeklerin kadınlara göre daha çok yeniden evlendiği, eğer çocuklu değilse hiç evlenmemiş birini tercih ettikleri, eğer çocuklu ise boşanmış birini tercih edebildiği görülmektedir. Kırsal kesimde yaşayan kadınların ise kentte yaşayan kadınlara göre daha çok yeniden evlendikleri görülmüştür. Özellikle yaşam koşulları, işsizlik, yoksulluk gibi etkenler bu durum üzerinde etkili olan faktörler olarak belirtilmiştir (Stewart&Brentano, Comelia: 2006: 216). Yapılan çalışmalar ışığında eğitimin de yeniden evlenme üzerinde önemli bir değişken olduğu saptanmış, özellikle erkeklerde bu durumun kadınlara göre daha belirgin bir şekilde görüldüğü vurgulanmıştır (Bumpass; Svveet; Martin: 1990: 752). Yeniden evelenme süreci aynı zamanda toplumsal ve kültürel değerlere göre de şekillenmektedir. Çünkü boşanma ve yeniden evleneme sonrası bireylerin yeni statüsünün toplumsal kabulü bireylerin vereceği kararı etkilemektedir. * SONUÇ Boşanma tüm aile bireyleri için belli güçlükleri ve sorunları beraberinde getiren çok geniş etkileri olan bir olgudur. Dünya üzerinde boşanmalardaki artış boşanmayı bireysel bir sorun- olmaktan çıkarmış, toplumsal bir sorun olarak ele alınmasına neden olmuştur. Etkileri ve sonuçlarıyla toplumsal yapının diğer öğelerini de etkilemekle birlikte, toplumsal yapının diğer öğelerinde meydana gelen değişmeler de boşanma üzerinde etkili olmuştur. Dinin azalan etkisi, evlilik ve boşanmaya ilişkin yapılan yasal düzenlemeler, toplumsal beklentilerde ortaya çıkan değişmeler, ekonomik gelişmeler bunlardan sadece bazılarıdır. Aynı zamanda boşanma, aile kurumunu ortadan kaldırdığı, sürdürülebilirliğini tehdit ettiği ve yeni aile tiplerini ortaya çıkardığı, çocukların üvey ailede ya da parçalanmış ailede sosyalizasyonunu sağladığı için istenmeyen bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Boşanmanın kişilerin yaşam döngüsü içinde önemli ve beklenmedik bir geçiş süreci olarak görülmesi, yukarıda tartışılan birçok soruna yol açmakla birlikte gerek çiftler, gerekse çocuklar için yeni bir yaşam tarzı ve bazen de yeni bir aile kurmayı da beraberinde getirmektedir. Stress kaynağı ve önemli bir sorun olarak görülen boşanma, şiddetli ve mutsuz bir evliğin travmatik sonuçlarından bazen daha az hasar verebilmekte, yeni bir yaşam kurmak için önemli bir geçiş olabilmektedir. 217
126 KAYNAKÇA \ Aile Yapısı Araştırması (2006), T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yayınları, Ankara. Akyüz E., (1978), "Boşanmanın Çocuk Üzerindeki Etkileri", Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 1978,10 (1-2): 1-6. Amato P. R., Previti D., (2003) "People's Reasons for Divorcing : Gender, Social Class, the Life Course, artd Adjustment", Journal of Family Issues, 24: , Amato P. R., Booth A., (1991) "Consequences of Parental Divorce and Marital Unhappiness for Adult VVell-Being", Social Forces, 69 (3): Amato P. R., (2000) "The Consequences of Divorce for Adults and Children", Journal of Marriage and the Family, 62: Amato P. R., Keith B., (1991) "Parental Divorce and the VVell-Being of Children: A Meta-Analysis", Psychological Bulletin, 1 (1): Arıkan Ç., (1996), Halkın Boşanmaya İlişkin Tutumları Araştırması, T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yayınları, Ankara. Atakan S. A. (1990) "Boşanma Sürecinde Yaşanan Evreler", Aile Yazılan- 4, Beylü Dikeçligil, Ahmet Çiğdem (Der.), T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, Ankara: Battal A. ve Diğerleri, (2008) "Boşanma Sebepleri Bilimsel Araştırma Projesi Uygulama Sonuçlan", T.C. Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü, İstanbul. Bidwell L. D. M., Mey B. J. V., (2000) Sociology of the Family: Investigating Family Issues, Boston. Bilir Ş., Dabardı D., (1990) "Ailelerde Boşanma Vakaları Sonucu Çocukların Geliştirdikleri Tepkiler ve Bu Tepkileri Doğuran Faktörler", Aile Yazılan- 3, Beylü Dikeçligil, Ahmet Çiğdem (Der.), T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu, Ankara: Bohannon P., (1970) "The Six Stations of Divorce", Divorce and After, Paul Bohannon (Edt.), Doubleday and Company, New York: Boşanma Nedenleri Araştırması (2009), T.C. Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü. Bray J. H., (1988) "Children's Development During Early Remarriage", İmpact of Divorce, Single Parenting and Stepparenting on Children, E. Maviş Hetherington, Josephine D. Arasteh, Lawrence Erlbaum Associates (Edt.), New Jersey: ,. Bulut I., (1993) Ruh Hastalığının Aile Bireylerine Etkisi, Başbakanlık Kadın ve Sosyal Hizmetler Müsteşarlığı Yayınları, Ankara. Bumpass L., Sweet J Martin T.C., (1990) "Changing Pattems of Remarriage", Journal of Marriage and Family, 52 (3): Coontz S., (2006) "The Origins of Modem Divorce", Family Process, 46 (1): Demo D. H., Acock A, C "Family Structure, Family Process and Adolescent VVell- Being", Journal of Research on Adolescence, 6 (4): Furstenberg F. F., (1990) "Divorce and the American Family", Annual Review of Sociology,16:
127 Kneip T., Bauer G., (2009) "Did Unilaterâl Divorce Laws Raise Divorce Rates in Westem Europe?", Journal of Marriage and Family, 71: Kneip T., Bauer Gv (2007) "Efföcts of Different Divorce Probabilities on Famale Labor Force Participation and Fertility", Arbeitspapiere VVorking Papers-102. Korkut Y., (2003) "Bir geçiş Krizi olarak Boşanma", Psikoloji Çalışmaları Dergisi, 23: Nevvman D. M., (2008) Families a Sociological Perspective, McGraw-HilI, Newyork, Richards M. P.M., (2001) The Interests of Children at Divorce", The Sodology of the Family, Graham Allan (Edt.), Blackwell Publishers: Oxford: Sayar K., (2005) "Parçalanmış Ailelerde ve Çocuklarında Görülen Problemler", Günümüzde Aile Sempozyumu Aralık,, /sayfalar.asp?s=158. Simonsson P., Sandström G., (2011) "Ready, Willing, and Able to Divorce: An Economic and Cultural History of Divorce in Twentieth-Century Sweden", Journal of Family History, 2(36): Stevenson B., Wolfers }., (2007) "Marriage and Divorce: Changes and Their Driving Forces", Journal of Economic Perspectives, 21 (2): Stevenson B., (2008), "Divorce Law and Women's Labor Supply", Journal of Empirical Legal Studies, 5: Şentürk Ü., (2008) "Aile Kurumuna Yönelik Güncel Riskler", Aile ve Toplum, 4(14): 7-32 Şentürk Ü v (2006) "Parçalanmış Aile Çocuk İlişkisinin Sebep Olduğu Sosyal Problemler (MaiatyaUygulamâsı)", Yayınlanmamış Doktora Tezi, İnönü Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Malatya. Toth K., Kemmelmeier M., (2009) "Divorce Attitudes Around the World : Distinguishing the Impact of Culture on Evaluations and Attitude Structure", Cross-Cultural Research, 43(3): Türkarslan N., (2007) "Boşanmanın Çocuklar Üzerine Olumsuz Etkileri ve Bunlarla Baş Etme Yollan", Aile ve Toplum,* 3 (11): White Lynn K., (1990), "Determinants of Divorce: A Review of Research in the Eighties", Journal of Marriage and Family, 52 (4): Yıldırım E., (2005) "Bir Modernite Rüyası : Ailenin Sonu mu? -Kütahya Yetiştirme Yurdu Örneği", Aile ve Toplum, 2 (8): Zagorsky J. L., (2005) "Marriage and Divorce's İmpact on VVealth", Journal of Sociology, 41:
128 Aile İçi Sorunlar ve Ailelere Verilen H izm etler «! *T?, AN : A BASLIKLAR r,. Farklı Aile Yapiları Geçmişten Günümüze Aile Aile içi Problemler
129 256 Bölüm 6 \ S Bu bölümde dünyadaki farklı aile yapılarıyla ilgili kısa bir girişin ardından aşağıdaki öğrenme hedefleri çerçevesinde bilgilere yer verilecektir: Öğrenme hedefleri A Sömürgecilik dönemlerinden bu yana Amerikan ailesinde yaşanan değişimleri sunmak. B Amerikan aile yapısındaki, boşanma, sahte evlilik, aile içi şiddet, çocuk cinsel istismarı, evlilik dışı doğumlar ve tecavüz gibi güncel sorunları ortaya koymak. Ayrıca ailelerin sorunları için sunulan güncel sosyal hizmetleri de ele almak. Farklı Aile Yapıları Aile, her kültürde bulunan sosyal bir kurumdur. Aile, genel olarak "evlilik, soy ya da evlat edinme yoluyla bir araya gelip, ortak bir evde yaşayan insan grubu" şeklinde tanımlanır.1 Fakat bu tanımın bireylerin kendilerini aile olarak gördüğü bazı yaşam koşullarını içermediğini belirtmek gerekir. Örneğin: İki üvey çocuk büyüten ve yıllardır aynı evde yaşayan karı-koca. Evli çiftlerden birinin, askerlik görevi, hapis cezası gibi çeşitli nedenlerle evinden uzakta yaşadığı bir aile. Yasal olarak hiçbir zaman evlenmemiş olan fakat yıllardır sevgili olarak birlikte yaşayan bir erkek ve bir kadın. İçlerinden birinin önceki heteroseksüel ilişkisinden olan çocuğu büyüten iki lezbiyen sevgili. Açıktır ki, ailenin tüm biçimlerini içine alacak, genel bir aile tanımının geliştirildiğini henüz söyleyemeyiz. Farklı kültürlerde farklı aile yapıları görülmektedir. Bazı toplumlarda, eşler birbirlerinden ayrı yaşarken, bazılarında çocuk sahibi olan eşlerin uzun bir süre birbirlerinden ayrı yaşamaları bek- lenir. Az sayıda ülkede, kadınların birden fazla koca edinmesine izin verilir. Bazı kültürlerde evlilik öncesi ve evlilik dışı ilişkiler doğal görülmekte hatta teşvik edilmektedir. Bazı toplumlarda yetişkin ve çocukların bir arada yaşadığı büyük topluluklar bulunur. Çocukların yetişkinlerden ayrı yaşadığı topluluklar da bulunur. Bu toplulukların olmadığı kimi toplumlarda çocuklar genetik aileler yerine vekil aileler tarafından büyütülmektedir. Gey ve lezbiyen ilişkilerin belli şekillerde desteklendiği, çok az olmakla birlikte heteroseksüel evliliklerin yanında eşcinsel evliliklerin de tanındığı toplumlar da vardır. Çoğu kültürde evlilikler hâlâ aileler tarafından düzenlenmektedir. Bazı toplumlar romantik ilişkileri kesinlikle tanımaz. Kimi toplumlarda, erkeğin kendisinden oldukça genç bir kadınla evlenmesi beklenir. Kadının kendisinden genç bir erkekle evlenmesini uygun gören toplumlar da vardır. Bir erkeğin bazı toplumlarda babasının erkek kardeşinin kızıyla evlenmesi; bazı toplumlarda ise annesinin kız kardeşinin kızıyla evlenmesi beklenir. Birçok toplumda akraba evlilikleri yasaklanmış olmasına
130 Aile içi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler i f e v - - Fotoğraftaki gibi geniş aileler pek çok toplumda hâlâ egem en durumdadırlar. Kayseri'nin Pınarbaşı ilçesine bağlı Eski Yassıpınar köyünden bir geniş aile örneği. Durdu Baran Çıncı rağmen, iki kardeş veya iki kuzen arasında yapılan evliliği destekleyen toplumlar mevcuttur. Bunun yanı sıra, bazı toplumlar henüz doğmamış bebekleri birbirleriyle evlendirmektedirler. (Eğer bebekler yanlış cinsiyette olursa evlilik bozulur.) Bireyler, genellikle yaşadıkları toplumların kalıplarını normal olarak kabul ederler, birçok kişi de, kendisini, bu kalıba uymak zorunda hisseder. Herhangi bir değişim genellikle şüphe ile karşılanır ve savunma mekanizması geliştirilir. Yaşanan bu değişimlerin çoğu, doğal olmayan, ahlakdışı ve aile yapısını zedeleyici değişimler olarak görülmektedir. Tüm bu farklılıklara rağmen, tüm aile yapıları pratikte geniş aile ve çe- * Türkiye'de bebekken ya da anne karnındayken evlendirme gibi uygulamaları görülen, beşik kertmesi buna örnektir, (ç.n.) kirdek aile olmak üzere iki gruba ayrılmaktadır. Geniş aile, anne-baba, büyükannebüyükbaba, çocuklar, torunlar, amca, teyze, kayınlar ve kuzenler gibi pek çok akrabanın bir arada yaşadığı aile tipine denir. Geniş aile yapısı, sanayi öncesi toplumlarda daha baskın olan aile tipidir. Bu aile yapısı içerisinde, çiftçilik, ev içi işler ve diğer görevler aile fertleri arasında paylaşılmıştır. Çekirdek aile ise yalnızca evli çiftin ve çocuklarmm bir arada yaşadığı aile tipidir. Çekirdek aile geniş aileden türemiştir. Geniş aileler birçok "ele" ihtiyaç olan tarım toplamlarında daha işlevseldir. Çekirdek aile, sanayileşmiş toplumların karmaşık yapısına daha uygundur. Bunun nedeni, daha küçük boyutu ve potansiyel coğrafi hareketliliğiyle, daha iyi bir iş için taşınma gibi değişken koşulla
131 ra daha kolay adapte olabilmesidir. ABD ve bazı diğer ülkelerde, bekar ebeveynli aile şeklinde yeni bir aile yapısı ortaya çıkmaktadır. Bu aile yapısı, bekar bir kişinin evlat edinmesi, bir kadının evlilik dışı çocuk sahibi olması veya evli bir çiftin boşanması durumunda genellikle kadının çocuklarm velayetini alması gibi çeşitli yollarla ortaya çıkar. Bekar ebeveynli aile yapısı ABD'de %28 gibi büyük bir orana sahiptir.2 Günümüzde çocuklu gey ve lezbiyen çiftler veya bekar ebeveynli aileler toplum tarafından kabul görmemekte ve dışlanmaktadır. Geçmişten Günümüze Aile Sanayi Ö ncesi Toplum da A ile Yapısı Aileyi genellikle çok az değişimin gerçekleştiği durağan bir kurum olarak görürüz. Şaşırtıcı bir şekilde, kolonyal dönemden beri birçok değişim meydana gelmiştir. ' 18001ü yıllar öncesinde, Amerika'da, ekonomi tarıma dayanmaktaydı. İnsanların çoğu, köylerde ve kırsal alanlarda yaşamaktaydı. Sanayi öncesinde yaşayan bu toplumlarda, ulaşım ve taşımacılık oldukça zor ve kısıtlıydı. Aileler neredeyse tamamen kendi kendine yetebilmekte, tüketilen her ürünün büyük kısmı tarlalarda aileler tarafından üretilmekteydi. Bu dönemde, toplumda baskın olan aile yapısı, her ferdin farklı sorumluluk ve göreve sahip olduğu geniş aileydi. Ekonomik kaygılar aile yapısı üzerinde etkili olmuştur. Evlilik ve çocuk sahibi olmak oldukça önemliydi. Ekme, ürünleri toplama, sığır ve diğer hayvanları yetiştirme işleri için büyük bir aile gerekiyordu. Daha fazla çocukla, evli bir çift daha fazla alanı ekebilir ve böylece daha çok kâr edebilirdi. Aileler yapılması gereken işe katkısının olması için oğullarının, güçlü, hamarat kadınlarla evlenmesini istiyorlardı.3 Cuber, John ve Thompson'm eserinde, sanayi öncesi Amerikan toplumunda yaşayan bireylerin bu dönemde kabul gören kültürel inançlardan oluşan bir monolitik kod geliştirdiklerine dikkat çekilmiştir.4 Monolitik kod yalnızca tek bir davranış biçimine izin veriyordu. Bu kodun öğeleri şunlardır: 1. Yetişkin çağa gelenlerin evlenmeleri beklenirdi. Kadınların on sekiz yirmi yaşlarında evlenmeleri beklenir. Evliliği geciktiren ya da hiç evlenmeyen kadınlar "kız kurusu" ya da "evde kalmış" olarak görülür. 2. Evlilikler daimi olmalıydı. Boşanma oldukça az görülür ve diğer bireyler tarafından eleştirilirdi. 3. Bir kişinin ailesinin çıkarını kendi çıkarından üstün tutması beklenirdi. Örneğin; bir kişinin kimle evlenmek istediğiyle ilgili tercihi anne-babarun, aile için neyin iyi olduğuyla ilgili düşüncesinden daha önemlidir. 4. Evlilik öncesi cinsel ilişki yasaklanmıştı. Bu konuda bir çifte standart vardı. Evlilik öncesi veya evlilik dışı ilişki yaşayan kadınlar toplum tarafından erkeklere göre daha fazla dışlanır ve damgalamrdı. 5. Evli çiftlerden, çocuk sahibi olmaları beklenirdi. Çocuklar yalnızca ekonomik bir varlık olarak değil, aynı zamanda İncirin "verimli olun ve çoğalın" emri gereği dini bir yükümlülük olarak görülürdü. 6. Ebeveynler, bedeli ne olursa olsun çocuklarına bakmakla, çocuklar da ebeveynlerin kararlarına saygı duymakla yükümlüydü. Ebeveynler kısmen engel
132 Aile içi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler 259 li hale geldiğinde ise (mesela yaşlılıkta) çocuklar onlara bakmalıydı. 7. Baba, önemli kararlan al an ve aileyi yöneten kişiydi. Eş ve çocukların, babanın kararlarına uyması ve saygı duyması gerekirdi. Erkek olmanın sayısız avantajı vardı. Kadınlar evlilikten sonra ailelerini bırakır ve kocasının (genellikle anne-babasının yanma veya yakınma) evine taşınırlardı. Erkek çocuk evlilik sonrası kendi evinde kalmaya devam ettiği için daha kıymetliydi. Aile içinde kadının görevi, temizlik, bulaşık, yemek pişirme çeşitli ev işleri ile ilgilenmekti. Bütün bunlara bakılarak söylenebilir ki, sanayi öncesi Amerikan toplumu açıkça ataerkildi. Bu inançlar birçok insan tarafından o kadar güçlü bir şekilde benimsenirdi ki, yaşamanın ahlakî yolu olarak görülürdü. Bunları ihlal etmek, doğaya ve Tanrıya karşı gelmek demekti. (İleride göreceğimiz gibi, bu kodun kalıntıları toplumlarda hâlâ mevcuttur.) Sanayi Topium unda Aİİe Yaklaşık 200 yıl önce gerçekleşen Sanayi Devrimi, aile yaşamının yapısında büyük değişikliklere neden oldu. Sanayi Devrimi sonrası, tarlaların ve küçük çiftliklerin yerini, üretim merkezi olarak büyük ölçekli işletmeler almıştır. Kentleşmeyi sanayileşme tetiklemiş ve birçok aile topraklarını bırakıp büyük oranda kentleşmiş ve yarı kentleşmiş bölgelerde yaşamaya başlamıştır. Üretim bantlarında seri olarak veya karmaşık araçlar ve teknolojiyle üretilen ürünler, küçük aile çiftliklerinde ya da aile atölyelerinde üretilenlerden daha ucuz hale gelmiştir. Ailenin ekonomik üretkenlik işlevini giderek yitirmesiyle birlikte, diğer değişiklikler ortaya çıkmıştır. Ailelerde önemli ekonomik rolleri yerine getirmesi için daha az insana ihtiyaç duyulmuş, sanayileşmiş toplumlardaki istihdam olanaklarını doldurabilmeleri nedeniyle daha küçük aileler işlevsel hale gelmiştir. Böylece bireyciliğe doğru bir yönelim baş göstermiştir. Bireyciliğin temel unsurlarından biri, bireyin isteklerinin ailenin isteklerinden önce geldiğine olan inançtır. Bu durumun bir sonucu olarak, bir eşin tercihinin aileninkine göre değil, kendi önceliğine göre gerçekleşmesi giderek meşru hale gelmiştir. Bunun yanında, ekonomik-üretkenlik işlevlerinin azalmasıyla, çocuklar ekonomik yük durumuna gelmiştir. Sanayi topiumunda ebeveynler, çocukların diğer aile fertleri gibi çalışmaması fakat buna rağmen yeme, içme, giyinme gibi ihtiyaçlarının hala var olması nedeniyle, daha az çocuk sahibi olmaya başlamışlardır. Sanayi toplumuyla birlikte sayısız başka değişiklik de meydana gelmiştir. Kısmen, çocukların kurumsal eğitim görmesi nedeniyle yaşlıların tecrübesi önemini yitirmiştir. Hızla değişen sanayi topiumunda, yaşlı işçilerin iş yetenekleri neredeyse ortadan kalkmıştır. Bunun sonucunda yaşlılar öncesine göre daha az itibar görmeye başlamıştır. Kadınlar kademeli olarak oy hakkı kazanmış, son 50 yıl içerisinde, feminist hareket, cinsel ahlak konusundaki "çifte standart" durumunu gündeme getirmiştir. Her alanda kadın erkek eşitliği vurgulanmakta, giderek daha çok kadm, eskiden sadece erkekler için uygun görülen işleri yapmaktadır (polis memurluğu gibi). Cinsellik bugün daha açık bir şekilde tartışılabilmekte ve evlilik dışı ilişkiler oldukça yaygınlaşmak
133 260 Böliim 6 tadır.5 Ne var ki, AIDS'e yakalanma kaygısı, birçok yetişkinin cinsel temaslarını azaltmasına neden olmuştur. (AIDS'e yakalanma ihtimali cinsel partnerlerin sayısının artmasıyla birlikte yükselmektedir.) Bütün bu değişimlere rağmen, monolitik kod sistemi hâlâ tam anlamıyla yok olmamıştır. Bazı kişiler hâlâ evli bir çiftin boşanmasına, çocuk sahibi olmama tercihine ya da bekar birinin hamile kalmasına ya da evlenmeme tercihine karşı çıkmaktadır. Sosyolog William Ogburn 1938 yılında sanayileşme ve teknolojik gelişmelerin bir sonucu olarak Amerikan ailesinin işlevinde ortaya çıkan değişimleri şöyle özetlemiştir:6 1. Ekonomik-üretken düzen yok olmuştur. Birçok ailede, gelir artık evin dışında sağlamaktadır. 2. Ailenin koruyucu işlevi yok olmuştur. Bu görevi aile yerine artık polis, hastaneler, sigorta şirketleri ve koruyucu evler gibi kurumlar üstlenmiştir. 3. Ailenin eğitici işlevi son derece azalmıştır. Bu görevi, okullar, günlük bakım merkezleri ve diğer eğitim programları üstlenmiştir. 4. Aile, dinsel etkinliklerin merkezi olmaktan çıkmıştır. 5. Eğlence ve dinlenme faaliyetleri işlevi son derece azalmıştır ve bireyler bu faaliyetleri evin dışında gerçekleştirmeye başlamıştır. 6. Ailenin statü belli edici işlevi son derece azalmıştır. Bireyler artık okul, iş, sosyal ve dini gruplar gibi aile dışı kurumlardaki başarılarıyla tanınmaktadır. 7. Aile duygusal işlevini sürdürmektedir. Bireyler sosyal ve duygusal tatmini hâlâ aileden edinmekte ve sevgi ihtiyaçlarının büyük bir kısmı ailede karşılanmaktadır. Birçok yazar, Amerikan ailesinin işlevlerinin büyük bir kısmının yok olması ya da azalmasıyla ilgili Ogburn'un tespitlerine katılmaktadır. Buna rağmen daha önce belirtildiği gibi, modern aile Ogburn'un göz ardı ettiği birçok işlevi sürdürmektedir. Modem sanayi toplumunda, ailenin süreklilik ve istikrarda etkili olduğu beş önemli işlev şunlardır:7 Nüfusun y en id en üretimi Bütün toplumların, bireyleri değiştirmek ve yenilemek için bazı sistemleri olmalıdır. Tüm toplumlar aileyi, çocukların yetiştirildiği, her ferdin üretime katkıda bulunduğu ve her ferdin hakları ve sorumlulukları olan temel birim olarak tanımlamaktadır. Bu hak ve sorumluluklar, her toplumda farklı olmasına rağmen, toplumun refah ve düzen içinde yaşamasını sağlar. Ç ocu k Bakımı Çocuklar, ergenlik dönemine kadar bakıma ve korunmaya ihtiyaç duyarlar. Aile, çocuğun yetişmeye başladığı ilk sosyal kurumdur. Modern toplumlarda, çocukların gelişimine destek olacak bazı yardımcı kurumlar da bulunmaktadır. Örneğin; günlük bakım merkezleri, aile eğitim merkezleri, evde tedavi merkezleri vb. Yeni Bireylerin Sosyalleşm esi Toplumda üretken ve faydalı bir birey olabilmek için, çocuklar toplumsal kültür içinde sosyalleşmelidir. Bu sosyalleşme, dilin kullanımını, sosyal değerleri ve toplum içinde nasıl davramlması, giyinilmesi gerektiğini öğrenmekle başlar. Bu Öğrenme süreci içerisinde, ailenin büyük rolü vardır. M odem toplum-
134 Aile içi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler larda, diğer kaynaklar da bu süreçte rol oynar. Okul, medya, arkadaş çevresi, polis, kitaplar, filmler ve diğer yazılı materyallerin, sosyalleşme süreci içerisinde, birey üzerinde büyük etkisi vardır. (Bazen bu kaynaklar, zıt değerler ve davranış biçimlerinin öğrenilmesinde çakışır.) Cinsel Davranışların D üzenlenm esi Cinsel davranışların düzenlenmesi konusunda başarısız olunması, bireyler arasında kıskançlık ve istismar gibi nedenlerden ötürü, çatışma yaşanmasına neden olabilir. Bunun yaru sıra, düzensiz bir cinsel hayat, muhtemelen çok sayıda evlilik dışı ve ebeveynleri belli olmayan çocukların dünyaya gelmesine neden olacaktır. Bütün toglumların, cinsel hayatı ve aileyi düzenleme konusunda kuralları vardır. Bununla birlikte, birçok kültürde ensest, evlilik dışı vb. ilişkiler tabu olarak görülmektedir. Ş efkat Kaynağı Spitz, bireylerin şefkate, duygusal desteğe ve diğer kişiler tarafından onaylanmaya ihtiyaç duyduğuna değinmiştir (gülümseme, onay, cesaretlendirme, başarı için destek vb.).8 Bu destek ve ilgi olmadan bir insanın duygusal, entelektüel, fiziksel ve sosyal özelliklerinin tam olarak gelişemeyeceğini savunmuştur. Bu konuda ailenin yeri oldukça önemlidir çünkü aile üyeleri genellikle birbirlerini hayatlarındaki en önemli insanlar olarak görürler ilişkilerinden duygusal ve sosyal tatmin elde ederler. (Daha önce belirtildiği gibi, Ogbum bunu modem ailelerde devam eden başlıca işlev olarak tanımlamıştır.) Amerikan ailesinin tarihi konusundaki bu özet, Amerikan aile yapısında pek çok değişiklik yaşanmasına rağmen, birçok önemli işlevin de hâlâ geçerli olduğunu göstermektedir. Burada, günümüzde ailenin yaşadığı sorun alanları konusunda bir incelemeye geçeceğiz. Boşanma, mutsuz evlilikler, ailedeki şiddet, cinsel istismar, evlilik dışı doğumlar ve tecavüz bu sorunlar arasındadır. Ailedeki Sorunlar Boşanma Amerikan topiumunda romantik aşka verilen değer pek çok toplumda olduğundan daha fazladır. Evliliklerin ailelerin tercihiyle olduğu kültürlerde, eş seçiminde genellikle aşkm rolü yoktur. ABD'de ise romantik aşk evliliğin belirlenmesinde önemli bir etkendir. Amerikan topiumunda çocuklar, erken yaşta aşk ve sevgi kavramına inanarak sosyalleşirler; toplumda her zaman "aşk her şeyi fetheder" düşüncesi savunulmuştur. Bunun yam sıra, birçok film, kitap ve TV programı mutlu sonla biten aşk hikâyelerinden oluşmaktadır. Bu durum, her normal bireyin kafasında "aşık ol, evlen ve sonsuza kadar mutlu yaşa" olgusu yaratmaktadır fakat bu ideal nadiren gerçekleşmektedir. Günümüzde ABD'de her iki evlilikten biri boşanma ile sonuçlanmakta9 ve bu oran gittikçe yükselmektedir. I. Dünya Savaşı öncesinde boşanma nadiren görülen bir durumdu. Boşanma gerçekleştikten sonra bireyler ciddi sorunlar yaşamaktadırlar. Yalnızlık ve başarısızlık hissi, tekrar sevip sevilemeyecekleri endişesi, aile ve çevrenin vereceği tepkiler ve "boşanmış" şeklinde damgalanma endişesi, tek başlarma yaşamaktan korkma bu so-
135 262 Bölüm 6 VAKA SUNUMU 6.1 i l p n asm om Duygusal Aşk Mantıksal Aşka Karşı Uzun süreli ve huzurlu bir ilişki sürdürmek, birçok kişinin istediği ve amaçladığı bir durumdur. Aşk duygusu, bireylerin. mutlu olduğu, hayata daha olumlu baktığı ve kendini iyi hissettiği bir durumdur. Uzun süreli ve huzurlu bir ilişkiyi, uzun zaman sürdürebilen insan sayısı ne yazık ki oldukça azdır. Birçok birey karşılıksız aşk, ilk baştaki aşk heyecanının ortadan kalkması, sevdiği kişiye aşırı sahiplenici davranma, ilişkiyle ilgili farklı beklentiler nedeniyle sevilen kişiyle anlaşmazlıklar yaşama gibi bu konuda ciddi problemlerle karşılaşmaktadır. Aşk, (yanlış bir biçimde) kontrol edemediğimiz bir duygu olarak bilinir. Aşkın, kontrol dışı bir durum olduğunu ifade eden bazı tabirler vardır: "Aşka düştüm", "İlk görüşte aşık oldum", "Elimde değil", "Ayaklarımı yerden kesti." Fakat aşkı, bizim karşıdaki insana olan bakışımız ve o insan hakkında kendimize söylediklerimiz olarak görmek daha faydalı olacaktır. Duygusal aşk aşağıdaki gibi şemalandırılabilir: Olay Bir sevgilide aranan özelliklere sahip biriyle tanışmak ya da görüşmeye başlamak. İç-konuşma - "Bu kişi çekici, hoş ve bir sevgilide/eşte aradığım bütün özelliklere sahip.". Duygu, Güçlü aşk duygusu, romantik olarak aşık olma, kendinden geçme hissi. Duygusal aşk, çoğu zaman mantıklı düşünme ve karar vermekten ziyade, tutku ve tatmin edilemeyen duygular üzerine iç konuşmadan kaynaklanır. Tatmin edilemeyen bu duyguların arasında yalnızlık hissi, kişisel ve ailesel problemler ve güvensizlik duygusu vardır. Duygusal aşk şeklinde nitelendirdiğimiz durum; kişinin kafasında yarattığı "mükemmel kişi" kavramına en çok uyan bireye karşı hissedilir. Bu insanın aradığımız bütün özelliklere sahip olduğunu düşünürüz. Duygusal aşkın bir başka özelliği ise; birey için en uzak ve erişilmesi neredeyse imkansız bireylere karşı hissedilmesidir. Aşk ne denli yasaksa, his o denli güçlü hale gelir. Sosyal alışkanlıklar ne kadar tehdit altındaysa, his o denli güçlüdür. (Örneğin, birlikte yaşayan ve sonrasında evlenen bireyler, birlikte yaşamanın daha heyecanlı ve romantik olduğunu belirtmektedir.) Bumın yanı sıra, bireyler arasındaki mesafe ve bir araya gelmek için harcanılan çaba arttıkça, ilişki de daha duygusal ve romantik hale gelmektedir. Mahrumiyet arttıkça (örneğin yalnızlık ve cinsel ihtiyaçlar) coşku da artacaktır. Duygusal aşkta ironik olan durum, ilişkide her şeyin yolunda gitmesi durumunda/ bireylerin hissettikleri yoğun his ve heyecanın azalmasıdır. Temas devam ettikçe/aşık olan kişi giderek idealindeki aşığın nasıl biri olduğunu fark etmeye başlar. Aslında, belirli olumlu yönleri ve eksiklikleri olan başka bir kişidir. Bu olduğunda, romantik aşk ilişkisi ya rasyonel aşk ilişkisine dönüşür ya da büyük çatışma ve tatminsizliklerle birlikte son
136 Aile İçi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler bulur. Karşılanmayan ihtiyaçları yoğun olan kişilerde, İkincisi daha sık gerçekleşir. Duygusal aşk bu yüzden daha ziyade geçici ve kişinin kendini inandırması temelindedir. Duygusal aşkı yaşayan insan, gerçekte karşısındakini değil, kafasında yarattığı ideal kişiyi sevmektedir. Mantıksal aşk aşağıdaki şekilde şe~ malaridırılabilir: :, ; Olay ; ; insanlar kendi istek, ihtiyaç, kimlik ve amaçlan-: nı belirledikten sonra, bu bunlara en iyi şekilde: uyum sağlayacak bir başka bireyle mantıksal; ilişki yaşar.. ' ; : iç-konuşma mv:: v Benim aradığım özelliklerin birçoğu bu insanda b. Birey, karşısındaki insanı iyi tanımaktadır. c. Birey, karşısındaki bireyin kusurlarını bilmekte ve kabul etmektedir. d. Birey, kendi iç konuşması, gördüğü ve kabul ettiği durumlarla tutarlıdır. e. Bireyin kişiliği, amaçlan ve beklentileri net olduğu için, ilişkiyi ne amaçla yaşadığı da nettir. : f. Bireyler karşılıklı rahatça konuşup tartışabilir. Böylelikle, ortaya çıkan soranlar kolaylıkla çözüme ulaşır ve ilişki gelişip ilerleyebilir.. g. Bireyler karşılıklı olarak birbirlerini iyi tanıdığı için, birbirlerinin istekleri ve beklentilerini, neyle memnun olduklarım bilirler. ; bulunuyor. Bazı eksiklerini ve onaylamadığım Aşk, bireyin kendi iç konuşmalarına ; yönlerini kabul edebilirim. dayanan bir durum olduğu için, bireyin r. V v.:, Duygu kendi kafasında yarattığı ideal karaktere duyduğu hislerden oluşur. Teorik ; \ ; V Mantıksal aşk. : ' olarak, bireyin kendi iç konuşmasında değişiklik yaparak farklı kişilere aşık olması mümkündür. Diğer taraftan birey, : Aşağıda sıralanan durumlar, mantıksal ilişkinin diğer özellikleridir. yaşadığı ilişkinin kalitesini ve bu ilişkinin mantıklı olup olmadığını kendi a. Birey, kişiliği, istekleri ve amaçlan konusunda nettir. iç sesinin ne ölçüde rasyonel olduğunu analiz ederek anlayabilir. runlardan bazılarıdır. Ayrılmayı düşünen birçok insan eşleriyle ne ayrı ne de birlikte olabildiği için çaresiz duruma düşmektedir. Mülkiyetin paylaşılması bazı görüş ayrılıklarına yoî açan başka bir sorundur. Çocukların varlığı ve boşanma durumunun çocuklar üzerindeki etkisi de bireyleri endişelendirmektedir. Karar verilmesi gereken başka konular da vardır. Çocukların velayeti kimde olacaktır? (Müşterek çocuk velayeti artık bir alternatiftir, bu sistemle her ebeveyn çocukları belli bir süreliğine almaktadır.) Bir ebeveyn velayeti aldığında da, görüşme hakları ve nafakayla ilgili anlaşmazlıklar çıkabilir. Her bir eş çoğu zaman yaşamak için yeni bir yer, yeni arkadaşlar edinme, çift merkezli bir toplumda tek başma bir şeyler yapma, kendi başına geçinme ve tekrar biriyle buluşurken huzursuz olma gibi zorluklarla karşılaşır. Boşanma kararı almak oldukça zor bir durumdur. Bireylerin bu süreçte iş performansları düşer ve hatta bu durum bireyin işine son verilmesine dahi neden
137 264 Bölüm 6 olabilir.10 Boşanmış bireylerin, beklenen yaşam süresi daha kısadır.11 Örneğin boşanmış erkeklerde görülen intihar oranı, evli erkeklere oranla oldukça yüksektir.12 Boşanma sonrası ortaya çıkan sorunlar, sosyal problem olarak görülse de; boşanma sosyal bir problem sayılmamaktadır. Diğer yandan, bazı evliliklerde (çok fazla gerginlik, öfke ve tatminsizliğin olduğu) boşanmak bazen bir çözümdür. Bireyin sorunlu ve mutsuz bir evlilikten kurtulması ve daha sakin, huzurlu, üretken olması adma bir adım olabilir. Üstelik boşanmanın çocukların kötü bir evliliğin gerilimi ve mutsuzluğundan etkilenmesini önlediği artık gayet iyi bilinmektedir. Boşanma oranlarının artmasının nedeni, mutlaka daha çok evliliğin başarısız olduğu anlamına gelmez. Daha çok insanın mutsuz bir evliliğe devam etmek yerine ayrılmayı tercih ettiği anlamına da gelebilir. Evlilikte Mutluluğu Sağlayan Etm enler Evliliğin kötüye gitmesine neden olan birçok unsur vardır. Bunlardan bazıları, alkol bağımlılığı, işsizlik nedeniyle yaşanan ekonomik sorunlar, ilgi alanlarının uyumsuzluğu, kıskançlık, eşe yönelik fiziksel veya sözlü istismar, evliliğe akrabalar ve arkadaşlar tarafından yapılan müdahaleler gibi etkenlerdir. Daha önce de değinildiği gibi, birçok insan aşık olduğunu düşündüğü için evlenir. Fakat bu duygusal aşkın zaman içinde mantıksal aşka dönüşmediği takdirde evliliğin son bulması olasıdır. Genç insanlar, evlilik sonrası hislerinin artacağını ve ilişkinin daha da yoğun yaşanacağını, sorunların ortadan kalkacağını ve güzel heyecanlar yaşayacaklarını düşünmektedir. (Böyle düşünen bireyler, ailelerine bakarak evlilik sonrası durumun böyle olmadığını anlayabilirler.) Gerçekte evlilikler sadece bu hislerden oluşmamakta: bulaşık ve çamaşır yıkamak, çöp atmak, işten eve yorgun dönmek, bebek bezi değiştirmek, karşıdaki kişinin hoşlanılmayan davranışlarına tolerans göstermek, (mesela yeterince hijyenik olmaması, geğirme gibi) para konusundaki, cinsel alışkanlıklar konusundaki uyuşmazlıklarla başa çıkmak, evliliğin gerektirdiği durumlardır. Evliliklerin düzgün yürüyebilmesi için, her eşin karşılıklı olarak ciddi çaba harcamaları gerekmektedir. Eleştirel Düşünme Soruları Aradığınız tüm özellikleri taşıyan ve duygusal olarak yakınlık hissettiğiniz bir ilişkiniz oldu mu? Bu ilişki nasıl sonuçlandı? Boşanma oranlarının artmasının başka bir nedeni ise, bazı erkeklerin, kadınların toplumdaki statüsünün gittikçe yükselmesini kabul edememesidir. Bu erkekler, geleneksel evlilik kurallarına bağlı kalıp, kadmm ilişkide daha pasif rol oynamasını ve yalnızca çocuk bakımı ve temizlik gibi ev işleri ile ilgilenmesini istemektedir. Toplumda artık pek çok kadın bu durumu kabul etmemekte ve temel kararların alınmasında, ev işlerinin yapılmasında, çocukların büyütülmesinde ve maaşın harcanmasında paylaşmanın olduğu eşitlikçi evlilikleri talep etmektedir. Günümüzde, 18 yaş altı çocuğu bulunan Amerikan kadınlarının % 70'i evin dışında çalışmaktadır.13 Bu kadınlar, erkeklere eskisi kadar maddi anlamda bağımlı değiller. Evliliği düzgün gitmeyen kadınlar eğer ekonomik özgürlükleri varsa, boşanmaya daha çabuk ve kolay karar vermektedirler.14
138 Aile İçi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler VAKA SUNUMU 6.2 ABD'de Boşanmayla İlgili Veriler Eşlerin yaşı: Boşanma, en çok çiftler 20'li yaşlardayken gerçekleşir. Nişanlılık süresi: Boşanma, kısa süreli nişanlılık yaşayan çiftlerde daha çok görülmektedir.. Evlilik yaşı: Genç yaşta evlenen çiftlerde boşanma, daha sıklıkla görülmektedir. Evlilik süresi: Boşanma, birçok evlilikte ilk 3 yılda gerçekleşmektedir. Ayrıca, çocuklar büyüdükten kısa süre sonra boşanmaya karar veren birçok çift vardır. Bunun nedeni, çiftlerin mutsuz bir evliliği bitirmek için çocuklarm büyümesini beklemeleridir. > Sosyal sınıf: Boşanma, sosyo-ekonomik açıdan düşük seviyedeki çiftlerde, daha sık görülmektedir. Eğitim: Boşanma oranı, daha az eğitim Boşanma oranlarının her geçen gün artmasının başka bir nedeni de bireyciliğin toplumdaki yükselişidir. Bireycilik, bireyin öncelikle kendi isteklerini, amaçlarını ön plana çıkarması ve kendisini mutlu edecek şeylere yönelmesi, kendi çıkar ve yeteneklerini tam olarak geliştirmesine olan inancım kapsar. Bu durum, bireyin çıkarının ailenin önüne geçmesine neden olur. Amerikan toplumunda bireyler, hayatlarını sürdürmenin en iyi yolunun bireycilik olduğunu düşünmektedir. Bunun aksine, daha geleneksel yaşayan toplumlarda ve geniş ailelerde, grup çıkarları ön planda tutulmakta, kişisel çıkarlar daha az önemli görülmektedir. Bu durum Amerikan toplumunda mutsuz evliliklerin çabuk bitmesine ve insanların yeni bir yaşam almış çiftler arasında daha yüksektir. Ayrıca, kadının erkekten daha eğitimli olduğu evliliklerde boşanmalar daha sık görülmektedir. İkamet: Boşanma, kentsel bölgelerde kırsal bölgelere göre daha fazladır. İkinci evlilikler: Daha sık evlenen bireylerin boşanma oranı, diğer bireylere göre daha fazladır. Din: Dine bağlı bireylerin boşanma oranı, diğer bireylere oranla daha düşüktür. Protestanlarda, Katolik ve Yahudilere göre boşanma oranları daha yüksektir. Bunun yanı sıra, dinler arası evliliklerde boşanma oranı, aynı dine inanan çiftlere oranla daha yüksektir. KAYNAK: VViüiam Komblum and Joseph julian, Social Problems, Upper Saddle Rivers, NJ, Prentice Hail, 2007, ss arayışma gitmesine neden olmaktadır. Boşanma oranının artmasının bir başka nedeni, toplumda boşanmanın daha fazla kabul görmeye başlamasıdır. Boşanmanın daha az damgalanmasıyla birlikte, mutsuz insanlar artık evliliklerini daha fazla sonlandırmaktadır. Günümüzdeki aile yapısının, geleneksel aile yapısının yerine getirdiği işlevleri artık taşımaması da boşanma oranlarını arttırmaktadır. Önceleri aile içinde yapılan eğitim, besin üretimi ve eğlence gibi işlevler artık, çoğunlukla aile dışından sağlanmaktadır. Kenneth Keniston bu konuyla ilgili şunları söylemiştir: Eski zamanlarda, evliliğin dağılması her iki tarafın birliktelikten duyduğu memnuniyete çok daha fazla zarar veriyordu. Aile üyeleri birbirleri için birçok işlevi yerine ge
139 266 Bölüm 6 tirdiğinden, geçmişte boşanma bir çiftçi için; tereyağmdaki kaymağı çalkalayacak, hastalandığında bakacak bir kadının yokluğu, bir anne için tarlayı sürecek ve evlatlarına yiyecek getirecek bir kocanın yokluğu demekti. Bugün duygusal tatmin evliliği bir arada tutan bağ olduğundan, aşkın azalması ya da karı koca arasında gerçek uyumsuzluklar ve uzlaşmazlıkların ortaya çıkması durum unda evliliğin devam etmesi için çok az neden kalıyor. Okullar, doktorlar, danışmanlar ve sosyal hizmet uzmanlan evlilik devam etse de etmese de desteklerini sunuyor. Bugünkü boşanmada eskiye oranla daha az şey kaybediliyor, çünkü evlilik daha az dayanak ve tatmin sağlıyor.15 Vaka sunumu 6.2'de bir evliliğin sürüp sürmeyeceğine dair öngörüde bulunulmasını sağlayacak değişkenler tanımlanmaktadır. B oşan m a H akkındaki Y asalar Geçmiş dönemlerde toplum evliliğin sona ermesini neredeyse imkânsız bir hale getirmiştir. Bunun yollarından biri boşanmayı zorlaştıran yasalardı. Çiftlerden birinin mahkemeye dilekçe vermesiyle başlayan bu süreç, boşanma olayının gerçekleşmesine kadar oldukça uzun bir zaman alıyordu. Bunun yanı sıra boşanma davalarında, karşı tarafın aldatma, terk etme ya da zalimce davranış gibi suçlar işlediğine dair dava açan kişiden kanıtlar sunması istenerek "aleyhte" yargılama usulü benimseniyordu. Birçok davada, boşanmanın asıl nedenleri, (ilişkinin artık tatmin edici bulunmaması gibi) mahkemenin boşanmaya izin vermesinde çok az etkili oluyordu. Boşanmak isteyen bireyler, mahkemenin bu konudaki prosedürüne uygun hikâyeler bulmaya ve bu sayede kolay bir şekilde boşanmanın yollarını keşfetmeye başladılar. Birçok boşanmada, her iki eş de evliliğin sona ermesinde pay sahibidir. Buna rağmen geleneksel boşanma kanunları, hatalı bir şekilde çiftlerden birini suçlu diğerini masum görmekte, bireylerin yaşadığı sarsıntıyı yoğunlaştırmakta ve bireyleri birbirlerine karşı kışkırtmaktaydı. Üstelik boşanma sürecinde yapılan işlemler oldukça pahalıydı. Bütün bu zorluklar nedeniyle, birçok eyalet bugün "kusura dayanmayan" boşanma yasasını uygulamaya sokmuştur. Bu yasaya göre, çiftler karşılıklı olarak evliliklerinin telafisi mümkün olmayan şekilde sona erdiğini ifade ederek hızlı bir şekilde boşanabilmektedir. (Karşı tarafı suçlayan bireyler, bu hakka yeni yasada da sahiptir.) Boşanma durumlarında, mal paylaşımı, eşe ve çocuklara ödenen nafaka, çocukların velayeti gibi konular hâlâ çiftler arasında anlaşmazlıklara neden olmaktadır. Geçmişte, mahkeme her durumda kadına, çocukların velayeti, çocuk destek ödemesi ve nafaka (özellikle çalışmıyorsa) gibi konularda avantaj sağlıyordu. Ne var ki, erkeklerin çoğu nafakalarını ödemeyerek eski eşlerini ekonomik darboğaza sokuyordu. Cinsiyet rollerindeki değişimler ve kadınların zaman içinde iş hayatında daha aktif olmaları, boşanma koşullarında da değişiklikler olmasma neden oldu. Birçok eyalette mahkemelerin kadının eski kocasına nafaka ödemesine izin veren yasalar yürürlüğe konmuştur. (Buna rağmen çok az mahkeme henüz bu tür kararlar almıştır.) Çocukların bakımı genel olarak anneye verilse de, artık birçok baba çocukların bakımının kendilerine verilmesini talep etmekte ve aksi karar veren mahkemeyi, çocuğa annenin daha iyi bakabileceği konusunda cinsiyetçi önyargıya
140 Aile içi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler sahip olmakla eleştirmektedir. Boşanma konusunda bir başka hassas nokta da, boşanma gerçekleştiğinde, masrafın büyük bir kısmının toplum tarafından Ödenmesidir. Orta ve düşük gelirli ailelerde, boşanmadan kaynaklanan yoksulluğun tüm yükü toplumun üzerine yıkılmaktadır. Bu tür bir maliyetin örnekleri arasında, devlet destekli konutlar, kamu sektöründeki angarya işler, kadın ve çocuklara destek sağlamakla ilgilenen avukatlara yapılan Ödemeler sayılabilir. Mahkemelerin son dönemdeki, velayeti babaya verme konusundaki yöneliminin topluma gizli bir maliyeti vardır. Babalar çoğu kez sürüncemeli bir velayet savaşı açma tehdidinde bulunmaktadır. Bunun sonucunda, çocukların velayetini isteyen anneler, im savaş olmadan alınacak velayetin karşılığında "takas olarak" daha düşük çocuk yardımı almaya razı olmanın devamlı baskısı altında kalmaktadır. Bu çocuk bakım yardımı oldukça düşük bir miktar olduğundan, bu konuda Muhtaç Ailelere Geçici Yardım Kurumu'ndan (MAGYK) destek almaktadırlar. Bir Yüksek Mahkeme hakimi olan Richard Neely, şunları belirtmektedir: Birçoğumuz, kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması gerektiği siyasi görüşüyle işe başlar, ardından gerçekten öyle oldukları kanaatine varırız. Buradan çıkan mantıksal sonuç, kadınların, çocuklarına erkekler kadar maddi destek verebileceği ve çocukları hangi taraf istiyorsa karşılığım ödeyebileceğidir. Asıl durum ise kadınların erkeklerden yoksul olduğudur ve bu yapı kolay kolay değişmeyecek gibi görünmektedir.16 Anneyle baba arasmdaki velayet savaşları, boşanma davalarında gittikçe yaygınlaşmaktadır. Hatta tipik velayet savaşları iki yıl boyunca sürebilmekte ve bu süre içinde avukat, görgü tanığı ve mahkeme masrafları binlerce doları bulmaktadır. Bu süreç içinde ebeveynler çocukları birbirlerine karşı "piyon" olarak kullanmaktadır. Çocuklara, büyük miktarda harçlık, gevşek disiplin ve onların aşırı kaprislerine karşı müsamaha gibi rüşvetler sunmaktadırlar. Diğer ebeveyni kötüleyerek ona karşı doldurmaya da çalışmaktadırlar. Boşanma süreci, aile fertlerini yalnız ekonomik olarak değil, duygusal olarak da oldukça etkilemektedir. Bugün birçok eyalette, 14 yaşını geçmiş çocukların kiminle yaşayacaklarına kendilerinin karar vermesine, eğer o ebeveyn de razıysa izin verilmektedir. Velayet savaşlarından ve kadınların velayet karşılığında daha az çocuk desteğine razı olduğu durumlardan kaçınmak için, Richard Neely, 14 yaşın altındaki çocukların, kendisine asıl bakan ebeveyne verilmesini önermektedir. Bu ebeveyn şu şekilde tanımlanır:... (1) yemek hazırlayan; (2) çocuğun bezini değiştiren, çocuğu giydiren ve yıkayan; (3) çocuğu okula, kiliseye ve diğer etkinliklere götüren; (4) çocuğu doktora götüren ve çocuğun sağlığıyla ilgilenen; (5) çocuğun arkadaşlarıyla, okul idarecileriyle ve çocuğun yer aldığı etkinliklerdeki diğer yetişkinlerle iletişim kuran ebeveyndir. Bunlar çoğu zaman annenin üstlendiği görevlerdir. Fakat bu durum, her zaman geçerli olmak zorunda değildir.17 Eleştirel Düşünme Soruları Boşanma durumunda, çocukların velayetinde babaların da anneler kadar hakkı olduğunu düşünüyor musunuz? Neden evet ya da neden hayır?
141 268 Böliim 6 Mutsuz Evlilikler Bu tür evliliklerde çiftler birbirlerine karşı güçlü bir bağlılık hissetmezler. Evliliğin sürmesi, bireylerin birbirlerine olan ilgisinden değil çoğu zaman dış etkilerden ve baskılardan kaynaklanır. Bu dış etkileş işle ilgili nedenler, (mesela seçilmiş bir kişinin istikrarlı aile görüntüsü vermesinin gerekmesi) yatırımla ilgili nedenler, (mesela, eşler lüks bir ev sahibi ve mülkiyet sahibi olmak ve ayrılarak bunları kaybetmemek istiyor olabilir) dışa yansıtılan görüntüyle ilgili nedenler (örneğin, küçük bir toplulukta yaşayan bir çift, akrabaların ve arkadaşların boşanmaya verecekleri tepki nedeniyle birlikte yaşamaya devam edebilir) olabilir. Bunun yanı sıra, boşanmanın çocukları kötü etkileyeceğini düşünen ve bu nedenle evliliğe devam eden çiftler de vardır. John F. Cuber ve Peggy B. Harroff üç tip mutsuz evlilik tanımlamıştır.18 Canlılığını yitirmiş ilişkide, çiftler birbirlerine karşı ilgi ve heyecan duymamaktadır. Sıkıcılık ve tepkisizlik bu ilişkinin temel özelliğidir. Çatışmaya alışılmış ilişkide ise, karı koca sürekli tartışmakta, toplum içinde münakaşaya girmekte ya da uyumlu görüntüsü vermektedirler. Evlilik, tarbşma, stres ve öfke içinde devam etmektedir. Pasif-uyumlu ilişkide, eşler mutlu olmadıkları halde içinde bulundukları durumdan genellikle şikâyetçi değildirler. Bu ilişki tipinde eşlerin bazı ortak ilgi alanları olabilir fakat bunlar genellikle önemsizdir. Bireylerin, birbirlerinin memnuniyetine katkısı oldukça azdır. Bu ilişki tipinde genellikle çok az çatışma vardır. Mutsuz evliliklerin sayısı tam olarak bilinmemekle birlikte, mutlu evliliklerin sayısı kadar (belki de daha fazla) olduğu bilinmektedir. Bu tür evliliklerde bireyler, birbirleriyle paylaşımda bulunmamakta ve zorunlu olmadıkça iletişim kurmamaktadırlar. Böyle ailelerde büyüyen çocuklar, sevgi ve ilgiye hasret kalmakta ve arkadaşlarının kendilerini ziyaret etmesini istememekte, çünkü ebeveynlerinin davranış biçiminden çekinmektedir. Bu tür evlilikleri olan çiftler birlikte çok az etkinlik yapmakta ve birbirlerinin arkadaşlıklarından keyif almamaktadırlar. Çiftler arasında cinsel ilişki, tahmin edilebileceği gibi oldukça nadiren ve tatminsizce yaşanmaktadır. Dışarıdan bakıldığında eşler (ve genellikle çocuklar) birbirlerine karşı soğuk, ilgisiz ve duygusuz görünürler. Fakat daha yakmdan gözlemlendiğinde, bireylerin birbirlerinin zayıf noktalarını ve güçsüz taraflarını çok iyi bildikleri ve bunları karşı tarafı yıpratmak için kullandıkları görülür. William J. Goode, Mutsuz Evlilikler ile boşanmayla biten evlilikleri şu şekilde karşılaştırmaktadır: Boşanma aşamasındaki, bazen de boşanma sonrasındaki birçok ailede eşler birbirlerine artık hiçbir bağlılık hissetmemekte, birbirlerine olan desteği ve aralarındaki paylaşımı bitirmekte ve birer yabancı haline gelmektedir. Mutsuz evliliklerdeki durum bu şekildedir. Fertler artık ortak sorumlulukları paylaşmazlar, fakat çeşitli nedenlerden ötürü evliliklerini de bitirmezler.19 Mutsuz evliliklerin kaçının boşanma ile sonuçlandığı bilinmemektedir. Bu tarz çok sayıda evliliğin sona eriyor olması muhtemeldir. Her iki eş de evliliğin giderek mutsuz hale gelmemesi için önemli ölçüde çaba sarfetmelidir. Evlilik D anışm anlığı Boşanmayı düşünen veya mutsuz evlilik
142 Aile İçi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler yaşayan bireylere yardımcı olmak üzere verilen başlıca sosyal hizmet evlilik danışmanlığıdır. (Yanlız yaşamaya, alışma konusunda olduğu gibi boşanmış çiftler de bu hizmete ihtiyaç duyabilir.bu hizmet çoğu zaman bire bir olup, bazı durumlarda eski eşlerin ve çocukların da katılması istenebilir.) Evlilik danışmanlığı hizmeti, sosyal hizmet uzmanları, psikologlar, psikolojik danışmanlar ve din adamları gibi çeşitli uzmanlar tarafından verilmektedir. Bunun yanı sıra bazı sosyal hizmet kurumlan da (daha büyük veya daha küçük boyutta) doğrudan danışmanlık hizmeti vermektedir. Evlilik danışmanları, problemler karşısında şöyle bir yol izlemektedirler: (a) Sorunun tespit edilmesi, (b) alternatif çözümlerin üretilmesi, (c) alternatif yolların iyi ve kötü yanlarının belirlenmesi, (d) hizmet alan bireyin, alternatiflerden bir veya birkaçını seçmesi, (e) alternatif yollardan problemlerin ne ölçüde çözüme kavuşturulduğunun sonradan değerlendirilmesi. Evlilik danışmanlarına başvuran bireyler, problemin çözümünde rol alacak birincil kişilerdir çünkü problem onlara aittir. Evlilik sırasında farklı nedenlerle pek çok sorun yaşanabilir. Bunlar ekonomik sorunlar, cinsel sorunlar, aldatma, iletişim sorunları, akrabalarla yaşanan sorunlar, çıkar çatışmaları, çocukların büyütülme tarzıyla ilgili anlaşmazlıklar, uyuşturucu ve alkol problemleri olabilir. Evlilik danışmanları, bireyleri öncelikle sorunu tespit etmeye sonrasında da sorunu çözmek adına yöntemler kullanmaya teşvik etmektedirler. Bu hizmet sonrasında bazı çiftler boşanma kararından vazgeçerken bazıları boşanmanın en doğru karar olduğu sonucuna varmaktadır. Evlilik danışmanları, çiftleri bir arada görmeyi ve birlikte çalışmayı tercih ederler. Çünkü sorunlar pratikte iki tarafı da ilgilendirmekte ve ancak birlikte çalışıldığında çözüme ulaşılmaktadır. (Eşlerle ayrı ayrı konuşulduğunda, taraflar birbirlerinin söylediklerinden şüphe duyabilirler). Eşlerle birlikte görüştüğünde danışman, eşler arasındaki iletişime katkıda bulunabilir. (Eşlerle bireysel olarak görüşüldüğünde, karşı tarafın yarattığı sorunlar genellikle daha fazla abartılır.) Birlikte seanslar da eşlerin birbirlerinin söylediklerine itiraz etmelerine izin verir. Bunun dışında nadir durumlarda bireylerle ayrı ayrı konuşmak daha faydalı olabilir. Örneğin eşlerden biri geçmişteki ensest bir ilişkiyle ilgili istenmeyen duygularını anlatmak istiyorsa, bu kişiyle tek başına görüşülmesi daha iyi olabilir. (Fakat bu durumda, diğer birey bu görüşme ve konuşulan konular hakkında bilgilendirilmelidir.) Eleştirel Düşünme Soruları Mutsuz evlilik yaşayan bir çifti tanımlayabilir misiniz? Sizce çift, neden bu aşamaya gelmiş olabilir? Çiftler arasında yaşanan sorunlardan etkilenen diğer aile fertleri de (çocuklar gibi), bu danışmanlık hizmetinden faydalanmalıdır. Mesela eğer bir baba 14 yaşındaki kızının kendisine karşı saygısız tavırlarına sinir oluyorsa, kız çocuğu bir sonraki görüşmeye bu sorunla ilgili olarak çağrılabilir. Evlilik ile İlgili Diğer H izm etler Evlilik ve boşanma danışmanlığı, bu konuda verilen öncelikli hizmetler ol
143 270 Bölüm 6 makla birlikte, bunlara yardımcı başka hizmetler de bulunmaktadır. Evlilik öncesi danışmanlık hizmetleri, evliliği düşünen çiftlere verilmekte ve bu bireyleri evliliğe ve evlilik sırasmda yaşayacakları olaylara hazırlamaktadır. Bu tür hizmetler müracaatçıların evliliğin kendi yararlarına olup olmadığını değerlendirmelerine ve evliliğin gerçeklerine hazırlanmalarına yardımcı olur. Evlilik öncesi yaşanan anlaşmazlıklar, doğum kontrolü vb. durumlarda da yardım alınabilmektedir. Bir yardımlaşma demeği olan Yalnız Ebeveynler (PWP), boşanmış bireylere, evli olmayan anne ve babalara, üvey ebeveynlere hizmet vermektedir. Kısmen bir sosyal gruptur, aynı zamanda da üyelerine aileyi tek başına yetiştirmedeki problemlerde destek sunar. Sosyal hizmetlerdeki son gelişmelerden biri de, boşanan eşlere kişisel mülkiyetin paylaşılması, velayetin ve çocuk desteğinin belirlenmesi, muhtemel nafaka düzenlemelerinin yapılması gibi konuların çözümünde yardımcı olan boşanma aracılığıdır. Bazı kurumlar bugün ilişki yaşayan veya evlenmiş olup da ortak kaygılarını paylaşarak ve iletişim biçimlerini geliştirerek ilişkilerini ilerletmek isteyenler için oluşturulmuş ilişki seminerleri veya karşılıklı çift grupları hizmeti sunmaktadır. Aile İçi Şiddet Aile, genellikle mutlu ve huzurlu bir kurum olarak görülse de, ne yazık ki bunun tersi durumlara; şiddete meyilli ailelerde sık rastlanmaktadır. Dayak, bıçaklama ve fiziksel saldırı birçok ailede yaygındır. Aile işi şiddetin boyutları, birçok vaka bildirilmediğin- den tam olarak bilinmemektedir. Aile içi şiddet, yalnızca çocuk istismarı ve eş istismarı ile sınırlı değildir. Anne babalarına şiddet uygulayan çocukların sayısı, anne babaları tarafından şiddet gören çocukların sayısından daha fazladır.20 Ebeveyn istismarı, günden güne daha fazla dikkat çekmektedir. Bu kavramla ifade edilen, fiziksel ya da psikolojik kötü muameledir. Fail, erkek veya kız evlat, bakıcı ya da başka birisi olabilir. Lewis ve Joanne Koch bu konu ile ilgili şu örneği vermektedir: Chicago'da, 19 yaşındaki bir genç kadın, 81 yaşındaki babasına işkence etmiş ve babasını 7 gün boyunca tuvalete kapatmıştır. Bunun yanı sıra, uyurken babasını çekiçle darp etmiştir: "Onu Önce etkisiz hale getirdim. Yeterince güçsüz düşünce bacaklarını zincirle bağladım. Sonrasında dinlenmeye çekildim ve bir süre televizyon izledim. "21 Ebeveynlere yönelik kötü muamelenin farklı biçimleri genel olarak aşağıdaki 7 kategoride gruplandırılır: * Fiziksel istism ar: Fiziksel acı verme ya da sakatlama; yaralama, darp, alıkoyma veya cinsel tacizde bulunma. * P sikolojik istism ar: Zihinsel eziyet verme; göz korkutma, aşağılama ve tehdit. * Ekonom ik istism ar: Mağdurun mal ve servetinden yasadışı ve uygunsuz yollarla istifade edilmesi. * İhm al: Beslenme, sağlık hizmetleri gibi bakım yükümlülüğünü yerine getirmeme veya terk etme. * Cinsel istism ar: Yaşlı kişiyle rızası dışında cinsel temas kurma. * K endi kendini ihm al: Zayıf, bunalımlı ve güçsüz yaşlı bireyin, kendi güvenlik ve sağlığım tehdit eden davranışları. Örneğin yeterli beslenememesi ya da reçeteli ilaçlarını
144 Aile içi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler alamaması. Kişisel hakların ihlal edilmesi: Yaşlı bireyin mahremiyet ve kendi kararlarını alma hakkında, bir ihlal gerçekleşmiş olabilir.22. Çocuklar arasındaki şiddet de oldukça yaygındır. Bazı çocuklar kardeşleriyle anlaşmazlıklarında silah (bıçak, tabanca gibi) dahi kullanmaktadırlar. Aile içi şiddet davranışlarının yine ailede öğrenildiği görülmektedir. Çocukluğunda İstismar edilen çocuklar (kendileri yetişkin ebeveynler olduklarında) da kendi çocuklarına şiddet uygulamaktadır. Ayrıca, çocukken aileleri tarafından istismar edilmiş bireylerin, yaşlanan ebeveynlerine bakarken şiddet uygulamaları ihtimali daha yüksektir. Aile içi şiddetin mağdurlar*: Dayak yiyen çocuklar, ebeveynler ve îcadınlarortak dezavantajlara sahip kişilerdir. Bu bireyler, genellikle daha küçük boyutlarda, daha az fiziksel güce şahip ve saldırganla ilişkilerinde çaresiz hisseden bir durumdadır (öncelikli olarak saldırgan davranışı gösteren kişiye fiziksel, ekonomik ve duygusal destek anlamında bağımlı oldukları için) ı yıllar öncesinde, kısmen ailenin gizli bir kurum ve özel bir alan olarak görülmesi nedeniyle, aile içi şiddet dikkat çekmemekteydi. Ailede devam eden bu durum, dışarıdakilerin değil, aile fertlerinin sorunu olarak görülürdü. Fakat son 40 yıl içerisinde, aile içi şiddetin ciddi bir toplumsal sorun olduğuna dair farkmdalıkta artış gerçekleşti. Aile içi kavgalar, polisin aranması konusunda en önemli unsuru oluşturu. Polis ölümlerinde en yüksek oran, kargaşalı durumlarla ilgili çağrılara verilen karşılık sırasında gerçekleşenlerdir. Aile içi şiddet vakaları da bu tür çağrıların büyük bir kesimini meydana getirir.23 Suzanne Steirımetz ve Murray Straus bu konuda şunları söylemektedirler: "Amerikan toplumunda şiddetin aile içinde olduğundan daha fazla günlük olarak yaşandığı bir grup ya da kurum bulmak oldukça zordur."24 Şiddet aileye fiziksel olarak zarar vermenin yanı sıra, bireyler arasındaki sevgi, sadakat ve bağlılık gibi duyguları da olumsuz etkilemektedir. Aile içi şiddetin neden ortaya çıktığına dair bir diğer açıklama temel olarak şu düşünceye dayanmaktadır: Bastırılmışlık duygusu, bireyleri agresif tepki verme konusunda kışkırtmaktadır. İş yerinde bastırılan veya sorun yaşayan bireyler, eve gelmekte ve bu sorunu eşlerine ve çocuklarına yansıtmaktadırlar. Bir kardeşinin hareketiyle örselenen küçük bir çocuk onu dürtebilir. Steinmefz ve Straus şu gözlemde bulunmuşlardır: "Bizim gibi toplumlarda [Amerikan toplumu - ç. n.), agresif davranış oldukça normal karşılanmakta ve aile ve iş rollerinde bastırılmışlık arttıkça, şiddetin derecesi de artmaktadır."25 John O'Brien tarafından yapılan başka bir açıklamaya göre, aile bireyleri birbirlerine karşı üstünlük sağlamak adına şiddete başvurmaktadırlar.26 Bir ebeveyn çocuğumı disiplin altına almak için ona vurmakta, bir kız kardeş her ikisinin de istediği bir şey için erkek kardeşini dürtebilmektedir. O'Brien aile fertlerinin kaynaklar mevcut olmadığında, kısıtlı olduğunda ya da tükendiğinde de şiddete başvurduğuna dikkat çekmiştir. Örneğin, alkol bağımlısı bir baba, aile içinde otoritesinin kalmadığını düşünüp, bunu sağlamak için son çare olarak şiddete başvurmaktadır. Eşe Y ö n e lik İstism ar Eşe yönelik istismar, özellikle kadına karşı dayak, yıllarca göz ardı edilmiş
145 272 Bölüm 6 fakat günümüzde artık ülke çapmda bir sorun haline gelmiştir. Bu durum 1994 yılında Nicole Brovvn Simpson'ın vahşice bıçaklanarak öldürülmesi ve kocasının (O. J. Simpson) cinayetten tutuklanması sonucu gündeme gelmiştir. Kadının ölümünden önce, en az 8 defa polis merkezini aradığı ve eşi tarafından şiddet gördüğünü bildirdiği tespit edilmiştir.27 (İki yıl sonra bir hukuki davada, O. J. karısı Ronald Goldman'ı öldürmekten suçlu bulunmuştur.) Kadınlar gibi erkekler de eşleri tarafından istismar edilmekte; aynı sıklıkta tokatlanmakta ve itilmektedirler.28 Fakat en büyük fiziksel zararı genellikle kadınlar görmektedir. Araştırmalara göre erkeklerin kadınlara oranla daha güçlü olmaları, kadınların daha fazla zarar görmesine neden olmaktadır.25 Cinayetlerin %10'undan fazlası eşler tarafından işlenmektedir.30 Kadınlar, erkeklere oranla şiddete daha uzun süre boyun eğmektedirler. Kadınlar, zulme ve istismara erkeklerden daha uzun süre dayanabilmektedir. Bunun nedeni, kadınların çoğu zaman ekonomik özgürlüğe sahip olmaması nedeniyle kendilerini kapana kısılmış hissetmesidir. Eşe yönelik şiddet bazen mağdur tarafından başlatılmakta; istismara uğrayan kişi olayda sözlü ya da fiziksel şiddeti başlatabilmektedir.*1 Buna rağmen ABD'de yaygın şiddet biçimi erkeğin "eşini hizada tutmak" adına şiddet kullanmasıdır. Bunun anlamı ABD'de toplumun bir kesiminin, erkeklerin eşlerinin ne yaptığını bilmeye ve onları kontrol etmeye hakkı olduğu gibi, eşlerini kendilerine itaat etmeye zorlamaya da hakkı olduğuna dair geleneksel bir inaruşa sahip olmasıdır. Kocanın, erkek partnerin ya da diğer aile üyelerinin uyguladığı ev içi şiddet Eşlere karşı fiziksel istismar ulusa! bir sorun olarak görülmekte ve bu kunuda çeşitli önlemler alınmaktadır. o kadar yaygındır ki bu tür şiddet kadınların yaralanmasının en büyük nedenidir.32 Kadına şiddet sonucu oluşan yaralanmalar, tecavüz, gasp ve hatta otomobil kazaları sırasında meydana gelen yaralanmalardan çok daha fazladır.33 Eşler arasındaki fiziksel istismar olayları münferit değildir. Eşler arasındaki şiddet, eğitimsiz ailelerde görüldüğü kadar, eğitimli ailelerde de görülmektedir.34 Eşleri tarafından şiddet gören pek çok kadm evliliklerini bitirmeyi düşünmemektedir. Kadınlar, (a) şiddeti çok sık görmedikleri sürece, (b) çocukluklarında da ailelerinin şiddetine maruz kalmışlarsa ve (c) ekonomik olarak eşlerine bağımlı olduklarını düşündükleri sürece evliliklerine devam etmektedirler.35 Bili Bachmann/Alamy
146 Aile içi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler Birçok uzman, eşler arasındaki şiddetin, Amerikan ailelerinde şiddetin göz ardı edilmesiyle ilgili bir durum olduğunu söylemektedir. Straus bu konuda şunları söylemiştir: Eşler arası şiddet, üstü kapalı, kabul edilmiş bir kültürel bir norm adı altında meşru hale getirilmiştir. Böylece aile fertlerinin birbirine vurması meşru hale gelmiştir. Eşler açısından, bunun anlamı evlilik izninin aynı zamanda dayak atma izni olmasıdır.36 Eleştirel Düşünm e Soruları Fiziksel veya psikolojik olarak, istismara uğradığınız bir ilişkiniz oldu mu? Eğer olduysa böyle bir ilişkiye neden devam ettiniz? Birçok çalışma göstermiştir, ki, pek çok kadın ve erkek, erkeğin "âra sıra" eşine vurmasında, sorun görmemektedir.37 Erkekler pek çok nedenden ötürü kadınlara şiddet uygulamaktadır. Kendine güveni olmayan, kendisini, evin ihtiyaçlarını karşılama, baba ve cinsel partner olarak yetersiz hisseden birçok erkek vardır. Bu erkekler eşlerini kendilerine itaat eden ve yönlendirilmeye ihtiyaç duyan kişiler olarak kalıba sokmaktadırlar. Birçok erkek alkol ve bağımlılık yapıcı madde kullanmakta ve bu dönemlerde şiddete daha eğimli hale gelmektedir. Aile içi şiddetin olduğu ailelerde, şiddet döngüsü şu şekilde tekrar etmektedir: Bir şiddet olayı gerçekleşir ve kadın bu olaydan zarar görür. Erkek bu olaydan pişmanlık duyar fakat bir taraftan da eşinin terk etmesinden veya bu durumu polise bildirmesinden çekinir. Böylece "canım cicimle" iyi bir koca olduğu ve bir daha ona zarar vermeyeceği konusunda eşini ikna etmeye çalışır. (Çiçekli yollar yapar, pahalı hediyeler alır ya da aşırı nazik davranır.) Bu "canım cicim" muamelesi kendi adına giderek azalır, iş ve aile sorunlarıyla ilgili gerilimleri içinde tekrar yükselmeye başlar. Gerilimi artıkça, küçücük bir olay onu yeniden çileden çıkarır, genellikle alkol aldığında tekrar eşine karşı şiddet uygular. Şiddet uygulama/af dileme/yeniden şiddet döngüsü bu şekilde tekrar tekrar yinelenir. Şiddet uygulayan erkekler, eşlerini toplumdan ayırmak ve kendilerine bağımlı hale getirmek için çaba harcarlar. Eşlerinden, arkadaşları ve akrabaları ile bağlarını koparmalarını isterler. Eşleri bu arkadaş ve akrabaları ile beraberken, onları utanılacak duruma sokarlar. Bu nedenle kadınlar, "huzuru bozmamak" adına bu bireylerle iletişimi keserler. Şiddet uygulayan erkekler eşleriyle sürekli alay ederek onları küçük düşürür ve önemsizleştirirler. Bunun yanı sıra erkekler, eşlerinin kendilerine ekonomik olarak da bağlı kalmalarını tercih ederler. İyi maaşlı işlerde çalışmalarının önüne engeller çıkarırlar. Eşleri tarafmdan şiddete maruz bırakılan pek çok kadın, çeşitli nedenlerden ötürü eşlerinden ayrılamamaktadırlar. Bu kadmlar, eşlerinin yanında ikinci planda olmakta, eşler de fiziksel ve psikolojik şiddet uygulayarak kadınları yetersiz ve kendilerine bağımlı hissettirmektedirler. Bazı kadınlar, evliliği ahlaki bir görev olarak görmekte ve ne yaşarlarsa yaşasınlar, evliliklerini devam ettirmektedirler. Birçok kadın, (şiddet devam etmesine rağmen) kocasının değişeceğini umut etmektedir. Bazıları ayrılırlarsa kocalarının intikam alacağmdan ve kendilerini daha çok döveceğinden korkmaktadır. Birçoğu da ekonomik özgürlüğü olmadığı için,
147 2 7 4 Bölüm 6 boşanmayı geçerli bir yol olarak görememektedir. Birçoğunun çocukları vardır ve çocuklarını kendi başlarına büyütmek için yeterli kaynaklara sahip olmadıklarım düşünmektedir. Bazıları ara sıra şiddet görmenin boşanma sonrasındaki yalnızlıktan ve güvensizlikten daha iyi olduğuna inanmaktadır. Bazı kadınlar da ayrılık ve boşanmayı bir damgalanma olarak görmekte ve bu kadınlar kendi evlerinde birer esir haline gelmektedirler. Son yıllarda neyse ki şiddete uğrayan kadınlara yardım etmek amacıyla yeni hizmetler devreye girmiştir. Birçok toplulukta şiddete uğrayan kadınlar ve çocukları için sığınma evleri kurulmuştur. Bu sığınma evleri istismar edilen kadınlara bu durumdan kurtulma şansı tanımaktadır. Kadınlar ayrıca bu evlerde, danışmanlık, iş edindirme ve yasal konularda yardım gibi destekler de almaktadırlar. Şiddet gören kadınlara verilen bu hizmetler, günümüzde daha güvenli ve huzurlu bir hayat sürmeyi sağlamak adına "güvenlik planlamasını" içermektedir. Bazı bölgelerde, bu programlar kocalara yönelik olarak da hizmet vermektedir. Bu programlar dahilinde, şiddet uygulayanlara yönelik grup terapisi, eşler için evlilik terapisi ve öfke durumunda arayabilecekleri hatlar bulunmaktadır. (Ne yazık ki birçok şiddet mağduru, bu programlara katılmamaktadır). Bu servislere destek olarak, birçok toplulukta kadmları yasal hakları ve şiddet karşısmda yapacakları konusunda bilinçlendiren halkı bilgilendirme programları bulunmaktadır. (Örneğin televizyon duyuruları.) ABD'deki yabancılar arasında şiddet konusunda olduğu kadar, aile içi şiddeti ortadan kaldırmak adına da ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Birçok eyalette şiddete başvuran bireyin, karşısındaki bireyi yaralaması ve zarar vermesi durumunda tutuklanmasına yönelik yasalar çıkarılmıştır. Polis öngörülen tutuklamayı yapmadığında cezai ya da hukuki yaptırımla karşı karşıya kalmaktadır.38 Şiddete maruz kalan kadınlara verilen bu hizmetler arttıkça, daha fazla kadının evden ayrılmasını ve güvende oldukları garanti olana kadar evlerine dönmeyi reddetmesini bekleyebiliriz. Ç o c u k İstism arı ve İhm ali Çocuk istismarı ve ihmali konusundaki tanımlar, bölgeden bölgeye çeşitlilik ve farklılık gösterse de, Alfred Kadushin ve Judith Martin istismar ve ihmale giren durumları şu şekilde özetlemiştir: Fiziksel istismar. Yetersiz beslenme, yetersiz giyim; barınma sorunu, ilgisizlik. (Çocukların normal oranlarda büyüyememesi anlamına gelen "büyüme-gelişme geriliği" sendromu buna dahildir.) Gereken tıbbi bakımın ihmal edilmesi. Okul devamlılığının sağlanamaması. Sömürü, aşırı çalıştırma. Sağlıksız ve cesaret kırıcı durumlara m aruzkalm a. Cinsel istismar. Daha nadir görülen, duygusal istism ar ve ihmal nedeniyle çocuğun sevgi, değer ve güven hissedememesi.39 Çocuk istismar ve ihmali, oldukça tahrip edicidir. Gelles bu konuda şunlara dikkat çekmiştir: Araştırmacılar ve uzmanlar fiziksel, psikolojik ve cinsel istismar ve ihmalin birey üzerindeki fiziksel, psikolojik, bi-
148 Aile içi Sorunlor ve Ailelere Verilen Hizmetler 'VAKA ORNEGE 6.1 «Fiziksel İstismar ve Cifıayet Jody Marie Olcott yalnızca 102 gün hayatta kaldı. 16 Kasım 2007 tarihinde hayatını kaybetti. Ölüm raporuna göre, vücudunda yetişkin bir bireyin sahip olabileceğinden çok daha fazla ağır yaralar mevcuttu. 34 yaşındaki babası Malcolm Olcott, ikinci dereceden cinayetten suçlandı... : ' ' : ' Jody Marie 5 Ağustos 2007 tarihinde doğdu. Evli olmayan annesi ve babası birlikte yaşıyorlardı. Annesi Judy Forbes, garson olarak çalışıyordu. Babası işsizdi ve ebeveynlik görevleri nedeniyle üzerinde bir baskı hissediyordu. Jody'nin ilk 2 avı oldukça normal geçti. Pediatristi, Jody'yi Ekim âymda gördüğünde, oldukça sağlıklı olduğunu rapor etti. Fakat ölümünden sonra patolog raporunda, Jody'nin kaburgalarm-. dan 5 tanesinin kırık olduğu ve bunun tekmeleme ve yumruklama ile gerçekleştiği belirtilmişti. ı: Patolog raporunda ayrıca, Jody'nin ölümünden 10 gün önce kafasına, göğsüne ve dirseğine darbeler aldığı ifade edildi. Bunun yanı sıra, kalçasında ve kafasında yarak izlerine rastlanmıştı. Bölge savcısı, babaolcott'un, Jody'i ısıtıcının üzerine koyduğunu (tutuklandığı sırada) kabul ettiğini bildirmiştir. Patolog raporuna göre, Jody'nin lişsel ve davranışsal etkilerini kanıtlam ışlardır. Fiziksel zarar, küçük çürük ve sıyrıklar ölüm e kadar varabilir. P sikolojik sonuçlar; kendine verilen değerin azalm asından ağır psikolojik travm alara kadar varabilir. Bilişsel problem ler, dikkat eksikliği ve öğrenm e bozuklu ğundan ağır beyin hasarlarına kadar vadizlerinden biri kırıktı, diğeri ise burkulmuştu. "Bunun nedeni, çocuğun bacaklarından tutulması ve bu esnada bacaklarının ters dönmesi olabilir" deniyordu. Öldüğü sırada Jody'nin ağırlığı 2.70 kiloya düşmüştü. Doğduğu sıradaki kilosundan 1 kilo eksikti. Jody'nin ölümüne neden olan darbe, 15 Kasım gecesi uygulandı. Anne Judy bu esnada iş yerindeydi. Baba Olcott ise, işsizlik nedeniyle bunalımdaydı. Alkol almaya başladı. Jody bu esnada birkaç gündür olduğu gibi ağlıyordu (muhte- melen yaraları nedeniyle). Baba, Jody'i susturamadı ve onu alıp 3 metre yükseğe fırlattı. Jody kafasının üzerine düştü. Olaydan sonra polise ifade veren Olcott, bu olaydan sonra Jody'nin birkaç saat ağlamadığını fakat nefes alıp verirken problem yaşadığım belirtti; O gece anne eve geldiğinde, Jody'nin nefes almadığıra gördü. Ambulansı aradı fakat gelen doktorlar Jody'nin ölmüş olduğunu gördü. Ölüm nedeni kafatasındaki kırık ve kırıktan kaynaklı kan pıhtısı olarak belirlendi. Anne Jody'ye kızma uygulanan şiddeti neden polise haber vermediği soruldu. Anne: "Olcott, polise gittiğim takdirde beni terk edeceğini ve bir daha benimle ilgüenmeyeceğini söyledi" açıklamasını yaptı. rabilir. Kötü muamele görmüş çocuklar, arkadaşlarıyla iletişim kuramadıkları kadar şiddet suç ve intihara eğilimlidirler.40 Fiziksel İstismar, "şiddet gören çocuk sendrom u", son 50 yılda ulusal bir sorun olarak görülm eye başlam ıştır. A m erikan Yardım D erneği'nin Çocuk
149 2 7 6 Bölüm 6 Şubesi, çocuk istismarı hakkmdaki gazete haberlerinden ulusal bir araştırma düzenlemiş ve şu sonuca varmıştır: Bu çocukların şiddete maruz kalma biçimleri, insanın marifet ve yaratıcılığının oldukça olumsuz bir yönüne tanıklık ediyor. Birçok yaralanma ve zarar, şiddetin uygulandığı aletlerden ve bu aletlerin çeşitliliğinden kaynaklanıyor. Örneğin saç fırçası yaygın olarak kullanılan bir dayak aletidir. Daha ölümcül olabilecek elektrik kablosu, TV anteni, kayış, beysbol sopası, sandalye ayağı gibi aletler de aynı amaç için kullanılabilir. Ayrıca, ayakkabı da oldukça sık kullanılan, daha az yaratıcı ama oldukça etkili bir dayak aletidir. Çocukların el, ayak, kol gibi uzuvlarının yakılması, vücutlarında sigara söndürülmesi veya vücutlarına kaynar sıvıların dökülmesi ve elektrikli ütü bastırılması da oldukça ağır bir şiddet şeklidir. Bazıları ise sıcak sıvı kazanlarına atılmıştır. ' Bazı çocuklar yastıkla, birçok çocuk da su dolu küvette boğulmuştur. Bir tanesi de diri diri gömülmüştür. Listeyi tamamlamak gerekirse, çocuklar, dayak, bıçaklama, elektrik verme, yere veya duvara çarpma gibi uygulamalara maruz bırakılmış, bir tanesine zorla biber yutturul- m uşturf1 Araşürmalar sonucu elde edilen bu bilgiler, şiddete maruz kalan çocukların çeşitli şekillerde yaralandığını ortaya koymuştur: Çocuğa uygulanan şiddette en sık görülen yaralanmalar, çeşitli şekil ve boyutlardaki çürüklerdir. Bunun yanı sıra, şişmiş uzuvlar, ayrılmış dudaklar, morarmış gözler ve dökülmüş dişler sıklıkla görülen durumlardır. Geçmişte bir çocuk, şiddet sırasında tek gözünü kaybetmiştir. Kemiklerin kırılması da oldukça sıklıkla görülür. Bazıları çatlak, bazıları da parçalı kırıktır. Kol, bacak ve kaburga kırılması en çok görülenlerdendir. 5 aylık bir bebeğin vücudunda 30 tane kırık tespit edilmiştir. Çocuğa uygulanan şiddetlerden en acımasızı, iç hasarlara ve beyin hasarlarına neden olan darbelerdir. Kafa yaralanmaları Özellikle önemli bir gruptur. Hem iç yaralanmalar, hem de kafa yaralanmaları birçok ölümün nedenidir. Bu grupta, zarar görmüş akciğer, dalak ve karaciğerin olduğunu görüyoruz. Kafadaki yaralanmalar kafatası çatlağı ya da beyin hasarının olduğu durumlardır. Bu bilgiler, neredeyse her eyaletteki toplumlarda çocuklara uygulanan şiddeti, tüm acımasızlığı ve korkunçluğuyla gözler önüne sermektedir.42 Fiziksel istismar, fiziksel hasar meydana gelinceye kadar çocuğun dövülmesini içerir. Çocuğa uygulanan fiziksel istismar ile sert aile disiplinini birbirinden ayırmak gerekir. Silver bu konuda şunları söylemektedir: Bir ebeveyn, çocuğunu bir kemer kullanarak cezalandırırsa, ailenin haklarının sona erip çocuk haklarının başladığı yer dördüncü darbe midir? Kemer iki milimetre kalktıktan sonra da ailenin haklarına karşı istismar ikilemi mevcut mudur?43 İstismarın tanımı oldukça çeşitlidir. Dar kapsamlı tanımlarda, istismar, ciddi yaralanmalarla sınırlandırılmışken; daha geniş tanımlarda, buna, çocuğu yaralama girişimi ve sözlü şiddet de dahil edilmiştir ı yılların sonlarmda, artan çocuk istismarı ve ihmali karşısmda, tüm eyaletler çocuk istismarı ve ihmaliyle ilgili ceza yasalarını yürürlüğe koymuştur. Bu yasalar uzmanların (hekimler, danışmanlar, okul yönetimi, hemşireler vb.) çocuk istismarıyla ilgili şüpheli durumları polis ve bölge sosyal yardım şu-
150 Aile içi Sorun lor»e Ailelere Verilen Hizmetler VAKA SUNUMU 6.2 mm w Bu Bir Duygusal İhmal midir? Aşağıdaki örnek, duygusal ihmal hakkında henüz cevaplanmamış sorulara yenilerini eklemektedir. Gary 9 yaşında olup, bay ve bayan Jim N. çiftinin tek çocuklarıdır. Jim N. ailesi, büyük bir kentin kenar mahallesinde yaşamaktadırlar. Gary'nin fiziksel ihtiyaçlan tam olarak karşılanamamaktadır. Gary okulda başarısız bir öğrencidir ve aldığı derslerden kalmaktadır. Garv'ye psikolojik bir test uygulanmış ve bu test sonucunda benlik kavramının tam olarak oturmadığı sonucu çıkmıştır. Bu nedenle Gary, başarısız olma korkusuyla matematik çalışmayı reddetmekte ve rekabet içeren oyunlara katılmamaktadır. Bunun yerine tek başına oynamayı tercih etmekte ve 5 yaş altı çocuklara uygun oyunlar oynamaktadır. Evle ilgili yapılan bir araştırmada Gary'nin babası bay N/nin tepkisiz, : şefkat gös termeyen, evde oldukça az vakit geçiren ve kendisine ait olan benzin istasyonunu işleten bir insan olduğu anlaşılmıştır. Bayan Kr. de antipatik bir birey olup, hiçbir iş yapmamaktadır ve lûç yakın arkadaşı yoktur. Zeka seviyesi normalin altındadır ve yalnızca 9. sınıfa kadar okumuştur. Gary ile olan iletişiminde, toleransının oldukça az olduğu, oğlunu devamlı eleştirdiği ve onu "aptal", "gerizekalı" diye aşağıladığı görülmüştür. Gary, annesinden oldukça korkmakta ve mümkün olduğunca annesiyle iletişim kurmamaktadır. İki ebeveyn de bu konuda yardım ve danışmaıılık almayı reddetmektedirler. Gary'nin kişisel problemleri, (kendiyle ilgili olumsuz algısı) ailesi ile olein iletişiminin bir sonucu mudur yoksa başka nedenlerden (okul ortamı, travmatik bir deneyim, kalıtsal yapı) mi kaynaklanmaktadır?... Eğer Gary'nin problemleri, ailesi ile olan iletişiminin bir sonucu ise, bu durum mahkemede nasıl kanıtlanabilir? Gary, evden uzaklaştırılırsa, bu problemler azaltılabilir veya ortadan kaldırılabilir mi? Örneğin, Gary'nin bir koruyucu eve yerleştirilmesi, ailesinin kendisini reddettiğini düşünmesine ve kendini suçlamasına neden olur mu? besi gibi çeşitli kurumlara bildirmesini zorunlu tutar. Çocuk istismarının gerçek boyutları tam olarak bilinmemektedir. Kesin bilgilere ulaşmak iki nedenden ötürü zordur: Vatandaşların ve uzmanların, şüpheli durumları göz ardı etmesi ve istismara maruz kalan çocukların konuşmak istememesidir. İkinci neden istismara maruz kalan pek çok çocuk, gördükleri şiddeti hak ettiklerini düşünmekte ve sessiz kalmakta, kendiyle ilgili olumsuz düşüncelere kapılmaktadır. Çocuk istismarının ciddi bir sonucu, şiddetin şiddeti doğurmasıdır. George C. Curtis, "bugün şiddet gören çocukların, gelecekte cinayet vb. suçların failleri olacağını" gösteren raporlar sunmuştur.44 Bunun yanı sıra, bu çocukların da kendi çocuklarına aynı şiddeti uygulama ihtimallerinin çok yüksek olduğunu belirtmiştir.45 Teorik olarak istismar aşırı derecede düşmanlık yaratır ve bu da ileriki yıllarda şiddete yönlendirile
151 2 7 8 Bölüm 6 bilir. Günümüzde katil, hırsız, tecavüzcü olan birçok insanın, çocukluğunda istismar ve ihmale maruz kalmış bireyler oldukları bilinmektedir. İstismar edilen çocukların evden kaçma ihtimali yüksektir. Bu durum da onların başka mağduriyetler yaşamasına neden olur ve bazen mağaza hırsızlığı, soygun, fuhuş gibi suçlara karışmalarına neden olur. İstismar çoğu zaman tekrarlanan bir durumdur. Bir kez yaşanan istismarlarda, istismara uğrayan birey, bunun geçerli bir sebebi olduğuna dair açıklamalarda bulunur. Gelles, çocuk istismarı ve ihmaline müsait olan aileler ve bakıcılar hakkında çalışmalar yapmış ve şu sonuçlara varmıştır: İstismar, eğitim seviyesi düşük ve vasıfsız ailelerde, beyaz olmayan ailelerde ve annenin yönettiği bekar ebeveynli ailelerde daha sık görülmektedir. Pek çok ailede, ekonomik kaynakların kısıtlı olması nedeniyle görülen anlaşmazlıklar mevcuttur. (Ekonomik seviyesi düşük ailelerde çocuk istismarının sıklıkla görülüyor gibi olmasının başka bir nedeni de, orta sınıf ve yüksek gelirli ailelerde yapılan istismarm daha kolayca gizlenmesidir. Annenin çocuğu istismar etme oranı daha yüksektir. Bunun nedeni, annelerin çocukla daha fazla vakit geçirmesi ve çocuğun davranışlarından sorumlu kişinin öncelikle anne olarak görülmesidir. İstismara maruz kalan çocukların üçte ikisinin, koruyucu hizmetler eşliğinde evinde yaşamasına izin verilmektedir. (Koruyucu hizmetler, bu konu içerisinde anlatılacaktır.)46 Fiziksel İhmal, Çocuk istismarının aksine, çocuk ihmali bir eylem değil eylemin yerine getirilmemesidir. Fiziksel ihmal birkaç farklı şekilde olmaktadır: (a) terk etme, (b) çevresel ihmal - çocuğun kötü kıyafetlerle, denetimsiz ve bakımsız yaşaması- (c) eğitim konusunda ihmal -çocuğun sürekli devamsızlık yapması- (d) tıbbi ihmal - çocuğun tıbbi kontrolleriyle ilgilenilmemesi-. Çocuk ihmali, çocuk istismarı gibi ulusal bir sorun olarak görülmese de, ihmal, koruyucu hizmetlerin oldukça üzerinde durduğu ve müdahale ettiği en yaygın durumdur. Terk etme gibi nadir rastlanan bazı durumlarda, ebeveyn kendi rolünü inkar etmektedir. Birçok çocuk ihmali durumunda ise ebeveynler rollerini yetersiz şekilde yerine getirmektedirler. Kadushin ve Martin, tipik bir ihmalkâr anneyi fiziksel olarak tükenmiş, psikolojik olarak zayıflamış, duygusal olarak yıpranmış ve sosyal açıdan yalnız olarak tanımlamışlardır.47 Çocuk ihmali, gelir seviyesi düşük ailelerde daha sık görülmektedir. Vincent De Francis, bir ihmal şikâyetini araştıran sosyal hizmet uzmanının karşılaştığı durumları şu şekilde sunmuştur: Odaya girdiğimde gördüğüm şey yoğunluktu. Oda hem mutfak hem yemek odası olarak kullanılan bir odaydı. Odanın diğer ucunda cılız ve ürkek, dört yaşlarında bir kız ve üç yaşlarında bir erkek çocuğu sessizce ve kocaman gözlerle bana bakmaktaydı. Bir fanila dışında, üstlerinde başka bir şey yoktu. Kollarında ve bacaklarında yara izleri vardı. Üstleri oldukça kirli ve bakımsızdı. Bu iki çocuğun arkasındaki kirli bebek arabasında, iki yaşında bir bebek oturmaktaydı. Yer, yırtılmış gazete parçalarıyla kaplıydı. Ayrıca, yerde dışkı parçalan vardı ve oda idrar kokuyordu. Havada sinekler uçuşuyordu ve yerde oldukça büyük hamamböcekleri yürüyordu.
152 Aile içi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler Mutfak lavabosu oldukça pisti ve yıkanmamış tabak ve tavalar etraftaydık Duygusal İhm al Çocuğun sevgi ihtiyacının karşılanması, sağlıklı büyüyebilmesi için fiziksel ihtiyaçlarınm karşılanması kadar önemlidir. Duygusal ihmali açıklamak ve net terimler kullanmak oldukça zordur. ABD'deki Ulusal Çocuk İstismar ve ihmalini Önleme Merkezi duygusal ihmali şu şekilde tanımlamaktadır:... çocuğa duyarlı bir kişiliğin gelişimi için gerekli olan sevgi ve ilginin verilmesinde eksiklik, örneğin çocuğun dışlanması veya kötü bir aile ortamında yetiştirilmesi, çocukta gözle görülür anksiyete problemlerin ortaya çıkmasına neden olur.49 Daha detaylı yorumlanacak olursa; bu tanımdan yola çıkarak bakıldığında, pratikte bütün ailelerin zaman zaman ihmal konusunda suçlu sayılması gerekir. Çocuk ihmali konusundaki diğer tanımlarda da aynı sorun baş göstermektedir, Bununla birlikte fiziksel olarak yeterince bakılan bazı çocuklar da duygusal ihmalle karşılaşmaktadır. Duygusal ihmalin mahkemede kanıtlanması oldukça zordur. Duygusal ihmal, fiziksel ihmal ile bir arada olduğunda, koruyucu hizmetler bu durum karşısında önlem almaktadır. (Bkz. Vaka Örneği 6.2: Bu Yaşanan Duygusal İhmal midir?) Cinsel İstismar Aile içinde yaşanan cinsel istismar (ensest), son yıllarda ulusal bir sorun haline gelmiştir. Bu sorun, konu içinde sonradan daha detaylı anlatılacaktır. Sağlıksız v e M oral Bozucu Durumlar Ebeveynlerinin sürekli devam eden madde ve uyuşturucu bağımlılığı, alkolizm, suç işleme, fuhuş gibi durumlarından etkilenen çocukların koruyucu hizmetlere ihtiyaç duyduğu düşünülmektedir. Bu gibi durumlar, çocuğun ahlaki gelişimine oldukça zarar vermektedir. Sömürü Bu kategori, çocukları uzun süreli çalışmaya zorlama ve hırsızlık, dilencilik, fuhuş gibi olaylara yönlendirme durumlarını kapsar. Ç ocuğunu İstismar ve İhm al Eden A ileler Ebeveynlerin çocuklarını neden istismar ve ihmal ettikleri hiçbir zaman tek bir nedenle açıklanamaz. Şimdiye kadarki araştırmalar, istismarcı ve ihmalci ebeveynlerin az sayıda ortak noktası olduğunu göstermektedir. Aşağıdaki etkenlerin50 çocuklarını istismar eden ebeveynlerde bulunduğu saptanmıştır: Çocukluğunda istismar ve ihmal edilen bazı bireyler, ilerde kendi çocuklarına da aynı şekilde davranmaktadır. İstismar edilmediyse bile, çocukluğunda düzgün bir sevgi görmeyen ve yeterli duygusal tatmini alamayan bireyler de, çocuklarım ihmal edebilmektedir. «İstismar, tıpkı ihmal gibi eğitim seviyesi düşük ailelerde daha sıklıkla görülse de, toplumun geneline daha rastgele dağılmıştır. Ailelerde çoğu zaman, çocuklardan biri istismar ve ihmal konusunda hedef olarak seçilir. Bunun pek çok nedeni vardır. Bu nedenlerden biri, çocuğun zihinsel olarak yavaş veya potansiyel suçlu olarak görülmesidir. Evlilikle ilgili sorunlarda, çocuklardan biri kurban olarak seçilir ve bu çocuk genelde sorun çıkaran ebeveyne en çok benzeyen çocuk olur. Bir çocuk daha fazla ağlıyor olabilir, daha hiperaktif olabilir ya da anne baba ilgisini daha çok talep edebilir. Bunun yanı sıra, evlilik öncesi doğan veya istenmeden olan çocuklar bu
153 2 8 0 Bölüm 6 nedenle cezalandırılabilir. Bazı durumlarda, istismar edilen çocuk aşırı bağırıp çağırarak, beslenme, konuşma ve tuvalet alışkanlığı konusundaki problemler, dikkatsiz, olumsuz ve mızmız davranışlarla anne babanın sabrım zorlayarak sürece katkıda bulunabilir. Kurban seçilen çocuk, aile içindeki ruhsal dengeyi sağlama açısından önemli bir birey olabilir. Bazı sorunlu aileler, aile içi dengeyi sağlamak adına, aileden bir bireyi "günah keçisi" ilan ederler, İstismar ve ihmale maruz kalan çocuk evden uzaklaştırıldığında, onun yerine başka bir çocuk getirilir ve yeni günah keçisi ilan edilir. Çocuklarını istismara maruz bırakan ebeveynler, genellikle suçluluk duygusundan uzaktırlar. Sosyal açıdan zayıf, saldırgan, duygusal problemler yaşamaya yatkın, kendini yetersiz hisseden ve eleştiriye açık olmayan bireylerdir. Stres yaratan çevresel faktörler, (mesela evlilikle ilgili sorunlar gibi) ekonomik ve sosyal sorunlar bazen ebeveynlerin istismara yönelmesini tetiklemektedir. Çocuk istismarı yapan ebeveynler,, çoğu zaman sıkı disipline inanarak, çocuklarından bu kurallara itaat beklemektedirler. Çocuğun anne babayı tatmin etmesi için gerekli talepler de yüksektir. Alkol ve uyuşturucu bağımlılığının, istismar konusunda büyük rolü oynamaktadır. Ailelerin, çocukları ihmal etme51 nedenlerinden bazıları aşağıda sıralanmıştır: Çocuklarını ihmal eden ailelerin oranı, sosyoekonomik seviyesi düşük sınıflar arasında daha fazladır. Ekonomik zorlukların, çocuk ihmali konusunda büyük payı vardır. Bu birçok ailenin yeterli barınma imkanları da yoktur. Büyük bir kısmı (bazı çalışmalarda % 60'ı) genellikle kadınların geçindirdiği bekar ebeveynli ailelerdir. Çocuk sayısı fazla olan ailelerde, çocukların ihmal edilme olasılığı daha fazladır. Çocuklarını ihmal eden annelerin büyük bir kısmı, entelektüel kapasitesi düşük kadınlardır. ihmalkâr ebeveynler (özellikle de çocukla en fazla temas kuran anneler), fiziksel ve duygusal olarak tükenmiş, sağlık sorunları olan, bastırılmış, amaçlarına ulaşamamış ve umutsuz bireylerdir. Bu durum onları çocuklarına karşı da "kayıtsız" hale getirir. İhmalkâr ebeveynler, kendi çocukluklarında duygusal yıpranmalar yaşamış, düzgün bir sevgi ortamında büyümemiş bireylerdir. İstismarcı ebeveynlere benzer şekilde, çocuklukta yaşanan bu durumlar, ebeveyn olduklarında ekonomik ve sosyal sorunlarla birleştiğinde, bireylerin fiziksel ve duygusal olarak daha da yıpranmasına neden olur. ihmalkâr ebeveynler, istismarcı bireyler kadar sıkıntı yaşamış fakat duygusal açıdan onlar kadar yıpranmamış bireylerdir. Buna rağmen, ihmalkâr bireyler de istismarcı bireyler gibi, sosyal açıdan toplumdan bir miktar soyutlanmışlardır. Koruyucu H izm etler Devlet baba kavramı altında, devlet tüm çocukların nihai anne babasıdır. Doğal
154 Aile içi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler anne babalar bir çocuğu istismar veya ihmal ettiğinde ya da kötüye kullandığında, devletin müdahale etme yasal hakkı ve yükümlülüğü vardır. Koruyucu hizmetler, ihmal edilen, istismar edilen, sömürülen ya da reddedilen çocuk-. lara yardım a olan "uzmanlaşmış sosyal vaka çalışması" olarak tanımlanmıştır. Bu hizmetin temel amacı, cezalandırıcı değil önleyici olmak ve bireyleri rehabilitasyona yönlendirip, problemin ardında yatan etkenleri tanımlamalarım ve motive olmalarım sağlamaktır.52 Kısa Tarihçe ABD'nin sömürge olduğu dönemlerde çocuklar, ailenin malı olarak görülüyordu. Bu durum, ailelere, çocuğu satma, çalıştırma, feda etme ve hatta doğduğunda öldürme hakkı veriyordu. Fakat sanayileşme döneminde bu tür davranışlar yasaklanmış ve çocukların da bir takım haklan olması sağlanmıştır. Bu haklar giderek genişlemiştir. 20. yüzyılın başlarında, çocuk işçiliği yasaları uygulamaya konmuştur ve bu yasalar ailelerin, çocukların emeğini sömürmesini engellemiştir. ABD'de koruyucu hizmet sağlayan kurumlar, 1875 yılında Mary Ellen'ın yaşadığı durum sonrası ortaya çıkmıştır.53 Mary Ellen, bebekliğinden beri kendisini büyüten çift tarafmdan şiddete maruz bırakılmış ve ihmal edilmiştir. Bu durumda ne yapması gerektiğini bilemeyen vatandaşlar, "Hayvanlara Karşı Zulmün Engellenmesi Derneği'ne" başvurdu, (O dönemde demeklerin hayvanlan koruması, bebekleri ise korumaması ilginçtir.) Mary Ellen'in durumu mahkemeye taşındı, yaşadığı ailenin yanından alındı ve başka bir ailenin yanına verildi. Mary'yi istismara maruz bırakan çift, cezaevine konuldu. Bu durumun yaşanmasından sonra, New York'ta "Çocuklara Karşı Zulmün Engellenmesi Derneği" kuruldu. Bunun yanı sıra, çocuklara yönelik istismar ve ihmali engelleyen, çocuk haklarmı savunan ve koruyucu hizmetler veren topluluklar, zaman içinde kurulmaya başlandı. Neredeyse başlangıcından beri, koruyucu hizmetlerin iki temel amacı vardır: Kolluk kuvveti yaklaşımı ve rehabilitasyona yönlendirme yaklaşımı. Yasal yaptırım yaklaşımı, çocuklanm istismar ve ihmal eden ailelerin cezalandırılmasını sağlarken; rehabilitasyona yönlendirme yaklaşımı ise bu ebeveynlerin tedavi olmasını sağlayarak, ailelerin dağılması yerine düzen içinde yaşamasını amaçlar. 20. yüzyıl boyunca, koruyucu hizmetler genel olarak rehabilitasyona yönlendirme yaklaşımını tercih etmektedir ı yılların sonlarından beri, çocuk istismarını yok etmek adına yapılan çalışmalardaki koruyucu hizmetlerde ciddi bir artış gerçekleşmiştir yılında çıkarılan bir Sosyal Güvenlik Yasası'nın XX. maddesiyle, koruyucu hizmetler tüm eyaletlerde zorunlu hale getirilmiştir. "Çocuk İstismarım Önleme ve Tedavi Etme Yasası", ABD'de Haziran 1974'te yürürlüğe konmuştur. Bu yasa, eyaletlere çocuk istismarı ile mücadele etm e' konusundaki programlar hakkında destek vermektedir. Koruyucu Hizmetlerin İşleyişi Çocuklarına kötü davranan (ya da kötü davranabileceği düşünülen) ailelerin, koruyucu hizmetlerden gönüllü olarak yardım alması için büyük çabalar sarf edilmektedir. Radyo ve TV programları, bu konuda yayınlar yapmakta, gerginlik durumunda kullanılabilecek telefon hattı servislerini kullanma konusunda, ailelere duyuru yapılmaktadır. Çocuklarına kötü davranan ebeveynlerin buna rağmen, çoğu zaman, bu
155 282 Bölüm 6 konuda yardım alma gibi bir istekleri yoktur. Günümüzde koruyucu hizmetler, uzmanlar tarafından bildirilmesi zorunlu olan cinsel istismar, fiziksel ihmal ve duygusal travma gibi durumlardan şüphelenildiğinde, mahkeme karan ile zorunlu olarak bu ailelere hizmet vermektedir. Rapor vermesi gereken uzmanlar arasında, sosyal hizmet uzmanlarının yaru sıra doktorlar, hemşireler, danışmanlar, diş hekimleri, hukuk personeli bulunur. Raporlar polis merkezi, bölge sosyal yardım şubesi ve bölge şerifine verilir. Yasalar, bu raporu tutan uzmanlara dokunulmazlık sağlamakta ve raporun verilmemesi durumunda ceza öngörmektedir. ABD'deki bütün eyaletlerde, bir çocuk istismara veya ihmale uğradığında, bu duruma müdahale etme hakkı veren yasalar vardır. Bu hak ve sorumluluk koruyucu hizmetler tarafından temsil edilir. (Birçok eyalette koruyucu hizmetler, insan hakları bölümüne bağlıdır.) Durum tespiti genelde şikâyet üzerine yapılmaktadır. Şikâyetler istismarı bildirmesi zorunlu olan uzmanlar dışında genellikle, akrabalar, komşular veya aile dostlarından gelmektedir. Yapılan bir şikayet, çocuk istismarı ve ihmali yapıldığına dair olası bir durum bildirir ve araştırılması gerekir. Şikâyetler isimsiz de olabilir. Bunun yanı sıra, aileleri rahatsız etmek amacıyla, ara sıra asılsız şikâyetler de yapılmaktadır. Bazı şikâyetçiler, böyle bir ihbarda bulundukları için kendilerini suçlu hissetmektedirler. Fakat onlara, çocukları korumak adına faydalı bir iş yapüklarına dair güvence verilmektedir. Bunun yanı sıra, kimliklerinin şikayette bulunulan aileye karşı açıklanmayacağı da belirtilmektedir. Tüm şikâyetler koruyucu hizmet kurumlan tarafından değerlendirilmektedir. Bazı kurumlar, aileyi ve durumunu görmek istediğini önceden telefon ile bildirirken, bazıları aileleri habersiz ziyaret etmekte ve ailenin durumunu günlük yaşantısında daha gerçekçi olarak görebilmektedir. Öncelikli yaklaşım doğrudan ve açık sözlüdür. Sosyal hizmet uzmanı, çocuk için potansiyel bir tehlike bildirildiğini ve araştırılacağını iletir. Potansiyel bir tehdit varsa, sosyal hizmet uzmanının görevi, bu tehdit bağlamında hem çocuk hem de aileye yardımcı olmaktır. Sosyal hizmet uzmanı, ailenin içinde bulunduğu durumu objektif ve doğru bir biçimde tespit etmeye çalışır. Herhangi bir şikâyet ile gelen özel bilgiler araştırılır. Örneğin; gelen bir şikâyette, çocuğun yetersiz beslendiği ve okula devam etmediği söylendiğinde, aileye çocuğun beslenme alışkanlıkları ve okul durumuyla ilgili sorular sorulur. Bu soruların sorulma nedeni, çocuğun bir tehlike ile karşı karşıya olup olmadığını anlamaktır. Bunu düzgün ve gerçekçi bir şekilde tespit etmek önemlidir. Çünkü çocuğun evden uzaklaştırılması gereken durumda, bu bilgi mahkemeye yazılı dilekçe ile bildirilir. Bu bilgi nazikçe elde edilmelidir çünkü sosyal hizmet uzmanının aileyle bir iş ilişkisi geliştirmesi önemlidir. Bu değerlendirme sürecinde sosyal hizmet uzmanı, tehlikede olduğu iddia edilen çocuğu gözlemlemeye çalışır. İstismar veya ihmal olduğu durumda, aileye koruyucu hizmetlerin görevinden ve çocuk için tehlike yaratan durumların ortadan kaldırılması gerektiğinden bahseder. İstismar ve ihmalle suçlanan ailelerin birçok problemi olması nedeniyle, hizmetler oldukça çeşitlidir (örneğin, sağlık, eğitim, ekonomi, barınma,
156 Aile içi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler danışmanlık, ebeveyn verimlilik eğitimi, günlük bakım gibi). Ortada istismar veya ihrtıal durumu olduğu kanıtlanamadığı takdirde ilk görüşmenin ardından dosya kapatılır. Bazı problemli ailelerde koruyucu hizmetlerin verilmesi yıllarca sürebilir. Çocuğun tehdit altında olduğu (mesela sürekli olarak istismara maruz kaldığı) ve ailenin çocuğun uzun vadeli refahı için gerekli düzenlemeleri yerine getirmediği durumlarda, çocuk evden uzaklaştırılır. Koruyucu hizmet kurumlan, mahkemeye "aileden davacı olmak amacıyla değil, çocuğu korumak amacıyla"54 başvurur. Sosyal hizmet uzmanı, çocuğun evden uzaklaştırılmasını zorunlu görürse, öncelikle ailenin gönüllü rızası alınmaya çalışılır. Ailenin bu duruma izin vermemesi halinde, çocuğu korumak için mahkemeye başvurulur. (Yapılan çalışmaların gösterdiğine göre, birçok çocuk, mahkeme aşamasına gelmeden koruma altına alınmaktadır.)55 Koruyucu hizmetlerin mahkemeye başvurmasından sonra, birkaç hafta içinde ön soruşturma başlar. Ailelerin bir avukat tarafından savunulmasına izin verilir ve ardından olağan mahkeme süreci başlar. Sosyal hizmet uzmanı, iddialarını belgelerle kanıtlamak zorundadır. Hakim bu esnada hem çocuğun hem de ailenin haklarını korumak yükümlülüğündedir. Ön soruşturma esnasında, ailenin raporda yazılanları kabul edip etmediği öğrenilir. Ailenin rapora itiraz etmesi durumunda, çocuğun istismar ve ihmale maruz kaldığına dair kanıtlar varsa, dava görülür., Düzenlemenin yapılmasıyla ilgili hakimin çeşitli kararlar alması mümkündür. Herhangi bir işlemde bulunulmasını gerektirecek yeterli delilin bulunmadığına karar verebilir. Ya da hakim bu esnada çocuğun evinde mahkeme gözetiminde yaşamasına izin verebilir. Bu gözetim, aile üzerinde bir baskı yaratarak aileyi çocuk için tehlike arz eden durumları ortadan kaldırmaya zorlar. Gerekli değişiklikler yapılmazsa çocuğun alınması durumu söz konusudur. Diğer taraftan hakim, çocuğun koruyucu yasal velayetini aileden alıp sosyal bir kuruma verebilir. Bu durumda kurum, çocuk için tehlike arz eden durumların tespitini yaparak, çocuğu evden uzaklaştırma hakkına sahiptir. Hakim ebeveynlerin yasal haklarını ortadan kaldırıp çocuğu bir kurumun gözetimine verebilir. Bu düzenlemede çocuk otomatik olarak evden uzaklaştırılır. Çocuğun büyük tehlike içinde olması, yargının, çocuğun acilen evden uzaklaştırılması için koruyucu hizmetlere veya aile mahkemelerine yetki vermesini sağlar. Bu çocuklar aileden alındıktan sonra, koruyucu evlere yerleştirilirler. Çocuk, tehlike arz eden nedenlerden ötürü, bir anda aileden alındığında, 24 saat içerisinde eylemin uygunluğunun tespiti için ön soruşturma yapılır. Mahkeme, çocuğun aileden alınmasını gerektirecek delilleri yeterli bulmazsa, çocuk aileye geri verilir. Gönüllü Olmayan Hizmetler Koruyucu hizmetler, aileler yardımcı olmadığında veya duruma karşı olduğunda aradan çekilmezler. Birçok sosyal hizmet uygulamasında olduğu gibi, koruyucu hizmetlerde de destek alanlar genellikle gönüllü bireylerdir. Fakat koruyucu hizmetler, sadece alıcıların gönüllü olduğu durumlarda değil bazı özel durumlarda katılımın zorunlu olduğu az sayıda hizmet türünden biridir (şartlı tahliye diğer bir örnektir).
157 284 Bölüm 6 \ Koruyucu hizmetler zorunlu olduğundan ve hükümler verilirken "dışarıdan gelen" şikâyetler değerlendirildiğinden, bu hizmetlerden destek alan bireyler, bu politikanın özel hayata müdahale ettiğini düşünürler. Sosyal hizmet uzmanıyla yapılan ilk görüşme, ailede bir düşmanlık, aile özerkliğine karşı tehdit algısı yaratabilir ya da ebeveynlerin çocuğa kötü davranmaktan dolayı suçluluk duymasına neden olabilir. Bir kişinin anne babalığının sorgulanması duyguları oldukça kışkırtan bir durumdur. Koruyucu hizmetlerin politikası, bireyleri rehabilitasyona yönlendirip cezalandırmadan istismar ve ihmal durumlarını ortadan kaldırmak olsa da, destek alan bireyler, koruyucu hizmetleri soruşturmacı ve cezalandırıcı bulmaktadırlar. Koruyucu hizmetlerden destek alan bazı bireyler, verilen hizmet süresince düşmanca ve uzlaşmaz bir şekilde yaklaşmaktadır. Bunun yaru sıra, bu hizmetleri alan pek çok birey yapıcı davranmakta, bu durumlarda olumlu değişimler gözlenmektedir. Az sayıda birey de başlangıçtan beri, belki de ailenin ihtiyaç duyduğunu kabul ettiği için işbirliği yapmaktadır. Çocuğunu istismar ve ihmale maruz bırakan ebeveynlerle çalışan sosyal hizmet uzmanları, insanlar hatalı davranışını kabul etmese de ailelere karşı saygılı olmalıdır. Sosyal hizmet uzmanının yapması gereken, ebeveynler ile empati kurmak, soğukkanlı olmak ve olumlu değişimler gözlemleyebilmek için yapılması gerekenleri ebeveynlere aktarmaktır. Bu durum aşağıdaki görüşmede ömeklendirilmiştir: Ebeveynler disiplin altında tutmak adına, Wade'e şiddet uyguladıklarını söylediler ve sosyal hizmet uzmanının bunu sorma hakkına karşı çıktılar. Wade'in babası Bayan C. kendi ailesinin ne kadar dikkatli davrandığından bahsederek, Wade konusunu kapatmaya çalıştı. Sosyal hizmet uzmanı, konuyu tekrar Wade'e getirerek, çocuklara karşı dikkatli davranılabileceğini, fakat çocuğun yaralanmasının ciddi bir konu olduğunu söyledi. Uzman, "insan çok sinirlenebilir ve kendini kontrol etmekte zorlanabilir" diye eklediğinde, Bayan C. çekinerek "çok üzgün ve sinirliydim" diye yanıt verdi ve ağlamaya başladı. Sosyal hizmet uzmanı, birlikte Bayan C. nin neden bu kadar öfkelendiğini anlayabilirlerse, belki de bu davranışın sona erebileceğini belirtti. Bir süre sessiz kalan baba, annenin Wade'e bu şekilde şiddet uygulamasını eleştirdiğini fakat ne yapacağını bilmediğini söyledi. Anne Bayan C. geriye dönüp baktığında Wade'i dövmesinin çok kötü bir tecrübe olduğunu vurguladı. Kolu kırılıncaya kadar ona verdiği zararın farkında olmadığını söyledi. Sinirinin ve öfkesinin, bunu ona yaptırdığını, bu konuda yardım alması gerektiğini belirtti ve yardım almayı kabul etti.56 Koruyucu hizmet çalışanları, yeri geldiğinde farklı rollere bürünebilmelidir: Öğretmen, danışman, tavsiye veren, iş bitiren, tedavi koordinatörü, sırdaş gibi. Önemli olan nokta, karşıdaki bireyin somut ihtiyaçları doğrultusunda yaklaşmaktır. Bunun yanı sıra sosyal hizmet uzmanları, başka uzman gruplarıyla da işbirliği içinde çalışabilmelidir: Çocuğu tedavi eden doktorlar, öğretmenler, avukatlar, hakimler gibi. Tedavi kaynaklarının büyük bir kıs gerekli değişiklikleri yapmak için 6 yaşındaki Wade'in, annesinin uygula mıdığı şiddet sonucu kolunun kırılarak hastaneye kaldırılması nedeniyle, C. ailesi Çocuk kezleri ve acil koruyucu evler, zarar kullanılmaktadır. Günlük bakım mer Sosyal Yardım Kurumu'na sevk edildi. görme ihtimali olan kriz durumlarında
158 Aile İçi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler bireylere kısa süreli barınak sağlamak amacıyla kurulmuşlardır. Ebeveyn verimlilik eğitimi programı, grup terapisi ve aile yaşamı eğitim programı, istismar ve ihmali ortadan kaldırmak adına faydalı olan ve kullanılan programlardır. Ev kadınlarına, çocukların günlük bakımı için gerekli olan ürünleri alabilmeleri için maddi destek sağlanmaktadır. Acil destek kaynaklan kimi zaman da kira, yakacak, gıda ve elektrik giderleri için verilmektedir. Model ve rol benimseme gibi davranış değişikliği programları, ailelerin çocuklarına karşı olan davranışlarını değiştirmek ve düzeltmek için kullanılmakta ve faydalı olmaktadır. "Acil durum aileleri", çocuklarıyla ilgilenmeyen ailelerin evlerine gitmekte ve kendi haline bırakılan bu çocuklarla vakit geçirmekte, ilgilenıhektedirler. Bunun yanı sıra, psikoterapi ve danışmanlık, koruyucu hizmetler ve diğer uzmanlar tarafından bireylere sağlanan hizmetlerdir. Bir yardımlaşma grubu olan Adsız Anne Babalar Vaka Sunumu 6.3'te tanımlanmıştır. (Bu tür hizmetleri, bireylere sağlayabilen topluluk sayısı azdır. Birçok şehirde, birincil müdahale, koruyucu hizmetler çalışanları tarafından yapılmakta ve bu çalışanlar kendi imkanlarıyla, istismara maruz kalan çocukları evlerinden uzaklaştırmaktadırlar.) Kadushin ve Martin, koruyucu hizmetlerin etkileri üzerine olan çalışmaları gözden geçirmiş ve şunları söylemişlerdir: Özet olarak, değerlendirme çalışmalarına bakıldığında, koruyucu hizmetler ve kurumlar bu konuda mütevazı ölçüde başarı sağlamışlardır. Bir kişinin kurumlardan makul olarak bekleyeceği değişim miktarı müracaatçı ailelerin büyük sosyal ve kişisel yoksunluklarına göre değerlendirilmelidir. Bu aileleri tedavi etmek için gereken kaynaklar oldukça kısıtlıdır. Teknoloji de uzmanlara yardımcı olma konusunda, yetersiz kalmıştır... Kaynakların ve teknolojinin yetersizliği, ailelerin tedavi olma konusunda gönülsüz olması ve son derece yoksun koşullarda sürülen yaşam, başarıyı sınırlayan etkenler olarak gözükmektedir.57 Sosyal hizmet uzmanları koruyucu hizmetleri güç ve zahmetli bulmaktadır. Böyle bir görevi sürdürebilmek, diğer sosyal yardım kurumlarında çalışmaktan daha zor ve daha moral bozucu bir iştir. Aile Koruma Programlan ABD'de 19601ı yıllarda çocuk istismar ve ihmali ile ilgili yasalarm uygulamaya konulmasından sonra, istismar ve ihmal ile ilgili şüpheli durum raporları sayısında bir fırlama olmuştur, istismar ve ihmal durumlarının tespit edilmesinden sonra, bu duruma maruz kalan çocuklar, geçici olarak-koruyucu evlere yerleştirilmişlerdir. 1960ların sonlarından itibaren, koruyucu evlerde yaşayan çocuklar ve bu çocukların bakımı için gerekli kaynaklar konusunda endişeler başlamıştır. Birçok çocuğu doğal evlerinden ayırma ve koruyucu evlerin işlevi sorgulanmaya başlanmıştır. Bu nedenle çocukları ve aileleri koruma mekanizması olarak, yoğun aile koruma programları geliştirilmiştir. Aile koruma, bir ya da birden fazla çocuğun yer almasının zorunlu olduğu, aile ile işbirliği halinde yürütülen bir müdahale modelidir. Gelles, aile koruma hizmetlerini şu şekilde tarif etmektedir: Aile koruma hizmetlerinin temel özelliği: Kısa süreli, yoğun ve ailenin yaşadığı krize müdahale eden programlar olmasıdır. Sosyal hizmet uzmanları doğrudan içeri girme-
159 286 Bölüm 6 Adsız Aileler (PA) Yardımlaşma toplulukları (Adsız alkolikler, Lezbiyen ve Gaylerin Anne-Babaları ve Arkadaşları, Adsız Aşırı Yiyenler ve Rejim Yapanlar gibi) rehabilitasyonda oldukça başarılı olmuşlardır. Adsız Aileler (PA) de, çocuklarını istismar ve ihmal eden ebeveynlere yardımcı olma konusunda oldukça başarılı bir topluluktur. PA, 1970 yılında, ihtiyaçlarına ve sorunlarına çözüm bulma konusunda, umutsuz olan Jolly K. tarafından Kaliforniya'da kurulmuştur. Jolly K. 4 yıldır, kızma şiddet uygulama konusunda kontrol edilemez bir istek duymaktaydı. Bir öğlen vakti, kızını boğmaya teşebbüs etti. Sonrasında, bölge çocuk yetiştirme kliniğinden yardım talep etti ve bu konuda terapi görmeye başladı. Terapistin kendi durumuyla ilgili ne yapabileceğini sorması üzerine, kafasında bir fikir oluştu: "Eğer alkolikler bir araya geldiklerinde, alkol kullanımını, kumarcılar kumar oynamayı bırakabiliyorlarsa, aynı sistem istismarcılar için de geçerli olabilir." ' Terapistinin de desteğiyle, 1970 yılında Adsız Anneler topluluğunu kurdu. Kaliforniya'da kurulan topluluk, zamanla ABD'nin tüm bölgelerine ve Kanada'ya yayıldı. Çocuklarını istismar ve ihmal eden babaların da gruba katılmak istemesi nedeniyle, grubun ismi Adsız Aileler olarak değiştirildi. PA, Adsız Alkolikler grubunun bazı kurallarını benimsemişti. Müdahale gereken kriz durumlarında iki yardım şekli sunmaktadır: Üyeler, düzenli olarak toplantılara katılmakta ve bu toplantılarda deneyimlerini ve hislerini paylaşarak duygularını daha iyi kontrol etmeyi öğrenmektedir. Üyelerden biri, sinirini ve öfkesini, çocuğundan çıkaracağını anladığında, gruptan başka bir üyeyle iletişime geçer ve sakinleşmeye çalışır. Ebeveynler PA'ya (koruyucu hizmetler de dahil olmak üzere) sosyal kurumlar tarafından yönlendirilebilir ya da yardım ihtiyacı hissettiklerinde kendileri katılabilirler. Cassie Starkvveather ve S. Mıchael Tumer, çocuğunu istismar ve ihmal eden ailelerin, neden profesyonel yardım almayı değil de, kendi kendilerine yardımcı olabilecekleri PA gibi gruplan tercih ettiklerini şöyle açıklamaktadırlar: İzlenimlerimize dayanarak, çocuğunu istismar eden ebeveynlerin, diğer ebeveynlere göre kendilerini daha sert şekilde yargıladıklarını gördük. Bu ailelerin çocuklarım kaybetme korkusu, diğer üyelerin kendilerini canavar gibi görmemesi sayesinde azalmaktadır Genel olarak söylenecek olursa, çocuklarını istismar ve ihmal eden ailelerin, profesyonel yardım almayı tercih etmemelerinin en büyük nedeni, başka bir birey tarafından, kendi kendilerini yargıladıkları gibi sert bir şekilde yargılanmak istememeleridir. Ayrıca üyelerimiz, eğitim, cinsiyet ya da sosyal statüleri açısından, kendilerinden farklı bireylerden yardım almaktan çekinmekte ve temel farklılıkların iletişim kurmayı engelleyeceğini düşünmektedirler. Çocuklarını istismar ve ihmal eden ebeveynler, kendileri gibi olan başka aileleri görünce, memnuniyet duyduk
160 Aile içi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler larını da girememektedirler. Bu duygu, ailelerin bir profesyonel ile karşı karşıya olduğunda hissettiği, eğitim v& ailelerini geçindirmek için yerine getirdikleri iş sorumluluklarından götürdüğünü düşündükleri duygunun tam tersidir.b PA, dürüstlük ve netliği önemser. Dışarıdaki dünyada çocuklarını istismar ve ihmal etmeye yatkın olan ebeveynler bu sorunu gizleme yollarını öğrenmektedirler çünkü toplum bu ihmal durumlarını ahlak dışı bulmaktadır. PA grubunun bir diğer amacı, ailelere, istismarcı ve ihmalkar olduklarını kabul ettirmektir. Bu aileler de, kendilerini olduğu gibi kabul eden ve düzeltmeye uğraşan bireylerin varlığını görmekten ötürü rahatlarlar. Sonuçta, kendileri de sorunlarını kabul eder ve düzeltme yöntemleri bulmaya çalışırlar. > PA toplantıları sırasında, ailelerden çocuklarını neden istismar ve ihmal ettiklerini dile getirmeleri istenmekte, ayru zamanda aileler bu sorunu çözme konusunda; fikir üretmektedirler. Bu sırada, ebeveynler yapıcı yaklaşımda bulunmakta, birbirlerine destek olmakta ye istismarcı ve ihmalkar davranmaktan kurtulmak adına planlar yapmaktadırlar. PA, bireylerin kimliğinin gizliliğini ve mahremiyetini vurgular. Bu nedenle grup üyeleri, deneyimlerini ve asosyal davranışlarını ortaya koymaktan çekinmezler. Bu grup içinde bireyler, diğer üyelerin de kendileri ile aym sorunu yaşadıklarını bildiklerinden, çocuklarına yaptıkları istismar ve ihmali bir kınanma, aşağılanma veya dışlanmaya maraz kalmadan dile getirmektedirler. PA grubu üyeleri, kendi aralarında bir "birlik" durumu yaratmış ve bir aile olmuşlardır. Üyeler birbirleriyle telefon numaralarını paylaşmış ve sinirli oldukları zamanlarda çocuklarıyla uğraşmak yerine gruptan arkadaşlarıyla iletişime geçmek konusunda anlaşmışlardır. Bunun yanı sıra, aileler gruba yeni katılan ve istismarcı ve ihmalkâr davranmaktan rahatsız olan yeni bireylere de yardıma olmaktadırlar. Grup lideri veya toplantı başkanı, çocuğunu istismar ve ihmal eden aile bireylerinden biri olmaktadır. Grup üyeleri, kendi yaşadığı durumları yaşamış bir bireyle, bir profesyonele göre daha rahat iletişim kurabilmektedir. PA grubunun başarılı olmasının nedeni, bireylerin toplumdan dışlanmasına engel olması ve bu bireylere sosyal destek sağlamasıdır.c ' a Phyllis Zauner, "Mothers Anonymus: The Last Resort/' in The Batered Child, Jerome E. Leavit, ed., Morristown, NJ, General Leaming Press,1974, s b CassieL. Starkweather and S. Michael Turner, "Parents Anonymus: Reflections on the Develeopment of a Self-Help Group", in Chill Abuse:Intervention and Treatment, Nancy C. Ebeling and Deborah A. Hill, eds., Action, MA, Publisshing Sciences Group, 1975, s c Adsız aileler internet sitesine bakın: se de, hizmet ailenin evinde verilir. Hizmet koruma programının sağladığı hizmetler süresi değişkendir, "50 dakikalık" klinik sa- içinde, terapi, eğitim gibi hafif hizmetlerin ate endeksli değildir. Aile koruma program~ yanı sıra, ev yönetimi, gıda karnesi, barınak lan, pazartesiden cumaya değil, 7 gün 24 sağlama ve tamamlayıcı sosyal güvenlik gibi saat hizmet vermektedir. İş yükü azdır; çalı- ağır hizmetler de vardır.58 şan başına iki veya üç aile düşmektedir. Aile ^ jje koruma programları ortalama 4-6
161 288 Bölüm 6 hafta arası hizmet verir. Yoğun aile koruma programlarıyla ilgili ilk değerlendirmeler olumluydu. Çocukları korumakta oldukça başarılı olmaları ve ailelerinden alman çocuk sayısını azaltarak, harcamalardan tasarruf etmeleri hedefleniyordu. Fakat son yıllarda, aile koruma programları oldukça sert eleştiriler aldı. Gelles şu sonuca varmaktadır: "Bu zamana kadar, yoğun aile koruma programlarının, çocuk istismar ve ihmalini azaltma, ailesinden alman çocuk sayısını düşürme vb. konularda başarı sağladığım rapor eden rastlantısal kontrol gruplarında belirlenmiş herhangi bir çalışma yoktur/'59 Bunun yanı sıra, ailesinden alman ve koruyucu eve yerleştirilen çocuklar, bu evlerde de tekrar istismar ve ihmale maruz bırakılma, hatta daha ciddi istismara uğrama tehdidiyle karşı karşıyaydılar. Patrick Murphy, sonu hüsranla biten bir aile koruma vakasını şöyle anlatmaktadır: Aralık 1991'de, 3 yaşındaki bir kız çocuğunun teyzesi, aile koruma servisini arayarak, kız kardeşinin ve onun sevgilisinin, çocuğa fiziksel istismarda bulunduklarını bildirdi. Durum, görevliler tarafından doğrulandı. Çocuğun vücudunda çürükler ve kemer izleri mevcuttu. Aile koruma servisi, mahkemeye başvurmak yerine çocukla ilgilenmek üzere bir bakıcı ve bir sosyal hizmet uzmanını görevlendirdi. Bu çalışanlar şikâyetten sonraki 90 gün içinde, 37 kere çocuğun yaşadığı eve gitti. Bakıcı, evi temizlerken ve yemek yaparken anneye yardım ediyor, sosyal hizmet uzmanı ise anneyi alışveriş için dışarı çıkarıyordu. planlama haftalar sürebilir. 7 Mart 1992 tarihinde, teyze, aile koruma servisini tekrar aradı ve çocuğa hâlâ fiziksel istismar uygulandığını belirtti. Fakat kurum, bu şikâyeti dikkate almadı. 17 Mart tarihinde kurum, olumlu bir raporla bu dosyayı kapattı. Bundan birkaç saat sonra, küçük kız öldü. Otopsi raporunda, kızın kafasına darbe aldığı ve genital bölgesinin kaynar suyla yakıldığı tespit edildi. Vücudunda 43 tane yara izi, çürükler ve kemer izlerine rastlandı ve öldüğünde sadece 7,7 kiloydu.60 Aile Grubu Konferansı İstismar ve ihmal edilen çocuklarla ilgili aile grubu konferansı, Yeni Zelanda'da ortaya çıkmış ve bugün ABD dahil birçok ülke tarafından uygulanmaya başlamıştır. Çocuk istismarı ve ihmali, koruyucu hizmetler tarafından tespit edildiğinde, koruyucu programlar ve polis, istismarcı ailelere, şiddet kullanmaktan vazgeçmeleri ve iyi ebeveyn olabilmeleri için aile grubu konferansı yaklaşımını önermektedir. Öncelikle bu yaklaşımın aşamaları, ailelere anlatılmaktadır, Eğer ebeveynler, planlamada geniş akrabalık ağmda yer almayı kabul ederlerse bu yöntem uygulamaya konulur. Aile karar alma konferansı, bir profesyonel eşliğinde (genellikle koruyucu hizmetlerle bağlantılı olan) yapılır. Uzman, "aile grup koordinatörü" olarak bilinir. Aile grup konferansının üç temel özelliği vardır: Aile, bütün üyeleri ve aile için önemli olan bireyleri içine alan geniş aile tanımına göre değerlendirilir. Aileye, aile planı hazırlanması için fırsat verilir. Uzmanlar, çocuğu risk altında bıraksa dahi, hazırlanan plana uymak zorundadır. Koordinatör, geniş aile ile olan ilk buluşmayı organize eder. Bu tür bir Downs, Moore, McFadden ve Costin, ilk planlama sürecini şöyle tarif etmektedirler: Bu, aile bireylerini tanımayı, bireylerin
162 Aile İy Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler aile içindeki rollerini öğrenmeyi, aile ile olan buluşmaların yerini, zamanını ayarlamayı ve buna benzer bazı durumlarla ilgilenmeyi gerektirir. Buluşma sırasında koordinatör katılımcıları karşılar ve kültürel olarak uygun bir şekilde tanışır. Buluşmanın amaçlarından, bireylere düşen görevlerden ve uygulamanın kurallarından bahseder. Bunun sonrasında, çocuğu korumakta görev alan koruyucu hizmet personeli, doktorlar ve öğretmenler hakkında ebeveynlere bilgi verilmelidir.61 Yeni Zelanda'da uygulanan modelde, koordinatör ve uygulamanın içinde yer alan diğer profesyoneller, ilk görüşme sonrasındaki aşamada, özel hayat konusunda ihtiyatlı olmak adına aileyi yalnız bırakmaktadırlar. (ABD ve bazı diğer ülkelerde ilk görüşme sonrasındaki aşamalarda da, koordinatör ailenin yanında olmaktadır.) Bu aşamada, akraba ağı, ilgili konularda çocuğun huzur ve güvenliğini sağlamak adına planlar yapar. Koordinatör ve/veya koruyucu hizmetler, aile tarafından yapılan planın etkili olmayacağını düşündüğü durumda, planı veto etme hakkına sahiptir. (Gerçekte veto, çok nadir rastlanan bir durumdur.) Aile planını yapmak için, birçok görüşme gerekebilir. Downs, Moore, McFadden ve Costin, bu yaklaşımda sosyal hizmet uzmanlarının karşılaştığı durumları, şu şekilde özetlemektedirler: Ailenin grup olarak karar alması, aile merkezli çalışmalarda yeni bir yaklaşım yolu gerektirmektedir. Sosyal hizmet uzmanı, özellikle de beyaz olmayan topluluklarda, geniş akrabalık ağının güç ve merkeziyetini tanımlamak için aileyle ilgili görüşlerini geliştirmeli ve bireyler arasındaki bağı kurabilmelidir. Güç perspektifinin kullanımı önemlidir. Bunun yanı sıra, akrabalığın belirli parçalan işlevsiz gözükse bile, sosyal hizmet uzmanı ailede durumu en iyi kavrayan, çocuğun iyiliğini düşünen ve sorunun çözümüne en sağlıklı şekilde katkı sağlayacak bireyleri tespit etmelidir. Sosyal hizmet uzmanının en çok zorlandığı konulardan biri, aile bireyleri arasında güç dağılımı yapmak ve bunun geri dönüşünü s ağlamaktır. Birer aile terapisti ya da çocuk sosyal yardım uzmanı olarak eğitilen birçok sosyal hizmet uzmanı, bir güç konumunu benimsemiş ve kontrol duygusunu elden bırakmakta zorlanmıştır.62 Aile grup konferansının birçok avantajı vardır. Geniş ailenin, istismar ve ihmale uğrayan çocukların ve ebeveynlerin ihtiyaçlarının karşılanmasıyla ilgilenmesini sağlar. Aynı zamanda bu çocukların ailelerine de büyük destek verilmektedir. Bunun yanı sıra, bu program, devletin bireylerin hayatına müdahale etme oranını azaltmıştır. Aile grup konferansı yaklaşımı sayesinde, aile bağlarının sorunları çözmekte ne kadar etkili olduğu görülmüştür. Bu program uygulanmaya başladıktan sonra, koruyucu evlerde kalan çocuk sayısı azalmıştır. (Program, ebeveynlere daha dengeli olmayı ve çocuklarına nasıl davranmaları gerektiğini öğretmiştir.) Aile grup konferansı, ailede bir bireyin işlediği suç nedeniyle ceza alması gibi aile içi başka sorunları çözmek amacıyla da kullanılmaktadır. Eleştirel Düşünme Sorusu Aile grup konferansı yaklaşımının, güçlü ve zayıf yanları ile ilgili fikirlerinizi belirtiniz? Ç o cu k Haklarına Karşı Ebeveyn Haklan Amerikan tarihinin ilk dönemlerinde, ebeveyn haklan ön plandayken çocuk haklarına gereken önem verilmemekteydi. Fakat son yıllarda çocuk hakları beyannamesine ilişkin çeşitli çabalarda
163 290 Bölüm 6 görüldüğü gibi, çocuk hakları ulusal bir önem kazanmıştır. Koruyucu hizmetler, özellikle davalarda çekişme konusudur, çocuk ve ebeveyn haklarının ayrı ayrı tanımlanmasını gerektirir. Ebeveyn ve çocuk haklarına verilen önem toplumdan topluma farklılık göstermektedir.63 Ebeveyn ve çocuk hakları arasındaki denge durumunun konu olduğu bazı durumlar şöyledir. Ebeveynler, dini nedenlerden ötürü, çocuklarının hastalık sırasında tedavi amaçlı ilaç almasına karşı çıkıyorsa, devlet bu duruma müdahale etmeli midir? Evli olmayan bir ebeveyn rastgele cinsel ilişkide bulunuyor ve çocuğunun temel fiziksel ve duygusal ihtiyaçlarını karşılamıyorsa devlet müdahale etmeli midir? Lezbiyen veya gey bir aile tarafından ya da yaşam tarzlarının çok farklı olduğu bir komünde büyüyen çocuklara, devlet müdahale etmeli midir? Ciddi duygusal problemleri olan ve ailesinin uzman desteği almayı reddettiği çocuklara, devlet müdahale etmeli midir? Belirli etnik koşullarda eğitim ihtiyaçları yeterince karşılanmadığında devlet müdahale etmeli midir? Çocuğunu haftada iki üç kez döverek, ağır disipline ettiğini belirten babaya, devlet müdahale etmeli midir? Alkol bağımlılığı olan veya evliliklerinde anlaşmazlıklar yaşayan ebeveynlere, devlet müdahale etmeli midir? Duygusal ve sosyal ihtiyaçları karşılanmasına rağmen, kötü kıyafetlerle, pis mekanlarda yaşayan çocuklara, devlet müdahale etmeli midir? Farklı uzmanlar, farklı hakimler ve farklı toplumlar bu tür durumlarda yapılması gerekenler konusunda görüş ayrılıklarına sahiptirler. Fakat müdahale etme konusunda yavaş davranma, aşağıda anlatıldığı gibi kötü sonuçlara neden olabilir: 1953 yılında, 13 yaşında bir çocuk, süreklilik arz eden okul devamsızlığı nedeniyle çocuk mahkemesine çıkarılmıştır. Psikiyatrik inceleme sonrası, çocuğun hem kendisi hem de diğer çocuklar için "potansiyel tehlike" olduğu sonucuna varılmıştır. Çocuğa psikiyatrik tedavi görmesi gerektiği belirtilmiş ve sosyal hizmet uzmanlan çocuğun durumuyla ilgilenmeye başlamışlardır. Fakat anne, çocuğun tedavi görmesine karşı çıkmıştır. Bu durumda anne, çocuğun tedavi görmesi konusunda zorlanmalı mıdır? Bu soru, müdahale sınırını ortaya koymaktadır. Hiçbir şey yapılmadı. 10 sene sonra Lee Harvey Oszoald adındaki bu çocuk, Başkan Kennedy'ye suikast düzenlemiştir.64 Zor olan bir konu da şudur: Herhangi bir müdahale kararı verildiğinde, özellikle de çocuk evinden alınıp koruyucu eve verildiyse hiç kimsenin çocuk üzerindeki etkileri hakkında tam bir öngörüde bulunamamasıdır. Koruyucu evler çocuklar için çoğu zaman daha faydalı olsa da bunun aksi yaşanan durumlar da mevcuttur. Birçok çocuk bir dizi koruyucu eve yerleştirilir ve bu tür farklı yerleştirmeler çocuklar için yoğun ters etkilere yol açabilir. Çocuklara Yapılan Cinsel İstismar Bu bölümde çocuklara yapılan taciz ve ensest ilişkiden bahsedilecektir. "Ensest mağdurları" esasında cinsel istismara uğrayan çocuklar konusunun alt başlığıdır. Ç o c u k Tacizi Çocuk tacizi bir çocuğun yetişkin tarafından cinsel tacize uğraülmasıdır. Taciz yalmzca cinsel ilişkiyi değil, (genital ya da anal) aynı zamanda oral-genital temas, okşama, kişinin kendini çocuğa teşhir etmesi ve tacizcinin erotik zevk amaçlı çocuğun fotoğraf ya da filmini \
164 Aile İçi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler çekmesi durumlarını da içerir. Yaşlı ve genç insan arasındaki cinsel temasın çeşitli biçimleri yasalarda açıkça tarif edilmesine rağm en davranışı taciz haline getiren temel özellik daha büyük yaştaki ve daha güçlü kimsenin erotik zevk amaçlı eylemini gerçekleştirmesidir. Çocuğa yapılan cinsel tacizde/ çocuğun maruz kalacağı kısa veya uzun süreli sonuçlar düşünülmeden, çocuğun bir anlığına cinsel zevk elde etme uğruna cinsel bir obje olarak kullanılmasıdır. Çocuk tacizi, genellikle toplumda en adi cinsel suçlardan biri olarak görülmektedir. Toplum - haklı olarak - bu tür suçta çocuğun saflığının zarar görmesi ve çocuğun ağır, psikolojik travmalar yaşamasından kaynaklı, normal cinsel gelişiminin zarar göreceğinden endişe etmektedir. Çocuğa yapılan taciz ne kadar yaygındır? ABD'de yapılan araştırmalara göre, her üç kız çocuğunda biri ve her altı erkek çocuğundan biri cinsel tacize uğramaktadır.65 Çocuk tacizlerinin %90'mdan fazlası erkekler tarafından yapılmaktadır.66 Birkaç faktör bu durumun nedenini açıklamaktadır: (a) Amerikan kültüründe erkekler, cinsel ilişkiyi duygusal bir ilişkinin bir parçası olarak değil, yalnızca cinsel bir faaliyet olarak görmektedir. (b) Kadınlar, uygun partnerin, kendilerinden büyük ve yaşlı olması gerektiğini düşünürken; erkekler daha agresif, kendilerinden küçük ve genç partnerleri uygun görmektedir, (c) Son olarak, Amerikan kültüründe kadınlar, çocuklarla daha fazla ilgilendikleri ve çocuklara daha yakın oldukları için, çocukların duygusal ihtiyaçlarına daha iyi uyum sağlarlar. Doğumdan itibaren çocukla ilgilenen bir kişi çocukla ara sıra temas kuran birine göre çocuğu cinsel amaçlı görme ihtimali daha azdır. Son yıllarda, çocuğa taciziyle ilgili herkes tarafından duyulan birçok olay yaşanmıştır yılında, John Wayne Gacy, evinde 33 ergene cinsel tacizde bulunmak, sonrasında onları öldürmek ve gömmek suçundan tutuklanmış, mahkum edilmiş ve 1994 yılında da idam edilmiştir. Mart 1977'de, Roman Polanski (ünlü bir yönetmen) tutuklanarak, uyuşturucu kullanımıyla birlikte yasadışı cinsel ilişki, reşit olmayan birine uyuşturucu verme, çocuk tacizi, oğlancılık ve tecavüzle suçlandı. Genç bir kız, bu suçlamaların iddia edilen mağduruydu. Polanski ceza indirimi anlaşmasıyla birlikte suçunu itiraf etti ve yalnızca ilk suçlamadan suçlu bulundu. Karar beklendiği sırada, Polanski ABD'den kaçtı ve bir daha geri dönmedi yılında Jeffrey Dahmer, (1988 yılında, 13 yaşında bir çocuğa tacizden gözaltına alınmıştı) 17 genç erkeğe tacizde bulunduğunu, sonrasında öldürüp parçaladığım itiraf etti yılında, ünlü sanatçı Michael Jackson, 13 yaşındaki bir erkekle cinsel temasa geçmekle suçlandı. Fakat çocuğun ailesine ödediği yüksek miktarda para sayesinde, aile davadan çekildi yılından günümüze kadar gelen, uluslararası bir skandal da, Katolik kilisesinde bazı rahiplerin; çocuklara cinsel tacizde bulunduğu söylentisidir. Kilise bu söylentiler karşısında, bazı rahiplerin sosyal destek almasını sağlamak yerine, farklı kiliselere yollamıştır. Bu yeni kiliselerde rahipler, başka çocuklara da tacizde bulunmuşlardır. Çocuk tacizcileri kimlerdir? Çocuk tacizcileri, klişe bir tip olarak, karanlıkta gizlenen, yürüyen veya yalnız oynayan çocuklara saldıran kişilerdir. Asıl gerçek ise, tacizcinin çoğu zaman, tanıdık, arkadaş veya akraba olmasıdır.67 (Tacizcinin akraba olması durumuna, ensest adı
165 2 9 2 Bölüm 6 verilir.) Ebeveynlerin, izci liderlerinin, çocuk bakıcılarının ve her türden insanın taciz eyleminde bulunduğuna rastlanmıştır. Tacizci nadiren zor kullanılır; çoğunlukla korkutmak veya tehdit etmek yerine çocuğu ayartma yöntemini kullanır. Tacizin boyutu, okşamadan cinsel birleşmeye kadar varabilir. Taciz olaylarının küçük bir kısmında, teması, çocuk başlatabilir. Fakat bu durum da yetişkinin aktif bir katılımcı olarak görülmesine engel değildir ve neredeyse her zaman çocuğun daha önceden tacize uğradığına işaret eder. (Çocuklar söz konusu olduğunda, sorumluluk her daim yetişkin bireydedir.) A. Nicholas Groth, tacizcileri iki kategoriye ayırmaktadır: Sürekli tacizciler ve geriye giden tacizciler.68 Sürekli çocuk tacizcisinin, cinsel obje olarak gördüğü ilk grup çocuklardır. Cinsel partner olarak çocukları tercih ederler. Bu tür erkekler aynı zamanda pedofiller olarak da bilinir. Pedofili, çocuklarla cinsel etkinliğin yer aldığı devamlı fantezi, yönelim ve davranışlarla tanımlanan bir cinsel bozukluktur.69 Geriye giden bir çocuk tacizcisinin cinsel tercihi, kendileri gibi yetişkin bireylerdir. Fakat stresli bir durumla karşı karşıya olduğunda (evlilikte yaşanan sorunlar, işten çıkarılma, ailede yaşanan ölüm vb.), duygusal olarak "geriye gider" (psikolojik olarak genç bir insan olur) ve cinsel ihtiyaçlarını karşılamak için çocuklara yönelir. Geriye giden tacizciler, genellikle kız çocuklarını partner olarak seçerler. Sürekli çocuk tacizcileri ise genellikle erkek çocukları hedef seçerler. Ensest ilişkiye yönelen bireylerden birçoğu, geri çekilen bireylerdir. Bu bireyler düzgün, toplumda saygm ve heteroseksüel bireyler olmalarına karşın, stres yaratan bir durumla karşılaştıklarında, cinsel olarak çocuklara yönelirler. Bazı tacizci bireyler, röntgencilik, teşhircilik hatta yetişkin bir kadına tecavüz gibi farklı cinsel bozukluklar da sergilerler.70 Bu bireyler, cinsel dürtülerini kontrol etmekte zorlandıklarından, karşılaştıkları çocuk uygun durumda olduğunda kurbanları haline gelir.71 Eleştirel Düşünm e Sorusu: Katolik rahipler tarafından yapılan cinsel tacizi azaltmak için neler yapılabilir? Medya ve korüyucu hizmetler tarafından, ailelerdeki kız çocuklara yapılan taciz ön planda tutulsa da, (öncelikle ensest ilişkilerde) son araştırmalar erkek çocukların taciz kurbanı olma durumunun çok daha yaygın olduğunu ortaya koymuştur. Abel ve çalışma arkadaşlarının yaptığı bir araştırmaya göre, her 20 kız çocuğuna yapılan tacize karşılık bu rakam, erkek çocuklarda 150'dir.72 Bu durumda, medya ve koruyucu hizmetlerin, kadın çocuklara yapılan tacizi ön planda tutmalarının nedeni nedir? Bunun en önemli nedeni, kız çocuklarına yapılan tacizin ortaya çıkma oranının daha yüksek olması olabilir. Çünkü erkek çocuklar kendilerine yapılan tacizin ortaya çıkması durumunda, erkeklik konumlarının zarar göreceğini düşünmektedirler. Uzmanlara göre, ABD'de erkek çocuklara yapılan taciz, en az rapor edilen temel suçtur. Taciz, bir çocuk için ne kadar travmatik bir durumdur? Tacizin, çocukların duygusal gelişimini ne oranda etkileyeceğini belirleyen temel unsurlar şunlardır: (a) Çocuk ve yetişkin arasındaki ilişki (tanıdık birinin tacizi yabancının tacizine göre daha yıkıcıdır), (b) tacizin sıklığı ve süresi, (c) cinsel davranışların biçimi, (d) tacizcilerin sayısı, (e) tacize,
166 Aile içi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler diğer bireylerin verdiği tepki, (f) çocuğun, duygusal ve zihinsel'durumu, (g) taciz sonrası çocuğa, tacizciye ve çocuğun ailesine yapılan müdahale ve destek. Taciz sonrası çocuğa yapılan en faydalı müdahale, uzmanların, ailenin, kardeşlerin ve diğer kişilerin çocuğun anlattıklarına inanması, tacizcinin tüm eylemlerinin sorumluluğunu üstlenmesi ve çocuğun sonraki gelişiminde çeşitli aşamalarda kavrayış ve iyileştirme sağlayabileceği konuşma ortamlarının bulunmasıdır. Ensest Ensest, aralarmda kan bağı olan bireyler arasında cinsel etkileşim yaşanması olarak tanımlanır. Bunun yanı sıra, üvey anne baba ve çocuk gibi, aralarında kan bağı olmayan akrabalar arasındaki cinsel ilişki de ensest tanımına girmektedir. Eskiden, bu tür ilişkiler genellikle gizlenmekte ve aileler tarafından bildirilmemekteydi. Fakat günümüzde, cinselliğe olan bakış açısı değiştiğinden, aile üyeleri bu gibi ensest durumlarında daha çok psikolojik yardım almak istemektedir. Günümüzde polise bildirilen ensest ilişkilerin çoğu baba/üvey baba ve kız çocuk arasında olanlardır.73 Buna rağmen, en sık görülen ensest ilişki, iki kardeş arasmda yaşanan ilişkidir. Fakat birçok ensest vakası asla polise bildirilmez. Kız kardeş/erkek kardeş ensesti en yaygın biçimdir.74 Bu durum cinsel istismarı içerebilir veya içermeyebilir. Çocuklar arasmda yaşanan bu ilişki, çocukların yaşları aşağı yukan aynı olduğunda, bir zorlama olmadan karşılıklı olarak yaşandığmda, bu ensest biçimi normal cinsel deneyim olarak görülebilir. Fakat çocuklar arasında belirli bir yaş farkı olduğunda, küçük çocuğun büyük çocuk tarafından zorlamaya maruz bırakılması ihtimali ortaya çıkar. Bu durumda, çocuğun kendi isteğiyle bunu yapma durumu ortadan kalkar ve bu durum cinsel istismara girer. Ensest ilişki, çoğu zaman çocuğun evinde gerçekleşir. Çocuk genellikle fiziksel zorlama yerine, psikolojik etkileme ve ikna etme yöntemiyle ilişkiye zorlanır. Tacize uğrama yaşı bebeklikten başlayarak yetişkinlik dönemine kadar uzanabilir fakat bildirilenlerin çoğu ergenlik çağındakilerdir.75 Tacize uğrayan çocuklar, tacizciye olan bağlılıklarından veya taciz ortaya çıktığında karşılaşacağı sonuçlar nedeniyle, tacize uğradığından başka bireylere bahsetmez. Ensestin Nedenleri Ensest neden ortaya çıkar? Seksoloji öğrencilerinin uzun zamandır bildiği gibi, insanlar sık sık, cinsellik dışı bazı karşılıklar almak amacıyla cinsel davranışlarda bulunur. Örneğin; genç bir erkeğin kız arkadaşıyla birlikte olmasının (cinsel davranış) nedeni, kız arkadaşını sevmesi veya bu durumdan cinsel bir haz alması değil, kendi arkadaşları arasındaki konumunu güçlendirmesi ve egosunu tatmin (cinsellik dışı) etmesi olabilir. Başka bireyler tarafından tehdit edilen veya dışlanan bazı yetişkinler, kendilerine yönelik tehdit oluşturmayan ve genellikle karşılıksız seven çocuklara yönelirler. Bu onaylanma ihtiyacı, yetişkin bireyde bazı cinsel davranışların ortaya çıkmasına neden olabilir. (Çoğu zaman çocukluğunda tacize uğramış bireylerde bu eğilim görülür.) Çünkü birçok insan cinsel davramşı nihai kabul görme ve ego tatmini için araç olarak görür. Birçok tacizci, taciz ettiği kurbanına şiddet uygulamaz. Bu bireyler, psikolojik olarak ihtiyaç duydukları deste
167 2 9 4 Bölüm 6 ği sağlamak adma çocukları kullanırlar. Ensestin Etkileri Blair ve Rita Justice, yaptıkları çalışma sonucu, ensest ilişkinin zaman içindeki etkilerine üç farklı döneme ayırmışlardır: Ensest ilişki devam ederken, ensest ilişki keşfedildiğinde ve ensest ilişki gerçekleştikten yıllar sonra.76 Ensestin, bozuk aile sisteminin bir belirtisi olduğu akılda tutulması gereken bir bilgidir. Öncelikle, ensest ilişki devam ederkenki etkilerine bakalım. Babasıyla cinsel ilişki yaşayan kız çocuğu, önemli bir sırrı sakladığı için babası üzerinde güç sahibi olur. Bu durum, kızın babanın gözünde bazı ayrıcalıklara sahip olmasına ve diğer çocukların (hatta annenin) bu durumu kıskanmalarına neden olur. Bunun yanı sıra, aile bireylerinin rolleri birbirine karışır. Çünkü kız çocuğu artık hem bir çocuk hem de bir sevgili ve babanın dengidir. Bu ensest ilişki nedeniyle, kız çocuğunun partneriyle öğrenmesi gereken cinsel davranışlar, bir yetişkinin istifade edici davranışıyla çocuğa dayatılmış olur. Ayrıca çocuk, babasının kendisine bir ebeveyn olarak mı yoksa bir sevgili olarak mı yaklaşacağı, kendisinin de çocuk olarak mı yoksa cinsel partner olarak mı karşılık vereceği konusunda endişe yaşar. Anne açısından duruma bakılacak olursa; anne çocuk tarafmdan hem anne hem de rakip olarak görülmeye başlar. Kardeşler de, sahip olduğu ayrıcalık nedeniyle, kız kardeşi kıskanırlar. Ensest ailelerdeki babalar, kıskanç ve aşırı sahipleniri olabilir. Kız çocuğu büyüdüğünde, daha özgür olmak ve kendi yaşıtlarıyla daha fazla arkadaşlık etmek isteyecektir. Çoğu zaman babasının sahiplenmesinden kurtulmak için ya evi terk edecek ya da ensest ilişkiden çevresindeki bireylere bahsedecektir. Ya da edilgen bir biçimde babanın kurallarına direnebilir, örneğin eve dönüş zamanını göz ardı edebilir. Bazı nadir durumlarda, kız çocuğunun hamile kalmasıyla birlikte ensest ilişki ortaya çıkar. (Genetik olarak ensest ilişki, ayru soydan bireylerin çiftleşmesi nedeniyle, olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına neden olur. Ensest ilişki neticesinde doğan çocukların fiziksel ve zihinsel yetenekleri çoğu zaman olması gerekenden zayıftır ve genetik bozukluklar vardır.77) Anne tarafından tespit edilen ensest ilişki, çoğu zaman polise iletilerek engellenmeye çalışılır. (Bazı durumlarda, anne ensesti tespit eder fakat bu durumdan kimseye bahsetmez.) Ensest ilişki polise rapor edildiğinde ve babaya yönelik suçlamalarda bulunulduğunda, tüm aile fertleri karışık bir yasal sürecin içine girerler. Yasal süreç başladığında, kız çocuğu için utandırıcı ve aşağılayıcı bir sorgu süreci başlar. Çocuk, ilişki hakkındaki açıklamalarına inanılmadığım düşünebilir ya da baba yerine kendisinin suçlu bulunduğu yanılgısına düşebilir. Ensest ilişki, ortaya çıktıktan sonra, kızı "kolay hedef" olarak görüp, ilişki yaşamak isteyen erkekler olabilir.78 Çoğu zaman daha fazla istismarı önlemek amacıyla evden uzaklaştırılır. Bunun yanı sıra, anne ve baba da utanç ve aşağılanmayla karşı karşıya kalır ve evlilikleri boşanmayla son bulabilir. Ensest ilişkinin uzun süreli etkileri çocuktan çocuğa farklılık gösterir. Küçük çocuklar yapılan davranışın tam olarak farkına varamadıkları için, ergen mağdurlara göre daha az suçluluk hissederler. Fakat küçük çocuklarla ilgili tehlike, büyüdüklerinde ve toplumun
168 Aile İçi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler enseste bakış açısını öğrendiklerinde, kendilerini böyle bir ilişki yaşadıkları için suçlu hissetmeye başlaıîıalarıdır. Kendine güven eksikliği, suçluluk, depresyon ve korku ensest ilişkinin kız çocuğu üzerinde uzun dönemde ortaya çıkan etkileridir.79 Kız çocuğu, kendisini korumadığı için annesini ve kendisine böyle bir ilişki yaşattığı için babasmı suçlayabilir. Ayrıca, bu ilişki nedeniyle kendisini zarar görmüş ve değersiz hissedebilir. En çok güvendiği erkek tarafından istismar edilen kız çocuğu, yaşamı boyunca erkeklere güven duymakta zorluk çeker. Ensest ilişkiye zorlanmış bazı bireyler, yaşadıkları bu durumu unutmak adına fuhuş, uyuşturucu kullanımı ve hatta intihar gibi yollara başvururlar. Enseste zorlanan kız çocuğunun yaşı büyükse ve ensest ilişki devam ettiği halde bildirilmediyse, birey bu durumdan kurtulmak için evi terk edebilir. Evi terk eden kız çocuğunun, para kazanmak için fuhuşa yönelmesi oldukça muhtemeldir. Çünkü cinselliğinin erkekler tarafından en fazla değer verilen şey olduğunu düşünür. Ayrıca yaşadığı durumdan kurtulmak ve bu durumu unutmak adma uyuşturucu kullanımına da yönelebilir. Bazı kurbanlar, çocuklukları döneminde ensest ilişkinin neden olduğu travmaları bastırırlar. Fakat bu bireyler, yaşamları boyunca başka bireylerle iletişim kurmakta ve ilişki yaşamakta zorluk çekerler çünkü ensest ilişkiye zorlanmış bireyler, yetişkin olduklarında diğer bireylere güvenmekte zorlanırlar. İlişkilerin güven üzerine kurulması nedeniyle ve mağdurlarm güveni sarsıldığı için (başkalarına karşı değerlendirmeleriyle ilgili yeteneklerine de) kendilerini zarar görmekten korumak adma başka insanlara karşı yorumda bulunmaktan kaçınırlar. Bu bireyler, çocukluk dönemlerinde bastırdıkları ve gizledikleri travmalı durumu, yetişkinlik dönemlerinde kabul ederler. Bu bireylerin güven duygularının yerine gelmesi ve yaşadıkları travmalı durumu atlatmaları için, psikolojik destek almaları gerekmektedir. Ensest Tedavisi Belgelenmiş vakalar, (ensest ilişkinin varlığını kanıtlayan deliller bulunması) koruyucu hizmetler tarafından ele alınır. Ensest, huzursuz aile biçiminin işaretidir ve bu aileleri tedavi etmek oldukça uzun süren ve zor bir uygulama gerektirir. Geçmişte ensest ilişki, tespit edildiğinde, çoğu zaman kız çocuğu olan kurban, daha fazla mağdur olmaması için evinden alınır ve koruyucu eve yerleştirilirdi. Fakat bu durum, cinsel istismarı tüm bireylerin öğrenmesine neden oluyordu ve ailenin komşuları, akrabaları ve arkadaşları, aile bireylerinden uzak durmaya başlıyorlardı. Yaşanan bu durum, eşler arasmdaki sorunların yoğunlaşmasına ve ailenin dağılmasına neden oluyordu. Bazı vakalarda, koca yasal takibe uğruyor, bu da nihayetinde ailedeki uzlaşmazlıkları arttırıyordu. Geçmiş yıllarda, birçok sosyal hizmet kurumu, özellikle de her üç üye (baba, anne ve mağdur) ailenin desteklenmesi için istek belirtiyorsa, aileyi bir arada tutmak için çalışmalar yapmaya başladı. Yaşanan ensest ilişki sonrası, babanın 6 ay ila 1 yıl arasmda evden uzaklaştırılması ve aile bireylerinin bireysel ve grup tedavileri almaları daha uygun ve faydalı bir müdahale olarak görülmeye başlandı. Ensest ilişki yaşayan bireylerin tedavisi için öncelikle tacizcinin, bütün sorumluluğu üzerine alması, yaptığı davranıştan ötürü aile bireyle
169 2 9 6 Bölüm 6 rinden özür dilemesi ve yaşamında, bu durumun bir daha tekrarlanmayacağım gösteren değişiklikler yapmasını gerekmektedir. İstismarcı olmayan ebeveyn (tipik olarak anne) bu durumda kendine güvenmelidir. İstismarcı olmayan ebeveynle istismara uğrayan çocuğa yapılan müdahaleler, iki fert arasmdaki zarar gören ilişkiyi güçlendirmeye yöneliktir. Ensest ilişkiye zorlanan bireyin, hissettiği suçluluk duygusunu ve kafa karışıklığım gidermek için, bireye yardımda bulunulur. Sonuç olarak, aile birliğinin bozulmaması ve yeniden, belki de ilk kez sağlıklı bir aile ortamı sunularak aile terapide bir araya gelir. Evlilik Dışı Doğumlar ABD'de yaş arasındaki kadınlar çocuk sahibi olabilecek yaştaki kadınların % 40'ını oluşturmakta, bununla birlikte, bu grup, evlilik dışı doğumların % 70'ine denk gelmektedir.80 Yılda bir milyondan fazla genç kadm hamile kalmaktadır. Bu hamileliklerin büyük çoğunluğu, plansız ve istemeden olmakta ve bireylerin korunma konusundaki bilgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu genç hamile kadınların yaklaşık % 60'ı bebeklerini doğurmakta, kalan kısmı ise hamileliğini kürtaj ya da düşükle sonlandırmaktadır.81 ABD'de her beş kadından ikisi, ilk çocuklarına evli değillerken hamile kalmaktadır.82 Genç kadınların her beş evliliğinden dördü boşanma ile sonuçlanmaktadır ve bu evliliklerin çoğu hamilelik sonrası gerçekleşen evliliklerdir.83 Evlilik dışı doğan bu bebeklerin % 90'ından fazlası, evlatlık verilmektense ebeveynler tarafından benimsenmektedir.84 Siyah bebeklerin % 70'i bekar anneler tarafından doğurulmaktadır.85 Siyah kadınlar beyazlara göre çok daha yüksek evlilik dışı doğum oranlarına sahiptir.86 Coleman ve Cressey, siyah kadınların evlilik dışı doğum oranının yüksek olmasının nedenlerini şu şekilde açıklamaktadır: Nedenler tam olarak açıklanamasa da, pek çok neden göze çarpmaktadır. En Önemli neden, siyahların daha fakir olması ve yasadışı olaylarm görünme yüzdesinin, diğer toplumlara göre daha fazla olmasıdır. İkinci neden, özellikle siyah erkeklerin ırkçılığa maruz kalmalarıdır. Bu bireylerin arasında işsizlik oranı oldukça yüksektir ve bu durum babaların üstlerine düşen sorumluluğu yerine getirememesine neden olmaktadır. Üçüncü neden, erken hamilelik ve bekâr ebeveyn evleri durumunun, siyah bireyler arasında nesilden nesle aktarılıyor olmasıdır.87 Siyah kadınların, evlilik dışı çocuk sahibi olma oranlarının yüksek olması, bu kadınların tanıdığı her erkekle birlikte olduğu anlamına gelmemektedir. Bu durum, siyah kadınların korunma konusunda yeterince bilgili olmadığım, kürtaja olumlu bakmadıklarını veya evlenmeden çocuk sahibi olmaya olumsuz bakmadıklarını gösterir. Genç kadınlar çocuk sahibi olabilecek yaştaki kadınların % 25'ini oluştursa da, evlilik dışı çocuk doğuran kadınların yaklaşık olarak % 45'irıi oluşturmaktadırlar.88 Bu istatistikler evlilik dışı çocuk sahibi olan kadınların çoğunun ergen bireyler olduğunu gösterir. Birçok ergen birey, korunma konusunda yeterince bilgilendirilmemektedir. Bazı genç kadınlar, haftada bir kez doğum kontrol hapı kullandığında, hamile kalmaktan korunduğunu düşünürken, bazıları ise bu hapların kendisine ve gelecekte sahip olacağı bebeğe zarar vereceğini düşünür.89
170 Aile İy Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler Son yıllarda yapılan araştırmalar sonucu ortaya çıkan iyi haber, genç bireylerde doğum oranının düşmesidir.90 Diğer taraftan bu araştırmalar, Amerikan toplumunda genç kadınların evlilik dışı çocuk doğurma oranının, diğer sanayileşmiş toplumlardan yine de daha yüksek olduğunu göstermektedir.91 Birçok evli olmayan kadrn, ekonomik açıdan yeterli güce sahip olmadan ve eğitim seviyesi açısından anneliği ve hayatını devam ettirebilecek güce sahip olmadan çocuk doğurmaktadır. Sonuç olarak toplum, dünyaya gelen bu çocuklar için ebeveynlere sosyal ve ekonomik destek sağlamak zorunda kalmaktadır. ABD'de 50 yıl önce, evlilik dışı cinsel ilişki ve çocuk doğurma, ahlak dışı görülmekteydi. (Evlilik dışı doğan çocuklar, "gayrimeşru" sayılmakta ve toplum tarafından dışlanmaktaydı. Masum insanları yaftalamasına rağmen, gayrimeşru ve gayrimeşruluk kavramları bugün de vardır.) 19401ı yıllarda Alfred Kinsey ise, evlilik öncesi cinsel ilişkinin birçok birey tarafından yaşandığı sonucuna ulaştı.92 Kinsey'in çalışmalarından beri evlilik öncesi cinsel birlikteliğe daha fazla hoşgörüyle yaklaşılmaktadır. Bugün ABD'de çok az insan evlendiği sırada bakiredir. Toplum, evlilik dışı çocuk sahibi olan bireyleri, eskisi gibi "ahlaksız" olarak değerlendirmemektedir. Artık çok az aile, ailenin "rezil olmasını" engellemek için hamile çocuklarını annelik evlerine göndermektedir. Fakat evlilik öncesi ilişkiye tepki göstermeyip hamilelik durumuna şiddetle tepki göstermektedir. Evlilik dışı çocuk sahibi olmak; neden birçok Amerikalı tarafından problem olarak görülmektedir? Bu sorunun pek çok cevabı vardır. Bazı aileler, çocuklarının evlilik dışı hamilelik yaşaması durumundan hâlâ utanmaktadır. Bazı hamile kadınlar (ve aileleri), hamileliği sürdürüp sürdürmeme konusunda endişe yaşamaktadırlar. Çocuğu doğurma kararı verildiğinde, bu defa evlat edinme, eğitim, iş, muhtemel evlilik, çocuk bakımı, yaşam koşulları gibi konular gündeme gelmektedir. Ayrıca çocuğun babası da, rolü ve sorumlulukları konusunda karar vermek durumundadır. Bazı bireyler, evlilik dışı çocuk sahibi olmayı sosyal bir sorun olarak görmektedir. Bu durum geleneksel ailenin çöküş belirtisi ve ahlaki bir yozlaşma olarak değerlendirilmektedir. Kimileri ise bu durumu -tecrübe, eğitim, olgunluk açısından- yeterince hazır olmayan anneler tarafından çocuk doğurulması nedeniyle sorunlu görmektedir. Uzmanlar, kendisi henüz çocuk olan annenin, sahip olduğu çocuk üzerindeki etkilerine bakar ve durumu bu nedenle problem olarak görürler. Aynı zamanda, tek başına, sınırlı duygusal ve ekonomik kaynaklarla çocuğunu büyütmeye çalışan anneyi de dikkate alırlar. Sonuç olarak bazı uzmanlar, evlilik dışı çocukların, bekar ebeveynli ailelere yapılan sosyal yardımların topluma ekonomik yük olması nedeniyle bu durumu bir problem olarak nitelendirirler. (Bkz. 4. Bölüm.) Evlilik dışı çocuk sahibi olan bireyleri damgalamak, toplum adına faydalı bir eylem midir? Ne çocuk ne de anne için kesinlikle değildir. Diğer yandan bazı yetkililer, bu damgalamanın bireyleri evlilik dışı çocuk sahibi olma fikrinden vazgeçirebileceğini belirtmektedir. Bu durumun hem çekirdek aile yapısını koruyacağını hem de çocukların daha sağlıklı ortamlarda yetişmelerini sağlayacağım vurgulamaktadırlar. Bu görüşe karşılık olarak, bu cezalandırıcı
171 2 9 8 Bölüm 6 yaklaşımın beklenildiği gibi caydırıcı bir yaklaşım olma konusunda en uygun yol olmadığı savunulabilir. Amerikan Cinsellik Bilgisi ve Eğitim Konseyi (SI- ECUS), sorumlu cinsellikle ilgili nitelikli eğitim programlarını içeren daha etkin bir yaklaşımı öne sürmektedir. SIECUS, cinsellik eğitiminin amacının şu şekilde olması gerektiğini belirtmektedir: 1. Bilgilendirme İnsanın cinselliği hakkmda doğru bilginin sağlanması. Gelişim, üreme, anatomi, fizyoloji, mastürbasyon, hamilelik, aile yaşamı, doğum, korunma, ebeveynlik, cinsel tepki, cinsel yönelim, kürtaj, cinsel istismar ve HIV/AIDS konusundaki bilgiler buna dahildir. 2. Davranış, değer Ve kavrayışlar Genç bireylerin değer yargılarını sorgulaması, keşfetmesi ve cinsel davranışlarını değerlendirmesi için imkan tanınması. Bu yolla kendi değerlerini geliştirmeleri, özgüvenlerini artırmaları, her iki cinsiyeti dikkate alan bir kavrayış geliştirmeleri ve diğerlerine karşı sorumluluklarını anlamaları hedeflenir. 3. İlişkiler ve kişilerarası beceriler Genç bireylere diğer bireylerle iletişim kurması, karar alma, girişkenlik, arkadaş çevresine karşı kendini koruyabilme ve ayru zamanda tatmin edici ilişkiler kurmada destek sağlanması. Cinsel eğitim programları, öğrencileri yetişkin rollerinde cinselliği etkili ve yaratıcı biçimde anlamalarım hazırlamaya yönelik olmalıdır. Bu eğitim genç insanların bakım sağlayan, destekleyici, zorlayıcı olmayan, yakınlık ve cinsel ilişkilerini ortaklaşa yaşayabilen bireyler olmalarına yardımcı olacaktır. G ençlere prezervatif dağıtılmasın içeren çalışmalar erken hamilelik ve cinsel yolla bulaşan hastalıklara karşı etkin bir koruyucu önlemdir, Eleştirel Düşünme Soruları Cinsel olarak aktifseniz, doğum kontrol aracı kullanıyor musunuz? Değilse neden? 4. Sorum luluk Bireylerin cinsellik konusunda sorumluluk sahibi olmalarını sağlanması. Örneğin, erken dönemde cinsel ilişkiye girme baskısına karşı koymayı bilmek, korunma ve diğer cinsel sağlık araçlarımn teşvik edilmesi buna dahildir. Cinsellik eğitiminin amaçlarından biri de cinsel yolla bulaşan hastalıkların, cinsellikle ilgili tıbbi problemlerin, genç yaşta hamileliğin ve cinsel istismarın yaygınlığını azaltmaktır.93 Her yıl 1 milyondan fazla genç kadının hamile kalması, okullarda verilen Bob Daemmrich; 2009 Stock, Boston, İne.
172 Aile İçi Sorunlar ve Ailelere Veriien Hizmetler cinsellik eğitiminin tartışmalı bir hal almasına neden olmuştur. Birçok kişi, bu eğitimlerin gençleri cinsel ilişkiye teşvik ettiğini düşünürken, diğer bir grup, cinsellik eğitimlerinin genç kadın hamileliklerini azalttığını savunmaktadır. Okulların içinde veya yakınında bulunan sağlık merkezleri, genç kadın hamileliklerinin azalmasında etkili rol oynamaktadır. Bu merkezler, bireyleri doğum kontrol konusunda bilgilendirmekte ve cinsel olarak aktif bireylere korunmaları için doğum kontrol araçları sağlamaktadır.9*1 Fakat sağlanan bu imkânların, bireyleri cinsel ilişkiye teşvik edeceğini düşünen eleştiriler de yapılmaktadır. Sağlık merkezleri, bireylerin cinsellik konusunda çevrelerinden yanlış veya eksik şekilde öğrendiği bilgilerin, merkezler tarafından verilen tam ve güvenilir bilgilerle kıyaslanamayacağı açıklamasını yapmaktadırlar. Okulların cinsellik eğitim programlarında AIDS'in tehlikelerinden detaylı şekilde bahsedilmektedir. AIDS'ten korunmanın en iyi yolu, bireyleri cinsellik eğitimi programlarıyla bilinçlendirmek ve bireyleri güvenli ilişkiye yönlendirmektir tarihli sosyal yardım reformu yasasının amaçlarından biri, muhafazakarların bekar anneliğe ödül olduğunu iddia ettiği politikaları değiştirmekti. Sosyal yardım yasasında, genç annelere, aşağıdaki durumlar haricinde destek verilmemesine karar verildi: Sosyal ve ekonomik destek bekar annelere yalnızca, 18 yaşından küçük bir yaşta anne olmuş ve eğitimine devam eden bireylere, bebekleri 12 haftalık olana kadar verilecektir. Bu uygulamanın amacı, m u hafazakarların umut ettiği şekilde genç annelere parasal destek görmeyecekleri mesajını vermek ve genç kadmları hamile kalmaktan vazgeçirmektir.96 İlginç bir şekilde, bu uygulama sonrasında, genç kadınların evlilik dışı çocuk doğurma oranında azalma olmuştur. Belki de muhafazakarlar bu konuda haklıdır.97 Genç kadınların çocuk sahibi olmasını engellemekte başarılı olan başka bir program da bilgisayarlı bebek simülatörleridir.98 Mooney, Knox ve Schacht bu uygulamayı şöyle değerlendirmektedirler: Bazı genç yaşta hamileliği önleme programları ergenlere gerçekçi anne babalık izlenimini edindirmek için bilgisayarlı bebek simülatörlerini kullanmaktadır. Bilgisayarlı bebek simülatörleri, genç bireylere ebeveyn olmayı ve ebeveyn olmanın zorluklarını gerçekçi bir bakış açısıyla göstermektedir. Bu bebek simülatörleri, belirli aralıklarla (günde 8-12 kez ve dakika arasında) ağlamaya programlanmıştır. Bebeğin ağlaması, yalnızca vücudunun arka kısmında bulunan kilide anahtar sokulduğunda durmaktadır. Bu durum ebeveynlerin devamlı bebekle ilgilenmesi gerektiği anlamına gelir. Sinıülatör aynı zamanda, ebeveynlerin bebekle ilgilendiği süreyi ve bebeğe yapılan hareketleri (vurma, atma vb.) kaydetmektedir, Uygulamada başarısız olan bireylerin, danışmanlık hizmeti alması veya aile eğitim programlarına katılması beklenir." Bekar Ebeveyn H izm etleri Bekar ve hamile kadınlara verilen sosyal hizmetlere, bekar ebeveyn hizmeti adı verilir. Bekar ve hamile olan kadınların birçoğu, bebeği doğurma ve bakma kararı almaktadır. Bekar ebeveyn hizmetlerinin faaliyet alanı doğum öncesi ve doğum sonrasını kapsamaktadır. Bu hizmetler, kamu kurumlan (insan kaynakları bölümü gibi) ve bazı özel kurumlar tarafmdan verilmektedir (Kato-
173 3 0 0 Bölüm 6 lik Sosyal Hizmetler ve Protestan Sosyal Hizmetler gibi) Bekar ebeveynli ailelere verilen hizmetler şunlardır: Alternatif danışmanlık: Bekar ve hamile kadınlara, öncelikle çocuğu doğurma, ebeveynlik sorumlulukları kürtaj, ebeveynlik haklarının ortadan kalkması, koruyucu eve yerleştirmeye karar verme ve evlat edinme süreci gibi konularda danışmanlık hizmeti verilir. (Bu hizmeti veren uzmanlar, kürtaj gibi konularda sahip oldukları fikirleri bir kenara bırakmalı çünkü müracaatçının bu konularda kendi kararını alma hakkı vardır.) Fiziksel ve zihinsel doğum hazırlığı: Hamile kadın, alkol, uyuşturucu, sigara gibi maddelerin, bebeğe vereceği zararlar konusunda bilgilendirilir. Doğum öncesi ve sonrası danışmanlıkla doğuma hazırlanır. Ayrıca kadınlar, cinsel yolla bulaşan hastalıklar konusunda bilgilendirilir, fiziksel ve zihinsel sağlık desteği sağlanır. Yasal konularda danışmanlık: Babalık davası, ebeveyn haklarının sona ermesi, yasal süreç ve/veya evlat edinme süreci, okula gitme hakkı ve kamu desteği gibi konuları kapsar. İnsan ilişkileri konusunda danışmanlık: Bu tür danışmanlık, çocuğun babası, ailesi ve akrabaları ile olan ilişkiler üzerine odaklanır. Alternatif yaşam koşulları: Annenin evi, ebeveynlerin ve diğer akrabaların evi ve koruyucu evler. Babalık iddiasında bulunan kişiye verilen danışmanlık: Çocuğun babası, haklan, sorumlulukları konusunda bilgilendirilir. Doğum kontrol danışmanlığı ve duruma göre evlilik öncesi danışmanlığı sağlanır. Aile planlaması danışmanlığı: Her iki ebeveyne doğum kontrol yöntemleri hakkında bilgi verilir. Gerekirse, aile planlaması konusunda klinik destek sağlanır. Eğitim ve iş konusunda danışmanlık: Eğitim programlan, (evde çalışma programları da buna dahildir) iş imkanları, iş kursları hakkında bilgi verilir. Kişisel gelişim danışm anlığı: Kişilik oluşumu, özgüven sağlama, cinsel danışmanlık, tecavüz sonrası travma konularında destek verilir, Ekonomi ve para yönetimi danışmanlığı: Sosyal yardım için uygunluk denetlenir ve sonrasında kamu desteği, sağlık sigortası, gıda karnesi gibi destekler sağlanır. Çocuk bakımı: Bebek dünyaya geldikten sonra, anneye ihtiyaç durumunda bebek bakımı ve eğitimi konusunda destek verilir. Bu destek anneye ekonomik destek şeklinde de olabilmektedir. Çocuk gelişimi danışmanlığı: Ebeveynlere, çocuklarının fiziksel, duygusal ve zihinsel ihtiyaçlarını karşılayabilmek adına eğitim ve destek verilir. Bekar ebeveynlere hizmet verirken, sosyal hizmet uzmanları öncelikle yardımcı olabilecekleri bir iletişim kurmaya çalışırlar. (Bkz. Bölüm 5) Eğer müracaatçı bekar ve hamile ise, sosyal hizmet uzmanı kadına (ebeveynlerine değil) kürtaj, bebeği doğurma, doğumdan sonra bebeği elinde tutma ya da bebeği evlatlık verme gibi seçenekleri sunar ve kadmı hak ve sorumlulukları konusunda bilgilendirir. Sosyal hizmet uzmanı, sorun çözme odaklı bir yaklaşım kullanır:
174 Aile İçi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler Sorunu belirler. 2. Alternatif çözüm önerilerini tanımlar. 3. Her alternatif için, avantaj-dezavantaj listesi hazırlar. 4. Alternatifleri ayrı ayrı değerlendirir. 5. Bir veya birkaç alternatif seçer. 6. Seçilen alternatifleri uygular ve sonrasında değerlendirir. Hamile ve yalnız kadınların büyük kısmı, bebeği doğurmaya ve ona bakmaya karar vermekte ve bu oran gittikçe artmaktadır. ABD'de bekar annelerin toplumsal olarak damgalanması gün geçtikçe zayıflamaktadır. Bekar anneler günümüzde eskisi gibi göze batmamaktadır. Bunun nedeni, günümüzde pek çok evlat edinen anne ve boşanma sonrası çocuğunu yalnız yetiştiren Ebeveyn olmasıdır.* Ursula Myers, (bekar ebeveynli ailelere hizmet veren bir kurumda çalışan eski bir danışman) ebeveynlîk haklarından vazgeçen az sayıda bekar ebeveyn hakkmda şunları söylemiştir: Bizim deneyimimize göre, annelik haklarından vazgeçen kadınlar, duruma gerçekçi yaklaşmakta ve kendilerine uzun süreli hedefler koymaktadır. Bekar ebeveynliğin dam * Genel olarak bekâr annelerin, çocuklarına kendilerinin bakması konusunda bir tavır almak gibi bir niyetim yok. Genç yaşta anne olmanın bazı getirileri vardır. Fakat bu kesinlikle büyük bir sorumluluktur. Evli olmayan bir annenin çoğu zaman gençliğini yaşamak için çok az zamanı vardır. Birisiyle flört etme, kariyer peşinde koşma, isteklerini karşılamak için gerekli olan kaynaklara ulaşma durumu kısıtlı olabilir. Bekâr ebeveyn hizmetlerindeki birçok uzman çocuğun evlatlık verilmesinin uzun vadede hem çocuk hem de anne için en iyisi olacağım savunmaktadır. Yine de bekâr ebeveyn hizmetlerinde çalışan sosyal hizmet uzmanları kendi görüşlerini ifşa etmekten kaçınmaktadır. Bunun yerine bekâr annenin alternatifleriyle ilgili getiri ve götürüleri analiz etmeye çalışırlar. Bebeğin elde tutulup tutulmayacağı konusu, duygusal ağırlığı olan çok zor bir konudur. gası, onun açısından daha önemlidir. Doğacak çocuğu yük olarak görmekte ve kendi geleceğini, yaşam tarzını ve zihin sağlığım olumsuz etkileyeceğini düşünmektedir. Hamileliğinin zamansız olduğunun ve yaşamının bu noktasında çocuğun ihtiyaçlarını karşılayamayacağının farkındadır. Ayrılma süreci tamamen insani ve normal olan çeşitli karşılıklar bulabilir. Her iki ebeveyn de yalnızlık, boşluk ve pişmanlık duyabilir. Aynı zamanda hem yas hem de rahatlama hissi olabilir ya da kimilerinde depresyon yaşanabilir. Bazı kadınlar bu süreci kabullenip atlatırken, bazıları hamile kaldıkları için kendilerini suçlamakta ve yaşadıkları bu durumu tamamen hayatlarından çıkarmakta ve gerçekliği inkâr etmektedirler.100 Koruyucu Evler ve Uyum Bekâr bir anne ebeveynlik haklarından vazgeçtiğinde, çocuk çoğu zaman anneden alınır ve koruyucu eve yerleştirilir. Çocuğuna bakıp bakamayacağına henüz karar verememiş aileler de, karar verene kadar çocuklarını bu evlere yerleştirebilirler. (Koruyucu evler aynı zamanda, aileleri tarafından istismar ve ihmal edilmiş çocuklarında ailelerinden alınıp yerleştirildiği yerdir.) Koruyucu evlerin amacı, çocukları korumak, aileleri rehabilite etmek, eğitmek ve mümkün olan durumlarda çocukların aileleri ile birlikte yaşamalarım sağlamaktır. Koruyucu evler, aileleri tarafından bakılamayan ve ihtiyaçları karşılanamayan çocuklarm bakımını geçici olarak sağlayan evlerdir. Acil durumlar dışında, çocukların bu evlere yerleşimi mahkeme kararının çıkması sonucu koruyucu hizmetler görevlileri tarafından sağlanır. (Çocuğun ailesinden uzaklaştırılması da, hem çocuğu hem de ebeveyn haklarını korumak için, mahkeme tarafından dikkatle ölçülerek verilen bir karardır.)
175 3 0 2 Böliim 6 Koruyucu aileler çocuklara sevgi ve ilgi göstermeye çalışırlar. Fakat duygusal bağ olmadan bu ilgi ve sevgiyi göstermek kolay olmamaktadır. Bir taraftan, bu koruyucu evler çocuklar için geçici evler olduğundan, bakıcı ailelerle kurulan güçlü bağlar çocuklarm evden ayrılmasını güçleştirir. Koruyucu yerleştirmelerle ilgili yaşanan trajik bir durum da, bazen koruyucu evlere verilen çocuklarm ailelerinin hiçbir zaman çocuklarına bakabilecek duruma gelmemesidir. Bu nedenle birçok çocuk, farklı farklı koruyucu evlerde yaşayarak büyür. Bu durumda çocuğun istikrarlı, sağlıklı bir çevrede büyümesi hakkı gündeme gelir. Koruyucu evlerde büyüyen çocuklar, duygusal travmalar yaşamaya oldukça müsaittir. Bunun nedeni çocuklarm, birçok koruyucu evde yaşaması nedeniyle, değişik ebeveyn figürleri görmesi ve zaman içinde bunlardan ayrılmak zorunda kalmasıdır. Kurumlar, koruyucu evlerde nitelikli bakım sağlanması için çaba göstermekte, koruyucu ebeveynlik için başvuran adaylar üzerinde çalışarak seçmekte, onlara lisans vermekte ve her çocuk yerleştirildikten sonra takip etmektedir. Bütün koruyucu evler, kontrol amaçlı izlenmektedir. Ebeveynlik haklarından feragat eden bekar ebeveynler çocuklarından ayrılmanın duygusal yükünü taşıdığı için genellikle koruyucu evi ziyaret etmemeyi tercih etmektedir. Genetik anne, ebeveynlik hakkından vazgeçerse, babalık iddiasmda bulunan kişi çocuğun velayetini doğrudan alamaz. Öncelikle, çocuğun babası mahkeme tarafından onaylanmalıdır. Sonrasında baba, çocuğa bakabilecek güçte olduğunu mahkemeye ispat etmelidir. (Anne, çocuğu elinde tutacaksa, çocuğa bakabilecek güçte olduğunu kanıtlamak zorunda değildir.) Çocuğun, evlat edinilen ev için uygun duruma gelmesi adına, annenin ve babanın ebeveynlik haklarından vazgeçmiş olması gerekir. Geçmiş yıllarda, evlat edinmek isteyen aile sayısı, evlatlık verilebilecek çocuk sayısını aşmışür. Özellikle beyaz, sağlıklı bebekler isteyen aile sayısı da çoktur. Evlat edindirme kurumlan, evlatlık edinmek isteyen aileleri araştırmakta, dikkatle seçmekte ve hazırlamaktadır. Evlat edinme işlemi gerçekleştikten sonra, aile izlenmekte ve bu durum mahkeme evlatlık işlemini onaylayana kadar devam etmektedir. Mahkeme bu onay için genellikle birkaç ay beklemektedir. Oldukça nadir olarak, çocuk evlatlık verildiği aileden geri alınır. Bu bekleme süresinin nedeni, aileyi tanımak, belirsizlikleri ortadan kaldırmak ve aile ile çocuğun uyumunu görmektir. Evlat edinen aile, çocuğun biyolojik ailesinin sağlığı ve genetik bilgileri konusunda mümkün olduğunca bilgilendirilmektedir. Bunun yanı sıra, çocuğun evlatlık verildiği ailenin durumu, ırksal özellikleri ve hangi coğrafi bölgeden geldiği gibi bilgiler de biyolojik aileye verilmektedir. Evlatlık konusunda son zamanlardaki eğilim '"açık evlat edinme"dir. Bu durumda çocuğun biyolojik ailesi ve evlatlık verildiği aile birbirini resmi olarak tanımaktadır. (Eskiden, biyolojik aile ve evlatlık edinen aile birbirlerini tanımamakta ve birbirleri hakkmda kısıtlı bilgiye sahip olmaktaydı.) Hatta bazı biyolojik aileler ve evlat edinen aileler, birbirleriyle iletişim halindedir. Evlatlık verilen çocuklarm birçoğu, yetişkin olduklarında biyolojik ailelerini bulmakta ve onlarla iletişime geçmektedir. ABD'de evlat edinmelerin hepsi devlet lisanslı kurumlar tarafından yapıl-
176 Aile içi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler VAKA SUNUMU Tarihli Evlat Edinme ve Güvenli Aile Yasası (ASFA) ve Uygulamaları (ABD) 19 Kasım 1997'de, ABD Başkanı Clinfcon, Evlat Edinme ve Güvenli Aile Yasası'm imzaladı. Bu yasa, meclis tarafından iki partinin de ezici desteğini alarak onaylandı. Bu yasayla birlikte, çocuk sosyal yardım sisteminin ulusal amaçları, güvenlik, süreklilik ve refah olarak belirlendi. Bu yeni yasa maddesi aynı zamanda, çocuk sosyal yardım sistemini, çocukların ve ebeveynlerin farklı ihtiyaçlarına karşı daha iyi yanıt verir ve kapsamlı hale getirilmesi için yapılacak reformlar konusunda olanak sağladı. Yasa, çocuk sosyal yardım sistemi ile aileleri destekleyen diğer sistemler arasında (mahkeme) daha güçlü bağların kurulması gerekliliğini yeniden onaylamış oldu, Bıı yasayla birlikte, koruyucu evlerde bekleyen çocuklar ile evlat edinmek isteyen aileler arasındaki sayısız engelin ortadan kaldırılması çalışmalarina da hız verildi.* ASFA, yasaların doğru uygulanabilmesi için birtakım ilkeler benimsemiştir: Çocukların güvenliği, bütün çocuk sosyal yardım hizmetlerinin önceliği olma- İldir. : : : Koruyucu evler, çocukların büyüyeceği değil geçici olarak kalacağı evlerdir. Koruyucu evlere gelen çocukların, kalıcı olarak yaşayabileceği yerler, çocuk koruyucu eve geldiği günden itibaren araştırılmaya başlanmalıdır. Çocuk sosyal yardım sistemi sonuçlara ve hesap verebilirliğe odaklanmalıdır. Çocukların güvenliği, sürekliliği ve refahı için yenilikçi yöntemler geliştirilmelidir. Örnek Terri ve Donald, lisede öğrenciyken ortak arkadaşları aracılığıyla tanışmışlardı. Sonrasında birçok ortak yönleri olduğunu gördüler ve flört etmeye başladılar. İkisi de alkol ve uyuşturucu kullanıyordu ve sonunda okuldan atıldılar. Terri, amcası tarafından taciz edilmişti ve bu nedenle endişe ve sinirlilik hali içindeydi. Donald'ın anne babasının geçmişine bakıldığında, da alkol ve uyuşturucu kullanımı göze çarpıyordu ve her ikisi de çocuklukları boyunca hapse girip çıkmışlardı. Bu nedenle Donald, uzun süreli depresyon yaşamış ve günlük fonksiyonlarını dahi yerine getiremez hale gelmişti. Terri ve Donald, resmi olarak hiç evlenmediler. Fakat 18 yaşma geldiklerinde, beraber Terri'nin annesinin evine taşındılar. 3 yıl içerisinde, üç çocukları oldu. Üç küçük çocuğun stresi, ekonomik ve sosyal sorunlar, alkol ve uyuşturucu kullanımı gibi nedenler aileyi ciddi sıkıntılar içine soktu ve ebeveynler çocuklarım ihmal etmeye başladılar. Çocuklarla, yaşam merkezinde yaşamaya başlayana kadar, Terri'nin annesi ilgilendi.. Komşular ve aileyi tanıyan bireyler, çocukların genellikle bakımsız, kirli, duygusal açıdan ihmal edilmiş ve fiziksel gelişimlerinin sağlıksız olduğunu bildirdiler. En büyük çocuğun kollarında ve bacaklarında, çürükler bulunmaktaydı. (Bazı çürükler, bir yetişkinin el izi şeklindeydi.) Terri ve Donald, çoğu za
177 3 0 4 Bölüm 6 man çocukları evde yalnız bırakıyor, alkol ve uyuşturucunun kullanıldığı "partilere" gidiyorlardı. Komşular çocuklara yardım etmek istiyor fakat ailenin olumsuz davranışlarından çekiniyorlardı. Bir akşam komşulardan biri, en küçük çocuğun ağladığını dtıydu. Kapıyı çaldı fakat açan olmadı. Sonrasında komşu, polisi ve koruyucu hizmetleri aradı. Çocuk, hemen sonrasında aileden alındı ve bir koruyucu eve yerleştirildi. Önceki çocuk sosyal yardım yasaları ve felsefesi kapsamında, 1984 tarihli Aile Koruma ve Destekleme Hizmeti Yasası (P.L ) "yasa devletin çocuğun evden alınmasını önlemeye ya da çocuk evden alındığında çocuğun aileye tekrar dahil olmasını sağlamaya dönük gerekli çabayı göstermesini öngörür."b ASFA kapsamında, bu tür durumlarla ilgili önemli bir değişim gerçekleştirilmiştir. Çocukların aileleriyle yeniden bir araya gelmesi ve ailenin korunması bir seçenek olsa da, sosyal hizmet uzmanları artık bunu öncelikli seçenek olarak değerlendirmemektedir. Yasa artık "çocuğun sağlık ve güvenliğinin neyin mantıklı olduğunun belirlenmesinde öncelikli olduğunu vurgulamakta ve çocuğun uygun, kalıcı yerleşiminin planlamasını desteklemektedir."0 Yukarıda verilen örnekte, akıl sağlığı meselelerinde, uyuşturucu ve alkol sorunlarında, ebeveynlikte yaşanan zorluklarda, eğitim ve iş becerisi konularında, barınmada vs. ebeveynlere yönelik hizmetler yine sunuluyordu. Fakat geçmişin aksine, günümüzde ailelere, bu değişiklikleri yapmaları için çok fazla zaman verilmiyor. ASFA kurallarına göre, eğer çocuk son 22 ayın 15 ayını koruyucu evde geçirdiyse, ebeveynlerin çocuk üzerindeki hakkına son verilecek ve çocuğun evlatlık verilmesi için gereken işlemler başlatılacaktır. (Mahkeme tarafından belirli koşullarda aksi bir karar verilmediği takdirde.) Bu vaka incelemesi aynı zamanda, çocuk sosyal yardım sisteminde ebeveynlerin alkol ve uyuşturucu bağımlılığı tedavisi görmesi durumuna da ışık tutmaktadır. "1997 yılında, çocuk sosyal yardım kuruluşları tarafından yapılan bir araştırmaya göre, bu sistemdeki anne babaların % 67'sinin önemli ölçüde bağımlılık tedavisi görmesi gerekiyordu."d Bu konularda tedaviye erişmenin zorlukları ve içkinin etkisi dikkate alındığında, yeni donem çerçevesinde ebeveynlik haklarının sonlandırılması (çocukların son 22 aym 15'ini koruyucu evde geçirmesi durumunda) tedavi programında yer alan ve almak isteyen müracaatçılar için büyük bir güçlüktür. Bu durum aynı zamanda çocuk esirgeme kuramlarında ve çocuk mahkemelerinde etik ve kaynak sorunlarım gündeme getirmektedir. Sınıf tartışması için sorular: Bu bölümdeki ilgili kısımları gözden geçirdiğinizde, istismar ve ihmale maruz kalmış çocuklarm sosyal yardımı konusundaki endişeleriniz nelerdir? Bu bölümdeki "Çocuk Haklarına Karşı Ebeveyn Haklan" kısmını gözden geçirin. Terri ve Donald örneğine bakıldığında, koruyucu hizmetlerin aileye müdahale edip, çocuğu aileden almasını doğru buluyor musunuz? Bu sorunlar çocuklarm evde kalması ya da anne babaya ulaşılır ulaşılmaz eve döndürülmesiyle çözülebilir mi? "Aile Koruma Programları" ve "Aile grup konferansları" kısımlarını gözden geçirin. Bu programlardan herhangi biri ya da her ikisinin bu aileye faydası dokunduğuna inanıyor musunuz? Neden? Bu. bölümdeki "Çocuk Haklarına
178 A ile İçi S o ru n la r ve A ile le re Verilen H iz m e tle r Karşı Ebeveyn Haklan" kısmını gözden geçirin. Bu düşünceyi vaka örneğine uygulayın. Bunun yanında, kültür ve çeşitlilik meseleleri çocuk esirgeme sisteminde aileler üzerinde nasıl bir rol oynar? Ailelerin, çocuklarını kendi değer ve inançlarına uygun şekilde yetiştirmeye hakkı var mıdır? Ebeveynlerin çocukların kendilerine geri verilmesi konusunda birden fazla fırsatı olması gerektiğine inanıyor musunuz? ASFA bu genç aileyle ilgili nasıl bir etkide bulunmuştur? lann 22 ayın 15'ini koruyucu evlerde geçirmeleri kastediliyor) ASFA'mn temel unsurlarına katılıyor musunuz? Neden? ''U.S. Department of Health and Human Services, Administration for Children, Youth and Families, gov/programs/cb/iaws_policies/po!icy / pi/pi9802.htm bthe National Casa Association, 1997, asfa-summary.htm. cage, ; '.., dchild VVelfare League of America, 2001, Bu vaka sunumunun yazarı Debra S.Borquist, VVisconsin Üniversitesinde, Öğretim Görevlisidir. Bu çocukların eve dönmesi konusunda endişe duymamanız için nelerin olması gerekir? Kendilerine verilen za~ man dolmadan önce GFS beklentilerini karşılayamazlarsa ne olacaktır? (çocukmamaktadır. Profesyonel olarak' karşı çıkılmasına rağmen, bazı temsilciler (yüksek bir ücret karşılığında) evlat edinmek isteyen ailelere bu imkanı sağlamaktadır. Bu temsilciler kimi zaman biyolojik anneye hamilelik döneminin iyi geçmesi ve sonrasında ebeveynlik hakkından vazgeçmesi için para (evlat edinen aileden talep ettikleri) ödemektedir. (Bkz, Vaka Örneği 6.4:1997 Tarihli Evlat Edinme ve Güvenli Aileler Yasası ve Uygulanması.) Tecavüz Tecavüz, ABD'de oldukça yaygın bir suçtur. Yılda 'den fazla vaka rapor edilmekte ve birçok tecavüz olayı da rapor edilmeden kalmaktadır.101 Tecavüz kurbanları, bazı nedenlerden ötürü, olayın bildirilmesini istememektedir. Bazıları bu raporun olayı değiştirmeyeceğini düşünürken, bazı kurbanlar polisin soracağı sorular nedeniyle aşağılanacağını düşünmektedir. Pek çok kadın, erkek arkadaşının veya eşi gibi yakınlarının tepkisinden korkmaktadır. Birçok kişi tecavüzü bildirirlerse tecavüzcünün onlara tekrar saldıracağından korkmaktadır. Bazı kurbanlar ise durumu unutmak istediklerinden, olayı bildirmemektedir. Fakat kadınların bu durumu bildirmemelerinin belki de en önemli nedeni -genellikle yanlış bir düşünce olarak- tecavüzün gerçekleşmesinde bir şekilde paylarının olduğunu düşünmeleridir. Özellikle bir tanıdık tarafından gerçekleştirilen tecavüzlerde bu durum geçerlidir. Birçok eyalette, tecavüz sadece erkeklerin işlediği bir suç olarak tanımlanmaktadır. Tecavüz olaylarının büyük çoğunluğunda erkek mağdurlar erkekler tarafından tecavüze uğrasa da, (özellikle hapishane koşullarında) çok az sayıda erkek kadın tarafından tecavüze uğramaktadır.102 Araştırmalar bu durumda erkeğin, öfke ve dehşet gibi duygusal durumların etkisiyle ereksiyon olduğunu göstermektedir.103 Bunun yanı sıra, araştırmalara göre tecavüz
179 3 0 6 Bölüm 6 sonrası erkekler de (birazdan anlatılacağı gibi) kadınlara benzer şekilde travma yaşamaktadırlar. Kadırtın erkeğe tecavüz ettiği sıradışı bir vaka Seattle'da meydana geldi. (Bu vakada durum, kanunen tecavüz, yani reşit olmayan biriyle cinsel ilişkidir.) Bayan Mary Kay Letourneau, oldukça saygın bir ilkokul öğretmeniydi. 34 yaşında ve evli olan Mary, 4 çocuk annesidir yılında, 13 yaşındaki eski bir öğrencisine tecavüz etmekten suçlu bulundu. Mary, bu öğrencisiyle 6 aylık bir ilişkisi olduğunu kabul etti. Bu öğrencisinden hamile kalan Mary, bir kız bebek dünyaya getirdi yılı Kasım ayında, mahkeme kendisine 6 ay hapis cezası verdi ve seks suçlusu tedavi programına 3 yıl boyunca katılma şartı koştu. Fakat Mary, birkaç ay içinde şartlı tahliye kurallarını ihlal etti ve genç öğrencisiyle görüştü. Bunun üzerine 7 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu ilişki sonrasmda tekrar hamile kalan Mary, bir kız çocuğu daha dünyaya getirmişti. 4 Ağustos 2004 tarihinde Mary hapishaneden çıktı. 16 Ağustos 2005 tarihinde, genç sevgilisiyle (Vili Fualaau) evlendi. Bu sırada kendisi 43, sevgilisi 22 yaşındaydı.504 Benzer bir durumda şöyledir: 2008 yılında, Kelsey Peterson 26 yaşmda iken 13 yaşındaki erkek öğrencisine tecavüz etmekten suçlu bulunup, Meksika'ya kaçtı. Kelsey, öğrencisiyle cinsel ilişkiye girdiğini kabul etti ve çocuk Omaha'daki Lexington Orta okulu'nda 12 yaşında bir öğrenci olduğundan beri ilişkileri olduğunu belirtti. Birlikte Meksika'ya kaçtıktan bir hafta sonra Kelsey, burada tutuklandı. Kelsey, mahkeme ile itiraf pazarlığı sonucunda 6 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Tecavüzcü bireylerin tümüne uygulanabilecek belirli bir profil bulunmamak 13 ya mdaki es ki bir öğrencisine tecavüzden suçlu bulunan Kelsey Peterson, yılında M eksika'ya kaçtı. tadır. Her kesimden birey, önceki sabıkaları, eğitim seviyesi, iş durumu, medeni hali gibi durumları ne olursa olsun, tecavüz olayına kanşmış olabilir. Tecavüzlerin büyük kısmı, sevgili tarafından buluşma sırasında yapılmaktadır. Tecavüz, öncelikle saldırgan, ikincil olarak da cinsel bir eylemdir. Tecavüz, cinselliğin saldırgan dışavurumu değil; saldırganlığın cinsel dışavurumudur. Birçok insan, yanlış bir şekilde tecavüzün "seks düşkünü" kişiler tarafmdan gerçekleştirildiğini düşünür. Oysa tecavüz, daha ziyade öfkenin kontrol edilememesi durumudur ve tecavüzcü öfkesini ve sinirini, başka bir bireyin vücuduna zarar vererek dışa yansıttığı için zevk alır. AP İmages
180 Aile içi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler Tecavüzcüler, çeşitli değişkenlere göre, çeşitli tipolojilerde gruplandırılır. Basit bir model, A. Nicholas Groth tarafından geliştirilmiştir.105 Nicholas, tecavüzcüleri 3 gruba ayırır: Öfkeli tecavüzcüleri, güç tecavüzcüleri ve sadist tecavüzcüler. Öfke tecavüzcüsü, içlerinde bastırdığı öfke duygularmı tecavüz yoluyla açığa çıkarır. Bu kişiler oldukça saldırgandır ve kurbana karşı gerekenden daha fazla kuvvet uygularlar. Amaçları kurbanı incitmektir ve zorla cinsel ilişki bu yolda kullandıkları bir silahtır. Güç tecavüzcüsünün amacı, kurbanı incitmek değil, kurbana sahip olmaktır. Kurbanı kontrol altında tutmaya çalışır ve altta yatan yetersizlik duygusunu kurban üzerinden giderir. Kurbana gerekenden fazla kuvvet uygulamaz. Bazı durumlarda kurbanı kaçırıp, uzun süre kontrol altında tutar ve birçok kez cinsel ilişkiye girebilir. Sadist tecavüzcü, saldırganlıktan erotik haz duyarlar. Kurbanın acı ve ıstırabından büyük zevk alır. Saldırıları çoğu zaman ritüel şeklindedir, bağlamayı ve özellikle cinsel organlara işkenceyi içerir. ABD'de birçok erkek, cinselliği baskılarken saldırganlığı öne çıkarmaktadır. Erkekler, cinsel tatmin için dahi saldırgan olma üzere sosyalizasyon sürecinden geçmektedir. Örneğin, erkeklerin genellikle cinsellikte "saldırgan" rol oynaması beklenir. Amerikan kültüründe, cinsellik ve saldırganlık karıştırılmakta ve çoğu zaman birleştirilmektedir. Örneğin, İsveç kültüründe, saldırgan tutumlar değil, cinsel bilgi medyada yer aldığından tecavüz vakaları azdır. Janet Hyde'a göre, cinsellik ve saldırganlık sosyalizasyon sürecinde bir araya gelmekte ve bu durum erkekleri tecavüze yönlendirebilmektedir: Tecavüz, erkeklerin güç gösterisinde bulundukları ve kendilerince güçlerini ispatladıkları bir araçtır. Bu nedenle genç tecavüzcülerle ilgili istatistikler anlamlıdır. Genç tecavüzcüler, yetişkin birey rolüne soyunmakta ve bu konuda kendilerini güvensiz hissettiklerinden, güçlerini ispatlamak adına tecavüze yönelmektedirler. Aynı zamanda, heteroseksüelliğe erkeklikte önem verilir. Bir erkeğin, heteroseksüel olduğunu ispatlamak adına, bir kadına tecavüz etmesi oldukça çirkin bir yoldur.106 (Saldırganlık ve cinsellikle ilgili daha fazla bilgi için bkz. Vaka Sunumu 6.5) Sevgili Tecavüzü Struckman-Johnson tarafından üniversiteli kadınlar arasmda yapılan bir araştırmaya göre, kadınların % 22'si, sevgilileri tarafından en az bir kere cinsel birlikteliğe zorlandıklarını ifade etmişlerdir.107 Bu araştırma, sevgililer arasmda yaşanan tecavüz olaylarının hiç de az olmadığım gösterir.. Sevgili tecavüzü, erkeğin taşıdığı yanlış bir inanış neticesinde ortaya çıkabilir, bazı erkekler, kadın için para harcadığında, kadmla cinsel ilişki hakkı elde eder düşüncesine sahiptir. Flört ilişkilerindeki geleneksel görüş, kadının "hayır" demesinin aslında "evet" anlamına geldiği yönündedir. Ne yazık ki bu yanlış bilgilendirme, medyada, John VVayne filmlerinden Paris'te Son Tango ve Rüzgar Gibi Geçti gibi klasiklere kadar bol miktarda vardır. Örneğin, Sessiz Adam filminde John VVayne, maço ve sakin bir İrlandalıyı canlandırmaktadır. Maureen O'Hara'run canlandırdığı hassas bir kadını istemekte, fakat elde edememektedir. Ancak rakip bir erkeği döverek, sonrasında kadını herkesin gözü önünde sürükleyerek evine götürdükten
181 3 0 8 Bölüm 6 VAKA SUNUMU 6.5 Öpüşmeyi Başlatmak ve Cinsel Yakınlık Bu kitabın yazarı öğrencilerine, bazı derslerde şu soruyu sormaktadır: "Oldukça çekici bulduğunuz biriyle/ ilk veya ikinci buluşmanızdasınız. Onu öpmek ve sarılmak istiyorsunuz. Bu yakınlığı başlatmak için ne yapardınız?" Birçok öğrenci, karşısındaki bireyin dikkatini çekmek için, vücut dilini kullanacağını belirtmiştir. Bunun üzerine yazar, "Ne tür vücut hareketleri kullanırsınız?" diye sormuştur. Öğrenciler genellikle bu soruyu karşılayacak cevaplar verememişlerdir. Önceki ilişkilerinizi düşünün. Birlikte olduğunuz insana yaklaşmak için ne tür girişimlerde bulundunuz? Beden dili, karşıdaki bireye ne olduğu tam olarak belli olmayan mesajlar verir. Bir insanın beden dilini yanlış yorumlayabiliriz. Ne yazık ki aşk filmlerinde ve pembe dizilerdeki insanlar genellikle romantik ilişki yaşayan insanların birbirlerine karşı ilgisini ifade biçimine model teşkil eder. Eğer bir kişi sizin tarafınızdan öpülmek istemiyorsa ve siz onu öp tüyseniz, sizi reddettiğini gösteren fiziksel bir müdahale ile karşılaşabilirsiniz, bazı durumlarda karşıdaki kişi size tokat atabilir. (Bazı cinsel taciz şikayetleri günümüzde istenmeyen öpmeyle ilgilidir.) Toplumdaki sosyalizasyon süreci, neden romantik ilginin beden diliyle ile* tilmesi yönünde işliyor? Neden öpüşme, sarılma gibi ilişkiler ri başlatmak (kadın erkek ilişkilerinde) geleneksel anlamda erkeklerden beklenmektedir? Cinsiyet eşitliğini savunan günümüz toplumunda, kadınlar da aynı haklara sahip değil midir? Michael J. Domitrz, "Seni Öpebilir miyim?"de hoşlanılan kişiye karşı öpme veya sarılma isteğinin ifadesinin beden dili yerine, konuşarak hayata geçirilmesi gerektiğini savunmaktadır.3 Bu gibi bir cümleyi kurmak beden dili kullanmaktan daha yapıcı ve saygılı bir durum değil midir? "Senden çok hoşlanıyorum ve seni öpmek istiyorum. Ne dersin?" Öğrencilerime sorduğum ikinci soru şudur: "Uzun zamandır hoşlandığınız biriyle buluşuyorsunuz. Daha önce öpüştünüz ve sarıldınız fakat henüz ara-. nızda cinsel bir yakınlık olmadı. Fakat siz cinsel birliktelik yaşamak istiyorsunuz. Bu durumu başlatmak için ne yapardınız? Birçok öğrenci, bu durumda da beden dilini kullanacağını belirtmiştir. (Yine, filmler ve pembe diziler genellikle bunun bu tür bir mesaj için en iyi yol olduğu fikrini yaymaktadır.) Ne yazık ki birçok sevgili için tecavüz(ü) olayında görüldüğü gibi, beden dilini kullanmak bu gibi durumlarda yapıcı ve karşı tarafa saygı içeren bir yol değildir. Birçok kadın öğrenci, bu yakınlığın erkek tarafından başlatılması gerektiği ccvabım- vermiştir. Kadınlar bu konuda erkeklerin sahip olduğu haklara sahip değil midir? Domitrz; Seni Öpebilir miyim?'deb yine sağlam bir düşünce geliştirmiş ve etkilenilen bir bireyle yakınlaşmanın en iyi yolunun, bireyle konuşarak iletişim kurmak olduğunu vurgulamıştır. "Senden çok hoşlanıyorum ve seninle yakınlaşmak istiyorum. Bu konudaki fikrin nedir?" Bu tür bir soru karşıdaki kişiye karşı saygınızı gösterir ve duygularınızı
182 Aile İçi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler beden dilinden daha açık bir şekilde iletmenizi sağlar. (Beden dilinizi kullanır ve birini ellemeye başlarsanız, kafa karıştırıcı ve belki de, sizi cinsel taciz suçlamasına açık hale getiren, endişe verici bir mesaj vermez misiniz?) Konuşarak iletişim kurmanın bir başka avantajı cinsel yakınlığın türleri ve sınırlarıyla ilgili (bir tür ve sınır olarak oral seks gibi) açık bir diyalog yolunu geliştirmesidir. Aynı zamanda bireyler, birliktelik sırasındaki korunma yolları konusunda da konuşup anlaşmaya varabilirler. amichael J. Domitrz, May I Kiss You?Greenfield, WI, Awareness Publications, 2003.,.. bage sonra ona boyun eğdirebilmiştir. Film, "gerçek erkeğin" kadına cinsel şiddet uygulayarak güç, statü ve cinsel tatmin elde edebileceği mesajını vermektedir ki bu aslmda çok tehlikeli bir mesajdır! Üniversite öğrencisi Leon, sevgili tecavüzü öncesi düşünme biçimini şöyle anlatmaktadır: Benim için harekete geçme zamanı. Bu gece ona, bütün hayallerini yaşatacak ve gerçek bir erkeğin nasıl olduğunu göstereceğim. Unutamayacağı mükemmel bir gece olacak. Yalnızca akşam yemeği' olmayacak, sonrasında dans edecektik. Giydiği kıyafeti, takıları, seksi parfümü her şeyi belli ediyordu. Gece, benim evime gelmesi konusunda anlaştık, artık geceyi güzel bir şekilde son- landırabiliriz. Ona yavaşça yaklaşacak, sarılacak ve boynunu öpeceğim... Geri çekilerek ve "Hayır!" diyerek beni durdurabileceğini mi sanıyor. Herhalde bütün kadınlar aynı numarayı yapar. Bu gece için birçok harcama yaptım ve bunu ödemesinin zamanı geldi. Bizim çocuklar sosyetik bir hatunu götürdüğümü öğrenince şaşıracaklar. İstese bile benim kadar güçlü birini durduramaz. Ayrıca, bir kadın "hayır" dediğinde, bunun "evet" anlamına geldiğini herkes bilir. Sevgililer arasında olan tecavüz olaylarının çoğu rapor edilmemektedir. Aslında birçok kadın mağdur, sevgilileri tarafından tecavüze uğrama durumunu gerçek bir suç. olarak yorumlamamaktadır,ws Mağdurlar kendilerini faille "aşk ilişkisi içinde" gördüklerinde, tecavüzü kabul edilebilir bir davranış olarak görürler. Kanin, sevgililerine tecavüz ettiğini kabul eden 71 üniversite Öğrencisiyle ve kontrol grubu olarak da yine bir grup evli olmayan üniversite öğrencisiyle bir çalışma yapmıştır.109 Tecavüzcüler diğerlerine oranla cinsel olarak daha saldırgandır. Bu bireylere ne sıklıkla yeni bir birliktelik yaşamak istedikleri sorulduğunda, % 62'si "çoğu zaman" cevabını verirken, bu oran kontrol grubunda % 19'dur. Tecavüzcüler, buluşmalarında çeşitli yanıltıcı yöntemleri daha fazla kullanmakta, aşık taklidi yapmakta, sevgililerine alkol ve uyuşturucu vermekte ve nişanlanma vaadiyle kandırmaktadır. Erkekler "hayır" kelimesinin "hayır" anlamına geldiğini anlamalıdırlar. Sevgili tecavüzü konusunda eğitici programlar, ilk, orta ve üniversite düzeyinde verilmelidir. Sevgililer arasında yaşanan tecavüz vakalarım engellemek adma, daha sert yasalar çıkarılmalıdır. Toplum (medya da dahil), tecavüzün ciddi bir suç olduğunu vurgulamalıdır. M ağdurlar Üzerindeki Etkiler Ann Burgess ve Lynda Holmstrom, tecavüzün mağdurları ciddi şekilde etkilediğini ve 6 ay veya daha uzun süre bu etkilerin devam ettiğini tespit etmişler-
183 3 1 0 Bölüm 6 VAKA SUNUMU 6.6 * Tecavüzü Önlemek İçin Neler Yapılmalıdır? Kadınlara, kendilerini tecavüz durumundan korumaları için verilen birçok tavsiye vardır. Bunlar, evlerinin kapılarım kilitlemek, dışarıda yalnız yürümemek ve kendilerini savunabilmeyi sağlayacak judo, karate, tekvando benzeri sporlarla ilgilenmek gibi önerilerdir. "Hayır" cevabını verirken kendilerine güvenmeleri ve kararlı olmaları da tecavüz durumunu engelleyen bir faktördür.3 Düzenli olarak egzersiz yapmak ve güçlenmek de, kadınların herhangi bir saldırı durumunda avantajlı olabilmesini sağlayan bir etkendir. Bazı uzmanlar, saldırı durumunda kadınlara karşısındaki bireyin kasıklarına diziyle vurmalarını önermektedir. Tecavüze kalkışan kişiye rahim kanseri ya da cinsel olarak geçen (AIDS gibi) bir hastalık taşıdığını söylemek de, psikolojik bir stratejidir. Eğer diğer yöntemler başarısız olursa, bazı uzmanlar boğaza parmak atarak kusma yoluyla saldırganı tiksindirmeyi önermektedir. Bir başka son çare de saldırganın üzerine idrarım yapmaktır. Her kadının, herhangi bir saldırı durumunda kendini savunma stratejisi vardır. Kadınlara kendini savunma amaçlı verilen bir tavsiye, her durumda kullanılamaz. Çünkü tecavüzcü bu savunma şekillerine güç, öfke ya da sadist yönelimli tecavüzcü olarak farklı tepkiler verebilir. Bu nedenle tecavüz durumundan kendini kurtaran her kadın, bu tavsiyelerden birini kullanmamış olsa dahi başarılı bir strateji izlemiş olur. Daha geniş bir sosyolojik açıdan bakmak gerekirse, örneğin feministler toplumdaki cinsel rollerin gözden geçirilmesini önermektedirler. Margaret Mead erkeklerin saldırganlık yerine sevecenlik temelinde yetiştiği toplumlarda tecavüzün ortaya çıkmadığına dikkat çekmiştir.6 Janet S. Hyde, tecavüz vakalarını azaltmak için toplumda bazı sosyal değişiklikler yapılması gerektiğini savunmaktadır ve bu konudaki tavsiyeleri şunlardır: Eğer çocuklar küçük yaştan itibaren, agresif davranışlar içine girmeye zorlanmazsa, tecavüz oldylân belki hiç Ortaya çıkmayabilir. ; Bunun.yam sıra, genç erkeklere heteroseksuelligini ispatlamak zorunda olmadığı öğretilirse, tecavüz olayları son bulabilir.....,.. ';i :Kadırdannyeti0eşinde de bazı değişiklikler yapılmalıdır. Zayıflık, bireyler için istenmeyen bir özelliktir ve bu d u rum dakad00n^^ yıf olması beklenmemelidir. Çünkii bu durum kadınları tecavüze- k a r^ m M haline getirmektedir.... Kimi insanlar, federal hükümetin, erkeklerin takımlarına denk bir şekilde kızların atletik takımlara sahip olması kararını almasını, aptalca bulmasına rağmen, kızlara atletizm eğitimi verilmemesinin onların tecavüz mağduru olmalarına katkıda bıılunmasıyiiksefcbmol^ ; Son olarak, hem kadınların hem de erkeklerin, cinselliğe bakışının radikal bir şekilde yeniden'yaptiandnılmasina/ihtiyaçımi var.:: Kadınlardan seksle ilgilenmiyormuş gibi davranmaları ve erkeklerden ve kadınlardan buluşmalan sırasında rol yapmaları beklendiği sürece, tecavüz devam edecektir.c ajanet S. Hyde, Understanding Human Sexuality, New York, McGraw-Hill, 1994, s.496 bmargaret Mead, Sex and Temperament in Three Primitive Societies, New York, Morrow, Tlyde, Understanding Human Sexuality, s.498.
184 Aile İçi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler dir.110 Tecavüze maruz kalan 92 bireyin tepkilerini analiz etmiş ve bireylerin yaşadıkları duygusal değişimleri (tecavüz travması sendromu) gözlemlemişlerdir.111 Eleştirel Düşünme Soruları Eğer bir kadınsanız, kendinizi cinse! taciz ve tecavüzden koruma stratejileniniz nelerdir? Eğer erkekseniz, tecavüzün, kadınlar üzerindeki uzun süreli olumsuz etkilerinin farkında mısınız? ' Bu sendrom, iki aşamada gerçekleşmektedir: Akut aşama ve uzun dönemli toparlanma aşaması. Akut aşama, tecavüzün (veya tecavüz girişiminin) hemen sonrasında ortaya çıkan iletkiler dir ve birkaç hafta sürer. Bu dönemde mağdur, öfke, korku, küçümsenme, endişe ve intikam duygusu içindedir. Fakat mağdur içinde bulunduğu- durumu kabullenmez ve sakin görünmeye çalışır. Bunun yanı sıra mağdur, bazı fiziksel tepkiler de verir. Örneğin karın ağrısı, kusma, baş ağrısı, sinirlilik, uykusuzluk gibi. Oral sekse zorlanan bazı kadınlar, boğazda ağrı ve tahrişten şikayetçi olmuştur. Anal sekse zorlanan kadmlar ise rektal ağrı ve kanamadan şikayetçi olmaktadırlar. Özellikle iki duygu yaygındır: Korku ve kendini suçlama. Birçok kadın, ileride fiziksel şiddet görmekten korkmakta ya da saldırı sırasında duydukları öldürülme korkusunu atamamaktadır. Mağdurların bazılarında görülen kendini suçlama eğilimi diğer kişilerin "mağduru suçlama" eğilimiyle bağlantılıdır. Kadm sık sık saatlerce saldırıyı üzerine çekmek için ne yaptığını ve saldırganla savaşmak için ne yapması gerektiğini düşünür. "Keşke yalnız yürümeseydim", "Bu kıyafeti giymeseydim", "Ona bu kadar güvenecek kadar budala olmasaydım" gibi düşüncelerle kendini eleştirir. Uzun dönemli toparlanma aşaması, akut fazm hemen sonrasında yaşanır. Bu dönemde mağdurlar, çeşitli kafa karışıklıkları ve rahatsızlıklar yaşarlar. Dışarıda tecavüze uğrayan bazı kadmlar, dışarı çıkmaya korkarlar. Bazı kadınlar, tecavüz sonrası işlerine dönememekte ve uzun süre işsiz kalmaktadırlar. Bunun yanı sıra, tecavüzcünün kendisini bulmasından ve tekrar tecavüz etmesinden korkan kadm sayısı oldukça fazladır. Bu korkuları yaşayan kadınların, başka bir eve taşınmaları ve telefon numaralarını değiştirmeleri önerilir. Birçok kadm tecavüz sonrasmda, cinsel sorunlar yaşamakta ve düzenli bir seks hayatına sahip olamamaktadır. Bu kadınların, eski yaşantılarına dönmeleri uzun yıllar alabilmektedir. Tecavüz olayı rapor edildiğinde, polis soruşturması ve dava süreci yaşanan daha ileri boyutlu bir kriz haline gelir. Polis ve mahkemelerin tecavüz mağdurlarına karşı tacizkar ve duygusuz bir geçmişi vardır. Polis, bazı durumlarda kurbanın tecavüz ortamını hazırladığı, önce birlikte olmak isteyip sonra fikir değiştirdiği düşüncesini savunur. Bunun yanı sıra, utandırıcı sorular sorar ve kurban tarafından olayın detaylı şekilde anlatılmasını ister. Bazı durumlarda savunma avukatı, kurbanın karşıdaki bireyi provoke ettiği fikrini ima eder. Bu durumda kurban, mahkemede kendini suçlu hissedebilir. Günümüzde, neyse ki birçok polis birimi hassas suçlara (tecavüz, çocuk istismarı) karşı özel eğitilmiş bireyler çalıştırmaya başlamıştır. Bu sayede kurbanların daha fazla mağdur edilmesinin önüne geçilmiş olur. ABD'deki bazı eyaletler, savunma avukatının mağdura
185 312 Bölüm 6 dava sırasında geçmiş cinsel deneyimleriyle ilgili (tecavüz sanığıyla ilgili olanlar hariç) özel sorular sormasını engelleyen, "kalkan" yasalar çıkarmışlardır. (Geçmişte, savunma avukatları mağdurun rastgele cinsel ilişkiye girdiğini ve bu yüzden sanığı ayartmış olabileceğini ima etmişlerdir.) Tecavüz, etkileri oldukça ağır bir olay olduğundan, Burgess ve Holmstrom mağdurların danışmanlık hizmeti almasını şu nedenlerden ötürü önemli görmektedir: (a) Destek sağlanması ve mağdurlarm hislerini açığa çıkarıp rahatlaması. (b) Tıbbi testler ve polis görüşmeleri sırasında destek verilmesi ve rehberlik edilmesi, (c) Ayrtı desteğin dava sırasında verilmesi, (d) Tecavüz sonrasındaki duygusal tepkilerle ilgili danışmanlık sağlanması.112 Burgess ve Holmstrom, birçok tecavüz olayının rapor edilmediğine ve birçok kurbanın sessiz tecavüz tepkisi yaşadığına dikkat çekmektedir.113 Birçok kurban, yaşadığı bu olaydan yalnızca polise değil, hiç kimseye bahsetmemektedir. Bu bireylerin yaşadığı travma oldukça ağırdır. Çünkü bu durumu tek başma yaşamakta ve hislerini dışa vurup rahatlayamamaktadırlar. Tecavüze uğradığım gizleyen bazı bireyler, depresyon, endişe veya orgazm olamama nedeniyle danışmanlık hizmeti almaktadırlar. Bu sorunlarm pek çoğu yaşadıkları tecavüz olayından kaynaklanmaktadır. Yaşadıkları tecavüzü bildirmeyen kadınlara konuşmaları ve böylece travmayla baş etmeyi öğrenmeleri konusunda yardımcı olunmalıdır. Günümüzde birçok toplum, tecavüz kriz merkezlerine sahiptir ve bu merkezler tecavüze uğrayan bireylere danışmanlık hizmeti, tıbbi ve yasal konularda destek vermektedir. Ö ZET Aşağıda, bu bölümün içeriği, bölümün başında belirtilen hedeflerle ilişki olarak özetlenmektedir. Bu hedefler şunları içeriyor: A Sömürge dönemlerinden günümüze Am erikan ailesindeki değişimlerin tarihçesinin sunulm ası. Aile, her kültürde bulunan sosyal bir kurumdur. Aile yapı ve türleri oldukça çeşitlidir. Dünya üzerinde bulunan ailelerin çoğu, yapılarına göre çekirdek aile ve geniş aile olarak iki temel gruba ayrılabilir. Amerikan aile yapısı zaman içinde geniş aileden (Sanayi Devrimi öncesindeki) çekirdek aileye dönüşmüştür. Bazı ülkelerde, üçüncü bir aile yapısı olan, bekar ebeveynli aile yapısı ortaya çıkmıştır. Bugüne kadar aile kurumunun olmadığı bir toplum görülmemiştir. Modem ailelerin 5 temel işlevi vardır: Nüfusun yeniden üretimi, çocuk bakımı, yeni bireylerin sosyalleşmesi, cinsel davranışların düzenlenmesi ve şefkat gösterilmesi. B Am erikan ailelerinde görülen boşanma, mutsuz evlilikler, aile içi şiddet, çocuklara yapılan cinsel istismar, evlilik dışı doğum ve tecavüz gibi güncel sorunların tanımlanması. Ayrıca ailevi problemlerle ilgili günüm üzde verilen sosyal hizmetlerin tanımlanması. ABD'de her iki evlilikten biri boşanma ile sonuçlanmaktadır. Boşanma sosyal bir sorun olmamakla birlikte, boşanmanın sonuçları birer sosyal sorundur. Yüksek boşanma oranlan, kadının toplumdaki statüsünün değişmesinden, (bugün kadınlar giderek ekonomik bağımsızlığını kazanmaktadır) bireyselliğin ön plana çıkmasından ve boşanmanın normal bir durum olarak karşılanmaya başlanma
186 Aile İçi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler sından kaynaklanır. Mutsuz evliliklerde, eşler arasında güçlü bir bağ yoktur. Mutsuz evlilikler üç gruba ayrılır: Cansız ilişki, çatışmalı ilişki ve pasif ilişki. Mutsuz evliliklerin bir kısmı boşanma ile sonuçlanır. Evlilik danışmanlığı, bu bireylerin hizmet alması gereken bir alandır. Eşe, çocuğa ve yaşlılara uygulanan şiddet, ABD'de ailelerin yarısından fazlasında görülen durumlardır. Son 40 yıl içerisinde, aile içi şiddet ABD'nin en önemli sosyal sorunlardan biri haline gelmiştir. Eşe uygulanan şiddette, asıl zararı gören taraf çoğu zaman kadın olmaktadır. Kocalar da eşleriyle aynı sıklıkta tokatlanıp iteklense de, kadınlar gibi şiddet yoluyla kontrol altına alınmamaktadırlar. Eşe yönelik şiddet, Amerikan ailesinde şiddetin mazur görülmesiyle bağlantılı gözükmektedir. Çoğu birey, erkeğin eşine şiddet uygulama hakkına sahip olduğunu düşünmektedir. Şiddet gören kadınlara verilen hizmet olanakları (barınma evleri gibi) birçok toplulukta her geçen gün artmaktadır. Birçok çocuk, aileleri tarafından istismar ve ihmale maruz bırakılmaktadır. Fiziksel istismar oldukça ciddi bir konudur ve ulusal bir sorun olarak görülmektedir. Fiziksel şiddet, fiziksel ve duygusal ihmal göreceli ve tanımlanması zor olan durumlardır. Koruyucu servisler, istismar ve ihmale maruz bırakılan çocuklara hizmet vermektedir. Çok sayıda çocuk istismar ve ihmal nedeniyle mağdur edilmektedir. Fiziksel istismar önemli boyutlardadır ve ülke çapında ilgi uyandırmıştır. Çocuk ihmali, daha sık karşılaşılan bir durum olmasına rağmen daha az ilgi uyandırmaktadır. Fiziksel istismar, fiziksel ihmal ve özellikle duygusal ihmal kesin olarak tanımlanması mümkün olmayan muğlak kavramlardır. Çocuk istismarı ve ihmaliyle mücadele için hizmet veren öncelikli unsur koruyucu hizmetlerdir. Çocuklara yönelik cinsel istismar üzerinde durulmuştur. Çocuk tacizi, çocuğun yetişkin tarafından cinsel istismara uğratılmasıdır. Çocuk tacizcilerinin birçoğu erkektir. Yaklaşık olarak her üç kız çocuğundan biri ve her altı erkek çocuğundan biri tacize uğramıştır. Tacizin çocuk üzerindeki etkisi, bazı faktörlere göre değişmektedir. Çocuklara yönelik cinsel istismarın bir alt kategorisi de ensest ilişkidir. Ensestin uzun dönemdeki etkisi çocuktan çocuğa değişmektedir. Polise rapor edilen ensest ilişkilerin büyük çoğunluğu baba (üvey baba) ve kızı arasında olmaktadır. Taciz sonrası travma yaşayan çocuklar, bu konuda mutlaka danışmanlık hizmeti almalıdır. Evlilik öncesi ilişki, Amerikan toplumunda oldukça yaygındır ve genellikle hoşgörüyle karşılanır. Evli olmayan bir kadın hamile kaldığında, aile içinde büyük bir panik başlar. Evlilik dışı çocuk, Amerikan toplumunda oldukça yaygın olmasma karşın, bu durum hala sosyal bir sorun olarak değerlendirilmektedir. Sosyal bir sorun olarak bakılmasının nedenleri, ahlaki yozlaşmanın belirtisi olarak görülmesi ve anneyle çocuğun yaşayacağı sorunlarla ilgili kaygılardır. Evlilik dışı çocuk dünyaya getiren bireylerin büyük çoğunluğu, genç bireylerdir. Bu nedenle genç bireylerin, cinsel ilişki sırasında korunma yöntemleri hakkında eğitilmesi gerekmektedir. Bekar ebeveyn hizmetleri, evli olmayıp da hamile ya da anne baba olan ebeveynlere verilen öncelikli hizmettir. Zorla cinsel ilişki, ABD'de sıklıkla görülen ciddi bir suçtur. Birçok tecavüz olayı, polise rapor edilmemektedir. Te
187 3 1 4 Bölüm 6 cavüz öncelikle saldırgan, ikincil olarak da cinsel bir eylemdir. Sevgililer arasında yaşanan tecavüz olayları da oldukça sık görülmekte fakat çoğu polise rapor edilmemektedir. Tecavüze uğrayan birey, 6 ay ya da daha uzun süre boyunca bu olaym etkisinden kurtulamamaktadır. Birçok kurban, tecavüz sonrası "tecavüz travması sendromunu" yaşamaktadır. Bu bireylerin danışmanlık hizmeti alması gerekmektedir. ÇEVİRENLER: G İZEM ALBA YRA K Ç A Ğ LA R K A RA C A NOTLAR 1. James W. Colemart and Harold R. Kerbo, Social Problems, 8th ed. (Upper Saddle River, NJ: Prentice Hail, 2002), p William Komblum and Joseph Juiian, Social Problems, 12th ed. (Upper Saddle River, NJ: Pearson, 2007), p. 198.' 3. Philippe Aries, "From the Medieval to the Modem Family," in Family in Transition, Arlene S. Skolnick and Jerome H. Skolnick, eds. (Boston: Little, Brown, 1971), pp John F. Cuber, Martha Tyler John, and Kenrick S. Thompson, "Should Traditional Sex Modes and Values Be Changed?" in Controversial Issues in the Social Studies: A Contemporary Perspective, Raymond H. Muessig, ed. (Washington, DC: National Council for the Social Studies, 1975), pp Janet S. Hyde and John D. DeLamater, Understanding Human Sexuality, 9th ed. (Boston: McGraw-Hill, 2006). 6. Wilîiam F. Ogbum, "The Changing Family/' The Family, 19 Jul. 1938), pp Family Problems and Services to Families George P. Murdock, Social Structure (New York: Free Press, 1949); Ogbum, "The Changing Family," pp ; William J. Goode, "The Sociology of the Family," in Sociology Today, Robert K. Merton, Leonard Broom, and Leonard J. Cottrell, eds. (New York: Basic Books, 1959); Talcott Parsons and Robert F. Bales, Family, Socialization and Interaction Process (Glencoe, IL: Free Press, 1995); Coleman and Kerbo, Social Problems, pp Rene Spitz, "Hospitalism: Genesis of Psychiatric Conditions in Early Childhood," Psychoanalytic Study of the Child, 1 (1945), pp Komblum and Julian, Social Problems, p Ibid., pp Ibid., pp Ibid., pp Ibid., p Ibid., pp Kenneth Keniston, Ali Our Children: The American Family under Pressure (New York: Harcourt Brace Jovanovich, 1977), p Richard Neely, "Barter in the Court," The New Republic, Feb. 10,1986, p rbid., p John F. Cuber and Peggy B. Harroff, "Five Types of Marriage," in Skolnick and Skolnick, Family in Transition, pp VVilliam J. Goode, "Family Disorgartization," in Contemporary Social Problems, 4th ed., Robert K. Merton androbertnisbet, eds. (NewYork:î îarcourt Brace Jovanovich, 1976), p Richard J. Gelles, Intimate Violence in Families, 3rd ed. (Thousand Oaks, CA: Sage Publications, 1997). 21. Lewis Koch and Joanne Koch, "Parent Abuse A New Plague," Parade, Jan. 27,1980, p Gelles, Intimate Violence in Families, p Kornblumand Julian, Social Problems, pp Suzanne K. Steinmetz and Murray A. Straus, Violence in the Family (New York: Dodd, Mead, 1974), p. 3.
188 Aile içi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler Ibid., p. 9., 26. John O'Brien, "Violerıce in Divorce Prone Families," Journal of Marriage and the Family, 33 (Nov. 1971), pp Steven V. Roberts, "Simpson and Sudden Death," U.S. News &World Report, Jun. 27,1994, pp Gelles, Intimate Violence in Families. 29. Ibid. 30. Ibid. 31. Ibid. 32. Ibid. 33. Ibid. 34. Ibid. 35. Murray A. Straus, Richard Gelles, and Suzanne Steinmetz, Behind Closed Doors: A Survey of Family Violence in America (GardenCity, NY: Doubleday, 1979). 36. Ibid. ^ 37. Gelles, Intimate Violence in Families. 38. Andrea Saltzman and Kathleen Proch, Law in Sodal Work Practice (Chicago: Nelson-Hall, 1990), pp Alfred Kadushin and Judith A. Martin, Child VVelfare Services, 4th ed. (New York: Macmillan, 1988), pp Gelles, Intimate Violence in Families, p Vincent De Francis, Child Abuse Preview of a Nation-wide Survey (Denver: American Humane Assocıation, Children's Division, 1963), pp Ibid., p Larry Silver, C. C. Dublin, and R. S. Lourie, "Does Violence Breed Violence? Contribution from a Study of the Child- Abuse Syndrome," American Journal of Psychiatry, Sept. 1969, pp George C. Curtis, "Violence Breeds Violence Perhaps?" in The Battered Child, Jerome E. Leavitt, ed. (Morristown, NJ: General Leaming Press, 1974), p Gelles, Intimate Violence in Families. 46. Ibid. ' 47. Kadushin and Martin, Child Welfare Services, pp Vincent De Francis, Special Skills in Child Protective Services (Denver: American Humane Association, 1958), p American Humane Association, National Analysis of Offidal Child Neglect and Abuse Reporting (Denver: American Humane Association, 1978), p C. Henry Kempe and Ray E. Helfer, Helping the Battered Child and His Family (Philadelphia: Lippincott, 1972); Kadushin and Martin, Child VVelfare Services; Leavitt, The Battered Child; Gelles, Intimate Violence in Families. 51. Ibid. 52. Kadushin and Martin, Child VVelfare Services, p Chapter Sallie A. VVatkins, "The Mary Ellen Myth: Correcting Child VVelfare History," Social Work, 35, no. 6 (Nov. 1990), pp Ellen Thomson, Child Abuse A Community Challenge (Buffalo, NY: Henry Stewart, 1971), p Gelles, Intimate Violence in Families. 56. Anna Mae Sandusky, "Services to Neglected Child ren," Children, Jan.-Feb. 1960, p Kadushin and Martin, Child VVelfare Services, p Gelles, Intimate Violence in Families, p Ibid., p Patrick Murphy, "Family Preservation and Its Victims," The New York Times, Jun. 19,1993, p Susan W. Downs, Emestine Moore, Emily J. McFadden, and Lela B. Costin, Child VVelfare and Family Services, 6th ed. (Boston: Allyn & Bacon, 2000), p Ibid., Gelles, Intimate Violence in Families. 64. Kadushin and Martin, Child VVelfare Services, p Hyde and DeLamater, Understanding Human Sexuality, pp
189 3 1 6 Bölüm Ibid., p Ibid. 68. A. Nicholas Groth, "The Incest Offender," in Intervention in Child Sexual Abuse, Suzanne M. Sgroi, ed. (Lexington, MA: Lexington Books, 1982), pp Hyde and DeLamater, Understanding Human Sexuality, p G. G. Abel, J. V. Becker, J. Cunningham- Rathner, M. S. Mittelman, and J. L. Rouleau, "Multiple Paraphilic Diagnoses among Sex Offenders," Bulletin of the American Academy of Psychiatry and the Law, 16, no. 2 (1988), pp R. Kari Hanson, Rocco Gizzarelli, and Heather Scott, "The Attitudes of Incest Offenders," Criminal Justice and Behavior, 21, no. 2 (Jun. 1994), pp G. G. Abel,}. V. Becker, M. S. Mittelman, J. Cunningham-Rathner, J. L. Rouleau, and W. D. Murphy, "Self-Reported Sex Crimes of Nonincarcerated Paraphiliacs," Journal of Interpersonal Violence, 2, no. 1 (1987), pp ' 73. Hyde and DeLamater, Understanding Human Sexuality, p Ibid. 75. Ibid. 76. Blair Justice and Rita Justice, The Broken Taboo: Sex in the Family (New York: Human Sciences Press, 1979). 77. Hyde and DeLamater, Understanding Human Sexuality. 78. Justice and Justice, The Broken Taboo, p Judith Siegel, Jacqueline M. Golding, Judith A. Stein, M. Audrey Burnam, and Susan B. Sorenson, "Reactions to Sexual Assault," Journal of Interpersonal Violence, 5 (1990), pp Komblum and Julian, Social Problems, pp Ibid. 82. Ibid. 83. Ibid. 84. Ibid. 85. Ibid. 86. Ibid. 87. James W. Coleman and Donald R. Cressey, Social Problems, 4th ed. (New York: Harper & Row, 1990), p Komblum and Julian, Social Problems, pp Ibid., pp Ibid., pp Ibid., pp Alfred C. Kinsey, W. B. Pomeroy, and C. E. Martin, Sexual Behavior in the Human Male (Philadelphia: Saunders, 1948):AIfredC.Kinsey/ W. B. Pomeroy, C. E. Martin, and P. H. Gebhard, Sexual Behavior in the Human Fernale (Phil delphia: Saunders, 1953). 93. Sex Information and Educational Council of the United States, Guidelines for Comprehensive Sexuality Education (New York: SIECUS, 1991). 94. Hyde and DeLamater, Understanding Human Sexuality, pp Joseph P. Shapiro, "Teenage Sex: Just Say 'Wait/" U.S. News &World Report, Jul. 26,1993, pp Komblum and Julian, Social Problems, pp Ibid. 98. Diane de Anda, "Baby, Think It Över' Evaluation of an Infant Simulation Intervention for Adolescent Pregnancy Prevention," Health and Social Work, 31(1), pp, Linda A. Mooney, David Knox, and Caroline Schacht, Understanding Social Problems, 6th ed. (Belmont, CA: Wadsworth/Cengage Learning, 2009), p Family Problems and Services to Families Ursula S. Myers, "Illegitimacy and Services to Single Parents," in Introduction to Social VVelfare Institutions, 2nd ed., Charles Zastrow, ed. (Homewood, IL: Dorsey Press, 1982), p Hyde and DeLamater, Understanding Human Sexuality, p Ibid., pp
190 Aile İçi Sorunlar ve Ailelere Verilen Hizmetler Philip Sarrel and William Masters, "Sexua! Molestation of Men by Women/' Archives of Sexual Behavior, 11 (1982), pp "Mary Kay Letoumeau Released," Wisconsin State Journal, Aug. 5, 2004, p. 2A A. Nicholas Groth, Men Who Rape (New York; Plenum Press, 1979) Janet S. Hyde, Understanding Human Sexuality, 5th ed. (New York: McGraw- Hill, 1994), p Cindy Struckman-Johnson, "Forced Sex on Dates: It Happens to Men, Too," Journal of Sex Research, 24 (1988), pp M. P. Koss, T. E. Dinero, C. A. Siebel, and S. L. Cox, "Non-stranger,Sexual Aggression: A Discriminant Analysis of the Psychological Characteristics of Undetected Offenders," Sex Roles, 12 (1985), pp > 109. Eugene J. Kanin, "Date Rapists: Differential Sexual Socialization and Relative Deprivation/' Archives of Sexual Behavior, 14 (1985), pp Arın W. Burgess and Lynda Holmstrom, Rape: Victims of Crisis (Bowie, MD: Robert J. Brady, 1974) Ann W. Burgess and Lynda Holmstrom, "Rape Trauma Syndrome," American Journal of Psychiatry, 131 (1974), pp Ibid Ibid.
191 Aile Danışmanlığı * sa> m r - Yard. Doç. Dr. Serap NAZLI 4. Baskı s $ k Ankara 2007
192 AİLE DANIŞMANLIĞI Vrd. Doç. Dr. Serap NAZLI 4 Baskı Bu kitabın basım, yayın, satış haklan Anı Yayıncılık Reklam San. Tic. Ltd. Şti. aittir. Anılan kuruluşun izni alınmadan kitabın tümü ya da bölümleri mekanik, elektronik, fotokopi, manyetik ya da başka yöntemlerle çoğaltılamaz, basılamaz, dağıtılamaz. ISBN : X Dizgi Kapak Tasarımı Baskı Anı Yayıncılık Dizgi Birimi Banu Bulduk Kozan Ofset Anı Yayıncılık Kızılırmak Caddesi. 1 0 /A Bakanlıklar-ANKARA Tel : (0312) pbx F ak s:(0312) e-posta : [email protected] h ttp :/ /. aniyayincilik.com.tr ' Sakarya Üniversitesi Süleyman Demirel Kütüphanesi II mı ııriiiiiii * * 255 ıe e. m 07. 0*1 02. m 01. r\c 06. nn/n*» 00/07/ «inanım
193 Bölüm \ AİLE DANIŞMANLIĞINA BAŞLARKEN < > AİLE DANIŞMANLIĞININ TARİHSEL GELİŞİMİ < > BAZI ANAHTAR KAVRAMLAR < > AİLE DANIŞMANLIĞININ < > AMAÇLARI < > AİLE DANIŞMANLIĞINI < > GEREKTİREN NEDENLER
194 4 Teknolojinin gelişmesi toplum yaşamını etkileyerek aile yapısının değişmesine, ailenin ana-baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aileye dönüşmesine, hatta tek ebeveynli ailelerin yaygınlaşmasına yol açmıştır. Kadının çalışma hayatına girmesi sonucunda, çocuğun bakımı ve yetiştirilmesi yanında, ev işlerinin eşler arasında paylaşılması gibi durumlar karı-kocaya geleneksel rollerinin dışında yeni sorumluluklar getirmiştir. Bunlara alışmak zaman zaman rol çatışmalarına neden olabilmektedir. Geniş aileden, çekirdek aileye geçişte ortaya çıkan sorunlardan birisi de aile üyelerinin üstlendiği rollerin bireyler tarafından kabullenmesiyle ilgilidir. Bireyler geniş ailelerin otoriter yapısı içinde demokratik bir kişilik kazanma çabasına bağlı olarak kendileri ve eşleriyle olan ilişkilerinde, sosyal yaşamda çatışmalarla karşı karşıya gelmektedirler. Şöyle ki, ana babalar kendilerinden daha farklı bir şeyler bilen, kendilerine kültür bakımından yabancı olan sosyal çevre ile daha kolay anlaşıp, bütünleşebilen çocuklarının karşısında yetersiz ve geri kalmış olmaktan korkup, tedirgin olurlar. Hiyerarşik üstünlük otoritesi ile baştan çıkıp, geleneksel aile kurumlarınca belirlenmiş rollerini elden kaçırmamak çabası içinde ebeveyn rolünü, sürdürme sorumluluklarını yerine getirmeye çalışmaktadırlar (Kandiyoti, 1984). Geniş ailede çocuklarla ilgili olarak ortaya çıkan sorunlar aile sınırları içinde çözümlenirken, çekirdek ailede çözüm için başka kaynaklar aranmaktadır (Kandiyoti, 1984). Günümüzün gelişen ve değişen ailesi, üyeleri arasındaki uyumlu birlikteliği sağlamada zorlanmaktadır. Özellikle aile üyelerinin kentli ana-baba, çalışan anne olma gibi hızla değişen rollerine uyum sağlayamamaları, aile içindeki iletişim ve etkileşimi bozmakta, kuşaklararası çalışmaları artırmaktadır. Aile üyelerinde sıkıntıya yol açan bu tür engellemeler, genelde ailenin varlığını korumasını güçleştirmekte, özelde de aile üyelerinin sosyal ve ruhsal varlığını bozmaktadır. Bu durumda bazen aile toplumsal sistem içinde hasta bir kurum niteliğini kazanabilmektedir. Tüm bu nedenlerle, modem toplum hayatında yalnız kalan ailelerle yardım ve desteği sağlamak üzere çeşitli hizmetlerin geliştirilmesi gereği açıktır. Ailelere yardım etme düşünce ve hareketi Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere de 19. yüzyılın ortalarından itibaren belirmeye ve geleneksel tarzdan uzaklaşarak sistemleşmeye başlamıştır. Ailenin dağılmasını önlemek, sıkıntıların giderilmesine yardımcı olmak üzere insancıl ve gönüllü bir hareket olarak başlayan bu yarım
195 5 faaliyetleri daha sonraları 20. yüzyılda sistemli ve bilimsel bir biçimde yapılmıştır (Güren, 1991). Ailelere para yardımı, iş bulma vs. şeklinde başlayan hizmet daha sonraları, özellikle 2. Dünya Savaşı ndan bir takım sosyal yardım, yaşlı hizmetleri gibi kurumların gelişip kendi sorun ve hizmet alanlarını oluşturmasıyla, aile hizmetleri daha çok aile içi ilişkilerin güçlenmesine, çatışmaların, tedirginliklerin giderilmesine yönelmiştir. Yardımlar evlilik, karı-koca, çocuk-ebeveyn, kardeşler ve yakın akrabalarla ilişkiler gibi konular üzerine odaklanmıştır.^ f - Günümüzde ailelerle 3 boyutlu hizmet sunulmaktadır. Bunlar: 1. Aile tedavi ve danışması, 2. Aile yaşamı açısından eğitim, 3. Son yıllarda gelişen, ailenin sosyal kurumlarla olan ilişkilerini düzenleme ve savunuculuğunu yapma (Güren, 1991)) ^ Kuzgun (199 l) a göre aile danışmanlığı aile bireyleri arasında sağlıklı bir iletişim ortamından yaşatılması için aile bireylerine yapılan psikolojik bir yardımdır. Aile danışmanı aileyi bir bütün olarak ele alır. Sağladığı rahat ortamda bireylerin iletişim çatışmalarının kaynağını görebilmelerine yardımcı olur. A İLE DANIŞMANLIĞININ T A R İH SE L G E L İŞ İM İ (Aile dinamikleri hakkında dikkati çeken ilk kişilerden birisi Sigmund Freud olmuştur. Bu konuyu ilk kez ayrıntılı olarak inceleyen ise Alfred Adler dir) Adler, insanın hayat tarzının yaşamının ilk yıllarda belirlendiği görüşündedir de aile eğitim merkezlerini kurmuştur. Bu merkezlerde sorunu olan çocuk ailenin diğer üyeleri ile, ana-babalardan biri rahatsız ise eşi ile birlikte ele alıyordu. Çiftleri, birbirinden ayrı bireyler olarak değil, ikisini bir bütün olarak gören Adler, çiftlerden birini alıp incelemenin bir oyundaki diyalogun yarısını dinlemek demek olacağını düşünüyordu. Oysa eşleri bir arada görmek onların bir arada yaşamaktan kaynaklanan sorunların daha iyi anlaşılmasına imkan verebilirdi. Aile bireylerinin birinde görülen bir bozukluğun, kişi yalnız yaşamış olsaydı belki de ortaya çıkmayabileceğim düşünen Adler, dikkatini kişiler arası etkileşim üzerine yoğunlaştırmıştır (Kuzgun, 1991) yılından önce Amerika Birleşik Devletlerinde aile danışmanlığı hizmeti henüz yoktu. Üç sosyal fenomen aile danışmanlığının oluşumunu hazırlamıştır. Bunlardan birisi, profesyonel olarak çiftlerle çalışan demeklerin kurulmasıdır de The American Association for
196 6 Marriage Counselor (AAMC) kurulmuştur. İkinci etmen şizofreni üyesi olan ailelerle yapılan çalışmalardır. Bunun ilk temsilcilerinden birisi Theodore'Lıdz dır. Lıdz, elli aile üzerinde yaptığı araştırmasında, şizofreninin dağılmış ailelere ve/veya ciddi bir şekilde hasar görmüş aile iletişimi sonucu oluştuğunu belirlemiştir (Gladding, 1998). Ona göre, şizofrenide oldukça katı aile rolleri ve hatalı ebeveyn modelleri etkilidir (Nichols ve Schwarts, 1998). Lidz, aile danışmanlığına şema kavramını getirmiştir. Aile danışmanlığının gelişmesinin üçüncü etmem de, 2. Dünya Savaşı dır. Savaş, milyonlarca Amerikalı aileyi sıkıntıya sokmuş ve aile ile ilgilenmesi gereken nedenler ortaya çıkmıştır da Ulusal Zihin Sağlığı Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşmadan sonra ailelerin zihin sağlığı için yoğun çalışmalar yapılmıştır (Gladding, 1998). Ego psikolojisinin gelişmesiyle beraber, 1930 lu ve 1940 lı yıllarda bireyin içinde bulunduğu bağlamlar daha da önem kazanmaya başlamıştır. Erik Erikson bu yıllarda psikososyal gelişimin evlerini tanımladı. Heinz Hartman ise ortalama olması gereken çevre ile ilgili yazılar yazdı. Anna Freud, çocuğun egosunun ailesiyle kurduğu ilişkilerden aldıklarıyla beslendiğini belirtti. Bunu izleyen yıllarda, Harry Sullivan ruhsal rahatsızlıkların sürüp giden hayat olaylarına tepkiler olduğu savını ilerleterek, önemli olanın kişiler arası ilişkiler olduğunu ve düzeltilmesi gerekenin de burada yattığını söyledi (Türkçapar, 1991). Sullivan kişiler arası ilişkileri tanımladı ve anksiyelerin anneçocuk arasındaki ilişkiden kaynaklandığını ileri sürdü. Karen Homey, bireyin ilk yıllarında ebeveynleri ile güvenli ilişkiler kurması ve sosyo kültürel güçlerin bireyin psikopatolojisini etkilediğine inanmaktadır. Sullivan ile Homey in görüşleri sonradan aile danışmanlığı için önemli olmuş ve ışık tutmuştur (Kalk, 1985) yılları arasında aile danışmanlığında etkili liderlerden biri de Nathan Ackerman dır. Ackerman 1930 larda aile sistem perspektifini ele almasına rağmen, 1950 yılına kadar fazla bilinmiyordu. Ackerman psikoanalitik eğitimini aile danışmanlığına aktarmıştır (Gladding, 1998). Nathan Ackerman psikiyatri kliniğinde çocuk ve yetişkinlerin giderilemeyen problemleri, psikoanalitik teorisi v e pratiği, bireysel ve grup psikoterapisi, psikosomatik hastalıklar ve kişilik arasındaki ilişki ve psikolojinin önyargılı hükümleri ile ilgilenmiştir. Bulunduğu şehirde ilk kez aile sağlığı merkezi açmış ve bunun öncülüğünü yapmıştır. Aile danışmanlığının teorisi ve pratiği ile uğraşmıştır (Ackerman,
197 7 1967). The psychodynamics O f Family Life yapıtı ile aile danışmanlığının gelişiminde önemli olmuştur (Barker, 1992). Ackerman ( ) a göre, ailedeki kişiler arası çatışmalar çocuktaki sabit ruhsal çatışm aların ortaya çıkmasına öncülük eder. Esas olarak ailedeki çatışma ile çocuktaki çatışma benzer olduğundan, çocuğun çatışması aileye döndürülerek ailenin daha az hastalıklı çözüm yolları bulmasına yardım edebilir. Szurek ve Johnson adlı iki araştırmacı çocuğun psikopatalojik eylemlerinin, ebeveynleri ile ilişkili olduğunu söyleyerek, psikoanalitik literatürde ilk kez bu kadar açık bunu söyleyen kişiler oldular. Bu yaklaşım ileride Friedia Fromm un şizofrenojenik anne (yani çocuğunda şizofreni oluşumuna yol açan anne) kavramının oluşmasını destekledi. * 1950 li yıllarında aile ile ilgili araştırmaların odak noktası şizofreni oldu (Türkçapar, 1991). Bu yıllarda şizofrenik bir bireyi olan aileler grup çalışmaları ile tedaviye çalışılmıştır. Bazı araştırma gruplan, çocukluktaki çeşitli psikiyatrik bozuklukların ve şizofreninin gelişmesinde ailesel etkenlerin rolünü incelemeye başlamışlardır (Bentovim, ) j 1950 li yıllarda, etkili olan kişilerden birisi de Gregory Bateson olmuştur. Bu yıllardaki birçok araştırmacı gibi Bateson da şizofrenilerin etkileşim kalıplarını incelemiştir. Bateson pekçok ünlü kişi (Jay Haley, John Weakland, Don Jackson) ile çalışm ış ve bunlarla birlikte double-bind (çifte bağ) adlı bir çalışma yayınlamıştır (Gladding, 1998). Russell in mantıksal tipler kuramının ışığında; çifte-bağ, aynı anda birbiriyle çelişen, olumsuz, sözel olmayan ancak farklı düzeylerdeki iletilere maruz kalmak olarak betimlendi. Örneğin, Türkçe deki yukarı tükürsen bıyık, aşağı tükürsen sakal deyimi böyle bir çifte-bağ durumunu ifade eder. Her iki seçenek de olumsuzdur ve bağlanan kişinin kaçma ya da kazanma şansı yoktur (Türkçapar, 1991). B ir çifte bağ durumunda, iletişimin ve öğrenmenin farklı mantıksal düzeyleri söz konusudur. Örneğin, iletişimde sözel kısım sözel olmayan kısımdan ayrılmıştır. B öylece Bateson ve arkadaşları şizofreniyi paradoksal iletişim bağlamına verilen akılcı bir yanıt olarak kavram- laştırdılar de Don Jackson ailenin ilçuşimsel bağlamının ne denli anlamlı olduğunu daha yakından inceledi» Ona göre patoloji aile etkileşiminin bir sonucuydu. Çatışmalarda aile etkileşimi görünürdeki iletişime göre izliyordu. Jackson aileyi çeşitli çıktı veya davranışların, sistemin davranışım düzeltmek üzere geri bildirdiği kapalı bir bilgi sistemi)1 olarak -e
198 8 betimledi. Aile üyeleri arasındaki etkileşimin sabitliği anlamındaki aile homeostazisi (family homeostasis) kavramını kullandı. Jackson a göre aile, kendi sistemini korumak için kurallardan sapmaları düzeltiyordu. Dolayısıyla homeostazi, kendini düzeltici ve kurallarla yönetilen bir sistemdi. Ayrıca hata üzerine harekete geçen olumsuz geri bildirim mekanizmaları, herhangi bir değişmeye gösterilen direnci ima ediyordu. Jackson ın aile homeostazisi görüşü birçok noktada epistemolojik yönden Freud un denge kavramına benzer. M ekanistik, determinist ve doğrusaldır. Kapalı bir sistemde hastalığın veya kuralların nosyonunu vurgular. Yani, aile bireyin problemine neden olur demekten farklı değildir. Oysa Bateson ın düşündüğü modelde, sistemdeki hiçbir öğe ötekilerden daha önemli olmadığı gibi diğerleri üzerinde herhangi bir kontrole de sahip değildir (Gülerce, 1990) lerin öncülerinden birisi Cari W hitaker dır. Whitaker, Conjoint Couple Therapy adlı kitabını yazdı. Yine lerde çalışmalarına başlayan kişiler arasında Ivan Boszarmengi - Nagy ve Murray Bow en olmuştur. Bow en 1950 lerde Ulusal Zihin Sağlığı Enstitüsü nün sponsorluğunda aile üyeleriyle oturumlara başlamıştır (Gladding, 1998) yılları arasında aile danışmanlığı hızlı bir gelişme göstermiştir. Oldukça karizmatik liderler bu yıllarda çalışmalarını sürdürmüştür. Bunlardan dördü Jay Haley, Salvador Minuchin, Virginia Satir ve Cari W hitaker dir. Bu yıllarda Ackerman, John B elle ve Murray Bow en kuramlarım ve kavramlarını geliştirmeye devam etmektedirler de Family Process dergisi yayınlanmaya başlamıştır (Gladding, 1998) larda aile danışmanlığına büyük katkıları olan Jay Haley, M ilton Erikson dan çok fazla etkilenmiş, hatta onun görüşlerini bir kitapta yayınlamıştır. Haley aile danışmanlığında yönlendirici bir yaklaşım geliştirmiştir. Aile yapısındaki hiyerarşiye önem veren Haley, birçok aile probleminin bu hiyerarşideki bozuk ve fonksiyonelsizlikten kaynaklandığını belirtmiştir larda Murray Bowen önemli kavramlarını geliştirirken; Ackerm an ın aile danışmanlığı alanında liderliği devam etmektedir. Jackson ile birlikte aile danışmanlığının ilk yayını olan Family Process dergisini çıkartmıştır. Ayrıca, birçok yayınla aile danışmanlığı
199 9 literatürüne katkıda bulunan Ackerm an ın adı, ölümünden sonra New Y ork da bir enstitüye verilmiştir. Virginia Satir in 1967 de yayınlanan Conjoint Fam ily Therapy kitabı birçok danışmam etkilemiştir. Satir ailedeki duygusal iletişime önem vermiş, ailedeki bireylerin gelişim i ve davranışların arkasında yatan psikodinamiklerle ilgilenmiştir larda Salvador Minuchin aile danışmanlığında çok önemli bir rol almıştır. Psikoanalitik eğitimli bir psikiyatrist olan Minuchin, New Y ork daki suçlu çocuklarla ilgilenmiştir. M inuchin in yapısal aile danışmanlığının gelişiminde önemli bir sorumluluğu vardır. Yapısal aile danışmanlığının gelişiminde önemli bir sorumluluğu vardır. Yapısal aile danışmanları, ailedeki alt sistemler ile ilgilenmişler ve öğeler arasındaki sınırlara bakmışlardır (Barker, 1992) yılları arasında, The American Association For Marriage And Family Therapy m üye sayısı çok artmıştır. Ayrıca Satir, Framo, Whitaker, Minuchin, Haley ve Kaslow un çalışmaları Amerika Birleşik Devletlerinin dışında etkisini göstermeye başlamıştır. Journal O f Marital And Family Therapy dergisi 1974 de yayma girmiştir. Murray Bow en ve Jam es Fram o nun da liderliğini yaptığı, American Fam ily Therapy Association (A FTA ) 1977 de kurulmuştur. Yine 1970 lerde Salvador Minuchin (Yapısal Aile danışmanlığı), Gerald Patterson (Davranışçı Aile danışmanlığı), Cari W hitaker (Y a- şantısal Aile danışmanlığı) ve Jay Haley (Stratejik Aile danışmanlığı) bu on yılda oldukça fazla etkisini gösteren liderler arasına girmişlerdir (Gladding, 1998) ların sonu 1970 lerin başında Avrupa da da aile danışmanlığı hızlı bir gelişme göstermiştir. İtalya ve İngiltere deki çalışm alar, Amerika Birleşik Devletlerindeki çalışmaları etkilemiştir. Ö zellikle İtalya da Mora Selvini Palazzoli nin önderliğinde M ilan grubunun etkisi çok olmuştur (Gladding, 1998) lerde R. Skynner aile danışmanlığı literatürüne kayda değer katkılarda bulunmuştur. Almanya da H. R ichter in 1970 lerdeki Hasta A ile kitabıyla aile danışmanlığı çalışm aları yeterli bir düzeye gelmiştir (Barker, 1992) lerde aile danışmanlığı alanında, birçok kaynak kitap yayınlanmaya başlamıştır. M inuchin in Çocuk Rehberliği Kliniği dünyadaki en önemli aile danışmanlığı merkezi haline dönüşmüştür.. Bu klinikte sorunlu çocuklar ve aileleriyle ilgilenilmiştir. Minuchin ve arka
200 10 daşları 1978 de Psikosomatik Aileler: Anoraksia Nevrozu kitabını yayınlamışlardır lerde : Murray Bovven kuramını geliştirmeye devam etmektedir. Bundan sonra birçok önemli kitap yayınlanmaya devam etmiştir (Barker, 1992) yılları arasında aile danışmanlığı alanında çalışan liderlerin çalışm aları olgunlaşmaya başlamıştır lerde etkisini fazlaca hissettirmiştir. Ö zellikle Jay Haley Bu yıllarda özellikle bayanlar (M onica M c Goldrick, Rachel Hare - Mustin, Caroly Attneave, Peggy Pap, Peggy Penn, Cloe Madanes, Fromma W alsh ve Betty Carter) aile danışmanlığında etkili olmuşlardır lerde kısa, çözüme odaklı danışmalar daha büyük ilgi görmeye başlamıştır (Barker, 1992) lı yıllarda Stere de Shazer ve O Hanlan ın çözüm odaklı (Solution focused) aile danışmanlığı popüler hale gelmiştir. White ve Epston Narrative teorisini geliştirmeye başlamıştır. Ayrıca 1991 de Harlene Anderson ve Harry Goolishian The Therapeutic Conversation M odel i; de Carol Anderson un The Psychoeducational M odel i; 1994 de Richart Schw artz ın The İntemal Family Systems M odel i aile danışmanlığı alanında yerini almıştır (Gladding, 1998). BAZI ANAHTAR KAVRAM LAR Evlilik ve aile danışmanlığı son 60 yıldır gelişmekte olan bir alandır. Alanın gelişmesinde rol oynayan bazı anahtar kavramları Goldenberg ve Goldenberg (1991) şu şekilde sıralamışlardır: Psikoanaliz: Nathan Ackerman ailelerle çalışm ış ve Freud un kavramlarını aile danışmanlığı alanına uyarlamıştır. Ondan önce psikoanaliz bireyler üzerinde çalışmakta idi. Genel Sistem ler Teorisi: Ludwig Von Bertalanfy genel sistemler teorisini 1940 larda geliştirmiştir. Bu teorinin evlilik ve aile danışmanlığına önemli bir temel sağladığı söylenebilir. Şizofreni ile İlgili Yapılan Araştırmalar: 1940 lara kadar aile dinamiği ve şizofreni arasındaki ilişkiyi saptamak üzere bir çok araştırma yapılmıştır. Aile dinamiği ile şizofreni arasmda tam bir ilişki bulunamamış olmasına rağmen, bu çalışm alar aile danışmanlığının yeterli bir tedavi modeli olduğuna dikkati çekmiştir.
201 11 Evlilik Danışması ve Çocuk Rehberliği: Evlilik danışması ve çocuk rehberliği, problemin hem bireyin kendi içinde hem de kişiler arası ilişkilerden kaynaklandığını göstermesi açısından ilk danışma yaklaşımlarını temsil etmektedir. Kişiler arası yaklaşımın kabul edilmesi, danışmanların anne-baba ve çocukla veya karı-koca ile aynı danışma oturumlarında birlikte olma gereğini ortaya koymuştur. Grup Danışması: Morino 1940 larda. Grupla psikolojik danışmanın danışma sürecindeki yerini araştırmıştır. Grupla danışmadaki bu gelişme evlilik ve aile danışmanlığının gelişmesine katkısı olmuştur. Örneğin, evlilik ve aile danışmanlarının grup liderliği becerilerini nasıl kullanacaklarını, aile üyelerinin etkileşimini anlamak için grup sürecinin ne olduğunu, aileyi değiştirmek için grubun neler içereceği gibi konularda alana katkısı olmuştur. Aile Yapısı Değişiklikleri. Geleneksel aile yapılarının bozulması ve çok değişik aile yapılarının çoğalması aile ve evlilik danışmasının gelişimine etken olmuştur. A İLE DANIŞMANLIĞINI G EREK TİREN N ED EN LER Fenell ve W einhold (1989), aile ile ilgili en yaygın sorunları ve aile danışmanlığın gelişmini gerektiren nedenleri aşağıda belirten bazı başlıklar altında toplamaktadır: 1. Eşlerin her ikisinin de mesleğinin olması Günümüzde ekonomik sorunlar her iki eşin çalışm asını gerektirmektedir. Ancak her iki eşin çalışması, bazen sorunlara neden olabilmektedir. Eşlerin her ikisinin de çalışm ası nedeniyle yapılan yardımda, danışma sürecinde genellikle tartışılan sorunlar şunlardır: a. Ev işlerinin paylaşılması ile ilgili sorunlar b. Çocuk bakımı ile ilgili sorunlar c. Evin geçimi ile ilgili sorunlar Her iki eşin de katıldığı danışma sürecinde, onların ihtiyaçlarını ve ilgilerini belirleyen ve bunlara cevap veren yeni kurallar tartışılabilir. Her iki eşin ihtiyaçları dikkate alınırsa uzlaşma, anlaşma ve sürekli değişmenin olması mümkün olur.
202 Evlilikte bozulma Eşler ciddi anlaşmazlıklara düşmelerine karşın bunları çözebilm ek için gerekli olan sorun çözme ve iletişim becerilerine sahip değildirler. Eşlerin her ikisi de hem bireysel hem de birlikte danışmaya katılabilmelidir. Yalnızca tek bir eşle yapılan bireysel danışma evlilik ilişkilerini bozabilir. Çünkü bireysel danışma sonucu eşlerden birisi daha çok gelişirse, bu gelişim evlilik ilişkilerinde sorun yaratıcı olabilir ve boşanma ile sonuçlanabilir. 3. Tek ebeveynli aileler Tek ebeveynli aileler, aileyi etkin bir biçimde geçindirmek için pek çok sorunla karşılaşabilirler. Yalnız kalan ebeveyn (anne veya baba) aşırı stres altında olduğu için ailesini ve belki kendisini kontrol etme duygusunu kaybedebilir. Yapılacak olan danışma ebeveynin, çocuğun gerilim ve stresini azaltabilir. Bununla birlikte çocuğun bakımı, vesayeti, onun diğer ebeveyni tarafından ziyaret hakkı ile ilgili konular bu ailede çok belirgin sorunlar olmaktadır. Eşlerin her ikisini de danışma sürecine almadan bu sorunların çözümüne yardımcı olabilmek son derece güçtür. 4. İlaç ve alkol bağımlılığı Ailenin bir üyesi ilaç ve / veya alkol bağımlısı olduğunda, ailenin diğer üyeleri bundan etkilenebilir. Ayrıca aile üyeleri arasında alkol ve/veya ilaç bağım lılığı davranışını sürdürmeyi destekleyen davranış kalıpları gelişebilir. Örneğin, çocuklar aşırı derecede sorumlu olabilirler ve anne, babanın görevlerini üstlenebilirler. Alkolik kişinin eşi ortak bağımlı (co-dependent) olarak nitelendirilebilecek bir davranış biçimi geliştirebilir. Bu kavram, bağımlı eşinin davranış bozukluğu ile ciddi bir biçimde mücadele etmeyi göze almayarak, sırf evlilik ilişkisini sürdürmek için büyük bir nevrotik ihtiyaç içinde olan kişiyi tanımlar. B öylece ortak bağım lı, ilaç ve/veya alkol bağım lısının mevcut sorununu devam ettirmesine yardımcı olur. Alkol ve/veya ilaç bağım lılığı sorunları ile ilgili olarak bağımlı eş ve diğer aile üyeleriyle danışma, son derece önemli bir ihtiyaçtır. 5. Okulla ilgili sorunlar Çocuğun sorunları ailesinden kaynaklanıyorsa, çocukla bireysel danışma yapmak pek etkili olmayabilir. Soruna ilişkin doğru bir değerlendirme yapabilmek için anne, baba, kardeşler ve öğretmenleri danışma sürecine almak gerekebilir. Okul ile ailenin eşgüdümünün sağlanmasında yarar vardır.
203 13 6. Çocuğun yönlendirilmesi ile ilgili sorunlar Çocuğun davranışlarının nasıl disipline edileceği ve yönlendirileceği anne ile baba arasındaki anlaşmazlığı derinleştirebilir. Bu anlaşmazlık, hemen çözümlenmezse aile ve evlilikte stres artar, dengesizlik meydana gelir. Bu durumda aile danışmanlığından yararlanılabilir. A i le danışmanlığı, aile üyeleri tarafından oynanan ve sorun devam ettirmede etkili olan rolleri doğru bir biçimde teşhis etmede en etkili yoldur. Aile danışmanlığı, çocuğun ve diğer aile üyelerinin bozuk etkileşim örüntülerini değiştirmede yardımcı olabilir. 7. Ergen depresyonu ve intihar Anne ve babalar genellikle ergenlik çağındaki çocuklarından her konuda mükemmel olmalarını beklerler. Ergen bu beklentileri yerine getiremediği zaman depresyon gelişmeye başlayabilir. Depresyon çok yoğun olduğunda ergen intihara kalkışabilir. Aile danışmanlığı depresyon sorunu için etkilidir. Tüm aile üyeleri depresyonun nedeni hakkında duyarlı hale gelir. 8. Evden ayrılan yetişkin çocuklarla ilgili sorunlar A ileler bir yandan çocuklarının bağımsız bir biçimde yetişmesini isterlerken, öte yandan da onların yaşamda ayakları üzerinde durabileceklerinden kuşku duyarlar. Gerçekte aileler, çocuklarının hayatta tek başlarına başarılı olamayacaklarına ilişkin gizli m esajlar vermektedirler. Böyle bir durumda yetişen çocuklar, büyüdüklerinde anne ve babalarının desteği olmadan başarılı olabileceklerinden kuşku duyacaklardır. Çoğunlukla yetişkin kız veya erkek çocuğun evden ayrılma zamanı geldiğinde tüm aile üyelerinin krize girdikleri gözlenmektedir. Aile danışma hizmeti yetişkin çocukların evden ayrılmalarında onlara yardım ettiği gibi, anne ve babalarının da ayrılışı desteklemede etkili bir biçimde davranmalarında yardımcı olur. 9. Yaşlı anne ve babaya bakma: Pek çok çift, yaşlı anne ve babaya bakmaktan ve onları desteklemekten kendini sorumlu hissetmektedir. B u durum, yaşlı anne ve babayla olan etkileşimi artırabileceği gibi yeni stresler yaratabilir. Özellikle, yaşlı anne ve babanın istekleri ile çiftin kendi yetişkin çocuklarının evden ayrılma sorunları çakıştığında bu stres iyice çoğalır. Sıklıkla eşlerden biri diğerinin annesi ve babasıyla ilişki kurmada ikinci
204 14 derecede sorumlu olduğunu hisseder. Yaşlı anne ve babalarına bakmakla kendilerini sorumlu hisseden karı-koca anne-babalara yapılacak olan danışma, onların gerilimlerini azaltabilir. Hatta yaşlı anne ve babaların da durumla ilgili olarak bilinçlenmeleri için bazı oturumlarına katılmaları sağlanabilir. Ö Z E T Aile danışmanlığı 2. Dünya Savaşı ndan sonra hızlı bir gelişme göstermiştir. Aile dinamikleri hakkında ilk çalışan kişi Freud olurken, ilk kez ayrıntılı inceleyen Alfred Adler olmuştur yılları arasında aile danışmanlığı alanında etkili olan liderlerden bazıları Nathan Ackerman, Gregory Bateson, Murray Bow en ve Cari W hitaker dir yılları arasında aile danışmanlığında çok hızlı bir gelişme görülürken birçok teori ve kavramlar ortaya çıkmıştır. Bu on yılda özellikle Jay Haley, Salvador Minuchin, Virginia Satir, Cari Whitaker, Murray Bow en ve Nathan Ackerm an ın etkili olmuştur yılları arasında iki büyük demek (The Am erican Association For Marriage And Fam iliy Therapy ve Am erikan Fam ily Thereapy Association) kurulmuştur de ilk dergi çıkarılmaya başlamıştır lerin başında Avrupa da da -özellikle İngiltere ve İtalya da- aile danışmanlığı ile ilgili çalışmalar hız kazanmaya başlamıştı li yıllarda özellikle bayan araştırmacılar çalışmalarım yoğunlaştırırken; 1990 larda birçok yeni teori ortaya çıkmıştır. Evlilik ve aile danışmanlığının son 60 yıl içinde hız kazanmasında rol oynayan anahtar kavramlar şunlardır: Psikoanaliz, genel sistemler teorisi, şizofreni ile ilgili çalışm alar, evlilik danışması ve çocuk rehberliği, grup danışması ve aile yapısı değişiklikleri. Fenell ve W einhold (1989), aile danışmanlığını gerektiren nedenleri şöyle sıralamaktadır: Eşlerin her ikisinin de mesleğinin olması, evlilikte bozulmalar, tek ebeveynli aileler, ilaç ve alkol bağım lılığı, okulla ilgili sorunlar, çocuğun yönlendirilmesi ile ilgili sorunlar, ergen depresyonu ve intihar, yetişkin çocuklarla ilgili sorunlar.
DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog
DEĞERLENDİRME NOTU: Mehmet Buğra AHLATCI Mevlana Kalkınma Ajansı, Araştırma Etüt ve Planlama Birimi Uzmanı, Sosyolog KONYA KARAMAN BÖLGESİ BOŞANMA ANALİZİ 22.07.2014 Tarihsel sürece bakıldığında kalkınma,
Veri Toplama Yöntemleri. Prof.Dr.Besti Üstün
Veri Toplama Yöntemleri Prof.Dr.Besti Üstün 1 VERİ (DATA) Belirli amaçlar için toplanan bilgilere veri denir. Araştırmacının belirlediği probleme en uygun çözümü bulabilmesi uygun veri toplama yöntemi
1 OCAK 31 ARALIK 2009 ARASI ODAMIZ FUAR TEŞVİKLERİNİN ANALİZİ
1 OCAK 31 ARALIK 2009 ARASI ODAMIZ FUAR TEŞVİKLERİNİN ANALİZİ 1. GİRİŞ Odamızca, 2009 yılında 63 fuara katılan 435 üyemize 423 bin TL yurtiçi fuar teşviki ödenmiştir. Ödenen teşvik rakamı, 2008 yılına
Üniversitelerde Yabancı Dil Öğretimi
Üniversitelerde Yabancı Dil Öğretimi özcan DEMİREL 1750 Üniversiteler Yasası nın 2. maddesinde üniversiteler, fakülte, bölüm, kürsü ve benzeri kuruluşlarla hizmet birimlerinden oluşan özerkliğe ve kamu
KİTAP İNCELEMESİ. Matematiksel Kavram Yanılgıları ve Çözüm Önerileri. Tamer KUTLUCA 1. Editörler. Mehmet Fatih ÖZMANTAR Erhan BİNGÖLBALİ Hatice AKKOÇ
Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi Dergisi, 18 (2012) 287-291 287 KİTAP İNCELEMESİ Matematiksel Kavram Yanılgıları ve Çözüm Önerileri Editörler Mehmet Fatih ÖZMANTAR Erhan BİNGÖLBALİ Hatice
İktisat Anabilim Dalı-(Tezli) Yük.Lis. Ders İçerikleri
1. Yıl - Güz 1. Yarıyıl Ders Planı İktisat Anabilim Dalı-(Tezli) Yük.Lis. Ders İçerikleri Mikroekonomik Analiz I IKT701 1 3 + 0 6 Piyasa, Bütçe, Tercihler, Fayda, Tercih, Talep, Maliyet, Üretim, Kar, Arz.
1.3. NİTEL ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ... 2 1.1. GİRİŞ... 2 1.2. NİTEL ARAŞTIRMALARDA GEÇERLİK VE GÜVENİRLİK SORUNLARI... 2
İÇİNDEKİLER 1. NİTEL ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ... 2 1.1. GİRİŞ... 2 1.2. NİTEL ARAŞTIRMALARDA GEÇERLİK VE GÜVENİRLİK SORUNLARI... 2 1.3. NİTEL ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ... 2 1.3.1. ÖRNEK OLAY (DURUM ÇALIŞMASI) YÖNTEMİ...
DÜNYA EKONOMİK FORUMU KÜRESEL CİNSİYET AYRIMI RAPORU, 2012. Hazırlayanlar. Ricardo Hausmann, Harvard Üniversitesi
DÜNYA EKONOMİK FORUMU KÜRESEL CİNSİYET AYRIMI RAPORU, 2012 Hazırlayanlar Ricardo Hausmann, Harvard Üniversitesi Laura D. Tyson, Kaliforniya Berkeley Üniversitesi Saadia Zahidi, Dünya Ekonomik Forumu Raporun
HALK EĞİTİMİ MERKEZLERİ ETKİNLİKLERİNİN YÖNETİMİ *
HALK EĞİTİMİ MERKEZLERİ ETKİNLİKLERİNİN YÖNETİMİ * Doç. Dr. Meral TEKİN ** Son yıllarda halk eğitimi, toplumdaki öneminin giderek artmasına koşut olarak, önemli bir araştırma alanı olarak kabul görmeye
T.C. MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI Din Öğretimi Genel Müdürlüğü İMAM HATİP VE ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ TEFSİR OKUMALARI DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMI
T.C. MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI Din Öğretimi Genel Müdürlüğü İMAM HATİP VE ANADOLU İMAM HATİP LİSESİ TEFSİR OKUMALARI DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMI ANKARA, 2015 1 T.C. MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI Talim ve Terbiye Kurulu
ÇEVRE KORUMA TEMEL ALAN KODU: 85
TÜRKİYE YÜKSEKÖĞRETİM YETERLİLİKLER ÇERÇEVESİ () TEMEL ALAN YETERLİLİKLERİ ÇEVRE KORUMA TEMEL ALAN KODU: 85 ANKARA 13 OCAK 2011 İÇİNDEKİLER 1.BÖLÜM: ÖĞRENİM ALANLARI VE ÇALIŞMA YÖNTEMİ...3 1.1.ISCED 97
BEBEK VE ÇOCUK ÖLÜMLÜLÜĞÜ 9
BEBEK VE ÇOCUK ÖLÜMLÜLÜĞÜ 9 Attila Hancıoğlu ve İlknur Yüksel Alyanak Sağlık programlarının izlenmesi, değerlendirilmesi ve ileriye yönelik politikaların belirlenmesi açısından neonatal, post-neonatal
ELLE SÜT SAĞIM FAALİYETİNİN KADINLARIN HAYATINDAKİ YERİ ARAŞTIRMA SONUÇLARI ANALİZ RAPORU
ELLE SÜT SAĞIM FAALİYETİNİN KADINLARIN HAYATINDAKİ YERİ ARAŞTIRMA SONUÇLARI ANALİZ RAPORU Hazırlayan Sosyolog Kenan TURAN Veteriner Hekimi Volkan İSKENDER Ağustos-Eylül 2015 İÇİNDEKİLER Araştırma Konusu
I. EIPA Lüksemburg ile İşbirliği Kapsamında 2010 Yılında Gerçekleştirilen Faaliyetler
I. EIPA Lüksemburg ile İşbirliği Kapsamında 2010 Yılında Gerçekleştirilen Faaliyetler 1. AB Hukuku ve Tercüman ve Çevirmenler için Metotlar Eğitimi (Ankara, 8-9 Haziran 2010) EIPA tarafından çeşitli kamu
SOSYAL ŞİDDET. Süheyla Nur ERÇİN
SOSYAL ŞİDDET Süheyla Nur ERÇİN Özet: Şiddet kavramı, çeşitli düşüncelerden etkilenerek her geçen gün şekillenip gelişiyor. Eskiden şiddet, sadece fiziksel olarak algılanırken günümüzde sözlü şiddet, psikolojik
Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Değerlendirme Notu Sayfa1
Sağlık Reformunun Sonuçları İtibariyle Değerlendirilmesi 26-03 - 2009 Tuncay TEKSÖZ Dr. Yalçın KAYA Kerem HELVACIOĞLU Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı Türkiye 2004 yılından itibaren sağlık
TİSK GENEL SEKRETERİ BÜLENT PİRLER'İN DÜNYADA VE TÜRKİYE'DE ÇOCUK İŞGÜCÜNE İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİDİR
TİSK GENEL SEKRETERİ BÜLENT PİRLER'İN DÜNYADA VE TÜRKİYE'DE ÇOCUK İŞGÜCÜNE İLİŞKİN GÖRÜŞ VE ÖNERİLERİDİR Çocuğun çalışması, hemen bütün ülkelerde yaşanmakta olan evrensel bir olgudur ve önemli bir sosyal
2.000 SOSYOLOG İLE YAPILAN ANKET SONUÇLARINA DAİR DEĞERLENDİRMEMİZ. Anayasa nın 49. Maddesi :
2.000 SOSYOLOG İLE YAPILAN ANKET SONUÇLARINA DAİR DEĞERLENDİRMEMİZ Anayasa nın 49. Maddesi : A. Çalışma Hakkı ve Ödevi Çalışma, herkesin hakkı ve ödevidir. Devlet, çalışanların hayat seviyesini yükseltmek,
İngilizce Öğretmenlerinin Bilgisayar Beceri, Kullanım ve Pedagojik İçerik Bilgi Özdeğerlendirmeleri: e-inset NET. Betül Arap 1 Fidel Çakmak 2
İngilizce Öğretmenlerinin Bilgisayar Beceri, Kullanım ve Pedagojik İçerik Bilgi Özdeğerlendirmeleri: e-inset NET DOI= 10.17556/jef.54455 Betül Arap 1 Fidel Çakmak 2 Genişletilmiş Özet Giriş Son yıllarda
Topoloji değişik ağ teknolojilerinin yapısını ve çalışma şekillerini anlamada başlangıç noktasıdır.
Yazıyı PDF Yapan : Seyhan Tekelioğlu [email protected] http://www.seyhan.biz Topolojiler Her bilgisayar ağı verinin sistemler arasında gelip gitmesini sağlayacak bir yola ihtiyaç duyar. Aradaki bu yol
Sayın Valim, Sayın Rektörlerimiz, Değerli Hocalarımız ve Öğrencilerimiz Ardahan Üniversitesi Değerli öğrenciler, YÖK Kültür Sanat Söyleşileri
Sayın Valim, Sayın Rektörlerimiz, Değerli Hocalarımız ve Öğrencilerimiz Ardahan da, Ardahan Üniversitesi nde sizlerle birlikte olmaktan memnuniyetimi bildirerek sözlerime başlamak isterim. Hepinizi sevgi
EĞİTİM BİLİMİNE GİRİŞ 1. Ders- Eğitimin Temel Kavramları. Yrd. Doç. Dr. Melike YİĞİT KOYUNKAYA
EĞİTİM BİLİMİNE GİRİŞ 1. Ders- Eğitimin Temel Kavramları Yrd. Doç. Dr. Melike YİĞİT KOYUNKAYA Dersin Amacı Bu dersin amacı, öğrencilerin; Öğretmenlik mesleği ile tanışmalarını, Öğretmenliğin özellikleri
İÇİNDEKİLER. Bölüm 1: BİLİM TARİHİ... 1 Giriş... 1
İÇİNDEKİLER Bölüm 1: BİLİM TARİHİ... 1 Giriş... 1 1.1. İlk Çağ da Bilgi ve Bilimin Gelişimi... 2 1.1.1. İlk Uygarlıklarda Bilgi ve Bilimin Gelişimi... 2 1.1.2. Antik Yunan da Bilgi ve Bilimin Gelişimi...
Araştırma Notu 15/177
Araştırma Notu 15/177 02 Mart 2015 YOKSUL İLE ZENGİN ARASINDAKİ ENFLASYON FARKI REKOR SEVİYEDE Seyfettin Gürsel *, Ayşenur Acar ** Yönetici özeti Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yapılan enflasyon
REFORM EYLEM GRUBU BİRİNCİ TOPLANTISI BASIN BİLDİRİSİ ANKARA, 8 KASIM 2014
REFORM EYLEM GRUBU BİRİNCİ TOPLANTISI BASIN BİLDİRİSİ ANKARA, 8 KASIM 2014 Reform Eylem Grubu nun (REG) ilk toplantısı, Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Sayın Volkan
DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS. Kıbrıs Sorunu PSIR 464 7-8 3 + 0 3 5
DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS Kıbrıs Sorunu PSIR 464 7-8 3 + 0 3 5 Ön Koşul Dersleri Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü İngilizce Lisans Seçmeli Dersin Koordinatörü Dersi Verenler
Akreditasyon Çal malar nda Temel Problemler ve Organizasyonel Bazda Çözüm Önerileri
Akreditasyon Çal malar nda Temel Problemler ve Organizasyonel Bazda Çözüm Önerileri Prof.Dr. Cevat NAL Selçuk Üniversitesi Mühendislik-Mimarl k Fakültesi Dekan Y.Doç.Dr. Esra YEL Fakülte Akreditasyon Koordinatörü
İçindekiler. 5 BİRİNCİ KISIM Araştırmanın Kavram sal ve Metodolojik Çerçevesi. 13 Çocuğun İyi Olma Hali
İçindekiler x Önsöz ı Giriş 5 BİRİNCİ KISIM Araştırmanın Kavram sal ve Metodolojik Çerçevesi 7 BİR İN C İ B Ö L Ü M Araştırmanın Kavramsal Çerçevesi 7 Çocukluğa Dair Kavramsal Çerçeve ıo Çocukların Mekânsallığı
BİREYSEL SES EĞİTİMİ ALAN ÖĞRENCİLERİN GELENEKSEL MÜZİKLERİMİZİN DERSTEKİ KULLANIMINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE BEKLENTİLERİ
BİREYSEL SES EĞİTİMİ ALAN ÖĞRENCİLERİN GELENEKSEL MÜZİKLERİMİZİN DERSTEKİ KULLANIMINA İLİŞKİN GÖRÜŞ VE BEKLENTİLERİ Dr. Ayhan HELVACI Giriş Müzik öğretmeni yetiştiren kurumlarda yapılan eğitim birçok disiplinlerden
Meriç Uluşahin Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu Başkan Vekili. Beşinci İzmir İktisat Kongresi
Meriç Uluşahin Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu Başkan Vekili Beşinci İzmir İktisat Kongresi Finansal Sektörün Sürdürülebilir Büyümedeki Rolü ve Türkiye nin Bölgesel Merkez Olma Potansiyeli 1 Kasım
AİLE DİNİ REHBERLİK BÜROSU
DİN HİZMETLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ TİREBOLU MÜFTÜLÜĞÜ AİLE VE DİNİ REHBERLİK BÜROSU MUTLULUĞUNUZA REHBERLİK EDER Yüce Allah ın aileye bahşettiği sevgi ve rahmetin çeşitli unsurlarla beslenmesi gerekir. Bunların
HEMŞİRE İNSANGÜCÜNÜN YETİŞTİRİLMESİ VE GELİŞTİRİLMESİ
HEMŞİRE İNSANGÜCÜNÜN YETİŞTİRİLMESİ VE GELİŞTİRİLMESİ Doç. Dr. Ülkü TATAR BAYKAL İÜ Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi Hemşirelikte Yönetim Anabilim Dalı ve Yönetici Hemşireler Derneği Yönetim Kurulu
DERS SOSYOLOJİ KONU SOSYOLOJİNİN ARAŞTIRMA YÖNTEM VE TEKNİKLERİ
DERS SOSYOLOJİ KONU SOSYOLOJİNİN ARAŞTIRMA YÖNTEM VE TEKNİKLERİ YÖNTEM Yöntem gidilecek doğru yol demektir. Bir bilimsel araştırma da kullanılacak ana yol anlamına gelir. TEKNİ K Teknik ise bu yol üzerinde
SOSYAL-EĞİTİM-BEŞERİ BİLİMLER
III. ULUSLARARASI KOP BÖLGESEL KALKINMA SEMPOZYUMU SONUÇ BİLDİRGESİ (22-24 Ekim 2015 Aksaray Üniversitesi) KOP Bölgesi üniversiteleri arasında eğitim-öğretim, araştırma-geliştirme ve toplumsal hizmet gibi
Endüstri Mühendisliğine Giriş. Jane M. Fraser. Bölüm 2. Sık sık duyacağınız büyük fikirler
Endüstri Mühendisliğine Giriş Jane M. Fraser Bölüm 2 Sık sık duyacağınız büyük fikirler Bu kitabı okurken, büyük olasılıkla öğreneceğiniz şeylere hayret edecek ve varolan bilgileriniz ve belirli yeni becerilerle
SERMAYE PİYASASI KURULU İKİNCİ BAŞKANI SAYIN DOÇ. DR. TURAN EROL UN. GYODER ZİRVESİ nde YAPTIĞI KONUŞMA METNİ 26 NİSAN 2007 İSTANBUL
SERMAYE PİYASASI KURULU İKİNCİ BAŞKANI SAYIN DOÇ. DR. TURAN EROL UN GYODER ZİRVESİ nde YAPTIĞI KONUŞMA METNİ 26 NİSAN 2007 İSTANBUL Sözlerime gayrimenkul ve finans sektörlerinin temsilcilerini bir araya
YAZILI YEREL BASININ ÇEVRE KİRLİLİĞİNE TEPKİSİ
YAZILI YEREL BASININ ÇEVRE KİRLİLİĞİNE TEPKİSİ Savaş AYBERK, Bilge ALYÜZ*, Şenay ÇETİN Kocaeli Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü, Kocaeli *İletişim kurulacak yazar [email protected], Tel: 262
Sanal Din: Tarihsel, Kuramsal ve Pratik Boyutlarıyla İnternet ve Din
Tarih Kültür ve Sanat Araştırmaları Dergisi (ISSN: 2147-0626) Journal of History Culture and Art Research Vol. 3, No. 2, June 2014 Revue des Recherches en Histoire Culture et Art Copyright Karabuk University
10. Performans yönetimi ve bütçeleme bağlantıları
10. Performans yönetimi ve bütçeleme bağlantıları girdi süreç çıktı etki, sonuç Üretkenlik,verimlilik, etkinlik Kaynaklar Nihai Hedefler 4.10.2006 1 Yönetim anlaşması en azından aşağıdakileri içermelidir
YETİŞKİNLER DİN EĞİTİMİ Akdeniz Müftülüğü
YETİŞKİNLER DİN EĞİTİMİ Akdeniz Müftülüğü YETİŞKİNLER DİN EĞİTİMİNİN TANIMI Yetişkinler din eğitimi kavramını tanımlayabilmek için önce yetişkinler eğitimini tanımlayalım. En çok kullanılan ifade ile yaygın
Güç Artık İnternette! Power is now on the Internet!
ISSN 2148-7286 eissn 2149-1305 DOI 10.15805/addicta.2015.2.2.R036 Copyright 2015 Türkiye Yeşilay Cemiyeti addicta.com.tr Addicta: The Turkish Journal on Addictions Güz 2015 2(2) 149-153 Review Başvuru
Kıbrıs ın Su Sorunu ve Doğu Akdeniz in Hidrojeopolitiği
Kıbrıs ın Su Sorunu ve Doğu Akdeniz in Hidrojeopolitiği Dursun Yıldız SPD Başkanı 2 Nisan 2016 Giriş Gelişmenin ve karşı duruşun, doğuya karşı batının, kuzey kıyısına karşı güney kıyısının, Afrika ya karşı
TKY de Karar Almaya Katılımın ve Örgütsel Bağlılığın Kişisel Performansa Etkisi
TKY de Karar Almaya Katılımın ve Örgütsel Bağlılığın Kişisel Performansa Etkisi Yard.Doç.Dr. Hakan KİTAPCI Özet: Bu çalışmanın temel amacı, örgütsel bağlılık ve karar almaya katılımın kişisel performansa
SÜREÇ YÖNETİMİ VE SÜREÇ İYİLEŞTİRME H.Ömer Gülseren > [email protected]
SÜREÇ YÖNETİMİ VE SÜREÇ İYİLEŞTİRME H.Ömer Gülseren > [email protected] Giriş Yönetim alanında yaşanan değişim, süreç yönetimi anlayışını ön plana çıkarmıştır. Süreç yönetimi; insan ve madde kaynaklarını
8. SINIF 4. ÜNİTE İSLAM DÜŞÜNCESİNDE YORUMLAR 1. Din Ve Din Anlayışı Kazanım :Din ve din anlayışı arasındaki farklılığı ayırt eder.
8. SINIF 4. ÜNİTE İSLAM DÜŞÜNCESİNDE YORUMLAR 1. Din Ve Din Anlayışı Kazanım :Din ve din anlayışı arasındaki farklılığı ayırt eder. Soru : Din nedir? Din, Allah tarafından gönderilmiştir. Peygamberler
Ek 1. Fen Maddelerini Anlama Testi (FEMAT) Sevgili öğrenciler,
Ek 1. Fen Maddelerini Anlama Testi (FEMAT) Sevgili öğrenciler, Bu araştırmada Fen Bilgisi sorularını anlama düzeyinizi belirlemek amaçlanmıştır. Bunun için hazırlanmış bu testte SBS de sorulmuş bazı sorular
BÜRO YÖNETİMİ VE SEKRETERLİK ALANI HIZLI KLAVYE KULLANIMI (F KLAVYE) MODÜLER PROGRAMI (YETERLİĞE DAYALI)
T.C. MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü BÜRO YÖNETİMİ VE SEKRETERLİK ALANI HIZLI KLAVYE KULLANIMI (F KLAVYE) MODÜLER PROGRAMI (YETERLİĞE DAYALI) 2009 ANKARA ÖN SÖZ Günümüzde
2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ ÖN DEĞERLENDİRME NOTU
2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ ÖN DEĞERLENDİRME NOTU I- 2008 Mali Yılı Bütçe Sonuçları: Mali Disiplin Sağlandı mı? Maliye Bakanlığı tarafından açıklanan 2008 mali yılı geçici bütçe uygulama sonuçlarına
HAYALi ihracatln BOYUTLARI
HAYALi ihracatln BOYUTLARI 103 Müslüme Bal U lkelerin ekonomi politikaları ile dış politikaları,. son yıllarda birbirinden ayrılmaz bir bütün haline gelmiştir. Tüm dünya ülkelerinin ekonomi politikalarında
Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu Genel Başkanı olarak şahsım ve kuruluşum adına hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
Sayın Başkanlar, Sayın KĐK üyeleri, Sayın Katılımcılar, Sayın Basın Mensupları, Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu Genel Başkanı olarak şahsım ve kuruluşum adına hepinizi saygılarımla selamlıyorum.
PATOLOJİ DERNEKLERİ FEDERASYONU ETİK YÖNERGE TASLAĞI. GEREKÇE: TTB UDEK kararı gereğince, Federasyon Yönetim
PATOLOJİ DERNEKLERİ FEDERASYONU ETİK YÖNERGE TASLAĞI GEREKÇE: TTB UDEK kararı gereğince, Federasyon Yönetim Kurulunun önerileri doğrultusunda bu çalışma yapılmıştır. GENEL KONULAR: Madde 1.Tanım: 1.1.
TEŞEKKÜR Bizler anne ve babalarımıza, bize her zaman yardım eden matematik öğretmenimiz Zeliha Çetinel e, sınıf öğretmenimiz Zuhal Tek e, arkadaşımız
1 2 TEŞEKKÜR Bizler anne ve babalarımıza, bize her zaman yardım eden matematik öğretmenimiz Zeliha Çetinel e, sınıf öğretmenimiz Zuhal Tek e, arkadaşımız Tunç Tort a ve kütüphane sorumlusu Tansu Hanım
SİRKÜLER. 1.5-Adi ortaklığın malları, ortaklığın iştirak halinde mülkiyet konusu varlıklarıdır.
SAYI: 2013/03 KONU: ADİ ORTAKLIK, İŞ ORTAKLIĞI, KONSORSİYUM ANKARA,01.02.2013 SİRKÜLER Gelişen ve büyüyen ekonomilerde şirketler arasındaki ilişkiler de çok boyutlu hale gelmektedir. Bir işin yapılması
ZAĞNOS VADİSİ KENTSEL DÖNÜŞÜM PROJESİ
ADANA KENT SORUNLARI SEMPOZYUMU / 15 2008 BU BİR TMMOB YAYINIDIR TMMOB, bu makaledeki ifadelerden, fikirlerden, toplantıda çıkan sonuçlardan ve basım hatalarından sorumlu değildir. ZAĞNOS VADİSİ KENTSEL
TESİSAT TEKNOLOJİSİ VE İKLİMLENDİRME ÇELİK BORU TESİSATÇISI MODÜLER PROGRAMI (YETERLİĞE DAYALI)
T.C. MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü TESİSAT TEKNOLOJİSİ VE İKLİMLENDİRME ÇELİK BORU TESİSATÇISI MODÜLER PROGRAMI (YETERLİĞE DAYALI) 2008 ANKARA ÖN SÖZ Günümüzde mesleklerin
İÇİNDEKİLER. Duygusal ve Davranışsal Bozuklukların Tanımı 2
İÇİNDEKİLER Bölüm 1 Giriş 1 Duygusal ve Davranışsal Bozuklukların Tanımı 2 Normal Dışı Davramışları Belirlemede Öznellik 2 Gelişimsel Değişimlerin Bir Bireyin Davranışsal ve Duygusal Dengesi Üzerindeki
Anaokulu /aile yuvası anketi 2015
Anaokulu /aile yuvası anketi 2015 Araştırma sonucu Göteborg daki anaokulları ve aile yuvaları ( familjedaghem) faaliyetlerinde kalitenin geliştirilmesinde kullanılacaktır. Soruları ebeveyn veya veli olarak
SİİRT ÜNİVERSİTESİ UZAKTAN EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM. Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar. Amaç
SİİRT ÜNİVERSİTESİ UZAKTAN EĞİTİM UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç MADDE 1 (1) Bu Yönetmeliğin amacı; Siirt Üniversitesi Uzaktan Eğitim Uygulama
KİŞİSEL GELİŞİM VE EĞİTİM İŞ GÜVENLİĞİ VE İŞÇİ SAĞLIĞI MODÜLER PROGRAMI (YETERLİĞE DAYALI)
T.C. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü KİŞİSEL GELİŞİM VE EĞİTİM İŞ GÜVENLİĞİ VE İŞÇİ SAĞLIĞI MODÜLER PROGRAMI (YETERLİĞE DAYALI) 2010 ANKARA ÖN SÖZ Günümüzde mesleklerin
Prof. Dr. Bilal Sambur ile Medya ve Dindarlık Üzerine 08/04/2015
Medya İslam ı ile karşı karşıyayız Batıda tırmanışa geçen İslamofobinin temelinde yatan ana unsurun medya olduğu düşünülüyor. Çünkü medyada yansıtılan İslam ve Müslüman imajı buna zemin hazırlıyor. Sosyal
Sayın Bakanım, Sayın Rektörlerimiz ve Değerli Katılımcılar,
Sayın Bakanım, Sayın Rektörlerimiz ve Değerli Katılımcılar, Orman ve Su İşleri Bakanımız Sn. Veysel Eroğlu nun katılımları ile gerçekleştiriyor olacağımız toplantımıza katılımlarınız için teşekkür ediyor,
Düzce Üniversitesi Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü
Düzce Üniversitesi Orman Fakültesi Peyzaj Mimarlığı Bölümü Kontenjan : 45 Puan türü : MF-4 Eğitim dili : Türkçe Hazırlık : İsteğe Bağlı Yerleşke : Konuralp Yerleşkesi Eğitim süresi : 4 Yıl Yüksek lisans/doktora
Akaryakıt Fiyatları Basın Açıklaması
23 Aralık 2008 Akaryakıt Fiyatları Basın Açıklaması Son günlerde akaryakıt fiyatları ile ilgili olarak kamuoyunda bir bilgi kirliliği gözlemlenmekte olup, bu durum Sektörü ve Şirketimizi itham altında
Brexit ten Kim Korkar?
EDAM Türkiye ve Avrupa Birliği Bilgi Notu Brexit ten Kim Korkar? Haziran 2016 Sinan Ülgen EDAM Başkanı 2 23 Haziranda İngiliz halkı, İngiltere nin AB de kalıp kalmayacağına dair bir halkoyuna katılacak.
Bölümlerimiz. İletişim Bilimleri Bölümü. Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü. Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü. Gazetecilik Bölümü
Bölümlerimiz İletişim Bilimleri Bölümü Radyo, Televizyon ve Sinema Bölümü Halkla İlişkiler ve Reklamcılık Bölümü Gazetecilik Bölümü İletişim Bilimleri Bölümü Lisans programı 2012-2013 yılında 60 öğrenciyle
2015 Ekim ENFLASYON RAKAMLARI 3 Kasım 2015
2015 Ekim ENFLASYON RAKAMLARI 3 Kasım 2015 2015 Ekim Ayı Tüketici Fiyat Endeksi ne (TÜFE) ilişkin veriler İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından 3 Kasım 2015 tarihinde yayımlandı. TÜİK tarafından aylık yayımlanan
İNGİLTERE DE ÜNİVERSİTE PLANLAMA VE BÜTÇELEME ÖRGÜTÜ
İNGİLTERE DE ÜNİVERSİTE PLANLAMA VE BÜTÇELEME ÖRGÜTÜ University Grants Committee (UGC) Çeviren : Doç. Dr. M. ÂDEM UGC, üniversitenin parasal gereksinmeleri konusunda Hükümete danışman olarak Temmuz 1919'da
Proje Yönetiminde Toplumsal Cinsiyet. Türkiye- EuropeAid/126747/D/SV/TR_Alina Maric, Hifab 1
Proje Yönetiminde Toplumsal Cinsiyet Türkiye- EuropeAid/126747/D/SV/TR_Alina Maric, Hifab 1 18 Aral k 1979 da Birle mi Milletler Genel cinsiyet ayr mc l n yasaklayan ve kad n haklar n güvence alt na alan
KAVRAMLAR. Büyüme ve Gelişme. Büyüme. Büyüme ile Gelişme birbirlerinden farklı kavramlardır.
KAVRAMLAR Büyüme ve Gelişme Büyüme ile Gelişme birbirlerinden farklı kavramlardır. Büyüme Büyüme, bedende gerçekleşen ve boy uzamasında olduğu gibi sayısal (nicel) değişikliklerle ifade edilebilecek yapısal
Bunlar dışında kalan ve hizmet kolumuzu ilgilendiren konulardan;
SAYI : 2012/ KONU : Kamu Görevlileri Hakem Kuruluna başvuru /05/2012 KAMU GÖREVLİLERİ HAKEM KURULUNA (GÖNDERİLMEK ÜZERE) DEVLET PERSONEL BAŞKANLIĞINA 30 Nisan- 21 Mayıs 2012 tarihleri arasında yapılan
Tasarım ve Planlama Eğitimi Neden Diğer Bilim Alanlarındaki Eğitime Benzemiyor?
Tasarım ve Planlama Eğitimi Neden Diğer Bilim Alanlarındaki Eğitime Benzemiyor? Doç.Dr. Nilgün GÖRER TAMER (Şehir Plancısı) Her fakülte içerdiği bölümlerin bilim alanına bağlı olarak farklılaşan öznel
Yurda Oönen İşçi Çocukları için Açılan Uyum Kursları ve Düşündürdükleri
Yurda Oönen İşçi Çocukları için Açılan Uyum Kursları ve Düşündürdükleri S. Savaş BÜYUKKARAGÖZ {*) Türkiye den yurtdışına resmen 1961 yılında Federal Almanya ile imzalanan «İşgücü Anlaşması» ile işçi gönderilmeye
PROJE. Proje faaliyetlerinin teknik olarak uygulanması, Sanayi Genel Müdürlüğü Sanayi Politikaları Daire Başkanlığınca yürütülmüştür.
PROJE Avrupa Birliği IPA 1. Bileşeni kapsamında T.C. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı nın Sanayi Stratejisine İlişkin İdari Kapasitesinin Güçlendirme Projesi (IPA Component I, TR 2009/0320.01) 22 Ocak
KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ BİLİMSEL DERGİLER YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar
Senato: 2 Mart 2016 2016/06-6 KAHRAMANMARAŞ SÜTÇÜ İMAM ÜNİVERSİTESİ BİLİMSEL DERGİLER YÖNERGESİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve Tanımlar Amaç ve Kapsam MADDE 1- Bu Yönergenin amacı, Kahramanmaraş
İçindekiler Şekiller Listesi
1 İçindekiler 1.GĠRĠġ 3 2. Mekânsal Sentez ve Analiz ÇalıĢmaları... 4 3. Konsept....5 4. Stratejiler.....6 5.1/1000 Koruma Amaçlı Ġmar Planı.....7 6.1/500 Vaziyet Planı Sokak Tasarımı....7 7.1/200 Özel
Halkla İlişkiler ve Organizasyon
Halkla İlişkiler ve Organizasyon A. ALANIN MEVCUT DURUMU VE GELECEĞİ Halkla İlişkiler ve Organizasyon Hizmetleri alanı, küreselleşen dünya içinde kurum ve kuruluşlar için bir ihtiyaç olarak varlığını hissettirmektedir.
Gürcan Banger Enerji Forumu 10 Mart 2007
Enerji ve Kalkınma Gürcan Banger Enerji Forumu 10 Mart 2007 Kırılma Noktası Dünyanın gerçeklerini kırılma noktalarında daha iyi kavrıyoruz. Peşpeşe gelen, birbirine benzer damlaların bir tanesi bardağın
BURSA DAKİ ENBÜYÜK 250 FİRMAYA FİNANSAL ANALİZ AÇISINDAN BAKIŞ (2005) Prof.Dr.İbrahim Lazol
BURSA DAKİ ENBÜYÜK 250 FİRMAYA FİNANSAL ANALİZ AÇISINDAN BAKIŞ (2005) Prof.Dr.İbrahim Lazol 1. Giriş Bu yazıda, Bursa daki (ciro açısından) en büyük 250 firmanın finansal profilini ortaya koymak amacındayız.
ÇEVRE KORUMA KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK
ÇEVRE KORUMA VE KURUMSAL SOSYAL SORUMLULUK Çevre neden bu kadar önemli? Sera etkisi artıyor Doğal kaynaklar bitiyor Maliyetler yükseliyor Gelir eşitsizliği uçurumu büyüyor 2002 yılında Johannesburg da
Cümlede Anlam İlişkileri
Cümlede Anlam İlişkileri Cümlede anlam ilişkileri kpss Türkçe konuları arasında önemli bir yer kaplamaktadır. Cümlede anlam ilişkilerine geçmeden önce cümlenin tanımını yapalım. Cümle, yargı bildiren,
Parti Program ve Tüzüklerin Feminist Perspektiften Değerlendirilmesi i
Parti Program ve Tüzüklerin Feminist Perspektiften Değerlendirilmesi i Parti içi disiplin mekanizması (cinsel taciz, aile içi şiddet vs. gibi durumlarda işletilen) AKP CHP MHP BBP HDP Parti içi disiplin
Emtia Fiyat Hareketlerine Politika Tepkileri Konferansı. Panel Konuşması
Emtia Fiyat Hareketlerine Politika Tepkileri Konferansı Panel Konuşması Erdem BAŞÇI 7 Nisan 2012, İstanbul Değerli Konuklar, Dünya ekonomisinin son on yılda sergilediği gelişmeler emtia fiyatları üzerinde
ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİ KÜÇÜK SANAYİ SİTELERİ TEKNOPARKLAR Oda Raporu
tmmob makina mühendisleri odası ORGANİZE SANAYİ BÖLGELERİ KÜÇÜK SANAYİ SİTELERİ TEKNOPARKLAR Oda Raporu Hazırlayanlar Yavuz BAYÜLKEN Cahit KÜTÜKOĞLU Genişletilmiş Üçüncü Basım Mart 2010 Yayın No : MMO
KÜRESEL GELİŞMELER IŞIĞI ALTINDA TÜRKİYE VE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ EKONOMİSİ VE SERMAYE PİYASALARI PANELİ
KÜRESEL GELİŞMELER IŞIĞI ALTINDA TÜRKİYE VE KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ EKONOMİSİ VE SERMAYE PİYASALARI PANELİ 12 NİSAN 2013-KKTC DR. VAHDETTIN ERTAŞ SERMAYE PIYASASI KURULU BAŞKANI KONUŞMA METNİ Sayın
Özet Metin Ekonomik Büyümenin Anlaşılması: Makro Düzeyde, Sektör Düzeyinde ve Firma Düzeyinde Bir Bakış Açısı
Özet Metin Ekonomik Büyümenin Anlaşılması: Makro Düzeyde, Sektör Düzeyinde ve Firma Düzeyinde Bir Bakış Açısı Overview Understanding Economic Growth: A Macro-level, Industrylevel, and Firm-level Perspective
GİYİM ÜRETİM TEKNOLOJİSİ ÇOCUK DIŞ GİYSİLERİ DİKİMİ (CEKET- MONT- MANTO) MODÜLER PROGRAMI (YETERLİĞE DAYALI)
T.C. MİLLÎ EĞİTİM BAKANLIĞI Çıraklık ve Yaygın Eğitim Genel Müdürlüğü GİYİM ÜRETİM TEKNOLOJİSİ ÇOCUK DIŞ GİYSİLERİ DİKİMİ (CEKET- MONT- MANTO) MODÜLER PROGRAMI (YETERLİĞE DAYALI) 2008 ANKARA ÖN SÖZ Günümüzde
Doç. Dr. Mehmet Durdu KARSLI Sakarya Üniversitesi E itim fakültesi Doç. Dr. I k ifa ÜSTÜNER Akdeniz Üniversitesi E itim Fakültesi
ÜN VERS TEYE G R SINAV S STEM NDEK SON DE KL E L K N Ö RENC LER N ALGILARI Doç. Dr. Mehmet Durdu KARSLI Sakarya Üniversitesi E itim fakültesi Doç. Dr. I k ifa ÜSTÜNER Akdeniz Üniversitesi E itim Fakültesi
1.6.1. Performans Yönetimi Hakkında Ulusal Mevzuatın Avrupa Standartlarıyla Uyumlaştırılmasına Yönelik Tavsiyeler
1.6.1. Performans Yönetimi Hakkında Ulusal Mevzuatın Avrupa Standartlarıyla Uyumlaştırılmasına Yönelik Tavsiyeler 5. Sonuçlar ve reform teklifleri 5.1 (Kamu Mali yönetimi ve Kontrol Kanunu) 5.1.1 Performans
SANAL DĠLĠN DĠLĠMĠZDE YOL AÇTIĞI YOZLAġMA HAZIRLAYAN: CoĢkun ZIRAPLI Ġsmail ÇEVĠK. DANIġMAN: Faik GÖKALP
SANAL DĠLĠN DĠLĠMĠZDE YOL AÇTIĞI YOZLAġMA HAZIRLAYAN: CoĢkun ZIRAPLI Ġsmail ÇEVĠK DANIġMAN: Faik GÖKALP SOSYOLOJĠ ALANI ORTAÖĞRETĠM ÖĞRENCĠLERĠ ARASI ARAġTIRMA PROJE YARIġMASI BURSA TÜRKĠYE BĠLĠMSEL VE
Öncelikle basın toplantımıza hoş geldiniz diyor, sizleri sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum.
Gümrük Ve Ticaret Bakanı Sn. Nurettin CANİKLİ nin Kredi Kefalet Kooperatifleri Ortaklarının Borçlarının Yapılandırılması Basın Toplantısı 24 Eylül 2014 Saat:11.00 - ANKARA Kredi Kefalet Kooperatiflerinin
ARAŞTIRMA PROJESİ NEDİR, NASIL HAZIRLANIR, NASIL UYGULANIR? Prof. Dr. Mehmet AY
ARAŞTIRMA PROJESİ NEDİR, NASIL HAZIRLANIR, NASIL UYGULANIR? Prof. Dr. Mehmet AY Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü 29.03.2012 / ÇANAKKALE Fen Lisesi ARAŞTIRMA PROJESİ
HAM PUAN: Üniversite Sınavlarına giren adayların sadece netler üzerinden hesaplanan puanlarına hem puan denir.
YGS / LYS SÖZLÜĞÜ OBP (ORTA ÖĞRETİM BAŞARI PUANI): Öğrencinin diploma notunun diğer öğrencilerin diploma notlarına oranıdır. En az 100 en çok 500 puan arasında değişen bu değer, öğrencinin başarısı okulun
İNOVASYON GÖSTERGELERİ VE KAYSERİ:KARŞILAŞTIRMALI BİR ANALİZ. Prof. Dr. Hayriye ATİK 16 Haziran 2015
İNOVASYON GÖSTERGELERİ VE KAYSERİ:KARŞILAŞTIRMALI BİR ANALİZ Prof. Dr. Hayriye ATİK 16 Haziran 2015 Sunum Planı Giriş I)Literatür Uluslararası Literatür Ulusal Literatür II)Karşılaştırmalı Analiz III)
ÖRGÜT VE YÖNETİM KURAMLARI
ÖRGÜT VE YÖNETİM KURAMLARI Örgüt Örgütsel amaçları gerçekleştirmek için yönetimin kullandığı bir araçtır (Başaran, 2000, 28). Örgüt Toplumsal gereksinmelerin bir kesimini karşılamak üzere, önceden belirlenmiş
B E Y K E N T Ü N İ V E R S İ T E S İ S O S Y A L B İ L İ M L E R E N S T İ T Ü S Ü İ Ş L E T M E Y Ö N E T İ M İ D O K T O R A P R O G R A M I
B E Y K E N T Ü N İ V E R S İ T E S İ S O S Y A L B İ L İ M L E R E N S T İ T Ü S Ü İ Ş L E T M E Y Ö N E T İ M İ D O K T O R A P R O G R A M I İLİŞKİSEL PAZARLAMA 31 MAYIS 2014 K O R A Y K A R A M A N
GYODER SEKTÖR BULUŞMASI 28 MAYIS 2013 İSTANBUL DR. VAHDETTİN ERTAŞ SERMAYE PİYASASI KURULU BAŞKANI KONUŞMA METNİ
GYODER SEKTÖR BULUŞMASI 28 MAYIS 2013 İSTANBUL DR. VAHDETTİN ERTAŞ SERMAYE PİYASASI KURULU BAŞKANI KONUŞMA METNİ Gayrimenkul yatırım ortaklıklarının değerli yöneticileri, Sermaye piyasalarımızın ve basınımızın
YÖNETMELİK KAFKAS ÜNİVERSİTESİ ARICILIĞI GELİŞTİRME UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ
22 Mayıs 2012 SALI Resmî Gazete Sayı : 28300 Kafkas Üniversitesinden: YÖNETMELİK KAFKAS ÜNİVERSİTESİ ARICILIĞI GELİŞTİRME UYGULAMA VE ARAŞTIRMA MERKEZİ YÖNETMELİĞİ BİRİNCİ BÖLÜM Amaç, Kapsam, Dayanak ve
KONUTTA YENİ FİKİRLER
KONUTTA YENİ FİKİRLER İSTANBUL TUZLA DA KONUT YERLEŞİMİ TASARIMI ULUSAL ÖĞRENCİ MİMARİ FİKİR PROJESİ YARIŞMASI JÜRİ DEĞERLENDİRME TUTANAĞI KONUTTA YENİ FİKİRLER: EMİNEVİM İstanbul, Tuzla da Konut Yerleşimi
CMK 135 inci maddesindeki amir hükme rağmen, Mahkemenizce, sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişiminin tespitine karar verildiği görülmüştür.
Mahkememizin yukarıda esas sayısı yazılı dava dosyasının yapılan yargılaması sırasında 06.05.2014 günlü oturum ara kararı uyarınca Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı ndan sanık... kullandığı... nolu,
