BİO-209 OMURGASIZ HAYVANLAR
|
|
|
- Kelebek Halefoğlu
- 10 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 BİO-209 OMURGASIZ HAYVANLAR DERS NOTLARI Hacettepe Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü
2 GİRİŞ: Omurgasız hayvanlar genel tanım itibari ile alışılmış bir şekilde bir karakterin varlığına değil, yokluğuna göre isimlendirilmesi açısından farklılık göstermektedir. Böyle bir ifade başka canlılarda bulunan ve bu nedenle de normal kabul edilen herhangi bir karakterin yokluğunu çağrıştırmaktadır. İşte bu nedenle Aristo kan varlığının normal olduğunu düşünerek hayvanları kanlı ve kansızlar olarak ikiye ayırarak incelemiştir. Ona göre canlılığın gelişiminde kan taşıyan mükemmel bir hayvan formuna doğru bir gelişim süreci bulunmaktadır. Bu yaklaşımı ile Aristo canlıları hiyerarşik bir şekilde sınıflandırmış ve bu sınıflandırmayı da canlılığın skalası (Scala naturae) olarak isimlendirilmiştir. Çok daha sonra Fransa da Lamarck benzer şekilde edinilmiş karakterlerin kalıtımı yaklaşımıyla omurgasız ve omurgalı hayvanları birbirinden ayırmıştır. O da tıpkı Aristo gibi omurgalı olmanın yaşamdaki normal form olduğunu düşünüyordu. Bu mantıkla Lamarck kendi evrim hipotezi ile bu yaklaşımı birleştirerek her zaman mükemmel bir forma doğru devinen genel bir gelişim olduğunu kabul etmiş ve bu nedenle de omurgalılar ile insanları yakın akraba olarak düşünmüştür. Modern zooloji belirli bir hedefe yönelik değişim kavramını (teleoloji) kabul etmemekte ise de halen pek çok filumu içeren omurgasızlar ile tek bir filumu içeren omurgalılar birbirinden ayrı incelenmektedir. Yaşama kimyasal düzeyde baktığımızda dünyada doğal olarak bulunan elementlerin yaklaşık üçte birinin canlılarda da bulunduğunu görebiliriz. Diğer taraftan bunların on biri dışındakiler ancak iz halinde mevcutturlar. Pek çok hayvanın neredeyse %75 i sudan meydana gelirken, kalan kuru ağırlığın da yaklaşık yarısı karbondan ve çok azı da silikondan oluşur, yer kabuğunun ise yaklaşık %27,7 si silikondan ve yalnızca %0,03 ü karbondan meydana gelir. İlginç biçimde canlılarda en yoğun bulunan elementlerin oksijen dışındakileri (hidrojen, karbon ve azot) yer kabuğunda çok az bulunur. Canlılarda sınırlı sayıda kimyasal element bulunmasına karşın karbonun yapısal özellikleri nedeniyle büyük fonksiyonel farklılıklar ortaya çıkmaktadır. Şekerler, amino 2
3 asitler, yağ asitleri ve nükleotitler, karbon içerikli moleküler organizma yapı taşlarıdırlar. OMURGASIZ HAYVANLARIN FİLOGENİSİ Günümüzde özellikle son 15 yıl içinde yaşanan gen sekansı çalışmaları ve kladistik analizler sonucunda çok hücreli hayvanların tıpkı mantar ve bitkiler gibi diğer iki çokhücreli alemi ile birlikte bir hücreli ökaryotik protistlerin soy hattından geliştiğini biliyoruz. Yine mantarlar ve hayvanların da köken olarak birbirlerine yakın olduğu anlaşılıyor. Diğer taraftan ilk hayvan ya da hayvanların tam olarak neye benzediği konusunda bilgilerimiz daha kısıtlı. Elimizdeki en eski fosiller kambriyen dönemine ait ve yaklaşık 570 milyon yaşında olup hayvan özelliklerine sahip olduğundan teşhis edilebilir durumdalar. Bunlar arasında trilobitler, echinodermler, brachiopodlar, mollusklar ve omurgalı hayvanlar sayılabilir. Prekambriyene ait fosil hayvanların sayısı ise çok fazla olmamakla beraber Ediacaran fosiller bulunmaktadır. Bu durumda tahminlerimiz hayvanların üç buçuk milyar yıllık canlılık tarihinde yaklaşık bir milyar yıl kadar önce Prekambriyende ortaya çıktığını göstermektedir. Çok hücreli ilk hayvanların küçük, az sayıda ve farklılaşmamış hücrelere sahip ve sert kısımları bulunmayan canlılar olduğu tahmin edilmektedir. Ancak böyle yapıları olması nedeni ile bu ilkin hayvanlara ait fosillerin bulunma olasılığı çok düşüktür. Bu nedenle zoologlar bu kökenin izlerini biyokimya, fizyoloji, embriyoloji ve anatomi gibi yerlerde aramaktadırlar. Bugün yaşayan hayvanların bazıları yapısal olarak çok basit formda ve az sayıda farklılaşmamış hücreli olup dolaşım sistemi ya da vücut boşluğu gibi başka hayvanlarda bulunan organ sistemlerine sahip değillerdir. Bu hayvanlar atasal gruplardan milyonlarca yıl boyunca fazla değişim göstermeden kalabilmiş izler olarak nitelendirilip fosil kayıtlarla yapılan karşılaştırmalarda ortaya çıkan benzerlikler dikkate alınarak yaşayan fosiller olarak da isimlendirilirler. Eğer atasal durumu anlamamızı sağlayacak bağıntılar yalnızca bundan ibaret olsaydı zoologların işi oldukça kolay olacaktı. Bireysel gelişim sırasında hayvanlar görece daha basit bir form olan larvadan erişkine doğru değişirler. Normal şartlarda eşeysel olgunluğa ergin döneme gelinceye kadar ulaşılmaz. 3
4 Ancak farklı ekolojik koşullar altında avantajlı bir fenomen olan paedomorfoz ortaya çıkabilmektedir. Günümüzde plankton kepçeleriyle yakalanan denizel larvaların çoğunda fonksiyonel gonadların gelişmiş olduğunu görebiliyoruz. Pek çok başka hayvan da diğer hayvanların larval dönemlerine benzeyen vücut organizasyonlarına sahip olabilirler. Bu durumda görüldüğü gibi basit bir vücut yapısı sekonder olarak da gelişebilmektedir. Yani basit hayvanlar karmaşık hayvanlardan da değişebilirler. İnsan sınıflandıran bir varlıktır. Özellikle son sekiz bin yıllık dönemde insan türü etrafındaki canlı ve cansızları daha rahat anlayıp sonraki kuşaklara anlatabileceği temel nitelikleri öğrenmeyi başarmış ve bunları gruplandırmaya çalışmıştır. Bu durum başlangıçta tehlikeli-tehlikesiz, yenebilir-yenmez, işe yarar-yaramaz gibi çift-durumlu (alternatifli) basit bir sınıflandırma biçimindeydi. Zamanla ihtiyaçların artması, insanın yerleşik düzene geçmesi ve kaçınılmaz olarak bilimin ortaya çıkması ile birlikte sınıflandırma da kendini geliştirdi ve bir bilim dalı yani sistematik olarak karşımıza çıktı. Sistematik canlıların sınıflandırılması ile bunların filogenisinde geçirdikleri aşamaları yani organizmaların çeşit ve farklılıkları ile onlar arasındaki tüm ilişkileri inceleyen bilim dalıdır. Günümüzden yıl kadar önce Ludingirra nın anılarından öğrendiğimiz kadarı ile Sümerlerin bazı balık ve kuşları isimlendirip ayırdıkları bilinmektedir. Ancak sınıflandırmanın bir bilim dalı olarak gelişmesi ilk kez Aristo ile başlamıştır. Aristo ve öğrencisi Theophrastus bitkileri ot, ağaççık ve ağaçlar; hayvanları da yalnızca kanlılar ve kansızlar olarak değil kendi içerisinde de havada, suda ve karada yaşayan kuşlar, balıklar, balinalar ve böcekler olmak üzere çeşitli gruplara ayırmışlardı. Böcekleri de ısırıcı, emici, kanatlı ve kanatsız olarak sınıflandırmışlar ve kısmen bazılarını isimlendirmişlerdi. Theophrastus, Aristo nun meydana getirdiği yaklaşık 500 türlük bir botanik bahçesini düzenlemiştir. Bu bahçe bilinen ilk botanik bahçesidir. Theophrastus yazdığı kitaplarda bitkileri kendi içinde sınıflandırmış ve ağaçlardaki yaş halkalarını belirlemiştir. Ayrıca tıbbi bitkileri de listeleyerek Linne ye kadar botaniğin en önemli ismi olarak kabul edilmiştir. Bu döneme ait bilimsel çalışmalar bugün anladığımız biçimde değildi ve bilim, deney ve gözlemlerden çok, akıl yürütme ve sezgi esaslarına dayanıyordu. Henüz gözlemleri bilimsel deneylerle destekleyip sonuca ulaşma yöntemi 4
5 geliştirilmemişti. Yine de sistematik insan kültürünün ve yaşantısının doğrudan içinde olduğundan hemen herkes tarafından sevilerek öğrenilmekteydi. Zamanla sistematik bilimi insanın günlük hayattaki yaşantısına ait önemini yitirdikçe öğrenciler tarafından öğrenilme süreci de sevimsiz ve sıkıcı bulunmaya başlamıştır. Oysa bilim insanlığın kısa süreli basit ihtiyaçlarına göre yönlenmez. Bir gün Eucleides usta, bir öğrencinin geometrinin ilk kurallarını öğrenir öğrenmez, bunları öğrenmekle eline ne geçeceğini sorması üzerine kölesini çağırarak Ona üç beş kuruş ver, sonra da başımızdan sav, çünkü öğrendiklerinden para kazanmaya gereksinimi olduğu anlaşılıyor demişti. Sistematikte temel hareket noktası tür kavramıdır. Günümüzde halen yaklaşık 22 farklı tür kavramı tanımlanmışsa da, temel olarak dört farklı tür kavramı üzerinde durulmaktadır. Nominalistik tür kavramına göre tür diye bir şey aslında doğada mevcut değildir. Bu tamamen yapay bir kavramdır. Doğada canlılar kendilerine ait kişisel özellikleri olan bireylerden oluşur. Diğer bir yaklaşıma göre doğada türler vardır ve bunlar yapısal olarak birbirine benzeyen farklı gruplardır. Bu gruplar, ortak bir özleri (esansları) olan bireyler tarafından meydana getirilir. Bu, tipe bağlı tür kavramı olarak adlandırılır. Üçüncü olarak geliştirilen ve halen kabul gören tür kavramı ise biyolojik tür kavramıdır. Buna göre tür, ortak atadan gelen, birbiriyle çiftleşebilen, doğurgan yavrular meydana getiren, kendi aralarında nesil veren dolayısı ile gen alışverişinin devam ettiği doğal populasyonlara ait gruplar olup çok benzer diğer gruplardan üreme bakımından izole bireyler topluluğudur. Belirli bir ekolojik nişe sahip olan bu populasyonlar, yapı ve işlevleri ile birbirine benzeyen fiziksel ve kimyasal koşullara benzer tepki gösterirler. Bunlar dışında son yıllarda özelikle filogenetik tür kavramı üzerinde çok fazla çalışma bulunmaktadır. Ayrıca moleküler tür, ekolojik tür, kladistik tür gibi başka kavramlar da oldukça popülerdir. Sistematikçiler genellikle türleri tanımlayarak işe başlarlar, daha sonraki aşamalarda ise bunlar daha büyük gruplar olan cins, familya, takım, sınıf ve şubeler içerisine yerleştirilirler. Bunlar gelişigüzel belirlenen kategoriler değillerdir. Şube (phylum: çoğulu phyla) radikal olarak farklı organizasyon 5
6 planları olan hayvanları ifade eder. Bir phylumun üyeleri her türlü habitatta bulunabilirler, boyutları ve vücut yapıları ile hareket ve beslenme şekilleri farklılık gösterebilir. Ancak tamamının ortak bir temel yapısı vardır. Her phylum kendi içerisinde temel planda özel yaşam biçiminden kaynaklanan belirli varyasyonlar esas alınarak class lara (sınıflara) bölünür. Örneğin eğer benzinle hareket eden araçları phylum kabul edersek uçaklar, otomobiller, motosikletler ve tekneler de class ları meydana getirir. Aynı şekilde classlar da ordo lara (takımlara) bölünür. Önceki analojiyi devam ettirirsek bu durumda otomobiller class ı kendi içinde yarış otomobilleri, dolmuşlar, binek otomobilleri de ordo ları oluşturur. Her ordo familya lardan (aile) meydana gelir. Familya lar arasındaki anatomik farklılıklar içerdiği grup açısından yaşamsal öneme sahiptir. Yani sınıflandırma amacı ile kullanılan temel yapılar başka bir familya da bulunmayan ve o familya üyelerinin belirli bir habitatta yaşamasına olanak veren özellikleridir. Örneğin su altında yaşayan bir böceğin bacakları yüzme ve dalma için özelleşmiştir ve bu özellikler kelebeklerde bulunmaz. Familyaları genus (cins, çoğulu genera) içinde sınıflandırmada kullanılan ölçek biraz daha karmaşıktır ve uzmanlar dışında tanımlanması oldukça güçtür. Sıklıkla ortak nişe sahip bir tür grubu için kullanılmaktadır. Sistematikte en küçük grup tür olduğuna göre, yapı taşı da türdür. Türler birleşerek cinsleri onlar da sırasıyla daha büyük grupları oluştururlar. Örneğin 1. Tür - Species Homo sapiens 2. Cins - Genus Homo 3. Aile - Familya Hominidae 4. Takım - Ordo Primates 5. Sınıf - Class Mammalia 6. Şube - Phylum Chordata 6
7 Bir hayvan türünün tam olarak sınıflandırılabilmesi için en az bu altı gruptan söz edilmesi gerekir. Bazı durumlarda ara gruplardan da faydalanılır. Böyle ara gruplar için alt= sub, üst= süper terimleri kullanılır. Örneğin Sub-species = Bombus sylvarum citrinofasciatus = Portakal renkli yüzü olan bir orman bombus arısı alttürü. Son yıllarda yapılan yapılan çalışmalar bu kategorilerin yetersiz olabileceğini ortaya koyunca özellikle familya altı kategorilere yenileri eklenmiştir. Bir kategorinin işaret ettiği derece son ekler ile belirtilir. İsimlendirmede Latince kullanımı son derece pratiktir. Basit dil kuralları olması, eklemeli yapısı ve halen hiç bir ülkede konuşulan bir dil olmaması önemli avantajları arasında sayılabilir. Son çalışmalara göre özel son-ek alan kategoriler şu şekildedir: Hiperfamilya (-oides) Süperfamilya (-oidea) Epifamilya (-oidae) Familya (-idae) Subfamilya (-inae) Süpertribüs (-iti) Tribüs (-ini) Subtribüs (-ina) İnfratribüs (-ita) Klan (-itoi) Subklan (-iloi) İnfraklan (-isoi) Kast (-isoa) 7
8 Sistematikte akrabalık kavramı filogenetik akrabalığı ifade eder. Sınıflandırma sistemi hayvanlar arasındaki akrabalık ilişkilerinin bir şeması olarak kabul edilebilir. Ancak filogenetik ilgileri anlamanın bilinen kolay bir yöntemi henüz bulunmamaktadır. Ancak yolda birbirine çok fazla benzeyen iki kişi gördüğümüzde ilk önce bunların kardeş olabileceklerini düşünebiliriz. Eğer bunlar az çok birbirlerine benziyorlar ise kuzen olabileceklerini, aynı soyada sahip ancak daha az benziyorlar ise yakın akraba olabileceklerini farz edebiliriz. Başka bir deyişle akrabalık ilişkilerini anlamak için benzerlik kriterini kullanırız. Günümüzde de bu yaklaşım sürmekle beraber en az üç farklı yöntem kullanılmaktadır. Bunlar numerik, kladistik ve geleneksel taksonomik yöntemler olarak isimlendirilmektedir. Benzerlikler (ya da benzemezlikler) tek bir karakter esas alınarak yapılabilir. Bu karakter ayırıcı anahtar karakter olarak bilinir. Sınıflandırmaların tek özellik yerine çok sayıda özelliğe dayanmaları yani "monotetik" değil de "politetik" olmaları çok sayıda karakterin aynı anda değerlendirilmesini gerektirmektedir. Bilgisayarların yaygın bir kullanım kazanmalarından önce ise böyle bir yaklaşım pek mümkün değildi. Zira insan beyninin aynı anda çok sayıda özelliği algılayarak buna göre bir sınıflandırma yapması daha güçtür ve bir çok durumda hemen hemen imkansızdır. Bilgisayarların yaygınlaşmasından sonra taksonomide çok değişkenli yaklaşımlar tek değişkenli yaklaşımların yerini almaya başlamışlardır. Zamanla isteklere göre kullanım biçimleri de değişmiş ve artmıştır. Bu yaklaşım numerik taksonomi olarak isimlendirilmektedir. Kladistik ilişkiler ise soy ağacı temeline dayanırlar. Bu yaklaşımda tüm sınıflandırmanın evrimsel soyağacı düzenini izlemesi öngörülür. Sistematik dersleri biyoloji eğitimi gören öğrenciler için zor olması, ezbere dayalı özellik göstermesi gibi çok da gerçekçi olmayan nedenler ile sevilmeyebilmektedir. Ancak bu isimlerin en azından bir kısmını bilmeden biyolog unvanı almak mümkün değildir çünkü biz aramızda bu dil sayesinde konuşuruz. Bu dilin bir milliyeti yoktur ama oldukça katı kuralları vardır. Bu kuralları ilk ortaya koyan kişi Carl Von Linnaeus (Linne) ise de bu yöntem aslında tamamen O nun buluşu değildir. Binomial isimlendirme olarak bilinen bu sistem günlük hayatta zaten kullanılır örneğin beyaz baykuş, ağıl baykuşu 8
9 gibi. İki bin yıl önce Romalılar triticum Africanum (yani Afrika buğdayı), triticum Alexandrium (yani İskenderiye buğdayı) gibi isimler kullanmışlardı. John Ray de yine bu isimleri ikili olarak kullanmıştır. Convovulus major (büyük ot), Convovulus minor vulgaris (küçük ot) gibi. John Ray tüm morfolojiyi kullanmış ve fosillerin bir zamanlar canlı olduklarını bildirmiştir. Ray bir rahipti ve doğayı incelemenin nedeninin yaratıcının eşsiz eserini incelemek olduğunu düşünüyordu, Ona göre türler büyük bir tufanla ortadan kalktı veya karalar oluşurken çekilmeler oldu. Bugün böylesi en az bir düzine büyük ortadan kalkma olduğunu biliyoruz. Türlerin değişmez olduğu yaklaşımı Darwin e kadar gelen dönemde biyolojide kabul gören bir düşünce şekliydi. Bu dönemde biyolojide kullanılan isimler de oldukça uzundu, örneğin Bombus acanthos annuli hirta plicatus citrino fasciatus borealis Bombus dikenli halka kıllı kıvrık portakal renkli yüzlü kuzeyde yaşayan anlamına gelmekteydi. Sistematikte bu tip yaklaşımlar halen sürmektedir, örneğin Musca domestica için önerilen isim AIArtInDiMusca domestica dır. (Animalia, Invertebrata, Arthropoda, Insecta, Diptera daki Musca domestica). Linne aslında bu karmaşayı sadeleştirmeyi ve belirli kurallara bağlamayı hedeflemişti. Buna göre her canlının ismi iki kısımdan oluşacaktı. Birinci isim canlının içinde bulunduğu cinsi, ikincisi de türünü ifade edecekti. Bu sistem bilim adamlarının işini çok kolaylaştıracaktı. Böylece dev bir kütüphanede aradığınız kitabı hangi rafta kaçıncı sırada bulacağınızı kodlamış gibi olmaktaydınız. Yeni sistem bu nedenle çok kısa sürede kabul gördü. Bu kabullenimde Linne nin kişiliğinin ve hayata bakışının da çok büyük etkisi olmuştur. 9
10 BÖLÜM I. Carl Von Linnaeus 13 Mayıs Ocak 1778 Carl Linnaeus nin, soyadı oldukça ilginç biçimde Latin kökeni taşır. Babası Nils Ingemarsson dur. Ingemar Bengtsson; Ingemar, Bengts in oğludur anlamına gelir (Arapça ve Türkçe de de benzer isimlendirmeler bulunmaktadır. İbn-i Sina, Halid bin Velid, Mine Kışlalıoğlu gibi). Babası Lund üniversitesine kayıt için gittiğinde resmi işlemler için bir soyadı gerekti ve o da Tilia yani ıhlamur ağacı anlamına gelen (Linn) Linnaeus ismini seçti. Bu soyadı ailenin diğer üyeleri tarafından da zamanla beğenilince bazıları bunu, bazıları da Lindelius veya Tiliander soyadlarını kullandı. Nils Linnaeus ve Christina Linnaeus çifti kayınpederi ölünce şehir değiştirip Lüteryen rahip olarak işe başladı. Beş çocukları oldu. Babası aynı zamanda çok iyi bir bahçıvan ve botanikçiydi. Linnaeus un daha beş yaşındayken kendine ait bir bahçesi vardı. Çocukken babasının söylediği bitki isimlerini akılda tutamamak gibi bir sorunu ya da böyle bir oyun geliştirmiş olduğundan onlara kendince kolay isimler verdiğini söylermiş. Ailesi rahip olmasını istiyordu. Bu okulda sonradan çok işine yarayacak olan ağır bir Latince eğitimi aldı. Ancak arkadaşları ona küçük botanikçi diyorlardı. Okulda çok başarılı değildi, hocası Dr. Rothman onun bitkilere ilgisi nedeniyle tıp okumasını önerdi. O yıllarda hekim olmak için iyi bir botanik bilgisi gerekmekteydi zira doktorlar ilaçlarını kendileri yaparlardı de 20 yaşındayken Lund daki tıp fakültesine gitti. Ailesi tıp okumasını istemiyordu çünkü hiç paraları yoktu. Rothman onu destekleyince Lund a başladı, dokuz ay sonra hastalanıp eve döndü, yeniden daha prestijli bir okul olan Uppsala ya gitti. Burada Olof Celcius ile tanıştı. Onun evinde kaldı, Celcius ona yemek ve kitap yardımı yapıyordu. Bu sırada Artedi (Arctaedius) 10
11 ile tanıştı, en yakın arkadaşı ile canlıları sınıflandırma çalışmalarının temellerini attılar. Dr. Rothman ın verdiği bir kitap Vaillant ın Bitkilerde Üreme onu çok etkiledi (1717 baskı). İlk kez burada seksüel sistemi kullanma fikrini geliştirdi, stamen (erkek organ) ve pistillerin (dişi organ) dizilim ve sayıları olağanüstü akılda kalıcı idi. O günden sonra Artedi balık, sürüngen ve ikiyaşamlıları, Linne de kuş, böcek ve bitkileri sınıflandırmaya başladı. Artedi kazara bir kanala düşüp ölünce sistematik zooloji çok önemli bir ismi kaybetmiş oldu. Celcius un evinde dört makale yayınladı. Eşeysel analojilere ait çalışmalarını bu sırada şekillendirdi. Linne bir süre sonra Olof Rudbeck in evine geçti. Rudbeck in 24 çocuğu vardı. Son dört çocuğa ders vererek onun evinde kaldı. Rudbeck emekli olurken yerine Linne yi önerdi. Linne bir süre çalıştı ancak sonra yerini bir başkasına kaptırdı. Rudbeck daha önce Laponya ya gitmiş, materyal toplamış ve bu insanlara hayran geri dönmüştü ancak bu materyal bir yangında yandığı için Linne ye Laponya konusunu önerdi. İsveç Royal Academy of Sciences dan 600 bakır para destek alan Linne Laponya ya gitti, Bu km.lik gezi tüm hayatını değiştirdi ve onda çok derin izler bıraktı. Aldığı proje yetmediğinden iki kez borç para aldı. Laponya da insanların evinde kaldı, 5 ay sonra 100 yeni bitki türü ile geri döndü. Dönüşte maden analizi ve botanik dersleri verdi. Linne Laponya ya tekrar bu kez on gönüllü öğrenci ile birlikte gitti. Doğa ve kültüre ait pek çok gözlem yaptılar. Bu yolculukları sırasında Sara Elizabeth Moraee ile tanıştı. Linne olağanüstü romantik bir adamdı. Evlenmek istedi ancak hiç parası yoktu, arkadaşı Sohlberg ile Almanya ve Hollanda ya gitti. Burada malaria üzerine bir tez sunarak mastırını tamamladı. Beş parasız olduğu için İsveç e dönemiyordu, Linne nin insanları etkileme yeteneği inanılmazdı. Bazı zengin dostları ile burada Systema Nature nin ilk baskısını yayınladı. Amsterdam da bazı bahçeleri düzenledi, Flora Lapponica yı buralardan kazandıkları ile bastırabildi. Bu eser inanılmaz ilgi çekti. Ardından İngiltere ye geçti. Oxford dan Johan Jacop Dillenius önce onun yaptığı sistemi hiç beğenmedi botaniğe bir düzensizlik getirdiğini söyledi ancak bir süre beraber çalışınca Linne onu ikna etmeyi başardı. Daha sonra Paris e gitti, Fransız Bilimler Akademisi onu üyeliğe kabul etti, Classes Plantarum u yazdı. Kolera olup iyileşti. Çok ünlü bir tıp otoritesi ona G. Afrika ve Amerika yı kapsayan iki 11
12 yıllık bir gezi önerdi ama o Lisa sına dönmeyi tercih etti, 1738 de İsveç e döndü ve nişanlandı. Stocholm de fizik dersleri vermeye başladı, bir süre sonra yazın botanik kışın da maden dersleri veriyor, aynı zamanda fizikçi olarak da çalışıyordu. İsveç Bilimler akademisinin kuruluşunda görev aldı. Sonunda 1739 da evlenebildi. Karısı onun deyimiyle bir gece içinde bir canavara dönüştü. 5 çocukları oldu, tek oğlu Carl Linne Jr. babası gibi botanikçi olup emekli olduğunda yerini almıştır. Genç Linne babasının ölümünden sonra ve son yıllarında O nun koleksiyonunda çalışabilmek için her seferinde koleksiyonun yasal kontrolörü olan annesinden izin almak zorundaydı. Sonunda oğul Linne de ölünce kızları ve karısı notlarını, mektuplarını ve koleksiyonunun büyük kısmını 900 gine karşılığında İngiliz Sir James Edward Smith e satmıştır. Bu satış o yıllarda büyük ses getirmiş İsveç Kralının kendisi ve üniversite kütüphanesi talip olmuş ancak sonuç alamamışlardır. Ardından İsveç li bir tıp öğrencisi bu koleksiyonu almak istemiş ancak başaramayınca 1784 de satış kesinleşmiştir. Bu satıştan dört yıl kadar sonra İngiltere de Londra Linnean Society kurulmuştur ve bu eserler halen buradadır. Koleksiyonun dubliketleri oğlunun yardımı ile İsveç te kalabilmiştir. Carl Linnaeus evlendikten bir yıl sonra hocası Rudbeck ölünce, yerini almıştır (Doktora tezinde hocasına yazdığı giriş cümlesi çok ünlüdür). Berlin Bilimler Akademisi ne kabul edilen ilk İsveçlidir. Bu dönemden sonra pek çok akademiye kabul edilmiştir. Linne nin inanılmaz bir ders anlatma yeteneği vardı. Derslerini bazen 1500 öğrenci hatta yoldan geçen vatandaşlar izlerdi. Uzun arazi yürüyüşlerine çıkar ve karşılaştıkları her bitki veya hayvan için mutlak anlatacak bir şeyler bulurdu. Bunu küçük anekdotlar ve espriler ile süslerdi. Öğrencileri ona büyük hayranlık duyuyorlardı. Pek çoğu evinde kalırdı, büyük kısmını tıpkı kendisine yapıldığı gibi okutmuştur. Bu öğrenciler ona dünyanın her yerinden örnekler taşıdılar. Bazıları yollarda öldü, Cook ile Avustralya ya gidenler oldu, Japonya dan, Asya dan ve G. Amerika dan hocalarına örnekler taşıdılar. Linne nin İsveç ordusuna tüfek yapımında kullanmak için ceviz ağacı arama gezisi, İsveç te çay, kahve, kakao ve muz yetiştirme projesi gibi çok ilginç 12
13 fikirleri de vardı de Kaptan Elberg den çay filizleri aldı ve bunlara 1765 yazında çiçek açtırmayı başardı. Evinin özel bahçesi öğrencilere çalışma amaçlı açıktı, burada Rus Çariçesi II. Katerina dan aldığı tohumlardan Sibirya bahçesi oluşturdu. Erkek ( ) ve dişi ( ) yani mars ve venüs simgeleri ona aittir. Çiçek saati fikrini bulmuştur. Bazı çiçeklerin günün belli saatlerinde açtığını görerek buna göre kabaca saati tahmin edebilmektedir de soylu ünvanı aldı ve adı Carl von Linnaeus oldu. Aile arması doğayı tasvir ediyordu. Siyah dünya, yeşil bitkiler, kırmızı hayvanlar, mavi atmosfer ve beyaz da su idi. Ortada bir kalkan ve Linnea borealis bitkisi vardır de emekli olarak yerini oğluna bıraktı, ancak çalışmaya devam etti, 1770 de hastalandı ve çalışmayı bıraktı de öldü bitki ve 4400 hayvan türü halen onun adı ile anılır. Systema Nature nin 10. baskısı zoolojik nomenklatürün miladı olarak kabul edilir. Linne sonsuz bir dil yaratmıştır. Hiç bir dil bu kadar çok canlı türüne isim verme yeteneğine sahip değildir. Önceleri yakın dostlarının isimlerini vermiştir (Cliffortia, Rothmania, Rudbeckia gibi) ama ardından daha iyi bir yöntem bularak Heredot tarihinin ilk sayfasını açmış ve isimlendirmeleri burada gördüğü mitlere dayandırarak yapmıştır. Yani pek çok bitki ve hayvan ismi aslında İonca dır. Anadolu kökenlidir. Ne yazık ki bugün bu zenginlik körelmiştir. Ayrıca Tautonomiyi çok kullanmıştır (Pica pica vb). İnsan ve bitkilerin aşk hayatlarını karşılaştırma üzerine çok ilginç notlar almıştır. Çiçeklerin yaprakları yaratıcının inanılmaz bir düğün gecesi hediyesidir. Onlara gelin yatağını sunar, bu soylu yatak perdeler ile kaplanır ve gelin odası parfümle bezenir.... Bu anlatım biçimi 1700 lü yıllarda çok doğal olarak sert tepkiler de almıştır. Botanikçi Johan Siegesbeck bunu iğrenç bir sokak ağzı olarak nitelendirmiştir. Linne kendisine cevap vermek yerine 13
14 önemsiz bir zararlı ota Siegesbeckia ismini vermeyi tercih etmiştir. Linne nin sınıflandırması hiyerarşik ve binomialdi. Genus kelimesi Aristo zamanından beri bir grup benzer organizmayı ifade etmek için kullanılmaktaydı. Differentio spesifica her organizma tipinin spesifik farklılığı için kullanılıyordu ama bu durumda bazen çiftlik hayvanları ile sucul canlılar aynı gruba giriyordu. Linne paylaşılan ortak karakterleri cins için kullandı. Bugün modern filogenetik sınıflandırmada cins ortak bir atayı işaret eder. Systema Nature nin ilk 9 baskısında insan Homo diurnis (gündüz adamı) olarak verilmişti. Başlangıçta Linne de John Ray gibi natüralistti ve türlerin değişmez olduğuna inanıyordu. Unitas in omni specie ordinem ducit Türlerin değişmezliği düzen (order-ordo) için gereklidir. Ancak zamanla özellikle bitkilerdeki hibritleri fark etti, bu nedenle yaratılıştan sonra aynı cinsteki türler hibritleşme yolu ile değişmekteler dedi, yaşamının sonlarına doğru bunun cinsler için de geçerli olabileceğini söylüyordu. En çarpıcı ifadesi şuydu, Bir primae specie den (cennet bahçesindeki orijinal tür) yükselen yeni türler tanrının planı çerçevesinde oluştular. Ayrıca doğayı bir butcher s block ve ona karşı savaş olarak ifade etmiştir. Yani kısaca doğada bir rekabet ve çevre baskısı olduğunu düşünüyordu. Linne nin eserleri Erasmus Darwin tarafından İngilizce ye çevrilmiştir. E. Darwin in Zoonomia sı şüphesiz onun etkileri ile doludur. Lamarck ve E. Darwin de C. Darwin i etkiledi ve bugünkü sınıflandırma şekillendi. 14
15 BÖLÜM II. CANLILIK VE SU Dünya üzerinde bir milyonun üzerinde hayvan türünün varlığı bilinmektedir. Bunların yalnızca %5 i omurgalı, kalan %95 lik bölüm ise omurgasız hayvanlardır. Genel olarak 35 hayvan phylumunun 32 si omurgasızdır. Bu kadar geniş bir grup olduğu için de tam anlamıyla herhangi bir uzmanın kesin olarak omurgasızlar biyoloğu olma şansı bulunmamaktadır. Onun yerine protozoolog, entomolog, akarolog gibi ifadeleri tercih etmek daha doğrudur. Aynı öğrenme güçlüğü yeni başlayanlar için de geçerli olduğundan omurgasızlar biyolojisi dersinin sınırlarını daraltmak gereği ortaya çıkmaktadır. Ancak ne kadar daraltılırsa daraltılsın ana başlıklar ve çok önemli gruplar hakkında yeterli bilgi verilmesi mesleğimiz açısından gerekmektedir. Bunun için de her şeyin başladığı yeri yani su yu iyi tanıma yolunu izleyeceğiz. Denizler: Hayvanlar aleminin kökeninin ilk fosil kayıtlara ulaşılan dönemden çok daha önce arkezoyik okyanuslarda başladığı varsayılmaktadır. Hemen her büyük phylum üyelerinin denizlerde yaşayan bir formu mutlaka bulunduğu gibi Cnidaria ve Echinodermata nın hemen hemen tüm türleri denizeldir. Atasal denizdeki bazı hayvan gruplarının tatlı suları, bir kısmının da karayı tercih etmeleri çok daha sonraları ortaya çıkmıştır. Tatlı su ve kara ile kıyaslandığında denizlerin daha kararlı olduğu söylenebilir. Genellikle oksijen açısından bir sorun yoktur ve açık okyanusta tuzluluk oranı % arasında sabittir. Isı ve ışık miktarı derinliğe bağlı olarak değişir. Bu nedenle dünyanın yaklaşık %71 ini kaplayan okyanuslarda yaşam o kadar tekdüze devam etmez. Derinlik en önemli sınırlayıcılardan birisidir. En derin bölüm m. kadar olabilen abyssal katmandır. Bu bölüm okyanus tabanını oluşturur. İlk bölüm ise gelgit ile ortaya çıkan littoral hattır. Denizel organizmaların dikey yayılımı genellikle ışık geçirgenliği ve buna bağlı olarak derinlik ile ilgilidir. Fotosentez için yeterli miktarda ışık yüzeyden ancak 200 m derinliğe kadar etkili olabilmektedir. Buradan yukarısına euphotic bölge, buradan daha derin karanlık bölüme ise aphotic bölge adı verilmektedir. 15
16 Burada yaşayan canlılar genellikle dip kalıntıları ya da benzeri doğrudan fotosentez ürünü olmayan canlılar ile beslenen sıklıkla etçil organizmalardır. Okyanuslarda yüzebilen canlılar pelajik faunayı, tabanda yaşayanlar ise bentik faunayı oluşturur. Genellikle sığ sular omurgasız hayvanlar açısından son derece zengindir zira bu alanlar araştırmacıların en kolay ulaştığı bölgelerdir. Tatlı su ve Estuarinler: Dünyadaki tatlı sular da dikey ve yatay tabakalaşma gösterirler ancak daha küçük, daha sığ ve tuzsuz olmaları nedeni ile okyanuslardan ekolojik anlamda oldukça farklıdırlar. Göllerde çevre üzerinde en önemli olan faktör sıcaklıktır. Düşen sıcaklık ile daha yoğunlaşan okyanusların aksine tatlı sular en yoğun hallerine 4 C da ulaşırlar. Dünyanın ılıman bölgelerinde bulunan göller ilkbahar ve yaz dönemlerinde ısındığında sıcak olan su yukarıda kalırken daha serin ve yoğun olan su aşağıda kalır. Bu iki hat arasında sınırlı miktarda dönüşüm olur. Sıcaklığın değişimi ile birlikte bu iki tabaka da karışır. Tropikal göller yılda tek bir döngü geçirdiğinden görece daha kararlıdır. Bu tip göller eğer yeterince derin ise dip bölümleri anaerobiktir. Nehir ve dereler gibi tatlı su kaynaklarının denizlere karışması birdenbire olmaz. Her iki ekolojik ortamın birleştiği alanlar tuzluluğun normal denizden az olduğu sular ile karakterize edilebilecek olan estuarinlerdir. Estuarinler deltalar, kıyı şeritleri ile parmak biçimli deniz girintileri ile tanınırlar. Bu bölgeler genellikle gelgitlerden çok etkilenirler. Açık okyanuslarda yaşayan canlıların çoğu stenohalindir ve tuzluluğun azaldığı yerlerde yaşayamaz. Bu nedenle düşük ve değişken tuzluluğa sahip estuarin alanlarda genellikle euryhalin deniz canlıları ile tuzluluğa dirençli bazı tatlı su organizmaları bulunabilir. Bu faunada ayrıca sadece estuarinlerde bulunan ve başka hiçbir yerde yaşayamayan bazı türler de mevcuttur. Ilıman bölgelerde ve tropiklerde de çok özel yapıda farklı estuarinler bulunur. Bunların bazılarında açık kökler (pneumatoforlar) vardır ve bu alanlarda çok farklı bir omurgasız faunası gelişmiştir. 16
17 Plankton, Birincil Üretim ve Besin Zincirleri: Hem denizlerde hem de tatlı sularda serbest yüzen ya da suyun hareketi ile yer değiştiren mikroskobik canlılar bulunur. Bunlara genel olarak plankton adı verilir. Planktonlar bitki (fitoplankton) ya da hayvan (zooplankton) formunda olabilirler. Fitoplanktonlar diatomlar, dinoflagellatlar, siyanobakteriler ve alglerden meydana gelirler. Denizel zooplanktonlar iki biçimde olabilir: Bunlar ya bütün ömürleri boyunca planktondurlar (holoplankton) ya da daha sonra gelişecek olan larval formlardır ve bir süre sonra büyüyerek planktonluktan çıkarlar (meroplankton). Tatlı su planktonları sayıca daha azdırlar. Özellikle denizel planktonlar sucul besin ağının en önemli ve ilk ögelerinden birisidir. Tahmin edilebileceği gibi bu canlılar ışık, fosfatlar ve nitratlar gibi nütrient sorunu olmayan euphotic bölgede daha yoğundurlar. Gulfstream ve Sargossa Denizi gibi düşük prodüktiviteye sahip sular berrak ve mavi renkliyken planktonlar bakımından zengin sular yeşil ya da gridir. Zira planktonun az olduğu sularda ışık nispeten daha derinlere ulaşabilir ve mavi dalga boyu su molekülleri tarafından yansıtılır ancak planktonlar ve organik döküntüler sarı dalga boyunu yansıtmaktadırlar. Bu yansıma su moleküllerinin mavi yansıması ile birleşince ortaya yeşil ve gri renkler çıkar. Canlılık: Bütün canlılar temelde aynı sorunları çözmek zorundadırlar. Oksijen ve besin alımı, metabolik atıkların uzaklaştırılması ve türün sürekliliği. Bu sorunları karşılayan vücut yapısı da dört temel etken ile ilişkilidir. (1) Yaşanılan ortam koşulları, deniz, tatlı su ya da kara (2) Vücut büyüklüğü (3) Hayvanın yaşama şekli ve (4) Hayvanın genomu. Özellikle bu sonuncu etken hayvanın yaşam biçimini doğrudan kontrol etme özelliğindedir. Örneğin salyangozların vücut yapıları konusunda olağanüstü bir çeşitlilik vardır ancak yine de temel bir faktör bunların yaşam biçimlerini sınırlandırır, mesela hiç uçan bir salyangoz yoktur. Diğer faktörlerin etkisi daha karmaşık olabilir. Yaşanılan Ortam Koşulları Canlılar üç temel farklı ortamda bulunabilirler tuzlu su, tatlı su ve karalar. Denizler genel olarak oldukça kararlıdır. Dalga hareketleri, gelgitler, okyanusların dikey ve yatay karışım hareketleri deniz suyunun sürekli 17
18 karışmasını sağlar ve böylece çözünmüş gazlar ve tuzların derişimi az çok sabit kalır. Yüzme kolaylığı nedeni ile vücut desteği sorunu azaldığından en büyük omurgasız canlılar denizel formlardır. Deniz suyu vücut sıvıları ile az çok isoozmotik olduğundan su tuz dengesini sağlamak oldukça kolaydır. Aynı nedenlerden dolayı üreme de kolaylaşmakta, yumurtalar döllendikten sonra embriyolar çürüme, tuz dengesi ve ani değişen akıntı sorunları ile karşılaşmamaktadırlar. Tatlı sular denizlere göre daha az kararlıdır. Akıntıların şiddeti, süresi ve debisi değişken olduğu gibi ağır yağmurlar ve kuraklık da oldukça etkilidir. Küçük göllerde oksijen oranı ve su miktarı sınırlayıcıdır. Tuzlu su gibi tatlı su da vücuda destek olur ancak su ve tuz dengesini korumak oldukça güçtür. Su ozmotik farklılıktan dolayı sürekli vücuda girdiğinden bunun dışarı atılması gerekir. Bu nedenle tatlı su canlılarında fazla suyu dışarı pompalayan ve gereken tuzu içerde tutmaya yarayan yapılar ve düzenlemeler gelişmiştir. Genel olarak tatlı sularda yumurtalar ebeveynler tarafından korunur ya da serbest yüzmek yerine bir yere yapıştırılıp sabitlenir. Ayrıca larval dönem genellikle görülmez. Serbest yumurta ve larvalar akıntılar ile kolayca sürüklenip kaybolabilir. Yumurtalar doğrudan ergine dönüştüğünden bunlarda ek besin miktarı (yani yumurta sarısı) fazladır. Hem tatlı sularda hem de denizlerde yaşayan sesil canlılarda azotlu atıklar amonyak halinde atılır. Amonyak çözünür ve toksik olduğundan atımı sırasında çok fazla su da kaybedilir. Ancak bu elbette sucul canlılar için bir sorun olmaz. Karasal canlılar en zor koşullarda yaşayan türlerdir. Suyun hücrelere ve vücuda desteğinden yoksundurlar. En önemli sorun buharlaşma ile su kaybıdır. Karasal canlılarda integümen dış çevre ve vücut arasında iyi bir bariyerdir. Havadaki oksijen oranı suya göre daha fazladır ancak solunum yüzeylerinin her zaman nemli olması gerekir. Bu nedenle solunum organları vücut içine çekilmiştir. Azotlu atıklar daha az toksik ve daha az su kaybına neden olan üre ya da ürik asit halinde atılır. Döllenme vücut içinde olmak zorundadır ve yumurtalar ya nemli bir yere bırakılmalı ya da çok dayanıklı bir 18
19 kılıf ile kaplı olmalıdır. Bazı eklembacaklılar ve böcekler dışında gelişim doğrudandır. Vücut Büyüklüğü Vücut büyüklüğü arttıkça hacme göre vücut yüzeyi oranı azalır çünkü hacim kübik olarak artarken yüzey alanı doğrusal boyutların karesi biçiminde artar. Küçük hayvanlarda yüzey alanı hacme göre büyük olduğundan atıkların atılması ve gaz değişimi genel vücut yüzeyinden difüzyon yolu ile kolayca yapılır. Ayrıca vücut içi dolaşım da yine yalnızca difüzyon ile sağlanır. Ancak karada yaşayan küçük hayvanlar genellikle çoğu vücut yüzeyi ile gerçekleşen yoğun su kaybı ile karşı karşıyadırlar. Vücut büyüdükçe organizma içi dolaşım zorlaşır ve yalnızca difüzyonla sağlanamaz hale gelir. Daha büyük hayvanlarda bu durum sölom ve damar dolaşımı sisteminin gelişmesine yol açmıştır. Omurgasızlar; Protozoa, Porifera, Placozoa, Cnidaria ve Ctenophora hariç olmak üzere sölom bakımından Coelomata, Pseudocoelomata ve Acoelomata olmak üzere üç gruba ayrılırlar. Coelom (sölom), mezoderm tarafından astarlanan bir vücut boşluğudur. Söloma sahip olan hayvanlar coelomata (sölomlular) grubunda sınıflandırılır. Pseudocoelom (yalancı sölom), mezoderm tarafından astarlanmayan vücut boşluğudur. Bunlarda vücut boşluğu mezoderm ile endoderm arasında yer alır ve mezodermden değil blastosölden meydana gelir, ayrıca mezodermik hücresel bir zarla astarlanmaz. Bu grup hayvanlar pseudocoelomata grubunda sınıflandırılır. Bazı organizmalar söloma sahip değillerdir. Böyle organizmalar acoelomata grubunda sınıflandırılır. En basit bilateral metazoon omurgasızlar acoelomatlardır. Yaşama Şekli Serbest yaşayan hayvanlar genelde bilateral simetrilidirler. Sinir sistemi ve duyu organları, bu kısım çevre ile ilk karşılaşan yer olduğundan vücudun ön kısmındadır. Bir yere tutunarak yaşayan yani sesil organizmalar genelde küresel simetri gösterirler. Radyal simetri de sesil yaşam için oldukça avantajlıdır. Zira hayvan böylece her yönden gelen tepkileri algılayabilir. İskelet, zarf ve tüp yapıları da sesil organizmaları predatörlere karşı koruyan yapılardır. 19
20 Omurgasızlarda embriyonik gelişim sırasında blastoporun yaşam boyunca ağız olarak kalıp kalmamasına göre bilateral hayvanlar iki gruba ayrılır. 1. Protostomia, bunlarda embriyonik blastopor canlının gelişimi sırasında esas ağıza dönüşür ve anüs arka kısımdaki ektodermin içeriye çökmesiyle oluşur (Annelida, Arthropoda, Mollusca). 2. Deutorostomia, bunlarda blastopor anüse dönüşür ve ağız ön kutupta ilk olarak bir ektoderm kesesi şeklinde yeniden oluşur (Echinodermata, Hemichordata, Chordata). Bu ontogenetik farklılık, belli bir organ topografisinin oluşmasına neden olur. Örneğin protostomlarda merkezi sinir sisteminin uzantıları bağırsağın ventralinde, deutorostomlarda ise dorsalinde bulunur. Gastrulasyonun başlaması ve ilkel bağırsağın animal kutba doğru ilerlemesi ile bilateral simetri oluşur. 20
21 21
22 BÖLÜM III. SUBREGNUM: PROTOZOA Protozoa (protos= ilkin; zoon= hayvan) bir hücreli mikroskobik hayvanlardır. Bir protozoonun yapısı çokhücreli hayvanların bir hücresine karşılıktır fakat fonksiyon bakımından çokhücreli bir organizmanın bütün temel görevlerini yerine getirir. Birhücrelilerin hepsi mikroskobik hayvanlar olmakla beraber büyüklükleri oldukça değişiktir. Bazıları 2-3 mikron boyunda olup çoğu 250 mm. den daha küçüktür. (Nadir olarak mm. boyunda olanlara da rastlanır, örneğin Sporozoa'dan Porospora gigantea, Foraminifera dan Psammonyx vulcanicus 6 cm. ve Radiolaria dan Collozoum spp. yaklaşık 20 cm. uzunluğundadırlar) 'den fazla birhücreli hayvan türü bilinmektedir. Bunlar tatlı sularda, denizlerde, nemli topraklarda yani sulu ortamda yaşarlar. Bir kısmı da diğer hayvanların vücudunda parazittir. Kuru yerlerde ancak kist halinde bulunurlar. Bu geçici bir korunma durumu olup aynı zamanda birhücrelilerin yayılması bakımından da avantaj sağlar. Böylece kuş, böcek ve rüzgarla her yere taşınabilirler. Kistler ya sadece organik maddeden (jelatin, pseudokitin, sellüloz) veya organik ve inorganik maddelerden (SiO 2 ve Ca 2 CO 2 ) yapılmıştır. Kist meydana geleceği zaman hayvan bütün organellerini kaybeder. Yuvarlak bir şekil alır. Kendi etrafına saldığı jelatinli tabaka sertleşir. Normal şartlar başlayınca kist parçalanır ve yeniden organeller oluşur. Denizde yaşayanlarda kuruma tehlikesi olmadığından genellikle kist oluşumu yoktur. Vücutları sitoplazma ve nukleustan ibarettir. Sitoplazma ektoplazma ve endoplazma olmak üzere iki kısma ayrılmıştır. Dışta yer alan ektoplazma granülsüz veya çok az granüllü ve yoğun, iç kısımda bulunan endoplazma ise granüllüdür. Ektoplazma ve endoplazma arasında geçiş vardır. Genellikle hücre zarı yani pelikula (veya pellicula) altında ektoplazma, anterior uçta cytostom (hücre ağzı) ve cytopharynx bulunur. Besin sitoplazma içine geçerken etrafında bir zar şekillenerek koful oluşur. Sindirim bu kofulun içinde gerçekleşir. Posterior uçta cytopig (hücre anüsü) bulunur. Hücre anüsü bir çok 22
23 kamçılıda ve özellikle sillilerde görülür. Hücre anüsü çok dar yapılı olduğundan, varlığı ancak dışkılama sırasında belirlenebilir. Bir veya daha fazla nukleuslu olabilirler. Tek nukleuslu formlara monoenergid, çok nukleuslulara da polyenergid adı verilir. Bir hücrelilerde bütün hayatsal olaylar organeller ile yapılır. (Belirli bir ödevi olan sitoplazma farklılaşmalarına organel denir). Hareket organelleri pseudopod (yalancı ayak), flagellum (kamçı) ve sillerdir. Pseudopodların yeri değişken olup vücudun herhangi bir yerinde oluşup, kaybolur. Buna karşın kamçı ve siller yeri ve şekilleri sabit olan organellerdir. Sporozoa ve Ciliatlar da vücudun uzayıp kısalması myonem adı verilen kas lifleri ile yapılır. Sporozoa gibi parazit birhücrelilerde hareket organeli genellikle yoktur. Bununla birlikte bir kısmı gelişimin erken evrelerinde yer değiştirebilirler. Kayma şeklinde olan özel bir yöntem ile hareket edebilirler. Kamçı ve siller hareketten başka duyu organı görevini de görürler. Bundan başka bazı flagellatlarda göz vazifesini gören ve ışıktan etkilenen stigma bulunur. Ciliatlar ın bir çoğunda uyartı nakleden organeller de tesbit edilmiştir. Bunlar sillerin dip cisimlerini birbirine bağlayan ektoplazmik fibrillerdir. Bir hücrelilerin bazılarında örneğin amiplerde vücut ince bir zarla örtülüdür. Plasmolemma adı verilen ve çok ince olan bu zar madde alış verişini düzenler. Fakat hayvanın vücuduna belirli ve sabit bir şekil vermez. Buna karşın bir çok protozoonda korunma ve destek organelleri vardır. Bu organeller sayesinde vücut şekilleri sabit kalır. Koruma ve destek organelleri yapılarına göre iki türlüdür; 1. Euplasmatic: Sitoplazmanın farklılaşmasından meydana gelen organellerdir; fibriller, aksopodların eksen çubukları, radyolenlerin iç kapsülleri, pelikula vs. 2. Alloplasmatic: Sitoplazmanın salgı maddesinden meydana gelen organellerdir; örtüler, kabuklar, evcikler, kistler ve iskeletler. Örtü ve kabuklar vücut yüzeyine yapışıktır. Evcikler ise yalnız belirli yerlerde yapışıktır. 23
24 Beslenme farklı şekillerde olabilir; I. Ototrof: Bitkilerdeki fotosenteze karşılıktır. Yani anorganik maddeleri organik hale getirirler (bazı flagellatlar). II. Saprozoik: Erimiş haldeki organik maddelerle beslenirler. Bu maddeler bakteriler tarafından parçalanmış olan organik maddeler, vücut sıvıları ve barsak sıvıları olabilir (parazit yaşayanlar ve renksiz flagellatların bir kısmı). III. Miksotrof: Hem organik ve hem anorganik maddelerle beslenirler (Euglena gibi). IV.Heterotrof: Katı organik maddelerle beslenirler (serbest yaşayan birhücrelilerin çoğu). Boşaltım organeli, osmoz sonucunda ve besin maddeleri ile birlikte sitoplazma içersine giren fazla suyun dışarı atılmasına yarayan kontraktil vakuollerdir. Deniz formlarında çok nadir olarak bulunur; parazitlerde ise yoktur. Esas olarak tatlı su protozoonlarında mevcuttur. Katı atıklar çok defa sitoplazmada biriktirilir. Öyle ki bu durum bir çeşit atık pigmentasyonuna (renklenmesine) neden olur. Çoğalma farklı şekillerde görülebilir, 1. Bölünme: Enine (Ciliata) veya boyuna olmak üzere (çoğunlukla flagellatlarda) ikiye bölünme. 2. Tomurcuklanma: İkiye bölünmenin bir modifikasyonuna tomurcuklanma adı verilir. Öncelikle tomurcuk taslağı meydana gelir. Bu taslak ana hayvanın büyüklüğüne erişince koparak ondan ayrılır veya koloniler oluşur. 3. Çoklu bölünme: Nukleus bir çok defalar bölünür. Sonra sitoplazma nukleus sayısı kadar parçalanır. Çoğalma neticesinde fertler bazen bir arada kalarak kolonileri meydana getirirler. Protozoa da ayrıca eşeyli çoğalma da görülür. Döllenme üç farklı şekilde olabilir. 1. Kopulasyon, 2. Autogamie, 3. Konjugasyon. 1. Kopulasyon: Yüksek organizasyonlu hayvanlarda olduğu gibidir. Birleşen hücrelere gamet, birleşme ürününe zigot denir. Basit halinde, kopulasyon yapan gametler normal vegetatif bireylerden farklı değillerdir. Yani bunlarda gametleri verecek olan fertler bir çoğalma evresi geçirmeden doğrudan 24
25 gametlere değişirler. Böyle bir kopulasyonda eşeysel bir çoğalmadan bahsedilemez. Çünkü redüksiyon yoktur. Diğer durumda ise gametler vegetatif bireylerden farklıdır. Esas organizmanın ikiye bölünmesi (mayoz bölünmesi sonucunda) meydana gelir ve kromozom sayısı yarıya iner. Birleşen gametler ya görünüşleri aynı isogamet (isogamie) veya farklı anisogamet (anisogamie)'dir. Anisogamide yedek besin maddesi içeren gamete dişi veya macrogamet diğerine de erkek ya da microgamet denir. Sporozoonlar da izogamiden çok hücrelilerdeki oogamie'ye kadar bütün tipler görülür. 2. Autogamie: Kendi kendini döllemedir. Çoğunlukla bir kist içinde meydana gelir. 3. Konjugasyon: Yalnız Ciliatlar da görülen özel bir döllenme şeklidir. Biyologlar bazı birhücre üyeleri bitki, bazıları hayvan özelliği gösterdiğinden bunları bakteri ve küf mantarları ile birlikte Protista alemi içinde incelemektedirler. Protista evrimi eukaryotik hücrelerin evrimidir ve halen yaşayan protistler bu sürecin farklı aşamalarını yansıtmaktadır. İlk protistler muhtemelen besinlerini fagositozla alan ameboid formlardı. Bir çok protistin mitokondrionları vardır ve bunlar endosimbiyotik teoriye göre simbiyotik prokaryotik organizmalardı. Flagella mitokondriondan önce gelişmiş olabilir, zira bugün yaşayan bazı flagellatlarda mitokondrion bulunmaz. Günümüzde yaşayan bir çok flagellat yine geçmişte muhtemelen kamçılı eukaryotlar ile prokaryotik simbiyontlardan türeyen kloroplastlara sahiptir. Protista evriminde bazı türlerin kloroplastlarını kaybederek sekonder heterotrof olduğunu ve benzer şekilde bazılarının da kamçılarını yitirerek sekonder ameboid olduğunu görmekteyiz. Bu nedenle bazı amiplerin kamçılılara daha yakın olduğunu bilmekte ve dolayısıyla Protozoa yı flagellatlar, amipler ve akrabaları, spor meydana getirenler ve ciliatlar olarak sınıflandırmaktayız. Class: Flagellata (Mastigophora) Bir veya birkaç kamçısı olan birhücrelilerdir. Yaklaşık 6900 türü bilinmektedir. Kendi içerisinde fitoflagellatlar ve zooflagellatlar olarak ikiye ayrılmaktadır. 25
26 Fitoflagellatlarda bir veya iki kamçı bulunur, ayrıca tipik olarak kloroplastları vardır. Bitki benzeri kabul edildiklerinden pek çok botanikçi bunları algler içinde incelemektedir. Bu grupta Euglena, Chlamydomonas, Volvox gibi iyi bilinen bazı canlılar vardır. Zooflagellatların bir ya da bir çok kamçısı bulunur, kloroplastları yoktur ve hepsi heterotroftur. Bazıları serbest yaşarken, büyük çoğunluğu kommensal, simbiyotik veya parazitiktir. Ototrofik beslenirler ve klorofil II taşırlar. Eğer klorofil ll başka pigmentler tarafından maskelenmemiş ise bu durumda canlı yeşil renkte görülür. Eğer ksantofil baskın ise bu durumda renk kırmızı, turuncu, sarı ya da kahverengi olabilir. Flagellata da hareketi sağlayan kamçı birden fazla ise bunlar çok farklı uzunluk ve biçimlerde olabilir. Kamçı itme ve çekme işlemlerini yapabilir. Böylece hayvan iki zıt yönde hareket edebilir. Bazı kamçıların üzerinde ince başka kamçılar vardır. Bunlara mastigonem adı verilir. Zooflagellatlarda besin alımı ve sindirim büyük çeşitlilik gösterir. Bazı türler koloni oluşturabilir. Subclass: Phytomastigophorea (Bitkisel Kamçılılar) Zoomastigophoreadaki gibi ordolara ayrılmamış Euglena viridis: Tatlı su birikintilerinde, havuz sularında en çok rastlanan yeşil renkli kamçılılardır. Vücutları iğ şeklinde olup pelikula ile kaplıdır. Ancak kamçının dibinde kamçı kesesi, pelikula ile kaplı olmayıp dış ortamla doğrudan doğruya temastadır. Euglena nın yeşil rengi kromotoforlarında bulunan klorofilden kaynaklanmaktadır. Bu klorofil sayesinde fotosentez yapabilirler. Bunun yanında hayvanlar gibi organik maddelerle heterotrof olarak da beslenebilirler. Euglena lar hareket organeli olarak vücutlarının ön tarafında kamçı kesesinde dip taneciği ile başlayan bir kamçıya sahiptirler. Ancak canlı hayvanlarda kamçı sürekli hareketli olduğundan zor görülür. Kamçı kesesinin yanında yıldız biçiminde ince kanallarla çevrilmiş kontraktil koful vardır. Kontraktil koful, içinde biriktirdiği sıvıyı kamçı kesesine boşaltır. Oradan da dışarı atılır. Hayvanın ön tarafında ufak ve kırmızı bir leke halinde stigma vardır. Stigma 26
27 ışıktan etkilenen ve ışığa yönelmeyi sağlayan bir organeldir. Hayvanın orta tarafında yuvarlak küre şeklinde bir nukleusu bulunur. Çoğalmaları eşeysiz olarak boyuna hücre bölünmesi şeklinde olmaktadır. Euglena nın hücre duvarı yoktur. Ancak hücre zarının iç tarafında protein şeritler halinde kontraktil lifler vardır. Bu lifler kasılıp gevşeme yaparak hücrenin şeklini değiştirebilir. Kamçı ile sağlanan harekete ek olarak bu lifler de harekete yardımcı olur. Hayvan, sitoplazmasındaki kloroplastlardan dolayı açık yeşil görünür. Bunların ayrıca besin depo eden yapılar olduğu sanılmaktadır. Diğer bir besin depo eden yapılar da Paramylon granülleri adı verilen yapılardır. Bu yapılar nişasta benzeri bir karbonhidratı depolamaktadır. Ceratium hirundinella: Çoğunlukla kirlenmemiş göllerde bulunur. İki kamçıya sahiplerdir. Bir tanesi enine kısa ve diğeri boyuna uzun kamçılardır. Vücut yüzeyini fazlalaştırmaya yarayan dört tane uzantıları vardır. Vücutları hücre yüzeyinin çoğunluğunu kaplamış olan selüloz plaklarla örtülmüştür. Klorofil taşırlar. Ancak klorofiller çoğunlukla diğer pigmentler tarafından örtüldüğünden rengi pek yeşil görülmez. Hücrenin geniş kısmının içinde büyükçe bir nukleusları bulunur. Volvox spp.: Büyük jelatin küreler halinde koloni oluştururlar. Her birey, ucu kürenin merkezine dayanan, altı köşeli jelatin bir piramidin içinde bulunur. Komşu bireyler sitoplazma köprücükleri ile birbirleriyle ilişkilidir. Koloninin belirli bir hareket yönü vardır. Ön kutupta yani hareket yönündeki bireylerin çoğalma yetenekleri yoktur. Generatif bireylerin sayısı daha azdır. Bir koloni bireyinin birbirini izleyen bölünmeleri ile küçük bir koloni meydana gelir. Bu tomurcuk koloni ana koloninin patlaması ile serbest kalır. Eşeyli üreme de görülür. Erkek ve dişi gametler ya aynı kolonide (Volvox globator) ya da ayrı ayrı kolonilerde (Volvox aureus) meydana gelir. Noctiluca miliaris: Denizlerde yaşarlar. Noctiluca ların küre biçiminde ve 1mm. kadar çapındaki vücutlarının önemli bir kısmı jelatine benzeyen bir maddeden yapılmış ve dış 27
28 taraftan pelikula ile çevrilmiştir. Pelikula bir noktadan dışarıya doğru ince bir şerit şeklinde ve üzerinde enine çizgiler bulunan bir tentakül uzantısı meydana getirir. Tentakül genel olarak su yüzeyinde pasif olarak yüzen bu hayvanın hareketini temin eder. Tentakülün dibinde küçük bir yarık şeklinde sistostom ile harekete yaramayan küçük bir kamçı bulunur. Sistostomun biraz altında bol sitoplazma ile çevrilmiş bir nukleus vardır. Sitoplazma bu bölgeden hayvanın esas yapısını teşkil eden jelatinimsi maddeyi geçerek vücuda ağ şeklinde yayılır. Noctiluca ların parlama özellikleri vardır. Bunların binlercesi deniz yüzeyinde bir arada bulunurlar ve sakin gecelerde hafif dalgaların etkisiyle yakamoz adı verilen parıldama olayını meydana getirirler. Subclass: Zoomastigophorea (Hayvansal kamçılılar) Ordo: Choanoflagellata Bu ordo üyeleri deniz ve tatlı sularda bulunurlar. Tek bir kamçıları vardır ve bunun etrafında yaka biçiminde bir yapı bulunur. Proterospongia gibi koloni halinde yaşayan formlarda bireyler salgıladıkları jel benzeri bir yapı ile ya da yakaları ile birbirlerine tutunur. Yaka ile tutunuyorlar ise bu durumda tüm kamçılar aynı yöne doğru dönüktür. Proterospongia choanojuncta hem koloniyal planktonik evre hem de kamçısız soliter döneme sahiptir. Protozoa içinde çok hücreli hayvanlara en yakın grup Choanoflagellatlardır. Ordo: Kinetoplastida Serbest ya da çoğunlukla parazit yaşarlar. Kinetoplast adı verilen ve tek, büyük, uzantısız bir mitokondrion içerisinde bulunan bir DNA kütlesi bulunur. Kamçılarından bir ya da ikisinin bazal gövdesi bu kinetoplastın üzerinde yer alır. Leismania: Bu genus'a bağlı türlerin bazısı böceklerde bazısı omurgalılarda yaşar ve önemli hastalıklara neden olur. 28
29 Leishmania donovani: Kala-azar (kara humma, iç organlar leishmaniasisi) hastalığının etkenidir. Hindistan, Güney Rusya, Çin, Türkistan, Irak ve Akdeniz havzasında görülür. Başka memleketlerde hem çocuk hem de büyükler hastalığa yakalanabildikleri halde Akdeniz havzasında özellikle 4 yaşın altındaki çocuklarda görülür. Parazit memeli konakçısında dalak, karaciğer, kemik iliği, barsak ve lenf bezlerinin kan hücrelerinde (reticulaendothelial) bulunur. İnsan vücudundaki hücrelerde kamçısını kaybetmiştir. Hareketsiz olan form amastigot, hareketli olan form promastigot olarak adlandırılır. Amastigot formlar makrofajlar içerisine girerek sayıca çoğalırlar. Oluşturdukları bu yapı LD cisimciği olarak isimlendirilir. Hücre içinde çoğalır, çoğalma sonucu hücreler patlar, genç fertler yeni hücrelere geçer. Bir kısmı da dolaşım sistemine geçer, ara konakçı sinek (Phlebotomus) böyle bir kanı emince hastalık etkenini alır. L. donovani sinek vücuduna geçince kamçılı hale geçer, orta barsakta (mide) çoğalır oradan ön barsağa ve tükrük bezlerine geçer. Hastalarda karaciğer ve dalak şişer. Kansızlık baş gösterir. Hastalık belirtileri sımayı andırmasına karşın ondan farklı olarak ateşi izleyen terleme ve titreme durumları gözlenmez. Damar tıkanıklıkları ortaya çıkar. İç organlarda büyüme gözlenebilir, deride soluklaşma ve katlanma sonucu koyu renkli lekler ortaya çıkar. Düzensiz nöbetler sonucu hasta tedavi edilmezse öldürücüdür. Leishmania tropica: Asya, Afrika, İran, Arabistan ve Türkiye de bulunur. Avrupa memleketlerinden (İspanya, İtalya, Yunanistan ve nadiren Fransa'da rastlanır). Yurdumuzda Güney ve Güneydoğu illerinde vardır. Böceklerden (Diptera) ara konakçısı Phlebotomus papataci dir. Parazit ara konağın orta barsak epitelinde çoğalır, ön barsağa doğru yayılır, epipharynxe yerleşir ve nihayet sineğin bir insanı ısırması ile memeli konukçuya geçmiş olur. Memeli konukçularındaki kuluçka süresi birkaç gün, haftalar ve hatta bazen 3-4 yıl olabilir. Deride önce sivilce şeklinde bir kabarcık daha sonra birkaç santimetrelik yara meydana gelir. Bir yıl içinde yara kurur ve bir leke bırakır. Onun için hastalığın bir başka ismi "yılçıbanı" veya şark-çıbanı" (Kütanöz Leishmaniasis) dır. Bazı hallerden sonradan bakterilerinde yaraya girmesi ile yara daha çok büyüyebilir. 29
30 Trypanosoma: Bu genus omurgalı hayvanlarda kan paraziti olan türleri içerir. Serbest olarak kanda yaşar onun dışında diğer sistemlerde de görülür. Konakçılar arasında kan emen omurgasız hayvanlar aracılığı ile yayılır. Parazit, omurgalı hayvanın vücudunda tam bir Trypanosoma karakteri gösterir. Burada parazitin vücudu uzar, iki uç sivrileşir, dalgalı bir zar içinde uzanan kamçı görünür. Trypanosoma türleri bütün hayvanlarda bulunabilir, ancak muhtemelen bu konakların yeni olması nedeniyle insanda ve evcil hayvanlarda patojendir. Hastalık yapan türler tropik bölgelerde yaşar. Trypanosoma brucei: Sığırlarda nagana hastalığına sebep olur. Güney Amerika da görülür. Trypanosoma gambiense: Afrika da uyku hastalığının etkeni olup en önemli patojen trypanosomalardandır. Glossina palpalis yani çeçe sineği ile taşınır. Yalnızca promastigot formu bulunur. Parazit, sineğin sindirim kanalında çoğalır, gelişimini tamamlar. Tükrük bezine geçer. Sinek insanın kanını emerken paraziti memeli konukçusuna bulaştırır. Düzensiz aralıkla nöbet başlar. Hastanın ateşi yükselir, lenf bezleri şişer, Bu dönem Hematolenfatik dönem olarak adlandırılır. Parazitin metabolizma sonucu meydana getirdiği maddeler hastada felç yapar ve "uyku" haline neden olur. Sinir sistemini istila ettiğinde genel olarak öldürücüdür. Ordo: Polymastigida Dört ya da daha çok (bazen bin kadar) kamçıları bulunur. Kamçı grupları çok sayıda mikrotübüler ve fibriler organel ile birleşerek bir mastigont sistemi oluştururlar. Çok az serbest yaşayan formu vardır. Çoğu omurgalılar ve böceklerin vücudunda anaerobik olarak yaşar ve tipik olarak mitokondrionları bulunmaz. 30
31 Giardia intestinalis: Çoğunlukla omurgalı hayvanların ve memelilerin ince bağırsaklarında parazit olarak yaşayan bir türdür. Trofozoit ve kist olmak üzere iki ayrı formda bulunur. Trofozoit şeklinde altısı önde ve ikisi arkada olmak üzere toplam sekiz kamçısı vardır. Vücudun arka tarafı sivri yapıda olup karın tarafının öne yakın kısmında vantuz şeklinde bir tutunma yüzeyi bulunur. Bu yapı sayesinde hayvan bağırsak epiteline tutunarak beslenir. İki tane büyük nukleusları vardır. İnsanda karaciğer, ince ve kalın bağırsak, safra kesesi ve safra yollarında yaşar. A, D, E, K vitaminlerinin ve yağların sindirimini engeller. Giardiasis hastalığının etkenidir. İyi yıkanmamış sebze ve meyvalar, kirli su ve ellerle taşınır. İştahsızlık, uykusuzluk, karın ağrısı ve kansızlık yapar. Teşhis en pratik şekilde hasta olduğu sanılan kişinin gaitasının mikroskobik incelemesiyle yapılır. Trichomonas vaginalis: İnsanlarda ürogenital sistemde yaşayan dört kamçılı bir parazittir. Öncelikle vajinada nadiren idrar kesesi ve prostatta yaşarlar. Kadınlarda semptomatik iken, erkeklerde asemptomatiktir. Kısırlığa ve ağrılara ayrıca kadınlarda çok ağır kokulu, yeşilimsi sarılı renkte akıntılara neden olur. İleriye doğru hareketi sağlayan dört adet serbest ön kamçı ve kendi etrafında hareketi ile yön değiştirmeyi sağlayan az gelişmiş bir dalgalı zar ile bir posterior kamçısı bulunur. Class: Sarcodina Bu sınıfa dahil hayvanlarda vücut şekilsiz ya da simetrisiz olduğu gibi küresel simetri gösterenleri de vardır. Flagellatlar dan daha basit olup, gelişim dönemlerinde bazen kamçı içerirler. Yine Flagellatlar dan farklı olarak vücut yüzeyinde pelikula bulunmaz. Vücut ordolara göre çıplak veya kabukludur. Sitoplazma bariz biçimde ekto ve endoplazma kısımlarına ayrılmış veya ayrılmamıştır. Nukleus bir veya daha fazladır. Hareket ve besin alma organeli çeşitli tipteki yalancı (Pseudopod) ayaklardır. Yalancı ayaklar loblu (lobopod), iplik gibi (filopod), ağ (retikulopod) şeklinde 31
32 yahut desteklidir (aksopod). Deniz ve tatlı sularda yaşarlar. Tatlı sularda yaşayanlarda 1-2 kontraktil koful vardır. Bazılarında kabuk, evcik, bazılarında sitoplazma içinde SiO 2 den ibaret iskelet bulunur. Çoğalmaları ikiye veya daha fazla parçalara bölünme ya da tomurcuklanma ile olur. Ordo: Amoebozoa: Sitoplazma ekto ve endoplazmaya ayrılmış hareket loblu lobopod veya iplik filopodlarla olur, bunlar ya bir yerden çıkar veya vücut yüzeyine dağılmıştır. Subordo - Amobina Amoeba (Çıplak amipler): Bu subordo'nun en tipik örneği amip cinsidir. Amipler tatlı sularda yaşarlar. Çapları mikron kadardır. Sitoplazma ekto ve endoplazma olarak belirli bir şekilde ayrılmıştır, bir veya birkaç tane besin vakuolü, küre şeklinde bir kontraktil vakuol (nadiren 2-3) ve disk şeklinde nukleusları vardır. Pseudopodları lobopod veya filopod şeklinde olup bu harekete amoeboid hareket denir. Amoeboid harekete birçok Protozoa da rastlandığı gibi kan hücrelerinden akyuvarlarda da görülür. Pseudopodun meydana geldiği bölgede endoplazmanın kolloid hali değişir. Gel halindeki endoplazma sol haline geçer. Amipin kontraksiyonu ile arka bölgede sol haline geçen endoplazma pseudopod yönünde akar. Amip sudaki besin parçasını çevirir ve onu içine alır. Sindirim vakuol içinde olur. Sindirilmeyen artıklar hücrenin herhangi bir bölgesinden dışarıya atılır. Çoğalma eşeysizdir. İkiye bölünme tomurcuklanma ve çoklu bölünme ile olur. Amoeba proteus: Çapı mikron olan en büyük amip türlerindendir. Amoeba vespertilio: En çok görülen tatlı su formlarından biridir. 32
33 Entomoeba coli: İnsan kalın barsağında kommensal olarak yaşar. Besin kofulu içinde yemiş olduğu bakteri maya ve diğer mikroorganizmalar vardır. Entomoeba histolitica: İnsanlarda amipli dizanteriyi yapar. Histos (doku) ve lytic (parçalayan) kelimelerinden türetilmiş olup kısaca doku parçalayan, doku eriten anlamındadır. Barsak epitelini yediği için bu şekilde isimlendirilmiştir. Parazit barsak boşluğunda iken minuta adını alır. Minutalarda besin kofulu içinde bakteri yoktur (E. coli den farklı). E. histolitica kistleri su vs. ile alınır. Kistler sindirim borusunda açılarak amipler barsak dokularına girer. Barsak duvarına yerleştikten sonra magna adını alır. (Barsak epitelini ve alyuvarları yediği için vakuolde alyuvarlara rastlanır). Minutalar barsak boşluğunda kist teşkil eder ve ancak yeni bir konağa (insana) geçtiği zaman açılır. Kanlı ve mukuslu ishal ile belirgindir. Bu tür ayrıca kan yolu ile karaciğer, akciğer, ürogenital organlar ve beyine taşınarak buralarda apse gelişimine de neden olmaktadır. Entomoeba gingivalis: Diş eti amipi. İnsan, diğer primatlar, kedi ve köpeklerde bulunur. Yalnız trofozit formu vardır. Ağızdaki diş taşı miktarı ile doğru orantılı olarak yaygınlığı artmaktadır. Naegleria fowleri: Menenjit amipi. Normal olarak çamurlu sularda, göl, yüzme havuzu ve durgun su birikintilerinde, konakta ise burun-içi mukozası, koku alma siniri (nervus olfactorius), beyin-omurilik sıvısı ve beyinde bulunur. Ülkemizde henüz görülmemekle beraber tüm Avrupa da mevcuttur. İnsan ve farelerde yaşar. Koku alma kanalına giren amipler buraya ve beyine yerleşir. Ani ölümcül bir hastalık olan primer amibik meningoensefalit (PAM) hastalığına neden olur. Menenjit basitçe beyin ve omuriliği kuşatan zarların iltihabıdır. Burun iltihabı, yüksek ateş, bulantı, baş ağrısı ve göz ağrıları ile kendini gösterir. Armut biçimli vücudun ön ucundan iki adet kamçı çıkar. Kötü besin şartlarında ve düşük sıcaklıklarda şekillenir. 33
34 Subordo - Thecamoeba (Kabuklu amipler) Bu grupta kadeh, şişe, yumurta vs. şeklinde olan bir kabuk meydana getirilir. Kabuğun organik maddesine dışardan alınan anorganik maddeler de karışır. Pseudopodların dışarı uzanabilmeleri için kabukta bir tane büyük veya daha fazla küçük delik bulunur. Arcella vulgaris: Nukleus iki veya daha fazladır. Saat camına benzeyen kabukları vardır. Pseudopodlar filopod cinsindendir. Difflugia spp. : Balon şeklinde olan kabukları yabancı cisimlerle sertleşmiştir. Pek çok türü vardır. Ordo - Foraminifera: Vücut plazmasında bariz bir ektoplazma ayrımı yoktur. Dallanan pseudopodları vardır. Hepsi kabukludur ve kabuğun üzerinde çok sayıda küçük delik bulunur. Foraminiferlerin türünden i fosildir. Kalker kabuklar çok iyi fosil bırakırlar. İlksel formlar kum, kitin, sünger spiküllerinden, yüksek formlar ise kalsiyum karbonattan yapılmış kabuk içerirler. Kabuk boşluğu ya tek bir odacıktan ya da ara bölmeler ile birbirinden ayrılmış olan bir çok odacıktan oluşmuştur. Foraminifer kabuklarının deniz dibinde birikmesi ile tebeşir ve kalker tabakaları teşekkül etmiştir. Denizlerde yaşarlar. Pseudopodların hepsi ya büyük delikten çıkar veya buna ilave birçok küçük delik bulunur. Salyangoz kabuğu biçimindedir. Bölünerek çoğalırlar. Bir veya daha çok sayıda küçük nukleus içerirler. Ammodiscus spp.: Kabuk bir odacıklı olup kumdan yapılmıştır. Az veya çok helezonlu boru şeklindedir. Nummulites spp: Çap 19 cm. büyük fosil formlar bu cinstendir. Kabuk üzerinde ikinci bir kabuk daha vardır. mercimeğe benzer 34
35 Foraminiferlerden Fusulinidae familyası birinci zamanın son devrinde oldukça kısa bir süre (75 milyon yıl) içerisinde büyük bir gelişme göstermiş ve sonra yok olmuştur (bunların bazıları sığ deniz tabanını kaplayan çapı 2 cm. kadar olan büyük tek hücrelilerdir). Genellikle bu fosillere petrolün bulunduğu yataklarda rastlanır. (Bir petrol kuyusu kazılırken tortul kayaları arasında birbirini izleyen ince tabakalar halinde Fusilinidae türlerinden oluşan katlar görülür. Tabakalardaki (belli bir kısmı içinde bulunan) türlerin incelenmesiyle sondaj yapılan yerde paleozoik tabakada ne kadar ilerlendiği tahmin edilebilir. Ordo - Heliozoa (Güneş hayvancıkları) - Küre şeklindedirler. Sitoplazma ekto ve endoplazma bölgelerine ayrılmışlardır. Dıştaki ektoplazma bir veya daha çok vakuollüdür. Endoplazma orta bölgede granüllü olup nukleuslar yer alır. Çoğu tatlı sularda yaşar, vücut çıplak veya kabuk kafesle örtülüdür. Pseudopod destekli tipinde (aksopod) olup, ekto-endoplazma sınırından, ya da nukleustan hatta çok nukleuslu türlerde her biri bir nukleustan çıkar. Actinosphaerium spp.: Örtü ve iskeleti yoktur. Aksopodların eksen çubukları ekto ve endoplazma sınırında olup endoplazmada 200 veya daha fazla nukleus vardır. Ektoplazmada 2-14 kontraktil koful yer alır. Kokmuş bataklık sularında bulunur. Clathrulina spp.: Küre şeklinde büyük delikli pseudokitinden iskeletleri vardır. Boru şeklinde uzun bir sapla kendilerini tespit ederler. Ordo Radiolaria: Sitoplazmaları iç ve dış olmak üzere kapsül ile iki bölgeye ayrılır. Kapsül organik madde ve pseudokitinden yapılmıştır, bu kapsül üzerindeki delikler vasıtasıyla iki sitoplazma bölgesi temas halindedir. Genellikle silisyum dioksitten pek azında da stransiyum sülfattan yapılmış (kalsiyum veya aliminyum silikatta olabilir) değişik şekillerde hayvanlar aleminin en güzel ve zarif iskeletlerini salgılarlar. Başlıca iskelet elementleri iğne, diken, dallı veya çatallı çubuklar ve muhtelif şekilde delinmiş küreledir. (Bunlar kapsülün iç ve dışında bulunabilirler) Bu iskeletler okyanus tabanında 35
36 çamur haline gelir ve basınçla çakmak taşı gibi silisli kayalara dönüşür. Endoplazmada bir veya daha çok nukleus, yağ damlacıkları, ektoplazmada besin vakuolleri, pigmentler ve yağ damlaları (birhücreli alg) yer alır. Bir kısımdan çok sayıda pseudopodlar çıkar. Pseudopodlar çoğunlukla filopod veya aksopod tipindedir. Bu ordoda kontraktil vakuol yoktur. Dış tabakalarını genişleterek suda farklı seviyelere iner ve çıkarlar. Denizlerde yaşarlar, genellikle plankton hayvanlardır. Heterotrofturlar, flagellatlar ve diatomeler ile beslenir. Theopilium: İskelet miğfer şeklinde-akdeniz de bulunur. Heliosphaeera: İskelet kafes şeklinde - Akdeniz de bulunur. Class: Sporozoa 4000 türü bilinmektedir. Zigot dışında her zaman haploittir. Omurgalı ve omurgasız hayvanlarda hücre içi ve hücre dışında yaşayan parazitlerdir. Her tür belirli bir konakçıda yaşar. Yuvarlak veya oval bir hücreye benzerler. Tek bir nukleusları vardır. Parazit olduklarından hareket ve boşaltım organelleri yoktur. Sporozoonlar konakçı vücudunda bir süre eşeysiz olarak çoğalır. Bu tarz çoğalmaya schizogonie, ana sporozoona schizont ve bölünme sonucunda meydana gelen genç hayvana da merozoit denir. Merozoitler sağlam konukçu hücrelere hücum ederler ve diğer hücreleri aşılarlar. Merozoitlerin büyümesi ile yine eşeysiz çoğalan schizontlar veyahut eşeyli olarak çoğalan gamontlar teşekkül eder. Parazit organizma ancak spor ile çoğalma yani sporogonie yolu ile başka konukçulara geçme imkanını bulur. Yaşam döngüleri üç bölüme ayrılabilir; 1. Sporogonie (spor ile çoğalır) 2. Schizogonie (eşeysiz çoğalır) 3. Gametogonie (eşeyli çoğalır). Schizogonie periyodunun sonuna doğru bazı gametler macro ve microgamete dönüşerek eşeyli çoğalırlar. Gamontlar 36
37 çoğunlukla bölünerek veya doğrudan doğruya gametleri (micro ve macro gamet) meydana getirir. Gametlerin birleşmesi ile ortaya çıkan zigot yardımı ile parazitin geçişi olur. Zigotun etrafı koruyucu sert bir kabukla örtülür, onun için buna spor denilir. Sporozoa adı buradan gelmektedir. Zigot (spor) içinde çok sayıda genç fert teşekkül eder. Spor başka bir konakçıya geçince muhafaza parçalanır ve genç sporozoitler serbest hale geçer. Büyüyerek schizont haline gelir. Bazı türlerde zigotun bir konakçıdan diğerine geçişi kan emen bir ara konakçıyla olur. Bu halde zigot etrafında kabuk bulunmaz. Sporozoanın çoğunda, bir hayat devri içinde schizogonie ve sporogonie birbirini takip eder. Bu çoğunlukla konakçı değişimi ile birlikte görülür. Eimeria spp: Küçük bir çiyan cinsi olan Lithobius ların barsak epitelinde ayrıca kümes hayvanlarının barsaklarında da yaşar. Plasmodium spp.: Anopheles cinsinden dişi bir sivrisinek bir insanı soktuğunda deride açtığı deliğe biraz da tükrük akıtır. Şayet bu sinek Plasmodium lu ise tükrük içerisinde bulunan sporozoidler kana geçer ve eritrositlere girerler. Sporozoitler eritrositin içinde büyüyerek amip şekilli bir schizont haline geçerler. Oradan karaciğere girer, burada multible füzyon (çok parçaya bölünme) geçirerek merozoitler oluşur. Bu faz yaklaşık 10 gün sürer, çıkan merozoitler tekrar karaciğer hücrelerine saldırarak schizogonie ile çoğalabilirler. Merozoitler daha sonra eritrositlere saldırırlar ve burada tekrar schizogonie geçirirler. Eritrositin içi merozoitler ile dolunca parçalanır ve serbest kalan merozoitler schizogonieyi tekrarlamak üzere diğer eritrositlere girerler bu bir süre devam ettikten sonra schizontlar merozoitlere kıyasla daha büyük olan ve daha çok besin maddesi ihtiva eden erkek ve dişi gamontlara değişirler. Gamontlar ancak ara konak vazifesi gören bir sivrisineğin barsağına geçebilirler ise gelişmelerine devam ederler. Bu dönemde erkek gamontlar çoklu bölünme ile 4 veya 8 microgamet meydana getirir. Dişi gamontlar olgun macrogametlere değişirler. Döllenme sivrisineğin barsak boşluğunda olur. Zigot uzundur ve amoeboid hareket eder. Buna ookinet zigot 37
38 denir. Ookinet sivrisineğin barsak epitelinden geçerek barsak kaslarına yerleşir ve etrafı kalın bir kılıfla çevrelenir. İçerde çoklu bölünme ile pek çok sayıda sporozoit meydana gelir. Kılıfın patlaması ile serbest hale gelen sporozoitler sivrisineğin vücut boşluğundan geçerek tükrük bezlerine gelirler. Böyle bir sivrisineğin insanı sokması ile Plasmodium'un hayat devresi tamamlanmış olur. Nöbetler daima merozoitlerin kan içine dökülmesi zamanına rastlar. İlk nöbetten bir hafta sonra gametler teşekkül eder. Gamontlu kan emmek sureti ile sivrisinekler enfekte olur. Sivrisinekteki gelişme gün arasındadır. Enfeksiyondan sinek etkilenmez. Plasmodium vivax: 48 saatte bir alyuvarlar parçalanarak merozoitler kana geçer. Alyuvarların patlamasından önce titreme, patlamasından sonra ateş gelir. Bu parazitin neden olduğu sıtmaya Tersiana denir. Plasmodium falciparum (Lavenaria malaria): Tropik sıtmaya sebep olur. 48 saatte schizogoni devresi tamamlanır. Eritrositlerin birbirine yapışması sonunda kılcal damarların tıkanma tehlikesi vardır. Beyin ve kalp damarları tıkanırsa ölüme sebep olur. Plasmodium malaria: Schizogoni devresi 72 saattir. Quartana tipi sıtmaya neden olur. Toxoplasma gondii: Hücre içi parazitidir. Vücutta en çok RES hücrelerinde, sinir dokuda, göz retinasında, uterusta ve beyinde bulunur. Bu parazitin konakları çeşitlidir. Fare, tavşan, kedi, köpek, domuz, tavukta bulunabilir. Bulaşmaları genellikle enfekte etlere değip eli ağıza götürme, çiğ et yeme, kedi dışkısı veya ölmüş hastalıklı hayvanlar gibi yerlerle temastaki sinek ve hamam böceği gibi hayvanların temas ettiği besinlerin yıkanmadan yenmesi, kirli ellerin ağıza götürülmesi gibi yollarla bulaşabilir. Sağlam deriden vücuda giremez. En çok bulaşma kedi ve köpekten kaynaklanmaktadır. 38
39 Yaşam döngülerinde Sporogonie (spor ile çoğalma), Schizogonie (eşeysiz çoğalma) ve gametogonie (eşeyli çoğalma) görülmektedir. Sporogonie ve schizogonie ara konakta, gametogonie ise son konak olan kedi ve kedigillerde gerçekleşmektedir. Toxoplasma gondii nin ookist, tachzoite ve bradyzoite formları bulunmaktadır. Ookistlerde, herbiri dört adet sporozoyit taşıyan iki sporokist yer almaktadır. Tachyzoitler sporozoyitlerin gelişmesi sonrası oluşan hareketli formlardır. Bradyzoitler ise tachyzoitlerin doku içerisine girmesi sonucu oluşan doku kistleridir. Hamile insanların bu paraziti taşıması durumunda da parazit anneden henüz doğmamış bebeğe geçebilmektedir. Parazitin ne tehlikeli etkisi bu durumda görülmektedir ki bebekte düşük, ölü doğum, doğumda ölüm, hidrosefali, beyinde ve gözde hasar, karaciğer ve dalak büyümesi gibi etkiler gösterebilmektedir. Yetişkinler genellikle bu parazite karşı taşıyıcı konumundadırlar. Yetişkin birisi hastalık belirtisi göstermeden yıllarca bu paraziti taşıyabilir. Hastalık durumunda grip benzeri belirtiler göstermektedir. Ayrıca lenf düğümleri şişer. Ağır durumlarda yüksek ateş, kas ve kemik ağrıları, akciğer ve kalp-damar sistemi bozuklukları, uyuklama gibi belirtiler gösterir. Bu parazitin teşhisi zordur. En iyi teşhis yolu lenf düğümleri, BOS (Beyin omurilik sıvısı), kemik iliği, karaciğer gibi organlardan biyopsi yaparak mikroskopta incelemektir. Class: Ciliata 7200 türü bilinmektedir. Vücutları oval, küre, silindir, vazo vs. gibi değişik şekillerde olup pelikula ile sarılmıştır. Bazıları üzerini örten zarın (pelikula) elastiki olması sebebi ile şekillerini değiştirebilir. Sitoplazmaları ektoplazma ve endoplazma bölgelerine ayrılmıştır. Ektoplazmada kirpikler (sil), miyonemler, besin alma ile ilgili olan organeller, kontraktil vakuoller ve savunma organeli olan trikosistler bulunur. Endoplazma granüllü bir sıvı halindedir. Burada besin kofulları yedek besin depoları (glikojen ve yağ) ve nukleuslar görülür. 39
40 Hareket organeli olan siller beslenmede de etkili kısa iplikçiklerdir. Bunlar ektoplazmada bulunan dip taneciklerinden çıkarak pelikulayı deler ve yüzeye geçerler. Uzunlamasına ve diagonal olarak sıralanmış vaziyettedirler. Ciliat'ların bir kısmı da dip taneciklerini birbirine bağlayan ipliksi bir sistem mevcuttur. Siller yapı ve fonksiyonları bakımından flagellatların kamçılarına benzerlerse de boyları kısa ve sayıları fazladır. Vorticella gibi bazı Ciliat gruplarında düz veya çizgili kas liflerinden ibaret miyonemler vardır. Bu lifler sayesinde bütün vücut veya bazı kısımları kontraksiyon yapabilir. Heterotrofturlar, bazıları bakteri, küçük birhücreliler ve çürümüş besinler ile geçinir. Bunlarda peristom bölgesindeki tüylerin hareketi ile ağıza doğru bir su akımı oluşturulur. Besinler titrek tüylerin hareketi ile cytostom ve huni şeklindeki cytopharynxten geçer. Bu arada küresel biçimde toplanan besin koful içine alınır. Besin kofulları sitoplazma içinde belirli bir yönde hareket ederler. Sindirilen besinler koful membranından sitoplazmaya geçer, artık maddeler ise sitopig'den dışarı atılır. Tatlı sularda yaşayan türlerin ektoplazmasında ve belli yerlerde kontraktil kofullar vardır. Paramecium'da kontraktil koful etrafında daire şeklinde sıralanmış toplayıcı kanallar vardır. Trikosistler, korunma organelidir. Bunlar ektoplazmada, vücut yüzeyine dik olarak sıralanmış oval veya çomak şeklinde küçük organellerdir. Mekanik veya kimyasal uyartı karşısında pelikulada bulunan delikten fırlatılarak sivri uçlu uzun iplik halini alırlar. Paramecium gibi bazı cinslerde bu organeller bütün vücutta, yahut vücudun belli bölgesinde bulunur (Didinium). Endoplazmada macronukleus ve micronukleus vardır. Macronukleus beslenmede rol oynar. Micronukleus, çoğalma ile ilgilidir, sayısı 1-80 kadar olabilir. Bölünmeleri enine ikiye bölünme şeklindedir. Nadiren boyuna olur. Macronukleus amitoz, micronukleus mitozla bölünür. Vorticella 'da olduğu gibi yeni teşekkül eden fertler bir araya gelerek koloni meydana getirebilirler. Yalnız Suctoria alt-sınıfında tomurcuklanma ile çoğalma görülür. 40
41 Ciliatlar da Protociliata hariç hepsinde eşeysel çoğalmaya benzetebileceğimiz konjugasyon görülür. Konjugasyonda bireyler ağızlarınının bulunduğu kısımdan yan yana gelerek bir çift teşkil ederler. Bu sırada çiftteki her organizmanın macronukleus'u parçalanarak kaybolur. Micronukleus'lar ise, üst üste iki defa bölündüğünden her bir fertte 4 nukleus meydana gelir. Bunlardan üçer tanesi sitoplazma içinde erir. Geriye kalan birer nukleus bölünerek ikişer nucleus meydana getirir. Bu sırada yan yana gelmiş olan iki Ciliat'ın hücre zarı eriyerek arada bir sitoplazma köprüsü teşekkül etmiştir. Her iki organizmanın nukleuslarından birisi sitoplazma köprüsü yolu ile diğerine geçer ve orada bulunan nukleus ile birleşir. Bundan sonra fertler birbirinden ayrılır. Bu dönemden sonra örneğin Paramecium caudatum 'da üç bölünme ile 8 nukleus teşekkül eder. Bunlardan üç tanesi kaybolur. Geriye kalanlardan 4'ü macronukleuslar ı bir tanesi de micronukleus u meydana getirir. Paramecium ve micronukleus bölünür. Macronukleuslar paylaştırılır. Paramecium ve micronukleuslar tekrar bölünür. Neticede bir macro bir micronukleusu olan 8 Paramecium meydana gelir. Ciliata sınıfı 3 alt sınıfa ayrılır: l- Subclass; Protociliata 2- Subclass; Euciliata 3- Subclass; Suctoria 1- Sub Class: Protociliata: Vücut şekilleri yuvarlak veya yassı olup siller vücudun her tarafında bulunur. Hücre ağzı ve kontraktil koful yoktur. Nukleus iki veya daha çok bölünme ile ve konjugasyonla değil kopulasyon şeklinde eşeyli olarak çoğalırlar. Kurbağaların larva ve erginlerinde nadiren de diğer soğuk kanlı ve omurgalılarda barsak parazitidirler. Opalina ranarum: Vücut yassı ve çok nukleusludur. Su kurbağalarının son barsağında parazittir. 2- Subclass: Euciliata: Hücre ağzı vardır, genç ve ergin safhaları kirpikli olan Ciliatlardır. 41
42 1- Ordo - Holotrichia: Basit yapılı siller kısa ve eşit boyda bunlar ya boyuna sıralar halinde bütün vücut yüzeyini kaplar veya kemer oluşturacak şekilde sıralanırlar. Ağız yüzeyde veya içeri çökük bir çukur (peristom) dibindedir. Paramecium spp.: Bu grubun en çok bilinen cinsidir. Şekli nedeni ile terliksi hayvan olarak da adlandırılır. Tatlı su birikintilerinde, havuz sularında yaşarlar. Vücutları dış taraftan pelikula ile kaplıdır. Pelikula hayvanın direncini artırdığı gibi vücut şeklinin sabit kalmasını da sağlar. Sitoplazmaları ektoplazma ve endoplazma olmak üzere iki tabakalıdır. Vücutlarının bir tarafı içeriye doğru girmiştir. Buraya ağız çevresi anlamında peristom denir. Peristom vücudun içine doğru huni şeklinde daralarak vestibulumu meydana getirir. Vestibulumun sonunda hücre ağzı yani cytostom vardır. Ağızdan sonra hücre yutağı, yani cytopharynx gelir. Cytostom ve cytopharynx pelikula ile kaplı olmayıp çıplaktır. Vücudun dışı tamamıyla sillerle kaplıdır. Sillerin hareketiyle sitostoma doğru sürüklenen besin maddeleri sitostomun sonunda bulunan bir çukurda toplanırlar. Bu kısım besinle dolunca küçük bir torbacık halinde sitoplazmaya doğru çökerek kopar ve sitoplazma içinde bir besin kofulu meydana getirmiş olur. Besin kofulu içindeki besinler asidik ve bazik tepkimelerden geçirilerek sindirilir, sindirilmiş besin kofuldan sitoplazmaya emilir. Besin kofulunda kalan artıklar ise bu kofulun hücre anüsü ile birleşmesiyle dışarı atılır. Paramaecium da vücuda sürekli giren fazla suyun ve sıvı haldeki artıkların atılması için yeri belli olan iki adet kontraktil koful vardır. Bunlar ardışık olarak birkaç saniyede bir kasılarak biriktirdikleri sıvıyı hücre dışına pompalarlar. Sitoplazmasında macro ve micro olmak üzere iki nukleus vardır. Macronukleus beslenme, micronukleus üreme ile ilgili olaylarda görevlidir. Paramaecium bursaria: Geniş ve yassı olduğundan yeşil renkli görülür (zooklorel= yeşil renkli alg, sitoplazmada simbiyoz olarak bulunur). 42
43 Paramecium caudatum: En çok rastlanan türdür. Macronukleus böbrek biçimindedir. Colpidium colpoda: Şekil olarak böbrek gibidir. Dileptus spp.: Ön uçta uzun ve kontraktil bir hortum bulunur, arka uç sivri, macronukleus tespih tanesi gibi bir veya birçok kısımlıdır. 2-Ordo- Spirotricha: Peristomun sağından veya ön kenarından cytopharynx e inen adoral membranal bölge içeren tüm Ciliatlar bu grupta yer alır. Kirpikler kaynaşıp zar şekline dönmüştür. Sub Ordo 1- Heterotrichae - Kirpikler vücudun her tarafında eşit ve uzun sıralar oluşturacak tarzda dizilmiştir. Ayrıca ağzın bulunduğu bölgede cytopharynx e kadar devam eden bir kirpik bölgesi vardır. Stentor spp. (Borozan hayvanı): Vücut huniye benzer biçimdedir. Ağızları vücudun geniş tarafında olan ağız çukurunun (peristom) dibindedir. Membranel bölgesi peristomun etrafını sardıktan sonra helezonlar teşkil ederek sitofarinkse iner. Genellikle kendilerini bir yere yapıştırılar ancak buradan ayrılarak serbest yüzdükleri de görülür. Macronukleus tesbih şeklinde olup micronukleus bir veya birden fazladır. Balantidium spp.: Omurgalı (domuzlarda) ve omurgasız hayvanların barsaklarında parazit olarak yaşar. Sub Ordo 2 - Entodinomorpha : Sınıfın en kompleks grubudur. Vücudun arka ucunda değişen sayı ve biçimde dikenimsi uzantılar yer alır. Ağız bölgesinden başka diğer bölgelerde de membranal bölgeler vardır. 43
44 Entodinium spp.: Siller yalnız adoral bölgede yer alır. Sığır, koyun, deve vs. geviş getiren hayvanların sindirim sisteminde yaşar. Arka ucu uzantılıdır. Ophryoscolex spp.: Arka uçtaki uzantıların dışında bazı türlerde ön uçta da diken çelenkleri vardır. Daha çok keçilerde bulunur. 3 - Ordo - Peritrichia: Siller diğer ordolara göre daha azalmıştır. Vücudun ön ucunda daire biçiminde peristom vardır. Bu kısımda etrafı sillerle çevreli iç ve dış sil kemeri bulunur. Adoral bölgedeki siller dalgalı bir zar görünümünde. Bazılarında vücudun arka tarafında halka şeklinde sıralanmış siller bulunur ve genellikle vücutları bir sap ile tutunmuştur. Çoğalmaları diğer Ciliatlardan farklı olarak boyuna bölünme iledir. Konjugasyon da görülür. Vorticella spp.: Vücutları çan biçimindedir. Bunlar kendilerini bir sap ile bir yere iliştirirler. Siller sadece peristom bölgesinden başlayarak hücre ağzına doğru helezon biçiminde iki sıra teşkil eder. Bu sillerin hareketiyle peristom bölgesinden hücre ağzına doğru besin maddelerini de beraberinde sürükleyen devamlı bir su akıntısı meydana gelir. Sitostomları, huni biçiminde hayvanın içine doğru daralarak uzanan vestibulumun sonundadır. Beslenme Paramaecium da olduğu gibidir. Kontraktil kofulları bir tanedir. Macro ve micro olmak üzere yine iki nukleusları vardır. Ufak bir sarsıntı veya herhangi bir dokunma sonucu Vorticella lar birdenbire geri çekilirler. Bu esnada sapları helezon biçiminde kıvrılır, peristom bölgesi bir kapak gibi kapanır. Peristomun kenarları ise bir torba gibi büzülerek vücudu üst taraftan örter. Hayvanın bu durumu uzun sürmez ve kısa bir süre sonra gevşeyerek eski haline gelir. Bu ani kasılma ve uzama, hayvanın sapından başlayarak vücudunda radiyer bir tarzda yayılan miyonem adı verilen kontraktil tellerin kontraksiyonu ve sonra gevşemesiyle oluşur. Vorticella microstoma: Pis sularda görülür. Vorticella nebulifera: Temiz sularda görülür. 44
45 3 - Sub Class Suctoria: Gençleri serbest yüzer ve kirpikli Ciliatlara benzer. Ergin safhada silleri yoktur. Yerine emme tentakülleri meydana gelmiştir. Doğrudan doğruya veya sap ile kendilerini bir yere tesbit ederler. Sap kutikuladan yapılmıştır. Uzayıp kısalamaz. Bir adet oval biçimli uzun veya dallı macronukleus veya daha fazla sayıda micronukleus bulunur. Besin alma organelleri emme tentakülleridir, bunlar ektoplazmanın tüp şeklindeki uzantılarıdır. Sitoplazmalar ekto ve endo olmak üzere ikiye ayrılır. Emme tentakülleri avın üzerine yapışır ve av felce uğratılır. Sonra da emilir. Eşeysiz çoğalma iç ve dış tomurcuklanma ile olur. Eşeyli çoğalma ve konjugasyon da görülür. Ephelota gemmipara: Emme tentaküllerinden başka sivri uçlu tentakülleri de vardır. Denizlerde yaşarlar. 45
46 BÖLÜM IV: SUBREGNUM: METAZOA Metazoonlar erken embriyonik gelişim dönemleri sırasında bir blastula evresi geçiren çokhücreli, hareketli, heterotrofik organizmalardır. Sünger ve mercan gibi bazı gruplar sesil hale geçse de bunların da yaşamları sırasında mutlaka bir hareketli larval dönemleri bulunmaktadır. Metazoa üyelerinin çeşitliliği olağanüstü boyutlardadır. Birçok zoolog metazoonların evriminde koloniyel teoriyi kabul etmektedir. Buna göre Metazoa kamçılı kolonilerden evrimleşmiştir. Metazoa içinde kamçılı sperm hücrelerinin varlığı, aşağı Metazoon gruplarda ve bir kısım sünger, hidra ve deniz anemonları ile mercanlarda monociliatların (yani tek ciliumlu hücreler) görülmesi gibi farklı bulgular bu görüşü desteklemektedir. Volvox gibi bazı koloni halinde yaşayan küre biçimli kamçılıda hem sperm hem de yumurtanın evrimleşmesi nedeni ile bu grup ve halkasal süngerlere benzeyen hücreleri nedeni ile de Choanoflagellatlar köken olarak kabul görmektedir. Choanoflagellatların bazıları koloni halinde yaşarken, bazıları soliterdir. Metazoon hücrelere benzer şekilde mitokondrionları ve sil kökleri bulunur. Ayrıca kamçının etrafında yaka benzeri bir mikrovillus halkası vardır. Bu yapı süngerler başta olmak üzere bir grup çokhücrelide de görülür. Koloniyel teoriye göre ilkin metazoonlar küre biçimli, içi oyuk, koloniyel kamçılılardan evrimleşmiştir. Bu ilkin grupta hücreler en dış yüzeyde tek kamçılıydı, koloninin belirli bir anterior ve posterior ekseni bulunmaktaydı ve hareket anterior kutba doğruydu. Üreme ile görevli olmayan somatik hücreler, üreme ile görevli hücrelerden farklılaşmıştı. Bu hipotetik aşamaya blastaea denilmektedir ve bu dönemin tüm hayvanlarda gelişim boyunca görülen blastula evresini yansıttığı düşünülmektedir. Somatik hücrelerin iş bölümü sonucu hücrelerin biraraya gelmesi süreci yani özelleşme fazlalaştı ve sonuçta bir hücreli koloni yapısı zamanla çok hücreli tek bir çokhücreli canlıya dönüştü. Bir Chaonoflagellat kolonisi koloninin tüm bireyleri kollektif olarak hareket ettiğinden bir süperorganizma olarak tanımlanabilir. Bu süperorganizma çokhücreli denilebilecek tek bir canlı yeni bir organizasyon düzeyine geçişi sağladı ve bu özelleşme organeller ile değil hücrelerin farklılaşması ile meydana geldi. 46
47 Hücrelerin farklılaşması her ne kadar metazoon organizasyonun en önemli özelliği gibi kabul edilse de vücudu oluşturan farklı yapıdaki hücreler rasgele düzensiz bir dağılım göstermez. Benzer hücreler biraraya gelerek dokuları meydana getirir. Bir çok hayvanda epitel ve bağ olmak üzere iki tip doku bulunur. Epitel hücreleri sıkıca bir araya gelerek tabakalar oluştururlar ya da bazı salgı kütlelerini meydana getirirler. Bu hücreler eğer koruma tabakası olarak iş görecekler ise yassı ve ince yapıdadırlar. Epitel hücrelerin salgı, absorbsiyon ya da fagositik fonksiyonları var ise bu durumda yapıları kübik veya küreseldir. Epitel hücreler genellikle sillidirler. Tek sil bulunması hali daha ilkeldir, evrimsel derecesi yüksek hayvanlarda sil sayısı fazlalaşmıştır, o nedenle sil ve kamçı yapısı aynı olduğundan süngerler gibi tek kamçılı yaka hücresi içerenlerde bunlar kamçılı değil monociliatik olarak kabul edilebilir. Bağ doku tipik olarak yayılmış hücreler ve bunlar arasında genellikle su ve protein fibrilleri içeren bir hücrelerarası maddeden oluşur. Bu fibrillerin önemli bir kısmı kollojen adı verilen özel bir proteindir. Bağ doku yoğun olarak fibril ya da benzeri maddeler (örneğin silisyum ve kalsiyum karbonat) içeriyorsa bir anlamda iskelet görevi de görür. Bu tip mineraller spikül ve ossikül haline dönüşerek dokuya desteklik sağlar. Deniz anaları gibi çok az hayvanda bağ dokuda (mesoglea) hücre bulunmaz. 47
48 BÖLÜM V: PHYLUM: PORIFERA (Süngerler) 150 tatlı su türü dışında bilinen yaklaşık türü denizlerde özellikle kayalık, kabukluların yoğun olduğu ya da mercanların bulunduğu yerlerde yaşar. Bazı türler ise çamurlu tabanlarda bulunur. Bir kısmı sığ suları tercih ederken, cam süngeri gibileri derin yerlerde yaşar. En basit Metazoa phylumudur. Porifera birçok hayvansal karakterden yoksundur. Örneğin bir baş kısmı veya anterior kısım, ağız, vücut boşluğu ve hareket yoktur. Bu nedenlerden dolayı antik dönem bilim adamları tarafından bitki oldukları düşünülmüştür. Su akışının vücut içindeki hareketinin anlaşıldığı 1765 yılından itibaren hayvanlar arasında incelenmeye başlanmışlardır. Çoğu tabanlarda sert yüzeylere yapışarak yaşarlar. Süngerler basit aquatik (sucul) canlılardır. Bunlar daha yüksek canlılarda bulunan pek çok özellikten yoksundurlar. Süngerlerin doku veya organları yoktur. Ayrıca sindirim boruları ve sinir sistemleri de bulunmaz. Süngerler regenerasyon yapma yeteneğindedirler. Regenerasyon vücudun kopan veya zarar gören parçalarının yenilenmesi işlemidir. Büyüklükleri çok değişiklik gösterir pirinç tanesi kadar olanları olduğu gibi bir metre çapında da olabilirler. Bir kısmında radial simetri gözlenirken çoğunluğu iri ve düzensiz çıkıntıları olan şekilsiz canlılardır. Genellikle parlak renklidirler. Sarı, yeşil, turuncu, kırmızı ve mor renkli olanları vardır. Bir süngerin vücudu bir kanallar ve porlar sistemine sahiptir. Su, bu sistemin içinden akar. Pek çok hayvanın aksine süngerler hareket edemezler. Bunlar genellikle su altındaki objelere tutturulmuş olarak bulunurlar. Hareket etmeyen bir organizma sessile (sesil) olarak adlandırılır. Tipik bir sünger tepe kısmında osculum olarak adlandırılan bir açıklığa sahiptir. Süngerlerde ayrıca vücut duvarı boyunca porlar bulunur. Yine spongocoel olarak adlandırılan anterior bir boşlukları mevcuttur. 48
49 Süngerler, plankton olarak adlandırılan mikroskobik bitki ve hayvanlarla beslenirler. Su ile taşınan planktonlar porlar aracılığı ile süngerin içine akar. Bu su daha sonra osculumdan vücudun dışına çıkar. Süngerler bu işlem sırasında besleyici maddeleri ve canlıları filtre ederler. Bu şekilde beslenme süngerlerin büyümesini sağlar. Süngerler çeşitli bir kaç hücre tipinden meydana gelir ve bu hücreler belli bir tarzda lokalize olurlar. Özelleşmiş por hücrelerinin orta kısımlarında bir açıklıkları vardır ve bazı süngerlerde bulunurlar. Su, süngerlerin vücuduna bu açıklıktan geçerek girer. Su sirkülasyonu choanocyte olarak adlandırılan hücrelerin kamçılarının hareketiyle devam ettirilir. Choanocyte, collar (yaka) adı verilen bir yapı ile çevrelenmiş olan ve tek bir kamçı taşıyan hücrelerdir. Collar, mikroskobik besin partiküllerini yakalayan bir ağ olarak görev yapar. Sindirim, bu hücrelerin veya diğer hücrelerin besin kofulları içerisinde gerçekleşir. Chaonocyte ler suyu sünger içinde sürekli hareketli tuttukları için sindirilmeyen besinler hızla dışarı atılır. Her hücre sudan difüzyonla oksijen alır. Karbondioksit ve çoğunlukla amonyak formundaki azotlu artıklar hücrelerden suya difüze olur. Bu artıkları taşıyan su yine osculumdan dışarıya atılır. Bir sünger protozoonlardan amiplere benzeyen bazı hücrelere de sahiptir. Bu hücrelere amoebocyte ler (mezenşim hücreleri) denir. Amoebocyteler süngerin orta tabakasında yani mezenşimi içinde yer alırlar. Kimi yazarlar bu kısıma mezofil adını vermektedirler. Bazı amoebositler süngerlerde yumurta ve spermlere özelleşir. Süngerlerdeki diğer hücreler canlıyı dıştan çeviren düz yapılı epidermis hücreleridir. Bu hücrelere pinacocyte adı da verilir. Pinacocyteler birleşerek pinacodermi oluştururlar. Diğer hayvanlardaki epitelin aksine pinacodermde bazal lamina ve hücrelerarası bağlantılar bulunmaz. Ayrıca pinacocytelerin kenarları kasılabildiğinden hayvanın büyüklüğü değiştirilebilir (genellikle küçülür). Bazal bölümde yer alan pinacoyteler süngerin tabana yapışmasını sağlayan bazı maddeler salgılarlar. Sünger vücudunun desteklenmesi sert yapılı spiküller veya yumuşak yapılı bükülebilir spongin maddesi tarafından sağlanır. Spiküller ve spongin, mezenşimdeki amoebocyteler tarafından yapılır. Bu işlemi yapan her amoebocyte özel bir isim almaktadır. Spiküller kalsiyum karbonat veya 49
50 silisyum dioksitten yapılmıştır ve sclerocyteler tarafından salgılanır. Spongin ise dallanmış protein ipliklerinden yapılmıştır. Bu ipliklerin yoğun ağı bazı büyük süngerlerin desteklenmesini sağlar. Spongin yine özelleşmiş bir amoebocyte olan spongocyteler tarafından salgılanır. Bazı süngerler her iki spikül ve spongini birlikte taşırlar. Sadece spongin taşıyan süngerler banyo süngeri olarak kullanılırlar. Basit süngerler vazo benzeri bir şekle sahiplerdir ve tek bir boşlukları bulunur. Daha kompleks süngerlerde, pek çok boşluk ve dallanmış bir kanal sistemi mevcuttur. Su kanallardan sirküle olur ve osculumdan dışarı atılır. Süngerlerde bu nedenle yapısal bakımından 1- Ascon, 2- Sycon ve 3- Leucon olmak üzere üç tip ayırt edilir. Yapı bakımından basit olan sünger Ascon tipinde olanıdır. Bu süngerlerde gastral boşluk ile dış ortam arasında vücut çeperini kat eden kısa ve düz kanallar bulunur. Her zaman çok küçüktürler. Halen yaşayan nadir cinslerden birisi olan Leucosolenia nın en büyüklerinin boyu 10 cm yi geçmez. Ascon süngerler genellikle tabandan birbirine yapışık koloniler halinde yaşarlar. Sycon tipte vücut duvarı içersinde tüp şeklinde çöküntüler meydana gelmiştir. Bu çöküntülere radial kanallar adı verilir, kanalların etrafında choanocytler yer alır. Pinacodermin bulunduğu taraftaki kısa kanallara içkanallar adı verilir. Bunların iç kısımları pinacocyteler tarafından astarlanmıştır. İki kanal birleşerek ascon tipteki porlara analog olan prosopyleleri oluştururlar. Leucon tipte vücuttaki mezenşim tabakası çok kalındır. Vücut duvarının içerisinde kanalların yerine daha gelişmiş karmaşık odacıklar oluşmuştur. Bu odacıkların etrafında choanocyteler yer alır. Odacıkların sayısı bazen i bulabilir. Çoğu sünger leucon tiptedir. Tek bir osculum yerine çok sayıda oscula bulunan büyük süngerlerdir. Süngerler eşeyli ve eşeysiz olarak üreyebilirler. Süngerlerin çoğu dış tomurcuklar oluşturarak eşeysiz olarak çoğalır. Tomurcuklar vücut duvarının dışında gelişir. Olgunlaşan tomurcuklar kopabilir ve yeni lokalitelere sürüklenebilir, sonra kendini zemine sabitler. Ya da tomurcuk ana canlıdan ayrılmayıp koloni oluşturabilir. Bazı süngerler gemmula olarak adlandırılan iç tomurcuklar oluştururlar Bunlar özelleşmiş amoebocytelerin birleşmesiyle meydana gelen ve sıklıkla spiküllerle korunmuş bir topluluktur. Ana sünger 50
51 öldüğünde gemmulalar serbest kalarak sürüklenir. Her gemmula yeni bir sünger meydana getirir. Bazı süngerler hermafrodittirler. Hermafrodit bir organizma erkek ve dişi üreme hücrelerinin her ikisini de üretir. Hermafrodit süngerler sperm ve yumurtanın ikisini de meydana getirir. Diğerleri sadece yumurta veya sperm üretirler. Eşeyli üreme boyunca, yumurtalar ve spermler basit yapılı, farklılaşmamış amoebocytelerden veya choanocytelerden oluşturulur. Pek çok sperm atılan su ile birlikte süngerden dışarı çıkar. Bunların bir kısmı daha sonra alınan su ile birlikte başka bir süngere girebilir. Sperm, olgun yumurtalarla birleşeceği mezenşim içine girer. Pek çok süngerde oluşan zigot bir yüzücü larva halinde gelişir. Bu larva, bir uçta kamçılı, diğer uçta kamçısız hücrelere sahiptir. Larva süngerden dışarı çıkar ve bir süre serbest yüzer. Sonunda kamçılı hücreler larvanın merkezine itilir ve böylece spongosöl oluşur. Larva sonra bir objeye tutunur ve yetişkin bir bireyi meydana getirir. Çoğu denizel süngerin içerisinde simbiyotik olarak yaşayan fotosentetik organizmalar bulunur. Bazı türlerde hareketsiz dinoflagellatlar bulunurken en çok mavi-yeşil alglere (cyanobacteria) rastlanmaktadır. Algler çoğunlukla mesofilde ya da özelleşmiş ameobositlerin içerisinde yaşarlar. Dinoflagellatlar süngere sarımsı renk verirken, mavi-yeşil algler, menekşe rengi, kahverengi ya da yeşil renk vermektedirler. Bu tip süngerler genel olarak sığ ve iyi ışık alan sularda yaşarlar. Bakteriler tarafından oluşturulan gliserol ve başka bir fosforlandırılmış bileşik bazen süngerin ihtiyaç duyduğu enerjinin %80 inin sağlamaktadır. Süngerler üzerinden beslenen canlılar fazla değildir. Bazı türler balıklar için toksik olan maddeler salgılarlar ancak kaplumbağalar bunlardan etkilenmez. Bazı türler de sarımsağa benzeyen kötü kokular salgılayarak korunurlar. Bu salgılar tıbbi ve genel ticari özellikler bakımından incelenmektedirler. Yine bazı sünger türleri yengeç ya da karidesler için korunak görevi görmektedirler. Bazı yengeç türleri (dekoratör yengeç: Oregonia spp.) sırtlarına algler, süngerler başka sesil yaşayan hayvanları yerleştirmektedir. Bu materyal kabuk üzerinde birlikte büyümekte ve yengeç için olağanüstü iyi bir kamuflaj sağlamaktadır. 51
52 Süngerlerin Paleozoikte ortaya çıktıkları kesin olmakla birlikte precambrian döneminden kalma bazı kesin olmayan fosil bulgular da mevcuttur. Cambriandan günümüze kadar yaşamlarına dair izler yaygın olarak tespit edilmiştir. Phylum en yaygın haline Cretasede ulaşmıştır. Süngerlerde organların bulunmaması ve hücresel farklılaşmanın azlığı ilkin karekterler oarak görülmekle beraber bir su kanal sistemi etrafında özelleşmiş vücut yapısı ve belirgin bir anterior ve posterior ucun bulunmaması başka hiçbir hayvan grubunda rastlanmayan yapılaşmalardır. Yine hücresel farklılaşma düzeyleri de benzersiz olduğundan çokhücreliler ile birhücreliler arasında evrim çizgisinin dışında kalmaktadırlar. Bunlara bu nedenle Parazoa da denir. Bu phylumun haricindeki diğer gruplar Eumetazoa ya girerler. Süngerler dört sınıfta incelenirler. 1- Class - CALCAREA Spikülleri Ca 2 CO 3 'den yapılmıştır. Vücut yüzeyi sert kıllarla örtülüdür. Hepsi denizlerin derin olmayan kayalık sahillerinde bulunurlar. Birkaç milimetre ile 10 cm. kadar yükseklikte olan küçük formlardır. Ascon, sycon ve leucon formda olanları vardır. Grantia spp.: 2,5 cm. boyunda basit silindir şeklindedir. Akdeniz ve Atlantik sahilinde bol bulunur. Sycon tipinde iskelet kalkerden yapılmıştır. Leucosolenia spp.: Grantia'ya benzer, daha küçük, kanal şekli daha karışıktır. Akdeniz de çok sayıda türü vardır. 2 - Class - HEXACTINELLIDA : Cam süngerleri olarak bilinirler. Spiküllerini ya ayrı ayrı veya silisli bir madde ile lehimleyerek ağ meydana getirirler. Radial simetrili silis sipiküllerinden yapılmıştır. Genellikle m derinlikte bulunurlar. 52
53 Euplectella aspergillum: Venüs sepeti sıcak denizlerde yaşar. Olağanüstü güzel görünüşlü bir iskeleti vardır. Spongicola cinsinden karidesler bazen bunlarda simbiyotik olarak tüm hayatları boyunca bulunabilir. 3 - Class - DEMOSPONGIAE : Deniz ve tatlı sularda yaşar. Ticari önemi olan bütün süngerler bu gruptandır. Süngerlerin yaklaşık %90 ı bu sınıftadır. En büyük süngerlerdendir. İskeletleri spongin denen ve bir çeşit protein olan keratin liflerinden meydana gelmiştir. Bazı gruplarda spiküller ya da spongin-spikül kombinasyonları vardır. Eğer isklet spiküllerden oluşmuş ise bunlar monoaxon ya da tetraaxon tiptedir. Yalnızca Oscarella cinsinde ne spongin ne de spikül bulunmaz. Hepsi leucon formdadır. Denizde yaşayan formlar 150 cm. kadar olabilir. Euspongia officinalis (Banyo süngeri) : Karışık yapılıdır. Spongin lifleri ve diğer anorganik maddeler ağ şekilli iskelet oluşturur. Lifler ıslakken yumuşak, kuruyunca sertleşir. Ircinia muscarum: Siyah sünger. Genellikle siyah ya da koyu kahvengidir. Üzerinde yeşil ve beyazımsı lekeler bulunur. Bu lekeler simbiyotik algler tarafından oluşturulur. Akdeniz ve Ege de bulunurlar. Taşlık ve kayalık bölgelerde kendilerini sabitlerler. Spongia agaricina: Filkulağı süngeri. Genelde kahverengidir. Vücut tabak ya da yelpaze biçimindedir. Kozmetik, el sanatları ve endüstride kullanılırlar. Akdeniz ve Ege de bulunurlar. Verongia aerophoba: Canlı sarı renktedirler. Genellikle Akdeniz ve Ege de sığ sularda görülürler. Vücut sütun şeklinde ve yükseklikleri 20 cm civarındadır. Bir kaç birey tabandan birbirine bağlanarak küçük koloniler oluştururlar. Açık havaya 53
54 çıktığında rengi koyulaştığı için bu isimi almıştır. Günde yaklaşık 1000 lt su süzdükleri için suyun temizlenmesini sağlarlar. 3 - Class - SCLEROSPONGIAE : Bu sınıfın üyeleri genellikle mercanlar arası tünellerde bulunur. Hepsi leucon formda olan bu sınıf üyelerinde silisyum spiküller ve spongin birlikte bulunur, ayrıca Ca 2 CO 3 dan yapılmış bazal bir iskeletin üzerinde dururlar. PHYLUM: PLACOZOA 1883 yılında küçük, hayvan benzeri, çok hücreli bir organizma Avrupa da Alman zoolog Schulze tarafından tespit edilerek Trichoplax adhaerens olarak isimlendirilmiştir (Trich=kıl, plax=yassı, tabaka). Önceleri bunun bir denizanası planula larvası tipi olduğu düşünülmüş ancak daha sonra çeşitli yerlerde de saptanmıştır. Vücutları yassıdır ve gövde çapları yaklaşık 2-3 mm olup monosiliat epitel hücrelerinin iki tabakasından oluşmaktadır. Basal lamina görülmez. Bu iki tabaka arasında kasılgan, yıldız biçiminde, serbest hücreler bulunmaktadır. Bu kısımda yalnızca dört tip somatik hücre dokuları oluşturmaktadır. Vücut biçimi amorftur ve tıpkı bir amip gibi değişebilmektedir. Çeşitli protozoa ve ölü döküntü ile beslenen bu canlıda sindirim ekstrasellülerdir. Trichoplax aseksüel olarak bölünme ve tomurcuklanma ile üremektedir. DNA içeriği son derece azdır. Trichoplaxlar bilinen en basit çok hücrelidir. Ancak yassı asimetrik vücutları radial simetri gösteren diğer ilkin Metazoa da görülmeyen bir özellik olduğundan sekonder olarak evrimleştiği sanılmaktadır. 54
55 BÖLÜM VI: PHYLUM: CNIDARIA (COELENTERATA) Doku ve kısmen organların bulunduğu ilk hakiki metazoonlardır. Embriyolarında iki bariz hücre tabakası (diploblastik) mevcuttur. Bu grubun üyeleri içi oyuk kese biçiminde ve radial simetrili vücut yapısına sahiptir. Bu nedenle bazı sistematikçiler bu grubu Radiata olarak isimlendirirler. İç kısım dışarıya bir ağızla açılan sindirim boşluğudur. Coelenterata adı da bu nedenle verilmiştir (coel= boşluk, enteron= sindirim sistemi). Phylumun öteki adı Cnidaria ise bu gruba özgü knidoblast'ların varlığına dayanmaktadır. Bu phylumun bütün diğer yüksek organizasyonlu hayvanlar ile aynı kökenden geldiklerine ve bunların atası olduğuna inanılmaktadır. Sebep olarak da yüksek organizasyonlu hayvanlar gibi bunların da dışarıya bir ağızla açılan iç sindirim boşluğunun varlığı gösterilmektedir. Protozoonların Ciliatlardan geldiğine inanılır, çünkü planula adı verilen Coelenterata larvaları silli yapısı ve serbest yüzen tek hücresi ile Ciliatlara benzetilmektedir. Süngerlerde ise böyle bir durum yoktur muhtemelen bu grup yan dal halinde kalmıştır. Bu phylumda ilk gerçek doku gelişimi görülür. Genel olarak epitel, bağ, kas, sinir dokuları ve üreme organları bulunmaktadır. Sindirim boşluğunu kaplayan hücrelerin oluşturduğu tabaka (gastrodermis) endoderm, dışını örtenler ise (epidermis) ektoderm kökenlidir. Yüksek organizasyonlu hayvanların aksine bu ikisi arasında mezoderm tabakasının hücresi yoktur. Aradaki mesoglea denen boşlukta hücresiz veya çok az hücre kapsayan jelatimsi bir matrix ile doldurulmuştur. Epidermis genellikle yassı bir hücre tabakasıdır. Dışı ince bir kutikula ile örtülü veya siller ve kamçılar içerir. Buradaki epitel kas hücreleri vücudun kontraksiyonunu sağlar. Özellikle ağız ve tentakül civarında duyu hücreleri dağılmıştır veya toplanarak duyu epitelini oluştururlar. Duyu hücrelerinde, bundan başka, ağız ve tentaküllerde knidoblastlar yer almıştır. Bu phylumdaki hayvanların çoğunda iki tip fert görülür ve genel olarak bu, iki tip döl değişimi ile ortaya çıkar. Bunlardan sesil yaşayana polip, serbest yaşayana medüz adı verilir. Metagenez yani döl değişimi eşeyli ve eşeysiz çoğalmanın birbiri ardından tekrarlanmasıdır. Polipten eşeysiz olarak 55
56 medüzlerin, medüzden eşeyli olarak poliplerin oluşumu metagenez olarak bilinir. Medüz vücudunun yanlarında küçük birer çıkıntı halinde gonadlar bulunur. Dişi gonad, yumurtaları; erkek gonad, spermaları meydana getirir. Döllenme suya dökülen spermatozoonların ovaryum içindeki yumurta hücresi ile döllenmesi sonucu olur. Bazen medüz bazen de polip nesli bulunmayabilir. Tomurcuklanma en çok rastlanan çoğalma tarzıdır. Ayrıca regenerasyon yeteneği çok yüksektir, küçük bir parça kısa bir zamanda tam bir fert oluşturur. Polip torba şeklinde olup ortada gastral boşluk ve bunu çevreleyen çeperden meydana gelir. Ağız, peristom adı verilen bölgenin ortasındadır. Bunun aksi tarafı ile kendilerini tesbit ederler. Peristomun kenarında yakalama kolları yani tentaküller yer alır. Medüz ters dönmüş bir polip şeklindedir ve bir şemsiyeye benzer. Üst taraf uxumbrella polip vücuduna, alt taraf subumbrella ise peristoma karşılıktır. Şemsiye kısmının üzerinde kısa bir ağız borusu olan manubrium yer alır. Sub ve uxumbrella sonunda tentaküller vardır. Gastral boşluk çevresindeki halka kanal ise basit ve dallanmış kanalları içerir. Bu phylumun en önemli özelliklerinden biri de knidoblast denen hücrelerin içinde nematocyte adı verilen yakıcı kapsüllerin bulunuşudur. Yakıcı kapsüller mikroskobik hücre organlarıdır. Kitine benzeyen bir maddeden yapılmış ve dışında knidosil denen bir iğne taşır ve bu iğnenin besine dokunuşu ile nematosit dışarı fırlatılır. Fırlamada besin hayvanından gelen kimyasal etkenin olduğu sanılmaktadır. Yakıcı kapsüller üç tiptir. 1- Penetrante : Öldürücü kapsüller (minyatür şırıngayı andırır fırlatıldığında hyphotoxin akıtır). 2- Volvante: Sarıcı kapsüller (avını ya paralize eder ya da öldürür). Kapsül içinde kapsüle bağlı bir ip vardır. Bu ip hayvana sarılır ve kaçmasını önler. 3- Glutinante: Yapışkan kapsüller (avlamadan başka hidranın takla atar gibi hareketinde tentakülün sert zemine yapışmasını sağlar). Vücut duvarında ektoderm hücreleri arasında epitel kas hücreleri bulunur. Bunlar elastikiyeti sağlar. Bundan başka peristom orta ağız sahası ile tentakül hücreleri üzerinde duyu hücreleri bulunur. Bu hücreler ya toplanarak duyu epitelini oluştururlar ya da epitel hücreleri arasına dağılmıştır. Duyu hücreleri sinir hücreleriyle irtibattadır. Bunlar polarize (kutuplaşma) olmadıklarından 56
57 uyartıları aynı anda her yöne naklederler. Sinir sisteminde beyin ve omurilik gibi merkezileşme yoktur. Ektoderm hücreleri arasında interstitial adı verilen embriyonal hücreler de vardır. Bunlar knidositleri meydana getirirler, cinsiyet hücreleri değişirler, regerenasyon ve tomurcuklanma ile diğer hücre tiplerini verirler. Endoderm kısmında çok vakuollü ve uçları genelde iki kamçılı hücreler bulunur. Bunlara besin hücreleri denir. Bunların arasında sayıca daha az olan bez hücreleri vardır. Avlarını canlı olarak yakalarlar. Yakalanan avlar önce nemotocytler ile uyuşturulur ve sonra yutulur. Sindirim kısmen hücre içinde kısmen de hücre dışında yapılır. Vücut boşluğuna alınan madde endodermden çıkarılan enzimlerle bir yere kadar sindirilir. Daha sonra besleyici hücre pseudopodlar ile besini hücre içine alarak (interselular olarak) sindirir ve besin maddesi difüzyonla diğer hücrelere iletilir. Artıklar ağız yolu ile atılır. Suda erimiş O 2 vücut duvarındaki ektoderm hücreleri ile alınır ve CO 2 i dışarı verir. 1) Hydrozoa, 2) Scyphozoa, 3) Anthozoa olmak üzere 3 sınıfa (class) ayrılır. Class: Hydrozoa: Yaklaşık 2700 tür bulunmaktadır. Ekto ve endoderm arasındaki ara tabakada hücre bulunmaz. Cinsiyet hücreleri ektoderm kökenlidir. Hem polip hem medüz dölü vardır. Bir hidroid polipin vücudu kaide, sap ve esas vücut kısmı olmak üzere 3 bölgeden yapılmış olup gastral boşluk ince bir tüp gibidir. Kaide, vücudu tesbite yarayan küçük bir tutunma kısmıdır. Koloni teşkil eden formlarda kaidenin etrafında zemin üzerine yayılan boru şeklinde uzantılar, stolon vardır. Stolon koloniyi sabit tutmaya yaradığı gibi tomurcuklanma ile üzerlerinde yeni fertler de oluşabilir. Soliter poliplerde stolon yoktur. Hidromedüz umbrellasının kenarında tentaküller bulunur. Bundan başka uxumbrella ile subumbrella sınırında şerit şeklinde velum adı verilen bir saçak vardır. Velum Obelia dışındaki hidromedüzler için karakteristiktir. Medüzlerin sinir dokusu poliplere göre daha iyi gelişmiştir. Duyu organları genel olarak statositlerdir. Medüz ve meduzitler ayrı eşeylidir. Gonadlar manubriumun çeperinde veya radyal kanalların da altlarında bulunur. Cinsiyet hücreleri 57
58 genellikle dışarıya bırakılır. Döllenme ve gelişme nadiren ana hayvanın vücudunda olur. Ordo - Hydroida: Umbrellaları genel olarak yüksektir. Gonatları manibriyum etrafında oluşur. Soliter veya koloni oluştururlar. Kolonide iş bölümü vardır. Poliplerin bir kısmı besin almaya yarar (hidront); bir kısmı ise üremeyi temin eder. Buna üreme polibi (gonangium) denir. Üreme polibi üzerinde cinsiyet fertleri (gonoforlar) meydana gelir. Hidroid poliplerinin koloni teşkil edenlerinde ektoderm kökenli bir kitin dış iskelet bulunur. Bu iskelet bazen sapların ve stolonların etrafını çeviren bir ince boru halindedir. Bunun dışında bazı hallerde hydrantların etrafında bir dış iskelet (hydrotheca) bulunur. Bu tip theca taşıyanlara thecate taşımayanlara ise athecate adı verilmektedir. Thecate hydrantlar tehlike halinde kendilerini theca içine çekebilir. Bazen thecalarda bir veya daha fazla parçalı kapak bulunur. Familya- Hydridae: Soliter yaşarlar. 5-6 tentakülden ibaret bir tentakül çelenkleri vardır. Gastral boşluk tentaküllerin içine kadar uzanır. Medüz dölü yoktur. Dünyanın her tarafında göl veya gölcüklerde yaşarlar. Theca bulunmaz. Hydra spp.: Hydrozoa sınıfından tatlı sularda yaşayan bir canlıdır. Hidralar iki hücre tabakasına sahiplerdir ve sadece polip formu bulunmaktadır. Hidralar kasıldıkları zaman sadece bir kaç mm boyundadırlar, ancak besin yakalamak için uzandıklarında boyları bir kaç cm ye kadar ulaşabilir. Bunlar çıplak gözle görülebilirler ve suda batan cisimlerin alt taraflarına, su üzerinde yüzen yaprakların alt yüzeylerinde, su içi bitkilerinin gövde ve yaprakları üzerinde bulunabilirler. Bir kurban hissedildiğinde hidra nematositlerini serbest bırakır. Kurban genellikle pek çok nematosit tarafından etkilenir ve nematositteki bir zehir tarafından paralize edilir. Kurbanın yaraları, suya hayvan dokularında yaygın olarak bulunan bir protein salgılar. Bu protein hidranın beslenme ile ilgili 58
59 kısımlarını uyarır ve ağzın açılmasına yol açar. Kurban, tentaküllerle ağıza doğru hareket ettirilir. Besin, sindirimin gerçekleştirildiği gastrovasküler boşluğa alınır. Besin gastrovasküler boşluğa alındıktan sonra gastrodermisteki hücreler enzim salgılamaya başlar. Bu enzimlerin görevi besini parçalamaktır. Kısmen sindirilmiş besin sonra gastrodermis hücreleri tarafından yutulabilir. Sindirim sonra bu hücrelerin besin kofullarında devam ettirilir. Sindirilmiş besin diğer vücut hücrelerine difüzyonla ulaştırılır. Sindirilemeyen besinler ağız yoluyla vücuttan uzaklaştırılır. Hidra, eşeyli veya eşeysiz olarak üreyebilir. Eşeysiz olarak ebeveynin yüzeyinde tomurcuklar olarak yeni bireyler oluşturulabilir. Bir tomurcuk, önce ebeveynin vücut duvarının bir torba veya fazlalığı olarak belirir. Ebeveynin gastrovasküler boşluğu tomurcuk içerisinde devam eder. Zamanla tomurcuğun tentakülleri ve ağzı oluşur ve yeni hidra ebeveynden ayrılarak kendi başına yaşamaya başlar. Chlorohydra viridissima: Endoderm hücrelerinde simbiyont olarak yaşayan yeşil renkli zooklorelleri içerdiğinden yeşil renklidir, berrak sularda yaşar. Familya: Campannularidae: Hidrantların etrafında yer alan çan biçimindeki hydrothecaları ile tanınırlar. Obelia spp.: Atlantik okyanusu, Akdeniz ve Marmara da koloni teşkil ederek yaşarlar. Ektodermin bir salgısı olan ve koloniyi korumaya yarayan periderm tabakası polipleri bir cam biçiminde sarmıştır. Peridermin bu kısmına hydrotheca denir. Hydrotheca nın görevi polipleri korumaktır. Polipler gereğinde vücutlarını tamamen hydrotheca içine çekebilir. Böyle bir thecaya sahip poliplere thecat denir. Periderm, hidrantın alt kısmında halka biçiminde kıvrımlar yapar. 59
60 Obelia kolonisinde iki türlü polip vardır. Bunlardan biri beslenme polipi, diğeri üreme polipidir. Farklı bireylerden meydana gelen bu tür kolonilere heteromorf koloni denir. Beslenme polipinin yapısı Hydra ya çok benzer. Ektoderm ve endodermden ibaret olan vücutlarının serbest kısmında ağız ile bunun etrafında bir sıra tentakül çelengi vardır. Yalnız tentaküllerin içi Hydra larınki gibi boş olmayıp bir sıra endoderm hücresiyle dolmuştur. Kolonideki bütün polipler, gastrovasküler sistem vasıtasıyla birbirleriyle birleştiklerinden bir beslenme ferdinin yakaladığı besinden bütün koloni faydalanır. Obelia, hayat devrinde bir yüzeye tutunmuş olarak sabit yaşayan ve eşeysiz üreyen polip safhası, ayrıca serbest yüzen ve eşeyli üreyen medüz safhası olmak üzere iki safhaya sahip bir hydrozoondur. Yani Obelia da metagenez şeklinde bir döl değişimi vardır. Sadece tek polipler olarak görülen Hydra nın aksine Obelia koloni halinde bir formdur. Pek çok polip, dallanmış sapları ile gövdeye tutturulmuştur. Poliplerden bazıları sadece beslenmede görevlidir. Diğerleri eşeysiz üreme için özelleşmişlerdir. Üreme için özelleşmiş bir dala gonangium denir. Gonangiumlar, tomurcuklanmayla medüzleri üretirler. Medüzler de eşeyli üremeyle tekrar polipleri meydana getirirler. Familya: Sertullaridae: Sapsız olan hydrothecalar 1-4 parçalı kapak ihtiva ederler. Hydrantlar tamamen theca içerisine çekilebilir, thecalar karşılıklı ve dönüşümlü dizilir. Sertularella spp.: Denizlerin diplerinde sert zeminler üzerinde koloni halinde yaşarlar, üreme ve beslenme fertleri aynı koloni üzerinde bulunur. Polipler dal üzerinde almaçlı olarak sıralanırlar. Hydrant adı verilen beslenme fertleri hydrotheca denilen bir kılıf içinde yer alır. Hydrothecaların yalnız uç kısımları serbesttir ve gerektiğinde hidrantlar tamamen hydrotheca içerisine çekilebilirler. Thecalar üç veya dört parçalı bir kapağa sahiptirler. Sertularella da da beslenme ferdi tarafından yakalanan besinler Obelia da olduğu gibi gastrovasküler boşluk sayesinde tüm bireylere iletilir. 60
61 Gonophor lar adı verilen üreme bireyleri gonotheca adı verilen bir kılıfla çevrilidir. Bu gonoforların da görevi yine eşeysiz olarak tomurcuklanmayla serbest yüzen medüzler meydana getirmektir. Medüzler de eşeyli olarak tekrar polipleri meydana getirirler. Familya- Plumularidae: Koloni dalları tüy şeklindedir. Hydrothecalar dallarda bir sıra üzerinde tek tarafı yapışarak dizilir. Kapak yoktur. Genellikle medüz dölü yoktur. Eşeysel fertler meduzoidler halinde kolonilere bağlı kalır. Aglophenia pluma: Denizlerin diplerinde sert zeminlere sabitlenmiş olarak yaşarlar. Ana gövdeden almaçlı veya karşılıklı olarak yan dallar çıkar. Bu dalların üzerinde tek tarafta ve bir taraflarıyla tamamen dala yapışık durumda beslenme fertleri bulunur. Hydrantların üzeri hydrotheca ile örtülüdür, hydrothecaların kapakları yoktur. İçleri yakıcı kapsüllerle dolu küçük, hareketsiz yapılar taşır. Bu yapılara nematofor adı verilir. Yine yer yer ana gövdeye bağlı gonangium lar bulunur. Ordo : Siphonophora Yüksek polimorfizm gösteren suda yüzen veya sabit olan bu grup şekilleri değişmiş polip ve medüz tipleri ihtiva eder. Zehirlidir. Physalia spp.: Serbest yüzen en tehlikeli deniz analarındandır. Zehiri kobra yılanınkine yakın olup, büyük acı verir. Class : Scyphozoa: Genellikle büyük deniz analarının bulunduğu gruptur. Vücutları 4 ışınlı bir radial simetri gösterir. Mezoglea tabakası, hücreli bir jelatin tabakası halindedir. Eşey hücreleri endodermden oluşur. Döl değişim vardır. Ancak polip dölü gerileyerek önemini kaybetmiş bunun yerine medüz dölü önem kazanmıştır. Bu grupta umbrellanın kenarında velum yoktur. Subumbrellanın ortasındaki dört köşeli kısa bir manubriumun ucunda yine dört köşeli ağız vardır. Ağzın köşe kısımları genellikle uzayarak kısa veya uzun olabilen ağız tentaküllerini meydana getirir. Scypho medüzlerde duyu 61
62 cisimlerine rhopalium adı verilir. Vücut kenarları eşit bölmeler halinde loblara ayrılmış ve rhopaliumlar kenar lopları arasındaki girintilerde yer almıştır. Bazılarında ışık verme kabiliyeti vardır. Birçoklarında mesoglea içinde zooksantel ve zookloreller yer alır. Hepsi karnivordur. Bu hayvanlar çana benzer vücutlarının açılıp kapanması, nabız atışı şeklinde bir hareketle yayılırlar. Vücutları kase, kadeh, borozan, kubbe, tabak, piramit veya küp şeklindedir. Aurelia aurita: Halk arasında deniz anası olarak bilinir. Bütün denizlerimizde özellikle deniz yüzeyine yakın kısımlarda bulunur. Deniz kenarlarında en çok rastlanan scyphomeduse dür. Üremesinde döl almaşı görülür. Medüzler ayrı eşeylidirler. Medüzler eşeyli üremeyle polipleri, polipler de eşeysiz olarak terminal tomurcuklanma ile medüzleri meydana getirir. Polip dölleri medüz döllerine nazaran oldukça küçüktür. Bunlar genellikle tek tek bulunurlar ve nadiren koloni meydana getirirler. Polip dölünde ağız bölgesinin etrafında içleri bir sıra endoderm hücreleriyle dolu 16 adet tentakül vardır. Bu scyphopolip ler lateral tomurcuklanma ile yine kendilerine benzeyen polipleri, terminal tomurcuklanma ile de eşeyli olarak üreyen medüzleri meydana getirirler. Terminal tomurcuklanmada polipin vücudu birbirini takip eden enine bölünmelerle bir çok bölgelere ayrılır. Polip bu durumu ile bir strobila (çam kozalağı) ya benzediğinden bu tarz tomurcuklanmaya strobilasyon denmiştir. En önce oluşan, uçtaki bölme tentaküllerini kaybederek ilk olarak polipten ayrılır. Bundan sonra diğerleri de arka arkaya polipten ayrılarak genç deniz anaları olan ephyra ları meydana getirirler. Polipten yeni ayrılan bir ephyra ancak 1-2 mm büyüklüğündedir. Ephyra yavaş yavaş büyüyerek ergin bir deniz anası haline gelir. Ephyra nın şekli ergin deniz anasından farklıdır. Ephyra nın vücudunun kenarı 8 kola ayrılmıştır. Bu kolların uçları da tekrar ikiye ayrılmıştır. Hayvanın ağzı vücudun tam ortasında ve dört köşeli bir ağız borusunun ucundadır. Ağız borusu mideye açılır. Mideden sekizi büyük ve sekizi küçük olmak üzere 16 kese ayrılır. Kolların uçlarındaki parçaların arasında rhopalium adı verilen 62
63 duyu cisimcikleri vardır. Her rhopaliumda basit bir göz görevini gören pigment lekesi ile denge ve koklama organları bulunur. Vücudun etrafında bir çok küçük tentakül vardır. Ağız borusu, dört tane uzun ağız koluna dönüşmüştür. Hayvan tentakülleri ve ağız kolları sayesinde avını yakalar. Gastrovasküler sistem ephyradakine göre çok değişmiştir. Ephyra da mideden ayrılan 8 büyük ve 8 küçük torba erginde radial kanalları meydana getirmiştir. Bu kanallar medüzün kenarındaki bir halka kanala açılır. Radial kanallar halka kanala birleşmeden önce bir çok kollara ayrılır. Ağız kollarının gövdeye birleştiği kısmın iç tarafında dıştan bakınca rahatlıkla görülebilen 4 adet gonat bulunur. Deniz anaları ayrı eşeylidirler. Dişi bir deniz anasında olgunlaşan yumurtalar mide boşluğuna düşerler ve burada daha önce su ile birlikte girmiş olan spermatozoonlar tarafından döllenir. Bundan sonra bu yumurtalar ağız kollarına gelirler ve jelatinimsi bir madde ile çevrilerek ilk gelişme safhalarını kirpikli planula larvası teşekkül edinceye kadar burada geçirirler. Planula ana hayvandan ayrılır ve suda bir müddet yüzdükten sonra bir ucu ile kendisini bir yere sabitler. Larvanın serbest ucunda ağız ve tentaküller teşekkül ederek genç bir polip meydana gelmiş olur. Medüzün şemsiyesinin kenarında 8 tane rhopalium vardır. Bunlar basit gözler, koklama ve denge organı olarak görev yapar. Bunlar hayvanın sadece dengesini değil, ayrıca kasların ritmik kontraksiyonunu da sağlar. Sinir ağı, subumbrellada kas hücrelerinin arasında bulunan dağınık sinir hücrelerinden ibarettir. Ayrıca sinir hücrelerinin bir kısmı rhopaliumların diplerinde biraraya toplanarak sinir merkezleri olan ganglionları meydana getirirler. Bu ganglionlar subumbrelladaki sinir hücreleriyle birleşirler. Rhizostoma plumo: Şemsiyesi çan şeklinde ve kıkırdağımsı yapıdadır. Çevresi kapalıdır ve tentakülleri yoktur. Kenar tentakülleri 80 kadardır. Ağız tentakülleri birleştiğinden ağız dardır ve dışarıya pek çok kanalla açılır. Bundan dolayı büyük besinleri yutamazlar. Ancak bunları mide dışındaki dudak tentakülleri arasında sindirerek absorbe ederler. Çapları cm yi bulur. Renkleri beyazdan sarıya kadar değişir. Pelajikte yaşarlar. 63
64 Nausithoe punctata: Sünger türlerini istila edip medüz evresine geçinceye kadar osculumlarında yaşarlar. Genellikle derin sularda bulunur. Tentakülleri acıya neden olur. Pelagia noctiluca: Mor denizanası. Karanlıkta uyarıldıklarında ışık yayarlar. Bazı yıllarda birkaç yüz birey birarada görülür. Tentakülleri oldukça tehlikelidir. Class: Anthozoa (Mercanlar): türü ile en geniş sınıftır. Pharynx ve mezenterin gelişmiş olması ile farklıdır. Pharynx tüp şeklinde olup dış ortamı gastrovasküler boşluğa bağlar. Mezenter gastrovasküler boşluğun içinde septumlar biçiminde ve arada mezoglea bulunan iki gastrodermis tabakasından yapılmıştır. Bitki benzeri tamamıyla polip evresindeki sölenteratlar olup denizlerde yaşarlar. 6-8 veya çok ışınlı vücut bilateral simetrilidir. Yalnız polip dölü bulunur ve çoğu koloni halinde yaşarlar. Gastral boşluk oluşmuş, bölmeler odacıklara ayrılmıştır. Mercanların hemen hemen hepsinde iskelet ektodermik veya mezenşimik olup ektoderm hücrelerinin kalkerli veya keratinli salgılarından meydana gelir. Çoğalmalar eşeysiz yani tomurcuklanma ile veya eşeylidir. Eşey hücreleri endodermden meydana gelir ve ayrı eşeylidirler. Soliter veya koloni halinde sesil olarak yaşarlar. Koloniyi bağlayan ana doku mezoglea ve gastrodermal tüplerdir ve koloninin alt yarısını yapıştırır. Mercan kayalıklarında olduğu gibi ölü iskeletlerinden oluşan resifler (üstündeki bireyler canlıdır) yuva ödevi görür. Sıcak denizlerde bulunurlar. Deniz gülü, deniz kırbacı, deniz yelpazesi, deniz kalemi, mercan başlıca örneklerdir. Alcyonium digitatum: Akdeniz ve Marmara da çok rastlanır. Koloni halinde zeminde sert bir yere sabitlenmiş olarak yaşarlar. Dal şeklinde olan kolonileri kırmızımtrak, sarı veya beyaz renklidir. Koloninin üzerinde küçük, beyaz çiçeklere benzeyen polipler kısmen içeri çekilmiş, kısmen de uzamış halde bulunur. Medüz dölleri yoktur. 64
65 Anemonia sulcata (deniz şakayığı): Denizlerde, özellikle Akdeniz de yaşar. Halka biçiminde ve radial kasları içeren geniş ve kıvrımlı bir ayak bölgesi vardır. Hayvan kendisini bununla bir yere sabitler. Ağız bölgesi 4-5 sıra düz tentaküllü çelenkler ile çevrilmiştir. Bunlar hayvanın içine çekilmezler. Corallium rubrum: Kırmızı mercan. Polipler beyaz ve saydam olmasına karşın iskelet canlı kırmızı, pembe ya da siyah renklidir. Az ışık alan yerlerde bulunur. Akdeniz ve Ege de özellikle Ayvalık sahillerinde sıkça rastlanan bir türdür. Süs eşyası olarak kullanılmakta olduğundan sayıları giderek azalmaktadır. Leptosammia pruvoti (mercan) : Soliter yaşarlar, ışığa çok duyarlıdırlar. Mağara ve resif duvarlarında yaşarlar. Uzun ve yarı saydam tentakülleri ve iskeletleri parlak sarı-turuncu renktedir. Eunicella singularis (beyaz gorgonya): Işık alan akıntılı soğuk suları tercih eden ve koloni halinde yaşayan br gorgonya türüdür. Üzerlerinde sünger, bryozoa, tüplü kurt ve kabuklular epibiyont olarak yaşayabilir. Paramuricea clevata (mor gorgonya): Rahatsız edildiklerinde poliplerini tamamen gövde içine çekebilirler. Yaklaşık 50 yıl kadar yaşayabilirler. Akdeniz'de trol ve bilinçsiz toplama nedeni ile nesli tehlike altındadır. Virgularia spp. (deniz kalemleri): Biyolüminesans özellikleri vardır. Renkleri beyaz, sarı ya da krem olabilir. İnce gövdesi birçok polip ile kaplı, zemine dik bir şekilde yükselen ve uzun koloniler kuran canlılardır. Veratillum cynomorium (kırmızı deniz kalemi): Bütün gövdesi polipler ile kaplıdır. Çok geniş koloniler oluştururlar. Renkleri kırmızı ve turuncudur. 65
66 Cerianthus membranaceus (tüplü anemon): Zeminde sabit yaşamaktaysa da zaman zaman yer değiştirebilir. Uzun tentaküllerin rengi değişebilir. Tehlike anında tüm tentaküllerini vücut içerisine çekebilir. Calliactis parasitica (parazitik anemon): Deniz kabukları üzerinde yaşayan bir türdür. Bazı yengeç türleri ile birlikte simbiyotik yaşar. Tehlike halinde ince, yapışkan ve yakıcı beyaz-mor renkte bir iplikçik salgılar. Ahtapotların temel besinlerinden birisidir. Phylum - CTENOPHORA (Taraklılar) Knidositleri bulunmayan sölenterlerdir. Yalnız iki tentakülleri vardır. Vücutlarının yalnız bir boşluk ihtiva etmesi, organ sistemlerinin bulunmayışı sinir sisteminin subepitel oluşu ile knidlilere benzerler. Denizlerde 50 kadar türü olup ceviz büyüklüğündeki küçük hayvanlardır. Bir jel kütleyi çevreleyen iki hücre tabakasından oluşurlar. Ekto ve endoderm arasındaki jel kütle mezogleaya benzer olup daha gelişmiştir ve içinde hücre bulunur. Dış yüzey tarağa benzeyen ektoderm kökenli 8 sıra kirpikle örtülmüştür. Bunların yardımı ile su üstünde hareket ederler. Vücudun üst kutbunda primer eksenin ucunda karmaşık yapılı bir duygu organı yer alır. Vücut yüzeyindeki tarak benzeri organlar radial simetrili, iç organları ise bilateral simetrilidir. Bu organ hücrelerine bağlanan 4 kirpik demeti ile dengelenen kalker tanecikler kirpiklere daha çok yüklenir ve duyu hücrelerini uyarırlar. Bu durum bazı kirpiklerin daha çok vurularak normal duruma dönmesini sağlar. Sinir sistemi epidermis altında yer alan dağınık bir sistem şeklinde olup bir ağ halindedir. Duyu organında kirpiklere uzanan sinir uzantıları vuruşları kontrol eder. Ağız vücudun alt tarafındadır. Sindirim boşluğu gastrovasküler boşluk halindedir. Sölenterlerden başlıca farklılıkları çok değişik larva gelişimine sahip olmalarıdır. Hepsi hermafrodittir. Çoğu parlak renklidir. Boşaltım sistemi gelişmemiştir. Hem sölenterlerde hem de bu grupta büyük regenerasyon yeteneği görülür. Ktenoforların hepsi karnivordur, diğer planktonik organizmalar ile beslenirler. 66
67 Pleurobranchia ileus: Az çok küre biçiminde ve 13 mm. boyda olup kuzey denizi ve Atlas Okyanusu nda bulunur. 67
68 BÖLÜM VII: COELEMATA (Bilateria) Sölomatlar bilateral simetrili muhtemelen yerde sürünen bir hayvandan türemiştir, çünkü bunların ağızları aşağı doğru yönelik olarak vücut ventral ve dorsalde farklılaşmış böyle olunca bileteral simetri doğmuştur. Duyu organları öne yönelmiş bunu sinir sistemi izlemiş ve hayvanın hareket ettiği yönde bir baş ortaya çıkmıştır. Organların oluşumuna mezoderm de katılmıştır ve mezoderm ile astarlanmış ikinci bir karın boşluğuna rastlanır. Bu boşluğa coelom adı verilir. PHYLUM: PLATYHELMINTHES (Yassı kurtlar) Vücutları dorso-ventral olarak yassılmış, genellikle yaprak şeklinde ve yumuşak yapılı olan hayvanlardır. Tatlı su, deniz ve karalarda (nemli ortamlarda) serbest olarak yaşayan türlerden başka parazit olanları da vardır. Gastrodermis ve epidermis arası yani blastocoel mezenşim dokusu ile doldurulmuştur. Yassı kurtlar vücudun ventral bölgesinin orta kısma yerleşmiş tek açıklık olan ağızla, dışarı ile ilişkili bir gastrovasküler boşluğa sahiptir. Bu boşluk bazen dallanmış da olabilir. Dolaşım sistemi yoktur. Bu nedenle sölenterlere benzerlerse de simetri durumlarının farklılığı, gonatların da taşıma kanallarının oluşu ve boşaltım organlarının varlığı ile onlardan ayrılır. En dışta epitel tabaka ve salgıladığı kutikula ile siller olup, vücut derilerinin altında bir epitel ve kas tabakası yer alır. Bu tabaka ile barsak arasındaki boşluk yıldız şekilli hücrelerin meydana getirdiği ve aralarında boşluklar bırakan blastocoel ile doludur. Blastocoel interselüler boşluk bırakan yıldız şekilli hücrelerden oluşmuştur ve bütün organlar bu doku içine gömülüdür. Sindirim sistemi sert bir yutak ve orta barsak olarak ayırtedilir. Anüs yoktur. Boşaltım organı protonefridium tipinde ve dallı bir kanal sistemi halindedir. Protonefridiumlar yüzlerce alev hücresi içerir, çift ya da tek, bazen de çok sayıda delikle dışarı açılır. Bu delikler vücudun karın tarafında ya da son kısmında bulunurlar. Protonefridiumlar vücudun su miktarını da düzenler. Sinir sistemi ağ şeklinde olup bazen de bir beyin ganglionu ile ondan çıkan sinir kordonları biçimindedir. Vücutları dışta ektoderm, içte endoderm ve bu iki 68
69 tabaka arasında organların bir çoğunu meydana getiren mezodermden oluşur. Bu organlar kaslı bir yutak, basit gözler, duyu organları, bir beyin ganglionu, bir çift birbirine bağlı karın sinir şeridi ve üreme organlarıdır (ovaryum ve testisler, bunlarla ilgili kanallar, penis ve vaginadır). Sölenterlerin aksine yüksek organizasyonlu hayvanlar gibi bilateral simetrili olup belirli bir ön ve arka uca sahiptirler. Hareket vücut yüzeyindeki kirpiklerle, kısmen de toprak solucanlarına benzer şekilde kas kasılmalarıyla yapılır. Class Turbellaria: Tatlı su, tuzlu su ve rutubetli topraklarda serbest yaşarlar. Boyları mm. arasında değişir. Familya: Planariidae: Yassı vücutludurlar, belirli bir baş bölgesi ayırdedilmez. Fakat ön taraf daha geniş olup duyu organı, göz, statosit, tentaküller içerir. Ağız karnın orta bölgesindedir. Başın iki yanı kulak gibi çıkıntılı olup, bazen iki yanında tat ve koku çıkıntıları bulunur. Düz bir boru halinde olan yutak (pharynx) bazen etrafı kas kılıfı ile çevrili ve ağızdan dışarı çıkarılarak ava sokulan bir boru halindedir. Derileri bir tabakalı yumuşak ve silli epidermis şeklindedir. Dışarı doğru kutikula salınmaz. Derideki kas kılıfı kontraksiyonu ile sürünerek hareket eder (karın tarafındaki yoğun siller yaşlanma sonucu azalır ve hayvan suda dalgalanarak yüzer). Sillerin hareketi vücut çevresindeki suyun hareketini dolayısı ile solunumu kolaylaştırır. Boşaltım organı protonefridiumlardır. Protonefridium vücudun iki yanında uzanan çok dallı iki kanaldan oluşur. Vücut dokusu içine kadar ulaşan ve bu kanallarla ilgili her bir küçük kanal ucunda kirpik demetine sahip olan alev hücreleri vardır. Üremeleri enine bölünme ile eşeysiz ve hermafrodit olduklarından karşılıklı döllenme ile eşeylidir. Hepsi karnivordurlar, özellikle böcek ve solucan yerler. Turbellerialarda çok yüksek regenereasyon yeteneği vardır. Solunum vücut yüzeyi ile yapılır. Planaria spp.: Vücut benekli gri ve siyaha yakın renklerde olup 5-25 mm. uzunluktadır. Bunları bıçakla keserek öldürmek hemen hemen olanaksızdır. Bir planaryadan kesilip ayrılan en küçük parçalar bile yenilenme yetenekleri sayesinde eksik kısımlarını tamamlayarak yaşamaya devam ederler. Kesilen 69
70 parçanın baş kısmına olan uzaklığı yenilenme yeteneğinin başarısını etkiler. Yenilenme, paranşim içinde yer alan neoblastlar tarafından yapılır. Class Trematoda: Ergin haldeyken çeşitli hayvan ve bazen insanların iç organlarında parazit olarak yaşarlar. Yapı olarak turbellerialara benzerlerse de parazit yaşamalarından dolayı konakçıya yapışmaya yarayan bir ya da daha fazla vantuza ve kirpikler yerine kalın bir dış tabakaya yani kutikulaya sahip olmaları ile onlardan ayırt edilirler. Turbellaria ların bütün hayat boyunca muhafaza ettikleri silli epitelleri trematodların sadece larva döneminde görülür. Yer yer diken ve pullar bulunur. Sindirim, boşaltım ve üreme organları turbellarialara benzer. Ancak ağız ön uçta yer alır. Genellikle hermafrodit hayvanlardır. Beslenmeleri ağız ve barsakla, büyük kısmında ise sadece vücut yüzeyi ile gerçekleşir. Ordo - Digenea Familya: Fasciolidae: Vücutları dorso-ventral yönde yassılaşmış olup, 10 mm. kadar büyüklüktedirler. Biri ağız çevresinde diğeri ise karın ortasında olmak üzere iki vantuzları vardır. Karın vantuzunun yeri familya ayrımında kullanılır. Cins - Distomum: Bu cinse bağlı türler geviş getiren hayvanlarda görülür ve karaciğer sülüğü veya karaciğer kelebeği olarak isimlendirilirler. Tesadüfen insanlara geçerek ölüme sebep olabilir. Distomum lanceolatum (Küçük karaciğer kelebeği): Ergin halde koyun, keçi, sığır, at karaciğerinde bulunur. Gelişme safhasında salyangoz ve karınca olmak üzere iki ara konukçusu vardır. Boyu en fazla 1 cm. kadardır. Yassı vücutludur. Önde yer alan ağız, bir ağız vantuzu içinde bulunur. Geriye doğru barsağın uçları kapalıdır. Ağız vantuzunun gerisinde karın vantuzu yer alır. Parazit konukçu hayvana bu vantuz vasıtası ile tutunur. İki vantuz arasında eşey deliği bulunur. Hermafrodittirler. Bir çift olan testislerden çıkan kanallar birleşerek bir tek kanal (vas defferens) oluşturur ve penise açılır (penis, penis kesesi içindedir). Dişi üreme organını küçük bir 70
71 ovaryum, kısa bir oviduct ve uterus takip eder ve penisin yanından dışarı açılır. Bir fert binlerce yumurta meydana getirir. Yumurtalar konukçu hayvanın safra salgısı ile dışarı atılır. Yumurta açılır, içinde tam olarak gelişmiş sillerle örtülü bir miracidium larvası çıkar ve besini ile birlikte kara salyangozunun sindirim kanalına geçer, yumurta kabuğu erir; miracidium larvası serbest hale geçer ve orta barsak duvarına yerleşerek sporosist meydana getirir, daha sonra içeride serkaria dölü meydana gelir. Serkarialar vena vasıtası ile salyangozun solunum organı boşluğuna gelir ve burada (grup halinde) kistler oluşur. Her kistte 300 kadar serkaria vardır. Kistler solunum organından mukusla dışarı atılır ve otlara yapışır. Bu otu karınca (Formica sp.) yerse metaserkariaya değişir. Bu hayvan koyun keçi vs. tarafından yenirse kist midede açılır ve mide duvarını deler. Vena yolu ile karaciğere gider, safra kanalına yerleşir ve erginleşir. Yumurtalar safra ile barsağa gelir, oradan dışkı ile dışarı atılır. Konakçının zayıflamasına ve ölümüne neden olur. Fasciola hepatica (Büyük karaciğer kelebeği): Boyu mm. kadardır. Koyun, keçi ve sığırların safra kesesinde bulunur. Kutikula üzerinde diken gibi kabartılar vardır (kirpikli epitel). Dışkı ile konukçunun vücudundan atılan yumurtalar ancak su ile temas ettiği takdirde açılır ve içinden miracidium larvası çıkar (larva su içinde serbest yüzerken). Limnea cinsinden su salyangozuna girer, karaciğere yerleşerek sporosist oluşturur. Sporosistin içindeki embriyonal hücreler redia'ları bunlar da serkariaları meydana getirir. Serkarialar salyangozun barsağı yolu ile dışarı atılır. Bunlar su kenarında bir bitkiye tutunur ve orada kist haline geçer. Otu yiyen konukçu hayvanın midesinde kist açılır, serkaria karaciğere geçerek safra kanalı ve kesesine yerleşir. Yumurtaları idrar yollarında iltihaba sebep olur. Distomum 5-6 mm. en çok 1 cm boyda olmasına karşın bunlar mm. boyda olduklarından safra kanallarını kolayca tıkayabilir. Barsak Distomum daki gibi iki kola ayrılarak aşağı iner ve yanlara doğru kollar oluşturur. 71
72 Opisthorcis sinensis (Çin karaciğer kelebeği): İnsan, köpek, kedi, fok ve balık yiyen memelilerin safra kanallarında bulunur. Miracidium ve serkarialar için ana konak salyangoz ve balıktır. İnsan dışkısı karışmış sularla sulama nedeni ile özellikle Oryantal bölgelerde yaygındır. Safra ve karaciğerde tahribat yapar. Echinostoma (Schistosoma) haematabium: Erkek büyük ve kalın vücutlu olup vücut ventralinde boydan boya bir yarık taşır. Dişi iplik şeklinde daha ince olup erkekteki bu yarık içinde yaşar. İnsanların toplardamarlarında parazit olarak bulunur. Sıcak ülkelerde ara konak su salyangozu olup özellikle pirinç tarlalarında su ile temastaki insan derisinden girerek yumurtalarını kana bırakırlar. Biraraya geldiğinde böbrekten atılamayıp iltihap ve kanamaya neden olur. Class - Cestoda (Şeritler): Endoparazittirler. Ergin halde omurgalıların barsaklarında, nadiren karın boşluğunda yaşarlar. Dar ve yassı şerit şeklindeki hayvanlarda önde başın bulunduğu kısma scolex denir. Scolex baş ve boyun kısımlarını kapsar. Bu kısımda parazitin konukçu hayvana tutunmasına yarayan çengel ve vantuzlar bulunur. Vücudun geride kalan kısmı seri halinde proglottis denen bölmelerden ibarettir. Proglottisler boyun kısmından tomurcuklanma ile meydana gelirler. Bu nedenle en yaşlı proglottisler en sondadır. Bunlar zaman zaman atılır. Bütün vücut yüzeyi kutikula ile örtülüdür. Kutikulanın altında sırasıyla kaide (bazal) membranı ve bunun altında dış tarafta halka, iç tarafta ise boyuna uzanan kas liflerinden oluşmuş kas tabakaları bulunur. Bunun dışında parenşim kaslar da bulunur. Boşaltım organları protonefridiumlardır. Sinir sistemi başta enine bir ganglion ile geriye doğru uzanan iki sinir şeridinden meydana gelmiştir ki bunlar ana boşaltım kanallarının dışında uzanırlar. Barsak sıvısı içinde yaşadıklarından sindirim sistemi ve ağız yoktur besinlerini barsaklardan osmos yolu ile alırlar. Hermafrodittirler ve proglottislerin her birinde erkek ve dişi üreme organları vardır. Her bir proglottis kendisi ya da başka bir proglottis ile çiftleşebilir. Döllenmiş yumurta ile dolan proglottis kopar ve konakçı vücudundan atılır. 72
73 Familya- Taeniidae Taenia solium (domuz tenyası): Ergin halde insan ince barsağında yaşar. Ara konakçısı domuzdur. Ara konağın sindirim kanalına geçen yumurtanın kabuğu erir serbest kalan onkosfer (kancalı embriyo larvası) barsak epitelini delerek kas dokusuna geçer ve cysticercus (kist) meydana getirir. Böyle bir domuz eti iyi pişirilmeden yenirse, kist barsakta erir, scolex dışarı çıkarak barsak duvarına tutunur. Bundan sonra proglottisler gelişmeye başlar. Ergin halde boyu 3-4 m. kadardır. Taenia saginata (sığır tenyası): Bu şeridin ara konakçısı yalnız sığırdır ve ergin halde insanda bulunur. Sığır etinde bulunan larva şekline cysticercus adı verilir. Larvalı sığır eti çiğ veya az pişmiş olarak yendiği zaman insanın ince barsağında 8-10 m. boyunda olan şerit meydana gelir. Pişmeden veya az pişmiş olarak yendiği zaman parazit alınmış olur. Domuz şeridine benzer ancak kanca yoktur. Bu şeritler besine ortak olarak insanı zayıflatır. B 12 vitaminini sömürür, fakat aynı zamanda meydana getirdiği toksik maddelerle kansızlık ve sinir bozukluklarına sebep olur. Parazitleri düşürmek için ilaç verilir. Ama scolex düşmedikçe 2,5-3 ay içinde şerit tekrar eski halini alır. Echinococcus granulosus (köpek tenyası): İnsanlar için en tehlikeli olan şerit köpek tenyasıdır. Ergin halde köpeklerde bulunan bu şeridin gelişmesinde ara safha koyunda ve insanda geçer. Köpekle oynayan bir çocuğu, köpek yaladığı zaman yumurtaları kolayca alabilir. Yumurtalar çiğ olarak yenen sebze ve meyvalardan da alınırlar. O zaman parazitin larvası insanın özellikle ak ve karaciğerinde bazen bir çocuk başı büyüklüğünde kistler meydana getirir. İçerisinde birçok scolex oluşur. Kistler çiğ et yiyen köpeklerin barsağında ergin şerit haline geçer. Bu parazit evcil hayvanlarda büyük ekonomik zararlara sebep olur. Kistler delindiği zaman kanla nakledilen scolexler vücudun başka yerlerinde yeni kistler meydana getirirler. Bunlar kalp ve beyine, diğer önemli organlara geçtiği zaman hastanın durumu çok ciddi bir hal alır. Kistlerin tedavisi ancak operasyonla mümkün olmaktadır. 73
74 BÖLÜM VIII: PHYLUM: NEMERTEA (Hortumlu solucanlar) Bazı literatürde class olarak alınmaktadırlar, en yakın akrabalarının Platyhelmintler olduğu düşünülmektedir. Platyhelmintler ile Annelidler arasında özelliklere sahiptirler. Yaklaşık 900 kadar türü bilinmektedir. Paranşime sahip olması, rhabdit benzeri salgı salgılayan silli epitel ile örtülü olması ile Platyhelmintlere, dolaşım sistemlerinin oluşması ve anüse sahip olmaları ile de Annelidlere benzerler. Vücutları yassı veya yuvarlak olup belirli bir baş bölgesi gelişmemiştir. Hemen hepsi denizlerle serbest olarak yaşar. Parazit değillerdir; bu nedenle de fazla bir ekonomik önemleri yoktur; ancak evrimsel açıdan ilk organ sistemlerinin görüldüğü bu grupta boy ortalama 5-20 cm. olup siyah ya da renkli çizgileri olan hayvanlardır. Gruba adını veren proboscis (hortum) vücudun ön ucuna açılan içi boş ve besin yakalanmasında kullanılan kaslı bir tüptür. Bu grupta görülen ilk önemli gelişme bir uçta besin almaya yarayan bir ağız aksi tarafta artıkların atılmasını sağlayan anüs ve arada bir özofagus ve barsakla tam bir sindirim sisteminin bulunmasıdır. Su ve metabolik artıklar yassı kurtlarda olduğu gibi alev hücreleri (protonefridium) ile atılır. Diğer bir gelişme sindirim ve dolaşım işlevlerinin ayrılması olup ilk dolaşım sisteminin bu grupta görülmesidir. Bu sistem vücut boyunca uzanan birbirine enine damarlarla bağlanmış kaslı 3 tüpten meydana gelmiştir. Kalp ve kılcal damarlar yoktur. Kırmızı kan hücreleri içeren gruplar vardır. Kan hareketi, vücut kontraksiyonu ve kaslı kan damarlarının kasılması ile olur. Vücudun ön ucunda sinir halkası ile birbirine bağlanmış iki grup sinir hücresinden (ganglion) meydana gelen bir beyin yer alır. Ayrı eşeylidirler. Regenereasyon yetenekleri vardır. Gelişmeleri metamorfozla olup larvasına "pillidium" larvası denir. Cerebratulus marginatus: Yassı vücutlu olup cm. boydadır. Akdeniz de yaşar. 74
ÖKARYOT CANLILAR Protista alemi
ÖKARYOT CANLILAR Protista alemi **Ökaryot canlılar: Çekirdekli hücre taşıyan canlılardır. Zarlı organeller bulunur. DNA' larında histon proteinleri bulunur. Ökaryot canlılar; 1. Protista 2. Bitkiler 3.
ADIM ADIM YGS-LYS 46. ADIM CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI-6 PROTİSTA ALEMİ
ADIM ADIM YGS-LYS 46. ADIM CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI-6 PROTİSTA ALEMİ PROTİSTA ALEMİ Koloni, tek ve çok hücreli ökaryot canlıların bir arada bulunduğu karışık bir gruptur. Protista alemindeki canlılar
Mikroskobun Yapımı ve Hücrenin Keşfi Mikroskop: Robert Hooke görmüş ve bu odacıklara hücre demiştir.
Mikroskobun Yapımı ve Hücrenin Keşfi Mikroskop: Gözümüzle göremediğimiz çok küçük birimleri (canlıları, nesneleri vs ) incelememize yarayan alete mikroskop denir. Mikroskobu ilk olarak bir kumaş satıcısı
1. ÜNİTE: YAŞAM BİLİMİ BİYOLOJİ...10
İçindekiler 1. ÜNİTE: YAŞAM BİLİMİ BİYOLOJİ...10 1. BÖLÜM: BİLİMSEL BİLGİNİN DOĞASI ve BİYOLOJİ... 12 A. BİLİMSEL ÇALIŞMA YÖNTEMİ... 12 1. Bilim İnsanı ve Bilim... 12 B. BİLİMSEL YÖNTEMİN AŞAMALARI...
Biyoloji = Canlı Bilimi. Biyoloji iki ana bölümden oluşur:
BİYOLOJİNİN ALT BİLİM DALLARI Biyoloji; Latincede canlı anlamına gelen bio ve bilim anlamına gelen logos kelimesinden oluşur. 1 Biyoloji = Canlı Bilimi Biyoloji tüm canlıların yapı, davranış ve fonksiyonlarını
YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #19
YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #19 1) X Ağız Mide İnce bağırsak Şekildeki grafikte insanın sindirim kanalındaki X maddesinin değişimi gösterilmiştir. Buna göre X maddesi aşağıdakilerden hangisidir? A) Glikojen
ADIM ADIM YGS-LYS 52. ADIM CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI-12 HAYVANLAR ALEMİ 3- OMURGALI HAYVANLAR SORU ÇÖZÜMÜ
ADIM ADIM YGS-LYS 52. ADIM CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI-12 HAYVANLAR ALEMİ 3- OMURGALI HAYVANLAR SORU ÇÖZÜMÜ Halkalı solucanlar çift cinsiyetli olmalarına rağmen döllenme kendi kendine değil, iki ayrı
-Kloroplast ve mitokondri bulunmaz fakat bu organellerde bulunan aynı bulunur.
BAKTERİLER GENEL ÖZELLİKLERİ: -Prokaryot hücre yapılı, tek hücreli canlılardır. -Halkasal DNA ya sahiptirler. Bazı bakterilerde plazmit bulunur. Plazmit: Küçük ve halka şeklinde DNA parçacıklarıdır. Bakterilerin
Öğr. Gör. Dr. İlker BÜYÜK, Botanik, 3. Hafta: Bitkisel Dokular KOLONİ VE DOKULAŞMA
KOLONİ VE DOKULAŞMA Yeryüzünde çok sayıda tek hücreli canlı vardır ve bunlar basit yapılıdır. Oysaki çok hücreli olmak gelişmiş canlı olmanın gereklerindendir. Çünkü tek hücreli bir canlı (örneğin Euglena
12. SINIF KONU ANLATIMI 33 HAYATIN BAŞLANGICI
12. SINIF KONU ANLATIMI 33 HAYATIN BAŞLANGICI Canlılar öldükten sonra yumuşak dokular saprofitler tarafından ayrıştırılır. Kemik ve kabuk gibi sert yapılar ise ayrıştırılamaz. Bu yapılar minerallerle kayaçlara
ISPARTA HALIKENT ANADOLULİSESİ ÖĞRETİM YILI 9 A-B-C-D-E SINIFLAR BİYOLOJİ DERSİ 2. DÖNEM 3. YAZILI SINAVI RAKAMLA YAZIYLA PUAN
1. Doğal sınıflandırmada aşağıdakilerden hangisi göz önünde bulundurulmamıştır? A) Genetik (soy) benzerliği B) Anatomik benzerlik C) Dünyadaki dağılımları D) Akrabalık derecesi E) Embriyonik benzerlik
CYANOBACTERIOPHYTA (Mavi-Yeşil Algler)
CYANOBACTERIOPHYTA (Mavi-Yeşil Algler) Bu gruba giren bitkiler, tek hücreli veya koloni halinda yaşayan, bazı üyeleri ipliksi yapıda olan mavi renkli alglerdir. Bir kısmı bakteri kadar küçüktür. Bir hücrede
YAZILIYA HAZIRLIK SORULARI. 9. Sınıf 1 BİLİMSEL BİLGİNİN DOĞASI CANLININ ORTAK ÖZELLİKLERİ
YAZILIYA HAZIRLIK SORULARI 9. Sınıf 1 BİLİMSEL BİLGİNİN DOĞASI CANLININ ORTAK ÖZELLİKLERİ DOĞRU YANLIŞ SORULARI Bilimsel problemlerde hipotezler her zaman bir sonuca ulaşır. Bir problemle ilgili gözlem
Biyoloji Bilimi ve Canlıların Ortak Özellikleri
Madde ve Özkütle 2 YGS Fizik 1 Bu yazıda ne anlatıyoruz? Hazırladığımız yazıda biyoloji bilimi ve canlılarda bulunan ortak özelliklerle alakalı sınava yönelik bilgileri paylaştık. Konuyu okuduktan sonra,
CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ
1 CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ 1.Hücresel yapıdan oluşur 2.Beslenir 3.Solunum yapar 4.Boşaltım yapar 5.Canlılar hareket eder 6.Çevresel uyarılara tepki gösterir 7.Büyür ve gelişir (Organizasyon) 8.Üreme
ADIM ADIM YGS-LYS 2. ADIM CANLININ ORTAK ÖZELLİKLERİ
ADIM ADIM YGS-LYS 2. ADIM CANLININ ORTAK ÖZELLİKLERİ CANLININ ORTAK ÖZELLİKLERİ HÜCRESEL YAPI: Tüm canlılarda temel yapı ve görev birimi hücredir. Canlılar hücre sayılarına ve hücre yapılarına göre gruplandırılır.
CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI
CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI Dünya da henüz bilinmeyen çok sayıda canlı var. Bugün 1, 8 milyon farklı türün varlığı bilinmekte fakat, 3-10 milyon arasında farklı canlı türü
LABORATUVAR 4: ÖKARYOTİK HÜCRELER
LABORATUVAR 4: ÖKARYOTİK HÜCRELER Ökaryotik hücreler, sahip oldukları hücre iskeleti, nüklear membran ve organelleri içeren bölümleri ile prokaryot hücrelerden ayırt edilebilmektedir. Kimyasal analizler
PROTİSTA Genel Özellikleri Kamçılılar
PROTİSTA Genel Özellikleri Eukaryotik canlılardır Tek hücreli ve koloni şeklinde yaşarlar Serbest ve parazit yaşayanlar bulunur Ototrof ve heterotrof olarak beslenenler bulunur Eşeyli ve eşeysiz üreme
GENEL BİYOLOJİ LABORATUVARI (Zooloji) 1. Laboratuvar: Hayvan Sistematiği, Simetriler, Vücut Yönleri, Kesitler
B i y o 1 0 3. 0 1 G e n. B i y o. L a b. ( Z o o l o j i ) 1 GENEL BİYOLOJİ LABORATUVARI (Zooloji) 1. Laboratuvar: Hayvan Sistematiği, Simetriler, Vücut Yönleri, Kesitler Sistematik ve taksonomi nedir?...
Protista Alemi. 1-) Protozoalar (Kamçılılar, Kök Ayaklılar, Sporlular, Kirpikliler) 2-) Algler 3-) Cıvık Mantarlar
Protista Alemi 1-) Protozoalar (Kamçılılar, Kök Ayaklılar, Sporlular, Kirpikliler) 2-) Algler 3-) Cıvık Mantarlar Genel olarak bakıldığında protista aleminde yukardaki canlılar bulunur. Protista alemi,
CANLI ALEMLERİ HAYVANLAR ALEMİ
CANLI ALEMLERİ HAYVANLAR ALEMİ HAYVANLAR ALEMİ Çok hücreli canlılardır. Süngerler hariç, hepsinde sinir sistemi bulunur ve aktif olarak yer değiştirebilirler. Heterotrof beslenirler. Besinlerini glikojen
BAKTERİLER ALEMİ SELİN HOCA
BAKTERİLER ALEMİ SELİN HOCA Prokaryot hücre yapısına sahip olan tek hücreli canlılardır. Gözle göremediğimiz için keşfedilmeleri ancak mikroskobun icadı ile olmuştur. Keşfedilmemiş bakteri çeşidi sayısının
Bilim adamları canlıları hayvanlar, bitkiler, mantarlar ve mikroskobik canlılar olarak dört bölümde sınıflandırmışlar.
1- Canlının tanımını yapınız. Organizmaya sahip varlıklara canlı denir. 2-Bilim adamları canlıları niçin sınıflandırmıştır? Canlıların çeşitliliği, incelenmesini zorlaştırır. Bu sebeple bilim adamları
HÜCRE BÖLÜNMESİ A) MİTOZ BÖLÜNME a) Hazırlık evresi:
HÜCRE BÖLÜNMESİ Hücre bölünmesi tüm canlılarda görülen ortak bir özelliktir. Hücre büyüyüp gelişirken madde ve enerji gereksinimleri artar. Sitoplâzma hücre zarına oranla daha hızlı büyümesinden dolayı,
CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI
CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI Dünyamızda o kadar çok canlı türü var ki bu canlıları tek tek incelemek olanaksızdır. Bu yüzden bilim insanları canlıları benzerlik ve farklılıklarına göre sınıflandırmışlardır.
Canlılarda mitoz, amitoz ve mayoz olmak üzere üç çeşit bölünme görülür.
HÜCRE BÖLÜNMELERİ Canlılarda mitoz, amitoz ve mayoz olmak üzere üç çeşit bölünme görülür. I. MİTOZ BÖLÜNME Mitoz bölünme tek hücreli canlılardan, çok hücreli canlılara ve insana kadar bir çok canlı grubu
Her canlının neslini devam ettirmek üzere kendine benzer yeni bireyler meydana getirmesi olayına üreme denir.
ÜREME ve ÇEŞİTLERİ Her canlının neslini devam ettirmek üzere kendine benzer yeni bireyler meydana getirmesi olayına üreme denir. A. EŞEYSİZ ÜREME Eşey hücrelerinin oluşumu ve döllenme olmadan, bir atadan
ENERJİ AKIŞI VE MADDE DÖNGÜSÜ
ENERJİ AKIŞI VE MADDE DÖNGÜSÜ Ekosistem, birbiriyle ilişkili canlı ve cansız unsurlardan oluşur. Ekosistem, bu unsurlar arasındaki madde ve enerji dolaşımı ile kendini besler ve yeniler. Madde döngüsü
CANLILARIN TANIMLANMASI ve ADLANDIRILMASI: TAKSONOMİ
CANLILARIN TANIMLANMASI ve ADLANDIRILMASI: TAKSONOMİ 1969 Yılında Whittaker in geliştirdiği 5 li Alem sistemi kullanılmaktadır. Canlılar Monera ve Eukarya olmak üzere ikiye ayrılır. Sınıflandırma yani
EKOSİSTEM. Cihangir ALTUNKIRAN
EKOSİSTEM Cihangir ALTUNKIRAN Ekosistem Nedir? Bir bölge içerisinde bulunan canlı ve cansız varlıkların karşılıklı oluşturdukları sisteme ekosistem denir. Ekosistem Bileşenleri Canlı Öğeler Üreticiler
YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #6
YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #6 1) Canlılar soylarının devam ettirebilmek için üreyerek yeni bireyler meydana getirir. Bu üreme olaylarıyla ilgili olarak; I. Bakterinin ikiye bölünerek kendine benzer yeni
ÖĞRENME ALANI: Canlılar ve Hayat 6.ÜNİTE: Canlılar ve Enerji ilişkileri
ÖĞRENME ALANI: Canlılar ve Hayat 6.ÜNİTE: Canlılar ve Enerji ilişkileri Ayrıca bitkilerin yapraklarına yeşil rengi de klorofil adı verilen bu yapılar verir. Besin Zinciri: - Aynı ekosistemde yaşayan canlıların
BELKİDE BİYOLOJİNİN EN TEMEL KONUSU EN ZEVKLİ KONUSUNA BAŞLAYALIM ARKADAŞLAR!!!
DERS : BİYOLOJİ KONU: HÜCRE BELKİDE BİYOLOJİNİN EN TEMEL KONUSU EN ZEVKLİ KONUSUNA BAŞLAYALIM ARKADAŞLAR!!! Canlıların canlılık özelliği gösteren en küçük yapı birimidir.( Virüsler hariç) Şekil: Bir hayvan
ADIM ADIM YGS-LYS 44. ADIM CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI-4 BAKTERİLER ALEMİ-2
ADIM ADIM YGS-LYS 44. ADIM CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI-4 BAKTERİLER ALEMİ-2 BAKTERİLERDE EŞEYSİZ ÜREME İKİYE BÖLÜNME Bakteri bölüneceği zaman DNA dan bir kopya çıkartılır. Böylece bakteri içinde iki tane
Ekosistem Ekolojisi Yapısı
Ekosistem Ekolojisi, Ekosistemin Yapısı Ekosistem Ekolojisi Yapısı A. Ekoloji Bilimi ve Önemi Ekoloji canlıların birbirleriyle ve çevreleriyle olan etkileşimlerini inceleyen bilim dalıdır. Günümüzde teknolojinin
HAYVANSAL HÜCRELER VE İŞLEVLERİ. YRD. DOÇ. DR. ASLI SADE MEMİŞOĞLU RESİM İŞ ZEMİN KAT ODA: 111
HAYVANSAL HÜCRELER VE İŞLEVLERİ YRD. DOÇ. DR. ASLI SADE MEMİŞOĞLU RESİM İŞ ZEMİN KAT ODA: 111 [email protected] KONULAR HAYVAN HÜCRESİ HAYVAN, BİTKİ, MANTAR, BAKTERİ HÜCRE FARKLARI HÜCRE ORGANELLERİ
Mayoz Bölünmenin Oluşumu
MAYOZ BÖLÜNME NEDİR? 03 Ocak 2012, 23:39 Osman BEDEL MAYOZ BÖLÜNME NEDİR? Kromozom sayılarının nesiller boyu sabit tutulması mayoz bölünme ile sağlanır. Mayoz özel bir hücre bölünmesidir. Bu bölünme ile
Organik Bileşikler. Karbonhidratlar. Organik Bileşikler YGS Biyoloji 1
Organik Bileşikler YGS Biyoloji 1 Hazırladığımız bu yazıda; organik bileşikler ve organik bileşiklerin yapısını, canlılarda bulunan organik bileşikleri ve bunların görevlerini, kullanım alanlarını, canlılar
Mantarlar genel özellikleri. Üremeleri
Mantarlar genel özellikleri Eukaryotik, sporla ürerler, eşeyli ve eşeysiz üreme görülür, Mantarlar hayvanlar gibi aktif hareket edemezler bitkiler gibi klorofil de taşımazlar, heterotrofdurlar. parazitik,
olmak üzere 2 gruba ayrılırlar.
CANLI ALEMLERİ *Canlı alemleri: Canlılar filogenetik sınıflandırmaya göre; bakteriler, arkebakteriler, protista, fungi, bitki ve hayvanlar olmak üzere 6 Aleme ayrılır. **Prokaryot canlılar: Çekirdeksiz
B unl a r ı B i l i yor mus unuz? MİTOZ. Canlının en küçük yapı biriminin hücre olduğunu 6. sınıfta öğrenmiştik. Hücreler; hücre zarı,
MİTOZ Canlının en küçük yapı biriminin hücre olduğunu 6. sınıfta öğrenmiştik. Hücreler; hücre zarı, sitoplazma ve çekirdekten meydana gelmiştir. Hücreler büyüme ve gelişme sonucunda belli bir olgunluğa
PROKARYOT VE ÖKARYOT HÜCRELER
PROKARYOT VE ÖKARYOT HÜCRELER HÜCRE Hücre ya da göze, bir canlının yapısal ve işlevsel özellikleri gösterebilen en küçük birimidir. Hücre, (İng. Cell); Latince küçük odacık anlamına gelen "cellula" kelimesinden
12. SINIF KONU ANLATIMI 28 EKOLOJİ KOMÜNİTE EKOLOJİSİ
12. SINIF KONU ANLATIMI 28 EKOLOJİ KOMÜNİTE EKOLOJİSİ KOMÜNİTE EKOLOJİSİ Bir alan ya da habitat içerisindeki tüm popülasyonların oluşturduğu birliğe komünite denir. Komüniteyi oluşturan türler arasında
YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #17
YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #17 1) Memeli bir hayvanın vücudunda gerçekleşen biyokimyasal tepkimelerden bazıları aşağıdaki gibidir. I Glikojen Glikoz ATP III Buna göre I, II ve III ile gösterilen metabolik
BİYOLOJİ SORU BANKASI
BİYOLOJİ SORU BANKASI Bölüm: 1 Biyolojiye Giriş ve Bilimsel Düşünce ÖĞRETMENLİK ALAN BİLGİSİ TESTİ SORULAR 1. Biyoloji biliminin, bazı alt dallarına ait özellikler aşağıda verilmiştir; Hayatın başlangıcını
CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ
CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ 1.HÜCRESEL YAPI: Tüm canlıların en küçük yapı birimi HÜCRE dir. Bir canlının, canlılık özelliği gösteren en küçük yapı ve görev birimine HÜCRE denir. Hücresel organizasyonlarına
BİYOLOJİ(BİOS=HAYAT; LOGOS=BİLİM) SİSTEMLER BİLİMİDİR.
BİYOLOJİ(BİOS=HAYAT; LOGOS=BİLİM) SİSTEMLER BİLİMİDİR. CANLI Biyoloji hayatın işleyişi ve canlıların yapısı ile ilgilenen doğal bir bilim dalıdır. Biyoloji birçok alt bölüm ve disiplinleri içerir. BİYOLOJİNİN
ADIM ADIM YGS-LYS 41. ADIM CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI- SINIFLANDIRMANIN TARİHÇESİ- ÇEŞİTLERİ
ADIM ADIM YGS-LYS 41. ADIM CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI- SINIFLANDIRMANIN TARİHÇESİ- ÇEŞİTLERİ CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI Dünyada keşfedilmiş çok fazla canlı çeşidi vardır. Bu canlıların araştırılmasını
BİY455 OMURGASIZLAR BİYOLOJİSİ II
BİY455 OMURGASIZLAR BİYOLOJİSİ II ANKARA ÜNİVERSİTESİ FEN FAKÜLTESİ BİYOLOJİ PHYLUM ARTHROPODA GENEL ÖZELLİKLERİ Günümüzde yaşayan canlılardan; yengeçler, karidesler, ıstakozlar, su pireleri, çıyanlar,
FİTOPLANKTONİK ORGANİZMALARIN GENEL ÖZELLİKLERİ
MAKALE FİTOPLANKTONİK ORGANİZMALARIN GENEL ÖZELLİKLERİ Atilla HAŞİMOĞLU, SUMAE Su kolonu içerisinde asılı olarak bulunan partiküllerden canlı organizmaları içerenlere plankton, cansız olanlara genel olarak
CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ Beslenme Boşaltım Üreme Büyüme Uyarıları algılama ve cevap verme Hareket Solunum Hücreli yapı
CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ Beslenme Boşaltım Üreme Büyüme Uyarıları algılama ve cevap verme Hareket Solunum Hücreli yapı Hayvan hücreleri mikroskop ile incelendiğinde hücre şekillerinin genelde yuvarlak
ADIM ADIM YGS LYS Adım EVRİM
ADIM ADIM YGS LYS 191. Adım EVRİM EVRİM İLE İLGİLİ GÖRÜŞLER Evrim, geçmiş ile gelecekteki canlıların ve olayların yorumlanmasını sağlayarak, bugün dünyada yaşayan canlılar arasındaki akrabalık derecesini
OMURGASIZLAR BİYOLOJİSİ
OMURGASIZLAR BİYOLOJİSİ Canlõlarla ilgili problemler ele alõndõğõnda organizmalarõ sõnõflandõrmak ve onlarõ gruplara ayõrmak zorunluluğu ortaya çõkmaktadõr. Yeryüzünde milyonlarca canlõ varlõk vardõr ve
DNA ve Özellikleri. Şeker;
DNA ve Özellikleri Hücrelerdeki hayatsal olayların yönetimini çekirdek sağlar. Çekirdek içinde, hücrenin beslenme, solunum, üreme gibi canlılık faaliyetlerin yönetilmesini sağlayan genetik madde bulunur.
Tatlı su, deniz ve rutubetli topraklarda yaşarlar. Büyük bir kısmı insan ve diğer hayvanlarda parazittir. Bilateral simetriye sahiptirler.
Solucanlar Bu gruba dâhil olan canlılar yassı, yuvarlak ve halkalı solucanlar olmak üzere 3 ana başlık altında incelenmektedir. Yassı solucanlar Yumuşak, ince ve yassı bir vücut yapıları vardır. Serbest
ÜNİTE:1 CANLILARDA ÜREME, BÜYÜME VE GELİŞME
ÜNİTE:1 CANLILARDA ÜREME, BÜYÜME VE GELİŞME HÜCRE: Canlıları oluşturan en küçük yapı birimine hücre denir.bütün canlılar hücrelerden oluşmuştur. * İnsanlar, hayvanlar, bitkiler, tek hücreli canlıların
YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #12
YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #12 1) İnsanda döllenme sırasında, I. Spermdeki çekirdek, sentrozomun yumurtaya geçmesi II. Spermdeki akrozomun patlayarak zona pellusidayı eritmesi III. Yumurtadaki salgı maddelerinin
ELEMENT VE BİLEŞİKLER
ELEMENT VE BİLEŞİKLER 1- Elementler ve Elementlerin Özellikleri: a) Elementler: Aynı cins atomlardan oluşan, fiziksel ya da kimyasal yollarla kendinden daha basit ve farklı maddelere ayrılamayan saf maddelere
BİYOLOJİYE GİRİŞ. Canlılığın bilimsel olarak araştırılmasıdır.
BİYOLOJİYE GİRİŞ Canlılığın bilimsel olarak araştırılmasıdır. Biyolojik Organizasyon; Her düzeydeki biyolojik organizasyon belirgin özelliklere sahiptir. Her türlü maddenin kimyasal yapıtaşları olan ve
*Canlıların canlılık özelliği gösteren en küçük yapı birimine hücre denir.
Fen ve Teknoloji 1. Ünite Özeti Hücre Canlılarda Üreme, Büyüme ve Gelişme. *Canlıların canlılık özelliği gösteren en küçük yapı birimine hücre denir. *Hücrenin temel kısımları: hücre zarı, sitoplâzma ve
1. Üreticiler 2. Tüketiciler. 3. Ayrıştırıcılar
BESİN ZİNCİRİ VE ENERJİ AKIŞI Doğada canlıların birbiriyle beslenmesi ve enerjinin ayrıştırıcılara kadar geçmesiyle oluşan döngüye besin zinciri denir. Birbirlerine bağlı besin zincirine besin ağı denir.
EKOSİSTEMLERİN İŞLEYİŞİ. Veli&Sümeyra YILMAZ
EKOSİSTEMLERİN İŞLEYİŞİ Belli bir bölgede yaşayan ve birbirleriyle sürekli etkileşim içinde bulunan canlılar (biyotik) ile bunların cansız çevrelerinin (abiyotik) oluşturduğu bütüne EKOSİSTEM denir. EKOSİSTEM
Şekil 1. Mitoz bölünmenin profaz evresi.
KONU 9. HÜCRE BÖLÜNMESİ MİTOZ BÖLÜNME Mitoz bölünme tek hücreli canlılardan, çok hücreli canlılara ve insana kadar birçok canlı grubu tarafından gerçekleştirilebilir. Mitoz bölünme sonunda bölünen hücrelerden
BİYOLOJİ VE BİLİMSEL YÖNTEM... 1 Bilim ve Bilimsel Yöntem... 2
İÇİNDEKİLER Sayfa BİYOLOJİ VE BİLİMSEL YÖNTEM... 1 Bilim ve Bilimsel Yöntem... 2 CANLILARIN OLUŞUMU... 5 CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ... 9 CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI... 11 SİSTEMATİK... 13 BİTKİ VE HAYVANLARIN
9. SINIF KONU ANLATIMI CANLININ ORTAK ÖZELLİKLERİ-2
9. SINIF KONU ANLATIMI CANLININ ORTAK ÖZELLİKLERİ-2 3 6) METABOLİZMA: Canlılarda meydana gelen hayatsal faaliyetlerin tamamıdır. Metabolizma anabolizma ve katabolizma olmak üzere ikiye ayrılır. ANABOLİZMA:
6. Biyoloji dersi BELEDİYE YARIŞMASI Lise I (birinci) sınıf (cevap anahtarı)
6. Biyoloji dersi BELEİYE YARIŞMASI Lise I (birinci) sınıf (cevap anahtarı) 1. Verilen resimdeki boş alanları işaretle! a) bitki hücresi b) kloroplast c) şeker (glikoz, nişasta) ve oksijen ç) sıcaklık
Konu: Mitoz Bölünme ve Eşeysiz Üreme
Konu: Mitoz Bölünme ve Eşeysiz Üreme Hücre bölünmesi tüm canlılarda görülen ortak bir özelliktir. Hücre büyüyüp gelişirken madde ve enerji gereksinimleri artar. Sitoplâzma hücre zarına oranla daha hızlı
EKOLOJİ EKOLOJİK BİRİMLER
EKOLOJİ EKOLOJİK BİRİMLER EKOLOJİK BİRİMLER *Ekoloji: Canlıların birbirleriyle ve yaşadıkları ortamla olan ilişkisini inceleyen bilim dalıdır. Ekolojik birimlerin küçükten büyüye doğru sıralaması: Ekoloji
YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #7
YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #7 1) 48 saat karanlıkta bekletilen bir saksı bitkisinden bu sürenin sonunda bir yaprak kopartılmış (1. yaprak) ve bitki aydınlık ortamda 12 saat bekletilmiştir. Bu sürenin sonunda
YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #18
YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #18 1) Bakterilerin gerçekleştirdiği, I. Kimyasal enerji sayesinde besin sentezleme II. Işık enerjisini kimyasal bağ enerjisine dönüştürme III. Kimyasal bağ enerjisini ATP enerjisine
Yrd. Doç. Dr. Tuba ŞANLI
Yrd. Doç. Dr. Tuba ŞANLI Genel olarak gözle net olarak görülemeyecek kadar küçük canlıları inceleyen ve onları konu olarak ele alan bilim dalıdır. Gözle ayırt edilemeyen canlılar; Virüsler, bakteriler,
ÜNİTE 4 DÜNYAMIZI SARAN ÖRTÜ TOPRAK
ÜNİTE 4 DÜNYAMIZI SARAN ÖRTÜ TOPRAK ÜNİTENİN KONULARI Toprağın Oluşumu Fiziksel Parçalanma Kimyasal Ayrışma Biyolojik Ayrışma Toprağın Doğal Yapısı Katı Kısım Sıvı Kısım ve Gaz Kısım Toprağın Katmanları
CANLILAR VE ENERJİ İLŞKİLERİ
CANLILAR VE ENERJİ İLŞKİLERİ Besin Zincirindeki Enerji Akışı Madde Döngüleri Enerji Kaynakları ve Geri Dönüşüm Hazırlayan; Arif Özgür ÜLGER Besin Zincirindeki Enerji Akışı Bütün canlılar yaşamlarını devam
Aşağıda mitoz bölünme safhaları karışık olarak verilmiştir.
2015/2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ ÖRNEK 8.SINIFLAR 1.DÖNEM 1.YAZILI Adı Soyadı : No: Sınıf: Resimdeki türlerin bazı hücrelerindeki kromozom sayılarını yazınız. (4x2p) Aşağıda mitoz bölünme
Bitkilerde Eşeyli Üreme
Bitkilerde Eşeyli Üreme İki farklı cinsiyete ait üreme hücrelerinin birleşmesiyle yeni canlılar oluşmasına eşeyli üreme denir. Oluşan yeni canlı, ana canlılardan farklı kalıtsal özelliklere sahiptir. Bitkiler
Dersin Kodu
Genel Biyoloji I Dersin Adı Genel Biyoloji I Dersin Kodu 1206.3101 Dersin Türü Zorunlu Dersin Seviyesi Dersin AKTS Kredisi 5,00 Haftalık Ders Saati (Kuramsal) 4 Haftalık Uygulama Saati 0 Haftalık Laboratuar
1. ÜNİTE : HÜCRE BÖLÜNMESİ VE KALITIM
1. ÜNİTE : HÜCRE BÖLÜNMESİ VE KALITIM 1 DNA (Deosiribo Nükleik Asit) Kalıtım maddesi hücre çekirdeğinde bulunur. Kalıtım maddesi iğ ipliği (Yumak) şeklinde bir görünümdedir. İğ ipliğindeki kalıtım maddesi
9. SINIF KONU ANLATIMI 46 CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI-8 BİTKİLER ALEMİ
9. SINIF KONU ANLATIMI 46 CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI-8 ALEMİ ALEMİ Çok hücreli ökaryot canlılardır. Koloroplast içerirler ve fotosentez ile inorganik maddeleri organik madde haline getirerek beslenirler.
ELEMENTLER VE BİLEŞİKLER
ELEMENTLER VE BİLEŞİKLER 1- Elementler ve Elementlerin Özellikleri a) ELEMENTLER Aynı cins atomlardan oluşan, fiziksel ya da kimyasal yollarla kendinden daha basit ve farklı maddelere ayrılamayan saf maddelere
EVRİM VE FOSİL KANITLAR 4. Prof.Dr. Atike NAZİK Ç.Ü. Jeoloji Mühendisliği
EVRİM VE FOSİL KANITLAR 4 Prof.Dr. Atike NAZİK Ç.Ü. Jeoloji Mühendisliği EVRİM/DEĞİŞİM/GELİŞİM Bir prosestir. Yeryüzünde, yaşamın ilk formundan bugüne kadarki büyük değişimi karakterize eder. Genlerdeki
EVRİM VE FOSİL KANITLAR 4. Prof.Dr. Atike NAZİK Ç.Ü. Jeoloji Mühendisliği
EVRİM VE FOSİL KANITLAR 4 Prof.Dr. Atike NAZİK Ç.Ü. Jeoloji Mühendisliği EVRİM/DEĞİŞİM/GELİŞİM Bir prosestir. Yeryüzünde, yaşamın ilk formundan bugüne kadarki büyük değişimi karakterize eder. Genlerdeki
ADIM ADIM YGS-LYS 3. ADIM CANLININ ORTAK ÖZELLİKLERİ-2
ADIM ADIM YGS-LYS 3. ADIM CANLININ ORTAK ÖZELLİKLERİ-2 6) METABOLİZMA: Canlılarda meydana gelen hayatsal faaliyetlerin tamamıdır. Metabolizma anabolizma ve katabolizma olmak üzere ikiye ayrılır. ANABOLİZMA:
4. SINIF FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ II. DÖNEM GEZEGENİMİZ DÜNYA ÜNİTESİ SORU CEVAP ÇALIŞMASI
4. SINIF FEN VE TEKNOLOJİ DERSİ II. DÖNEM GEZEGENİMİZ DÜNYA ÜNİTESİ SORU CEVAP ÇALIŞMASI 1. Dünya mızın şekli neye benzer? Dünyamızın şekli küreye benzer. 2. Dünya mızın şekli ile ilgili örnekler veriniz.
Fen Bilimleri Kazanım Defteri
Fen Bilimleri 6 Bir Bakışta Önemli noktalar... Akılda kalıcı özet bilgi alanları... Konu özetleri için ayrılmış bölümler... Konuyu pekiştiren farklı soru tipleri içeren alıştırma sayfaları... 2 Boşluk
İSKELET YAPISI VE FONKSİYONLARI
İSKELET YAPISI VE FONKSİYONLARI 1- Vücuda şekil vermek 2- Kaslara bağlantı yeri oluşturmak ve hareketlerin yapılmasına olanaksağlamak 3- Vücut ağırlığını taşımak 4- Vücudun yumuşak kısımlarını korumak
YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #21
YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #21 1) Aşağıda bazı dönüşüm tepkimeleri gösterilmiştir. a 2) Enzimlerin çalışma hızına etki eden faktörlerle ilgili; RH RH ADP + Pi ATP I II b Buna göre a ve b yönlerindeki değişimlerle
Eco new farmers. Modül 1- Organik Tarıma Giriş. Bölüm 4- Organik Tarım ve Koruma
Eco new farmers Modül 1- Organik Tarıma Giriş Bölüm 4- Organik Tarım ve Koruma Modul 1- Organik Tarıma Giriş Bölüm 4 Organik Tarım ve Koruma www.econewfarmers.eu 1. Giriş Organik tarım kültür alanlarında
Sayfa BİYOLOJİ VE BİLİMSEL YÖNTEM... 1 Bilim ve Bilimsel Yöntem... 2
İÇİNDEKİLER Sayfa BİYOLOJİ VE BİLİMSEL YÖNTEM... 1 Bilim ve Bilimsel Yöntem... 2 CANLILARIN OLUŞUMU... 6 CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ... 11 CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI... 13 SİSTEMATİK... 34 BİTKİ VE
Fen ve Teknoloji 8. bakteri, protist ve bitkiler üreticileri oluşturur. 1.Ünite : Canlılar ve Enerji İlişkileri 1.Besin Zincirinde Enerji Akışı
1.Ünite : Canlılar ve İlişkileri 1.Besin Zincirinde Akışı Anahtar Kavramlar: Üretici Tüketici Ayrıştırıcı Fotosentez Klorofil 1.1. Besin zincirlerinin başlangıcında üreticilerin bulunduğu çıkarımını yapar
ADIM ADIM YGS-LYS 43. ADIM CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI-3 BAKTERİLER ALEMİ
ADIM ADIM YGS-LYS 43. ADIM CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI-3 BAKTERİLER ALEMİ BAKTERİLER ALEMİ Prokaryot hücre yapısına sahip olan tek hücreli canlıların oluşturduğu alemdir. Mikroskobun icadından sonra keşfedilmişlerdir.
ÜNİTE I HÜCRE BÖLÜNMESİ VE KALITIM 1.1 HÜCRE BÖLÜNMESİ Hücre bölünmesi canlılar aleminde görülen en önemli biyolojik olaylardan biridir.
ÜNİTE I HÜCRE BÖLÜNMESİ VE KALITIM 1.1 HÜCRE BÖLÜNMESİ Hücre bölünmesi canlılar aleminde görülen en önemli biyolojik olaylardan biridir. Hücre büyürken, hücre zan genişler, hacmi artar. Ancak hücrenin
YAZILIYA HAZIRLIK TEST SORULARI. 10. Sınıf
YAZILIYA HAZIRLIK TEST SORULARI 10. Sınıf 1) Hücre döngüsünün interfaz evresini yeni tamamlamış bir hücre ile bu hücrenin döngü sonunda oluşturduğu yeni hücrelerde; I. DNA miktarı II. Gen Sayısı III. Gen
YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #9
YGS YE HAZIRLIK DENEMESi #9 1) Hücre teknolojisi yöntemlerinin gelişmesi, kök hücrelerden faydalanmaya başlanmasına, ayrıca hücre ve doku kültürü ile ilgili çalışmalarda önemli gelişmeler kaydedilmesine
MAKEDONYA BİYOLOGLAR BİRLİĞİ Biyoloji dersinden 9.sınıflar için Belediye Yarışması TOPLAM PUAN 100. Çözümler: 1. Verilenleri Uygula!
MAKDONYA BİYOLOGLAR BİRLİĞİ 04.03.2017 Biyoloji dersinden 9.sınıflar için Belediye Yarışması Çözümler: TOPLAM PUAN 100 1. Verilenleri Uygula! 1.1. mbriyonun daha doğrusu fetüsün gelişimi sırasıyla numaralar
1-GİRİ 1.1- BİYOKİMYANIN TANIMI VE KONUSU.-
1-GİRİ 1.1- BİYOKİMYANIN TANIMI VE KONUSU.- Biyokimya sözcüğü biyolojik kimya (=yaşam kimyası) teriminin kısaltılmış şeklidir. Daha eskilerde, fizyolojik kimya terimi kullanılmıştır. Gerçekten de Biyokimya
Hücre canlının en küçük yapı birimidir.
Hücre canlının en küçük yapı birimidir. Bitkilerde bulunan hücredir.bu hücrelerde hücre duvarı bulunduğundan hayvan hücresinden ayrılır. Hücre duvarı vardır. Kofulu büyük ve az sayıdadır. Şekli dikdörtgen
CANLININ İÇ YAPSINA YOLCULUK
CANLININ İÇ YAPSINA YOLCULUK EN KÜÇÜK OLANINDAN EN BÜYÜK OLANINA KADAR TÜM CANLILARIN YAPISINI OLUŞTURAN BİRİM: HÜCRE Canlıların tüm özelliklerini taşıyan en küçük birimine hücre denir. Canlı bir hücreden
Işık şiddetindeki Sıcaklıktaki değişme yönü değişme yönü
1999 ÖSS BİYOLOJİ SORULARI VE CEVAPLARI 1. "Bitkilerde nişastanın yıkımını sağlayan enzimler vardır" hipotezini doğrulamak için düzenlenen deneyde, bitki özütünün, aşağıdaki karışımlardan hangisinin bulunduğu
МАКЕДОНСКО БИОЛОШКО ДРУШТВО MAKEDONYA CUMHURİYETİ BİYOLOGLAR BİRLİĞİ BİYOLOJİ 4.CUMHURİYET YARIŞМАSI LİSE (I) BİRİNCİ SINIF.
МАКЕДОНСКО БИОЛОШКО ДРУШТВО MAKEDONYA CUMHURİYETİ BİYOLOGLAR BİRLİĞİ BİYOLOJİ 4.CUMHURİYET YARIŞМАSI LİSE (I) BİRİNCİ SINIF 1. Verilen türlerin ait oldukları taksonomik gruplarının Latince isimlerini yaz.!
