Eyüp Ali Kılıçaslan.
|
|
|
- Deniz Kavak
- 9 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 HEGEL İN TİNİN GÖRÜNGÜBİLİMİ NDE KENDİNE-YABANCILAŞMIŞ TİNİN DÜNYASI OLARAK KÜLTÜR DÜNYASININ DİYALEKTİĞİ YA DA MARX IN 1844 EL YAZMALARI NDAKİ ELEŞTİRİLERİNE KARŞI BİR HEGEL SAVUNUSU DENEMESİ The Dialectic of The World of Culture as The World of Self-Alienated Spirit in Hegel s Phenomenology of Spirit or an Essay on The Defence of Hegel Against Marx s Criticisms in The 1844 Manuscripts Eyüp Ali Kılıçaslan [email protected] Özet Hegel in Tinin Görüngübilimi nin en hacimli bölümü kitaba da adını veren Tin bölümüdür. Kitaptaki en hacimli alt-bölüm ise Tin bölümündeki Kendine Yabancılaşmış Tin. Kültür dür. Tarihsel olarak düşünüldüğünde bu bölüm, antik dünyanın çöküşünü izleyen dönemle başlayıp Fransız Devrimine kadar olan zaman dilimini kapsar. Hegel Kültür başlığında bu dönemi ele alır. Kültür dünyası politikanın ve ekonominin ağırlık kazandığı reel bir dünya olduğu kadar inancın ve Aydınlanma nın da ideal dünyasıdır. Hegel in bu bölümün yazımında en çok yararlandığı Diderot un Rameau nun Yeğeni nde hicvettiği saray kültürü, bu bölümün konusunu oluşturur. Tinin yabancılaşması deyimi Diderot un bu yapıtında geçer. Genel olarak yabancılaşma, devlet iktidarı, zenginlik, inanç, Aydınlanma, devrim, terör, vb. gibi kavramlarla işlenen bu bölüm Marx ın 1844 Elyazmaları nın da başlıca referans noktasıdır. Bu çalışma, Hegel in Tinin Görüngübilimi ndeki kültür bölümünün bir analizi üzerinden Marx ın Hegel eleştirilerine karşı Hegel i savunmayı amaçlar. Anahtar Kelimeler: Kendinin-bilinci, Tin, Yabancılaşma, Dışlaşma, Kültür, İnanç, Aydınlanma, Emek. Abstract The largest section in Hegel s Phenomenology of Spirit is that on Spirit, which denominates the book. However, the largest sub-section of the Phenomenology is that of Self-alienated Spirit. Culture in the section on Spirit. Historically considering, this section contains the period, beginning with the collapse of the ancient world up to the French Revolution. Under the title culture, Hegel examines this period. The world of culture is a real world in which politics and economy gain importance as much as it is the ideal world of faith and the Enlightenment. In writing this section, Hegel used mostly Diderot s Nephew ViraVerita E-Dergi, Sayı 4, s (ISSN: ) ViraVerita E-Journal, Issue 4, p (ISSN: ) Doç. Dr., Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi, Felsefe Bölümü. 1
2 of Rameau and the court culture satirized in Diderot s work forms the subject-matter of the world of selfalienated Spirit. The phrase the alienation of Spirit comes from Diderot s Nephew of Rameau. This section of the Phenomenology worked up generally the concepts alienation, the state power, wealth, faith, Enlightenment, revolution, terror, etc. is the main reference for Marx s 1844 Manuscripts. This study aims at the defence of Hegel against Marx s criticisms of Hegel via an analysis of the section culture in Hegel s Phenomenology of Spirit. Key Words: Self-consciousness, Spirit, Alienation, Externalization, Culture, Faith, Enlightenment, Labour. Hegel in Tinin Görüngübilimi nin altı ana bölümünden dördüncüsünün başlığı Tin dir. Bu bölüm kitabın en hacimli bölümüdür. Hegelci kavramlarla söylemek gerekirse, Tin, kendi-kesinliğini gerçekliğe yükseltmiş akıldır ve bu yüzden, kendisinin kendi dünyası olarak ve dünyanın onun kendisi olarak bilincindedir (Hegel, 1986, s.268, 438). Tin, ilkin, dolaysızca Gerçek Tin dir, Etik tir; sonra, Kendine Yabancılaşmış Tin dir, Kültür dür; ve son olarak, Kendisinden-Emin Tin dir ya da Ahlak tır. Bu anlamda, Hegel Tin kavramını etik, kültür ve ahlak kavramlarına sınırlar ve Din den, dindeki Tin den ayrı olarak değerlendirir. Tin bölümü, tarihsel yanı söz konusu olduğunda, üç büyük tarihsel döneme ya da çağa karşılık gelen üç bölüme ayrılır. Hegel'e göre Grek şehir-devletlerinin çözülüşü, ortadan kalkması ve Fransız Devrimi tarihin iki önemli dönüm-noktasını oluşturur. Kendine Yabancılaşmış Tin. Kültür bölümü kendi içinde üç alt-bölüme ayrılır: Kendine Yabancılaşmış Tinin Dünyası, Aydınlanma ve Mutlak Özgürlük ve Terör. Dünya tarihsel süreçle bağıntısı içinde değerlendirmek gerekirse; Aydınlanma ve Mutlak Özgürlük ve Terör başlıklarının taşıdığı açıklıkla kıyaslandığında Kendine Yabancılaşmış Tinin Dünyası nın ya da kültür dünyası nın konusu ilk bakışta açık değilmiş gibi görünse de, Roma İmparatorluğu nun çöküşüyle Aydınlanma nın başlangıcı arasındaki tarih dönemini kapsadığı söylenebilir-feodalizm ve monarşi. Feodal dünyanın saray kültürüne referanslarla dolu olan bu bölümde Hegel en büyük 2
3 desteğini, bu kültürü hicveden Diderot un Rameau nun Yeğeni nden alır. Üstelik, Tinin yabancılaşması deyimini de Hegel in bu metinden aldığı düşünülebilir (Diderot, 1805, s. 288). Kendine-Yabancılaşmış Tin bölümüne geçmeden önce, Hegel'in Grek dünyasının çözülüşüne ilişkin açıklamasına göz atmak yararlı olacaktır. Hegel Grek dünyasının çözülüşünü bireycilikle ilişkilendirir. Hegel e göre, Grek dünyası uyumlu ve güzel bir dünyayı temsil ediyordu, orada birey polis inin gelenekleriyle, görenekleriyle ve yasalarıyla uyum içinde yaşıyordu. Polis in dışında birey, bir hiçti ya da salt bir doğa nesnesiydi. Zamanla birey artık kendisini dolaysızca toplumla özdeşleştirmekten uzaklaştı ve bu gelişme Sofistlerin ve Sokrates'in düşüncelerinde açık bir şekilde görüldü. Hegel buna bir başka boyut daha ekler. Bireyciliğin tohumlarının Grek toplumundaki aile biçiminde daha şimdiden var olduğu gösterilir-potansiyel bir şekilde devletle karşıtlık içinde bulunan toplumsal bir güç olarak aile. Erkek kendini gerçekleştirmenin yollarını ve araçlarını daha geniş bir topluluk içinde bulurken, buna karşılık kadın kendini gerçekleştirmeyi aile içinde, ailenin sınırlı ilgilerinin ve çıkarlarının peşinde gitmekte bulur. Devletin bakış açısından kadın (kadınlık) "kendi iç düşmanı"dır(hegel, 1986, s.291, 475). Kadında (kadınlıkta) temsil edilen bireycilik tini bastırılmalı, önlenmelidir ve bunu bastırmanın temel aracı ise savaştır, çünkü topluluk savaş durumunda olduğunda iç bölünmeler (topluluk içindeki içsel bölünmeler, karışıklıklar) geri plana itilir, toplum kaynaşır. Ancak, uzun vadede düşünüldüğünde, savaş bireycilik tinini iki bakımdan besler. İlk olarak savaş durumu topluluğun, halkın bireyselliğini, başka topluluklar arasında bir topluluk olduğunu belirtir; ikinci olarak savaş durumu güçlü, dayanıklı bireyi, askeri alanda yiğitlik ve bedensel dayanıklılık gösteren güçlü genç adamı öne çıkarır. Bu şekilde topluluk kendi yıkımının tohumlarını ekmiş olur. Böylelikle, yeni, daha bireyci bir toplumsal yaşam biçiminin doğmasına yol açılmış olur- "bireyselliklerin yalın dayanıklılığı nın bir noktalar çokluğuna saçılmış"(hegel, 1986, s.292, 476) olduğu yeni bir toplum biçimi. 3
4 Bu yeni toplum biçimiyle, "Hukuki Statü" bölümünde tartışılan, Roma İmparatorluğu'nda karşılaşılır (Mutlak) bir bireyler çokluğunun atomlarına dağılmış olan evrensel, bu ölü Tin, bir eşitliktir ki orada herkes aynı olarak, kişiler olarak, değer taşımaktadır (Hegel, 1986, s ). Yurttaşlık hakkı, topluluğun politik yaşamına etkin katılım için yeni bir hak değildir, ancak belirli yasal hakların, 'kişilik' haklarının, özel bir yurttaş olma hakkının tanınmasıdır, "kendinde ve kendi için varolan bir varlık olarak geçerli liğinin (Hegel, 1986, s. 293, 478) tanınmasıdır. Toplumsal yaşamın içeriği bundan böyle topluluğun her bir üyesinin kendi etkinliğinin bir ifadesi olarak deneyimlediği geleneksel yasalarda ve törelerde değil de; herkes gibi yalın, yalıtılmış bir Bir olan imparatorda yaşamaktadır. İmparatorun gücü (ya da iktidarı) başka bireyler tarafından tam anlamıyla yabancı bir güç olarak deneyimlenir-her ne kadar bu güç (iktidar) salt diğer bireylerin ona boyun eğmeleriyle ve onu tanımalarıyla yaratılmış olsa da. İmparator iktidarını sürdürmek için adaletsiz, zalim, acımasız ve yıkıcı olmak zorundadır Dünyanın efendisi ne olduğunun edimsel bilincini, edimselliğin evrensel gücünü, uyruklarının ona karşı duran 'kendi'lerine karşı uyguladığı yok edici zorda bulur. Çünkü onun gücü Tinin kişilerin kendi öz bilinçlerini tanımalarını sağlayacak birliği ve uyumu değildir; daha çok, onlar kişiler olarak kendileri için vardırlar... Öyleyse, hem birbirlerine ve hem de bağlantıları ve süreklilikleri olarak ona karşı salt olumsuz bir ilişki içindedirler (Hegel, 1986, s. 295). Bu durumda toplumsal dünya bireylerin onda kendi özdeşliklerinin doğrulamasını bulacakları bir şey olarak değil; daha çok, bireylere karşı duran, yabancı bir içerik ve düşman bir varlık (Hegel,1986,s.295, 482) olarak görülür-aynı zamanda onların bir yaratımı, yapıtı olsa da. Bu yabancılaşma durumudur ve Hegel bunu Fransız Devrimi ne kadar olan süreçte izleyen yüzyıllar boyunca Avrupa toplumunu karakterize eden bir durum olarak görür. Hegel'in yabancılaşma yı genel olarak tanımlaması şöyledir: 4
5 483. Kendi nin törel dünyada bulunmayan edimselliği onun kişi ye geri dönmesi yoluyla kazanılmıştır; öncekinde uyum ve birlik olmuş olan şimdi gelişmiş ama kendine yabancılaşmış olarak ortaya çıkmaktadır Törel Töz karşıtlığı kendi yalın bilinci içinde kapalı olarak ve bu bilinci kendi özü ile dolaysızca bir birlik içinde saklamıştı. Öyleyse öz dolaysızca ona yönelmiş olan ve töresi o olan bilinç için yalın varlık belirliliğini taşır; bilinç ne kendisini bu dışlayıcı 'kendi' olarak görmekte, ne de töz ondan dışlanmış bir dışvarlık imlemini taşımaktadır; ve bilincin onunla ancak kendi kendisine yabancılaşma yoluyla birleşmesi ve aynı zamanda tözü üretmesi gerekecektir. Oysa 'kendi'si saltık olarak kesikli olan Tin içeriğine ona karşıduran eşit ölçüde sert bir edimsellik olarak iyedir, ve burada dünya dışsal birşey, özbilincin olumsuzu olma belirlenimini taşır. Ama bu dünya tinsel bir kendiliktir, kendinde varlık ve bireyselliğin iç içe geçmesidir; onun bu dışvarlığı özbilincin çalışmasıdır; ama o denli de dolaysızca bulunan, ona yabancı bir edimselliktir ki, kendine özgü varlığa iyedir ve bunda kendisini tanımamaktadır (Hegel, 1986, 296; vurgu-ea.k.). Bu bireyin toplumsal dünya ile bir ilişkisi olarak yabancılaşmadır. Bu ise yabancılaşmanın bir diğer aşamasına geçişin yolunu hazırlar. Yabancılaşmış bilinç kendini nesnel gerçeklikten kopmuş olarak gördüğünden, nesnesi ile yeniden birleşmesini bir başka dünyada, saf bilincin dünyası olan bir 'öte-'dünyada tasarlar. Bu ötedeki, uzaktaki başka dünya dinsel inancın dünyasıdır-hegel bunu reel dünyanın parçalanmışlığından bir kaçış çabası olarak görür. Ancak tam da bu başka dünya reel dünyanın bir yansıması olduğundan; önerilen uzlaşmanın, birliğin kendisi yabancılaşmış bir biçimde, insanın Tanrı ile ilişkisi olarak sunulmuştur. Yabancılaşma bu durumda üç biçim alır: (i) Reel dünya içinde yabancılaşma; (ii) saf bilincin dünyasının reel dünyadan yabancılaşması ve (iii) saf bilinç dünyası içindeki yabancılaşma. Yabancılaşmanın değişik düzeyleri arasındaki ayrım Kendine-Yabancılaşmış Tin bölümünün sonraki yapısını belirler. Reel dünyadaki yabancılaşma (Kültür) ve kendi edimsellik (dünyası) başlıklı bölümde betimlenmiştir. Saf bilinç dünyasının reel dünyadan yabancılaşması İnanç ve (Saf) İçgörü bölümünde ve saf bilinç dünyası 5
6 içindeki yabancılaşma Aydınlanma bölümünde ele alınır. Sonunda, Aydınlanmanın Tini nin reel dünyaya geri dönüşü, Hegel'in (Mutlak) Özgürlük ve Terör' bölümünde tartıştığı Fransız Devrimiyle belirtilmiştir. Kendine Yabancılaşmış Tinin Dünyası nın Kültür ve kendi edimsellik dünyası başlıklı alt-bölümünde Hegel'in vurgusu bireyin kendi kendisini edimselleştirmesine ve geçerli kılmasına yöneliktir: birey burada geçerliliğini ve edimselliğini (kültür) yoluyla taşımaktadır. Gerçek kökensel doğası ve tözü doğal varlığın yabancılaşmasının Tinidir. Bu dışlaşma öyleyse bireyin eşit ölçüde amacı ve dışvarlığıdır; aynı zamanda, hem düşünce tözün edimselliğe, ve, evrik olarak, hem de belirli bireyselliğin özselliğe aracı ya da geçişidir. Bu bireysellik (kültür) yoluyla kendisini kendinde ne ise ona şekillendirir ve salt böylelikle kendindedir ve edimsel dışvarlığa (sahiptir); kültürün düzeyi onun edimsellik ve gücünün ölçüsüdür (Hegel, 1986, s. 300; vurgu-e.a.k). Kendi kendini geçerli kılmanın ve edimselliğini elde etmenin, kendini-yetiştirmenin, kendini-geliştirmenin ya da kendini-eğitmenin, kendini-kültürleştirmenin iki yolu vardır: (i) politik- bireyin kendini devlet gücüne, devlet iktidarına bağlı kılması- ve (ii) ekonomik- zenginliğin, evrensel bir değere sahip olan ve bireyin dışında başkalarının da kullanımında olan zenginliğin, birey tarafından üretilmesi. Hegel bu etkinliklerin önemini şöyle açıklar: İlk olarak, birey kendi salt doğal konumunun ötesine geçer. İkinci olarak, doğal konumlarını terk etmekle insanlar toplumsal değerleri, varlıkları, devlet iktidarını ve ekonomik zenginliği, yani kendi etkinliklerinin nesnelerini yaratırlar. Üçüncü olarak, bu yolla insanlar kendilerini yaratırlar, kendilerine nesnel realite kazandırırlar. Bu kendini geçerli kılma ve edimselleştirme ya da kendini-yetiştirme, kendini-kültürleştirme, kendini-nesnelleştirme ve kendini-edimselleştirme kavramlarıyla birdir. Bununla birlikte, kendine yabancılaşmış dünyada, atomik bireyler dünyasında bu nesnelleşme, Hegel'in ileride göstereceği gibi, yabancılaşma biçimini de almaktadır. 6
7 Politik iktidar ve ekonomik zenginlik, bu anlamda, kendine yabancılaşmış dünyadaki tinsel tözün iki görünüşüdür. Bunlar bilincin iki yanının, kendinde-varlık ve kendi-içinvarlık yanlarının, nesnelleşmesidir. Politik iktidar, devlet gücü kendinde-varlığa karşılık gelmektedir; bilincin evrensel yanını, bağımsız bireyselliğin yadsınmasını belirtir Devlet gücü yalın töz olduğu gibi ayrıca evrensel 'çalışma'dır bunda bireyler özlerinin anlatımını bulurlar ve orada tekillikleri yalnızca ve yalnızca evrenselliklerinin bir bilincidir; o ayrıca çalışma ve yalın sonuçtur ki, bundan kendisinin onların etkinliğinden ortaya çıkmış olduğu anlamı yitirmiştir; onların tüm yaptıklarının (mutlak) temeli ve kalıcılığı olarak kalır (Hegel, 1986, s. 303). Zenginlik kendisi-için-varlık, bağımsız bireysel etkinlik yanını, kendinin-bilincinin özünü belirtir, çünkü ekonomik etkinliğinde her birey kendini kendisi için ve kendinin çıkarına etkinlikte bulunuyor olarak görür. Ancak zenginlik gene de örtük olarak evrenseldir herkes kendi yararlanımında herkes için yararlanım sağlamaktadır, tıpkı kendi için çalışmasında eşit ölçüde herkes için çalışıyor olması ve herkesin onun için çalışıyor olması gibi (Hegel, 1986, s. 303). Bu iki nesnel varlıkla bilinç ya uyumlu( özdeş ) ya da uyumsuz( özdeş-olmayan ) bir ilişki içindedir. Bunlarla uyum içinde olan bilinci Hegel soylu bilinç olarak tanımlar (Devlet gücünü ve zenginliği-e.a.k.) kendisi ile özdeş bulan bilinç soylu bilinçtir. Kamu gücünde kendisi ile özdeş olanı görür, onda kendi yalın özünü ve bunun etkinleşmesini bulur, ve ona hizmetinde edimsel bir boyun eğiş ve içten bir saygı gösterir. Benzer olarak, zenginlik durumunda, bunun ona öteki özsel yanının, kendi-için-varlığının bilincini sağladığını görür; bu yüzden ona da kendisi ile ilişkide özsel birşey olarak bakar, ve yararlanımının kaynağı olan şeyi bir velinimet olarak tanıyarak kendisini ona karşı bir yükümlülük altında duyar (Hegel, 1986, s ). 7
8 Karşıt eğilim Hegel'in soysuz bilinç olarak adlandırdığı bilinç tarafından sergilenir. Soysuz bilinç hem devlet gücünü hem de zenginliği küçümser, sadakat nedir bilmez (Özdeşsizlik-e.a.k.) ilişkisini benimseyen bilinç tersine soysuz bilinçtir ki, (...) egemen erkte bir boyunduruk ve kendi-için-varlığının bastırılışını görmektedir; bu yüzden egemenden nefret etmekte, ancak gizli bir kötülük ile boyun eğmektedir, ve her zaman bir başkaldırı noktasındadır. Kendi-için-varlığının hazzına eriştiği (zenginlikte de) yine yalnızca kendi kalıcı özü ile bir özdeşsizliği görmektedir; zenginlik yoluyla yalnızca tekilliğinin ve hazzının geçiciliğinin bilincine vardığı için, onu sevmekte ama gene de küçümsemekte olduğu için, ve haz duymanın, kendinde yitici olanın yitişi ile, (zenginler) ile ilişkisine de yitmiş olarak bakmaktadır (Hegel, 1986, s. 307; vurgu-e.a.k.). Soylu ve soysuz bilinçlerin tarihsel referansları vardır. Her ne kadar Görüngübilim'de tarihsel olgulara ve olaylara tam, kesin ve doğrudan referanslar verilmese de, tarihsel dönemler genel terimlerde tanımlanırlar. Hegel hiçbir zaman etik dünyanın Grek polis inin dünyası olduğundan ya da kendine yabancılaşmış dünyanın feodal dünya olduğundan söz etmez. Ancak, soylu ve soysuz bilinç açıklamasının, feodal toplumda soyluluk ve sıradan insanlar arasındaki bölünmeye karşılık geldiği çok açıktır. Kültür ve kendi edimsellik alanı başlıklı alt-bölümde soylu ve soysuz bilinçlerin konumları tersine dönmüş bir şekilde karşımıza çıkar. Soylu bilinç, kendinin devletten ve zenginlikten reel yabancılaşmasının bilincine varır; görünürdeki uyumun altında kendi reel eğiliminin başkaldırı ve kin olduğunu tanır. Soysuz bilinç kendi yanından kendi reel gücünün bilincine varır ve hem devleti hem de zenginliği kendi kendisinin geçerliliğini ve edimselliğini bulacağı alanlar olarak görmeye, tanımaya başlar. Hegel in bu açıklamalarını feodalizmin yıkılışı ve monarşinin doğuşuyla ilişkilendirmek çok da yanlış bir değerlendirme olmaz. Soylu bilincin devlet iktidarına, kamu gücüne karşı eğilimindeki değişiklik şu yolda açığa çıkar. İlkin soylu bilinç, hem devletle hem de zenginlikle tam bir işbirliği ve uyum içinde olan saray adamıdır. Bu bilincin eğilimi 503. hizmet kahramanlığıdır,-erdemdir ki, tekil varlığı evrensele adamakta ve böylece bunu dışvarlığa getirmektedir,-kişidir ki, 8
9 (mülkiyeti) ve hazzı gönüllü olarak yadsımaktadır ve yönetici (iktidar) için davranarak edimseldir (Hegel, 1986, s. 308). Ancak hizmet kahramanlığının bu eğilimi en uç biçiminde sürdürülebilir değildir. Bu, soylunun yalnızca kendi çıkarlarını değil ama feodal efendisi için yaşamını da feda etmesini gerektirecektir. Oysa bunu yapmak böyle bir hizmetin gerçek işlevini zarara uğratacak, onu yıkacaktır; çünkü salt böyle bir hizmet yoluyla soylu kendini feda ettiği nesnede kendi özdeşliğinin bir doğrulanmasını bulmalıdır. Onun ihtiyaç duyduğu başka türden bir feda ediş biçimidir Dışvarlıktan o vazgeçiş, ölümde olduğu gibi tam olduğu zaman, salt dışsal olarak varolan bir vazgeçiştir ve bilince geri dönmez; bilinç vazgeçişten sonra sağ kalamaz ve kendinde ve kendi için değildir, ama yalnızca uzlaşmamış karşıtına geçmektedir. Öyleyse kendi-için-varlığın gerçek özverisi kendisinden ölümde olduğu gibi bütünüyle vazgeçmesi demektir, ama gene de bu vazgeçişte o denli de kendisini saklamaktadır (Hegel, 1986, s. 309). Ve bu, Hegel'e göre, eylemde yer alan bir kendinden-vazgeçme biçiminde değil ama salt dilde, salt kelimelerde yer alacak olan bir kendinden-vazgeçme ya da yabancılaşma biçiminde olacaktır. Bu durumda "sessiz hizmet kahramanlığı dalkavukluk kahramanlığına dönüşür" (Hegel, 1986, s. 312, 511)-feodal efendinin yanında yer alan soylunun etkinliğini belirten alaysı bir tanımlama. Soylunun kendini-alçaltması salt sözcüklerle olacağından ve bununla da hiçbir şey kaybetmeyeceğinden, mutlak olabilir ad yoluyla (iktidar monarktır). Evrik olarak, o, bu tikel birey, kendisini, bu bireyi, evrensel (iktidar) olarak bilir, çünkü soyluların yalnızca devlet (gücüne) hizmet için hazır olmadıklarını, ama üstelik taht çevresinde süsler olarak yerleştiklerini, ve onda oturana sürekli olarak onun ne olduğunu söylediklerini bilmektedir (Hegel, 1986, s. 312). 9
10 Kral böylelikle otoritenin en tepesine, mutlak monark konumuna yükseltilir. Bununla birlikte, bu yüceltilmiş, görkemli konum bütünüyle soyluların hürmet ve saygısıyla oluşturulup sürdürüldüğünden, devletin reel iktidarı sonuçta onların eline geçmiş olur. Monarkın mutlak gücü ona atfedilen adda içerilir-bu güç salt sözcüklere dayalıdır. Bu durumda soylu bilincin asıl yöneliminin içeriği belirginlik kazanır. Başlangıçta devlet gücüyle uyum içinde olan bir duruşu benimsemişti; ancak kendinin gerçek doğasının, hizmet etme durumunda bile, kendinin bağımsızlığının korunmasında içerildiği sonucuna ulaşır. Bu durumda, devletle olan reel ilişkisi bir uyum ilişkisi olmaktan çok uyumsuzluğa dönüşür. Soylu bilinç hem saraydan hem de kendisinden yabancılaşır. Böylelikle açıklık kazanan şey, soylu bilincin soysuz bilinçten daha farklı olmadığıdır devlet (gücünün) öz Tini edimselliğini ve besinini soylu bilincin eylemsel ve düşünsel özverisinde bulmaktan oluştuğu için, kendine yabancılaşmış bir bağımsızlıktır; soylu bilinç, kendi-için-varlık ucu, edimsel evrensellik ucunu vazgeçmiş olduğu düşünce evrenselliğine karşılık olarak geri almaktadır; devlet (iktidarı) soylu bilince geçmiştir soylu bilinç sanki evrensel (güç) ile özdeş imiş gibi davranıyorsa da, gerçekliği daha çok hizmetinde kendi öz kendi-için-varlığını sürdürüyor olması, ve kişiliğinin gerçek yadsınmasında ise evrensel Tözü edimsel olarak ortadan kaldırıyor ve parçalıyor olmasıdır. Tini tam bir özdeşsizlik ilişkisidir-bir yandan onurunda istencini saklamakta, ve öte yandan istencinden vazgeçmekle hem kendisini iç doğasına yabancılaştırmakta, ve kendi kendisi ile tam bir özdeşsizliği yaratmakta, ve hem de evrensel töze boyun eğdirmekte ve bunun kendi kendisi ile tüm özdeşliğini yoketmektedir.-açıktır ki böylelikle (...) onun soysuz bilinç denmiş olan şeye karşı taşıdığı belirliliği, ve dolayısıyla bu bilinç de yitmiştir. Soysuz bilinç amacına varmış, evrensel (iktidarı) kendi-içinvarlık altına getirmiştir (Hegel, 1986, s. 313; vurgu-e.a.k.). Diyalektik süreç, soylu bilincin devletten reel yabancılaşmasını açığa çıkartan bir süreçtir. Anlaşıldığı kadarıyla Hegel bu yabancılaşmanın soylu bilinçte her zaman örtük olarak bulunduğunu düşünür. Bu kendine yabancılaşmış Tinin dünyasında devlet ve 10
11 birey arasında kaçınılmaz bir uçurum, derin ayrılıklar vardır. Devlet artık, Grek polis i gibi, bir halkın Tininin dışlaşması değildir. Devlet artık bireyin kültürel ve etik yaşamının kaynağı değildir. Devlet başlı başına, yalnızca kral ya da monark, feodal hiyerarşinin en tepe noktasıdır; ancak her şeye rağmen salt bir başka bireydir. Bu yüzden, diğer bireyler kendilerini devlette tanımazlar ve yine bu yüzden onlar için devlet yabancı bir şey olmak zorundadır. Buna göre soysuz bilinç, Hegel için, başkaldırı eğilimiyle, devlet ve birey arasındaki ilişkinin, soylu bilincin hizmet kahramanlığından dolayı gizli kalmış bir ilişkinin gerçek bilincidir. Soylu bilincin zenginlik karşısındaki yönelimi de benzer bir değişikliğe uğrar. Zenginlik kendi-için-varlığın anlatımıdır, belirişidir; soylu bilinç bu yüzden devlet gücünde bulmayı başaramadığı kendinin bağımsız bireyselliğinin geçerliliğini ve edimselliğini zenginlikte bulmak zorundadır. Ancak bundan da alnının akıyla çıkamaz. Soylu bilincin zenginlikle ilişkisi tüketim ilişkisi, tüketici ilişkisidir; soylu bilincin zenginliği başkalarının ellerindendir. Sonuç olarak zenginlikte kendi bağımsızlığının bir doğrulanışını bulmak yerine, kendinin başka bireye, üreticiye olan bağlılığını deneyimler (soylu bilinç-e.a.k.) kendisinin (...) yabancılaşmış olan genelde 'kendi'sini nesnel katı bir edimsellik olarak önünde bulur ki, bunu bir başka katı kendi-için-varlıktan alması gerekmektedir... (soylu bilinçe.a.k.) 'kendi'sini yabancı bir istencin gücü altında görmektedir ki buna kendi 'kendi'sinin (mülkiyeti) için bağımlıdır(hegel, 1986, s. 314). Böylelikle, soylu bilincin zenginlikle olan ilişkisi de uyumdan uyumsuzluğa dönüşür. Zenginliğin kaynağına, zenginliği sağlayana karşı olan gönül borcunun yerini kızma, gücenme, darılma ve içerleme alır. Hegel zenginliğin diyalektiğini bir de soysuz bilincin bakış açısından ele alır(hegel,1986,s , 519 un tamamı). Soysuz bilinç zenginliğin üreticisidir. Önceden zenginliği salt geçici bir yararlanım olarak deneyimlemişti. Şimdi zenginliğin üretimi yoluyla elinde tutup kullandığı gücün bilincine varır, "bilmektedir ki vermekte 11
12 olduğu bir başkasının 'kendisi'dir"(hegel, 1986, s. 316, 519; vurgu-e.a.k.). Soysuz bilinç böylelikle nesnesiyle birlikte yeni bir güven, yeni bir uyum elde eder ve "ortaya çıkan şey başkaldırı yerine kendini beğenmişliktir" (Hegel, 1986, s. 316, 519; vurgu-e.a.k.). Artık rollerin ters yüz edilmesi, değiş-tokuşu tamamlanmıştır. Tarihsel Tinin bu biçiminin diyalektik deneyiminin sonucunda soylu bilinç ve soysuz bilinç yer değiştirirler, soylu bilinç kendisiyle çelişen bir kuşkucu olup çıkar. Ve bu durum daha genel bir değişimi yansıtır Bu Tin edimselliğin ve düşüncenin bu mutlak ve evrensel evrilmesi ve yabancılaşmasıdır; saf kültür. Bu dünyada öğrenilen şey ne güç ve zenginliğin edimsel özünün, ne de bunların belirli Kavramlarının, iyi ve kötünün (ya da iyi ve kötünün bilinçlerinin, e.d., soylu ve soysuz bilinçlerin) gerçeklik taşımadıklarıdır; tersine tüm bu kıpılardan her biri ötekine evrilmektedir, ve her biri kendisinin karşıtıdır (Hegel, 1986, s. 317; vurgu-e.a.k.). Kuşkusuz, bu dönüşüm süreci diyalektiğin belli bir biçimidir. Hegel diyalektiğin bu biçiminin Diderot'un Rameau'nun Yeğeni diyaloğundaki nükteli paradoksların dilinde anlatım bulduğunu düşünür. Toplumunun ikiyüzlülüklerini ve hilelerini sunan Rameau karakteri, tam da Hegel'in herşeyin karşıtına dönüştüğünü ifade eden spekülatif felsefesinin dilini kullanır. Rameau Hegel'in "dağınık bilinç" olarak adlandırdığı tiptir; Rameau utanmadan sıkılmadan toplumunun hilelerine, maskaralıklarına, kendini beğenmişliklerine, aldatmalarına katıldığı için bunlar yoluyla görmekte ve bunların ne için olduğunu bilmektedir. Şeyleşmiş toplumsal kurumlar onun gözüne saydam görünürler ve Rameau, böylelikle, Hegel'e göre, yabancılaşmanın aşılmasının ilk örneğini oluşturur (iktidar) ve (zenginlik) edimsel olarak tanınan güçlerdir. Oysa bu tanınmanın kendisi boştur; ve, iktidarı ve zenginliği ele geçirmekle bilir ki bunlar 'kendi'den yoksundurlar, tersine onun kendisi bunlar üzerindeki güçtür, ve onlar ise boş şeylerdir (Hegel, 1986, s. 321; vurgu-e.a.k.). 12
13 Zenginliğin diyalektiği, Tinin Görüngübilimi nin ünlü efendi-köle diyalektiğinin temel özelliklerini tekrarlar. Efendi gibi soylu bilinç de zenginlik yoluyla kendini nesnelleştirme girişiminde başarısız kalır, çünkü soylu bilinç zenginlikle salt tüketici olarak ilişkilidir. Buna karşılık köle gibi soysuz bilinç de kendi gücünün belirişini zenginlikte bulan üretici konumundadır. Zenginliğin diyalektiği ayrıca, yabancılaşmanın temel biçimi olarak yabancılaşmış emeği gören Marx'ın açıklamasına da en yakın duran yabancılaşma görünüşüdür. Hegel ve Marx arasındaki ilişkiyi, daha sonra Marx ın Hegel e yönelttiği eleştirileri ele alarak göstermeye çalışacağız. Soruna, Kültür ve kendi edimsellik alanı nı izleyen bölümlere göz atarak yaklaşalım. Amacımız bu bölümlerle ilgili ayrıntılı bir açıklama sunmaktan çok, özel olarak Hegel in reel dünyadaki yabancılaşma ve saf bilinç alanındaki yabancılaşma arasındaki ilişki konusundaki düşüncelerine açıklık getirmektir. Hegel'in bu ilişkiyi daha önce hangi terimlerle açıkladığına bakalım: 487. Bu Tinin dünyası ikiye bölünmektedir: birincisi edimsellik dünyası ya da onun kendisine yabancılaşmasıdır; ikincisi ise, Tinin, kendini birincinin üzerine yükselterek, (saf) bilinç Eterinde kendi için kurduğu dünyadır. Bu ikinci dünya o yabancılaşma ile karşıtlık içinde durmaktadır ve tam bu nedenle ondan özgür değildir; tersine gerçekte yalnızca yabancılaşmanın iki ayrı dünyanın bilincini taşımaktan oluşan ve ikisini de kapsayan öteki biçimidir. Öyleyse, burada irdelenen şey kendinde ve kendi için olduğu biçimiyle (mutlak) varlığın özbilinci değil, din değil, ama İnançtır, ama ancak edimsel dünyadan bir kaçış olduğu ve böylece kendinde ve kendi için olmadığı ölçüde (Hegel, 1986, s. 299; vurgu-e.a.k.). Burada vurgulanması gereken iki önemli nokta şudur. Birincisi, Hegel in, inancın dünyası nın yanılsamalı bir dünya olduğuna ilişkin açık bir imada bulunduğudur. Reel dünyadan bir kaçış çabasıdır; ancak boş bir çaba, çünkü saf bilincin dünyası kendinde boş olduğu için, hiçbir içeriğe sahip değildir. İkincisi, inanç içeriğini saf bilinçten türetemeyeceğinden, bu içerik reel dünyadan türetilmek zorundadır. İnancın içeriği 13
14 reel dünyanın içeriğinin idealleştirilmiş bir yansımasıdır. "(Kültür) dünyasından... bir yansımadır" (Hegel, 1986, s , 529), "(saf) bilincin evrenselliğine (yükseltilmiş) (reel) dünyadan başka bir şey değildir" (Hegel, 1986, s.325, 531). Daha özelde Hegel, "İnanç ve (saf) İçgörü" bölümünde kültür alanındaki kendinde-varlık ve kendisi-içinvarlık, devlet gücü ve zenginlik arasındaki ilişkilerin idealleştirilmiş anlatımlarının Hıristiyan Üçleme öğretisinde ve Baba-Tanrı ve Oğul-Tanrı arasındaki ilişkide bulunduğunu göstermeye çalışır (Hegel, 1986, s , 532). Hegel e göre, Aydınlanma, saf içgörünün yaygınlaşması ve evrenselleşmesidir ve tarihsel bir hareket olarak belirir. Bu hareketin temel düşüncesi, akıl yetisiyle birlikte başlı başına bireyin yargının mutlak ölçütü olduğudur. Birey üzerine getirdiği vurgu ile Aydınlanma, yerleşik dinsel anlayışla çatışma içine girer. Aydınlanma, inancı kendi karşıtı olarak görür. İnanç yalnızca kendi içinde yanlış, genel olarak bir boşinançlar, önyargılar ve yanılgılar dokusu (Hegel, 1986, s. 330, 542) olarak görülmez, ama ayrıca despotik yöneticilerle işbirliği içindeki çürümüş bir rahipler sınıfının genel bilinç kütlesini, halkı aptallaştırmasına ve ahmaklaştırmasına kolaylık sağlayan sinsi bir şey olarak görülür. İnanç, genel bilinç kütlesini, kendi çıkarına aldatır ve kullanır. Boşinanç, Aydınlanmanın kendi düşmanları olarak gördüğü üç değişik toplumsal grup tarafından üretilir ve yayılır: ilki, cahil halk kütlesi; ikincisi, çürümüş ve ikiyüzlü rahipler; ve üçüncüsü de, kendi çıkarlarını düşüne despotlar(hegel, 1986, s.330, 542). Bu üçü arasında, saf içgörünün, Aydınlanmanın hedef kitlesi ya da dönüştürmeyi umut ettiği kesim, genel halk kütlesidir. Aydınlanma, diğer iki kesimden farklı olarak, genel halk kütlesinin kötü bir niyet taşımadığına inanır; tersine, bu kesim yalnızca boşinançları kabul etmeye yönlendirilmiş ve bu yolla aldatılmıştır. Ancak bu grup aydınlatılabilir ve kurtarılabilir, çünkü, Aydınlanmanın anlayışında, her bir birey örtük olarak ya da kendinde rasyoneldir: Dışvarlığını kitlede bulan ama orada henüz Kavram olarak bulunmayan (rasyonel kendinin-bilinci) Kavramıdır (Hegel, 1986, s. 14
15 331, 543). Aydınlanmanın amacı, boşinançla savaşmak için halk kütlesindeki bu uyuyan rasyonelliği uyandırmaktır. İnanç, Aydınlanmanın rasyonalist eleştirisiyle karşı karşıya kalır, ona teslim olur, boyun eğer. Ancak Aydınlanma da benzer biçimde saf bilincin bir eğilimidir ve kendi kavramında inancınkinden daha az kendine yabancılaşmış değildir; tıpkı inanan bilinçte olduğu gibi, kendi içeriğini kendisinden türetememektedir. Her ne kadar soyut öte-yanı uzaklaştırsa da, gene de bu dünyanın mutlak varlığını yabancı bir başka olarak görür. Varlığın bu kavranışını bir kavram olarak koyduğunu ve böylelikle onunla ilişkili olduğunu tanımaz. Bu yüzden, düşüncesinin varlıkla örtük birliğini göremez ve bundan dolayı kendine yabancılaşmış olarak kalır: Ama kendine yabancılaşmış Kavram-çünkü burada Kavram henüz bu yabancılaşma basamağında durmaktadır-iki yanın, (kendininbilincinin hareketi) ve onun (mutlak) Varlığının bu özdeş özlerini, gerçekte onların tözleri ve kalıcılıkları olan bu özdeş özü tanımaz (Hegel, 1986, s. 351, 574). Sonuç olarak, inancın duyulurüstü başkası ve öte-yanı uzaklaştırılsa da, onun için (mutlak) Varlık yalnızca nesnel öte-yan biçiminde geçerlidir (Hegel,1986,s.351, 574). Aydınlanma da mutlak varlık ve yalıtılmış bireysel bilinç arasındaki ayrımı sürdürür. İlki boş bir soyutlama düzeyine indirgenmiştir-deizmin Tanrısı ya da materyalist 'töz' kavramı. Olumlu vurgu ilişkinin diğer yanındadır-empirisizmin ya da duyumculuğun bilgi teorisinde ve yararcı ahlak anlayışında anlatımını bulan bireyci bilincin dolaysızlığı. Görüngübilim in bu bölümleriyle ilgili olarak belirtilmesi gereken genel düşünce şudur: İnanç ve Aydınlanmanın rasyonalizmi saf bilinç alanında benzer şekilde reel dünyadan ayrı olarak koyulurlar. Böyle olmakla içerikten yoksundurlar. İçerikleri, tam da bu yüzden, reel dünyanın yabancılaşmış deneyiminin bir yansımasıdır. Düşüncede yabancılaşma, Hegel'e göre, törel tözdeki yabancılaşmanın, toplumsal yabancılaşmanın bir yansımasıdır. 15
16 "Kendine-Yabancılaşmış Tin" bölümünün son kısmı Fransız Devrimi'ne ve Devrimsonrası dünyaya ilişkin açıklamalara ayrılmıştır ve "Mutlak Özgürlük ve Terör" başlığını taşır. Bilinç Kültür, İnanç ve Aydınlanma deneyiminin sonucu olarak, devlet iktidarı, kamu gücü ve zenginlik gibi toplumsal olgulara benzer şekilde saf bilincin, inancın ve Aydınlanmanın, ileri sürdüğü mutlak varlığın boşluğunu deneyimler. Şimdi artık tüm tözsel varlıkların realitesinin, bunların bilincin kendisiyle ilişkilerinde içerildiği deneyimlenmiştir. Bu eğilim her şeyi ben in, 'kendi'nin yararına, ben için, kendi için yararlı gören yararcılık felsefesi nde örneklendirilir. Eyleme dönüştürüldüğünde 584. Tin (mutlak) özgürlük olarak bulunmaktadır; Tin (kendininbilincidir) ki, (kendi- kesinliğinin) duyulurüstü dünya gibi (reel) dünyanın da tüm tinsel kütlelerinin özü olduğunu, ya da evrik olarak, öz ve edimselliğin bilincin kendisine ilişkin bilgisi olduğunu görmektedir.-kendi (saf) kişiliğinin ve bunda tüm tinsel (realitenin) bilincindedir, ve tüm (realite) salt tinseldir; dünya onun için yalnızca onun istencidir, ve bu evrensel, genel bir istençtir (Hegel, 1986, s. 357; vurgu-e.a.k.). Bu "evrensel, genel istenç" ("Mutlak özgürlük") bu yüzden tüm geleneksel toplumsal kurumları, tüm toplumsal katmanları ve sınıfları ortadan kaldırmaya, yok etmeğe başlar. Bunları kendi özerkliğine bir tehdit gibi görerek, kendini "hiçbir güçten direnç görmeksizin dünyanın tahtına çıkar"ır (Hegel, 1986, s. 357, 585; vurgu-e.a.k.). Evrensel, genel istencin bu etkinliğinde Hegel Devrim'in kendi-kendini yıkmasının belirtisini görür. Evrensel, genel istenç, evrensel özgürlük hiçbir olumlu çalışma, edim üretmez. Kendinin olan hiçbir etkin toplumsal kurum varoluşa getiremez. Her hükümet, her yönetici grup genel, evrensel istençle ilişkisi içinde bir bölüngü olur ve böyle olmakla kendi yıkımına davetiye çıkarmış olur. "Evrensel özgürlüğün biricik çalışma ve edimi öyleyse ölümdür"(hegel, 1986, s. 360, 590); genel istenç acımasızca kendini Terör olarak gösterir. Belirli toplumsal konumlar yeniden düzenlenene kadar hiçbir olumlu ve tözsel çalışma ve edim gerçekleştirilemez. 16
17 593. Mutlak efendilerinin, ölümün, korkusunu duymuş olan bu bireyler, bir kez daha olumsuzluğa ve ayrımlara boyun eğmekte, kendilerini kütleler altında düzenlemekte ve bölüştürülmüş ve sınırlı bir çalışmaya, ama bu yolla tözsel edimselliklerine geri dönmektedirler (Hegel, 1986, s. 362). Devrimin zorunlu olarak toplumsal katmanlarıyla ve sınıflarıyla yerleşik bir toplumsal düzenin restorasyonuna yol açtığı görülür. Bu durumda toplumsal dünyadaki yabancılaşma olgusunun ortadan kalkması olanağıyla birlikte reel bir ilerleme umudu da sönmüş görünür. Bunun yerine yinelenen bir döngü olasılığı belirir: İnsanlar yabancı toplumsal güçlerle karşı karşıya gelirler; sonra bunları yıkarak kendi özgürlüklerini savunurlar ve sonra gene bir kez daha yabancılaşmış bir toplumsal düzene geri dönerler-"tinin bu zorunlu döngüsünü yeni baştan geçmesi ve biteviye yinelemesi gerekecekti" (Hegel, 1986, s. 362, 594). Hegel bu olasılığı kabule etmez. Çünkü, her ne kadar toplumsal dünyada işlerin önceki aşamasına bir geri dönüş söz konusu olsa da, gene de bilinçte bir değişim olur. Terör deneyimi yoluyla bilinç nesnel toplumsal dünyanın "dolaysızca yitişini ve boş yokluğa geçişini görmek tedir(hegel, 1986, s. 362, 594; vurgu-e.a.k.). Kültürün kendine yabancılaşmış dünyasında bilincin karşısında duran yabancı realitenin bir içeriği vardır; bu, soylu bilinç için onur dünyası, soysuz bilinç için zenginlik dünyası, inanan bilinç için dinsel bir içeriktir, vb. Ancak 594. tüm bu belirlenimler 'kendi'nin (mutlak) özgürlükte uğradığı yıkımda yitmişlerdir (Hegel, 1986,s. 362). Evrensel istenç, mutlak özgürlük dünyasının biricik tinsel tözü bile boş yokluğa geçmiştir. Ve böylece, bu realitelerin hiçbirinin bireysel kendi den ayrı bağımsız bir varoluşlarının olamayacağını deneyimledikten sonra, "bilinç... kendisini özsel varlık olarak bilmektedir" (Hegel, 1986, s. 363, 594). 17
18 Bu geri dönüşünde bilinç sınırları belirlenmiş konumları ve kurumları (toplumsal dünyayı) artık kendine yabancı olarak deneyimlememektedir; çünkü o bu dünyayı, bu konumları, kurumları kendinin bir belirişi olarak bilmektedir: 594. Tinin bu zorunlu döngüsünü yeni baştan geçmesi ve biteviye yinelemesi gerekecekti, eğer sonuç yalnızca (kendinin-bilincinin) ve Tözün eksiksiz bir içiçe geçişi olmuş olsaydı- bir içiçe geçiş ki, orada üzerinde evrensel özünün olumsuz gücünü deneyimlemiş olan (kendinin-bilinci) kendisini bu tikel birey olarak değil, tersine yalnızca evrensel bir birey olarak bilmek ve bulmak isteyecek ve öyleyse ayrıca evrensel Tinin nesnel olan ve tikel olarak (kendinin-bilincini) dışlayıcı edimselliğine de dayanabilecekti (Hegel, 1986, s. 362). Ama böyle olmaz. Bireysel kendinin-bilinci evrensel Tinle yeniden içiçe geçer. Şimdi bildiği ve bulduğu, evrensel Tinin, kendi bireysel 'kendi'sinin belirişi olduğudur. Hegel e göre, yabancılaşma saf bir şekilde bilinçte, toplumsal tözün yabancı bir şey olmadığının tanınmasıyla aşılır. Hegel in kendisinin de dediği gibi, bu aşamada Görüngübilim'de toplumsal dünyadan düşüncenin dünyasına geçiş yapılır Tıpkı edimsel dünya alanının inanç ve içgörü alanına geçmesi gibi, (mutlak) özgürlük de kendini-yokeden edimselliğini bırakmakta ve (kendinin-bilincinde olan) Tinin bir başka ülkesine geçmektedir ki, orada, bu edimsel olmayan alanda, özgürlük gerçeklik olarak geçerlidir. Bu gerçeğin düşüncesinde Tin yeniden dirilmektedir, ama ancak kendisi düşünce olduğu ve düşünce kaldığı sürece; ve (kendinin-bilincinin) içerisine kapatılmış olan bu varlığı eksiksizliği ve tamamlanmışlığı içindeki özsel varlık olarak bilmektedir (Hegel, 1986, s. 364; vurgue.a.k.). Tüm bunların Marx ın 1844 Elyazmaları ndaki Hegel eleştirisiyle ilgisine gelince; 1843 yılında kaleme aldığı Hegel in Hukuk Felsefesi nin Eleştirisi nde genel olarak hegelci felsefenin tüm gizemi ni (Marx, 1997, s. 18) Hegel in Hukuk Felsefesi nin 263 te gören Marx, bir yıl sonra kaleme alacağı Elyazmaları nda Hegel felsefesinin gerçek kaynak ve gizemi olarak Görüngübilim i (Marx, 1976, s. 241) gösterir ve çalışmasının bir bölümünü Hegel Diyalektiğinin ve Genel Olarak Hegel Felsefesinin Eleştirisi ne ayırır. 18
19 1844 Elyazmaları nda yabancılaşma kavramını Marx ın tartışmanın odağına yerleştirdiği görülür. Burada Marx ın düşüncesi doğrudan doğruya Hegel in açıklamalarıyla ilgilidir. Marx ın temel düşüncesi, tüm insanal yabancılaşmanın kökeninin Hegel in düşündüğü gibi bilincin nesnelleşmesi olmadığı gibi, Feuerbach ın iddia ettiği gibi insanın özünü dinsel bir öte-yana aktarması da olmayıp, daha çok özel mülkiyete ve işbölümüne dayanan toplumsal-ekonomik bir durum olduğudur. Marx, Hegel in yabancılaşma (Entfremdung) ve dışlaşma (Entäuβerung) arasında yaptığı ayrımı göz ardı etmiş görünüyor. Ayrıca, dinsel ve toplumsal-ekonomik yabancılaşma da Hegel in tartıştığı başlıklardır. Öncelikle yabancılaşma ve dışlaşma dikkatli bir şekilde birbirlerinden ayırdedilmelidir. Hegel de kelimenin tam anlamında yabancılaşma özellikle Tin e aittir. Çünkü ancak Tin kendisinin kendi dünyası olarak ve dünyanın onun kendisi olarak bilincindedir (Hegel,1986,s.268, 438). Yabancılaşma Tinin, kendisinin olduğunu bildiği bir dışlaşmada kendisini tanıyamamasına bağlıdır. Bu anlamda yabancılaşma, dışlaşma içinde belirir; ama her dışlaşma, yabancılaşma değildir. Aslında yabancılaşma, kendisini anlamayı başaramayan bir dışlaşmadır. Yabancılaşma, Tin aşamasında, Tin in dışlaşmasının belli bir varoluş biçimi olduğundan, bu ikisi sıklıkla birbirinin yerine koyulur ve karıştırılır. Ancak Hegel hiçbir şekilde bu ikisini birbirine karıştırmaz. Bu iki kavramın birbirine karıştırılmasının önüne geçmek için, ayrımı açık bir biçimde belirten pasajı Görüngübilim den alıtılayalım: 485. Bir yandan edimsel (kendinin-bilinci) dışlaşması yoluyla edimsel dünyaya geçerken bu sonuncusu ise edimsel (kendinin-bilincine) geri döner; öte yandan bu aynı edimsellik, hem kişi hem de nesnellik, ortadan kaldırılır; bunlar salt evrenseldirler. Bu yabancılaşmaları (saf) bilinç ya da özdür (Hegel, 1986, s. 297; vurgu-e.a.k.). Her ne kadar yabancılaşma Görüngübilim de önceki bilinç evrelerinde görünse de, gerçek ve tam anlamına ancak Tin aşamasında ulaşır. Gerçekte yabancılaşma tinsel bir fenomendir. Ancak bununla anlaşılması gereken, yabancılaşmanın mistik, gizemli bir fenomen olduğu değil, tarihsel-toplumsal ve düşünsel bir karakterde olmasıdır. Tin 19
20 aşamasında söz konusu olan artık bireysel bilinç biçimleri olmayıp, dünyanın şekilleri dir (Hegel, 1986, s. 270, 441) ( ) Tin içeriğine ona karşıduran eşit ölçüde sert bir edimsellik olarak (sahiptir), ve burada dünya dışsal bir şey, (kendinin-bilincinin) olumsuzu olma belirlenimi taşır. Ama bu dünya tinsel bir kendiliktir, kendinde varlık ve bireyselliğin içiçe geçmesidir; onun bu dışvarlığı (kendinin-bilincinin) çalışmasıdır; ama o denli de dolaysızca bulunan, ona yabancı bir edimselliktir ki kendine özgü varlığa (sahiptir) ve bunda kendisini tanımamaktadır (Hegel, 1986, s ; vurgu-e.a.k.). Tinin Görüngübilimi nin Kendine Yabancılaşmış Tin. Kültür bölümünde Hegel, iki farklı yabancılaşma alanından söz eder. Birisi, Tinin dünyadaki dışlaşmasında kendi özünü tanıyamaması; diğeri ise, Tinin kendi özünü edimsel şimdide, bu-yanda değil de, inancın öte-dünyasında bulması Bu Tinin dünyası ikiye bölünmektedir; birincisi edimsellik dünyası ya da onun kendisine yabancılaşmasıdır; ikincisi ise Tinin, kendini birincinin üzerine yükselterek, (saf) bilinç Eterinde kendi için kurduğu dünyadır (Hegel, 1986, s. 299). Tin tözsel kendi sini elde etmek için doğal kendi sini terk eder. Ancak bir kez böyle yaptığında, özünü edimsel dünyadan ayırır ve inancın öte-dünyasına kaçar, oraya sığınır. Bu noktada Hegel inancı, örneğin, mutsuz bilinç biçiminin içeriksiz ve öznel özleminden ayırır. İnancın içeriği kültürün içeriğinden daha az nesnel değildir, ancak inancın nesnelliği edimsel dünyanınkinden farklıdır. Yabancılaşmadan kaçış da yabancılaşmadan kurtuluş anlamına gelmez. Çünkü kaçışın kendisi bir yabancılaşma biçimidir Bu ikinci dünya(saf bilinç Eterinde kendi için kurduğu dünya-e.a.k.) o yabancılaşma ile karşıtlık içinde durmaktadır ve tam bu nedenle ondan özgür değildir; tersine, gerçekte yalnızca yabancılaşmanın iki ayrı dünyanın bilincini taşımaktan oluşan ve ikisini de kapsayan öteki biçimidir Şimdinin ülkesinden bu kaçış öyleyse kendi içinde dolaysızca ikili bir doğadadır. (Saf) bilinç Tinin kendisini ona yükselttiği öğedir; oysa bu salt İnancın öğesi değil, ama o denli de Kavramın öğesidir (Hegel, 1987, s. 299; vurgu-e.a.k.). 20
21 Buna göre, Hegel yalnızca inanan bilinci değil, ama ayrıca saf içgörüye sahip bilinci ve bunun evrenselleşmiş ve yaygınlaşmış bir biçimi olan Aydınlanmacı bilinci de kendine yabancılaşmış dünyanın yabancılaşmış bilinci olarak görür. Görüngübilim de, yabancılaşmanın toplumsal ve politik biçimlerinin bir açıklamasını buluruz: Yabancılaşmanın toplumsal ve politik biçimlerinin karşıtlığı, devlet/kamu gücü ve zenginlik arasındaki karşıtlık, feodal toplumun soylu bilinci ve soysuz bilinci arasındaki karşıtlık, bu toplumun bu karşıtlıkların sonucu olarak mutlak monarşiye geçişi, dahası mutlak monarşide çürüyüşü ve devrim. Hegel tüm vurguyu toplumsal, ekonomik ve politik ilişkilere yapar. Hegel de dinsel ve politik yabancılaşma biçimleri de birbirleriyle ilintilidir. İnanç dünyasına ve edimsel ama yabancılaşmış dünyaya bölünme kültür dünyası nda hazırlanır. Görümgübilim de yabancılaşma, Grek ailesi ve Grek polis i ile başlayan Tinin dışlaşma, nesnelleşme sürecindeki refleksiyon evresidir. Bu tinsel etik topluluklarda da gerilimler vardır, Antigone un aile yasasıyla Creon un polis yasası arasındaki karşıtlıkta olduğu gibi. Ancak bunlar gene de kendi ve onun nesnel dışavurumu arasındaki bilinçli karşıtlıklara evrilmezler. Güç olarak devletin rekleksif bilincinde Tin, edimselleşmiş Tin le çatışma içine girer. Feodaliteden mutlak monarşinin sonuna kadar olan gelişimde Hegel, devletin evrensel gücünün giderek artan bir şekilde özel amaçlar doğrultusunda kötüye kullanıldığını görür. Yalnızca soysuz bilinç değil, soylu bilinç de kendine yabancılaşır. Soylu bilinç soysuz bilince dönüşür. Dahası, dalkavukluk yoluyla soylu bilinç yavaş yavaş kendi kendi-için-varlığını tek bir kişiye aktarır. Bunun sonucunda, tek bir kişi bütün bir devlet olur. Monark mutlak iktidarını çevresindekilerin sözlü destekleri olmaksızın sürdüremeyeceğinden, onları maddi armağanlar aracılığıyla yanında tutmaya zorlanır. Tam da bu noktada soylu bilinç kaçınılmaz olarak soysuz bir bilince dönüşür: Mutlak devletin mutlak varlığı, hem monark hem de onun çevresindekiler için, bir para konusu olur. Bu anlamda, özde, soylu bilinçle soysuz bilinç uzlaşmış olurlar. Gerçekte, soysuz bilinç duruma ilişkin soylu 21
22 bilinçten daha derin bir içgörüye sahiptir, çünkü özünün yabancılaşmış olduğunu anlar ve şeylerin mevcut durumuna başkaldırır. Soysuz bilinç, egemen (iktidarda) bir boyunduruk ve kendi-için-varlığının bastırılışını görmektedir; bu yüzden egemenden nefret etmekte, ancak gizli bir kötülük ile boyun eğmektedir, ve her zaman bir başkaldırı noktasındadır (Hegel, 1986, s. 307, 501; vurgu-e.a.k.). Devlet iktidarı ve zenginlik küçümsenir. Devlete ve zenginliğe yönelik olumlu bir tutum içinde olan soylu bilinçten farklı olarak, soysuz bilinç kendisini büsbütün yabancılaşmış olarak görür. Ancak Görüngübilim de hep olduğu gibi, fenomenlerin gidişatına yön veren olumsuz öğe burada da işbaşındadır: Soysuz bilinç tarihin yeni aşamasını hazırlar- devrim. Yabancılaşmanın kendinden yabancılaşması (Hegel, 1986, s. 302, 491) amacını başarma sürecinde soysuz bilinç geleceğin soylu bilincine dönüşür. Bu Hegel in Tinin Görüngübilimi ndeki yabancılaşma düşüncesindeki devrimci yanı oluşturur. O yüzden, Marx ın 1844 Elyazmaları nda kullandığı yabancılaşma kavramı doğrudan doğruya Hegel in Tinin Görüngübilimi nden izler taşır. Marx din eleştirisinde de, örneğin, Hegel in Kendine Yabancılaşmış Tin. Kültür bölümündeki inanç tartışmasında geliştirdiği düşüncelerini benimser. Görüngübilim de inanç edimsel dünyadan (saf) bilincin ya da düşüncenin edimsel olmayan dünyası na (Hegel, 1986, s. 322, 527) bir kaçış olarak ele alınır. İnançta bilinç kendisi için bir dinsel tasarım dünyası oluşturur. Gene de tüm tasarım edimsel dünyadan kaynaklanır. Zaten Aydınlanma da en güçlü saldırısını tam olarak bu noktaya, inancın tasarımlarının bu-dünyasal içeriğine karşı yöneltir. Feuerbach ve Marx için dinin, Hegel için ise inancın nesnesi kendi nin iç özü, özsel realitesidir. Ancak bu kendine yabancılaşmış bir kendi, kendi realitesine yabancılaşma biçiminde sahip olan bir kendi dir. Saf bilinç, edimsel bilinçten ayrıdır. Bu yabancılaşma saf bilincin kendi içinde bir ayrıma neden olur-inanç ve saf içgörü. Saf bilinç, yani inanç ve saf içgörü, edimsel kültür dünyasından bir yansımadır. Hem inanç hem de saf içgörü ortak olarak saf bilinç öğesine aittirler ve gene ortak olarak kültürün edimsel dünyasından geri-dönüştürler (Mutlak) Varlığın bu (saf) bilinci yabancılaşmış bir bilinçtir bu (saf) bilinç ( ) karşısında yalnızca edimsellik dünyasını bulmaktadır; oysa o bu dündan kaçış ve öyleyse bir karşısav belirliliği olduğu için, bu 22
23 dünyayı kendi içersinde taşımaktadır; buna göre (saf) bilinç özsel olarak kendi kendisinde kendisine yabancılaşmıştır, ve inanç onun salt bir yanını oluşturur (Hegel, 1986, s. 323; vurgu-e.a.k.). İnancın saf bilincinin karşısına Hegel, saf içgörüyü, kendi ye geri dönen bilinci, saf Ben i çıkartır. İnanan bilinç bunu başaramaz. İnanç ve saf içgörü birbirini tamamlar. Birisi yüzünü edimsel kendi den geri çevirirken, diğeri ona geri döner; birisi saf görüştür, saf düşüncedir; diğeri, saf içgörüdür; birisi dünyayı bir öte-dünyaya dönüştürürken, diğeri onu saf kendinin-bilincinde çözündürür. Marx 1844 Elyazmaları nda, filozof-yabancılaşmış insanın soyut biçiminin ta kendisikendini yabancılaşmış dünyanın ölçüsü sayar, (Marx, 1976, s ) diye yazdığında, Hegel in kavramlarıyla Hegel i vurmaya çalışır. Bunun Hegel de bir karşılığı var ve buraya kadar tartıştıklarımızdan kolaylıkla anlaşılabilir. Genel olarak, yabancılaşmış dünyanın yabancılaşmış insanının soyut biçiminin Hegel deki karşılığı saf bilinç tir; inanç, saf içgörü ve bunun yaygınlaşmış biçimi olan Aydınlanmacı bilinç saf bilinç öğesinde ortaktırlar. Özel olarak ise, saf içgörü yabancılaşmış kendinin-bilincidir, kültürün edimsel dünyasından kendine geri döner ve kendini gerçekliğin biricik geçerli ölçütü olarak görür. Özünde olumsuzluktur, bilincin karşısında duran nesnel ne varsa yok eder ve bilincin bir varlığına dönüştürür (Hegel, 1986, s. 324, 529). Buna göre, Marx bizden Hegel i bir saf bilinç filozofu olarak görmemizi istiyor. Her ne kadar bilincin gelişiminde bu aşama zorunlu bir uğrak noktası olsa da, bu Hegel için sürecin son bulduğu bir nokta değildir. Bu yüzden, devlet iktidarı, zenginlik, vb. saf, yani soyut felsefi düşüncenin bir yabancılaşması değildirler. Hegel bunların, kendine yabancılaşmış dünyanın, kültürün edimsel dünyasının edimsel bilinçlerinde ve bu dünyadan kaçan saf bilinçlerinde nesnel kendilikler olarak nasıl tasarımlandıklarını irdeler. Marx 1844 Elyazmaları nda Hegel için, kendinin-bilincinin yabancılaşması insanal özün edimsel yabancılaşmasının bilgide ve düşüncede karşılık bulan ifadesi olarak görülmez. Bunun yerine, reel olarak görünen edimsel yabancılaşma en içteki saklı özünde (ilk kez felsefenin gün ışığına çıkardığı) edimsel 23
24 insanal özün, kendinin-bilincinin yabancılaşmasının görünüşünden başka bir şey değildir (Marx, 1968, s ). Ya da, İnsanın, nesnelere ve yabancı nesnelere dönüşen özsel yetilerini kendinin edinmesi(aneignung) öyleyse ilkin yalnızca bilinçte, saf düşüncede, ya da soyutlamada olup biten, bu nesneleri düşünceler olarak ve düşüncelerin hareketleri olarak kendinin edinmesidir, bu yüzden Görüngübilim de daha şimdiden sonraki Hegelci yapıtların eleştirel-olmayan pozitivizmi ve eleştirel-olmayan idealizmi bulunur (Marx, 1968, s. 573), diye yazdığında, açıkçası, Hegel e haksız bir eleştiri yöneltir. Hegel kendinin-bilincinin yabancılaşmasını tam da insanal özün edimsel yabancılaşmasının bilgide ve düşüncede karşılık bulan ifadesi olarak sunar. Yine, Hegel in yabancılaşmanın aşılmasını saf düşünce içinde gördüğünü söylemek de, Hegel e yöneltilen haksız bir eleştiridir. Tersine, Hegel düşüncedeki yabancılaşmanın aşılması için düşüncenin reel dünyaya geri dönmesinin gerektiğini ve bunun toplumsal yabancılaşmanın aşılmasına bağlı olduğunu ileri sürer-devrim. Marx Hegel in yabancılaşma kavramını salt tinsel olmakla eleştirir. Marx a göre, Hegel için yabancılaşma, yabancılaşmış kendinin-bilincidir. Bilincin kendisini kendi dünyasında bulamadığı tinsel bir durumdur. Marx Hegel i, nesneyi soyut bilince, insanı da kendinin-bilincine indirgemekle eleştirir (Marx, 1976, s. 245). Tüm dışlaşma ve nesnelleşme süreci, buna göre, soyut bilinci eksiksiz bilince getirmeyi içerir. İnsan özünde nesnel-olmayan bir varlık olarak düşünüldüğünden, genel olarak nesnellik kendinin-bilincinin üstesinden gelmek zorunda olduğu yabancılaşmadır. Nesnel varlık ( ) nesnenin belirli karakteri değil, onun nesnel karakteri kendinin-bilinci için yakışıksız olandır ve yabancılaşmadır. Nesne bu yüzden bir olumsuzdur, bir kendikendini-ortadan kaldırandır, bir hiçliktir (Marx, 1968, s. 580), diye yazan Marx, gerçekte, Hegel in saf içgörü için yaptığı açıklamanın Hegel için de geçerli olduğunu demeye getirir. Karşılaştırmak için Hegel den ilgili pasajı aktaralım: Saf içgörüde nesnellik yalnızca olumsuz, kendini ortadan kaldıran ve kendi ye geri dönen bir içerik imlemini taşımaktadır (Hegel, 1986, s. 325, 529). 24
25 Marx a göre, Hegel in düşündüğü şekliyle bilince indirgenen bir varlığın kendisi yabancılaşmıştır. Böyle bir saf (felsefi) varoluşta insan gerçek varlığından mahrum bırakılmış olur. Kendinin-bilincinde olan insan, tinsel dünyayı-ya da kendi dünyasının tinsel evrensel varoluşunu-kendin-dışlaşması olarak tanıdığı ve ortadan kaldırdığı sürece, onu yeniden dışlaşmış biçimi içinde olumlar ve kendinin gerçek varoluşu olarak sunar, onu yeniden kurar, genel olarak *kendi+ başkalığında kendisiyle olduğunu iddia eder (Marx, 1968, s. 581). Marx a göre, Hegel in yabancılaşmayı aşması, kendini saf bilinç olarak gören insanın yabancılaşmış bir görüşüyle sınırlı olarak kalır. Marx, burada da, Hegel i, Hegel in kendisinin eleştirdiği bir bilinç şekliyle özdeşleştirmeye çalışır. Marx Hegel de yabancılaşmanın nesnelleşmeyle özdeş olduğunu düşünür. Bu durumda, yabancılaşmanın aşılması, nesnelliğin ortadan kaldırılması anlamına gelir. Açıkçası, bu yorum da, diğerleri gibi, yanıltıcıdır. Hegel açısından yabancılaşma hiçbir şekilde nesnelleşme değildir; daha çok, öznenin kendisini nesnesinde tanıyamamasıdır. Bu çalışmada bunun açıklığa kavuşmuş olduğunu düşünüyoruz. Ancak aynı şekilde bir başka yanlış yorum da, kendinin edinme nin kendini-bilincine bir geri dönüşle oluşturulduğu iddiasıdır. Tinin Görüngübilimi nde Hegel in kültürel süreci tanımlaması, bunun böyle olmadığını tam bir açıklıkla belirtir: 490. Bireyin (kültürel) olarak şekillenme(bildung-e.a.k.) süreci öyleyse aynı zamanda onun evrensel, nesnel öz olarak oluşma sürecidir, e.d. edimsel dünyanın oluşma sürecidir. Bu dünya bireysellik yoluyla oluşmuş olmasına karşın, gene de (kendinin-bilinci) için dolaysızca yabancılaşmış bir dünyadır ve onun için sarsılmaz bir edimsellik biçimini taşır. Oysa aynı zamanda bu dünyanın tözü olduğundan (emin), onu denetime almaya girişir; onun üzerinde bu gücü (kültür) yoluyla kazanır- (kültür) ki, bu yandan bakıldığında kendisini edimselliğe uyumlu kılan ve bunu kökensel karakter ve yetisinin (enerjisinin) izin verdiği ölçüde yapan (kendinin-bilinci) görünüşünü taşımaktadır. Burada bireyin töz üzerine uygulamış ve onun ortadan kaldırılmasına neden olmuş gücü olarak görünen şey tözün edimselleşmesi ile aynı şeydir. Çünkü bireyin gücü kendisini o töze uyumlu kılmaktan, e.d. kendi için kendi sini dışlaştırmak ve böylece kendisini nesnel olarak varolan töz olarak koymaktan oluşur. Onun (kültürü) ve kendisinin edimselliği, öyleyse, tözün kendisinin edimselleşmesidir (Hegel, 1986, s.301.) 25
26 Alıntıdan da anlaşılacağı üzere, burada olup biten şey bilinç içerisindeki bir hareketten daha çoğudur. Kültürel süreçte kendi ve dünya arasındaki karşılıklı etkileşim yoluyla kendi tözselleşmektedir. Burada Hegel dünyayı bilinç içinde buharlaştırmaktan çok, bilincin ancak dünya yoluyla reel olduğunu ileri sürer. Yeniden kendinin edinme, kültürü, salt bir bilinç fenomenine dönüştürmekten çok uzaktır. Yabancılaşmanın aşılmasından anlaşılması gereken şey, bilincin başta salt kendisine dışsal bir şey olarak düşündüğü şeye, artık yabancı bir şey olarak bakmadığıdır. Bu yüzden, Marx ın yorumu, Tin in bilinçle basit, kolaycı bir özdeşleştirilmesine dayanır. Hegel in dini ortadan kaldırdıktan sonra onu yeniden olurlaması konusuna gelince; Marx a göre, Hegel felsefesinin görünüşteki rasyonelliğinin barındırdığı irrasyonelliğin kökü buradadır (Marx, 1976, s. 256). Hegel, dinsel inancı yabancılaşmanın bir biçimi olarak nitelendirmişti. İnancın dünyası, edimsel dünyadan bir kaçış, şimdinin ülkesinden kaçış tı (Hegel, 1986, s. 299, 487). Öyleyse, burada, Feuerbach a ve Marx a göre, yabancılaşmanın aşılması dinin ortadan kaldırılmasını gerektirmelidir. Hegel için, tersine, bu dinin bilincin gelişiminin bir sonucu ve bilincin deneyiminin özgün bir yanı olarak tanınması anlamına gelmekteydi. Hegel Tinin Görüngübilimi nin Din bölümünün başında dinsel bilincin yapıtın önceki aşamalarında almış olduğu biçimlerin bir açıklamasını verir. Örneğin, Kuvvet ve Zihin bölümünde duyulurüstü bir öte-dünya ile karşılaşırız. Ama bu duyulurüstü kendi den yoksun olduğu için kendini Tin olarak bilen Tin değildir, bunun için ise katetmesi gereken çok uzun bir yolu vardır. Kendinin-bilinci bölümünün en ileri aşamasında, mutsuz bilinç te, nesnelliğe ulaşamayan ve bu yüzden acı çeken dinsel bilinci görürüz. Benzer şekilde, Tin bölümde, Aydınlanmanın inançla savaşımını ve inancın bunun sonucunda Aydınlanmanın dininde kendisini ortadan kaldırdığını görürüz. Aydınlanmanın dininde (Zihnin) duyulurüstü öte-yanı yeniden kurulmuştur, ama öyle bir yolda ki, (kendinin-bilinci) bu-yanda doyum bulmuş olarak kalır ve boş, ne bilinecek ne de korkulacak duyulurüstü öte-yanı, ne bir kendi ne de bir güç olarak bilir (Hegel, 1986, s , ). Burada sorulabilecek olan soru, önceki bölümlerde, 26
27 bilinç şekillerinde din ele alındığına göre, bir daha neden din bölümüne gerek olduğudur. Bunun açıklaması, gerçekte, Hegel de neyin ortadan kalkıp neyin olurlandığının da karşılığı olacaktır. Din bölümünün başında Hegel in bize sunduğu dinsel bilincin önceki şekillerinin bir özeti, tam olarak bunu açıklamaya yöneliktir. Özetinin sonunda Hegel, dinin önceki biçimlerini din bölümünün içerikleriyle karşılaştırır. Şöyle yazar: 672. Buraya dek kendilerini genel olarak Bilinç, (Kendinin-bilinci), (Akıl) ve Tin olarak ayrımlaştırmış olan şekillenmelerinde hiç kuşkusuz Din de genelde (mut-lak) Varlığın bilinci olarak kendini göstermiştir,-ama (mutlak) Varlığın bilincindeolan bilincin bakış noktasından; oysa kendinde ve kendi için (mutlak) Varlık, Ti-nin (kendinin-bilinci), bu biçimler içinde ortaya çıkmış değildir (Hegel, 1986, s. 410). Burada Hegel, din bölümüne kadar olan din biçimlerini yalnızca sınırlı bir duruş noktasından ele aldığına işaret eder. Sorun, Hegel in bu pasajda, dinin bu noktaya dek yalnızca bilincin bakış noktasından ele alındığını, söylemekle aslında ne demek istediği konusunda kendini gösterir. Hegel in bununla göstermek istediği şey tam olarak, bilincin bu biçimlerinde, kendinin-bilincinde olan öznenin dinin değişik biçimlerini kendisinden ayrı ve başka olarak görmesidir. Bu önceki biçimlerde din ve nesnesi, nesnel bir şey olarak tasarımlanır ve kendini bilen Tin, kendinin-bilincinde olan Tin henüz onda kendisini göremez. Din bölümüne kadar olan gelişim, gittikçe büyüyen bir karmaşıklığa doğru bir hareket niteliği taşır. Bilinç te vurgu, nesne üzerinedir ve kendi nin rolü tanınmaz. Kendinin-bilinci nde birey olarak kendi nin rolü her şeyden önemlidir, ancak bu aşamada da topluluğun rolü tanınmaz. Tin de tarihsel-toplumsal dünya özsel önemdedir. Öyleyse din, Tin dekinden çok daha karmaşık bir şekillenme sunar. Din de Tin, kendinin-bilincindedir. Bu kendi kendini bilen Tini ilk kez Hegel burada evrensel ya da mutlak Tin diye adlandırır (Hegel, 1986, 67, 678, 682). Bu kendinin-bilinci, örtük olarak Tin bölümünde içerilir. Din bunun kendini belirtik kıldığı bir aşamaya karşılık gelir. 27
28 Din bölümünün başında Hegel çarpıcı bir şekilde din biçimleriyle önceki biçimler arasındaki ilişkiye dikkat çeker: 680. Eğer, öyleyse, din Tinin (eksiksizleşmesi) ise, ve onun tekil (aşamaları), Bilinç, (Kendinin-bilinci), (Akıl) ve Tin, zeminleri olarak dine geri dönüyor ve geri dönmüş iseler, o zaman bunlar hep birlikte bütün Tinin dışsal olarak varolan edimselliğini oluştururlar, öyle ki Tin salt bu yanlarının ayrımlaşan ve kendi içine geri dönen (hareketi) olarak vardır. Genel olarak dinin oluş süreci evrensel (aşamaların hareketinde kapsanır (Hegel, 1986, s. 413). Tin önceki aşamaları kapsar ve bir kez daha bunların içinden geçer: Tin böyle olarak önceki şekillenmeleri evrensel belirlenimlerde, az önce değinilmiş olan (aşamalarda) kapsar (Hegel,1986,s , 679). Dahası, Tin önceki biçimlerin hepsini kapsar. Gelişimi içinde dinsel bilinç, önceki aşamalarda değişik bir perspektiften görülen aynı kavramsal biçimlerle iş görecektir. Hegel bunu şu şekilde açıklar: 680. Dinin bu oluş sürecinde, öyleyse, Tinin kendisi belirli şekiller içindedir ve bunlar bu (hareketin) ayrımlarını oluştururlar; böylece aynı zamanda belirli dinde gene belirli bir edimsel Tine (sahiptir). Öyleyse, eğer Bilinç, (Kendinin-bilinci), (Akıl) ve Tin genel olarak kendini bilen Tine ait iseler, benzer olarak Bilincin, (Kendinin-bilincinin), (Aklın) ve Tinin içerisinde özel olarak gelişmiş olan belirli biçimler de kendini bilen Tinin belirli şekillerine aittirler (Hegel, 1986, s. 414). Bu yüzden, önceki bölümlerin içerisinde açımlanan diyalektik gelişimlerin benzerleriyle Din bölümünde de karşılaşılır. Din bölümünün rolünü açıklarken Hegel, bu aşamaya dek zamansal-olmayan ve salt kavramsal biçimlerde gelişen dinsel bilinç biçimlerinden farklı olarak, dinin aynı şeyi bu kez zamansal olarak ve dinsel Tinin kendine özgü kavramına göre yapacağını belirtir Bundan başka, bu (aşamaların) geçmiş oldukları süreç, din ile ilişkili olarak Zaman içinde tasarımlanamaz. Salt Tinin bütünlüğü Zaman içindedir, ve şekiller, ki genelliği içinde bütün bir Tinin şekilleridirler, kendilerini zamansal bir ardışıklık içersinde sergilerler; çünkü ancak bütün gerçek bir edimselliğe ve öyleyse bir başka karşısındaki (saf) özgürlük biçimine (sahiptir)-bir biçim ki, kendisini Zaman olarak anlatmaktadır. Oysa bütünün (aşamaları), Bilinç, (Kendinin-bilinci), (Akıl) 28
29 ve Tin, salt (aşamalar) oldukları için, birbirlerinden ayrı birer dışvarlık taşımazlar (Hegel, 1986, s. 413). Burada Hegel, ancak Tin in biçimlerinin zamansal ya da tarihsel olduğuna açıklık getiriyor. Her ne kadar bazı dinsel bilinç biçimleri bu aşamadan önce görünse de, o zaman bunlar incelemenin başlıca konusunu oluşturmamıştı. Şimdi ise Din bölümde, Tin in aşama aşama kendinin-bilincine ulaşmasına karşılık gelecek olan değişik dinlerin tarihsel bir gelişimi gözler önüne serilir. Bu yüzden, ilk kez bu aşamada dinsel biçimlerin zamansal bir ardışıklığıyla karşılaşırız. Dahası, önceki tüm biçimler burada içerilirler ve hepsi birlikte dinsel düşünce sisteminde karşılığını bulan birleşik bir bütün oluştururlar. Bu yüzden Hegel bunların birbirlerinden ayrı birer varoluşa sahip olmayan aşamalar olduklarını söyler. Hegel i bir saf bilinç filozofu olarak görme alışkanlığında olan Marx, bu yüzden en azından Tinin Görüngübilimi nde din in statüsünü anlamamış gözüküyor. Marx ın Hegel le tartışmasında önce çıkan bir diğer kavram, emek tir. Marx, Hegel in düşüncesinin başlıca kavramının emek olduğunu ileri sürmekle Hegel felsefesini bir anlamda emek felsefesi olarak okur. Tarihte insan, doğal dolaysızlığından kendi belirleniminin edimselleşmesi doğrultusunda ilerler. İnsan, gerçekte, çalışmada, emekte, kendi olanaklılıklarını ve yeteneklerini açığa çıkarmaktadır. İnsan kendi özsel güçlerinin, yetilerinin açınımıdr ve gelişimidir. Tekil bir birey bile ancak çalışmada doğal dolaysızlığının üstesinden gelerek kendini edimselleştirebilir. İşte Marx, Hegel in felsefesindeki emek kavramının bu anlamını kesin bir şekilde tanır: Hegel in Görüngübilim i ile onun sonal (final) sonucunun-itici ve yaratıcı ilke olarak olumsuzluk diyalektiği-büyüklüğü Hegel in, insanın kendisi tarafından üretimini bir süreç olarak emeğin özünü kavramasına ve gerçek (reel) olduğu için nesnel, doğru (veritable) olan insanı da, kendi öz emeğinin sonucu olarak tasarlamasına dayanır (Marx, 1976, s ). Ancak Marx kendisinin Hegel den ayrıldığı noktayı açıklar: Hegel in bildiği ve kabul ettiği tek emek, soyut tinsel emektir (Marx, 1976, s. 246). Marx ın Hegel e yönelik bu itirazı çoğu kez doğru olarak kabul edilmiş bir anlamda alıntılanır. Öyleyse, Hegel in 29
30 Tinin Görüngübilimi nde emek kavramının Marx ın yorumladığı gibi ele alınıp alınmadığına bakalım. Çıkış noktamız, tüm bireysel yetilerin, güçlerin, yeteneklerin, karakterin ve eğilimlerin ancak eylemde biçimlendirilecek edimsellik in sürekli yeniden deneyimlenen somut şekillenmesiyle yerine getirilebileceği şeklindeki Hegelci düşüncedir ya da eylem yalnızca bilinçli olarak Tinin oluş sürecidir. Bilinç kendinde ne olduğunu öyleyse kendi edimselliğinden bilmektedir. Buna göre birey kendisini eylem yoluyla edimselliğe koymadan önce ne olduğunu bilemez (Hegel, 1986, s. 246, 401; vurgu-e.a.k.). İnsan kendi dolaysız varoluşunu, ona doğal ve dışsal olarak verili dışvarlığını, kendi bedenini ve tinini eğiterek, biçimlendirerek kendinin kılmalıdır. Bu eğitimin ya da kültürel sürecin en ileri amacı, kendi varlığının ve özünün bilgisidir. Bu yolla insan kendinin-bilincini özgür olarak kavrar. Ancak buna, Hegel e göre, hiç de Marx ın iddia ettiği gibi, salt soyut tinsel emekle ulaşılamaz; tam tersine, bu ancak bireyin kendi doğal olanaklılıklarını, yetilerini, yeteneklerini, karakterini, vb. edimselliğe koymasıyla olabilir. Hegel insanın özel yeteneklerini, yetilerini ve karakterini oldukça anlaşılır ve somut bir şekilde Tinin özgün tonu (Hegel, 1986, s. 245, 401) olarak adlandırır ya da yetiler, yetenekler, güçler, karakter, vb. Tinselin bir kipidir ki, bunda bir evrensel olarak tasarımlanmaktadır; bu evrensel ona yaşam ve (hareket) verecek olan bireysellik ilkesine gereksinmekte ve bu ilkede edimselliğini taşımaktadır (Hegel, 1986, s. 237, 385). Bunlar aynı zamanda eylemde biçimlendirilecek edimsellik in amacı ve iç aracı olarak önceden buldukları koşulların, durumların karşısında dururlar. Yetiler ve güçler, yabancı bir armağandır ve yararlansın diye bilince bırakılmıştır (Hegel, 1986, s , 220). Bu yüzden, onun için yalnızca reel edim ya da eylem onun varoluşunun, Dasein nının ölçütüdür. İnsanın kendisini en çok el iyle açığa vurduğunu ve edimselleştirdiğini belirten Hegel e göre el, insan mutluluğunun can verici ustasıdır; ele ilişkin olarak o insan ne yapıyorsa odur diyebiliriz, çünkü insanın özbaşarımının etkin (organı) olarak onda insan canlandırıcı olarak bulunmaktadır (Hegel, 1986, s. 198, 315). İnsan ya da kendinin-bilincinde olan birey kendisini bir edime 30
31 çevirerek nesnel öğenin eline bırak tığında, sonsuz olarak belirli ve belirlenebilir olma niteliğini, olanaklılıklarının kötü sonsuzluk unu, genel olanın, yeteneklerin ve niyetlerin ilgisizliğini ortadan kaldırır. Bireyin gerçek edimselliği onun yaptığıdır. İçte yaptığında olduğundan başka bir şey olduğu yanılsamasını, kendisine inanmayan boş düşünüş tembel bilgeliğini ortadan kaldırır (Hegel, 1986, s , 322). Bir içeriği edimselliğe getirmek isteyen, içeriğe edimsellik kazandırmak isteyen özne, edimselliğe başka bir içerik vermek isterse, bu durumda onu Yokluğa doğru çalışan bir Yokluk olarak düşünmemiz gerekir (Hegel, 1986, s. 245, 401). Bu içeriğin edimselleşmesini Hegel şöyle formüle eder: Eylem yalnızca henüz ortay koyulmamış varlık biçiminin ortaya koyulmuş varlık biçimine (saf) çevrilişi nden, bireyin kendisinin olanağın gecesinden olanın gündüzüne taşınışıdır (Hegel, 1986, s. 246, 248, 401, 404). Ya da, nesnenin niteliğinin şekillendirici özne tarafından açığa çıkarıldığı edimdir. Dolaysız nesnellik böylelikle dönüştürülmüş olur, bu insan eyleminin etkinliğinin bir sonucudur, insanın doğal yeteneğinden, eğiliminden kaynaklanan bir sonuçtur. Çünkü insan dış dünyayla özsel olarak ilişkide olan bir varlıktır, bu ilişkide varlığını koruyan bir varlıktır. Dış dünya doğal biçiminde onun amaçlarına uygun olmadığında, onu biçimlendirir. Eylemle biçimlendirmeyle insanın doğayla kökensel ilişkisi de dönüştürülür. Nesne çalışma, emek, şekillendirme yoluyla şekillendirenin doğasını alır. Hegel bu süreci Görüngübilim de, kendisini bilinç için ortaya koyduğu şekliyle, görünüş biçimlerinin gidişatına göre inceler. Nesnel dünya bu süreçte değiştirilir, dönüştürülür ve bu, gerçekte, hiçbir şekilde salt tinsel, soyut bir edimle değil, ama kelimenin tam anlamıyla insanın somut şekillendirici ve dönüştürücü etkinliğiyle olur. Buraya kadar edimselleşmeyi bireysel olarak ve etkin, eyleyen öznenin bireyselliği ile ilgili ele aldık. Ancak eyleyenin, etkin olanın kendisi salt bireysel olarak belirli ya da belirlenmiş olmadığı gibi, öznenin edimsellikte koyulmuş varlığı birey olarak salt onun kendisini etkilemediği gibi, Hegel için bireysellik kendi varoluşunun etik belirlenimini yalıtılmış olarak edimselleştiremez. Ancak toplulukta, gerçekte ne ise, o olabilir. 31
32 Kendini biçimlendiren, şekillendiren, kültürleştiren bireyselliğin hareketinin Hegel için ikili bir anlamı vardır: Bu, nesnel varlığın, edimsel dünyanın ve insanal toplumun oluşumudur Dünya-gidişinin bireyselliği hiç kuşkusuz salt kendi-için ya da (kendi) çıkana davrandığını sanabilir; sandığından daha iyidir, çünkü eylemi aynı zamanda kendinde-varolan evrensel bir eylemdir. (Kendi) çıkarına (göre-e.a.k.) davranırken gerçekte ne yaptığını bilmemektedir ve tüm insanların (kendi) çıkarlarına (göre-e.a.k.) davrandıklarında direttiği zaman, aslında tüm insanların eylemin ne olduğuna ilişkin bir bilinçleri olmadığını ileri sürmektedir (Hegel, 1986, s ). Marx, Hegel in burada kısmen açıklamasını verdiğimiz düşüncelerinden yol çıkarak, Hegel in emeği insanın kendini üretme ya da yaratma edimi olarak anladığını belirtir. Marx modern toplumda işçinin emeğinin bir analizini yaparken yalnızca yabancılaşma kavramını Hegel den almakla kalmaz, aynı zamanda bu kavramla Hegel in Görüngübilim de efendi-köle ilişkisi nde ortaya koyduğu aynı fenomenlere işaret eder. Bu aşamada, Hegel in bu kavramla işaret ettiği en önemli fenomenleri, kuşkusuz Marx ın bunları aldığı kadarıyla, göstermeye çalışacağız. Realitenin şekillendirilmesinde özne kendisine ilişkin bir görüş kazanmakla kalmaz, bu realite özne için dışsal bir şey, olumsuz bir şey olarak kalır. Buna karşın, Marx Hegel in yalnızca soyut-tinsel emeği bildiği ve tanıdığı şeklindeki suçlamasının yanına bir de ikinci itirazını getirme ihtiyacını duyar ve Hegel in emeğin sadece olumlu yönünü görüp, olumsuz yönünü (Marx, 1976, s. 246) görmediğini belirtir. Oysa Hegel den yapacağımız alıntılar Marx ın bu değerlendirmesinin yanlışlığını, Hegel in yabancılaşma düşüncesinin emeğin olumsuz yanına ve Hegel in bununla somut insana işaret ettiğini göstermeye yetecektir ( ) emek oluşturur ve şekillendirir. Nesne ile olumsuz ilişki onun biçimi ve kalıcı bir şey olur, çünkü nesne bağımsızlığını ancak emekçi karşısında taşımaktadır. Bu ( ) biçimlendirici etkinlik aynı zamanda bilincin bireyselliği ya da (saf) kendi-için-varlığıdır; ve bu bilinç şimdi dışındaki emekte kalıcılık öğesine girmektedir; emekçi bilinç öyleyse bu yolda bağımsız varlıkta kendi öz bağımsızlığını görmeye başlamaktadır. 32
33 196. Biçimlendirici etkinlik gene de salt bu olumlu imlemi, yani hizmet eden bilincin kendi-için-varlığının varolan bir şeye dönüşmesini değil, ama, onun ilk (yanına) karşıt olarak olumsuz bir imlem de taşımaktadır: korku (hizmet, boyuneğme-e.a.k.) ( ) bu dışsal edimsellik (bu dış dünya-e.a.k.) (kendininbilincinin-e.a.k.) olumlu değil, daha çok olumsuz olan çalışmasıdır. Bu dünya dışvarlığını (kendinin-bilincinin) kendisinin dışlaşması ve özsüzleşmesi yoluyla kazanır (Hegel, 1986, s. 131, 297; vurgu-e.a.k.). Nasıl kapitalist toplumda işçinin durumu onun köleliğiyle belirlenmişse, yine kapitalist de efendi olarak, onun hizmetindeki çalışmasında kendini dışlaştıran köle üzerinden anlaşılabilir. Marx kapitalist toplumdaki efendi-köle ilişkisini tanımlarken yeniden Hegel e geri döner. Hegel in düşüncelerini doğrudan doğruya modern duruma aktarır. Marx ın 1844 Elyazmaları nın Yabancılaşmış Emek bölümünde Hegel den nasıl yararlandığını, Hegel in düşüncelerini nasıl kullandığını göstermeye çalışalım. En ayrıntılı şekilde efendi-köle ilişkisini Hegel Tinin Görüngübilimi nde açıklar. Hegel de efendi-köle ilişkisi, emeğin diyalektik deneyimini tanımlar. Reel dünyayı kendinin edinme biçimlerine her defasında toplum biçimleri, insanın insanla ilişkisinin gelişim düzeyi karşılık gelir. Ya da, tersinden söylemek gerekirse, toplumsal koşullar, bireysel dışlaşma ve kendinin edinme tarzında kendilerini gösterirler. Nasıl öznenin kendi-içinvarlığı onun reel dışlaşması yoluyla doğrulanabiliyorsa, yine birey de ancak kendi-içinvarlığına, başka kendinin-bilinci tarafından tanınarak ve bu başka kendinin-bilincini de onun kendi-için-varlığında tanıyarak, ulaşabilir Her biri öteki için orta terimdir ki, bunun yoluyla her biri kendini kendisi ile dolaylı kılmakta ve kendisi ile birleştirmektedir; ve her biri kendi ve öteki için dolaysızca kendi için varolan bir özdür ki, bu aynı zamanda salt bu dolaylılık yoluyla kendi için böyledir. Karşılıklı olarak birbirlerini tanıyarak kendilerini tanımaktadırlar (Hegel, 1986, s. 126). Bunun Marx taki karşılığı şudur: İnsanın kendi kendisiyle ilişkisi, onun için ancak başkası ile ilişkisi aracılığıyla nesnel, gerçek bir ilişki olabilir (Marx, 1976, s. 164). Hegel açısından bu tanınma sabit, değişmez değildir, bir süreç tir ya da, bir başka deyişle, başkada ve başkası yoluyla kendini-kaybetme ve kendini-kazanma diyalektiğidir. Bu anlamda, Hegel in açımladığı şekliyle, insanın insanla ilişkisi gizemli, mistik, soyut bir 33
34 ilişki değil; daha çok bireylerin etkinliğinde, somut eylemlerinde beliren bir ilişkidir. Bu yüzden Hegel bir yandan efendi-köle ilişkisi olarak bu tanınmanın başarısızlığa uğramasını ortay koyarken; diğer yandan efendi ve köle arasındaki ilişkileri onların etkinlik nesnesiyle ilişkisine aktarır: Köle nesneye, varlığa zincirlenmiştir, onun bağımsızlığını ortadan kaldıramamaktadır. Kendi-için-varlığını dışlaştırdığı emeğinde, çalışmasında kendini kendi-için-varlık olarak ortadan kaldırır ve kendini efendiye karşı bağımlı bilinç olarak koyar. Bu köle bilincin tanımasında efendi kendi kesinliğinin gerçekliğine ulaşamaz. İnsanal tanınmanın başarısızlığında kendini gösteren şey, hem efendinin hem de kölenin bireyselliğinin gerçekliği olarak bağımlı kendinin-bilincidir. Kölenin dışlaşan emeğinde, nesneyle tek-yanlı ilişki, efendi ve köle ilişkisi biçiminde görünür Efendi Köle ile bağımsız bir varlık *emeğin nesnesi olan şey+ yoluyla dolaylı olarak ilişkidedir; çünkü Köle ancak bununla köle olarak tutulmaktadır; bu onun zinciridir, kavgada ondan kurtulamamıştır, bu yüzden kendini bağımlı olarak, bağımsızlığına şeylikte (sahip) olarak tanıtlar. Ama Efendi bu varlık üzerindeki güçtür Efendi varlık üzerindeki güç ve bu varlık ise öteki *e.d. köle+ üzerinde güç olduğu için, Efendi böylece ötekini kendi altında tutar Efendi, Köleyi şey ile kendisi arasına koyarak, bu yolla kendisine şeyin yalnızca bağımlı yanını almakta ve ondan salt yararlanmaktadır; bağımsızlık yanını ise onun üzerinde çalışan köleye bırakmaktadır (Hegel, 1986, s. 129; vurgu-e.a.k.). Hegel den yalnızca tanınma ilişkisini almayan Marx ın, salt soyut tinsel emeği bilmekle ve emeğin olumsuz yanı nı görmemekle suçladığı Hegel den, bütün suçlamalarını haksız çıkaracak şekilde, efendi-köle ilişkisini alıp, bunu modern toplumdaki kapitalist-işçi ilişkisine nasıl taşıdığını göstermek için şu pasajları aktaralım. Eğer emek ürünü bana yabancı ise, karşıma yabancı (güç) olarak çıkıyorsa, o zaman bu ürün kime ilişkindir? Eğer benim öz etkinliğim bana ilişkin değilse, eğer yabancı bir etkinlik, bir komuta aracı ise, o zaman bu etkinlik kime ilişkindir? Benden başka bir varlığa. Kimdir bu varlık? ( ) 34
35 Emeğin ve emek ürününün kendisine ilişkin olduğu, emeğin kendi hizmetinde bulunduğu ve emek ürününün kendi kullanımına(yararlanımına-e.a.k.) yaradığı yabancı varlık, insanın kendisinden başkası olamaz. Eğer emek ürünü işçiye ilişkin değilse, eğer bu ürün işçi karşısında yabancı bir (güç) ise, bu, ancak, o ürün işçi dışında bir başka insana ilişkin olduğu için olanaklıdır İnsanın üzerindeki bu yabancı (güç), ne tanrılar olabilir, ne de doğa; ancak insanın kendisidir bu Öyleyse o kendi emek ürününe karşı, kendi nesnelleşmiş emeğine karşı, yabancı, düşman, güçlü, ondan bağımsız bir nesne olarak davrandığı zaman, bu nesne ile, kendisine yabancı, düşman, güçlü, kendisinden bağımsız bir başka insan ona sahipmiş gibi bir ilişki içindedir. Kendi öz etkinliği karşısında, özgür-olmayan bir etkinlik karşısındaymış gibi davrandığı zaman, ona karşı, bir başka insanın hizmetinde, bir başka insanın egemenliği, zorlaması ve boyunduruğu altında bir etkinlik olarak davranır. İşçinin emek karşısındaki ilişkisi, kapitalistin, kendisine verilen ad ne olursa olsun, emeğin efendisinin ilişkisini oluşturur (Marx, 1976, s. 163, ; vurgu-e.a.k.). Buna göre, ilişki (tanınma) tek-yanlıdır: Efendinin ona karşı yaptığını (kendi-için-varlığın ortadan kaldırılması) köle yapmıştır. Ancak Hegel e göre, asıl tanınma için şu yan eksiktir: Efendi ötekine karşı yaptığını kendi kendisine de yapmalı dır (Hegel, 1986, s. 130, 191). Ve aynı şekilde Marx: İşçinin kendi kendisine karşı yaptığı her şeyi, işçiolmayan işçiye karşı yapar, ama işçiye karşı yaptığı şeyleri kendi kendine yapmaz (Marx, 1976, s. 169). Bu noktada Hegel in bir adım daha ileri gittiğini okuyoruz. Hegel eksikliği görüp, şunu yazar: Köle kendisine karşı yaptığını ötekine (Efendiye-e.a.k.) karşı da yapmalıdır (Hegel, 1986, s. 130, 191). Yoksulların baskıya ve köleleştirmeye karşı başkaldırısı, Hegel için, bütün (kültür) dünyasının gerçek varolan Tinidir (Hegel, 1986, s. 317, 520). İşte bunun karşılığı Hegel de devrim dir. Marx ın eleştirilerindeki haksız yanları gösterdikten sonra, onun Hegel in Tinin Görüngübilimi için söylediklerini biraz da değiştirerek, sonuç olarak şunu diyebiliriz: Tinin Görüngübilimi gizlisi, saklısı olmayan bir eleştiridir. İnsan, Tin dir, ancak bu onun 35
36 soyut, mistik, gizemli bir varoluşa sahip olduğu anlamına gelmez. Eleştirinin tüm öğeleri, isteyen herkes için, açık bir şekilde ortaya koyulmuştur. Ve işte bu tam olarak Hegelciliktir. Kaynakça Diderot, D.(1805). Rameau s Neffe. Ein Dialog von Diderot. (J. W. Von Goethe,Çev.). Leipzig:G. J. Göschen. Hegel, G. W. F. (1986). Tinin Görüngübilimi. (Aziz Yardımlı,Çev.). İstanbul: İdea Yayınları. Marx, K.(1968). Ökonomisch-philosophische Manuskripte aus dem Jahre MarxEngelsWerke içinde, c.40. Berlin:Dietz Verlag. Marx, K.(1976) Elyazmaları. Ekonomi Politik ve Felsefe. (Kenan Somer,Çev.). Ankara:Sol Yayınları. Marx, K. (1997). Hegel in Hukuk Felsefesinin Eleştirisi. (Kenan Somer,Çev.). Ankara: Sol Yayınları. 36
Hegel, Tüze Felsefesi, 1821 HAK KAVRAMI Giriş
1www.ideayayınevi.com HAK KAVRAMI Giriş 1 Felsefi Tüze Bilimi Hak İdeasını, eş deyişle Hak Kavramını ve bunun Edimselleşmesini konu alır. Felsefe İdealar ile ilgilenir ve buna göre genellikle salt kavramlar
İÇİNDEKİLER BİRİNCİ KISIM FELSEFENİN AMAÇLARI VE DEĞERLERİ 7
İÇİNDEKİLER BİRİNCİ KISIM FELSEFENİN AMAÇLARI VE DEĞERLERİ 7 İKİNCİ KISIM YANLIŞ FELSEFİ TUTUMLAR DOGMATİZM, KRİTİSİZM, SEZGİCİLİK VE DOLAYSIZ ÖĞRETİLERİ 31 ÜÇÜNCÜ KISIM DİYALEKTİK MANTIK 73 DÖRDÜNCÜ KISIM
EĞİTİM ÖĞRETİM YILI SORGULAMA PROGRAMI
3-4 Aile bireyleri birbirlerine yardımcı olurlar. Anahtar kavramlar: şekil, işlev, roller, haklar, Aileyi aile yapan unsurlar Aileler arasındaki benzerlikler ve farklılıklar Aile üyelerinin farklı rolleri
AŞKIN BULMACA BAROK KENT
AŞKIN BULMACA 18.yy'da Aydınlanma filozoflarıyla tariflenen modernlik, nesnel bilimi, evrensel ahlak ve yasayı, oluşturduğu strüktür çerçevesinde geliştirme sürecinden oluşur. Bu adım aynı zamanda, tüm
12. SINIF MANTIK DERSİ SÖKE ANADOLU LİSESİ 1. ORTAK SINAVI KAZANIM TABLOSU (Sınav Tarihi: 4 Nisan 2017)
12. SINIF MANTIK DERSİ SÖKE ANADOLU LİSESİ 1. ORTAK SINAVI KAZANIM TABLOSU (Sınav Tarihi: 4 Nisan 2017) ÜNİTE: 2-KLASİK MANTIK Kıyas Çeşitleri ÜNİTE:3-MANTIK VE DİL A.MANTIK VE DİL Dilin Farklı Görevleri
10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK)
10. hafta GÜZELLİK FELSEFESİ (ESTETİK) Estetik, "güzel in ne olduğunu soran, sorguluyan felsefe dalıdır. Sanatta ve doğa varolan tüm güzellikleri konu edinir. Hem doğa hem de sanatta. Sanat, sanatçının
Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma
İÇİNDEKİLER Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma 1. FELSEFE NEDİR?... 2 a. Felsefeyi Tanımlamanın Zorluğu... 3 i. Farklı Çağ ve Kültürlerde Felsefe... 3 ii. Farklı Filozofların Farklı Felsefe Tanımları... 5 b.
ESTETİK; Estetiğin konusu olarak güzel;
TASARIM ve ESTETİK ESTETİK; Estetiğin konusu olarak güzel; Plato( İ.Ö. 427-347) her alanda kusursuzu arayan düşünce biçimi içersinde nesnel olan mutlak güzeli aramıştır. Buna karşın, Aristoteles in (İ.Ö.
SİYASİ DÜŞÜNCELER TARİHİ (TAR222U)
DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. SİYASİ DÜŞÜNCELER TARİHİ (TAR222U) KISA
Öğretmenlik Meslek Etiği. Sunu-2
Öğretmenlik Meslek Etiği Sunu-2 Tanım: Etik Etik; İnsanların kurduğu bireysel ve toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan değerleri, normları, kuralları, doğru-yanlış ya da iyi-kötü gibi ahlaksal açıdan
ORTAÇAĞ FELSEFESİ MS
ORTAÇAĞ FELSEFESİ MS.476-1453 Ortaçağ Batı Roma İmp. nun yıkılışı ile İstanbul un fethi ve Rönesans çağının başlangıcı arasındaki dönemi, Ortaçağ felsefesi ilkçağ felsefesinin bitiminden modern düşüncenin
Karl Heinrich MARX Doç. Dr. Yasemin Esen
Karl Heinrich MARX 1818-1883 Eserleri Kutsal Aile (1845) Felsefenin Sefaleti (1847) Komünist Manifesto (1848) Fransa'da Sınıf Kavgaları (1850) Ekonominin Eleştirisi (1859) Kapital (Das Kapital-1867-1894).
KANT FELSEFESİNDE PRATİK AKLIN ÖZGÜRLÜK POSTULATI
KANT FELSEFESİNDE PRATİK AKLIN ÖZGÜRLÜK POSTULATI Yakup ÖZKAN Giriş Kant (1724-1804) 1, felsefi dizgesinde akıl eleştirisini kuramsal (teorik/nazari/kurgusal) akılla sınırlamaz. Akıl eleştirisini daha
FELSEFİ PROBLEMLERE GENEL BAKIŞ
FELSEFİ PROBLEMLERE GENEL BAKIŞ FELSEFENİN BÖLÜMLERİ A-BİLGİ FELSEFESİ (EPİSTEMOLOJİ ) İnsan bilgisinin yapısını ve geçerliğini ele alır. Bilgi felsefesi; bilginin imkanı, doğruluğu, kaynağı, sınırları
TÜRKİYE DE VE DÜNYADA İNSAN HAKLARI HABERCİLİĞİNİN OLANAĞI
TÜRKİYE DE VE DÜNYADA İNSAN HAKLARI HABERCİLİĞİNİN OLANAĞI PROF.DR. ÇİLER DURSUN Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Haber Nedir? Haber, dünyaya ve insana dair kurucu rolü olan bir anlatıdır. Toplumsal
ESTETİK (SANAT FELSEFESİ)
ESTETİK (SANAT FELSEFESİ) Estetik sözcüğü yunanca aisthesis kelimesinden gelir ve duyum, duyularla algılanabilen, duyu bilimi gibi anlamlar içerir. Duyguya indirgenebilen bağımsız bilgi dalına estetik
ÖDEV ETİĞİ VE İMMANUEL KANT
18. yüzyıl Aydınlanma Dönemi Alman filozofu ÖDEV ETİĞİ VE İMMANUEL KANT Yrd. Doç. Dr. Serap TORUN Ona göre, insan sadece çevresinde bulunanları kavrayıp onlar hakkında teoriler kuran teorik bir akla sahip
EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 11. SINIF FELSEFE DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ
KASIM EKİM 2017-2018 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 11. SINIF FELSEFE DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ Ay Hafta Ders Saati Konu Adı 1.ÜNİTE - FELSEFEYLE TANIŞMA A-Felsefe Nedir? Felsefenin
İktisat Tarihi I. 27 Ekim 2017
İktisat Tarihi I 27 Ekim 2017 İktisat Tarihi Biliminin Doğuşu 18. yüzyıla gelene değin özellikle sosyal bilimler felsefeden bağımsız olarak ayrı birer bilim disiplini olarak özerklik kazanamamışlardı Tarih
E.G.O. Grubu Kurumsal İlkeleri
E.G.O. Grubu Kurumsal İlkeleri 1. Müşterimizin hizmetindeyiz! 2. Yenilikçi bir kültüre sahibiz ve gelecek için fikirlerimiz var 3. EGO nun en değerli varlığı biz çalışanlarıyız 4. Tüm iş faaliyetlerimizde
KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI
İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI SİYASAL DÜŞÜNCELER TARİHİ YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA GÖRKEM DOĞAN 7. ERKEN MODEN DÖNEMDE SİYASAL DÜŞÜNCE 7 ERKEN MODEN DÖNEMDE
Matematik Ve Felsefe
Matematik Ve Felsefe Felsefe ile matematik arasında, sorunların çözümüne dayanan, bir bağlantının bulunduğu görüşü Anadolu- Yunan filozoflarının öne sürdükleri bir konudur. Matematik Felsefesi ; **En genel
ÜNİTE:1. Sosyolojiye Giriş ve Yöntemi ÜNİTE:2. Sosyolojinin Tarihsel Gelişimi ve Kuramsal Yaklaşımlar ÜNİTE:3. Kültür ve Kültürel Değişme ÜNİTE:4
ÜNİTE:1 Sosyolojiye Giriş ve Yöntemi ÜNİTE:2 Sosyolojinin Tarihsel Gelişimi ve Kuramsal Yaklaşımlar ÜNİTE:3 Kültür ve Kültürel Değişme ÜNİTE:4 Aile ve Toplumsal Gruplar ÜNİTE:5 1 Küreselleşme ve Ekonomi
Mesleki Sorumluluk ve Etik-Ders 1 Sorumluluk-Ahlak-Etik-Etik Teorileri
Mesleki Sorumluluk ve Etik-Ders 1 Sorumluluk-Ahlak-Etik-Etik Teorileri Öğr. Gör. Hüseyin ARI 1 Sorumluluk Sorumluluk; kişinin kendi davranışlarının veya kendi yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını
Sosyoloji. Konular ve Sorunlar
Sosyoloji Konular ve Sorunlar Ontoloji (Varlık) Felsefe Aksiyoloji (Değer) Epistemoloji (Bilgi) 2 Felsefe Aksiyoloji (Değer) Etik Estetik Hukuk Felsefesi 3 Bilim (Olgular) Deney Gözlem Felsefe Düşünme
Moses Mendelssohn: Aydınlanmak Ne Demektir?
1 Prof. Dr. Onur Bilge KULA Moses Mendelssohn: Aydınlanmak Ne Demektir? Kültür, Uygarlık ve Aydınlanma, Toplumsal Yaşamın Biçimlenimleridir Yahudi kökenli Alman filozof Moses Mendelssohn 1784 de Berlin
Ana fikir: Oyun ile duygularımızı ve düşüncelerimizi farklı şekilde ifade edebiliriz.
2018-2019 Eğitim- Öğretim Yılı Özel Ümraniye Gökkuşağı İlkokulu Sorgulama Programı Kim Olduğumuz Bireyin kendi doğasını sorgulaması, inançlar ve değerler, kişisel, fiziksel, zihinsel, sosyal ve ruhsal
4.HAFTA/KONU: IMMANUEL KANT IN ETİK GÖRÜŞÜ: İNSANIN DEĞERİ. Temel Kavramlar: Ahlak yasası, isteme, ödev, pratik akıl, maksim.
4.HAFTA/KONU: IMMANUEL KANT IN ETİK GÖRÜŞÜ: İNSANIN DEĞERİ Temel Kavramlar: Ahlak yasası, isteme, ödev, pratik akıl, maksim. Kazanımlar: 1- Immanuel Kant ın etik görüşünü diğer etik görüşlerden ayıran
İÇİNDEKİLER. Yedinci Baskıya Önsöz 15 İkinci Baskıya Önsöz 16 Önsöz 17 GİRİŞ 19 I. BÖLÜM FELSEFE ÖĞRETİMİ 23
İÇİNDEKİLER Yedinci Baskıya Önsöz 15 İkinci Baskıya Önsöz 16 Önsöz 17 GİRİŞ 19 I. BÖLÜM FELSEFE ÖĞRETİMİ 23 I. Felsefe Eğitimi ve Öğretimi 23 A. Eğitim ve Öğretim 23 B. Felsefe Eğitimi ve Öğretimi 24 II.
K. MARX IN FEUERBACHÇI HEGEL ELEŞTİRİSİ
K. MARX IN FEUERBACHÇI HEGEL ELEŞTİRİSİ [K. Marx s Feuerbachian Criticism of Hegel] Şahin ÖZÇINAR Doç. Dr., Akdeniz Üniv. Felsefe Bölümü [email protected] ÖZET Karl Marx, diyalektik özdekçi felsefesini
7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ
7.Ünite: ESTETİK ve SANAT FELSEFESİ Estetik ve Sanat Felsefesi Estetiğin Temel Soruları Felsefe Açısından Sanat Sanat Eseri Estetiğin Temel Kavramları Estetiğin Temel Sorunlarına Yaklaşımlar Ortak Estetik
AHLAK FELSEFESİNİN TEMEL KAVRAMLARI
Ahlak ve Etik Ahlak bir toplumda kendisine uyulmaya zorlayan kurallar bütünü Etik var olan bu kuralları sorgulama, ahlak üzerine felsefi düşünme etkinliği. AHLAK FELSEFESİNİN TEMEL KAVRAMLARI İYİ: Ahlakça
Haberi okumak ve yazmak aslında ne demektir?
Haberi okumak ve yazmak aslında ne demektir? Çiler Dursun 1 - aslında sözcüğü, haber ile ilgili yaygın ön kabullerin yeniden gözden geçirilmesi gereğine işaret etmektedir. haber nedir? haberi okumak ve
NEOKLASİK YÖNETİM KURAMLARI III (Takas ve Uyum Kuramlarının Eğitim Yönetimine Yansımaları)
Ünite 6 NEOKLASİK YÖNETİM KURAMLARI III (Takas ve Uyum Kuramlarının Eğitim Yönetimine Yansımaları) Doç. Dr. Cevat ELMA Bu ünitede gücün (erkin) yöneticiler tarafından bir etkileme aracı olarak nasıl kullanıldığına
5. MESLEKİ REHBERLİK. Abdullah ATLİ
5. MESLEKİ REHBERLİK Abdullah ATLİ Meslek seçimi neden önemlidir? İnsan, yaşamı boyunca çeşitli seçimler yapar. Mesleğini, yiyeceğini, giyeceğini, evini, eşini, arkadaşlarını vb. seçer. Meslek seçimi,
İNSAN HAKLARI SORULARI
1. 1776 Amerikan ve 1789 Fransız belgelerine yansıyan doğal haklar öğretisinin başlıca temsilcisi kimdir? a) J. J. Rousseau b) Voltaire c) Montesquieu d) John Locke 4. Aşağıdakilerden hangisi İngiliz hak
FELSEFE BÖLÜMÜ SOFİSTLER DERSİ DERS NOTLARI (3)
DOĞRULUK / GERÇEKLİK FARKI Gerçeklik: En genel anlamı içinde, dış dünyada nesnel bir varoluşa sahip olan varlık, varolanların tümü, varolan şeylerin bütünü; bilinçten, bilen insan zihninden bağımsız olarak
SANAT FELSEFESİ. Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni
SANAT FELSEFESİ Sercan KALKAN Felsefe Öğretmeni Estetik güzel üzerine düşünme, onun ne olduğunu araştırma sanatıdır. A.G. Baumgarten SANATA FELSEFE İLE BAKMAK ESTETİK Estetik; güzelin ne olduğunu sorgulayan
EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 12. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ
EKİM 2017-2018 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 12. SINIF DİN KÜLTÜRÜ VE AHLAK BİLGİSİ DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ Ay Hafta Ders Saati Konu Adı Kazanımlar Test No Test Adı Hayat Amaçsız
Dersin Adı Kodu Yarıyılı T + U Kredisi AKTS Bilim Tarihi ve Felsefesi GKS Ön Koşul Dersler
Dersin Adı Kodu Yarıyılı T + U Kredisi AKTS Bilim Tarihi ve Felsefesi GKS003 2+0 2 3 Ön Koşul Dersler Dersin Dili Türkçe Dersin Türü Seçmeli Dersin Koordinatörleri Dersi Veren Dersin Yardımcıları Dersin
DİNİ GELİŞİM. Bilişsel Yaklaşım Çerçevesinde Tanrı Tasavvuru ve Dinî Yargı Gelişimi
DİNİ GELİŞİM Bilişsel Yaklaşım Çerçevesinde Tanrı Tasavvuru ve Dinî Yargı Gelişimi Bilişsel Yaklaşımda Tanrı Tasavvuru 1. Küçük çocuklar Tanrı yı bir ruh olarak düşünürler, gerçek vücudu ve insani duyguları
(CAL 2301 SOSYAL DÜŞÜNCELER TARIHI) 2. Hafta: Aydınlanma Felsefesi ve Farklı Aydınlanma Perspektifleri
(CAL 2301 SOSYAL DÜŞÜNCELER TARIHI) 2. Hafta: Aydınlanma Felsefesi ve Farklı Aydınlanma Perspektifleri Aydınlanma Nedir? Kant ünlü yazısı Was ist Aufklaerung? a şöyle başlar: SAPERE AUDE! (Bilme Cesareti
Not. Aşağıdaki Kant la ilgili notlar Taylan Altuğ un Kant Estetiği (Payel Yayınları, 1989) başlıklı çalışması kullanılarak oluşturulmuştur.
Bu derste Immanuel Kant ın estetik felsefesi genel hatlarıyla açıklanmaya çalışılacaktır. Alman felsefesinin kurucu isimlerinden biri olan Kant, kendi felsefe sistemini üç önemli çalışmasında toplamıştır.
I. Ders. Prof. Dr. Ertuğrul Rufayi TURAN FEL 402 Çağdaş Felsefe II Ders Notları. M. Merleau-Ponty ( )
I. Ders M. Merleau-Ponty (1908-1961) Varoluşsal fenomenoloji, çıkış noktasıdır. Husserl in epokhe ve aşkınsal indirgeme sinden etkilenmiştir. Bu, bilincin görüngübilimsel açımlanışıdır. Psikolojideki davranışçı
AYDINLANMA DÜŞÜNÜRLERİ BENTHAM VE HUME; DOĞAL HAK VE POZİTİF HAK
AYDINLANMA DÜŞÜNÜRLERİ BENTHAM VE HUME; DOĞAL HAK VE POZİTİF HAK Bentham: Hak yasanın çocuğudur, olgusal/real yasadan olgusal/real haklar gelir; ama imgesel yasalardan, doğa yasası ndan imgesel haklar
Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ. Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar
Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER...v GİRİŞ... 1 Birinci Bölüm Antik Demokrasi I. ANTİK DEMOKRASİNİN
Diyalektik Materyalizm
Henri Lefebvre Diyalektik Materyalizm Türkçesi: Barış Yıldırım İÇİNDEKİLER [Fransızca Beşinci Baskıya] Önsöz... 7 BİRİNCİ BÖLÜM / Diyalektik Çelişki...13 Hegelci Diyalektiğin Eleştirisi...31 Tarihsel Materyalizm...40
HABERE FENOMENOLOJİK YAKLAŞIM
HABERE FENOMENOLOJİK YAKLAŞIM F E N O M E N O L O J I N E D I R? T E M E L D Ü Ş Ü N Ü R L E R I / F I L O Z O F L A R ı K I M L E R D I R? T E M E L Ö N E R M E L E R I N E D I R? G E R Ç E K L I Ğ I
Helen Birliği/İskender İmparatorluğu
Helen Birliği/İskender İmparatorluğu Makedonyalı İskender in tahta çıkışı = Per İmp. Aile kavgaları+yunan sitelerinin iflası Yunan Siteleri= Artan nüfus+işsizlik ve besin eksikliği+çiftçilerin sürekli
On Yedinci Yüzyılda Felsefe Descartes. Prof. Dr. Doğan Göçmen Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümü Ders: 03/10/2016
On Yedinci Yüzyılda Felsefe Descartes Prof. Dr. Doğan Göçmen Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümü Ders: 03/10/2016 Yenilik Çabalarının, Keşiflerin, İcatların, Buluşların Kaynağı Tin kendisini kendinde
Dersin Adı D. Kodu Yarıyılı T + U Kredisi AKTS Bilim Tarihi ve Felsefesi GKS003 IV Ön Koşul Dersler
Dersin Adı D. Kodu Yarıyılı T + U Kredisi AKTS Bilim Tarihi ve Felsefesi GKS003 IV 2+0 2 3 Ön Koşul Dersler Yok Dersin Dili Türkçe Dersin Türü Seçmeli Dersin Koordinatörleri Dersi Veren Dersin Yardımcıları
TOPLUMSAL TABAKALAŞMA ve HAREKETLİLİK
TOPLUMSAL TABAKALAŞMA ve HAREKETLİLİK TOPLUMSAL TABAKALAŞMA Ü s t S ı n ı f Orta Sınıf Alt Sınıf TOPLUMSAL TABAKALAŞMA Toplumsal tabakalaşma dünya yüzeyindeki jeolojik katmanlara benzetilebilir. Toplumların,
AKTIF (ETKİN) ÖĞRENME
AKTIF (ETKİN) ÖĞRENME 2 AKTIF (ETKİN) ÖĞRENME Aktif öğrenme, bireyin öğrenme sürecine aktif olarak katılımını sağlama yaklaşımıdır. Bu yöntemle öğrenciler pasif alıcı konumundan çıkıp yaparak yaşayarak
SCA Davranış Kuralları
SCA Davranış Kuralları SCA Davranış Kuralları SCA paydaşları ile değer yaratmaya, çalışanları, müşterileri, tüketicileri, hissedarları ve diğer iş ortaklarıyla saygı, sorumluluk ve mükemmelliğe dayanan
SİYASAL İDEOLOJİLER (SBK457)
T.C. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü SİYASAL İDEOLOJİLER (SBK457) 2. Hafta Ders Notları - 25/09/2017 Araş. Gör. Dr. Görkem
İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu
İlkçağ Anadolu Uygarlıklarında Sosyo-Ekonomik ve Kültürel Yapı Bağlamında Kütüphane/Arşiv Kurumu Prof. Dr. Bülent Yılmaz Hacettepe Üniversitesi Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü E-posta : [email protected]
JORGE LUIS BORGES PIERRE MENARD A GÖRE DON QUIXOTE & HOMER İN BAZI UYARLAMALARI. Hazırlayan: Rabia ARIKAN
JORGE LUIS BORGES PIERRE MENARD A GÖRE DON QUIXOTE & HOMER İN BAZI UYARLAMALARI Hazırlayan: Rabia ARIKAN JORGE LUIS BORGES (1899-1986) ARJANTİNLİ ŞAİR, DENEME VE KISA ÖYKÜ YAZARIDIR. 20. YÜZYILIN EN ETKİLİ
MİTOLOJİ İLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR
MİTOLOJİ İLE İLGİLİ TEMEL KAVRAMLAR Mit, Mitoloji, Ritüel DR. SÜHEYLA SARITAŞ 1 Kelime olarak Mit Yunanca myth, epos, logos Osmanlı Türkçesi esâtir, ustûre Türkiye Türkçesi: söylence DR. SÜHEYLA SARITAŞ
Prof.Dr.Muhittin TAYFUR Başkent Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü
Prof.Dr.Muhittin TAYFUR Başkent Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Fakültesi, Beslenme ve Diyetetik Bölümü İyi ve kötü, yanlış ve doğru kavramlarını tanımlar, Etik bilincini geliştirmeye ve insanları aydınlatmaya
philia (sevgi) + sophia (bilgelik) Philosophia, bilgelik sevgisi Felsefe, bilgiyi ve hakikati arama işi
FELSEFE NEDİR? philia (sevgi) + sophia (bilgelik) Philosophia, bilgelik sevgisi Felsefe, bilgiyi ve hakikati arama işi Felsefe değil, felsefe yapmak öğrenilir KANT Felsefe, insanın kendisi, yaşamı, içinde
İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER
İMAN/İNANÇ ve TANRI TASAVVURU GELİŞİMİ JAMES FOWLER Fowler ın kuramını oluşturma sürecinde, 300 kişinin yaşam hikayelerini dinlerken iki şey dikkatini çekmiştir: 1. İlk çocukluğun gücü. 2. İman ile kişisel
Dişi Güç Shakti. Hana Nahas ve Jedami Wulf Dietzel tarafından düzenlenmiştir.
Dişi Güç Shakti Hana Nahas ve Jedami Wulf Dietzel tarafından düzenlenmiştir. Tarihsel olarak, erkek ve kadın arasında bir sapma ortaya çıkmış, bu da bir yabancılaşmaya neden olmuştur. Erkekler ve kadınlar
DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ
215 DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 25 Kasım 1981 tarihli ve 36/55 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.
İLETİŞİM BECERİLERİ. DOÇ. Dr. Bahar Baştuğ
İLETİŞİM BECERİLERİ DOÇ. Dr. Bahar Baştuğ İşİTMEK VE DİNLEMEK İki ya da daha fazla kişi arasındaki iletişimin gerçek bir diyalog olabilmesinin bir koşulu: söz hakkının tanınması diğer koşulu: konuşanın
HEGEL DE DÜŞÜNÜMSEL BİLİNCİN PEKİNLİK YANILSAMASI VE KURGUSAL ÖZNE. Şahin Özçınar *
HEGEL DE DÜŞÜNÜMSEL BİLİNCİN PEKİNLİK YANILSAMASI VE KURGUSAL ÖZNE Şahin Özçınar * Abstract This article aims to compare the conception of reflective self-consciousness of critical philosophy with subject
Felsefe Nedir OKG 1201 EĞİTİM FELSEFESİ. Felsefe: Bilgelik sevgisi Filozof: Bilgelik, hikmet yolunu arayan kişi
Felsefe Nedir OKG 1201 EĞİTİM FELSEFESİ Felsefe: Bilgelik sevgisi Filozof: Bilgelik, hikmet yolunu arayan kişi GERÇEĞİ TÜMÜYLE ELE ALIP İNCELEYEN VE BUNUN SONUCUNDA ULAŞILAN BİLGİLERİ YORUMLAYAN VE SİSTEMLEŞTİREN
Doç. Dr. Dilek GENÇTANIRIM KURT Ahi Evran Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Anabilim Dalı
Doç. Dr. Dilek GENÇTANIRIM KURT Ahi Evran Üniversitesi Psikolojik Danışma ve Rehberlik Anabilim Dalı Yetişkin Kimdir? 24 yaş ve üstü bireyler 18 yaş üstü bireyler Tam zamanlı bir işte çalışan Evli olan,
YÖNT 101 İŞLETMEYE GİRİŞ I
YÖNT 101 İŞLETMEYE GİRİŞ I İŞLETME BİRİMİ VE İŞLETMEYİ TANIYALIM YONT 101- İŞLETMEYE GİRİŞ I 1 İŞLETME VE İLİŞKİLİ KAVRAMLAR ÖRGÜT KAVRAMI: Örgüt bir grup insanın faaliyetlerini bilinçli bir şekilde, ortak
Ahlak Gelişimi. Prof. Dr. İbrahim YILDIRIM
Ahlak Gelişimi Prof. Dr. İbrahim YILDIRIM Ahlaki Gelişim Bireyde var olan değerler sisteminin ortaya çıkışında da gelişimsel bir süreç izlenir. İyi ya da kötü, doğru ya da yanlış, güzel ya da çirkin şeklindeki
Doç. Dr. Tülin ŞENER
Doç. Dr. Tülin ŞENER AHLAK GELİŞİMİ Bireyde var olan değerler sistemi, gelişimsel bir süreç içinde ortaya çıkmaktadır. Bu sürece AHLAK GELİŞİMİ denir. Toplumun kendinden beklenen fonksiyonları yerine getirebilmesi
Aristoteles (M.Ö ) Felsefesi
Aristoteles (M.Ö. 384-322) Felsefesi -Aristoteles 17-18 yaşlarındayken Platon un Akademisine girmiş ve filozofun ölümüne kadar (367-347) 20 yıl onun derslerini dinlemiştir. Platon un öğrencisi iken ruhun
225 ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ. Yrd. Doç. Dr. Dilek Sarıtaş-Atalar
225 ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ Yrd. Doç. Dr. Dilek Sarıtaş-Atalar Bilgi Nedir? Bilme edimi, bilinen şey, bilme edimi sonunda ulaşılan şey (Akarsu, 1988). Yeterince doğrulanmış olgusal bir önermenin dile getirdiği
Kohlberg e Göre Ahlak Gelişimi Kohlberg ahlak gelişiminin gelenek öncesi, geleneksel ve gelenek sonrası olmak üzere üç düzey içinde gerçekleştiğini
Kohlberg e Göre Ahlak Gelişimi Kohlberg ahlak gelişiminin gelenek öncesi, geleneksel ve gelenek sonrası olmak üzere üç düzey içinde gerçekleştiğini öne sürmektedir. Her düzey kendi içinde iki ayrı aşamada
MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAK İLKOKULU ETİK KOMİSYONU FAALİYET PROGRAMI
MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAK İLKOKULU ETİK KOMİSYONU FAALİYET PROGRAMI ETİK Etik, Latince ethica kelimesinden Batı dillerine geçmiştir. Ahlaksal olanın özünü ve temellerini araştıran bilim, insanın kişisel ve
10/22/2015. Kültürün Tanımı. Kültürel Ürünler, Kurallar ve Davranışları. Kültürün Tanımı
Ders 4 KÜLTÜR Yrd. Doç. Dr. SERAP TORUN Kültürün tanımının çok fazla olması ve bilim insanlarının belli bir tanım üzerinde anlaşamamaları kültür sözcüğünün çok anlamlı olmasından kaynaklanmaktadır. Antropolojide
Yaşam Boyu Sosyalleşme
Yaşam Boyu Sosyalleşme Lütfi Sunar Sosyolojiye Giriş / 5. Ders Kültür, Toplum ve Çocuk Sosyalleşmesi Sosyalleşme Nedir? Çocuklar başkalarıyla temasla giderek kendilerinin farkına varırlar ve insanlar hakkında
GÖRSEL SANATLAR DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMI NIN GENEL AMAÇLARI
GÖRSEL SANATLAR DERSİ ÖĞRETİM PROGRAMI NIN GENEL AMAÇLARI Öğretim Programı, 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu nun 2. maddesinde ifade edilen Türk Millî Eğitiminin Genel Amaçları ile Türk Millî Eğitiminin
YAZILI SINAV CEVAP ANAHTARI FELSEFE
YAZILI SINAV CEVAP ANAHTARI FELSEFE CEVAP 1: (TOPLAM 7 PUAN) Galileo Galilei Dünya yuvarlaktır dediğinde, hiç kimse ona inanmamıştır. Bir dönem maddenin en küçük parçası molekül zannediliyordu. Eylemsizlik
Sanatsal Güzel, Estetik Yargı ve Toplumsal Geçerlilik Mersin Üniversitesi, Mart 2011
Doç. Dr. Doğan GÖÇMEN Adıyaman Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Felsefe Bölümü Sanatsal Güzel, Estetik Yargı ve Toplumsal Geçerlilik Mersin Üniversitesi, 25-26 Mart 2011 «Her şey mümkündür.» «Zevkler
Gizli Duvarlar Ali Nesin
Gizli Duvarlar Ali Nesin En az enerji harcama yasası doğanın en çok bilinen yasalarından biridir. Örneğin, A noktasından yayılan ışık B noktasına gitmek için sonsuz tane yol arasından en çabuk gidebileceği
1.Tarih Felsefesi Nedir? 2.Antikçağ Yunan Dünyasında Tarih Anlayışı. 3.Tarih Felsefesinin Ortaçağdaki Kökenleri-I: Hıristiyan Ortaçağı ve Augustinus
1.Tarih Felsefesi Nedir? 2.Antikçağ Yunan Dünyasında Tarih Anlayışı 3.Tarih Felsefesinin Ortaçağdaki Kökenleri-I: Hıristiyan Ortaçağı ve Augustinus 4.Tarih Felsefesinin Ortaçağdaki Kökenleri-2: İslâm Ortaçağı
HESAP. (kesiklik var; süreklilik örnekleniyor) Hesap sürecinin zaman ekseninde geçtiği durumlar
HESAP Hesap soyut bir süreçtir. Bu çarpıcı ifade üzerine bazıları, hesaplayıcı dediğimiz somut makinelerde cereyan eden somut süreçlerin nasıl olup da hesap sayılmayacağını sorgulayabilirler. Bunun basit
T.C. İSTANBUL RUMELİ ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK HİZMETLERİ MESLEK YÜKSEKOKULU AMELİYATHANE HİZMETLERİ PROGRAMI 2. SINIF 1. DÖNEM DERS İZLENCESİ
T.C. İSTANBUL RUMELİ ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK HİZMETLERİ MESLEK YÜKSEKOKULU AMELİYATHANE HİZMETLERİ PROGRAMI 2. SINIF 1. DÖNEM DERS İZLENCESİ Kodu: KİT201 Adı: Kişilerarası İletişim Teorik + Uygulama: 2+0 AKTS:
EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI 8. SINIF TÜRKÇE DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ DERS SAATİ
AY HAFTA 016-017 EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI 8. SINIF TÜRKÇE DERSİ DESTEKLEME VE DERS SAATİ KONU ADI 1 FİİLİMSİLER SÖZCÜKTE ANLAM KAZANIMLAR Fiilimsiyle, fiil ve isim soylu kelimeler arasındaki farkları kavrar.
KENDİNİN-BİLİNCİ VE ÖTEKİ DİYALEKTİĞİ: Hegel Felsefesinde Bilincin Dolayımı ve Nesnelleşmesi
T. C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ FELSEFE (SİSTEMATİK FELSEFE VE MANTIK) ANABİLİM DALI KENDİNİN-BİLİNCİ VE ÖTEKİ DİYALEKTİĞİ: Hegel Felsefesinde Bilincin Dolayımı ve Nesnelleşmesi DOKTORA
AÇI OKULLARI ETİK MANİFESTOSU
AÇI OKULLARI ETİK MANİFESTOSU DEĞERLERİMİZ 1. Dürüstlük 2. Saygı 3. Sorumluluk 4. Üretkenlik 5. Farkındalık 6. Hoşgörü EVRENSEL DEĞERLERİMİZ 1. Evrensel kültür birikimine değer veririz. 2. Evrensel ahlak
MARX VE ÖNCÜLLERİNDE YABANCILAŞMA KAVRAMI Alienation Concept by Marx and His Predecessors. Emine AYDOĞAN
Atatürk Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyal Bilimler Dergisi Journal of Social Sciences Sayı/Number 54, Haziran/June 2015, 273-282 MARX VE ÖNCÜLLERİNDE YABANCILAŞMA KAVRAMI Alienation Concept by Marx
6 Sofistlerin O rtaya Ç ıkışın d a Etkili O lan Felsefe-D ışı N edenler ıo Felsefi N ed enler
İçindekiler xiii Önsöz ı BİRİNCİ KISIM Sofistler 3 1 Giriş 6 Sofistlerin O rtaya Ç ıkışın d a Etkili O lan Felsefe-D ışı N edenler ıo Felsefi N ed enler 17 K a y n a k la r 17 Sofistlerin G enel Ö zellikleri
ÜNİTE:1. Felsefe Nedir? ÜNİTE:2. Epistemoloji ÜNİTE:3. Metafizik ÜNİTE:4. Bilim Felsefesi ÜNİTE:5. Etik ÜNİTE:6. Siyaset Felsefesi ÜNİTE:7.
ÜNİTE:1 Felsefe Nedir? ÜNİTE:2 Epistemoloji ÜNİTE:3 Metafizik ÜNİTE:4 Bilim Felsefesi ÜNİTE:5 Etik 1 ÜNİTE:6 Siyaset Felsefesi ÜNİTE:7 Estetik ÜNİTE:8 Eğitim Felsefesi 0888 228 22 22 WWW.22KASİMYAYİNLARİ.COM
4 -Ortak normlar paylasan ve ortak amaçlar doğrultusunda birbirleriyle iletişim içinde büyüyen bireyler topluluğu? Cevap: Grup
1- Çalışma ilişkilerinin ve endüstriyel demokrasinin başlangıcı kabul edilen tarih? Cevap: 1879 Fransız ihtilalı 2- Amerika da başlayan işçi işveren ilişkilerinde devletin müdahalesi zorunlu kılan ve kısa
Yaşamdan Çekilme/Kopma Kuramı Yaşamdan kopma/çekilme kuramına göre; yaşlılık bireyin fiziksel, psikolojik ve toplumsal açıdan dünyadan adım adım
YAŞLILIK KURAMLARI Yaşlılık Kuramları Yaşamdan Çekilme/Kopma Kuramı Aktivite Kuramı Rol Bırakma Kuramı Sosyal-Çevresel Kuram Süreklilik Kuramı Değiş-Tokuş Kuramı başlıkları altında incelenebilir Yaşamdan
Anahtar SözcüklerLiberalizmin Özgürlük Anlayışı, Tarih, Devlet, Birey, Kişi, Özgürlük
HEGEL BAĞLAMINDA BİREY-DEVLET İLİŞKİLERİ İbrahim Halil Çetres * Özet Çalışmamda öncelikle Hegel in devlet anlayışına bakacağım. Ardında birey kavramının ve birey olma durumunun tarihsel süreçte geçirdiği
Kelimenin en dar anlamıyla,neyin doğru veya yanlış sayıldığı (sayılması gerektiği) ile ilgilenir.
Çağrı ÖZGAN Kelimenin en dar anlamıyla,neyin doğru veya yanlış sayıldığı (sayılması gerektiği) ile ilgilenir. Terim genellikle kültürel, dinî,seküler ve felsefi topluluklar tarafından, insanların çeşitli
DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS
DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS Genel Kamu Hukuku I Law 151 1 2+0 2 2 Ön Koşul Dersleri - Dersin Dili Türkçe Dersin Seviyesi Dersin Türü Dersin Koordinatörü Dersi Verenler Lisans Zorunlu
TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ VE OKUL YÖNETİMİ. Nihan Demirkasımoğlu
TÜRK EĞİTİM SİSTEMİ VE OKUL YÖNETİMİ Nihan Demirkasımoğlu 1 İçerik Sistem Kuramları Eğitime Sistem Yaklaşımı Eğitim sisteminin Alt Sistemleri Bu konu, Başaran ve Çınkır ın (2012) Türk Eğitim Sistemi ve
İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ ANAYASASI
İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ ANAYASASI Türkiye'deki Tek Üniversite İSTANBUL KEMERBURGAZ ÜNİVERSİTESİ ANAYASASI Biz, İstanbul Kemerburgaz Üniversitesi nin paydaşları; gelecek kuşaklara daha yaşanabilir
SOSYAL HAKLAR (Kısa ve Eleştirel Bir Bakış) Yard. Doç. Dr. Umut Omay
I SOSYAL HAKLAR (Kısa ve Eleştirel Bir Bakış) Yard. Doç. Dr. Umut Omay II Yay n No : 2425 Sosyoloji Dizisi : 4 1. Baskı Nisan 2011 İSTANBUL ISBN 978-605 - 377-447 - 1 Cop yright Bu ki ta b n bu ba s s
