9. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "9. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI"

Transkript

1 9. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site RETGREGTGTGRTGTRGGT[Metni yazın] Sayfa 1

2 9.SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI 1. İLETİŞİM I. ÜNİTE: İLETİŞİM, DİL VE KÜLTÜR Duygu, düşünce ve isteklerin yazı, konuşma ve görsel-işitsel akla gelebilecek her türlü araçla aktarılmasına iletişim denir. İletişimin kurulmasında altı temel öğe kullanılır: 1. Kaynak (Gönderici): Duygu düşünce ve isteğin aktarılmasında sözü söyleyen kişiye denir. 2. Alıcı: İletilen sözü alan kişiye denir. 3. İleti (Mesaj): Gönderici ile alıcı arasında aktarılan duygu, düşünce ya da isteğe denir. 4. Kanal (Araç): Gönderici ile alıcı arasındaki iletinin gönderilme şekline denir. 5. Bağlam (Ortam): İletişimin gerçekleştiği yere denir. 6. Dönüt (Geri bildirim): Alıcının göndericiye verdiği tepkiye (cevaba) denir. İletişim Niçin Gereklidir? Kişi, sosyal çevrede sağlıklı ve mutlu bir yaşam sürmek için iletişim kurmak zorundadır. İletişim hayatın vazgeçilmez bir gereğidir. Ruhsal ve bedensel ihtiyaçlarımızı gidermek için iletişim gereklidir. Toplumsal yasa ve kuralları sağlıklı bir şekilde işletebilmek için gereklidir. Gösterge ve Türleri: Kendi dışında başka bir şeyi gösteren, düşündüren, onun yerini alabilen, kelime, nesne, görünüş ve olgulara gösterge denir. Türleri: a. Dil Göstergesi: Söz veya yazıyla gerçekleştirilen her türlü eylem bu gruba girer. b. Doğal Gösterge: Ülkelerin doğal güzellikleri, yaprakların sararması c. Sosyal Gösterge: Trafik ışıkları, görgü kuralları İletişim Kurarken Kullanılan Göstergeler Nelerdir? Dil göstergeleri: Söz veya yazıyla gerçekleştirilen her türlü eylem bu gruba girer. İnsan duygu ve düşüncelerini en iyi şekilde dil ile anlatır. Dille gerçekleştirilen iletişim resim, şekil, işaret ve vücut diliyle yapılan iletişimden daha güçlü ve daha kullanılışlıdır. Dil dışı göstergeler: Resim, şekil, işaret, hareket, jest ve mimikler bu gruba girer. 2. İNSAN, İLETİŞİM VE DİL İletişim Türleri: Dille gerçekleştirilen iletişim Jest ve mimiklerle gerçekleştirilen iletişim Resim, şekil, çizgi gibi sembollerle gerçekleştirilen iletişim Simgelerle gerçekleştirilen iletişim Dil Nedir? Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan, kendisine özgü yasaları olan ve ancak bu yasalar çerçevesinde gelişen, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış seslerden örülmüş bir anlaşma sistemidir. Dilin Önemi ve Özellikleri Dil, gelişmiş bir iletişim aracıdır. Dil, seslerden oluşmuş bir anlaşma sistemidir. Tam anlamıyla anlatma ve anlaşma; seslerden örülü kurallar bütünü olan dil ile sağlanır. Dil, düşünce ve zekânın bir göstergesidir. Dil, canlı bir varlıktır. Dil, sosyal bir varlıktır. Dil, bir ortaklıktır. Dilin Toplum Hayatındaki Yeri ve Önemi Dil birliği, milleti oluşturan özelliklerin başında gelir. Bir milletin dili; onun tarihi, dini ve kültürüyle iç içedir. Millet için gerekli olan her şey, dilde saklanır. Dil; milletin manevî ve kültür değerlerini, millet olabilme özelliklerini bünyesinde sımsıkı muhafaza eder. Dil, milleti meydana getiren bireyler arasında ortak duygu ve düşünceler meydana getirir. Dil, milletin birlik ve bütünlüğünü sağlayan en güçlü bağdır. Dilin İşlevleri a. Heyecan bildirme işlevi Of! Canımı sıkma. b. Göndericilik işlevi Su, iki hidrojen, bir oksijen molekülünden oluşur. c. Alıcıyı harekete geçirme işlevi Aç artık şu kapıyı. d. Dil ötesi işlevi Yapım eki almış sözcüklere türemiş sözcük denir. e. Kanalı kontrol işlevi Söylediklerimi anladın mı? f. Şiirsel işlevi Avazeyi bu âleme bir Davut gibi sal Baki kalan bu kubbede bir hoş sada imiş 3. DİL - KÜLTÜR İLİŞKİSİ En genel anlamıyla kültür bir toplumun maddi ve manevi alanda ortaya koyduğu tüm eserlerdir. Toplumların yaşam biçimleri, gelenek-görenekleri kullandıkları araç gereçleri, inançları, dili, sanat anlayışı vb. kültürü oluşturur. Toplumlar yüzyıllar boyu maddi ve manevi alanda çok değerli eserler üretmişlerdir. Bu eserler gelecek kuşaklara dil sayesinde aktarılır. Örneğin İslâmiyet ten önceki döneme ait destan, koşuk, sağu, savlar, Orhun Yazıtları, Dede Korkut Hikâyeleri, Yunus Emre nin şiirleri dil sayesinde günümüze dek yaşamışlardır. Günümüz gençleri o eserleri okuyarak o dönemle ilgili bilgi sahibi olabilirler. Bu bilgilenme dil sayesinde olmaktadır. Bu bakımdan dil önemli bir kültür taşıyıcısıdır. Dil ve Kültürün Ortak Özellikleri: a. Dil ve kültür geçmiş ile gelecek arasında bir köprü vazifesi görür. b. Bir toplumun oluşmasında ve ayakta kalmasında ortak dil ve kültürün önemli bir payı vardır. c. Kültür ve dil bir toplumun yaşayış biçiminden önemli izler taşır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 1

3 9.SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI d. Kültür ve dil bir milletin en önemli ortak özelliklerindendir. Lehçe: Bir dilin tarih içerisinde bilinmeyen bir dönemde kendinden ayrılmış olup büyük farklılıklar gösteren kollarına denir. Örn: Çuvaşça, Yakutça Şive: Bir dilin bilinen tarihi seyri içinde kendinden ayrılmış olup bazı farklılıklar gösteren kollarına denir. Örn: Kırgızca, Kazakça, Azerice Ağız: Bir ülke içinde aynı dilin farklı konuşma şekillerine denir. Yörelere göre söyleyiş farklılıkları vardır ama yazılış aynıdır. Örn: Karadeniz ağzı, Ege ağzı Konuşma Dili ve Yazı Dili Kelime dağarcığı yazı diline göre sınırlı olan ve günlük hayatta kullanılan doğal dile konuşma dili denir. Bir ülkede resmi dil olarak kabul edilen ve her alanda aynı kurallarla kullanılan dile yazı dili denir. Konuşma Dili ve Yazı Dili Arasındaki Farklar: a) Bir ülkede bir yazı dili varken birden fazla konuşma dili vardır. b) Konuşma dili doğaldır yazı dili yapma bir dildir. c) Yazı dilinde kurallar varken konuşma dilinde yoktur. d) Yazı dilinin kullanım sahası konuşma diline göre daha geniştir. e) Konuşma dili günlük hayatta farklılık gösterirken yazı dili göstermez. Argo: Bir dil içinde belli bir grubun sözcüklere yeni anlamlar vererek kullanmasıyla oluşan konuşma şekline denir. Bu sözcükler ancak bu grup içinde kullanılır ve bu gruba dâhil olan kişiler anlamlarını bilebilir. Argo günlük hayatta ve edebiyatta bir malzeme olarak kullanılabilir. II. ÜNİTE: DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI VE TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ ARASINDAKİ YERİ 1. DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI Bugün yeryüzünde kaç dil konuşulduğu kesin olarak belli değildir. Bununla birlikte yeryüzünde konuşulan dil sayısının ortalama arasında olduğu tahmin edilmektedir. Yeryüzündeki diller, ses sistemi, biçim yapısı ve söz dizimi bakımından bazı yakınlıklar ve benzerlikler gösterir. Diller arasındaki bu yakınlık ve benzerliğe dil aileleri (dil akrabalığı) adı verilir. Yeryüzündeki diller yapı ve köken olmak üzere iki bakımdan incelenir: A. Yapı Bakımından Dünya Dilleri 1. Tek heceli diller: Bu dillerdeki sözcüklerde çekim eki yoktur. Sözcükler ek almadan değişime uğramadan kalmaktadır. Cümle içerisinde sözcükler, bulundukları yere ve başka sözcüklerle yan yana gelme durumuna göre anlam kazanır. Yeryüzünde Çince ile Vietnam dili ve bazı Himalaya ve Afrika dilleri ve Avrupa da Bask dili bu gruba girer. 2. Eklemeli (Bitişken) Diller: Bu dillerde bir veya daha çok heceli köklere yapım ve çekim ekleri eklenir. Köke getirilen yapım ekleri ile yeni sözcükler, yeni kavramlar türetilir. Bu dile en güzel örnek Türkçedir. Ayrıca Altay dilleri, (Moğolca, Mançu-Tunguz) küçük ayrımlarla Japonca; Ural dilleri (Fince, Macarca, Samoyetçe) ile bazı Asya ve Afrika dilleri bu gruba girer. 3. Çekimli (Bükümlü) Diller: Büküm, sözcüğün çekimi sırasında kökün özellikle kökteki ünlünün değişmesidir. Çekim sırasında görülen değişikliklerle yeni sözcükler ve kavramlar ortaya çıkar. Hint- Avrupa dilleri (Almanca, Farsça, Fransızca, Hintçe) ile Arapça çekimli dil grubuna girer. B. Köken Bakımından Dünya Dilleri 1. Hint - Avrupa Dilleri Ailesi a. Asya Kolu: Hintçe, Farsça, Ermenice b. Avrupa kolu: Germen (Cermen) Dilleri: Almanca, İngilizce, Felemekçe (Hollanda da ve Belçika nın bir kısmında kullanılan dil). Romen Dilleri: Latince, Fransızca, İspanyolca, Portekizce, İtalyanca İslav Dilleri: Rusça, Sırpça, Lehçe (Lehistan bölgesinde kullanılan dil). 2. Hami-Sami Dilleri Ailesi: Akatça, Arapça, İbranice 3. Bantu Dilleri Ailesi: Orta ve Güney Afrika da yaşayan Bantuların dilleri bu gruba girer. 4. Çin Dilleri Ailesi: Çince ve Tibetçe bu ailedendir. 5. Ural- Altay Dilleri Ailesi: a. Ural Kolu: Fince, Macarca, Estonca b. Altay Kolu: Türkçe, Moğolca, Mançuca Türkçe dünya dilleri arasında yapı bakımından sondan eklemeli dil grubuna girer. Köken bakımından ise Ural-Altay dil ailesinin Altay koluna bağlıdır. 2. TÜRK DİLİNİN TARİHÎ GELİŞİMİ VE TÜRKİYE TÜRKÇESİ Türk dilinin kökeni çok eski çağlara dayanmaktadır. Türklerin 10. yüzyıldan itibaren İslâmiyet i kabul etmesiyle birlikte din, dil ve kültür hayatlarında önemli değişiklikler olmuştur. Bu dönemde bilim dili olarak Arapça, edebiyat dili olarak da Farsça kullanılmaya başlanmıştır. Dil ve kültür alanındaki bu etkilenme sonucu Arapçadan, Farsçadan dilimize pek çok sözcük ve kavram girmiştir. Ancak Türkçe bir taraftan da varlığını sürdürmüştür. Özellikle Karahanlılar döneminde ( ) dil ve edebiyatımız açısından önemli sayılan Kutadgu Bilig, Divanü Lügati t Türk ve Atabetü l Hakayık adlı eserler yazılmıştır. Anadolu da Türkçenin gelişmesi ise şöyle olmuştur: ve 13. yüzyıllarda Anadolu da Anadolu Selçukluları devleti yönetime hâkimdi. Bu dönemde devletin resmî dili Farsça idi. Edebiyat ve sanat dili olarak Farsça, bilim dili olarak da medreselerde Arapça öğretiliyordu. Aydınlar eserlerini Arapça Farsça ya da bu dillerin karışımıyla yazıyorlardı. Türkçenin gelişimine 12 ve 13. yüzyıllarda Şeyyat Hamza, Ahmet Fakih, Yunus Emre, Hacı Bektaş Veli, Hoca Dehhani, Dede Korkut vb. pek çok yazar ve düşünür katkı sağlamıştır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 2

4 9.SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI III. ÜNİTE: SES BİLGİSİ VE TELAFFUZ (SÖYLEYİŞ) 1. TÜRKÇENİN SES ÖZELLİKLERİ Türkçede ünlü ve ünsüz olmak üzere 29 ses vardır. Bunların 8 tanesi ünlü, 21 tanesi de ünsüzdür. Ünlülerin Sınıflandırılması Dilimizdeki ünlüler söyleniş sırasında dilin, çenenin ve dudakların aldığı biçime göre sınıflandırılır. a. Dilin durumuna göre: Dilin durumuna göre ünlüler kalın ve ince olmak üzere ikiye ayrılır. Kalın ünlüler: a, ı, o, u İnce ünlüler: e, i, ö, ü b. Alt çenenin durumuna göre: Alt çenenin durumuna göre ünlüler geniş ve dar olmak üzere ikiye ayrılır. Geniş ünlüler: a, e, o, ö Dar ünlüler: ı, i, u, ü c. Dudakların durumuna göre: Dudakların durumuna göre ünlüler düz ve yuvarlak olmak üzere ikiye ayrılır. Düz ünlüler: a, e, ı, i Yuvarlak ünlüler: o, ö, u, ü Ünsüzlerin Sınıflandırılması Ünsüzler ağız boşluğundaki boğumlandığı yere (çıkak), sürekli söylenip söylenemediğine ve yumuşak (ötümlü) ve sert (ötümsüz) oluşlarına göre sınıflandırılır. a. Boğumlanmalarına (çıkak) göre: Dudak ünsüzleri: Dudakların birbirine dokunmasıyla çıkar: b, m, p Diş-dudak ünsüzleri: Üst dişlerin alt dudağa dokunmasıyla çıkar: f, v Diş ünsüzleri: Dil ucunun üst dişlere yaklaşmasıyla veya dokunmasıyla çıkar. c, ç, d, j, l, n, r, s, ş, t, z Damak ünsüzleri: Dilin orta kısmının ön damağa ya da dil kökünün art damağa yaklaşmasıyla çıkar. g, ğ, k, y Gırtlak ünsüzleri: Bu ses, ciğerlerden gelen havanın ses tellerine çarpmasından ve ağızda hiç bir engele uğramadan çıkmasıyla oluşur. Türkçede gırtlak ünsüzü olarak sadece h sesi vardır. b. Sürekli söylenip söylenmeyeceğine göre: Ünsüzlerin söylenirken ses yolunun kapanmasına veya sürekli açık olmasına göre sınıflandırılmasıdır. Ünsüzler söylenirken ses yolu kapanıyorsa süreksiz, sürekli açık kalıyorsa sürekli ünsüzler adını alır. Bunu belirlemek için ünsüzün başına bir ünlü getirilir. Ak, süt, iç seslerini söylerken ses yolu tıkanmaktadır. Özzzzzzzzz, elllllllll, offffff seslerini söylerken ses yolu açık kalmaktadır. Bu özelliğine göre ünsüzler ikiye ayrılır: Sürekli ünsüzler: f, ğ, h, j, l, m, n, r, s, ş, v, y, z Süreksiz ünsüzler: b, c, ç, d, g, k, p, t c. Yumuşak ve sert oluşlarına göre: Ünsüzler ses tellerinde titreşime uğrayıp uğramadığına göre yumuşak (tonlu) ve sert (tonsuz) olmak üzere ikiye ayrılır. Yumuşak ünsüzler: Ses tellerinin titreşmesiyle oluşan ünsüzlerdir. b, c, d, g, ğ, j, l, m, n, r, v, y, z Sert ünsüzler: Ses telleri titreşmeden oluşan ünsüzlerdir. ç, f, h, k, p, s, ş, t Ünlü ve Ünsüz Uyumları Ünlü Uyumu: Türkçede iki tür ünlü uyumu vardır. a. Büyük ünlü uyumu: Dilin durumuna göre ünlülerin kalınlık incelik bakımından uyumudur. Türkçe sözcüklerde ilk hecede kalın ünlü varsa, ondan sonraki hecelerde kalın ünlü; ince ünlü varsa ince ünlü gelir. Bu kurala büyük ünlü uyumu denir. Ağaçlar çiçek açtı. cümlesinde ilk hecede a kalın ünlüsünden sonra a- a- a kalın ünlüleri; çiçek sözcüğünde ise, i, e ince ünlüleri; açtı sözcüğünde a- ı şeklinde kalın ünlüler gelmektedir. Türkçe olduğu hâlde bu kurala uymayan bazı sözcükler de vardır. Kardeş < karındaş, anne < ana, elma < alma vb. Bu sözcüklerin asılları ünlü uyumuna uyarlar. Bazı ekler Türkçe sözcüklere eklendiğinde ünlü uyumuna uymaz. - yor eki: geliyor, yazıyor, okuyor vb. - mtrak eki: mavimtrak, yeşilimtrak, sarımtrak vb. - ki eki: sabahki, akşamki, dünkü vb. - daş eki: yurttaş, vatandaş, dindaş, yoldaş vb. - leyin eki: geceleyin, sabahleyin, akşamleyin vb. - iken eki: silerken, bakarken, yazarken vb. b. Küçük ünlü uyumu: Küçük ünlü uyumu sözcüklerdeki ünlülerin düzlük yuvarlaklık, darlık-genişlik bakımından uyumudur. 1. Türkçe sözcüklerde düz ünlüler (a, e, ı, i) den sonra düz ünlüler gelir. 2. Yuvarlak ünlüler (o, ö, u, ü) den sonra; a. Düz- geniş (a, e) ya da b. Dar-yuvarlak (u, ü) gelir. Bu kurala küçük ünlü uyumu denir. Örnek: bekledim, kömürlük, gövdesi, umursamaz, tarafsızlık, yorgunluktan Not: KÜU, kelimenin tamamında değil, komşu iki hece arasında aranır: yumurtacı, yuvarlaklık, görebilmişti Bazı sözcükler Türkçe oldukları hâlde küçük ünlü uyumuna uymazlar: Armut, çamur, kabuk kavun, avuç, kavuşmak, yağmur vb. -yor eki KÜU yu devamlı bozar: olmuyor Not: Yabancı sözcüklerde, birleşik kelimelerde ve tek hecelilerde ünlü uyumu kuralı aranmaz. SES OLAYLARI a. Ünsüz Benzeşmesi (Sertleşmesi Ünsüz Uyumu) Sonunda f, s, t, k, ç, ş, h, p ünsüzleri bulunan kelimeler c, d, g ile başlayan bir ek aldığı zaman ekin başındaki yumuşak ünsüzler sertleşerek ç, t, k olur. sınıfda değil sınıfta Türk-ce değil Türkçe at-gı değil atkı Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 3

5 9.SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI çiçek-ci değil çiçekçi 1905 de değil 1905 te, Ünsüz benzeşmesi yabancı dillerden dilimize giren bazı yabancı sözcükler ile birleşik sözcüklerde aranmaz: İstikbâl, mahdut, makbul, işgal, meşgul ile akbaba, kurtdereli, üçgen, Akdeniz, kırkbayır vb. b. Sert Ünsüzlerin Yumuşaması (Ünsüz Değişimi) Sözcük sonlarındaki sert ünsüzler (ç, k, p, t) sesli harfle başlayan bir ek aldıklarında yumuşarlar: ç-c; k-ğ; p b; t d olur. Bu kurala sert ünsüzlerin yumuşaması denir. ağaç ağacı ekmek ekmeği söğüt söğüde kitap kitaba vb. Tek heceli sözcükler ile yabancı dillerden dilimize giren bazı sözcükler bu kurala uymaz: iç- içi; ok- oku; kırk- kırkı; kata - kata; yat - yatı vb. gayret - gayreti; ehemmiyet- ehemmiyeti vb. hukuk - hukuku; millet- milleti vb. c. Ünlü türemesi -cık / -cik eki alan bazı kelimelerde araya bir ünlünün girdiği görülür: Bir-cik biricik, az-cık azıcık, genç-cik gencecik, darcık daracık Pekiştirilmiş bazı kelimelerde de ünlü türemesi olabilir: Yalnız yapayalnız, çevre çepeçevre, gündüz güpegündüz, düz düpedüz, çıplak çırılçıplak d. Ünsüz türemesi Bazı birleşik fiillerin oluşumunda ünsüz türemesi görülür: Af etmek affetmek his etmek hissetmek Bazı sözcüklere ünlüyle başlayan bir ek getirildiğinde sözcüklerde aynı türeme ortaya çıkar. af-ı = affı had-i = haddi hak-ı=hakkı Ünlüyle biten sözcüklere, ünlüyle başlayan bir ek geldiğinde, Türkçe sözcüklerde iki ünlü yan yana gelemeyeceği için bu ünlülerin arasına y, ş, s, n ünsüzlerinden uygun olan biri gelir. Bu ünsüz türemesine kaynaştırma da denir. oku-y-an okuyan baba-s-ı babası yedi-ş-er yedişer elma-n-ın elmanın e. Ünlü Düşmesi İki heceli olan kimi sözcükler ünlüyle başlayan bir ek aldıklarında ikinci hecelerinde bulunan ünlüyü düşürürler. omuz - um omzum oğul - u oğlu Bazı birleşik fiillerin oluşumunda ünlü düşmesi olur: Kahır olmak = Kahrolmak, Sabır etmek = Sabretmek Bazı sözcükler yapım eki alırken ünlü düşmesi olur: ileri le mek =ilerlemek koku la mak=koklamak f. Ünsüz Düşmesi -cek,-cak küçültme eki alan bazı kelimelerde olur: Küçük-cük=küçücük minik-cik=minicik Bazı sözcükler yapım eki alırken ünsüz düşmesi olur: Yüksek-l-mek=yükselmek Alçak-l-mak=alçalmak g. Ünlü Daralması Fiillerin sonlarında bulunan geniş ünlüler (a, e) -yor ekinin darlaştırıcı özelliğinden dolayı daralarak, (ı, i, u, ü) dar ünlülerine dönüşür. Buna ünlü daralması denir. bekl-e-yor > bekl-i-yor kalm-a-yor > kalm-ı-yor özl-e-yor > özl-ü-yor soll-a-yor > soll-u-yor Tek heceli olan de-, ye- fiillerinde de darlaşma görülmektedir: De-y-en=diyen ye-yor=yiyor De-y-erek=diyerek ye-y-en=yiyen Türkçenin başlıca ses özellikleri şunlardır: 1. Türkçe sözcükler büyük ve küçük ünlü uyumuna uyar. Ancak bu kurala uymayan çok az sayıda sözcük ve ekler vardır. 2. Türkçe sözcüklerde ilk heceden sonra (ikinci üçüncü hecelerde) o, ö ünlüsü bulunmaz. Bulunan sözcükler Türkçe değildir. Atom, horoz, radyo vb. 3. Türkçede uzun ünlü yoktur, âlim, nâzım, âşık gibi sözcükler Türkçe değildir İki ünlü yan yana gelmez. İki ünlü yan yana geliyorsa araya bir kaynaştırma sesi (harfi) girer. Oku-y-an, bağla-n-acak, masa-s-ı vb. 5. İki ünlü yan yana bulunan saat, şair, şiir, fiil, muayene, reis, maalesef vb. Türkçe değildir. 6. Türkçe sözcüklerde f, h, j sesi yoktur. Mahkeme, tüfek, jilet, jandarma, ajanda, vb. 7. Ancak tabiat taklidi seslerden oluşan sözcükler bu kuralın dışındadır. Fısıldamak, of, vb. 8. Türkçede c, ğ, l, m, n, r, v, z sesleri sözcüğün başında bulunmaz. Yani bu seslerle başlayan sözcükler Türkçe değildir. Cami, lâle, marul, nane, raf, vazife, zerdali vb. 9. Sözcük sonunda b, d, c, g sesleri bulunmaz. Kitab, derd, ilac, vb. Bu seslerle biten sözcükler kitap, dert, ilaç biçiminde söylenir. 10. Sözcüğün başında iki ünsüz yan yana bulunmaz. Bulunanlar Türkçe değildir. Plan, kredi, tren. 11. Sözcüğün sonunda üç ünsüz ses yan yana bulunmaz. Bulunanlar Türkçe değildir. Sfenks, kontr 12. Sözcük kökünde aynı cinsten iki ünsüz yan yana bulunmaz. Millet, hürriyet, tasavvur, hassas vb. Türkçe değildir. 2. SÖYLEYİŞ (TELAFFUZ) En geniş anlamıyla konuşmayı sağlayan hareketlerin tümüne söyleyiş (telaffuz) denir. Konuşmada ses tonu ve söyleyişin (telaffuzun) önemi büyüktür. Boğumlama: Seslerden oluşan heceleri gerekli ses değerlerini vererek bazı sesler ve heceleri atlamadan, değiştirmeden doğru, güzel ve iyi anlaşılabilecek biçimde söylemektir. Tonlama: Anlatıma duygu, düşünce, heyecan, yumuşaklık, sertlik katmak amacıyla seste yapılan farklılığa tonlama denir. İnsan sesi ton bakımından kalın, ince ve tiz olmak üzere üçe ayrılır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 4

6 9.SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Vurgu: Konuşma sırasında bazı sözcük veya hecelerin diğerlerine göre daha kuvvetli, daha şiddetli söylenmesine vurgu denir. Vurgu ikiye ayrılır: a. Sözcük (Kelime) Vurgusu: Konuşma sırasında bazı hecelerin diğerlerine göre daha kuvvetli, daha şiddetli söylenmesine denir. Anlatımda vurgu söze duygu değeri katar; söylenen sözün daha anlaşılır olmasını sağlar ve ahengi canlandırır. Türkçede genel olarak vurgu son hecededir. Yer isimlerinde vurgu ilk veya orta hecededir: Ankara - İstanbul - Sakarya gibi Kelimelere ek eklendiğinde, vurgu son heceden bu eke geçer: Kitap Kitapçı Kitapçılık Kitapçılar Tek heceli kelimelerde vurgu yapılmaz. Pekiştirme ekleri alan sıfatlardaki pekiştirme ekleri vurguludur: Dümdüz, Sapsarı, Masmavi Birleşik kelimelerde normalde iki vurgu bulunur ancak genelde ilk kelimedeki vurgu daha güçlüdür: Çanakkale b. Cümle Vurgusu: Konuşma sırasında bazı sözcüklerin diğerlerine göre daha kuvvetli, daha şiddetli söylenmesine denir. Türkçede vurgulu sözcük (öğe)yükleme en yakın sözcüktür. Vurgulu öğe aynı zamanda cümlenin de en önemli öğesidir. Elbiseyi dün ben pazardan aldım. Ben o elbiseyi pazardan dün aldım. IV. ÜNİTE KELİME BİLGİSİ 1. KELİMEDE ANLAM VE KAVRAM Dilin anlamlı en küçük birimi sözcüktür. Sözcükler çevremizde gördüğümüz varlık, olay olgu ve durumları karşılarlar. Sözcüklerin bir ses, bir de anlam yönü vardır. Okul açıldı. cümlesinde okul sözcüğü o-k-u-l seslerinin birleşmesiyle meydana gelen iki heceli; açıldı sözcüğü de a-ç-ı-l-d-ı seslerinden meydana gelen ve üç heceli bir sözcüktür. Yani sözcüğü oluşturan sesler bir araya gelerek bir kavram; bir olay, olgu ya da durumu karşılarlar. Bu bakımdan sözcükler karşıladıkları varlıkların bir simgesidirler. Somut, soyut nesnelerin ya da hareketlerin zihinde aldığı bir şekil vardır. Kuş, ağaç, çiçek, masa denildiği zaman zihnimizde hemen bir varlık canlanır. İyilik güzellik, doğruluk, özgürlük vb. denildiği zaman da soyut bir olgu gözümüzün önüne gelir. Gelecek, okuyor, söyledi sözcükleriyle bir hareketi düşününüz. İşte nesnelerin zihinde aldığı biçime kavram denir. Kavramı şöyle örneklendirebiliriz: Sözcüklerin hiçbiri birer kalıp değildir. Her sözcüğe zihinde bir anlam verilir. Zihin kendi dışındaki somut varlıkları anlamlı hâle getirdiği gibi hayal olarak yarattığı soyut varlıkları da anlamlı hâle getirir. Örneğin masa denildiği zaman çeşitli meslek gruplarına ait kişilerin zihinlerinde farklı masa tipleri canlanır. Kimisi çalışma masasını, kimisi toplantı masasını kimisi de yemek masasını düşünür. Ağaç sözcüğü de kişilerde farklı ağaç türlerini çağrıştırabilir. Kimisi çam ağacını, kimisi meyve, kimisi de meşe, kavak vb. düşünebilir. Konuşma ya da yazma sırasında sözler art arda sıralanır. Konuşmanın akışı içerisinde konuya uygun sözcükler, kavramlar peş peşe mantıksal bir düzen içerisinde ifade edilir. Cümle içerisinde her bir sözcüğün bir anlamı vardır. Anlamdaş sözcükler dahi olsa değiştirilen sözcüğün anlam değerini tutmaz. Ak ile beyaz aynı anlamda sözcüklerdir. Ancak cümlede beyaz peynir yerine ak peynir diyemeyiz. Aynı şekilde kara ile siyah anlamdaş sözcüklerdir. Ne karaymış şu alnımın yazısı. cümlesinde kara yerine siyah diyemeyiz. Her bir sözcük cümlede kullanıldığı yere göre anlam kazanır. Somut-Soyut Sözcükler Sözcüklerin bir kısmı maddi, bir kısmı da manevi varlıkları, olayları, olguları ya da durumları karşılar. Maddi varlıkları (elle tutulan, gözle görülen) karşılayan sözcüklere somut, elle tutulmayan gözle görülmeyen manevi varlıkları karşılayana da soyut sözcükler denir. Çevremizde gördüğümüz ağaç, çiçek, dağ, taş, el, kol, ev, cadde, sokak, ekmek, su vb. varlıklar somut; duygu, düşünce, hürriyet, barış, dostluk iyilik, rüya, hayal vb. soyut sözcüklerdir. Soyut sözcüklerin kavram olanları felsefede; imgeler sanatta, terimler de bilim alanında daha çok kullanılır. Kavram: Nesnelerin zihinde aldığı biçime denir. İmge: Herhangi bir uyarıcı ya da görüntü olmadan bir nesnenin bilinçte beliren nesne ve olaylara denir. Terim: Bir bilim, sanat, meslek dalıyla veya bir konuyla ilgili özel ve belirli bir anlamı karşılayan sözcüklere denir. 2. KELİMELERİN FARKLI ANLAMLARDA KULLANIMI Tek Anlamlılık: Tek adı tek kavramı karşılayan sözcüklere tek anlamlı sözcükler denir. Çok Anlamlılık: Bir sözcüğün temel anlamı yanında ilgili başka anlamlar kazanmasına çok anlamlılık denir. Temel anlam (İlk anlam): Sözcüğün anlattığı ilk ve asıl anlamdır. Buna sözlük anlamı da denir. Dilimizdeki dil, diş, kulak, el, ayak, baş, kahve, buğday, arpa, mısır sözcükleri temel anlamlı sözcüklerdir. Bunlardan bir kısmı zaman içerisinde somut, soyut anlamlar ile yan anlamlar kazanarak çok anlamlı duruma gelirler. Yan anlam: Temel anlamlı sözcükler zaman içerisinde yan anlamlar kazanır. Yan anlam kazanan sözcük ile temel anlam arasında mutlaka bir yakınlık, bir ilgi bulunur. Örneğin dil ağzımızdaki tat alma organı olarak temel anlamlı bir sözcüktür. Ancak bu sözcük nefesli çalgılarda dil; denizin içine doğru uzanan kara parçası; aletlerde yassı uzunca hareketli kısım (kapı kilidinin dili) ve iletişim aracı olarak kullanılan dil yan anlamlarını kazanmıştır. Aynı şekilde göz görme organı olarak temel anlamıyla kullanılırken kaynak (su), delik (iğnenin gözü), bölme (iki göz oda), ağacın tomurcukları ve nazar yan anlamlarını kazanmıştır. Bunun yanında iyi, doğru, güzel vb. pek çok sözcüğün yan anlamlar kazanarak dile zenginlik kattığı görülür. Mecaz anlam: Sözün gerçek anlamı dışında başka bir anlamda kullanılmasıdır. Gerçek anlam varlığın akla gelen ilk anlamıdır. Mecaz ise sözün kendi gerçek anlamı dışında başka bir anlam kazanmasıdır. Güzel hayatımız bir göz açıp kapayışta eridi. Arkadaşının böyle soğuk davranmasına çok üzülmüştü. Buradaki küçük gölde çocuklar her sabah yüzerdi. (Temel anlam) Toz içinde yüzen kitaplara yazık oluyordu. (Yan anlam) Uzun zamandan beri borç içinde yüzüyordu. (Mecaz anlam) Ayağım ağrıyor. (Temel anlam) Masanın ayağı kırılmış. (Yan anlam) Bırak bu ayakları. (Mecaz anlam) Terim anlam: Bir sözcüğün bilim, sanat, spor ya da meslek alanına özgü kavramları karşılığında kazandığı anlama terim anlam adı verilir. Doğru haber veren gazeteler de var. (Gerçek anlam) İki noktadan tek doğru geçer. (Terim anlam) Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 5

7 9.SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Olaya bir de şu açıdan bakalım. (Mecaz anlam) İkizkenar üçgenin taban açıları eşittir. (Terim anlam) 2.1. ANLAM İLİŞKİLERİNE GÖRE KELİMELER Eş Anlamlı (Anlamdaş) Sözcükler: Yazılışları ve okunuşları farklı, anlamları aynı olan sözcüklere eş anlamlı sözcükler denir. Eş anlamlı sözcükler ulusların kültürel ilişkileri sonucu dile giren birimlerdir. siyah - kara, beyaz - ak, zengin - varlıklı, fakir - yoksul Eş Sesli (Sesteş) Sözcükler: Yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları farklı olan sözcüklere eş sesli (sesteş) sözcükler denir. Eş sesli sözcüklere özellikle atasözlerinde, deyimlerde ve cinaslı mânilerde rastlanır. Türkçede kullanılan, çay, yüz, kara, bağ, dil vb. pek çok sözcük eş seslilere örnek olarak gösterilebilir. Zıt Anlamlı Sözcükler: Anlam bakımından birbirinin zıddı olan sözcüklere zıt anlamlı sözcükler denir. Aşağı yukarı yirmi gün oluyor. Acı tatlı pek çok günlerimiz geçti. Yukarıdaki cümlelerde aşağı ile yukarı, acı ile tatlı sözcükleri zıt anlamlıdır. Sözcüklerin olumsuzluk durumu zıt anlamlısı demek değildir. Ali okuldan geldi. cümlesi olumludur. Bu cümlenin olumsuz hâli Ali okuldan gelmedi dir. Geldi ile gelmedi zıt anlamlı değildir. Geldi sözcüğünün olumsuzu gelmedi, zıt anlamı ise gitti dir. Fiiller- -ma/-me ekiyle olumsuz hâle getirilir. aldı- almadı; okudu- okumadı çalış-tı- çalışmadı, sildi-silmedi vb. İsimler ise -sız/-siz ekiyle olumsuz hâle gelir. Susuz (çeşme) tuzsuz (yemek), görgüsüz adam, bilgisiz kişi vb. İsimler -lı/-li ekiyle olumlu hâle gelir. taşlı yol, kumlu sahil Yakın Anlamlı Sözcükler: Dilimizde kullanılan bazı sözcükler arasında anlam bakımından bir yakınlık vardır. Yakın anlamlı sözcükler dile bir canlılık ve zenginlik katar. Duymak, işitmek; izlemek, seyretmek; doğruluk, dürüstlük; yalan yanlış; eğmek, büğmek (bükmek), demek, söylemek; özlem, hasret, vb. sözcükler yakın anlamlıdır. Yakın anlamlı sözcüklerden bazıları yabancı dillerden dilimize girmiş ve yerleşmiştir. Özlemek, garipsemek, hasret kalmak gibi KELİMELERDE ANLAM DEĞİŞMELERİ Bir sözcüğün anlattığı kavramdan az çok uzaklaşması, onunla uzak yakın ilgisi bulunan ya da hiç ilgisi bulunmayan yeni bir kavramı yansıtır duruma gelmesine anlam değişmesi denir. Anlam değişmesi dilde şu şekillerde görülür: a. Anlam Genişlemesi: Bir varlığın bir türünü ya da bölümünü anlatan sözcüğün zamanla o varlığın bütün türlerini birden anlatır duruma gelmesine anlam genişlemesi denir. Alan sözcüğü düz, açık yer anlamında kullanılırken günümüzde, bu anlamı yanında meslek, iş, araştırma-inceleme alanı vb. anlamlarında kullanılmaktadır. Yıldız gökteki yıldız anlamı yanında herkesçe çok sevilen, mesleğinde parlayan sanatçı anlamında kullanılmaktadır. Hatta bu sözcük sinema, televizyon sanatçısı anlamına da gelmektedir. Anlam genişlemesi edebî eserlerde, mecazlı sözlerde çokça görülür. b. Anlam Daralması: Bir sözcüğün eskiden anlattığı durumun, nesnenin bir bölümünü bir türünü anlatır duruma gelmesidir. Eskiden (Göktürkçede) mal mülk anlamında kullanılan tavar (davar) sözcüğü, günümüzde sadece koyun keçi sürüsü anlamında kullanılmaktadır. Aynı şekilde oğlan çocuk, evlat demek iken, yani hem kız hem oğlan çocuğunu karşılarken, bugün sadece erkek çocuğunu karşılamaktadır. Örneklerden görüleceği gibi anlam daralmasında sözcüğün ilk anlamında bir daralma olmaktadır. c. Başka Anlama Geçiş: Herhangi bir anlamda kullanılan sözcüğün sonradan bambaşka bir anlamda kullanılmasıdır. Eskiden (Göktürkçede) üzmek, kırmak, kesmek anlamında kullanılırdı. Zamanla bu sözcük başka bir anlama geçerek günümüzde üzüntü vermek anlamında kullanılmaktadır. Sakınmak düşünmek, üzerinde durmak, kederlenmek, yaslanmak anlamlarına geliyordu. Günümüzde ise herhangi bir şeyi yap-maktan, korku ve üzüntü verir düşüncesiyle uzak durmak demektir. Yani önleyici tedbir almaktır. Ucuz (Göktürkçede) kolay, değersiz, hakir anlamında iken bugün az para ile alınan anlamındadır. Duman anlamında kullanılan tütün sözcüğü de bir bitki türünü, tütün bitkisini karşılar duruma gelmiştir. Bu tür anlam geçişlerinde sözcüğün ilk (temel) anlamı kaybolmakta, zamanla başka anlamlara geçmektedir. 3. KELİME GRUPLARI Bir varlığı, bir kavramı, bir niteliği veya bir durumu karşılamak üzere belli kurallar içerisinde yan yana gelen sözcükler topluluğuna sözcük grupları denir. Türkçede kullanılan sözcük grupları şunlardır: a. Deyim: Birden fazla sözcüğün birleşerek kendi anlamları dışında başka bir anlamda kullanılmalarına deyim denir. Ayakları karıncalanmak, küplere binmek, kulak misafiri olmak, göz koymak vb. Deyimler dilde kalıplaşmış sözlerdir. Bu nedenle deyimin sözcükleri değiştirilemez. Aynı anlamda dahi olsa bir sözcüğün yerine başka bir sözcük konmaz. Aynı zamanda sözcüklerin sırası da değiştirilemez. Ayıkla pirincin taşını, tut kelin perçeminden sözlerinde pirincin taşını ayıkla ya da kelin perçeminden tut diyemeyiz. Deyimler bir durumu anlatmak için kullanılır. En ince benzetmelere, mecazlara ve ince hayallere yer verilir. Çoğu mecaz anlamlı sözler olmakla beraber gerçek anlamlı deyimler de vardır. Yükte hafif pahada ağır / İyi gün dostu Deyimlerin bir kısmı cümle şeklinde bir kısmı da sözcük grubu hâlindedir. Yorgan gitti kavga bitti. / Şeytan görsün yüzünü. / Atı alan Üsküdar ı geçti (Cümle) b. İkileme (Tekrar Grubu): İkileme anlatım gücünü artırmak, anlamı pekiştirmek, kavramı zenginleştirmek amacıyla aynı sözcüğün tekrar edilmesi veya yakın ya da zıt anlamlı olanının bir araya gelmesiyle oluşan gruplardır. İkilemeler farklı şekillerde oluşturulur: Aynı kelimenin tekrarlanmasıyla yapılır: ağır ağır, güzel güzel, tatlı tatlı, konuşa konuşa, atlaya atlaya, koşa koşa, deste deste, soğuk soğuk Zıt kelimelerin tekrarlanmasıyla yapılır: İyi kötü, aşağı yukarı, büyük küçük, alt üst, düşe kalka, bata çıka Biri anlamlım diğeri anlamsız iki kelimenin tekrarlanmasıyla yapılır: ev mev, kitap mitap, su mu, sıkı fıkı, tek tük, saçma sapan, ufak tefek Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 6

8 9.SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Her ikisi de anlamsız kelimenin tekrarlanmasıyla yapılır: ıvır zıvır, çıtı pıtı, abuk sabuk, paldır küldür, apar topar, mırın kırın Yakın anlamlı kelimelerin tekrarlanmasıyla yapılır: akıl fikir, ak Pak, mal mülk Eş anlamlı kelimelerin tekrarlanmasıyla yapılır: bitmek tükenmek, sağ salim, doğru dürüst, ses seda, güçlü kuvvetli Yansımayla yapılır: tıkır tıkır, çatır çatır, horul horul, gümbür gümbür İkilemelerin Görevleri: İkilemeler isim olarak kullanılabilir: Çarşıdan öteberi aldık. Bu ıvır zıvırı tavan arasına kaldırın. Babadan bize mal mülk kalmadı. İkilemeler sıfat olarak kullanılabilir. Bebeğin kırmızı kırmızı yanakları vardı. Üzerinde eski püskü bir ceket vardı. Sınıfta pırıl pırıl simalar vardı. İkilemeler zarf olarak kullanılabilir. Bu konuyu enine boyuna düşündük. Öğretmen konuyu yavaş yavaş anlattı. Çamura bata çıka ilerliyorduk. c. Tamlamalar Bir ismin ya da sıfatın başka bir isimle oluşturduğu gruba tamlama denir. Tamlamalar isim ve sıfat tamlaması olmak üzere önce ikiye; isim tamlamaları da kendi arasında dörde ayrılır. 1. İsim Tamlaması Bir ismin başka bir isimle oluşturduğu gruba isim tamlaması denir. Bir isim başka bir isimle araya bir ek alarak ya da ek almadan tamlama oluşturur. Tamlamada birinci sözcük tamlayan, ikinci sözcük tamlanandır. İsim tamlamaları dört türlüdür: a. Belirtili isim tamlaması: Belirtili isim tamlamasında tamlayan da tamlanan da ek alır. Bu tür tamlamada tamlayan - ın/in, tamlanan 3. kişi iyelik ekini (-ı,-i,-sı,-si) alır. Ayşe nin elbisesi, çocuğun gömleği, kapının kolu, okulun bahçesi vb. b. Belirtisiz isim tamlaması: Bu tamlamada yalnız tamlanan ek alır, tamlayan ek almaz. çam ağacı, tarla kuşu, utanma duygusu, Türk bayrağı, okul çantası, yemek masası vb. c. Takısız isim tamlaması: Bu tamlamada tamlayan ve tamlanan ek almaz. Bu tür tamlamalarda tamlayan, tamlananın ya neye benzediğini ya da neden yapıldığını anlatır. taş duvar, cam boru, tahta köprü, çelik masa, demir kapı, yün çorap vb. Takısız tamlamada tamlayan tamlananın neden yapılığını gösterir; tahta köprüde köprünün tahtadan; demir kapı da, kapının demirden yapıldığı anlatılmaktadır. Yufka yürek, kiraz dudak, elma yanak, taş yürek, sırma saç tamlamalarında tamlayan, tamlanan varlığın neye benzediğini mecazlı olarak ifade etmektedir. d. Zincirleme isim tamlaması: Tamlayanı isim tamlaması olan tamlamalara zincirleme isim tamlaması denir. Bu tür tamlamalar birden çok sözcükten oluşur. Bahçe duvarının önü, okul kapısının rengi, çantanın içindeki eşyalar, kitabın son sayfası vb. Ad Tamlamalarıyla İlgili Özellikler: Belirtili ad tamlamalarında tamlayan çoğul, tamlanan da belgisiz bir sözcük olursa tamlayan eki -in yerine -den eki kullanılabilir. Aşağıdakilerden hangisi (Aşağıdakilerin hangisi) Yolculardan biri (Yolcuların biri) Belirtili ad tamlamalarında kimi zaman tamlayan ile tamlanan yer değiştirebilir. Tadı yok sensiz geçen günlerin. Belirtili ve zincirleme ad tamlamalarında tamlayan ile tamlanan arasına sözcükler girebilir. Masanın ayağı (Masanın kırık ayağı) Evin borcu (Evin bir türlü bitmek bilmeyen borcu) Belirtili ad tamlamalarında tamlayan, tamlanan ya da ikisi birden zamir olabilir. Onun kızı (Tamlayan zamir) Çocukların birçoğu (Tamlanan zamir) Onların birçoğu (Tamlayan da tamlanan da zamir) Tamlayanı zamir olan belirtili ad tamlamalarında tamlayan genellikle düşer. Bunlara tamlayanı düşmüş ad tamlaması denir. Olayı bize babası anlatmıştı. (Onun babası) Evimiz çok güzel oldu. (Bizim evimiz) Paran var mı? (Senin paran) Bir tamlayan, birden çok tamlanan için; bir tamlanan da birden çok tamlayan için ortak kullanılabilir. Evin kapısı ve penceresi açık kalmıştı. (Tamlayan ortak) Ahmet in, Murat ın ve Deniz in velisi toplantıya katılmadı. (Tamlanan ortak) 2. Sıfat tamlaması Bir sıfatın bir isimle oluşturduğu tamlamaya sıfat tamlaması denir. Tamlayan durumundaki sıfat tamlanan varlığın bir niteliğini, özelliğini belirtir ve ek almaz. Güzel yazı, büyük bir iş, çalışkan çocuk, beş kişi, kırmızı kalem, yeşil saha, vb. d. Bağlama Grubu (Bağlaçlar): Cümleleri veya aynı görevdeki sözcükleri birbirine bağlayarak aralarında anlam ilgisi kuran sözcüklere denir. Ogün okula gelemedim çünkü çok hastaydım. (sebep) Bu maçı kazanacağız hatta şampiyon olacağız. (Pekiştirme) Mademki söz verdin, sözünü tutacaksın. Bu mağazada elbiseler çok güzel üstelik çok ucuz. Sanki dağları sen yarattın. Meğer bütün evi o dağıtmış. Eğer kardeşine uğrarsan selamımı söyle. Çok geç kaldılar; yoksa kaza yaptılar. Ders çalışmıyor; üstelik yaramazlık yapıyor. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 7

9 9.SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Uyarı: Biri bağlaç diğeri edat olan iki çeşit ile vardır. Bir cümlede ile nin yerine ve yi getirebiliyorsak bağlaç, getiremiyorsak edattır. Bazen yandık bazen menekşelerle söyleştik. (Edat) Kazaklarla ceketi unutma! (Bağlaç) Uyarı: Ancak, Yalnız : Ama, fakat anlamında kullanılıyorsa bağlaç, Bir tek, sadece anlamında kullanılıyorsa edat, Önündeki ismi niteliyorsa sıfat, Fiili niteliyorsa zarftır. Geziye yalnız bizim sınıf katıldı. (edat) Bu adam evde yalnız yaşıyor. (zarf) Yalnız insanlar hayata karamsar bakarlar. (sıfat) Onunla konuşurum yalnız fikrim yine de değişmez. (bağ) e. Edat Grubu (İlgeçler): Tek başına bir anlam taşımayan, ancak kendinden önceki sözcükle birlikte kullanıldığında belirli bir anlamı olan sözcüklerdir. Edatlar çekim eki alırsa adlaşırlar. En çok kullanılan edatlar şunlardır: Galatasaray bu maçı alacak gibi (tahmin) Sen de onun gibi düşünüyorsun (karşılaştırma) Yağmur yağdığı için pikniğe gidemedik. (n.s) İşe girmek için ehliyet almış (a.s) Köye dolmuşla gidebilirsin. (araç) Adana, cennet kadar güzel bir yerdir. (benzerlik) Denize karşı bir ev yaptırmış. (yön) Bilim adamlarına göre dünya yok oluyor. (görüş) Akşama geri vermek üzere bu kitabı alabilirsin. (koşul) Akşama doğru misafir gelecek. (zaman) Sabahtan beri dışarıyı izliyor. (zaman) f. Ünlem Grubu (Ünlemler): Aniden ortay çıkan duyguların etkisiyle ağızdan bir çırpıda çıkan, bu duyguları daha etkili anlatmaya yarayan kelimelerdir veya sözlerdir. Bu kelimelerin yanında dilek, emir, tehdit gibi anlamlar taşıyan kelimeler, cümleler ve yansımalar da ünlem değeri kazanabilir. Bu bakımdan ünlemler ikiye ayrılabilir: 1. Asıl Ünlemler Asıl görevi ünlem olan kelimelerdir. Başka görevlerde kullanılamazlar. Seslenme veya duygu anlatırlar. Ey Türk Gençliği! Hey! Biraz bakar mısın? Ee, yeter artık! Aa! Bu da ne? Ah, ne yaptım! 2. Ünlem Değeri Kazanmış Kelime ve Sözler Anlamlı kelimelerin bazılarına vurgu ve tonlama yoluyla ünlem değeri kazandırılabilir. Bunlar da duygu ya da seslenme anlatır. Komşular! Babacığım! Ne olur yardım et! g. Unvan Grubu: Bir şahıs ismiyle, bir unvan veya akrabalık isminden meydana gelen kelime gruplarıdır. Bayındır Han, Osman Gazi, Mehlika Sultan, Hasan Paşa, Ali Bey, Ahmet amca, Şinasi Efendi, Kemal Ağa, Nigâr Hanım... h. Fiilimsi Grupları: I. İsim Fiil Grubu: İsim fiiller fiil soylu sözcüklerin sonuna - mak, -mek, -ış, -iş, -uş, -üş, -ma, -me ekleri getirilerek yapılır. Bir gülüşün ömre bedel. Seni bile özlemek istemiyorum bu akşam. İçimde maziden kalma duygular var. Not 1: İsim-fiil ekiyle türetilen bazı sözcükler, isim- fiil özelliğini yitirip kalıplaşarak kalıcı bir nesne ya da kavram adı olabilir. Artık bunlara isim - fiil eki olarak bakmamak gerekir. Kaymak, çakmak, dondurma, kavurma, dolma, gözleme, bağış, geviş Not 2: Fiilden fiil yapım eki olan -iş ile isim - fiil eki olan -iş i birbiri ile karıştırmamak gerekir. Anlamsal olarak fiilden fiil yapım eki (işteşlik eki) bir işi karşılıklı ya da birlikte yapma anlamı verirken isim fiil eki böyle bir anlam vermez. Gülüşün çok güzel. (isim fiil eki) Onu öyle görünce gülüştüler. (işteşlik eki) Not 3: Fiilden fiil yapan olumsuzluk eki olan -ma, -me ile isim fiil eki olan -ma, -me birbiri ile karıştırılmamalıdır. Fiilden fiil yapan -ma, -me fiile olumsuzluk anlamı katarken isim fiil eki olan -ma, -me fiile olumsuzluk anlamı katmaz. Artık sevmeyeceğim. (olumsuzluk eki) İnsanın mesleğini sevmesi gerekir. (isim fiil eki) II. Sıfat Fiil Grubu (Ortaçlar): Fiil soylu sözcüklerin sonuna - an, -en, -ası, -esi, -mez, -maz, -ar, -er, -dık,-dik, -duk, -dük, - tık, -tik, -tuk, -tük, -ecek, -acak, -miş, -mış, -muş, -müş ekleri getirilmek suretiyle yapılır. Sıfat- fiil ekleri genellikle sıfat tamlaması kurar. İşleyen demir pas tutmaz. O öpülesi eller beni büyüttü. Dönülmez akşamın ufkundayız vakit çok geç. Senin bu yaptığın olur iş değil. Benim doğduğum köyleri akşamları eşkıyalar basardı. Tanıdık bir yüz çıkmadı karşımıza. Görülecek günler var daha aldırma gönül. Mayın tarlasına düşmüş bir deliyim. Not: Zaman ekleriyle sıfat fiil eklerini karıştırmamak gerekir. Zaman ekleri, şahıs ekinden önce fiile gelerek fiili yüklem yapar. Sıfat fiil ekleri ise genellikle fiilleri sıfat yapar ve üzerine isim çekim eklerini alabilir oysa zaman ekleri isim çekim eklerini alamazlar. Hiç oturacak zamanım yok. (-acak sıfat fiil eki) Oğlum, okuyacak ve büyük adam olacak. (zaman eki ) Okumuş insanlar daha kültürlü (s.f.e) Annem de okumayı çok istemiş. (zaman eki) III. Zarf Fiil Grubu (Bağ Fiiller - Ulaçlar): Fiil kök ve gövdelerinin üzerine -ınca, -dıkça, -dığında, -ken, -r -mez, -alı, - erek, -madan, -meksizin, -a -a, -ıp ekleri getirilerek oluşturulur. Zarf- fiil ekleri temel cümlenin zarf tümleci olurlar. Ben gidince hüzünler bırakırım. Ağladıkça dağlarımız yeşerecek göreceksin. Öldüğünde henüz çok gençti. Sen ağlarken ben nasıl gülerim. Onu görür görmez tanıdım. Yârim, sen gideli yedi yıl oldu. Gülerek yanıma geldi. Hiçbir şey söylemeden çekip gitti. Sizin durmaksızın çalışmanız lazım. Gide gide bir söğüde dayandık. Gidip de gelmemek, gelip de görmemek var kaderde. Not 1: Bir cümlede kaç tane fiilimsi varsa o kadar da yan cümle var demektir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 8

10 9.SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Not 2: Bir cümlede fiilimsi varsa o cümle girişik birleşik bir cümledir. Not 3: Bir cümledeki fiilimsi sayısıyla temel cümlenin yükleminin toplamı o cümledeki yargı sayısını verir. ı. Sayı Grubu: Basamak sistemine göre sıralanmış sayı isimleri topluluğudur. Sayılar sondan başa doğru büyür. Küçük sayı sonda bulunur. On bir, doksan iki, yüz elli dört, yedi yüz elli iki bin V. ÜNİTE CÜMLE BİLGİSİ 1. CÜMLEDE ANLAMIN OLUŞUMU Cümle kelime ve kelime gruplarından yargı bildirme özelliği ile ayrılan bir anlam birimidir. Cümlede anlam, yükleme göre şekillenir. Çünkü cümlenin özü yüklemdedir. Diğer öğeler yüklemin anlamlarını açmak, göz önüne sermek için vardır. Cümle zaten kelime ve kelime gruplarının bir anlam ifade etmek üzere bir kurala uygun biçimde düzenlenmesiyle oluşan bir anlam birimidir. Bu düzenleme yüklem temel alınarak yapılır. Yüklemin bildirdiği anlam kişi, zaman, yer, nesne, durum, sebep gibi noktalardan zenginleştirilir: Yazdım. kelimesi sadece yüklemden oluşan bir cümledir. Bu cümleye kişi eklenirse Ben yazdım., Zaman eklenirse Ben gün boyu yazdım., Yer eklenirse Ben gün boyu evde yazdım., Nesne eklenirse Ben gün boyu evde bir hikâye yazdım., Durum eklenirse Ben gün boyu evde zorlukla bir hikâye yazdım., Sebep eklenirse Ben dergiye yetiştirmek için gün boyu evde zorlukla bir hikâye yazdım. cümlesi elde edilir. Bağdaştırma Dil tek tek kelimelerle konuşulmaz. Bir kavramı anlatmak için birden fazla kelime bir araya getirilerek bir şey anlatılır. Ben dergiye yetiştirmek için gün boyu evde zorlukla bir hikâye yazdım. cümlesindeki dil öğeleri (Ben, dergi, yetiştirmek, için, gün boyu, ev, zorlukla, bir hikâye, yazmak) arasında anlam ilişkisi vardır. Hikâye yazılan bir şeydir. Bir yer de yazılır, mesela evde... Öylesine de yazılabilir, bir yere yetiştirmek için de yazılabilir. Yetiştirilecek yer bir matbaa, öğretmen, arkadaş, okul da olabilir bir dergi de olabilir. Yazarken zorluk da çekilebilir, kolayca da yazılabilir. İşte bu cümleyi oluşturan on bir kelimenin bir merkezde anlamlanmasına bağdaştırma denir. 2. BİLDİRDİKLERİ KİPLERE GÖRE CÜMLELER 2.1. HABER CÜMLELERİ Haber cümleleri daha çok anlatmaya bağlı bilgi, vermek, aydınlatmak amacıyla yazılan metinlerde kullanılır. Burada kişinin gördüğü, duyduğu olaylar anlatılır. Eylemin belirttiği anlam geçmişle, şimdiyle ve gelecekle ilgili bildirme görevi yerine getirilir. Eylem kök ve gövdelerine çeşitli kip (zaman) ekleri getirilerek zaman; zaman eklerinden sonra da kişi ekleri eylemin kimin yaptığı belirtilir. Örneğin; yazacağım yüklemi yaz-acakım, yaz eylem kökü) -acak gelecek zaman eki, -ım kişi eki (ben)dir. Ek Fiil: İsim soylu sözcüklerin sonuna gelerek, onların yüklem olmalarını sağlayan dil birimine ek fiil denir. Ahmet çalışkandır. Hepimiz arkadaşız. Hava güzel. Çok yorgunum. cümleleri isim soyludur. Bunlar eklerle çekimli hâle gelir ve yüklem görevini yaparlar. Ek fiil imek fiilinden doğmuştur. idi, imiş, ise, iken olarak ek hâline gelmiştir. Çekimi şöyledir: çalışkan-ım I. Tekil kişi çalışkan - sın II. çalışkan-dır III. çalışkan-ız I. Çoğul kişi çalışkan-sınız II. çalışkan-lar III. Ek fiil değildir sözcüğüyle olumsuz hâle getirilir. Çalışkandır. Çalışkan değildir. vb DİLEK, İSTEK, SORU CÜMLELERİ Bir dileği, bir isteği, bir emri ya da bir gerekliliği ifade eden cümlelere dilek-istek cümleleri denir. Dilek-istek cümleleri grubunda istek bildiren cümleler, dilek-şart bildiren cümleler, soru cümleleri, gereklilik bildiren cümleler, emir cümleleri ile ünlem cümleleri yer alır. Dilek-şart cümleleri: Dilek şart cümleleri fiil kök ya da gövdesine -sa/-se ekleri getirilerek kurulur. Ah bir zengin olsam. Okulumu bitirsem, yüzmeyi öğrensem. cümlelerinde şarta bağlı bir dilek anlatılmaktadır. İstek cümleleri: Bu tür cümleler kişinin kendi kendine yapmak istediği eylemi ifade eder. Kalkayım, eve gideyim, Haydi, bize gidelim. Burada iki gün kalalım. cümleleri bu tür cümlelerdir. Gereklilik cümleleri: Mutlaka yapılması gerekir anlamı ifade ederler. Başarmak için çalışmalıyım. Eve gitmeliyim. Emir cümleleri: Bir buyruğu bir emri ifade eden cümlelerdir. oku, çalış, git, gel, vb HABER VE DİLEK KİPLERİNDE SORU Soru anlamı ifade eden cümlelere soru cümlesi denir. Dilimizde soru anlamı soru sıfatıyla, soru zamiriyle, soru zarfıyla veya soru edatıyla sağlanabilir. Dün beni arayan sen miydin? (soru anlamı soru edatıyla sağlanmış.) Bize ne zaman geleceksin? (soru anlamı soru zarfıyla sağlanmış) Bana ne aldın? (soru anlamı soru zamiriyle sağlanmış) Hangi okulda çalışıyorsun? (soru anlamı soru sıfatıyla sağlanmış) Bu tür cümlelerde mutlaka cevap verilmesi beklenir. Cevap beklenen soru cümlelerine gerçek soru cümlesi, cevap beklenmeyen, dikkat çekmek duygu ve düşünceyi daha güzel ifade etmek amacıyla kurulanlara da sözde soru cümlesi denir. Okula neden gelmedin? (Gerçek soru cümlesi ) Hiç üzülmez olur muyum? (sözde soru cümlesi) Onu ben mi dövmüşüm? (sözde soru cümlesi) Şu kitabı bana verir misin? (sözde soru cümlesi) Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 9

11 9.SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Ünlem cümlesi: Coşku ve heyecan ifade eden cümlelere ünlem cümlesi denir. Eyvah, ne yer ne yar kaldı! Neydi o güzellik öyle! Süper bir iş buldum! 2.4. HABER VE DİLEK KİPLERİNDE OLUMLULUK OLUMSUZLUK a. Olumlu Cümle: Yüklemin bildirdiği eylemin yapıldığını, gerçekleştiğini ya da gerçekleşebileceğini belirten cümleler olumludur. O günler çok güzeldi. (olumlu isim cümlesi) Hep seni bekledim. (olumlu fiil cümlesi) b. Olumsuz Cümle: Yüklemin bildirdiği işin gerçekleşmediğini anlatan cümleler olumsuzdur. Fiil cümleleri -ma,-me olumsuzluk ekiyle; isim cümleleri yok, değil sözcükleriyle olumsuz yapılır. Kapını çalan bendim (olumlu isim cümlesi) Kapını çalan ben değildim (olumsuz isim cümlesi) Dışarıda birkaç kişi vardı (olumlu isim cümlesi) Dışarıda hiç kimse yoktu (olumsuz isim cümlesi) Eve gelmiş (olumlu fiil cümlesi) Eve gelmemiş (olumsuz fiil cümlesi) Not: Bazı cümleler biçimce olumlu anlamca olumsuz olabilir: Haydi, bu işi yapabilirsen yap (yapamazsın ) (Biçimce olumlu, anlamca olumsuz cümle) Gel de bu işin içinden çık (Çıkamazsın) (Biçimce olumlu, anlamca olumsuz) Ne arayanım var ne de soranım (yok) (Biçimce olumlu, anlamca olumsuz) Not: Bazı cümleler biçimce olumsuz anlamca olumlu olabilir: Seni sevmiyor değilim (seviyorum) (Biçimce olumsuz, anlamla olumlu) Böyle güzel yerlerde yaşanmaz mı?(yaşanır) (Biçimce olumsuz, anlamla olumlu) Sanki bilmiyorum hakkında neler söylediğini.(biliyorum) (Biçimce olumsuz, anlamla olumlu) 3. METİNDE KAZANDIKLARI ANLAMLARA GÖRE CÜMLELER 1. Üslup Cümleleri Üslup bir duygunun, düşüncenin kişisel anlatım biçimidir. Sözcüklerin seçimi ve kullanımı gibi dil ve anlatım özelliklerinin bütünüdür. Şiirlerinde süslü, söz oyunlarına dayalı bir dil yerine, günlük konuşma dilini tercih etmiştir. Kısa, düzgün cümlelerle, edebiyat oyunlarına düşmeden, süssüz, yoğun bir anlatım ortaya koymuştur. 2. Tanım Cümleleri Bir varlığa, kavrama özgü niteliklerin belirtilmesi, o varlık ya da kavramın tanıtılmasına Tanımlama adı verilir. Bu amaçla kurulan cümleler de tanım cümleleridir. Not: Bir cümleye Bu Nedir? sorusunu sorduğumuzda cevap alabiliyorsak bu cümle tanım cümlesidir. Şiir toplumun sözcüsüdür cümlesine Şiir nedir? sorusunu sorduğumuzda toplumun sözcüsüdür cevabını alırsınız. Öyleyse, cümle tanım cümlesidir. Şiir hayal gücünden uzak olamaz. cümlesine Şiir nedir? sorusunu sorduğumuzda yanıt alamazsınız. O halde bu cümle tanım cümlesi değildir. 3. Karşılaştırma Cümlesi İki varlık, kavram ya da iki durumun nitelik veya nicelik bakımından karşılaştırıldığı cümlelerdir. Bu cümlelerde karşılaştırılan şeylerin benzerliği de farklılığı da vurgulanabilir. Karşılaştırma daha çok gibi, kadar, daha, en, ise vb. sözcüklerle sağlanır. Komedi, ciddi bir dramdan daha zordur. Okumak, tutkuların en soylusudur. 4. Nesnel Anlatımlı Cümleler Kişilere göre değişmeyen yargılar taşıyan cümleler nesnel anlatımlı cümlelerdir. Nesnel anlatımlı cümlelerde kişinin duygu ve düşüncelerine yer verilmez; anlatıcı kendini anlatımın dışında tutar. Ayrıca nesnel anlatımlı cümleler kanıtlanabilir özelliği taşımaktadır. Tiyatro sinemaya göre daha eğlencelidir. cümlesi kişinin tiyatro hakkındaki kişisel yargılarını içerir. Bu nedenle nesnel anlatımlı cümle değildir. Kentlere göç edenlerin sayısı yıldan yıla artmaktadır. Kişisel bir düşünceyi içermediğinden nesnel anlatımlı cümledir. 5. Öznel Anlatımlı Cümleler Kişilerin duygu ve düşüncelerine bağlı olan, bu sebeple de kişiden kişiye değişebilen yargılar taşıyan cümlelere Öznel anlatımlı cümle denir. Türk edebiyatının dil ve anlatım açısından en güçlü şairi Yahya Kemal Beyatlı dır. cümlesinin anlatımı özneldir. Bu görüşe başkaları katılmayabilir. 6. Doğrudan Anlatım, Dolaylı Anlatım Cümleleri Doğrudan Anlatım: Bir kişiye ait sözün olduğu gibi aktarılmasına Doğrudan anlatım denir. Atatürk: Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. diyerek bir gerçeği dile getirmiştir. (Atatürk e ait söz değiştirilmeden aktarılmış) Dolaylı Anlatım: Bir kişiye ait sözün, anlamı değiştirilmeden; ancak anlatıcının kendi ifadesi içinde eritilerek aktarılmasına Dolaylı anlatım adı verilir. Atatürk ilmi, hayatta en gerçek yol gösterici olarak görmüştür. (Yazar kendi anlatımıyla Atatürk e ait sözü değiştirerek aktarmış) 7. Neden-Sonuç İlişkili Cümleler Bu cümlelerde bir ek, bağlaç ya da edat aracılığıyla yargılar arasında neden- sonuç ilişkisi kurulur. Geç kaldığım için sinema salonuna giremedim. Ayağının kaymasıyla yere düştü. Bu dilekçe kabul edilmez, imzasız. Sonuç Neden 8. Amaç-Sonuç İlişkili Cümleler Bu cümlelerde sonuç bildiren bir yargı ile o sonucun hangi amaçla yapıldığını anlatan başka bir yargıdan oluşur. Genel- Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 10

12 9.SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI de -mek için, -mak için edatlarıyla birlikte kullanılır. Cümlede amacıyla anlamı vardır. Sınavı kazanmak için çok çalışmış. Buralara kadar sizleri görmeye geldim. Anlatımını tekdüzelikten kurtarmak adına çeşitli yollara başvurmuş. 9. Koşul (Şart) İlişkili Cümleler Bir yargının olmasını bir koşula bağlayan cümlelerdir. Genelde, -sa, -se, -ince, -dıkça ekleriyle kurulur. Cümleye koşuluyla anlamı katar. Ödevini yaparsan oyun oynayabilirsin. Koşul Sonuç Çalışarak her türlü başarıya imza atabilirsiniz. Daha iyimser olsa bütün sorunlar çözülecek. 10. Karşılaştırma Cümleleri İki varlık, kavram ya da durumu benzer ve farklı özellikleriyle anlatan cümlelerdir. Bu cümlelerde karşılaştırma ilişkisi, gibi, kadar, daha, en gibi bağlaç ve edatlarla kurulur. O da senin gibi akıllı bir çocuktu. Davranışlar sözden daha çok etkiler insanı. İçimizde en çalışkanı odur. 11. Varsayım Cümleleri Varsayım, bir olay ya da durumun gerçekte olup olmadığına, olup olmayacağına bakılmaksızın var kabul etmek, olmuş kabul etmektir. Diyelim ki sözlerine inandı. Tut ki, öyle bir durum karşısında kaldık. Ne yapacağız? 12. Olasılık Cümleleri Olasılık, kesinliği bilinmeden bir olay ya da durumun gerçekleşmesinin beklenmesi, olabilirliktir. Bizimle görüşmek için belki buraya gelir. Sanıyorum küçükken ağır bir hastalık geçirmiş. 13. Beğenme, Takdir Etme Anlatan Cümleler Beğenmek, iyi veya güzel bulmak, onaylamak, kabul etmektir. Gereksiz betimlemelerden kaçınan, yoğun bir anlatım ilk bakışta göze çarpıyor. (Beğenme) Roman aradan geçen bunca yıla rağmen konusuyla, üslûbuyla hala genç. (Beğenme) 14. Hayıflanma, Üzülme, Yakınma Anlatan Cümleleri Hayıflanma, bir olay ya da durum karşısında üzülmektir. Yakınma ise bir kişinin bir durum ya da olayı sızlanarak, şikâyet ederek anlatmasıdır. Bir de aldığı gibi getirmesini öğrense. (Yakınma) Nasıl geçti habersiz o güzelim yıllarım. (Hayıflanma) Hayıflanma - üzülmektir. Yakınma - şikâyet etmektir. 15. Öneri Anlatan Cümleler Öneri, bir sorunu çözmek üzere öne sürülen düşüncelerdir. Tavsiye niteliği taşır. Eğitime yönelik kitaplar, ancak okurların anlayabileceği bir dille hazırlanırsa amacına ulaşır. 16. Eşitliğin Söz Konusu Olduğu Cümleler Eşitlik, iki veya daha fazla varlığın eşit olma durumudur. Ekmeği tam ortadan bölüp yaşlı adama verdi. Çocuklar yemeklerini aynı anda bitirmişti. 17. Çaresizlik anlatan Cümleler Çaresizlik bir sonuca varmak, sıkıntıyı ortadan kaldırmak için çıkar yolun olmamasıdır. İstesek de istemesek de bu sıkıntıyı çekeceğiz. Parasızlıktan ne yapacağını bilmiyordu. 18. Önyargı İçeren Cümleler Herhangi bir şey hakkında kişisel izlenimlerden hareketle, önceden edinilmiş olumlu ve olumsuz yargıları içeren cümlelerdir. Önyargıda Peşin hüküm vardır. Bu filmin uluslar arası ödül alması bence bir hayal. Bence bu kitabın yayımlanışındaki amaç gerçekleşmeyecek. 19. Tasarı Anlatan Cümleler Tasarı, bir kimsenin yapmayı düşündüğü şey, olması veya yapılması istenen bir şeyin zihinde aldığı biçimdir. Bakanlığımız, kitap dağıtımı ve tanıtımını bir devlet politikası haline getirmeyi düşünüyor. 20. Eleştiri İçeren Cümleler Bir kişi ya da yapıtın olumlu ve olumsuz yönlerini belirten cümlelerdir. Genellikle olumlu yargı içeren cümlelere beğenme cümlesi, olumsuz yargıları içeren cümlelere de eleştiri cümlesi adını veririz. Özellikle genç sanatçılar dile gereken önemi vermiyorlar. (Eleştiri) Öykülerin anlatımında bir kuruluk, bir tekdüzelik görülüyor. (Eleştiri) Halk sanata ilgi duymuyorsa bizim suçumuzdur. (Özeleştiri) VI. ÜNİTE PARAGRAF BİLGİSİ 1. ANLATIM BİRİMİ OLARAK PARAGRAF Bir düşünceyi ana düşünce etrafında destekleyen cümle veya cümleler topluluğuna paragraf denir. Paragrafı oluşturan cümleler birbirleriyle bağlantılıdır; bu bağlantı paragrafta anlam bütünlüğünü oluşturur. 2. PARAGRAFTA YAPI Yapı bakımından bir paragrafta üç bölüm bulunur. Bunlar giriş cümlesi, gelişme cümleleri ve sonuç cümlesidir. Giriş Genel bir yargı niteliğindedir. Bu bölüm bir ya da iki cümleden oluşur. Paragrafın konusu genellikle bu cümlelerdir. Giriş bölümü paragrafın bir çeşit özeti olduğundan ana düşünce hakkında ipuçları verir. Asla bağlaçla başlamaz. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 11

13 9.SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Giriş cümlesinde kendisinden önce bir cümle daha olduğunu düşündürecek bazı zamir, sıfat ya da edatlar bulunmaz. Gelişme İkiden fazla cümleden meydana gelir. Girişte belirtilen konu, bu bölümde örnekleme, tanık gösterme, karşılaştırma gibi düşünceyi geliştirme yollarına başvurularak açıklanır. Bu bölümde yer alan düşünceler paragrafın konusuyla ilgili olmalıdır, yoksa anlatımın akışı bozulur. Sonuç Genellikle bir cümleden ibarettir. Anlatılmak istenen düşünceyle ilgili son sözün söylendiği bölümdür. Yazar paragrafta asıl anlatmak, vurgulamak istediği düşüncesini (ana düşünce) genellikle bu bölümde verir. Sözlerin toparlanması niteliğinde olduğundan kapsamlı bir yargıdır. Bu yönüyle de giriş cümlesine benzer. Toparlayıcı, özetleyici olması nedeniyle demek ki, sonuç olarak, öyleyse, özetle gibi sözlerle başlayabilir. Uyarı: Ana düşünce, genellikle paragrafın sonuç bölümünde olmakla birlikte, bazen metnin başında ya da tümüne yayılmış olabilir. Paragrafın boyutu anlatılan, tanıtılan, bildirilen konunun yer zaman ve kişilerle ilgi derecesine göre belirlenir. Anlatıcının, anlattığı yer ve objeyle ilişkisi paragrafın uzun veya kısa olmasını belirler. İletişim biçimi; iletinin (mesajın) niteliği; alıcının, göndericinin durumu ve ileti kanalının durumu paragrafın boyutunu etkiler. Tek cümleden oluşan paragraflar olduğu gibi birden fazla cümleden oluşan paragraflar da vardır. Yalnız karışık konularla ilgili düşüncelerin bir paragrafta toplanması güçtür. 3. PARAGRAFTA ANLAM VE ANA DÜŞÜNCE Bir metinde yazarın okuyucuya vermek istediği temel düşünceye ana düşünce denir. Başka bir söyleyişle ana düşünce paragrafta iletilmek istenen iletinin en kısa ve açık ifadesidir. Paragrafta ana düşünceyi destekleyen onu açıklayan diğer düşüncelere de yardımcı düşünce denir. Paragraftaki yardımcı düşünceler ana düşünce etrafında, onu değişik yönlerden destekleyen, tamamlayan, açıklayan ve onun doğruluğunu, yanlışlığını kanıtlayan cümle ve ifade kalıplarıdır. Paragraftaki ana düşünce diğer paragraflardaki ana düşüncelerle bağlanır. Bu bağlantılarla metnin bütünlüğü sağlanır. Paragrafta metnin tamamı dikkate alınarak ne, kim, nerede ne zaman, nasıl, ne kadar gibi soruların cevabı olacak şekilde iletiyi belirten düşüncelere yer verilir. 4. PARAGRAFTA DÜŞÜNCEYİ GELİŞTİRME YOLLARI 1. Karşılaştırma İki kavram, varlık veya olayın benzer ya da farklı yönleriyle ortaya konmasıdır. Genellikle oysa, ise, daha, en gibi ifadeler kullanılır. 2. Tanımlama Bir kavramın veya varlığın ne olduğunu bildiren cümlelerdir. Bu nedir? sorusuna cevap verir ve genellikle dir, denir gibi ifadeler bulunur. 3. Benzetme Kavramları ya da varlıkları benzer, ortak yönleriyle anlatmaktır. 4. Örneklendirme Bir düşünceyi inandırıcı kılmak için örneklere başvurmaktır. Soyut haldeki düşüncenin somut hale getirilmesi ve anlatımı görünür ve anlaşılır kılmak için bu yola başvurulur. O konuyla ilgili kitap, yazar ismi olan çeşitli örnekler verilir. 5. Tanık Gösterme Yazarın, düşüncesini kanıtlamak için işlediği konuda söz sahibi olan kişilerin düşüncelerinden, sözlerinden yararlanmasıdır. Konuyla ilgili uzman kişilerin düşünceleri genellikle tırnak içinde doğruda aktarma yöntemiyle verilir. 5. METİN VE PARAGRAF Bir metin duygu düşünce ve isteklerin iletilmesinde kullanılan bir iletişim aracıdır. Paragraflar ise bu iletişim aracının bir alt birimidir. Paragraflarda ele alınan düşünce ve görüşler metni oluşturur. Metinlerde okuyucuyu bilgilendirmeye, onu coşturmaya ya da hüzünlendirmeye yarayan hususlar yer alabilir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Her paragrafın bir yazılış amacı vardır. Yazar; bir olay, durum veya düşünceyi doğrudan doğruya ulaştırmayı, bilgi vermeyi amaçlayabilir. Önceden yerleşmiş düşünceleri değiştirmeyi, çürütüp kendi fikrini kabul ettirmeyi amaçlayabilir. Olmuş veya olması muhtemel olayları yer, zaman ve şahıslarla birlikte verebilir. İçinde bulunduğu ortamı, gördüğü birini, bir varlığı okurun gözünde canlandırmak isteyebilir. Yani dört farklı amaç taşıyabilir ve yazarın amacıyla anlatım biçimi arasında bir uyum vardır. Amacına göre anlatım biçimini seçer. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 12

14 9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site RETGREGTGTGRTGTRGGT[Metni yazın] Sayfa 1

15 9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI I. ÜNİTE - GÜZEL SANATLAR VE EDEBİYAT 1. GÜZEL SANATLAR İÇİNDE EDEBİYATIN YERİ Güzel sanatları diğer eserlerden ayıran en önemli özellik insanda coşku ve estetik haz uyandırmasıdır. Güzel sanatlar için yapılan en iyi sınıflama bu sanatların kullandıkları malzemelere göre yapılan sınıflandırmadır. Bu malzemeler fonetik ve plastik olarak ikiye ayrılır. Sesle yapılan sanatlara fonetik sanatlar, görüntüyle yapılan sanatlara ise plastik sanatlar denir. Güzel sanatların genelinde plastik malzeme kullanılırken edebiyat ve müzik ise sese dayalı bir sanattır. Edebiyatın malzemesi kelimelerdir ve edebiyat dille gerçekleştirilen bir güzel sanatlar etkinliğidir. Edebiyatın asıl amacı güzel sanatların en önemli öğesi olan estetik zevk duygusunu dil aracılığıyla gerçekleştirmektir. Edebiyatta fayda sağlamak amaç olarak her zaman ikinci plandadır. Edebiyat; Tanımı, Konusu, Yöntemi Duygu ve düşüncelerin söz ya da yazıyla etkili ve güzel bir biçimde anlatılması sanatına edebiyat denir. Edebiyat, sözcüğü Arapça edep sözcüğünden türemiştir. Edebiyat sözcüğü ilk kez Tanzimat döneminde Şinasi tarafından kullanılmıştır. Şinasi den önce nazım ve nesir türlerindeki eserlere şiir ve inşa denilmekteydi. Edebiyatın Konusu Yazar ve şairlerin ortaya koydukları eserlerde ele alıp işledikleri her şey, edebiyatın konusunu oluşturur. Edebiyatın Yöntemi Dil ürünlerinin tüm özelliklerinin tarihi akış içinde bilimsel olarak incelenmesi de edebiyatın yöntemini oluşturur. 2. EDEBİYATIN DİĞER BİLİM DALLARIYLA İLİŞKİSİ Edebiyatın temel öğesi olan dil diğer bilim dallarının da anlatım aracıdır. Bundan dolayı felsefe, psikoloji, sosyoloji, hatta tarih, coğrafya, ekonomi vb. diğer bilim dallarıyla yakından ilişkisi vardır. Araştırmacılar da edebiyat araştırmalarında yazarın biyografisini yazarken tarih biliminden, yaşadığı ortamı yazarken sosyoloji biliminden, yazarın içinde bulunduğu ruhsal durumu anlatırken ise psikolojiden faydalanırlar. Yazarı etkileyen toplumsal, siyasal ve felsefî görüşleri de diğer sosyal bilimlerin yardımıyla ortaya koyarlar. Edebiyat Tarihi ve Önemi Bir ulusun çağlar boyu yarattığı sözlü ve yazılı dil ürünlerini ve onların yazarlarını bilimsel bir yöntemle tarihi akış içinde inceleyen bilim dalına edebiyat tarihi denir. Edebiyat tarihi bir ulusun geçmişteki düşünce yapısını, dünya anlayışını, kültür ve uygarlık birikimini yeni kuşaklara aktarır. Böylece kuşaklar arasında köprü kurarak yeni kuşakların daha iyiyi, doğruyu, güzeli bulmalarına yardımcı olur. Bizde Tanzimat dönemine kadar edebiyat tarihi tezkirelerden ibaretti. Tezkire: Şairlerin hayat hikâyelerini anlatan biyografi türünden eserlere denir. Başlıca edebiyat tarihi yazarlarımız şunlardır: Ziya Paşa, M. Fuat Köprülü, Agâh Sırrı Levend, Ahmet Hamdi Tanpınar, Nihat Sami Banarlı 3. DİLİN İNSAN VE TOPLUM HAYATINDAKİ YERİ Dil-Kültür-Edebiyat İlişkisi Dil, insanların duygu düşünce ve düşlerini; özlem ve isteklerini anlatma aracıdır. Kültür ise; dil, din, ülkü gibi ortak duygu ve düşüncelerin bizde yarattığı değişim ve bileşimdir. Bu nedenle dil bir ulusun temel taşıdır. Dil kültür değerlerimizi geleceğe taşır ve edebiyatın da temel öğesidir. Dil, edebiyatın temel öğesi; edebiyat, kültür birikiminin kendisidir. Görüldüğü gibi dil, kültür ve edebiyat birbirinin tamamlayıcısıdır. 4. METİN Bir yazıyı şekil, anlatım ve yazım özellikleriyle oluşturan kelimelerin tamamına metin denir. 5. EDEBÎ METİN İnsanın duygu ve düşüncelerini; özlem ve dileklerini estetik ölçüler içinde anlatan ve okuyucuda güzellik duygusu yaratan dil ürünlerine edebî eser(metin) denir. Özellikleri Edebî eser okuyanı etkilemelidir. Anlatımı güzel düşüncesi sağlam ve özlü olmalıdır. Konusu; ait olduğu toplumun ve yazıldığı dönemin özelliklerini yansıtmalıdır. Eser zamanın süzgecinden geçtikten sonra toplumca anlaşılıp beğenilmelidir. Duygu ve düşünceler belli bir edebî türe uygun olarak anlatılmalıdır. Eser estetik ölçüler içinde, belli bir sanat anlayışıyla yazılmalıdır. 6. EDEBİYAT VE GERÇEKLİK Dış dünyadaki tüm nesnel varlıklar, koşullar ve durumlar gerçekliğin kapsamına girer. Edebiyat dış dünyayı, insanı ve insana özgü özellikleri kurmaca yoluyla dile getirir. Yani sanatçı dış dünyayı olduğu gibi değil, kendi süzgecinden geçirerek, değiştirerek, yorumlayarak anlatır. Bu paralelde şöyle bir tanım çıkarılabilir: Sanat ya da edebiyat, bir nevi gerçeğin yorumlanarak anlatılmasıdır. Burada unutulmama-sı gereken nokta ise edebiyatın bunu yaparken gerçeklikten tamamen uzaklaşmamış olmasıdır. II. ÜNİTE - ÇOŞKU VE HEYECAN DİLE GETİREN METİNLER (ŞİİR) 1. ŞİİR İNCELEME YÖNTEMİ A. ŞİİR VE ZİHNİYET Zihniyet, bir dönemdeki sosyal, siyasî, idarî, adlî, dinî, ticarî hayatın birlikte oluşturduğu ortamdır. Yani devrin kabul edilmiş sanat zevki ve hâkim anlayışıdır. Bir eser hangi dönemde verilmişse, o dönemden izler taşır. Şairlerin şiirleri de yaşadıkları dönemden izler taşır. Şairlerin şiirlerinde de yaşadıkları dönemin sosyal ve siyasal olaylarını, kültürünü, ilişkilerini, inançlarını, sanat zevkini görebiliriz. Dolayısıyla bir şiiri incelerken, o şiirin yazıldığı dönemin ve şairin özelliklerini göz önüne almalıyız. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 1

16 9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI B. ŞİİRDE AHENK (SES VE RİTİM) Ahenk Ahenk kelimesi uyum anlamına gelmektedir. Edebiyatta ise kelimelerin birbiriyle ses ve anlam bakımından etkileyici bir bütün olması anlamındadır. Şiirde ahenk; ustaca kullanılan ses akışı, söyleyiş, ritim, ölçü ve her türlü ses benzerliğiyle sağlanır. Şiirde ahengi sağlamak için ölçü, uyak, vurgu, tonlama gibi değişik unsurlar kullanılır. Şiirde ahengi sağlayan unsurları şöyle sıralayabiliriz: Vurgu Bir kelimede hecelerden birinin diğerlerine göre daha baskılı, daha kuvvetli söylenmesidir. Vurgu hem kelimenin anlamını güçlendiren hem de şiiri ahenkli kılan bir unsurdur. Vurgulama ve tonlama şiirin ahengini ve etki gücünü bir kat daha artırır. Örnek: Gök sarı toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı Arkada zincirlenen Toros Dağları Tonlama Anlatılmak istenen duygu veya düşüncenin daha etkili ifade edilebilmesi için ses tonunu değiştirerek okumaya tonlama denir. Böylece acıma, üzüntü, özlem, hayranlık, sevgi gibi duygular belirginlik kazanır. Örnek: Bir sarsıntı... Uyandım uzun süren uykudan, Geçiyordu araba yola benzer bir sudan. Ölçü Ahengi sağlamak şiire belli bir düzen vermek için şiirlerde çeşitli ölçüler kullanılır. Türk edebiyatında hece ve aruz ölçüsü olmak üzere iki çeşit ölçü kullanılmıştır. a. Hece ölçüsü Şiirdeki tüm dizelerin hecelerinin sayısının eşit olması esasına dayanır. Hece ölçüsü Türklerin bulduğu bir ölçüdür. Bilinen en eski Türk şiirlerinde de bu ölçü kullanılmıştır. 7 li, 8 li, 11 li hece ölçüsü kalıpları en çok kullanılan kalıplardır. Durak: Ölçü kalıpları içerisindeki durma yeridir. Hece ölçüsünde duraklar sözcükleri bölmez. b. Aruz ölçüsü Dizelerdeki hecelerin açıklık kapalılık esasına bağlı olan bir ölçü sistemidir. Sonu ünlü ile biten heceler açık, sonu ünsüzle biten heceler de kapalı hece olarak adlandırılır. Ayrıca uzun ünlülü heceler ile dize sonundaki heceler daima kapalı kabul edilir. Aruz ölçüsünde duraklar sözcükleri bölebilir. O be nim mil / le ti min yıl / dı zı dır par / la ya cak Fe i la tün Fe i la tün Fe i la tün Fe i tün Aruz vezninde hecelerin kısalığı ve uzunluğu esas olduğu için bazı Türkçe kelimeler kısa olduğu halde vezin gereği uzun okunur; buna imale denir. İmale kısa heceyi uzun yapar. Arapça ve Farsça kelimelerdeki bazı uzun seslerin vezin gereği kısa okunmasına da zihaf denir. Sessiz bir harfle biten kelime vezin gereği açık olması gerekirse, kendinden sonra sesli ile başlayan bir hece varsa birinci kelimenin sonundaki harf, ikinci kelimenin ilk hecesine ulanır. Buna ulama denir. Ulama kapalı heceyi açık yapar. c. Serbest Ölçü Herhangi bir sisteme bağlı olmayan ölçüdür.19.yüzyıl sonlarından itibaren edebiyatımıza girmiştir. Uyak (Kafiye) ve Redif: Redif: Mısra sonlarında bulunan aynı görevdeki ses, ek ve kelime tekrarlarıdır. Her yalana kanmışım Her söze inanmışım Ben artık sevgiden de Bıkmışım, usanmışım kafiye: an redif: mışım Uyak: Dize sonlarında bulunan ve görevleri farklı olan ses veya ek benzerlikleridir. Uyak Çeşitleri a. Yarım Uyak: Sadece bir ünsüzün benzeşmesiyle oluşan kafiyeye yarım uyak denir. Ecel büke belimizi Söyletmeye dilimizi Hasta iken halimizi Soranlara selam olsun b. Tam Uyak: Biri ünlü biri ünsüz olmak üzere iki sesin benzerliğiyle oluşan uyağa tam uyak denir. Ben gideyim yol gitsin, ben gideyim yol gitsin; İki yanımdan aksın bir sel gibi fenerler Tak, tak ayak sesimi aç köpekler işitsin Yolumda bir tak olsun zulmetten taş kemerler c. Zengin Uyak: En az üç sesin benzerliğiyle oluşan uyağa zengin uyak denir. Bir idamlık Ali vardı, asıldı Kaydını düştüler, mühür basıldı Geçti gitti, birkaç günlük fasıldı. d. Cinaslı Uyak: Aynı seslerden oluşan; fakat farklı anlamları karşılayan kelimelerle yapılan uyağa cinaslı uyak denir. Cinas bir kelimenin tekrarı değildir. Aynı kelimenin aynı anlamla tekrar etmesine redif denir. Kalem böyle çalınmıştır yazıma Yazım kışa uymaz kışım yazıma Bu beyitteki yazıma sözcüklerinin yazımı aynıdır; ancak birinci dizede kaderime anlamında ikinci dizede ise yaz mevsimi anlamında kullanıldığından cinaslı uyaktır. NOT: Yazımları ve anlamları aynı olan iki sözcük redif; yazımları aynı ancak anlamları farklı olan iki sözcük cinaslı kafiye oluşturur. NOT: Uzun okunan ünlüler iki ses değerinde kabul edilir. Uyak Düzeni (Şeması) ve Çeşitleri Şiirler uyaklanış bakımından dörde ayrılır: Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 2

17 9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI a. Düz uyak: Uyaklı kelimeler aaxa veya aaab şeklinde sıralanmışsa buna düz uyak denir. Hiç anılmaz olmuş atalar adı Beşikte bırakmış ana evladı Kırılmış yetimin kolu kanadı Zulüm pençesinden aman kalmamış b. Çapraz uyak: Uyaklı kelimeler abab şeklinde sıralanmışsa buna çapraz uyak denir. Sokaktayım kimsesiz bir sokak ortasında Yürüyorum arkama bakmadan yürüyorum Yolumun karanlığa saplanan noktasında Sanki beni bekleyen bir hayal görüyorum Necip Fazıl Kısakürek c. Sarma uyak: Uyaklı kelimeler abba şeklinde sıralanmışsa buna çapraz uyak denir. En son Bektaş Ağa çöktü diz üstü Titrek elleriyle gererken yayı Her yandan bir merak sardı alayı Ok uçtu, hedefin kalbine düştü d. Mani tipi uyak: Mani tipindeki şiirlerde kullanılan uyak türüdür. aaxa şeklinde uyaklanır. Tek dörtlük için geçerlidir. Dağlarda kar kalmadı Gözlerde fer kalmadı Daha yazacak idim Kâğıtta yer kalmadı Aliterasyon ve Asonans: Bir şiirin dizelerinde sürekli aynı ünsüzün tekrarlanmasından oluşan ahenge aliterasyon denir. Bir şiirin dizelerinde sürekli aynı ünlünün tekrarlanmasıyla oluşan ahenge asonans denir. Senin kalbiden sürgün oldum ilkin bütün sürgünlüklerim bir bakıma bu sürgünün bir süreği ü harfi ile asonans, s harfi ile aliterasyon yapılmıştır. C. ŞİİR DİLİ Şiir insanın değişen duygu, coşku, özlem ve hayallerini kendine özgü bir dille ifade eder. Dili daha canlı, daha güzel ve daha tesirli hale getirerek ona bir üst kimlik kazandırır. Şair günlük dildeki sözcükleri özenle seçer. Onlara yepyeni anlamlar kazandırır. Kullanılan dile yeni değerler ve anlamlar kazandırır. Benzetmelere değişmecelere (mecaz) yer verir. Somut varlıkları soyutlaştır, soyutları da somutlaştırır. Böylece duygu ve düşüncelerine bir anlam derinliği kazandırır. Söz Sanatları Teşbih (Benzetme): Anlama güç katmak için, aralarında gerçek ya da mecaz, çeşitli yönlerden ilgi, benzerlik bulunan en az iki varlıktan zayıf olanı nitelik bakımından güçlü olana benzetme sanatıdır. Teşbih sanatında en az iki, en fazla dört öğe bulunur. Öğeleri şunlardır: Benzeyen: Birbirine benzetilen şeylerden nitelik bakımından güçsüz olanıdır. Kendisine Benzetilen: Birbirlerine benzetilen şeylerden nitelik bakımından daha üstün ve güçlü olanıdır. Benzetme Yönü: Benzeyen ve kendisine benzetilen arasındaki ortak noktadır. Zaten benzetme bu ortak noktayı belirtmek için yapılır. Benzetme Edatı: Benzeyen ve kendisine benzetilen arasında benzetme ilgisi kuran kelime veya ektir. Ör: Bu sesler dokunuyor en ağrıyan yerime, Bir eski çıban gibi işliyor içerime. (Ayak Sesleri/Necip Fazıl Kısakürek) Benzeyen: Sesler Kendisine benzetilen unsur: Eski çıban Benzetme yönü: Batmak, işlemek Benzetme edatı: Gibi Ör: Kömür gözlüm, gül dudaklım İstiare (İğretileme): Sadece benzeyen ya da benzetilenle yapılan teşbihe istiare denir. Açık istiare ve kapalı istiare olmak üzere ikiye ayrılır. a. Açık istiare: Benzetme öğelerinden sadece kendisine benzetilenin bulunduğu benzeyenin bulunmadığı istiaredir. Ör: Yüce dağ başında siyah tül vardır. Benzeyen: bulut(söylenmemiş) Benzetilen: siyah tül (söylenmiş) Ör: Havada bir dost eli okşuyor derimizi Benzeyen: Rüzgâr(söylenmemiş) Benzetilen: dost eli(söylenmiş) b. Kapalı istiare: Benzetme öğelerinden sadece benzeyenle yapılan istiaredir. Kapalı istiarede kendisine benzetilen yer almaz. Ör: Yüce dağların başında Salkım salkım olan bulut. Benzeyen: Bulut (var) Kendisine benzetilen: üzüm (yok) Ör: Bir arslan miyav dedi Minik fare kükredi Fareden korktu kedi Kedi pır uçuverdi Dörtlükte aslan, miyav sözcüğüyle kediye; fare, kükredi sözcüğüyle aslana; kedi uçuverdi sözcüğüyle kuşa benzetilmiştir. Ancak dörtlükte benzetilene yer verilmemiştir. Teşhis (Kişileştirme): İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıklara insana özgü bir özellik verme sanatına teşhis denir. Ör: Ağlama karanfil beni de ağlatma Sil gözyaşlarını İntak (Konuşturma): İnsan dışındaki canlı ve cansız varlıkların konuşturulması sanatıdır. Konuşturma kişileştirmeden sonra gelir. Varlıklar önce kişileştirilir sonra gerekirse konuşturulur. Her intakta bir Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 3

18 9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI kişileştirme vardır ama her kişileştirmede bir intak yoktur. Fabllar bu sanata örnektir. Ör: Mor menekşe: Bana dokunma! diye bağırdı. Tezat (Karşıtlık): Aynı varlığın, olayın, durumun birbirine karşıt iki yönünü bir arada belirtmeye ya da birbirine karşıt kavramlar arasında ilgi kurmaya tezat denir. Ömrümde zararsız günümü bilmem Her senede yüz milyonluk kârım var. (Huzuri) Aşk derdiyle hoşem el çok ilâcımdan tabip Kılma derman kim helakim zehr-i dermânındadır (Fuzuli) Mübalağa (Abartma): Bir sözün etkisini arttırmak amacıyla bir şeyi olduğundan çok göstermek ya da olmayacak biçimde anlatma sanatıdır. Ör: Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan şühedâ Ör: Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? Gömelim gel seni tarihe desem, sığmazsın. Telmih (Hatırlatma): Söz arasında herkesin bildiği bir olaya ya da kişiye işaret etme sanatıdır. Vefasız Aslı ya yol gösteren bu, Kerem in sazına cevap veren bu. Gökyüzünde İsa ile, Tur dağında Musa ile, Elindeki asa ile, Çağırayım Mevlam seni. Yunus Emre Tecahül-i Arif (Bilmezlikten Gelme): Anlam inceliği oluşturmak için herkesçe bilinen bir gerçeği bilmez görünerek anlatma sanatıdır. Şakaklarıma kar mı yağdı ne var? Benim mi Allah ım bu çizgili yüz? Cahit Sıtkı Tarancı Hüsn-i Talil (Güzel Bir Nedene Bağlama) : Sebebi bilinen bir olayın meydana gelişini, gerçek sebebinin dışında başka, güzel bir nedene bağlamadır. Senin o gül yüzünü görmek için Sana güneş bakmak için doğuyor. Tenasüp (Uygunluk) : Anlam yönünden birbiriyle ilgili sözcükleri bir arada kullanmaktır. Ör: Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabip Kılma derman kim helakim zehr-i dermendadır. Bu dizelerde dert, derman, ilaç, tabip birbiriyle ilgili sözcükler olarak kullanılmıştır. Mecaz-ı Mürsel (Ad Aktarması): Bir sözün benzetme amacı güdülmeden başka bir sözcük yerine gerçek anlamı dışında kullanılması sanatıdır. Ör: Ankara bu olaya tepki gösterdi. Burada tepki gösteren şehir değil. Ankara da bulunan hükümettir. Mecaz-ı mürsel yapılmış. Şehir söylenmiş hükümet kastedilmiştir. Ör: Cemil Meriç i her okuyuşumda yeni bir şeyler buluyorum. (Kitabını okuyorum kendisini değil) D. ŞİİRDE YAPI Şiirin yapısı anlam ve ses kaynaşmasından oluşur. Anlam ve ses kaynaşmasından oluşan nazım birimlerine beyit, kıt a, bent, mısra gibi isimler verilir. Dize, beyit, dörtlük gibi birimlerle ölçü, kafiye düzeni, tema ve imgeler belli bir bütün oluşturarak şiirde yapıyı meydana getirir. Nazım biçimi: Bir şiirde dizelerin kümelenişinden, uyakların sıralanış düzeninden ve ölçü özelliklerinden doğan örgüye denir. Nazım biçimlerini belirlemede en temel ölçüt nazım birimidir. Nazım türü: Bir şiirin konusuna göre aldığı addır. Nazım birimi: Bir manzumede anlam bütünlüğü taşıyan en küçük parçaya nazım birimi denir. Nazım birimi en az iki dizeden oluşmak üzere üç, dört, beş veya daha fazla dizeden oluşabilir. Mısra (Dize): Bir şiirin her bir satırına dize denir. Beyit: İki dizeden oluşan nazım birimine beyit denir. Ör: Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi Kanuni Sultan Süleyman Kıt a (Dörtlük): Dört dizeden oluşan nazım birimine kıt a veya dörtlük denir. Ör: Tarihim, şerefim, şiirim, her şeyim Yeryüzünde yer beğen Nereye dikilmek istersen, Seni oraya dikeyim! Arif Nihat Asya Bent: İkilik ve dörtlük dışında kalan 3, 5, 7 veya daha fazla eşit satıdaki dizelerden oluşan nazım birimine bent denir. Bugün Cuma Büyük annemi hatırlıyorum Dolayısıyla çocukluğumu Uzun olsaydı o günler! Yere düşen ekmek parçasını Öpüp başıma götürdüğüm günler! Konu: Üzerinde söz söylenen herhangi bir olay, düşünce veya duruma konu denir. Bir şiir birden fazla konuya değinebilir. Tema: Şiirin bütününe hâkim olan duygu veya hayale tema denir. Şiirin yapısını oluşturan tüm bu öğeler gerek Divan edebiyatımızda gerekse Halk edebiyatında gelenek çerçevesi içerisinde çeşitli nazım şekilleri ve türleri oluşturmak amacıyla belli ölçülerde kullanılmıştır. Oluşan bu nazım şekilleri ve Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 4

19 9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI türleri Halk edebiyatı ve Divan edebiyatı nazım şekilleri ve türleri başlıkları altında ele alınırlar. TÜRK EDEBİYATINDA KULLANILAN NAZIM BİÇİMLERİ İSLAMİYET ÖNCESİ TÜRK EDEBİYATI M.S. VIII. yüzyıla gelinceye kadar Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dönemdeki edebiyattır. Bu dönem edebiyatı, sözlü olarak üretilmiş ve kulaktan kulağa yayılarak varlığını sürdürmüştür. Bu dönem edebiyatı müzik eşliğinde ( kopuz adı verilen sazla) dile getirilmiştir. Ölçü, ulusal ölçümüz olan hece ölçüsüdür. Nazım birimi dörtlük tür. Dönemine göre arı(sade) bir dili vardır. Dizelere genel olarak yarım uyak hâkimdir. Daha çok doğa, aşk ve ölüm konuları işlenmiştir. Bu döneme yönelik elimizdeki en önemli ve eski kaynak Kaşgarlı Mahmut un Divan-ı Lügat-it Türk adlı eseridir. Kullanılan Nazım Biçimleri: Koşuk Sığır denilen sürek avları sırasında söylenen şiirlerdir. Konusu daha çok doğa, aşk, savaş ve yiğitliktir. Bu tür daha sonra Halk edebiyatında Koşma adıyla anılmıştır. Sagu Yuğ adı verilen ölüm törenlerinde, ölen kişilerin erdemlerini ve duyulan acıları dile getiren şiirlerdir. Divan edebiyatında mersiye ;halk edebiyatında ağıt ismini almıştır. Sav Dönemin özlü sözleridir. Bugünkü atasözlerinin ilk biçimi niteliğindedir. Destan Toplumu derinden etkileyen olaylar sonunda halk arasında kendiliğinden oluşan uzun nazım türüdür. Destanların Özellikleri: Toplumun ortak görüşlerini yansıtması Olağanüstü özellikler taşıması Kişilerinin seçkin olması (Kral, Han, Hakan... vb.) Ait oldukları milletten izler taşıması Oldukça uzun olması Konuları bakımından savaş, deprem, yangın şeklinde sıralanabilmesi Türk Destanları Destanlarımız yazıya geçirilmedikleri için bugün bunların ancak konularını bilmekteyiz. Bunları da İran, Çin ve Arap kaynaklarından öğreniyoruz. A. SAKA DEVRİ DESTANLARI 1. Alp Er Tunga Destanı: Türk-İran savaşlarında Alp Er Tunga nın yiğitliklerini ve bu savaşları anlatır. 2. Şu Destanı: İskender le Türkler arasındaki savaşı ve Türk hakanı Şu nun kahramanlıklarını anlatır. B. HUN DEVRİ DESTANI Oğuz Kağan Destanı: Hun hükümdarı Mete yi ve onun yaşamını anlatır. C. GÖKTÜRK DEVRİ DESTANLARI 1. Bozkurt Destanı: Göktürklerin dişi bir kurttan türeyişini anlatır. 2. Ergenekon Destanı: Bir savaşta yenilen ve Ergenekon a açılan Türklerin orada bir demir dağı eritip intikamlarını almalarını anlatır. D. UYGUR DEVRİ DESTANLARI 1. Türeyiş Destanı: Uygurların bir erkek kurttan türeyişi anlatılır. 2. Göç Destanı: Uygur Türklerinin anayurtlarından göçünü anlatır. Destanlar oluşumları bakımından iki grupta incelenebilir: a. Doğal Destanlar: Halk arasında ortaya çıkan anonim ürünlerdir. Bunlar genellikle daha sonra bir şair tarafından derlenip düzenlenmiştir. Bu türe örnek olarak şu destanları sıralayabiliriz. İliada, Odysseia Yunanlıların (Homeros) Kalevala Finlilerin Nibelungen Almanların Ramayana, Mahabarata Hintlilerin Cid İspanyolların Chanson de Roland Fransızların Gılgamış Sümerlerin Şehnâme İranlıların (Firdevsi) b. Yapma (Suni) Destanlar: Bir olayın doğal destana benzetilerek bir şairce destanlaştırılmasıdır. Yapma destan örneği olarak şunları sıralayabiliriz: Virgilius Aeneit Dante İlahi Komedi Tasso Kurtarılmış Kudüs Milton Kaybolmuş Cennet Fazıl Hüsnü DAĞLARCA Üç Şehitler Destanı İSLAMİ DEVİR TÜRK EDEBİYATI 1. TÜRK HALK EDEBİYATI İslamiyet öncesinden günümüze kadar kesintisiz gelen bir edebiyattır. Halk içinde yetişmiş ozanların icra ettiği bir edebiyattır. Temelinde sözlü bir gelenek vardır. Dili sadedir. Dörtlük ve yarım kafiye esaslıdır. Hece ölçüsü kullanılmıştır. Halkın dertlerini, sevinçlerini, her türlü duygularını işlemektedir. Koşma, destan, semai, varsağı, mani, ağıt, türkü, bilmece, atasözü, devriye, şathiye, ilahi, deme gibi çeşitli nazım şekilleri vardır. Kendi arasında: a) Âşık Tarzı Halk Edebiyatı b) Anonim Halk Edebiyatı c) Dini-Tasavvufi Halk Edebiyatı olmak üzere 3 e ayrılır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 5

20 9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI a. Âşık Tarzı Halk Edebiyatı: İslamiyet'ten önce başlamıştır. Bu edebiyatı genellikle aşık adı verilen sazlarıyla yazdıklarını besteleyip köy köy dolaşan ozanlar icra etmiştir. Hece ölçüsü kullanılmıştır. Dili sadedir. Nazım birimi dörtlüktür, yarım kafiye kullanılmıştır. Son dörtlükte şairin mahlası(adı) kullanılır. Aşk, ölüm, gurbet, ayrılık konuları sıklıkla ilenmiştir. Coşkulu, lirik bir söylenişi vardır. Kullanılan Nazım Biçimleri: Koşma Aşk, ayrılık, gurbet, sevgi, doğa, yiğitlik gibi geniş çerçeveli konuların işlendiği bir nazım şeklidir. 11 li hece ölçüsüyle yazılır. 3 ile 6 dörtlükten oluşur. Dili sadedir. Kafiyedüzeni abab, cccb, dddb şeklindedir. Son dörtlükte şairin mahlası bulunur. Koşmanın konularına göre güzelleme, koçaklama, ağıt, taşlama adlı türleri vardır. Güzelleme: İnsan ve doğa sevgisinin lirik bir edayla işlendiği koşmalara denir. (Karacaoğlan) Koçaklama: Savaş, yiğitlik, kahramanlık gibi konuları işleyen koşmalara denir. (Dadaloğlu ve Köroğlu) Ağıt: Ölen kişinin arkasından duyulan acının ve onun iyiliklerinin işlendiği koşmadır. Taşlama: Toplumun veya bireylerin aksayan yönlerini eleştiren koşmalara denir. (Seyrani) Not: Güzelleme, koçaklama, ağıt, taşlama birer nazım türüdür. Varsağı Toros Dağları ve Adana civarında yaşayan Varsak boylarının söyledikleri türkülere denir. Kafiye düzeni koşma gibidir. 4+4 şeklinde 8 li ölçüyle söylenir. bre, behey, hey nidaları sıklıkla kullanılmıştır. En az 3 en fazla 5 dörtlüktür. Konu olarak hayattan ve talihten şikâyet gibi konular işlenir. Semai Koşma ile aynı konular işlenir. Kafiye düzeni koşma ile aynıdır =8 li ölçüyle yazılır. 3 5 dörtlükten oluşur. Koşmadan ezgisi, dörtlük sayısı ve ölçüsü bakımından ayrılır. Destan 6+5 li hece ölçüsüyle söylenir. Halk edebiyatının en uzun nazım biçimidir. Kendine özgü bir söylenişi vardır. Kafiye düzeni koşma ile aynıdır. Ayaklanma, kıtlık, savaş, hastalık gibi toplumsal konular işlendiği gibi bireysel konuların işlendiği destanlar da vardır. Dörtlük sayısında sınırlama yoktur. b. Anonim Halk Edebiyatı: Belli bir sahibi yoktur. Halkın ortak malı olan ürünlerden oluşur. Dili sade, akıcı bir halk Türkçesidir. Şiirlerde hece ölçüsünün 7 li, 8 li, 11 li kalıpları ağırlıklı olarak kullanılır. Şiirlerinin nazım birimi dörtlüktür. En çok yarım kafiye kullanılmıştır.. Bazı manilerde cinaslı kafiye görülür. Ölüm, aşk, tabiat sevgisi, ayrılık acısı, özlem, yiğitlik, toplumsal aksaklıklar gibi konular işlenir. Sözlü geleneğe dayanır. Kullanılan Nazım Biçimleri: Türkü Kendine özgü bir ezgi ile söylenen nazım biçimidir. Genellikle anonimdir, yazarı bilinenleri de zamanla halka mal olmuştur. Aşk, tabiat, ayrılık, hasret, gurbet, sevgi, güzellik gibi konular işlenir Türküler 8 li (4+4) veya 11 li (4+4+3) hece ölçüsüyle söylenir.. Türküler iki bölümden oluşur. Bent: Türkünün asıl sözlerinin bulunduğu bölümdür. Kavuştak: Her bendin sonunda tekrarlanan bölümdür. Nakarat ya da bağlama adı da verilir. Mani Hecenin 7 li kalıbıyla söylenirler. Bir dörtlükten oluşur. Uyak düzeni aaxa şeklindedir. İlk iki dize doldurmadır. Asıl konu son iki dizededir. Konu sınırlaması yoktur. Düz mani, kesik mani, yedekli mani ve cinaslı mani gibi türleri vardır. Ninni Annelerin çocukları uyutmak için belli bir ezgiyle söylediği sözlü edebiyat ürünleridir. 7 li, 8 li ve 9 lu hece ölçüsüyle söylenir. Genellikle dörtlüklerden oluşur. c. Dinî Tasavvufî Halk Edebiyatı (Tekke Edebiyatı): Hece ölçüsü ağırlıklıdır, az da olsa aruz ölçüsü kullanılmıştır. Yarım uyak ve redif sık kullanılmıştır. Tasavvuf terimlerinin dışında dil, halkın anlayabileceği nitelikte ve sadedir. Saz eşliğinde söylenenler de vardır. Allah sevgisi, nefsin öldürülmesi, insan sevgisi, ölüm, Allah a varış yolları, tasavvuf ilkeleri temel konularıdır. Coşkuludur, genellikle didaktik şiirlerden oluşur. Nazım birimi dörtlüktür ancak beyitle oluşturulmuş türler de vardır. Kullanılan Nazım Türleri: İlahi Tekke edebiyatının ana nazım türüdür. 8 li hece ölçüsüyle söylenir, 7 ve 11 li de olabilir. Fanilik, Allah sevgisi, nefsin öldürülmesi temel konusudur. Bu türün en büyük ustası Yunus Emre dir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 6

21 9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Nefes 8 li hece ölçüsüyle söylenir. İlahilerin konularının Bektaşilerce söylenmesi sonucu ortaya çıkmış türdür. Deme (Deyiş) 8 li hece ölçüsüyle söylenir Saz eşliğinde kendine özgü bir makamla söylenir. Nutuk Tekke Edebiyatı nda Pirlerin ve mürşitlerin, tarikata yeni giren müritleri bilgilendirmek tarikat derecelerini ve tarikat adabını öğretmek amacıyla söylenen didaktik şiirlerdir. Devriye Evrendeki canlı cansız her şey Allah'tan gelmiştir, yine Allah- 'a dönecektir. Bu felsefeyi yansıtan şiirlere Tekke edebiyatında devriye denilmiştir. Şathiye Dini ve tasavvufi halk şiirinde genel olarak mizahi manzumelere şathiye adı verilir. İnançlardan alaylı bir dille söz eder gibi yazılan şiirlerdir. Görünüşte saçma sanılan bu sözlerin, yorumlandığında tasavvufla ilgili türlü kavramlara değindiği anlaşılır. Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi şairlerinde rastlanır. Bu türün en tanınmış şairi Kaygusuz Abdal dır. Not: Yukarıdaki türler koşma nazım biçimiyle yazıldığı için birer nazım biçimi değil birer nazım türüdür. 2. DİVAN EDEBİYATI (KLASİK EDEBİYAT) Şairler şiirlerini DİVAN adını verdikleri bir kitapta topladıkları için bu edebiyatına Divan Edebiyatı denilmiştir. Ayrıca klasik - eski - zümre edebiyatı da denilir. İslamiyet in kabulünden sonra Türkler yaşamın her alanında Araplardan, Farslardan etkilenmişlerdir. Bu etkileşimin en belirgin olduğu alanların başında edebiyat göze çarpmaktadır.13.yy dan itibaren şair ve yazarlar Fars-Arap etkisine girmeye başlamıştır. Özellikleri: Dili Arapça, Farsça, Türkçe karışımı olan Osmanlıcadır. Ölçü olarak aruz ölçüsü, nazım birimi genellikle beyittir. Şiirlerde tam ve zengin uyak kullanılmıştır. Anlatılan şey değil, anlatış biçimi ön plandadır. Çoğunlukla aşk, şarap, kadın övgü, din, ahlak, tasavvuf konuları işlenmiştir. 13.yüzyılda gelişmeye başlamış 16. ve 17. yüzyıllarda en olgun dönemini yaşamış, 19.yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür. Belli kalıpları olan bir edebiyattır. Duygu ve düşünceler mazmun denilen kavramlarla anlatılır. Soyut bir edebiyattır ve toplumsal konulara değinmemiştir. Kullanılan Nazım Biçimleri: Dörtlüklerle Yazılanlar: Rubai, Şarkı Tuyuğ, Murabba Bentlerle Yazılanlar: Terkib-i Bent, Terci-i Bent Beyitlerle Yazılanlar: Gazel, Kaside, Mesnevi, Müstezat Gazel Güzellik, aşk, kadın, şarap gibi konuları işleyen nazım biçimidir. Araplarda Farslara onlardan da Türklere geçmiştir. Gazelin ilk beytine matla son beytine makta denir. Makta beytinde şairin mahlası(takma adı) kullanılır. En güzel beytine beyt ül gazel ya da şah beyit denir. Gazelin bütün beyitlerinde aynı konu işleniyorsa buna yek-ahenk gazel denir. Bütün beyitler aynı söyleyiş güzelliğine sahip ise buna yek-âvâz gazel denir. Kafiye şeması: aa,ba, ca da... şeklindedir. En az beş en fazla on beş beyitten oluşur. Konu birliği yoktur. Her beyit başka bir konudan bahsedebilir. Türk edebiyatında Fuzûli, Bâki, Nedim en tanınmış gazel şairleridir. Kaside Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla yazılan şiirlere denir. En az 33 en fazla 99 beyitten oluşur. Kafiye düzeni gazelle aynıdır. İlk beytine matla, son beytine makta, şairin adının bulunduğu beyte taç beyit,en güzel beytine beyt ül kasid adı verilir. Nesip, girizgâh, methiye, tegazzül, fahriye, dua bölümlerinden oluşur. Nesib: Kasidenin giriş bölümüdür. Girizgâh: Konuya giriş niteliğinde olan bölümdür. Methiye: Övülecek olan kişinin yüceliklerinin sıralandığı bölümdür. Fahriye: Şairin kendini övdüğü kısımdır. Tegazzül: Şair bu bölümde bir gazele yer verir. Dua: Övülen kişinin başarısı için Allah a dua edilir. Konularına Göre Kasideler Tevhit: Allah ın birliğini anlatan kasidelere denir. Münacat: Allah a dua etmek ve yalvarmak için yazılanlara denir. Methiye: Herhangi bir şahsı övmek için yazılanlar denir. Naat: Peygamberleri övmek için yazılanlara denir. Hicviye: Birini eleştirmek için yazılanlara denir. Mersiye: Ölen birinin arkasından yazılanlara denir. Edebiyatımızda kaside türünün en güzel örneklerini Nef i vermiştir. Onun Siham-ı Kaza adlı eseri bu türün en meşhur örneğidir. Mesnevi Beyit sayısı sınırsızdır. Konu sınırlaması yoktur. Genellikle savaş, aşk, tarihi olaylar, dinî olaylar gibi konular işlenir. Mesneviler o dönemde roman ve hikâye türünün yerini tutuyordu. Her beyit kendi arasında kafiyelidir. Uyak düzeni aa, bb,cc,dd,ee, şeklinde devam eder. Beş mesneviden oluşan eserlere hamse denir. Bir şehrin güzelliğini anlatan mesnevilere şehrengiz denir. Türk edebiyatındaki ünlü mesneviler şunlardır: Kutadgu Bilig Fuzuli-Leyla ile Mecnun Şeyh Galip-Hüsn ü Aşk Şeyhi-Harname Ahmedi-İskendername (İlk mesnevi - Öğüt) (Aşk) (Aşk) (Eleştiri) (Tarih) Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 7

22 9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Nabi-Hayrabat (Öğüt) Süleyman Çelebi-Vesiletü n- Necat (Mevlid) (Dini) Mevlana-Mesnevi (Öğüt) Müstezat Gazelin özel bir biçimine denir. Uzun dizelere kısa bir dize eklenerek yazılır. Uzun ve kısa dizeler gazel gibi kendi aralarında uyaklanırlar. Kısa dizelere ziyade adı verilir. Rubai Kafiyelenişi aaxa şeklindedir. Tek dörtlükten oluşur. Aruzun belli kalıplarıyla yazılır. Hayatın anlamı ve hayat felsefesi, dünyanın nimetlerinden yararlanma ve ölüm gibi konular işlenmiştir. İran edebiyatına ait olan bu türün en büyük şairi Ömer Hayyam dır. Türkçe rubailerin en güzel örneklerini Yahya Kemal vermiştir. Tuyuğ Divan edebiyatına Türklerin kazandırdığı bir nazım şeklidir. Yak düzeni rubai gibidir. Tek dörtlükten oluşur. Felsefi konular işlenmektedir. Kadı Burhanettin in tuyuğları meşhurdur. Şarkı Besteyle okunmak için yazılan ve dörtlüklerden oluşan nazım biçimidir. Dörtlük sayısı 3ile 5 arasında değişir. Birinci dörtlükte 2. ve 4. dizeler diğer dörtlüklerde 4. dizeler aynen tekrarlanır. Buna nakarat denir. Türklerin divan edebiyatına kazandırdığı bir türdür. Aşk, sevgi, günlük hayat gibi konular işlenir. Halk deyişlerine ve söyleyişlerine yer verilir. Şarkı türünün ilk kullanıcısı ve en önemli temsilcisi Nedim dir. Murabba Dört dizelik kıtalardan oluşur. Bent sayısı 3-7 arasında değişir. Her konuda yazılır. Terkib-i Bent Bentlerle kurulmuş olan bir nazım şeklidir. Her bent 7 ile 10 beyitten oluşur. Bent sayısı 5 ile 15 arasındadır. Bentleri birbirine bağlayan beyitlere vasıta beyti denir. Şairin toplumsal ve felsefi konulardaki düşünceleri konu olarak işlenir. Terkib-i Bent türünün en önemli ismi Bağdatlı Ruhi dir. Türk edebiyatında bu türün en önemli ismi Ziya Paşa dır. Terci-i Bent Terkib-i bente benzer. Yalnız burada bentler arasındaki vasıta beyti aynen tekrarlanır. Konu olarak daha çok Allah ın kudreti, kâinatın sırları ve kâinatın zıtlıkları gibi konulara yer verilir. Bu türün de Türk edebiyatındaki en önemli temsilcisi Ziya Paşa dır. BATI ETKİSİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI 1. Tanzimat Edebiyatı 2. Servet-i Fünun Edebiyatı 3. Fecr-i Ati Edebiyatı 4. Milli Edebiyat 5. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı Kullanılan Nazım Biçimleri: Sone İlkin İtalyan edebiyatında görülen, Türk şiirinde az görülen, iki dört dizeli ve iki üç dizeli bölüm olmak üzere 14 dizeden oluşan nazım biçimidir. Uyak örgüsü şöyledir: abba ccd ede. Sone nazım şeklini Türk edebiyatında ilk olarak Servet-i Fünun şairleri kullanmıştır. Terza-Rima Üç dizelik bentlerle kurulu İtalyan nazım biçimidir. Dize kümelenişi ve kafiye düzeni şöyledir: aba bcb cçc ded... e Dante nin İlahi Komedya sının bu biçimle yazılmış olması, terza rima nın yaygınlık kazanmasını sağlamıştır. Terza-rima, Türk edebiyatında ilkin Servet-i Fünun döneminde bir tek şiirde (Tevfik Fikret in Şehrâyîn) denenmiş (1899); İkinci Meşrutiyet ten (1908) sonra zaman zaman kullanılmışsa da, yaygınlık kazanmamıştır. Serbest Müstezat 19. Yüzyıl sonlarında özellikle Servet-i Fünuncuların geliştirdikleri bir nazım biçimidir. Divan şiirindeki müstezattan farklı özellikleri vardır. Klasik nazım biçimlerinden ve tek ölçünün bir örnekliliğinden kurtuluş yeni biçimler ve ahenkler yaratmak düşüncesiyle oluşturulan bu biçim, serbest nazıma geçişte bir aşama olmuştur. Mensur Şiir 19. yüzyılın yarısında Fransa da doğmuştur. Şinasi nin Fransız edebiyatından yaptığı çeviriler, mensur şiirin ilk örnekleridir. Mehmet Rauf un Siyah İnciler i, Yakup Kadri nin Okun Ucundan, Erenlerin Bağından adlı yapıtları mensur şiir türünden ürünlerdir. Ölçü ve uyağa başvurulmaz. Duygu ve hayallerin düzyazı biçimiyle şiirsel anlatılmasıdır. Bu yazılarda iç ahenk önemlidir. Servet-i Fünuncular tarafından kullanılmış, fazla yaygınlaşmamıştır. Serbest Nazım (Şiir) Ölçüsüz ve uyaksız yazılan, belli kurallara bağlı olmayan şiirlerdir. Türk edebiyatında serbest nazım, cumhuriyetten sonra gelişmiştir. Serbest nazmın ilk örneklerini Nazım Hikmet vermiştir. NOT: Bu nazım biçimleri dışında balat adı verilen bir nazım biçiminin de kullanıldığı belirtilmektedir. Çok az tercih edildiği düşünülen bu nazım biçiminin özelliği 3 uzun 1 kısa bentten oluşmasıdır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 8

23 9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI E. ŞİİRDE TEMA Konu: Üzerinde söz söylenilen, fikir yürütülen, yazı yazılan herhangi bir olay, düşünce veya duruma konu denir. Tema: Şiirde dile getirilen duygu, düşünce ve hayale tema denir. Şiir bir düşünce yazısı olmadığı için tema sözcüğünden daha çok esrede dile getirilen duygu ve hayali anlamalıyız. Şiirde tema kimi zaman bir aşk, ayrılık acısı, ölüm korkusu gibi bireysel duygular kimi zaman da başka insanlar için üzüntülerin yer aldığı toplumsal konuları da içerebilir. F. ŞİİRDE GERÇEKLİK VE ANLAM Sanat ya da edebiyat, bir nevi gerçeğin yorumlanarak anlatılmasıdır. ifadesinden hareketle şiirde de gerçeğin değiştiğini söyleyebiliriz. Şiirdeki gerçeklik, somut bir anlayışla sınırlı değildir. Bu gerçeklik, insanın sadece yaşadıklarıyla değil; sezgileri, tasarıları ve izlenimleriyle de ilgilidir. Şair, şiirinin her okuyanda farklı duygular uyandırmasını amaçlar. Bu nedenle kelimelere yeni anlamlar yükler. Bu anlamları okuyucu kendisi hisseder. Bu şekilde şiirde farklı bir gerçeklik ortaya çıkar. G. ŞİİR VE GELENEK Şiir geleneği daha önce yaşamış şairlerin eserleriyle oluşmuştur. Geleneği oluşturan şairler arasında sanat anlayışı bakımından ilişki vardır. Halk ve aydın, tarihi akış içerisinde kendi dilleriyle kendi şiir geleneklerini oluşturmuşlardır. Bir toplumda kuşaktan kuşağa iletilen kültürel değerlere, alışkanlıklara bilgi, töre ve davranışlara gelenek denir. Düğün geleneği, mevlid geleneği, bayram geleneği gibi. Şiir geleneği daha önce yaşamış şairlerin eserleriyle oluşmuştur. Geleneği oluşturan şairler arasında sanat anlayışı bakımından ilişki vardır. Halk ve aydın, tarihi akış içerisinde kendi dilleriyle kendi şiir geleneklerini oluşturmuşlardır. Örneğin Murat Çobanoğlu, geleneği Türk edebiyatının başlangıç tarihine dayanan halk edebiyatının bir temsilcisidir. O, dörtlüklerle ve hece vezniyle şiir kozasını oluştururken içinde yaşadığı kültürel ortamın etkisiyle farklı kavramlara ve kelimelere yer vererek geleneğin içinde özgünleşmiştir. Türk edebiyatında üç şiir geleneği vardır: 1. Halk Şiiri Geleneği ve Özellikleri Halkın içinden yetişmiş ve çoğu okur-yazar olmayan sanatçılar tarafından oluşturulmuştur. Şiirler, sade bir halk Türkçesiyle söylenmiştir. Nazım birimi olarak dörtlük kullanılmıştır. Hece vezni kullanılmıştır. Kafiyeye önem verilmiştir. Aşk, tabiat, tasavvuf, yiğitlik gibi konular işlenmiştir. Şiirler hazırlıksız olarak söylenmiştir. Genellikle yarım kafiye kullanılmıştır. Gelenek usta-çırak ilişkisiyle bugüne kadar gelmiştir. Koşma, semai, varsağı, destan, ilahi, nefes, mani, türkü gibi nazım şekilleri vardır. Halk şiiri geleneğinin en güçlü temsilcileri Karacaoğlan, Âşık Seyrani, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Yunus Emre, Kaygusuz Abdal, Erzurumlu Emrah ve Gevheri dir. Bu geleneğin son dönem temsilcileri arasında Âşık Veysel, Murat Çobanoğlu, Âşık Reyhani, Âşık Şeref Taşlıova ve Âşık Mahzuni nin önemli bir yeri vardır. Örnek: Avşar Elleri Kalktı göç eyledi avşar elleri Ağır ağır giden eller bizimdir Arap atlar yakın eyler ırağı Yüce dağdan aşan yollar bizimdir Belimizde kılıcımız kirmani Taşı deler mızrağımın temreni Hakkımızda Devlet Vermiş Fermanı Ferman padişahın dağlar bizimdir Dadaloğlum yarın kavga kurulur Öter tüfek davlumbazlar vurulur Nice koç yiğitler yere serilir Ölen ölür kalan sağlar bizimdir Dadaloğlu 2. Divan Şiiri Geleneği ve Özellikleri Divan edebiyatı, saray ve çevresinde gelişen ve aydın zümreye hitap eden bir edebiyattır. Klasik Türk Edebiyatı ismiyle de anılır. Bu döneme ait şairlerin, şiirlerini topladıkları divan adı verilen birer defterleri vardır. Her şairin bir divanı olduğu için, divan edebiyatı ifadesi daha yaygındır. Divan şiirinin dilinde Arapça ve Farsça kelime ve tamlamalar sıkça görülür. Bu dönemin Türkçesine Osmanlı Türkçesi denir. Nazım birimi beyittir. Aruz vezni kullanılmıştır. Şiirlerde aşk, tabiat, din, tasavvuf gibi genellikle ferdi konular işlenmiştir. Şiirlerde konu bütünlüğüne ve bütün güzelliğine değil, beyit güzelliğine yer verilmiştir. Yani en güzel şiiri yazmak değil, en güzel beyti yazmak amaçlanmıştır Kaside, gazel, mesnevi, murabba, terkib-i bend, rubai, şarkı gibi nazım şekilleri vardır. Örnek: Gazel Tahammül mülkünü yıktın Hulagu Han mısın kâfir Aman dünyayı yaktın ateş-i sıızan mısın kâfir Nedir bu gizli gizli ahlar çak-i giribanlar Aceb bir şuha sende âşık-ı nalan mısın kâfir Sana kimisi canım kimi cananım deyü söyler Nesin sen doğru söyle can mısın canan mısın kâfir Niçin sık sık bakarsın öyle mirat-ı mücellaya Meğer sen dahi kendi hüsnüne hayran mısın kâfir Nedim-i zarı bir kâfir esir etmiş işitmiştim Sen ol cellad-ı din ol düşmeni iman mısın kâfir Nedim 3. Modern Şiir Geleneği ve Özellikleri Bu şiir geleneğinde şiirde ölçünün, nazım biriminin ve kafiyenin şart olmadığı savunulmuş ve ölçüsüz ve kafiyesiz şiirlerin örnekleri verilmiştir. Sanatlı söyleyişin yerine yalın ve tabii söyleyiş benimsenmiştir. Her türlü konu işlenmiştir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 9

24 9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Nazım birimi kullanılmamıştır. Serbest şiir tarzı benimsenmiştir. Şiirlerde sözcük dizilişi ve iç ahenk ön plandadır. Örnek: Anlatamıyorum Ağlasam sesimi duyar mısınız, Mısralarımda; Dokunabilir misiniz, Gözyaşlarıma, ellerinizle? Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel, Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu Bu derde düşmeden önce. Bir yer var, biliyorum; Her şeyi söylemek mümkün; Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum; Anlatamıyorum. Orhan Veli KANIK H. ŞİİR VE YORUM Okuyucun metni kendi birikimlerine, özelliklerine, kültürüne, zevkine ve hayal gücüne göre anlamlandırmasına yorum denir. Güzel bir yorum için: Öncelikle şiirin yapısal özelliklerini, dil ve üslubunu, temasını belirlememiz gerekir. Sonra şiirin yazıldığı dönemin şartlarına ve şairin zihniyetine (edebi kişiliğine) bakmamız gerekir. Şiirin bağlı olduğu geleneğin özelliklerini bilmemiz gerekir. Şiirin çok anlamlı bir metin parçası olduğunu unutmamız gerekir. I. METİN VE ŞAİR Şairin hayatı ve sanat anlayışı hakkında bilgi sahibi olmamız bize o şiiri yorumlamada bir fayda sağlayabilir ama şiirin her mısrasında hayatıyla bağlantı kurmaya çalışmak o şiirden sanat zevki almamızı engeller. Bütün güzel sanat eserleri gibi şiir de bir sanatçının ürünüdür. Her eserle onun mimarı arasında az ya da çok bir ilişki olabilir. Bir şairin mizacı, tecrübeleri, kültürel birikimi, sanat zevki ve dünya görüşü eserine yansıyabilir. Sanatçının yaşadığı dönem şiirin dil zevkine, temasına, yapısına, anlatım biçimine yansır. Şiir sanatçının hayatının ve ruh halinin yansıması olmamakla birlikte bunların değiştirilip dönüşmesiyle oluşan, dille ifade edilen bir güzel sanat etkinliğidir. Bir şiir, onu kaleme olan şairin izlerini taşır. Şairin kişiliği, kültür birikimi, dünya görüşü, sanat ve hayat anlayışı şiirin oluşumunda etkilidir. Şairle ilgili bu özellikleri bilmek, şiiri yorumlamamıza yardımcı olur. Bir şiir bire bir şairin hayatını anlatmaz, bu yüzden bir belge değildir. 2. MANZUME VE ŞİİR Dilde biri nazım diğeri nesir olmak üzere iki anlatım biçimi vardır. Nazım, ölçülü ve uyaklı anlatım biçimidir. Manzume: Ölçü ve kafiye gözetilerek, nazım biçiminde yani dizeler halinde yazılan metinlere manzume denir. Manzumelerin sanat değeri taşıyanlarına da şiir denir. Manzumelerde bir olay örgüsü varken şiirlerde olay örgüsü yoktur. Manzumelerde sözcükler genelde gerçek anlamda kullanılırken şiirde çok anlamlılık vardır. Şiirler manzumelere göre çağrışım yönünden daha zengindir. Manzum hikâye: Nazmın nesre yaklaştırılmasıyla ortaya çıkan bir türdür. Önemli özelliklerinden birisi metinde karşılıklı konuşmaların yer almasıdır. Bu tarzı edebiyatımızda ilk kez Servet-i Fununcular denemiştir. Tevfik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy bu türde başarılı örnekler vermişlerdir. Şiir Türleri 1. Lirik Şiir Aşk, ayrılık, hasret ve özlem gibi konuları duygusal bir dille anlatan şiire lirik şiir denir. Eski Yunan edebiyatında şairler şiirlerini Lyra (lir) denilen bir sazla söyledikleri için bu tür şiirlere lirik denilmiştir. Gazel, şarkı koşma, semai lirik şiire örnektir. 2. Pastoral Şiir Doğa güzelliklerini, kır ve doğa sevgisini, orman, yayla, dağ, köy ve çoban yaşamını, bunlara karşı duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür. Şair doğa karşısındaki duygularını anlatıyorsa "idil", bir çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi anlatıyorsa "eglog" adını alır. 3. Epik Şiir Yiğitlik, kahramanlık, savaş temalarını işleyen şiirlerdir. Destansı özellikler gösteren şiirlerdir. Okuyanda coşku ve yiğitlik duygusu uyandırır. Epik sözcüğü, Yunancada destan anlamındaki epope den gelmektedir. 4. Didaktik Şiir Bilgi vermek, öğretmek, öğüt vermek gibi öğretici amaç taşıyan şiirlerdir. Manzum hikâyeler ve fabllar da bu gruba girer. 5. Satirik Şiir Toplumdaki çeşitli düzensizlik ve bozuklukları iğneleyici sözlerle, alaylı ifadelerle eleştiren şiirlerdir. Halk edebiyatında "taşlama", Divan edebiyatında "hiciv" denir. 6. Dramatik Şiir Tiyatroda kullanılan şiir türüdür. Eski Yunan edebiyatında oyuncuların sahnede söyleyecekleri sözler şiir haline getirilir ve onlara ezberletilirdi. Bu şekilde sözler şiir şeklinde söylenirdi. Dramatik şiir, karşılıklı konuşma şeklinde yazılan manzumelerdir. Bizde birkaç sanatçı dışında pek kullanılmamıştır. Manzume ve şiir arasındaki farklar: Manzumede anlatılanlar düz yazıyla ifade edilebilirken şiirde anlatılanlar düz yazıyla ifade edilemez. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 10

25 9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI III. ÜNİTE - OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLER A. ANLATMAYA BAĞLI EDEBİ METİNLER Bir olayı anlatmaya dayanan edebi metinler masal, destan, halk hikâyesi gibi metinlerdir. Bu metinler dış dünyaya ait olayları kişi, zaman ve mekâna bağlı olarak okuyucuya aktarır. Destan ve masalla başlayan bu tür romana kadar gelen bir çizgi takip etmiştir. 1. ROMAN Yaşanmış ya da yaşanabilecek olayların yer, zaman ve kişiye bağlanarak anlatıldığı uzun soluklu eserlere roman denir. Romanda olaylar geniş ve ayrıntılı olarak anlatılır. Romandaki bütün olaylar belli bir olay etrafında gelişir. Ana olay etrafında olaycıklar vardır. Şahıs kadrosu geniştir. Kahramanlar tüm yönleriyle tanıtılır. Zaman olarak geri dönüşler olur. Romanlar çeşitli türlere ayrılır; Tarihi Roman: Konusunu tarihten alır. Sosyal (Töre) Roman: Toplumun yaşayış tarzı, gelenek, görenek ve törelerin ele alındığı romanlardır. Psikolojik Roman: Ruh çözümlemelerinin yapıldığı romanlardır. Egzotik Roman: Uzak ve yabancı ülkelerin doğa ve insanlarını anlatan romandır. Tezli Roman: Bir görüş veya düşünceyi savunan romandır. Polisiye Roman: Konularını polisi ilgilendiren olaylardan alan romanlardır. 2. HİKÂYE Olmuş ya da olması mümkün olan olayları anlatan, romana göre daha kısa olay yazılarıdır. Romanda birden fazla olay varken hikâyelerde çoğunlukla tek bir olay vardır. Şahıs kadrosu romana göre dardır. Hikâyede ayrıntılara girmekten sakınılır, kişiler çoğu zaman hayatlarının belli bir anı içinde anlatılır. İki tür hikâye görülür: a. Olay Hikâyesi (Klasik Hikâye): Maupassant tarzı da denir. Olay esastır. Bizdeki temsilcisi, Ömer Seyfettin dir. b. Durum-Kesit Hikâyesi: Çehov tarzı da denir. Olaydan çok insanın belli bir zaman dilimindeki durumu anlatılır. Bizdeki temsilcisi, Sait Faik Abasıyanık'tır. 3. MASAL Genellikle halkın yarattığı, ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa sürüp gelen, çoğunlukla olağanüstü durum ve olayları yine olağanüstü kahramanlara bağlayarak anlatan eserlere masal denir. Özellikleri: Masallar, meydana geldikleri zaman bir kişinin malıyken, yaygınlaştıkça, yöreden yöreye, ülkeden ülkeye geçtikçe halkın malı olur. Masal, anonim bir türdür. Olaylar hayal ürünüdür. Kahramanlar insanüstü nitelikler gösterir. Masallarda genellikle iyilik-kötülük, doğruluk- haksızlıkadalet- zulüm, alçakgönüllülük kibir gibi zıt durumların temsilcisi olan kişilerin mücadelelerinden veya insanların ulaşılması güç hayallerinden söz edilir. İyiler hep iyi, kötüler hep kötüdür. İyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır. Masallarda yer ve zaman kavramları belirsizdir. Anlatımda genellikle geniş zaman veya öğrenilen geçmiş zaman kipi (-mişli geçmiş) kullanılır. Anlatım kısa ve yoğundur. Masal kişileri her tabakadan seçilebilir. Masallarda cinler, periler, devler de rol alır. Masalların bir kısmı hayvanlarla ilgilidir. Masalların çoğu bir varmış, bir yokmuş ya da evvel zaman içinde, kalbur saman içinde gibi ifadelerle başlar. Bunlara tekerleme denir. Tekerlemeden sonra olay ve dilek bölümleri gelir. Türk masallarında dilek bölümü ya onlar ermiş muradına... ya da gökten üç elma düştü biçiminde başlar. Masallarda milli ve dini motiflere hemen hiç yer verilmez. Evrensel konuların işlendiği masallarda eğiticilik esastır. Masallarda genellikle bir eğitim amacı saklıdır. Masallar bu yönüyle didaktik (öğretici) bir nitelik taşır. Günümüzde belli bir kişinin ortaya koyduğu yapma masallarda yazılmaktadır. 4. HALK HİKÂYELERİ Hikâye türünün en eski örnekleri olan ve destandan modern hikâyeye geçişi sağlayan anonim eserlerdir. Başka bir tanım yapacak olursak; Türk edebiyatı ürünleri içinde 16.yüzyıldan itibaren görülmeye başlanan, genellikle âşıklar tarafından nazım-nesir karışık bir ifade tarzı ile dinleyicilere anlatılarak nesilden nesile intikal eden, yer yer masal ve destan özellikleri gösteren hikâyelerdir. Özellikleri: Türk edebiyatında bu özelliğe sahip ilk örnek Dede Korkut Hikâyeleridir. Genellikle aşk konusunun işlendiği halk hikâyelerinde zaman zaman kahramanlık konularıyla dini konuların işlendiği de görülmüştür. Nazım-nesir karışık olarak anlatılan bu hikâyelerin gelişip yayılmasında saz şairlerinin önemli bir fonksiyonu vardır. Hikâyenin kahramanı âşık olur, sevgilisine kavuşma yolunda çeşitli maceralara girer, sonunda kavuşur veya kavuşamaz ama hikâye de orada biter. Halk hikâyelerinin destan döneminin kapanmasından sonra ortaya çıktığı kanaati yaygındır. Nitekim Türk edebiyatında halk hikâyelerinin en eski örneği sayılan Dede Korkut Hikâyeleri de destandan halk hikâyeciliğine geçiş dönemi ürünü olarak kabul edilmektedir. Halk hikâyelerini destanlardan ayıran özellikler: Mutlaka tarihi bir olaya dayanmaması, Nazım-nesir karışık oluşu ve zamanla nesir kısmının ağırlık kazanması, Şahısların ve olayların anlatımında takınılan gerçekçi tavır, Kahramanlıktan çok aşk maceralarına yer verilmesi, Hikâyedeki manzum kısımların genellikle saz eşliğinde dile getirilmesi, Değişik bir anlatılma üslup ve geleneğinin olması, Belli yerlerinde tekerleme adı verilen belli söz kalıplarının bulunması gibi hususlarda ayrılmaktadır. Halk hikâyeleri konularına göre dört çeşittir: Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 11

26 9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI a. Aşk Hikayeleri: Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin, Yusuf ile Züleyha, Ercişli Emrah ve Selvi, Tahir ile Zühre, Âşık Garip Hikayesi, Aşık Kerem Hikayesi, Elif ile Mahmut... b. Dini-Tarihi Halk Hikayeleri: Hayber Kalesi, Kan Kalesi, Battal Gazi, Danişmend Gazi, Hz. Ali ile ilgili diğer hikâyeler... c. Kahramanlık Hikayeleri: Köroğlu Hikâyesi d. Destanî Halk Hikâyeleri: Dede Korkut Hikâyeleri NOT: Destan geleneğinden Halk hikâyeciliğine geçişin ilk ürünü Dede Korkut Hikâyeleri dir. Bu nedenle Dede Korkut Hikâyeleri özel bir önem taşır. Not: Mesnevi ve Manzum Hikâye türleriyle ilgili bilgiler Nazım Biçimleri ve Manzume ve Şiir bölümlerinde verilmiştir. Mesnevi Türünün Şiirle Ortak ve Şiirden Farklı Yönleri: Şiirle benzer yönü: Redif, kafiye, ölçü, ses ve söyleyiş gibi ahenk unsurlarının ve yapı(nazım birimi) unsurunun benzer olması. Şiirle farklı yönü: Mesnevide bir olay örgüsünün bulunması ve bu olay örgüsüne bağlı kişi, zaman, mekân unsurlarının bulunması. 5. DESTAN Bir milletin başından geçmiş ve toplumda derin etki bırakan savaş, göç, afet, kıtlık gibi olayların etkisiyle söylenmiş, kimi zaman da bir kişinin kahramanlıklarını anlatan uzun manzum hikâyelerdir. Destanlar; milletlerin tarihinde derin iz bırakmış önemli olayları harikuladeliklerle süsleyerek anlatan uzun, manzum, milli eserlerdir. Destan anlatıcısı ozan (akın veya baksı) onu bir kopuz eşliğinde söyler. Bir takım mimik, jest ve taklitlerle anlatımını kuvvetlendirmeye çalışır. Masallarla destanlar arasındaki benzerlik ve farklılıklar: Masal ile destan arasında şu benzerlik vardır: Destanlarda, masal kahramanı olarak bilinen perilerin yaşayışına benzer bir hayat süren destan kahramanları vardır. Oğuz Destanı nda Oğuz un evlendiği kızlar gibi. Masal ile destan arasındaki farklar: Masal konuları çeşitli olmasına rağmen destan konularında kahramanlığa fazla yer verilir. Umumiyetle milletlerin mazisindeki önemli olaylar ve büyük kahramanlar etrafında destanlar teşekkül eder. Masal kahramanlarının hayali olmasına karşılık destan kahramanlarını biz tarih sayfalarında bulabiliriz. Oğuz Kağan gibi. Destanlar daha hacimli olur. Pek çok olayın anlatıldığı destanların hacimleri de uygun olarak geniş bir yer kaplar. Destanlar manzum olurlar, masallardaki durum ise tamamıyla tersidir. Masallarda manzum kısımlar yok denecek kadar azdır. Masalların benzerlerine başka milletlerde de rastlanıldığı halde destanlarda durum farklıdır. Destanlar millidir. Bir millete aittir. Romanlarla destanlar arasındaki benzerlik ve farklılıklar: Roman ile destan arasında şu benzerlik vardır: Her iki türün yapısının da olay örgüsü, kişiler, zaman ve mekân unsurlarından oluşması. Roman ile destan arasındaki farklar: Destanda bir milleti derinden etkileyen olaylar işlenirken romanda konu sınırlaması söz konusu değildir. Destanın doğal gerçekliği bulunmazken romanda doğal gerçeklik ve kurmaca gerçeklik birlikte işlenir. 6. MANZUM HİKÂYE Manzum Hikâye; bir mekân, bir zaman ve kişiler etrafında gelişen olay örgüsünü şiir halinde anlatan nazım biçimidir. Türk edebiyatında Tanzimat sonrasında gelişen bu türün en güzel örneklerini Tevfik Fikret ve Mehmet Akif Ersoy vermiştir. Manzum hikâyelerin öykülerden tek farkı manzum(şiir) biçimde yazılmış olmasıdır. Bu tür hikâyelerde didaktik şiir özelliği görülür. Bu tür için ilk adımları Recaizade Mahmud Ekrem ile Muallim Naci atmıştır. Bu tür Servet-i Fünun döneminde etkili hale gelmeye başlamıştır. Mehmet Akif Ersoy un ise Küfe, Seyfi Baba, Mahalle Kahvesi, Hasta gibi önemli manzum hikâyeleri bulunmaktadır. En önemli temsilcileri Mehmet Akif Ersoy ve Tevfik Fikret'tir. Bunun yanında Beş hececiler de bu türe katkıda bulunmuştur. Özellikleri: Manzum hikâyeler edebi metinlerdir. Konu ve özellik bakımından hikâye ile aynı özellikleri gösterir. Tanzimat tan sonra ortaya çıkan bu manzume türü kafiyeli ve redifli, şiir biçiminde hikâye yazmak amacını güder. Manzum hikâyelerde şairler ya bir olayı anlatırlar ya da bir öğüt verme çabası güderler. Manzum hikâyeler genellikle bir çevre tasviriyle başlar, o çevrenin kişileri anlatılır. Sonra olay anlatılır. Amaç okuyucuya bu bölümde ders vermektir. Bir hikâye gibi sonlandırılır. Manzum hikâyeler düşündürücü ve eğiticidir. Manzum hikâyeler belli bölümlerden oluşur. İlk bölümde anlatılmak istenen olaydan ve kişilerden bahsedilir. İkinci bölümde olaylar anlatılır, örneklerle tasdik edilir. Üçüncü bölümde ise olay son bulur ve okuyucuya ders vermeyi güden cümleler yer alır. B. GÖSTERMEYE BAĞLI EDEBİ METİNLER Olayı bir topluluk önünde canlandırma esasına dayanan metinlerdir. Ortaoyunu, karagöz, komedi, dram gibi türler bu bölüme girer. 1. TİYATRO Hayattaki olayları konu edinen, sahnede oynanmak amacıyla yazılan edebi eserdir. Tiyatro göstermeye bağlı bir güzel sanat dalı olarak dramatik sanatlar dan biridir. Roman ve hikâye soyut olduğu halde, tiyatro somuttur. Tiyatro metinlerindeki temel ifade biçimi gösterme ve anlatma dır Tiyatro eserleri, konularına göre dram, trajedi ve komedi gibi türlere ayrılır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 12

27 9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI A. MODERN TÜRLER a. TRAJEDİ: Seyirciye, hayatın acıklı yönlerini göstermek, ahlak ve erdemi anlatmak için yazılmış manzum eserlerdir. Özellikleri: Konusunu seçkin kimselerin hayatından ya da mitolojiden alır. Kahramanları tanrılar, tanrıçalar ve soylu kimselerdir. Kusursuz bir üslubu vardır. Kaba sözlere yer verilmez. Eser baştan sona kadar ağırbaşlı, ciddi bir hava içinde geçer. Çirkin olaylar, seyircinin gözü önünde gerçekleştirilmez, sahne arkasında gerçekleştirilir. Bu olaylar haberciler tarafından sahnede aktarılır. Üç birlik kuralına uyulur.( Yer, zaman, olay ) Oyunda koroya yer verilir. Ünlü trajedi yazarları; Eski Yunan; Aiskhylos, Eurupides, Sophokles. Fransız; Corneille, Racine. b. KOMEDİ: İnsanların ve olayların gülünç yönlerini ortaya koymak, izleyenleri güldürmek ve düşündürmek amacıyla yazılmış tiyatro eseridir. Özellikleri: Konusunu, yaşanılan hayattan ve günlük olaylardan alır. Kişiler halktan ve yüksek zümreden her çeşit insan olabilir. Her türlü söze şakaya yer verilir. Kişilerin her türlü davranışları sahnede gösterilir. Birbirini izleyen diyalog ve koro bölümlerinden oluşur. Manzum olarak yazılır. Üç birlik kuralına uyulur. Türün yazarları, Yunan-Aristophanes, Fransız- Moliere. c. DRAM: Hayatı olduğu gibi acıklı ve gülünç yönleriyle sahnede göstermek için yazılan tiyatro eseridir. Özellikleri: Hayatı olduğu gibi yansıtır. Trajedi ve Komedi kaynaşmıştır. Konusunu günlük yaşamdan ve tarihten alır. Üç birlik kuralına uyma zorunluluğu yoktur. Olaylar, çirkin dahi olsa sahnede gösterildiği gibi kişiler hangi sınıf ve halktan olursa olsun dramda yer alır. B. GELENEKSEL TÜRK TİYATROSU TÜRLERİ a. KARAGÖZ Seyirlik halk oyunlarından olan Karagöz, bir gölge oyunudur. Oyunda Karagöz cahil halk tipini; Hacivat ise aydın tipini temsil eder. Geleneksel Türk Tiyatrosu ürünlerindendir. Manda ve deve derisinden yapılan resimlerin, bir ışık yardımıyla sahnedeki perdeye yansıtılmasıyla oluşur. Bir gölge oyunudur. Bu nedenle bazı kaynaklarda Hayal-i Zıl şeklinde de adlandırılır. Kahramanları Karagöz, Hacivat, eşraftan kimseler, Beberuhi, Tuzsuz Deli Bekir, satıcılardır. Karagöz; okumamış, hazır cevap, söylenenleri ters anlayan ve buna göre cevaplar veren kaba bir adamdır. Hacivat ise aydın ve yarı aydın kişileri temsil eder. Karagöz oyununda bütün konuşmalar perdenin arkasındaki tek kişi tarafından yapılır. Bu nedenle Karagöz oynatmak zor bir iştir. Karagöz oyununun oynatıldığı perdeye hayal perdesi denir. Oynatan kişi de hayali ya da hayalbaz olarak adlandırılır. Karagöz oyunu dört bölümden oluşur: 1. Giriş: Sahneye göstermelik denen bir resim konulur. 2. Muhavere: Karagöz ve Hacivat ın karşılıklı konuşmaları 3. Fasıl (Asıl oyun) 4. Bitiş: Oyunun sonunda hatalar için özür dilenen ve bir sonraki oyunun yerinin belirtildiği bölümdür. Karagöz oyunundaki tipler ana hatlarıyla şöyle tasnif edilir: Asıl Tipler: Karagöz, Hacivat Şive taklitleri yapan tipler: Kastamonulu, Kayserili, Bolulu, Eğinli, Arap, Acem, Arnavut, Laz, Kürt, Rumelili, Muhacir, Ermeni, Yahudi, Rum, Frenk Hasta Tipler: Beberuhi, Tiryaki, Kekeme, Altıkulaç, Sarhoş, Deli Diğer Tipler: Çelebi, Köçek, Zenne b. ORTAOYUNU Seyircilerle çevrilmiş bir alanda, yazılı bir metne bağlı kalmadan ve doğaçlama (tuluat) yoluyla oynanan bir oyundur. Pişekâr ve Kavuklu oyunun temel kişileridir. Halkın ortak malıdır. Oyunların güldürme unsurları karşılıklı konuşmalardaki söz oyunları, hazır cevaplılık, yanlış anlamalar ve yöresel konuşmaların taklitleridir. Oyunda Karagöz ile Kavuklu nun; Pişekâr ile Hacivat ın bütün özellikleri aynıdır. Karagöz ile Ortaoyunun farkı ise, Karagöz ün perdede, Orta Oyun un meydanda oynanmasıdır. Yani Orta Oyunu canlı kişilerle oynanırken Karagöz de tasvirlerin gölgesi oynatılır. c. MEDDAH Geleneksel tiyatro içinde yer alan Meddah hikâyelerinde rol alan bütün kişileri, hikâyeyi anlatan ve meddah adıyla anılan tek kişi canlandırır. Hikâye anlatmak olan meddahlık bir taklit yapma sanatıdır. Perdesi, sahnesi, dekoru, kostümü bir sanatkârda toplanmış bir temaşadır. Meddah bir sandalyeye oturarak dinleyicilerine hikâyeler anlatır. Meddahın anlatışını, günlük yaşamdaki olaylar, masallar, destanlar, hikâyeler ve efsaneler oluşturur. Meddahın aksesuarını bir mendil ile bir sopa (baston) oluşturur. Genellikle güldürücü, ahlâkî ve edebi sonuç çıkarılacak hikâyelerine klişeleşmiş "râvıyân-ı ahbar ve nâkılân-ı âsar ve muhaddisân-ı ruzigâr şöyle rivayet ederler ki" şeklinde söz başı ile başlar, daha sonra kahramanları sayıp hikâyesini anlatır. Meddah hikâyenin kahramanlarını kendi yöresinin dili ve şiveleri ile konuşturan insandır. d. KÖY SEYİRLİK OYUNLARI Köy seyirlik oyunları, adı üzerinde seyirlik oyunlardır. Tıpkı ortaoyunumuzda olduğu gibi bu oyunlar da genellikle köyün ortasında, köy meydanında oynanır. Seyirciler çepeçevre oyuncuları çevreler. Oyuncu - seyirci ayrılığı hem vardır hem yoktur. Oyuncuları oyuna seyirciler hep beraber hazırlar. Bir tas, bir şapka, bir baston, bir deve, bir sopa, bir tüfek olabilir. Sırası gelen oyuncu seyirci içinden çıkarak oyuna katılır, oyundaki görevi bittikten sonra yeniden seyircilerin arasına karışır. Köy seyirlik oyunlarında da ortaoyununda ve meddahta olduğu gibi doğaçlamaya büyük önem verilir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 13

28 9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Geleneksel Tiyatro Türlerini Modern Tiyatro Türlerinden Ayıran Özellikler: Geleneksel Türk tiyatrosunda yazılı bir metin yokken modern Türk tiyatrosunda yazılı metin vardır. Geleneksel Türk tiyatrosunda sahne ve dekor anlayışı yokken modern Türk tiyatrosunda sahne ve dekor kullanılmaktadır. Geleneksel Türk tiyatrosunda belirli tipler varken modern Türk tiyatrosunda çeşitli karakterler ve tipler birlikte yer almaktadır. Geleneksel Türk tiyatrosunda taklitler, şive bozuklukları ve yanlış anlamalar önemli bir yer tutarken modern Türk tiyatrosunda konuya göre bir dil kullanılmaktadır. IV. ÜNİTE ÖĞRETİCİ METİNLER Tanım: Bilgi ve haber vermek, ikna etmek, kanıları değiştirmek, uyarmak, düşündürmek, yönlendirmek, tanıtmak gibi amaçlarla yazılan metinlere denir. Özellikleri: Bu metinler ele aldığı konuya göre deneme, makale, fıkra gibi farklı isimler alır. Hepsi düzyazı şeklindedir ancak konuyu ele alış şekilleri farklıdır. Bu tür metinlerde okuyucuya verilmek istenen mesaj genellikle doğrudan aktarılır. Bu mesaja ana düşünce denir. Öğretici metinlerde amaç bilgi vermek, öğretmek olduğu için daha çok günlük dil kullanılır. Sanatsal anlatıma, mecaz anlamlı kelimelere fazla yer verilmez. A. ÖĞRETİCİ METİNLERİ İNCELEME YÖNTEMİ 1. Metin ve Zihniyet Her metin, yazıldığı dönemin sosyal, ekonomik, siyasî yapısını, sanat anlayışını yansıtır. Dönemin bu özelliklerine zihniyet diyebiliriz. Metin, yukarıda sayılan unsurların hiç birine indirgenemez, çünkü metin bunların hepsinden yararlanılarak oluşturulan bir bütündür. Bir metinde, metnin yazıldığı dönemin özellikleri metne sindirilmiş bir şekilde yer alır. Bu özellikler metinle bütünleşir. Bir metni incelerken metinden dönemin zihniyetine ait ipuçları tespit edilir. Öğretici metinler; toplum, kültür ve sanat hayatıyla ilgili düşüncelerin dile getirildiği, okuyucunun bu konularda bilgilendirilmeye çalışıldığı metinlerdir. Bu nedenle bu metinler aynı zamanda yazıldığı dönemin bu konulara bakış açısını da yansıtan belgelerdir. Metinlerde ele alınan konular, kullanılan dilin özellikleri, seçilen sözcükler, tutum ve davranışlar da dönemin zihniyetini yansıtan öğelerdir. 2. Yapı (Plan) Metnin yapısı, kendi içinde anlam bütünlüğü olan birimlerin bir düzene bağlı olarak birleşmesi sonucu oluşur. Bu birimler paragraflardır. Ayrıca paragraflarda kendi içinde anlam birliğine sahip cümle kümelerinden oluşur. Bu kümeler yeri, zamanı, mekânı, kişiyi ve durumu ifade ederler. Paragraftaki birlik ve bütünlüğü sağlamak için giriş, gelişme ve sonuç bölümlerindeki cümlelerin dil ve fikir yönünden birbiriyle bağlantı kurmasını sağlayan bağlayıcı öğeler vardır. Köprü kelimeler diye de nitelendirebileceğimiz bu öğeler cümle başı edatları, zamirler, sözcük ve sözcük gruplarıdır. Öğretici metinler giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinden oluşan bir bütünlük gösterir. Bir eseri yapı bakımından incelerken, metnin yazılış amacı, amaca uygun anlatım biçimi, hedeflenen okuyucu kitlesi, yapıyı meydana getiren birimlerin bağlanışı ve sıralanışı gibi özellikler üzerinde durulur. İçerik ve yapı, birbirini bütünleyen öğeler olarak ana düşüncenin oluşumunu sağlar. 3. Ana Düşünce Öğretici metinlerin amacı bilgi vermek, öğretmektir. Ama ne öğretilmek isteniyor? Metinde ele alınan, bize verilmek istenen düşünce nedir? Yazı ne amaçla yazılmıştır? Yazıdan çıkaracağımız sonuç nedir? İşte bu soruların cevabı ana düşüncedir. Metnin tamamının iletmek istediği düşüncenin en kısa, yoğun ifadesine ana düşünce denir. Öğretici metinlerin incelenmesinde metnin ana düşüncesini tespit etmek gerekir. Eğer biz bu düşünceye ulaşamamışsak, metni yeterince anlamamışız demektir. Ana düşünceyle metnin kaleme alındığı dönem arasında ilişki kurulabilir. Zira metnin kaleme alındığı dönemin sosyal ve siyasî yapısı, tartışılan sanat anlayışları ana düşüncenin oluşmasında etkili olur. Öğretici metin türlerine göre ana düşüncenin oluşumu farklılık gösterir. Ana düşünce olarak; Felsefî metinlerde soyut bir kavram, Bilimsel metinlerde teknik bir gelişme, Tarihî metinlerde ve makalede siyasî bir düşünce, Deneme, sohbet, gezi, anı gibi metinlerde sosyal yeni bir buluş ifade edilir. 4. Dil ve Anlatım Öğretici metinlerde dil bir nesneyi, bir kavramı, bir olayı anlatmak, açıklamak ve bildirmek ve okuyucuyu uyarmak, harekete geçirmek üzere kullanılır. Metnin dili; ifade edilmek istenen düşünceye, seçilen anlatım türüne ve hitap edilen okuyucuya, kullanılan iletişim aracına göre değişir. Hitabetin diliyle sohbet türünün, deneme türüyle makale türünün anlatımı aynı değildir. Aynı manzaraya farklı açılardan bakıldığında aynı şey görülmez. Bu farklılık bakış açısından kaynaklanır. Bir konuya farklı bakış açılarından yaklaşılabilir. Bilgi, inanç, düşünce farklılığı, kültürel çevre, psikolojik özellikler bakış açısını belirler. Bütün bunlar yazarın anlatımını etkiler. Aynı konu farklı yazarlar tarafından ifade edilebilir. Ancak sonuçta hiçbir yazarın anlatımının birbirine benzemediği görülür. İşte bu farklılık üsluptan kaynaklanmaktadır. Üsluba, yazarın anlatım tarzı diyebiliriz. Yazarın kurduğu cümleler, kelime seçimi, cümle yapısı, kelimelere kazandırdığı anlam, anlatımının açık, tutarlı, anlaşılır olup olmadığı o yazarın üslubunu ortaya koyar. Metinlerin türleri ile kullanılan kelimeler arasında sıkı bir ilişki vardır. Bilimsel metinlerde çok sık bir şekilde terimlere yer verilir. Makale türündeki metinlerde doğal dil kullanılır. Dil, değişik yorumlara kapalıdır. Sözcükler genellikle ilk anlamlarında kullanılır. Felsefî metinlerde dil kavram boyutuyla, sözcükler günlük hayattaki anlamlarından soyutlanmış bir görev yüklenerek karşımıza çıkar. Deneme, sohbet, anı gibi türlerde dil, öznel bir şekilde kullanılır. Sözcüklere yeni anlamlar yüklenir. Hitap edilen kitle de öğretici metinlerin dilinin oluşumunda etkili olur. Antik dönemde düzey bakımından üslup yüksek, orta ve alçak üslup olmak üzere üç gruba ayrılmıştır: Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 14

29 9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Örnek: Yüksek üslup düzeyi son uykusuna dalmak Orta üslup düzeyi ölmek Alçak üslup düzeyi gebermek 5. Metin ve Gelenek Öğretici metinler incelenirken metnin hangi geleneğe bağlı kalınarak yazıldığı, sanatçının gelenekle ilişkisi tespit edilir. Felsefe, bilim, gazete çevresinde gelişen ve kişisel hayatı konu alan metinler, yapı, tema, dil ve anlatım gibi konularda tarihî akış içinde kendi geleneklerini oluşturur. Ancak her dönem, bunlara yeni öğeler ve değerler katarak zenginleştirir. Her metin yapı, tema, dil ve anlatım bakımlarından aynı türde daha önce yazılmış metinlerden yararlanılarak oluşturulur. Türk edebiyatında nesir türü, Tanzimat Dönemi edebiyatından sonra gelişmeye başlar. Daha öncesinde Türk edebiyatında Batılı anlamda bir nesir geleneği yoktur. Makale, deneme, gazete türündeki yazılar, Batı edebiyatı örnek alınarak kaleme alınmış ve günümüze kadar kendi geleneğini oluşturarak sürmüştür. 6. Anlam Öğretici metinlerde söz ve söz öbekleri (grupları) daha çok ilk anlamlarıyla kullanılır. Bundan dolayı öğretici metinlerde anlam okuyucuya, mekâna ve zamana göre değişmez. Yani okuyucu, zaman ve mekân faktörleri öğretici metinlerin anlamını etkilemez. Bu bakımdan öğretici metinler edebî metinlerden farklılık gösterir. İyi bir edebî metin birden çok anlama ve yorumlamaya açık olan metindir. İyi bir öğretici metin ise yazarın anlatmak istediği anlamı yorumlamaya meydan vermeden ileten metindir. Öğretici metinlerin amacı, bilgi vermek, aydınlatmak, açıklamaktır. Örnek-1: İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için, sevmekten korkuyor. Sevilmekten korkuyor, kendisini sevilmeye lâyık görmediği için. Düşünmekten korkuyor sorumluluk getireceği için. Konuşmaktan korkuyor, eleştirilmekten korktuğu için. Duygularını ifade etmekten korkuyor, reddedilmekten korktuğu için. Yaşlanmaktan korkuyor, gençliğin kıymetini bilmediği için. Unutulmaktan korkuyor, dünyaya iyi bir şey vermediği için. Ve ölmekten korkuyor aslında yaşamayı bilmediği için. W.Shakespeare Yukarıdaki metinde insanların korkma nedenleri açıklanmıştır. Dolayısıyla bu metinin yazılış amacı açıklamaktır. Metinde kelimeler ilk anlamlarıyla kullanıldığı için her okuyucu bu metinden aynı anlamı çıkarmaktadır. Örnek-2: Tabiat ile hayat, insanoğlunun şekil vererek güzel ve faydalı eserler vücuda getirebileceği muazzam bir malzeme deposudur. Resim mi yapmak istiyorsunuz? Dünyada renkten ve boyadan çok ne var? Hakiki bir ressam konu bakımından da bir sıkıntı çekmez. Bütün tabiat ve hayat işlenecek konu ile doludur. Mühim olan, herhangi bir konu etrafında bir renk kompozisyonu vücuda getirmektir. Mehmet KAPLAN Mehmet Kaplan a ait olan ikinci metin okuyucuyu aydınlatmak amacıyla yazılmıştır. 7. Metin ve Yazar Edebî metinlerde metnin yazarıyla metin arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu ilişki öğretici metinlerin bir kısmı için de geçerlidir. Deneme, sohbet, fıkra, anı, gezi gibi metinlerde yazarın hayatında yer etmiş olaylar, beklentiler, özlemlerin izleri de yansır. Fakat ansiklopedi, makale, tarih gibi bilimsel metinlerde yazarın kişiliği metne yansımaz. Çünkü bu metinler nesnel bir anlatımla kaleme alınır. 8. Yorum Okuyucu, öğretici metni inceledikten sonra metnin yapısı, düşüncesi, anlatımı, yazılış amacıyla sezdirdiği anlamı, metnin anlamının zaman içinde değişip değişmediğini, metnin okuyucuda uyandırdığı duyguları yorumlar. B. ÖĞRETİCİ METİN ÖRNEKLERİNİ İNCELEME VE KAR- ŞILAŞTIRMA 1. GAZETE ÇEVRESİNDE GELİŞEN METİNLER a. Makale Bir gerçeği açıklamak, bir konuda görüş ve düşünceler öne sürmek ya da bir tezi savunmak, desteklemek için yazılan yazılara makale denir. Anlatım yalın ve yoğundur, nesnel bir nitelik taşır. Öne sürülen düşünce ve tez kanıtlanır. Gazete ve dergilerde yayımlanır. b. Deneme Yazarın herhangi bir konudaki görüşlerini, kesin kurallara varmadan, kanıtlamaya kalkmadan, okuyucuyu inanmaya zorlamadan anlattığı yazı türüdür. Yazar, kendisiyle konuşuyormuş gibi bir hava sezdirir. Samimi bir dil kullanılır. Yazar, öne sürdüğü görüşleri ispatlamak zorunda değildir. Yazarın kesin bir sonuca varma zorunluluğu yoktur. Yazar anlatımda ve konu seçiminde özgürdür. c. Fıkra Yazarın, gündelik olayları, özel bir görüşle, güzel bir üslupla, kanıtlama gereği duymadan yazdığı kısa, günübirlik yazılardır. Gazete yazısıdır. Yazar düşüncelerini kanıtlama yoluna gitmez. Dil tabiidir. Günlük deyimlere, yer yer nükteli sözlere yer verilir. d. Sohbet (Söyleşi) Yazarın, gündelik olaylarla ilgili düşüncelerini, okuyucu ile karşı karşıya oturup konuşuyormuş gibi içten bir hava içinde yazdığı yazılara sohbet denir. Herkesi ilgilendiren konular seçilir. Yazar, sorulu-cevaplı cümlelerle karşısındakiyle konuşuyormuş hissi verir. İçtenlik, samimilik, doğallık sohbetin özelliklerindendir. e. Eleştiri Sanat, edebiyat, düşünce eserlerini hem öz hem yapı yönünden açıklayan, başarılı ve başarısız ya da değerli ve değersiz yönlerini gösteren, bunları örneklerle somutlaştırıp belirten yazı türüdür. Eleştiri objektif olmalıdır. Eleştiride amaç okura ve yazara yol göstermektir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 15

30 9. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Eleştirmenin kişisel duygularını kattığı eleştirilere öznel eleştiri, kişisel duygularını katmadığı, objektif olduğu eleştirilere de nesnel eleştiri denir. f. Röportaj Yazarın okuyucularına bir konuyu inandırmak için kişi, eşya, eser ya da bir yerle ilgili olarak yaptığı incelemeleri, fotoğraflarla süsleyerek, kendi görüşlerini de katarak yazdığı gazete ve dergi yazılarına röportaj denir. Röportaj, bir çeşit haberdir. Fakat röportajda bilgiden başka, yazarın izlenimleri, düşünceleri, görüşleri de yer alır. Röportajı hazırlayan kişi, konuyu iyice öğrenmeli, yerinde ve gerekli incelemeleri yapmalı, gerekli belgeleri toplamalıdır. Röportaj türü, gazeteciliğin gelişmesiyle ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, röportaj, özellikle gazetecilerin uyguladığı bir türdür. 2. KİŞİSEL HAYATI KONU ALAN METİNLER a. Hatıra (Anı) Bir yazarın kendisini yaşadığı ya da tanık olduğu olayları, sanat değeri taşıyan bir üslupla anlattığı yazılardır. Geçmişteki olay üzerine yazılır. Yazar, olayları kendi bakış açısından anlatır. Anılar, yaşandığı dönem hakkında bilgi verir. Anı yazarken önce konu tespit edilmeli; sonra ya günü gününe tutulan notlar ya da hafızada saklanan olaylar zinciri, plâna göre düzenlenmelidir. d. Otobiyografi (Özyaşam öyküsü) Kişinin kendi hayatını anlattığı yazıya otobiyografi denir. Çoğu zaman bunlarda, sanatçı kendisiyle beraber aile büyüklerinden, çevreden, aile içi durumlardan da söz eder. e. Mektup Bir düşünce veya duygunun birilerine iletilmesi amacıyla yazılan özel yazılara mektup denir. Mektupta kullanılacak anlatım, bunu okuyacak kişinin kültür düzeyine göre ayarlanır. Edebiyatımızda mektup türü, Tanzimat Edebiyatı döneminde gelişmeye başlar. Türk Edebiyatı - Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site b. Günlük (Günce) Yaşanan olayların, izlenimlerin, tarih atılarak, günü gününe yazılması ile oluşan türe günlük denir. Kısa yazılardır. Olayı yaşayan kişi tarafından yazılır. Yazarın hayatından izler taşır. İçten ve sevecendir. Divan edebiyatında Ruzname denir. c. Gezi Yazısı Yazarın yurt içinde ve yurt dışında gezip gördüğü yerlerin ilgi çekici özelliklerini anlattığı yazı türüdür. Gezi yazısında yazar daima, gezdiği yerleri anlatmalı, uydurma, yanlış bilgiler vermemelidir. Yazar gördüklerini, okuyucusunun daha iyi algılaması için, karşılaştırma yapar. Okur sanki o yerleri sanatçıyla gezer gibi olur. Eskiden gezi yazılarına seyahatname, seyahat yazıları denirdi. d. Biyografi (Yaşam öyküsü) Edebiyat, sanat, siyaset, ticaret vb. alanlarda haklı bir üne kavuşmuş, tanınmış insanların hayatlarını, eserlerini, başarılarını okuyucuya duyurmak amacıyla yalın bir dille, tarafsız bir görüşle yazılan inceleme yazılarına (biyografi) denir. Kişiyi tüm yönleriyle tanıtır. Açık, sade bir dil kullanılır. Divan edebiyatında şairleri anlatan bu eserlere, "Tezkire" denirdi. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 16

31 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site RETGREGTGTGRTGTRGGT[Metni yazın] Sayfa 1

32 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI 1. SUNUM I. ÜNİTE: SUNUM-TARTIŞMA-PANEL Bir konunun, bir bildirinin, bir araştırma sonucunun dinleyicilere aktarılmasına sunum denir. Sunumda bir çalışma sonucunu açıklama, anket çalışmalarını ifade etme, bilgileri yenileme ve pekiştirme söz konusudur. Birkaç kişiye veya bir salondaki kalabalığa yapılan sunumun amaçları arasında bilgi vermek, bilgileri yenilemek, bir araştırma veya anket çalışmasının sonuçlarını açıklamak, bilimsel bir araştırmaya katkıda bulunmak sayılabilir Sunumdan Önce Yapılacaklar Sunumdan önce, sunusu gerçekleştirilecek konu belirlenmelidir. Bu, bir şirkette müşteri profili, hedefler, kâr ve zararlarla ilgili bilgilendirme olabilir. Konu, toplumun ilgisini çekecek nitelikte olmalıdır. Sunumu yapacak kişi, konuya hâkim olmalı, farklı kaynaklardan hareketle sunumunu hazırlamalı, gereksiz ayrıntılardan ve tartışmalardan uzak durmalıdır. Slaytlara yazdığı cümlelerin kısa ve anlaşılır olmasına dikkat etmelidir. Bunun yanında kişi, sunumdan önce sunumu yapacağı yeri görmeli, orada prova yapmalı, sunum sırasında kullanacağı slayt makinesi, bilgisayar, ses sistemleri, CD gibi araç gereçleri kontrol etmelidir Sunumda Dikkat Edilmesi Gerekenler Sunumu yapacak kişi, bütün hazırlıklarını yaptıktan, dinleyiciler salona geldikten sonra programa başlar. Öncelikle kendisini kısaca tanıtır. Konu hakkında bilgi verir. Sunumunu gerçekleştirirken dili güzel kullanmaya özen gösterir. Ses tonuna, vurgulara, jest ve mimiklerine dikkat eder. Sadece sözlü olarak değil vücut diliyle de dinleyicilerle iletişim kurmaya çalışır. Bütün bunların yanında sunum yapan kişi, sunumunda ciddi, ağır başlı ve derli toplu bir görünüm sergilemeye özen göstermelidir. Sunum sırasında gösterdiği slaytlarla açıklamaları eş zamanlı götürmelidir Sunumdan Sonra Yapılacaklar Sunumun başarıyla gerçekleştiren kişi, sunum sonrasında dinleyicilerin konuyla ilgili olarak kendisine soru sormasına fırsat tanımalıdır. Dinleyicilerin sorularına açık, net ve doyurucu cevaplar vermeli, cevap verirken dinleyicilerle tartışmaya girmekten kaçınmalıdır Sunumda Kullanılacak Malzemeler Etkili bir sunum, gücünü, konu kadar sunumda kullanılan teknik malzemelerden alır. Bu açıdan sunum yapılırken teknik araç gereçten mutlaka yararlanılmalıdır. Çünkü yazı tahtası, çok yapraklı pano, CD, disket, bilgisayar, projeksiyon cihazı, slayt makineleri, mikrofon gibi teknik araçlar ve görsellik konunun anlatılmasında ve anlaşılmasında çok etkilidir. Bu araç ve gereçler; Konuşmaya olan ilgiyi artırır. Dinleyicilerin, verilen bilgileri daha iyi algılamalarını sağlar. Sunumu yapana, anlatımda zaman kazandırır. Sunumdaki monotonluğu kırarak programa renklilik katar. Sunum için slayt hazırlanırken şunlara dikkat edilmelidir. Başlık slaytı hazırlanmalıdır. Slaytlarda kısa ve öz anlatım tercih edilmelidir. Aynı yazı karakteri kullanılmalıdır. Gerektiğinde şekil, resim, grafik vs. kullanılmalıdır. 2. TARTIŞMA Farklı görüşlerde kişilerin bir araya gelerek bir konuyu çözümlemek, kendi görüşlerini açıklamak ve kanıtlamak, karşı tarafın zayıf yanlarını ortaya koymak için yaptıkları konuşmalara tartışma denir. Sözlü anlatım türlerinden olan tartışmanın kendine özgü bir yapısı vardır. Tartışma her konuda yapılabilir. Bir kitap, bir makale, bir film, bir tiyatro oyunu, bir siyasi düşünce veya toplumu yakından ilgilendiren bir sorun tartışma konusu olabilir. Bu açıdan tartışmada konu önceden belirlenir. Bu konunun tartışmaya ve konuşmaya değer niteliklerinin olması gerekir. Çünkü tartışmada amaç, gerçeğe ulaşmaya çalışmak ve gerçekleri ortaya çıkarmaktır Tartışmanın Aşamaları Tartışmada önce konu belirlenir. Konunun tartışılacağı mekân düzenlenir, araç gereçler belirlenir. Tartışma sonunda konuyla ilgili genel bir değerlendirme yapılarak tartışma özetlenir. Tartışılan konu, hem olumlu hem olumsuz taraflarıyla ele alınır. Ancak tartışmada duygusallığın yeri yoktur. Çünkü konu, duygulara göre değil, bilgi, belge ve kanıtlara dayanılarak yapılır. Tartışmada konuşmacılar sabırla dinlenmeli, görüşler hoşgörüyle karşılanmalıdır Tartışmada Başkanın Görevleri Tartışmada bir başkan ve konuşmacılar vardır. Başkan konu hakkında özet bilgiler verir, konuyu dinleyicilere tanıtır. Konunun özelliklerini verirken tartışmanın ilkelerini ve sınırlarını da hatırlatır. Sorularla tartışmacıları yönlendirir. Başkan, konuşmacılara konuşabilecekleri rahat bir ortam hazırlamakla, konuşmacıların konu dışına çıkmasını engellemekle, kısır ve yaralayıcı tartışmaları önlemekle sorumludur. Ayrıca başkan, konuşmacılara karşı tarafsız davranmalı, program sonunda bütün görüşleri toplayarak bir sonuca ulaşmalıdır. Tartışmada ön yargılardan kaçınılmalı, konuşanların sözü kesilmemelidir. Bağırmaktan kaçınılmalı, tartışma kişiselleştirilmemelidir. Konu dışına çıkılmamalı, örnekler düşünceleri destekleyici nitelikte olmalıdır. Tartışmaların belli bir topluluk karşısında yapılanlarına topluma açık tartışma denir. Dinleyiciler karşısında yapılan bu tartışmalarda amaç kamuoyu oluşturmak, karşılıklı fikir alışverişinde bulunmak, dinleyicilerin bilgi ve görgülerine göre konuşulanlardan sonuçlar çıkarmasını sağlamaktır. Belli bir topluluk karşısında yapılan tartışmalar kendine özgü niteliklerine göre isimlendirilir. Bunlar münazara, açık oturum, panel, sempozyum (bilgi şöleni) ve forumdur. 3. PANEL Toplumsal bir konunun bir karara varılmaktan çok çeşitli yönlerden aydınlatılması için dinleyiciler önünde uzmanlar tarafından bir sohbet havası içinde tartışılmasıdır. Bir konunun dinleyiciler önünde sohbet havası içinde birkaç kişi tarafından tartışıldığı konuşmalara panel denir. Bir başkan ve konuşmacılardan oluşan panelde başkan ve konuşmacılar bir masa etrafında toplanır. Başkan, konuşmacıların hangi sırayla ne kadar süre konuşacağını belirler. Panelde amaç; sonuca varmak değil, konuyla ilgili farklı düşünceleri ve eğilimleri ortaya çıkarmaktır. Bunun için konuşmacılar, konunun farklı yönlerini, değişik boyutlarını ortaya koyar. Panel sonunda başkan, konuşmaları kendi düşüncelerini de katarak özetler. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 1

33 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Panelde açık oturumda olduğu gibi, konu bir sonuca bağlanmaz. Konunun kanıtlanma amacı güdülmez. Açık oturumdan farklı olarak konuşmaların bitiminde konuşmacılar birbirine soru sorabilecekleri gibi, dinleyiciler de konuşmacılara soru sorabilir. Panelin özellikleri şunlardır: Bir başkan gözetiminde yapılır. Konuşmacı sayısı üç ile altı arasında değişebilir. Panelin sonunda dinleyiciler konuşmacılara soru sorabilir. Tartışmaya dinleyiciler de katılırsa panel, forum a dönüşür. 4. DİĞER TARTIŞMA TÜRLERİ 4.1. AÇIK OTURUM Geniş halk kitlelerini ilgilendiren bir konunun, uzmanlarınca bir başkan yönetiminde dinleyici grubu önünde tartışıldığı konuşmalara açık oturum denir. Açık oturum, büyük bir salonda dinleyiciler önünde yapılabileceği gibi stüdyoya davet edilen dinleyiciler önünde veya dinleyici grubu olmadan da radyoda ya da televizyonda yapılabilir. Konuşmacı sayısının üç veya beş kişi olarak tespit edildiği açık oturumlarda başkan önce konuyu açıklar, sonra konuşmacıları tanıtır ve sırayla söz verir. Başkanın konu hakkında bilgi sahibi olması gerekir. Başkan, sırasıyla ve dönüşümlü olarak konuşmacılara sorular yöneltir, gerektiğinde kısa bir değerlendirme yapar. Tartışma boyunca tarafsız olmak, konuşmacılara verilen süreyi dengeli bir şekilde ayarlamak, tartışma kurallarının dışına çıkılmasını engellemek başkanın görevleri arasındadır. Açık oturumun süresi konuya göre ayarlanmalıdır BİLGİ ŞÖLENİ (SEMPOZYUM) Bir konunun çeşitli yönleri üzerinde, aynı oturumda, konunun uzmanı değişik kimseler tarafından (çoğunlukla akademik konularda) yapılan seri konuşmalara bilgi şöleni (sempozyum) denir. Bilgi şöleni, diğer konuşma türlerine göre daha ilmi ve ciddi bir sohbet havası içinde geçer. Konuşmacılar, konuyu kendi ilgi alanları açısından ele alırlar. Mesela, Yunus Emre konulu bir bilgi şöleninde konuşmacılardan biri onun yaşadığı dönemdeki siyasi gelişmeleri ele alırken; bir başkası Yunus Emre'nin şiirlerindeki insan sevgisinden bahsedebilir. Bilgi şöleninde amaç, konuyu tartışmak değil, uzmanları tarafından olumlu ve olumsuz yönleriyle değerlendirilerek konuya bir çözüm üretmektir. Konuşmaların sonunda oturum başkanı, konuyu özetler ve çıkan sonucu dinleyicilere aktarır. Bilgi şölenini, oturum başkanı yönetir. Konuşmacı üyelerin sayısı üç ile altı arasında değişebilir. Üyelerin konuşma süreleri genellikle beş dakikadan az, yirmi dakikadan çok olmaz. Bilgi şöleni, konunun önemine ve uzunluğuna göre oturumlar halinde, ayrı salonlarda birkaç gün boyunca da sürebilir. Bu nitelikteki konuşmalar genellikle akademik konularda olur FORUM Bir başkanın yönetiminde, toplumu ilgilendiren bir konuda, farklı gruplardan oluşan dinleyicilerin söz sırası alarak konuşma kuralları içerisinde yaptıkları tartışmalara forum denir. Forum, panelin devamında yapılacaksa başkan, panelin süresini bir saat; forumun süresini de yarım saat olarak sınırlayabilir. Bu durumda, panelden sonra forum yapılacağı konuşmalara başlanmadan duyurulmalıdır. Forum, toplu tartışmaların başlı başına bir çeşidi sayılmamakla birlikte, dinleyicilerin konu üzerinde daha aktif ve farklı bakış açılarıyla düşünmelerini sağlar. Foruma davet edilen uzmanların görüşlerine de müracaat edilerek ortaya çıkabilecek yanlış anlayışların önüne geçilir. Esasen forumda amaç belli kararlara varmak değil, konuyu değişik anlayışlarla, farklı boyutlarıyla ortaya koymaktır. Forumda söz alan dinleyiciler, konuyla ilgisi olmayan özel sorunlarına değinmemelidir. Sorular kısa, açık ve net olmalı, tartışma saygı kuralları içerisinde, kıncılıktan uzak, samimi bir hava içerisinde yapılmalı, tartışmadan beklenen amaca yardımcı olunmalıdır MÜNAZARA Birer cümle halinde ifade edilen bir tezle antitezin, iki grup arasında bir hakem heyeti (jüri) huzurunda tartışıldığı konuşmalara münazara denir. Tartışmalarda yarışma kaygısı olmadığı halde, münazaralar birer fikir ve söz yarışmasıdır. Tartışmalar için geçerli olan kurallar, münazaralar için de geçerlidir. Bir başkan yönetiminde, jüri önünde yapılan münazarada gruplardaki konuşmacı sayısı bir ile dört arasında değişebilir. Her grup kendi grup sözcüsünü (veya başkanını) önceden belirler. Münazaranın uygulanış şekilleri arasında küçük farklılıklar olmakla birlikte grup sözcüleri sırasıyla gruptaki arkadaşları tanıtırlar ve konuyu hangi yönlerden ele alacaklarını belirtirler. Daha sonra grup üyeleri konuşmalarını yapar. Son olarak sözcüler savunmalarını yaparak münazarayı bitirirler. Jüri, konuşmacıların hazırlıklarını, savunmalarını ve konuşmadaki başarılarını göz önünde bulundurarak bir değerlendirme yapar ve galip tarafı belirler. Münazaralar genellikle sınıf ortamında yapılan tartışmalardır. II. ÜNİTE: ANLATIM VE ÖZLLİKLERİ 1. ANLATIMA HAZIRLIK Kişinin iletmek istediklerini belli bir dilin kuralları içinde sözlü ya da yazılı olarak dışa vurmasına anlatım denir. Anlatımda zihinde tasarlananların dile dönüştürülmesi söz konusudur. Anlatım iki şekilde gerçekleşir: Sözlü anlatım ve yazılı anlatım. Sözlü anlatım, duygu ve düşüncelerin sözle yani konuşma yoluyla anlatılmasıdır. Sözlü anlatımda konuşan ve dinleyen veya dinleyenler vardır. Yazılı anlatım, duygu ve düşüncelerin, olay veya durumların belli bir planla anlatılmasıdır. Sözlü anlatım anlıktır, geçicidir. Yazılı anlatım metne dayalı olduğundan kalıcıdır. Bu anlatımda yazan ve yazılanları okuyanlar vardır. Yazılı anlatımda başarılı olmak için her şeyden önce sözcüklerin doğru ve yerinde kullanılması gerekir. Kapalı anlatımdan uzak durulmalı, sade bir anlatım kullanılmalıdır. Ayrıca yazılı anlatımda konu, bir plan dâhilinde anlatılmalı, yazı hem doyurucu hem inandırıcı olmalıdır. Duygu veya düşünceler ister sözlü ister yazılı olarak ortaya konsun bir hazırlık gerektirir. Bu hazırlık süreci, birbirine bağlı farklı aşamaları içerir. Bunlar konuyu seçmek, amaç belirlemek, bilgi toplamak, sentez yapmak, anlatım yöntemini belirlemek, bütünlük oluşturmak, dipnot koymak ve kaynakça hazırlamaktır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 2

34 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Konuyu Seçme Konu, yazının temelini oluşturur. Çünkü yazar, duygu ve düşüncelerini bir durum, olay, olgu veya sorundan yola çıkarak işler. Bu açıdan yazara, düşüncelerini iletme olanağı veren temel öğe, konudur. Konu geniştir, her konuda yazı kaleme alınabilir. Konu işlenirken yazarın, konu hakkında bilgi sahibi olması önemlidir. Bunun yanında yazar, konusunu seçerken okurun ilgisini de dikkate almalıdır. Hakkında yeterli bilgi sahibi olunmayan konularda yazmak, yazının etkisini azaltabilir Amaç Belirleme Amaç, yazarın yazısını yazma nedenidir. Yazarın konudan hareketle okura iletmek istediği temel düşünce, yazının amacıdır. İleti, yazının belkemiğidir. Yazı, onu açıklayan, tamamlayan ve ona hizmet eden düşüncelerle desteklenerek geliştirilir. Yazarın neyi, nasıl ve niçin anlatacağını belirlemesi, ona düşüncelerini daha planlı olarak verme kolaylığı sağlayacaktır. Bu, yazıdaki dağınıklığın önüne geçecek, yazarın okura daha yararlı olmasını sağlayacaktır Bilgi Toplama Konuyu ve amacını belirleyen yazar, kendisi için gerekli olan bilgileri kendi düşünce birikiminden ve deneyimlerinden elde edecektir. Ancak bunlar her zaman yeterli olmaz. Düşünsel bir metin geliştirilirken yazar, kendi dışındaki bilgi kaynaklarına da ulaşmalıdır. Şimdi yazarın, araştırma yoluyla ulaşacağı bilgi kaynakları üzerinde duralım. Bu kaynaklar gözlem, kaynak araştırması, okuma, özet çıkarma, not alma ve alıntı yapmadır. Bir yazı ya da eseri yazmaya başlamadan önce konusuyla ilgili gerekli bilgi, deney, inceleme ve araştırma yapmaya gözlem denir. Yazarın kaleme alacağı konu ile ilgili farklı kaynaklardan yararlanmasına kaynak araştırması denir. Kaynak araştırması konuyu kapsamlı bir şekilde öğrenmek için gereklidir. Yazar, işleyeceği konuyla ilgili bilgileri gazete, dergi, ansiklopedi gibi kaynaklardan okuma yoluyla elde eder. Okuma en önemli bilgi kazanma ve bilgileri genişletme yoludur. Yazılı bir metni, özünü bozmadan, kısa cümlelerle, ana çizgileriyle yeniden yazmaya özet çıkarma denir. Özette metnin iyi okunması, konu ve iletinin saptanması gerekir. Özetle ayrıntılara yer verilmez. Bir metinde, bir konuşmada iletilenleri maddeler hâlinde, ana çizgileriyle belirlemeye not alma denir. Not alma yazı veya konuşmayı iyi anlamayı gerektirir. Bir metin oluşturulurken başka bir yazarın yazısından ya da kitabından alınmış parçaya alıntı denir. Alıntıda amaç, yazarın kendi düşüncelerini alanında uzman başka kişilerin düşüncelerinden hareketle daha belirgin hâle getirmek ve kanıtlamaktır. Alıntılar tırnak içinde aktarılır Sentez Yapma Parçaları bir araya getirip bir bütün olarak birleştirmeye sentez denir. Sentez yazılı bir metinde elde edilen bilgilerin bir elemeden geçirilmesiyle gerçekleştirilir. Bu sayede mevut bilgilerden yeni sonuçlara ulaşılabilir Anlatım Yöntemi Belirleme Bir duygu, düşünce veya konuyu söz veya yazıyla bildirmeye anlatım denir. Duygu ve düşünceler farklı anlatım yöntemleriyle dile getirilebilir. Bunun için yazarın, anlatacağı konuya göre bir yöntem belirlemesi gerekir. Çünkü bilimsel bir konu ile bir olay aynı şekilde anlatılmaz. Yazar bazen açıklama yöntemine, bazen kanıtlama yöntemine, bazen öyküleme yöntemine, bazen betimleme yöntemine başvurur. Yer yer konu ve amaca uygun olarak örneklendirmelere, karşılaştırmalara, tanımlamalara, sayısal verilere başvurur. Böylece düşüncelerini kanıtlarken, betimleme yaparken veya bir olaydan söz ederken farklı anlatım yöntemleri kullanmış olur. Bu, hem anlatımı düzenler hem anlatılanların etkileyici olmasını sağlar Bütünlük Oluşturma Bir metinde anlatılan konu kadar anlatılanların iyi bir planla ortaya konması da önemlidir. Yazı veya konuşmadaki bütünlük, konunun anlaşılırlığını ve akılda kalmasını kolaylaştıracaktır Dipnot Koyma Yazarın metinde geçen kimi bilgilerle ilgili sayfa altına veya çalışmanın sonuna konulan açıklama veya kaynak bilgisine dipnot denir. Dipnot sayesinde alıntıların aktarıldığı kaynak belirtilir. Dipnotlar, o konuda yazmak isteyenlere başvuru kolaylığı sağlar Kaynakça Hazırlama Yazı ya da eserin hazırlanma sürecinde yararlanılan kaynakların verildiği listeye kaynakça (bibliyografya) denir. Bu listede yararlanılan kaynakların yayınevi, yazarı, adı, yayımlandığı tarih gibi bilgilere yer verilir: SAFA, Peyami (2000), Fatih-Harbiye: Ötüken. 2. ANLATIMDA TEMA VE KONU 2.1. Konu Bir metinde üzerinde söz söylenen, yazı yazılan duygu, düşünce, olay veya durumlara konu denir. Konu bir yazının temelini oluşturur. Bu açıdan her şey yazının konusu olabilir. Çünkü hangi duygu, düşünce, olay veya olguyu anlatırsa anlatsın her yazının bir konusu vardır. Yazar, konudan hareketle okura vermek istediği mesajı ele alır. Dolayısıyla konu, yazarın esas anlatmak istediği düşünceyi (ana düşünce) vermek için yararlandığı bir araçtır Konu Türleri Yukarıda konunun çok geniş olduğunu, her şeyin konunun sınırlan içinde değerlendirilebileceğini söylemiştik. Tam bir sınıflandırma olmasa da konuları somut ve soyut konular, bireysel ve toplumsal konular, ulusal ve evrensel konular, bilim, sanat ve kültürle ilgili konular diye sınıflayabiliriz. Dış dünyayı görme, işitme, koklama gibi duyularımız aracılığı ile algılarız. İşte bu duyularımızla algılayabildiğimiz konular somut, algılayamadığımız konularsa soyuttur. "Çevre kirliliği, okuma oranları, ülkemizde çiftçilik" gibi konular somut; "sevgi, özlem, gurbet" gibi konular soyuttur. Yazarın işlediği konu, bir kişiyi ilgilendirebildiği gibi toplumu veya toplumun çoğunluğunu ilgilendirebilir. "Matematiğin zayıf olması, yükseklik korkusu" bireysel bir durumdur. Ancak "plansız şehirleşme, eğitim sorunları" vb. konular toplumu ilgilendirir. Bunun yanında bir ulusu veya bütün insanlığı ilgilendiren konular da bir yazıda ele alınabilir. "Türk dilinin gelişimi" Türk ulusunu ilgilendiren bir konudur. Ancak "çevre kirliliği" insanlığın ortak sorunudur. Dolayısıyla birincisi ulusal, ikincisi evrensel bir konudur. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 3

35 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Konuyu Sınırlandırma Bir metin oluşturmak için önce konuyu belirlemek gerekir. Konu belirlendikten sonra ana çizgileriyle sınırlandırılmalıdır. Konunun sınırlandırılması o konuyu dağınıklıktan, belirsizlikten kurtarır. Yazının başarısını artırır, söylenen sözlerin, ortaya konan düşüncelerin daha derli toplu verilmesine olanak sağlar. Böylece konu dışına çıkmalar, konuyu gereksiz yere uzatmalar da ortadan kalkmış olur. Yazar, konuyu içerdiği düşünceye göre sınırlandırabilir. Okur kitlesinin özelliklerine göre sınırlandırabilir. Yine yazının türüne, yazıda kullanacağı anlatım yoluna göre de sınırlandırabilir. Örneğin bir yazının konusunun "roman" olduğunu düşünelim. Bu çok geniş bir konudur. Yazar bu konuyu "Türk romanı", "Türk romanında Batılılaşma", "Türk romanında etkilenilen akımlar," "Halit Ziya nın Türk romanındaki yeri" şeklinde sınırlandırabilir. Konu, işlenen düşünce bakımından olduğu kadar bakış açısı, işlenen duygular, zaman hatta kişiler bakımından da sınırlandırılabilir Konu Seçilirken Dikkat Edilmesi Gerekenler Yazarın üzerine söz söylediği varlık veya kavramlar konuyu oluşturur. Konuyu seçerken bazı özelliklere dikkat edilmesi gerekir. Bunun için önce hakkında bilgi sahibi olunan bir konu seçilmelidir ve bu konuyla ilgili malzemeler toplanmalıdır. Konu, yazının kapsamına göre sınırlandırılmalıdır. Bunun yanında konuya uygun bir anlatım belirlenmelidir. Son olarak da konudan hareketle verilmek istenen ana düşünce ortaya konmalıdır Konunun Bakış Açısını Belirleme Bir konuyu anlatmak kadar o konunun bakış açısını belirlemek de önemlidir. Çünkü bakış açısı sınırlandırılan yazılar, okur üzerinde istenen etkiyi uyandırır. Yoksa bakış açısındaki belirsizlik, yazıyı başarısız hâle getirebilir. Konu, farklı bakış açılarıyla ele alınabilir. Bunlar somut bakış açısı, soyut bakış açısı ve öznel bakış açısı olmak üzere temelde üçe ayrılır. Somut bakış açısında konu, beş duyudan hareketle işlenir. Bu bakış açısında işlenenleri somutlaştırma söz konusudur. Böylece yazar, anlatılanların daha kolay anlaşılmasını sağlayacaktır. Soyut bakış açısında konu, zihinsel yönden ele alınır. Bu bakış açısında yazar, mantıksal yollara başvurur, akıl ve mantığa dayalı açıklamalar yapar. Öznel bakış açısında kişisel değerlendirmeler ağır basar. Yazarın olay ve olgulara bakışında kişisel düşünceleri, kendi beğenileri hâkimdir. Bilimsel yazılar, ansiklopediler, ders kitapları somut; öykü, roman, deneme gibi yazı türleri soyut ve öznel bakış açısıyla yazılabilir Tema Konuyu oluşturan öğelerden yararlanılarak okura aktarılmaya çalışılan temel duygu veya anlamlara tema denir. Bir sanat eserine, bir metne hâkim olan, o eserde işlenen görüşe de tema denir. Tema ile konu birbiriyle karıştırılmaktadır. Tema, bir yazıda işlenen görüş veya düşüncedir. Konu ise bir yazıda temanın sınırlandırılması, daha somut hâle getirilmesidir. Öyleyse bir metin veya yazıda tema genel, konu ise temaya göre daha özeldir. Tema soyut bir düşünce, konu ise bu soyut düşüncenin daraltılarak somut hâle getirilmesidir. Örneğin "sevgi, ölüm, ayrılık..." birer temadır. Bu somut kavram ya da düşünceler metinde somutlaştırıldığında konuyu oluşturur, konu hâline gelir. Örneğin "Sevginin toplum yaşamındaki yeri, ölüm duygusunun Türk şiirindeki yansımaları" birer konudur Başlık Bir yazının adına başlık denir. Bir yazıya başlık konabildiği gibi, bir paragrafa da konabilir. Bir yazının başlığı gelişigüzel konmaz. Başlık, yazıyla ilgili olmalıdır. Başlık, parçada anlatılanları kapsayıcı nitelik taşımalıdır. Başlık, konunun dışına çıkmamalı, konuyu tam olarak içine almalıdır. Konunun özeti niteliğindeki başlık, iki ya da üç sözcükten oluşmalıdır. Başlık konudan hareketle bulunduğundan öncelikle paragrafın konusunun yani paragrafta anlatılanların belirlenmesi gerekir Ana Düşünce Metinden hareketle okura verilmek istenen temel düşünceye ana düşünce denir. Ana düşünce, yazıda açıklanacak olan temel yargıdır. O metnin yazılış amacıdır. Konu genel, ana düşünce ise özeldir. Yazar bir konudan söz eder ama onun bu konudan söz etmesinin temelinde o konuyla ilgili bir ana düşünceye ulaşmak, okura bu düşünceyi ulaştırmak amacı vardır. Çünkü yazar, konudan hareketle ana düşünceye ulaşır. Ana düşünce, konudan hareketle vurgulanmak istenen düşünce olduğundan bu düşünceyi bulmak için Bu parçada asıl anlatılmak istenen nedir?" sorusunu sormalıyız. Bu soru, parçadaki ana düşüncenin bulunmasını kolaylaştıracaktır. 3. ANLATIMDA SINIRLANDIRMA İyi bir iletişim, gönderici ile alıcı arasındaki ilişkiye bağlıdır. Bu iletişimde iletinin, kanalın, dönütün, bağlamın payı vardır. Bunun yanında iletişimde başarı, iletinin yani konunun seçilmesi, sınırlandırılması ve somutlaştırmasına bağlıdır. Yazar, önce konuyu yani neyi anlatacağını belirlemelidir. Bu, kişisel, toplumsal, bilimsel, evrensel bir konu olabilir. Konuyu seçtikten sonra sınırlandırmalıdır. Yazarın konuyu sınırlandırması, konunun iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Çünkü kapsamı belirlenmemiş bir yazı okuru sıkar, onun dikkatini dağıtır. Aynı zamanda iletiyi etkisiz hâle getirebilir. Bu açıdan yazar, konuyu işlerken amacım belirlemeli, bu amaç doğrultusunda konuyu sınırlandırmalıdır. Başlık ve anlatım türü de konuyu sınırlanma yöntemlerindendir. Çünkü başlık, yazının konusunu sınırlandırır, ana düşüncesini çağrıştırır. Konumuz tiyatro olsun. Bu, çok geniş bir kavramdır. Bu kavramı genelden özele doğru sınırlandırabiliriz: "Türk tiyatrosu, Millî Edebiyat Döneminde Türk tiyatrosu, Faruk Nafiz Çamlıbel'in tiyatro eserleri vb." Temanın soyut olduğunu söylemiştik. Soyut temalar; kişi, yer, zaman, durum bildiren dil birlikleriyle sınırlandırıldığında somut hâle gelir. Bunun dışında başlık, anlatıcının tavrı ve amacı da temayı somutlaştıran unsurlardır. Demek ki konunun somutlaştırmasında yazı türlerinin önemli bir yeri vardır. Çünkü şiir, deneme, hikâye gibi yazı türleri aracılığı ile konu somutlaştırılabilir. Bir yazar roman, hikâye veya tiyatro ile, bir şair şiirle konuyu somutlaştırabilir. 4. ANLATIMIN VE ANLATICININ AMACI Başarılı bir anlatımda yazarın, yazının amacının belirlenmesi önemlidir. Yazının yazılış amacı ana düşünceyi oluşturur. İster makale, ister deneme, ister şiir olsun her yazı bir ileti aktarır okura. Yazar amacını belirledikten sonra bu amaca göre bir üslup yani anlatım seçmelidir. Sanatçının işleyiş ve anlatış tarzına üslup denir. Üslup sanatçının dili kullanışı, sözcükleri seçimi, cümleler kullanma şekli kısacası Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 4

36 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI anlatımıdır. Sanatçı, "aşk" konusunu işleyecekse ona göre, "trafik" sorununu işleyecekse ona göre, felsefi bir düşünceyi işleyecekse ona göre bir anlatım tarzı belirler. Üslubu belirledikten sonra söyleyeceklerini saptamalı, konuyla ilgili gerekli araştırmaları İnternet, ansiklopedi, kitap gibi değişik kaynaklardan yapmalı, yerine göre gözlemlerden yararlanmalıdır. Yazıya başlamadan önce yazının giriş, gelişme ve sonuç bölümlerinin nasıl olacağını, yani yazının iskeletini oluşturmalıdır. Giriş bölümünde konuyu açıklamalı, gelişme bölümünde konuya açıklık getirmeli, yardımcı düşünceleri konuyu ve ana düşünceyi verecek şekilde ortaya koymalıdır. Sonuç bölümünde ise yazıda ele alınan düşünceleri bir sonuca bağlamalıdır. Bütün bu hazırlıklar yapıldıktan sonra yazıya giriş yapılabilir. 5. ANLATIMIN VE ANLATICININ TAVRI Anlatımda başarı, işlenen konu, üslup kadar anlatıcının tavrı ile de doğru orantılıdır. Bir olay, bir durum karşısında kişinin takındığı davranışa tavır denir. Anlatıcı, konuyu işlerken öznel ya da nesnel, somut ya da soyut, doğrudan ya da dolaylı bir anlatım seçebilir. Dolayısıyla anlatımı, anlatıcının seçtiği bu tavır belirler. Şimdi bunlar üzerinde duralım Öznel Anlatım Kişiden kişiye değişen yargıların kullanıldığı anlatıma öznel anlatım denir. Öznel anlatımda yargılar kanıtlanamaz. Çünkü söyleyenin beğenilerini, duygu ve yorumunu taşır. Öznel anlatım daha çok, edebî metinlerde kullanılır. "Bu şirin sahil kasabası yaz aylarında kalabalıklaşır." cümlesinde öznellik vardır. Burada "şirin" sözü kişisel bir ifadedir. Bir başkası bu kasabayı "şirin" bulmayabilir Nesnel Anlatım Kişiden kişiye değişmeyen yargıların kullanıldığı anlatıma nesnel anlatım denir. Nesnel anlatımda yargıların doğruluğu veya yanlışlığı kanıtlanabilir. Çünkü bu anlatımda söyleyenin beğenileri, duygu ve yorumu yer almaz. Nesnel anlatım bilimsel metinlerde kullanılır. "Bu sahil kasabası yaz aylarında kalabalıklaşır." cümlesinde ise nesnellik vardır. Cümlede kişisel duygu ve düşünceye yer verilmemiştir Doğrudan Anlatım Anlatıcının kendi gözlem ve deneyimlerine yer verdiği veya bir kişinin sözünde herhangi bir değişiklik yapmadan yaptığı aktarmaya doğrudan anlatım denir. Okul müdürü: "Okullar 16 Haziranda tatile girecek." dedi, cümlesi doğrudan anlatıma örnektir. Çünkü yukarıdaki cümle, herhangi bir değişikliğe uğramadan aktarılmıştır Dolaylı Anlatım Anlatıcının, bir kişinin sözlerini, değişiklik yaparak aktarmasına veya duyduklarını, öğrendiklerini ifade etmesine dolaylı anlatım denir. Bu anlatımda kişi, aktaracağı sözde kendine göre söyleyiş değişikliği yapar. "Müdür, okulların haziranda tatile gireceğini söylemiş." cümlesinde ise dolaylı anlatım vardır. Cümlede bazı değişiklikler yapılmış (okulların, gireceğini) fakat cümlenin anlamında bir değişme olmamıştır Somut Anlatım Yazarın, okurun beş duyusuna seslenen bir anlatım kullanmasına somut anlatım denir. Somut anlatımla yazar, okurun daha çok görme, işitme, koklama, duyma ve tatma duyularına seslenir. "Çocuklar bahçede top oynuyor." cümlesinde gözlemler aktarılmıştır. Somut anlatımdır Soyut Anlatım Yazarın, duygu veya düşünceyi beş duyu ile algılanamayan kavramlardan hareketle anlatmasına ise soyut anlatım denir. Oyun oynayan çocukların tatlı neşesi ve coşkusu hepimizi sardı. cümlesinde duygular aktarıldığından soyut bir anlatım vardır. Soyut bir sözcüğün anlam genişlemesi yoluyla somut bir anlam kazanmasına somutlama; somut anlamlı bir sözcüğün anlam genişlemesiyle soyut anlam kazanmasına soyutlama denir Kişiye Göre Anlatım Kişiye göre anlatımın birinci ve üçüncü kişili anlatım olmak üzere iki çeşidi vardır. Birinci kişili anlatımda, çoğunlukla olayların kendi çevresinde döndüğü ya da kendisine bağlandığı asıl kişi vardır. Bu anlatımda "ben ve biz" sözcükleri kullanılır. Kişi başından geçenleri, gözlem ve izlenimlerini yazar olarak aktarır. "Sabah erkenden kahvaltımı yaptım ve deniz kenarına balık tutmaya indim, cümlesinde birinci kişili anlatım vardır. Üçüncü kişili anlatımda, çoğunlukla "sen, siz, o ve onlar" sözcükleri kullanılır. Bu anlatımda yazar, başkalarından, onların yapıp ettiklerinden bahseder. "Sabah erkenden kalkıp kahvaltısını yaptı, araç ve gereçlerini alarak deniz kenarına balık tutmaya indi." cümlesinde ise üçüncü kişili anlatım vardır. 6. ANLATIMIN ÖZELLİKLERİ İyi bir anlatım birçok unsurun bir araya gelmesiyle oluşur. İyi bir anlatımda seçilen konunun, konunun sınırlandırmasının, yazarın amacının, bakış açısının payı kadar anlatımın dil ve biçim özelliklerinin de rolü vardır. Anlatıcı, sözcükleri yerinde kullanmalı, yanlış anlaşılmalara yer vermemelidir. Konuşma dilinde yerel sözcükler kullanıldığından yazılarında yazı (kültür) dilinin sözcüklerini tercih etmelidir. Dili güzelleştirme ve zenginleştirme adına deyim ve atasözlerinden yaralanmalı, argo ve kaba sözlerden kaçınmalıdır. Duygu ve düşüncelerini kısa ve öz bir şekilde vermeli, gereksiz sözcüklerden kaçınmalıdır. Bunun yanında iyi bir anlatımda bulunması gereken açıklık, duruluk, tutarlılık, akıcılık gibi niteliklere önem vermelidir. Şimdi iyi bir anlatımın bu temel niteliklerini kısaca görelim: 6.1. Açıklık Anlatımın herhangi bir kuşku ya da belirsizliğe yol açmayacak şekilde oluşturulmasıdır. Açıklığın temelinde söz veya yazıların kolay anlaşılması yatmaktadır. Bir yazının açık olması için sözcükler, söz öbekleri, deyimler anlamına uygun olarak kullanılmalı, noktalama işaretleri yerinde kullanılmalıdır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 5

37 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Akıcılık Anlatımda herhangi bir duraksamaya yol açacak hiçbir unsura yer vermeme, yazıyı rahat okunacak şekilde yazmaktır. Akıcılık, ahenkli bir anlatımla, söylenmesi kolay sözcüklerin kullanılmasıyla gerçekleşir. Yer yer devrik cümlelere yer vermek de akıcılığı sağlamada önemlidir Duruluk (Yalınlık) Duruluk, anlatımda gereksiz sözcüklere yer vermemedir. Duru anlatımda cümleler gereksiz olarak uzatılmaz, cümlede herhangi bir işlevi olmayan sözcüklere yer verilmez. Duygu, düşünce, olay veya durumlar gerektiği kadar sözcükle, eksiksiz bir şekilde anlatılır. Duru anlatımda yazının doğallığını bozan aşırı süslü ifadelere yer verilmez Tutarlılık Tutarlılık, duygu ve düşüncelerin aralarında herhangi bir çelişkiye yer vermeyecek şekilde, birbiriyle uyumlu bir şekilde verilmesidir. Bu açıdan iyi bir metinde cümleler birbirini destekler, daha anlaşılır hâle getirir. Tutarlılık, yazarla okur arasındaki iletişimde temel öğelerdendir. Çünkü metnin okur tarafından kabul edilmesi, düşüncelerin tutarlılığıyla doğru orantılıdır. 7. ANLATIMIN OLUŞUMU Anlatım şiir ve düzyazı olmak üzere ikiye ayrılır. İster şiir ister düzyazı olsun bir metnin oluşumunda o metni oluşturan parçaların dil bilgisi kurallarına, akla ve mantığa uygun olması gerekir. Buna metnin bağlaşıklık ve bağdaşıklık ilkelerine uyumlu olması da diyebiliriz. Bağlaşıklık, metindeki dil öğelerinin dil bilgisi kurallarına uygun olarak yan yana getirilmesidir. Buna dil bağlantısı da diyebiliriz. Bağdaşıklık, dil öğelerinin ifade ettiği durumlar arasındaki anlam bağıntısıdır. Buna tutarlılık da denir. Öyleyse cümle, paragraf ve metinler bağlaşıklık ve bağdaşıklık ilkelerine uyumlu olarak oluşturulmalıdır. Bir metinde bağlaşıklık ve bağdaşıklık ilkelerine uyulması bağdaştırma, bağlam ve hâlin gereği gibi kavramların daha iyi bilinmesine bağlıdır. Bağdaştırma, sözcüklerin yeni bir anlam ifade etmek için yan yana getirilmesidir. Bağdaştırmalar dilde yaygın olarak kullanılan ifadelerle oluşturulursa buna alışılmış bağdaştırma; birbiriyle uyuşmayan kelimelerle yapılırsa buna da alışılmamış bağdaştırma denir. Yaygın olarak kullanılan "sıcak havalar, kara gözler, dilsiz insanlar" gibi günlük dilde kullanılan sözler alışılmış bağdaştırmadır. Günlük dilde kullanılmayan "yitik düşler, hayal demeti, dilsiz taşlar, korkunun sıcak nefesi" gibi sözler alışılmamış bağdaştırmadır. Bağlam, bir cümle veya metinde söz ve söz öbeklerinin bulunduğu yere göre anlam kazanmasıdır. "Çocuğun kara saçları dikkatimi çekti." cümlesinde "kara" sözcüğü "renk" anlamında, "Kara günümüzde yanımızda o vardı sadece." cümlesinde "kara" sözcüğü "kötü, sıkıntılı" anlamı kazanmıştır. İşte bu, bağlamdır. Hâlin gereği, bir cümle veya metinde sözün bağlama uygun bir şekilde kullanılmasıdır. Güzel bir ev alana "Güle güle oturun." demek hâlin gereğidir. İyi bir anlatımda bağlaşıklık ve bağdaşıklık ilkelerine uyulmalıdır. Yoksa metinde anlatım bozuklukları oluşur. Cümlede anlam ilişkilerine dikkat edilmemesi anlamsal, dilbilgisi kurallarına uyulmaması ise yapısal anlatım bozukluklarına neden olur Anlamsal Anlatım Bozuklukları Anlamsal bozukluklar, bağdaşıklık ilkesine uymamaktan kaynaklanan bozukluklardır. "Kitapları raflara gelişigüzel, özensizce sıralamışlar." cümlesinde de gereksiz sözcük kullanılması, anlatım bozukluğuna yol açmıştır. "Annemin dokuduğu patiği çok beğendim." cümlesinde sözcüğün yanlış anlamda kullanılmasından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Çünkü "dokuduğu" sözcüğü yanlış anlamda kullanılmıştır. Bu sözcük "halı, kilim" gibi sözcüklerle birlikte kullanılır. Söz konusu "patik" olduğuna göre bu cümlede "örmek" sözcüğünün kullanılması gerekirdi. "Bir haftalık turistik yerlere gezi düzenleyeceklermiş." cümlesinde sözcüğün yanlış yerde kullanılmasından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. "Bir haftalık" sözü yanlış yerde kullanıldığından cümlede "turistik yerlerin bir haftalık olduğu" anlamı vardır. Oysa kastedilen anlam, bu değil, "gezinin bir haftalık olduğu"dur. Bu yüzden "Bir haftalık" sözü, "gezi" sözcüğünden önce kullanılmalıdır. "Bu akşam eve kesinlikle geç gelebiliriz." cümlesinde anlamca çelişen sözcüklerin bir arada kullanılmasından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Bu cümlede "kesinlikle" sözcüğü ile "gelebiliriz" yüklemi anlamca çelişmektedir. Çünkü bu sözcüklerden "kesinlikle" sözcüğü kesinlik bildirirken "gelebiliriz" yüklemi ihtimal anlamı taşımaktadır. Dolayısıyla bu iki sözcüğün aynı cümlede kullanılması anlatım bozukluğuna neden olmuştur. "Dikkat et yoksa ayağınız kırılabilir hatta burkulabilir." cümlesinde mantık hatasından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Cümlede "hatta" sözcüğü derecelendirme bildiren durumları aktarırken kullanılır. Bu cümleden "kırılmanın" daha ileri durumunun "burkulma" olduğu anlaşılmaktadır. Oysaki "kırılma", "burkulmadan daha önemli, daha tehlikeli bir durumdur. O hâlde bu iki sözün yerini değiştirmek gerekir. Buna göre cümleyi, Dikkat et yoksa ayağın burkulabilir hatta kırılabilir." şeklinde söylemeliyiz. "Defterini kimse görmemiş." cümlesinde anlam belirsizliğinden kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Cümlede "Defterini" sözcüğünün aldığı ekler, ona hem II. tekil, hem III. tekil kişiye ait olma anlamı katmaktadır. Yani sözcükte hem "senin defterini" hem "onun defterini" anlamı vardır. Kişi yönünden bu belirsizliği ortadan kaldırmak için cümlenin başına "senin" veya "onun" zamirini getirmek gerekir Yapısal Anlatım Bozuklukları Yapısal bozukluklar, bağlaşıklık ilkesine uymamaktan kaynaklanan bozukluklardır. "Ressam, doğaya farklı bir gözle bakıp tablosuna aktarır." cümlesinde nesne eksikliğinden kaynaklanan anlatım bozukluğu vardır. Bu cümlede "doğaya" dolaylı tümleci, "bakmak" ve 'aktarmak" fiilleri için ortak düşünülmüş. Bu yüzden cümlede "doğaya... bakıp, doğaya tablosuna aktarır" anlamı vardır, "doğaya tablosuna aktarır" bölümünde "doğaya" dolaylı tümleciyle "aktarır" yüklemi uyuşmamaktadır, "aktarır" fiili nesne istemektedir. O hâlde "tablosuna" sözcüğünden önce "doğayı" veya "onu" nesnesini getirmek gerekir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 6

38 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI "Bu insanları küçümseyeceğinize yardım edin." cümlesinde dolaylı tümleç eksikliğinden kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Cümlede "küçümsemek" ve "yardım etmek" fiilleri vardır. "Bu insanları" nesnesi iki fiil için de ortak kullanılmıştır. Ancak "Bu insanları... yardım edin" denmez, "yardım etmek" fiili dolaylı tümleç istemektedir. Dolayısıyla "yardım edin" yükleminden önce "onlara" dolaylı tümleci getirilmelidir. "Sararan yapraklar, dallardan usulca düşüyorlar." "Koyunlar, gölden su içiyorlar." cümlelerinde de özne-yüklem uyuşmazlığı vardır. Çünkü insan dışındaki varlıkların çoğulları özne olduğunda yüklem tekil olmalıdır. "O gün sınıfta bir ben bir de arkadaşım Ali vardı." cümlesinde özne-yüklem uyumsuzluğundan doğan anlatım bozukluğu vardır. Cümlenin öznesi "ben ve arkadaşım Ali" kişileridir. Yüklem ise üçüncü tekil kişiye göre çekimlenmiştir. Bu durumda "arkadaşım Ali vardı" doğru ama "ben vardı" yanlıştır. Yüklem "bir ben bir de arkadaşım Ali" kişilerini kapsayacak biçimde, yani birinci çoğul kişiye göre (vardık) çekimlenmelidir. "Bu tabloları kimse beğenmedi, kıyasıya eleştirdi." cümlesinde özne-yüklem uyumsuzluğu vardır, "kimse" öznesi, olumsuz cümlelerde kullanılır ki cümlenin ilk yüklemi olumsuzdur. Yani "Kimse... beğenmedi" ifadesi doğrudur. Ancak özne, ikinci cümlenin yüklemi ile uyumlu değildir, "kimse... eleştiriyor" ifadesinde bozukluk vardır. İkinci cümlenin yüklemi olumlu olduğuna göre öznenin de buna uygun olması gerekir. Bu durumda ikinci cümleye "herkes" öznesini getirmek gerekir. "Sağlık ve ekonomik alanda çalışmalar yapılıyor." cümlesinde tamlama yanlışlığı vardır. Çünkü cümlede "sağlık" sözcüğü isim. "ekonomik" sözcüğü sıfattır, "ekonomik alanda" denebilir ancak "sağlık alanda" denemez. Bunun yerine "sağlık alanında" denebilir. "Bu ilaç, gribin kısa sürede iyileşeceğini sağlıyor." cümlesinde ek yanlışlığından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Cümlede "iyileşeceğini" sözcüğünde "- ecek" sıfat-fiil eki yerine, "-me" isim-fiil eki kullanılmalıdır. Yani sözcük "iyileşmesini" olmalıdır. "Yazılarını sanat dergilerini göndermeyi ne geçmişte ne günümüzde düşünüyorum.' cümlesinde yüklem eksikliğinden kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır, "günümüzde düşünüyorum" ifadesinde bir bozukluk yoktur ancak "geçmişte düşünüyorum" denmez. Demek ki "geçmişte" sözcüğünden sonra "düşünmedim" yüklemini getirmek gerekir. "Düşünceleri mantıklı ama uygulanabilir değildi." cümlesinde ek fiil eksikliğinden kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Cümlede "düşüncelerin mantıklı olduğu" anlatılmak istenmiştir. Buna göre cümledeki anlatım bozukluğunu gidermek için "mantıklı" sözcüğüne ek eylem getirmek gerekir. "Ne kadar dilekçe yazıldıysa da, her nereye başvurulduysa da bir sonuca ulaşamadı." cümlesinde çat uyuşmazlığından kaynaklanan bir anlatım bozukluğu vardır. Cümlede "yazıldıysa, başvurulduysa" fiilleri edilgen çatılıdır, "ulaşamadı" fiili ise etken çatılıdır. İki edilgen, bir etken fiil olduğuna göre, azı çoğa dönüştürmek gerekir. Yani etken fiil, edilgen yapılmalıdır. 8. ANLATIM TÜRLERİNİN SINIFLANDIRILMASI Metinlerde yazının türüne ve amacına göre farklı anlatım türleri kullanılır. Bunlar öyküleyici, betimleyici, emredici, destansı, öğretici, açıklayıcı, tartışmacı, kanıtlayıcı, mizahi... gibi anlatım türleridir. Bir metinde bunlardan bir ya da birkaçı kullanılabilir. III. ÜNİTE: ANLATIM TÜRLERİ 1. ÖYKÜLEYİCİ ANLATIM İSİM (AD) 1.1. Öyküleyici Anlatım Bir konunun, bir olayın bir ya da daha çok kahraman etrafında, belirli bir zaman ve yer içinde anlatıldığı anlatım tekniğidir. Öyküleyici anlatım olay kaynaklı bir anlatım tekniğidir. Öyküleyici anlatımın olabilmesi için bir kişinin başından geçen bir ya da daha çok olayın olması gerekir. Bir kişinin başından geçenler, bir trafik kazası, bir futbol karşılaşması, geçmişte yaşadığı bir takım olaylar öyküleyici anlatımın sınırlarına girmektedir. "Karanlık bir kış gecesi saat üç sularıydı. Bilmem nereden eve dönüyordum. Herkes derin bir uykudaydı. O duruma gelmiştim ki kendisini dinleye dinleye kapılan insanlar gibi "Ah, bir polise rastlasam!" diyordum. Birden bire iki gölge gördüm. Biri hızlı hızlı sert adımlarla doğuya doğru giden ufak tefek bir adamdı. Diğeri sekiz on yaşlarında bir kız çocuğu." Öyküleyici anlatımda her şey hareket hâlindedir. Varlıklar hayatın akışı içinde devamlı bir hareketlilik ve değişme içinde ele alınır. Yukarıdaki parçada bu görülmektedir. Öyküleyici Anlatımın Özellikleri: Olay, kişi, mekân ve zaman ortak öğeleridir. Olaylar birinci şahsın ağzından anlatılabilir. (Anlatıcı olay kahramanlarından biridir) Sanat metinleri öyküleyici anlatımla yazılır. Olaylar ilahi bakış açısıyla anlatılabilir. Olaylar 3.şahsın ağzından anlatılabilir.(olan biten bir kamera sessizliğiyle izlenip anlatılır Kişi, mekân ve zaman olay ve olay örgüsünü oluşturmak için kullanılan ögelerdir. Öyküleyici anlatım hikâye, roman, anı, söyleşi, görüşme(mülakat) gibi metin türlerinde kullanılır. Öyküleyici anlatımda bir olayın olması şarttır. Yaşanmış olaylarda olay zincir, kurgulanmış olaylarda olay zinciri vardır. 3.Şahıs anlatımda anlatıcı her şeyi bilir. Öyküleyici anlatım sanat metinlerinde ve öğretici metinlerde kullanılır. Sanat metinlerinde anlatıcı kurmaca kişi öyküleyici metinlerde ise gerçek bir kişidir. Kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamda kullanılır İsim (Ad) Varlıkları, kavramları karşılayan sözcüklerdir. İsimlerle, karşıladıkları kavram ve nesneler arasında çok sıkı bir ilgi vardır. Bunlar daima birbirlerini çağrıştırır. Örneğin "kitap" sözü aklımızda hemen varlık olarak "kitap" nesnesini canlandırır. Ya da bir kitabı gördüğümüzde zihnimize hemen onu karşılayan isim gelir. Kavramlar için ise bu kadar belirgin bir ilişkinin varlığını söyleyemeyiz. Örneğin "dert" dendiğinde aklımızda bir nesne canlanmaz; ancak bunun insanı sıkıntıya sokan bir durum olduğu zihnimizde belirir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 7

39 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Cins (Tür) İsmi Aynı türden varlıkları karşılayan isimlerdir. Bu varlıkların benzerleri etrafta çoktur: Ağaç, çiçek, kitap, ev, okul, insan, ders Özel İsim Tek olan, tam bir benzeri bulunmayan varlıkları karşılayan isimlerdir. Balıkesir, Çukurova, Alpler gibi yer adları, Yunus, Serpil, Recep gibi kişi adları, Türkiye, Portekiz, Hollanda gibi ülke adları, Günün Ötesi, Kiralık Konak, Türk Edebiyatı, Hürriyet gibi kitap, dergi, gazete adları, Bilkent Üniversitesi, Yeşilay, Türkiye Büyük Millet Meclisi gibi kurum adları, Almanca, Türkçe, Rusça gibi dil adları, İslâmiyet, Ortodoks, Yahudilik gibi din adları, Boncuk, Tekir, Yumak gibi hayvanlara verilen adlar özel isimdir Tekil İsim Sayıca tek bir varlığı karşılayan isimlere tekil isim denir. Bunlar "kitap, çocuk, şiir, bilgisayar..." gibi bir varlığı karşılayan isimlerdir Çoğul İsim Sayıca birden çok varlığı karşılayan isimlerdir. Çoğul isimler, "-ler, -lar" eki getirilerek yapılır. "Kitaplar, çocuklar, şiirler, bilgisayarlar..." isimleri çoğul isimlerdir Topluluk İsmi Yapıca tekil olduğu hâlde, yani çoğul eki almadığı halde birden çok varlığı karşılayan isimlere topluluk ismi denir. "Toplum, halk, millet, ordu, bölük, sürü..." sözcükleri birer topluluk adıdır. Topluluk isimleri de çoğul eki alabilir. Bu durumda grupların çoğulu bildirilmiş olur. Örneğin, "Ordular ilk hedefiniz Akdeniz!" cümlesinde "ordu" topluluk ismi çoğul eki almıştır. Burada ordunun birden fazla olduğu anlatılmak istenmiştir Somut (Madde) İsim Duyu organlarımız ile algılanan isimlere somut isim denir. "Kitap, masa, insan, ışık..." beş duyumuzdan biri ile algılanan somut isimlerdir Soyut (Mana) İsim Duyu organlarımız ile algılanamayan, ama varlığına inandığımız isimlerdir. "Neşe, özlem, sevgi, korku..." duyu organlarımız ile algılanamayan soyut isimlerdir. 2. BETİMLEYİCİ ANLATIM SIFAT (ÖN AD) 2.1. Betimleyici Anlatım Yazarın dış dünya ile ilgili gözlemlerini okuyucunun gözünde canlanacak şekilde anlatması ile oluşan anlatım tekniğine betimleyici anlatım denir. Görselliğin daha ağır bastığı bu anlatıma tasvir de denmektedir. Betimlemede bir doğa parçası, bir bahçe, bir ev, bir dağ, hatta iç ve dış özellikleri ile bir insan ayırt edici yönleri ile anlatılabilir. Varlıkların değişik yönleri anlatıldığından betimlemelerde sıfatlar çokça kullanılır. "Güneş dağların arkasından çekilirken, son aydınlığını denize bırakıyor. Hava rüzgârsız. Deniz ince ince dalgalanıyor. Mavi sular biraz uzakta pembe oluyor, kırmızılaşıyor. Renkler yumuşak hatlarla birbirinden ayrılıyor. Karanlık bastırmadan önce renklerin denizdeki valsi bu, büyüsü..." Betimlemelerin insanı konu alan kısmına portre denir. Portrede insanın dış özellikleri ya da iç özellikleri yani karakteri ele alınabilir. Bazen ikisi de bir parçada iç içe olabilir. "Kapıda yaşlı bir adam belirdi. Üzerinde biraz eski, açık mavi bir takım elbise vardı. Ceketin üst cebinde üçgen şeklinde kıvrılmış mendil, kravatıyla aynı renkteydi. Yer yer ağarmış saçlarını sol tarafa yatırmış, hâlâ siyahlığını koruyan bıyıklarını üst dudağının üzerini kapatacak şekilde bırakmış. Ayağında yıllar önce gençlerin oldukça rağbet ettiği ucu sivri ucu küt biçimli ayakkabılar vardı." Betimleyici Anlatımın Özellikleri: Betimlemeler açıklayıcı ve sanatsal betimleme olmak üzere ikiye ayrılır. Kişinin iç dünyasını anlatan betimlemelere tahlil(ruhsal portre) denir. Kişinin dış görünüşünü anlatan betimlemelere simgesel betimleme denir. Roman, hikâye, tiyatro, gezi yazısı, Şiir gibi türlerde kullanılır. Kelimenin yan ve mecaz anlamlarına yer verilebilir. Betimlemeler ikiye ayrılır: Sanatsal (İzlenimsel) Betimleme: 1. İzlenim kazandırmak amacıyla yazılır. 2. Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulur. 3. Ayrıntılar sübjektif olarak verilir. 4. Amaç sanat yapmaktır Açıklayıcı Betimleme: 1. Bilgi vermek amacıyla yazılır. 2. Genel ayrıntılar üzerinde durulur. 3. Ayrıntılar objektif (olduğu gibi)olarak verilir. 4. Amaç sanat yapmak için değil, bir konu hakkında bilgi vermektir. 5. Değişik duyulara seslenen özel ayrıntılar üzerinde durulmaz. 6. Betimlenecek varlığa kişisel duygu ve düşünceler katılmaz. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 8

40 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Sıfat (Ön Ad) İsimleri niteleyen ya da belirten sözcüklere sıfat denir. Sıfatların varlığı isimlere bağlıdır. Bu nedenle sıfatlar tek başına kullanılamaz. Bu açıdan sıfatlar tamlama olarak karşımıza çıkar. "Güzel kitapları hemen alırım." cümlesinde "güzel" sözcüğü "kitap" isminin özelliğini belirten bir sıfattır. Burada "kitap" isminden önce gelerek onun özelliğini belirtmiş ve sıfat olmuştur. Bu nedenle bir sözcük yalnız başına sıfat olamaz. Yukarıdaki örnekte görüldüğü gibi mutlaka bir isimle kullanılır. Sıfatlar kendi içinde niteleme ve belirtme sıfatları olmak üzere ikiye ayrılır Niteleme Sıfatları Varlıkların yapısal özelliklerini ortaya koyan sıfatlardır. Niteleme sıfatları isimlerin nasıl olduğunu bildirir ve isme sorulan "nasıl" sorusuna cevap verir. "Kimsesiz çocuklara yardım edelim." cümlesindeki "kimsesiz" sözcüğü, "çocuklar"ın özelliğini belirtmektedir. Bu cümlede "çocuklar" ismine "nasıl" sorusunu sorduğumuzda "kimsesiz" cevabını almaktayız. "Siyah gözlükler sana yakışmış." cümlesinde "siyah" sözcüğü gözlüğün yapısal özelliğini anlatan bir sıfattır. Nasıl gözlük? Siyah gözlük. Görüldüğü gibi isme sorulan "nasıl" sorusuna cevap veriyor. Adlaşmış Sıfat Bazen kişinin tam olarak bilinmediği ya da niteliğinin vurgulanmak istendiği durumlarda isim söylenmeyip sıfat, ismin yerine geçirilebilir. Bu tür sözcüklere adlaşmış sıfat denir. Adlaşmış sıfatlar niteleme sıfatlarıyla yapılır. "Akıllı insanlar kendine güvenir." cümlesinde niteleme sıfatı olan "akıllı" sözcüğü, "Akıllılar kendine güvenir." cümlesinde "insanlar" isminin düşmesiyle adlaşmış sıfat olmuştur Belirtme Sıfatları Varlıkların diğer varlıklarla ilgileri sonucunda aldığı özellikleri belirten sıfatlardır. Belirtme sıfatları varlıkların geçici özelliklerini belirtir. Belirtme sıfatları kendi arasında dört gruba ayrılır İşaret Sıfatı Varlıkların bulunduğu yerleri gösteren sıfatlara işaret sıfatı denir. Bu sıfatlar, söyleyen kişinin, sözünü ettiği nesneye uzaklığına göre değişir. "Bu kitabı ben aldım." cümlesinde yakındaki kitabı, "Şu kitabı verir misin?" cümlesinde biraz uzaktaki kitabı, "O kitabı getirir misin?" cümlesinde çok uzakta olan ya da, sözü edilen kitabı işaret etme anlamı vardır. Yukarıdaki cümlelerde bulunan "bu, şu, ve o" sözcükleri işaret sıfatıdır. İşaret sıfatları, isme "hangi" sorusunun sorulmasıyla bulunur. Hangi kitap? Bu kitap Sayı Sıfatları İsimlerin sayısal özelliklerini bildiren sıfatlara sayı sıfatı denir. Sayı sıfatları kendi içinde dörde ayrılır: Asıl sayı sıfatları İsimlerin sayılarını kesin olarak belirten sıfatlara asıl sayı sıfatı denir. "Üç arkadaş geziye çıktık." "İzmir'de on gün kalacaktık." "Bu çantayı ancak iki kişi taşıyabilir." Sıra sayı sıfatı Varlıkların sırasını bildiren sıfatlara sıra sayı sıfatı denir. Sıra sayı sıfatları isimlere gelen "-ıncı, -inci" ekleri ile yapılır. "Biz beşinci katta oturuyoruz." "Buradaki birinci günüm iyi geçmişti." Üleştirme sayı sıfatı İsimlerin eşit paylara ayrılmış olduğunu belirten sıfatlara üleştirme sayı sıfatı denir. Bu sıfatlar isimlere getirilen "-ar, -er" eki ile oluşturulur. "Öğrencilere ikişer kitap verildi." "Her komşuda yarımşar saat kaldık." Kesir sayı sıfatı İsimleri kesirli olarak belirten sıfatlardır. "Bu işte yüzde yirmi kâr var." "Yarım kilo kıyma yeter." Belgisiz Sıfat İsimlerin sayı bakımından belirsizliklerini ifade eden sıfatlara belgisiz sıfat denir. Bazı işlerde acele edilmeli. Birkaç arkadaş dışarıda bekliyor. Hiçbir emek boşa gitmez. Bütün öğrencileri bahçeye çıkarmışlar. Her konuda bilgi sahibi olamayız. Bir gün yine karşılaşırız. cümlelerinde altı çizili sözcükler belgisiz sıfatlardır. Bu sözcükler, isimleri sayıca belirtmişler, ama onların ne kadar olduğunu belirtmemişler Soru Sıfatı İsimlerin niteliğini, herhangi bir özelliğini soru yolu ile bildiren sıfatlardır. Nasıl şiirleri beğenirsiniz? Kaçar gün kaldın şehirlerde? Hangi konuyu işleyeceğiz? Kaç soru çözmeli günde? Sıfatlarda Küçültme Sıfat olan sözcüğün anlamında küçültme ya da daralma, "- cik,-ce, (-ı)msı, (-ı)mtırak" ekleri ile yapılır. Bu eklerin getirilmesi ile oluşan sıfatlara küçültme sıfatları denir. "Küçük bir evleri vardı." cümlesinde "küçük" sıfattır ve kendinden sonra gelen ismin niteliğini belirtmektedir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 9

41 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI "Küçücük evleri vardı." cümlesinde "-cik" eki almış "küçücük" sözcüğü de niteleme sıfatıdır. Buradaki "küçücük" sözcüğün "küçük" sözcüğünden farkı, eklendiği ismin anlamında küçültme yapmış olmasıdır. Küçük ev - küçücük ev "Ekmek ayvasının ekşimsi bir tadı vardı." "Üzerine mavimtırak bir ceket giymişti." "Masada kalınca bir kitap duruyordu." Yukarıdaki cümlelerdeki altı çizili sözcükler küçültme sıfatıdır Sıfatlarda Pekiştirme Sıfatlarda pekiştirme, yani anlamın kuvvetlendirilmesi iki şeklide yapılır: Sıfat olan sözcüğün ünlüye kadarki ilk hecesi alınır, daha sonra "m, p, r, s" harflerinden uygun olanı getirilir. En son da sıfat olan sözcük tekrar yazılır. Te - r - temiz = tertemiz "Çocuklar bembeyaz elbiseler giymişlerdi." "Dümdüz yolda ilerliyorduk." "Şöyle yemyeşil çimenlerin üzerine uzansam!" cümlelerinde altı çizili sözcükler pekiştirme sıfatıdır. Sıfat olan sözcüğün tekrar edilmesi ile yapılır. Örneğin "çeşit" sözcüğünü ele alalım. Bu sözcük tekrar ederek bir ismi nitelediğinde pekiştirme sıfatı olur: "Çeşit çeşit meyveler vardı masada." Bu cümlede altı çizili sözler pekiştirme sıfatıdır. "Bahçede uzun uzun ağaçlar vardı." "Derin derin ırmaklar aşarak geldik." cümlelerindeki altı çizili sözler pekiştirme sıfatıdır Sıfatlarda Derecelendirme Sıfatlarda derecelendirme "pek, çok, daha, en..." gibi sözcüklerle yapılır. "Kardeşin onlardan daha akıllı biri." cümlesinde "daha" sözcüğü üstünlük, "En güzel kitap buydu." cümlesinde "en" sözcüğü en üstünlük, "Çok güzel çiçekleri vardı." cümlesinde "çok" sözcüğü aşırılık anlamı katmıştır. 3. COŞKU VE HEYECANA BAĞLI ANLATIM ZAMİR 3.1. Coşku ve Heyecana Bağlı (Lirik) Anlatım İnsan duygu, düşünce ve hayallerini söz, yazı, resim gibi değişik yollarla ifade eder. Bu ifadeyi bazen anlatma, bazen gösterme, bazen de coşkuyla dile getirme şeklinde yapar. Bu anlatımlarda coşkuyla dile getirme insan hayatında önemli bir yer tutar. Çünkü insanın heyecanlarını ve coşkularını ifade etmek için düzenlenen metinlerde daha çok, coşku ve heyecana bağlı anlatım kullanılır. Coşku ve heyecana bağlı (lirik) anlatım, üzüntü, sevinç, heyecan, taşkınlık gibi temaların coşkulu bir şekilde ifade edilmesidir. Coşku ve heyecana bağlı anlatım daha çok, şiirde kullanılmıştır. Farklı sembollerle, ritimli sözlerle, seslerin uyumlu kullanımıyla ortaya çıkan edebî anlatım biçimine şiir denir. Şiirin, kendine özgü bir anlatımı vardır. Şiirde dil ve imge aracılığıyla gerçeklik yeniden oluşturulur. Şiirin yoruma açık, yoğun ve özlü bir anlatımı vardır. Şiirde dil, daha çok şiirsel ve heyecana bağlı işlevde kullanılır. Çünkü şiirler daha çok, sevinç, coşku, heyecan, üzüntü, özlem gibi duyguları dile getirmek amacıyla düzenlenir. Şiirde benzetme, kişileştirme, abartma, hatırlatma gibi söz sanatlarından, karşılaştırmalardan, çağrışım gücü yüksek sözcüklerden yararlanılarak imgeler oluşturulur. Sözcükler daha çok, yan ve mecaz anlamlarıyla kullanılır. Duygu ve çağrışım değeri olan söz ve söz öbeklerine sıkça yer verilir. Coşku ve Heyecana Bağlı Anlatımın Özellikleri: Lirik anlatımda dil heyecana bağlı işlev de kullanılır. Coşku ve heyecana bağlı anlatım daha çok şiir, roman, hikâye, tiyatro türlerinde kullanılır. Öyküleyici anlatımda bir olay ve durumun anlatılması; betimleyici anlatımda kişi, durum ve varlıkların betimlenmesi; lirik anlatımda ise duyguların ifade edilmesi esastır. Coşku ve heyecana bağlı anlatımlarda kelimeler daha çok mecaz ve yan anlamda kullanılır. Öyküleyici anlatımlarda olay ve durumlar anlatılırken duygusal düşünceler katılmaz. Coşku ve heyecana bağlı anlatımda duygular ve içinde bulunulan ruh hali yansıtılır Zamir (Adıl) İsim olmadıkları hâlde isim gibi kullanılan, isimlerin yerini tutan kelimelere zamir denir. Zamirler sözcük ve ek durumunda olmak üzere ikiye ayrılır Sözcük Hâlindeki Zamirler Sözcük durumundaki adıllar da kendi aralarında şahıs, gösterme, belgisiz ve soru olmak üzere dörde ayrılır Şahıs (Kişi) Zamirleri Sadece insan isimlerinin yerini tutan zamirlerdir. Sözü söyleyenle diğerlerini ayırmada kullanılır. Üç tekil, üç de çoğul olmak üzere altı şahıs zamiri vardır. Bunlara kişi adılı da denir. Bu zamirler; ben, sen, o, biz, siz, onlar dır. Size ben yardım ederim. O, sana mektup göndermiş. Şahıs zamirlerinin yerine kullanılabilen, ama esas olarak şahıs zamirleriyle birlikte kullanılarak cümledeki anlamı pekiştiren kendi zamiri vardır. Bu zamire dönüşlülük zamiri de denir. Dönüşlülük zamirlerinin asıl görevi anlamı pekiştirmektir. Bu kitabı ben yazdım. Bu kitabı ben kendim yazdım. İki cümle arasındaki anlam derecesi açıkça görülmektedir İşaret (Gösterme) Zamirleri İsimleri, yerini işaret yoluyla, göstererek tutan zamirlerdir. Gösterme adılları tekil ve çoğul olarak kullanılabilir. Asıl işaret zamirleri bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar dır. Bu bana dedemden kaldı. O dün kapıya bırakılmış. Şunlar neden masanın üzerinde duruyor. Şu senin değil mi? Bunlar en sevdiğim kitaplarımdır. İşaret zamirleri varlıkların mesafesini belirtmek için kullanılır. Yakında olan için: bu Biraz uzakta olan için: şu En uzakta olan için: o işaret zamirleri kullanılır. O ve onlar zamirleri hem işaret hem de şahıs zamiri olarak kullanılabilir. Bu zamirler insan isimlerinin yerine kullanılırsa şahıs, insan dışındaki nesnelerin yerine kullanılırsa işaret zamiridir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 10

42 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI O, tatilde dayısının yanına gidecek. Onlar, sınıfın en çalışkan öğrencileridir. cümlelerindeki altı çizili zamirler insanların yerine kullanıldığından şahıs zamiri, O, okula giderken cebinden düşmüş. Onlar, bayatladığı için çöpe atılacak. cümlelerindeki altı çizili zamirler, insan dışındaki nesneleri karşıladığı için işaret zamiridir Belgisiz Zamirler İsimlerin yerini belli belirsiz, kesin olmayacak şekilde tutan zamirlerdir. Hangi varlığın yerini tuttukları açıkça belli değildir. Bunlara belirsizlik adılı da denir. Başlıca belgisiz zamirler şunlardır: Bazısı, kimi, çoğu, hepsi, birkaçı, birçoğu, tümü, tamamı, herkes, hiçbiri, biri, falan, şey... Bana her şey seni hatırlatıyor. Biri bizi gözetliyor. Herkes bu kitabı okusun. Öğrencilerin çoğu Türkçeyi sever. Kimler ödevini yapmamış Soru Zamirleri İsimlerin yerini soru yoluyla tutan zamirlerdir. Esas soru zamirleri kim ve ne dir. Bunun yanında soru bildiren diğer sözcükler de soru zamiri olarak kullanılabilir. Annem sana ne dedi? Bu çocuk da kim? Bu saate kadar nerede kaldın. Şimdi nereye gidiyoruz? Soruların kaçını çözmüş? Bu işi kime danışalım? Hanginiz bu soruyu çözecek. Soru zamiri olarak kullanılabilecek diğer sözcükler şunladır: Nere, nereye, nerede, nereden, kime, kimde, kimden, kimi, kaçı, kaçımız, hanginiz Ek Durumundaki Zamirler İyelik Zamirleri İsimlere getirilerek, onların ait olduğu kişiyi bildiren zamirlerdir. 1. tekil - m 2. tekil - n 3. tekil - ı 1. çoğul - miz 2. çoğul - niz 3. çoğul - ları Okulumuz ana yolun kenarındadır. Annesi güzellik salonu açmış. Kısacası, isim tamlamalarının tamlananlarında bulunan eklere iyelik zamiri denmektedir. İyelik ekleri aynı zamanda iyelik zamiridir İlgi Zamiri Cümlede daha önce geçmiş bir ismin ya da isim tamlamalarında tamlananın yerini tutan ek hâlindeki -ki zamiridir. Bu zamir kendinden önceki kelimeye bitişik yazılır. Bizim arabamız sizinkinden eski. Bahçedekiler içeri girsin. Üzerindeki sana çok yakışmış. cümlesindeki altı çizili sözcüklerdeki -ki eki ilgi zamiridir. 4. DESTANSI ANLATIM 4.1. Destansı (Epik) Anlatım "Epik" kavramı Yunanca "epope" sözcüğünden türetilmiştir. Tarih öncesi dönemlerle ilgili "tanrı, tanrıça, yarı tanrı ve kahramanlarla ilgili olağanüstü olayları ele alıp işleyen şiirlere epope (destan) denir. Bu tür metinlerde epik (destansı) anlatımdan yararlanılır. Destanların büyük bir bölümü yazı öncesi çağlarda oluşmuştur. Bundan dolayı destanlar sözlü verimler arasında yer alır. Hemen bütün toplumlarda destanların önemli bir yeri vardır. Destanlar, millet hayatında derin izler bırakan savaş, göç gibi önemli tarihî ve toplumsal olayların, kahramanlıkların hikâye edildiği şiirlerdir. Epik şiir türü içinde yer alan destanlarda, olağanüstü özellikleri olan kahramanların, tanrıların savaşları yanında, eski çağ insanlarının yaratılış konusundaki düşünceleri, milletlerin çeşitli özlemleri, hayalleri anlatılır. Destanlar, anlatma ve dinleme ihtiyacından doğmuş, sözlü gelenek içinde ağızdan ağıza aktarılarak gelişimini sürdürmüş ve sonradan yazıya geçirilmiştir. Destanlar, bir yönüyle halk gözüyle görülüp duyulan olayların, onun hayaliyle ortaya çıkan masallaştırılmış tarihsel metni özelliği gösterir. Destanların olağanüstü öğeler içermesi, onların bütünüyle tarihsel gerçeklerden kopuk olduğu anlamına gelmez. Olağanüstü öğeler bir kenara bırakılacak olursa destanların milletlerin tarihini aydınlatan önemli bir kaynak olduğu görülür. Türk edebiyatı, destanlar yönüyle oldukça zengindir. Bu destanlarda milletimizin duygu, düşünce, hayal ve inançlarını ve yaşamını türlü yönleriyle görmek mümkündür. "Bu çocuk, anasının göğsünden ilk sütü emdi ve bir daha emmedi. Çiğ et, çorba ve şarap istedi. Dile gelmeye başladı. Kırk gün sonra büyüdü, yürüdü ve oynadı. Ayakları öküz ayağı gibi [kuvvetli]; beli kurt beli gibi [ince]; omuzları samur omuzu gibi; göğsü ayı vücudu gibi [kuvvetli] idi. Vücudu baştan aşağı tüylü idi. At sürüleri güder, ata biner ve av avlardı. Günlerden, gecelerden sonra yiğit oldu. (Oğuz Kağan bu defa) bir ayı yakaladı. Onu, altın kemeri ile ağaca bağladı ve gitti. Ertesi sabah, tan ağaran çağda yine geldi. Gördü ki canavar ayıyı da almış, götürmüş. (Bu defa) o ağacın dibinde kendisi durdu. Canavar gelip başı ile Oğuz'un kalkanına vurdu. Oğuz kargı ile canavarın başına vurarak onu öldürdü. Kılıçla başını keserek alıp gitti. Tekrar aynı yere geldiği zaman gördü ki bir sungur (aladoğan) canavarın içerisini (iç organlarını) yemektedir. Yay ile, ok ile sunguru öldürdü, başını kesti. Ondan sonra dedi ki: "Canavar geyiği yedi, ayıyı yedi, kargım onu öldürdü. Çünkü kargım demirdendi. Canavarı sungur yedi, yay ve okum onu öldürdü. Çünkü okum bakırdandı." Bu metin Oğuz Kağan Destanı ndan alınmıştır. Daha önce de belirttiğimiz gibi destanda olağanüstülükler söz konusudur. Oğuz Kağan ın, annesini bir kez emdikten sonra çiğ et ve şarap istemesi, kırk gün sonra büyüyüp yürümesi gerçek yaşamda rastlanmayan olaylardır. Yine destanda o dönemde Türklerin ağırlıklı onlarla et yediklerini, demiri ve bakırı işleyip kullandıkları görülmektedir. Bütün bunlar, o dönemde Türklerin sosyal yaşamı, bilim ve uygarlıkta geldikleri düzeyi göstermesi bakımından oldukça önemlidir. Destanda ayakları öküz ayağı gibi, beli kurt beli gibi söz gruplarında gördüğünüz gibi benzetmelerden yararlanılmıştır. Bütün bunlar, Türklerin o dönemde yalın ve işlenmiş bir dil kullandığını gösteren ipuçlarıdır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 11

43 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNE Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı! Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!" Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi. Varsa gelmiş, açılıp mahbesi. yâhud kafesi! Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! Ey. bu topraklar için toprağa düşmüş, asker! Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i... Bedr in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın. (Mehmet Akit Ersoy) Mehmet Akif Ersoy bu şiirde Türk ordusunun Çanakkale Savaşlarında göstermiş olduğu olağanüstü kahramanlığını, yiğitliğini dile getirmiştir. Bu tür anlatımlara destansı (epik) anlatım adı verilir. Destansı anlatımda dil alıcıyı harekete geçirme işleviyle kullanılır. Şair, bu şiirde tarihimizde çok önemli yeri olan bir konuyu ele almıştır. O dönemde ülkemizi işgal amacıyla Çanakkale Boğazı na dayanan Batılı devletlere kahraman ordumuzun verdiği destanımsı mücadeleyi gözler önüne sermiştir. Bu savaş denk güçler arasında olmamıştır. Türk ordusu kendisinden kat kat güçlü düşman günlerine karşı iman dolu göğsü ile bir ölüm kalım mücadelesi vermiştir. Bunun sonucunda Mehmetçik kanı pahasına yurdunu savunmuş ve düşmanlara geçit vermemiş, bunun sonucunda işgal güçleri geldikleri gibi gitmişlerdir. Şiirde, destansı bir anlatım söz konusu olmakla birlikte şair, şiirin olanaklarından yararlanmış ve anlatımını sanatlı bir dille yapmıştır. Şiir aruz ölçüsüyle yazılmış, beyitler kendi arasında uyaklanmıştır. Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!" Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi, dizelerinde işgal güçleri yırtıcı, his yoksulu sırtlana benzetilmiştir. Vurulmuş tertemiz alnından, uzanmış yatıyor, Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor! dizelerinde "hilâl" kelimesi "bayrak", "güneş" kelimesi şehit olan "askerler' in yerine kullanılarak ad aktarması (mecaz-ı mürsel) yapılmıştır. Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhid'i... Bedr in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. dizelerinde "Bedr in aslanları" sözüyle Bedir Savaşı na katılan Müslüman askerler hatırlatılarak telmih sanatından yararlanılmıştır. Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? "Gömelim gel seni tarihe" desem, sığmazsın. dizelerinde ise şair, şehitlerimizi gösterdiği kahramanlıktan dolayı öylesine yüceltmiştir ki onları ne kabre ne de tarihe sığdırabilmiştir. Bundan dolayı bu dizelerde abartmaya başvurulmuştur. Şiirin bütününde Türk askerinin göstermiş olduğu kahramanlığın vurgulanması nedeniyle şiirin dizeleri "Türk askerinin kahramanlığı" teması etrafında örgülenmiştir. Epik Anlatımla Yazılan Metinlerin Özellikleri Etkileyici bir niteliği vardır. Destanın türünün yiğitçe havası sezilir. Olağanüstü özelliklere sahip kişilerin etrafında gelişen olaylar anlatılır. Eylemler ön plandadır. Daha çok, tarihî konu ve kahramanlıklar ele alınır. Sürekli bir hareket söz konusudur. Sözcük yan ve mecaz anlamlarıyla kullanılabilir. Anlatımda abartıya başvurulduğu görülür. Destan, hikâye, roman, şiir ve tiyatro türündeki eserlerde destansı anlatımdan yararlanılır. Koçaklamalar, destanlar, millî marşlar ile kahramanlık şiirlerinde epik anlatıma başvurulur. Dünya edebiyatında epik anlatımdan yararlanılarak pek çok destan ortaya çıkmıştır. "Türeyiş, Göç, Bozkurt, Oğuz Kağan, Alper Tunga, Şu, Ergenekon, Manas. Satuk Buğra Han. Cengiz Han, Ediğe" Türklerin doğal destanlarından bazılarıdır. "Nibelungen Alman, "Odysseia' Yunan, "Cid' İspanyol, Chanson de Roland" Fransız, Gılgamış" Sümer, "Kalevala" Fin, 'Ramayana. Mahabarata" Hint," "İgor" Rus, "Şinto" Japon, Şehname İran destanları arasında yer alır. Dünya edebiyatında doğal destanlar yanında yapma destanların da kaleme alındığı görülür: "Kaybolmuş Cennet" Milton, "Kurtanlmış Kudüs Tasso, Aennesis" Vırgilius tarafından yazılmıştır. Türk Edebiyatında ise Mehmet Akif Ersoy'un Çanakkale Destanı Kayıkçı Kul Mustafa'nın "Genç Osman Destanı" Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın "Üç Şehitler Destanı' yapma destanlar arasında yer alır. 5. EMREDİCİ ANLATIM FİİL (EYLEM) 5.1. Emredici Anlatım Kesinlik, vazgeçilmezlik, emir ve yasaklamalar içeren cümlelerde emredici anlatım söz konusudur. "Zincir takmadan yola çıkmayınız!", "İnşaata beresiz girilmez! cümleleri emir ve yasaklar içermesi nedeniyle emredici anlatıma örnektir. Emredici anlatımın söz konusu olduğu cümleler, bir işin nasıl yapılması gerektiğine ilişkin talimatlar içerir. "Emniyet kemeri takmadan yola çıkmayınız!" cümlesinde yolcuları emredici bir anlatımla yönlendirme söz konusudur. "Sen zor durumda olanlara yardım et ki başkaları da sana zor gününde yardım etsin, sözü bir deneyimi emredici bir dille ifade etmektedir. Karşılıklı konuşmalarda da emredici anlatımdan yararlanılır. Bir babanın çocuğuna, Bugün mutlaka dükkâna uğra! sözünde emredici anlatıma başvurulmuştur. Örneklerde de görüldüğü gibi emredici anlatımda dil, alıcıyı harekete geçirme işleviyle kullanılır. "Veysel der kafanı nafile yorma Dünya fani değil çöküp oturma Adım at ileri avara durma Yoldaş ol refaha kavuşanlara" Bu dörtlükte şair, okurlarla dinleyicilere öğüt vermektedir. Bunu yaparken de "kafanı yorma, çöküp oturma, adım at, avara durma, yoldaş ol" gibi emredici ifadelerden yararlanmıştır. Bu dörtlüğün ilk iki dizesinde şair, boş oturmanın doğru olmadığını belirtmiş, dünyanın geçici olduğunu ileri sürüp bir kenara çekilmenin yanlış bir tutum olacağını vurgulamıştır. Üçüncü ve dördüncü dizelerde ise şair, insanların hep ileri doğru adım atması gerektiğini, kalkınmanın yolunun çalışmaktan geçtiğini söylemiştir. Bunun yanında şair okurları refaha, mutluluğa ve zenginliğe ulaşan insanların izinden gitmeleri gerektiğini öğütlemiştir. Dörtlükteki dizelerde de görüldüğü gibi emredici anlatımların öğretici, öğütleyici ve açıklayıcı yönlerinin olması nedeniyle Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 12

44 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI bu tür cümlelerde fiil cümlelerine yer verildiği, emir kipiyle çekimlenen fiillerden sık sık yararlanılır. Emredici Metinlerin Özellikleri Öğretici, açıklayıcı ve öğüt verici yönleri ağır basar. Trafik kuralları ile kimi eşyaların ve ilaçların kullanma kılavuzları, yemek tarifleri emredici anlatıma örnek olarak verilebilir. Sosyal yaşamın düzenlenmesinde yararlanılır. Dil, alıcıyı harekete geçirme işleviyle kullanılır Fiil (Eylem) İsimler varlıkları, kavramları karşılayan sözcüklerdir. Fiiller ise hareketleri, oluşları, durumları karşılar. Fiiller genel olarak mastar hâlinde ifade edilir. Mastar hâlinde bir hareketin adı olurlar: "yürümek, olmak, düşünmek vs." Fiil Çekimi Fiillerin kip ve şahıs bildirecek biçimde düzenlenmesine fiil çekimi denir. Fiil çekiminde kip mutlaka bulunur, ancak şahıs bazen bulunmayabilir. Fiil çekiminin daha iyi anlaşılabilmesi için kip ve kişi kavramları üzerinde durmak gerekir Fiillerde Kip Eylemlerin bir hareketi, oluşu, durumu ortaya koyuşu farklı şekillerde olur. Bazen bunlar bir başkasına haber verme şeklinde aktarılır, bazen bir koşula bağlanır, bazen istenen bir durum anlatılır. Buna fiilin kipi denir. Türkçede kipler iki grupta incelenir. Bunlar haber kipleri ve dilek kipleridir Haber (Bildirme) Kipleri Çekiminde kesin bir zaman ifadesi olan fiiller haber kipindedir. Haber kiplerinin beş çekimi vardır. Bunları çekimleriyle birlikte gösterelim Bilinen Geçmiş Zaman Eylemin yapılışının kesin olarak bilindiğini gösteren kiptir. Bu kip "-dı, -di, -du, - dü; -tı, -ti,-tu, -tü.." eki ile yapılır. Türkçede üçü tekil, üçü çoğul olmak üzere altı kişi vardır. Bu kişilere göre örnek bir çekim yapalım. Kal-dı-m Kal-dı-n Kal-dı Kal-dı-k Kal-dı-nız Kal-dı-lar Görüldüğü gibi fiiller altı kişiye göre çekimlenir Öğrenilen Geçmiş Zaman Bildirilen işin yapıldığını, başkasından duyma şeklinde anlatan kiptir. Bu çekimin eki "-mış, - miş, -muş, -müş"tür. Dal - mış - ım Dal - mış - sın Dal - mış Dal - mış - ız Dal - mış - sınız Dal - mış - lar Şimdiki Zaman Eylemin söylendiği anla yapıldığı anın bir olduğunu gösterir. Bu çekimin eki "-yor"dur. Alış - (ı)yor - um Alış - (ı)yor - sun Alış - (ı)yor Alış - (ı)yor - uz Alış - (ı)yor - sunuz Alış - (ı)yor - lar Parantez içinde gösterilen yardımcı ses, ünlüyle biten fiillerde görülmez: "uyu - yor" Fiile şimdiki zaman anlamı veren bir diğer ek de "-makta, - mekte" dir. Mastar ekiyle "-de" hal ekinin kaynaşmasından oluşan bu ek günümüzde tamamen şimdiki zaman anlamı veriyor. Ver - mekte - y - im Ver - mekte - sin Ver - mekte Ver - mekte - y - iz Ver - mekte - siniz Ver - mekte - ler Gelecek Zaman Eylemin, söylendiği andan sonra yapılacağını ifade eden kiptir. Bu çekimin eki "-acak, -ecek"tir. Bul - acak - ım (bulacağım) Bul - acak - sın Bul - acak Bul - acak - ız (bulacağız) Bul - acak - sınız Bul - acak - lar Not : "k" sesinin "ğ"ye dönüştüğüne dikkat etmelisiniz Geniş Zaman Fiilin herhangi bir zamanda yapılabildiğini gösteren kiptir. Bu çekimin eki "-r, -ar, -er"dir. Koş - ar - ım Koş - ar - sın Koş - ar Koş - ar - ız Koş - ar - sınız Koş - ar - lar Dilek (İsteme) Kipleri Bu kiplerde zaman anlamı yoktur. Bu kipler bir isteği, arzuyu vs. bildirir. Örneğin; "gitmeliyim" sözünde bu işin ne zaman yapılacağı değil, gitmenin arzu edildiği anlatılmak isteniyor. Dilek kiplerinin dört çekimi vardır Gereklilik Kipi Eylemin yapılması gerektiğini anlatan kiptir. Al - malı - y - ım Al - malı - sın Al - malı Al - malı - y - ız Al - malı - sınız Al - malı - lar Gereklilik kipi bazen cümleye ihtimal anlamı katar. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 13

45 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI "Soruları bir saatte çözmeliyiz." cümlesine gereklilik anlamı katan kip, "Soruları şimdiye kadar çözmüş olmalı." cümlesine ihtimal anlamı katmıştır Şart Kipi (Dilek-Koşul) Gül - er im Gül - er sin Gül er Gül - er iz Gül - er - sin iz Gül - er ler gül - me - m gül - mez - sin gül - mez gül - me - y - iz gül - mez - siniz gül - mez - ler Bazı cümlelerde dilek, bazılarında koşul anlamı katan fiil çekimidir. Sor - sa - m Sor - sa - n Sor - sa Sor - sa - k Sor- sa - nız Sor - sa - lar Şart kipi cümleye bazı anlamlar da katar. "Şu işler bir bitse de rahatlasak." cümlesinde istek, "Balkona çıksa beni görecekti." cümlesinde koşul anlamı verir İstek Kipi Fiillere "-a, -e" eki getirilerek yapılır. Sev - e - y - im (-eyim) Sev - e - sin Sev - e Sev - e - lim Sev - e - siniz Sev - e - ler Bunlardan en çok birinci tekil ve birinci çoğul şahıslar kullanılır. "Sizinle sonra görüşelim." "Ben de sizinle geleyim." cümlelerinde bu kipi görüyoruz Emir Kipi Eylemin yapılması gerektiğini buyruk şeklinde bildiren çekimdir. Birinci tekil ve birinci çoğul şahsın emir çekimi yoktur. Emir kipinin çekimi kişi ekleri ile yapılır. 1. tekil kişi tekil kişi Koş 3. tekil kişi Koş - sun 1. çoğul kişi çoğul kişi Koş - un (koş - unuz) 3. çoğul kişi Koş - sunlar Görüldüğü gibi emir kipinin birinci tekil ve birinci çoğul şahıslarında çekimi yoktur. "Bu soruları hemen çöz." "Gelin de yaptığınıza bir bakın." cümlelerinde altı çizili fiiller emir kipiyle çekimlenmiştir Fiil Çekimlerinde Olumsuzluk Fiillerin olumlusu olduğu gibi olumsuzu da vardır. Fiillerin olumsuz biçimleri, kip eklerinden önce "-ma, -me" olumsuzluk ekinin getirilmesiyle yapılır. Ara - dı m } ara - ma - dı - m Bil - miş sin } bil - me - miş - sin Bak acak } bak - ma - y - acak Koş - malı - y ım } koş - ma - malı - y - ım Not: Fiillerin olumsuz çekiminde geniş zaman farklı özellik gösterir. Geniş zaman çekiminde olumsuzluk eki, kaynaşmış olarak karşımıza çıkar Fiil Çekimlerinde Soru Fiil çekiminin soru şekli "mı, mi" soru eki ile yapılır. Fiil çekiminde "mi", bazen kip ekiyle kişi eki arasında, bazen kişi ekinden sonra gelir. Bildin Bilmişiz Biliyorsun Bilmeliyim Bilsek Bileyim bildin mi? bilmiş miyiz? biliyor musun? bilmeli miyim? bilsek mi? bileyim mi? Fiillerde Anlam (Zaman) Kayması Fiil çekimlerinde kullanılan kip ve zaman ekleri her zaman kendi anlamlarında kullanılmaz. Bu ekler birbirlerinin yerlerine de geçebilir. Bu durum sadece kip ekleriyle değil, cümlenin anlamıyla da ilgilidir. Cümlede yüklemin çekimlendiği kip veya zamanla işin yapıldığı kip veya zamanın farklı olmasına anlam kayması denir. "Babamlar geliyor." cümlesinde şimdiki zaman eki "-yor" kendi anlamında kullanılmıştır. Eylemlerin söylenme ve yapılma zamanı aynıdır. "Babamlar yarın geliyor."cümlesinde ise "-yor" eki kullanılmış, fakat ek kendi anlamında değildir. Çünkü eylem "şu an" yapılmıyor, "sonra" yapılacak. O hâlde bu cümlede şimdiki zaman, gelecek zamanın yerine kullanılmıştır. "Pazar günleri balık tutmaya gidiyor." cümlesinde fiil şimdiki zamanla çekimlenmiş; ama yüklemin bildirdiği eylem her pazar yapılıyor yani tekrar ediyor. Öyleyse şimdiki zaman geniş zamanın yerine kullanılmıştır. "O, henüz çok küçük yaşta annesini kaybediyor." cümlesinde fiil şimdiki zamanla çekimlenmiş, iş geçmiş zamanda olmuş. "Bu soruları daha sonra çözeriz." cümlesinde fiil geniş zamanda çekimlenmiş, iş gelecek zamanda yapılacak. "Keloğlan'ın yolu bir gün bir kasabaya düşer." cümlesinde geniş zaman, geçmiş zaman yerine kullanılmış. Bazı cümlelerde ise haber kipleri dilek kiplerinin yerine kullanılır. "Bu cami de Selçuklulardan kalma bir eser olacak." cümlesinde gelecek zaman, gereklilik kipi (olmalı) anlamında kullanılmıştır Ek Fiil (Ek Eylem) Mastar olarak bir anlamı olmayan, isim ve isim soylu sözcüklere gelerek onları cümlede yüklem olarak kullandıran ve çekimlenmiş fiillere gelerek bileşik çekimli fiiller oluşturan "imek" fiiline ek fiil denir. Ek fiilin iki görevi vardır: İsim soylu sözcükleri yüklem yapmak. Ek fiil, isim soylu sözcükleri yüklem yaparken dört kip ekinden yararlanır. Bu kip ekleri şunlardır: Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 14

46 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Bilinen geçmiş zaman (idi) İsimlere (-idi) eki getirilerek yüklem yapılır. Özneyi oluş üzerinde gördüğünü anlatır. Çalışkandım (çalışkan - i di - m) Çalışkandın Çalışkandı Çalışkandık Çalışkandınız Çalışkandılar "Metin çalışkandı." cümlesinde "çalışkan" sözcüğü ek fiilin görülen geçmiş zamanı ile yüklem olmuştur Öğrenilen geçmiş zaman (imiş) Öznenin başkasından duyulan bir oluş içinde bulunduğunu gösterir. Çalışkanmışım (çalışkan - i miş - ler) Çalışkanmışsın Çalışkanmış Çalışkanmışız Çalışkanmışsınız Çalışkanmışlar Bu da zamire, edata vs. eklenebilir. "Metin çalışkanmış." cümlesinde "çalışkan" sözcüğü ek fiilin öğrenilen geçmiş zamanı ile yüklem olmuştur Şart kipi (ise) İsimlere getirilen (-ise) eki cümleye koşul anlamı katar. Çalışkansam (çalışkan - ise- m) Çalışkansan Çalışkansa Çalışkansak Çalışkansanız Çalışkansalar "Metin ya çok çalışkansa." cümlesinde "çalışkan" sözcüğü ek fiilin şart kipi ile yüklem olmuştur Geniş zaman Bu zaman çekiminde ek fiil diğer çekimlerinde olduğu kadar belirgin değildir. Diğerleri, eklendiği sözcükten "idi", "imiş", "ise" diye ayrılabildiği hâlde, geniş zamanda ayrılmaz. Çalışkan - ım Çalışkan - sın Çalışkan - dır Çalışkan - ız Çalışkan - sınız Çalışkan - dırlar "Metin daha çalışkandır." cümlesinde "çalışkan" sözcüğü ek fiilin geniş zamanı ile yüklem olmuştur Ek Fiilin Olumsuzu Ek fiille çekimlenmiş sözcüklerin olumsuzu "değil" sözcüğü ile yapılır. Çalışkandım Çalışkanmış Çalışkansa Çalışkanım çalışkan değildim. çalışkan değilmiş. çalışkan değilse. çalışkan değilim. Yukarıdaki örneklerde ek fiilin olumsuz çekimi görülmektedir. Diğer fiillerin "-ma, -me" ile ek fiilin "değil" ile olumsuz yapılması, ek fiilin bulunmasını oldukça kolaylaştırır. "Kısa sürede eve vardı." "Sınıfta on kişi vardı." cümlelerinde altı çizili sözcüklerden hangisinin ek fiil aldığını bulmak için cümleleri olumsuz yaparız. Birinci cümlenin yüklemi, "Kısa sürede eve varmadı." şeklinde olumsuz yapılabilir. İkinci cümlenin yüklemi, "Sınıfta on kişi varmadı." şeklinde söylenemeyeceğine göre, ikinci cümle ek fiil almıştır Ek fiilin Soru Şekli Bu fiilin soru şekli de diğer fiillerde olduğu gibi "mi" ile yapılır. "mi" sözü isimle ek fiil arasına girerek kullanılır. Çalışkanım Çalışkanmış Çalışkandım çalışkan mıyım? çalışkan mıymış? çalışkan mıydım? Ek fiilin ikinci görevi birleşik zamanlı fiillerin oluşmasını sağlamaktır Birleşik Zamanlı Fiiller Basit zamanlı fiil, fiilin tek bir zaman veya kip bildirecek şekilde çekimlenmesiydi. Bileşik zamanlı fiil ise, fiilin birden çok kip ve zaman bildirecek biçimde çekimlenmesiyle oluşur. Basit çekimli fiillere ek fiilin getirilmesiyle yapılır. Birleşik zamanlı fiiller üç grupta incelenir Hikâye Birleşik Zaman Fiilin basit çekiminden sonra ek fiilin "idi" şekli getirilerek yapılır. gel - miş - idi - m } gelmiştim örneğinde, fiilin çekimini adlandırırken "gelmek fiilinin öğrenilen geçmiş zamanının hikâyesi" deriz. Biliyorduk (bilmek fiilinin şimdiki zamanının hikâyesi) Bildiydik Bilmiştik Bilirdik Bildiydik Bilmeliydik (bilmek fiilinin gereklilik kipinin hikâyesi) Bilseydik Bileydik Rivayet Birleşik Zaman Fiilin basit çekiminden sonra ek fiilin "imiş" şekli getirilerek yapılır. gel - ecek - imiş - m gelecekmişim Biliyormuşum (bilmek fiilinin şimdiki zamanının rivayeti) Bilecekmişim Bilmişmişim Bilirmişim Bilmeliymişim (bilmek fiilinin gereklilik kipinin rivayeti) Bilseymişim Bileymişim Şart Bileşik Çekim Fiilin çekiminden sonra ek fiilin "ise" şekli getirilerek yapılır. Bil - ecek - ise } bilecekse Biliyorsanız (bilmek fiilinin şimdiki zamanının şartı) Bildiyse Bilmişse Bildiyse Bilirse Bilmeliyse (bilmek fiilinin gereklilik kipinin rivayeti) Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 15

47 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Fiilimsiler Fiillerden türemiş olmakla birlikte bir fiil gibi çekimlenemeyen olumlu, olumsuz şekilleri yapılabilen ve cümlede isim, sıfat, zarf gibi görevlerde kullanılan sözcüklerdir. Fiilimsiler üç grupta incelenir İsim Fiil Fiillere "-mak, -mek", "-ma, -me", "-ış, -iş, -uş, -üş" eklerinin getirilmesiyle yapılır. "Kitap okumayı severim." "Soru çözmek zevkli bir uğraş." "Onun şiir okuyuşunu görmeliydiniz." cümlelerindeki altı çizili sözcükler isim - fiildir. Bazı sözcükler aslında isim-fiil ekleriyle türediği hâlde, zamanla isimleşmiş, yani fiilimsi özelliğini kaybetmiş olabilir. "Biraz daha yemek alabilir miyim?" "Bu kazmayı içeri götür." "Derste yağış türlerini inceledik." cümlelerinde altı çizili sözcükler isim-fiil değildir. Artık bir kalıcı isim oluşturmuştur Sıfat Fiil Fiillere "-an, -ası, -mez, -ar, -dik, -ecek, -miş" eklerinin getirilmesiyle yapılır. Sıfat fiiller çoğunlukla sıfat görevinde kullanılır. "Görünen köy kılavuz istemez." "Öpülesi elleri vardı analarımızın." "Bu şehirde anlaşılmaz olaylar oluyor." "Görür gözüm görmez oldu." "Size biraz bilinmedik fıkralar anlatayım." "Çözülecek soruları da yanında getir." "Kızarmış ekmekler ne güzel kokuyor." cümlelerinde altı çizili sözcükler sıfat-fiildir. Kimi zaman sıfat-fiiller çekimli fiillerle karışabilir. "Gideceğim bu şehirden artık." "Gideceğim herkes tarafından biliniyor." cümlelerinde altı çizili sözcüklerin yazılışları aynıdır. Ancak birincisinde, "Ben gideceğim" ifadesi olduğundan çekimli fiildir. İkincisi ise "Benim gideceğim" anlamında olduğundan, yani fiilin sonunda iyelik eki kullanıldığından fiil, sıfat-fiildir Bağ - Fiil (Zarf - Fiil) Fiillere, bağ-fiil eki dediğimiz eklerin getirilmesiyle yapılır. Bağ - fiiller cümlede genellikle zarf olarak kullanılır. "Çalışınca elbette başarılı olursun." "Gittikçe artıyor yalnızlığımız." "Okumadan nasıl karar verebilirim?" "Eve gidip gelecekti." "Kitap okurken sanki kendinden geçerdi." "İçeri girer girmez konuşmaya başladı." "Gözlerimin içine bakarak konuşuyordu." "Bu şehre geleli tam altı yıl olmuştu." "Kardeşim yanımıza koşa koşa gelmişti." cümlelerinde altı çizili sözcükler bağ - fiildir. Görüldüğü gibi yüklemin durumunu ya da zamanını bildirerek onun zarfı olmuşlardır Fiilde Çatı Çekimli bir fiilden oluşan yüklemin nesne ve özneye göre gösterdiği durumlara çatı denir. Bundan hareketle, yüklemin isim soylu sözcüklerden oluştuğu cümlelerde çatının aranmayacağını söyleyebiliriz. Çatı; yüklemin nesne ve özneyle ilgisi olduğundan, sorularda karşımıza çoğu kez, nesne-yüklem ve özne-yüklem ilişkisi olarak çıkar Nesne - Yüklem İlişkisi Fiiller nesne alıp almamalarına göre değişik şekillerde adlandırılır. Bunları dört grupta inceleyebiliriz Geçişli Fiil Nesne alabilen fiillerdir. Bir fiilin nesne alıp almadığının nasıl anlaşılacağını cümle ögelerinde "nesne" konusunda işlemiştik. Buna göre, fiil nesne alıyorsa geçişli olacaktır. Örneğin; "Öğretmen konuyu çok güzel anlattı." cümlesinde "anlattı" yüklemdir; "öğretmen" öznedir. Nesneyi bulmak için "Öğretmen neyi anlattı?" diye soruyoruz. "Konuyu" cevabı geliyor. Öyleyse yüklem nesne almıştır; "anlatmak" fiili geçişli bir fiildir. Fiilin geçişli olması için cümlede mutlaka nesnesinin bulunması gerekmez. Bazen fiil geçişli olduğu hâlde cümlede nesne kullanılmamış da olabilir. Örneğin; "Durakta tam iki saat beklemiş." cümlesinde "bekledim" yüklemine "Neyi beklemiş?" diye sorduğumuzda cümlede herhangi bir ögenin cevap vermediğini görüyoruz. Ancak biz cümleye "onu" gibi bir nesne ilâve edebiliriz. Öyleyse bu cümlenin yüklemi geçişlidir, ancak cümlede nesne yoktur. Böyle cümlelerde bir tür "gizli nesne" nin varlığı söz konusudur. Bu durumun görüldüğü cümleleri daima "onu" sözüyle kontrol edin, çünkü bu söz yalnızca nesne olabilir Geçişsiz Fiil Nesne almayan fiillerdir. Bu fiillerin yüklem olduğu cümlelere dışarıdan da herhangi bir nesne getirilemez. Örneğin; "Küçük çocuk bütün gün uyudu." cümlesinin yüklemine "Neyi uyudu, kimi uyudu?" diye sorduğumuzda mantıklı bir soru olmadığını görüyoruz. Çünkü bu fiil nesne almaz; yani geçişsizdir Oldurgan Fiil Fiiller değişik eklerle çatı özelliğini değiştirebilir. Bu durumda "oldurganlık, ettirgenlik" durumu ortaya çıkar. Filin bazı ekleri alarak geçişsiz durumdan geçişli duruma gelmesine "oldurganlık" diyoruz. "Yemek pişti." cümlesinde "yemek" özne, "pişti" ise yüklemdir. Nesne almadığı için "pişti" eylemi geçişsizdir. "Yemeği pişirdi." cümlesinde "o" gizli özne, "yemeği" nesne, "pişirdi" ise yüklemdir. Bu cümlede "pişmek" eylemi, "-ir" ekini alarak "pişirmek" şekline gelmiş ve geçişli olmuş. İşte bu örnekte olduğu gibi fiillerin "-r,-t,-dır, -tır" eklerini alarak geçişsiz durumdayken geçişli olmalarına oldurganlık denir Ettirgen Fiil Bu tür fiillerde işi özne bir başkasına yaptırır. Ayrıca geçişli bir fiilin tekrar geçişli hâle gelmesi söz konusudur. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 16

48 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI "Köpeği üzerimize saldırttı." cümlesinde "saldırma" işini yapan "köpektir", özne ona işi yapmasını söylemiştir. Ayrıca geçişli olan "sal" fiili "-dır ve -t" eklerini alarak tekrar tekrar geçişli yapılmış, geçişlilik derecesi artırılmıştır. "Odayı güzelce temizletti." "Babam kendisine koltuk yaptırdı." "Bütün ışıkları kapattırdı." cümlelerinde altı çizili filer "-t,tır,-dır" eklerinden birini alarak geçişlilik derecesini artırmış ve ettirgen fiil olmuştur. Ettirgenlik daha çok öznenin durumuyla ilgilidir Özne - Yüklem İlişkisi Öznenin yüklemle ilişkisi dört grupta incelenir Etken Fiil Yüklem durumundaki fiilin bildirdiği işi, öznenin kendisi yapıyorsa fiil etkendir. Örneğin; "Elbiselerini dolaba güzelce yerleştirdi." cümlesine "Yerleştiren kim?" diye sorduğumuzda "o" cevabı geliyor. Yani özne, yüklemin bildirdiği işi kendisi yapmıştır. Öyleyse fiil etkendir. "Sokaklar bir bir sessizleşti." "Camı çocuklar kırmış." "Türkiye geleceğe emin adımlarla yürüyor." "Gençlik çok iyi yetişmeli." "Ülkemizi çok seviyoruz." "Annem bize börek yaptı." "Ayva çiçek açtı." cümlelerinin yüklemleri de etken fiildir. Çünkü bu cümlelerin hepsinde işi yapan, gizli veya açık bir özne vardır Edilgen Fiil Fiilin bildirdiği işi özne değil de başkası yapıyorsa, özne bu işten etkileniyorsa, fiil edilgendir. Bu fiiller, etken fiillere "-l-" ve "-n-" eklerinin geti-rilmesiyle yapılır. Etken fiilin nesnesi olan öge, fiil edilgen yapıldığında özne durumuna geçer ve bu öznelere "sözde özne" adı verilir. Örneğin etken fiilde örnek verdiğimiz cümleyi edilgen yapalım; "Elbiseler dolaba güzelce yerleştirildi." cümlesini incelersek; "yerleştirildi" yüklemdir. "Yerleştirilen ne?" diye sorduğumuzda "elbiseler" öznesi cevap veriyor. "İşi yapan kim?" diye sorduğumuzda, "başkası" cevabı gelir. Yani işi yapan özne değil, başkasıdır. Çünkü dolaba kendi kendisine yerleşmez. Öyleyse fiil edilgendir, öznesi de sözde öznedir. "Sokaklar temizlendi." "Öğrenciler tiyatroya götürüldü." "Seçim sonuçları açıklandı." "Futbol maçı ertelendi." "Alt yapı çalışmaları kısa sürede bitirildi." cümlelerinde filler "-l veya -n" eklerinden birini alarak türemiş ve edilgen olarak kullanılmıştır Dönüşlü Fiil Fiilin bildirdiği işi özne kendi üzerinde yapıyorsa, yani özne hem işi yapan, hem de yaptığı işten etkilenense, bu anlamı veren fiil dönüşlüdür. Dönüşlü fiiller de etken fiillere "-l-" ve "- n-" ekleri getirilerek yapılır. cümlesinde "yıkama" işini öznenin kendi üzerinde yaptığı bellidir. Dolayısıyla fiil dönüşlüdür. "Aynanın karşısında saatlerce taranmış." "Yazılıdan zayıf alınca üzüldü." "Toplantıdaki sözümden alındın mı?" "Okulu bitirince hayata atıldım." cümlelerindeki altı çizili filler "-l veya -n "ekerini alarak dönüşlü fiil olarak kullanılmıştır İşteş Fiil En az iki özne tarafından yapılabilen fiillerdir. Bu fiiller, fiillere "-ş-" eki getirilerek türetilir. Bazı fiiller ise kök olarak "-ş-" ile bitmiştir ve işteş özellik gösterir. İşteş fiiller işin yapılışına göre iki grupta incelenir. Karşılıklı yapılma bildirir: Yüklem durumundaki fiilin anlamında öznelerin işi birbirlerine karşı yaptıkları görülür. "İki yıldır yazışıyoruz." cümlesine baktığımızda "yazışmak" eyleminin kişilerin karşılıklı yaptıkları bir iş olduğunu görürüz. İki kişi birbirine yazmaktadır. "Ülkeler sonunda anlaştı." "Gereksiz yere şoförle tartışmış." "Rehber öğretmenimle görüşeceğim." cümlelerindeki altı çizili yüklemler karşılıklı yapılan işteş fiillerdir. Birlikte yapılma bildirir: Bunlarda özneler işi birbirlerine karşı değil hep birlikte yaparlar. Yani karşıdan bir hareketin olduğu görülmez. "Kuşlar yem kabının başına üşüştü." cümlesinde "üşüşme" işini kuşlar hep birlikte yapmışlardır. "Kelebekler özgürce uçuşuyor." "Analar şehitlere ağlaşıyor." "Çocuklar kırlarda koşuşuyor. cümlelerindeki yüklemler birlikte yapılma bildiren işteş fiillerdir. "Çocuklar servise son anda yetiştiler." cümlesinde de yüklem birlikte yapılma bildirir, ancak biz buna işteş diyemeyiz. Çünkü işteş fiiller, tek özne tarafından gerçekleştirilemez. "Bir çocuk servise son anda yetişti." cümlesinde olduğu gibi bir özne tek başına yüklemdeki işi yapabiliyorsa orada işteşlik yoktur. 6. ÖĞRETİCİ ANLATIM ZARF (BELİRTEÇ) 6.1. Öğretici Anlatım Öğretici anlatımla oluşturulan metinler, açıklama, aydınlatma, bilgi verme amaçlarıyla yazılır. Bu metinlerde söz sanatlarına, dilin bünyesine mal olmamış yan anlam ifade eden kelime ve kelime gruplarına yer verilmez. Öğretici metnin anlaşılması ve yorumlanması için okuyucunun verilen bilgiyi kavrayabilecek birikime sahip olması gerekir. Öğretici anlatımın kullanıldığı metinlerde anlatım nesnel özellik taşır, açıklık ve kesinlik önemlidir. Alanında gerekli bilgi birikimine sahip kimseler tarafından hemen anlaşılacak şekilde metinler oluşturulur. Yazar, konuyu duygularını işe karıştırmadan açıklamaya çalışır. Grafik, plan, çizelge, tablo vb. dil dışı öğeler ve konu ile ilgili terimlerin kullanılması da söz konusudur. "Her sabah ılık suyla yıkanır." Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 17

49 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Türk Edebiyatında "Taziyetname" Türk edebiyatında ölüm temasının işlendiği belli başlı edebî türler; "sagu", "ağıt" ve "mersiye"dir. Bununla beraber ölümle ilgili olduğu hâlde üzerinde pek fazla durulmayan bir tür daha vardır ki o da "taziyetnâme'dir. Taziyetnâme bir mektup türüdür; vefat eden birinin yakınına, akrabasına başsağlığı dilemek amacıyla yazılır. Muhtevalarına bakıldığında bir çeşit mensur mersiye niteliğindedir. (Dr. Ömer Çakır) Bir makaleden alınan bu metinde yazar, edebiyatımızda "taziyename" diye bir tür olduğunu söylüyor ve bu türün özellikleri ile ilgili bilgiler veriyor. Bu bilgiler ansiklopedik bilgiler olarak değerlendirilir. Metine yazarın kendi bakış açısı hâkim değildir. Metinde yazar, "Taziyenameler'le ilgili yalnızca kanıtlanabilir yani nesnel bilgiler vermektedir. Metinde dil, göndergesel işlevde kullanılmıştır. Amacı bilgi vermek olan edebiyat türleri öğretici, didaktik sözcükleriyle açıklanır. Türk edebiyatında öğretici eserlerin ilk örneklerini Uygur metinlerinde görürüz. Daha sonra Yusuf Has Hacip'in "Kutadgu Bilig", Edip Ahmet Yükneki'nin "Atabetü'l-Hakayık" adlı eserleri öğretici nitelikler taşır. Orta Asya döneminde Ahmet Yesevi'nin "Hikmetleri de öğretici eserler arasına girer. XIII. yüzyıl Anadolu'sunda yazılmış eserlerin hemen hepsi öğretici niteliktedir. İçlerinde en ünlü örnek Mevlana Celaleddin-i Rumi'nin "Mesnevi" adlı eseridir. Osmanlı dönemi Türk edebiyatında Ahmediyye, Muhammediyye gibi eserler, Kâbusname benzeri ahlak kitapları öğretici bir amaca dayanır. Tanzimat'tan sonra ise edebiyatın toplumu, insanları eğitmek için bir araç olduğu kabul edilir. İlk çeviri roman olan "Telemak" bile öğretici niteliğinden dolayı Türk okuruna sunulur. Öğretici Anlatımın Özellikleri Dil, "göndergesel" işlevde kullanılır. Söz sanatlarına, dilin bünyesine mal olmamış yan anlam ifade eden kelime ve kelime gruplarına yer verilmez. Verilen bilgiler örneklerle ve tanımlarla pekiştirilir. Daha çok nesnel cümleler kullanılır. Açıklama, aydınlatma, bilgi verme amaçlarıyla yazılır. Öğretici metnin anlaşılması ve yorumlanması için okuyucunun verilen bilgiyi kavrayabilecek birikime sahip olması gerekir. Gereksiz söz tekrarı yapılmaz. Ses akışını bozan, söylenmesi güç sesler ve kelimeler yoktur. Dil ve ifade sade, gösterişsiz ve pürüzsüzdür. Düşünce ve duygular kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir. Bu anlatım türü daha çok ansiklopedilerde ve ders kitaplarında kullanılır. Tarihî metinler, felsefi metinler, bilimsel metinler ve diğer öğretici metinlerde kullanılır. 7. AÇIKLAYICI ANLATIM Açıklayıcı yazılarda bir sorun ortaya konur. Bu yazılar, sorunu ortaya koyan cümle veya cümlelerle başlar. Sorunu çözümleyen açıklamalar, örnekler, karşılaştırmalar ile devam eder. Özetleyip veya yargı bildiren ifadelerle sonuçlanır. Açıklayıcı anlatımla oluşturulan metinlerde, dilin göndergesel işlevinde ve kelimelerin gerçek anlamlarında kullanılmasına özen gösterilir. Açıklayıcı anlatımda kesin ve açık ifadenin önemi büyüktür. Tanımlama, açıklayıcı betimleme, sınıflandırma; örneklendirme, benzerlik ve karşıtlıklardan yararlanılarak metinler düzenlenir. Bu metinlerde ifadenin açık olması gerekir. Açıklayıcı anlatımda konunun iyi kavranması ve yazının ana düşüncesinin iyi tespit edilmesi çok önemlidir. Edinilen bilgilerin doğru ve düzenli olarak verilmesi gerekir. Gerektiğinde istatistik, levha, grafik, resim gibi gereçlerden; konu ayrıntılarıyla açıklanırken örneklerden ve karşılaştırmalardan yararlanılır. Açık, anlaşılır, sade ve süssüz bir anlatım seçilir. Günlük hayatımızda sık sık başvurduğumuz açıklama öğretmek amacıyla kaleme alınan fıkra, makale, deneme, sohbet, eleştiri vb edebî yazılarda kullanılan bir anlatım türüdür. Herhangi bir konuyu geliştirmek ve anlaşılır hâle getirmek istiyorsak mutlaka açıklama yapmak gerekir. Açıklama sonucunda "niçin" ve "nasıl" sorularına cevap bulunarak üzerinde durulan konu aydınlığa kavuşturulur. Açıklama anlaşılır ve inandırıcı bir ifadeyle anlatılmalıdır. Bir eserde okuyucuya yararlı olan bir şeyler yoksa okur ondan uzaklaşır. Bu noktadan hareket edersek yararlılık bir esere estetik yani sanatsal bir değer katar. Güzellik, sanat eserlerinin içeriği ile ilgilidir. Okur, bir eserden okudukları ile hayata bakar, bu bakışını genişletir. Bu sayede ondan yarar sağlar. Bu parçada yazar, sanat eserlerinde yararlılık konusu hakkındaki düşüncelerini açıklıyor. Sözlerini "yapıtlara sanatsal nitelik kazandıran şeyin faydacılık olduğu" düşüncesinde birleştiriyor. Bu düşünceyi en net şekilde "yararlılık bir esere estetik yani sanatsal bir değer katar." sözleriyle ortaya koyuyor. Sanatta yararlılığın ise içerikle ilgili olduğunu söylüyor. Bu parçada yazar dili, göndergesel işlevde kullanmıştır. Metne yazarın bakış açısı yansımıştır. Yazar, metinde bir konuda bilgi vermenin yanında, bir ana düşünce etrafında cümlelerini sıralamıştır. Cümleleri kurallıdır. Anlaşılır bir dil kullanmıştır. Açıklayıcı Anlatımın Özellikleri Dil, "göndergesel işlev"de kullanılır. Söz sanatlarına, sözcüklerin mecaz ve yan anlamlarına yer verilmez. Dil ve ifade sade, gösterişsiz ve pürüzsüzdür. Yazarın bakış açısı metne yansır. Daha çok, fıkra, makale, deneme, sohbet, eleştiri vb. edebî yazılarda kullanılır. 8. TARTIŞMACI ANLATIM Tartışmacı anlatımda düşünce ve kanıları değiştirmek söz konusudur. Anlatıcı öne sürülen düşünce, duygu ve kanılara katılmıyorsa onları inceler, değiştirmek ister. Karşı çıkış, değiştirmek isteyiş, değiştirmek istediklerinin yerine ileri süreceği görüşler yeni bir anlatım biçimini gerektirir. Tartışmacı anlatım biçiminde düşünceyi geliştirirken ilişki kurma, karşılaştırma, kanıtlama ve tanık gösterme gibi yöntemlerden birine ya da birkaçına başvurulur. Metinlerde birbirine karşıt iki düşünce ele alınabileceği gibi bir düşüncenin iki yönü de ele alınıp işlenebilir. Bir düşüncenin doğrulanması, savunulması ya da bir düşünceye karşı çıkılması amaçlanan metinlerde iki görüş vardır. Bunlar tez ve antitez olarak tanımlanır. Tez, karşı çıkılan görüştür. Antitez ise yazarın bu düşünceye karşı ortaya koyduğu görüştür. Yazar iki görüşü birbirine bağlamak için. "ama, fakat, lakin, ancak, yalnız, oysa" gibi karşıtlık bağlaçlarından faydalanır. Metin savunma amaçlıysa önce savunulan görüş ortaya konur. O hâlde, çünkü, öyleyse gibi destekleme, açıklama bağlaçları kullanılır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 18

50 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Tiyatro mu, yoksa orta oyunu mu üstün? Bence tiyatro orta oyunundan üstün bir sanattır. Orta oyununda sadece güldürü vardır. Amaç seyirciyi sadece güldürmektir. Bu da söz oyunları ile yer yer kaba sözlerle gerçekleştirilir. Seyirci kulağa hoş gelen sözlerle sadece güler, eğlenir. Tiyatro öyle değildir. Çünkü tiyatro çok boyutlu bir sanattır. O kimi zaman güldürür, kimi zaman ağlatır. Güldürürken de ağlatırken de seyirciyi eğitir, ona bir şeyler verir. Çünkü amacı insana bir şeyler katmaktır. Bu da onun orta oyunundan üstün olduğunu göstermektedir. Bu parçada yazar, tiyatronun ortaoyunundan daha üstün olduğunu anlatırken tartışmacı anlatımdan yararlanmıştır. Yazar, önce kendi görüşünü vermiş, daha sonra da bu görüşü kanıtlayıp düşüncelerini sıralamıştır. Tartışmacı Anlatımın Özellikleri Dil, "göndergesel" işlevde kullanılır. Düşünce ve duygular kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir. Tartışmacı anlatımda okurla sohbet ediyormuş gibi bir dil kullanılır. Yazar düşüncelerini soru cevaplarla ortaya koymaya çalışır. Açıklayıcı anlatımda bir düşünce verilir. Tartışmacı anlatımda ise düşünceye okurun inandırılmasına çalışılır. Dil ve ifade sade, gösterişsiz ve pürüzsüzdür. Gereksiz ifadelere yer verilmez. Karmaşık ve anlaşılması güç cümleler kullanılmaz. Ses akışını bozan, söylenmesi güç sesler ve kelimeler yoktur. Savunulan ve karşı çıkılan görüşlere yer verilir. İki farklı bakış açısının olduğu konular bu türde işlenmeye daha elverişlidir. Fıkra, deneme, makale, röportaj gibi öğretici metinlerde kullanılır. Yeteneğe, bilgi ve deneyime göre yöntem belirlenir. Eleştirici bir bakış açısı kullanılır. 9. KANITLAYICI ANLATIM 9.1. Kanıtlayıcı Anlatım Ortaya atılan herhangi bir konu, düşünce, görüş veya yargının okuyucu veya dinleyiciye kanıtlama (ispatlama) yolu ile anlatılması için uygulanan bir anlatım türüdür. Genellikle makale, eleştiri, röportaj gibi yazılı; konferans, açık oturum, münazara gibi sözlü anlatımlarda kullanılır. Bu tür anlatımda, önce ortaya atılmış ve kanıtlanması gereken bir konu bulunmalıdır. Bu konu bütün yönleriyle tanıtılır ve sonra konunun kanıtlanmasına geçilir. Bu safhada elde bulunan her türlü belge, başkalarının konu ile ilgili görüşleri, eğer yapıldıysa deney ve gözlem sonuçları birer kanıt olarak ortaya sürülür. Kısaca kanıtlayıcı anlatım inandırma, aydınlatma, bir başkasına kendi görüşünü kabul ettirmenin bir toplamıdır. Konuşan ve yazan kişi, konuyu, sınırlandırarak ve bakış açısını belirleyerek ortaya koyar. Kanıtlayıcı metinlerde kavramların tanımlanması ve açıklanması önemlidir. Okuyucuyu veya dinleyiciyi ikna etmek, düşündürmek ve yazıda üzerinde durulmak istenen konudan uzaklaşmamak için bazı kelime, kelime öbeği veya cümleler aralıklarla tekrar edilir. Konuşmacı ve yazar, üzerinde durduğu konuyu aydınlatmak ve düşüncelerini kabul ettirmek için örneklere başvurur; konuyu aydınlatmak maksadıyla farklı kişilerin düşüncelerine müracaat eder. Öteden beri tartışılagelmiştir şiirin başka bir dile çevrilip çevrilmeyeceği. Kendine özgü bir yapısı olduğundan zordur şiir çevirmek. Anlamlamanın okur merkezli olması, bir dildeki ses ve biçemin diğer dilde yakalanmasının çok zor olması, dillerin sözcüklerinin her zaman birbirini karşılayamıyor olması şiir çevirisini zorlaştıran etkenlerdir. Jean Cocteau, "Şiir öyle ayrı bir dildir ki başka hiçbir dile çevrilemez hatta yazılmış göründüğü dile bile." sözüyle bu gerçeği ortaya koyuyor. Bu parçada yazar, "şiirin, yapısı gereği, çevirisinin zor olduğu" düşüncesini ileri sürmüştür. Bunu inandırıcı kılmak için de kendisiyle aynı doğrultuda düşünen Jean Cocteau adlı sanatçının sözünden yararlanmış, yani onu tanık olarak göstermiştir. Yazar, kimi zaman da örneklere de başvurarak düşüncesini inandırıcı kılar. Sanatçı, güzelliği yaratan değil, keşfeden adamdır. Çünkü sanat zaten var olan bir niteliği, güzelliği araştırmaktır. Sözgelişi güzel bir ağacın resmini yaparak yahut kelimelerle tasvir ederek güzele ulaşılamaz. Ağaç sadece bir işarettir. Güzelliğe bu işaretten hareketle ulaşmak gerekmektedir. Duyularımızla kavradığımız güzel ağaç, biz farkında değilizdir ama, sürekli değişme hâlindedir. Gerçek güzellik, ağacın değişen niteliklerinde değil, değişmeyen özündedir. (Beşir Ayvazoğlu) Bu parçanın ilk cümlesinde yazar, sanat konusunda bir düşünce ileri sürmüştür. Yazar bu cümlede sanatçının yeni bir güzellik ortaya koymadığını, yani güzelliği yaratmadığını, aksine bir güzelliği keşfettiğini, dolayısıyla sanatın bir çeşit "güzelliği keşfetmek" olduğunu söylüyor. Bunu da ağaç örneğini vererek kanıtlamaya çalışıyor. Kanıtlayıcı Anlatımın Özellikleri İnandırma, aydınlatma, kendi görüşünü kabul ettirme amaçlanır. Kavramları tanımlama ve açıklama önemlidir. Okuyucu ve dinleyiciyi ikna etmek, düşündürmek ve üzerinde durulan konudan uzaklaşmamak için bazı kelime, kelime gruptan ve cümleler tekrar edilir. Konuşmacı ve yazar konuyu aydınlatmak maksadıyla farklı kişilerin düşüncelerine başvurur. Sözcükler ve sözcük grupları gerçek anlamında kullanılır. Dil, "göndergesel" işlevde kullanılır. "Tanımlama, örneklendirme, karşılaştırma, tanık gösterme, sayısal verilerden yararlanma" gibi düşünceyi geliştirme yollarından faydalanılır. Kanıtlayıcı anlatımda hitap edilen toplumun kültür düzeyi ve beklentileri önemlidir Zarf (Belirteç) İsimlerin varlıkları ya da kavramları karşılar. Fiillerin ise hareketleri, oluşları karşılar. Varlıkların nasıl belli nitelikleri varsa, fiillerin de belli nitelikleri vardır. İsmin niteliğini bildiren sözcüklere sıfat demiştik. Fiillerin niteliğini bildiren sözcüklere de zarf denir. "Güzel bir kitap okuyorum." cümlesinde "güzel" sözcüğü "kitap" isminin niteliğini bildiriyor, onun nasıl olduğunu açıklıyor. Öyle ise bu sözcük sıfat görevindedir. Aynı sözcük; "Bu kitap daha güzel görünüyordu." cümlesinde "görünmek" fiilinin nasıl olduğunu bildiriyor. İşte bu durumda "güzel" sözü zarftır. Zarflar kendi içinde beşe ayrılarak incelenir: Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 19

51 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Durum Zarfları Fiilin durumunu yani nasıl yapıldığını bildiren sözcüklerdir. Fiile sorulan "nasıl" sorusuna cevap verir. Kardeşim, hızlı koşardı. Bu cümlede "hızlı" sözcüğü "koşmak" eyleminin durumunu anlatmaktadır. Bunu eyleme sorduğumuz "nasıl" sorusu ile bulabiliriz. "Mobilyalar çok yeni görünüyordu." Nasıl görünüyor? Yeni görünüyor. "Derdini iyi anlatırsan çözüm bulursun." "Neden çok sessiz konuşuyorsun?" cümlelerinde altı çizili sözler durum bildiren zarflardır Zaman Zarfı Fiilin yapılma zamanını bildiren sözcüklere zaman zarfı denir. Zaman zarfları fiile sorulan "ne zaman" sorusuna cevap verir. "İzmir'den dün geldim." cümlesinde "dün" sözcüğü, "Bu konuyu akşam konuşalım." cümlesinde "akşam" sözcüğü, "O erken kalkar, geç yatardı." cümlesindeki "erken ve geç" sözcükleri fiile sorulan "ne zaman" sorusuna cevap veren zaman zarflarıdır Yön Zarfı Fiilin yöneldiği yeri bildiren sözcüklere yön zarfı denir. Yön zarfları ek almadan kullanılır ve fiile sorulan "nereye" sorusuna cevap verir. Bunlar "aşağı, yukarı, içeri, dışarı, ileri, geri, öte, beri" sözcükleri eylemin yönünü belirttiğinde yön zarfı olur. "İsterseniz aşağı inelim." cümlesinde, fiile "Nereye inelim?" diye sorarsak, "aşağı" cevabı gelir. Bu sözcük ek almadan da kullanıldığına göre yön zarfıdır. Eğer cümle, "İsterseniz aşağıya inelim." şeklinde olsaydı, sözcük isim görevinde kullanılmış olacaktı. Çünkü ikinci cümlede sözcük, çekim eki alarak kullanılmıştır. aşağı - aşağıya Aşağı inecek misiniz? Öte git de rahatlayalım. Geri gelmeyi düşünüyorlar mı? Beri gel de ne ezdiğine bak. İleri git, sonra tekrar gelirsin. Dışarı çıkarsan üşürsün. İçeri gir de, biraz konuşalım. cümlelerinde altı çizili sözcükler yön zarflarıdır Miktar Zarfları Fiilleri miktar bakımından sınırlandıran sözcüklerdir. Miktar zarfları diğer zarflardan farklı olarak fiilin, sıfatın, zarfın miktarlarını da bildirir. Miktar zarfları fiile sorulan "ne kadar" sorusuna cevap verir. "İstanbul'da çok gezdiniz mi?" cümlesinde "gezmek" fiiline "ne kadar" sorusunu sorarsak "çok" cevabı gelir. İşte fiilin miktarını bildiren bu sözcük zarftır. Bu tür zarflar sıfata sorulan "ne kadar" sorusuna da cevap verebilir. Örneğin; "Çok güzel bir evi vardı." cümlesinde "ev" isimdir. "Nasıl ev?" diye sorarsak "güzel" sıfatı cevap verir. "Ne kadar güzel?" diye sorarsak "çok" cevabı gelir. İşte sıfatın derecesini bildiren "çok" sözcüğü zarftır. Çünkü burada çok olan güzelliktir. Bu tür zarflar, başka bir zarfın derecesini de bildirebilir. Bu durumda zarfa sorulan "ne kadar" sorusuna cevap verir. "Çok hızlı koşuyor." cümlesinde "koşuyor" fiildir. "Nasıl koşuyor?" diye sorarsak "hızlı" zarfını buluruz. "Ne kadar hızlı?" diye sorduğumuzda ise "çok" cevabı gelir. Zarfın derecesini bildiren bu sözcüğe de zarf diyoruz. O, bu derse pek çalışmadı. Pek sağlam bir ayakkabıya benzemiyor. Pek akıllısın sen de! "Ne kadar" sorusu elbette sadece zarfı buldurmaz. "Fazla mal göz çıkarmaz." cümlesinde altı çizili sözcük "mal" isminin miktarını bildirdiği için sıfattır. Çünkü isimlerin zarfı olmaz Soru Zarfı Cümlelerde zarfları bulmak için kullandığımız sorular vardır. "Sizi nasıl tanımam?" "Gittiği yerden ne zaman dönecek?" "Ne kadar hızlı yürüyor?" "Neden söz vermesine rağmen gelmiyor?" "Ne konuşup duruyorsun ki?" cümlelerinde altı çizili sözcükler soru zarfıdır. 10. DÜŞSEL (FANTASTİK) ANLATIM Düş ya da rüyâ, uyurken zihinde beliren olayların, düşüncelerin bütününe verilen isimdir. Düş kelimesi gerçek olmayan şeyler için, imge için de kullanır. Gerçekleşmesi istenen şeyler, umutlar için de düş kelimesi kullanılabilir. Düşsel kelimesi ise düşle ilgili olan, hayali şeyler için kullanılır. Bu yüzden düşsel ya da fantastik anlatım gerçek olmayan, hayalî anlatım demektir. İmgeye dayalı, hayali, olağanüstü olayların anlatımında düşsel (fantastik) anlatımdan yararlanılır. Düşsel ya da fantastik anlatımda olay, konu ve kişiler olağanüstü niteliklere sahiptir. Bu anlatım türünde hayal ürünü olaylar belli bir plan çerçevesinde anlatılır. Düşsel (fantastik) anlatımda zaman öğesi bazen "zaman ötesi" bir özellik gösterir; belirli veya belirsiz olabilir. Örneğin masallarda zaman öğesi "bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde", "zamanın birinde" gibi sözlerle ifade edilir. Bu sözlerden de anlaşılacağı üzere düşsel anlatımda söz konusu olan zaman hayali bir zamandır. Düşsel (fantastik) anlatımda mekân gerçekte olmayan, gündelik yaşamda ulaşma olanağı bulunmayan, olağanüstü bir yerdir. Kimi zaman Kaf Dağı'nın ardıdır, kimi zaman periler ülkesidir, kimi zaman da devlerin, cinlerin yaşadığı hayali bir yerdir. Söz konusu mekân, anlatıcının hayal dünyasında yarattığı bir mekândır. Olay, yer, kişi ve zaman da çoğunlukla hayalidir. Zaman zaman gerçek yaşamdan kişiler olsa bile bu kişiler, yaptıklarıyla ve nitelikleriyle gerçek olmayan kişilikler hâline bürünür. Düşsel (fantastik) anlatımda insan dışındaki varlık ya da kavramlar kişileştirilebilir. Örneğin masallarda bütünüyle hayal ürünü olan bir kişi çok zor bir işi başarır. Bunu yaparken de çoğu zaman olağanüstü özellikleri olan, büyüleyici bir kişiliğe bürünür. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 20

52 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Düşsel öğelerin egemen olduğu fantastik romanlarda kahramanların şeytanla, meleklerle, vampirlerle veya daha başka türden hayali varlıklarla konuşması, onlarla etkileşim içinde bulunması söz konusudur. Düşsel (fantastik) anlatımlarda olaylar -bütünüyle hayal ürünü olsa da- yaşadığımız dünyanın koşullarına uydurulmuş, gerçek bir zemine oturtulmuş olaylardır. Aynı şekilde kişiler de yaşadığımız dünyanın gerçeklerine göre oluşturulmuş kişilerdir. Düşsel (fantastik) anlatım, masallarda, korku romanlarında, bilim kurgu romanlarda ve filmlerde sıkça kullanılan bir anlatım yöntemidir. Bilim kurgu romanlarında ise bilimsel merak ile hayalin yani düşün iç içe geçtiği bir anlatım vardır. "Ne istiyorsunuz?" diye sorudu Mrs. Ttt. "Siz bir Marslısınız!" Adam gülümsedi. "Bu kelime kesinlikle size bildik değil. Bu bir dünya deyimi." Başıyla adamlarını işaret etti. "Biz Dünya'danız. Ben kaptan Williams. Mars'a ineli henüz bir saat olmadı. İşte buradayız. İkinci Mars Seferi! Bir ilk Mars Seferi yapılmıştı ama başına ne geldi bilmiyoruz. Her neyse işte buradayız. Ve siz de karşılaştığımız ilk Marslısınız!" "Marslı mı?" Kadın, kaşlarını kaldırdı. "Demek istediğim şu, güneşten bu tarafa dördüncü gezegende yaşıyorsunuz, değil mi?" "Çok basit!" diye tersledi kadın onu süzerek "Ve biz - Kaptan Tombul, pembe elini göğsüne bastırdı - biz de Dünya'danız. Değil mi beyler?" "Evet, efendim!" dedi bir koro. "Burası Tyrr gezeni" dedi kadın, "Eğer asıl adını kullanmak isterseniz..." (Ray Bradbury) Rad Brabury'nin "Mars Yıllıkları" adlı yapıtından alınan bu parçada Marsla geçen bir olay anlatılmış. Burada düşsel (fantastik) anlatım söz konusudur. Düşsel (fantastik) anlatımda yazar, düş gücünün sınırsız olanaklarından yararlanarak okurun zihninde yeni ufuklar açmaya çalışır ki bu metinde de yapılmış. Yazarın amacı, okuru bir tür düşsel yolculuklara çıkarmak, gerçek yaşamda göremediği ve bilincine varamadığı şeyleri ona göstermektir. Bu parçada büyüleyici, düşsel mekânlarda geçen olaylar işleniyor. Yazar, ortaya koyduğu kurgu ile okurlarını günlük yaşamdan, yaşamın gerçeklerinden uzaklaştırıyor. Onların hayalî bir dünyada dolaşmasını, dünyanın sıkıntılarından bir süreliğine olsa uzak kalmasını sağlıyor. Böylece yazar, gerçek dünyanın ötesinde alternatif, düşsel bir dünya oluşturuyor. 11. GELECEKTEN SÖZ EDEN ANLATIM - EDAT, BAĞLAÇ Gelecekten Söz Eden Anlatım Yaşadığımız andan daha ilerideki zaman dilimini gelecek olarak ifade ederiz. Zaten "gelecek" kelimesi, zaman bakımından ileride olan, daha gelmemiş, yaşanacak zamanlar için kullanılır. Gelecekten söz eden anlatıma da geleceğe yönelik duygu, düşünce ve beklentilerin dile getirildiği anlatım diyebiliriz. Gelecekten söz eden anlatımda yazar, daha sonra olacak olaylar hakkında öngörülerde, tahminlerde bulunur. Gelecekten haber verir. Gelecekten söz eden kimi metinlerde bilimsel verilerden yararlanılabilir. Bazılarında ise anlatılanlar bütünüyle bilim kurgudan ve kehanetten ibarettir. Gelecekten söz eden anlatım, fallarda, burçlara yönelik tahminlerde, bilim kurgu romanlarında, meteorolojik tahminlerde kullanılır. Gelecekten söz eden anlatımlarda henüz olmamış ancak olacak, olabilecek, olması muhtemel ya da olması istenen şeyler anlatılır. Gelecekten söz eden anlatımların özünde varsayım ve tahminde bulunma vardır. Bu tür anlatımların yapıldığı metinlerde olasılık ve tahmin bildiren "olasıdır, olacaktır, olabilecektir, belki, ihtimal ki, büyük olasılıkla" gibi sözlerden yararlanılır. Gelecekten söz eden anlatımın sınırlarını yazarın düş gücü çizer. Bu açıdan bu anlatım türünde yazarın düş gücü öne çıkar. Gelecekten söz eden anlatım, yazara alabildiğine özgürlük tanıyan bir anlatım şeklidir. Bu anlatımda yazar, gelecekte gerçekleşmesini beklediği bir olayı sınırlarını kendisi çizerek anlatır. Gelecekten söz eden anlatım, bilimsel öngörülerde söz konusu olabileceği gibi öykü ve romanlarda da yazar, geleceğe yönelik düşüncelerini, planlarını veya beklentilerini anlatabilir. Gelecekten söz eden anlatımda tercih edilen fiiller ya gelecek zaman kipiyle çekimlenir ya da fiil başka bir kipte olsa bile gelecek zaman kipi anlamını taşır. Gelecekten söz eden anlatım, daha çok, "roman, hikâye, tiyatro, deneme, şiir" gibi edebiyat ürünlerinde kullanılır. Tüm bunlardan yola çıkarak gelecekten söz eden anlatımın özelliklerini şöyle sıralayabiliriz: Beklentiler, tahminler ve varsayımlar üzerine kurulur. Olandan çok, olması istenen veya beklenen olaylar anlatılır. Verilerden yola çıkılarak geleceğe yönelik tahminlerde bulunulur. Yaşanan andan daha sonraki bir zamanda gerçekleşecek olay ve durumlardan söz edilir. Anlatımda kullanılan fiiller ya gelecek zaman kiplidir ya da fiilin kipi, gelecek zaman anlamı taşır. Bundan elli yıl sonra, dünyanın yüzde 80'inde ulaşım sorunu olmayacak. Her ülke, metro sistemini mükemmel bir hâle getirecek. Şimdiki yollar ise insanların çok daha iyi bir hayat sürmesi için kullanılacak. Hava trafiği biraz yoğunlaşacak ancak, şimdiki trafiğe göre çok rahat olacak. 10 kişiden 7'sinin uçan arabası olacak. Ancak özel bir sistem sayesinde, hava trafiği diye bir sorun söz konusu bile olmayacak. Şehirlerarası yolculukların hepsi, özel uçaklarla yapılacak. Yazar, bu parçada geleceğe yönelik tahminlerini, beklentilerini dile getirmiştir. Gelecekten söz eden anlatımın bir özelliği olarak bu parçada anlatılanlar içinde bulunduğumuz zamandan daha sonraki bir zaman dilimini kapsamaktadır. Yazar geleceğe yönelik hayal ve düşüncelerini şimdiden açıklamıştır. Gelecekten söz eden anlatım ile düşsel anlatım kimi zaman karıştırılabilmektedir. Bu iki anlatım arasındaki benzerlik ve farklılıklar şunlardır: Her iki anlatımda da yazar, kendi zihninden geçenleri dile getirir. Her iki anlatımda da yazarın, kendi düş dünyasındakiler yer alır. Gelecekten söz eden anlatımda her ne kadar, olması istenen olaylar anlatılmak istense de gerçeklerden yola çıkılarak tahminler dile getirilir. Bu açıdan, gelecekten söz eden anlatımın gerçeğe daha yakın olduğu söylenebilir. Düşsel anlatımda yazar, gerçeklikle ilgisi olmayan, kurmaca olayları, durumları, kişileri, zamanları ve mekânları dile getirir. Buradan hareketle düşsel anlatımın kullanıldığı metinlerin gerçekle bağının olmadığı ya da bu bağın son derece zayıf olduğu söylenebilir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 21

53 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Edat (İlgeç) Kendi başına bir anlamı olmayan, diğer söz ve söz öbekleriyle kullanıldığında anlam kazanan sözcüklerdir. Kimi edatlar cümlede tek başına kullanılıyor olsa bile, anlamlı olması ancak cümle içinde kullanılmasına bağlıdır. "İçin, kadar, göre, doğru, sonra, dolayı, beri, gibi, yalnız, ile " belli başlı edatlardır. Edatlar, sözcük türü olarak bağlaçlara yakın olduğundan bazen onlarla karıştırılabilir. Önce karışan edatlardan başlayarak önemli olanları inceleyelim. Edat olarak cümlede değişik anlamlar verecek biçimde kullanılır. Daha çok kendinden önceki sözcüğe eklenerek "-le, -la" biçiminde görülür. "Almanya'ya uçak ile gidecekmiş." cümlesinde araç bildirir. "Yarın arkadaşlar ile balığa gideceğiz." cümlesinde birliktelik bildirir. "Davranışının doğru olmadığını güzellikle anlat." cümlesinde durum bildirir. Burada "ile"nin edat ve bağlaç oluşu arasındaki ayrımı da belirtelim. Cümlede "ile" sözünün olduğu yere "ve" sözünü koyduğumuzda anlam bozukluğu oluyorsa "ile" edat; olmuyorsa bağlaçtır. "Ben öykü ile şiiri çok severim." cümlesinde "ile" bağlaçtır. Çünkü bu cümlede "öykü - şiir" sözcüklerini birbirine bağlamıştır. Ayrıca bu cümlede "ile" yerine "ve" sözcüğü getirilebilir: "Ben öykü ve şiiri çok severim." Ama; "Ben yıllardır öykü ile uğraştım." cümlesinde "ile" sözcüğü yerine "ve" getiremeyiz: "Ben yıllardır öykü ve uğraşırım." Görüldüğü gibi "ile" yerine "ve" getirilemiyor. Demek ki bu cümlede "ile" edattır. Bunların dışındaki edatları cümlelerle gösterelim. "Buz gibi limonatayı içiverdi." "Bu hediye etmek için mi aldın?" "Aslında onun kadar çalışmadım." "Sabaha doğru eve varabildi." "Şimdiye dek hiçbir konuda başarılı olamadın." "O günden sonra Ayhan ile hiç görüşmedim." cümlelerindeki altı çizili sözcükler edattır Bağlaç Kendi başına bir anlamı olmayan, cümlede eş görevli söz ya da söz öbeklerini hatta cümleleri birbirine bağlayan sözcüklerdir. Bağlaçlar edatlardan farklı olarak cümle içinde bağladıkları sözlerin görevlerinde herhangi bir değişme yapmazlar, cümleden çıkarıldıklarında anlamda değişme olsa bile bozulma olmaz. Kimi bağlaçlar bağlayacakları sözcüklerin arasında kullanılır. "Çiçekçiden karanfil ve gül aldım." Kimi bağlaçlar cümleleri birbirine bağlar: "Eve gidiyorum, ama yine geleceğim." cümlesinde "ama" bağlacı iki cümleyi birbirine bağlamıştır. "Kitabı verdi, fakat geri almadı." "Ankara'ya gitmedim, çünkü işim düşmedi." "Pek dikkat çekmedi, oysa güzel bir filmdi." "İki yıldır hiç görmedim, yalnız arada bir telefonlaşırız." "Hem koşuyor hem bize lâf yetiştiriyordu." "Ya işinizi güzelce yapın ya da bu işten vazgeçin." "Üniversiteyi bitirdi, hatta öğretmenliğe bile başladı." Bu bağlaçların dışında özelliği olan, yazımı yönünden eklerle karışan bağlaçlar da vardır. Bunların en önemlileri "de" ve "ki" bağlaçlarıdır. Edatlarla ya da diğer sözcük türleriyle karışan bağlaçlar da vardır. Bunlar "yalnız, ancak, bir, tek" gibi edatlardır. Bu sözcükler kullanıldıkları cümlelerde "sadece" anlamını veriyorlarsa edat; "fakat" anlamını veriyorlarsa bağlaç görevindedirler. Bunları cümleler üzerinde gösterelim. "O kadından şikâyet eden yalnız sen değilsin." "Benim sözümü bir sen dinlemezsin zaten." "Bu odaya ancak beş kişi sığar." "Tek bu olay değil, daha birçok sebep var beni kızdıran." cümlelerinde altı çizili sözcükler "sadece" anlamına geldikleri için edat göreviyle kullanılmışlardır. Aynı sözcükleri değişik görevlerde de kullanabiliriz. "Ben gelirim, yalnız yol parasını siz ödersiniz." "Söylediklerine inanmıyorum, ancak benim yapabileceğim bir şey yok." cümlelerinde altı çizili sözcükler "fakat" anlamına geldiklerinden bağlaç olarak kullanılmışlardır. 12. SÖYLEŞMEYE BAĞLI ANLATIM İki veya daha fazla kimsenin, bir konu üzerinde, karşılıklı konuşturulmasına söyleşmeye bağlı (diyalog) anlatım" denir. Söyleşmeye bağlı anlatımda iki kişinin karşılıklı konuşmasına "diyalog", kişinin kendi kendine yaptığı konuşmaya ise "monolog" denir. Söyleşmeye bağlı anlatım bulunulan mevki, bağlam ve konuşulan kişiye göre değişebilir. Çünkü kişi, yakınlarıyla daha rahat ve içten konuşabilirken resmî bir kurumda ciddi bir üslupla konuşmak zorunda kalır. Televizyonlardaki söyleşmeye dayalı programlar tartışma sanat ve spor programlarıdır. Bu programların her birinde farklı söyleşme şekli olabilir. Birisinde bir yönetici eşliğinde ve masa etrafında 3-5 kişinin bir konu hakkında doğaçlama yoluyla söyleşmesi olabilirken diğerinde iki kişi sırayla bir konu hakkında önceden yaptıkları hazırlıklar doğrultusunda konuşabilirler. Söyleşmeye Bağlı Anlatımın Kullanıldığı Metin Türleri "Sohbet, diyalog, mülâkat, röportaj, roman, hikâye, tiyatro, manzum hikâye" gibi türler söyleşmeye bağlı anlatım çevresinde oluşur. Bu metinler daha çok. "diyaloglardan oluşur. Ancak bu metinlerdeki kahramanların iç konuşmaları "monologlara dayanır. Bir mülâkatta, röportajda ya da sohbette yalnızca konuşma varken tiyatroda hem konuşma hem de konuşmanın bağlamı vardır. Söyleşmenin yeri, zamanı, biçimi, sahneye giriş - çıkış gibi unsurlar belirtilir. Tiyatronun en belirgin yönlerinden biri de göstermeye dayalı olmasıdır. Tiyatro, olayı anlatmaz; gösterir. Söyleşmeye Bağlı Anlatımın Özellikleri Jestler, mimikler ve bedensel davranışlar anlatımı destekler. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 22

54 10. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Karşılıklı konuşmaların seviyesi, bağlama ve konuşan kişilere göre değişir. Görme ve işitme duyularıyla ilgili ayrıntılardan yararlanılır. Vurgu ve tonlama anlatımın etkisini artırır. Söyleşmenin yeri, zamanı, biçimi, sahneye giriş, sahneden çıkış gibi unsurlar söz konusudur. Tekrarlar ifadeyi kuvvetlendirir. Dil, göndergesel veya sanatsal işlevde kullanılır. Tekrar sordu: - Söyle yavrum, o roman ne diyor? Genç kız büyük gözlerini kaldırdı. Kitabı dizlerine indirdi. Nazik bir şive ile, "Büyükanneciğim, Fransızca bir roman iste..." dedi. Lakin büyük nine merak ediyordu, mutlaka anlamak istiyordu: - Adı ne? - Desenchant... - Ne demek? - Sevinçten, saadetten mahrum kadınlar demek. - Onlar kimmiş? - Biz... Türk kadınları... (Ömer Seyfettin, Bahar ve Kelebekler) 13. MİZAHİ ANLATIM ÜNLEM Mizahi Anlatım İnsanın gülmesine sebep olabilecek olayların, durumların, karşılaştırmaların, kelime ve kelime gruplarının mizaha başvurularak anlatılmasıdır. Mizahi anlatımda amaç, okuyucuyu düşündürmek ve eğlendirmektir. Bu anlatımın diğer bir amacı da eleştiridir. Kişilerin, kurumların, toplumların eksik, kusurlu, hatalı söz ve davranışları mizahi anlatımla eleştirilir. Bu eleştiriyle eksikliklerin, hataların, kusurların ortadan kaldırılması amaçlanır. Mizahi unsurları oluşturmada karşılaştırmalar, durumlar, hareketler, kelime ve kelime gruplarından da yararlanılabilir. Bu anlatımda dil, bir olayı anlatmak için kullanılır. Mizahi anlatımda kusurlara, eksikliklere, hatalara dikkati yoğunlaştırabilmek için abartmalardan yararlanılır. Abartma yönüyle kişilerin, kurumların, toplumların eksilikleri gözler önüne serilir. Bu bakımdan mizahi anlatımda gerçeklerden sapma söz konusu olabilir. Mizahi anlatımda dilin kullanımı çoğunlukla değiştirilerek gülünç durumlar ortaya çıkarılır. Bazen de argo yoğun şekilde kullanılabilir. Mizahi anlatımlarda günlük konuşmaya ait unsurlardan sıkça yararlanılır Mizahi Anlatımın Kullanıldığı Metin Türleri "Karagöz, orta oyunu, meddah, köy seyirlik oyunu" gibi geleneksel tiyatro türlerinde mizahi anlatımdan bolca yararlanılır. Bu türlerin ortak yönü gülmecenin şive taklitlerine ve dil oyunlarına dayanmasıdır. Bu türler doğaçlamayla gelişir. Önceden belirlenen yazılı bir metne bağlı kalınmaz. "Komedi" türü tiyatrolar, "taşlama" ve "hiciv" türündeki şiirler, "fıkralar" mizahi anlatıma ait unsurları içerir. "Roman, hikâye, tiyatro, sohbet, deneme" gibi türlerde yer yer mizahi anlatıma başvurulur. Bu türlerde kalem oynatan sanatçılar anlatımı etkili kılmak için mizah unsurundan yararlanabilir. "Karikatürler" de mizahi anlatımın içinde yer alır. Mizahi Anlatımın Özellikleri Mizahi unsurlarda abartı ve gerçekten sapma vardır. Mizahi unsurları oluşturmada karşılaştırmalar, hareketler, kelime ve kelime gruplarından yararlanılabilir. Dil daha çok, sanatsal (şiirsel) işlevde kullanılır Mizahi Anlatımla İlgili Kavramlar İroni: Söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme. Humor: Ciddi bir tavırla söylendiği hâlde alay olduğu belli olan ince, hoş nükte. Nükte: İnce anlamlı, düşündürücü ve şakalı söz, espri. Komik: Gülme duygusu uyandıran, güldürücü, gülünç. Kara mizah: Yalnız güldürmeyi değil, düşündürmeyi ve yergiyi de amaçlayan mizah türü. Parodi: Ciddi sayılan bir eserin bir bölümü veya bütününü alaya alarak biçimini bozmadan ona bambaşka bir özellik vererek biçimle öz arasındaki bu ayrılıktan gülünç etki yaratan bir oyun türü. Taşlama: Bir kişiyi, bir yeri, bir şeyi vb. kusurlu yanlarını alaycı bir dille yeren halk şiiri türü. Hiciv: Bir kişiyi, bir yeri, bir şeyi vb. kusurlu yanlarını alaycı bir dille yeren divan şiiri türü. Karikatür: İnsan ve toplumla ilgili her tür olayı konu alarak abartılı biçimde belirten, düşündürücü ve güldürücü resim. Hacivat: - Vay Karagöz'üm, benim iki gözüm merhaba! Karagöz: - Hoş geldin suda pişmiş balkabağı! Hacivat: - Aman Karagöz'üm, beni gelir gelmez darp etmenizin sebebi? Karagöz: - Bizim bekçinin ne poturu var ne de cübbesi. Hacivat: - Yazıklar olsun sana Karagöz! Adam olmamışsın, hâşâ huzurdan şu dünyaya eşek gelmişsin, gidiyorsun. Karagöz: - Ona yarabbi şükür Ünlem Yalnız başına anlamı olmayan, cümle içinde, sevinme, korku, özlem, kızma gibi duyguları anlatan ya da seslenme bildiren sözcüklere ünlem denir. Ünlemlerin cümledeki söyleyişe göre anlam kazanır. "A, kim gelmiş?" "Yazık, çocuk hasta olmuş!" "Eyvah, çantam otobüste kaldı!" "Tüh, yine yanlış yaptım!" cümlelerindeki altı çizili kısımlar ünlemdir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Olayların gülünç, alışılmadık ve çelişkili yönleri yansıtılır. Okuyucuda uyandırılmak istenen etkiye göre düzenlenir. Ses, hareket, konuşma ve görünüş taklitleri mizah unsuru olarak kullanılır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 23

55 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site RETGREGTGTGRTGTRGGT[Metni yazın] Sayfa 1

56 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI I. ÜNİTE: TARİH İÇİNDE TÜRK EDEBİYATI 1. EDEBİYAT-TARİH İLİŞKİSİ Edebiyat tarihi, medeniyet tarihinin en önemli kısmıdır. Bir milletin uzun asırlar esnasında geçirdiği fikrî ve hissî gelişmeyi belirten bütün kalem ürünlerini inceleme ile onun manevi hayatını, gerçekte olduğu gibi tasvire çalışır. Edebiyat tarihi, bir ulusun yüzyıllarca meydana getirdiği edebî eserleri inceleyerek geçirdiği dönemleri kronolojik bir sıra içinde inceleyen bilim dalıdır. Bir başka deyişle edebiyat tarihi bir toplumun edebiyatının işlediği yolu ve geçirdiği dönemleri anlatan, edebiyat hayatını bütün olarak değerlendiren bir bilim dalıdır. Edebiyat tarihi aracılığıyla değişik çağlardaki kültür birikimimizi tanırız. Toplumların düşünce yapılarını, dünya görüşlerini öğreniriz. Bütün bu bilgiler bir edebiyat eserinin değerlendirilmesinde bize yol gösterir. 2. TÜRK EDEBİYATININ DÖNEMLERE AYRILMASINDAKİ ÖLÇÜTLER Edebiyatımız, hiçbir yazılı belge bulamadığımız çok eski dönemlerde başlamış ve birbirinden farklı kollar halinde gelişmek suretiyle günümüze kadar süregelmiştir. Başlangıcından günümüze kadar aynı milli ruhun, edebiyatımızın bütün dönemlerinde hiç değişmeyen ve amacı belirleyen bir çizgi olarak varlığını hissettirdiğini görüyoruz. Ancak bu milli çizgiye onu zenginleştiren birbirinden farklı motiflerin de eklendiğini söylemeliyiz. Edebiyatımızın hangi medeniyetin veya hangi edebiyatların tesirine girdiğini, hangi amaçlara hizmet ettiğini ve toplumdaki hangi sosyal sınıflar tarafından temsil edildiğini bu farklılıklara bakarak anlıyoruz. Ayrıca edebi eserlerde kullanılan kelimelerin yapılarına, çekimlerine ve ses özelliklerine bakarak hangi dil coğrafyasına ait olduğunu belirtiyoruz. Dünyada başka milletlerin edebiyatlarında da, ana çizgi değişmemekle beraber, farklı edebi dönemler yaşandığı görülmektedir. Fakat bunların pek azı bizim edebiyatımız kadar çeşitlilik arz etmektedir. Tabii ki bunun en önemli sebebi Türk boylarının dünya üzerinde çeşitli coğrafi bölgelere dağılarak ayrı topluluklar halinde ve ayrı devletler kurarak yaşamalarıdır. Bu durum, birtakım kültürel farklılıkları, farklı lehçe ve şivelerin oluşumunu, farklı medeniyetlerden etkilenmeyi ve farklı edebiyatlara sahip olmayı beraberinde getirmiştir. Biz de edebiyatımızı tarihi gelişimi içerisinde devirlere ayırarak her birini kendi özelliklerine göre incelemek durumundayız. Türk Edebiyatının dönemlere ayrılmasında; -Dil anlayışı -Dini hayat -Kültürel farklılaşma -Sanat anlayışı -Coğrafya değişimi -Lehçe ve şive ayrılıkları etkili olmuştur. II. ÜNİTE: DESTAN DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI 1. DESTAN DÖNEMİ Destan; halk gözüyle görülen, halk ruhuyla duyulan ve halk hayalinde masallaştırılan tarihlerdir. Bu tanımdan, tarihi olaylara masalsı öğelerin girdiği destanın, halk ruhunda ve hayalinde şekillenerek oluştuğu anlaşılmaktadır. Bazı milletlerin millet hâline gelmesi tarihin çok eski çağlarında, bilinmeyen döneminde olmuştur. Bu döneme, destan dönemi denir. Dolayısıyla milletlerin tarihlerinin başlangıcını bulmak çok zordur. Destanların ortaya çıktığı zaman kesin olarak bilinmediği için Türk milletinin İslam öncesi yaşamına ait asıl bilgi kaynağı destanlardır. Göktürklerin büyük bir yenilginin ardından Ergenekon adını verdikleri yere kaçmaları ve orada çoğaldıktan sonra demir dağı eritmeleri, Saka Türklerinin İskender'le savaşa girmemek için geri çekilmeleri (Şu destanı), Oğuz Türklerinin Üçoklar ve Bozoklar olarak ikiye ayrılmaları (Oğuz Kağan destanı) gibi birçok bilgiyi destanlardan öğreniyoruz. Destanlar, tarihleri bu şekilde eskilere uzanan milletlerin bilinmeyen ilk çağlarını bize birtakım mitolojik hikâyeler halinde anlattığı için önemlidir. Bunlar gerçek olmasalar; hatta gerçeğe uymasalar bile, milletlerin kendi geçmişleri hakkında neler bilip neler düşündüklerini haber vermeleri bakımından önemlidir. Destanların, bir ulusun düşünce ve sanat hayatına kaynak olması bakımından da önemi vardır. Destanlar, anlatımlarındaki olağanüstü özellikler ayıklandığında ulusların tarihini aydınlatan en önemli kaynaklardandır. Yüzyıllar boyunca Türklerin duyuş, düşünüş, inanış ve hayallerini; güzel sanatlarını, aşk, aile, vatan, ulus ve devlet anlayışlarını Türk destanlarında görebiliriz. Bu yüzden destan dönemi, ulusların edebiyatı, kültürü ve tarihi için önemlidir. Mitlerin Doğuşu ve Efsane Destan dönemine efsanevi, masalsı yani mitolojik öğeler hâkimdir. Mitoloji; çok eski zamanlarda gelmiş ve yaşamış olan ulusların inandıkları tanrıların, kahramanların, devlerin ve perilerin hayatından söz eden hikâyelerdir. Mitolojiler, temsil ettiği topluluğun aynası gibidir. Mitoloji, Eski çağlarda yaşamış olan insanların doğa olaylarına, sosyal ilişkilerine, dinî inançlarına bakış açılarının yorumlanmasıdır. Eski çağlardan beri söylenegelen, olağanüstü varlıkları, olayları konu edinen hayali hikâyelere efsane denir. Efsanede anlatılan olaylar bazen hayali olabilir; ama efsaneler çoğunlukla gerçek olaylara ve gerçekten yaşamış kişilere dayanır. Bu nedenle her ulusun, efsaneleri, destanlarını, kahramanlık öykülerini, kahramanlarını, masallarını, söylencelerini barındırır. Efsanelerin kaynağı tarihî olaylardır. Bu olaylar, halkın hayal gücü yardımı ile olağanüstü hayallerle olgunlaşır. Halk, inançların etkisi altında, tarihle ilgili olayları idealize ederek masallaştırır. İşte bu bakımdan efsaneler, tarihî olaylarla örülü masallardır. Bu masallar cin, peri, dev, ejderha gibi masalsı öğelerle süslenerek anlatılır. Mitlerin önemli bir türü bir kültürün, evrenin nasıl yaratıldığına ilişkin görüş ve inanışları açıklayan ve tanımlayan yaratılış mitleridir. Türklerin ortak efsanesi türeyiş efsanesidir. Bu efsane neredeyse her Türk topluluğunda vardır. Destanların Olağanüstü Oluşları Türk mitolojisinde hakan, Tanrı tarafından gönderilmiş ve "kut" (mutluluk) verilmiş bir insan olarak kabul edilmektedir. Türk anlayışında hakan iyi veya kötü, bilgili veya bilgisiz olabilen bir insandır. Hakan olmak o kişi için bir nasiptir ve hakan buna lâyık olmak zorundadır. Eğer iyi ise, bilge ise, Tanrı'nın yardımı da onunla beraberdir; değilse Tanrı yardımını ondan çeker ve hakan öldürülür. Hakanların soyu kutsal Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 1

57 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI kılınmış olduğundan, hanedan mensuplarının kanı toprağa akıtılmaz, onlar kirişle boğularak öldürülürler. Tanrı tarafından verilen görev, cihan devletini kurmaktır. Hakan bütün acunu (cihan) yönetmekle görevlidir. Türk Devleti, yeryüzü ile gökyüzü arasında düşünülür. Orhun abidelerinin ifadesi ile üstte mavi gök, altta yağız yer yaratıldığında, ikisi arasında insanoğlu yaratılmış. İnsanoğulları üzerine ise Türk kağanları oturtulmuşlardı. Halkı derleyip toparlamak, eğitmek, açı doyurup çıplağı giydirmek, töreyi hâkim kılmak da hakanın görevleri arasındadır. Halkın hakanlara verdiği olağanüstü nitelikler, destanlarda da olağanüstü olayların anlatılmasına zemin hazırlamıştır. Farklı Uluslarda Destan Dönemleri Destanlar, tarihin bilinmeyen dönemlerinde oluşur ve ulusların yaşadığı büyük olayları yansıtır. Bu bilgiler ışığında köklü bir tarihi olan ulusların (Türkler, İranlılar, Sümerler, Yunanlılar, Hintler) destan dönemlerinin olduğu söylenebilir. Bu ulusların tarihin bilinmeyen dönemlerinde yaşamış oldukları büyük olaylar, destanları doğurmuştur. Dolayısıyla destan sahibi büyük ulusların destan döneminin olduğundan söz edebiliriz. 2. SÖZLÜ EDEBİYAT Sözlü Edebiyat, Türklerin henüz yazıyı kullanmadıkları dönemdeki edebiyattır. Bu dönem edebiyatı sözlü olarak üretilmiş ve kulaktan kulağa yayılarak varlığını sürdürmüştür. Bu dönemde edebiyatımızı Şamanizm, Manihaizm, Budizm gibi dinler etkilemiştir. İslamiyet öncesi Türk edebiyatı, M.Ö li 3000 li yıllardan başlayarak Türklerin İslamiyet i kabul ettiği XI. yüzyıl ortalarına kadar sürer. Bu uzun dönemin Köktürklere ait yazılı anıtların ortaya konduğu M.S. VI. yüzyıla kadar olan bölümü sözlü edebiyat dönemi olarak adlandırılır. İslamiyet öncesi Türk şiiri hece ölçüsüyle yazılmıştır. Yedili, sekizli, on ikili ölçülere çok rastlanır. Kafiye önemlidir, dize başlarında da kafiye yapılır. Nazım birimi dörtlüktür. İslamiyet öncesi Türk şiirinin dili Öz Türkçedir. Şiirler, Türklerin o çağdaki dünya görüşlerini, yaşantılarını, duygularını, düşüncelerini doğal bir dille anlatırlar. Şiirlerde doğa, aşk, kahramanlık, cesaret, binicilik, at sevgisi, askerlik, ölüm en çok işlenen konulardır. Çin kaynaklarında M.Ö. II. yüzyıla ait eski Türk şiir çevirilerine rastlanmaktadır. İlk Türk Şairleri İslamiyet öncesindeki Türklerde şairlere baksı, kam, ozan gibi adlar verilirdi. Kaşgarlı Mahmud un Divânü Lûgati t Türk adlı eserinde ve Turfan kazılarında ele geçirilen metinlerde adlarına ve şiirlerine rastlanan ilk Türk şairleri Aprın Çor Tigin, Çuçu, Ki-ki, Kül Tarkan, Asıg Tutung, Pratyaya Şiri, Kalun Kayşı, Çisuya Tutung dur. İlk Türk Şiiri İslamiyet öncesi Türk şiirinin, şairi bilinen ilk örneklerini Uygurlarda bulmaktayız. Aprın Çor Tigin in yazdığı Bir Aşk Şiiri adlı şiir ilk Türk şiiridir. a. Sagu Sagular da savlar gibi eski Türklerin yaşam biçimlerinden doğan sözlü ürünlerdir. Eski Türklerde sevilen, sayılan bir kişinin ölümünden sonra düzenlenen cenaze törenine yuğ töreni, bu törenlerde söylenen şiirlere sagu adı verilir. Ölen kişinin yiğitliğini, yaptığı işleri, değerini anlatan, ölümünden doğan acıyı dile getiren bu şiirler bir tür ağıttır. Destan özelliği de gösteren sagularda geniş doğa tasvirlerine rastlanır. Aşağıda Alp Er Tunga nın ölümü üzerine duyulan acıyı dile getiren Alp Er Tunga Sagusu nu okuyacaksınız. Alp Er Tunga Sagusu XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud tarafından halk ağzından derlenmiştir. Alp Er Tunga Sagusu Günümüz Türkçesiyle Bilindiği gibi söz yazıdan öncedir. Böyle olunca da yazılı edebiyat ürünlerinden önce, sözlü edebiyat ürünlerinin oluştuğu ortadadır. Bütün ulusların edebiyatında olduğu gibi Türklerin edebiyatında da sözlü edebiyatın doğuşu dinsel temellere dayanır. Sözlü edebiyat ürünleri, daha yazının bulunmadığı dönemlerde, dinsel törenlerde üretilmeye başlanmış, kuşaktan kuşağa aktarılarak yaşatılmıştır. Edebiyat türleri içinde ilk doğan tür olan şiir, sözlü edebiyatın anlatımında önemli bir rol oynar. İslamiyet öncesi Türk edebiyatında da şiirin önemli bir yeri vardır. Sözlü Dönemin Özellikleri Ürünler kopuz adı verilen sazla dile getirilmiştir. Ölçü olarak ulusal ölçümüz olan hece ölçüsü kullanılmıştır. Nazım birimi dörtlük tür. Dönemine göre arı bir dili vardır. Dizelere genel olarak yarım uyak hâkimdir. Daha çok doğa, aşk ve ölüm konuları işlenmiştir. Bu döneme yönelik elimizdeki en eski kaynak Kaşgarlı Mahmut un Divan-ı Lügat-it Türk adlı eseridir. a. Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiirler) Eski Türk Şiiri Alp Er Tonga öldi mü İsiz ajun kaldı mu Ödlek öçin aldı mu Emdi yürek yırtılur Ödlek yarag közetti Ogrı tuzak uzattı Begler begin azıttı Kaçsa kah kurtulur Ulşıp eren börleyü Yırtıp yaka urlayu Sıkrıp üni yurlayu Sıgtap közi örtülür Ödlek arıg kevredi Yunçıg yavuz tavradı Erdem yeme savradı Ajun begi çertilür Bilge bögü yunçıdı Ajun atı yençidi Erdem eti tmçıdı Yerge tegip sürtülür b. Koşuk Alp Er Tonga öldü mü, Kötü dünya kaldı mı, Zaman öcün aldı mı Artık yürek yırtılır. Felek fırsat gözetti, Gizli tuzak uzattı, Beyler beyin şaşırttı; Kaçsa nasıl kurtulur? Uludu erler kurtça, Bağırıp yırttılar yaka, Çığırdılar ıslıkla, Yaştan gözler örtülür. Zamane hep bozuldu, Zayıf tembel güçlendi, Erdem yine azaldı, Acun beyi yok olur. Bilge bilgin yoksul oldu, Acun atı azgın oldu, Erdem eti çürük oldu, Yere değip sürtülür. Eski Türkler totemlerinin etini yemezlerdi. Yılda bir kez, belli dönemlerde, sığır töreni adı verilen kutsal av törenlerinde onu kurban ederek yerlerdi. Şölen adı verilen bu toplu ziyafetlerde ve yengi ile biten savaşlar sonunda, tüm boyların Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 2

58 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI erkekleri bir araya gelerek eğlenirdi. Bu eğlencelerde söylenen çoklukla aşk, doğa ve yiğitlik konularını işleyen şiirlere koşuk adı verilir. Genellikle kendi başına bütünlüğü olan dört dizeli bentlerden oluşan koşuklar manilere ve koşmalara kaynak olmuştur. İslamiyet öncesi Türk edebiyatının sözlü ürünleri olan destanların, savların, saguların ve koşukların kimileri zaman içinde yitip gitmiştir. Bu ürünler kuşkusuz eski çağlarda Türkler arasında toplumsal bilinci yaratan ve birliği, beraberliği, barışı sağlayan en önemli etmenlerdi. Eski Türklerde kam, kaman, baksı, şaman yerini tutan ozanlar; raks ve müzik ustalıkları gibi büyücü ve doktor görevini de üstlenmişlerdir. Törenlerde raks ederken sazlarıyla da destan parçaları, sav, sagu, koşuk okuyarak kötü ruhları da büyüleriyle engellemeye çalışır, hastaları sağaltma görevi de üstlenirlerdi. Koşuk Örneği Öpkem kelip ogradım Arslanlayu kökredim Alplar başın togradım Emdi meni kim tutar Kanı akıp yoşuldu Kabı kamug deşildi Ölüg birle koşuldu Togmuş küni uş batar Kaklar kamug kölerdi Taglar başı ilerdi Ajun tını yılırdı Tütü çeçek çerkeşür Etil suwı aka turur Kaya tübi kaka turur Balık telim baka turur Kölün takı küşerür b. Olay Çevresinde Oluşan Metinler Destan (Epope) Günümüz Türkçesiyle Öfkelenip dışarı çıktım Arslan gibi kükredim Yiğitler başını doğradım Şimdi beni kim tutabilir. Kanı akıp boşandı Derisi baştanbaşa deşildi Ölülerle bir oldu Doğan güneş işte batıyor Kuru yerler hep gülerdi Dağbaşları göründü Dünyanın soluğu ılındı Türlü çiçekler sıralandı İtil suyu akar durur Kaya dibini oyar durur Bütün balıklar baka durur Gölü bile taşırırlar Destanlar ulusların yazı öncesi çağlarında oluşmuş olağanüstü olaylarla, doğaüstü kahramanlarla ve kahramanlıklarla yüklü, öyküleyici özellikler taşıyan uzun şiirlerdir. Destanlar, eski çağlarda ezgiye eşlik etmeye en uygun biçimde, çoğunlukla nazımla düzenlenmiştir. Epik şiirin en güzel örnekleri olan destanlarda olağanüstü olayların, doğaüstü kahramanların, tanrıların savaşlarının yanı sıra; eski çağ insanlarının inanışları, yaratılış ve varoluş konusundaki düşünceleri; ulusların özlemleri ve düşleri de dile getirilir. Destanlar insanların olayları dinleme ve anlatma gereksiniminden dolayı kuşaktan kuşağa yayılmıştır. Destanların Doğuşu İnsanlar ilk çağlarda toplum ve doğa olaylarını anlamakta güçlük çektiler. Her olay onlara önce Tanrıyı düşündürdü: Gök gürlemesi Tanrının hiddetiydi. Yıldırımlar, kasırgalar, susuzluklar Tanrının insanlara verdiği cezalardı. İnsanlar her doğa olayını korkuyla karışık bir hayranlıkla izledi. Zengin bir hayal dünyası olan ilk insanlar, önemli gördükleri her olayı, olağanüstü olay ve hayallerle süsleyerek birbirlerine anlattılar. Yeni olaylarla zenginleşen destanlar, halk arasında yayılarak ortak bir eser haline geldi. Destanları anlatan her yeni ağız destanlara yalnız bir olay değil, dil ve söyleyiş güzelliği de kattı. Destanlar, başlangıçta manzum oldukları, ezgiyle söylendikleri için halk dilinde uzun süre yaşayabildi. Destanlar, birçok doğa olayının çözüme ulaştığı dönemlerde bile yer yer önemini koruyarak köklü bir destan geleneğinin oluşmasını sağlamıştır. Zamanla, destan gelenekleri zenginleşen ulusların, destan şairleri yetişmiştir. Sözlü dönem destanlarının özellikleri Toplumun ortak görüşleri yansıtılmıştır. Olağanüstü özellikler bulunmaktadır. Önemli kişiler han, kral gibi seçkin kişilerden veya toplumun kabullendiği bir kahramandan ibarettir. Söyleyiş milli dil tarzındadır. Oldukça uzun yazılardır. Milli nazım ölçüsü kullanılmıştır. Konuları bakımından savaş, deprem, yangın, mizah, ünlü kişilerin yaşamları şeklinde gruplandırma yapmak mümkündür. Türk Destanları Bir ulusun destan sahibi olabilmesi için: Ulusun halkının hayal gücünün en eski çağlarda bile, efsaneler, destanlar yaratmaya elverişli olması, Ulusun tarihinde unutulmaz doğa olayları, büyük savaşlar, güçler, baskınlar, değişik coğrafi çevrelere dağılmalar gibi halkının gönlünde ve kafasında nesiller boyu yaşayacak önemli olayların yaşanmış olması gerekir. Çok zengin olduğu bilinen Türk destanları ile ilgili bilgiler Arap, İran ve Çin kaynaklarından elde edilmektedir. Türk destanlarının bir kısmı Türk ve yabancı araştırmacılar tarafından halk ağzından derlenmiştir. Bir kısmına Arap, İran ve Çin kaynaklarında rastlanmaktadır. Bir kısmına Batılı kaynaklarda rastlanırken bir kısmı da Türk aydın ve yazarları tarafından çeşitli dönemlerde, çeşitli nedenlerle, çeşitli dil ve yazılarla kaleme alınmıştır. Destanlarımızın büyük bir kısmı yazıya oldukça geç geçirilmiş, sözlü edebiyattaki şekliyle de tamamen yazıya aktarılamamışlardır. Ancak yüzyıllar içinde yaşayıp yeni olaylarla zenginleşmiş Türkün duygu, düşünce ve anılarıyla değer kazanmışlardır. Araştırmacılar Eski İran ve Yunan destanları ile Türk destanları arasındaki benzerliklere dikkat çekerler. Destan devri yaşayan uluslar arasındaki bu tür alışverişler doğaldır. Bütün dünya edebiyatlarında olduğu gibi Türk Edebiyatının da ilk örnekleri destanlardır. Türk edebiyat geleneği içinde destan terimi birden fazla nazım şekli ve türü için kullanılmış ve kullanılmaktadır. Eski Türk Edebiyatı nazım şekillerinden mesnevilerin bir bölümü ve manzum hikâyeler, Anonim edebiyatta ve Âşık edebiyatında koşma veya mâni dörtlükleri ile yazılan veya söylenen ferdî, sosyal, tarihi, acıklı veya gülünç olayları tahkiye tekniği ile çeşitli üslûplarla aktaran nazım türüne ve bu yazıda ele alınan kâinatın, insanlığın, milletlerin yaradılışını, gelişimini, hayatta kalma mücadelelerini ve çeşitli olay ve nesnelerle ilgili sebep açıklayan ve Batı Edebiyatında epope terimiyle anılan eserlerin tamamı da Türk edebiyatı geleneği içinde destan adı ile anılmaktadır. Bütün dünya edebiyatlarının başlangıç eserleri olan destanlar, çeşitli konularda yaradılış hikâyeleri yanında, milletlerin hayatında büyük yankılar uyandırmış bir kahramanın veya tarih olayının millet muhayyilesinde ortak sembol ve ifadelerle zenginleştirilmiş uzun manzum hikâyeleridir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 3

59 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Destanlar bütün bir milletin ortak mücadelesini ortak değerler, kurallar, anlamlar bütünlüğü içinde yorumladığı ve yaşatıldığı toplumun geçmişini ve geleceğini temsil ettiği için dünya edebiyatının en Türkçü eserleri olarak kabul edilirler. Destanlar her zaman tarihî gerçekleri doğru biçimde nakletmezler. Destanlarda tarihi olay ve kahramanlar milletin ortak bilinçaltının, vicdanının istek, beklenti, doğruları ve değerleri ile idealleştirilir. Eski hatıralarla birleştirilerek tarihî gerçekmiş gibi anlatılırlar. Her milletin millî kimlik ve nitelikleri, ortak dünya görüşü, hatıra ve beklentileri yanında kusurları ve yanlışları da destanlarına yansır. Cihangirlik tutkusu, kuvvet, binicilik ve savaşçılık yanında verdiği sözde durma, acizlere ve mağluplara hoşgörü ile yaklaşma, yardımcı olma Türk destanlarında dile getirilen ortak değer ve kabullerdir. Türk destanları, kâinatın, insanın, kadının ve erkeğin yaradılışı, Türk milletinin doğuşu, çeşitli Türk devletlerinin kuruluş gelişme, çöküşleri, zafer ve yenilgileri gibi konularla beraber pek çok sebep açıklayıcı efsaneyi de içinde barındırır. İlk örneklerinin manzum olduğu kabul edilen Türk destanlarından Kırgız Türkleri arasında yaşayan Manas destanı dışında bütünüyle günümüze gelebilen örnek bulunmamaktadır. Diğer Türk destanları çeşitli kaynaklarda özet, epizot, hatıra, kısaltılmış seçme metinler halinde bulunmaktadır. Türk tarihine ana hatlarıyla bakıldığında Türk hayatı fetihlerle başlamış ve yeni toprakları yurt edinerek gelişmiştir. İlk anayurt olan Orta Asya hiç bir zaman terk edilmemiştir. Türk halkları ilk anayurt olan Orta Asya dan itibaren dünya coğrafyası üzerinde geniş alana yayılmış ve bugün yedi Türk cumhuriyetinde, pek çok özerk toplulukta ve çeşitli devletlerin idaresinde azınlık halinde yaşamaktadır. Türk kültürü de tarih ve coğrafyadaki çok boyutluluğa paralel olarak çeşitlenmiş farklı seviye ve birikimlerle zenginleşerek ve farklılaşarak ancak ilk kaynaktan gelen ortaklıklarını sürdürerek günümüze ulaşmıştır. Bu sebeple Türk destanları da tarihî ve coğrafî çok boyutluluğun getirdiği dil ve kültür dairelerine paralel olarak çeşitlenmiştir. İlk Türk Destanları 1. Altay - Yakut Dönemi a. Yaradılış Destanı 2. Sakalar Dönemi a. Alp Er Tunga Destanı b. Şu Destanı 3. Hun Dönemi a. Oğuz Kağan Destanı b. Attila Destanı 4. Göktürk Dönemi a. Bozkurt Destanı b. Ergenekon Destanı 5. Uygur Dönemi a. Türeyiş Destanı b. Göç Destanı Sav Sav, İslamiyet öncesi Türk edebiyatında atasözünün karşılığıdır. Bir düşünceyi, bir deneyimi, bir öğüdü, en az sözcükle kısaca anlatan kalıplardır. Biçim olarak bir düz yazı tümcesi veya bir şiir dizesi gibi olabilirler. İslamiyet öncesi Türk edebiyatına ait savların kimileri küçük ses değişiklikleriyle, Türkçede bugün de yaşamaktadır. İslamiyet öncesi Türk edebiyatına ait en güzel savları XI. yüzyılda Kaşgarlı Mahmud un yazdığı Divânü Lûgati t Türk adlı eserde görüyoruz. Örnekler 1. Aç ne yimes, tok ne times. 2. Alın arslan tutar, küçin sıçgan tutmas. 3. Bir karga birle kış kelmes. 4. Böri koşnısın yimes. 5. Ermegüke bulıt yük bolır. 6. Efdeki buzagı öküz bolmas. 7. İt ısırmaz, at tepmes time. 8. Tag taga kavuşmas, kiş kişike kavuşur. 9. Yılan kendi egrisin bilmes, tefi boynın eğritir. 10. Kanıg kan bile yumas. Günümüz Türkçesiyle 1. Aç ne yemez, tok ne demez. 2. Al (Hile) ile aslan tutulur, güç ile sıçan tutulmaz. 3. Bir karga ile kış gelmez. 4. Kurt komşusunu yemez. 5. Tembele bulut yük olur. 6. Evdeki buzağı öküz olmaz. 7. İt ısırmaz, at tepmez deme. 8. Dağ dağa kavuşmaz, kişi kişiye kavuşur. 9. Yılan kendi eğrisini bilmez, deve boynun eğri der. 10. Kanı kanla yıkamazlar. 2. YAZILI EDEBİYAT Yazılı Edebiyat, Türkler arasında yazının kullanıldığı devirlerde başlayan bir edebiyattır. Eldeki en eski ürünler 5. ve 6. yüzyıllarda yazıldığı tahmin edilen Yenisey Krıgızlarına ait balbal adı verilen mezar taşlarıdır. Ancak bu yazıtlr, adlar ve birkaç sözcükten oluşan Türkçe sözlerden ibarettir. Bu yazıtlardaki alfabe daha sonraki dönemlerde kullanılan Göktürk alfabesine göre ilkel bir nitelik taşır. Yazılı edebiyata ait en önemli örnekler 8.yüzyılda dikilen ve günümüze dek ulaşan GökTürk Kitabeleri dir. Bu yazıtlara bugün Moğolistan da bulunan GökTürk Kitabeleri, Orhun Irmağı nın eski yatağı üzerinde bulunduğu için Orhun Yazıtları (Anıtları/Kitabeleri) denmiştir. GökTürk Kitabeleri de Yenisey Yazıtları gibi dikili taşlar üzerine Göktürk alfabesiyle yazılmıştır. Yazıtlarda Doğu Göktürklerin tarihinden, komşularıyla olan ilişkilerinden savaşlarından ve yönetiminden söz etmektedir. Canlı bir söylev dili ve üslubu vardır. Bu yazıtlar, Türk dili tarihi açısından önemli belge niteliği taşır. Yazılı Dönem Ürünleri a. Göktürk Yazıtları Orhun kitabeleri: Çinlilere karşı bağımsızlık savaşı yapan, Türk bütünlüğünü yeniden kurmak için içte ve dışta savaşan Köktürklerin hikâyesi anlatılır bu yazıtlarda. Bu abideler 38 harfli olan Köktürk alfabesiyle yazılmıştır. Bunlardan en önemli olanları 3 tanedir. 1. Bilge Tonyukuk Yazıtı: Dört bakana vezirlik etmiş olan Tonyukuk tarafından yazılmıştır. Daha çok Çinlilerle yapılan savaşlar anlatılmaktadır. 2. Kül Tiğin Yazıtı: Köktürk hakanı Bilge Kağan ın kardeşi Kül Tiğin in ölümü üzerine Bilge Kağan tarafından dikilmiştir. 3. Bilge Kağan Yazıtı: Göktürk hakanı Bilge Kağan ın ölümünden sonra yazdırılmış bir abidedir. Son iki yazar daha çok dönemin olaylarından, törelerden ve Bilge Kağan ın ulusuna dilediği iyi dileklerden söz eder. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 4

60 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Türk adının geçtiği ilk yazılı belge ve Türk Edebiyatı nın ilk yazılı örnekleri olan Köktürk abidelerinde yazılar Prof. Thomsen ve Radloff tarafından okunmuştur. Orhun Abideleri, bu Türk hanedanının Bilge Kağan devrinin mahsulleridir. Birincisi olan Kül Tigin abidesini ağabeyisi Bilge Kağan 732 de diktirmiş, ikincisi olan Bilge Kağan âbidesini de ölümünden bir yıl sonra 735 te kendi oğlu olan kağan diktirmiştir. Üçüncü olarak verilen Tonyukuk âbidesi ise senelerinde kendisi tarafından dikilmiştir. Orhun civarında Orhun yazısı ile yazılı daha başka kitabeler de bulunmuştur. Belli başlıları altı tanedir. Fakat bunların en büyükleri ve mühimleri bu üç tanesidir. Orhun Abidelerine Orhun kitabeleri de denir. Şüphesiz bunlar kitabedir. Fakat hem maddî bakımdan, hem manevi bakımdan bu kitabeler söz götürmez birer abidedirler. Muhtevaları gibi heybetli yapıları da Abide hüviyetindedir. Onun için bunları ifade eden en iyi isim Orhun Abideleri tabiridir. b. Uygur Metinleri Köktürk devletinin yıkılmasından sonra kurulan Uygur hanlıklarından kalma eserlerdir. Daha çok Buddha ve Mani dininin esaslarını anlatan metinlerdir. Bunlar turfan yöresinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılmıştır. Uygurların kâğıda kitap basma tekniğini bildikleri anlaşılmaktadır. Dönemden kalma birçok hikâyenin yanında * kökünç denilen bir ilkel tiyatro eserleri de vardır. Uygurlar bu eserleri 14 harfli Uygur alfabesiyle yazmışlardır. III. ÜNİTE: İSLAM UYGARLIĞI ÇEVRESİNDE GELİŞEN TÜRK EDEBİYATI 1. XI. XII. YÜZYILLARDA İSLAMİYET VE TÜRK KÜLTÜ- RÜ Türkler onuncu yüzyıldan itibaren kitleler halinde İslamiyet'i kabul etmeye başlamışlardır. İslam kültürünün etkisiyle yavaşa yavaş yeni bir edebiyat ortaya çıkmıştır. Kendine özgü nitelikleri ve kurallarıyla "Divan Edebiyatı" adını verdiğimiz dönemin oluşumu 13. yüzyıla kadar gelir. Daha sonra bu edebiyat anlayışı 19.yüzyıla kadar etkin bir şekilde varlığını sürdürür. Diğer yandan, İslamiyet'ten önceki "Sözlü Edebiyat Dönemi", İslam kültürünün etkisiyle içeriğinde küçük değişimlere uğrayarak "Halk Edebiyatı" adıyla gelişimini sürdürür. Yani, bir anlamda "Halk Edebiyatı" dediğimiz edebiyat, İslamiyet'ten önceki edebiyatımızın İslam uygarlığı altındaki yeni biçimlenişidir. Oysa "Divan Edebiyatı" tamamen dinin etkisiyle şekillenmiş bir edebiyattır. Türklerin Müslüman olduğunu kabul ettiğimiz 10.yüzyılla, Divan edebiyatının başlangıcı olarak kabul edilen 13. yüzyıl arasında İslamiyet'in etkisi altında verilmiş olan, bir anlamda geçiş dönemi ürünlerimiz sayılan eserler yer almaktadır. 2. İSLAMİ DÖNEMDE İLK DİL VE EDEBİYAT ÜRÜNLERİ (XI. XII. YY) 1. KUTADGU BİLİG Kutadgu Bilig, Türk dilinin en temel eserlerinden ve Türk dili araştırmalarının en mühim kaynaklarındandır. İslâmî Türk edebiyatının adı bilinen ilk şair ve düşünürü Balasagun'lu Yusuf Has Hacib tarafından kaleme alınmıştır. Eserini Balasagun'da yazmaya başlayan Yusuf, 1068 yılında memleketinden ayrılarak Doğu Karahanlı Devleti'nin merkezi olan Kaşgar'a gitmiş ve eserini 18 ay sonra, 1069 (Hicrî 462) yılında burada tamamlamıştır. Kitabını bitirince bunu, Karahanlı hükümdarı Tabgaç Buğra Han'a sunmuş, Han da eseri çok beğendiği için Yusuf'u, takdiren "Hâs Hâcib (Ulug Hâcib)" tayin etmiştir. Kutadgu Bilig, dört ana karakter arasında geçen diyaloglardan oluşmaktadır. Eserdeki bu dört ana karakterin her birinin belirli bir sosyal rolü vardır ve her biri belirli bir değeri temsil eder. Küntogdı hükümdardır ve hukuku/adaleti temsil eder; Aytoldı vezirdir ve saadeti/devleti temsil eder; Ögdülmiş de vezirdir ve aklı temsil eder; Odgurmış ise akibeti/kanaati temsil eder. "Kutadgu" kelimesi, "saadet, kut" manasındaki "kut" kelimesinin üzerine isimden fiil yapan "+ad-" ekiyle fiilden isim yapan "-gu" ekinin eklenmesi sonucu oluşmuştur ve "bilig"le beraber "saadet, mutluluk veren bilgi/ilim" anlamını taşımaktadır. Eser, insanlara dünyada tam anlamıyla kutlu olmak için gereken yolu göstermek amacıyla kaleme alınmıştır. Yusuf Hâs Hacib, eserinde aruz ölçüsünü kullanmıştır. İlâveler ile birlikte yaklaşık 88 başlık altında toplanan eserin esas kısmını oluşturan bölüm kısaltılmış mütekarip yani fa'ulun fa'ulun fa'ulun fa'ul ve vezniyle yazılmıştır. Kaside tarzında ve aa ba ca şeklinde devam etmektedir. Zamanenin bozukluğundan ve dostların cefasından bahseden 40 beyitlik bir parça ise evvelki parçanın vezninde ve tarzındadır. Kitap sahibi Ulu Hâs Hâcib Yusuf'un kendi kendisine nasihat vermesinden bahseden 41 beyitlik parça da kaside tarzındadır. O dönem için Türk edebiyatında yeni olduğu tahmin ve tasavvur edilen aruz ölçüsünün ilâve parçalardaki kafiye dışında, şair tarafından pürüzsüz bir şekilde kullanıldığı görülmektedir. Eser, yarı hikâye ve yarı temsil tarzında yazılmış olup, arada hareketi hazırlayıcı ve izah edici monologlara ve canlı tasvirlerin bulunduğu sahnelere yer verilmiştir. Kaşgârlı Mahmut ve onun eseri Divânü Lügati't-Türk ile çağdaştır, hatta hemen hemen aynı yıllarda yazılmış olması o dönem Türkçenin gördüğü itibar açısından da dikkate değer. 2. DİVAN-I LUGAT-İT TÜRK Eserin adı, "Türk Dili'nin toplu(genel) Sözlüğü" anlamına gelir. Adından da anlaşılacağı gibi, eser bir sözlüktür; Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılmıştır. Bundan dolayı, Türkçenin Arapça karşısında savunulduğu bir eser olarak değerlendirilir. Eserde Türkçe sözcüklerin anlamları Arapçayla açıklanmakta ve her maddeden sonra birtakım Türkçe metinler örnek olarak verilmektedir. Kaşgarlı Mahmut tarafından XI. yüzyılda yazılan eserin asıl önemi de, işte bu derleme Türkçe metinlerden ileri gelmektedir. Eserine bir de Türk illerinin haritasını koyan Kaşgarlı Mahmut, Türkçe sözcüklerin açıklamalarını yaparken dört yüze yakın dörtlükten oluşan şiirlerle atasözlerini (sav) örnek olarak verir. Divan-ı Lügat-it Türk, Türk dilinin ana eseri, Türk edebiyatının ve folklorunun bir hazinesi olarak kabul edilmektedir. Edebiyatımızda aruz ölçüsünün ilk kullanıldığı eser olarak kabul edilmektedir. Eserde adaleti, aklı, saadeti ve devleti temsil eden dört kahramanın çevresinde gelişen olaylarla yazar, devlet idaresinin ve sosyal düzenin nasıl olması gerektiğini anlatır. Hakaniye Türkçesiyle yazılmış olan eserde 7500 civarında Türkçe sözcük Arapça olarak açıklanmıştır. Ayrıca Türk boylarının dilleri ve Türk illeri hakkında bilgi verir. 3. ATABETÜ'L-HAKAYIK 12. yüzyılda Edip Ahmet Yükneki tarafından aruz ölçüsü ve dörtlüklerle yazılmıştır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 5

61 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Atabetü'l Hakayık, Edip Ahmet Yükneki'nin, Karahanlı beylerinden Muhammed Dâd Sipehsalar'a hediye ettiği, hadis ve Arapça beyitlere dayanarak yazdığı şiirlerle, ahlaklı insan olmanın yollarını, ahlak ilkelerini açıklamış, çeşitli ahlakî öğütlerde bulunmuş, İslamî düşünce ve görüşlere yol gösterici olmuştur. 'Hibetü'l-Hakayık', veya 'Aybetü'l-Akayık' olarak da isimlendirilir. Eserde dünyayı, tanrıyı, insanı bilmenin sadece bilim yoluyla olabileceği anlatılır. Bilginin faydası ve bilgisizliğin zararı hakkında olan konuyu işlemiştir. Türk nazım birimi dörtlüklerle oluşan bu eserini şair, Yusuf Has Hacib'in 'Kutadgu Bilig'i gibi aruz vezniyle ve Kaşgar diliyle yazmıştır. Şairin bu eserini nerede ve ne zaman yazdığı kesin olarak bilinmemektedir. Atabetü'l Hakayık'ın Kaşgar diliyle, Uygur harfleriyle yazılmış ilk yazması İstanbul'da Ayasofya Kütüphanesi'nde bulunmaktadır. Özellikleri: Gerçeklerin eşiği anlamına gelir. Konusu din ve ahlaktır. Didaktik (öğretici) bir eserdir. Mesnevi tarzında yazılmıştır. Nazım birimi olarak beyit ve dörtlük kullanılmıştır. Aruz ölçüsüyle yazılmıştır. Arapça ve Farsça kelimeler vardır. Telmih (hatırlatma) sanatı kullanılmıştır. Eserin Konusu: Eser 14 bölümden oluşur. Baştaki 5 bölüm giriş, şairin adını verdiği 8 bölüm asıl konu, sondaki 1 bölüm de bitiriş bölümüdür. Giriş bölümleri kaside biçimiyle (aa ba ca da...),asıl konu ile ilgili bölümler ve bitiriş bölümü dörtlüklerle [aaba] yazılmıştır. Giriş bölümünde 80 beyit, asıl konu ve bitiriş bölümlerinde 101 dörtlük vardır. Eserin tamamı 484 dizeden oluşur. 4. DİVAN-I HİKMET 12. yüzyılda Ahmet Yesevi tarafından dörtlüklerle ve hece ölçüsüyle yazılmış dini, tasavvufi ve öğretici bir eserdir. Dörtlüklerin her birine "hikmet" adı verilmiş ve bu hikmetler Orta Asya ve Anadolu'da yayılarak halkı derinden etkilemiştir. Yesevilik tarikatının da kurcusu olan Ahmet Yesevi daha sonra Anadolu'da kurulan pek çok tarikata kaynak olmuştur. Genel olarak dervişlik hakkında övgülerden bu dünyadan şikâyetten cennet ve cehennem tasvirlerinden, peygamberin hayatından ve mucizelerinden bahsedilir. Dini ve ahlaki öğütler veren şiirlere de yer vermiştir. Hece ölçüsü olarak 4+3 ve kullanılmıştır. Özellikleri: Kitapta Allah aşkı Peygamber sevgisi işlenmiştir. Hikmet: Hoş, hayırlı anlamlarına gelir Sade ve yalın bir dil kullanılmıştır. Aruz ve hece ölçüsü kullanılmıştır. Dörtlük ve beyitle yazılmıştır. 144 hikmet ve 1 münacaat 'tan oluşur. Eser karahanlı türkçesinin hakaniye lehçesiyle yazılmıştir İstifham (soru sorma) ve Tecahul-i Arif (bilmezlikten gelme) sanatları kullanılmıştır. Hikmetler dini tasavvufi şiirlerdir. Şiirlerde ulusal öğeler(ölçü, nazım biçimi, yarım uyak)ile İslamlıktan gelme yabancı ögeler(din ve tasavvuf konuları, yabancı sözcükler)bir arada kullanılmıştır. Eserin uyaklanışı abcd dddb eeeb şeklindedir. Dördüncü dizelerin birbiriyle uyaklı oluşu hatta zaman zaman aynen tekrarlanışı bu şiirlerin musiki ile okunmak için söylendiğini gösterir. Divan-ı Hikmet'i Ahmet Yesevi yazmamıştır. Ahmet Yesevi'nin kurduğu tarikattaki Şaban Durmuş, Ahmet Yesevi'nin görüşlerini ve düşüncelerini kitap haline getirmişlerdir. Didaktiktir ve manzum bir eserdir. 3. OĞUZ TÜRKÇESİNİN ANADOLU DAKİ İLK ÜRÜNLERİ (XIII XIV. YY) a. Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiirler) 1. İlahi İlahi, Allah ı övmek, O na dua etmek ve en büyük aşkın Allah aşkı olduğunu belirtmek amacıyla yazılmış makamla okunan dini tasavvufi halk edebiyatı nazım şeklidir. İlahinin özellikleri şunlardır: Kendine özgü bir ezgiyle okunur. Hem koşma, hem semai biçiminde ve hem hece hem de aruz ölçüsüyle yazılmıştır. Hece ölçüsünde 7, 8 ve 11 li kalıplar tercih edilmiştir. Dörtlüklerden oluşur. Dörtlük sayısı 3 ila 7 arasında değişir. Genelde şiirin içinde şairin mahlası geçer. İlahi denince akla ilk gelen Yunus Emre dir. Yunus Emre, şiirlerini halkın anlayabileceği sade bir dille yazmıştır. Hece ölçüsü kullanmıştır.11 li hece ölçüsünü kullanmıştır. Halkın içinden biri olduğu için halk tarafından çok sevilmiştir ve dili halkın dilidir. Daha sonra Eşrefoğlu Rumi, Niyazi-i Mısri, Aziz Mahmut Hüdai, Yunus Emre nin etkisinde kalarak ilahiler yazmışlardır. İlahiler tarikatlara göre farklı isimler alır: Mevlevilerde ayin, Bektaşilerde nefes, Alevilerde deme, Gülşenilerde tapuğ, Halvetilerde durak, öteki tarikatlar da hur ya da ilahi gibi. Örnek Aşkın aldı benden beni Bana seni gerek seni Ben yanarım dün ü günü Bana seni gerek seni 2. Nefes Nefes, dini temellere bağlı âşık edebiyatı nazım şekillerinden ilahilerin Alevi-Bektaşi âşıklarınca yazılanlarına denir. Konusu genellikle tasavvuftaki vahdet-i vücud, Alevi-Bektaşi ilkeleri, tarikat kurallarıyla ilgilidir. Dili sade bir Türkçe olan nefesler biçim olarak koşmaya benzer. Nefesin özellikleri şunlardır: Bektaşi şairlerinin yazdığı tasavvufi şiirlerdir. Genellikle, nefeslerde tasavvuftaki Vahdet-i Vücud felsefesi anlatılır. Bunun yanında Hz. Muhammed (A.S.M) ve Hz. Ali (R.A) için övgüler de söylenir. Nazım birimi dörtlüktür. Dörtlük sayısı 3 ila 8 arasında değişir. Hece ölçüsüyle yazılırlar. Ama aruz ölçüsüyle yazılan nefesler de vardır. Nefeslerde, kalenderâne ve alaycı bir üslup dikkati çeker. Özellikle Pir Sultan Abdal, bu tarzdaki şiirleriyle tanınır. Örnek Eşrefoğlu al haberi Bahçe biziz bağ bizdedir Biz de mevlanın kuluyuz Yetmiş iki dil bizdedir Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 6

62 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI 3. Gazel Divan şiiri nazım şekillerindendir. Kelime olarak kadınlarla âşıkâne sohbet etmek, konuşmak anlamına gelir. Terim olarak aşk, şarap, tabiat ve kadın konularını işleyen şiirlere denir. Gazelin özellikleri şunlardır: Beyit sayısı 5 ile 15 arasında değişir ama genelde bu sayı 5, 7, 9 beyittir. İlk beyit kendi arasında kafiyelidir. Gazelin kafiye düzeni (örgüsü) şöyledir; aa, ba, ca, da, ea, fa Gazelin ilk beytine matla (doğuş yeri) denir. Gazelin son beytine makta (bitiş, kesiliş yeri) denir. Şairin isminin geçtiği beyte taç beyit denir. Gazelin en güzel beytine beytü l-gazel denir. Bu beyte Şah beyit de denir. Gazelde genelde anlam bütünlüğü aranmaz, anlam beyitte tamamlanır. Bir gazelin bütününde aynı konu işleniyorsa, böyle gazellere yek-ahenk gazel denir. Bütün bir şiirin aynı söyleyiş güzelliğine sahip olduğu gazellere yek-âvâz gazel denir. Divan edebiyatı şairleri bütün maharetlerini gazelde ortaya koyarlar. Büyük şair olmanın en büyük ölçütü gazellerdir. Gazelde konu aşk, şarap, güzellik ve aşkın ıstırabıdır. Bazı gazellerin matladan sonra gelen beyitlerinde mısralar ortalarından bölünebilir. Bu durumda gazele iç kafiye hâkimdir. Böyle gazellere musammat gazel denir. Aruz vezniyle yazılır. Fuzûlî, Bâkî, Nedim, Şeyh Galip, Taşlıcalı Yahya Bey vb. gazelin önemli isimleridir. b. Olay Çevresinde Oluşan Edebi Metinler 1. Battalname Halk arasında Battal Gazi Destanı diye de anılan hikâyenin kahramanı Battal Gazi dir. Bu kişinin kahramanlıkları etrafında meydana gelen menkâbeler ilk defa Arapça Zelhimme adlı kitapta toplanır. Kitabın ilk bölümünde Seyyid Battal Gazi nin kahramanlıkları, 8. yüzyılda Bizanslılar la yaptığı savaşlar ve İstanbul u kuşatan Emevî kumandanı Mesleme nin silâh arkadaşı Sahsâh ın başından geçen olaylar anlatılır. Bir destan kahramanı olması dolayısıyla, kitabın ikinci bölümünde, o devirde ve daha sonraki devirlerde cereyan eden birçok olay da Battal Gazi ye mâl edilir. Görüldüğü gibi destanın kahramanı Arap cengâveri olmasına rağmen, Türk halkı ona Anadolu gazilerine uygun bir ünvan olmak üzere Battal Gazi adını verir. 12. yüzyılda Dânişmendliler Devleti nin gazi hükümdarları da Haçlılar ve Bizanslılar a karşı çetin mücadeleler verdikleri için, yaptıkları bu gazâlar halk arasında Emevî-Bizans ve Abbasî-Bizans savaşlarının devamı gibi gösterilmiş ve bu devirde geçen olaylar da Battal Gazi Destanı na ilâve edilmiştir. Böylece, 12. ve 13. yüzyıllarda Dânişmendliler Devleti bünyesinde nesir halinde yazıya geçen Battalnâme adındaki Türkçe destan bu şekilde meydana gelir. 2. Dede Korkut Hikâyeleri Dede Korkut öyküleri, Oğuz Türklerinin yüzyıllardaki yaşayışları, inançları ve toplumları hakkında önemli ipuçları içerir. Oğuz Türklerini, onların inanışlarını, yaşayışlarını, gelenek ve göreneklerini, yiğitliklerini, sağlam karakteri ve ahlâkını, ruh enginliğini, saf, arı-duru bir Türkçe ile dile getirir. Destanlarındaki şiirlerinde, çalınan kopuzların kıvrak ritmi, yanık havası vardır. Dede Korkut, Türk sözlü edebiyatının önemli öğelerindendir. Destanları uzun süre boyunca sözlü aktarılmış, Akkoyunlular Devleti zamanında ( ) yazıya dökülmüştür. Yazılan Türk Destanları'nın iki orijinal kopyası vardır. Bu kopyalardan biri Almanya'da Dresden'de öteki ise Vatikan'dadır. Destan özellikli pek çok halk kahramanının mücadeleleri anlatılan Dede Korkut hikâyelerinde; güzel ve hikmetli sözler, Türklerin tarihine ait rivayetler, han ve beyler hakkında methiyeler, Türk töresine ait pek çok konular işlenerek, iyilere övgü kötülere eleştiri vardır. Dede Korkut Kitabında (Dede Korkut Ala Lisan-i Taife-i Oğuz Han - Oğuzların Diliyle Dede Korkut Kitabı) 12 destan özellikli hikâye yer alır ve bu kitap, İslâm öncesi ve sonrasında Türklerin yaşayışını, dilini, tarihini, edebiyatını ve kültürünü içerir. Akıcı ve halkın kullandığı Türkçe ile yazılmış olan bu kitap; gerçek bir şaheserdir. Kitapta, "Dede" ve "Ata" olarak geçen ve "Korkut Ata" olarak da bilinen Dede Korkut, Türkmen, Kazak, Özbek ve Karakalpak boyları arasında bu adlarla bilinmektedir. Türk dünyasının bilge atası olan Dede Korkut ve onun hikâyelerinde; Türk toplumunun savaşları ve barışları ile birlikte, aile ve eğitim yapısıyla üstün ahlâk ve karakter sağlamlığına dikkati çeker. Türk milletiyle özdeşleşmiş olan doğruluk, sözünde durmak, mukaddes değerler uğruna ölmek gibi çeşitli karakterler, hikâyelerin ana temasıdır. Dede Korkut hikâyelerindeki tüm kahramanların aile, cemaat ve insan sevgisini ön planda tutması, millet olarak ahlâk ve yaşam anlayışımızı göstermesi bakımından önemlidir. Kahramanların çoğu gençtir ve mutlaka bir yiğitlik gösterdikten sonra ad verilir. Pek çoğumuz biliriz, Dirse Han oğlu bir boğayı öldürünce Dede Korkut o gencin adını "Boğaç" koyar ve onu şan, şeref, mal ve rütbe ile ödüllendirir. Dikkat edilirse, hikâyelerde, gençliğe son derece önem verilmekte, onların, ailesine, milletine ve devletine bağlı, cesur ve çalışkan olmalarına işaret edilmektedir. Savaş, av, toy vb. eğlencelere Hz. Peygambere salâvat getirilerek başlanması da Türk Kavimleri'nin dinî yönden şuurlu olduğunu ve devlet millet birliğinin sağlam temellere dayandığını göstermektedir. Dede Korkut hikâyelerinde özellikle göçebe Oğuz Türklerinin tabiat şartlarına karşı dirençleri, düşmanlarına karşı sürekli üstünlüğü ve birlik şuurundan doğan kuvvetlilikleri dikkati çeker. Korkut Ata olarak saygı gören Dede Korkutun hikâyeleri yaşlı ve bilginlere büyük değer verildiğini de göstermesi açısından, son derece önemlidir. Allah, doğum, din ve ölüm düşüncesi, hayatin her anında kendisini gösterir. Bugün Dede Korkut ve onun hikâyelerinden ve destanlarımızdan alacağımız önemli dersler vardır. Fertler arasında saygı, sevgi, karşılıklı hoşgörü ve mertlik bunların başında gelmektedir. Dede Korkut aslında büyük bir vatanseverdir ve milletinin sonsuza dek güçlü ve mutlu yaşamasını gerçekleştirme mücadelesi içindedir. Hikâyelerindeki örnek şahsiyetler olan Bayındır Han, Kazan Han, Bamsı Beyrek, Boğaç Han, Selcen Hatun, Seğrek ve diğerleri toplumda olması gereken ideal insan karakterlerini temsil ederler. Bu insanlar, milleti ve vatanı için ölümü göze alan ve tüm zorlukların üstesinden gelebilen kahramanlardır. Dede Korkut, bütün Türk kavimlerinin fert fert kahraman olmasını arzu etmiş olmalı ki, hikâyelerinde zayıflığa, çaresizliğe ve ümitsizliğe yer vermemiştir. Rivayetlere göre Onun ölümü bile evliyalığını, bilge kişiliğini göstermektedir: Çeşitli Türk boylarının kanaatine göre o, rüyasında mezarının hazırlandığını görmüş ve gittiği her yerde öleceği ona rüyasında bildirilmiştir. Seyhun Irmağı'nın Aral Gölü'ne döküldüğü yerin yakınlarında, ırmağın üzerine hırkasını sererek orada ruhunu Allah'a teslim etmiştir. Bugün pek çok yerde onun mezarının olduğu söylenmektedir. Tıpkı Yunus Emre ve Karaca oğlan gibi milletimiz, onun mezarına da sahip çıkarak kahramanlarını kendi içinde görmek istemektedir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 7

63 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Türk ve dünya edebiyatının şaheserleri arasına giren ve çeşitli tarihî filmlere de konu olan Dede Korkut Hikâyeleri, insani ve yaşadığı dünyayı tüm özellikleriyle ele almıştır. Dede Korkutun yaygınlıkla bilinen hikâyeleri şunlardır: 1. Dirse Han Oğlu Boğaç Han 2. Salur Kazanın Evinin Yağmalanması 3. Kam Büre Beg Oğlu Bamsi Beyrek 4. Kazan Beg Oğlu Uraz Beg'in Tutsak Olması 5. Duha Koca Oğlu Deli Dumrul 6. Kanlı Koca Oğlu Kan Turali 7. Kadılık Koca Oğlu Yegenek 8. Basatın Tepegöz'ü Öldürmesi 9. Begel Oğlu Emren 10. Usun Koca Oğlu Seğrek 11. Salur Kazanın Tutsak Olması 12. Dış Oğuz'un İç Oguz'a İsyanı Dede Korkutun hayatı ve onun hikâyeleri, geçmişten geleceğe uzanan mücadelede varlığımızın, birliğimizin ve dirliğimizin ne kadar önemli olduğunu ortaya koymakta, kahramanlık ruhumuzu coşkun bir üslupla dile getirmekte ve geleceğe ümit ve sevgiyle bakmamızı sağlamaktadır. 3. Danişmendname Türklerin Anadolu yu fethini anlatan destandır. Anadolu da Türk büyükleri için 12. yüzyılda söylenmeye başlanan İslâmî- Türk Destanları nın 13. yüzyılda yazıya geçirilmiş bir örneğidir. Başta Battal Gazi soyundan olan Danişmend Ahmed Gazi olmak üzere Danişmendliler in kahramanlıklarını, bunların Bizanslı, Haçlı ve Ermeniler le olan savaşlarını anlatır. Bir bakıma Malatya nın Arap emiri Ömer bin Übeydillahi s- Sülemî ye ait efsanenin Türk Destanı üslûbuyla söylenmiş bir devamı gibidir. Anadolu nun fethini anlatan bu destanda Danişmendliler e büyük yer ayrılır. Destan kahramanı Danişmend Ahmet Gazi tam bir İslâm gazisidir. Dedesi Battal Gazi nin bir benzeridir. Bütün gazâlarını İslâm uğruna yapar. En büyük gayesi Hristiyanlar ı hak dinine çağırmak ve ülkelerinin İslâm nuruyla aydınlanmasına vesile olmaktır. Battalnâme nin devamı gibi görünen eser, ondan daha küçük, daha az olaylı ve daha basittir. Ancak, mahallî özellikleri daha çoktur. 4. Mesnevi Öğüt verici bir olayı anlatan uzun şiirlerdir. Her çeşit konu işlenebilir. Roman ve öykünün yerini tutan bir nazım şeklidir. Mesnevilerin genel özellikleri şunlardır: Kelime anlamı ikili, ikişer ikişer dir. İran edebiyatından alınmıştır. İran edebiyatında Firdevsî nin Şehname si ünlüdür. Klâsik halk hikâyeleri, destanî konular, aşk hikâyeleri, savaşlar, dinî ve felsefî konuları işlenir. Konu ne olursa olsun olaylar masal havası içinde anlatılır. Konularına göre sınıflandırılırlar: aşk, din ve tasavvuf, ahlâk ve öğreticilik, savaş ve kahramanlık, şehir ve güzelleri, mizah. İran edebiyatından alınmış nazım şeklidir. Divan edebiyatının en uzun nazım şeklidir (beyit sayısı sınırsızdır) bine kadar çıkabilir. Mesnevi de bölümlerden oluşur: Önsöz, tevhit, münacat, naat, miraciye, 4 halife için övgü, eserin sunulduğu kişiye övgü, yazış sebebi, asıl konu, sonsöz. Mesnevide her beyit kendi içinde kafiyelidir: aa bb cc dd ee Divan şiirinde beş mesneviden oluşan eserler grubuna (bugünkü anlamıyla setine) hamse denir. Mevlânâ, Fuzulî, Şeyhî, Nabî ve Şeyh Galip (Hüsn ü Aşk) önemli hamse şairlerimizdir. Edebiyatımızda yazılmış ünlü mesneviler şunlardır: Ahmedi İskendername Süleyman Çelebi Mevlid Şeyhi Harname, Hüsrev ü Şirin Nabi Hayrabat Fuzuli Leyla ile Mecnun Şeyh Galip Hüsn ü Aşk c. Öğretici Metinler Konuları, din, tasavvuf, İslam menkıbeleri, tıp ve tabiattır. Dil, nesir dili yeni anlam ve kavrayışlarla zenginleştirilmiştir. Sade, açık ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır. Cümleler kısa ve açıktır. Öğretici metinler manzum ve mensur yazılmıştır. Eski çağlarda ilk edebî eserlerin çoğu didaktik özellikler taşır. Öğretici nitelikteki hayvan hikâyelerini (fabl) bu türün ilk örnekleri sayabiliriz. Edebiyatımızda ilk öğretici manzume Yusuf Has Hacib in Kutadgu Bilig idir. Edip Ahmet Yükneki nin Atabetü l- Hakâyık ı, Ahmet Yesevî nin Divan-ı Hikmet i, Yunus Emre nin Divan-ı Risâletü n Nushiye si ile divanındaki şiirleri, Mevlâna nın Mesnevî si, Âşık Paşa nın Garibnâme si, Nabi nin Hayriye si ve Sünbülzâde Vahbi nin Lütfiye si edebiyatımızın önemli öğretici metinleri arasında yer alır. Ayrıca divan edebiyatında yer alan pek çok manzum eserlerle şiir sanatı ve sözlük konularında yazılmış eserler de öğretici şiir türüne girerler. 13. ve 14. yüzyıllardaki öğretici metinler ikiye ayrılır: 1. Tasavvufi Metinler 13. ve 14. yüzyıllardaki tasavvufi metinler İslâmiyet in etkisiyle ortaya çıkmıştır. İslâmiyet in kökleşip yayılmasında büyük etkisi olan tasavvuf zamanla edebî eserlerde de işlenmiş din ve tasavvuf edebiyat aracılığıyla yayılmaya çalışılmıştır. Tasavvufi metinlerde asıl olan sanat yapmak değil dinîtasavvufi düşünceyi yaymaktır. Bu dönemde Mevlana nın Mesnevi adlı eseri ön plana çıkmıştır. Mesnevî, tasavvufi, felsefi ve ahlaki bir eserdir. 2. Nasreddin Hoca Fıkraları 13. yüzyılda ortak halk zekâsının deneyim ve düşünce çizgileriyle zengin güldürücü fıkralarını kendi kişiliğinde toplayan ilk büyük isim Nasreddin Hoca dır. Nasreddin Hoca, bir halk filozofudur. Bir milletin tükenmez neşesi, kırılmaz iğnesi, yenilmez silahıdır Nasreddin Hoca. Zalimler, dalkavuklar, hak yiyenler, yalancılar, küçük dağları ben yarattım diyenler onun fıkralarında ölümsüzleşirler. İnsanlık komedyasının bütün çizgileri, Nasreddin Hoca fıkralarında sonsuza kadar yerlerini almışlardır. Kısa, nükteli ve güldürücü hikâyelere fıkra denir. Bu tür fıkralar daha çok sözlü edebiyat geleneğinin ürünleridir. Ders vermek, bir dünya görüşünü savunmak, herhangi bir düşün- Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 8

64 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI ceyi örnekle güçlendirmek, kanıt göstermek, sohbetlere renk katmak ya da hoşça geçirmek için söylenir YÜZYILDAN 19.YÜZYIL ORTALARINA KADAR OSMANLI EDEBİYATI İslami dönem Türk edebiyatı, XIX. yüzyılın ortalarına kadar sürmüştür. IX. yüzyıldan sonra İslamiyet i kabul eden Türklerin toplum yapılarında köklü değişmeler olmuştur. Divan Edebiyatının Tarihi Gelişimi Divan edebiyatı, Türklerin İslamiyet i kabulünden sonra meydana gelen yazılı edebiyattır. Arap ve Fars edebiyatı etkisi altında gelişmiştir. Bu etki, Arapça ve Farsça sözcüklerin Türkçeye girmesinin yanı sıra, bu dillerin anlatım biçimlerinin benimsenmesiyle de kendini gösterir. Bu edebiyata Divan edebiyatı denmesinin sebebi, şairlerin şiirlerini divan denen el yazması kitaplarda toplamış olmalarıdır. Divan edebiyatının ilk örnekleri 13. yüzyılda verilmiştir. Bu edebiyatın ilk ürünlerini veren Mevlana Celaleddin-i Rumi bütün yapıtlarını Farsça yazdı. Aynı yüzyılın bir başka büyük şairi Hoca Dehhani ydi. Horasan dan gelip Konya ya yerleşen Dehhani, özellikle İranlı şair Firdevsi nin etkisinde şiirler kaleme aldı. 14. yüzyılda Konya, Niğde, Kastamonu, Sinop, Sivas, Kırşehir, İznik, Bursa gibi kültür merkezlerinde şairler ve yazarlar Divan edebiyatının yeni örneklerini verdiler. Bunların çoğu kahramanlık hikâyeleri, öğretici, eğitici ve dinsel yapıtlardı. Bu arada İran edebiyatının konuları da Türk edebiyatına girmeye başladı. Mesud bin Ahmed ile yeğeni İzzeddin in 1350 de yazdıkları Süheyl ü Nevbahar, Şeyhoğlu Mustafa nın 1387 de yazdığı Hurşidname, Süleyman Çelebi nin ( ) Vesiletü n-necât başlığını taşımakla birlikte Mevlid adıyla bilinen ünlü yapıtı, İran edebiyatının etkisiyle yazılmıştır. Divan edebiyatı, özellikle şiir alanında en parlak dönemini 16. yüzyılda yaşadı. Bâkî ve Fuzuli Divan şiirinin en iyi örneklerini verdiler. 17. yüzyıla girildiğinde Divan edebiyatının ulaştığı düzey, İran edebiyatınınkinden geri değildi. Şairler, şiirlerinde fahriye denen ve kendilerini övdükleri bölümlerde şiir ustalığının doruğuna çıkmışlardı. Öğretici şiirleriyle tanınan Nabi ve bir yergi ustası olan Nef i bu yüzyılın ünlü şairleriydi. Divan edebiyatı, en özgün şairlerinden olan Nedim in ve Şeyh Galib in ardından, 18. yüzyılda bir duraklama dönemine girdi. Daha sonraki şairler özellikle bu iki şairi taklit ettiler ve özgün yapıtlar ortaya koyamadılar. 19. yüzyılda Divan edebiyatı artık gözden düşmüş ve eleştiri konusu olmuştu. İlk eleştiriyi getiren Namık Kemal di. Tanzimat la birlikte Türk edebiyatında Batı etkisinde yeni biçimler, konular denenmeye başlandı. Divan edebiyatı böylece önemini yitirmekle birilikte, Tevfik Fikret, Mehmet Âkif Ersoy ve Yahya Kemal Beyatlı, Türk edebiyatının aruz ölçüsüyle son şiirlerini yazdılar. Divan Edebiyatının Genel Özellikleri İslâm dininin benimsenmesinden sonra, Kuran ın Arapça olmasından dolayı pek çok toplumun kültür dili değişime uğradı. İranlılar 9. yüzyılda edebiyat ürünlerini, Yeni Farsça diye adlandırılan bir dille vermeye başladılar. İran edebiyatının bu ürünlerinden Türk edebiyatı büyük ölçüde etkilenmiştir. Öte yandan Anadolu da kurulan Türk devletleri, resmi yazışma dili olarak Arapça ve Farsçayı kullandılar. Bu durum edebiyat dilinin değişmesine de yol açtı. Özellikle saray çevresindeki şairler ve yazarlar, yapıtlarını Arapça ve Farsça yazmaya başladılar. Osmanlı Devleti döneminde Arapça ve Farsçanın yoğun etkisinde kalmış olan Osmanlıca dili divan edebiyatında kullanılan ana dildir. 1. Nazım birimi genellikle beyittir ve cümle beyitte tamamlanır. Beyit, cümleye egemendir. 2. Nazım ölçüsü aruz dur. 3. Dili Arapça, Farsça, Türkçe karışımı olan Osmanlıcadır. 4. Şiirlerde tam ve zengin uyak kullanılmıştır. 5. Şiirlerin konuyu içeren başlıkları olmadığı için nazım biçimlerine göre adlandırılmışlardır. 6. Klişe bir edebiyattır. Duygu ve düşünceler değişmez sözlerle (Mazmun) anlatılır. 7. Anlatılan şey değil, anlatış biçimi ön plandadır. 8. Soyut bir edebiyattır. İnsan ve doğa gerçekte olduğundan farklı ele alınmıştır. 9. Aydın zümrenin edebiyatıdır. Medrese kültürü hâkimdir. Genellikle saraya ve çevresine seslenir. 10. Sanatlara bolca yer verilmiş, sanat yapmak amaç durumuna gelmiştir. 11. Ulusal bir edebiyat olmayıp dinin etkisiyle şekillenmiştir. Arap ve İran edebiyatının etkisi çok fazladır. 12. Şiirde daha çok aşk, sevgili, içki, din ve kadercilik gibi konular işlenmiştir. 13. Nazım ön planda tutulmuş, nesre pek az yer verilmiştir. 14. Nesir alanında tezkireler (edebiyat tarihi görevini gören biyografik eser), münşeatlar (mektuplar), tarihler, dini metinler ve nasihatnamelere de rastlanmaktadır. Bunlarda da sanat yapma amacı ön plandadır yüzyılda gelişmeye başlamış 16. ve 17. yüzyıllarda en olgun dönemini yaşamış, 19.yüzyılın sonlarına kadar sürmüştür. a. Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiirler) 1. Divan Şiiri Divan şiirinin genel özellikleri şunlardır: Aruz ölçüsü kullanılmıştır. Daha çok tam ve zengin uyak kullanılmıştır. Şiirler, göz için kafiye anlayışıyla yazılmıştır. Nazım birimi olarak ağırlıklı olarak beyit tercih edilmiş, beyte göre az da olsa dörtlük kullanılmıştır. Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamalar yoğun olarak kullanılmıştır. Oldukça sanatlı, ağır bir dili vardır. Anlam ve söz sanatlarına yer vermek bir hüner olarak görülmüştür. Gazel, mesnevi, kaside ve rubai gibi Arap ve İran edebiyatı nazım şekillerinin yanı sıra Türklere ait olan şarkı ve tuyuğ nazım şekilleri de kullanılmıştır. Şiirler konularına göre tevhit, münacat, naat, methiye, fahriye, mersiye, hicviye adlarını almıştır. Aşk, şarap, sevgili, Allah aşkı gibi konular ağırlıklı olarak işlenmiştir. Bütün güzelliğine değil parça güzelliğine önem verilmiştir. Somut konulardan çok soyut konular işlenmiştir. Sanat için sanat. anlayışı egemendir. Konudan çok konunun işleniş biçimi önemsenmiştir. Divan şiirinin İran edebiyatından aktarılmış, şaire özgürlük tanımayan bir estetiği vardır. Duygu ve düşünceler kalıplaşmış sözlerle; yani mazmun larla anlatılmıştır. Şairler, mahlaslarını son beyitte söylemişlerdir. Divan Edebiyatı Nazım Biçimleri Ölçüsü ve uyağı olan söz ya da yazıya manzum ya da manzume denir. Şiirde dize sayısı, dörtlük sayısı, sıralanış düzeni, uyak yapısı gibi dış özelliklerin tümü, nazım biçimini oluşturur. Divan şiirinde pek çok nazım biçimi vardır, ama birkaçı daha yaygın olarak kullanılmıştır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 9

65 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Biçimlerine Göre: Uyak, beyit, mısra, bend, mesnevî, kasîde, gazel, rubaî, musammat, terkib-i bend, müsemmem, tuyuğ, tahmis, tardiye, taşdir, tesdis, teşbiye, taşir, tezmin, muaşşer, muhammes, murabba, müseddes, müstezat, şarkı Konularına Göre: Din dışı: Bahariye, Cevreviye, Fahriye, Mersiye, Mehdiye, Gazavatnâme, Sahilnâme, Sakînâme, Kıyafetnâme, Surnâme, Hamamnâme, Şehrengiz, Hicviye, Hezliyat, Tarih Düşürme, Muamma, Lûgaz, Dariye, Rahşiye Dinî: Tevhid, Münacat, Na at, Makte l-i Hüseyin, Miraciye, Hilye, Mevlid, Kırk Hadis, Menkıbe, Kıssa BEYİTLERLE KURULAN NAZIM BİÇİMLERİ 1. GAZEL Özellikle aşk, güzellik ve içki konusunda yazılmış belirli biçimdeki şiirlere denir. Beyit sayısı genellikle 5-9 arasında değişir. Gazelin ilk beyti mutlaka kendi arasında uyaklı olur.bu ilk beyte matla, son beyte ise makta adı verilir. Bir gazelin en güzel beytine beyt-ül gazel, şairin mahlasının bulunduğu beyte de mahlas beyti denir. Beyitleri arasında anlam birliği bulunan gazele yek-âhenk, aynı güç ve güzellikte beyitlerden oluşan gazele de yek-âvâz gazel adı verilir. 2. KASİDE Din ve devlet büyüklerini övmek amacıyla belirli kurallar içinde yazılan uzun şiirlerdir. En az 33, en çok 99 beyitten oluşur. Kasidenin en güzel beytine beyt-ül kaside, şairin mahlasının bulunduğu beyte de taç-beyt adı verilir. 3. MESNEVİ Her beyti kendi içinde uyaklı uzun nazım biçimidir. Bir anlamda Divan edebiyatında manzum hikâyelerin yazıldığı bir biçim olarak da tanımlayabiliriz. Mevlânâ nın ünlü tasavvufi mesnevisi beyitten oluşmuştur. Mesneviler aşk, dini ve tasavvufi, ahlaki-öğretici, savaş ve kahramanlık, bir şehri ve şehrin güzelliklerini anlatma, mizah gibi türlü konularda yazılmıştır. Divan edebiyatında roman ve hikâye gibi türler olmadığı için mesneviler bir bakıma bu türlerin yerini tutmuşlardır. On bölümden oluşur. Aynı şair tarafından yazılmış beş mesneviye Hamse adı verilir. Hamse sahibi olarak tanınmış önemli divan şairleri: Ali Şir Nevâi, Taşlıcalı Yahya, Nev izâde Atâi dir. 4. KITA Yalnız ikinci ve dördüncü dizeleri birbiriyle uyaklı iki beyitlik nazım biçimidir. Beyitler arasında anlam birliği bulunur. Pek çok konuda yazılabilir. 5. MÜSTEZAT Gazelin özel bir biçimine denir. Uzun dizelere kısa bir dize eklenerek yazılır. Uzun ve kısa dizeler gazel gibi kendi aralarında uyaklanırlar. Kısa dizelere ziyade adı verilir. BENTLERDE KURULAN NAZIM BİÇİMLERİ 1. RUBÂİ Dört dizelik ve kendine özgü ayrı ölçüsü olan bir nazım biçimidir. Konusu daha çok dünya görüşüne ve şairin felsefi düşüncelerine yöneliktir. Edebiyatımızda bu türün en başarılı son temsilcisi olarak Yahya Kemal gösterilmektedir. 2. TUYUĞ (TUYUK) Rubâi gibi dört dizelik bir nazım biçimidir. Edebiyatımızda en çok tuyuğ yazmış şair Kadı Burhanettin dir. Bu biçim yalnızca Türk edebiyatına özgüdür. (Rubai, İran edebiyatından geçmedir). BİRDEN ÇOK DÖRTLÜKLER 1. MURABBA Dört dizelik kıtalardan oluşur. Bent sayısı 3-7 arasında değişir. Her konuda yazılır. 2. ŞARKI Genellikle aşk, içki, eğlence konularında yazılan dört dizelik nazım biçimidir. Biçim bakımından murabba ya benzer. Çoğunlukla bestelenmek için yazılır. Bu biçim de tuyuğ gibi yalnızca Türk edebiyatına özgüdür. Şarkı biçiminin yaratıcısı ve en güçlü şairi Nedim dir. NOT: Divan edebiyatında üçlü ya da daha çok mısralı bentlerden meydana gelmiş nazım şekillerinin genel adı MUSAMMAT tır. Yani dört dizeden oluşan murabba, şarkı gibi biçimlerin; beş dizeden oluşan tahmis, taştir, tardiyye gibi biçimlerin ya da altı veya daha çok dizeden oluşan biçimlerin tümünün üst başlığı MUSAMMAT tır. 3. TERKİB-İ BENT Bentlerle kurulan bir nazım biçimidir. Her bent, sayısı 5-10 arasında değişen beyitlerden oluşur. Bendin son beytine vasıta beyti denir. Terkib-i bentte vasıta beyti her beytin sonunda değişir ve vasıta beyti mutlaka kendi içinde uyaklı olur. Terkib-i bentlerde genellikle talihten ve hayattan şikâyetler, dini, tasavvufi, felsefi düşünceler anlatılmış, toplumsal yergi niteliğinde eleştirilere yer verilmiştir. 4. TERCİ-İ BENT Biçim bakımından terkib-i bente benzer; ancak vasıta beyti her bendin sonunda değişmez ve aynen tekrarlanır. Konularında daha çok Tanrının gücü, evrenin sonsuzluğu, doğanın ve yaşamın karşıtlıkları vardır. DİVAN EDEBİYATI NAZIM TÜRLERİ 1. TEVHİT VE MÜNACÂT Tanrının birliğini ve yüceliğini anlatan şiirlere tevhit, Tanrıya yapılan yalvarış ve yakarışları anlatan şiirlere de münacat denir. Daha çok kaside biçimiyle yazılmıştır. 2. NAAT Hz. Muhammed i övmek için yazılan şiirlere denir. Bunlar da daha çok kaside biçimiyle yazılmıştır. 3. MERSİYE Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan üzüntü ve acıyı anlatmak için yazılan şiirlerdir. Genellikle terkib-i bent biçimiyle yazılmıştır. (Bu türün, Eski Türk Edebiyatı ndaki adı sagu, Halk Edebiyatı ndaki adı ise ağıttır). 4. METHİYE Bir kimseyi övmek için yazılan şiirlerdir. Bunlar da genellikle kaside biçiminde yazılmıştır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 10

66 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI 5. HİCVİYE Bir kimseyi yermek için yazılan şiirlerdir. 6. FAHRİYE Şairlerin kendilerini övmek amacıyla yazdıkları şiirlerdir. NOT: Divan edebiyatında bir şairin şiirine, başka bir şair tarafından aynı ölçü, uyak ve redifle yazılan benzerine Nazire denir. Bu, nazire yazan şairin diğer şaire karşı duyduğu saygı ve beğeniden ileri gelmektedir. Edebiyatımızda bu türde de pek çok ürün verilmiştir. Divan Edebiyatında Düz Yazı (Nesir) Divan, şiire ağırlık veren bir edebiyattır. Düzyazı, ancak bilimsel çalışmalarda, tarihlerde, kimi sanatsal metinlerde ve gezi türü eserlerde kullanılmıştır. Divan edebiyatında üç tür düzyazı biçimi vardır. Yalın düzyazı, süslü düzyazı ve orta düzyazı. Yalın düzyazıda halkın konuştuğu dil kullanılmış, halk kitapları, halk öyküleri, Kur an tefsirleri, hadis açıklamaları bu türde yazılmış eserlerdir. Süslü düzyazıda (nesirde) hüner ve marifet göstermek amaçlanmıştır. Bu türe genellikle medrese öğrenimi görmüş, Osmanlıcayı iyi bilen yazarlar yönelmiştir. Çok uzun cümlelerin, bol söz ve anlam oyunlarının göze çarptığı bu türün en belirgin örneklerini Veysi ve Nergisi vermiştir. Süslü düzyazıda çok ürün verilmiş bir alan da tezkire dir. Bu türün ilk örneğini, 16. yüzyılda Âşık Çelebi yazmış ve tezkire geleneği 19. yüzyılda Fatih Efendi ye gelene kadar sürmüştür. Orta düzyazı (nesir) ise, divan edebiyatının hemen hemen bütün klasik yazarlarının yazdığı bir türdür. Belirgin özellikleri, söz ve anlam oyunlarından, hüner ve marifet göstermekten kaçınılmış ve içeriğin ön planda tutulmuş olmasıdır. Özellikle tarih, gezi, coğrafya ve din kitapları bu türde (orta nesirle) yazılmıştır. Divan Edebiyatı nda düzyazılar, yazılış amacı ve dil tutumu dikkate alınarak üçe ayrılır: 1. Sanatlı (süslü) Düzyazı Söz ustalığı göstermek amacıyla yazılır. Sinan Paşa nın Tazarru at adlı eseri, bu türün en tanınmış örneğidir. Sanatlı düzyazıya inşa denir. 2. Orta Düzyazı Yer yer ağır ve süslü, yer yer sade bir dille yazılan düzyazılardır. Genellikle tarih kitaplarında bu düzyazı türü görülür. Osmanlılar zamanında tarihçilik, vakanüvis adı altında yürütülen bir tür memurluktu. Sarayda görevlendirilen vakanüvisler, önemli önemsiz her olayı günü gününe notlar halinde yazarlardı. Bu eserler, olay anlatımına dayalı olduğundan, bilimsel tarih anlayışıyla bağdaşmaz. Divan döneminin başlıca tarihçileri arasında Aşıkpaşazade,Ali, Ebülgazi Bahadır Han,Naima, Peçevi, Mütercim Asım sayılabilir. 3. Sade Düzyazı Dil ve anlatım ustalığının değil, ele alınan konunun önem taşıdığı düzyazı türüdür. Bu anlayış nedeniyle, sade düzyazılarda ustaca söz söyleme çabası görülmez; dil açık, yalın, doğaldır. Bu düzyazı türünü kullananlardan başlıcaları şunlardır: Mercimek Ahmet, Katip Çelebi, Evliya Çelebi (Eseri:Seyahatname). Din Dışı Yazı Türleri Tezkire, Tarih, Seyahatnâme, Sefaretnâme, Siyasetnâme, Münazara, Münşeat. Divan Edebiyatının Önemli Şair ve Yazarları HOCA DEHHANİ: 13.yüzyılda yaşamıştır. Din dışı konularda şiir yazan ilk divan şairidir. Divanı vardır. MEVLANA: 13. yüzyılda yaşamıştır. Birkaç Türkçe beyit dışında, tüm şiirlerini Farsça ile yazan ünlü tasavvuf şairidir. Oğlu Sultan Veled de tasavvufi konuları işleyen bir şair olarak bilinir. Mesnevi, Divan-ı Kebir, Mektubat, tanınmış eserleridir. ALİ ŞİR NEVÂİ: Çağatay lehçesinin en güzel örneklerini veren şair 15. yüzyılda yaşamıştır. Muhakemetü l-lugateyn adlı eserinde Türkçe nin Farsça dan daha üstün bir dil olduğunu savunmuştur. Hamsesi vardır. Anadolu dışında Türkçe şiir yazan ilk şairdir. ŞEYHİ: 15.yüzyılda yaşamıştır. Harnâme adlı eseri edebiyatımızda ilk fabl türü eser olarak bilinmektedir. Mesnevi alanında başarılı olmuştur. SÜLEYMAN ÇELEBİ: 15.yüzyılda yaşamıştır. Hz. Muhammed için yazdığı Vesilet-ün-Necat (mevlit) adlı mesnevisiyle tanınmış bir şairdir. (İslam edebiyatında Hz. Muhammed in hayatını anlatan eserlere SİYER denir). FUZÛLİ: Fuzuli 16. yüzyılın en güçlü şairlerindendir. Arapca, Farsça, Türkçe divanı olan tek şairdir. Eserlerini Azeri lehçesiyle yazmıştır. Divan edebiyatının en lirik şairi olarak kabul edilmektedir. Ona göre yaşamın anlamı acı çekmekle özdeştir. Platonik bir aşk arayışı vardır. Din dışı konularda yazmakla birlikte tasavvuftan da etkilendiği bilinmektedir. Kendisine bağlanan maaşı almasında güçlük çıkaran memurları şikâyet etmek için yazdığı Şikayetnâme adlı mektubu edebiyatımızdaki en ünlü yergilerden biridir. Divanlarından başka bir naat olan Su kasidesi, Leyla vü Mecnun mesnevisi, Peygamber ailesini anlattığı Hadikat-üs-Süeda sı Şah İsmail ile II Bayezid i karşılaştırdığı Beng ü Bâde si ve tıp bilgisini sergilediği Sıhhat ve Maraz ı en tanınmış eserleridir. BÂKİ: Baki,16. yüzyıl şairlerindendir. Döneminde şairler sultanı olarak tanınmış ve saratın bütün olanaklarından yararlanmıştır. İyi bir medrese eğitimi gördüğü bilinmektedir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 11

67 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Dünya nimetlerinin hepsinden yararlanma anlayışındadır. Kanuni nin ölümü üzerine yazdığı mersiyesi çok tanınmıştır. Divanı vardır. NÂBİ: 17.yüzyıl şairlerindendir. Divan edebiyatında didaktik şiirler yazmasıyla bir yenilik olarak kabul edilmektedir. Din, töreler ve sosyal yaşamla ilgili öğütler verir. Nâbi nin Divan ından başka Hayriye, Hayrâbâd adlı iki didaktik eseri, gezi notlarını içine alan Tuhfet-ül Harameyn i ve Münşeat adlı eserleri vardır. NEFİ: Nefi, 17. yüzyıl şairlerindendir. Edebiyatımızdaki en ünlü kaside şairi olarak bilinir. Övgülerindeki ve yergilerindeki aşırılıklarıyla ünlüdür. Yazdığı hicviyelerindeki aşırılık boğdurulmasına neden olmuştur. Hayal gücü çok zengin olan Nefi nin somut benzetmelerden yararlanması da belirgin bir özelliğidir. Türkçe ve Farsça divanı olan Nefi nin ayrıca hicviyelerini topladığı Siham-ı Kaza adlı bir eseri de vardır. NEDİM: 18. yüzyıl şairlerinden olan Nedim, Lale Devri nin şairi olarak bilinir. Eserlerinde aşk, içki, zevk ve sefayı işler. Mahallileşme akımı nın önderi olan şairin Halk edebiyatından da etkilendiği bilinmektedir. Şiirlerinde halkın ağzından alınma deyimler olduğu gibi, halkın konuşma diline de oldukça yaklaşmıştır. Samimi ve içten bir söyleyişi olan Nedim, şarkılarıyla tanınmıştır. Divan şiirindeki klişeleri (mazmunları) bir ölçüde yıkmış olan şairin Divan ı vardır. ŞEYH GALİP: Divan edebiyatının 18.yüzyılda yaşamış son büyük şairidir. Galatasaray Mevlevihanesinde şeyhlik yapmıştır. Nabi nin Hayrâbâd ına nazire olarak ve Mevlânâ nın mesnevisinden etkilenerek yazdığı Hüsn-ü Aşk adlı meşhur mesnevisinde, tasvvuf konusundaki düşüncelerini ortaya koyar. Bu eserinde allegorik (sembolik) bir anlatım kullanan şair hayal gücünden ve masal ögelerinden de yararlanmıştır. EVLİYA ÇELEBİ: (17.yy) Edebiyatımızda gezi türünün ilk örneklerini veren yazar, usta bir gözlemcidir. Elli yıllık bir süre içinde gezdiği yerleri konuşma diline yakın bir dille anlatmıştır. Anlatımında abartılı olmakla birlikte, Divan nesrinin kalıplarını da kırmıştır. 10 ciltlik Seyahatnâme adlı eseri çok tanınmıştır. Divan edebiyatının nesir yazarı olarak tanınan diğer önemli yazarları şunlardır: SİNAN PAŞA: (15.yy) Tazarrunâme adlı süslü nesri ile tanınır. MERCİMEK AHMET: (15.yy) Farsça dan çevirdiği Kabusnâme adlı eseriyle tanınır. NAİMÂ: (17.yy) Kendi adıyla anılan ( Naima Tarihi ) adlı tarih eserinin yazarıdır. KÂTİP ÇELEBİ: (17.yy) Batılıların Hacı Kalfa dedikleri yazar ve düşünürdür. Arapca, Farsça, Fransızca, Latine bilen yazarın tarih, coğrafya, matematik konularında yazılmış eserleri vardır. 2. Halk Şiiri Halk şiiri, halk kültürünün en etkin, en yaygın ve özgün kollarındandır. Halk şiirinin genellikle sözlü bir etkinlik olması ve egemen çevrelerce küçümsenmesi onun yazılı kaynaklara geçmesini kısıtlamıştır. Bu nedenle halk, onu yüzyıllarca gözü gibi korumuş, kulaktan kulağa ve kuşaktan kuşağa aktararak bugünlere getirmiştir. Halk edebiyatındaki coşku ve heyecana bağlı metinler ürünlerin sahibi, işlediği konular gibi özellikler dikkate alınarak üç ayrı kolda incelenmiştir: a. Anonim Halk Şiiri Anonim halk şiir geleneği, Orta Asya'daki sözlü edebiyatın devamıdır. Söyleyeni belli olmayan ürünlerden oluşan bu şiir geleneği, halkın ortak duygu ve düşüncesini yansıtır. Anonim Halk Şiirinin Başlıca Özellikleri: Anonim halk şiiri ürünleri, ağızdan ağıza dolaşan ortaklaşa ürünlerdir. Bu yüzden ilk doğdukları andaki biçimleri ve özleri zamana ve yöreye göre değişebilir. Anonim ürünlerin de ilk söyleyeni mutlaka vardır; ancak bu ilk söyleyenler zamanla unutulmuştur. Sözlü bir şiir geleneğidir. Bu nedenle ürünler, söylendikleri dönemin ve yörenin dil özelliklerini taşır. Ürünlerinde yalın bir halk dili kullanılmıştır. Ezgiyle iç içe olan bu ürünler hece ölçüsüyle ve dörtlük nazım birimiyle söylenmiştir. Anonim halk şiiri geleneğiyle oluşturulan ürünlerin birim değeri genel-lik dörtlüktür. Ancak bazı kavuştaklı (bağlantılı) türkülerde birimlerdeki mısra sayısı iki veya üç olabilmektedir. Yine yedekli (artık) manilerde de birimi oluşturan mısra sayısı dörtten fazladır. Şiirlerde genellikle yarım uyak kullanılmıştır. Ezgiyle iç içe olan bu ürünler hece ölçüsüyle söylenmiştir. Anonim halk edebiyatı ürünleri, halkın mizah anlayışını, keskin zekâsını, değer yargılarını yansıtır. Genellikle aşk, doğa, ölüm, özlem, yiğitlik, toplumsal yaşam gibi konular işlenmiştir. Şiirlerdeki tema, konu ve duygu söylendiği dönemin zihniyetini yansıtır. Çünkü bu ürünler toplumsal yaşamla iç içedir. Bu şiirdeki en önemli nazım biçimleri mani ve türküdür. Bunun yanında ninni ve ağıt da bu şiir geleneğinin izlerini taşıyan ürünlerdir. A. MÂNİ Halk şiirinde en küçük nazım biçimidir. Yedi heceli dört dizeden oluşur. Uyak düzeni aaxa şeklindedir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 12

68 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Birinci ve üçüncü dizeleri serbest, ikinci ve dördüncü dizeleri uyaklı mâniler de vardır (xaxa). Mânilerin ilk iki dizesi uyağı doldurmak ya da temel düşünceye bir giriş yapmak için söylenir. Temel duygu ve düşünce son dizede ortaya çıkar. Başlıca konusu aşk olmakla birlikte bunun dışında türlü konularda da yazılabilir. B. TÜRKÜ Türlü ezgilerle söylenen anonim halk şiiri nazım biçimidir. Söyleyeni belli türküler de vardır. Halk edebiyatının en zengin alanıdır. Anadolu halkı bütün acılarını ve sevinçlerini türkülerle dile getirmiştir. Türkü iki bölümden oluşur. Birinci bölüm asıl sözlerin bulunduğu bölümdür ki buna bent adı verilir. İkinci bölüm ise bentlerin sonunda yinelenen nakarattır. Bu bölüme bağlama ya da kavuştak denir. Türküler, genellikle yedili, sekizli, on birli hece kalıplarıyla yazılmıştır. Konuları çok değişik olabilir. Ninniler de bu gruptandır. b. Âşık Tarzı Halk Şiiri İslamiyet ten önce başlamıştır. Eskiden kam, baksı adı verilen ozonlara bu dönemde âşık adı verilmiştir. Âşıklar şiirlerini bağlama adı verilen sazlarla köy köy dolaşıp söylemiştir. Hece ölçüsü kullanılmıştır. Dili sadedir. Nazım birimi dörtlüktür, yarım kafiye kullanılmıştır. Son dörtlükte şairin mahlası(adı) kullanılır. Şairler şiirlerini CÖNK adı verilen defterde toplarlardı. Aşk, ölüm, gurbet, ayrılık konuları sıklıkla ilenmiştir. Coşkulu, lirik bir söylenişi vardır. Koşma, mani, Türkü, semai, varsağı destan gibi biçimleri mevcuttur. 17.yüzyıldan sonra divan edebiyatından etkilenmeye başlamıştır. A. KOŞMA Halk edebiyatında en çok kullanılan biçimdir. Genellikle hece ölçüsünün on birli (6+5 ya da 4+4+3) kalıbıyla yazılır. Dörtlük sayısı üç ile beş arasında değişir. Şair koşmanın son dörtlüğünde adını ya da mahlasını söyler. Uyak düzeni genellikle şöyle olur: baba ccca ddda Aşk, ayrılık, gurbet gibi geniş çerçeveli konuların işlendiği bir türdür. Dili sadedir. Son dörtlükte şairin mahlası bulunur. Koşmanın konularına göre güzelleme, koçaklama, ağıt, taşlama adlı türleri vardır. Güzelleme: İnsan ve doğa sevgisinin lirik bir edayla işlendiği koşmalara denir. Koçaklama: Savaş, yiğitlik, kahramanlık gibi konuları işleyen koşmalara denir. Coşkun ve yiğitçe bir üslupla savaş ve dövüşleri anlatan şiirlerdir. Ağıt: Ölen kişinin arkasından duyulan acının ve onun iyiliklerinin işlendiği koşmadır. Bir kimsenin ölümü üzerine duyulan acıları anlatmak amacıyla söylenen şiirlerdir (Anonim halk şiiri ürünü olan ağıtlar da vardır). Taşlama: Toplumun veya bireylerin aksayan yönlerini eleştiren koşmalara denir. Bir kimseyi yermek ya da toplumun bozuk yönlerini eleştirmek amacıyla yazılan şiirlerdir. B. SEMAİ Hece ölçüsünün sekizli kalıbıyla yazılır (4+4 duraklı ya da duraksız). Dörtlük sayısı üç ile beş arasında değişir. Semâilerin kendine özgü bir ezgisi vardır ve bu ezgiyle okunur. Uyak düzeni koşma gibidir: baba ccca ddda Semâilerde daja çok sevgi, doğa, güzellik gibi konular işlenir. C. VARSAĞI Güney Anadolu bölgesinde yaşayan Varsak Türklerinin özel bir ezgiyle söyledikleri Türkülerden gelişmiş bir biçimdir. Dörtlük sayısı ve uyak düzeni Semâi gibidir. Varsağılar yiğitçe, mertçe bir üslupla söylenir. Bu da dörtlüklerin içindeki bre hey behey gibi ünlemlerle sağlanır. Halk edebiyatında en çok varsağı söylemiş şair Karacaoğlan dır. Kafiye düzeni koşma gibidir. 4+4 şeklinde 8 li ölçüyle söylenir. En az 3 en fazla 5 dörtlüktür. D. DESTAN Dört dizeli bentlerden oluşan, oldukça uzun bir nazım biçimidir. Kimi destanlarda dörtlük sayısı yüzden fazladır. Genellikle hece ölçüsünün on birli kalıbıyla yazılır. Uyak düzeni koşma gibidir: baba ccca ddda Destanın son dörtlüğünde şair mahlasını söyler. Konuları bakımından destanları savaş, yangın, deprem, salgın hastalık, ünlü kişilerin yaşamları, mizahi gibi gruplandırabiliriz. 6+5 li hece ölçüsüyle söylenir. Halk edebiyatının en uzun nazım biçimidir. Kendine özgü bir söylenişi vardır. Dörtlük sayısında sınırlama yoktur. c. Dini-Tasavvufi Halk Şiiri Dini- Tasavvufi Halk şiiri, 13. yüzyılda Babai isyanları, Moğol istilası, haçlı seferleri, inanç ve kültür farklılıkları sosyal ve siyasi huzursuzluklarla dolu Anadolu da oluşmuştur. Dini-Tasavvufi Halk Şiirinin Özellikleri Tasavvuf düşüncesini temel alır. Kurucusu Ahmet Yesevi dir. Tasavvufun amacı insanı olgunlaştırmak ve onu insan-ı kâmil yapmaktır. Tasavvufta önemli olan Allah aşkıdır; yani ilahı aşktır. Tasavvufa göre bütün evren Allah tan bir parçadır ve insan nefsi arzularından arınarak gönlünü ilahi aşkla doldurarak Allah a ulaşabilir. Tekkeler etrafında bir araya gelen tasavvufçular bu görüşlerini, İslamiyet i yaymak için edebiyatı bir araç olarak görmüşlerdir. İlahi aşkın ele alındığı lirik ve didaktik ürünler verilmiştir. Şiirler ağırlıklı olarak müzik eşliğinde söylenmiştir. Genel olarak hece ölçüsü kullanılmış olsa da aruz ölçüsü de kullanılmıştır. Nazım birimi olarak hem dörtlük hem de beyit kullanılmıştır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 13

69 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Özellikle koşma nazım şekliyle ilahi, nutuk, şathiye, devriye, nefes nazım türlerinde şiirler yazılmıştır. Gazel, kaside, mesnevi nazım şekliyle şiirlerin yazıldığı da görülmektedir. Tasavvufi terimlerin ve bazı yabancı sözlerin dışında genellikle halkın konuştuğu dil kullanılmıştır. Oğuz Türkçesinin Anadolu daki ilk ürünlerinde sade bir dil kullanılmıştır. Âşık Paşa, Yunus Emre, Hacı Bektaş-ı Veli ve Mevlana 13. ve 14. yüzyıl mutasavvıflarındandır. Yunus Emre nin dili dönemin diğer sanatçılarına göre daha sadedir. A. İLAHİ Din ve tasavvuf konularının işlendiği şiirlere ilahi denir. Tanrıyı övmek, ona yalvarmak için yazılan şiirlerdir. Özel bir ezgiyle okunur. Koşma gibi uyaklanan ilahilerde 4-4 duraklı 8 li ölçü kullanılır. B. NEFES Bektaşi şairlerinin yazdıkları tasavvufi şiirlere denir. Nefeslerde genellikle Hz. Muhammet ve Hz. Ali için de övgüler bulunur. Aleviler, bu türde yazılmış olan şiirlere DEME adını verirler. İlahi, nefes ve demeler, bestelenerek söylenir. C. ŞATHİYE İnançlardan alaylı bir dille söz eder gibi yazılan şiirlerdir. Görünüşte saçma sanılan bu sözlerin, yorumlandığında tasavvufla ilgili türlü kavramlara değindiği anlaşılır. Bu tür şiirlere genellikle Bektaşi şairlerinde rastlanır. Medrese hocalarına göre bu şathiyeler küfür sayılır. D. METHİYE Methetme, övme anlamına gelen Divan Edebiyatı nazım türüdür. Edebiyatta birini övmek amacıyla yazılan şiirlere denir. Methiyeler, padişahları, sadrazamları, devletin ileri gelenlerini, din büyüklerini veya değer verilen herhangi bir şahsı övmek için söylenir. Yani methiyeler övmek gayesiyle yazılan kasidelerdir. Kasidenin asıl bölümüdür. Ancak kaside nazım şeklinden başka nazım şekilleri ile söylenmiş methiyeler de vardır. Methiyeler çoğunlukla kaside nazım biçimiyle yazılır. Methiyenin Özellikleri Kasidenin sunulduğu kişinin övüldüğü bölümdür. Şiir yönü çok zayıf, dil yönü diğer bölümlere göre çok ağırdır. Bir kimseyi övmek için yazılan şiirlerdir. Bunlar da genellikle kaside biçiminde yazılmıştır. Sözcük olarak birini övme, birinin iyi özelliklerini sayma anlamına gelmektedir. Edebiyatta bir kimseyi övmek amacıyla yazılan manzum veya mensur eserlere denir. HALK EDEBİYATININ ÖNEMLİ TEMSİLCİLERİ YUNUS EMRE Engin hoşgörüsü, insan sevgisiyle sadece bizim değil bütün dünyanın beğenisini kazanmış eşsiz bir şair, fikir adamıdır. İlahi aşkı ve insan sevgisini eserlerinde işlemiştir. Hem aruzu hem de hece veznini kullanmıştır. Şiirlerinde dili oldukça sadedir, zamanının halk dilini kullanmıştır. Nazım biçimi olarak ilahi yi seçmiştir. Risalet ün Nushiye (Nasihatlar Kitabı) ve Divan adlı kitabı vardır. PİR SULTAN ABDAL Halk edebiyatında lirik şiirin öncülerindendir. Halk içinde çok sevildiği için isimsiz birçok şiir onun adında yayımlanmıştır. Tasavvufu, halkın anlayışıyla birleştirmiştir. Bütün şiirlerini hece ölçüsüyle yazmıştır. Dili oldukça sadedir. Bektaşi tarikatına mensup olduğu için nefes leri ünlüdür. HACI BEKTAŞI VELİ Bektaşi tarikatının kurucusudur Büyük bir bilgindir. Orta Anadolu da etkin olmuştur. Malakat adlı Arapca eseri ünlüdür. KAYGUSUZ ABDAL Kendisinden önceki şairlerden etkilenmiştir. (Özellikle Yunus tan) Hem hece hem de aruz veznini kullanmıştır. Alaylı, nükteli, eleştirili şiirler yazmıştır. Edebi yazıları da vardır. Budala-name, Mugaalet-name adlı eserleri vardır. KAYIKÇI KUL MUSTAFA 17.yüzyılın önemli yeniçeri şairlerindendir. Kahramanca şiirleriyle tanınmıştır. Genç Osman destanıyla tanınmıştır. Divan şiirinden etkilenmemiştir. KÖROĞLU Başkaldırının, isyanın şairidir. Din dışı konularda şiirler yazmıştır. Sultan II. Murat zamanında savaşlara katılmıştır. Köroğlu adlı halk kahramanıyla aynı adı ve özellikleri taşıdığı için ikisi aynı kişi olarak anılmıştır. DADALOĞLU Toroslar bölgesinde yaşamış. Devlet yönetiminin aşiretiyle olan mücadelesi üzerine söylediği: Ferman padişahınsa dağlar bizimdir dizelerinin nakarat olarak kullanıldığı şiiri oldukça beğeni toplamıştır. Varsağı, semai ve destanları meşhurdur. Türküler yazmıştır. KARACAOĞLAN Şiirlerini sade bir dille yazmıştır. Hece ölçüsünü ustalıkla kullanmıştır. Saz şairliğinin piri sayılır. Din dışı konularda yazmıştır. Koşmaları oldukça sevilmiştir. Kuvvetli lirik egemenliği hâkimdir şiirlerine. Anadolu yu at sırtında gezip şiir söylemiştir. ÂŞIK ÖMER İyi bir eğitim almamasına karşın şairler arasında yeteneğiyle kendine en üstte yer edinmiştir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 14

70 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Devrinin idarecilerini, dinini görünüş için yaşayanlarını eleştirmiştir. Aruzu kullanmıştır. Ancak hece ölçüsünde asıl karakterini bulmuştur. DERTLİ 18. yüzyılın sonlarında yaşamıştır. Hem hece hem de aruz ölçüsünü kullanmıştır. Lirik koşmalarıyla tanınmıştır. Divan ı taş baskıyla basılmıştır. ERZURUMLU EMRAH Divan edebiyatından etkilenmiştir. Gazel, murabbalar yazmıştır. Koşma ve s eriyle tanınmıştır. GEVHERİ İnce bir söyleyiş, derin bir bilgi içeren şiirleri halk arasında çok sevilmiştir. Divan edebiyatında etkilendiği için mazmun ve yabancı sözcükleri çokça etkilenmiştir. Koşmaları ve taşlamaları oldukça ünlüdür. BAYBURTLU ZİHNİ Divan edebiyatına çokça dalmaya çalışmıştır. Saz şairi olarak ün kazanmıştır. Divan ı, Sergüzeşt-name adlı kitapları vardır. b. Olay Çevresinde Oluşan Edebi Metinler 1. Anlatmaya Bağlı Edebi Metinler A. HALK HİKÂYELERİ Hikâyeci âşıkların köy odalarında, düğün meclislerinde, kasaba ve kentlerin kahvehanelerinde saz eşliğinde anlattıkları hikâyelerdir. Bu hikâyeci âşıklar, okuryazar, az çok kültürlü kişilerdir. Genellikle sevgi ve kahramanlık konuları işlenir. Kişiler yaşamdakilere yakındır; olağanüstülükler sınırlıdır. Oluşturuldukları çağdaki sosyal yapıyı yansıtır. Olayların düzyazı biçiminde anlatılması hem dinleyiciye hem anlatıcıya büyük kolaylık sağlar. Araya serpiştirilen şiirler ve Türküler, âşığa sazı ve sözüyle sanatını gösterme imkânı verir. Halk Hikâyelerinin Genel Özellikleri Aşk, sevgi ve kahramanlık gibi konular işlenir. Ortaya çıktıkları dönemin sosyal, siyasal ve kültürel özelliklerini yansıtır. Olaylar halkın anlayacağı, sade bir dille anlatılır. Âşıklar, olayları saz çalarak taklitler yaparak anlatırlar. Kişiler ve olaylar gerçeğe yakındır; olağanüstülükler oldukça sınırlıdır. Anlatıcıları halk ozanları, şairler, âşıklar gibi kültürü olan kişilerdir. Anlatımda nazım ve nesir birlikte kullanılır. Hikâyelerde olayın anlatımını hızlandırmak için nesre başvurulurken, duyguları daha etkili yansıtmak için nazım kullanılmıştır. Halk hikâyeleri sözlü gelenek ürünleridir, yani anonimdir. Halk hikâyeleri; Türk, Arap ve İran-Hint kaynaklı olmak üzere üç grupta toplanır: Türk kaynaklı hikâyeler: Dede Korkut Hikâyeleri, Kerem ile Aslı, Âşık Garip, Emrah ile Selvihan Arap kaynaklı hikâyeler: Yusuf ü Züleyha, Leyla ile Mecnun Hint-İran kaynaklı hikâyeler: Ferhat ile Şirin, Kelile ve Dimne B. MESNEVİ Bkz. Sayfa 8 2. Göstermeye Bağlı Edebi Metinler (Temaşa) 1. KARAGÖZ Taklide ve karşılıklı konuşmaya dayanan, iki boyutlu tasvirlerle bir perdede oynatılan gölge oyunudur. Başkarakterler Karagöz ve Hacivat tır. Karagöz, okumamış bir insandır. Hacivat ın kullandığı yabancı sözcükleri anlamaz ya da anlamaz görünüp onlara yanlış anlamlar yükleyerek ortaya çeşitli nükteler çıkarırken bir taraftan da Türkçe dil kuralları ile yabancı sözcükler kullanan Hacivat ile alay eder. Hacivat, kişisel çıkarlarını her zaman ön planda tutar. Az buçuk okumuşluğundan dolayı yabancı sözcüklerle konuşmayı sever. Perdeye gelen hemen herkesi tanır, onların işlerine aracılık eder. Zenne, Çelebi, Tuzsuz Deli Bekir, Beberuhi, Tiryakı, Acem, Laz, Matiz, Zeybek gibi diğer tipler oyuna ayrı bir renk katar. 2. MEDDAH Bir sözlü tiyatro ürünü olan meddahlık, kısaca, tek adamlı tiyatro dur. Meddah, tiyatronun bütün karakterlerini kendi kişiliğinde birleştiren bir aktördür. Bir hikâyeyi başından sonuna kadar, yüksekçe bir yerde, karakterleri şivelerine göre konuşturarak anlatır. Perdesi, sahnesi, dekoru, kostümü bulunmayan bu tiyatroda her şey, meddah denen kişinin zekâsına, bilgisine, söz söylemedeki hünerine bağlıdır. 3. ORTA OYUNU Halkın ortasında apaçık duran bir meydanda; metinsiz, suflörsüz, ezbersiz oynanan bir tiyatrodur. Anlatılan olaylar ustadan çırağa, kuşaktan kuşağa geçerek değişikliğe uğrar. Başkarakterler, oyunu açan, yürüten, kapayan; hem oyuncu, hem sahneye koyucu, hem de yazar gibi davranan, kenarı kürklü kaftan ve külah giyen, elinde şakşak taşıyan Pişekâr; Pişekârla birlikte oyunu yürüten; ikinci oyuncu ve başkomik, kavuk ve kaftan giyen Kavuklu dur. Pişekâr cinasçılık, Kavuklu ise tekerlemecilik yapar. Çelebi, Zenne, Denyo, Arnavut, Acem, Arap, Yahudi gibi tipler kendilerini simgeleyen bir müzikle sahneye çıkar. 4. KÖY SEYİRLİK OYUNU Köy seyirlik oyunları çağlar boyu süren halk tiyatrosu geleneğinin günümüze gelen mirasıdır. Bu oyunlar tarih boyunca göçlerden, çeşitli kültürlerden ve birikimlerden etkilenmiştir. İslamiyet öncesi Türk kültüründe bugünkü İslamiyet ve Anadolu kültürünün etkisini görüyoruz. Bu oyunlar zaman boyutunda beslenerek bugünkü şeklini almıştır. Oynandığı toplumun kültür düzeyine, zaman ve geleneğe bağlı olarak şekillenir. c. Öğretici Metinler İslami dönemde öğretici metinler düzyazı biçiminde verilmiştir. Düzyazının şiirin yanında sönük kaldığı bu dönemde az da olsa nesir alanında eserler de verilmiştir. Bu eserler, üslup ve içerik açısından değişik gruplara ayrılarak incelenir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 15

71 10. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Divan edebiyatında nesre inşa, nesir yazan kişiye münşi, nesirlerin toplandığı eserlere münşeat adı verilir. Nesir türündeki eserler ise tarihler, münşeat, tezkire; ilmî, dinî ve ahlaki eserler dir. Divan nesrini üç bölümde incelemek mümkündür: SADE NESİR Halk için yazılan sade anlatımlı nesirlerdir. Halk için yazılan bu nesirlerde masal, efsane, öykü, destan, dinî ve tasavvufi konular anlatılır. Mercimek Ahmet in Kabusname si, Kul Mesut un Kelile ve Dimne çevirisi, Evliya Çelebi nin Seyahatname si bu nesrin önemli örnekleridir. ORTA NESİR Tarih ve bilim kitaplarında kullanılan nesirdir. Ustalık göstermek amacı güdülmemesine, söz oyunlarına başvurulmamasına karşın dili, sade nesirden ağırdır. Kâtip Çelebi nin bazı eserleri ve Naima nın kendi adıyla anılan tarihi bu nesre örnektir. SÜSLÜ (SANATLI) NESİR Söz oyunlarıyla, sanatlarla yüklü, dili ağır nesirdir. Seciler (düzyazıda kafiye), söz ve anlam sanatları, bağlaçlarla uzayıp giden cümleler bu nesrin ayırıcı özelliğidir. Dili, yabancı söz ve tamlamalarla yüklüdür. Sanatçı, süslü nesirde ne kadar usta olduğunu gösterme amacını taşır. Daha çok, ahlak ve felsefe konularını işleyen süslü nesir, bazı mektuplarda da görülür. Sinan Paşa nın Tazarruname siyle Veysî ve Nergisi nin nesirleri bu türün örnekleridir. Bir yazarın değişik sebeplerle yurt içinde ve yurt dışında yaptığı geziler sırasında gördüklerini, yaşadıklarını, duyduklarını anlattığı yazılara gezi (seyahat) yazısı denir. Gezi yazılarında gezilen yerlerin toplum yapısı, kültürü, önemli şehirleri yanında; orada yaşayan insanların günlük hayatı, dili, dinî inanışları vs. ile gezi sırasında yaşanan olaylar konu edilir. Özellikleri Seyahat yazılarında daha çok, hikâye yolu ile anlatma (tahkiyeli ifade) kullanılır. Ayrıca gezi yazılarının zevkle okunabilmesi için dilin canlı, akıcı ve mümkün olduğu kadar yalın olması gerekir. Gezi yazılarında kullanılan en önemli anlatım şekillerinden birisi de tasvirdir. Yazar, gördüğü tarihî eserleri, tabiî güzellikleri, tasvirler yoluyla anlatır. Bu tasvirlerde zaman zaman çeşitli söz sanatlarına başvurur. Seyahatnameler, edebî değeri olan birer tarihî eser kabul edilebilir. Evliya Çelebi nin Seyahatname si ve Piri Reis in Kitab-ı Bahriye si seyahatname türünün en güzel örneklerindendir. Osmanlı dönemi Türk edebiyatındaki seyahat türünde eser veren sanatçılar arasında Evliya Çelebi, Piri Reis, Şeydi Ali Reis, Yirmisekiz Çelebi Mehmet gibi isimler sayılabilir. 3. İLMİ ESERLER Tıp, astronomi, coğrafya gibi konularda yazılan öğretici eserlerdir. İlmî eserlerde hayallere yer verilmez. Kelimeler mecaz anlamlarından çok gerçek anlamlarına kullanılır. Anlatım nesnel bir şekilde gerçekleşir. İlmî eserlerin, öğreticilik yönü ağır bastığından, bunlar yalın bir dille yazılmaya çalışılmıştır. Bu eserlerin yazımında, genel olarak sade nesir tercih edilmiştir. İlmi eserlerde dil genellikle göndergesel işlevinde kullanılmıştır. Öğretici Metin Örnekleri 1. TEZKİRE Tezkire, zikredilen, zikri geçen anlamına gelen bir kelimedir. Kişilerin biyografisini çeşitli yönleriyle ele alan eserlere de tezkire denir. Bir başka deyişle ünlü kişilerin yaşam öykülerinin toplandığı eserlerdir. Divan edebiyatındaki tezkire, günümüz edebiyatında biyografinin karşılığıdır. Bu eserler mensur yazılmakla birlikte içinde manzum kısımların yer aldığı tezkireler de vardır. Tezkireler bugünkü edebiyat tarihlerinin ve şiir antolojilerinin yerini tutmaktadır. Özellikleri Türk Edebiyatı - Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Tezkireler, çağının bir edebiyat ve kültür ürünüdür. Yazıldığı çağın sosyal, kültürel, sanatsal ortamını içerir. Aynı zamanda günümüz araştırmaları için değerli birer belge ve kaynak durumundadır. Edebiyatımızdaki ilk tezkire örneği, Ali Şir Nevai nin Mecalisü n Nefais adlı yapıtıdır. Latifi nin Tezkiretü ş Şuara adlı yapıtı süslü nesir örneğidir. Sinan Paşa nın Tezkiretü l Evliya adlı yapıtı da evliyaların yaşamlarının yer aldığı bir tezkiredir. Bunun yanında Sehi Bey in Heşt Behişt adlı tezkiresi vardır. Âşık Çelebi de tezkire yazarlarındandır. 2. SEYAHATNAME Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 16

72 11. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site RETGREGTGTGRTGTRGGT[Metni yazın] Sayfa 1

73 11. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI I. ÜNİTE: METİNLERİN SINIFLANDIRILMASI Metinler temelde insanın kendini ifade etme ihtiyacından doğmuştur. İnsanlar her dönemde duygu ve düşüncelerini anlatma ihtiyacı hissetmiştir ve bu anlatma işini daha çok yazıyla ya da sözle yapmışlardır. Bu açıdan anlatım, genel olarak yazılı ve sözlü anlatım olarak iki gruba ayrılabilir. Deneme, makale, sohbet, mektup, öykü, roman gibi metin türlerinde yazılı anlatım; münazara, açık oturum, konferans gibi etkinliklerde sözlü anlatım kullanılır. Bir yazıyı şekil, anlatım ve noktalama özellikleriyle oluşturan kelimelerin bütününe metin denir. İnsanlarda zevk uyandırmak ve onları etkilemek için ortaya konan yazılara ise edebî metin denir. Zamanla bilimin, edebiyatın gelişmesi ve buna bağlı olarak farklı alanlarda metinlerin yazılması, metinlerin sınıflandırılması sonucunu doğurmuştur. Bu sınıflandırma metin türlerinin birbirinden ayrılmasını ve anlaşılmasını kolaylaştırmıştır. Metinler anlatım türlerine, kullanılan dilin işlevine, yazılış amaçlarına, gerçeklikle ilişkilerine göre gruplandırılabilir. Buna göre metinler genel olarak öğretici metinler ve sanatsal (kurmaca) metinler olarak ikiye ayrılır. ÖĞRETİCİ METİNLER Açıklamak, bilgi vermek, öğretmek amacıyla yazılır. Günlük yaşantılar, tarihî olaylar ve bilimsel gerçekler ele alınır. Konuyla ilgili duygu ve düşünceler kısa ve kesin ifadelerle dile getirilir. Dil, daha çok, göndergesel işlevde kullanılır. Söz sanatlarına, kelimelerin mecaz ve soyut anlamlarına pek yer verilmez. Verilen bilgiler, yapılan açıklamalar örneklerle, tanımlarla pekiştirilir. Daha çok ansiklopedilerde, bilimsel kitaplarda ve ders kitaplarında kullanılır. Gereksiz söz tekrarına, ses akışını bozan, söylenmesi güç sesler ve kelimelere yer verilmez. SANATSAL METİNLER İnsanların iç dünyasında zevk uyandırmak ve onları etkilemek için oluşturulur. Şiir, roman, tiyatro, masal, destan vb. metinleri sanatsal metinlere örnek gösterilebilir. Üslup ve anlatım kaygısı ön plandadır. Dil daha çok sanatsal (şiirsel) anlamda kullanılır. Çağrışım ve duygu değeri yüksek olduğundan okuyanların yeni ve farklı anlamlar çıkarmasına elverişlidir. Kurmaca bir yapısı olan sanatsal metinlerde bireysel yönü öne çıkan işlenmiş, şiirsel ve imgesel bir dil kullanılır. Yan anlam değeri taşıyan, mecaz anlama gelen ve okuyucunun yorumuna göre yeni anlamlar kazanan ifadelere yer verilir. Sanatsal metinleri anlatmaya ve göstermeye bağlı metinler olmak üzere ikiye ayırabiliriz. Anlatmaya Bağlı Metinler Yaşanmış ya da tasarlanmış gerçeklikten alınan bir olayın, bir anlatıcı tarafından yorumlanıp dönüştürülmesiyle oluşturulur. "Olay örgüsü" bu metinlerde asıl unsurdur. Anlatmaya bağlı metinler kurmaca olduğu için olay örgüsü yaşanmaz, düzenlenir. Anlatmaya bağlı metinlerde yapı; olay örgüsü, kişiler, yer, zaman gibi birimlerin bir düzen içerisinde verilmesiyle oluşur. Bu metinlerde ilahî bakış açısı, kahraman anlatıcının bakış açısı ve gözlemci anlatıcı olmak üzere üç tip bakış açısı ve anlatıcı vardır. Göstermeye Bağlı Metinler Göstermeye bağlı anlatımlarda olay sergilenerek gösterilir, yani anlatılmak istenen husus meydanda ya da sahnede canlandırılır. Gösterimlerin yazıldığı metinler göstermeye bağlı metinler olarak nitelendirilir. Genel olarak dramatik metinler ve tiyatro olarak adlandırabileceğimiz bu tarz metinlerde, kurmaca olay ve olay örgüsünü, bir sahne düzeninde topluluk önünde canlandırmak esastır. 1. MEKTUP II. ÜNİTE: ÖĞRETİCİ METİNLER Birbirinden ayrı yerlerde bulunan kişi veya kurumlar arasında özel veya resmî haberleşmeyi sağlayan yazı türüne "mektup'' denir Mektup Türleri Mektuplar "edebî mektuplar", "özel mektuplar", "resmî mektuplar", "iş mektupları" ve "açık mektuplar" olmak üzere temelde beşe ayrılır. Bunların dışında manzum şekilde, yani şiir olarak yazılan mektuplar da vardır Özel Mektuplar Birbirinden uzakta bulunan yakın akraba veya arkadaşların haberleşmek, bir olayı aktarmak, bilgi vermek, ortak düşünceleri paylaşmak gibi çeşitli amaçlarla yazdıkları ve sadece yazanla okuyanı ilgilendiren mektuplardır. Özel mektuplar, konularına göre değişik isimlerle anılır: "Aile mektupları, tebrik mektupları, teşekkür mektupları, davet mektupları (davetiyeler), taziye mektupları, özür mektupları" gibi. Özel mektupların gizliliği söz konusudur ve bu gizlilik kanunla korunmuştur Edebî Mektuplar Edebî mektuplar açık olarak bir dergide veya gazetede yayımlanır. Yazar, birine hitaben herhangi bir konudaki görüşlerini, düşüncelerini, duygularını anlatır. Ancak asıl amaç bu duygu, düşünce ve görüşleri herkese anlatmaktır. Edebî mektuplardan yazıldıkları döneme ait sanat, edebiyat ve fikir olayları hakkında bilgi edinmek de mümkündür. Edebiyat dünyasında tanınmış sanatçılar birbirlerine yazdıkları mektuplarla genelde fikir ve sanat olaylarını, eserleri tartışırlar. Olaya bağlı sanatsal türlerde de edebî mektuplardan yararlanılır. Özellikle hikâye ve roman türlerinde kahramanların hayatlarını, ruh hâllerini, duygularını, düşüncelerini, anlayışlarını daha etkili anlatmak için zaman zaman mektuplar araç olarak kullanılmıştır. Hatta kahramanların birbirlerine yazdıkları mektuplardan oluşan romanlar da vardır İş Mektupları Endüstri, iş ve ticaret alanlarında ya da iş yerleriyle kişiler arasında yazılan mektuplardır. Bu mektuplarda içtenlik aranmaz. İstenilen, açıkça ve anlaşılır bir dille belirtilir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 1

74 11. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Açıklayıcı anlatım türü tercih edilir. Mektup kâğıdı temiz ve çizgisiz olmalıdır. Mektupların mürekkepli kalemle ya da bilgisayarla yazılmasına özen gösterilmelidir. Mektup kâğıdının sağ üst kısmına yazıldığı yer ve tarih konulmalıdır. Mektup, yazıldığı kişiye uygun bir seslenişle başlamalı ve seslenişten sonra virgül işareti konulmalıdır. Mektupta karalamalar yapılmamalı ve yazım kurallarına uyulmalıdır. Selam ve saygı sözleri sonuç bölümünde yer almalı, selâm, saygı ve teşekkürlerde aşırılığa kaçılmamalıdır. Mektup bitince sağ alt köşesi imzalanmalıdır. Anlatılacak konu kesin ve açık bir dille ifade dilmeli; cümleler kısa olmalıdır. Sözcüklerin kısaltmaları kullanılmamalı; yanlış anlama gelecek sözlere yer verilmemelidir Resmî Mektuplar Devlet dairelerinin kendi aralarında veya kişilerle devlet daireleri arasında yazılan mektuplardır. Bu tür mektuplarda, konunun uzunluğuna göre tam veya yarım sayfa boyutunda çizgisiz, beyaz kâğıtlar kullanılır. Konu dışında ayrıntılara ve özel isteklere yer verilmez. Konu en açık ve yalın biçimde ele alınır. Resmî mektuplar, biçim yönüyle iş mektuplarına benzer. Resmî mektuplar; başlık, metin ve son kısım diye üç bölüme ayrılır. Başlıkta gönderen makam, dosya numarası, tarih, konu, adres ve ilgiler bulunur. Metin kısmında, doğrudan doğruya işle ilgili konudan söz edilir. Son kısımda ise üst makam yetkilisi alt makamdakine yazıyorsa yazıyı "rica ederim", alt makamdaki üst makamdakine yazıyorsa "arz ederim" şeklinde ifadeler yazar. Hiçbir saygı kelimesi kullanılmaz. Sağ tarafa imza atılır. İmzanın altına yazıyı imzalayanın adı ve soyadı yazılır (soyadı büyük harflerle). Bunun altına makam adı, küçük harflerle yazılır, gerekirse kısaltma kullanılabilir. Sesleniş, Örnek Mektup Planı Tarih (Giriş).... Girişte, mektubun yazılma nedeni açıklanır. (Gelişme) Gelişmede, duygu ve düşünceler anlatılır Dilekçe Dilekçe, bir isteği bildirmek, bir şikâyeti duyurmak veya herhangi bir konuda bilgi vermek amacıyla resmî veya özel kurumlara/kuruluşlara yazılan resmî yazıdır. Dilekçe, herkesin zaman zaman yazmak zorunda kalabileceği bir mektup türüdür. Dilekçe yazarken aşağıdaki hususlara dikkat edilmelidir: Dilekçe metni genellikle kısa olur. Ancak bazı özel durumlarda kâğıdın ön yüzü yeterli olmazsa kâğıdın arka yüzüne yazılmaz ikinci bir kâğıt kullanılır. Konular kısa ve öz olarak belirtilir. Gereksiz ayrıntılara yer verilmez. Dilekçe bilgisayarla, daktiloyla veya mavi ya da siyah mürekkepli dolma kalemle yazılır. Tükenmez kalemle veya kurşun kalemle dilekçe yazılmaz. Dilekçe metni, sayfaya güzel bir kompozisyonla yerleştirilir (Yukarıda kâğıdın dörtte biri kadar, sol tarafta en az 3 cm ve sağ tarafta 1 cm boşluk bırakılmalıdır.). Anlatımın yalın ve duru olmasına özen gösterilir. Dilekçe, hangi kuruma veriliyorsa bu makamın adı başa yazılır. Kurum adının sağ altına kurumun bulunduğu şehir adı yazılır. Dilekçeye sorunla ilgilenecek kuruma veya makama hitapla başlanır. Hitaplar kurumun idari yapısına uygun olmalı ve eksiksiz yazılmalıdır: Ankara Valiliğine, Açıköğretim Lisesi Müdürlüğüne, Eğitim Teknolojileri Genel Müdürlüğüne gibi. Daha sonra konunun belirlendiği metin bölümüne geçilir. Bu bir şikâyet dilekçesiyse, şikâyet sağlam kanıtlara dayandırılır. Eğer iş isteme dilekçesiyse, öğrenim durumu, yaş, kısa bir öz geçmiş, kurumca aranan seçkin nitelikler açık seçik belirtilir. Dilekçe bitiminde sağ alt köşeye adı ve soyadı yazılır, imzalanır. Tarih, isim ve imzanın bir satır üstünde yer alır. Dilekçe imzalandıktan sonra sol tarafa açık adres bildirilir. Dilekçeyle birlikte varsa verilen ekler, adresi yazdıktan sonra ekler başlığı altında numara verilerek sıralanır. Evrakın kaybolmaması için (varsa) ekler mutlaka belirtilir. Bir dilekçede sadece bir kişinin imzası bulunur ve imzasız dilekçeler geçersiz sayılır. Örnek Dilekçe T.C. MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI EĞİTİM TEKNOLOJİLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ AÇIK ÖGRETIM LİSESİ MÜDÜRLÜĞÜNE ANKARA Ocak 2012 tarihinde yapılan sınavlar sonunda Açık Öğretim Lisesi nden mezun oldum. Diplomam düzenlenene kadar, mezun olduğumu gösterir mezuniyet belgesinin tarafıma gönderilmesini istiyorum. (Sonuç) Sonuçta, selam ve iyi dilekler belirtilir. Adres: İmza Adı Soyadı Gereğini arz ederim. Adres: Ekler: Tarih İmza TC. Kimlik No Adı Soyadı Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 2

75 11. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Dünya Edebiyatında Mektup Mektubun edebî tür olarak gelişimi Latin edebiyatına dayanmaktadır. Mektubun bugünkü anlayışa uygun niteliğe ulaşması ise 16. yüzyıldan sonradır. Bu dönemden itibaren Fransa, İtalya, İngiltere ve Almanya'da bu türün yaygınlaştığı görülmektedir. Mektup türünün ustaları da ancak yüzyılda yetişmiştir. Özellikle Fransa'da Mme de Sevigne, Voltaire, Rousseau bu türü çok kullanan sanatçıların başında gelmektedir. Mektup türü hikâye ve romanların yazımında da kullanılmıştır. Bazı sanatçılar eserlerini romanlarını daha içten ve etkili olur diye mektup tarzında kaleme almışlardır. Batı edebiyatında Balzac Vadideki Zambak'ı, Goethe Genç Werther in Istırapları nı, J. J. Rousseau Nouvelle Heloise ı bu şekilde yazmıştır. Bazı Avrupalıların eski Türk hayatı ile ilgili mektupları, bugün tarihi belge olarak kabul edilmektedir. Lady Montegu'nün Şark Mektupları (Türkiye mektupları) bu eserlerden biridir Türk Edebiyatında Mektup Türk edebiyatında mektup türünün geçmişi çok eskilere dayanmaktadır. Münşeatlarda özel ve resmî mektuplara çokça yer verilmiştir. Yalnız bunların dili çok süslü ve ağırdır. Münşeatlar yazarının adıyla anılmaktadır: "Münşeat-ı Feridun Bey", "Münşeat-ı Kâni" gibi. Tanzimat'tan sonra ise gazetelerde yayımlanan birçok açık mektup göze çarpar. Münşeat adı verilen örnek mektup metinleri, bu dönemde kalıplaşmış bir biçimi olan mektup türünün yaşamasını sağlamıştır. Tanzimat'tan sonra ilk ilgi çekici mektup örnekleri Akif Paşa'ya aittir ve bu mektuplar 1885 te yayımlanmıştır. Sonraki dönemlerde de ünlü kişilerin mektupları kitap hâlinde basılmıştır. Namık Kemal'in "Hususî Mektuplar", Abdülhak Hamid Tarhan'ın "Mektuplar", Muallim Naci'nin "Muhaberât ve Muhâverât" adlı eserleri bunlara örnek gösterilebilir. Sonraki dönemlerde bazı sanatçılar ise mektuplardan oluşan romanlar hikâyeler, anılar, gezi yazıları kaleme almıştır. Halide Edip'in "Handan", Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın "Mutallaka", "Sevda Peşinde", Reşat Nuri Güntekin'in "Bir Kadın Düşmanı" adlı romanları bunlar arasında sayılabilir. Ömer Seyfettin bazı hikâyelerini, Yakup Kadri Karaosmanoğlu Bir Serencam ı mektup tarzında kaleme almıştır. Mektup tarzında yazılan gezi yazıları da vardır. Cenap Şahabettin in "Hac Yolunda", "Avrupa Mektupları"; Ahmet Rasim'in "Romanya Mektupları' böyle yazılmıştır. Mektup tarzında yazılmış şiirler de vardır. Kemalettin Kamu'nun "İzmir Yolunda Son Mektup", Orhan Veli'nin "Oktay'a Mektuplar" adlı eserleri bu şekilde yazılmıştır. Bazı sanatçılar da değişik eserlerini mektuplar şeklinde kaleme almışlardır. Nurullah Ataç'ın 'Okura Mektuplar" adlı deneme kitabı mektuplardan oluşmaktadır. Cumhuriyet Döneminde de bazı sanatçıların mektupları toplanarak kitap hâlinde yayımlanmıştır. Bunlardan bazıları şöyle sıralanabilir: Cevat Şakir Kabaağaçlı "Mektuplarla Halikarnas Balıkçısı, Nazım Hikmet 'Kemal Tahir'e Hapishaneden Mektuplar", Ahmet Hamdi Tanpınar "Mektuplar", Cahit Sıtkı Tarana "Ziya ya Mektuplar". 2. GÜNLÜK (GÜNCE) Bir kimsenin düzenli olarak, günlük olaylarla ilgili yorumlarını, bunlardan kaynaklanan o günkü anlayışlarını, düşüncelerini, üstüne tarih atarak kaleme aldığı kısa yazılara günlük veya günce denir. Günlükler ne gün yazıldığını belirtmek için tarih atılan, çoğu zaman her günün sonunda o gün olup bitenin sıcağı sıcağına anlatıldığı, olaylarla ilgili yorumlar, değerlendirmeler yapıldığı yazılardır. Günlükler her gün yazıldığı için kısadır. Bu yazılar yazarının yaşamından izler taşır. Bu bakımdan günlükler içten ve sevecendir. Okuyucular dikkate alınmadan yazılan günlükler, özeldir. Duyguların, düşüncelerin yoğun olduğu anlarda sıcağı sıcağına yazılan günlüklerin anlatımı geliştirmede önemli bir yararı vardır. Günlükler bir deftere yazılabileceği gibi daha kullanışlı olması bakımından bir ajandaya da yazılabilir. Özellikleri Yazıldığı günün tarihini taşır. Yazılanlar inandırıcı olur. Anlatılanlar içtenlikle ifade edilir. Kişisel ve özeldir. Günlüklerde yaşanan ve görülenlerle, yazıda anlatılanlar arasında zaman farkı söz konusu değildir. Günlükler okuyucu düşünülerek değil, yazan kişinin yazmak istedikleriyle meydana gelir. Divan edebiyatındaki karşılığı ruzname dir Türk Edebiyatında Günlük Türk edebiyatında Suut Kemal Yetkin, Seyit Kemal Karaalioğlu ve Oktay Akbal günlüklerini kitap olarak yayımlayan sanatçıların başında yer almaktadır. Ayrıca Oğuz Atay ın "Günlük Bütün Eserleri"; Nihat Erim in "Günlükler"; Fevzi Çakmak'ın "Mareşal ve Günlükleri", Salah Birsel'in "Papağanname Günlük" adlı eserleri bu türdedir Günlük-Anı Farkı Anı ile günlük çoğu zaman karıştırılmaktadır. Günlük, adından anlaşılacağı üzere yaşanırken, günü gününe yazılır. Anı ise aradan zaman geçtikten sonra yazılır. Örneğin kişi günlüklerinden yararlanarak ileride bir anı kitabı kaleme alabilir. Günlük yazarı sadece kendisini ya da kendisini merkeze alarak çevresindekileri anlattığı hâlde; anı yazarları başkalarını anlatabilir. 3. ANI (HATIRA) Toplum hayatında önemli görevler üstlenmiş, toplumu ilgilendiren önemli olayları bizzat yaşamış veya bu olaylara şahit olmuş kişilerin bu olayları duyurmak için sanat değeri taşıyan bir üslupla yazdıkları yazılara anı (hatıra, hatırat) denir. Anıların yazıldığı defterlere hatıra defteri denir. Anı yazıları yaşanmakta olanı değil, yaşanmışı konu alır. Anılar ya günü gününe tutulan notlardan yararlanılarak ya da yaşanan olaylar anımsanarak sonradan yazılır. Her iki durumda da anılar yaşandıktan çok sonra kaleme alınır. Anılarda gözlem esastır. Anılar kişinin kendi özel tarihidir. Mesleki yaşamında başarıya ulaşmış veya şöhreti yakalamış bazı kişiler anılarını yazarlar. Anılar tarihi gerçeklerin öğrenilmesine katkı sağlar. Gelecek kuşaklara ders vermek ve kamuoyu ile hesaplaşmak amacı da vardır anıların. Anılar kişinin yaşadığı dönemle ilgili bilgiler de verir. Bu bakımdan anılar tarihe ışık tutan kaynaklar arasında yer alır. Yaşanmış olayların gizli kalmış bazı yönlerini açığa çıkarır. Ancak bunlar, olaylara kişisel bakış açısıyla kaleme alınmış olduklarından kesin ve bilimsel bir doğru gibi kabul edilemez ve nesnel bir belge niteliği taşımaz. Anılar sonradan kaleme alındığı için olaylar üzerinden çok zaman geçmiş olur. Kişi bu zaman içinde değişim geçirebilir, olaylara bakış açısı değişebilir. Dolayısıyla anılar yazıldıkları andan bakılarak kaleme alınır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 3

76 11. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Bu bilgiden hareketle anıların mutlaka gerçeği anlattığı söylenemez, onlara sağlam tarihî belgeler olarak bakılamaz. Özellikleri Yaşanmış olayları konu alır. Tarihsel gerçeklerin öğrenilmesine katkı yapan anılar, tarihçilere yol gösterir. Anı yazıları öğretici ve bilgi vericidir. Anı yazarı, anlattıklarını kanıtlama, belgelerle ifade etmek zorunda değildir. Anı yazarı, gördüklerini ve duyduklarını aradan uzun yıllar geçtikten sonra yazdığı için bellek yanılmalarını önlemek amacıyla mektuplardan, o dönemle ilgili yazılardan ve görgü tanıklarından yararlanabilir. Tanınmış sanat, düşünce, bilim, spor ve siyaset adamlarının anıları onların yaşamlarını ve dönemlerini aydınlatması yönünden oldukça önemli belgelerdir. Anılar siyasi, edebî, askerî ve sosyal içerik taşıyabilir. Anının kesiştiği başka yazı türleri de vardır. Bunlar günlük, otobiyografi, gezi yazısı gibi yazılardır. Günlük günü gününe yazılır. Anı ise geçmişe yöneliktir, olaylar yaşandıktan sonra kaleme alınır. Günlüklerde öznellik ağır basar. Anılar genellikle onları yazan kişinin de rol aldığı gerçek olaylara dayalı yazılardır. Bu yüzden anlatımı birinci kişinin ağzından yapılır Anı Türünün Tarihsel Gelişimi Anı, edebiyatımızda oldukça eski bir geçmişe sahiptir. Bu türün ilk örnekleri ilk yazılı metinlere kadar uzanır. Bu bağlamda, Göktürk Yazıtları nı edebiyatımızın ilk anı örnekleri saymak mümkündür. Ebulgazi Bahadır Han'ın 17. yüzyılda yazdığı "Şecere-i Türk' adlı eseri anı türündedir. Osmanlı İmparatorluğunda devletin resmî tarihçileri olan vak'anüvislerin eserlerinde (vak'aname) anı niteliği taşıyan metinlere rastlanır. Ayrıca sefaretnameler, özellikle Fransa ve Avusturya sefaretnameleri başta olmak üzere, anı özelliği taşır. Anı türü, edebiyatımızda Tanzimat'la birlikte canlılık kazanır. İlk anı Akif Paşa'nın "Tabsıra" adlı eseridir. Ziya Paşa nın "Defter-i Amal", Namık Kemal'in 'Magosa Hatıraları", Ahmet Mithat Efendi'nin "Menfa', Muallim Naci'nin 'Ömer'in Çocukluğu" adlı eserleri Tanzimat Döneminde yazılan anı türünde eserlerdir. Ahmet Rasim, "Eş-kâl-i Zaman", "Falaka ve Gecelerim"; Halit Ziya Uşaklıgil, "Kırk Yıl", "Saray ve Ötesi"; Hüseyin Cahit Yalçın, "Edebî Hatıralar"; Ruşen Eşref Ünaydın, "Atatürk'ü Özleyiş"; Falih Rıfkı Atay, "Çankaya"; Yakup Kadri Karaosmanoğlu, "Gençlik ve Edebiyat Hatıraları"; Yahya Kemal Beyatlı, 'Çocukluğum, Gençliğim, Siyasî ve Edebî Hatıralarım"; Yusuf Ziya Ortaç, "Portreler"; Falih Rıfkı Atay; "Çankaya", "Zeytindağı"; Yakup Kadri Karaosmanoğlu." Zoraki Diplomat"; Halide Edip Adıvar, "Türk'ün Ateşle İmtihanı", "Mor Salkımlı Ev" BİYOGRAFİ, OTOBİYOGRAFİ 4.1. Biyografi Edebiyat, sanat, siyaset, ticaret gibi alanlarda haklı bir üne kavuşmuş, tanınmış insanların hayatlarını, eserlerini, başarılarını okuyucuya duyurmak amacıyla yalın bir dille, tarafsız bir görüşle yazılan inceleme yazılarına "biyografi (yaşam öyküsü, hayat hikâyesi)" denir. Eskiden bu tür yazılara 'tercüme-i hâl" denirdi. Biyografide amaç, söz konusu kişiyi tüm yönleriyle tanıtmaktır. Biyografilerde anlatılan kişinin özellikle hayatı, eserleri, kişiliği, görüşleri konu edilir. Biyografide kişinin nerede doğduğu, çocukluğunun nasıl bir ortamda geçtiği, öğrenim hayatı, yaptığı işler, çalıştığı yerler, kişiliği, huy ve karakteri, davranış özellikleri, başarılı olduğu alanlar, eserleri, ürünleri anlatılır. Belgelere ve örneklere dayandırılarak hazırlanan biyografiler sanat ve meslek alanındaki tarihçiler için önemli kaynaklardır. Biyografiler belgesel nitelikte olup gelecek kuşaklara önemli bilgilerin, tecrübelerin, örneklerin, görüşlerin aktarıldığı kaynaklardır. Özellikleri Biyografi yazma, çok ayrıntılı bir ön çalışmayı gerektirir. Hayat hikâyesi yazılacak kişinin mektuplarından, günlüklerinden, anılarından, yakınlarındaki insanların izlenimlerinden yararlanılır. Biyografi yazan, anlatacağı kişiyi bütün yönleriyle tanıtmalıdır. Biyografinin tarihe, edebiyata ve eleştiriye büyük katkıları vardır. Biyografi yazıları, öyküleyici anlatımla yazılır. Biyografisi yazılan kişinin; doğum tarihi ve yeri, çocukluğu, öğrenimi, ailesi ve yetişmesi, meslek yaşamı, yetişmesinde etkili olan kişi ve olaylar, kişiliği ve karakteri, çevresinde bıraktığı izlenimler, hizmetleri, eserleri, kendinden sonraki kişilere etkileri vb. üzerinde ayrıntılı durulması gerekir. Biyografi yazılırken aşağıdaki kaynaklardan yararlanılır: Biyografisi yazılacak kişinin eserleri, röportajları, söyleşileri vb. Hakkındaki yazılar, hatıralar, kitaplar vb. Ansiklopediler, internetin ilgili siteleri, diğer biyografiler Kişinin yaşayan yakınları, arkadaşları ve meslektaşları Belgeler ve fotoğraflar Dünyada biyografinin ilk büyük yazarı, eski Yunan edebiyatçısı Plutarkhos (Pulutarkos)'tur. Edebiyatımızda biyografilere eskiden tercüme-i hâl denirdi. Klâsik (Divan) edebiyattaki şairlerin yaşamlarını anlatan tezkireler de biyografi örnekleri arasında sayılır. Türk edebiyatındaki ilk tezkire Ali Şir Nevai nin yazdığı Mecalisü n Nefais adlı eserdir Dünya Edebiyatında Biyografi Tarihte ölen kişinin yaşamını ve yapıtlarını öven mezar yazıtları ve cenaze törenlerindeki konuşmalar yaşam öykülerinin ilk örnekleri sayılabilir. Daha sonra eldeki verilerin keyfi ya da eleştirellikten uzak bir yorumuna dayanan, söz konusu kişiyi övmek ve okura örnek oluşturmak için yazılan yaşam öyküleri başlamıştır. Bunun hemen ardından kişilerin gerçek yüzünü ortaya çıkarmayı amaçlayan eleştirel yaşam öyküleri de kaleme alınmıştır. Biyografi türünün ilk büyük yazarı, eski Yunan edebiyatından Plutarkos'tur. Bu türün Batı edebiyatındaki kökleri Plutarkos'un Romalıları anlattığı "Hayatlar" adlı eserine dayanmaktadır. Ancak Batı da bu türün yaygınlaşması 16. yüzyıldan sonradır. 20. yüzyılda ise Batı da bir aileyi veya çevreyi ele alan geniş kapsamlı biyografik eserler yazılmaya başlanmıştır Türk Edebiyatında Biyografi Divan edebiyatında şairleri anlatan eserlere 'tezkire" denirdi. Çağatay yazarlarından Ali Şir Nevai 16. yüzyılda "Mecâlis'ün- Nefâis" adlı eseriyle Türk edebiyatında ilk biyografi örneğini vermiştir. Ünlü kişilerin hayatlarını konu alan, bunları roman tarzında işleyen edebî yazılara "biyografik roman" denir. Biyografik romanlar da Türk edebiyatında önemli bir yer tutmaktadır. Bazı sanatçılar romanlarını biyografi tarzında yazmışlardır. Mehmet Emin Erişilgil'in "Bir Fikir Adamının Romanı: Ziya Gökalp", "Bir İslâm Şairinin Romanı: Mehmet Akif"; Tahir Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 4

77 11. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Alangu'nun "Ülkücü Bir Yazarın Romanı: Ömer Seyfettin"; Oğuz Atay ın "Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan' adlı eserleri biyografik romana örnek gösterilebilir Otobiyografi (Öz Yaşam Öyküsü) Bir kişi hayatıyla ilgili dönemleri bütün ilginç yönleriyle geniş şekilde kendisi yazarsa buna "otobiyografi (öz yaşam öyküsü) denir. Yani kişi kendi biyografisini yazarsa bu otobiyografi olur. Otobiyografide doğumdan itibaren otobiyografinin yazıldığı ana kadar yaşananlardan anlatmaya değer olanlar yazılır. Otobiyografilerde çoğu zaman sanatçı kendisiyle beraber aile büyüklerinden ve sosyal çevresinden, aile içi durumlarından da söz eder. Edebiyat, sanat, siyaset, spor gibi değişik alanlarda ünlü bir kişi; diğer insanlarca bilinmeyen yönlerini, başarısını nelere borçlu olduğunu ve nasıl kazandığını anlatmak amacıyla otobiyografisini yazar. Otobiyografi her ne kadar öznel bir anlayışla kaleme alınsa da gerçekler göz ardı edilmemelidir. Bütün bu iyi niyete rağmen otobiyografiler öznel eserler olarak kabul edilir. Çünkü kişi kendisini anlatmaktadır ve bunu yaparken tarafsız davranamaz. Kişinin kendi hayatını roman şeklinde yazması sonucunda ortaya çıkan esere "otobiyografik roman" denir. Bu türün örneklerini anı türünde verilmiş eserlerde de görmek mümkündür Anı-Otobiyografi Farkı Anılar üslup yönüyle otobiyografilere de benzer; ancak anı otobiyografi içinde sadece bir bölüm sayılabilir. Yani otobiyografiler anıya göre daha geniş ve daha uzun bir dönemi içine alır. 5. GEZİ YAZISI (SEYAHATNAME) Herhangi bir kimsenin, daha çok bir edebiyat sanatçısının gerek yurt içinde gerekse yurt dışında gezip gördüğü yerlerdeki toplumları, kentleri, yerleri, yaşayışları, âdet ve töreleri, gelenek ve görenekleri, doğal ve tarihî güzellikleri, ilgi çeken değişik yönleri edebî bir üslup içinde kaleme alarak anlatmasına gezi yazısı (seyahatname) denir. Yazar, gezip gördüğü yerlerle ilgili gözlemlerini, incelemelerini, bilgileri bir araya getirerek gezi yazısını yazar. Okur, anlatılan yerleri bu sayede sanki yazarla birlikte geziyormuş hissine kapılır. Gezi yazılarında aydınlatıcı, öğretici bilgiler de yer alır. Amaç, gezilen yeri okuyucuya her yönüyle tanıtmaktır. Bu yapılırken geçmişle gelecek arasında bağ kurulur, toplumların birbirleriyle ilişki kurması ve birbirlerini tanıması, toplumlar arası kültür alışverişi ortamının oluşması sağlanır. Gezi yazılarında, gezilip görülen yerin bütün özellikleri ele alınır. Gezilen yerin özellikle tarihî, coğrafî, tabiî ve sosyal nitelikleri belirgin şekilde anlatılır. Gezi yazılarında gezginin dikkatini çeken ve farklı bir özellik gösteren insanlar, tarihî ve tabiî güzellikler, farklı kültürler gibi konular güncel olaylarla da bütünleştirilerek edebî bir üslupla yazıya geçirilir. Gezi yazılarında ayrıca yörenin dil, din, inanç, âdet, gelenek, görenekleri incelenir. Bölgedeki insanların düşünce yapısı ortaya konur. Bölge, okuyucunun daha iyi anlaması açısından başka bölgelerle kıyaslanır. Yazar, gezisi esnasında birçok yer görür, birçok insanla tanışır; bunları hafızasında tutmak zor olduğu için gezi esnasında kısa notlar alır ve bunları hikâye eder. Gezi yazısı gezilen bölge için belgesel bilgiler içerir. Bu bakımdan gezi yazısında yazar gözlemlerine yer vermeli, yanlış bilgiler aktarmamalıdır. Gezi yazısında gerçek bilgiler verilmelidir. Ancak gezi yazıları her şeye rağmen kişisel bir değerlendirme içerdiği için nesnel verilerden oluşan bilimsel bir belge niteliği taşımaz. Sadece fikir verici bir içeriğe sahiptir. Dış dünyayı yazarın gözüyle anlamaya yarar. Özellikleri Gezi yazıları, insanoğlunun yaşadığı yerlerin dışındaki yerleri görme merakından doğmuştur. Eskiden geziye çıkmayı uğraş edinmiş kimselere gezgin (seyyah), gezi yazılarına da seyahatname adı verilirdi. Gezi yazılarında amaç; yurt içinde ya da yurt dışında gezilip görülen yerlere ilişkin bilgi vermek, o yerlerin güzelliklerini, görülmeye değer yanlarını, insanların yaşayış biçimlerini tanıtmaktır. Gezi yazılarını okuyan kimseler anlatılan yerler hakkında bilgi sahibi olur. Gezi yazıları; tarih, coğrafya, toplum bilimi, hukuk, folklor için de bilgi kaynağıdır. Gezi yazılarında anlatılanlar hayal ürünü değil, gerçektir. Gezilip görülen yerler gerçekte olduğu gibi anlatılır. Yabancı terimler ve kavramlar açıklanarak akıcı, anlaşılır bir dil kullanılmalıdır. Okuyucunun kolay bilgi edinmesi için karşılaştırmalar yapılır. Gezi yazısında, okuyucu için sıradan olanların ilgi çekici olanlara yer verilmelidir. Yazarın seçiciliği önemlidir. Görülen yerin kültür, tabiat zenginlikleri, tarihî özellikleri ve yaşama biçimi hakkında okuyucuya bilgi verilir. Gezi yazılarında tanımlama, betimleme ve açıklamadan yararlanılır Dünya Edebiyatında Gezi Yazısı Dünya edebiyatında gezi yazısının ilk örnekleri sayılabilecek eserleri verenlerin başında Heredotos, Marco Polo, İbni Batuda gelir Türk Edebiyatında Gezi Yazısı Eski çağlarda özellikle keşif, ticaret, savaş amacıyla değişik geziler yapılmıştır. Eski Türk edebiyatında gezi yazısına 'seyahatname" denirdi. Türk edebiyatında en eski seyahatnameler. Timur'un oğlu Şahruh'un yanında bulunan Gıyasüddin Nakkaş ın yazdığı "Acâib'ül-Letâif" ve Ali Ekber Hatâî adlı bir tüccarın kaleme aldığı "Hıtâînâme'dir. 16. yüzyılda yazılan "Baburnâme" ve Kâtibî mahlasıyla tanınan Seyit Ali Reis in "Mirat-ül Memalik (Memleket Aynası)"; Evliya Çelebi'nin 17. yüzyılda yazdığı "Seyahatname" ise dünya edebiyatındaki en iyi örneklerle boy ölçüşebilecek niteliktedir. Bu eserin birinci bölümü her yönü ile İstanbul'u anlatmaktadır. Kanunî Sultan Süleyman'ın hizmetinde bulunmuş olan Pirî Reis'in yazdığı Bahriye adlı eseri verdiği coğrafya ve oşinografya bilgileri dışında mükemmel bir Akdeniz seyahatnamesi sayılabilir. Ancak Türk edebiyatında Batılı anlamda gezi yazısı örnekleri Tanzimat döneminde yazarların Avrupa'ya gitmesiyle verilmeye başlanmıştır. Avrupa'ya giden sanatçılar gördükleri şehirlerle ilgili yazılar yazmışlardır. Özellikle Namık Kemal ve Ziya Paşa bunların başında gelir Anı-Gezi Yazısı Farkı Gezi yazılarında gezilen yerlerle ilgili gözlemler yansıtılırken özne dış dünyadır. Anılarda ise kişi yaşadıklarını veya tanık olduklarını anlatır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 5

78 11. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI 6. SOHBET (SÖYLEŞİ) Bir yazarın günlük olaylar arasından seçtiği bir konuyla ilgili kendine özgü görüş ve düşüncelerini fazla derinleştirmeden karşısındakilere konuşuyormuşçasına anlattığı yazı türüne "sohbet (söyleşi)" denir. Sohbet yazılarına eskiden "muhasebe" denirdi. Çoğunlukla, günlük konuların işlendiği sohbet yazılarında konuşma senli benli bir anlatım yolu seçilir. Yazar deyimlerden, atasözlerinden, hatıralardan, halk fıkralarından, nüktelerden, özlü sözlerden çokça yararlanır. Sohbet türü yazılarda herkesi ilgilendiren konular seçilir. Cümleler, konuşma üslubundadır ve genellikle devriktir. Yazar karşısında biri varmış gibi sorular sorar, cevaplar verir, düşüncelerini günlük konuşma dili içtenliği içerisinde açıklar. Sohbetlerde konu uzatılmaz, fazla ayrıntıya girilmez, sadece konuya dikkat çekilir, anlatılanlar kanıtlanmaya çalışılmaz, anlatılanlara inanılması için bir gayret ortaya konmaz. Amaç, okuyucuyu konu üzerinde düşünmeye davet etmektir. Özellikleri Bir kimse ile konuşur gibi yazılır. Anlatım, samimî konuşma şeklinde olur. Günlük sanat olaylarını ve genel konuları ele alır. Yazarın nükteleri ve içtenliği anlatılanları çekici hâle getirir Türk Edebiyatında Sohbet Türk edebiyatında Ahmet Rasim, Şevket Rado, Nurullah Ataç, Falih Rıfkı Atay, Suut Kemal Yetkin. Ferit Kam, Mehmet Çınarlı sohbet türüne özel bir önem vermiştir. Sohbet Türüne Örnek Yaratılış itibarıyla herkesten daha hassas olan sanatkârın, hayatın üzüntü veren çeşitli olayları karşısında duygusuz kalması mümkün olur mu? Hatta kimsenin pek umursamadığı bazı küçük şeylerin bile onu etkilemesi doğal değil midir? Tarih boyunca sanatkârların kalpleri kadar kalemlerini, fırçalarını da harekete geçiren sevinçten çok keder olmuştur: Bir sevgilinin vefasızlığı veya ölümü, millî bir felaket, evlat acısı, ayrılık, gurbet; şaire, romancıya, bestekâra şaheser yarattırdı. Gurbette, hasrette, sıkıntıda oldukları zaman çok güzel eserler verenlerin; vatana, sevgiliye, refaha kavuştuktan sonra sustukları çok görülmüştür. İnsan yazmak, söylemek yani bir nevi boşalmak ihtiyacını kederliyken daha çok hissediyor. (Mehmet Çınarlı, Halkımız ve Sanatımız) 6.2. Sohbet - Deneme Farkı Sohbette yazarın okuyucuyla konuşuyormuş gibi bir anlatımı vardır. Denemede ise yazarın kendi kendisiyle konuşuyormuş gibi bir anlatımı vardır. Sohbette nüktelerden, halk söyleyişlerinden, fıkralardan yararlanılır. Sohbetin dili ve anlatımı yalındır. Denemede ise daha ciddî bir dil kullanılır. Sohbette kısa ve yüzeysel bir anlatım vardır. Amaç, yazarın okuyucuyu kendi düşüncesine çekmesi veya kendi düşüncesi doğrultusunda düşünmesini sağlamasıdır. Denemede ise derinlemesine bir anlatım vardır ve okuyucuyu etkilemek, yönlendirmek gibi bir amaç güdülmez. 7. HABER YAZILARI Toplumda veya tabiatta meydana gelen çeşitli olay, durum ve görünümle ilgili bilgi ve duyurulara haber denir. Bu haberlerin halka duyurulması amacıyla hazırlanan yazılara da haber yazısı denir. Haber yazıları, belli bir zamanda ve yerde olmuş olayları merakı giderecek düzeyde ayrıntılı ve anlaşılır bir dille aktarır. Haber yazılarında inandırıcılık, belgelere dayanma, olayı tüm boyutlarıyla aktarma, yansız davranma, okuyucunun farklı yorumlamasına imkân vermeyecek şekilde, açık ve anlaşılır bir dil ve üslupla aktarılması gibi unsurlara dikkat edilir. Duyulduğunda halk arasında heyecan yaratan haberlere sansasyonel haber denir. Doğru olmayan haberlere ise asparagas (uydurma) haber denir. Haber toplayan, haber yazan kişilere muhabir denir. Haber yazılarının günlük ve önemli olması gerekir. Kolay anlaşılır; akıcı, açık ve duru olmalıdır. Haber yazıları toplumun büyük bir kısmını ilgilendirmelidir. Yazan kişi anlattıkları karşısında tarafsız kalmalı, yorumdan kaçınmalıdır. Yanlış anlaşılmalara yer verecek cümlelerden uzak durmalıdır. Anlatılanlar ilgi çekici olmalıdır. Haber planı, tersine dönmüş piramit diye bilinir. Tersine dönmüş piramitte, haberin giriş bölümünde olay birkaç cümle ile özetlenir. Gelişme bölümünde sözü uzatmadan gerekli ayrıntılar verilir. Sonuç bölümünde ise olayın etkisi, olaya el koyma anlatılır. Haber ilginç olmalıdır. Haberin başlığı da ilginç olmalı, başlığa gözü takılan okuyucu, gerisini okumak için can atmalıdır. Haber duyulmamış olmalıdır. Okuyucu duyduğu bir olayı ikinci kez okumaz. Haber önemli olmalıdır. Haberin ilgilendirdiği okuyucu kitlesi çok olmalıdır. Haber doğru olmalıdır. Muhabir haberi tarafsız yazmalı, habere yorum katmamalıdır. Yorum köşe yazarlarının işidir. Haber yazılarında, muhabir okuyucuyu haberle baş başa bırakmalı, okuyucusuna kendi varlığını hissettirmemelidir. Özellikleri Haber yazılarının günlük ve önemli olması gerekir. Haberler doğru olmalıdır. Kolay anlaşılır; akıcı, açık ve duru olmalıdır. Haber yazıları toplumun büyük bir kısmını ilgilendirmelidir. Yazan kişi anlattıkları karşısında tarafsız kalmalı, yorumdan kaçınmalıdır. Yanlış anlaşılmalara yer verecek cümlelerden kaçınılmalıdır. Anlatılanlar ilgi çekici olmalıdır. 5N 1K (ne, niçin, nasıl, nerede, ne zaman, kim) ifadesi haber yazıları oluşturmada önemlidir. Haber yazıları, 5N 1K'da yer alan sorulara verilen cevaplarla genişler N 1K Özellikleri Bir haber yazısında "Ne?/Kim?; Neyi?/Kimi?; Nasıl?; Niçin?; Nerede?; Ne zaman?' sorularının cevapları yer alır. Haber yazılarında bulunan bu özellikler 5N 1K formülüyle karşılanır. Haber yazıları, 5N 1K'da yer alan sorulara verilen cevaplarla genişler. Bu soruların cevabının yer almadığı haber yazılan eksiktir. Okuyucunun merakını gidermez, olayı tam olarak yansıtmaz. Olay hakkında yeterli bilgiyi içermez. Bir haber yazısında açıklığa çıkarılmamış bir yön olmamalıdır. İlgi çekici ve duyulmamış olmalıdır. Habercilikte "Köpek insanı ısırırsa haber olmaz, ama insan köpeği ısırırsa Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 6

79 11. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI bu haber olur." şeklinde bir kural vardır. Aynı zamanda haberin başlığı da ilginç olmalıdır. Haber doğru olmalı, belgelere dayandırılmalı ve yorum yapılmadan açık, anlaşılır bir üslupla aktarılmalıdır Haber Kaynakları Haber kaynakları üçe ayrılır: Resmî Haberler En etkili kişilerden öğrenilir Özel Haberler Halk arasındaki olayların halk tarafından muhabirlere bildirilmesiyle elde edilir Ajans Haberleri Dünya olaylarını toplayıp her yana bildiren kurumların verdikleri haberlerdir Haber Yazısının Konuları Haber yazıları konularına göre: siyasal haber yazıları, sanatla ilgili haberler yazıları, ekonomiyle ilgili haber yazıları, bilimsel ve teknik haber yazıları, sosyal haber yazıları, spor haber yazıları olmak üzere gruplandırılabilir. Haber Yazısı Örneği Kışın ortasında şeftali ağacı çiçek açtı. Gece sıcaklığının eksi 12 dereceye düştüğü Gümüşhane'de çiçek açan şeftali ağacı, görenleri şaşkına çevirdi. Gümüşhane'de yaşayan 71 yaşındaki Yusuf Tonyalı'nın bahçesindeki şeftali ağacı kışın ortasında çiçek açtı. Tonyalı: "Ömrümde ilk kez bu mevsimde şeftali ağacının çiçek açtığını görüyorum. Gerçekten çok şaşırdım. Şeftali ağacını güneş, bizi de şeftali şaşırttı." dedi. Gece sıcaklığının eksi 12 dereceye düştüğü Gümüşhane'de çiçek açan şeftali ağacı görenleri şaşırtıyor. Gümüşhane 'de, gündüzleri mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıkları, şeftali ağacının çiçeklenmesine yol açtı. Meyve bahçesi bulunan Yusuf Tonyalı, ilk kez böyle bir olayla karşılaştığını belirterek, "Bu mevsimde her yerin karla kaplı olması gerekiyordu. Ancak bu yıl sadece yüksek tepelere kar yağdı. Geceleri hava çok soğuk olmasına rağmen gündüzleri sıcak hava ve güneşe aldanan şeftali ağacı çiçek açtı" diye konuştu. Tonyalı 71 yaşında olduğunu ifade ederek, "Ömrümde ilk kez bu mevsimde şeftali ağacının çiçek açtığını görüyorum. Gerçekten çok şaşırdım. Şeftali ağacını güneş, bizi de şeftali şaşırttı." dedi Röportaj - Haber Yazısı Farkı Haber yazılarında olaylar olduğu gibi aktarılırken röportajda yazarın duygu ve düşünceleri katılır. Dolayısıyla röportaj, haberin genişletilmiş hâlidir. Röportajda birinci kişili anlatım, haber yazısında ise üçüncü kişili anlatım kullanılır. 8. FIKRA (KÖŞE YAZISI) Bir yazarın herhangi bir konu hakkındaki kişisel görüş, anlayış ve düşüncelerini kanıtlama gereği duymadan hoş bir üslupla yazdığı, kısa fikir yazılarına "fıkra" denir. Bir de tanınmış kimseler, hayvanlar veya başka şeyler hakkında anlatılan ve kıssa denilen küçük hikâyeciklere fıkra" denir. Nasrettin Hoca, İncili Çavuş, Bektaşi fıkraları gibi. Köşe yazısı olan fıkralarda yazar, gündelik olayları özel bir görüşle, güzel bir üslupla, hiç kanıtlama gereği duymadan her gün kaleme alır. Düşünceleri hiçbir kalıba bağlı kalmadan serbestçe ortaya koyar. Ele aldığı konu üzerinde bir kamuoyu oluşturmayı amaçlar. Gazetelerin bazı sayfalarında, belli köşelerde, genel bir başlıkla, çoğunlukla da her gün yazılan fıkralarda konu kısaca incelenir, ancak mutlaka bir sonuca varılır. Daha çok iğneleyici, alaycı bir dille, bazen eleştiri bazen de sohbet tarzında yazılır. Fıkralarda okuyucuyla sohbet ediliyormuş havası hâkimdir. Anlatım senli benlidir. Cümleler kısa ve anlaşılır niteliktedir. Konular günceldir ve anlatılanların kalıcılık niteliği yoktur. Olaylar kişisel bir bakış açısıyla işlenir. Kısa, etkili ve dokunaklı bir sonuca varılır. Amaç, okuyucuyu etkilemektir. Düşünceler tekrarlanmaz. Bu yüzden fıkralar öz ve yoğun bir anlatıma sahiptir. Amaç, okuyucuya bazı günlük sorunları tanıtmak, bu sorunlar hakkında düşünceleri, derinliğe inmeden kanıtlamaya kalkmadan söylemektir. Özellikleri Her konuda fıkra yazılabilir. Güncel, siyasal, toplumsal sorunlarla ilgili yazılardır. Siyasal ve toplumsal olaylar anlatılırken belgelere, kanıtlara, aşırı ayrıntıya yer verilmez. Geniş kitleyi ilgilendiren günlük olaylardan seçilmiş farklı konular ele alınır. Düşünce ağırlıklıdır. İddialı ve ispatlayıcı yönü çok yoktur. Fıkra yazarı, geniş kitlelere seslendiği için dili kolay anlaşılır, açık ve durudur Türk Edebiyatında Fıkra Fıkra türü yazılar Türk edebiyatına Tanzimat döneminde Batı dan geçmiştir. 1908'den sonra bu yazı türü Türk edebiyatında görülmeye başlanmıştır. Özellikle Ahmet Rasim fıkralarıyla tanınmıştır. Daha sonra Ahmet Haşim, Hüseyin Cahit Yalçın, Falih Rıfkı Atay, Refik Halit Karay, İlhan Selçuk, Sabri Esat Siyavuşgil de fıkralarıyla öne çıkmıştır. Fıkra Örneği Boş vaktim oldukça sinemaya giderim. Yumuşak bir karanlığa gömülmüş, makinenin hışırtısını dinleyerek, vücudumun değil, ruhumun bir çetin yol üzerinde mola verdiğini hissederim. Karanlık ölümün bir parçasıdır, onun için dinlendiricidir. Büyük dinlenme, bir karanlık dizisine dalıp bir daha ışığa kavuşamamaktan başka nedir? Sinemanın diğer bir fazileti de olgun yaşın, kafatası içinde, bir deste devedikeni gibi sert duran acıtıcı mantığı yerine, çocuk safdilliğini ve kolayca aldanış kabiliyetini koymasıdır. Rüya âlemi üzerine açılmış sihirli bir pencereyi andıran beyaz perdede koşuşan, dövüşen, düşen, kalkan şu ahmak şahısların tatsız tuhaflıklarından veyahut kovboy süvariliklerinden veya harikulade hırsızlık vaka larından başka türlü tat almak kabil olur muydu? 8.2. Fıkra - Sohbet Farkı Sohbette, fıkradan farklı olarak, karşılıklı konuşma üslûbu vardır. Yazar karşısında biri varmış gibi sorular sorar, cevaplar verir. Fıkralarda yazar serbest bir anlatımla düşüncelerini okuyucuya benimsetmeye çalışır. Sohbetlerin dışa dönük bir yapısının olması da onun fıkradan ayrılan yönlerinden bir diğeridir Makale-Fıkra Farkı Makalelerde ispat esastır. Mutlaka bir sonuca varılır. Ciddî, bilimsel bir dil kullanılır. Oysa fıkralar daha serbest ve mizahî öğeler de içeren yazılardır. Yazar ilgi çekici konulardaki düşüncelerini tarafsız olma kaygısı gütmeden açıklar. Makaledeki gibi bir ispat (kanıtlama) zorunluluğu yoktur. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 7

80 11. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI 9. DENEME Bir yazarın kendi isteğine göre seçtiği herhangi bir konuda kesin yargılara varmadan, kişisel düşüncelerini kendi kendisiyle konuşuyormuş havası taşıyan bir üslupla kaleme aldığı yazılara deneme denir. Deneme, yazarın gözlemlediği ya da yaşadığı olay, olgu, durum ve izlediği varlıklarla ya da herhangi bir kavramla ilgili izlenimlerinin belli bir plana bağlı kalmayarak, tamamen kendi kişisel görüşüyle serbestçe yazıya döktüğü kısa metinlerdir. Deneme yazarı öne sürdüğü düşünceyi doğrulama, ispatlama, kanıtlama kaygısı taşımaz. Denemenin inandırıcılığı, ele alınan konunun içtenlikle anlatılmasından kaynaklanır. Denemelerde yazar herhangi bir konudaki görüşlerini kesin kurallara varmadan, kanıtlamaya kalkmadan, okuyucuyu inanmaya zorlamadan anlatır. Deneme, kişinin kendi dışındaki varlıklarla herhangi bir konuda gerçek ya da hayalî olarak girdiği diyalogun ürünüdür. Denemeler tek bir konuyu rahat ve akıcı bir biçimde ele alan, çoğu kez yazarının kişisel bakış açısı ve deneyimini aktaran orta uzunluktaki edebî metinlerdir. Konuların kişisel bir anlayışla işlenmesi; çeşitli sanatçıların aynı konudaki değişik fikir, zevk ve inanışlarını yansıtması bakımından bu tür önemlidir. Denemeye özgü belirli bir konu yoktur. Konu özgürce seçilir. Her şey denemenin konusu olabilir. Yeter ki yazarın o konuda bir birikimi olsun. Ancak denemeler daha çok her devrin, her ulusun insanını ilgilendiren konularda yazılır. Yani denemelerde diğer fikir yazılarından farklı olarak aşk, dostluk, iyilik, güzellik, ahlak, sevinç, kültür, yiğitlik gibi daha çok soyut ama kalıcı ve evrensel konular işlenir. Denemeci için konu amaç değil, araçtır; kendi fikirlerini söyleyebilmesi için birer sebep durumundadır. Denemeci, irdelemelerinde tamamen kendini, kendi bilgi ve kültür birikimini, beğeni düzeyini esas alır. Deneme yazarı eserini kaleme alırken okuyucuyu hesaba katmaz. Okuyucunun vereceği tepki konusunda herhangi bir kaygı taşımadan konusunu dilediği şekilde seçer, istediği tarzda işler. Denemeler konuların genellikle derinlemesine işlendiği yazı türleridir. Denemenin en belirgin özelliği, yazarın konuyu kendi kendine konuşuyormuş gibi kaleme almasıdır. Denemenin bu özelliği Nurullah Ataç'ın şu sözleriyle özetlenebilir: "Deneme ben'in ülkesidir. Ben demekten çekinen, her görgüsüne, her görevine ister istemez benliğinden bir parça kattığını kabul etmeyen kişi denemeciliğe özenmesin." Bu türün ilk ustalarından Montaigne, denemenin ilkelerini şöyle anlatmaktadır: "Herkes önüne bakar, ben içime bakarım; benim işim yalnız kendimledir. Hep kendimi gözden geçiririm, kendimi yoklarım, kendimi tadarım... Bir şey öğretmem, sadece anlatırım." Bu bağlamda denemenin her cümlesinde yazarın kendisi vardır. Okuyucu ile yazar arasında bir duygu, düşünce ve ruh alışverişi oluşur. Esere hâkim olan unsur, insanın ta kendisidir. Özellikleri Denemede konu özgürce seçilir. İnsanı ve toplumu ilgilendiren her şey (yaşama, ölüm, aşk, sanat, felsefe, din, ahlâk, töre, bilim, siyaset vb.) denemenin konusu olabilir. Deneme yazarı kendisiyle konuşur gibi yazar. Dili doğru ve güzel kullanır. Düşünce ufku geniş ve kendine özgü bilgi birikimine sahiptir. Kendi duygularının dışında başkalarının düşüncelerine de saygı duyar. Denemeci ele aldığı konuyu içtenlikle anlatır. Denemeci, bayağı bir anlatıma inmeden terim ve felsefi kavramların ağırlığından uzak bir üslubu tercih eder. Denemeci, denemenin sonunda kesin bir yargıya, bir sonuca varmak amacında değildir. Deneme, herhangi bir konuda düşündürücü, öğretici, inandırıcı ve ufuk açıcıdır. Deneme rahat okunan bir düşünce yazısıdır. Denemecinin öne sürülen her düşünce ya da savı doğrulama, kanıtlama gibi bir kaygısı yoktur. Deneme, makale ve eleştiriden bu yönüyle ayrılır. Deneme yazarı birçok kaynaktan beslenir: Felsefî, sosyolojik, tarihî tema ve olayların yanında bilimsel veriler ve ünlü kişilerin özdeyişleri olabilir. Yine de denemeci seçtiği konuyu farklı bir yaklaşımla işler Dünya Edebiyatında Deneme Deneme türünün ilk örnekleri, daha "deneme" teriminin bile ortaya çıkmadığı eski Yunan ve Latin edebiyatlarında görülmektedir. Bunlar Epiktetos'un "Sohbetler", Eflatun un "Diyaloglar", Cicero'nun 'Kimi Eserleredir. Seneca'nın bazı eserlerinde de denemelere rastlanmaktadır. Bugünkü anlamdaki denemenin kurucusu 16. yüzyıl Fransız yazarı Michel de Montaigne'dir ( ). Denemenin ilk örneklerini veren Montaigne yazdığı metinlerin kişisel düşünce ve deneyimlerinin iletilmesine yönelik edebî parçalar olduğunu vurgulamak için "deneme (essai)' adını seçmiştir. Daha sonra yine çok tanınan İngiliz yazar Francis Bacon ( ) ve Charles Lamb da bu türde eserler kaleme almış ve bu türü geliştirmiştir. Fransız edebiyatında Andre Gide ( ) ve Alain İspanyol edebiyatında ise Miguel Dunamuno, Alman edebiyatında R. Maria Rilke gibi sanatçılar da bu türdeki eserleriyle tanınmıştır Türk Edebiyatında Deneme Deneme türü, Türk edebiyatına Tanzimat'tan sonra Batı'nın etkisiyle girmiştir. Deneme önceleri "Musahabe", "Tecrübe-i Kalemiyye (kalem tecrübesi)" gibi isimler ile anılmıştır. İlk özel gazete Tercümân-ı Ahvâl (1860)'in yayın hayatına başlamasından itibaren gazetelerde çıkan değişik yazılar, zamanla ayrı bir tür olan deneme için dil, anlatım ve yaklaşım bakımından zemin oluşturmuştur. Deneme Türüne Örnek Mademki ölümün önüne geçilemez, ne zaman gelirse gelsin. Sokrates (Sokrat)'a: "Otuz Zalimler seni ölüme mahkûm ettiler." dedikleri zaman: "Tanrı da onları!" demiş. Bütün dertlerin bittiği yere gideceğiz, diye dertlenmek ne budalalık! Yüz sene daha yaşayamayacağız, diye ağlamak: yüz sene önce yaşamadığımıza ağlamak kadar deliliktir. Bir anda olup biten her şey için bu kadar zaman korku çekmek akıl kârı mıdır? Ölüm, uzun ömürle kısa ömür arasındaki farkı kaldırır; çünkü yaşayanlar için zamanın uzunu kısası yoktur. Aristo, Hypanis ırmağının sulan üstünde tek bir gün yaşayan küçük hayvanlar bulunduğunu söyler. Bu hayvanlardan, sabahın saat sekizinde ölen genç, akşamın beşinde ölen ihtiyar ölmüş sayılır. Bu kadarcık bir ömrün bahtlısını, bahtsızını hesaplamak hangimize gülünç gelmez? Ama sonsuzluğun yanında dağların, ırmakların, yıldızların, ağaçların hatta bazı hayvanların ömrü yanında bizim hayatımızın uzunu, kısası o kadar gülünçtür. (Montaigne, Denemeler) Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 8

81 11. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI MAKALE Herhangi bir konuda bilgi vermek, bir gerçeği ortaya koymak, bir tezi kanıtlamak veya bir düşünceyi savunmak amacıyla kaleme alınan ve temel öğesi fikir olan yazılara "makale" denir. Makalede temel unsur düşünce "fikir"dir. Yazar, herhangi bir konudaki görüşlerini, belli kanıtlar, belgeler, inandırıcı veriler kullanarak anlatmaya çalışır, böylece okuyucuyu bilgilendirmeyi amaçlar. Makalenin amacı; açıklama, eleştiri, tanıtım, bilgilendirme de olabilir. Ama genellikle eleştirel tutum ön plandadır. Makaleler, yazıldıktan sonra bir araya getirilerek makale kitapları şeklinde yayımlanabilir. Makalede açık, anlaşılır, ciddi bir dil kullanılır. Makaleler öğretici yazılardır. Bu nedenle yazar tutarlı, tarafsız, bilimsel bir üslûp kullanır. Özellikleri Makalenin amacı, toplumu ilgilendiren bir düşünceyi geniş halk kitlelerine yaymaktır. Makaleler, bilgi vermeye ve fikirleri açıklayıp kanıtlamaya çalışan yazılardır. Temel ögesi düşüncedir. Bir fikri açıklayıp kanıtlayarak zihinlere aşılamak için yazılır. Makaleler her konuda yazılabilir (edebiyat ve sanat, sosyal, siyasal, askerlik, din ve ahlâk, tıp ve sağlık, spor, kültür, tarih vb.). Makale türü, edebiyatımıza Tanzimat Döneminde gazete ile birlikte Batı'dan giren bir türdür. İlk makale örneği Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi dir. (Şinasi) Düşünce yazıları içinde en ağırbaşlı ve en zor olan tür makaledir. Makalenin amacı bilgi vermektir ama bu bilgi ansiklopedik bilgilerden çok farklıdır. Ansiklopedik bilgide, tanıtma, açıklama, sıralama ve kendiliğinden kesinleşmiş olma özellikleri vardır. Oysa makalede kişilik sezinleten bir anlatım, bir yorum ve inandırma eğilimi, bir amaç vardır. Bilim ve kültür alanında yazılan makaleler, sınırlı bir kültür kesimine ulaşmayı amaçladığından bu makalelerde daha bilimsel bir dil kullanılır. Gazete ve dergilerdeki makalelerse, geniş halk kitlelerine ulaşmayı amaçladığından yazar, dilini daha açık, daha popüler ve daha anlaşılır bir düzeyde tutar, özel terimler kullanmaktan kaçınır. Makale yazarı; Kendi alanında geniş ve köklü bilgiye sahip olmalı, Sorunlara tarafsız bir gözle bakmalı, Dili iyi kullanmalıdır Makale Türleri Makaleler seçilen konuya göre uzun ya da kısa olabilir. Makale her konuda yazılabilir. Makalenin yazılacağı konu güncel olabileceği gibi, felsefi, bilimsel, sanatsal da olabilir. Ancak edebî makale sanatla ilgili konuları işler. Makaleler niteliklerine göre temelde "edebî makale" ve "mesleki makale" olmak üzere iki grupta toplanabilir Edebî Makale Dil, edebiyat ve sanatla ilgili konuları işleyen makale türüdür Meslekî Makale Tıp, ekonomi, sosyoloji gibi bilimin ve bilime dayalı mesleklerin değişik dalları ile ilgili konulan işleyen makale türüdür Türk Edebiyatında Makale Türk edebiyatında makale türünün ilk örnekleri Tanzimat döneminde görülür. İlk makale, Şinasi tarafından çıkarılan ve ilk özel gazete kabul edilen Tercüman-ı Ahval de (1860) yayımlanmıştır. Türk edebiyatındaki bu ilk makale 'Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi'dir. Namık Kemal, Ziya Paşa, Şemseddin Sami, Muallim Naci, Beşir Fuad gibi sanatçılar bu türün gelişmesini sağlamıştır. Servet-i Fünun döneminde ise bu tür yayılmış, gelişmiş, olgunlaşmıştır. Türk edebiyatında makale türünde Hüseyin Cahit, Cenap Şahabettin, Fuat Köprülü, Nurettin Topçu gibi sanatçılar eser vermiştir. Makale Türüne Örnek Bugün dillerden düşmeyen moda sözlerden biri de 'magazin'dir. Yüzlerce dergi ve gazete ekiyle bu yayın hayatı bir magazin dünyasına dönüştü. Basit anlatımlı, edebî özelliği olmayan, bol resimli yazılar olarak bilinen magazin, son yıllarda televizyon kanallarının itibar ettiği bir başka yayın türü oldu. 11. ELEŞTİRİ (TENKİT) Şiir, tiyatro, hikâye, roman, resim, heykel, film gibi bir sanat veya düşünce eserinin, zayıf ve güçlü yönleri göz önünde bulundurularak gerçek değerini belirleme amacıyla yapılan inceleme sonucunun anlatıldığı yazı türüne 'eleştiri (tenkit)" denir. Bir kimsenin kendi eleştirisini yazarken ortaya koyduğu esere "otokritik" veya "özeleştiri" denir. Eleştirinin amacı, iyi ve güzel olan sanat yapıtının değerini ortaya çıkarmak, sanatı iyi ve güzel olmayandan kurtarmak, kalıcı bir niteliğe kavuşturmaktır. Sanatçıyı daha güzel, daha güçlü, daha olgun, daha başarılı eserler yaratmaya teşvik etmektir. Okura, izleyiciye ve sanatçıya kılavuzluk yapmaktır. Eleştirmen, hangi sanat eserini eleştirecekse o sanat dalının gerektirdiği birikime sahip olmalıdır. Bu yüzden, eleştiri yazmak kolay bir iş değildir. Eleştirmen; bir eseri veya kişiyi şekil, ruh, konu ve anlatım bakımından inceler. Eleştirmen, eser hakkında okuyucuyu her yönden bilgilendirir. Hem okura hem de eserin yazarına kendini geliştirmesi için yol gösterir. Eleştirilen sanat eserinin kimin tarafından, hangi zaman ve çevrede, hangi şartlar altında yazıldığı dikkate alınır; yerli ve yabancı benzerleriyle karşılaştırması yapılır. Eleştirilen bir sanat eseri konusu, dili, üslubu, tekniği, kahramanları, gözlem ve betimlemeleri bakımından değerlendirilir. Eleştirilen eserin sanatçısının orijinal görüş ve duyuşları saptanır. Eserin sanat dünyasına ne gibi bir katkı yaptığı ortaya konur. Bir sanatçı eleştiriliyorsa onun hataları, orijinal yanları belirtilir, sanatını geliştirmesi için yapması gerekenler açıklanır. Eleştiriye konu olan eser, yalın bir dille tanıtılır. Eleştirmen, eserin gerçek değerini, güçlü ve zayıf yönlerini, özünü ve önemini belirtir; yeni eserler için sanatçılara kılavuzluk eder. Bir şiirin eleştirisini yapan kişi şair olmayabilir ama bu türün bütün özelliklerini çok iyi bilmeli, başka örneklerle karşılaştırarak şiirin gerçek değerini taraf tutmadan belirleyebilmelidir. Özellikleri Eleştiride eserin veya sanatçının gerçek değerinin belirtilmesi amaçlanır. Eleştiri olumlu veya olumsuz olabilir. Eleştiri yapan kişi; geçmişin ve çağının sanat olaylarını iyi bilmeli, geniş bilgi ve kültür birikimine sahip olmalıdır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 9

82 11. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Eleştiri Türleri İzlenimsel (Empresyonist) Eleştiri Edebî eserlerin okuyucu üzerinde bıraktığı etkilerden, izlenimlerden yola çıkılarak yapılan eleştirilere "izlenimci eleştiri" denir. İlkelerini ünlü Fransız edebiyatçı Anatole France (Anatol Frans)'ın belirlediği ve eleştirmenin bir eseri kendi zevk, algılama, değer ölçülerine göre incelediği eleştiri türüdür. Bu tür eleştirilerde öznel, kişisel yargılar ağırlıktadır. Bu nedenle günümüzde izlenimsel eleştiri edebiyat dünyasından pek rağbet görmez Nesnel (Bilimsel) Eleştiri Edebî eserlerin içerik, yapı ve üslûpları üzerinde tarafsız olarak yapılan eleştirilere de "bilimsel eleştiri" denir. Bu eleştiri türünde, her eserin değerlendirilmesinde kullanılabilecek ölçütler vardır. Eleştirmen, kişisel yargılara varmaktan kaçınmaya çalışır. Bilimsel araştırmalardan yararlanarak, eseri tarafsız bir gözle değerlendirir. Eseri, ister beğensin ister beğenmesin, kendi duygularını işin içine katmadan, eserin sanat değerini ortaya koymaya çalışır Dünya Edebiyatında Eleştiri Eleştiri uzun zaman, "kusur bulmak" gibi algılanmıştır. Eleştiriyi kişiden kişiye değişen bir zevkin sonucu olmaktan kurtarmak, onu belli prensiplere göre değerlendirmek gerektiği fikri 19. yüzyıldan itibaren yaygınlaşmaya başlamıştır. Özellikle edebiyat akımları döneminde eleştiri, bir tür olarak karekteristik niteliklerini kazanmıştır. Eleştiri türü Avrupa'da Boielau, Sainte Beuve, Hippolyte Taine, Brunetiere, Jules Lamaitre, Anatole France, Remy de Gourmont, Gustave Lanson, Lessing, Hazlitt, Cariyle, Ruskun ve Belinski gibi sanatçılarla temsil edilmiştir Türk Edebiyatında Eleştiri Eleştiri türü Türk edebiyatına makale, fıkra, deneme ve sohbet gibi Batıdan Tanzimat Döneminde geçmiştir. İlk başlarda dil ile ilgili eleştiriler yazılmıştır. Sonra özellikle Namık Kemal ve Recaizâde Mahmut Ekrem, eleştiri türünün sınırlarını genişletmiştir. Servet-i Fünun edebiyatı döneminde ise Bat tarzında eleştiriler kaleme alınmıştır. Türk edebiyatında ise eleştiri türünde eserleriyle Hüseyin Cahit, Cenap Şahabettin, Ali Canip, Yakup Kadri, Nurullah Ataç, Ahmet Hamdi Tanpınar, Mehmet Kaplan, Cemil Meriç, Mehmet Murat, Vedat Günyol, Tahir Alangu. Asım Bezirci, Rauf Mutluay, Metin And, Özdemir Nutku öne çıkan isimlerdir. Eleştiri Türüne Örnek İkinci Dünya Savaşı'nın başında, Nazilerden kaçan Remarque, aslında ikinci sınıf duygulan gıcıklamasını seven ve savaşların kötülüğüne romantik açıdan bakan, zaman zaman okuyucuları gözyaşları ile ıslatan bir roman yazandır. Yazann, önce roman biçiminde yazıp sonradan dramatize ettiği Son Durak, İkinci Dünya Savaşı nın dolayısıyla Nazi İmparatorluğu'nun sonunu gösteren ve bu son içinde bireylerin durumunu ele alan bir oyun. Bu oyunun en başarılı yanı, dramatik havayı baştan sona sağlaması ve oyunculara büyük imkânlar vermesi. Remarque'nin böyle bir konuyu ele alması saygıya değer; ancak böylesine önemli ve evrensel bir temayı, işin derinine inmeden, yalnızca konunun dramatik ve acıklı yanlarından yararlanarak işlemesi de yazarın boşluk getiren yanı Eleştirinin Diğer Türlerden Farkı Eleştiri, yaratıcı sanatların arasında değildir. Eleştiri, edebî esere veya başka sanatlara bağlı bir türdür. Eleştirinin varlığı, kendisi dışında bir sanatı gerektirir. Edebî eserin konusu bütün maddi ve manevi varlığı ile yazar, çevresi ve kâinattır. Eleştirinin konusu ise sanat eseridir, bir başkasının yazdıklarıdır. Yani eleştiri, bir dil yapıt üzerine ikinci bir dil varlığıdır. Eleştiri, doğrudan kaleme alınmaz. Eleştirinin yazılabilmesi için eleştirilecek kişi veya eser olmalıdır ortada. 1. RÖPORTAJ III. ÜNİTE: SÖZLÜ ANLATIM Gazetecilerin bir yeri, bir kurumu ziyaret ederek o yerin özelliklerini, orada gördüklerini kişisel düşünceleriyle birleştirip fotoğraflarla belgeleyerek kaleme aldıkları yazı türüne röportaj denir. Bu terimin kökeni, Latincede "'toplamak, getirmek' anlamlarında kullanılan "reportare" kelimesine dayanır. Günümüzde Fransızca "reportage" kelimesinin Türkçe telaffuzu olan "röportaj" terimi kullanılmaktadır. Röportaj türü, gazeteciliğin gelişmesiyle ortaya çıkmıştır. Röportaj yazarı; sorunu yerinde inceleyerek, gezip görerek, halkla, mağdurla ve yetkili kişilerle konuşarak fotoğraf, belge, istatistik bilgiler gibi verilerle destekleyerek konuyu okuyucunun bilgisine sunar. Röportajda gözlem, araştırma, yorum ve değerlendirme önemlidir. Röportajcının amacı, konuyu çarpıtmadan belgesel olarak okuyucuya sunmak, okuyucuyu konun içinde yaşatmak, kamuoyunu aydınlatmaktır. Röportaj, tek bir yazı olabileceği gibi, aynı konuda dizi yazı da olabilir. Ortamı, duyguları, görünümleri "betimlemek"; süreçleri, eylemleri "anlatmak"; konuyla ilgili olarak söz konusu ortamda yaşayan kişilerin sözlerini "alıntılamak"; yazarın kişisel düşüncelerini "yansıtmak" ve anlatılanlardan "sonuç çıkarmak" bir röportajda bulunması gereken temel öğelerdir. Röportaj, makale gibi, düşünsel planla yazılır. Röportajda ele alınan konu ya toplumsal ya da sanatla ilgilidir. İşlenen konu bilgi, belge, görsellerle desteklenir. Röportajda verilen bilgiler ve ortaya konan belgeler gerçeği yansıtır. Anlatılanlar kendi içinde tutarlıdır. Yazarın bilgi, izlenim, görüş ve düşüncelerini yansıtır. Yazar, gerçekleri öznel yaşamla harmanlar. Röportajın anlatımında diyaloglardan yararlanılır. Yaşanmış olaylar, durumlar anlatılır. Kısa cümlelerle metin hareketli hâle getirilir. Röportaj, birinci kişi ağzından yazılır. Röportajda dil. ağırlıklı olarak göndergesel işlevde kullanılır, röportajlar, medya organlarında yayımlanır. Özellikleri Röportajda çok yönlü anlatım olanakları vardır. Röportaj yazarı açıklayıcı anlatım, öyküleyici anlatım, betimleyici anlatım ve tartışmacı anlatım gibi bütün anlatım yollarından yararlanır. Röportajda öykülemeye ağırlık verilir. Özelden genele gidilidir. Heyecanın ölçüsü genelde şimdiki zaman kullanımıyla artırılır. Röportajlar genellikle soru cevap tarzında olur. Ancak bazı yazarlar röportajı hikâye kurgusu ve üslubu içinde vermeyi tercih ederler Konularına Göre Röportajlar Röportajlar konularına göre üçe ayrılır: Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 10

83 11. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Bir Yeri Konu Alan Röportaj Röportaj yapılan yerde sürdürülen yaşam her yönüyle bilinir. Bu yerin farklı yönleri film, ses ve fotoğraflarla ortaya konur Eşyayı Konu Alan Röportaj Konu olan eşya her yönüyle bilinir. Eşyanın dikkat çekici ve düşündürücü yönleri ele alınır İnsanı Konu Alan Röportaj Belli bir alanda üne kavuşmuş kişilerin dikkat çeken ve düşündüren yönleri belirtilir Sunuş Biçimine Göre Röportajlar Sunuş biçimine göre röportajlar ikiye ayrılır: Amerikan Röportajı Yazıya en kuvvetli yönüyle girilir. En son söylenmesi gereken kelimeler, en önce söylenir. Okuyucunun hiç beklenilmeyen bir girişle karşılaşması, ilk paragrafın sürpriz uyandırması, giriş bölümünün âdeta şok bölümü olması bu tip röportajın en önemli özelliğidir Alman Röportajı Bu röportajda, yazar konuyu işlerken yazıya kendini katar; konu hep "ben" ekseni etrafında döner Röportaj Türünün Tarihsel Gelişimi Röportaj 20. yüzyılda, gazetenin ortaya çıkmasından sonra gelişmiştir. Dünyada Jack London. Hemingway, Sartre gibi pek çok ünlü edebiyatçı, aynı zamanda röportaj türünde yazılar da kaleme almıştır. Türk basınında röportaj türü, başlangıçta mülakat niteliğinde gelişmiş, özellikle 1960'tan sonra, Türk toplumunun çeşitli sorunları kamuoyuna duyurulurken, edebiyatçılarımızın röportaj türünden oldukça başarılı bir biçimde yararlanmaları, aynı zamanda da röportaj tekniğinin gelişmesini, röportajın gazetelerin vazgeçilmez bir birimi hâline gelmesini sağlamıştır. Basınımızda Ruşen Eşref Ünaydın, Falih Rıfkı Atay, Yaşar Kemal röportaj türünde yapıt veren sanatçılar arasında sayılabilir. Röportaj Türüne Örnek Günlerdir Rize'nin şirin köylerinde yaptığımız konuşmalar, tanıştığım insanlar geliyor güzlerimin önüne... - Niçin bir yudum çayı ağzımızın tadı ile içemiyoruz? - Kabahat yalnız üreticisinde değil bey... Bizim % 20 hatamız olduğunu da inkâr etmeyiz... Fabrikalar niçin kaliteli çay yapmıyor? Bunu sorun... - Mayıs ayında çay baskını oluyor. Bunları saklayacak, yakacak depolarımız yok... Sonra, kapasitemiz o kadar yaprağı işlemeye müsait değil... - Peki, yeni fabrikalar, ilaveler yapılsın! - Bu da ekonomik olmaz. Yılın her ayı çay işlenmez ki... Sonra boş kalır makineler! - Bir de 2,5 yaprak, körpe yaprak meselesi var. Ehliyetli çay uzmanları bu işin başına geçmeli. Onlar da ekiplerini yetiştirip çay yaprağı alımını bir mesuliyetti esasa bağlamalılar. Çay Teşkilat Kanunu mutlaka çıkmalıdır. - O zaman iyi çay... - Evet, o zaman iyi çayı, dünyanın en iyi çayını içeriz. 2. MÜLAKAT Bir gazetecinin, toplumdaki önemli kişileri ziyaret etmesi, bu ziyaret sırasında o kişilere genellikle gündemde olan önemli bir konuyla ilgili sorular sorması ve bu sorulara aldığı cevapları gazetesinde yazması sonucu oluşan yazılara mülakat adı verilir. Mülakat, görüşmeyle veya görüşme sonucu ortaya çıkan yazılardır. Mülakat; tanınmış veya alanında söz sahibi bir kimsenin belirli konulardaki görüşlerini öğrenmek amacıyla o kişiyle buluşma, ahbaplık etme; bir iş üzerinde karşılıklı fikir yürütme, görüşme anlamlarına da gelir. Mülakatlarda açık bir anlatım kullanılmalıdır. Açık bir anlatımda akıcılık, duruluk ve yalınlık bulunur. Mülakat, diyaloglara dayalı bir anlatım türüdür. Dolayısıyla mülakatta söyleşmeye bağlı anlatım türü ağırlıklı olarak kullanılır. Bunun yanında açıklayıcı anlatım ve öyküleyici anlatım türü de mülakatta başvurulan anlatım türleri arasındadır. Özellikleri Mülakat; mülakat veren insanların kişilikleri gibi çeşitlidir. Mülakat genellikle sorular ve cevaplardan oluşur. Soru soran kişi konuyu genişletir, anlatımı düzenler. Mülakatın başarısı, mülakat yapan kimsenin yeteneğine bağlıdır. Mülakat yapılan kişilerin sorulara verdiği cevapların değiştirilmeden aynen yayımlanması mülakat türünün en başta gelen özelliğidir. Mülakatı yapan kişi kendi yorum ve görüşlerini mülakata eklemez. Mülakatta dil genel olarak göndergesel işlevde kullanılır. Çünkü mülakatta bilgi vermek, bir konuda okuru aydınlatmak söz konusudur. Mülakatta cümleler açık, yalın olmalı; diyalog çizgisinden, tırnak işaretinden yararlanılmalı; konuşmanın ayrıntılarına girmeyip ana fikirler üzerinde durulmalıdır. Mülakat Örneği YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU NE DİYOR? - En çok hangi eserinizi seversiniz? - En çok, "Kiralık Konakla "Yaban"ı severim. - Niçin? - "Kiralık Konak" bence roman tekniğine uygun olan eserimdir. "Yaban'a gelince o, bütün millî heyecanlarımı taşıyan kitaplarımdan biri olmak dolayısıyla bence çok kıymetlidir. - Bugün hikâye ve romancılığımızı nasıl buluyorsunuz? - Bugünkü nesil, hikâyecilikte eski nesli epeyce geride bırakmıştır. Fakat henüz roman adı verilebilecek bir büyük eser meydana gelmemiştir. Belki yanılıyorum, bugünkü telakkime göre roman, bir insan ve hayat görüşünün felsefesidir. Ve böyle bir görüşle böyle bir felsefe ancak uzun soluklu bir çalışma ile vücuda gelebilir. Ve böyle bir eserin yanında küçük hikâye ancak bir etkiyi ifade edebilir. Hepimizi edebiyata hikâye yazmakla başlamışızdır. Hayat tecrübelerimiz çoğaldıkça hikâyenin hududunu romanla genişletmek mecburiyetinde kalmışızdır. - Sanat alanından yaptıklarınızla yapmak istedikleriniz arasında bir fark oldu mu? - Samimiyetle itiraf ederim ki bu alanda yaptıklarım, yapmak istediklerimin bir gölgesinden ibarettir. (Mustafa BAYDAR) Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 11

84 11. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI 3. SÖYLEV (HİTABET, NUTUK) Bir dinleyici topluluğuna bir düşünceyi aşılamak, topluluğu coşturmak ve bir amaç doğrultusunda yönlendirmek için yapılan konuşmalardır. Bir topluluğa düşünceler, duygular aşılamak amacıyla söylenen, uzunca, coşkulu ve güzel sözlere nutuk (söylev) denir. Nutukların askeri, siyasal ve dinî olmak üzere üç çeşidi vardır. Bunun yanında kulüp, dernek ve sendika yöneticilerinin yaptığı konuşmalar da nutuk türü içinde değerlendirilebilir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Nutuklarda topluluğa seslenen kişi (hatip), dilin güzel ve etkileyici olmasına önem verir. Çünkü amaç, dinleyicileri coşturmak, onları belli bir hedefe yönlendirmek, ortak duygularda bir araya getirerek heyecanlandırmak ve harekete geçirmektir. Nutukta konuşmacı belli bir plana göre konuşmalı, dinleyicileri sıkmaktan kaçınmalı, açık ve inandırıcı olmalıdır. Alıcıyı harekete geçirme niteliği taşıyan nutuklarda özellikle sonuç bölümü çok önemlidir. Bu bölüm, etkileyici bir sözle bitirilmelidir. Konuşmacı, bu bölümde ustalığını göstermelidir. Özellikleri Söylev veren kişiye hatip denir. İyi bir hatip nerede, ne söyleyeceğini bilmeli, dinleyiciyi istediği doğrultuda yönlendirebilecek iletişim becerisine sahip olmalıdır. Söylevin başarılı olması; hatibin jest, mimik, vurgu ve tonlama gibi öğeleri doğru kullanmasıyla orantılıdır. Türk edebiyatında önemli söylevciler Mehmet Akif Ersoy, Halide Edip Adıvar ve Hamdullah Suphi Tanrıöver dir. Söylev Örneği Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi Ey Türk Gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, İstiklâl ve Cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şerâitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerâit, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dâhilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler. Hattâ bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasi emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur! Gazi Mustafa Kemâl ATATÜRK Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 12

85 11. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site RETGREGTGTGRTGTRGGT[Metni yazın] Sayfa 1

86 11. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI I. ÜNİTE: EDEBİYATLA DÜŞÜNCE, SOSYAL ve SİYASÎ HAYATIN İLİŞKİSİ YENİLEŞME DÖNEMİ Batı'nın Rönesans ile edindiği düşünsel birikim Aydınlanma dönemini doğurmuştur. "Aklın", "bilimselliğin", "gerçeğe verilen önemin" öne çıkarılması pozitif bilimlere verilen önem 18. yüzyılın ortalarından itibaren Sanayi Devrimi'ni doğurur Fransız Devrimi, Osmanlıyı parçalayacak süreci başlatır. Yenileşme, Osmanlı devletindeki gerilemenin sonucu olarak doğmuştur. 16. yüzyılın sonlarına dek birçok yönden Avrupa'dan üstün bir yönetime ve kurumlaşmaya sahip olan Osmanlı Devleti, Batı'daki gelişimleri dikkatle takip etmiştir. Ancak 16. yüzyılın sonlarından itibaren Osmanlı Devleti askeri, ilmi ve ekonomik alanlarda bozulan kurumlarına dinamizm getirecek yenilik hamleleri yapamamıştır. Değişen dünyanın Osmanlı'ya ilk büyük darbesi Viyana bozgunu (1683) olur. Viyana bozgunu, kendini yenilemeyen bir devletin, imparatorluk bile olsa, sadece asker sayısındaki üstünlükle savaşları kazanamayacağını ortaya koymuştur. 1699' da Karlofça Antlaşması'nı imzalamaya mecbur kalan Osmanlı imparatorluğu bu antlaşmayla ilk defa toprak kaybetmiştir. Bu antlaşmadan sonra olumsuzluklar artmıştır. Genellikle pamuklu dokuma imalatı üzerine kurulu Osmanlı sanayi Avrupa'nın özellikle de İngiltere nin tahakkümüne teslim edilmiştir. Yeniçeri ordusu donanımsız ve disiplinsiz bir duruma düşmüştür. Osmanlı Devleti 1699 Karlofça ve 1718 Pasorafça Antlaşmalarıyla Batı'ya kaptırdıkları üstünlüklerine yeniden kavuşmak için Batı'nın fikri birikiminden ve teknolojideki gelişimlerinden yararlanma çalışmalarına başlamıştır. Bu amaçla yapılan ilk girişim Damat İbrahim Paşa döneminde Avrupa'ya elçiler (Yirmisekiz Çelebi Mehmet gibi) gönderilmesi olmuştur. Avrupa kültürüyle karşılaşmanın ilk sonuçları gemi yapımıyla ilgili yöntemlerin alınması, matbaanın kurulması gibi teknik; saray dekorasyonu, bahçe düzenlemesi gibi sosyal alanlardaki (Lale Devri) yenilikler olur. Pozitif bilimlerle ilgili okullar açılmaya başlanır. Yenileşme hareketi ilk olarak askeri sistemde kendini göstermiştir. II. Mahmut, Yeniçerileri tamamen ortadan kaldırarak 1826'da Avrupai usullere göre düzenlenmiş Asakir-i Mansure-i Muhammediye adıyla bir ordu kurar. Tercümeler yapılmaya başlanır. Tercüme Odası kurulur. Tanzimat aydınlarının Batı'ya açılmasında Tercüme Odası'nın hazırlayıcı rolü vardır. Türk edebiyatının yeniden yapılanması bakımından 1859'da yapılan iki çeviri önemlidir: Münif Paşa'nın çevirdiği Muheverat-ı Hikemiyye (Volter, Fenelon ve Fontenel'den seçilmiş felsefi diyaloglar) ve Yusuf Kamil Paşa'nın Fenelon'dan çevirdiği Telemak. Bu çevirileri Sefiller ("Mağdurin" adıyla) Robinson Cruzoe, Monte Cristo, Emil, Tartüffe gibi yapıtların çevirileri izler. II. Mahmut döneminde yenileşmenin önemli bir aracı olacak ilk gazete de çıkar: Takvim-i Vekayi (1831) Osmanlı Devleti'nde Batı'ya yöneliş Abdülmecit döneminde, Mustafa Reşit Paşa tarafından hazırlanan Tanzimat Fermanı (Gülhane Hatt-ı Hümayunu, 1839) ile resmiyet kazanmıştır. Tanzimat, "düzenlemeler" anlamına gelen bir sözcüktür. Bu fermanın ilanıyla birlikte Tanzimat Dönemi de başlamış olur. Tanzimat Fermanı din, dil, ırk gözetmeksizin bütün halkın can, mal ve namusunun korunacağını, askerlik ve vergi kanunlarının yeniden düzenleneceğini ortaya koyan eşitlikçi bir söylem taşıyordu. Modernliğin Öncüleri: Şinasi - Akif Paşa - Namık Kemal - Ziya Paşa - Sadullah Paşa - Beşir Fuat - Ahmet Mithat - Samipaşazade Sezai - Tevfik Fikret tir. Osmanlı İmparatorluğu nda modernleşme hareketleri halkın değil, daha çok yönetici sınıftan kişilerin isteğiyle ortaya çıkmıştır. Batı'da ortaya çıkan Osmanlı İmparatorluğu nu etkileyen zihniyet devriminin temelinde yatan kavramlar ve düşüce akımları şunlardır: Rönesans, Reform, Pozitivizm, Teknoloji, Bilim, Hukuk Yenileşme hareketleri yüzü dünyaya dönük, akılcı, iradeli bireyler yetiştirmeyi; bilime ve teknolojiye önemle eğilmeyi esas alıyordu. Bu amacın donanımlı edebi ve düşünsel anlamdaki ilk temsilcisi Şinasi'dir. Şinasi, dünyaya, topluma bir Türk Rönesansçısı gibi bakar, "akl''ı, "hukuk"u "medeniyet"i öne çıkarır. Mustafa Reşit Paşa için yazdığı kasidelerde yenilik düşüncelerini ortaya koyar. Bu düşünceleri Auguste Comte'un pozitivist dünya görüşünün yansımaları gibidir. Osmanlı toplumunun dünyaya bakışıyla modernizmin "akla uygunluk" ilkesi arasındaki karşıtlık ve bunun sonucunda çıkış yolu bulamayan aydınlarda ortaya çıkan boşluk duygusu özellikle Akif Paşa'nın divan şiirinin söz oyunlarından yararlanarak yazdığı Adem Kasidesi'nde kendini gösterir. Adem, yokluk demektir. Namık Kemal de iradi bir insan tipolojisi yaratmaya dönük tutumu ve katılımcı bir yönetimden yana tavır almasıyla modernliğin öncüleri arasında yer alır. Ziya Paşa da çok tutarlı olmamakla birlikte, özellikle Şiir ve İnşa adlı makalesiyle yeniliğe önemli katkılar sunmuştur. Sadullah Paşa, 19. Asır adlı manzumesinde Orta çağ'a özgü geleneksel dünya görüşünü eleştiri ve teknolojik gelişmesine hayranlık duyduğu Batı'nın pozitivist düşüncesini över. Eşitlik, insan halkları, bilim gibi kavramları öne çıkarır, Doğu medeniyetlerinin geri kalmışlığını ortaya koyar. İlerlemek için Batı'nın örnek alınması gerektiğini savunur. Fizik ve kimya bilimlerindeki mekanizmanın aynısının hayatta da mevcut olduğunu savunan, metafizik görüşleri reddeden Beşir Fuat da modernliğin öncü isimlerindendir. Beşir Fuat Batı'daki pozitivist düşünce kazanımlarını, çevirileri ve makaleleriyle Osmanlı toplumuna aktarmaya çalışmıştır. Bir nevi ansiklopedi niteliğindeki eserleriyle Ahmet Mithat, yenileşme çabalarını sosyal bir fon olarak eserlerinde kullanan Samipaşazade Sezai, toplumsal bilinçaltını imgeleriyle uyarmaya çalışan Servet-i Fünun şairi Tevfik Fikret de modemliğin öncüleri arasında sayılabilir. Tanzimat Fermanı'nın ilanıyla başlayan "Batılılaşma Dönemi Türk Edebiyatı'nın hazırlık dönemi" Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayımlanmasına (1860) kadar sürer. Tanzimat Edebiyatında Gazeteler: Türk edebiyatında gazete, Batı'yla ilişkilerin güçlendiği Tanzimat dönemiyle birlikte başlamıştır. Tanzimatçılar, halkı aydınlatmak ve onlara yol göstermek amacıyla gazete çıkarmışlardır. Gazetelerin yayımlanmaya başlaması makale, roman, hikâye, tiyatro gibi türlerin edebiyatımıza girmesinin önünü açmıştır. Takvim-i Vekayi ilk resmi gazete olarak 1831'de çıkarılır. Ceride-i Havadis yarı resmi (yarı özel) İngiliz Churchill tarafından 1840'ta çıkarılır. Tercüman-ı Ahval, ilk özel Türk gazetesi olarak 1860'ta Şinasi ve Agah Efendi ile birlikte çıkarılır. Tasvir-i Efkâr gazetesi, ikinci özel gazete olarak Şinasi tarafından 1862'de çıkarılır ve gazetenin başyazarlığına Namık Kemal getirilir. Tercüman-ı Hakikat gazetesi, Ahmet Mithat Efendi tarafından çıkarılır. Namık Kemal ile Ziya Paşa yurt dışında (Londra) çıkarılan ilk gazete olan Hürriyet'i yayımlamışlardır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 1

87 11. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Basiret, Basiretçi Ali Efendi tarafından günlük ve siyasi olarak çıkarılmaya başlanan önemli bir gazetedir. İttihad, Abdullah Kamil Beyefendi tarafından çıkarılmıştır. II. ÜNİTE: TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATI ( ) Tanzimat edebiyatının hazırlık dönemi, Tanzimat Fermanı'nın ilanıyla başlar Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayımlanmasına kadar sürer. Tanzimat edebiyatı 1860'ta Tercüman-ı Ahval gazetesinin yayımlanmasıyla başlar, 1896'ya kadar sürer. Batı'dan alınan roman, hikâye, tiyatro, eleştiri, makale gibi türler ilk kez Tanzimat döneminde kullanılmaya başlanmıştır. Topluluk sanatçıları Fransız Devrimi'nin etkisiyle tüm dünyaya yayılan vatan, millet, adalet, eşitlik, hürriyet gibi kavramları işlemişlerdir. Topluluk sanatçıları "toplum için sanat"; II. topluluk sanatçıları "sanat için sanat" anlayışıyla hareket etmişlerdir. Dönem sanatçıları sanatın amacını toplumu eğitmek olarak gördükleri için yalın bir dili savunmuşlar; ama bunda başarılı olamamışlardır; II. dönem sanatçılarında dilde sadeleşme amacı yoktur. Tanzimat edebiyatında klasisizmden etkilenmeler olmuşsa da romantizmin ağırlığı görülür; Tanzimat II. dönemde realizmden de etkilenilmiştir. Tanzimat edebiyatında gazete aracılığıyla edebi, sosyal ve politik alanlarda yeni düşünceler sunulmuş; makale tiyatro gibi edebi türlerin ilk örnekleri gazetelerde verilmiştir. Tanzimat edebiyatı sanatçıları çok yönlü sanatçılardır. Hem yazar hem şair hem devlet adamı hem de gazetecilerdir. Tanzimat Döneminde Öğretici Metinler Tanzimat dönemi öğretici metinlerinde toplumsal konular işlenmiştir. Rönesans ve aydınlanma döneminin etkisiyle birlikte Tanzimat dönemi öğretici metinlerinde eşitlik, hürriyet, bilim, hukuk gibi kavramlar öne çıkar. Genellikle makale türünde eserler verilir. Bir öğretici metin olan Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi ilk makaledir. Tanzimat dönemi öğretici metinlerinde Arapça ve Farsça sözcükler kullanılmakla birlikte süssüz, gösterişsiz, secisiz bir dil kullanılmıştır. Tanzimat dönemi edebiyatı öğretici metinlerinde Doğu - Batı çatışması temada, dilde, ifade biçimlerinde kendini gösterir. Tanzimat döneminde halkı eğitmek ve bilgilendirmek amacıyla daha çok gazeteden yararlanılmıştır, öğretici metinler de daha çok gazetelerde yayımlanmıştır. Türk dili tarihi alanında çalışmalar yapılmış, sözlük çalışmaları ilk defa bilimsel bir metodla düzenlenmiştir. Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiir) Tanzimat şiirinde biçimsel olarak eskiye bağlı kalınmış, içerikte yenilik yapılmıştır. Başka bir deyişle divan edebiyatı nazım şekilleri kullanılmaya devam edilmiş, özellikle kasidede bazı değişiklikler yapılmıştır. Batı edebiyatının etkisiyle biçimsel yenilikler yapan II. topluluk sanatçıları şiir açısından I. topluluğa göre daha yenilikçidirler. Divan edebiyatının "göz için kafiye" anlayışına devam edilmiştir. Dönemin sonunda Recaizade Mahmut Ekrem "kulak için kafiye" anlayışını savunmuştur. Eski biçimlerle yeni konular işlenmiştir. Eskiyi ve yeniyi bir arada bulundurması bakımından şiirlerde bir "ikilik" söz konusudur. Kaside, terkib-i bent, müseddes gibi divan edebiyatı nazım şekilleri kullanılmıştır. Bu nazım şekillerini kullanmakla birlikte, şiirlerin içerikleri değişmiştir. Hürriyet, eşitlik, adalet, hukuk gibi yeni temaları işlenmiştir. Divan ve halk şiiri geleneklerinin kalıplaşmış imgeleri (mazmunlar) kullanılmamıştır. Şiirler Batı düşüncesiyle ve klasisizm ile romantizm akımlarıyla ilişkilidir. Şiirlerin başlığı içeriğe göre ("Hürriyet Kasidesi" gibi) belirlenmiştir. Divan şiirindeki "parça güzelliği" yerine "konu birliği" ve "bütün güzelliği" anlayışı benimsenmiştir. Halka yönelik şiirler yazılmıştır, divan şairleri gibi, seçkin bir kesime seslenilmemiştir. Ağırlıklı olarak aruz kullanılmakla birlikte heceyle de şiirler yazılmıştır. Divan şiirinin ağır ve sanatlı dili eleştirilmiş, sade bir dil savunulmuş; ama bu, gerçekleştirilememiştir. Olay Çevresinde Oluşan Edebi Metinler a) Anlatmaya Bağlı Metinler (Roman, Hikâye) Tanzimat tan önce Türk edebiyatında olay çevresinde oluşan (anlatmaya ve göstermeye bağlı) edebi türler şunlardır: Halk hikâyeleri, destanlar, mesneviler, masallar ve geleneksel halk tiyatroları. Tanzimat la birlikte olaya bağlı edebi metinlere şunlar da eklenmiştir: roman, hikâye ve tiyatro. Tanzimat döneminde roman, hikâye ve gazetelerde bölümler halinde yayımlanarak (tefrika edilerek) okura ulaştırılmıştır. Fransız edebiyatından çevirilerle başlayan roman türündeki gelişmeler, telif (yazarın kendi yaratımı) romanların yazılmasıyla sürmüştür. Tanzimat edebiyatı romanlarında Doğu-Batı çatışması ile bundan doğan yıkımlar ve tarihteki başarılar öne çıkan konulardır. Tanzimat edebiyatı romanları teknik olarak zayıftır, yazarlar romanın akışına müdahale eder, romanı genellikle bir öğütle bitirirler. Roman ve hikâyelerde toplumu eğitme amacı öne çıkar; iyiler çok iyi, kötüler çok kötüdür, iyiler ödüllendirilir, kötüler cezalandırılır. Roman türünün ilk örnekleri (Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat, İntibah, Felatun Bey ile Rakım Efendi) romantizm akımının özelliklerini taşır, ikinci dönemle birlikte realist romanlar (Sergüzeşt, Araba Sevdası) yazılmıştır. Roman ve hikâyelerde divan edebiyatına göre sade bir dil kullanılmıştır. Romanlar toplumu eğitmek için bir araç olarak görüldüğünden teknik bakımdan kusurludur. Romanlarda (Felatun Bey'le Rakım Efendi, İntibah, Sergüzeşt vb.) ilahi bakış açısı kullanılmıştır. b) Göstermeye Bağlı Metinler (Tiyatro) Tanzimat tan önce Türk edebiyatın geleneksel halk tiyatrosu ürünleri vardı. Karagöz, meddah, orta oyunu ve köy seyirlik oyunlarının oluşturduğu geleneksel tiyatro doğaçlamaya dayanıyordu ve genel olarak belirli bir sahnesi, dekoru yoktu. Tanzimat la birlikte, Şair Evlenmesi'nin yayımlanmasıyla başlayan modern tiyatro ise belli bir metne dayalıdır ve bir sahnesi, dekoru ve komedi, trajedi, dram gibi türleri vardır. I. Toplulukta tiyatro toplumu eğitmede bir araç olarak görülmüştür, II. toplulukta okunmak için, bireysel konuların işlendiği tiyatrolar yazılmıştır. Birinci dönemde genellikle görücü usulüyle evliliğin yanlışlığı (Şair Evlenmesi), çokevliliğin yanlışlığı (Eyvah), vatan sevgisi, kahramanlık (Vatan yahut Silistre), Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 2

88 11. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI aşk dramı (Zavallı Çocuk, Akif Bey) ve tarihsel konular (Celalettin Harzemşah) işlenmiştir. İkinci dönemde ise genellikle aşk dramları (Afife Anjelik, Vuslat yahut Süreksiz Sevinç), töreler (Çok Bilen Çok Yanılır), tarihsel konular (Tezer, Tarık, İbn-i Musa) işlenmiştir. İlk dönem ürünleri mensur olarak yazılırken Tanzimat'ın ikinci topluluğunda yer alan Abdülhak Hamit Tarhan'ın tiyatroları manzum olarak da yazılmıştır. Birinci dönem yazarlarının (Şinasi, Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi) eserlerinde günlük konuşma dilinden yararlanılmış, sade bir dil vardır. İkinci dönem yazarlarının (Recaizade Mahmut Ekrem, Abdülhak Hamit Tarhan) tiyatro dili genel olarak sanatlı ve ağırdır. Tanzimat birinci dönemi edebiyatında Şinasi, Ahmet Mithat gibi yazarlar dilin sadeliği ve diyalogların doğallığıyla tiyatro eserlerini sahneleme tekniğine uygun yazmışlardır. Bununla birlikte Abdülhak Hamit Tarhan, tiyatrolarını okunmak için yazdığı için sahne tekniği bakımından zayıf tiyatrolar ortaya koymuştur, yine ikinci dönem yazarı Recaizade Mahmut Ekrem'in tiyatroları da sahne tekniğine uygun değildir. Ahmet Vefik Paşa, Moliere'den yaptığı çeviri ve uyarlamalarla tiyatroya büyük katkılarda bulunmuştur. Tanzimat tiyatrosunda, önce klasisizm (Şinasi, Ahmet Vefik Paşa) ve romantizm (Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi, Abdülhak Hamit Tarhan) akımlarının etkisi görülür. Tanzimat Dönemi Edebiyatı I. Topluluk Şinasi - Ziya Paşa - Namık Kemal topluluğu olarak anılır. Ahmet Mithat Efendi, Şemsettin Sami, Ahmet Vefik Paşa, Direktör Ali Bey, Ali Suavi, I. topluluğun diğer önemli sanatçılarıdır. Tanzimat Dönemi I. Topluluk Sanatçıları İBRAHİM ŞİNASİ ( ) I. topluluğun öncüsüdür. Dilde sadeleşme hareketine öncülük etmiştir. Edebiyatımızda noktalama işaretini ilk kez kullanmıştır. Kasidelerinde içerik ve şekil bakımından yenilikler görülür. Eserlerinde parça güzelliği yerine bütün güzelliğine önem vermiştir. La Fontaine'in fabllarını manzum olarak çevirmiştir. Durub-ı Emsal-i Osmaniye adlı eseriyle atasözlerini bilimsel bir anlayışla derlemiştir. İlk tiyatro eserimiz olan Şair Evlenmesi'ni (1860) yazmıştır. Şair Evlenmesi, görücü usulü ile evliliğin yanlışlığını konu edinir. İlk özel gazete Tercüman-ı Ahval'i (1860) Agâh Efendi'yle birlikte çıkarmıştır. İlk makale olan Tercüman-ı Ahval Mukaddimesi'ni (1860) yazmıştır. Tasvir-i Efkâr gazetesini çıkarmıştır (1862). Batı'dan yaptığı şiir çevirilerini Tercüme-i Manzume'de toplamıştır. Klasisizmden etkilenmiştir. Eserleri Tiyatro: Şair Evlenmesi Şiir: Müntehabat-ı Eş'ar Derleme: Durub-ı Emsal-i Osmaniye Sözlük: Kamus-ı Osmanî (tamamlayamamıştır) Çeviri: Tercüme-i Manzume ZİYA PAŞA ( ) Şiirleri divan edebiyatı tarzındadır. Şiir ve İnşa adlı makalesinde halk edebiyatını; "Harabat" adlı antoloji ile divan edebiyatını övmüş, bu yüzden Namık Kemal tarafından eleştirilmiştir. Hece ölçüsüyle yazdığı şiirleri de vardır. Genellikle aruzu kullanmıştır. Bağdatlı Ruhi'ye nazire olarak yazdığı Terkib-i Bent'i önemlidir. Şiirleriyle toplumdaki olumsuzlukları eleştirmiş ve felsefi konuları ele almıştır. Dönemin idarecilerine (Özellikle Ali Paşa'ya) yönelik hicivler yazmıştır (Zafername). Çeviriler yapmıştır. Toplumsal şiirlerinde hak, hürriyet, adalet, medeniyet, ahlak gibi kavramları işlemiştir. Namık Kemal'le birlikte yurt dışında çıkarılan ilk gazete olan "Hürriyet"i yayımlamıştır. Romantizm akımından etkilenmiştir. Şiir: Eş'ar-ı Ziya Antoloji: Harabat (Antoloji, III cilt) Tercümeleri: Rüya'nın Encamı, Endülüs Tarihi, Engizisyon Tarihi, Emil, Tartüffe... Hiciv: Zafername (Nazım-nesir karışık) Makale: Şiir ve İnşa Mektup: Veraset Mektupları Anı: Defter-i Amal NAMIK KEMAL ( ) "Vatan şairi"dir. Şiir, eleştiri, biyografi, roman, tarih, makale gibi farklı türlerde eserler vermiştir. "Toplum için sanat" anlayışındadır. Eserlerinde vatan, hürriyet, özgürlük, eşitlik gibi konuları işlemiştir. Edebiyatçı kimliği kadar fikir adamı kimliği de önemlidir. Dilin sadeleşmesi taraftarıdır. Şiirlerini, heyecanlı bir söylevci edasıyla yazmıştır. Hece ile şiirler de yazmıştır; ama genellikle aruzu kullanmıştır. Şiirlerinde hem konu hem de biçim bakımından yenilikler görülür. Ziya Paşa'nın eski edebiyatı övdüğü "Harabat" adlı antolojisini eleştirmek amacıyla yazdığı "Tahrib-i Harabat"la ilk eleştiri kitabı örneğini vermiştir. Namık Kemal, tiyatrolarında aşk dramları, vatanseverlik, fedakârlık, ahlak gibi konuları işlemiştir. "Vatan Makalesi" adlı önemli bir yazısı vardır. Tasvir-i Efkâr gazetesini Şinasi'den devralmıştır. Ziya Paşa ile birlikte Londra'da Hürriyet gazetesini çıkarmıştır. Mektupları vardır. Magosa'da yazdığı mektuplar Batılı anlamda anı türünün ilk örneği sayılmaktadır. Romantizmden etkilenmiştir. Romanları: İntibah, Cezmi Tiyatroları: Vatan yahut Silistre, Gülnihal, Kara Bela, Akif Bey, Celalettin Harzemşah Eleştirileri: Tahrib-i Harabat, Takib-i Harabat (iki eser de Ziya Paşanın Harabat ına karşı yazılmıştır.), İrfan Paşa ya Mektup, Renan Müdafaanamesi Tarih: Devr-i İstila, Kanije, Silistre Muhasarası, Osmanlı Tarihi, Büyük İslam Tarihi Biyografi: Evrak-ı Perişan (Fatih, Yavuz Sultan ve Selahattin Eyyubi'yi anlatır.) Anı: Magosa Mektupları Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 3

89 11. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI AHMET MİTHAT EFENDİ ( ) Eserlerini "halk için roman anlayışıyla" yazmıştır. Döneminin en çok eser veren yazarıdır. "Yazı makinesi" olarak nitelenen yazar, roman, hikâye ve tiyatro gibi birçok türde eser vermiştir. Romanlarında halkı bilgilendirmek için akışı keserek ansiklopedik bilgiler vermiştir. Tercüman-ı Hakikat gazetesini çıkarmıştır. Teknik ve üslup bakımından zayıf eserler vermiştir. Dili sade ve anlaşılırdır. Hayatını kalemiyle kazanan ilk yazarımızdır. Servet-i Fünun aleyhine "Dekadanlar" adlı bir yazı yazmıştır. Bu yazıyla Servet-i Fünuncu gençleri anlaşılmaz şiirler yazmakla eleştirmiştir. Felatun Beyle Rakım Efendi romanında yanlış batılılaşmayı eleştirmiştir. Bu romandaki Felatun Bey "Doğu"yu, Rakım Efendi "Batı"yı temsil eder. Romantizmden etkilenmiştir. Hikâye: Kıssadan Hisse, Letaif-i Rivayat (25 cilt) Romanları: Yeniçeriler, Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Felatun Beyle Rakım Efendi, Süleyman Musli, Henüz On Yedi Yaşında, Esrar-ı Cinayat, Durdane Hanım, Dünyaya İkinci Geliş, Jön Türk, Paris'te Bir Türk... Tiyatro: Eyvah, Çerkez Özdenler, Çengi Gezi: Avrupa'da Bir Cevelan Biyografi: Beşir Fuat AHMET VEFİK PAŞA ( ) Devlet adamı ve yazardır. Moliere'den yaptığı çeviri ve adaptasyonlarla tanınmıştır. Milliyetçilik ve Türkçülük akımlarının ilk temsilcilerindendir. Tiyatro tarihimizde özel bir yeri vardır, Türk tiyatrosunun kurucusu sayılmaktadır. Lehçe-i Osmanî adlı, Anadolu Türkçesine ait ilk sözlüğü hazırlamıştır. Klasisizmden etkilenmiştir. Moliere'den Tiyatro Çeviri ve Uyarlamaları: İnfal-i Aşk, Zor Nikah, Zoraki Tabip, Tabib-i Aşk, Meraki, Azarya, Yorgaki Dandini, Savruk, Kocalar Mektebi, Kadınlar Mektebi Sözlük: Lehçe-i Osmanî Tarih: Şecere-i Türk Çevirisi (Ebulgazi Bahadır Han'ın bu önemli eserini Türkiye Türkçesi'ne çevirmiştir.) ŞEMSETTİN SAMİ ( ) İlk yerli roman olan Taaşşuk-ı Talat ve Fitnat ı yazmıştır. Diğer önemli eserleri Kamus-ı Türkî, Kamus-ı Alam ve Orhun Kitabeleri Çevirisi'dir. DİREKTÖR ALİ BEY ( ) Tiyatro alanındaki çalışmalarıyla ve özellikle Ayyar Hamza adlı uyarlamasıyla tanınır. Diğer önemli eserleri: Kokona Yatıyor (tiyatro), Seyahat Jurnali (Batılı anlamda ilk günlüktür.) ALİ SUAVİ ( ) Muhbir gazetesindeki yazılarında sade bir dil kullanarak Tanzimat dönemindeki dilde Türkçülük hareketine öncülük etmiştir. Milliyetçilik düşüncesinin kökleşmesine çalışmıştır. "Hive Hanlığı" adlı eserinde milliyetçi yönü öne çıkar. "Kamusü'l-UIum ve'l-maarif" (Bilim ve Kültür Sözlüğü) adlı bir ansiklopedisi de vardır. Tanzimat Dönemi Edebiyatı II. Topluluk R. M. Ekrem, A. H. Tarhan, S. Sezai topluluğu olarak anılır. Nabizade Nazım ve Muallim Naci topluluğun diğer önemli isimleridir. Birinci topluluktan farklı yönleri şunlardır: "Sanat için sanat" anlayışını savunmuşlardır. Batı'ya daha yakın ve daha yenilikçilerdir. Kişisel konulara çokça yer vermişlerdir. Bu dönemde romantizmden realizme geçilmiştir. ABDÜLHAK HAMİT (TARHAN) ( ) Şair-i Azam olarak tanınmıştır. Tanzimat ın I. dönemiyle başlayan yenileşme hareketindeki asıl başarıyı şiirleriyle sağlamıştır. Ölümü ve metafizik konuları ele alan felsefi şiirler yazmıştır. Aşk, doğa, vatan sevgisi de işlediği konulardandır. Sanat için sanat, anlayışındadır. Aruzun yanında heceyi de kullanmıştır. Şiirlerinde tezata yer vermiştir. Şiirlerinde şaşırtmacadan da yararlanmıştır. İlk pastoral şiirimiz olan Sahra'yı yazmıştır. Süslü ve sanatlı bir dili vardır; dil kurallarını fazla zorlamıştır. Romantizmin etkisindedir. Tiyatro eserleri sahne tekniğine uygun değildir, okunmak için yazılmıştır. Hece veya aruzu kullanarak manzum olarak kaleme aldığı tiyatroları vardır. Bazıları mensur olarak kaleme alınmıştır. Tiyatrolarında tarihsel ve hayali konuları işlemiştir. Şiir: Sahra, Divaneliklerim yahut Belde, Makber, Ölü, Bunlar Odur, Hacle, Baladan Bir Ses... Tiyatro: Macera-yı Aşk, Sabr-ü Sebat, İçli Kız, Duhter-i Hindu, Nesteren, Eşber, Tezer, Finten, İbn-i Musa, İlhan, Turhan yahut Endülüs'ün Fethi... SAMİ PAŞAZADE SEZAİ ( ) Tanzimat edebiyatının realist yazarlarındandır. İngiliz ve Fransız Edebiyatını iyi tanıyan bir yazardır. Esir kız Dilber'in maceralarını anlattığı "Sergüzeşt" (1889) romanıyla tanınır; bu romanda kölelik düzenini eleştirmiştir. Sergüzeşt (macera anlamına gelmektedir), romantizmden realizme geçiş özellikleri taşır. Toplumsal sorunları işlemiştir. Dönemine göre sade bir dil kullanmıştır. Gerçekçi yazarlardandır. Roman: Sergüzeşt Hikâye: Küçük Şeyler (Batılı anlamda ilk öyküler.) Gezi-sohbet: Rumuzü'l-Edep Tiyatro: Şir RECAİZADE MAHMUT EKREM ( ) "Üstat" olarak bilinir. II. Topluluğun önder nitelikli üyesidir. Şiir, hikâye, roman, tiyatro, eleştiri türlerinde eserler vermiştir. "Her güzel şey şiirin konusu olabilir." görüşüyle Türk şiirinin konusunu genişletmiştir. "Sanat sanat içindir." anlayışına bağlıdır. İlk realist roman olan Araba Sevdası'nda "Bihruz Bey" karakterinden hareketle yanlış Batılılaşmayı eleştirmiştir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 4

90 11. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Muallim Naci'yle eski-yeni edebiyat tartışmalarına girmiş; yeni edebiyatı ve "kulak için kafiye" anlayışını savunmuştur. Tartışmalar sırasında etrafında toplanan gençler üzerinde etkili olan yazar, Servet-i Fünun'un hazırlayıcısı olmuştur. Şiirlerinde romantiktir. Romanlarında realizmin etkisindedir. Talim-i Edebiyat adlı edebiyat bilgilerini içeren bir ders kitabı yazmıştır. Şiir: Nağme-i Seher, Yadigar-ı Şebab, Pejmürde, Nijad Ekrem (Ölen oğlu için yazmıştır). Zemzeme (III Cilt) Tiyatro: Afife Anjelik, Vuslat yahut Süreksiz Sevinç, Çok Bilen Çok Yanılır, Atala Roman: Araba Sevdası (ilk realist romandır.) Hikâye: Şemsa, Muhsin Bey Eleştiri: Takdir-i Elhan (Muallim Naci ile kavgaları, kafiye konusu MUALLİM NACİ ( ) Tanzimat edebiyatında divan edebiyatı alışkanlıklarını savunan ve sürdüren bir yazardır. "Kafiye, göz içindir." anlayışını savunmuş ve Recaizade Mahmut Ekrem'le tartışmıştır. Sade bir dille ve hece ölçüsüyle yazdığı şiirleri de vardır. Şiir: Ateşpare, Füruzan, Şerare Eleştiri: Muallim, Demdeme Anı: Ömer'in Çocukluğu Sözlük: Istılahat-ı Edebiye, Lügat-i Naci NABİZADE NAZIM ( ) Realist, natüralist özellikler taşıyan bir yazardır. İlk köy romanı olan Karabibik'i (1890) yazmıştır. Zehra adlı realist-natüralist romanı edebiyatımızda ilk psikolojik roman denemesi ve ilk tezli romandır. III. ÜNİTE: SERVET-İ FÜNÛN (EDEBİYAT-I CEDİDE) ( ) ve FECR-İ ÂTÎ TOPLULUĞU ( ) Batı etkisindeki Türk edebiyatının kısa, ama etkili dönemidir. Servet-i Fünun kuşağı, Tanzimat ın birinci dönemin toplumcu sanatçılarından çok Tanzimat ın sanatta estetiği ön plana alan ikinci dönem sanatçılarının hazırladığı bir edebi zevk ortamı içinde büyümüşlerdir. Topluluğun alt yapısını Tanzimat sanatçılarından Recaizade Mahmut Ekrem hazırlamıştır. Tanzimat dönemi edebiyatçıları, Doğu kültürü içinde yetişip Batı kültürünü sonradan tanırken Servet-i Fünuncular Batı kültürü içinde yetişmiştir. Servet-i Fünun (Fenlerin Serveti) dergisi 1891 yılında Ahmet İhsan Tokgöz tarafından çıkarılmaya başlanır yılında Hasan Asaf adlı bir genç Malumat dergisinde Burhan-ı Kudret adlı bir şiir yayımlar. Şiirdeki "Zerre-i nurundan iken muktebes/ Mihr ü mehe bakmak abes" beytindeki "muktebes"le "abes" sözcükleri arasında kafiye yapılması tartışmalara yol açar. Çünkü eski şiire göre kafiye olacak seslerin aynı harfle yazılması gerekiyordu. Oysa bu şiirde muktebes sözcüğündeki "s" Arap alfabesindeki "sin" harfiyle, abes sözcüğündeki "s" ise Arap alfabesindeki "peltek se" ile bitmekteydi. Hasan Asaf ise eleştirileri Recaizade Mahmut Ekrem'in "Şiir göz için değil kulak içindir." sözüyle yanıtlamıştır. Bu tartışma bir bakıma "eski - yeni" çatışmasında bardağı taşıran son damla olmuştur. Bunun üzerine yenilik taraftarı genç şairler Recaizade Mahmut Ekrem'in yanında Servet-i Fünun dergisinde toplanır. 1896'da Recaizade Mahmut Ekrem, Ahmet İhsan'ı, dergiyi edebiyat dergisi yapmaya ikna eder ve derginin başına Tevfik Fikret getirilir. Servet-i Fünun dönemi edebiyatçıları Servet-i Fünun dergisi etrafında toplanmışlardır. Servet-i Fünun, II. Abdülhamit yönetiminin baskısı (istibdat) altında gelişmiş bir edebiyattır; karamsarlık, umutsuzluk, bunalım, bu döneme hâkimdir. Sanat için sanat anlayışı döneme egemendir. Servet-i Fünuncuların Fransızca başta olmak üzere Batı dillerini bilmeleri Batı edebiyatıyla güçlü bir bağ kurmalarını kolaylaştırmıştır. Servet-i Fünun edebiyatçıları etkinliklerini Tevfik Fikret başkanlığında gerçekleştirmişlerdir. Servet-i Fünuncular eserlerinde toplumsal faydayı değil estetik zevki öne çıkarmışlardır. Bu dönem, gazetecilikten dergiciliğe geçilen bir dönemdir. Tanzimat ın hedef olarak benimsediği dilde sadeleşme unutulmuş, tersine daha da sanatlı, ağır bir dil kullanılmıştır. Hüseyin Cahit Yalçın'ın Servet-i Fünun'da yayımlanan "Edebiyat ve Hukuk" adlı makalesinden dolayı, Servet-i Fünun dergisi kapatılır ve topluluk dağılır. Servet-i Fünun Döneminde Öğretici Metinler Bu dönemde Tanzimat dönemindeki öğretici metinler gibi sosyal, siyasi konular değil; bireysel ve edebı konular işlenmiştir. Servet-i Fünun dönemi öğretici metinleri gezi yazısı, eleştiri ve anı türünde yoğunlaşmıştır. Servet-i Fünun döneminde eleştiri türündeki yazılar çoğunlukla Servet-i Fünun'a dönük eleştirileri (anlaşılmazlık, Batı taklitçiliği vb.) yanıtlama ve topluluğun edebiyat anlayışını ortaya koyma amacı taşır. Ahmet Şuayp, Servet-i Fünun döneminde eleştiri türündeki yazılarıyla tanınır. Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiir) Şiirde konu ve biçim yönünden büyük yenilikler yapılmıştır. Heceyle denemeler olmakla birlikte ağırlıklı olarak aruz vezni kullanılmıştır. Servet-i Fünun şiirinde resim sanatından etkilenilmiştir. Sanat sanat içindir anlayışına uygun bireysel şiirler yazılmıştır. Sadece Tevfik Fikret bireysel şiirler yazdığı ilk döneminden sonra toplumcu şiirler yazmıştır. Şiirlerde aşk ve doğa gibi bireysel konular işlenmiş, sıfatlara ve doğa tasvirlerine bolca yer verilmiştir. Tanzimat sanatçılarından olan R. M. Ekrem'in "Güzel olan her şey şiirin konusu olabilir." anlayışıyla hareket edilmiştir. Kulak için kafiye anlayışı benimsenmiştir. Şiirde musikiye, şekil kusursuzluğuna önem verilmiştir. Aruz Türkçeye uydurulmaya çalışılmıştır. Aruz kalıpları konuya göre seçilmiş, bir şiirde birden fazla aruz kalıbı kullanılabilmiştir. Sone ve terza-rima gibi Batı'dan alınan nazım şekilleri ilk kez bu dönemde kullanılmıştır. Serbest müstezat, Servet-i Fünun şiirinde çokça kullanılmıştır. Arapça ve Farsçadan, daha önce kullanılmamış sözcükleri kullanmayı bir hüner olarak görmüşlerdir. Divan ve Tanzimat tan farklı yeni imgeler (beyaz titreyiş, anılarımın gecesi vb.) kullanmışlardır. Süslü, sanatlı bir dil vardır. Anlam bir mısrada değil diğer mısrada tamamlanmış, şiirin bütünlüğüne önem verilmiştir. Şiirde sembolizm ve parnasizmin etkisi vardır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 5

91 11. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Nazım nesre yaklaştırılmıştır, manzum hikâyeler yazılmıştır. Bu dönemde, mensur şiir örnekleri verilmeye başlanmıştır. Olay Çevresinde Oluşan Edebi Metinler a) Anlatmaya Bağlı Metinler (Roman, Hikâye) Roman ve hikâyede teknik bakımdan Batı seviyesine bu dönemde ulaşılmıştır. Konu ve karakter seçimine dikkat edilmiş, psikolojik tahlillere yer verilmiştir. Roman ve hikâyelerde bireysel konular işlenmiştir: Aşk, dram, hayal kırıklıkları, aile içi ilişkiler... Çevre tasvirlerinde ayrıntılara girilmiş, mekân olarak İstanbul dışına çıkılmamıştır. Kahramanlar eğitimli, aydın, zengin, konaklarda yaşayan kişilerden seçilmiş, ait oldukları sınıfa göre konuşturulmuştur. Roman ve hikâyelerde Arapça ve Farsçanın ağırlıkta olduğu süslü, söz diziminde değişikliklere gidilen uzun ve kesik cümlelerin kullanıldığı bir dil söz konusudur. Roman ve hikâyede realizm ve natüralizm akımlarından etkilenilmiştir. Hikâyeler Maupassant tarzına (olay hikâyesi) uygundur. Bu dönemde durum hikâyesi yazılmamıştır. Teknik bakımdan başarılı ve olgun hikâyeler yazılmıştır. Hikâyelerde mekân tasvirleri gerçeklik duygusu uyandırır. Romanlarda gözlem önemli bir yer tutar. Romanların süslü ve ağır bir dili vardır. Romanlara konu olan olaylar İstanbul da geçer. b) Göstermeye Bağlı Metinler (Tiyatro) Tiyatro türünde dönemin baskısı nedeniyle hemen hemen hiçbir gelişme gösterilmemiştir. Sadece Hüseyin Suat, dönemin tiyatro yazarı olarak öne çıkmıştır. Servet-i Fünun Dönemi Sanatçıları TEVFİK FİKRET ( ) Önceleri sanat için sanat, sonraları toplum için sanat anlayışını savunmuş ve buna uygun eserler vermiştir. Toplumsal ve siyasal ortamı Han-ı Yağma, 95'e Doğru, Balıkçılar, Haluk'un Bayramı, Hasta Çocuk, Tarih-i Kadim, Millet Şarkısı, Promete, Nesrin, Sis gibi şiirleriyle eleştirmiştir. Karamsarlığı ve iç dünyasındaki çalkantıları şiirlerinde öne çıkmıştır. Serbest müstezatı şiirlerinde başarıyla kullanmıştır. Aruzla Türkçeyi, şiirle düz yazıyı başarıyla kaynaştırmayı bilmiştir. Beyit ve mısra bütünlüğünü kırmış, anlamı birkaç dizeye yaymıştır. Nazmı nesre başarıyla yaklaştırmış, manzum hikâyeler yazmıştır. Şiirlerinde noktalama işaretlerine, biçimsel mükemmelliğe, tasvire önem vermiştir. "Yağmur" şiirinde olduğu gibi şiirin içeriğine uygun aruz kalıplarını seçip kullanmıştır. Şiirlerinde parnasizmden etkilenmiştir. Şiir: Rübab-ı Şikeste, Rübabın Cevabı, Haluk'un Defteri, Şermin (Hece ölçüsüyle yazdığı çocuk şiirleri) CENAP ŞAHABETTİN ( ) "Sanat için sanat" anlayışıyla eserler vermiştir. Parnasizmin ilk örneklerini vermiştir. Şiirlerinde müziğe önem vermiş ve sembolizmin öncüsü olmuştur. Arapça ve Farsça sözcüklerle, özgün imgelerle yüklü ağır bir dili vardır. Şiirlerinin konusunu daha çok "doğa"dan almıştır. Elhanı Şita adlı şiiriyle tanınır. Cenap Şahabettin, şiirlerini Evrak-ı Leyal adı altında toplamak istemişse de bu gerçekleşmemiştir. Günümüzde onun bu isteğine uygun olarak şiirleri Evrak-ı Leyal başlığı altında bir araya getirilmiştir. Şiir: Evrak-ı Leyal Düz yazıları: Evrak-ı Eyyam, Nesr-i Harp, Nesr-i Sulh (makaleler, düz yazılar) Gezi: Hac Yolunda, Avrupa Mektupları, Suriye Mektupları Özdeyiş: Tiryaki Sözler Tiyatro: Yalan, Körebe, Küçük Beyler HALİT ZİYA UŞAKLIGİL ( ) Türk edebiyatında Batı tarzında eser veren ilk büyük romancıdır. Servet-i Fünun döneminin en güçlü yazarıdır. Realist ve natüralist yazarlardan etkilenmiştir. Eserlerinde geniş tasvirlere ve psikolojik tahlillere yer vermiştir. Hikâyelerinde Maupassant tarzı hâkimdir. Romanlarında İstanbul daki eğitimli ve zengin kesimi konu almış, hikâyelerinde ise halkın arasına girmeye çalışmıştır. Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamaları kullandığı ağır bir dili vardır. (Sağlığında eserlerini yine kendisi sadeleştirmiştir.) Mai ve Siyah'ta Ahmet Cemil tipinden hareketle Servet-i Fünun kuşağının ideallerini, beklentilerini, hayal kırıklıklarını anlatmıştır. Aşk-ı Memnu'da bir Türk aile yapısını ayrıntılı olarak incelemiş ve alafranga özentisini eleştirmiştir. Türk edebiyatında "mensur şiir"in ilk örneklerini vermiştir. Roman: Sefile, Nemide, Bir Ölünün Hatıra Defteri, Ferdi ve Şürekâsı, Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnu, Kırık Hayatlar Hikâye: Bir Şi'r-i Hayal, Bir Yazın Tarihi, Solgun Demet, Hepsinden Acı, Aşka Dair, Onu Beklerken, İhtiyar Dost, Kadın Pençesi, İzmir Hikâyeleri. (Ali'nin Arabası adlı hikâyesinde Anadolu'ya yönelir.) Oyun: Kâbus, Füruzan, Fare Anı: Kırk Yıl, Saray ve Ötesi, Bir Acı Hikâye Deneme: Sanata Dair Mensur şiir: Mensur Şiirler, Mezardan Sesler HÜSEYİN CAHİT YALÇIN ( ) Roman ve hikâyeci olarak ün kazanmış; sonraları siyasi yazarlığa geçmiştir. Roman ve hikâyelerinde şairane ve süslü bir üslup kullanmıştır. Eski-yeni tartışmalarında yeni edebiyatın başta gelen savunucularından olmuştur. "Edebiyat ve Hukuk" makalesinden dolayı Servet-i Fünun dergisi kapatılmıştır. Hikâye: Hayat-ı Muhayyel Roman: Hayal içinde Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 6

92 11. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Eleştiri: Kavgalarım Anı: Edebi Hatıralar (Edebiyat Anıları), Siyasal Anılar MEHMET RAUF ( ) İlk psikolojik romanımız olan Eylül'ün yazarıdır. Kahramanların iç konuşmalarına ilk kez Mehmet Rauf yer vermiştir. Roman: Eylül, Ferda-yı Garam, Genç Kız Kalbi Hikâye: Son Emel, Bir Aşkın Tarihi, Üç Hikâye Mensur Şiir: Siyah İnciler AHMET HİKMET MÜFTÜOĞLU ( ) Servet-i Fünun dergisinde sanatlı, ağır bir dille yazdığı hikâyelerle Servet-i Fünun topluluğu içinde yer almıştır. Hikâyeleri Maupassant tarzına (olay hikâyeciliği) uygundur. Türkçülük ve Yeni Lisan akımını benimsedikten, Türk Yurdu, Türk Derneği dergilerine geçtikten sonra milli konularda sade bir dille hikâyeler yazmıştır. Hikâye: Haristan ve Gülistan, Çağlayanlar Roman: Gönül Hanım SÜLEYMAN NAZİF ( ) İlk şiirlerinde Namık Kemal başta olmak üzere Tanzimat şairlerinden etkilenmiştir. Makale, şiir, mensur şiir, mektup gibi türlerde eserler vermiştir. Nesirlerinde ahenk kaygısıyla yabancı sözcük ve tamlamalardan yararlanmıştır. Şiir: Gizli Figanlar, Firak-ı Irak, Malta Geceleri (nazım - nesir karışık) Servet-i Fünun Döneminin Diğer Sanatçıları: Süleyman Nesip, Hüseyin Siret, Ali Ekrem Bolayır, Hüseyin Suat, İsmail Safa Özler, Ahmet Şuayp, Faik Ali Ozansoy FECR-İ ATİ EDEBİYATI ( ) 1909'da Hilal gazetesi matbaasında toplanan genç sanatçılar Fecr-i Ati'yi (Geleceğin Şafağı) kurarlar. Bu gençler arasında şu isimler vardır: Yakup Kadri, Fuat Köprülü, Ahmet Haşim, Aka Gündüz, Ali Canip, Celal Sahir, Refik Halit, Şahabettin Süleyman, Tahsin Nahit. Servet-i Fünun dergisinde 1910'da bir bildiri yayımlayarak kendilerini kamuoyuna duyuran bir edebiyat topluluğudur. Edebiyatımızda bildiri (beyanname, manifesto) yayımlayan ilk topluluktur, daha sonra Yedi Meşaleciler ve Garipçiler de bildiri yayımlamışlardır. Topluluk üyeleri edebiyatta yenilikler yapma amacını taşımışlardır. Fecr-i Aticiler "Sanat şahsi ve muhteremdir." görüşünü savunmuşlardır. Fecr-i Aticiler, Servet-i Fünun edebiyatının devamı olmaktan kurtulamamışlardır. Topluluk üyeleri şiirde sembolizm, parnasizm ile empresyonizmden; roman ve hikâyede realizm ile natüralizmden etkilenmişlerdir. Aruz ölçüsüyle aşk ve doğa konulu şiirler yazılmıştır. Serbest müstezat kullanılmıştır. Arapça ve Farsçanın etkisinde ağır bir dil söz konusudur. Fecr-i Ati bir bakıma Servet-i Fünun'la Milli Edebiyat arasında bir köprü işlevi görmüştür. Sanatçılar, Fransız sembolizmiyle daha sıkı bağlar kurmuşlardır. Tiyatro türüne pek önem vermemişlerdir. Batı'yla sanat bakımından daha güçlü ilişkiler kurmayı, halkın sanat kültürünü geliştirmek için halka konferanslar vermeyi, sanatı ileriye taşımayı amaçlamışlar; ama kısa sürede dağılan etkisiz bir topluluk olmuşlardır. Fecr-i Aticilerin çoğu Milli Edebiyat akımına katılmış; bu dönem bir tek Ahmet Haşim'le anılır olmuştur. Fecr-i Ati Dönemi Sanatçıları AHMET HAŞİM ( ) 1909'da Fecr-i Aticilere katılmıştır. Fecr-i Ati topluluğu dağıldıktan sonra da yoluna devam etmiştir. Fecr-i Ati topluluğunun ve modern Türk şiirinin en önemli şairlerindendir. "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" başlığı altında şiir anlayışını açıklamıştır. Saf şiir anlayışına bağlı kalmıştır. Şiirde konudan çok, söyleyişi önemser. Gerçek şiir ona göre herkesin kendisine göre yorumlayabileceği şiirdir. Şiiri duyulmak için yazılan sözden çok musikiye yakın bir tür olarak görür. Önceleri Arapça ve Farsçayla yüklü bir dili varken, zamanla Türkçe ağırlıklı bir dile yönelir. Şiirlerinde aşk ve doğa, çocukluk anıları, gerçek hayattan kaçış konuları egemendir. Güneşin doğuşu ve batışı, göl, kızıl renkler, akşam onun şiirlerinde sıkça yer bulur. Bütün şiirlerini aruz ölçüsüyle yazmıştır. Sembolizmden ve empresyonizmden etkilenmiştir. "Sanat için sanat" anlayışına bağlıdır. Fıkra, sohbet gezi yazısı türlerinde de önemli eserler vermiştir. Şiir: Piyale, Göl Saatleri Sohbet: Gurabahane-i Laklakan (Fıkra özelliği de gösterir) Fıkra: Bize Göre (Bu kitaptaki bazı metinler deneme türü içerisinde değerlendirilmektedir.) Gezi yazısı: Frankfurt Seyahatnamesi TAHSİN NAHİT ( ) Fecr-i Ati topluluğu şairi ve oyun yazarıdır. Bireysel konulu şiirler yazmıştır. Şiirleri sanat gücü bakımından çok güçlü değildir. Şiirleri Ahmet Haşim etkisindedir. Tiyatro oyunları da yazmıştır. Şiir: Ruh-i Bikayd Tiyatro: Hicranlar, Jön Türk, Firar, Kırık Mahfaza DÖNEMİN BAĞIMSIZ SANATÇILARI Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati döneminde yazdıkları halde bu topluluklara katılmayan sanatçılardır. AHMET RASİM ( ) Fıkra, makale ve anılarıyla tanınır. Çocukluğunu, basın hayatını, İstanbul un günlük yaşantılarını başarılı bir üslupla anlatmıştır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 7

93 11. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Fıkra: Eşkâl-i Zaman, Şehir Mektupları Anı: Gecelerim, Falaka, Gülüp Ağladıklarım Roman: Hamamcı Ülfet Söyleşi: Ramazan Sohbetleri, Muharrir Bu Ya HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR ( ) Servet-i Fünuncuların etkili olduğu bir dönemde bu topluluğa girmemiştir. Ahmet Mithat Efendi'nin "halk için roman" anlayışına uygun eserler vermiştir. İlk romanı "Şık" ile tanınmış ve sevilmiştir. Halkın diliyle (Özellikle mahalle kadınlarının dili) ve mizahi bir üslupla halkı aydınlatıcı romanlar yazmıştır. Romanlarında İstanbul halkının ört, adet, gelenek ve göreneklerini ve yaşayışını yansıtmıştır. Romanlarındaki kahramanlarını yetiştikleri ortamın diliyle konuşturur, sosyal çevresiyle birlikte anlatır. Alafranga yaşama özenen züppe tipleri, şöhret meraklılarını, batıl inançlara düşkün insanları mizahi bir üslupla eleştirmiştir. Natüralizmden etkilenmiştir. Roman: Şık, Şıpsevdi, İffet, Mürebbiye, Kuyruklu Yıldız Altında Bir İzdivaç, Gulyabani, Nimetşinas, Metres, Ben Deli Miyim?, Mutallaka, Kaynanam Nasıl Kudurdu, Evlere Şenlik, Utanmaz Adam, Mezarından Kalkan Şehit Hikâyeleri: Kadınlar Vaizi, Namusla Açlık Meselesi, İki Hödüğün Seyahati, Melek Sanmıştım Şeytanı, Meyhanede Hanımlar, Gönül Ticareti Tiyatro: Hazan Bülbülü, Kadın Erkekleşince IV. ÜNİTE: MİLLİ EDEBİYAT DÖNEMİ ( ) Milli Edebiyatın Oluşumu ve Genel Özellikleri Genç Kalemler dergisinin 1911'de Selanik'te yayımlanmaya başlanması, Tanzimat edebiyatında ilk işaretleri görülen Türkçülük hareketlerini de hızlandırmıştır. Ömer Seyfettin'in Genç Kalemler'in ilk sayısında yayımladığı Yeni Lisan makalesiyle "sade Türkçe" bir dava olarak ilk kez bu dergide ele alınmış olur. Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem, Ziya Gökalp "Yeni Lisan" makalesi etrafında doğan yeni hareketin öncüleri olurlar. Milli Edebiyat döneminde birçok dergi yayımlanmıştır: 1911'de yayımlanan Genç Kalemler, Halit Fahri'nin yönettiği Şair (1919), Mustafa Nihat'ın çıkardığı Dergâh (1921) dergileri "Milli Edebiyat" hareketinin daha çok sanat ve edebiyat yönüne ağırlık vermişlerdir. Milliyetçiliği ideolojik yönden ele alan dergiler ise, Türk 'Derneği (1911), Türk Yurdu (1912) ve Yeni Mecmua (1917)'dır. Genç Kalemler'in ardından çıkan Türk Yurdu ve Yeni Mecmua gibi dergiler, Ziya Gökalp ın sosyolojik çalışmaları, Halide Edip'in Yeni Turan romanı, Türkçülük akımının gelişmesini, edebiyat ortamının değişmesini ve Milli Edebiyat Akımı'nın doğuşunu sağlar. Batı taklitçiliğinden kaçınarak, milli konulara yönelme, yeni ve milli bir edebiyat ortaya koyma amacı güdülmüştür. Türk kültürü ve tarihi el değmemiş bir hazine olarak kabul edilmiştir. Dil birliğini, ulus-devlet anlayışının temeli olarak gören Milli Edebiyatçılar Türkçeyi bilim ve sanat dili haline getirme, dil bilinci yoluyla milli bilinç oluşturma, halk kültürüne yönelme ve halkı eğitme gibi amaçlarına ulaşmak için dilde sadeleşmeye gitmişlerdir. Sade bir dili savunmuşlar, dilde karşılığı bulunan ve dilimize fazla oturmayan Arapça ve Farsça sözcükler kullanılmamıştır. "Toplum için sanat" anlayışı çerçevesinde eserler ortaya konmuştur. Halkın yaşamı ve sorunlarının yanı sıra bireysel konular da işlenmiştir. Mizahi üslup önemsenmiş, mizah ve hiciv türünde eserler de verilmiştir. Milli Edebiyat Döneminde Öğretici Metinler Milli Edebiyat döneminin öğretici metinlerinde sosyal ve siyasi şartlar dolayısıyla dil, siyaset konuları, milliyetçi, tarihi ve bilimsel konular işlenmiştir. Öğretici metinlerde; Servet-i Fünun dönemi gibi ağır ve süslü bir dil değil, yalın ve doğal bir dil kullanılmıştır. Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem, Mehmet Fuat Köprülü, Halide Edip Adıvar, Yusuf Akçura, Yahya Kemal gibi isimler öğretici metinler (fıkra, makale, sohbet, anı vb. kaleme almışlardır. Öğretici metinlerde Ziya Gökalp, İslamiyet öncesi; Yahya Kemal, İslamiyet sonrası Türk tarihini ve kültürünü ön plana çıkarmıştır. Coşku ve Heyecanı Dile Getiren Metinler (Şiir) Toplum için sanat anlayışına uygun "sade dil ve hece ölçüsüyle" milliyetçi şiirler yazılmıştır. Şiir dili olarak İstanbul Türkçesi esas alınmış ve şiirler sade bir Türkçeyle yazılmıştır. Halk şiiri kaynak olarak benimsenmiş ve hece ölçüsü kullanılmıştır. Milli kültür ve milli tarihle ilgili konular ele alınmıştır. İmgelere çok başvurulmamış, kullanılan imgelerin ise kolay anlaşılır olmasına dikkat edilmiştir. "Türkçeye, Türk dil bilgisi hâkim olacaktır." görüşü savunulmuştur. Tam ve zengin uyağın yanında yarım uyak da kullanılmıştır. Duygudan ziyade fikir ön plandadır. Eserler didaktiktir. Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul gibi şairlerin "sade dil ve hece ölçüsüyle" yazdıkları milliyetçi şiirlerin dışında yılları arasında yaşayan şairler "saf (öz) şiir"ler (Ahmet Haşim, Yahya Kemal) ve manzum hikâyeler (Mehmet Akif) de yazmışlardır. Saf (öz) şiirde "her şeyden önce güzel şiirler yazmak" amacı vardır. Sese, musikiye, söyleyiş ve şekil mükemmelliğine önem verilir. Bundan dolayı şiirdeki sözcükler değiştirilemez veya atılamaz. Bireysel temalar (aşk, gurbet, ölüm vb.) işlenir. Daha çok sembolist şairlerden etkilenilmiştir. Manzum hikâyelerde toplumsal sorunlar işlenmiş, halkın yaşayışı ve değerleri anlatılmıştır. Günlük konuşma diline ve halk söyleyişlerine, deyim ve atasözlerine yer verilmiştir. Manzum hikâyeler, belli bir olaya dayalı şiirlerdir. Bu şiirlerde aruz ölçüsü kullanılmıştır. Tür özellikleri bakımından mesneviyle benzerlik gösterir. Olay Çevresinde Oluşan Edebi Metinler a) Anlatmaya Bağlı Metinler (Roman, Hikâye) Roman ve hikâyede toplumsal, milli konulara realist bir bakışla yer verilmiştir. Türkçe karşılığı olan Arapça ve Farsça sözcükler kullanılmamıştır. Roman ve hikâyelerde sade ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır. İstanbul Türkçesi kullanılmıştır. Bu dönemle birlikte hikâye ve romanlarda İstanbul dışına çıkılmış ve Anadolu anlatılmıştır. "Yurt" ve "köy" sorunlarına yönelim başlamıştır. Köy ve taşra insanının yaşayışını anlatan ilk başarılı örnekler, Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 8

94 11. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Reşat Nuri'nin "Çalıkuşu", Ebubekir Hazım'ın "Küçük Paşa" adlı yapıtı bu dönemde verilmiştir. Anadolu'nun edebiyata girmesiyle birlikte "memleket edebiyatı" da başlamıştır. Arapça ve Farsça tamlamalardan kaçınılmıştır. Maupassant tarzı (olay hikâyesi) hikâyeler yazılmıştır. Hikâyelerde gözlem öne çıkmıştır. b) Göstermeye Bağlı Metinler (Tiyatro) Tiyatroda bu dönemle birlikte canlanmalar görülür. Özel ve resmi tiyatrolar kurulmuştur. Tiyatro eğitimi verilen Darülbedayi'nin yanında Türk operasının temelini kurmak amacıyla Darülelhan adı ile müzik bölümü açılmıştır. Bu dönemde tamamen Batılı bir tiyatro anlayışının temelleri atılmıştır. Doğal ve sade bir dil ve üslup kullanılmıştır. Bu dönemde İbnürrefik Ahmet Nuri Sekizinci ve Musahipzade Celal sadece tiyatro eserleri vermişlerdir. Milli Mücadele Dönemi Türk Edebiyatı Kurtuluş Savaşı'nı anlatan ve bu savaşa yazdıklarıyla katılan sanatçıların eserleriyle oluşan Milli Mücadele Dönemi Türk Edebiyatı, dil ve sanat görüşü bakımından Milli Edebiyat döneminin devamı niteliğindedir. Cumhuriyet Sonrası Türk Edebiyatının alt yapısını oluşturan Milli Mücadele Dönemi Türk Edebiyatında vatan, bağımsızlık, Türk tarihindeki kahramanlıklar, Kurtuluş Savaşı, onun halktaki yansıması ve Atatürk konu edilmiştir. Milli Mücadele Dönemi Türk Edebiyatında hece ölçüsüyle Kurtuluş Savaşı'nı desteklemek amacıyla milli' duyguları ele alan, moral verici, orduyu coşturucu şiirler yazılmıştır. Milli Mücadele Dönemi Türk Edebiyatı romanlarında işgal altındaki kentler (İstanbul, İzmir...), aydın-halk çatışması, yanlış batılılaşma işlenmiş, idealize tipler yaratılmıştır. Milli Mücadele Dönemi Türk Edebiyatı hikâyelerinde savaşa ait gözlemler, Türk insanının, askerinin kahramanlığı ve fedakârlığı anlatılmıştır. Dergi ve gazetelerde Kurtuluş Savaşı'nı konu edinen makale, fıkra ve denemeler kaleme alınmış, halkı coşturucu söylevler verilmiştir. Milli Edebiyat Dönemi Sanatçıları ÖMER SEYFETTİN ( ) Maupassant tarzı olay hikâyeciliğinin bizdeki en büyük ismidir. Hikâyeciliği meslek olarak gören ilk sanatçıdır. Genç Kalemler dergisinde yayımlanan "Yeni Usan" makalesiyle dilin sadeleştirilmesi gerektiğini savunmuştur. Uzun cümlelerden, söz oyunlarından, yabancı sözcük ve tamlamalardan kaçınmış, konuşma ve yazı dili arasında bir uyum kurmaya çalışmıştır. "Toplum için sanat" anlayışıyla milli değerlere yönelmenin önderliğini yapmıştır. Realist bir yazardır. Hikâyelerinde milli' bilinci uyandırma ve güçlendirme amacı taşımıştır. Mizahtan da yararlanarak toplumdaki aksayan yönleri eleştirmiştir; bu bakımdan hikâyeleri toplumsal hiciv karakteri taşır. Hikâyeleri teknik açıdan zayıftır, tasvirlere, psikolojik tahlillere önem vermez, daha çok olayı ön plana çıkarır. Türk tarihi, toplum sorunları, çocukluk anıları ve balkanlardaki Türkler, başlıca konulardır. Kısa cümlelere dayanan okurun dikkat ve heyecanını canlı tutan bir anlatımı vardır. Hikâyelerinde menkıbe, efsane, destan, halk fıkraları ve tarihten yararlanmıştır. Kitaplaştırmadığı az sayıda şiiri de vardır. Efruz Bey ve Yalnız Efe adlı eserleri "uzun hikâye", "roman" olarak da değerlendirilmektedir. Hikâye: Ashab-ı Kehfimiz, İlk Düşen Ak, Yüksek Ökçeler, Bomba, Bahar ve Kelebekler, Forsa, Beyaz Lale, Aşk Dalgası, Gizli Mabet, Tarih Ezeli Bir Tekerrür, Pembe İncili Kaftan, Kaşağı, Falaka, Kızıl Elma Neresi, Başını Vermeyen Şehit, Diyet, And, Teke Tek, Kütük, Harem (uzun hikâye) Efruz Bey, Yalnız Efe... ALİ CANİP YÖNTEM ( ) Fecr-i Ati topluluğundan Genç Kalemler dergisine geçmiştir. Hem heceyi hem de aruzu kullanmıştır. Eleştirileri, makaleleri ve edebiyat tarihi araştırmalarıyla tanınmıştır. Şiir: Geçtiğim Yol Makale: Milli Edebiyat Meselesi ve Cenap Bey'le Münakaşalarım Antoloji: Türk Edebiyatı Antolojisi ZİYA GÖKALP ( ) Türkçülük akımını sistemleştirmiş ve Türk milliyetçiliği fikrini "Türkiyecilik", "Oğuzculuk ve Türkmencilik", "Turancılık" devrelerine ayırmıştır. Şair ve yazar kimliği kadar sosyolog olarak da önemlidir; sosyoloji çalışmalarında Emile Durkheim'den etkilenmiştir. Türk sosyolojisinin kurucusu olarak görülmüştür. İslamiyet öncesi Türk tarihiyle ilgili araştırmalar yapmıştır. Konuşma dilinin aynı zamanda yazı dili olmasını, edebi eserlerde İstanbul ağzının esas alınmasını ve heceyi kullanmak gerektiğini savunmuştur. Dergi: Yeni Mecmua, Küçük Mecmua Şiir: Kızıl Elma, Yeni Hayat, Altın Işık Makale: Türkleşmek - İslamlaşmak - Muasırlaşmak İnceleme: Türkçülüğün Esasları, Türk Medeniyet Tarihi Mektup: Malta Mektupları MEHMET EMİN YURDAKUL ( ) ''Türk Şairi", "Milli Şair" unvanlarıyla anılmıştır. Milli duyguları dile getirdiği ilk şiiri Cenge Giderken'le heceyle şiir yazma eğiliminin öncülüğünü yapmıştır. Anadolu insanının acılarını, düşmana karşı mücadelesini coşkun bir dille anlatan ilk şairdir. Bütün şiirlerinde sade bir dil ve hece ölçüsü kullanmıştır. Şiir: Türkçe Şiirler, Türk Sazı, Ey Türk Uyan, Tan Sesleri, Ordunun Destanı, Aydın Kızları, Zafer Yolunda, Ankara, Turan'a Doğru, İsyan ve Dua MEHMET FUAT KÖPRÜLÜ ( ) Edebiyata Fecr-i Ati'yle ve şiirle girdi, sonraları Milli Edebiyat'a katıldı. Türk kültürü, dili ve uygarlığıyla ilgili önemli çalışmalar yaptı. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 9

95 11. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Türk edebiyat tarihi alanında dünyaca ünlü bir bilim adamıdır. Ordinaryüs Profesör unvanını almıştır. Hoca Ahmet Yesevi ve Yunus Emre'yi tanıtmıştır. Edebiyat tarihi - Makale: Türk Edebiyatında İlk Mutasavvıflar, Türk Edebiyatı Tarihi, Türkiye Tarihi, Azeri Edebiyatına Ait İncelemeler, Türk Dili ve Edebiyatı Araştırmaları, Türk Saz Şairleri... YUSUF AKÇURA ( ) 1904 yılında Mısır'da (Türk adlı bir gazetede) yayımladığı Üç Tarz-ı Siyaset adlı makalesi onu Türk siyasal hayatında önemli bir isim haline getirdi. Türkçülük akımının manifestosu kabul edilen bu makalede Akçura, Osmanlının toparlanabilmesi için üç ana görüşün (Osmanlıcılık, Türkçülük, Batıcılık) bulunduğunu ve bunlar arasında en uygununun Türkçülük olduğunu savunmuştur. Eseri: Makale: Üç Tarz-ı Siyaset MUSAHİPZADE CELAL ( ) Milli Edebiyat dönemi oyun yazarıdır. Teknik bakımından zayıf; ama gözlem, tarihi ayrıntı ve yergi bakımlarından başarılı komediler yazmıştır. Konularını Osmanlı İmparatorluğu'ndan, kendi deyişiyle "tarihin gölgesi altında hayal-meyal seçilen halk hayatından" almıştır. Tiyatro: Köprülüler, Fermanlı Deli Hazretleri, Aynaroz Kadısı, Bir Kavuk Devrildi HALİDE NUSRET ZORLUTUNA ( ) Kurtuluş Savaşı yıllarında yayımlanan "Git Bahar" şiiriyle ünlenmiştir. Heceyle, sade bir dille, anlaşılır şiirler yazmıştır. Cumhuriyet sonrasında da "Hisar" dergisi çevresinde bulunmuştur. Şiir: Geceden Taşan Dertler, Yayla Türküsü RIZA TEVFİK BÖLÜKBAŞI ( ) "Filozof Rıza" olarak anılmıştır. Başlangıçta Abdülhak Hamit Tarhan ve Tevfik Fikret etkisinde aruz ölçüsüyle şiirler yazmıştır. Zamanla asıl edebi kişiliğini oluşturan Âşık Tarzı ve Dini -Tasavvufi halk şiiri geleneğinden faydalanarak, duygulu, içten koşma ve nefesler yazmıştır. Felsefe, edebiyat tarihi alanlarında da eserleri vardır. "Uçun Kuşlar" adlı şiiriyle sevilmiştir. Eseri: Şiir: Serab-ı Ömrüm MİTHAT CEMAL KUNTAY ( ) Vatan, millet konularında aruzla yazdığı epik ve lirik şiirleriyle tanınmıştır. Üç İstanbul adlı önemli bir romanı vardır. "Üç İstanbul" romanı Abdülhamit, Meşrutiyet ve Mütareke dönemleri İstanbul unu konu edinir. Eser, çökmüş kurumları ve yozlaşmış insanların aşk, çıkar ilişkilerini ele alırken daha geniş boyutta Osmanlı Devleti'nin hangi şartlar ve kişilikler altında çöktüğünü de sergiler. Şiir: Türk'ün Şehnamesi Monografi: Namık Kemal, Mehmet Akif Roman: Üç İstanbul EBUBEKİR HAZIM TEPEYRAN ( ) Nabizade Nazım'ın Karabibik'inden sonra köyü konu edinen kinci eser olan "Küçük Paşa" romanıyla tanınmıştır. Bir köylü kadınla oğlunun hayat hikâyesini anlattığı bu romanda Anadolu köyü gerçek ve nesnel çizgilerle yansıtılmıştır. ESERLERİ: Roman: Küçük Paşa Hikâye: Eski Şeyler Anı: Belgelerle Kurtuluş Savaşı Anıları YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU ( ) Eserlerinde Türk toplumunun Tanzimat tan Cumhuriyet dönemine geçirdiği dönüşümleri anlatmıştır. Fecr-i Ati' den Milli Edebiyata geçen bir sanat çizgisi izlemiştir. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarını, Türk toplumunun yaşamını ve sorunlarını işlemiştir. Romanlarını sağlam bir teknikle kaleme almış, karakterleri başarıyla canlandırmıştır. "Toplum için sanat" anlayışıyla ağır olan dilini sadeleştirmiştir. Türk edebiyatına tezli roman düşüncesini - özellikle "Yaban"la - getirmiştir. Realizmden etkilenmiştir. İlk romanı olan Kiralık Konak'ta -Tanzimat tan I. Dünya Savaşı'nın sonuna- bir ailenin üç kuşağını; Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore'de İstanbul un mütareke yıllarını; Yaban'da Ahmet Celal karakterinden hareketle Kurtuluş Savaşı yıllarındaki Anadolu'yu ve aydın-halk kopukluğunu; Panorama'da Cumhuriyet'in ilk yıllarındaki yenilikleri, Atatürk'ün ölümünden sonraki yılları anlatır. Roman: Kiralık Konak, Yaban, Ankara, Sodom ve Gomore, Hüküm Gecesi, Panorama, Nur Baba, Hep O Şarkı, Bir Sürgün Hikâye: Bir Serencam, Milli Savaş Hikâyeleri, Rahmet Mensur Şiir: Erenlerin Bağından, Okun Ucundan Anı: Zoraki Diplomat, Anamın Kitabı, Gençlik ve Edebiyat Hatıraları, Vatan Yolunda, Politikada 45 Yıl Ulus gazetesinde Kurtuluş Savaşı'yla ilgili yazdığı makaleleri: Ergenekon Biyografi: Atatürk HALİDE EDİP ADIVAR ( ) Roman, hikâye ve anı türlerinde eserler vermiştir. Tekniği zayıf olmakla beraber tasvir ve tahlilleri güçlü romanlarıyla tanınmıştır. Süssüz, kısa cümleli romanlarında güçlü kişilikli kadın kahramanlar ön plandadır. Aşk ve kadın psikolojisini işlediği ilk romanlarından (Handan, Seviye Talip... ) sonra Türkçülük hareketinin ve Milli mücadelenin etkisiyle toplumsal konulara yönelmiştir. Kurtuluş Savaşı sürecini anlattığı Ateşten Gömlek, Vurun Kahpeye gibi romanlarıyla sevilmiştir. Ateşten Gömlek Türk edebiyatında Kurtuluş Savaşını işleyen ilk romandır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 10

96 11. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Sinekli Bakkal'dan sonraki romanlarında sosyal çevre tasvirlerine büyük önem vermiştir. Realizmden etkilenmiştir. Roman: Seviye Talip, Handan, Son Eseri, Yeni Turan, Ateşten Gömlek, Kalp Ağrısı, Vurun Kahpeye, Sinekli Bakkal, Tatarcık, Yol Palas Cinayeti... Hikâye: Dağa Çıkan Kurt, Harap Mabedler, İzmir den Bursa'ya, Kubbede Kalan Hoş Seda Anı: Türkün Ateşle İmtihanı, Mor Salkımlı Ev Tiyatro: Kenan Çobanları, Maske ve Ruh REFİK HALİT KARAY ( ) Deneme, fıkra, mizah, hiciv, roman ve hikâye türlerinde eserler vermiştir. Türkçeyi büyük bir ustalıkla kullanmıştır. Beyrut ve Halep'te 15 yıl sürgün hayatı yaşamıştır. Sürgün hayatında tanıdığı Anadolu'yu ve Anadolu dışındaki yerleri anlatmıştır. Tasvir ve tahliller bakımından zengin, sanatlı bir anlatımı vardır. Türk edebiyatında bir yazarın Anadolu'yu yakından tanıyarak, içinde bulunarak Anadolu'yu anlattığı ilk hikâyeler olan Memleket Hikâyeleri ile tanındı. Memleket edebiyatının asıl temsilcisidir. Aydede isimli mizah dergisini çıkarmıştır. "Kirpi" takma adıyla mizahi hicivler yazmıştır. Realizmden etkilenmiştir. Roman: Yezidin Kızı, Sürgün, Bugünün Saraylısı, Kadınlar Tekkesi, Yeraltında Dünya Var, İstanbul un içyüzü, Çete, Nilgün Hikâye: Memleket Hikâyeleri, Gurbet Hikâyeleri Mizah: Kirpinin Dedikleri Tiyatro: Deli REŞAT NURİ GÜNTEKİN ( ) Roman, öykü, gezi, eleştiri ve tiyatro türlerinde eserler vermiştir. Sade bir dille yazdığı eserlerinde Türkçeyi tüm canlılığıyla kullanmıştır. İstanbullu idealist bir genç kızın, Feride'nin, öğretmen olarak gittiği Anadolu' da yaşadıklarını anlattığı Çalıkuşu'yla sevilmiştir. Çalıkuşu, köyü ve taşra insanın yaşayışını anlatan ilk başarılı eserlerdendir. Yaprak Dökümü'nde Batılılaşmanın Türk aile yapısı üzerindeki olumsuz etkisini; Yeşil Gece'de Kurtuluş Savaşı yılları ve sonrasında dini istismar eden kişilerin eleştirisini romanlaştırır. Öğretmenliğinden dolayı tanıdığı Anadolu'yu, gözlemci yönüyle yansıtmıştır. Romantizm ve realizm akımlarından etkilenmiştir. Görevi sırasındaki gözlemlerini anlattığı Anadolu Notları gezi türünün en önemli eserlerindendir. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı'nda da etkili bir isimdir. Roman: Çalıkuşu, Gizli EI, Acımak, Damga, Dudaktan Kalbe, Akşam Güneşi, Bir Kadın Düşmanı, Yeşil Gece, Yaprak Dökümü, Kızılcık Dalları, Eski Hastalık, Değirmen, Miskinler Tekkesi, Harabelerin Çiçeği, Kavak Yelleri, Son Sığınak, Kan Davası Hikâye: Olağan İşler, Leyla ile Mecnun, Sönmüş Yıldızlar, Tanrı Misafiri Gezi Kitabı: Anadolu Notları Tiyatro: Hançer, Balıkesir Muhasebecisi, Tanrıdağı Ziyafeti, Hülleci, Ümidin Güneşi. Ayrıca "Yaprak Dökümü" romanı tiyatroya uyarlanmıştır. FALİH RIFKI ATAY ( ) Fıkra, anı, makale ve gezi yazılarıyla tanınmıştır. Kurtuluş Savaşı yıllarını, Batılılaşmayı, cumhuriyeti konu edinmiştir. Yakından tanıdığı Atatürk'le ilgili anı türünde verdiği eserleriyle ve gezi kitaplarıyla ün yapmıştır. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı'nda da etkili bir isimdir. Anı: Ateş ve Güneş, Zeytindağı, Çankaya, Atatürk'ün Hatıraları, Babamız Atatürk Gezi Yazısı: Deniz Aşırı, Taymis Kıyıları, Tuna Kıyıları, Hind, Bizim Akdeniz, Yolcu Defteri, Yeni Rusya, Gezerek Gördüklerim AKA GÜNDÜZ ( ) İlk ürünleri Selanik'te Çocuk Bahçesi ve Genç Kalemler dergilerinde yayımlandı. Milli Edebiyat akımına katıldıktan sonra tanınmaya başlandı. Şiir, tiyatro, hikâye, roman türlerinde eserler verdi; gazeteci olarak onlarca dergide yazılar yazmıştır. Sade, sıcak bir dille yazdığı romantik-realist, popüler romanlarıyla geniş çevrelerce sevildi. Hikâye: Türk Kalbi, Kurbağalar, Bu Toprağın Kızları Roman: Dikmen Yıldızı, Yayla Kızı, Bir Şoförün Gizli Defteri BEŞ HECECİLER Halit Fahri Ozansoy, Enis Behiç Koryürek, Yusuf Ziya Ortaç, Orhan Seyfi Orhon, Faruk Nafiz Çamlıbel in oluşturduğu bir edebi topluluktur. Şiire aruzla başlamışlardır. Özellikle Ziya Gökalp tan etkilenerek Milli Edebiyat akımına yönelmişlerdir. Anadolu'yu ve Anadolu insanının yaşamını coşkuyla yansıtmışlardır. Süsten uzak, günlük konuşma diliyle şiirler yazmışlardır. Ağırlıklı olarak hece ölçüsünü ve dörtlüğü kullanmışlardır. Cumhuriyet Dönemine bu toplulukla girilmiştir. HALİT FAHRİ OZANSOY ( ) Aruzla şiire başlamış sonraları heceyle şiirler yazmış ve Beş Hececiler' e katılmıştır. Aruza Veda şiiriyle tanınmıştır. "Şair" isimli bir dergi çıkarmıştır. Bir öğretmen olan şair, şiirlerinde aşk, ölüm, hüzün konularını sıkça işlemiştir. Şiir: Cenk Duyguları, Rüya, Efsaneler Tiyatro: Sönen Kandiller (Manzum) Roman: Sulara Giden Köprü Anı: Edebiyatçılar Geçiyor ENİS BEHİÇ KORYÜREK ( ) Şiire aruzla başlamış Ziya Gökalp ın etkisiyle heceyi kullanmaya başlamıştır. "Gemiciler" şiiri başta olmak üzere, Türk denizciliğiyle ilgili şiirleriyle tanınmıştır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 11

97 11. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Son yıllarında tasavvufi şiirler de yazmıştır. Şiir: Miras, Güneşin Ölümü, Varidat-ı Süleyman (Tasavvufi) YUSUF ZİYA ORTAÇ ( ) Hem heceyle hem de aruzla şiirler yazmıştır. Türk edebiyatının önemli mizah yazarlarındandır. Akbaba adlı mizah dergisini çıkarmıştır. Orhan Seyfi Orhon'la birlikte çınaraltı dergisini çıkarmıştır. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı'nda da etkili bir isimdir. Şiir: Akından Akına, Cenk Ufukları, Yanardağ, Kuş Cıvıltıları (Çocuk Şiirleri) Anı: Portreler, Bizim Yokuş (Gazetecilik Anıları) Roman: Göç, Üç Katlı Ev Fıkra: Beşik, Ocak, Sarı Çizmeli Mehmet Ağa Gezi Yazısı: Göz Ucuyla Avrupa ORHAN SEYFİ ORHON ( ) Şiire aruzla başlamış sonraları heceyle yazmıştır. Hece Ölçüsüyle gazel biçiminde şiirler de yazmıştır. "Peri Kızı ile Çoban Hikâyesi" adlı manzum masalıyla sevilmiştir. Yusuf Ziya Ortaç'la birlikte Çınaraltı dergisini çıkarmıştır. Mizah çalışmaları da vardır. Şiir: Fırtına ve Kar, Peri Kızı ile Çoban Hikâyesi, Gönülden Sesler Mizah hiciv hikâyeleri: Asri Kerem, Düğün Gecesi Makaleleri: Dün-Bugün-Yarın Fıkra: Kulaktan Kulağa FARUK NAFİZ ÇAMLIBEL ( ) Aruz ölçüsüyle yazdığı ilk şiirlerden sonra daha çok heceyi kullanmaya başlamıştır. Aruzu tamamıyla terk etmeyen şair her iki vezni de ustaca kullanmıştır. "Sanat" adlı şiiriyle "memleketçi edebiyat" anlayışının öncülüğünü yapmıştır. Hem bireysel duygularını hem de memleket konularını şiirlerinde işlemiştir. Düş ile gerçeği kaynaştırdığı epik ve lirik özellikteki şiirler yazmıştır. Realist-romantik özellikler taşır. "Han Duvarları" şiiriyle sevilmiş bir şairdir. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı'nda da etkili bir isimdir. Şiir: Gönülden Gönüle, Dinle Neyden, Şarkın Sultanları, Çoban Çeşmesi, Sudaki Halkalar, Han Duvarları, Zindan Duvarları, Akıncı Türküleri... Tiyatro: Canavar, Akın, Özyurt, Kahraman, Yayla Kartalı... (Çoğu manzumdur) Roman: Yıldız Yağmuru, Ayşe'nin Doktoru Milli Edebiyat Dönemindeki Bağımsız Sanatçılar MEHMET AKİF ERSOY ( ) İstiklal Marşı'nın şairidir. Şiirlerinde güzellikten çok doğruluğa önem verir: "Sözüm doğru olsun, odun gibi olsun tek." demiştir. Toplumcu bir sanattan yanadır. Toplumun içinde bulunduğu sıkıntılardan İslamiyet le kurtulabileceğini savunmuştur. İstiklal Marşı ve Çanakkale Şehitleri şiirlerinde olduğu gibi kahramanlıkları milli ve dini duygularla anlatmıştır. Destansı, öğüt verici şiirleri vardır. Küfe, Mahalle Kahvesi, Seyfi Baba, Bülbül, Meyhane toplumsal konulu önemli şiirleridir. Aruz ölçüsünü Türkçeye başarıyla uygulamıştır. Şiiri düz yazıya yaklaştırmıştır; manzum hikâyeciliğin usta ismidir. Manzum hikâyelerinde mesnevi geleneğinden yararlanmıştır. Günlük konuşma dilini, başarıyla kullanmıştır. Şiirlerini Safahat ta toplamıştır. İstiklal Marşı'nı orduya hediye ettiği için Safahat'a almamıştır. Eseri: Şiir: Safahat (Yedi bölümden oluşur: Safahat, Hakkın Sesleri, Süleymaniye Kürsüsünde, Fatih Kürsüsünde, Hatıralar, Gölgeler, Asım) YAHYA KEMAL BEYATLI ( ) Divan şiiriyle Batı şiirini ustalıkla kaynaştırmıştır. Fransız tarihçi Albert Sorel'in etkisiyle Türk tarihine yönelmiştir. Saf (öz) şiir anlayışına bağlı kalmıştır. Aruzu Türkçeye ustalıkla uygulamıştır. Hece ölçüsüyle yazdığı tek şiiri Ok'tur. Şiirlerinde İstanbul sevgisi öne çıkar. Klasik Türk müziğin e hayranlığıyla da tanınır. İstanbul, aşk, tabiat, ölüm, musiki, sonsuzluk, rintlik, deniz başlıca konularıdır. Aruzla ve divan nazım şekilleriyle modern şiirler yazmıştır. "Beyaz lisan" anlayışını savunmuştur. Dili mükemmel kullanmaya, sözcük seçimine, dize bütünlüğüne, ahenge ve kafiyeye büyük önem vermiştir. Parnasizmin bizdeki temsilcisidir. Nev Yunanilik (Neo Klasik) ve sembolizmden de etkilenmiştir. Yahya Kemal Beyatlı'nın şiiri ile Milli Edebiyat Dönemi hece şiiri arasında sanat anlayışı, ahenk ve yapı bakımından farklılık olmakla birlikte milli konulara da yönelme bakımından ilişki kurulabilir. "Süleymaniye'de Bir Bayram Sabahı" adlı şiiriyle bireyi tarih-kültür-gelenek perspektifiyle ele almış ve Süleymaniye Camii'ni bir medeniyet sembolü olarak kullanmıştır. Sessiz Gemi, Rindlerin Akşamı, Aziz İstanbul, Atik Valde'den İnen Sokakta, Bir Başka Tepeden, Mohaç Türküsü, Mehlika Sultan, Süleymaniye'de Bir Bayram Sabahı önemli şiirlerindendir. Bütün kitapları öldükten sonra yayımlanmıştır. Şiir: Kendi Gök Kubbemiz, Eski Şiirin Rüzgârıyla, Rubailer ve Hayyam Rubailerini Türkçe Söyleyiş Deneme: Aziz İstanbul, Eğil Dağlar, Edebiyata Dair, Siyasi ve Edebi Portreler Anı: "Çocukluğum, Gençliğim, Siyasi ve Edebi Hatıralarım" Tarih: Tarih Musahabeleri Türk Edebiyatı - Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 12

98 12. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site RETGREGTGTGRTGTRGGT[Metni yazın] Sayfa 1

99 12. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI I. ÜNİTE: SANAT METİNLERİNİN AYIRICI ÖZELLİKLERİ Sanat eserinin ortaya çıkmasının birçok nedeni vardır. Sanatçı, çağlar boyunca kendini diğer insanlara anlatabilmek için çeşitli yollar denemiştir. Kendini anlatma çabası, sanatçının zihninde ortaya çıkmış, bu isteği karşılamak için farklı yollar denemiştir. Sanatçının denediği bu yollar daha sonra sanatların ve sanat eserlerinin ortaya çıkmasına ortam hazırlamıştır. Edebiyatta bir gelenek vardır. Sanatçılar, yaşadıkları çağın duygu, düşünce vb. anlayışlarını içine doğdukları toplumda hazır bulduklarından, geleneksel olarak yüzyıllarca işlenen bir edebiyat geleneğine de sahip olacaklardır. Sanatçılar, yaşadıkları döneme göre değerlendirilirler. sözü de bu anlamda doğrudur. Sanatçı, yaşadığı dönemin değer yargıları, duygu ve düşüncelerine göre değerlendirilir. Bir milletin ilerleyip yükselmesi için sanat ve bilimde yenilik düşüncesine açık olmaları gereklidir. Bir millet sanat ve bilim alanında ilerleyebiliyorsa, o millet daima yükselebilir. Sanat Metinleriyle Öğretici Metinler Arasındaki Farklar Öğretici metinler okuyucuya vermek amacıyla yazılırken; sanatsal metinler okuyucuya estetik zevk vermek amacıyla yazılır. Öğretici metinler kurgu değildir, gerçekler dile getirilir. Sanatsal metinler ise kurgulanabilir, anlatılanlar hayal ürünü olabilir. Öğretici metinlerde nesnellik; sanatsal metinlerde öznellik hâkimdir. Öğretici metinler değişmez; sanatsal metinlerde değişiklik yapılabilir. Öğretici metinlerden kelimeler gerçek anlamda kullanılırken; sanatsal metinlerde kelimeler mecaz ve yan anlamında kullanılabilir. Öğretici metinler açıklayıcı anlatım türüyle kaleme alınırken; sanatsal metinler betimleyici ve öyküleyici anlatım türüyle yazılır. Öğretici metinler resmi, açık ve sade bir dille yazılır, üslup kaygısı yoktur. Sanatsal metinlerde ise dil sanatsaldır, üslup kaygısı vardır. Öğretici metinlerde söz sanatlarına yer verilmez, sanatsal metinlerde ise söz sanatları yer alır. Öğretici metinlerde dil göndergesel işlevde kullanılırken; sanatsal metinlerde dil sanatsal işlevde kullanılır. Sanatsal metinler anlatmaya ve göstermeye bağlı metinler olmak üzere ikiye ayrılır: 1. Anlatmaya Bağlı Metinler Yaşanmış ya da tasarlanmış gerçeklikten alınan bir olayın, bir anlatıcı tarafından yorumlanıp dönüştürülmesiyle oluşturulur. Olay örgüsü bu metinlerde asıl unsurdur. Anlatmaya bağlı metinler kurmaca olduğu için olay örgüsü yaşanmaz, düzenlenir. Anlatmaya bağlı metinlerde yapı; olay örgüsü, kişiler, yer, zaman gibi birimlerin bir düzen içerisinde verilmesiyle oluşur. Bu metinlerde ilahî bakış açısı, kahraman anlatıcının bakış açısı ve gözlemci anlatıcı olmak üzere üç tip bakış açısı ve anlatıcı vardır. 2. Göstermeye Bağlı Metinler Göstermeye bağlı anlatımlarda olay sergilenerek gösterilir, yani anlatılmak istenen husus meydanda ya da sahnede canlandırılır. Gösterimlerin yazıldığı metinler göstermeye bağlı metinler olarak nitelendirilir. Genel olarak dramatik metinler ve tiyatro olarak adlandırabileceğimiz bu tarz metinlerde, kurmaca olay ve olay örgüsünü, bir sahne düzeninde topluluk önünde canlandırmak esastır. 1. FABL II. ÜNİTE: SANAT METİNLERİ Sonunda ders verme amacı güden, genellikle manzum öykülerdir. Fablların kahramanları genellikle hayvanlardır. Ama bu hayvanlar insanlar gibi düşünür, konuşur ve tıpkı insanlar gibi davranır. Özellikleri İnsanlar arasında cereyan eden olayları hayvanlar bitkiler ya da cansız varlıklar arasında geçiyormuş gibi göstererek bu yolla insanlara ahlak ve ibret dersi vermek örnek göstermek ya da bir düşünceye güç kazandırmak isteyen bir çeşit masaldır. Teşhis ve intak sanatları üzerine kurulmuştur. Fabllar manzum (şiir) veya nesir (düzyazı) biçiminde yazılabilirler. Fabllar hem nazım, hem nesir biçiminde olurlar. Fablın sonunda her zaman bir ahlak dersi (kıssadan hisse) vardır. Bu ders kısa, açık ve doğru olmalıdır ve mutlaka öykünün doğal bir neticesi gibi görülmelidir. Fabllarda öğretici (didaktik) bir amaç güdülür, gündelik hayatla ilgili dersler ve öğütler verilir. Okurlar çoğu zaman verilen dersin veya öğüdün ne olduğunu anlamakta zorluk çekmezler. Çünkü bu ders veya öğüt eserin bir yerinde, çoğu defa sonunda, bir atasözü ya da özdeyiş biçiminde açıkça belirtilir. Fabllarda basit ahlak ilkelerine değinildiği gibi insanların birçok kusurlu yönüne de dikkat çekilir. Fabllar aracılığıyla kanaatkârlık, özveri, yardımseverlik, iyi niyet gibi olumlu davranışlar çocuğa kazandırılabilir. Özellikle 8-12 yaş grubu çocuklar fabl okumaktan ve dinlemekten büyük zevk alırlar. Kanaatkârlık, tamahkârlık, kıskançlık, paylaşımcılık gibi çocuklar tarafından anlaşılması güç kavramların somut olaylarla anlatılması sebebiyle çok önemli bir eğitim aracı olarak kabul edilmelidir. Fabllar insan belleğinde çok kolay saklanabilen ve ortaya çıkarılabilen özelliklere sahip olduğu için sözlü gelenek içinde de yaşatılabilmektedir. Çoğu manzum olan fablların başlıca amacı, belli bir ana fikrin yalın veya birkaç olayın yardımıyla en kısa yoldan açıklamaktır. Fabllar günümüzde eğitimde çok fazla kullanılmaktadır. Fabllar olay anlattıkları için bir başka şiiri okumaktan ya da ezberlemekten daha çok çocukların ilgisini çeker. Bundan dolayı fabllar kısadır ve şu dört bölümden oluşur: Olayın ve kahramanların tanıtıldığı giriş bölümü Olayın entrikalarla düğümlendiği gelişme bölümü Düğümün çözüldüğü sonuç bölümü Olay ve olayların arkasında yatan ana fikrin açıklandığı ders bölümü (kıssadan hisse bölümü) 1.1. Dünya Edebiyatında Fabl Dünya edebiyatında ilk ve önemli fabllar Hint yazarı Beydeba ya aittir. Beydeba'nın fablları Kelile ve Dimne adlı bir eserde toplanmıştır. Fransız Edebiyatı ndan La Fontaine, fabl türünün en önemli sanatçısıdır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 1

100 12. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Ezop'un fablları İ.Ö. 300 yılında derlenerek yazıya geçirilmiştir. ABD'li James Thurber ve İngiliz George Orwell çağdaş fabl yazarlarıdır. Fablı ilk olarak yazanlar Hititlerdir. Hititler fablları taş tabletlere yazıp resimliyorlardı Türk Edebiyatında Fabl Türkçedeki ilk örneği Şeyhi nin 17.yy. da yazdığı Harname dir. Batılı anlamda ilk örnekleri Şinasi vermiştir. Ahmet Mithat, Kıssadan Hisse adlı eserini ahlakî gaye güderek yazmıştır. Bu eserde yazar, Ezop tan, La Fontaine den yapmış olduğu çevirilere ve kendi yazmış olduğu fabllara yer vermiştir. Recaizade Mahmut Ekrem, La Fontaine den Horoz ile Tilki, Kurbağa ile Öküz, Karga ile Tilki, Meşe ile Saz, Ağustos Böceği ile Karınca gibi birçok çeviriler yaparak bu alanda Türk Edebiyatına katkıda bulunuştur. Ali Ulvi Elöve Çocuklarımıza Neşideler adlı şiir kitabında La Fontaine, Victor Hugo, Lamartine den yaptığı çevirilerin yanında, yine bunlardan esinlenerek yazdığı fabl türü şiirlere de yer vermiştir. Nabizade Nazım ın Bir Sansar ile Horoz ve Tavuk adlı eseri vardır Nurullah Ataç, Orhan Veli Kanık, M. Fuat Köprülü, Vasfi Mahir Kocatürk, Sabahattin Eyüboğlu fabl türü ile ilgilenmiş çeviri yapmış, araştırmalarda bulunmuşlardır. 2. MASAL Olağanüstü kahramanların başlarından geçen olağanüstü olayların yer ve zaman belirtilmeden anlatıldığı edebiyat türüne "masal" denir. Halk dilinde anlatılarak oluşan sözlü edebiyat ürünüdür. Masalar bir yazar tarafından sonradan yazıya geçirilir. Masallar nesir, nazım karışık olabilir. Masalların girişinde genellikle tekerlemeler bulunur. Bunlar şiir şeklinde olur. Masallar, özellikle çocuklara hitap eden eğitsel içerikli metinler olduğu için kolay anlaşılır ve akıcı bir anlatıma sahiptir. Masallar, merak duygusunu en fazla uyaran yazı türlerinden biridir. Masalda olayların nasıl gelişeceği, kahramanların neler yaşayacağı, masalın nasıl sonlanacağı gibi konularda okuyucu veya dinleyici aşırı derecede meraklanır. Bu bakımdan masallar çok sürükleyicidir. Özellikleri Masallar, meydana geldikleri zaman bir kişinin malıyken, yaygınlaştıkça, yöreden yöreye, ülkeden ülkeye geçtikçe halkın malı olur. Masal, anonim bir türdür. Masallarda genellikle iyilik-kötülük, doğruluk-haksızlık, adalet-zulüm, alçakgönüllülük-kibir gibi zıt durumların temsilcisi olan kişilerin mücadelelerinden veya insanların ulaşılması güç hayallerinden söz edilir. Masallarda yer ve zaman kavramları belirsizdir. Anlatımda genellikle geniş zaman veya öğrenilen geçmiş zaman kipi (-mişli geçmiş) kullanılır. Anlatım kısa ve yoğundur. Masal kişileri her tabakadan seçilebilir. Masallarda cinler, periler, devler de rol alır. Masalların çoğu "bir varmış, bir yokmuş" ya da "evvel zaman içinde, kalbur saman içinde" gibi ifadelerle başlar. Bunlara tekerleme ya da döşeme denir. Tekerlemeden sonra olay ve dilek bölümleri gelir. Türk masallarında dilek bölümü "onlar ermiş muradına..." ya da "gökten üç elma düştü." biçiminde başlar. Masallarda milli ve dini motiflere hemen hiç yer verilmez. Masallarda genellikle bir eğitim amacı saklıdır. Masallar bu yönüyle didaktik (öğretici) bir nitelik taşır. Günümüzde belli bir kişinin ortaya koyduğu yapma masallar da yazılmaktadır. Masal türünün Hindistan'da doğduğu sanılmaktadır Masalın Öğeleri Konu Masallarda her insanı ilgilendiren evrensel değerler ve konular anlatılır. Özellikle çocuklara doğruluk, dürüstlük, iyilik, güzellik, ahlaklı olmak, erdemli olmak, yardımseverlik gibi duygular verilmek istenir. Ayrıca çevredeki kişilerin, olayların ve yöneticilerin eleştirileri de yapılır. Haksızlıklara karşı halkın ve halk içinde bir önderin direnmesi ve sonuçta mutlaka üstün gelmesi işlenir Olay Masallar olay eksenli bir edebiyat türüdür. Tamamen hayal ürünü olan bu olaylar, olağanüstü nitelikler taşıyabilir. Masallarda olamaz diye bir şey yoktur. Her şey olabilir ve bunlar konu olarak işlenir Yer Masalda belirli bir yer, çevre yoktur. Hayalî bir yer, çevre söz konusudur. Bunlar da genellikle "Kaf dağının arkasında bir ülke, yedi kat yerin altı, periler padişahının ülkesi" gibi hayalî yerlerdir Zaman Masalda zaman da belirsizdir. Geçmişte bir zamandan söz edilir; ama aslında bu hayalî bir zamandır. Masallar geçmiş zaman kipi (-miş) kullanılarak anlatılır. Bu yönüyle de hikâyeden ayrılır. "Bir varmış, bir yokmuş. Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde, pireler berber iken, develer tellal iken, ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken " gibi tekerlemeler aslında zamanın belirsizliğini ve olayın hayalî olduğunu da açıklar Kişi Masal kahramanları olağanüstü nitelikler taşıyabilir. Masallarda "peri, dev, cüce, cadı, gulyabani, şahmeran, Zümrüdüanka" gibi hayalî kahramanlar karşımıza çıkabilir. Masalda, gerçek hayatta rastlanamayacak kişiler bulunabilir. Kişiler ya iyidir ya da kötüdür. İyiler hep iyilik yapar, kötüler de hep kötülük yapar. İyiler masalın sonunda mutlaka kazanır, kötüler de her zaman kaybeder Amaç Masalda eğiticilik esastır. Aslında yerin, kişilerin ve zamanın hayalî olması da bundandır. Kimse rencide edilmeden insanlara ders verilir. Herkes masalın sonunda verilen dersten kendisine düşen payı alır. Masallarda kötülükler eleştirilerek okurun ve dinleyenin bu kötüler gibi olmaması istenir. İyiler ve iyilikler de yüceltilir ki okur veya dinleyici iyi olsun ve iyilik yapsın. Bu yüzden özellikle eğitimde masallardan yararlanılır Masalın Bölümleri Masallar "serim, düğüm ve çözüm" olmak üzere üç bölümden oluşur Serim Tekerlemelerle giriş yapılır. Kahraman tanıtılır. Konu verilir Düğüm Kahramanın başından geçen türlü türlü olaylar anlatılır. Okuyucunun merakı tahrik edilir. Olay bir çözüme kavuşturması gereken noktaya getirilir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 2

101 12. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Çözüm Bu bölümde olay bir sonuca bağlanır. İyiler kazanır. Kötüler kaybeder. İyilere ödül, kötülere ceza verilir. İyi dileklerle masal bitirilir Masal Türleri Olağanüstü öğe, kahraman ve olaylara yer veren öykülerden oluşan 'masal" bir terim olarak aslında "Sindirella", "Çizmeli Kedi","Keloğlan" gibi sözlü geleneğin ürünleri olan halk öykülerini kapsar. Ama değişik sanatçılar tarafından kaleme alınan ve sözlü gelenekle ilişkisi olmayan edebî yönü ağır basan bazı eserler de bu türün içinde yer alır. Masallar, "anonim masallar" ve "sanatsal masallar" olarak ikiye ayrılır Anonim Masallar Bu masallar toplumun değer yargılarını, anlayışını, kültürünü, dünya görüşünü yansıtan ürünlerdir. Söyleyeni beli değildir bunların. Toplumun ortak ürünüdür bu masallar. Sözlü olarak nesillerden nesillere aktarılır. Bunlardan günümüze gelenler, derlenmiş ve kitap olarak yayımlanmıştır. Anonim masallar içinde 'eğlence' amaçlı olanlar da vardır. Bunlar güzel vakit geçirtmeyi amaçlar. Anonim masallar "zincirleme masallar" şeklinde de olabilir. Zincirleme masallarda sıkı bir mantık bağıyla birbirine bağlanan, küçük ve önemsiz bir dizi olay art arda sıralanır. "Keloğlan" masalları anonim masallara örnek gösterilebilir Sanatsal Masallar Bu masallar sözlü kültürün ürünü olan anonim masallardan farklı olarak, toplumda görülen aksaklıkları yermek, bir düşünceyi ortaya koymak gibi belli bir amaca yönelik olarak sanatçılar tarafından yazılır. Yani bunlar anonim değildir. Bu masallar yazanın toplumsal görüşlerini ve dünyaya bakış açılarını yansıtır. Fransız "La Fontaine"in yazdığı hayvan masalları da bu türdendir. Şeyhi nin "Har-nâme" adlı eseri bu masal türüne örnek gösterilebilir Dünya Edebiyatında Masal Dünya edebiyatında masal türündeki ilk eser, Hint edebiyatının ürünü olan ve Beydeba nın yazdığı "Kelile ve Dimne" sayılabilir. Fabl şeklindeki bu eserin dışında, "Binbir Gece Masalları" da bu türün güzel örneklerindendir. Avrupa da ise masalcılığın temellerini Fransız sanatçı La Fontaine atmıştır. Dünya edebiyatındaki başlıca masal yazarları arasında Alman edebiyatında "Grimm Kardeşler" ve Danimarka edebiyatında "Andersen" öne çıkmıştır Türk Edebiyatında Masal Türk edebiyatında 'Keloğlan" en tanınmış masal kahramanıdır. Türk edebiyatında La Fontaine in masalları Şinasi tarafından Tercüme-i Manzume (1859) adıyla Türkçeye çevrilmiştir. Eflatun Cem Güney ise Türk edebiyatının sözlü kültürümüzden gelen masalları derleyip kitap hâlinde yayımlamıştır. Pertev Naili Boratav da masal tünde çalışmalar yapan önemli sanatçılarımızdandır Masal Türünün Önemli Eserleri Bin bir Gece Masalları (Doğu Masalı) Grimm Kardeşlerin Masalları (Alman Edebiyatı) Andersen Masalları (Danimarka Edebiyatı) Perrault Masalları (Fransız Ed.) 3. HİKÂYE (ÖYKÜ) Yaşanmış veya yaşanması mümkün olan olayların okuyucuya haz verecek şekilde anlatıldığı kısa edebî yazılara "hikâye (öykü) denir. Hikâye, insan yaşamının bir bölümünü, yer ve zaman kavramına bağlayarak ele alır. Hikâyede olay ya da durum söz konusudur. Olay ya da durum kişilere bağlanır; olay ya da durumun ortaya konduğu yer ve zaman belirtilir; bunlar sürükleyici ve etkileyici anlatımla ortaya konur. Hikâyelerde düşündürmekten çok, duygulandırmak ve heyecanlandırmak esastır. Hikâyeler, gerçek ya da düş ürünü bir olayı kısa şekilde anlatır. Kısa oluşu, yalın bir olay örgüsüne sahip olması, genellikle önemli bir olay ya da sahne aracılığıyla tek ve yoğun bir etki uyandırması ve az sayıda karaktere yer vermesiyle roman ve diğer anlatı türlerinden ayrılır. Hikâye, olay eksenli bir yazı türüdür. Hikâyede temelde bir olay vardır ve olaylar genellikle yüzeyseldir. Hikâyeler genellikle kişilerin anılarını anlatması şeklinde oluşur. Hikâye kısa bir edebiyat türü olduğu için bu eserlerde fazla ayrıntıya girilmez. Olayın ya da durumun öncesi, sonrası okura sezdirilir. Okur, bazı sözcüklerden yararlanarak ve düş gücünü kullanarak kişiler hakkında ya da olaylar ve durumlarla ilgili yargılara ulaşabilir Hikâyenin Öğeleri Olay Öykü kahramanının başından geçen olay ya da durumdur. Hikâyede temel öğe veya durumdur Çevre (yer) Hikâyede sınırlı bir çevre vardır. Olayın geçtiği çevre çok ayrıntılı anlatılmaz, kısaca tasvir edilir Zaman Hikâye kısa bir zaman diliminde geçer. Hikâyeler geçmiş zamana göre (-di) anlatılır. Konu, yazarın kendi ağzından veya kahramanın ağzından anlatılır Kişi Hikâyede az kişi vardır. Bu kişiler "tip" olarak karşımıza çıkar ve ayrıntılı bir şekilde tanıtılmaz. Hikâyede kişiler sadece olayla ilgili "çalışkanlık, titizlik, korkaklık, tembellik" gibi tek yönleriyle anlatılır. Kişiler veya tipler, belli bir olay içinde gösterilir. Bu tiplerin de çoğu zaman sadece belli özellikleri yansıtılır Hikâye Türleri Hikâyeciliğin tarihsel süreci incelendiğinde karşımıza iki tür hikâye çıkmaktadır. Bu türler "olay öyküsü" ve "durum öyküsü" olarak adlandırılır Olay Öyküsü Bu tarz öykülere "klasik olay öyküsü" de denir. Bu tür öykülerde olaylar zinciri, kişi, zaman, yer öğesine bağlıdır. Olaylar serim, düğüm, çözüm sırasına uygun olarak anlatılır. Olay, zamana göre mantıklı bir sıralama ile verilir. Düğüm bölümünde oluşan merak, çözüm bölümünde giderilir. Bu teknik, Fransız sanatçı Guy de Maupassant tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere 'Maupassant tarzı öykü" de denir. Türk edebiyatında bu tarz öykücülüğün en büyük temsilcisi Ömer Seyfettin'dir. Ayrıca Refik Halit Karay, Reşat Nuri Güntekin, Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 3

102 12. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Yakup Kadri Karaosmanoğlu da olay türü öykücülüğünün temsilcileri arasındadır Durum Öyküsü Bu tarz öykülere "modern öykü" de denir. Her hikâye olaya dayanmaz. Bu tür öykülerde merak öğesi ikinci plandadır. Yazar, bu öykülerde okuyucuyu sarsan, çarpan, heyecana getiren bir anlatım sergilemez. Onun yerine günlük hayattan bir kesit sunar veya bir insanlık durumunu anlatır. Bu öykülerde kişisel ve sosyal düşünceler, duygu ve hayaller ön plana çıkar. Durum öyküsü ünlü Rus edebiyatçı Anton Çehov tarafından geliştirildiği için bu tür öykülere "Çehov tarzı öykü' de denir. Türk edebiyatında bu tarz öykücülüğün öncüsü Memduh Şevket Esendal'dır. Sait Faik Abasıyanık da bu tarzın başarılı temsilcilerindendir Ben Merkezli Öykü Durum hikâyesine benzeyen ancak kahramanın daha çok kendi ruh hâli ve hayal dünyasını yansıttığı hikâyelere ben merkezli hikâye" denir. Bu hikâyelerde olaylar kahraman anlatıcı bakış açısıyla verilir. Hikâyenin ana kahramanı yazarın kendisidir. Yazar, yaşadığı olayları kendini merkeze koyarak, kendisini birey olarak ele alarak anlatır. Bu hikâye türünde yazar, gözlemlerden ve olaylardan hareketle bireysel bunalım ve çıkmazlara yönelir. Bu nedenle bu hikâyelere "bireyi birey olarak ele alan hikâyeler" de denir. Hikâye kahramanı dış dünyayı içinde bulunduğu ruh hâline göre algılar ve anlatır. Hikâye kahramanı genellikle düş dünyasına sığınır. İlk defa batıda görülen bu tarz hikâyenin önde gelen temsilcisi Franz Kafka'dır. Ben merkezli öykünün Türk edebiyatındaki ilk temsilcisi Haldun Taner'dir. Bilge Karasu, Oğuz Atay ve Nezihe Meriç de bireyi birey olarak ele alan (ben merkezli) hikâyeler yazmışlardır Dünya Edebiyatında Hikâye Öykünün ortaya çıkma sürecinde karşımıza önce fabl türündeki eserler, sonra kısa romanlar sonra da "Bin Bir Gece Masalları" çıkar. Rönesans'tan (16. yüzyıl) sonra Giovanni Boccacio, "Decameron Öyküleri' adlı eseriyle öykü türünün ilk örneğini vermiş ve çağdaş öykücülüğün başlatıcısı olmuştur. 18. yüzyılda Voltaire öykü türünde ürünler vermiştir. İnsan dışındaki yaratıkları ve olmayacak olayları da öyküye katmıştır. Ne var ki romanla aynı dönemde oluşmaya başlayan öykü, bir tür olarak karakteristik özelliklerini ancak 19. yüzyılda romantizm ve realizm akımlarının yaygınlaşmasıyla kazanmıştır. Alphonse Daudet, Guy de Maupassant gibi Fransız yazarlar öykü örnekleri vermişlerdir Türk Edebiyatında Hikâye Türk edebiyatında roman kavramı ortaya çıkana dek, kısa veya uzun, nesir ya da nazım her yazıya hikâye denmiştir. Buna rağmen hikâye, Türk edebiyatına yabancı bir tür değildir. Özellikle "Dede Korkut Hikâyeleri", aşk ve savaş hikâyeleri Türk toplumunda asırlarca anlatıla gelmiştir. Tanzimat Döneminde Fransız edebiyatının etkisiyle romanla tanışılınca, romanın kısa olanına hikâye denmiştir. Türk edebiyatında Batılı anlamdaki ilk öyküler Tanzimat Döneminde 1870 lerden sonra yazılmıştır. Batılı anlamda ilk öykü örneğini ise "Letaif-i Rivayat ( )' adlı eseriyle Ahmet Mithat Efendi vermiştir. Türk öykücülüğünü yetkinliğe kavuşturan yazar ise Halit Ziya Uşaklıgil olmuştur. II. Meşrutiyet in ilanından sonra gelişen yeni edebiyat akımıyla birlikte Ömer Seyfettin. Türk öykücülüğünde yeni bir çığır açmıştır. Cumhuriyet Döneminde Sait Faik Abasıyanık alışılmışın dışında bir öykü dünyası kurmuştur Hikâye Roman Farkı Hikâye anlatım olarak romana benzer; ama aslında onun romandan çok farklı yanları vardır: Hikâye türü, romandan daha kısadır. Hikâyede temel öğe olaydır. Romanda ise temel öğe karakter, yani kişidir. Hikâyeler olay üzerine kurulur, romanlar ise kişi üzerine kurulur. Hikâyede tek olay bulunmasına karşılık romanda birbirine bağlı olaylar zinciri vardır. Romandaki olaylardan her biri hikâyeye konu olabilir. Hikâyede kahramanların tanıtımında ayrıntıya girilmez, kahramanlar her yönüyle tanıtılmaz. Romandan farklı olarak hikâyede kişiler sadece olayla ilgili yönleriyle anlatılır. Bu yüzden hikâyelerdeki kişiler bir karakter olarak karşımıza çıkmaz. Öyküde, olayın geçtiği yer (çevre) sınırlıdır ve ayrıntılı olarak anlatılmaz. Romanlarda olaylar çok olduğu için olayların geçtiği çevre de geniştir. Bu çevreler çok ayrıntılı olarak anlatılır. Hikâyeler kısa olduğu için anlatım yalın, anlaşılır ve özlüdür. Romanlarda ise anlatım daha ağır ve sanatlıdır. 4. ROMAN Genellikle insanların serüvenlerini, iç dünyalarını, toplumsal bir olay ya da olguyu, insan ilişkilerini ve değişik insanlık durumlarını yansıtmayı amaçlayan düzyazı türüne "roman" denir. "Roman" terimi, Roma İmparatorluğu içindeki halkların kullandığı bozulmuş Lâtinceye verilen addır. Bu bozuk Latince ile yazılan ilk destan ve halk öykülerine roman denmiştir. Bu terim, sonradan belli bir türün adı olmuştur. Uzun anlatıma dayalı edebiyat türlerinden biri olan roman; olayları yer, zaman ve şahıs kadrosu bütünlüğü ve uyumu içinde anlatır. Okuyucuyu çekebilecek nitelikte merak unsurları içerir. Sosyal yaşamda kişilerin veya ailelerin başlarından geçen ya da geçme olasılığı bulunan olayları yer ve zaman göstererek aktarır. Birbiriyle bağlantılı olayları temel bir düşünce etrafında birleştirerek yansıtır. Roman, hem bir gerçekliğin hem de düş gücünün ürünüdür. Yazar, anlattığı olayı, kişileri gerçekten olsa da bunları yeniden yaratarak verir. Bu bakımdan roman gerçek yaşamla tam olarak örtüşmez. Roman, yaşamın yeniden üretimi ya da yaratımıdır. Romanda aslında romancının hayal gücü, sanatçı kişiliği, görgü ve bilgisiyle, zengin duygu ve düşüncesiyle yaratılan bir yaşam ortamı anlatılır. Romanın geçtiği sosyal çevre içerisinde dine, felsefeye, ahlaka, siyasete yer verilir. Romancı, okuyucuyu etkilemek, okuyucunun ruhunda bir yankı uyandırmak amacındadır. Romanlar üçüncü kişi ağzıyla, roman kişilerinden birinin ya da birkaçının yazdığı anı biçiminde veya roman kişilerinin birbirlerine gönderdikleri mektuplarla olmak üzere üç değişik şekilde yazılır Romanın Öğeleri Roman dört temel öğeden oluşur. Romanın kurgusunu oluşturan dört temel unsur "yer, zaman, olaylar zinciri ve şahıs kadrosu "dur. Bazı romanlarda bunlara "fikir" unsuru da eklenir Kişi (Kahramanlar) Romanların çoğunda geniş bir şahıs kadrosu vardır. Romanda başkarakter ve yardımcı karakterler bulunur. Romanda şahıslar ayrıntılı olarak tanıtılır. Roman kahramanının yaşa- Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 4

103 12. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI mı, geniş bir zaman çerçevesi içinde baştan sona anlatılır. Roman kişileri "tip" ve "karakter" olarak karşımıza çıkar Tip Belli bir sınıfı ya da belli bir insan eğilimini temsil eden kişidir. Tip evrenseldir, genel özelliklere sahiptir. Tipler "sevecen tip, alıngan tip, kıskanç tip, sosyal tip" gibi, bireysel olmaktan çok; başkalarında da bulunan ortak özellikler taşıyan ve bu özellikleri en belirgin şekilde temsil eden şahıs veya şahıs grubudur Karakter Romanda olumlu, olumsuz yönleri ile verilen, belirli bir tip özelliği göstermeyen kişilerdir. Karakter, kendine özgüdür. Karakterler genel temsil özelliği göstermez. Karakterler, birden fazla özelliği belirlenmiş, tipik olan birkaç özelliği ile insanın iç çatışmaları ve çıkmazlarını verme görevini yüklenmiş roman şahıslarıdır. Karakterler çok yönlü olup, değişkenliğe sahip kişiler oldukları için bunlara "yuvarlak roman kişisi" de denmektedir Olay Romanlar, temel bir olay etrafında gelişen ve iç içe geçmiş çok sayıda olaydan oluşur. Romanda anlatılan olaylar hayattan alınabileceği gibi, tarihten, anılardan, okunan kitaplardan ve masallardan da alınabilir. Önemli olan, konunun gerçeğe uygun olmasıdır. Romanda olaylar her yönüyle ayrıntılı olarak işlenir. Her olay bir nedene bağlanır. Böylece okuyucu, romanın içine çekilir Çevre (Yer) Romanlardaki kişilerin yaşadığı, olayların geçtiği yerdir çevre. İnsanlar gibi, roman kişileri de belli bir çevrede yaşar. Bu çevre, okuyucuya betimleme yoluyla anlatılır. Romanda olayların geçtiği ve kişilerin yaşadığı yerler, çevre ve diğer mekânlar çok ayrıntılı şekilde verilir Zaman Romanlarda zaman kavramı belirgindir. Olay veya olaylar belirli bir zaman diliminde yaşanır. Romanlarda fiiller genellikle "-di'li geçmiş zaman" kipinde kullanılır. Klasik romanda zaman "geçmiş, şimdiki ve gelecek zaman" olmak üzere üç dilimde verilir. Çağdaş romanda bu anlayış etkin değildir. İnsanın hatırlama yeteneğinden yararlanılarak zamanlar arası geçiş yapılır. İç içe değişik zaman dilimlerinden söz edilebilir. Birkaç zaman bir arada kullanılabilir. Şuur akışı tekniğiyle geriye dönüşler veya ileriye gidişler olabilir Fikir Çoğu romanın fikirsel bir yönü de vardır. Romandaki olayların, durumların ve davranışların nedenleri araştırılır; kişilerin psikolojik tahlilleri yapılır ve olayların sonuçları üzerinde durulursa romanın ana düşüncesi ve yardımcı düşünceleri belirlenebilir Dil ve Anlatım Her romana, eserini kendine özgü görüş, anlayış ve anlatış özelliğine göre oluşturur. Anlatmaya bağlı eserlerde, özellikle de roman ve hikâyeler birinci veya üçüncü kişi ağzından anlatılır. "Birinci kişili anlatım'da "ben, biz"; 'üçüncü kişili anlatım' da eserlerde "o, onlar" özneleri kullanılır. Yüklemler bu öznelere göre çekimlenir. Ayrıca bu tür eserlerde üç tür anlatıcı bakış açısından söz edilebilir. "Dün Ali ile Ayşe'yi eve çağırdım. Birlikte ders çalıştık." Burada birinci kişili anlatım söz konusudur. "Dün Ali ile Ayşe 'yi eve çağırdı. Birlikte ders çalıştılar." Burada üçüncü kişili anlatım söz konusudur Anlatıcı Bakış Açıları Hâkim (İlahi, Tanrısal) Bakış Açısı Anlatıcı, olayların içinde yer almaz, olaylara müdahale etmez. Olaylara geniş bir açıdan bakar. Anlatıcı her şeyi bilen konumundadır; kahramanların zihinlerinden geçenleri, duygularını, iç dünyalarını geçmişte yaşadıklarını, gelecekte olacakları onların en gizli bilgilerini bütün ayrıntılarıyla bilir. Yazar, roman kahramanlarından daha fazlasını bilir. Anlatım üçüncü kişinin ağzından yapılır. "Eve nasıl gideceğini düşünüyordu. Babasının kızacağından endişe ediyordu. Bu düşünceler içindeyken aklına bir fikir geldi." Kahraman Bakış Açısı Anlatıcı, romanın kahramanlarından biridir. Yazar, olayları kahramanın bakış açısından anlatır. Anlatıcının bildikleri; kahramanın anlattıkları, gördükleri, duydukları ve bildikleri ile sınırlıdır. Olaylar, birinci kişinin ağzından verilir. "Eve gittim. Babam beni görünce çok sevindi. Sana bir sürprizim var!'dedi. Doğum günüm için aldığı hediyeyi bana verdi." Gözlemci Bakış Açısı Anlatıcı, olayların içinde yer almaz. Olayları yansız bir şekilde anlatır, gözlemci konumundadır. Yazarın bildikleri, kahramanın bilgilerinden daha azdır. Bu bakış açısıyla yazılmış romanlarda gizli bilgilere, duygulara, hayallere ve kişilerin iç dünyasındaki çatışmalara yer verilmez. Olaylar üçüncü kişinin ağzından anlatılır. "Eve gitti. Babası onu görünce çok sevindi. Ona bir sürprizi olduğunu söyledi. Doğum günü için aldığı hediyeyi ona verdi." 4.3. Roman Türleri Romanlar bağlı oldukları edebî akımlara ve konularına göre sınıflanabilir Akımlarına Göre Romanlar Edebiyat akımlarına göre romanlar "romantik, realist (gerçekçi), natüralist (doğalcı), estetik, izlenimci, dışavurumcu, toplumcu, yeni roman" olarak sıralanabilir Konularına Göre Romanlar Tarihî Romanlar Tarihteki olay ya da kişileri konu alan romanlardır. Yazar tarihi gerçekleri kendi hayal gücüyle birleştirerek anlatır. Valter Scolt - Vaverley Gogol - Toros Bulba V. Hugo - Nöturdam de Paris N. Kemal - Cezmi N. Atsız - Bozkurtlar Tarık Buğra - Küçük Ağa, Küçük Ağa Ankara da K. Tahir - Yorgun Savaşçı, Devlet Ana Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 5

104 12. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Macera Romanları Kahramanların başından geçen hareketli olayların anlatıldığı romanlardır. Alexander Dumas Monto Kristo Kontu, Üç Silahşörler Ahmet Mithat Hasan Mellah, Hüseyin Fellah, Dünyaya İkinci Geliş Polisiye Romanlar Macera ve heyecan duygularını artıran romanlardır. Edgar Allen Poe Morgue Sokağı Cinayeti Arthur Connan Doyle Sherlock Holmes Agatha Cristie Şark Ekspresinde Cinayet Ahmet Mithat Esrar-ı Cinayat (İlk Türk Polisiye Romanı) Cingöz Recai Server Bedii takma adıyla Peyami Safa Egzotik Romanlar Yabancı ülkelerin toplumsal özelliklerini, geleneklerini anlatan romanlardır. Refik Halit Karay Nilgün Pierre Loti İzlanda Balıkçısı Sosyal Romanlar Ekonomik bunalımlar, sınıfsal çelişkiler, köyden kente göç gibi toplumsal sorunları konu edinen romanlardır. Victor Hugo Sefiller Sami Paşazade Sezai Sergüzeşt Ahmet Mithat Felatun Bey ile Rakım Efendi Recaizade Mahmud Ekrem Araba Sevdası Psikolojik Tahlil Romanları Roman kahramanlarının psikolojisini tahlillerle anlatan romanlardır. Madame De Le Fayette Princesse De Cleves (Dünyanın ilk psikolojik roman örneği) Peyami Safa Dokuzuncu Hariciye Koğuşu Biyografik Roman Topluma mal olmuş bir kişinin yaşamını, yaşadığı döneme katkılarını anlatan romandır. Oğuz Atay Bir Bilim Adamının Romanı Otobiyografik Roman Yazarın kendi hayatını konu edindiği romanlardır. Mark Twain Tom Sawyer in Maceraları Orhan Kemal Avare Yıllar, Baba Evi 4.4. Dünya Edebiyatında Roman Roman Avrupa'da sözlü edebiyattaki destan türünün geçirdiği evrimleşmenin bir ürünü olarak ortaya çıkmıştır. Roman türünün ilk örneklerini 15. yüzyılda Fransız yazar Rabelais vermiştir. Bugünkü romanı hatırlatan ilk eser 16. yüzyılda Rönesans- 'tan sonra Givoanni Boccacio tarafından yazılmış olan "Dekameron'dur. Miguel de Cervantes'in Don Kişot'u 16. yüzyılın sonlarına doğru yazılmıştır ve eser, roman türünün ilk başarılı örneği kabul edilir. 17. yüzyılda Klasik akım içinde ortaya çıkan tek romancı ise Madame De La Fayette'tir. Bu yüzyılda İngiltere de Daniel Defoe "Robenson Cruze"yu, Jonathan Swift "Guliver'in Gezileri'ni yazmıştır. Bu türün yetkin örnekleri ise 19. yüzyılda verilmeye başlanmıştır. Roman, bir tür olarak karakteristik özelliklerini romantizm ve realizm akımları sayesinde 19. yüzyılda kazanmıştır. 20. yüzyıldaki sosyal ve teknolojik gelişmeler romana da yansımıştır. Bu dönem romancıları arasında Amerikan edebiyatından John Steinbeck, Ernest Hemingway; Alman edebiyatından Thomas Mann, Erich Maria Remargue; Fransız edebiyatından Andre Mourois, Jaun Paul Sartre, Albert Camus sayılabilir Türk Edebiyatında Roman Tanzimat'a kadar Türk toplumunda romanın yerini destanlar, efsaneler, mesneviler ve halk hikâyeleriyle masallar tutmuştur. Türk edebiyatı bugünkü anlamda romanla Fransızcadan yapılan çeviriler sayesinde tanışmıştır. Yusuf Kamil Paşa nın Fransız edebiyatçı Fenelon'dan yaptığı Telemague (Telemak)" adlı çeviri eser, ilk çeviri roman olarak karşımıza çıkmaktadır. Türk edebiyatında roman türünün ilk örnekleri Tanzimat döneminde verilmiştir. Şemseddin Sami'nin 'Taaşşuk-ı Talat-ı Fitnat" adlı eseri ilk yerli roman kabul edilir. Edebî anlamda ilk roman örneklerinden biri kabul edilen "İntibah' ı Namık Kemal 1876 da yazmıştır. Batı edebiyatındaki yetkin örnekler ölçüsündeki romanları ise Halit Ziya Uşaklıgil kaleme almıştır. Halit Ziya "Maî ve Siyah", "Aşk-ı Memnu" gibi eserleriyle yerli romana, teknik yönden Batılı bir nitelik kazandırmıştır. 5. TİYATRO (OYUN) Yaşamda görülen olayları sahnede canlandırma sanatına ve bu amaçla yazılmış eserlerdir. Tiyatrolar tıpkı opera, sinema, bale gibi göstermeye bağlı bir metindir Dünya Edebiyatında Tiyatro Dünya edebiyatında tiyatronun başlangıcı Eski Yunan da Bağbozumu Tanrısı Dionysos adına düzenlenen törenlere kadar dayanır Türk Edebiyatında Tiyatro Türk edebiyatında modern anlamda tiyatro Tanzimat la birlikte başlar. İlk tiyatro eserimiz Şinasi nin Şair Evlenmesi adlı tek perdelik komedisidir. Sahnelenen ilk tiyatro eserimiz ise Namık Kemal in Vatan yahut Silistre dir. Bunların dışında Ahmet Vefik Paşa ve Direktör Ali Bey gibi isimlerin de tiyatronun gelişiminde önemli payları vardır. Tanzimat ın ikinci döneminden itibaren gerilemeye başlayan tiyatro, Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati dönemlerinde durma noktasına gelmiştir. Milli Edebiyat la birlikte tekrar hareketlenen tiyatro, asıl gelişimini Cumhuriyet döneminde yapmıştır. Faruk Nafiz Çamlıbel, Necip Fazıl Kısakürek, Haldun Taner, Reşat Nuri Güntekin, Necati Cumalı, Yusuf Ziya Ortaç, Orhan Asena başarılı tiyatro yazarlarımızdandır. Edebiyatımızda tiyatro türü iki başlıkta incelenebilir: Geleneksel Türk Halk Tiyatrosu Geleneksel Türk tiyatrosu içinde orta oyunlarının önemli bir yeri bulunmaktadır. Kavuklu ve Pişekâr; orta oyunlarında sıkça görülen sembolik kahramanlardır. Bu kişiler; yine, geleneksel tiyatromuzun önemli kahramanları Karagöz ile Hacivat'ın karşılığıdırlar. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 6

105 12. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Kavuklu, bilimsel anlayıştan uzak, fakat arif, halk adamını temsil etmektedir. Pişekâr ise, Osmanlıca kelimeler kullanmakta yetenekli, okumuş insanı temsil etmektedir. Her ikisi de birbirlerinin açık yönlerini tamamlayan önemli tiplerdir. Bunlar, orta oyunlarında mizahî unsurlarla topluma mesajlar verir ve insanları bilgilendirirler. Geleneksel Türk Tiyatrosu, şu çeşitlere ayrılır: Meddah Bir kişinin tek başına hazırladığı oyun çeşididir. Kelime anlamı "metheden = övgücü" demektir. Meddah, anlattığı olay ya da hikâyeyi seyirci önünde çeşitli hareket ve taklitlerle canlandırır. Bu şekilde insanlar, eğlenirken düşünme imkânı bulur. Meddahın başlıca eşyaları mendil, sandalye ve bastondur Karagöz Gölge oyunudur. Beyaz bir perde üzerinde çeşitli insan tiplerinin canlandırılmasıdır. Bu oyunlar, "Karagözcü" adı verilen usta bir sanatçı tarafından perdeye yansıtılır. Oyunun başkahramanı "Karagöz", okumamış, ama zeki ve anlayışlı bir halk adamıdır. İkinci kahraman "Hacivat" ise, Karagöz'e zıt kişilikte bir insandır. Arapça ve Farsça kelimelerle konuşur, zaman zaman bilgiçlik taslar. Karagöz, Türklere özgü bir oyundur. Çünkü çok eskiden beri Türkler, çeşitli adlar altında Karagöz oyununu biliyor ve oynatıyorlardı. Hatta Avrupa'da "Çin gölgeleri" diye adlandırılan gölge oyununun bile Karagöz' den geldiğini yapılan araştırmalar gösterir. Bu oyun, Osmanlı Türkleri arasında uzun zaman yaşadı. Batılı anlamda tiyatro türünün edebiyatımıza girmesinden sonra yavaş yavaş önemini kaybetti. Karagöz'deki diğer önemli tipler de şunlardır: Çelebi, Tuzsuz Deli Bekir, Yahudi, Ermeni, Rum, doktor, Frenk, Arap, Acem, Arnavut, Trabzonlu, Rumelili vb Orta Oyunu Orta oyunu, açık bir meydanda oynanır. Seyirciler bu meydanın etrafını çepeçevre kuşatırlar. Ancak bir tarafını açık bırakırlar. Oyuncular, oyundan önce oradan meydana dâhil olurlar. Çağdaş Türk tiyatrosuna en yakın örnektir. Konular ve tipler olarak Karagöz'e çok benzerler. En ünlü tipleri Kavuklu ve Pişekâr dır. Ayrıca; "Balama (Rum)", "Frenk" ve "zenne" tipleri de bulunmaktadır. Günümüzde, bazı köy ve kasabalarda, orta oyunları bütün canlılığı ile hâlâ devam eder Köy Seyirlik Oyunları "Köylü Tiyatrosu" adı ile de bilinen köy seyirlik oyunları düğünlerde, bayramlarda ya da yılın belirli günlerinde köylülerimizin genellikle "oyun yapma","oyun çıkarma" adı altında bereket bolluk, sağlık ve yeni yılı karşılamak amacıyla oynadığı törensel içerikli oyunlardır. Bu oyunlar meydanlarda oynandığı gibi kışın oda içerisinde de oynanmaktadır. İlkel toplumlardan günümüze değişim göstererek ulaşan bu oyunlar önceleri yaşantının daha verimli olabilmesi için doğaüstü güçlere, tanrılara ya da tanrıya şükran belirten bilinçli olarak gerçekleştirilen törenlerdir Modern Türk Tiyatrosu Trajedi Seyircide korku ve acıma hislerini uyandırarak onu kötü duygularından arındırmayı amaçlayan tiyatro türüdür. Özellikleri Konusunu seçkin kimselerin hayatından ya da mitolojiden yani tanrılar arasındaki ilişkilerden seçer. Kahramanları tanrılar ya da soylu kimselerdir. İnsan müsveddesi sayılan sıradan insanlara yer verilmez. İşlenmiş, kusursuz bir üslubu vardır; kaba sayılan sözlere yer verilmez. Çirkin olaylar (cinayet, kavga vs.) seyircinin gözü önünde gerçekleştirilmez. Üç birlik kuralına uyar. Bu, yer, zaman ve olay birliğidir. Yani oyun hep aynı yerde aynı dekorla oynanmalı, olay bir günlük zaman dilimi içinde geçecek izlenimi vermeli, (Bu yüzden oyun, olayın sonundan seçilir; önceki olaylar koro tarafından anlatılırdı.) aynı ana olay etrafında geçmelidir. En ünlü trajedi yazarları; Eski Yunan'da Aiskhylos, Euripides, Sophokles; Klasik Fransız edebiyatında Corneille ve Racine'dir Komedi İnsanları güldürerek eğitmeyi amaçlayan tiyatro türüdür. Her gülünç şeyin altında ders alınacak acı bir gerçeğin olduğuna inanılır. Özellikleri Konusunu günlük hayattan, sosyal olaylardan seçer. Kahramanları sıradan insanlar, eğitim görmemiş ya da sonradan görme kişilerdir. Üslupta kusursuzluk aranmaz, kaba sayılan hatta küfürlü sözlere yer verilir. Çirkin, kaba olaylar seyircinin gözü önünde işlenir. Üç birlik kuralına uyar. İnsan karakterinin gülünç ve eksik yanlarını anlatanlara karakter komedyası, toplumun gülünçlüklerini anlatanlara töre komedyası, olayların merak uyandıracak şekilde işlendiği eserlere entrika komedyası adı verilir. Komedi türü 17. yüzyıldan sonra düzyazıyla yazılmaya başlanmıştır. En ünlü komedi yazarları; Eski Yunan'da Aristophanes, Klasik Fransız edebiyatında Moliere'dir Dram 19. yüzyılda trajedinin sıkı kurallarını yıkmak amacıyla meydana getirilen tiyatro türüdür. Özellikleri Konusunu günlük hayattan ya da tarihin herhangi bir devrinden seçebilir. Hem acıklı hem komik olaylar aynı oyunda iç içe bulunur. Kahramanlar hem soylulardan hem sıradan insanlar arasından seçilir. Üç birlik kuralına uymak zorunda değildir. Her tür olay seyircinin karşısında gerçekleştirilebilir. Şiir, düzyazı karışık halde bulunur. En ünlü dram yazarları; İngiliz yazar Shakespeare dramın ilk ürünlerini vermiştir. Ancak bu türün özelliklerini Victor Hugo belirlemiştir. Şehitler, Geothe diğer ünlü dram yazarlarıdır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 7

106 12. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Müzikli Tiyatro Opera Sözlerinin tümü ya da çoğu "koro, solo, düet" biçiminde şarkılı olarak söylenen müzikli tiyatro eseridir. Oyunculara, orkestra eşlik eder Operet Eğlenceli, hafif konulu, içinde bestesiz konuşmalar da bulunan müzikli tiyatrodur. Daha çok halk için yazılmış eserlerdir Opera Komik Operetin, yüksek sınıf için yazılmış, besteli biçimidir Vodvil Hareketli, eğlenceli bir konuya dayanan, içinde şarkılara da yer verilen hafif komedidir. Bu nedenle vodvil, bir "komedi türü" olarak da gösterilir Bale Konusu; türlü dans ve davranışlarla anlatılan müzikli, sözsüz tiyatro türüdür. 6. ŞİİR Duygu, hayal ve düşüncelerin bir düzene bağlı olarak, çekici bir dil ve ahenkli mısralar içinde aktarılmasıdır. Şiiri düz yazıdan ayıran ölçü, mısra, ahenk gibi unsurlar vardır. Nazım (şiir) biçimindeki yazılara "manzum"; Nazım parçalarına da "manzume" denir Şiir Türleri Lirik Şiir Aşk, ayrılık, hasret ve özlem gibi konuları işleyen duygusal şiirlerdir. Duygu, coşku ve akıcılık söz konusudur. Gazel, şarkı koşma, semai lirik şiire örnektir Pastoral Şiir Doğa güzelliklerini, kır ve doğa sevgisini, orman, yayla, dağ, köy ve çoban yaşamını, bunlara karşı duyulan özlemleri anlatan şiir türüdür. Şair doğa karşısındaki duygularını anlatıyorsa "idil", bir çobanla karşılıklı konuşuyormuş gibi anlatıyorsa "eglog" adını alır Epik Şiir Destansı özellikler gösteren şiirlerdir. Okuyanda coşku yiğitlik duygusu, savaşma arzusu uyandırır. Kahramanlık, yiğitlik gibi konular işlenir Didaktik Şiir Bilgi vermek, öğretmek, öğüt vermek gibi öğretici amaç taşıyan şiirlerdir. Ahlakilik hâkimdir, Kuru bir üslubu vardır. Manzum hikâyeler ve fabllar hep didaktiktir Satirik Şiir Toplumdaki çeşitli düzensizlik ve bozuklukları yeren, taşlayan şiirlerdir. Halk edebiyatında "taşlama", Divan edebiyatında "hiciv" denir Dramatik Şiir Tiyatronun manzum şekline denir. Dramatik manzume, karşılıklı konuşma şeklinde yazılan manzumelerdir Şiir Bilgisi Mısra (Dize): Ölçülü ve anlamlı, bir satırlık nazım birimidir. Beyit (İkilik): Aynı ölçüde olan ve anlamca bir bütünlük oluşturan ve iki dizeden oluşan nazım birimidir. Ölçü (Vezin): Şiirde dizelerin hece sayısına veya hecelerin ses değerine göre bir uyum içinde olmasıdır. Hece Ölçüsü: Şiirde dizeleri oluşturan sözcüklerin hece sayılarının eşitliğine dayanan ölçüdür. Hece ölçüsüyle yazılmış dizeler okunurken belli yerlerde durulur. Durulan bu yerlere "durak" denir. Durak sözcüğün sonunda yer alır. Aruz Ölçüsü: Dizelerdeki hecelerin uzunluk ve kısalığına göre, açık ya da kapalı oluşuna göre düzenlenmesidir. Kısa heceler nokta(.) uzun heceler çizgi (-) ile gösterilir. İmale: Aruz kalıbına uydurmak için kısa hecenin uzun sayılmasıdır. Zihaf: Uzun heceleri kısa okumaktır. Serbest Ölçü: Bu ölçüde hecelerin sayısı ya da uzunluğu kısalığı dikkate alınmaz Redif Mısra sonlarında yazılışları, okunuşları, anlamları ve görevleri aynı olan eklerin, kelime ve kelime gruplarının tekrar edilmesine "redif" denir. Örnek-1 Bizim elde bahar olur, yaz olur. Göller dolu ördek olur, kaz olur. Sevgi arasında yüz bin naz olur. Suçumu bağışla, ben sana kurban. (Ercişli Emrah) Örnek-2 Bu ıslıkla uzayan, dönen, kıvrılan yollar, Uykuya varmış gibi görünen yılan yollar Başını kaldırarak boşluğu dinliyordu. Gökler bulutlanıyor, rüzgâr serinliyordu. (F. Nafiz Çamlıbel) Kafiye (Uyak) Mısra sonlarındaki yazılışları ve okunuşları aynı, anlamları ve görevleri farklı kelimelerin, eklerin benzerliğine kafiye denir. Yanıp tutuşmadan aylarca yummadım gözümü, Nücuma sor ki, bu kirpikler uyku görmüş mü? (Mehmet Akif ERSOY) Kafiye Çeşitleri Yarım Kafiye Tek ses benzerliğine dayanan kafiyedir. Örnek-1 Ben çektiğim kimler çeker Gözlerim kanlı yaş döker Bulanık bulanık akar Dağlarım seliyim şimdi Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 8

107 12. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Örnek-2 İstedim kendimi bu göle atam Elimi uzatıp yavruyu tutam Örnek-3 Üstümüzden gelen boran kış gibi Şahin pençesinde yavru kuş gibi Seher sabahında rüya düş gibi Çağıta bağırta aldı dert beni Tam Kafiye İki ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür. Örnek-1 Yollarda kalan gözlerimin nurunu yordum, Kimdir o, nasıldır diye rüzgârlara sordum, Hulyamı tutan bir büyü var onda diyordum (Y. Kemal Beyatlı) Örnek-2 Sen miydin o afet ki dedim, bezm-i ezelde Bir kanlı gül ağzında ve mey kâsesi elde, Bir sofrada içtik, ikimiz aynı emelde, Karşımda uyanmış gibi bir baktı sarardı. (Yahya Kemal Beyatlı) Örnek-3 On atlıya karar verdim yaşını Yenice sevdaya salmış başını El yanında yakar gider kaşını Tenhalarda gülüşünü sevdiğim Zengin Kafiye Üç ya da daha çok ses benzerliğine dayanan kafiye türüdür. Örnek-1 Ertesi gün başladı gün doğmadan yolculuk, Soğuk bir mart sabahı... Buz tutuyor her soluk (Faruk Nafiz Çamlıbel) Örnek-2 Baygın bir ihtizaz ile bi-huş akar dere, Sahillerinde çocuklar uzanmış çemenlere. (Orhan Seyfi Orhon) Örnek-3 Miskin Yunus biçareyim Baştan ayağa yareyim Dost ilinden avareyim Gel gör beni aşk neyledi Cinaslı Kafiye Anlamları ayrı, fakat yazılış ve okunuşları aynı olan kelime ve kelime gruplarının mısra sonunda tekrarı ile oluşan kafiyedir. Örnek-1 Niçin kondun a bülbül Kapımdaki asmaya Ben yârimden vazgeçmem Götürseler asmaya Örnek-2 Bilmem ki yaz mı gelmiş Niçin açmış gül erken Aklımı kayıp ettim Nazlı yârim gülerken Örnek-3 Kendin çöz kendin tara Değmesin el başına Ben yârime kavuştum Darısı el başına Kafiye Şeması Mısraların son seslerine bakılarak bir dörtlüğün kafiye düzeni çıkarılır. Kafiye düzenlerinin, mısralarının son seslerindeki düzene göre çeşitleri vardır Düz Kafiye: "aaab" "bbbc" "cc" "aabb" olmalı. İftardan önce gittim Atik-Valde semtine Kaç defa geçtiğim bu sokaklar, bugün yine, Sessizdiler, Fakat Ramazan maneviyyeti Bir tatlı intizara çevirmiş sukuneti Çapraz Kafiye: "abab" "cdcd" olmalı. Hayran olarak bakarsınız da Hülyanızı fetheder bu hali Beş yüz sene sonra karşınızda İstanbul fethinin hayali Sarma Kafiye: "abba" "cdcd" olmalı. İhtiyar, elini bağrına soktu, Dedi ki: "İstanbul muhasarası Başlarken aldığım gaza yarası İçinden çektiğim bu oktu. 1. KONFERANS III. ÜNİTE: SÖZLÜ ANLATIM Hazırlıklı ve plânlı konuşma türlerindendir. Herhangi bir bilimsel alanda, topluluk karşısında yapılan konuşmalara Konferans denir. Konferansı verecek kişi, kelimelerin telaffuzuna, (diksiyona) ve dil bilgisi kurallarına dikkat etmelidir. Verilmek istenen düşünceler; açık, anlaşılır ve orijinal olmalıdır. Konferans verilirken konuşmacı, yazdıklarını kâğıttan okumamalıdır. Sanki söyleşi yapıyormuş gibi konuşmalıdır. Arada sırada, yeri geldiğinde kâğıda bakmalıdır. Konuşmacı, gözlerini dinleyicilerin üzerine çevirmeli, böylece onların kendisini ilgiyle izlemelerini sağlamalıdır. Ayrıca, konuşmacı; temiz giyinmeli, ciddî olmalı, kibar davranmalı, güzel konuşmalıdır. Ses tonunu yerine göre ayarlamalı, vurguyu iyi yapmalıdır. Konferans verilmeden önce, bir başkası konferansçıyı bütün özellikleriyle dinleyicilere tanıtmalıdır. Konuşmacı; dinleyicileri sıkıcı ve bıktırıcı söz ve tavırlardan uzak durmalıdır. Ayrıca, el, yüz ve vücut hareketlerini konunun anlamına uygun olarak yerinde ve uyumlu yapmak zorundadır. Hatiplik yeteneği olmayan konuşmacıların, vereceği konferansın etkisiz ve başarısız olacağı da unutulmamalıdır. Konferansta dikkat edilecek bir diğer özellik de zamana uymaktır. Bir saati aşan konferansların dinleyici üzerinde etkisinin azaldığı bir gerçektir. Konferansçı, bu gerçeğe dikkat etmeli, bir saatten az bir sürede konferansını bitirmelidir. Ayrıca, konferansçı; yersiz, taşkın el ve kol hareketlerinin konuşmanın değerini düşürdüğünü unutmamalıdır. Konferans hazırlanırken öncelikle yapılması gereken iş, konferansın sunulacağı konuda geniş bir kaynak taramasına girişmek olacaktır. İncelenecek konuda ansiklopedilerden başlayarak değişik yazı ve incelemeler gözden geçirilmeli, böylelikle sağlam ve derli toplu bir malzeme hazırlanmalıdır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 9

108 12. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Bu malzemeye konferansçı kendi görüş ve düşüncelerini de katarak öncelikle konferansın plânını düzenlemelidir. Bilimsel toplantılarda söylenen ve akademik hitabet türüne giren söylevler (nutuklar) de konferans sayılır. Konferans plânı şöyle düzenlenebilir: (a) Hitap cümlesi. (b) Konunun sunuluşu. (c) Konferansın amacı. (ç) Konunun açılması ve anlatılması. (d) Sonuç. (e) Sorular ve cevaplar. Konuşmaya, konferansı düzenleyenlere ve dinleyicilere saygı bildiren ve iltifat edici sözlerle başlanmalıdır. Sonra konunun çerçevesi çizilmeli ve ortaya konmalıdır. Bundan sonra konuşmacı, amacına göre konusunu açmalı, o konudaki çeşitli görüşleri kırıcı ve tahkir edici olmayan ifadelerle belirtmelidir. Konuşmacı, bayağı ve argo sözler kullanmaktan kaçınmalıdır. Zaman zaman canlı örnekler ve fıkralarla, konuşma tarzının değiştirilmesiyle, ses tonuna verilecek iniş ve çıkışlarla dinleyicilerin dikkatini ve ilgisini uyanık tutmaya çalışmalıdır. Konferansta bir konunun bütün yönlerinin ve ayrıntılarının verilme-sinin mümkün olmadığı unutulmamalıdır. Konuyu fazla dağıtmak, dinleyicinin konuşmayı takip edememesine neden olur. Çok fazla ayrıntı, herkesi aynı ölçüde ilgilendirmeyeceği için dinleyiciyi sıkar. Konferans, anlatılanların kısaca özetlenmesi, maksadın verilmesi ve dinleyicilere saygı ve iltifat eden sözlerle bitirilmelidir. Sorulacak sorular da kısaca ve soranı incitmeden cevaplanmalıdır. Seminer Belirli bir bilim dalındaki gelişmeleri, belli bir bilgi düzeyine sahip kimselere tanıtmak amacıyla düzenlenen ve konunun değişik bölümleri, bu bilim dalında otoritesi ve yeteneği kabul edilen kişiler tarafından açıklanan toplantılardır. Yüksek öğretim kurumlarında lisans/lisansüstü öğrenci ve öğreticilerin katılımıyla yapılan seminerler, bu tanıtımın dışındadır. Bunlar yüksek öğretim kurumlarında, öğretim üyesinin yönetimi altında, öğrencilerin yaptıkları araştırmalarla ilgili rapor hazırlama, tartışma biçiminde yürütülen toplantılardır. 2. AÇIK OTURUM Konusunda uzman kişilerin bir masa çevresinde toplanarak tartışmasına Açık Oturum denir. Açık oturumda tartışılacak konu, toplumun tümünü ya da bir bölümünü ilgilendirmelidir. Açık oturum; bir salonda izleyici önünde ya da televizyon ve radyoda dinleyici önünde yapılmaktadır. Açık oturumda izleyicilerin sorularını almak ve cevaplamak da mümkündür. Bu takdirde açık oturum, "forum"a dönüşmektedir. Televizyon ve radyodan tartışmayı izleyen kişiler, açık oturuma telefon sorularıyla katılabilir. Açık oturum bir "başkan" tarafından yönetilir. Konunun ortaya atılması, giriş konuşmasının yapılması, soruların düzenli olarak sorulması vb. durumlar başkanın idaresinde yapılır. Bu nedenle, başkan, açık oturumdan önce plân yapmak zorundadır. Ayrıca, başkan; tartışma sırasında meydana gelebilecek tatsız ve çirkin saldırıları da önlemelidir. Oturum sonunda ise, ortaya çıkan karşıt ya da aynı düşünceleri özetleyerek oturumun genel değerlendirmesini yapmalıdır. Bu nedenle başkan, açık oturumun temel öğesidir. Açık oturumda bir yarışma havası yoktur. Başkan, konuyu belirtir, konuşmacıları tanıtır. Ele alınan konu ile ilgili bilgileri verir. Sonra konuşmacılara ara ile sorular yöneltir. Konuşmacılar da görüşlerini belirtirler. Gerekli bilgileri verirler. Bu arada diğer konuşmacılar da konuşmakta olanın sözlerini özenle dinleyip, gerekli notu alırlar. Gerekirse, konuşmacının bazı görüşlerine katılmadıklarını nedenleri ile birlikte belirtirler. Oturuma katılacak kişilerin konularında iyi hazırlanmış olmaları açık oturumun kalitesini artırır. Ayrıca, konuşmacıların diğer konuşmacılar ve izleyiciler karşısında saygılı olmaları da çok önemlidir. 3. SEMPOZYUM (BİLGİ ŞÖLENİ) Belli bir konuyu aydınlatmak amacıyla, bilim adamı ve araştırmacıların bir araya geldikleri ve konuşmacıların konunun belirli bölümlerini sundukları, tartışmalı toplantılardır. Bir başka deyişle; ortaya konan konu hakkında aynı oturumda, çeşitli kişilerin yaptıkları açıklamalı konuşma türüdür. Bildiri sahiplerine ayrılan zaman oldukça kısadır. On dakikalık bir sürede kelime kullanma şansı vardır. Buna göre, hazırlanacak bildiri, dört sayfayı geçmemelidir. Cümleler, kolay anlaşılır biçimde düzenlenmelidir. Metni yazmadan önce ana başlıklar vurgulanmalıdır. Sunulabilecek yansı sayısı da 5-6 civarında olmalıdır. Ayrıca, bildiri metni, yayımlanmaya uygun biçimde hazırlanmalıdır. Sempozyumda her konuşma, ayrı bir hazırlıktır, fakat birbirini tamamlayıcı söyleşi ve içtenlik havası vardır. Konuşmalardan sonra konuşmacılar, birbirlerine konu ile ilgili sorular sorabilirler. Böylece sempozyumdan "panel" e geçilir. Daha sonra da tartışmalara seyirciler de katılırsa panelden "forum" a geçilmiş olur. Bildiri metni, şu bölümlerden oluşmalıdır: (a) Giriş: Araştırılan sorunun tanıtılması ve neden bu konunun ele alındığı, çalışmanın diğer çalışmalar arasındaki yeri. (yarım sayfa) (b) Deney: Malzeme ve yöntemin tanıtımı. (bir sayfa) (c) Bulgular: Bildirinin en önemli bölümüdür. Dinleyiciler tarafından beklenen yeni bilgi, belge ve önerilerin açıklanması ve tartışılması. Bildiri, konferans ile büyük ölçüde bir benzerlik gösterir. Bildiri, öncelikle bilimsel bir yazı türüdür. Oysa konferansta, bilimsellik yanında popüler bir hava söz konusudur. Bildiride her şeyden önce aranan özellik, bilimsel bir yenilik getirmiş olması ve orijinal bir konuyu ele almış bulunmasıdır. Bunun yanında bildiri, bilinen bir konuya yenilik getirme, değişik görüş ve düşüncelerle yeni tezler ortaya koyma, bu tezleri bilimsel delillerle doğrulama ya da bir önceki tezi çürütme gibi özellikleri de bünyesinde taşır. Bu değerlendirmeye göre, bildiriyi kısaca bilimsel bir konuda yenilik getirmek, orijinal bir buluş ortaya koymak amacıyla kaleme alınmış bir yazı türü olarak tanımlamak yerinde olacaktır. Bildiri de konferans gibi bir dinleyici topluluğu önünde okunur. Ancak bildirinin sunulduğu topluluk, o konuda az çok uzmanlaşmış kişilerden oluşur. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 10

109 12. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Ayrıca, bildiride de konferans gibi konuşma ve hitap etme becerisi gözetmek gerekir. Konferansta zaman zaman hazırlanan metinden uzaklaşma söz konusu olabilirken bildiride metne bağlı kalma esastır. Konferansta sözünü ettiğimiz konuşmanın bitiminde yer alan soru ve cevap bölümü, bildiride konu çerçevesinde tartışma olarak ayrı bir özellik gösterir. Bildiriler, genellikle yayımlanan bir yazı türüdür. Bazen yabancı dillerde de yayımlanabilir. Bildiriler hazırlanırken kullanılan dil, uzmanlık dalının gerektirdiği terimler ve ifade yapısı ile de konferanstan büyük ölçüde farklılık gösterir. Son olarak, bildiride varılan sonuçlar ve ana noktalar özetlenerek ana düşünce bir kez daha vurgulanmalıdır. Üzerinde çalışılan metin; aralıklarla gözden geçirilmeli ve gerekli düzeltmeler yapılmalı, konuya hâkimiyet sağlanmalıdır. Metnin, kartlara aktarılması daha yararlıdır. 4. FORUM Bir başkanın yönetiminde, toplumu ilgilendiren bir konuda, farklı gruplardan oluşan dinleyicilerin söz sırası alarak konuşma kuralları içerisinde yaptıkları tartışmalara forum denir. Forum, panelin devamında yapılacaksa başkan, panelin süresini bir saat, forumun süresini de yarım saat olarak sınırlayabilir. Bu durumda panelden sonra forum yapılacağı konuşmalara başlanmadan duyurulmalıdır. Forum, toplu tartışmaların başlı başına bir çeşidi sayılmamakla birlikte, dinleyicilerin konu üzerinde daha aktif ve farklı bakış açılarıyla düşünmelerini sağlar. Foruma davet edilen uzmanların görüşlerine de müracaat edilerek ortaya çıkabilecek yanlış anlayışların önüne geçilir. Esasen forumdan amaç belli kararlara varmak değil, konuyu değişik anlayışlarla, farklı boyutlarıyla ortaya koymaktır. Forumda söz alan dinleyiciler, konuyla ilgisi olmayan özel sorunlarına değinmemelidir. Sorular kısa, açık ve net olmalı, tartışma saygı kuralları içerisinde, kırıcılıktan uzak, samimî bir hava içerisinde yapılmalı, tartışmadan beklenen amaca yardımcı olunmalıdır. 5. MÜNAZARA Herhangi bir konu üzerinde zıt düşüncelerin karşılıklı olarak savunulmasına Münazara denir. Münazarada önemli olan "savunma" dır. Taraftarı az olan bir düşünce, iyi savunulduğu zaman çok kişi tarafından takdir edilebilir. Münazara için genellikle üçer ya da dörder kişilik iki grup kurulmalıdır. Gruplardan birisi işlenecek konuya olumlu, diğeri ise olumsuz yönden savunmalıdır. Yani, bir grup "tez", diğer grup ise "antitez" i almalıdır. Ayrıca, münazara yapacak kişileri değerlendirecek bir "jüri" seçilmelidir. Jüri, ya başlangıçta ya da münazara yapılacağı gün seçilebilir. Olumlu tezin savunulması, olumsuzdan daha kolay olduğu için, konuşmaya, olumlu tezi savunan gruptan biri başlamalıdır. Konuşmacıların savunmalarının gücü kadar, taraflı ve tarafsız dinleyicilerin gösterilerinin de jüri üzerinde etkisi bulunur. Ancak, taraf tutan dinleyicilerin, karşı taraf konuşmacılarının moralini bozacak nitelikte gösteride bulunmaları doğru değildir. Münazaraya katılacak kişilerle, jüri üyeleri münazara tekniği konusunda bilgilendirilmelidir. İki grup da kendi aralarında iş ve konu bölümü yapıp münazara gününe kadar hazırlıklarını tamamlamalıdır. Konuşmacılara, araştırma için en az 2-3 hafta süre verilmelidir. Gruptaki her kişi savundukları konunun değişik alt konuları hakkında konuşmak zorundadır. Birden fazla kişi, aynı alt konuyu savunamaz. Münazarada yazılı metne bakarak okuma olmaz. Savunulan konu; sözlü ele alınmalıdır. Konuşmacıların, konularını bir kâğıda yazıp okumaları çok yanlıştır. Münazarada etkili savunmanın önemli olması gibi, belli zaman içinde konuşmak da önemlidir. Bu nedenle konuşmacılara eşit zaman dilimleri verilmelidir. Bu zaman, genellikle 5-15 dakikadır. Ayrıca, münazarayı izleyen grup da çok önemlidir. Konuşmacılar; konularını savunurken izleyicilerin büyük bir sessizlikle konuları dinlemesi gerekmektedir. Konuşmacıların tutarsız bir düşüncesi, yanlış yerde yapılmış bir mimik hareketi izleyicilerde tepkiye neden olmamalıdır. İzleyiciler savunulan düşüncenin doğruluğunu ya da yanlışlığını onaylayacak davranışlardan uzak durmalıdır. Ancak, böylece jürinin doğru ve tarafsız değerlendirmesi mümkün olur. Jürinin, değerlendirmede dikkat edeceği özellikler: a) Türkçeyi kullanma gücü. (Diksiyon, vurgu, tonlama, kelime hazinesi, cümle kurma vb.) b) El, kol ve yüz hareketlerini yerinde kullanma. c) Savunmada inandırıcı olma. (Belgeler, istatistikî bilgiler, resimler, gazete ve dergi haberleri, güncel olaylarla örnekleme vb.) ç) Konuşmacıların fizikî özellikleri. (Temiz ve düzenli kıyafet, saç, sakal tıraşı vb.) IV. ÜNİTE: BİLİMSEL YAZILAR Bilimsel yazı, öğretme, doğruluk ve yenilik için yazılan yazı türüdür. Kendine özgü bir anlatım tarzıdır. Yazı, dile dayanır. Dil ortak anlaşma aracıdır. Belli kural ve tekniklere ulaşabilir. Bilimsel ancak dile dayandığı için sıkıcı veya anlaşılamaz olmamalıdır. 1. Plan Bilimsel yazı birkaç sayfalık bir makale olabileceği gibi birkaç yüz sayfalık kitap da olabilir. Esas itibariyle teknik aynıdır. Yazının değil veya "Osmanlı'da Tıp" araştırması yapan yazarın a söze başlarken de denebilir. Önsözün ardından kısa veya uzun bir Giriş bölümü gelir. Giriş'te kitabın iskeleti anlatılır. Konular açıklanır, bilgi verilir. Buna methal de denir. Ana bölümlendirme Kısımlar ve Bölümler şeklindedir. Kitap Sonuç'tan sonra Ekler, Kronoloji, Bibliyografya, İndeks ile biter. Kitabın başında yazarın biyografisi, künyesi, teşekkür, kısaltmalar, resim ve şekil cetveli yer alır. 2. Teknik Türkiye'de kullanılan karma usuldeki standart şudur: Yazar adı, Eser adı, (çeviriyse çevirmeni), Yayınevi, Yer ve tarih. Mesela Vikipedi hakkında Ahmet Sezer adlı yazarın kitabı şöyle gösterilir: Ahmet Sezer, Vikipedi, İstanbul Burada araya giren ve ençok karıştırılan cilt, sayfa ve basımdır. Bunlar şöyle gösterilmelidir: Ahmet Sezer, Vikipedi, Viki Yayınları, C.1, İstanbul 2006, s.1. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 11

110 12. SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI Eser çeviriyse eser adından sonra çevirmeni yazılır. Parantez kullanılmaz. Araştırma bir dergide çıkmışsa format şudur: Ahmet Sezer, "Vikipedi", Viki dergisi, Sayı:1, s.1. Yazının kaynakları metinde nasıl gösterilir? Bunun yaygın iki metodu vardır. Birincisi, açıklanan görüş daha önce söylenmişse yeni bir cümleyle anlatılsa dahi üzerine gönderme numarası konulmalıdır. Yahut kaynağı doğrudan alıntılamak ve üzerini numaralandırmaktır. Buna sayfa altı dipnotu metodu denir. Numaralar sayfa altında sıralanıp kaynaklar yazılır. Burada yazar ismi soyadından önce gelir, kitabın sonundaki soyadı sırasıyla karıştırılmamalıdır. İkinci gönderme metodu yaslanan görüşün veya alıntının yanına parantez açarak yazarın adı ve yayının tarihi verilir. (Sezer:2006) gibi. Bunun yukarıdakinden farkı dipnotlarının bölüm sonlarında verilmesidir, ancak sayfa altı dipnotu yaygın olduğu üzere bu metod kullanılmasa, doğrudan metinde göndermeler numaralandırılsa da olur. 3. Doğruluk Girişte belirtildiği gibi bir yazar daha önce başkalarının söylediklerini belirtmek zorundadır. Bu bilimsel namustur. Eğer başkasının görüşlerini alır ve gönderme yapmazsa bilimsel hırsız durumuna düşer. Buna intihal denir. Tesadüfen iki yazar aynı görüşü söylemiş olabilir mi? Eskiler buna tevarüd derdi. Olabilir ancak bilerek başkasının görüşlerini kendine mal etme zaten bilimsel ağda belli olur. 4. Dil (Üslup) Bir yazarı olduran yahut öldüren dilidir. Mükemmel bir düşünce berbat bir dil yüzünden anlaşılmaz, okunmaz. Tersi de mümkündür, çok parlak, cafcaflı bir dille yazılmış ve bilimsel diye sunulmuş boş eserler görmek mümkündür. Yazar ulusal dili okulda öğrenir, ama bilimsel dili öğrenmesi yıllarını alır. O yüzden bilimsel yazı yazmak kolay değildir. Yazarın anadiline hâkim olması ön şarttır. Dilbilgisi ve yazım yanlışları düzeltilebilir ama mantık hataları düzeltilemez. Bilimsel yazı, jargon'dan kaçınmalıdır. Jargon, Webster's' daki tanıma göre: karışık, anlamsız, acayip, ilkel dil-teknik terminoloji-gizemli, dolaylı, uzun kelimelerle önemli hissi veren dil. Türkçede yazı dilinde -di'li geçmiş zaman kullanılır. -miş'li geçmiş zaman bürokratik bir dil olduğundan artık pek az araştırmada yer almaktadır. Görüşler ifade edilirken eskiden Biz'li anlatım yaygındı, bugün kimse "biz bu hususta şöyle düşünüyoruz" gibi çoğul bir ifade kullanmaz. 5. Kaynak Gösterme Kaynakça, yararlanılan kaynakların dökümüdür. Metinde gönderme yapılan bütün kaynaklar sıralanmalıdır. Hangi kaynağın nasıl kullanıldığı yazarın inisiyatifindedir ancak metinde bahsi geçmeyen kaynakların gösterilmesi lüzumsuzdur ve okunduğu zannını vermek itibariyle ahlaki değildir. Bibliyografya yazar soyadına göre, alfabetik yapılır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 12

111 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site RETGREGTGTGRTGTRGGT[Metni yazın] Sayfa 1

112 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI I. ÜNİTE: CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI (1923 ) CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI NIN OLUŞUMU Cumhuriyet'in ilk yıllarında ölen bazı sanatçılar dışında Milli Edebiyatçılar, Beş Hececiler ve Bağımsızlar olarak ele aldığımız şair ve yazarlar sanat hayatlarına Cumhuriyet döneminde de devam etmişlerdir. 1923'ten 1940'a kadar devam eden dönemde Kurtuluş Savaşı'nın yarattığı birliğin, yapılan inkılâp ve reformların etkisiyle sanatçılar, yerli ve halka doğru bir "memleket edebiyatı" anlayışıyla Anadolu'yu ve Anadolu halkını konu edinmişlerdir. Milleti oluşturan değerler (müzik, edebiyat, mimari, oyunlar, masallar vb.) farklı yönleriyle edebi metinlerde yer almıştır. Memleket edebiyatı zevkiyle Batı estetiği sentezlenmeye çalışılmıştır. Batı kültür ve medeniyeti örnek alınmakla birlikte, Tanzimat ta da olduğu gibi, yanlış Batılılaşma eleştiri konusu olmuştur. Anadolu; doğal güzellikleri, insanı, sosyal hayatı ve folkloruyla edebi eserlere yansımıştır. 1923'ten 1940'a kadar Türk tarihi ve Atatürk'le ilgili konular ağırlık kazanmış, 1940'lı yıllardan sonra ise bireysel duygu ve sorunlar da ele alınmıştır. Uluslaşmaya verilen önemin bir yansıması olarak "birey"e, "bireysel bilinç"e önem verilmiştir. Roman, hikâye, tiyatro, deneme gibi Batı'dan alınan düzyazı türlerinde, teknik bakımdan daha olgunlaşmış eserler ortaya konulmuştur. Cumhuriyet dönemi edebi ürünleri, dil ve zevk bakımından gelenekten ayrılmıştır. Cumhuriyet dönemi eserlerinde öz Türkçecilik anlayışının da etkisiyle genel olarak açık ve anlaşılır bir dil kullanılmıştır. Dünyaya açılma ve çağdaşlaşma çabaları edebiyatı da etkilemiş, dünya edebiyatı daha yakından takip edilmiştir. Dünya edebiyatıyla kurulan bağlar sonucunda; toplumcu gerçekçilik, sezgicilik, varoluşçuluk, gerçeküstücülük, dadacılık gibi edebiyat akımlarından yararlanılmıştır. Bireyin iç dünyasını anlatmaya çalışan edebiyatçılar, psikoloji ve psikiyatri alanlarındaki gelişmelerden yararlanmışlardır. Özellikleri: Yazı diliyle konuşma dili arasındaki fark ortadan kalkmış dildeki sadeleşme çabaları aralıksız olarak sürmüştür. Edebiyatımız bu dönemde toplumcu bir karakter kazanmış gerçekçi bir anlayış güdülmüştür. Aruz ölçüsünün yerini hece ölçüsü almış, şiirlerde de günlük konuşma dili kullanılmıştır. Yine bu dönemde şiirin biçimce daha da serbestleşmesi sağlanmıştır. Şiir, roman, hikâye ve tiyatro gibi türlerde önemli gelişmeler olmuştur. Romanda ve hikâyede halk gerçekleri tamamen yerleşmiştir. Yine tiyatro ve deneme alanında büyük gelişmeler gösterilmiştir. Cumhuriyetin kuruluşuyla 1940 (İkinci Dünya Savaşı) yılları arasında eser veren şair ve yazarlar genellikle daha önceki Milli Edebiyat akımının etkisinde tam anlamıyla "yerli" ve "halka doğru"; veya Batı'nın, özellikle Fransız edebiyatının etkisinde kişisel yollarında yürümüşlerdir. Edebiyatımız İstanbul aydınlarının tekelinden kurtulmaya başlamıştır. Anadolu'dan aydın yetişmeye başlamıştır. Bu dönemden itibaren farklı edebi topluluklar ortaya çıkmaya başlamıştır. II. ÜNİTE: CUMHURİYET DÖNEMİNDE ÖĞRETİCİ METİNLER Öğretici metinler bakımından bu dönemde büyük ilerlemeler kaydedilmiş, önemli eserler verilmiştir. Bilgi verme, düşündürme, açıklama amaçlanmış; metnin yapısı dil ve anlatımı, kullanılan motifler bu amaçlara göre belirlenmiştir. Kurtuluş Savaşı dan yeni çıkmış olan ülkenin Atatürk ilke ve inkılâpları doğrultusunda büyük bir kalkınmaya girişmesi sonucunda millete ve milletin kültürüne yönelinmiş, Anadolu ve Anadolu insanı konu edilmiştir. Öğretici metinlerde günlük konuşma dilindeki Türkçe sözcükler, halk söyleyişlerindeki tamlamalar kullanılır; Arapça ve Farsça sözcüklere fazla yer verilmez. Bu dönem yazarları, öğretici metinlerde terim ve kavramları, gündelik hayata ait sözcük ve sözcük gruplarını kullanarak edebi bakımdan güçlü bir anlatıma ulaşmayı amaçlarlar. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatı öğretici metinlerinde yazı dilinin konuşma diline yaklaştırılması, açık ve sade bir dilin kullanılması daha fazla okura ulaşılmasını sağlamıştır. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında öğretici metin türlerinde eserler kaleme alan önemli sanatçılar şunlardır: 1. NURULLAH ATAÇ ( ) Deneme ve eleştiri türünde usta bir isimdir. Batılı anlamda ilk deneme ve eleştiri yazılarının yazarıdır tan sonraki yazılarında Türkçeyi özleştirme çabası öne çıkar. Deneme-Eleştiri: Günlerin Getirdiği, Karalama Defteri, Sözden Söze, Ararken, Diyelim, Söz Arasında, Okuruma Mektuplar. Günlük: Günce. 2. SUUT KEMAL YETKİN ( ) Deneme ve eleştiriyle tanınmıştır. Sanat, estetik, resim ve felsefe alanlarında eserler vermiştir. Düşüncelerini açık ve yalın bir anlatımla kaleme almıştır. Deneme: Günlerin Götürdüğü, Edebiyat Konuşmaları, Edebiyat Üzerine, Düşün Payı, Yokuşa Doğru, Şiir Üzerine Düşünceler, Denemeler İnceleme-Araştırma: Ahmet Haşim ve Sembolizm, Sanat Felsefesi, Edebiyatta Akımlar. 3. İSMAİL HABİP SEVÜK ( ) Milli mücadeleye destek veren önemli yazarlardandır. İzmir e Doğru ve Açıksöz gazetelerinde başyazarlık yapmıştır. Türk edebiyatı tarihi, anı, gezi yazısı gibi türlerde eserler vermiştir. Edebiyat tarihi İnceleme: Türk Teceddüt Tarihi, Avrupa Edebiyatı ve Biz, Edebiyat Bilgileri Gezi Yazısı: Tuna dan Batı ya, Yurttan Yazılar Anı: O Zamanlar 4. CEMİL MERİÇ ( ) Deneme türünün usta isimlerindendir. Denemeleri dışında, edebiyat tarihi, felsefe, tarih çalışmaları ve çevirileri de vardır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 1

113 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Deneme: Bu Ülke, Mağaradakiler Araştırıma-İnceleme: Umrandan Uygarlığa, Kırk Ambar, Bir Dünyanın Eşiğinde. 5. SABAHATTİN EYÜBOĞLU ( ) Deneme ustalarındandır. Araştırma ve incelemeleri de vardır. Deneme: Mavi ile Kara, Sanat Üzerine Denemeler 6. ABDÜLHAK ŞİNASİ HİSAR ( ) İstanbul un lüks semtlerini ve Boğaziçi ni, eski aşklarını, eğlencelerini anlatmıştır. Anlaşılır bir dille, anı, makale, öykü ve romanlar yazmıştır. Anıları ve CHP roman yarışmasında (1942) üçüncü olan Fehim Bey ve Biz adlı romanı önemli eserleridir. Anı: Boğaziçi Mehtapları, Boğaziçi Yalıları, Geçmiş Zaman Köşkleri, İstanbul ve Pierre Loti Roman: Fehim Bey ve Biz III. ÜNİTE: COŞKU VE HEYECANI DİLE GETİREN METİNLER (ŞİİR) 1. ÖZ ŞİİR ANLAYIŞINI SÜRDÜREN ŞİİR (SAF ŞİİR) Türk edebiyatında "Saf Şiir" (Öz Şiir) eğilimi Ahmet Haşim'in "Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar" adlı makalesiyle (Türk edebiyatında ilk poetika örneği kabul edilir.) başlar. Sanatın bir form sorunu olduğuna inanan bu şairler için önemli olan iyi ve güzel şiir yazmaktır. Bu anlayışla kendilerine özgü özel bir imge düzeni oluştururlar. Şiirde her türlü ideolojik sapmanın dışında kalarak sadece okuyucuda estetik haz uyandıran şiir yazma eğilimi, bu şairleri her türlü mektepleşme eğiliminin dışında kalıp müstakil şahsiyetler olarak şiir yazmaya yöneltmiştir. Şiiri soylu bir sanat olarak kabul eden bu şairlerde düşsel (hayali) ve bireysel yön ağır basar. Saf şiir anlayışında estetik tavır ön plandadır. Bu anlayıştaki şairler didaktik bilgiden uzak durup; bir şey öğretmeyi değil, musikiyle ya da musikinin çağrıştırdığı, uyandırdığı imgelerle insanın estetik duyarlılığını doyurmayı amaç edinirler. Kısacası bu şairler şiirde anlama fazla önem vermezler. Anlaşılmak için değil; duyulmak, hissedilmek için şiir yazarlar. Şiirde biçim endişesi duyan bu şairlerde dize ve dil baş tacıdır. Disiplinli çalışarak mükemmele varan halis şiir yazma endişesi kendini hissettirir. Gizemsellik, simgecilik, bireysellik, ruh, ölüm, masal, rüya, mit temalarının yoğunca işlendiği bu şiirler zekâ ve bilincin disipliniyle bütünleştirilerek yazılmıştır. Özellikleri: Milli Edebiyat Döneminin şiir hareketleri bu dönemin oluşmasında etkili olmuştur. Şiir dili her şeyin üzerindedir. Şiir bir biçim (form) sorunudur. Ahenk söyleyiş tarzı, ritim, kafiye ile sağlanır. Amaç iyi ve güzel şiir yazabilmektir. Dilde saflaşma, sadeleşme görülür. Şiir, soylu bir sanat olarak kabul edilir. En değerli şey dizedir. Şairlerin kendilerine özgü bir imge düzenleri vardır. İçsel bir yaklaşımla insan anlatılır. Şiirin toplum için değil sanat için olduğunu iddia ederler ve şiirlerini sanat için yazarlar. Şiirler ideolojinin esiri olmamalıdır. Güzel şiir ancak çalışarak elde edilir. Şiir emek işidir. Öz Şiir Anlayışını Sürdüren Şairler ve Edebi Topluluklar 1. NECİP FAZIL KISAKÜREK ( ) Şiirleri ve tiyatrolarıyla ün kazanmış usta bir yazardır. Büyük Doğu ve Ağaç dergilerini çıkarmıştır. Fransız sembolistlerinden ve halk şiirinden yararlanarak heceyle kendine has, başarılı şiirler yazmıştır. İlk dönem şiirlerinden sonra mistik konuları, madde ve ruh ilişkisini, insanın evrendeki yerini konu edinen şiirler yazmıştır. Kaldırımlar şiiriyle geniş bir kesim tarafından tanınmış ve sevilmiştir. Şiirlerini Çile başlığı altında bir kitapta toplamış ve bu kitapta şiir anlayışını düzyazı olarak anlatmıştır. Şiir: Örümcek Ağı, Kaldırımlar, Ben ve Ötesi, Sonsuzluk Kervanı, Çile Oyun: Tohum, Bir Adam Yaratmak, Künye, Sabırtaşı, Para, Nam-ı Diğer Parmaksız Salih, Reis Bey, Yunus Emre, Abdülhamit Han, Ahşap Konak, Siyah Pelerinli Adam Öykü: Hikâyelerim Roman: Aynadaki Yalan Anı: Yılanlı Kuyudan 2. AHMET HAMDİ TANPINAR ( ) Şiir, öykü, roman, edebiyat tarihi, makale, deneme alanlarında eserler vermiştir. Eserlerinde Doğu-Batı çatışması, rüya ve zaman kavramları, geçmişe özlem, mimari ve musiki öne çıkar. Ne içindeyim zamanın! Ne de büsbütün dışında dizeleri onun zamanı kavrayışının özünü vermektedir. Bursa da Zaman şiiri geniş bir kesim tarafından sevilmiştir. Ahmet Haşim in özellikle de Yahya Kemal in etkisinde kalmış, Sembolizmden etkilenmiştir. Romanlarında psikolojik tahlillere önemle eğilen yazarın; kendine has bir üslubu vardır. Yazarlığı dışında İstanbul Üniversitesi nde edebiyat profesörlüğü, milletvekilliği de yapmıştır. Beş Şehir adlı önemli deneme kitabında Ankara, Erzurum, Bursa, Konya ve İstanbul u anlatmıştır. Huzur romanı, aşkı, psikolojiyi ve Doğu-Batı karşıtlığını içerir; roman kişilerinin adlarının verildiği dört bölümden oluşur: İhsan, Nuran, Suat ve Mümtaz. Şiir: Bütün Şiirleri Roman: Mahur Beste, Saatleri Ayarlama Enstitüsü, Huzur, Sahnenin Dışındakiler, Aynadaki Kadın. Öykü: Abdullah Efendi nin Rüyaları, Yaz Yağmuru. Deneme: Beş Şehir, Yaşadığım Gibi. Makale - İnceleme: Yahya Kemal, XIX. Asır Türk Edebiyatı Tarihi, Edebiyat Üzerine Makaleler. 3. AHMET MUHİP DIRANAS ( ) Şiirleriyle tanınmakla birlikte tiyatro eserleri de vardır. Fransız sembolizmiyle Türk şiir geleneğini başarıyla kaynaştırmıştır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 2

114 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Hece ölçüsüyle biçimsel mükemmelliğe önem verdiği şiirler yazmıştır. Aşk, insanın iç dünyası gibi bireysel duyguları işlemiştir. Kar, Olvido, Ağrı ve Fahriye Abla şiirleriyle sevilmiştir. Şiir: Şiirler Oyun: Gölgeler, O Böyle İstemezdi. 4. CAHİT SITKI TARANCI ( ) Otuz Beş Yaş, Desem ki ve Gün Eksilmesin Penceremden şiirleriyle tanınır. Şiirlerinin çoğunda ölüm konusunu işlemiştir. Romantizm ve sembolizmden etkilenmiştir. Hece ölçüsüyle yazdığı şiirleri de serbest şiirleri de vardır. Şiirde biçime, kafiyeye ve ahenge önem vermiştir. Şiir: Otuz Beş Yaş, Düşten Güzel, Ömrümde Sükût, Sonrası Mektup: Ziya ya Mektuplar 5. ASAF HALET ÇELEBİ ( ) Hiçbir akıma girmeyen kendine has bir şairdir. Gençlik yıllarında divan edebiyatından etkilendi. Gazeller ve rubailer yazdı. 1937'den sonra serbest ölçü kullanmaya ve Batı şiirinin tekniklerine yönelmeye başladı. Şiirlerinde dinlerden, ideolojilerden, toplumsal olaylardan çok Anadolu-İran-Hindistan çizgisi üzerinde uzanan bir yaşamın görünümlerini sesler aracılığıyla dile getirdi. Şiir: He, Lâmelif, Om Mani Padme Hum YEDİ MEŞALECİLER 1928 yılında ortaya çıkan bu topluluk, şiir ve yazılarını "Yedi Meşale" adlı kitapta toplamışlardır. Türkiye'de Cumhuriyet döneminde "sanat sanat içindir" deyip öz şiir anlayışını benimseyen ilk grup Yedi Meşaleciler'dir. Bunlara göre şiir hiçbir fikir ve ideolojinin hizmetinde kullanılamazdı. Gerçek şiir, sanat için yazılan, samimi ve yenilik dolu olan şiirdir. Özellikleri: Sanat, sanat için olmalıdır. Edebiyatta taklitten kaçınılmalı, daima yenilik, içtenlik, canlılık aranmalıdır. Batılı ilkelerle sanat yapılmalı, geleneksel temalar yerine yeni temalar bulunmalıdır. Şiirde konu zenginliği sağlamak için hayalden yararlanılmalıdır. Şiirde hece ölçüsünü kullanmışlardır. Çarpıcı imge ve benzetmelerle zenginleştirdikleri şiirleri, ustalıkla yapılmış birer tablo değeri taşır. Fransız sembolistlerin etkisinde kalmışlardır. Edebiyatımızda kısa süreli bir yankı uyandıran Yedi Meşaleciler, hedeflerini gerçekleştiremeden dağılmışlardır. Topluluğun Sanatçıları: 1. SABRİ ESAD SİYAVUŞGİL ( ) İlgi çeken ev içi eşya ve tasvirlerinden sonra özellikle çevirileri ve edebiyatı yakından takip eden denemeleriyle edebiyatla olan bağlantısını sürdürdü. Psikoloji profesörü olarak ilmi çalışmalara kendisini verdi Şiirlerini Odalar ve Sofalar adlı kitapta topladı. 2. YAŞAR NABİ NAYIR ( ) Şiirlerini Kahramanlar ve Onar Mısra adlı kitaplarda topladı ve diğer edebiyat türlerinde eserler verdi yılında çıkarmaya başladığı Varlık dergisini ömür boyu devam ettirdi. Bu dergi Türk edebiyatının gelişmesinde, yeni kabiliyetlerin yetişmesinde ve tanıtılmasında önemli rol oynadı. Ayrıca Varlık yayınlarıyla da bir edebiyat kütüphanesi kurdu. 3. MUAMMER LÜTFİ BAHŞİ ( ) Topluluğun dağılmasından sonra bütünüyle edebiyattan koptu. 4. VASFİ MAHİR KOCATÜRK ( ) Şiirlerini Tunç Sesleri, Geçmiş Geceler, Bizim Türküler, Ergenekon adlı kitaplarda topladı. Asıl çalışmasını edebiyat tarihi ve incelemesine ayırdı. 5. CEVDET KUDRET SOLOK ( ) Birinci Perde adlı kitabında şiirlerini topladı. Roman ve tiyatro türlerinde de eser veren Cevdet Kudret, okul kitapları ve edebiyat tarihimizle ilgili ciddi eserler yazdı. 6. ZİYA OSMAN SABA ( ) Grubun şiire en sadık şahsiyeti oldu. Sebil ve Güvercinler, Geçen Zaman, Nefes Almak adlı kitaplarında şiirlerini toplayan Ziya Osman Saba hikâyeler de yazmıştır. Özellikle ev içi şiirler yazdı ve kendisinden daha kabiliyetli bir başka şaire, Behçet Necatigil'e örnek oldu. Şair yalnızlık duygusunu ve hatıraları şiirlerinde başarıyla dile getirir. Heceyi, duraklarında değişiklik yapmadan kılınır. Serbest şiir örnekleri de vermiştir. Ziya Osman, bütün insanların mutlu olduğu ve herkesin hoşgörü içinde yaşadığı bir dünya özlemiyle yaşar. Bu yönüyle Yunus Emre ve Mevlana geleneğinin modern çağdaki sesidir. 7. KENAN HULUSİ KORAY ( ) İçlerindeki tek hikâye yazardır. Yaşadığı sürede beş hikâye kitabı yayınlamış, "Osmanoflar" romanı ve kısa hikâyelerinin birçoğu gazete sayfalarında kaybolup gitmiştir. Gazeteciliğinin de etkisiyle küçük hikâye tarzını benimseyen sanatçı, Cumhuriyet döneminde korku türünde örnekler veren ilk hikâyecidir. Önemli hikâyeleri: Bir Yudum Su, Osmanoflar, Bahar Hikâyeleri, Bir Otelde Yedi Kişi 2. SERBEST NAZIM VE TOPLUMCU ŞİİR ( ) Serbest Nazım: Genellikle ölçü ve kafiyeye bağlı bulunmayan, dizelerindeki hece sayısı değişik olan şiirlerdir. Servet-i Fünûn dan sonra kullanılmaya başlanan bu nazım şekli günümüzde çok yaygınlaşmıştır. Ölçü ve kafiye şiire ahenk verir. Serbest nazımlarda ise bu ahenk aliterasyon ve asonanslarla sağlanır. Serbest nazmın, şairlerin kullanışlarına göre pek çok çeşitleri vardır. Bunun için de henüz belirginleşmiş bir kuralı yoktur. Toplumcu Şiir: Halkı ve halkın sorunlarını anlatan şiir türüdür. Nazım Hikmet ve Rıfat Ilgaz'ın şiirleri buna örnektir. Yirminci yüzyılın başlarında, neredeyse tüm dünyada eşzamanlı olarak gelişen siyasal ve toplumsal hareketlere bağlı olarak yeni bir edebiyat akımı doğar. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 3

115 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Toplumsal gerçekçilik ya da sosyalist gerçekçilik adı verilen bu akım; şiirden, edebiyatın ve sanatın her alanına kadar geniş bir yelpazede etkisini gösterir. Emekçilerin sorunlarını, emek-sermaye çelişkisini ve yaşamsal kaygılarını konu alan bu akım, toplum için sanat görüşünü temsil eder. Özellikleri: Pragmatik, yani çıkarcı şiirdir. Şiir tezlidir, savunulan bir görüş vardır ve bu görüş kendini şiirde belli eder. Şair, toplumun bir parçası olduğu için şiirlerini toplumsal bir kaygı ile yazmalıdır. Şair ancak toplum şiirleri yazarak kendini geliştirebilir. Bireysellikten önce kolektiflik vardır. Dilin harekete geçiren gücünden, etkisinden yararlanılmıştır. Söylev üslubundan yararlanılmıştır. Geniş kitlelere hitap etmek, onları harekete geçirmek için yazılmıştır. Şiirde biçimden çok içeriğe önem vermişler bu sebeple de ölçüsüz, kafiyesiz şiirler yazmışlardır. Gelecekçilik (Fütürizm) akımından etkilenmişlerdir. Gelecekçilik (Fütürizm): 20. yüzyılın başlarında İtalya da ortaya çıkan bu akımın sanatçıları, şiirde temel öğelerin cesaret, isyan ve cüret olduğunu savunmuşlardır. Edebiyatın durgun değil hareketli, barışçıl değil kavgacıl olmasını istemişlerdir. Savaşı övmüşler ve geçmişi kötülemişlerdir. Türk Edebiyatında Nazım Hikmet, ünlü Rus şairi gelecekçi Mayokovski den etkilenmiştir. Serbest Nazım ve Toplumcu Şiirin Önemli Temsilcileri 1. NAZIM HİKMET ( ) Toplumcu gerçekçi edebiyatın öncüsü olup, ilk şiirlerini ölçülü ve uyaklı yazmıştır. Rusya daki öğrenim yıllarında Fütürist şair Mayakovski nin sanat görüşünü benimsemiş, ölçülü ve uyaklı şiiri bırakmıştır. Rusya dan döndükten sonra öz, biçim ve tema bakımından yeni şiirleriyle serbest nazmın ve toplumcu şiirin ilk örneklerini vermiş; bu yönüyle pek çok şairi etkilemiştir. Şiir dışında roman, tiyatro, masal, mektup gibi türlerde eserler vermiştir. Memleketimden İnsan Manzaraları ve Kuruluş Savaşı nı anlattığı Kuvayı Milliye Destanı önemli eserlerindendir. Şiir: 835 Satır, Jokond ile Si-Ya-u, Memleketimden İnsan Manzaraları, Kuvayı Milliye Destanı Tiyatro: Kafatası, Yusuf ile Menofis Roman: Kan Konuşmaz Masal: Sevdalı Bulut Mektup: Kemal Tahir e Mahpushaneden Mektuplar 2. RIFAT ILGAZ ( ) Toplumcu gerçekçi bir şair ve yazardır. Özellikle 1940 lı yıllarda yoksulların yaşamlarını anlattığı şiirleriyle, toplumcu gerçekçi şairlerin önemli temsilcilerindedir. Markopaşa dergisinde mizahi yazılar yazmıştır. En önemli eserlerinden olan Hababam Sınıfı, başlangıçta tiyatro olarak yayımlanmıştır. Şiir: Sınıf, Yaşadıkça, Devam, Bütün Şiirleri Roman: Karartma Geceleri, Sarı Yazma Mizahi Hikâyeler: Don Kişot İstanbul da, Radarın Anahtarı Mizahi Romanlar: Hababam Sınıfı, Pijamalılar 3. CEYHUN ATUF KANSU ( ) Önceleri halk şiirinden etkilenen şair, 1940 lı yıllarda toplumcu gerçekçi şiire katılarak serbest şiirler yazmaya başlamıştır. Şiirleri dışında makale, hikâye, deneme türlerinde de yazan sanatçı, Dünyanın Bütün Çiçekleri, Kızamuk Ağıdı adlı şiirleriyle sevilmiştir. Şiir: Bağbozumu Sofrası, Bağımsızlık Gülü, Sakarya Meydan Savaşı, Yanık Hava 3. MİLLİ EDEBİYAT ZEVK VE ANLAYIŞINI SÜRDÜREN ŞİİR Cumhuriyet dönemi saf şiirini andırır. Tema yönünden onlardan ayrılır. Kaynağı halk şiiri olup genellikle vatan ve millet sevgisini işler. Memleketçi bir şiir anlayışı hâkimdir. Özellikleri: Kurtuluş Savaşı nın etkilerinin sürdüğü dönemde ortaya çıkmış, dünyadaki milliyetçilik akımından etkilenmiştir. Milliyetçi bir yapısının olması nedeniyle Türk diline büyük önem verilmiştir. Yabancı dillerin dil kuralları terk edilmiştir. Yabancı sözcükler yerine mümkün olduğunda Türkçe karşılıkları kullanılmıştır. Hece vezni kullanılmıştır. Millî konulara yer verilmiştir, millî hisler ön plândadır. Sözcükler ilk anlamlarıyla kullanılır. Şiirlerde halk arasından seçilmiş sıradan insanlar vardır. Şairler şiirlerini, Kültür Haftası, Hisar, Çınaraltı gibi dergilerde yayımlamışlardır. Milli edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren şiirin tema ve içerik bakımından Halk şiiri ve Millî edebiyat dönemi şiiriyle benzer ve farklı özelliklere göre karşılaştıracak olursak; 1. Milli edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren şiirlerde genellikle bireysel nitelikli konular işlenmiş gibi görünse de aslında şairler bireysel olarak çıktıkları yolda milli ve yerli konuları ve manzaraları işlemişlerdir. 2. Halk şiiri ve Millî edebiyat dönemi şiirleriyle Milli edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren şiir benzer temalar etrafında şiirler yazılmıştır. 3. Şiirlerde hece ölçüsü ve ahenk unsurları başarıyla kullanılmıştır. 4. Şiirlerde hemen hemen aynı edebî sanatlar kullanılmıştır. 5. Milli edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren şairler birer dergi etrafında kümelenmişlerdir. 6. Milli edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren şairler, batı edebiyatçılarından diğerlerine göre daha fazla etkilenmişlerdir. Milli Edebiyat Zevk ve Anlayışını Sürdüren Şairler ve Edebi Topluluklar 1. AHMET KUTSİ TECER ( ) Neredesin? şiiriyle tanınmış ve sevilmiştir. Şair ve oyun yazarıdır. Halk şiiri geleneğine bağlı bir şairidir; Âşık Veysel i edebiyat dünyamıza o tanıtmıştır. Şiir: Şiirler Oyunları: Koçyiğit Köroğlu, Köşebaşı. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 4

116 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI 2. ARİF NİHAT ASYA ( ) Bayrak Şairi olarak bilinir. Hece ve aruzu kullandığı şiirlerin yanı sıra serbest şiirler de yazmıştır. Dini ve millî duyguları, kahramanlıkları sade bir dille şiirleştirmiştir. Rubai türünün son ustalarındandır. Şiir: Bir Bayrak Rüzgâr Bekliyor, Kıbrıs Rubaileri, Köprü. Mensur Şiir: Yastığımın Rüyası, Ayetler. Düzyazı: Kanatlar ve Gagalar, Terazi Kendini Tartmaz. 3. KEMALETTİN KAMU ( ) Vatan sevgisini, aşk, gurbet ve doğa sevgisini işlediği şiirleriyle tanınır. Bingöl Çobanları adlı pastoral şiiri oldukça ünlüdür. Şiir: Gurbet, Bingöl Çobanları 4. ÖMER BEDRETTİN UŞAKLI ( ) Hece ölçüsüyle şiirler yazmıştır. Anadolu yu, tarihi, deniz güzelliklerini işlemiştir. Şiir: Deniz Sarhoşları, Yayla Dumanı, Sarıkız Mermerleri 5. ORHAN ŞAİK GÖKYAY ( ) Önceleri âşık tarzına uygun, çoğunlukla ulusal konuları işleyen lirik şiirler yazdı. 1940'lardan sonra edebiyat tarihi, folklor ve halk edebiyatı araştırmalarına yöneldi. Şiir: Bu Vatan Kimin? Düzyazı: Dedem Korkut'un Kitabı, Kâtip Çelebi'den Seçmeler, Destursuz Bağa Girenler 6. ZEKİ ÖMER DEFNE ( ) Halk Edebiyatı geleneklerine bağlı ve hece ölçüsünde çağdaş şiirler yazdı. Anadolu yu şiirlerinin ana teması olarak aldı. Yurt güzellemeleriyle tanındı. Şiir: Denizden Çalınmış Ülke, Sessiz Nehir, Kardelenler 7. BEHÇET KEMAL ÇAĞLAR ( ) Halk şiiri biçim özellikleriyle şiirler yazmıştır. Atatürk e ve cumhuriyete olan sevgisini anlatmıştır. Ankaralı Âşık Ömer takma adıyla şiirler de yazmıştır. Şiir: Erciyes ten Kopan Çığ, Burada Bir Kalp Çarpıyor, Benden İçeri 8. MİTHAT CEMAL KUNTAY ( ) Milli edebiyatçıların dil anlayışlarına uygun olarak hem heceyle hem de aruzla epik şiirler yazmıştır. Şiirleri dışında önemli eseri Üç İstanbul adlı romanıdır. Şiir: Türk ün Şehnamesi Roman: Üç İstanbul BEŞ HECECİLER Milli Edebiyat döneminde ortaya çıkan Beş Hececiler de Milli Edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren edebi gruplar arasında sayılır. Halit Fahri Ozansoy, Enis Behiç Koryürek, Yusuf Ziya Ortaç, Orhan Seyfi Orhon ve Faruk Nafiz Çamlıbel in oluşturduğu bu grubun kaynağı halk şiiri olup genellikle vatan ve millet sevgisini işlerler. Bu akımda Memleketçi bir şiir anlayışı hâkimdir. HİSARCILAR 1950 lerde Hisar dergisi etrafında toplanan Munis Faik Ozansoy, İlhan Geçer, Mehmet Çınarlı, Gültekin Samanoğlu, Mustafa Necati Karaer, Yavuz Bülent Bakiler gibi sanatçıların oluşturduğu edebi topluluktur. İlk sayısı 1950 de yayımlanan Hisar dergisi, iki ayrı dönemde yayın hayatını sürdürmüştür arasında yetmiş beş sayı; arasında iki yüz iki sayı yayımlanmıştır. Garipçilere ve İkinci Yeniciler e tepki göstermişler ve milli duyguları manevi değerleri öne çıkaran bir edebiyattan yana olmuşlardır. Ölçü, uyak gibi klâsik edebiyat öğelerini kullanarak, aşk, doğa ve vatan sevgisi gibi konuları işlemişlerdir. Sanatçının hiçbir ideolojinin sözcülüğünü yapmaması ve bağımsız olması gerektiğini savunmuşlardır. Şiir güzelliğini korumak koşuluyla; aruzu, heceyi, serbest şiiri kullanmayı, şiiri nesre yaklaştırmayı uygun görmüşlerdir. 1. İLHAN GEÇER ( ) Daha çok duyguya yaslanan şiirler yazmıştır. Şiirleri dışında eleştirileri de vardır. Uzun yıllar Hisar dergisinin yazı işleri müdürlüğünü yapmıştır. Şiir: Büyüyen Eller, Belki, Yeşil Çağ, Hüzzam Beste 2. MUNİS FAİK OZANSOY ( ) Hisar dergisi çevresine girerek burada başyazılar yazmıştır. Bir duygu şairi olarak, Yahya Kemal Beyatlı ve Ahmet Hamdi Tanpınar'daki şiir zevkini yakalamaya çalışmıştır. Şiir: Büyük Mabedin Eşiğinde, Hayal Ettiğim Gibi, Yakarış, Bir Daha, Zaman Saati, Yakınma, Kaybolan Dünya, Düşündüğün Gibi 3. YAVUZ BÜLENT BAKİLER ( ) Geleneksel şiirimizin öz ve şekil özelliklerini kendi şiir potasında eriterek kişiliğine kavuşmuştur. Şiirlerinde, Anadolu'ya, Anadolu insanına eğilmiş, onların sorunlarını yapıcı bir tavırla dile getirmiştir. Sade ve rahat bir dili, aydınlık bir üslubu vardır. Milli ve manevi değerlere bağlı kalmıştır. Şiir: Yalnızlık, Duvak, Seninle, Harman Gezi Yazısı: Üsküp'ten Kosova'ya, Türkistan Türkistan 4. MEHMET ÇINARLI ( ) Lise öğrencisi iken şiir yazmaya başlayan sanatçı, şiirlerini önce Antalya Gazetesi, Yedigün ve Yarımay dergile- Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 5

117 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI rinde, sonra Çınaraltı ve Doğu da, daha sonra da arkadaşlarıyla birlikte kurdukları Hisar dergisinde yayımlar. Türk Yurdu, Çağrı, İlgaz ve Töre dergilerinde de yazmıştır. Hem aruz hem de hece vezniyle şiirler yazmıştır. Yerli ve millî kültürle beslenen şiirleri şekil yönünden mükemmel, muhteva yönünden de orijinal hayâllerle doludur. Sâde, yaşayan Türkçe ile ferdî ve millî meseleleri anlatır. Hisar dergisinde yayımladığı deneme ve tenkit yazıları Hisar dergisi Çevresinde bir şâirler okulunun oluşmasını sağlamıştır. Yeni Bîr Dünyâ Kurmuşum adlı kitabı ile 1976 da Türkiye Millî Kültür Vakfı Şiir Armağanı nı kazanmıştır. Şairin Hisar dergisinin 26.sayısında geniş bir biyografisi mevcuttur. Eserleri Şiir: Güneş Rengi Kadehlerle, Gerçek Hayali Aştı, Bir Yeni Dünya Kurmuşum Deneme ve makaleleri: Halkımız ve Sanatımız, Söylemek Yaraşır, Sanatçı Dostlarım 1940 SONRASI TÜRK EDEBİYATI İkinci Dünya Savaşı sonrasında "insan", "yaşam" ve "dünya" arasında güvenilir olmayı gerektirir; yeni ortaya çıkan dünya görüşleri; sanat anlayışımızda köklü değişikliklere yol açar. Hikâye, roman ve tiyatro eserlerinde "yurt" ve "köy" sorunlarına yönelim başladı yılında Orhan Veli Kanık, Melik Cevdet Anday, Oktay Rıfat Horozcu, "Garip" adlı bir şiir kitabı yayınlayarak yeni bir hareketi başlattılar. Buna "I. Yeni Şiir Hareketi" adı verildi. Amaçları, şiirde iç ahengi yakalamaktır. Dış ahenk öğesi olan ölçü ve uyağa önem vermezler. Söz sanatların şiir için zararlı bulmuşlar ve şiirin kaynağının bilinçaltı olması gerektiğini savunmuşlardır. "Şiir halka seslenmelidir" anlayışıyla günlük hayatta olan her şeyi şiire konu olarak almışlardır. Daha sonraları ortaya çıkan ve "İkinci Yeniler" adı verilen şairler ise "şiir için sanat " anlayışına dayanan, sürrealizmden daha aşırı bir soyutlama anlayışını sürdürmüşlerdir. 4. GARİP HAREKETİ (I. YENİ) ( ) Garipçiler; Orhan Veli, Melih Cevdet Anday, Oktay Rifat Horozcu nun oluşturduğu bir topluluktur. Onlara göre şiir, her yerde görülen basit şeyleri anlatmalıydı. Alaycı ve nükteciydiler. Aydınları bırakıp halka yöneldiler. Şiirde, ölçü, kafiye, bent gibi durumlar yok sayılmıştır. Serbest şiir egemen olmuştur. Dil, sürekli bir özleşme ve arınma çabasındadır. Roman ve hikâyede serim, düğüm, sonuç bölümleri umursanmamıştır. Şairaneliğe kaçmadan, mecazsız yazdılar. Soyut temalar yerine ekmek derdi, günlük şeyler işlendi. Konunun bayağısı yoktur, ancak işleyişte bayağılık vardır. diye düşünürler. En çok görülen temalar: yaşama sevinci, tabiat sevgisi, çocukluğa dönüş, ölüm, insan sevgisi, aşktır yılından sonra Türk şiirinde görülen ve öncülüğünü Orhan Veli, Melih Cevdet, Oktay Rifat üçlüsünün yaptığı edebiyat akımıdır. Bu üç şair, şiirde sürüp gitmekte olan aşırı duygusallığa, şairaneliğe, basmakalıp söyleyişe baş kaldıran şiirlerini toplayarak Garip adında bir kitap yayımladırlar. Özellikleri: Şiirde her türlü kurala ve belirli kalıplara karşı çıkmışlardır. Şiirde ölçü, kafiye ve dörtlüğe karşı çıkmışlardır. Şiirde şairaneliği, mecazlı söyleyiş ve sanatları kabul etmediler. Süslü, sanatlı dile karşı çıkıp sade bir dil kullandılar. Şiirde o güne kadar işlenmedik konuları ele aldılar. Konuşma dili ile günlük sıradan konuları işlediler. İşledikleri konular günlük hayattan sıradan insanların problemleri, yaşama sevinci ve hayattaki bazı garipliklerdir. Halk deyişlerinden yararlanmışlar, toplumsal yergiye yer vermişlerdir. Topluluğun Sanatçıları: 1. ORHAN VELİ KANIK ( ) Türk şiirinde iki arkadaşıyla birlikte büyük bir atılım yapmış, yeni bir anlayışın öncüsü olmuştur. 1914'te arkadaşlarıyla birlikte yayımladıkları Garip adlı şiir kitabı ve yazdığı önsöz, Türk şiirinde günden güne donmuş olan eski değerleri yıkmış, şiire başka bir açıdan bakılmasını sağlamıştır. La Fontaine den fabl çevirileri yapmıştır. Şiire getirdiği ilkeler: Ölçüye baş kaldırıp serbest yazmak, Kafiyeyi şiir için gerekli görmekten vazgeçmek, Şairane duyuları, parlak görüntüleri şiirden silmek, Şiiri hayal gücünün kapalı duvarlarından kurtarıp gerçek hayata çıkarmak, yapmacıksız tabii bir söylentiyle, günlük yaşayış içinde halktan insanları yakalamak, Her çeşit kelimeyi konuyu şiire sokmak, halk deyişlerinden yararlanmak ve toplumla ilgili yergiye yer vermektir. Şiir: Garip, Vazgeçemediğim, Destan Gibi, Yenisi, Karşı Çocuk Şiirleri: Nasreddin Hoca Hikâyeleri, La Fontaine den Masallar (çeviri) Nesirleri: Sanat ve Edebiyatımız, Bindiğimiz Dal 2. OKTAY RİFAT HOROZCU ( ) Garip akımının temsilcilerindendir. Başlangıçta, yeni bir hava içinde, güçlü aşk şiirleri; toplumcu sanat ilkesinden hareketle halk deyimi ve söyleyişlerinden masal ve tekerlemelerden faydalanarak başarılı taşlamalar; sosyal şiirler yazdı. Perçemli Sokak adlı kitabıyla birlikte şiir anlayışında büyük değişiklik olmuş II. Yeni şiirine kaymıştır. Şiir: Yaşayıp Ölmek, Aşk ve Avarelik Üzerine Şiirler, Güzelleme, Karga İle Tilki, Aşk Merdiveni, Denize Doğru Konuşma 3. MELİH CEVDET ANDAY ( ) Garip akımının temsilcilerindendir. Şiirlerinde toplumsal gerçekliği inceler. Daha sonra ilk şiirlerindeki romantizmden sıyrılarak duygulardan çok aklın egemenliğine, güzel günlerin özlemine bırakır. Söz oyunlarında arınmış yalın bir dil vardır. Düz yazılarında ise yoğun bir düşünce, şiirsel, esprili, özlü bir dil vardır. Fıkra, makale, gezi, roman, tiyatro ve şiir yazmıştır. Çevirileri de vardır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 6

118 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Şiir: Garip, Rahatı Kaçan Ağaç, Telgrafname, Yanyana. 5. GARİP DIŞINDA YENİLİĞİ SÜRDÜREN ŞİİR Garip Hareketi nin etkisinin sürdüğü yıllarda şiiri onlar kadar bayağılaştırmak istemeyen, her biri kendine özgü şiir tarzını oluşturmuş aşağıdaki şairler şiirdeki lirizmi kaybetmeden yeniliği sürdürmüşlerdir. 1. FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA ( ) Cumhuriyet döneminin önemli şairlerinden olan Fazıl Hüsnü, öğrenimini Anadolu nun değişik yerlerinde sürdürmüş, subaylık yaptığı yıllarda ise Anadolu yu daha iyi tanıma fırsatı bulmuştur. Sanatçı, iç ve dış gerçeklere bakarak, bilinçaltına yönelerek şiire yeni ürperişler getirir. Şiirleri devamlı gelişme gösterir. Kurallı biçimlerden serbest biçimlere, anlamlı özlerden en yalın anlamlara varan şiir türlerini dener. Her şiirinde bir yeni yi dener gibidir. Genellikle epik dramatik, lirik didaktik ve toplumsal gerçekçi anlayıştadır. Şiir dili en son türetilen Türkçe sözcüklerle doludur. Şiir: Havaya Çizilen Dünya, Çocuk ve Allah, Çakırın Destanı, Üç Şehitler Destanı, Türk Olmak, Yedi Memetler. Düzyazı: İstiklal Savaşı - Samsun dan Ankara ya, İstiklal Savaşı - İnönüler, Sivaslı Karınca, İstanbul - Fetih Destanı, Anıtkabir, Asu, Delice Böcek, Batı Acısı, Çanakkale Destanı, Kubilay Destanı, 19 Mayıs Destanı, Hiroşima 2. BEHÇET NECATİGİL ( ) İlk şiirleri Varlık dergisinde çıkan öğretmen şair Behçet Necatigil, Cumhuriyet döneminin kendine özgü bir çizgisi olan şairlerindendir. Rahat, gösterişe kaçmayan, sembollere dayalı, şiir geleneklerini gözeten bir anlayıştadır, önce Garipçi çizgide yürüyen Necatigil, sonra onlardan ayrılmıştır. Şiirlerinde kendi evinden başlayarak öteki evleri, sokağı, çevreyi, giderek dış dünyayı ve toplumu sorunlarıyla anlatmıştır. Hem hece ölçüsüyle hem de serbest ölçüyle yazmıştır. İlk şiirleri anlamca açık, sonrakiler kapalıdır. Şiir dışında inceleme, çeviri, radyo oyunu alanlarında da eserleri vardır. Şiir: Kapalı Çarşı, Evler, Arada, İki Basma Yürümek, Çevre, Eski Toprak, Divançe. İnceleme: Edebiyatımızda İsimler Sözlüğü, Edebiyatımızda Yazarlar Sözlüğü. 3. CAHİT KÜLEBİ ( ) Öğretmenlik yaptığı yıllarda Anadolu yu tanıyan Cahit Külebi, memleketçi şiirimize yeni bir ses getirmiştir, Şiirlerinde derin bir Anadolu sevgisi vardır; İyimser, açık ve gerçekçi bir bakışla Anadolu ya eğilmiştir. Şiirlerinde temiz bir Türkçe, Karacaoğlan ı andıran bir içtenlik görülür. Hayale pek yer vermez, gerçekçi bir anlayışla yazmıştır. Onu gerçekçi romantik bir şair olarak niteleyebiliriz. Şiir: Adamın Biri, Rüzgâr, Atatürk Kurtuluş Savaşı nda, Yeşeren Otlar. 4. SABAHATTİN KUDRET AKSAL ( ) Şiir ve öyküleriyle tanınır. Biçimi oldukça önemser. Garipçilerden etkilendiği ilk şiirlerinden sonra, insanın evrendeki yerini, değerini aramaya çabaladığı felsefi düşünceleri içinde barındıran bir şiire yönelmiştir. Şiir: Şarkılı Kahve, Gün Işığı, Duru Gök, Eşik Öykü: Gazoz Ağacı 5. CAHİT ZARİFOĞLU ( ) İlk şiirlerinde ikinci yeni akımının etkileri görülür. Madderuh çatışması, Batı diktasına karşı Doğu protestosu temalarını işledi. İlk şiir kitabı İşaret Çocukları 1967 de yayınlandı. Şiirlerinde dinsel inançları çerçevesinde ele aldığı Anadolu insanlarının acı, umut ve sevgilerini yansıttı. Son şiirlerinde ise İslamcı düşüncedeki insan sevgisi, toplumsal mutluluk anlayışını işledi. Yer yer gerçeküstü ögeler ve eski şiir kalıplarını uyguladı. Şiir: İşaret Çocukları, Yedi Güzel Adam, Menziller, Korku ve Yakarış Hikâye: İnsanlar Çocuk Hikâyeleri: Serçekuş, Katıraslan, Ağaçkakanlar, Yürek Dede ile Padişah, Küçük Şehzade, Motorlu Kuş Çocuk Şiirleri: Gülücük, Ağaçokul (Çocuklara Afganistan Şiirleri) Roman: Savaş Ritimleri, Ana Günlük: Yaşamak Deneme: Bir Değirmendir Bu Dünya, Zengin Hayaller Peşinde Tiyatro: Sütçü İmam 6. ERDEM BAYAZIT ( ) Tok, kavgacı, destana yatkın bir üslûpta söylenmiş olan şiirlerinde ayrıca ince duyarlılıklar işlenmiştir. İslâmî ton bir leit-motif (sıkça işlenen tema) halinde bütün şiirlerine yayılmıştır. Şiirleri Açı (K. Maraş), Çıkış (Ankara), Yeni İstiklâl, Büyük Doğu, Diriliş, Edebiyat, Mavera ve Yedi İklim dergilerinde yayınlanmıştır. Şiir: Sebeb Ey, Risaleler, Şiirler Gezi: İpek Yolundan Afganistan a: 1981 de İran, Pakistan, Afganistan ve Hindistan ı içeren iki aylık gezi ile ilgili izlenimlerini kitaplaştırdı. 7. HİLMİ YAVUZ ( ) Başlangıçta daha çok İkinci Yeni akımının etkisinde imgeci şiirler yazdı. Sonraki yıllarda gelenekçilikle çağdaş bir bakışı kaynaştıran, biçim ve özün dengelendiği bir düzey sergiledi. İslam mistisizmi, özellikle de tasavvuftan yararlanarak kendine özgü bir sözcük dağarcığı geliştirdi. Şiir: Bakış Kuşu, Bedreddin Üzerine Şiirler, Doğu Şiirleri, Yaz Şiirleri, Gizemli Şiirler, Zaman Şiirleri, Söylen Şiirleri, Ayna Şiirleri, Hüzün ki En Çok Yakışandır Bize, Gülün Ustası Yoktur, Erguvan Şiirler, Çöl Şiirleri, Akşam Şiirleri, Yolculuk Şiirleri, Hurufi Şiirler, Büyü sün Yaz. MAVİCİLER (MAVİ AKIMI) Atilla İlhan ın yıllarında çıkardığı derginin adı olan Mavi nin etrafında toplanan Orhan Duru, Ferit Edgü gibi sanatçıların oluşturduğu bir edebi topluluktur. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 7

119 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Bu sanatçılar, şairane bir sanat anlayışının temsilcisi olmuşlardır. Daha sonra Mavi dergisi Özdemir Nutku nun yönetimine geçer ve Atilla İlhan ın savunduğu toplumsal gerçekçiliğin (sosyal realizm) sözcüsü olur. Dergi, Nisan 1956 da çıkan 36. sayıdan sonra (Son Mavi) kapatılır. Temsilcileri; Attila İlhan, Ferit Edgü, Orhan Duru, Özdemir Nutku, Yılmaz Gruda, Ahmet Oktay, Demirtaş Ceyhun, Demir Özlü ve Tahsin Yücel dir. Garip akımına karşı bir duruş sergilemeleri ve yenilikçi şiiri savunmaları, onları "Garip Dışında Yeniliği Sürdüren Şiir" akımına dâhil eder. Özellikleri: Garip akımına tepki olarak çıkmıştır. Bu topluluğun hedefinde Garip Akımı ve Orhan Veli vardır. Garipçilerin savunduğu birçok görüşe karşı çıkmışlardır. Özellikle şiirin açık olması gerektiği anlayışı Maviciler tarafından tamamen reddedilmişti. Maviciler şiirin bütünüyle açık olamayacağını, anlam kapalılığının şiiri düzyazıdan ayıran önemli bir faktör olduğu görüşündedirler. Şiirin basit olamayacağını zengin benzetmeli, içli, derin olması gerektiğini savunmuşlardır. ATTİLA İLHAN ( ) Günümüz şairlerinden olan Attila İlhan yüksek öğrenimini yarıda bırakmış, bir süre gazetecilik yapmış, yazarlıkta karar kılmıştır. Adını 1946 CHP şiir yarışmasında ikinci olan Cebbaroğlu Mehemmed duyurmuştur. Şiir, roman, eleştiri alanında eserler vermiştir. Şiirlerinde romantik bir duyarlıkla toplumsal gerçekçilik açısından çağımıza, yaşadığımız günlere bakar. İnançlarında ayak direyen, sert çıkışlar yapan, gerçeklerden çok anılara sığınan bir karakter yapısı vardır. Serüven tutkunu bir şair olan Attila İlhan en çok aşk, intihar, içki, ölüm, kavga, kahramanlık temalarını işler de çıkan Mavi dergisiyle birlikte Türk şiirinde yeni bir eğilim ortaya çıktı. Attilâ İlhan, yazılarıyla bu eğilimi metot hareketine dönüştürmeye çalıştı. Mavi, hürriyet ve barışı temsil eden bir renktir. En büyük tepkisi de Garipçiler edir. Şiirlerinde Divan şiirinin biçim özelliklerinden, imgelerinden de yararlanır. Canlı konuşma diline, argoya, halk deyimlerine geniş ölçüde yer vermiştir. Şiir: Duvar, Sisler Bulvarı, Yağmur Kaçağı, Ben Sana Mecburum, Bela Çiçeği, Yasak Sevişmek, Elde Var Hüzün. Roman: Sokaktaki Adam, Zenciler Birbirine Benzemez, Kurtlar Sofrası, Bıçağın Ucu, Sırtlan Payı, Fena Halde Leman, Dersaadet te Sabah Ezanları. 6. İKİNCİ YENİCİLER ( ) 1950'li yıllarda Edip Cansever, İlhan Berk, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Sezai Karakoç ve Ece Ayhan gibi şairlerin başını çektiği bir şiir ve edebiyat akımıdır. Garipçiler'e ve 1940 Toplumcu Gerçekçi Kuşağı'na tepki olarak doğmuştur. Türk şiirinde değişik imge, çağrışım ve soyutlamalarla yeni bir söyleyiş bulma amacında olan bir akımdır. Özellikleri: II. Yeni, şiirimizde çok uzun soluklu olmasa da, geniş bir okuyucu kitlesi bulamasa da Türk şiirine yeni boyutlar getirmiştir. Şiir için şiir anlayışıyla hareket etmişler; erdem, ahlak, toplum ve gerçek gibi konuların şiirin dışında tutulması gerektiğini savunmuşlardır. Onlara göre anlamlı olmak şiir için önemli değildir. II. Yeni ye göre şiir bir öykü anlatma aracı değildir. Öteki edebi türlerden kesin çizgilerle ayrılmalıdır. Bu yüzden konuyu ve olayı şiirden atmışlardır. Eşya, görünüm ve insanı gerçeküstücülükten daha aşırı bir soyutlama ile anlatmayı amaç edinmişlerdir. Onlara göre şiirde ahenk, ölçü ve uyakla değil; musiki ve anlatım zenginliği ile sağlanmalıdır. Garip'teki gibi ortak bir hareket olmayıp bağımsız şairlerin benzer bir çizgide şiir yazmasıyla oluşmuştur. İkinci Yeni Topluluğunun Sanatçıları 1. CEMAL SÜREYA ( ) Kendine özgü söyleyiş biçimi ve şaşırtıcı buluşlarıyla, zengin birikimi ile duyarlı, çarpıcı, yoğun, diri imgeleriyle İkinci Yeni şiirinin en başarılı örneklerini vermiştir. Şiir: Üvercinka, Göçebe, Sevda Sözleri 2. TURGUT UYAR ( ) Kaynak dergisinin bir şiir yarışmasında Arz-ı Hal şiiri ikincilik kazanınca Nurullah Ataç'ın güvendiği şairler arasına girdi. İkinci Yeni Şiir akımının önde gelen şairlerindendir. Şiir: Arz-ı Hal, Türkiyem, Dünyanın En Güzel Arabistanı 3. SEZAİ KARAKOÇ ( ) Şiir üslubu bakımından, az çok İkinci Yeni ye yakın sayılsa da, şiirinde işlediği temalar, inandığı değerler bakımından şiirimizde yeni ve değişik bir sestir. Mona Rosa şiiriyle sevilmiştir. Şiir: Körfez, Şahdamar, Ateş Dansı, Mona Rosa 4. EDİP CANSEVER ( ) İkinci Yeni akımının özgün örneklerini verdi. Şirinde zamanla sevinç yerini bunalıma, toplumsal dengesizlikleri eleştirme kaygısı yerini yıkıcı bir umutsuzluğa bıraktı. "Dize işlevini yitirdi" gerekçesiyle yeni arayışlara yöneldi. İkinci Yeni içindeki bazı şairler gibi anlamsızlığı savunmadı. Kapalı, anlaşılması güç, yine de anlamdan ayrılmayan bir şiire yöneldi. Çok farklı imgeler kullanırken bile düşünce öğesini göz ardı etmedi. Şiir: İkindi Üstü, Yerçekimli Karanfil, Tragedyalar 5. ECE AYHAN ( ) Kendine özgü çağrışımlar ve göndermelerle örülü şiirleriyle hem Türk şiirinde hem de İkinci Yeni'nin içinde farklı bir kanal açtı. Şiirinin kilit noktası dildir. Şiir: Ortadokslular, Sivil Şiirler, Son Şiirler 6. İLHAN BERK ( ) Doğu şiirinin klasik kalıplarını denedi, beyit ve türkü biçimlerinden yararlandı. Araştırmacı kişiliği, özgün duyarlılıkları ve buluşlarıyla 20. Yüzyıl Türk şiirinin en önemli isimleri arasındadır. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 8

120 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Şiir: İstanbul, Günaydın Yeryüzü, Pera 7. ÜLKÜ TAMER ( ) İlk şiir kitabı "Soğuk Otların Altında" ile başlayarak İkinci Yeni duyarlılığını yansıtan soyutlamalara yönelik, yoğun ve özgün bir imge anlayışı geliştirdi. Yalın bir dil kullandığı şiirlerinde giderek toplumsal kaygılar ve düşünce öğeleri ağırlık kazandı. Şiir: Gök Onları Yanıltmaz, Sıragöller, Seçme Şiirler 7. İKİNCİ YENİ SONRASI TOPLUMCU ŞİİR ( ) 1960 kuşağı şairleri, 1961 anayasasının sağladığı özgürlükle birlikte, Nazım Hikmet in kitaplarının yayımlanmasının serbestleştiği, siyasal ve güncel dergilerin yoğun olarak okunduğu ve gündemi belirlediği bir ortamın etkisindedirler. Yeni Gerçek, And, Halkın Dostları, Militan gibi dergiler etrafında toplanan şairler, şiir anlayışlarını ve ideolojilerini bu dergilerde açıklamaya çalışmışlardır. Marksist felsefeyi benimseyen toplumcu gerçekçi şairler, daha çok sosyal ve güncel politikayı konu edinmişler, halkın ve işçi sınıfının sorunlarını politik bir bakışla ortaya koymaya çalışan şiirler yazmışlardır. Önemli temsilcileri Ataol Behramoğlu, İsmet Özel, Süreyya Berfe, Özkan Mert, Refik Durbaş ve Nihat Behram dır. Özellikleri: Umut ve yarına inanç, direnme ve isyan konuları şiire hâkimdir. Şairler, toplumun sözcüleri gibi şiirler yazmışlardır. İkinci Yeni Şiiri, kapalı bir özellik gösterirken; İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiir açık anlatımıyla dikkat çeker. Biçimden çok içeriğe önem vermişler, toplumsal mesajları etkili kılmak için slogan üslubundan yararlanmışlardır. İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiiri savunan şairlerde; 1940 toplumcuları ve Nazım Hikmet, Namık Kemal, Tevfik Fikret ve Mehmet Akif gibi şairler arasında şiire toplumsal bir işlev yükleme bakımından ortaklık vardır. İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiirin Önemli Şairleri 1. ATAOL BEHRAMOĞLU ( ) İsmet Özel le Halkın Dostları, Nihat Behram la Militan dergilerini çıkarmış ve bu dergilerin yöneticiliğini yapmıştır. İkinci Yeni etkisini taşıyan ilk dönem şiirlerinden sonra, 1970 li yıllarda işçi sınıfının, siyasal mücadele içerisinde bulunan insanların sıkıntılarını, duygularını ve umutlarını anlatmıştır. Yaşadıklarımdan Öğrendiğim Bir Şey Var şiiriyle geniş kesimler tarafından sevilmiştir. Şiirlerini günlük konuşma diliyle, yalın ve açık bir anlatımla yazmıştır. Şiir: Bir Ermeni General, Bir Gün Mutlaka, Yolculuk Özlem Cesaret ve Kavga Şiirleri, Kuşatmada, Mustafa Suphi Destanı, Dörtlükler, Ne Yağmur... Ne Şiirler İSMET ÖZEL ( ) İkinci Yeni esintisiyle başlayan şiir serüveninde, 1960 ve1970 li yıllarda, toplumcu şiirin unutulmaz şiirlerini yazmıştır. Modern şiirin İkinci Yeni ile elde ettiği kazanımlara yeni bir açılım getirmiştir ten sonra İslami, mistik bir yöneliş içinde olmuştur. Şiir: Geceleyin Bir Koşu, Evet İsyan, Cinayetler Kitabı, Cellâdıma Gülümserken, Erbain. 3. SÜREYYA BERFE ( ) İlk şiirlerinde İkinci Yeni akımının izleri görülür dan sonra halk geleneğinden beslenen yeni bir şiir dili kurmanın olanaklarını aramış, toplumsal ve halkçı bir yönelim gösteren şiirler yazmıştır. Şiir: Gün Ola, Savrulan, Hayat ile Şiir, Ufkun Dışında, Ruhumun, Nabiga SONRASI ŞİİR 1980 sonrasında yazılan şiir, bazı edebiyat çevrelerinde kayıp dönem olarak adlandırılmaktadır. 2000'li yıllara değin süren sessizlik ve şiirdeki hareketsizlik, birçok kesimi bu dönem edebiyatını yok saymaya itmiştir. Bu dönemde Haydar Ergülen, Hüseyin Atlansoy, Seyhan Erözçelik, Lale Müldür, Ahmet Erhan ve Küçük İskender gibi şairler şiirin hareketliliğini sağlamışlardır. İkinci Yeni sonrasında 1980 e kadar şiiri toplumcu bir bakışla kavrayan şairlerin anlayışı, 1980 darbesiyle yerini özellikle 1970 lerin toplumculuğunu ön plana alan şiire karşı duran 1980 kuşağı şairlerine bırakmıştır sonrası şairleri; şiirde geleneksel birikimin önemini vurgulamışlar ve Halk, Divan, İkinci Yeni ve saf şiir gibi ayrımlara girmeden en yeniden en eskiye kadar Türk şairlerini dikkatle okumayı savunmuşlardır. Özellikleri: Bu dönem şairleri birlikte dergiler çıkarmışlardır şairleri için ortak bir anlayıştan çok, grupların ve kişilerin ayrı ayrı şiir anlayışlarından söz edilebilir. Yazko Edebiyat, Üç Çiçek, Şiiratı ve Sombahar gibi dergiler bu dönemde etkilidir. İkinci Yeni Sonrası Toplumcu Şiirde olduğu gibi ideolojiyi şiirlerinde öncelikli bir öğe olarak görmemişlerdir. Düz yazıya yaklaşan bir üslupla, anlatmaya imkân veren temaları da şiirlerinde işlemişlerdir. İmge anlayışlarında uzak çağrışımlara önem vermeleri bakımından İkinci Yeni yle yakınlıkları vardır Sonrası Şiirin Önemli Temsilcileri 1. HAYDAR ERGÜLEN ( ) Üç Çiçek dergisini çıkarmış, Şiiratı dergisinde emeği geçmiştir. Aşk, kardeşlik, yaşantılar, çocukluk gibi konuları çoğunlukla imgeli ve mecazlı bir dille işlemiştir. Alevi-Bektaşi şiir geleneğiyle birlikte Cemal Süreya ve Behçet Necatigil ile yakınlıklar kurmuştur. Şiir: Karşılığını Bulamamış Sorular, Sokak Prensesi, Kabareden Emekli Bir Kızkardeş, 40 Şiir Ve Bir. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 9

121 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI 2. HÜSEYİN ATLANSOY ( ) Mistik metafizikçi yönü ağır basan bir şairdir. Metropol hayatını ve ilişkilerdeki hızlı değişimi, konuşma dilinin imkânlarından yararlanarak ironik bir biçimde işlemiştir. Şiir: İntihar İlacı, Balkon Çıkmazında Efendilik Tarihi, Şehir Konuşmaları, İlk Sözler, Su Burcu. 9. CUMHURİYET DÖNEMİNDE HALK ŞİİRİ Cumhuriyet'le birlikte halk kültürüne büyük önem verilmiş, halk müziği ve dili araştırmaları bilimsel bir kimlik kazanmıştır. Cumhuriyet döneminde de halkın duygu ve düşüncelerinin her zaman tercümanı olan halk şiiri örnekleri verilmiştir. Özellikleri: Halk şairleri usta-çırak ilişkisi içinde yetişmeye devam etmişlerdir. Saz eşliğinde şiir söyleme geleneğinin takipçisidirler. Saz çalma geleneğine uymayıp sadece şiir yazan şairler de vardır. (Abdurrahim Karakoç gibi) Bu dönem halk şairleri, şiirlerinde geleneksel konuların yanında güncel konuları da işlemişlerdir. 19. yüzyıl halk şiirine göre Cumhuriyet dönemi halk şiirleri daha sade bir dille söylenmiştir. Divan şiiri etkisi ve Arapça-Farsça sözcüklerin kullanımı bu dönemde oldukça azalmıştır. Cumhuriyet Dönemi Halk Şiirinin Önemli Temsilcileri: 1. ÂŞIK VEYSEL ŞATIROĞLU ( ) Sivas ın Şarkışla ilçesinde doğan şair, gözlerini küçük yaşlarda kaybetmiş ve öğrenim görememiştir. Şiirlerinde vatan, toprak sevgisi ve aşkı işlemiştir. Ahmet Kutsi Tecer tarafından keşfedilmiş, şiirlerini hece ölçüsüyle yazmıştır. Kara Toprak, Uzun İnce Bir Yoldayım gibi şiirleriyle oldukça sevilmiştir. Eseri: Şiir: Dostlar Beni Hatırlasın 2. ABDURRAHİM KARAKOÇ ( ) Saz çalmamakla birlikte şiirlerini halk şiiri gelenekleri doğrultusunda yazmıştır. Politik taşlamalarıyla tanınan şair, Mihriban adlı şiiriyle geniş kesimler tarafından sevilmiştir. Şiir: Hasan a Mektuplar, Haber Bülteni, Kan Yazısı, Vur Emri, Beşinci Mevsim 3. ÂŞIK MAHSUNİ ŞERİF ( ) Halkın sıkıntılarını toplumcu bir bakış açısıyla anlatmış, güncel siyaseti konu alan politik şiirler ve taşlamalar yazmıştır. Şiirlerini saz eşliğinde söylemiştir. Şiir: İşte Gidiyorum Çeşm-i Siyahım, Bu Mezarda Bir Garip Var, Dom Dom Kurşunu, Yuh Yuh, Bizden Geriler 4. ÂŞIK MURAT ÇOBANOĞLU ( ) Âşıklık geleneğinin bir parçası olan türkülü hikâyeler anlatma konusunda oldukça başarılıdır. Kendi türkülerinin yanında usta malı türküleri de genç kuşaklara aktarmıştır. Şiir: Cumhuriyet Destanı, Öğretmen, Dertli Bülbül, Neyine Güvenemem Yalan Dünyanın, Yaradan 5. ÂŞIK ŞEREF TAŞLIOVA ( ) Günümüz saz şiirinin önde gelen temsilcilerindendir. Şiirlerinde aşk, hasret, tabiat ve sosyal konuları işlemiştir. Şiir: Ben Bir Şeyda Bülbül, Güzel Görünür, Gönül Bahçesi 6. ÂŞIK FEYMANİ ( ) Şiirlerinde tasavvufi deyişlere yer veren şair, atışma alanında büyük başarı göstermiştir. Çukurovalı âşıklar arasında büyük saygınlığı vardır. Şiir: Ahu Gözlüm, Barışmam, Anadolum, Mevlana, Elveda, Bugün Bayramdır IV. ÜNİTE: OLAY ÇEVRESİNDE OLUŞAN EDEBİ METİNLER 1. ANLATMAYA BAĞLI EDEBİ METİNLER A. MİLLİ EDEBİYAT ZEVK VE ANLAYIŞINI SÜRDÜREN ESERLER Cumhuriyet'in ilk dönem ürünlerinde Milli Edebiyat zevk ve anlayışına uygun hikâye ve romanlar yazılmıştır. Cumhuriyet'le birlikte siyasi, ekonomik ve toplumsal hayattaki değişimler edebiyata da yansımış; Anadolu'ya açılma, Anadolu'yu görüp anlatma ve Anadolu insanını konu edinme öne çıkmıştır. Cumhuriyet döneminde Milli Edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren hikâye ve romanlarla Milli Edebiyat dönemi roman ve hikâyeleri arasında; Anadolu coğrafyasını ve halkını anlatma bakımından bir ortaklık olmakla birlikte Atatürk ilke ve inkılâplarını konu edinme, savaş sonrası hayatı da anlatma bakımından farklılıklar söz konusudur. Roman ve hikâyelerde toplumsal ve kültürel farklılıklar, ülke ve toplum sorunları, Kurtuluş Savaşı, eski-yeni çatışması, köy ve kasaba insanının çelişkileri, tarihi konular, yanlış Batılılaşma konuları ağırlıkla işlenmiştir. Özellikleri: Realizm akımından etkilenilmiştir. Cumhuriyet döneminin hazırlayıcıları olan I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı konu edilmiştir. Atatürk ilke ve inkılâplarına uygun bir bakışla eserler yazılmıştır. Yanlış Batılılaşma konusu ele alınmıştır. Batıl inançlar ve hurafeler eleştirilmiştir. Toplumsal faydayı esas alan eserler yazılmıştır. Doğu - Batı karşılaştırmaları yapılmıştır. Halkın sıkıntıları, aydın - halk çatışması konu edilmiştir. Milli Edebiyat zevk ve anlayışını sürdüren hikâyelerde Maupassant tarzının (olay hikâyesi) özellikleri görülür. Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 10

122 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI B. TOPLUMCU GERÇEKÇİ ESERLER (Sabahattin Ali, Fakir Baykurt, Kemal Tahir, Sadri Ertem, Orhan Kemal, Yaşar Kemal, Necati Cumalı, Aziz Nesin, Mahmut Makal, Kemal Bilbaşar, Samim Kocagöz, Abbas Sayar, Dursun Akçam) Türk edebiyatında toplumcu gerçekçilik, 1930'lardan 1980'lere kadar özellikle roman alanında varlığını güçlü bir biçimde sürdürmüştür. Toplumcu gerçekçi bakış doğrultusunda işçilerin, dar gelirlilerin dünyası, köydeki yaşam tarzı sunulmuş, köyden kente göçün ortaya koyduğu sorunlar, toplumcu dünya görüşüne uygun olarak sergilenmiştir. 1930'larda üretilen Anadolu insanının gerçeğini, toplumsal değişimle yaşanan sancıları anlatan öyküler ve romanlar, toplumcu gerçekçi edebiyatın kuruluşunun ilk örnekleri niteliğindedir. Sabahattin Ali, özellikle Anadolu'ya yönelme ve ne anlattığı kadar nasıl anlattığına da önem veren nitelikli roman ve hikâyeleriyle toplumcu gerçekçilerin öncülerden biridir. Toplumcu gerçekçi eser veren yazarların bir bölümü özellikle köy sorunlarına yönelmişlerdir. Tanzimat döneminde Nabizade Nazım'ın Karabibik kitabıyla başlayan köye yönelmenin ilk başarılı örnekleri Ebubekir Hazım Tepeyran'ın "Küçük Paşa" ve Reşat Nuri Güntekin'in Çalıkuşu adlı yapıtlarıyla Milli Edebiyat döneminde verilmiştir. 1950'Ii yıllarda Köy Enstitülü yazarların çabalarıyla köy olgusu romanlarda daha farklı bir şekilde ele alınmaya çalışılmıştır. Köy Enstitülerinde yetişen köy kökenli yazarlar konularını daha çok toprağa bağlı insanların hayatlarından alan eserler yazmışlardır. Anadolu köy ve kasabalarına yönelmişlerdir. Mahmut Makal'ın 1950'de köy notlarını içeren "Bizim Köy" adlı kitabının yayımlanmasıyla, Fakir Baykurt ve Talip Apaydın gibi yazarların eserleriyle köye ve köy hayatına ilgi daha da artmıştır. 1960'lardan itibaren Fakir Baykurt, Kemal Bilbaşar, Yaşar Kemal gibi yazarlar köy - kasaba konularını işlemeyi sürdürürken Sabahattin Ali, Kemal Tahir, Orhan Kemal, Samim Kocagöz, Rıfat Ilgaz, Aziz Nesin gibi yazarlar bir süre sonra kent insanının ve büyük kentin sorunlarını da ele alan konulara yönelmişlerdir. 1. SADRİ ERTEM ( ) 1930'Iu yıllarda, konularını köylünün, işçinin, orta sınıfın sıkıntılarından alan romanlar yazmıştır. Sanatsal üsluba karakter ve duygu tahlillerine önem vermemiştir. Yani estetiği düşünmemiş; sadece ekonomik, sosyolojik, sınıfsal gerçekleri anlatmaya çalışmıştır. Roman: Çıkrıklar Durunca, Bir Varmış Bir Yokmuş, Düşkünler, Yol Arkadaşları Hikâye: Silindir Şapka Giyen Köylü, Bacayı indir Bacayı Kaldır, Korku, Bay Virgül, Bir Şehrin Ruhu 2. SABAHATTİN ALİ ( ) Toplumcu gerçekçi bir sanatçıdır. Şiirler, hikâyeler, romanlar yazmış, çeviriler yapmıştır. Sabahattin Ali, 1930'lu yıllarda öyküye gerçekçi ve yeni bir soluk getirmiştir. Öykülerinde, tanımlamakta güçlük çektiğimiz kimi duyguları ustalıkla anlatmıştır. İnsanın zavallılığını ve gücünü aynı sarsılmaz üslupla, zaman zaman masalsı ve destansı bir biçimde yansıtmayı başarmıştır. Şiirlerini halk şiirinden esinlenerek yazmıştır. Romanlarında da insanın ruhuna ayna tutmuş ve gerçeğe bu aynadan bakmış, okurların gerçekliği daha derinden algılamasını sağlamıştır. Markopaşa adlı mizahi dergiyi çıkaranlar arasında (Aziz Nesin ve Rıfat Ilgaz la birlikte) yer almış, bu dergide başyazılar yayımlamıştır. Öykü: Değirmen, Kağnı, Ses, Yeni Dünya, Sırça Köşk Şiir: Dağlar ve Rüzgâr Roman: Kuyucaklı Yusuf, İçimizdeki Şeytan, Kürk Mantolu Madonna 3. KEMAL TAHİR ( ) Toplumcu gerçekçi bir romancıdır. Hapishane yaşamını, Kurtuluş Savaşı'nı, tarihi, köy yaşamını ve eşkıya hikâyelerini konu edindiği romanlarıyla tanınmıştır. Tasvire önem veren yazarın eserlerinde anlaşılır bir dili ve yalın bir anlatımı vardır. Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu anlattığı, Osmanlı toplumunun gelişim sürecinin Batı'dan farklı olduğunu ileri sürdüğü tezli romanı "Devlet Ana" romanıyla ve Kurtuluş Savaşı yıllarını konu edindiği "Yorgun Savaşçı" romanlarıyla tanınmıştır. "Yol Ayrımı" romanında da Cumhuriyet- 'in ilk yıllarındaki çok partili hayata geçiş denemesini anlatmıştır. Bu romanları aynı zamanda tarihi roman türündedir. Ekonomik kaygıyla polisiye roman türünün önemli eseri olan Mayk Hammer'ın yerli versiyonlarını yazmıştır. Roman: Devlet Ana, Yorgun Savaşçı, Esir Şehrin İnsanları, Rahmet Yolları Kesti, Esir Şehrin Mahpusu, Bozkırdaki Çekirdek, Kurt Kanunu, Yol Ayrımı 4. AZİZ NESİN ( ) Toplumcu gerçekçi bir yazardır. "Markopaşa" adlı mizahi hiciv dergisini çıkaranlar arasındadır. Dünyaca tanınmış mizahi öykü yazarıdır. Roman: Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz, Zübük Öykü: Toros Canavarı, Damda Deli Var, Fil Hamdi, Sizin Memlekette Eşek Yok Mu? 5. ORHAN KEMAL ( ) Toplumcu gerçekçi bir yazardır. Gerçek adı "Mehmet Raşit Öğütçü" olan yazar daha çok öyküleriyle tanınır. Öyküleri dışında oyun, roman ve senaryolar da yazmıştır. Öykü ve roman kişilerini, günlük konuşma diliyle ve yerel sözcüklerle konuşturmadaki ustalığı dikkat çekmiştir. Çukurova'nın sanayileşmesini ve işçi sorunlarını, tarımın makineleşmesi ve ırgatların sıkıntılarını, mahpusları, bekçileri gardiyanları... konu edinmiştir. Öykü: Ekmek Kavgası, 72. Koğuş, Önce Ekmek, Mahalle Kavgası Roman: Baba Evi, Murtaza, Cemile, Bereketli Topraklar Üzerinde, Hanımın Çiftliği, Avare Yıllar, Gurbet Kuşları Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 11

123 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI 6. YAŞAR KEMAL ( ) Toplumcu gerçekçi bir yazardır. Asıl adı Kemal Sadık Göğçeli'dir. Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan, Anadolu insanının ekonomik ve toplumsal sorunlarını dile getirdiği röportajları ile tanınmaya başlamıştır 'te Cumhuriyet'te tefrika edilen ilk romanı "İnce Memed" büyük ilgi uyandırmıştır. Türkiye'de tarımdan sanayileşmeye geçiş evresi olarak nitelenebilecek 1950'li yıllarda, Çukurova'nın geniş biçimde makineleşmeye açılması ve verimli topraklar üzerindeki ağalar arası rant savaşının kızışması, bunun yoksul Çukurova köylüsü üzerindeki sonuçları Yaşar Kemal'in romanlarının ilk evresinin ana temasını oluşturmuştur. Ağa baskısı karşısında dağa çıkan eşkıya "İnce Memed"le yazar, bir destan kahramanını anlatırken aynı zamanda toplumsal yapıdaki aksaklıkların da eleştirisini yapar. "Teneke", Çukurova yöresindeki çeltik ağalarına karşı mücadele eden ve köylünün yanında yer alan genç ve idealist bir kaymakamın trajik öyküsünü işler, "aydının mücadele gücü"nü dile getirir. Daha sonra bu romanı iki perdelik oyun biçiminde sahneye uyarlamıştır. Halk öykücülüğünden yola çıkarak, sözlü gelenekte yaşayan Köroğlu, Karacaoğlan, Alageyik öykülerini "Üç Anadolu Efsanesi" adıyla yeniden kaleme almıştır. Yaşar Kemal 70'li yılların ortalarından itibaren yazarlığında yeni bir yönelimin ürünleri olarak nitelenebilecek ürünler vermeye başlar. "AI Gözüm Seyreyle Salih", "Kuşlar da Gitti" ve "Deniz Küstü" romanlarında yazar ilk kez Çukurova dışına çıkarak kenti ve deniz insanını konu edinmiştir. Anadolu insanının sözlü anlatım geleneğinin ürünleri olan destanlardan, ağıtlardan, halk öykülerinden, masallardan, türkülerden ve çağdaş roman tekniklerinden yararlanarak vardığı bireşim ve üslup onu her bakımdan özgün bir çağdaş sanatçı kimliğine ulaştırmıştır. Kurduğu imge ve mit dünyası, benzetmeler, betimlemeler, doğanın tüm yönleriyle anlatımı, kullandığı dil, yerel sözcükler ve deyimler, atasözleri, yakarışlar, sövgüler onun anlatımını canlı ve etkileyici kılmıştır. Anlatımındaki özgünlük "düşle gerçeği, doğayla insanı iç içe" vermedeki başarısından kaynaklanmaktadır. Şiirsel üslubu ve olağanüstü düş gücüyle, modern romanla epik anlatım biçimlerini başarıyla bağdaştırması onu özgün ve güçlü kılmıştır. Eserlerinde kullandığı bölgesel sözler ve deyimlerle ilgili Ali Püsküllüoğlu tarafından Yaşar Kemal Sözlüğü adlı bir kitap yayımlanmıştır. Roman: İnce Memed, Teneke, "Dağın Öteki Yüzü" üçlemesi ("Orta Direk", "Yer Demir Gök Bakır", "Ölmez Otu"), "Akçasazın Ağaları" dizisi ("Demirciler Çarşısı Cinayeti", "Yusufçuk Yusuf"), "Hüyükteki Nar Ağacı", "Kimsecik" üçlemesi ("Yağmurcuk Kuşu", "Kale Kapısı", "Kanın Sesi"), Ağrıdağı Efsanesi, Binboğalar Efsanesi, Çakırcalı Efe, Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca, AI Gözüm Seyreyle Salih, Kuşlar da Gitti, Deniz Küstü, "Bir Ada Hikâyesi" üçlemesi ("Fırat Suyu Kan Akıyor Baksana", Karıncanın Su içtiği", "Tanyeri Horozları"), Hikâye: Sarı Sıcak Derleme: Ağıtlar, Üç Anadolu Efsanesi (Derleme - Özgün Anlatı) Röportaj: Bu Diyar Baştan Başa, Allah'ın Askerleri (Röportaj-Öykü) Deneme - Fıkra: Taş Çatlasa Folklor Denemeleri: Sarı Defterdekiler Antoloji: Gökyüzü Hep Mavi Kaldı (Sabahattin Eyüboğlu'yla birlikte yazmıştır.) Konuşma ve Yazıları: Ağacın Çürüğü, Zulmün Artsın, Baldaki Tuz, Ustadır Arı 7. NECATİ CUMALI ( ) Şiir, hikâye, roman ve tiyatro türlerinde eserler vermiştir. Gözlemlerinden yola çıkarak toplumsal sorunları ele almıştır. Ege bölgesinin kırsal insanının yaşantısını anlatmıştır. Sinemaya da uyarlanmış olan "Susuz Yaz" adlı eserini hem tiyatro hem de hikâye biçiminde kaleme almıştır. Şiir: Kızılçullu Yolu, Harbe Gidenin Şarkıları Roman: Tütün Zamanı (Zeliş), Yağmurlar ve Topraklar, Viran Dağlar Hikâye: Ay Büyürken Uyuyamam, Dila Hanım Tiyatro: Susuz Yaz, Nalınlar, Boş Beşik, Ezik Otlar, Yeni Çıkan Şarkılar ya da Juliet 8. SAMİM KOCAGÖZ ( ) Toplumcu gerçekçi sanat anlayışı doğrultusunda ürünler vermiştir. Hikâyelerin konularını yaşadığı Söke çevresinden ve Menderes vadisinin toprak sorunlarından almış, alışılmış teknik ve anlatıma bağlı kalarak sınıfsal çelişkileri, ekonomik nedenlerle değişen düzen ve dünya görüşlerini incelemiştir. Roman: İkinci Dünya, Bir Şehrin İki Kapısı, Yılan Hikâyesi, Onbinlerin Dönüşü, Kalpaklılar, Doludizgin, Bir Karış Toprak, Bir Çift Öküz, İzmir in içinde, Tartışma, Mor Ötesi, Eski Toprak Hikâye: Telli Kavak, Sığınak, Sam Amca, Cihan Şoförü, Ahmet'in Kuzuları, Yolun Üstündeki Kaya, Yağmurdaki Kız, Alandaki Delikanlı, Gecenin Soluğu 9. KEMAL BİLBAŞAR ( ) Konularını özellikle Batı Anadolu kasabalarından almıştır. İnançlar, gelenek ve töreler, hayat görüşleri, çıkar çatışmaları ve yerli renklerle beslenmiş olayları gelenekçi bir anlatışla işlemiştir. Refik Halit'le başlayan memleket hikâyeciliğini, eleştirel ve sert bir gerçekçilik içerisinde ele almıştır. "Cemo" romanıyla geniş kesimlerce tanınmış ve sevilmiştir. Roman: Cemo, Memo, Yeşil Gölge, Başka Olur Ağaların Düğünü Hikâye: Anadolu'dan Hikâyeler, Irgatların Öfkesi, Cevizli Bahçe 10. MAHMUT MAKAL ( ) Yazarlık hayatına yeni bir köy öğretmeni olarak Varlık dergisine gönderdiği köy mektupları ve notlarıyla başladı. Bu notların toplandığı "Bizim Köy" kitabı geniş bir ilgi uyandırdı; edebiyatımızda köy edebiyatı çığırını başlattı. Notlar (hikâyemsi izlenimler): Bizim Köy, Köyümden, Hayal ve Gerçek, Memleketin Sahipleri Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 12

124 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI TALİP APAYDIN ( ) İlk şiir ve hikâyeleri Köy Enstitüleri Dergisi'nde yayımlanmıştır. Köy gözlemlerini notlar halinde kaleme almıştır. Konularını köy ve kasaba olaylarından alan hikâye ve romanlar yazmıştır. Köy Notları: Bozkırda Günler Şiir: Susuzluk Hikâye: Ateş Düşünce, Öte Yakadaki Cennet, Koca Taş, O Güzel İnsanlar (çocuklar için), Yolun Kıyısındaki Adam, Duvar Yazıları, Kökten Ankaralı, Hendek Başı, Hem Uzak Hem Yakın Roman: Sarı Traktör, Yarbükü, Emmioğlu, Ortakçılar (Sonraki basımda Ortakçının Oğlu adıyla basılmıştır), Define, Köylüler, Tütün Yorgunu 12. FAKİR BAYKURT ( ) Köy Enstitüsü çıkışlı yazarlardandır. Hikâye ve roman türlerinde eserler vermiştir. Özellikle Orta Anadolu bölgesini konu edinmiştir. İçinde doğup yetiştiği köylülerin hallerini anlatmaya çalışmıştır. İnsanları, okurları aydınlatmayı, daha ileriye taşımayı görev edinmiştir. Roman: Yılanların Öcü, Irazca'nın Dirliği, Onuncu Köy, Kaplumbağalar, Tırpan 13. DURSUN AKÇAM ( ) Gazete ve dergilerdeki röportajlarıyla edebiyat dünyasına girmiştir. Kuzey Doğu Anadolu'nun köy ve kasaba hayatını, dertlerini sergileyen, etkili ve yalın eserler yazmıştır. Gözlemler ve Köy Notları: Analar ve Çocukları Anı - inceleme: Doğu'nun Çilesi Röportaj: Kan Çiçekleri Hikâye: Ölü Ekmeği, Taş Çorbası, Köyden indim Şehire, Haley Roman: Kanlı Dere'nin Kurtları 14. ABBAS SAYAR ( ) Edebiyata şiirle başlayan yazar sonraları roman türündeki ürünleriyle edebiyatımızda tanınmıştır. Köy gerçekliğini döneminin köy edebiyatçılarından farklı olarak kendine has bir üslupla yansıtmıştır. Yozgatlı olan ve burada uzun yıllar yaşayan yazar, yapıtlarında genellikle Orta Anadolu'yu anlatmıştır. "Yılkı Atı" romanıyla geniş kesimlerce sevilmiştir. Yılkıya (başıboş) bırakılan bir atın doğadaki yaşam mücadelesini arka planda köy gerçekliğini, halkın yoksulluğunu da vererek anlatmıştır. Oldukça şiirsel, günlük konuşma dilinin deyimlerin zenginleştirdiği bir dil ve anlatımı vardır. Roman: Yılkı Atı, Çelo, Can Şenliği, Dik Bayır, Tarlabaşı Salkım Saçak, Anılarda Yumak Yumak Hikâye: Yorganımı Sıkı Sar Şiir: Gönül Sandalı C. BİREYİN İÇ DÜNYASINI ESAS ALAN ESERLER Bireyin iç dünyasını esas alan yazarlar insan gerçekliğini farklı bir bakışla anlatmak, modern hayatın insan üzerindeki etkilerini tespit etmek için psikoloji, psikoanalitik (psikoanaliz) gibi bilimlerden ve dolayısıyla Freud'un görüşlerinden faydalanmışlardır. Yazarlar, bireyin iç dünyasını anlatmak için, düş analizi (bireyin gördüğü rüyayı içerik olarak çözümlemek) ve bilinç akışı (insanın zihninden geçirdiklerini, çağrışımları, sınır koymadan, doğrudan peş peşe anlatmak) yolarından yararlanmışlardır. Bireyin iç dünyasını esas alan eserlerde; bunalım, yabancılaşma, bireyin toplumla hesaplaşması, yalnızlık, sıkıntı, bilinçaltı, bireysel sorgulamalar, evrenin düzeni gibi konular ele alınır. Mekân, olay ve zaman bireyin iç dünyasını esas alan eserlerde birey üzerindeki etkisiyle birlikte verilirken, toplumcu gerçekçi eserlerde toplumun sorunlarını, sınıflar arasındaki farklılıkları vermek için bir araç olarak kullanılır. Bireyin iç dünyasını esas alan eserlerde çağrışımlara açık sanatsal bir üslupla ruh tahlillerine; toplumcu gerçekçi eserlerde halkın günlük konuşma diline, yerel söyleyişlere, açık ve sade bir anlatıma yer verilir. 1. PEYAMİ SAFA ( ) Psikolojik roman türünün usta ismidir. Roman tekniği oldukça gelişmiştir. Batılı olamayan ama Doğulu da kalamamış Türk toplumunu konu edinmiştir; bu konu Fatih - Harbiye romanında daha da öne çıkar. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu hasta bir gencin psikolojisini anlattığı, yazarın otobiyografik romanıdır. Olaylardan çok psikolojik tahlillere önem vermiştir. Ekonomik nedenlerle Server Bedii takma adıyla Cingöz Recai adlı polisiye romanlar yazmıştır. "Kültür Haftası" adlı bir dergi çıkarmıştır. Roman: Dokuzuncu Hariciye Koğuşu, Matmazel Noraliya'nın Koltuğu, Bir Tereddüdün Romanı, Sözde Kızlar, Fatih- Harbiye, Yalnızız, Mahşer Deneme: Eğitim - Gençlik - Üniversite Makale: Sanat, Edebiyat, Tenkit 2. TARIK BUĞRA ( ) Öykü, roman, deneme ve tiyatrolarıyla tanınır. Öykü ve romanlarında Türk toplumunun tarihine yönelmiştir. Psikolojik ögelere yer vermiştir. Maupassant tarzı hikâyeye uygun hikâyeler yazmıştır. Kurtuluş Savaşı yıllarını anlattığı Küçük Ağa ve Osmanlı Devleti'nin kuruluşunu anlattığı "Osmancık" romanlarıyla tanınır. Roman: Küçük Ağa, Küçük Ağa Ankara'da, Osmancık, Firavun İmanı, İbişin Rüyası Öykü: Yarın Diye Bir Şey Yoktur, Siyah Kehribar, Oğlumuz 3. MUSTAFA KUTLU (1947 -) Bireyin iç dünyasını esas alan bir hikâyecidir. Dergâh dergisini çıkarmaktadır. İlk dönemlerinde Sait Faik ve Sabahattin Ali etkisinde hikâyeler yazmıştır. Bir dönem "sosyal değişim" konulu Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 13

125 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI hikâye kitapları yazdıktan sonra bireylerin içlerinde olup bitenlerin aksettirildiği, çocukluk, aşk, çevre, köy varoş hayatı... gibi konuları daha çok nostaljik bir tarzla işlediği uzun hikayeler yazmıştır. Hikâye: Ortadaki Adam, Gönül İşi, Yokuşa Akan Sular, Yoksulluk içimizde, Ya Tahammül Ya Sefer, Bu Böyledir, Sır, Arka Kapak Yazıları, Hüzün ve Tesadüf, Uzun Hikâye, Mavi Kuş Deneme: Şehir Mektupları 4. SELİM İLERİ ( ) On dokuz yaşındayken yayımlanan "Cumartesi Yalnızlığı" adlı ilk öykü kitabıyla dikkatleri çekmiştir. Bireyin zengin iç dünyasını yansıtmaya öncelik veren öyküler yazmıştır. Eserlerinde modernist ögelere yer vermiştir. Romanlarında bireyler arasındaki iletişimsizliği, yakın tarihte yaşamış bazı tanınmış kişilerin yaşamlarını vb. işlemiştir. Deneme, inceleme, anı, senaryo, tiyatro, antoloji vb. alanlarda eserleri de vardır. Hikâye: Cumartesi Yalnızlığı, Pastırma Yazı, Dostlukların Son Günü, Eski Defterlerde Solmuş Çiçekler, Son Yaz Akşamları, Bir Denizin Eteklerinde Roman: Destan Gönüller, Her Gece Bodrum, Cehennem Kraliçesi, Ölüm ilişkileri, Bir Akşam Alacası, Yalancı Şafak, Saz Caz Düğün Varyete, Yaşarken ve Ölürken, Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın, Kırık Deniz Kabukları, Yarın Yapayalnız İnceleme: Aşk-ı Memnu ya da Uzun Bir Kışın Siyah Günler, Kamelyasız Kadınlar Anı: Annem İçin, Anılar Issız ve Yağmurlu Antoloji: İlk Gençlik Çağına Öyküler (2 Cilt), Gençlere Türk Romanından Altın Sayfalar Tiyatro: "Cahide Sonku Ölüm ve Elmas" Ç. MODERNİZMİ ESAS ALAN ESERLER Modernizm; bilimsel, siyasal, kültürel gelişmelerle ve sanayi devrimiyle birlikte hareketlenen büyük toplumsal değişime eşlik eden zihniyetin tamamı için kullanılabilen bir terimdir. Sanat, mimari ve edebiyat alanında on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren adından söz ettirmeye başlayan akım, yirminci yüzyılın birinci yarısında etkili olmuştur. Latincede "şimdi"yi ifade eden modern us kelimesinden türeyen modernizm ilk planda geçmişe karşı şimdiki zamanın yüceltilmesini ifade etmektedir. Özellikleri: Temelde dayandığı fikir, geleneksel sanatlar, edebiyat, toplumsal kuruluşlar ve günlük yaşamın artık zamanını doldurduğu ve bu yüzden bunların bir kenara bırakılıp yeni bir kültür icat edilmesi gerektiğidir. Modernizmde geleneksel olanı günün anlayışına uydurma, geleneksel yapıyı ve anlatımı reddederek yeniyi ortaya çıkarma anlayışı vardır. Modernist eserlerde toplumdaki değer çatışmaları, bireyin bunalımları, karmaşık ruh hali, yerleşik değerlere isyan, şiire özgü söyleyişlerden de yararlanarak, çağrışımlara açık bir biçimde sembollerle anlatılır. Dil ve anlatımda geleneksel tekniklerin dışında arayışlara gidilir. Modernizmi esas alan metinlerde alegorik anlatıma önem verilir. Yazarlar insanı çevreleyen toplumsal dünyayı yalın bir biçimde anlatmaktan kaçınırlar. Modernizmi esas alan hikâyelerde olay olmakla birlikte esas olan, olayın birey üzerindeki etkisini anlatmaktır. Modernizmi esas alan eserlerde yalnızlık, toplumdan kaçış, geleneksel değerlere başkaldırı gibi konular işlenir. Modernizmi esas alan eserlerle bireyin iç dünyasını esas alan eserler arasında insan psikolojisine yaklaşım bakımından yakınlıklar vardır. Modernizmi esas alan eserler, varoluşçuluk akımından etkilenmiştir. Varoluşçuluğa göre, dünyadaki diğer varlıklardan farklı olarak önce var olan sonra ne olduğu belirlenen birey kendi özünü arar, kendisi olmaya çabalar, bu bakımdan birey yaşadığı toplumla da çatışma içindedir. 1. YUSUF ATILGAN ( ) Modern Türk edebiyatının önde gelen ustalarındandır. Aylak Adam ve Anayurt Oteli adlı romanlarında psikolojik yabancılaşma ve yalnızlık temasını başarıyla işleyen bir yazar olarak tanınmıştır. "Aylak Adam" romanındaki "C", "Anayurt Oteli"ndeki "Zebercet" gibi unutulmaz karakterler yaratmıştır. Roman: Aylak Adam, Anayurt Oteli, Canistan Öykü: Eylemci, Bütün Öyküleri Çocuk Kitabı: Ekmek Elden Süt Memeden 2. OĞUZ ATAY ( ) Oğuz Atay, hem söyledikleriyle hem de söyleyiş biçimlerindeki yeniliklerle modern edebiyatın öncü isimlerinden olmuştur. Toplum kurallarıyla çatışma içinde olan aydınların iç dünyalarını mizahın gücünden, modern ve postmodern anlatım tekniklerinden ustaca yararlanarak anlatmıştır yılında TRT'nin açtığı bir yarışmada "Tutunamayanlar" adlı romanı başarı ödülü almıştır. "Bir Bilim Adamının Romanı", yazarın kendi hocası olan Mutafa İnan'ın hayatını anlattığı biyografik bir romandır. Roman: Tutunamayanlar, Tehlikeli Oyunlar, Bir Bilim Adamının Romanı, Eylembilim Öykü: Korkuyu Beklerken Tiyatro: Oyunlarla Yaşayanlar Günlük: Günlük 3. RASİM ÖZDENÖREN ( ) Bireyin yalnızlığını, yabancılaşmasını, kuşak çatışmasını, modemlik, gelenek gibi sorunları, değerlerinden koparılmış ve modern kentlerin varoşlarında kıstırılmış bireyin veya ailenin acılarını yerli-islami bir duyarlılık ve bakış açısıyla öykülerine taşımıştır. Hikâyelerinde varoluşçu felsefeden izler görülür, bireyin bilinçaltına iner, ruhsal çözümlemelerde bulunur. Hikâyeleri dışında denemeleri de vardır. Hikâye: Hastalar ve Işıklar, Çözülme, Çok Sesli Bir Ölüm, Çarpışmalar, İmkânsız Öyküler 4. ORHAN PAMUK ( ) Modern ve postmodern anlatım tekniklerinden yararlanmış bir yazardır. 2006'da Nobel Edebiyat Ödülü'nü almıştır. İstanbullu, zengin ve Orhan Pamuk gibi Nişantaşı'nda yaşayan bir ailenin üç kuşaklık hikâyesi olan "Cevdet Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 14

126 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI Bey ve Oğulları" ilk romanıdır. Üç kardeşin babaannelerini ziyaret etmek üzere gittikleri İstanbul yakınlarındaki Cennethisar kasabasında geçirdikleri bir haftayı anlattığı "Sessiz Ev" adlı romanının ardından yazdığı Venedikli bir köle ile bir Osmanlı âlimi arasındaki gerilimi ve dostluğu anlatan romanı "Beyaz Kale", pek çok dile çevrilmiştir. "Kara Kitap" romanında İstanbul un sokaklarını, geçmişini, kimyasını ve dokusunu, kayıp karısını arayan bir avukat aracılığıyla anlatmıştır. Kara Kitap, geçmişten ve bugünden aynı heyecanla söz edebilen bir yazar olarak Orhan Pamuk'un ününü genişletmiştir. "Yeni Hayat" adlı şiirsel romanında esrarengiz bir kitaptan etkilenen üniversiteli bir genci hikâye etmiştir. "Benim Adım Kırmızı" romanında Osmanlı ve İran nakkaşlarını, Batı dışındaki dünyanın görme ve resmetme biçimlerini bir aşk ve aile romanının entrikasıyla hikâye ederek anlatmıştır. "İlk ve son siyasi romanım" dediği "Kar" adlı kitabını 2002'de yayımlayan yazarın 2003'te yayımladığı "İstanbul", yazarın hem yirmi iki yaşına kadar olan hatıralarını aktardığı bir hatıra kitabı, hem de kendi kişisel albümüyle, Batılı ressamların ve yerli fotoğrafçıların eserleriyle zenginleştirilmiş, İstanbul üzerine bir denemedir. "Öteki Renkler" kitabında, söyleşi, hikâye ve denemeleri bir araya getirilmiştir. Nobel Edebiyat Ödülü konuşmasını ve diğer konuşmalarını "Babamın Bavulu" adlı kitapta bir araya getirmiştir. Son kitabı "Masumiyet Müzesi" bir aşk romanıdır. Roman: Cevdet Bey ve Oğulları, Sessiz Ev, Beyaz Kale, Kara Kitap, Yeni Hayat, Benim Adım Kırmızı, Kar, Masumiyet Müzesi Söyleşi - Hikâye - Deneme: Öteki Renkler Anı - Deneme: İstanbul Anlatmaya Bağlı Edebi Metinler Kaleme Alan Bazı Önemli Yazarlar 1. SAİT FAİK ABASIYANIK ( ) Çağdaş öykücülüğün öncülerindendir. Hikâyelerinde "konu" ve "olay"dan çok "zaman"dan ve "insan yaşamı"ndan kesitler öne çıkar. Türk edebiyatında Çehov tarzı hikâyenin en önemli temsilcisidir. Genellikle gerçekçi olan yazarın bazı öykülerinde gerçeküstü ögeler öne çıkar. İstanbul, deniz, balık, yoksulluk, avare insanlar, doğa yaşama bağlılığın göstergesi olarak öykülerinde sıkça yer bulur. Hikâyelerini sade bir Türkçeyle yazmıştır. Öykü: Semaver, Sarnıç, Mahalle Kahvesi, Tüneldeki Çocuk, Şahmerdan, Lüzumsuz Adam, Havada Bulut, Kumpanya, Alemdağ'da Var Bir Yılan, Son Kuşlar, Az Şekerli Roman: Medar-ı Maişet Motoru (Sonraki baskıda adı "Birtakım İnsanlar"), Kayıp Aranıyor Şiir: Şimdi Sevişme Vakti Röportaj: Mahkeme Kapısı 2. MEMDUH ŞEVKET ESENDAL ( ) Durum (kesit, Çehov tarzı) öykücülüğünün ilk ustasıdır. Halkın içinden kişileri (memur, esnaf), onların önemsiz görünen davranışlarını konu edinmiştir. Halkı, iyi ve kötü yönleriyle, onları sevdirerek anlatmıştır. Sade, süssüz, kısa cümlelerle kurulmuş, yumuşak bir dili vardır. Toplumun çektiği sıkıntıları, sorunları abartmadan ve umutsuzluğa düşürmeden göz önüne sermiştir. "Haşmet Gülkokan" ve "Komiser" gibi hikâyeleriyle sevilmiştir. Hikâye: Otlakçı, Mendil Altında, Temiz Sevgiler, Ev Ona Yakıştı Roman: Ayaşlı ve Kiracıları, Miras 3. HALİKARNAS BALIKÇISI ( ) Asıl adı Cevat Şakir Kabaağaçlı'dır. Azra Erhat ve Sabahattin Eyüboğlu'yla birlikte topraklarımızda yeşermiş bütün kültürler, bizden önceki bütün uygarlıklar bizimdir, hemşerimizdir, anlayışıyla yola çıkan "Mavi Anadoluculuk" anlayışına bağlı Türk hümanistlerinden biridir. Eserlerinde denizi, deniz insanlarını, Bodrum'u, Ege Denizi'nin efsanelerini anlatmıştır. Üsluba ve tekniğe çok önem vermeyen yazarın, şiirsel, destanımsı ve coşkulu bir anlatımı vardır. Eski Yunan ve Anadolu uygarlıkları ve mitoloji birikimini de eserlerinde yansıtmıştır. Öykü: Merhaba Akdeniz, Ege Kıyılarından, Yaşasın Deniz, Egenin Dibi, Gülen Ada, Gençlik Denizlerinde Roman: Aganta Burina Burinata, Ötelerin Çocuğu, Uluç Reis, Turgut Reis, Deniz Gurbetçileri Anı: Mavi Sürgün 4. MUSTAFA NECATİ SEPETÇİOGLU ( ) Türk tarihini ve bugünkü toplumsal yapıyı anlatan eserler yazmıştır. Romanlarında Malazgirt Savaşı'ndan Osmanlı İmparatorluğu nun kuruluşuna kadarki Türk tarihini konu edinmiştir. İslamiyet öncesi Türk destanlarını "Yaratılış ve Türeyiş" adlı eseriyle günümüz diline çevirmiştir. Tiyatro türünde eserleri de vardır. Roman: Kilit, Anahtar, Kapı, Konak, Çatı, Üçler - Yediler - Kırklar, Bu Atlı Geçide Gider, Karanlıkta Mum Işığı 5. BİLGE KARASU ( ) Anlattığıyla, anlatımıyla özgün bir imzadır. Resimden, müzikten felsefeye, sinemaya uzanan geniş bir ilgi yelpazesi içinde bireyin sorunlarını sevgi, dostluk, yalnızlık odağında ele almıştır. Ben merkezli hikâyeler yazmıştır. Öykü: Troya'da Ölüm Vardı, Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı, Göçmüş Kediler Bahçesi, Narla İncire Gazel 6. NEZİHE MERİÇ ( ) Toplum içinde bile kendi iç yalnızlığını sürdüren genç kız ve kadınları başarıyla anlatmıştır. Çehov tarzı hikâyeye uygun eserler vermiştir. Öykü, tiyatro ve roman türlerinde eserler yazmıştır. Öykü: Bozbulanık, Topal Koşma, Menekşeli Bilinç, Dumanaltı, Bir Kara Derin Kuyu, Yandırma, Gülün İçinde Bülbül Sesi Var, Çisenti Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 15

127 12. SINIF TÜRK EDEBİYATI DERS NOTLARI 7. VÜS AT ORHAN BENER ( ) Vüs at O. Bener, eserleri içinde daha çok özyaşamöyküsel nitelik taşıyan öyküleriyle bilinir. Bener, ham gerçekliği edebi bir temele oturtarak ele aldı. Gündelik olaylarla, bilinçaltında birikmiş yaşam parçalarını birleştirdi. Sürekli yeni anlatım biçimleri arayan yazar, bu yönüyle zaman zaman şematizme düşmekle, dış gerçekleri yanlış yerlere koymakla, hatta bozmakla eleştirildi. Bener in eserlerinde ölüm izleği önemli bir yer tutar. Bunda yazarın genç yaşta doğum sırasında kaybettiği ilk eşi ve doğumdan sonra yaşatılamayan çocuğunun da etkisi vardır. Bu evlilikten sonra tekrar başından evlilikler geçmesine rağmen Vüs at O. Bener in çocuğu olmadı. Okurdan çaba isteyen, ayrıksı bir dili olan Bener in kişilerinin gündelik hayatın ikiyüzlülüklerini dışa vuran bilinç akışlarını, Virgül dergisindeki yazısında, Orhan Koçak iç konferans tekniği olarak adlandırmıştır. Öykülerinin yanı sıra Vüs at O. Bener in şiirleri, kısa dizelerden oluşan, esprili, ironik ve şaşırtıcıdır. Öykü: Dost, Yaşamasız, Siyah-Beyaz, Mızıkalı Yürüyüş, Kara Tren, Kapan Oyun: Ihlamur Ağacı, İpin Ucu Roman: Buzul Çağının Virüsü, Bay Muannit Sahtegi nin Notları Şiir: Manzumeler 2. GÖSTERMEYE BAĞLI EDEBİ METİNLER Cumhuriyet döneminde Tiyatro, yeni Cumhuriyet'in ilkelerini halka aktarmada bir araç olarak hızla yaygınlaşmaya başlamıştır. Bu dönemde çocuk tiyatrosu çalışmaları yapılmış, kadınlar sahnede daha çok yer almaya başlamış, devlet konservatuarı açılmıştır. Cumhuriyet dönemi Türk edebiyatında; değişen yaşam tarzının sonucunda yaşanan aile dramları, değer çatışmaları, köy gerçekliği, gelenekler, köyden kente göçün yarattığı problemler, toplumsal ve ekonomik adaletsizlikler, Osmanlı tarihindeki önemli olaylar ve kişiler konu olarak ele alınmıştır. Özellikleri: Sade, açık bir dille nazım - nesir karışık olarak tiyatrolar yazılmıştır. Geleneksel tiyatroyla (karagöz, orta oyunu vs.) modern tiyatronun özelliklerinin bir arada görüldüğü eserler ortaya konmuştur. Bireysel duygu ve düşünceler de sosyal kurumlardaki değişimler de tiyatrolarda sahnelenmiştir. Cumhuriyet dönemindeki ilke ve inkılâpların sonucunda akılcı ve bilimin öne çıktığı eserler yazılmıştır. Epik ve absürt tiyatro çeşitlerinden yararlanılmıştır. 1. HALDUN TANER ( ) Öykü ve oyun yazarıdır. Eserlerinde çağının sorunlarını ortaya koymuş, eser kişilerinden hareketle çözümler de sunmuştur. Epik tiyatronun, kabare tiyatrosunun bizdeki öncüsüdür. Öykü: Yaşasın Demokrasi, Şişhane'ye Yağmur Yağıyordu, On ikiye Bir Var, Sancho'nun Sabah Yürüyüşü, Ayışığında Çalışkur, Konçinalar, Yalıda Sabah Tiyatro: Günün Adamı, Dışarıdakiler, Huzur Çıkmazı, Keşanlı Ali Destanı, Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım, Fazilet Eczanesi, Zilli Zarife Portre / Anı: Ölür İse Ten Ölür Canlar Ölesi Değil 2. TURAN OFLAZOGLU ( ) Tiyatro yazarıdır. Oyunlarının konusunu, köyden ve Türk tarihinden almıştır. Tiyatro: IV. Murat, Deli İbrahim, Genç Osman, Kösem Sultan, Bizans Düştü, Sokrates Savunuyor 3. RECEP BİLGİNER ( ) Şiirleri de olmasına karşın tiyatrocu olarak tanınmıştır. Oyunlarında toplumsal konuları işlemiştir. Tiyatro: İsyancılar, Sarı Naciye, Yunus Emre, Parkta Bir Sonbahar Günüydü, Mevlana, Ben Kimim, Karım ve Kızım 4. REFİK ERDURAN ( ) Tiyatro eserleriyle tanınmıştır. Tiyatro eleştirisi, fıkra, roman türünde de eserler vermiştir. Tiyatro: Cengiz Han'ın Bisikleti, Karayar Köprüsü, Bunu Yapan iki Kişi, Canavar Cafer 5. TURGUT ÖZAKMAN ( ) Tiyatro, roman, araştırma inceleme gibi alanlarda eserler vermiştir. Eserlerinde çoğunlukla Türk tarihinin çeşitli evrelerini ele almıştır. Tiyatro: Pembe Evin Kaderi, Ben Mimar Sinan, Ah Şu Gençler Roman: Şu Çılgın Türkler, Diriliş-Çanakkale ORHAN ASENA ( ) Edebiyata şiirle başlamış, tiyatro yazarı olarak tanınmıştır. Gılgamış Destanı'ndan esinlenerek yazdığı "Tanrılar ve insanlar" oyunuyla ünlenmiştir. Tarihten aldığı olayları ve topluma mal olmuş kişileri konu edinmiştir. Tiyatro: Tohum ve Toprak, Hürrem Sultan, Tanrılar ve İnsanlar, Fadik Kız, Atçalı Kel Mehmet, Karacaoğlan, Ölü Kentin Nabzı Türk Edebiyatı - Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Türk Edebiyatı Dil ve Anlatım Dersleri İçin Kaynak Site Sayfa 16

ÜNLÜLER BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU. Türkçe bir sözcükte kalın ünlülerden sonra kalın, ince ünlülerden sonra ince ünlülerin gelmesine büyük ünlü uyumu denir.

ÜNLÜLER BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU. Türkçe bir sözcükte kalın ünlülerden sonra kalın, ince ünlülerden sonra ince ünlülerin gelmesine büyük ünlü uyumu denir. ÜNLÜLER 1 Türkçe de sekiz ünlü harf vardır: A, E, I, Í, O, Ö, U, Ü DÜZ GENÍŞ Geniş dar geniş dar KALIN A I O U ÍNCE E Í Ö Ü BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU Türkçe bir sözcükte kalın ünlülerden sonra kalın, ince ünlülerden

Detaylı

TÜRKÇE DİL BİLGİSİ KURALLARI-Dil Yapısı

TÜRKÇE DİL BİLGİSİ KURALLARI-Dil Yapısı Pazar, 27 Eylül 2009 0949 - Son Güncelleme Pazar, 27 Eylül 2009 0950 TÜRKÇE DİL BİLGİSİ KURALLARI-Dil Yapısı Dil İnsanların duygu, düşünce ve isteklerini anlatmak için kullandıkları ses ya da işaretler

Detaylı

SES BİLGİSİ VE TELAFFUZ (SÖYLEYİŞ) TÜRKÇENİN SES ÖZELLİKLERİ SES BİLGİSİ Dilin temelini sesler oluşturur. Seslerin yazıya çevrilmesinde kullanılan işaretlere harf denir. Harflerin belli bir sıraya göre

Detaylı

Adlar ADLAR (İSİMLER) Bütün sözcük türleri,iki gruba ayrılarak değerlendirilir. A)Ad Soylu Sözcükler: 1)Ad (İsim) 2)Sıfat (Önad) 3)Zamir (Adıl)

Adlar ADLAR (İSİMLER) Bütün sözcük türleri,iki gruba ayrılarak değerlendirilir. A)Ad Soylu Sözcükler: 1)Ad (İsim) 2)Sıfat (Önad) 3)Zamir (Adıl) Adlar ADLAR (İSİMLER) Bütün sözcük türleri,iki gruba ayrılarak değerlendirilir. A)Ad Soylu Sözcükler: 1)Ad (İsim) 2)Sıfat (Önad) 3)Zamir (Adıl) 4)Zarf (Belirteç) 5)Edat (İlgeç) 6)Bağlaç 7)Ünlem B)FİİLLER

Detaylı

ZAMİR Varlıkların veya onların isimlerinin yerini geçici veya kalıcı olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu kelimelerle, bazı eklere zamir denir. Zamirlerin Özellikleri: İsim soyludur.

Detaylı

Büyük Ünlü Uyumu (Kalınlık-İncelik Uyumu)

Büyük Ünlü Uyumu (Kalınlık-İncelik Uyumu) Büyük Ünlü Uyumu (Kalınlık-İncelik Uyumu) Türkçede 8 tane ünlü harfin 4 tanesi kalın, 4 tanesi ince ünlüdür. Büyük ünlü uyumu bir kelimedeki ünlü harflerin ince veya kalın olmasıyla ilgilidir. Kalın Ünlüler:

Detaylı

Zeus tarafından yazıldı. Cumartesi, 09 Şubat :20 - Son Güncelleme Pazartesi, 15 Şubat :23

Zeus tarafından yazıldı. Cumartesi, 09 Şubat :20 - Son Güncelleme Pazartesi, 15 Şubat :23 Yazı İçerik Nedir Ünlü Daralması Kaynaştırma Harfleri Ulama Ses Düşmesi Ünlü Düşmesi Ünsüz Düşmesi Ses Türemesi Ünsüz Benzeşmesi Ünsüz Yumuşaması ÜNLÜ DARALMASI Sözcüklerin sonlarında bulunan geniş ünlüler

Detaylı

CJ MTP11 AYRINTILAR. 5. Sınıf Türkçe. Konu Tarama Adı. 01 Sözcük ve Söz Gruplarında Anlam - I. 02 Sözcük ve Söz Gruplarında Anlam - II

CJ MTP11 AYRINTILAR. 5. Sınıf Türkçe. Konu Tarama Adı. 01 Sözcük ve Söz Gruplarında Anlam - I. 02 Sözcük ve Söz Gruplarında Anlam - II 5. Sınıf Adı Öğrenme Alanı 01 Sözcük ve Söz Gruplarında Anlam - I 02 Sözcük ve Söz Gruplarında Anlam - II 03 Sözcük ve Söz Gruplarında Anlam - III (Sözcükte Anlam) 04 Sözcük ve Söz Gruplarında Anlam -

Detaylı

Ses Bilgisi. Büyük Ünlü Uyumu : Ünlü harflerin, kalınlık-incelik yönünden uyumudur. Büyük Ünlü Uyumuyla İlgili Kurallar :

Ses Bilgisi. Büyük Ünlü Uyumu : Ünlü harflerin, kalınlık-incelik yönünden uyumudur. Büyük Ünlü Uyumuyla İlgili Kurallar : Ses Bilgisi Ünlüler (sesliler) : Ses yolunda herhangi bir engele uğramadan çıkan seslerdir. Ünlüler tek başlarına söylenebilen, tek başlarına hece ya da sözcük olabilen seslerdir. Büyük Ünlü Uyumu : Ünlü

Detaylı

gösteren gösterilen biçim anlam

gösteren gösterilen biçim anlam Anlam ve Kavram Her kelime bir göstergedir. Bir gösterge gösteren ve gösterilen olmak üzere iki ögeden oluşur. Gösteren, kelimenin kulakla işitilen sesi, yani kelimenin dış yapısıdır. Gösterilen ise kelimenin

Detaylı

Bu gerçeği bilen Atatürk, Türk Dil Kurumunu kurdu. ( Aşağıdaki ilk üç soruyu parçaya göre cevaplayın.)

Bu gerçeği bilen Atatürk, Türk Dil Kurumunu kurdu. ( Aşağıdaki ilk üç soruyu parçaya göre cevaplayın.) Dil ve kültür birbirini tamamlar. Biri olmadan diğeri olmaz. Dil, ulusal olduğu ölçüde ulusal kültür oluşur. Biraz Fransızca, biraz İngilizce çokça Arapça sözcüklerle dolu bir dil ile ulusal kültür oluşmaz.

Detaylı

Zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu kelimelerle bazı eklere zamir denir.

Zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu kelimelerle bazı eklere zamir denir. [adıllar] Dil ve Anlatım 10. sınıflar 5. Ünite Zamir: İsmin yerini geçici olarak tutabilen, isim gibi kullanılabilen, isim soylu kelimelerle bazı eklere zamir denir. >>> ÖR: Ahmet'ten öğrendim. > Ondan

Detaylı

ISBN NUMARASI: ISBN NUMARASI: ISBN NUMARASI: ISBN NUMARASI:

ISBN NUMARASI: ISBN NUMARASI: ISBN NUMARASI: ISBN NUMARASI: Bu formun ç kt s n al p ço altarak ö rencilerinizin ücretsiz Morpa Kampüs yarıyıl tatili üyeli inden yararlanmalar n sa layabilirsiniz.! ISBN NUMARASI: 65482464 ISBN NUMARASI: 65482464! ISBN NUMARASI:

Detaylı

Tek başına anlamı ve görevi olmayan ancak kendinden önce gelen sözcükle öbekleşerek anlam ve görev kazanan sözcüklerdir. Edatlar şunlardır:

Tek başına anlamı ve görevi olmayan ancak kendinden önce gelen sözcükle öbekleşerek anlam ve görev kazanan sözcüklerdir. Edatlar şunlardır: EDAT-BAĞLAÇ-ÜNLEM EDATLAR Tek başına anlamı ve görevi olmayan ancak kendinden önce gelen sözcükle öbekleşerek anlam ve görev kazanan sözcüklerdir. Edatlar şunlardır: 1-GİBİ Cümleye benzerlik, eşitlik,

Detaylı

SES BİLGİSİ YÜCEL ÖNEN TÜRK DİLİ VE EDEB.

SES BİLGİSİ YÜCEL ÖNEN TÜRK DİLİ VE EDEB. SES BİLGİSİ YÜCEL ÖNEN TÜRK DİLİ VE EDEB. 1 BÜYÜK ÜNLÜ UYUMU (Kalınlık-İncelik Uyumu) Çok heceli kelimelerde ünlüler hep kalın ya da hep ince olmalıdır.buna kalınlık incelik uyumu denir. çocuklar Hepsi

Detaylı

1. DÜNYADAKİ BAŞLICA DİL AİLELERİ

1. DÜNYADAKİ BAŞLICA DİL AİLELERİ 1. DÜNYADAKİ BAŞLICA DİL AİLELERİ Kaynak bakımından birbirine yakın olan diller bir aile teşkil ederler. Dünya dilleri bu şekilde çeşitli dil ailelerine ayrılırlar. Bir dil ailesi tarihin bilinmeyen devirlerinde

Detaylı

Canlı ve cansız varlıklara, çeşitli somut ve soyut kavramlara ad olan sözcük türüdür.

Canlı ve cansız varlıklara, çeşitli somut ve soyut kavramlara ad olan sözcük türüdür. İsimler (Adlar) Canlı ve cansız varlıklara, çeşitli somut ve soyut kavramlara ad olan sözcük türüdür. Özel İsimler Özel adlar, benzerleri bulunmayan, yaratılışta tek olan varlıklara verilen adlardır. Kişi

Detaylı

BAĞLAÇ. Eş görevli sözcük ve sözcük gruplarını, anlamca ilgili cümleleri birbirine bağlayan sözcüklere "bağlaç" denir.

BAĞLAÇ. Eş görevli sözcük ve sözcük gruplarını, anlamca ilgili cümleleri birbirine bağlayan sözcüklere bağlaç denir. BAĞLAÇ Eş görevli sözcük ve sözcük gruplarını, anlamca ilgili cümleleri birbirine bağlayan sözcüklere "bağlaç" denir. Bağlaçlar da edatlar gibi tek başlarına anlamı olmayan sözcüklerdir. Bağlaçlar her

Detaylı

Cümle içinde isimlerin yerini tutan, onları hatırlatan sözcüklere zamir (adıl) denir.

Cümle içinde isimlerin yerini tutan, onları hatırlatan sözcüklere zamir (adıl) denir. ZAMİR (ADIL) Kitapları dolabın diğer rafına koyalım. Bunları dolabın diğer rafına koyalım. Yukarıdaki cümlelerde koyu yazılmış sözcükleri inceleyelim: ilk cümlede "kitap" sözcüğü bir varlığı kar şıladığından

Detaylı

c. Yönelme Hâli: -e ekiyle yapılır. Yüklemin yöneldiği yeri, nesneyi ya da kavramı gösterir.

c. Yönelme Hâli: -e ekiyle yapılır. Yüklemin yöneldiği yeri, nesneyi ya da kavramı gösterir. ÇEKİM EKLERİ: Çekim ekleri, kelimelerin diğer kelimelerle bağ kurmasını, kelimelerin cümlede görev almasını sağlar, hâlini, sayısını, zamanını, şahsını belirler. Çekim ekleri eklendiği sözcüğün anlamında

Detaylı

Zirve 9. Sınıf Dil ve Anlatım

Zirve 9. Sınıf Dil ve Anlatım Zirve 9. Sınıf Dil ve Anlatım İLETİŞİM, DİL VE KÜLTÜR 1. İletişim 2. İnsan, İletişim ve Dil 3. Dil Kültür İlişkisi DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI VE TÜRKÇENİN DÜNYA DİLLERİ ARASINDAKİ YERİ 1. Dillerin Sınıflandırılması

Detaylı

CÜMLE ÇEŞİTLERİ. Buna yükleminin türüne göre de denebilir. Çünkü cümleyi yüklemine göre incelerken yüklemi oluşturan sözcüklerin türüne bakılır.

CÜMLE ÇEŞİTLERİ. Buna yükleminin türüne göre de denebilir. Çünkü cümleyi yüklemine göre incelerken yüklemi oluşturan sözcüklerin türüne bakılır. CÜMLE ÇEŞİTLERİ Cümleler, kendini oluşturan sözcüklerin anlamlarına, cümlede bulundukları yerlere, türlerine göre değişik özellikler gösterir. İşte bu özelliklere göre cümleler değişik gruplar altında

Detaylı

Benzetme ilgisiyle ismi nitelerse sıfat öbeği, fiili nitelerse zarf öbeği kurar.

Benzetme ilgisiyle ismi nitelerse sıfat öbeği, fiili nitelerse zarf öbeği kurar. Edatlar (ilgeçler) Tek başına bir anlam taşımayan, ancak kendinden önceki sözcükle birlikte kullanıldığında belirli bir anlamı olan sözcüklerdir.edatlar çekim eki alırsa adlaşırlar. En çok kullanılan edatlar

Detaylı

EKLER VE SÖZCÜĞÜN YAPISI

EKLER VE SÖZCÜĞÜN YAPISI EKLER VE SÖZCÜĞÜN YAPISI *KÖK * YAPIM EKLERİ * ÇEKİM EKLERİ * YAPILARINA GÖRE SÖZCÜKLER K Ö K Sözcüğü oluşturan en küçük anlamlı dil birimine kök denir. Kök halinde bulunan sözcükler yapım eki almamıştır

Detaylı

-DE, -DA VE -Kİ NİN YAZIMI

-DE, -DA VE -Kİ NİN YAZIMI 2012 -DE, -DA VE -Kİ NİN YAZIMI AYDIN ARIDURU BİLGİSAYAR 1 ÖĞRETİM GÖREVLİSİNİN ADI: YRD. DOÇ. NURAY GEDİK 05.12.2012 İÇİNDEKİLER İçindekiler... 1 -de da ve ki nin yazımı konu anlatımı... 2-6 -de da ve

Detaylı

TÜRK DİLİ I DERSİ UZAKTAN EĞİTİM DERS SUNULARI. 6.Hafta

TÜRK DİLİ I DERSİ UZAKTAN EĞİTİM DERS SUNULARI. 6.Hafta TÜRK DİLİ I DERSİ UZAKTAN EĞİTİM DERS SUNULARI 6.Hafta SES BİLGİSİ Bir dilin seslerini, boğumlanma noktalarını, boğumlanma özellikleri inceleyen dil bilimi kolu ses bilgisidir. Harf, sesin yazıdaki işaretidir.

Detaylı

*Bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar, buraya, şuraya, oraya, burası, şurası, orası,

*Bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar, buraya, şuraya, oraya, burası, şurası, orası, ZAMİRLER Kişi (Şahıs) Zamirleri *ben, sen, o,biz, siz, onlar Not: Ek alabilirler: bana, sana, bize, ondan, onları İşaret Zamirleri *Bu, şu, o, bunlar, şunlar, onlar, buraya, şuraya, oraya, burası, şurası,

Detaylı

ÜNİTE 14 ŞEKİL BİLGİSİ-II YAPIM EKLERİ. TÜRK DİLİ Okt. Aslıhan AYTAÇ İÇİNDEKİLER HEDEFLER. Çekim Ekleri İsim Çekim Ekleri Fiil Çekim Ekleri

ÜNİTE 14 ŞEKİL BİLGİSİ-II YAPIM EKLERİ. TÜRK DİLİ Okt. Aslıhan AYTAÇ İÇİNDEKİLER HEDEFLER. Çekim Ekleri İsim Çekim Ekleri Fiil Çekim Ekleri ŞEKİL BİLGİSİ-II YAPIM EKLERİ İÇİNDEKİLER BAYBURT ÜNİVERSİTESİ UZAKTAN EĞİTİM MERKEZİ Çekim Ekleri İsim Çekim Ekleri Fiil Çekim Ekleri HEDEFLER TÜRK DİLİ Okt. Aslıhan AYTAÇ Bu üniteyi çalıştıktan sonra;

Detaylı

SES BİLGİSİ SES OLAYLARI. Ünsüz Benzeşmesi (Sertleşmesi)

SES BİLGİSİ SES OLAYLARI. Ünsüz Benzeşmesi (Sertleşmesi) SES BİLGİSİ SES OLAYLARI Ünsüz Benzeşmesi (Sertleşmesi) Sert ünsüzlerden biriyle (f, s, t, k, ç, ş, h, p) biten bir sözcükten sonra yumuşak ünsüzle c, d, g başlayan bir ek gelirse ekin başındaki yumuşak

Detaylı

5. SINIF TÜRKÇE KELİME TÜRLERİ TESTİ. A) Ben ise yağmur yağmasını bekliyordum. Cümlesindeki isimlerin hepsi tekildir.

5. SINIF TÜRKÇE KELİME TÜRLERİ TESTİ. A) Ben ise yağmur yağmasını bekliyordum. Cümlesindeki isimlerin hepsi tekildir. 1- Aşağıdaki cümlelerin hangisinde bilgi yanlışlığı vardır? A) Ben ise yağmur yağmasını bekliyordum. Cümlesindeki isimlerin hepsi tekildir. B) İyi bir aşçıydı. Cümlesinde özel isim kullanılmıştır. C) Tavuklar

Detaylı

İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1 BÖLÜM 2

İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1 BÖLÜM 2 İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1 ÖNSÖZ DİL NEDİR? / İsmet EMRE 1.Dil Nedir?... 1 2.Dilin Özellikleri.... 4 3.Günlük Dil ile Edebî Dil Arasındaki Benzerlik ve Farklılıklar... 5 3.1. Benzerlikler... 5 3.2. Farklılıklar...

Detaylı

CÜMLE TÜRLERİ YÜKLEMİNİN TÜRÜNE GÖRE. Fiil Cümlesi. *Yüklemi çekimli fiil olan cümlelere denir.

CÜMLE TÜRLERİ YÜKLEMİNİN TÜRÜNE GÖRE. Fiil Cümlesi. *Yüklemi çekimli fiil olan cümlelere denir. CÜMLE TÜRLERİ YÜKLEMİNİN TÜRÜNE GÖRE Fiil Cümlesi *Yüklemi çekimli fiil olan cümlelere denir. İnsan aklın sınırlarını zorlamadıkça hiçbir şeye erişemez. Seçilmiş birkaç kitaptan güzel ne olabilir. İsim

Detaylı

6. SINIF TÜRKÇE DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

6. SINIF TÜRKÇE DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM 6. SINIF TÜRKÇE İ KURS I VE LERİ AY 1 Biçim Bilgisi Biçim Bilgisi Biçim Bilgisi 4 5 Çok anlamlılık (temel, yan, mecaz ve terim anlam) Çok anlamlılık (temel, yan, mecaz ve terim anlam) Kök ve eki kavrar.

Detaylı

Dal - mış - ım. Dal - mış - sın. Dal - mış. Dal - mış - ız. Dal - mış - sınız. Dal - mış - lar. Alış - (ı)yor - um. Alış - (ı)yor - sun.

Dal - mış - ım. Dal - mış - sın. Dal - mış. Dal - mış - ız. Dal - mış - sınız. Dal - mış - lar. Alış - (ı)yor - um. Alış - (ı)yor - sun. EYLEM ve EYLEMSİ FİİL (EYLEM) İsimler varlıkları, kavramları karşılayan sözcüklerdir. Fiiller ise hareketleri, oluşları, durumları karşılar. Fiiller genel olarak mastar hâlinde ifade edilir. Mastar hâlinde

Detaylı

SIFATLAR. ÖN ADLAR (Sıfatlar)

SIFATLAR. ÖN ADLAR (Sıfatlar) SIFATLAR ÖN ADLAR (Sıfatlar) Varlıkları niteleyen, onların durumlarını açıklayan, onları değişik yollarla belirten kelimelere ön ad (sıfat) denir. Ön ad, isim soylu bir kelimedir. Bir isim başka bir ismi

Detaylı

Yukarıda numaralanmış cümlelerden hangisi kanıtlanabilirlik açısından farklıdır?

Yukarıda numaralanmış cümlelerden hangisi kanıtlanabilirlik açısından farklıdır? 1. (1) Şair yeni bir şiir kitabı yayınladı.(2) Kitap, şairin geleneksel şiir kalıplarını kullanarak yazdığı şiirlerden oluşuyor.(3) Bu şiirlerde kimi zaman, şairin insanı çok derinden etkileyen sesini

Detaylı

EK FİİLLER VE FİİLİMSİLER

EK FİİLLER VE FİİLİMSİLER 2012 EK FİİLLER VE FİİLİMSİLER Zafer KARAKABAK TÜRKÇE DERSİ 10.12.2012 İçindekiler EK FİİLLER... 1 2.3.2 Ek Fiiller Genel Olarak Dört Bölümde İncelenir:... 1 FİİLİMSİLER... 5 EK FİİLLER İsim soylu kelimelerin

Detaylı

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali

İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Aşağıda verilen isimleri örnekteki gibi tamamlayınız. Örnek: Ayakkabı--------uç : Ayakkabının ucu İsim İsim İsimlerin Tamamlanmış Hali Kalem sap Çanta renk Araba boya Masa kenar Deniz mavi Rüzgar şiddet

Detaylı

SBS İlköğretim 6 Türkçe Müfredatı

SBS İlköğretim 6 Türkçe Müfredatı SBS İlköğretim 6 Türkçe Müfredatı TÜR VE ŞEKİL BİLGİSİ Düz Yazı Bilgisi Efsane Destan Masal Hikâye Tiyatro Gezi Yazısı Anı (Hatıra) Günlük (Günce) Deneme Biyografi Otobiyografi Mektup Münazara Şiir Bilgisi

Detaylı

» Ben işlerimi zamanında yaparım. cümlesinde yapmak sözcüğü, bir yargı taşıdığı için yüklemdir.

» Ben işlerimi zamanında yaparım. cümlesinde yapmak sözcüğü, bir yargı taşıdığı için yüklemdir. CÜMLENİN ÖĞELERİ TEMEL ÖĞELER Yüklem (Fiil, Eylem) Cümledeki işi, hareketi, yargıyı bildiren çekimli unsura yüklem denir. Yükleme, cümlede yargı bildiren çekimli öge de diyebiliriz. Yüklem, yukarıda belirttiğimiz

Detaylı

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler

Türkçe. Cümlede Anlam 19.02.2015. Cümlenin Yorumu. Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler Metinde Kazandıkları Anlamlara Göre Cümleler 16-20 MART 3. HAFTA Cümledeki sözcük sayısı, anlatmak istediğimiz duygu ya da düşünceye göre değişir. Cümledeki sözcük sayısı arttıkça, anlatılmak istenen daha

Detaylı

Konu: Zamirler Ders: Bilgisayar I Akdeniz Üniversitesi İsmail Kepek

Konu: Zamirler Ders: Bilgisayar I Akdeniz Üniversitesi İsmail Kepek Konu: Zamirler Ders: Bilgisayar I 11.12.2012 Akdeniz Üniversitesi İsmail Kepek İçindekiler 1. Ünite Hakkında Genel Bilgi... 2 2. ZAMİRLER... 2 2.1. Zamir Çeşitleri... 2 2.1.1. Şahıs Zamirleri... 3 2.1.2.

Detaylı

İÇİNDEKİLER I. DÖNEM. 3. Telaffuz (Söyleyiş)... 49 1. Türkçenin Özellikleri... 50 DERS KİTABI ETKİNLİK ÇÖZÜMLERİ... 63

İÇİNDEKİLER I. DÖNEM. 3. Telaffuz (Söyleyiş)... 49 1. Türkçenin Özellikleri... 50 DERS KİTABI ETKİNLİK ÇÖZÜMLERİ... 63 VI İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER I. DÖNEM 1. ÜNİTE (İLETİŞİM, DİL VE KÜLTÜR) 1. İletişim... 5 2. İnsan, İletişim ve Dil... 7 3. Dil - Kültür İlişkisi... 13 DERS KİTABI ETKİNLİK ÇÖZÜMLERİ... 15 2. ÜNİTE (DİLLERİN

Detaylı

Dil Gelişimi. temel dil gelişimi imi bilgileri

Dil Gelişimi. temel dil gelişimi imi bilgileri Dil Gelişimi Yaş gruplarına göre g temel dil gelişimi imi bilgileri Çocuklarda Dil ve İletişim im Doğumdan umdan itibaren çocukların çevresiyle iletişim im kurma çabaları hem sözel s hem de sözel olmayan

Detaylı

CÜMLENİN ÖGELERİ YÜKLEM / ÖZNE

CÜMLENİN ÖGELERİ YÜKLEM / ÖZNE CÜMLENİN ÖGELERİ YÜKLEM / ÖZNE YÜKLEM Cümlede işi, oluşu, durumu bildiren öğeye yüklem denir. Diğer öğeleri bulmak için bütün sorular yükleme yöneltilir. Dilimizde her türlü sözcük ve söz öbeği yüklem

Detaylı

A y ş e y i m a s a s ı k a p ı n a y e d i ş e r a l t ı ş a r a r a b a y a

A y ş e y i m a s a s ı k a p ı n a y e d i ş e r a l t ı ş a r a r a b a y a KAYNAŞTIRMA HARFLERİ SES OLAYLARI Y a Ş a S ı N k a y n a ş t ı k. KAYNAŞTIRMA HARFLERİ Ünlüyle biten bir kelimenin sonuna durum eki ya da üleştirme eki gelirse araya kaynaştırma sesleri girer. A y ş e

Detaylı

1: İLETİŞİM, DİLVE KÜLTÜR

1: İLETİŞİM, DİLVE KÜLTÜR ÖNSÖZ İÇİNDEKİLER III Bölüm 1: İLETİŞİM, DİLVE KÜLTÜR 15 1.1. Dilin Tanımı 16 1.1.1. Dil Tabii Bir Vasıtadır 17 1.1.2. Dil, Kendi Kanunları Olan Canlı Bir Varlıktır 17 1.1.3. Dil, Temeli Bilinmeyen Zamanlarda

Detaylı

EBRU GÜNAY

EBRU GÜNAY NURAY GEDİK BILGISAYAR DERSI 1 10.12.2012 FİİLİMSİLER 8.SINIF EBRU GÜNAY Türkçe Öğretmenliği 2. SINIF(İ.Ö) 10.12.2012 ÜNİTE HAKKINDA BİLGİ: 8.sınıfta ve lise3. sınıfta okutulmaktadır ve Yapım ve Çekim

Detaylı

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000) 14.08.2014 SIRA SIKLIK SÖZCÜK TÜR AÇIKLAMA 1 1209785 bir DT Belirleyici 2 1004455 ve CJ Bağlaç 3 625335 bu PN Adıl 4 361061 da AV Belirteç 5 352249 de

Detaylı

Baleybelen Müfredatı

Baleybelen Müfredatı Baleybelen Müfredatı Dil veya Lisan, İnsanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal veya yapay bir araç, kendisine özgü kuralları olan ve ancak bu kurallar içerisinde gelişen canlı bir varlık, temeli tarihin

Detaylı

TÜRK DİLİ I DERSİ UZAKTAN EĞİTİM DERS SUNULARI. 11.Hafta

TÜRK DİLİ I DERSİ UZAKTAN EĞİTİM DERS SUNULARI. 11.Hafta TÜRK DİLİ I DERSİ UZAKTAN EĞİTİM DERS SUNULARI 11.Hafta Yapım Ekleri ve Uygulaması Fiilden İsim Yapma Ekleri Sıfat Fiil Ekleri Fiilden Fiil Yapma Ekleri Zarf Fiil Ekleri Fiilden İsim Yapma Ekleri Fiil

Detaylı

İşte sözcüğün gerçek anlamından tamamen uzaklaşarak kazandığı bu anlama mecaz anlam diyoruz.

İşte sözcüğün gerçek anlamından tamamen uzaklaşarak kazandığı bu anlama mecaz anlam diyoruz. KELİME ANLAMI GENEL BİLGİLER Sözcük, çoğu zaman, dilin kendi başına anlamı olan en küçük parçası, diye tanımlanır. Ağaç, hayal, dost gibi sözcükler buna örnektir. Bazı sözcükler ise tek başına anlam taşımayıp

Detaylı

Türkçede heceler şöyle meydana gelmiştir.

Türkçede heceler şöyle meydana gelmiştir. TÜRKÇE DİL BİLGİSİ KURALLARI-Hece- harf bilgisihece: Ağzımızın bir hareketiyle çıkan seslere HECE denir. Kelimeler hecelerden, heceler harflerden meydana gelir. A, E, I, İ, O, Ö, U, Ü derken ağzımızı bir

Detaylı

FİİLİMSİLER. a)isim FİİL(MASTARLAR):Fiillere getirilen (MA y IŞ MAK) ekleriyle türetilen sözcüklere isim fiil denir.

FİİLİMSİLER. a)isim FİİL(MASTARLAR):Fiillere getirilen (MA y IŞ MAK) ekleriyle türetilen sözcüklere isim fiil denir. FİİLİMSİLER Fiillere getirilen, özel eklerle türetilen cümlede isim, sıfat, zarf görevinde kullanılan sözcüklere fiilimsi denir. Fiilimsiler üçe ayrılır. a)isim FİİL(MASTARLAR):Fiillere getirilen (MA y

Detaylı

KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ 2015/Güz Dönemi Türk Dili I Vize Soruları*

KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ 2015/Güz Dönemi Türk Dili I Vize Soruları* KIRIKKALE ÜNİVERSİTESİ 2015/Güz Dönemi Türk Dili I Vize Soruları* 1. Dil ve kültürle ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır? A) Dil, insan yaşamını anlamlandıran ve onu sosyal bir varlık olmasını sağlayan

Detaylı

PENTRU DISCIPLINA LIMBA ŞI LITERATURA TURCĂ MATERNĂ

PENTRU DISCIPLINA LIMBA ŞI LITERATURA TURCĂ MATERNĂ C E N T R U L NAŢIONAL DE EVALUARE ŞI E X A M I N A R E PROGRAMA DE EXAMEN PENTRU DISCIPLINA LIMBA ŞI LITERATURA TURCĂ MATERNĂ BACALAUREAT 2011 TIP PROGRAMĂ: PROFIL TEOLOGIC ŞI PEDAGOGIC Pagina 1 din 5

Detaylı

Konumuz CÜMLENİN ÖĞELERİ çocuklar.

Konumuz CÜMLENİN ÖĞELERİ çocuklar. Konumuz CÜMLENİN ÖĞELERİ çocuklar. Mustafa Öğretmenim, cümlenin asıl öğeleri Yüklem ve Özne dir. Öğretmenim, Zarf Tümleci, Dolaylı Tümleç ve Nesne (Belirtili Nesne Belirtisiz Nesne) de yardımcı öğeleridir.

Detaylı

TÜRKÇE BİÇİM KISA ÖZET. www.kolayaof.com

TÜRKÇE BİÇİM KISA ÖZET. www.kolayaof.com DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. TÜRKÇE BİÇİM BİLGİSİ KISA ÖZET www.kolayaof.com

Detaylı

qwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçq wertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçq wertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçq

qwertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçq wertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçq wertyuiopgüasdfghjklsizxcvbnmöçq q Sıfatlar Bilgisayar I 10.12. Salim Erer 0 1. Ünite Hakkında Genel Bilgi Sözcükler tür bakımından üç ana gruba ve sekiz ayrı türe ayrılır. A. AD SOYLU SÖZCÜKLER 1. İsim (Ad) - İsim Çekim Ekleri 2. Sıfat

Detaylı

4. Demiryolu ile tren arasındaki ilşki vapur ile aşağıdakilerden hangisi arasında vardır? A) Karayolu B) Gökyüzü C) Denizyolu D) Yeraltı

4. Demiryolu ile tren arasındaki ilşki vapur ile aşağıdakilerden hangisi arasında vardır? A) Karayolu B) Gökyüzü C) Denizyolu D) Yeraltı 1. Aşağıdaki cümlelerin hangisi devrik cümledir? A) Bunu sen mi getirdin bana? B) Bütün olayların sorumlusu kim? C) Dersten önce öğretmeni görecekmişsin. D) Bu çocukların hangisi sizin öğrenciniz? 2. Aşağıdaki

Detaylı

6. Sınıf sıfatlar testi testi 1

6. Sınıf sıfatlar testi testi 1 6. Sınıf sıfatlar testi testi 1 1. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde soru anlamını sağlayan kelime sıfat değildir? A) Kaç liralık fatura kesilecek? B) Oraya gidip de ne iş yapacaksın? C) Ne kadar güzel konuşuyor

Detaylı

Sözcüklerin ve harflerin yazılışıyla ilgili belli kurallar da vardır. Bunları şimdi ayrı ayrı göreceğiz.

Sözcüklerin ve harflerin yazılışıyla ilgili belli kurallar da vardır. Bunları şimdi ayrı ayrı göreceğiz. YAZIM KURALLARI Sözcüklerin ve harflerin yazılışıyla ilgili belli kurallar da vardır. Bunları şimdi ayrı ayrı göreceğiz. BÜYÜK HARFLERİN KULLANILDIĞI YERLER Her cümle büyük harfle başlar. Ancak sıralı

Detaylı

(22 Aralık 2012, Cumartesi) GRUP A. 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı

(22 Aralık 2012, Cumartesi) GRUP A. 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı 2012-2013 Türkçe Ortak Sınavı Lise Hazırlık Sınıfı AÇIKLAMALAR 1. Soruların cevaplarını kitapçıkla birlikte verilecek optik forma işaretleyiniz. 2. Cevaplarınızı koyu siyah ve yumuşak bir kurşun kalemle

Detaylı

Canlı ve cansız varlıklara, çeşitli somut ve soyut kavramlara ad olan sözcük türüdür.

Canlı ve cansız varlıklara, çeşitli somut ve soyut kavramlara ad olan sözcük türüdür. SÖZCÜK TÜRLERİ İsimler (Adlar) Canlı ve cansız varlıklara, çeşitli somut ve soyut kavramlara ad olan sözcük türüdür. Özel İsimler Özel adlar, benzerleri bulunmayan, yaratılışta tek olan varlıklara verilen

Detaylı

1 TEMA OKUMA KÜLTÜRÜ SÖZCÜKTE ANLAM

1 TEMA OKUMA KÜLTÜRÜ SÖZCÜKTE ANLAM 1 TEMA OKUMA KÜLTÜRÜ SÖZCÜKTE ANLAM 1. Konuşma kurallarını uygulama 6. Yabancı dillerden alınmış, dilimize henüz yerleşmemiş kelimelerin yerine Türkçelerini kullanır. 4.Söz varlığını zenginleştirme 2.

Detaylı

6. SINIF ÜNİTE DEĞERLENDİRME SINAVLARI LİSTESİ / TÜRKÇE

6. SINIF ÜNİTE DEĞERLENDİRME SINAVLARI LİSTESİ / TÜRKÇE SINAVLARI LİSTESİ / TÜRKÇE 03 04 05 06 07 10 Gerçek, Mecaz, Yan ve Terim Anlam Eş Anlam, Zıt Anlam Eş Seslilik, Ortak kök Kelime Gruplarında Anlam Deyimler, İkilemeler Kelimeler Arası Anlam İlişkileri

Detaylı

Satıcı burnu havada, kendini beğenmiş biri. Yaklaşık beş yıl kadar bu Edirne'de oturduk.

Satıcı burnu havada, kendini beğenmiş biri. Yaklaşık beş yıl kadar bu Edirne'de oturduk. ANLATIM BOZUKLUKLARI Her cümle belli bir düşünceyi, duyguyu aktarmak için kurulur. Bu cümlenin, ifade edeceği anlamı açık ve anlaşılır bir biçimde ortaya koyması gerekir. Ayrıca cümle mümkün olduğunca

Detaylı

9.SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI

9.SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI I.ÜNİTE İLETİŞİM, DİL VE KÜLTÜR 1. İLETİŞİM Duygu, düşünce ve isteklerin yazı, konuşma ve görsel-işitsel akla gelebilecek her türlü araçla aktarılmasına iletişim denir. İletişimin kurulmasında altı temel

Detaylı

1.KÖK 2.EK 3.GÖVDE. Facebook Grubu TIKLA.

1.KÖK 2.EK 3.GÖVDE. Facebook Grubu TIKLA. 1.KÖK Facebook Grubu TIKLA 2.EK https://www.facebook.com/groups/turkceogretmenler/ 3.GÖVDE 1 Ailesi 2 Tanımlar: 1-KÖK:Bir sözcüğün parçalanamayan anlamlı en küçük parçasıdır. Bütün ekler çıkarıldıktan

Detaylı

SES BILGISI YAZIM (İMLA) KURALLARI NOKTALAMA. Telaffuz (Söyleyiş) Türkçenin Sesleri ve Özellikleri

SES BILGISI YAZIM (İMLA) KURALLARI NOKTALAMA. Telaffuz (Söyleyiş) Türkçenin Sesleri ve Özellikleri SES BILGISI YAZIM (İMLA) KURALLARI NOKTALAMA Telaffuz (Söyleyiş) Türkçenin Sesleri ve Özellikleri b. Harezm Türkçesi XII. yüzyıldan başlamak üzere XIII ve XIV. yüzyıllarda Amuderya bölgesi merkez olmak

Detaylı

SESLER VE SES UYUMLARI

SESLER VE SES UYUMLARI SES BİLGİSİ SESLER VE SES UYUMLARI Türkçede sesler, ünlüler ve ünsüzler olmak üzere iki ana gruba ayrılır. Ses yolunda bir engele çarpmadan çıkan sese ünlü denir. Ünlüler kendi başına hece oluşturabilir

Detaylı

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir.

KURALLI VE DEVRİK CÜMLELER. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. --KURALLI CÜMLE: İş, hareket, oluş bildiren sözcükler cümlenin sonunda yer alıyorsa denir. Örnek: Mustafa okula erkenden geldi. ( Kurallı cümle ) --KURALSIZ (DEVRİK) CÜMLE: Eylemi cümle sonunda yer almayan

Detaylı

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 6. SINIF TÜRKÇE DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 6. SINIF TÜRKÇE DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ KASIM EKİM 2017-2018 EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 6. SINIF TÜRKÇE DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ Ay Hafta Ders Saati Konu Adı Kazanımlar Test No Test Adı BİÇİM BİLGİSİ (Kök, Ek ve

Detaylı

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır?

5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) almıştır? 5.SINIF TÜRKÇE (GENEL DEĞERLENDİRME TESTİ) Öğle üstü bir cip gelip obanın çadırları önünde durdu. Çocuklar hemen çevresinde toplaştılar. Cipten önce veteriner, sonrada kaymakam indi. Obanın yaşlıları hemen

Detaylı

5. SINIF TÜRKÇE YILLIK PLANI

5. SINIF TÜRKÇE YILLIK PLANI 5. SINIF TÜRKÇE YILLIK PLANI 2018-2019 1.hafta 17-23 Eylül Sözcüğün Anlam Özellikleri (Gerçek ve mecaz anlam, çok 5.3.1.33 2.hafta 24-30 Eylül anlamlılık, söz sanatları, terim anlam) 5.3.1.32 SÖZCÜKTE

Detaylı

ÜNİTE NO: VII YAPI BAKIMINDAN SÖZCÜKLER

ÜNİTE NO: VII YAPI BAKIMINDAN SÖZCÜKLER ÜNİTE NO: VII YAPI BAKIMINDAN SÖZCÜKLER (Bu ünite 10. Hafta nın devamı niteliğindedir. 10. Hafta nın ders notlarını almayı unutmayınız.) AMAÇLAR: 1. Dilimizin yapısını tanıtmak 2. Dilimizin sözcük türetme

Detaylı

2) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde daha kelimesi yerine henüz kelimesi getirilebilir?

2) Aşağıdaki cümlelerin hangisinde daha kelimesi yerine henüz kelimesi getirilebilir? 1) Aşağıdaki cümlelerden hangisinin sonuna soru işareti konulmalıdır? A) Annem geldi mi gelmedi mi bilmiyorum B) Almanya ya siz mi gittiniz C) Bir yere gidilecek mi uçağa binilmeli ) Güneş doğdu mu ağaçların

Detaylı

CÜMLENİN ÖĞELERİ. Özne Yüklem Tümleç Nesne

CÜMLENİN ÖĞELERİ. Özne Yüklem Tümleç Nesne CÜMLENİN ÖĞELERİ Özne Yüklem Tümleç Nesne 1 Sözcüklerin cümle içerisindeki görev adlarına cümlenin öğeleri denir. Cümle öğelerini, temel öğeler ve yardımcı öğeler olmak üzere iki grupta inceleyebiliriz.

Detaylı

5. SINIF TÜRKÇE DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

5. SINIF TÜRKÇE DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ EKİM 5. SINIF TÜRKÇE İ KURS I VE LERİ 3 4 5 Ön bilgilerini kullanarak okuduğunu anlamlandırır. Çok anlamlılık (temel, yan, mecaz ve terim Metinde verilen ipuçlarından hareketle, karşılaştığı yeni kelimelerin

Detaylı

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında

25. Aşağıdaki deyimlerle anlamca üçlü bir grup oluşturulduğunda hangisi dışta kalır? A) eli bol B) eli açık C) eli geniş D) eli kulağında 21. Hangi cümlede "mi" farklı anlamda kullanılmıştır? A) O bu resmi gördü mü? B) O buraya geldi mi bayram olur. C) Zil çaldı mı içeri girer. D) Yemeği pişirdi mi ocağı kapat. 22. "Boş boş oturmayı hiç

Detaylı

2. Sınıf Kazanım Değerlendirme Testi -1

2. Sınıf Kazanım Değerlendirme Testi -1 by Mehmet- omeruslu06 1 3. Bayrağımızdaki hangi renk daha fazladır? 1. Sınıfımızdaki arkadaşlarımızın her siyah A. B. kırmızı birinin farklı güçlü yanları var. Mesela, Elif. Çizdiği resimleri Ahmet beyaz

Detaylı

TÜRKÇE / Fiilimsiler (Eylemsiler) FİİLİMSİLER (EYLEMSİLER)

TÜRKÇE / Fiilimsiler (Eylemsiler) FİİLİMSİLER (EYLEMSİLER) FİİLİMSİLER (EYLEMSİLER) 1 Fiilden türer. Fiilimsi eki alır. Cümle içinde isim, sıfat, zarf görevinde kullanılır. Fiil + Fiilimsi eki : Fiilimsi 2 Örnek: Havaların iyi gidişine aldanıp çiçek açan ağaçlar

Detaylı

SEYYİT MAHMUT HAYRANİ ANADOLU LİSESİ 2015 2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 9. SINIF DİL VE ANLATIM DERSİ ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK PLANI

SEYYİT MAHMUT HAYRANİ ANADOLU LİSESİ 2015 2016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 9. SINIF DİL VE ANLATIM DERSİ ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK PLANI SEYYİT MAHMUT HAYRANİ ANADOLU LİSESİ 015 016 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 9. SINIF DİL VE ANLATIM İ ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK PLANI EYLÜL ÜNİTE I İLETİŞİM, DİL VE KÜLTÜR ÜNİTE 1 İLETİŞİM, DİL VE KÜLTÜR HAFTA 1 Ders

Detaylı

Çekim Ekleri. Çözümler. 1. Test. 4. Bölüm

Çekim Ekleri. Çözümler. 1. Test. 4. Bölüm 4. Bölüm Çekim Ekleri 1. 1. Parçada IV numaralı sözcük birden fazla çekim eki almıştır. Kelime isim kökü önce -ler çokluk eki sonrasında da -in ilgi eki almıştır. kelime - ler - in isim kökü çokluk eki

Detaylı

Öğr. Gör. Murat KEÇECĠOĞLU. Elbistan Meslek Yüksek Okulu 2014 2015 Güz Yarıyılı

Öğr. Gör. Murat KEÇECĠOĞLU. Elbistan Meslek Yüksek Okulu 2014 2015 Güz Yarıyılı Öğr. Gör. Murat KEÇECĠOĞLU Elbistan Meslek Yüksek Okulu 2014 2015 Güz Yarıyılı SÖYLEYİŞ VE BOĞUMLANMA KUSURLARI Atlama (Kendisi / Kensi), bir dakika-bi dakka / nasılsınız-nassınız Gevşeklik (Boğumlanma

Detaylı

ÄEKİM EKLERİ. Kardeşine kitabın yerini sor. (Senin) kardeşin: Tamlama (iyelik) eki. Kardeşin-e: Kime?: YÅnelme durum eki

ÄEKİM EKLERİ. Kardeşine kitabın yerini sor. (Senin) kardeşin: Tamlama (iyelik) eki. Kardeşin-e: Kime?: YÅnelme durum eki ÄEKİM EKLERİ Kardeşine kitabın yerini sor. (Senin) kardeşin: Tamlama (iyelik) eki Kardeşin-e: Kime?: YÅnelme durum eki Kitab-ın yer-i: Tamlama ekleri Yeri-n-i: Neyi?: Belirtme durum eki Kardeşimden kitapların

Detaylı

Sessiz değişimi" ya da "sessiz yumuşaması" olarak da bilinir. Türkçede sözcük sonlarında süreksiz yumuşak harfler (b, c, d, g) bulunmaz; bu

Sessiz değişimi ya da sessiz yumuşaması olarak da bilinir. Türkçede sözcük sonlarında süreksiz yumuşak harfler (b, c, d, g) bulunmaz; bu SELMA ÇİMEN 20110904055 Altıncı sınıf Ses bilgisi ünitesi içinde yer alan Ünsüz yumuşaması konusunu ve bu konu hakkındaki testleri içeren bir sunumdur. 1 Sessiz değişimi" ya da "sessiz yumuşaması" olarak

Detaylı

ç- Karşıt (Zıt) Anlamlı Sözcükler: İçerdikleri anlamlar açısından tezat içeren sözcüklerdir. Örnek: ileri geri, sık seyrek, iyimser kötümser

ç- Karşıt (Zıt) Anlamlı Sözcükler: İçerdikleri anlamlar açısından tezat içeren sözcüklerdir. Örnek: ileri geri, sık seyrek, iyimser kötümser Sözcükte Anlam a- Gerçek (Temel) Anlamlı Sözcükler: Sözcüklerin herkes tarafından bilinen ortak anlamıdır. Bir sözcüğün söylendiği anda ilk akla gelen anlamı o sözcüğün gerçek (temel) anlamıdır. Örnek:

Detaylı

yuvarlak masa yeşil erik üç kalem ihtiyar adam

yuvarlak masa yeşil erik üç kalem ihtiyar adam VARLIKLARIN ÖZELLİKLERİNİ BELİRTEN KELİMELER yuvarlak masa yeşil erik üç kalem ihtiyar adam şu otobüs birkaç portakal Yuvarlak masa : Yuvarlak sözcüğü varlığın biçimini bildiriyor. Yeşil erik : Yeşil sözcüğü

Detaylı

YAZIM (İMLÂ) KURALLARI

YAZIM (İMLÂ) KURALLARI YAZIM (İMLÂ) KURALLARI 1. Büyük Harflerin Yazımı Yazıda cümlenin ilk kelimesi büyük harfle başlar. Sanat, toplumun gelişmesine yardımcı olur. Düşünce üretimine katkıda bulunur. İnsanı disipline eder. Şiirdeki

Detaylı

SIFATLAR (ÖNADLAR) İsimlerden önce gelerek onların anlamlarını sayı, renk, durum, hareket, biçim, yer, işaret ve soru yönlerinden tamamlayan; onları niteleyen ve belirten kelimelere sıfat denir. Bu iki

Detaylı

ADIN YERİNE KULLANILAN SÖZCÜKLER. Bakkaldan. aldın?

ADIN YERİNE KULLANILAN SÖZCÜKLER. Bakkaldan. aldın? 1. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde ismin yerini tutan bir sözcük kullanılmıştır? A) Onu bir yerde görmüş gibiyim. B) Bahçede, arkadaşımla birlikte oyun oynadık. C) Güneş gören bitkiler, çabuk büyüyor.

Detaylı

Sıfat Tamlaması Tanımı. Sıfat Tamlamalarının Özellikleri. Yazı Menu. - Sıfat Tamlaması Nedir. - Sıfat Tamlamalarının Özellikleri

Sıfat Tamlaması Tanımı. Sıfat Tamlamalarının Özellikleri. Yazı Menu. - Sıfat Tamlaması Nedir. - Sıfat Tamlamalarının Özellikleri Yazı Menu - Sıfat Tamlaması Nedir - Sıfat Tamlamalarının Özellikleri - Sıfat Tamlaması Örnekleri SIFAT TAMLAMASI: İsimlerin sıfatlarla oluşturdukları tamlamalara SIFAT TAMLAMASI denir. Bir sıfat tamlamasında

Detaylı

9.SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI

9.SINIF DİL VE ANLATIM DERS NOTLARI I.ÜNİTE İLETİŞİM,DİL VE KÜLTÜR 1. İLETİŞİM Duygu, düşünce ve isteklerin yazı, konuşma ve görsel-işitsel akla gelebilecek her türlü araçla aktarılmasına iletişim denir. İletişimin kurulmasında altı temel

Detaylı

VURGU. *Be-bek durmadan ağlıyordu. /Be-bek te oturuyorlarmış. * * *Bu yazıyı o-ku-ma.

VURGU. *Be-bek durmadan ağlıyordu. /Be-bek te oturuyorlarmış. * * *Bu yazıyı o-ku-ma. VURGU Sözcükte bir hecenin, söz grubunda bir kelimenin, cümlede bir ögenin diğerlerinden baskısı, ezgisi, tonlaması bakımından farklı söylenmesine vurgu denir. Vurgulu hece vurgusuz heceye oranla daha

Detaylı

Yukarıdaki diyalogda kaçıncı cümlede diğerlerinden farklı türde bir fiilimsi kullanılmıştır?

Yukarıdaki diyalogda kaçıncı cümlede diğerlerinden farklı türde bir fiilimsi kullanılmıştır? 8. Sınıf Fiilimsiler Testi 1 1. Aşağıdaki cümlelerin hangisinde sıfat fiil vardır? A) Çocuklar, bahçedeki kırık kapıdan girip meyve ağaçlarına çıktılar. B) Arkadaşımın ailesi buradan taşınalı tam iki yıl

Detaylı

1. Hangisinin zıt anlamlısı yoktur? A) iyi B) savaş C) ağaç D) yoksul

1. Hangisinin zıt anlamlısı yoktur? A) iyi B) savaş C) ağaç D) yoksul 1. Hangisinin zıt anlamlısı yoktur? A) iyi B) savaş C) ağaç D) yoksul 2. Hangi seçenekte deyim yoktur? A) Boyu uzun aklı kısa olmak B) Boy fukarası olma C) Boyu posu yerinde olma D) Boyu uzasın diye süt

Detaylı

Eylemlerin öznelerine ve nesnelerine göre gösterdikleri özelliklere, girdikleri biçime çatı

Eylemlerin öznelerine ve nesnelerine göre gösterdikleri özelliklere, girdikleri biçime çatı Çatılarına Göre Eylemler : denir. Eylemlerin öznelerine ve nesnelerine göre gösterdikleri özelliklere, girdikleri biçime çatı Çatı, eylem kök ya da gövdelerine getirilen çatı ekleri dediğimiz eylemden

Detaylı

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz.

TATÍLDE. Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. TATÍLDE Biz, Ísveç`in Stockholm kentinde oturuyoruz. Yılın bir ayını Türkiye`de izin yaparak geçiririz. Ízin zamanı yaklaşırken içimizi bir sevinç kaplar.íşte bu yıl da hazırlıklarımızı tamamladık. Valizlerimizi

Detaylı

6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ

6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ 6. SINIF TÜRKÇE DERS BİLGİLERİ OKUMA KÜLTÜRÜ (5 EYLÜL - 21 EKİM) - Konuşmacının sözünü kesmeden sabır ve saygıyla dinler. - Başkalarını rahatsız etmeden dinler/izler. - Dinleme/izleme yöntem ve tekniklerini

Detaylı