Giriş Tarikatlar ve cemaatler, ortaya çıktıkları tarihsel dönemlerden bu yana dinin toplumsal yaşamı biçimlendirme arayışının bir parçası oldular. Bu arayış doğal olarak bu örgütlenmelerin siyaset ile içli dışlı olması sonucunu doğurdu. Yıllardır tarikatların siyasetten daha çok maneviyat ile ilgilendiği yönünde ortaya atılan savların tümü bu açıdan geçersizdir; tarikatlar başlı başına siyasal birliktelikleri de içerisinde barındırır. Tarikatlar, dini ritüelleri kendi içerisinde gerçekleştiren topluluklar olarak yaşamlarını sürdürürken diğer yandan kendi formasyonunu yaşadığı topluma uygulatma arayışında olan kurumlardır. İslamiyet in ilanından uzun bir zaman sonra ortaya çıkan bu örgütlenmeler, çeşitli zaman dilimlerinde siyasi iktidarı etkileyen -hatta günümüzde olduğu gibi yönlendiren- bir güce sahip olmuşlardır. Türkiye de birkaç milyona yakın insanı kapsayan/yöneten örneklerinin de bulunduğu tarikatlar ve cemaatler tarihsel süreç içerisinde çeşitli dönüşümler geçirdiler. Zaman içerisinde bölünen, birleşen ve model değiştiren bu örgütlenmeler, 21. yüzyıla geldiğimizde birçok başlıkta ortaya çıktıkları dönemden farklı örgütlenmeler halini aldılar. Tarikatların ve cemaatlerin Türkiye deki konumunun analiz edilmesi, faaliyetlerinin neler olduğunun kavranması işçi sınıfı mücadelesi açısından oldukça önemlidir. İşçi sınıfı, eşit ve özgür bir ülke kurmak için içerisinde olduğu mücadelede karşı-devrimci safta yer alan bu gerici örgütlenmelere karşı ciddi bir ideolojik mücadele yürütmek zorundadır. Tarikat nedir? Cemaat neye denir? Arapçada yol anlamına gelen tarik sözcüğünden türeyen Tarikat kelimesi Türkçede yollar anlamına gelmektedir. Burada kastedilen yol bireyin Tanrıya ulaşmak için uğraşlarının yolunu tarif etmektedir. Tasavvuf anlayışını kendisine rehber edinen tarikatlar kendi içlerine kapalı topluluklardır. Tarikatlar, bazı ritüellerini( zikir, rabıta vb.) kendi dergâhlarında yerine getirirler. Her tarikatın liderliğini yapan ve kutsal olan şeyhleri vardır. Cemaat ise Arapça da topluluk anlamına gelir. Genel anlamıyla sürekli olarak beraber ibadet eden ve dayanışan topluluklara verilen isimdir. Cemaatlerin üyesi olmak denilen statü, tarikatlardan daha geniş bir toplumsallığı ifade eder. 1
Bu yanıyla tarikatların üyeleri ve bileşeni tahmin edilebilecek bir niceliği ifade ederken, cemaatlerde çoğu kez bu durum tersidir. Cemaatler toplumsallaşma olanakları açısından da tarikatlara göre çeşitli rahatlıkları benimsemektedirler. Marjinalize olma kaygısı kendisini cemaatlerde daha çok gösterir. Cemaatler, kılık-kıyafet gibi başlıklardan, gündelik hayattaki davranış biçimlerine varıncaya kadar dini emirlere uygun ancak güncellikle bağ kurabilen bir anlayışa sahiptir. Biçimsel farklılıkları olsa da tarikat ve cemaatlerin varlıklarının temelini, kendi dini görüşlerinin yaygınlaşması ve kendi dini yaşam biçimlerinin tek mutlak doğru olarak sürdürülmesi oluşturur. Bu açıdan din adına bir ipotek konmuş olur tarikat ve cemaatler tarafından... Kendi yorumları dışındakiler peşinen yanlış sayılır... Türkiye Cumhuriyeti ve tarikatlar ile ilişkisi Türkiye Cumhuriyeti, ilk kuruluş döneminde Osmanlı dan miras kalan feodal ilişkileri kırmak için uğraştı. Feodal toplumdan kapitalist bir topluma doğru ileri adımlar atan genç Cumhuriyet çoğu zaman feodal ilişkilerin bir parçası olan dini örgütlenmeler ile ikircikli bir ilişki kurdu. Yeni cumhuriyet toplumu cemaatlere göre tariflemedi ve yeni bir uluslaşma sürecini başlattı. İleriye adımlar atmak isteyen Cumhuriyet, dinin toplumsal yaşamdaki etkisini kırmak için ilk etapta türbeleri, tekkeleri ve zaviyeleri kapattı. Din eğitimini devlet kontrolüne aldı. Esas olarak Türkçülüğe dayanan bu uluslaşma sürecinde dinin toplumsal etkisi ortadan hiçbir zaman kaldırılmadı. Zaman zaman ise bu etki devletin istediği doğrultuda kullanıldı. Bu yüzden yeni kurulan Cumhuriyetin, din eğitimini yasaklamasından ya da tekke ve zaviyelerin kapatmasından ötürü tarikatlar ile köklü bir hesaplaşmaya girdiği düşünülmemelidir. Unutulmamalıdır ki Türkiye yi yöneten egemen sınıflar, hiçbir dönemde laiklik adına tarikatlar ve cemaatlerin yok olmasına müsaade etmediler. Yoksul emekçi halkı yönetmenin başat koşullardan birinin toplumu, gericileştirmekten geçtiğini bilen egemen sınıflar, 2
Türkiye Cumhuriyeti nin kuruluşundan yana gericilik gündeminde her zaman bir gözünü bu örgütlenmelere kırpan bir yol izledi. Gerek soğuk savaş döneminde ABD desteğiyle SSCB ye karşı palazlandırılan dinci gerici örgütlenmelere sağlanan devlet desteği, gerekse devletin işçi sınıfı ve sola karşı bu örgütlenmeleri karşı-devrimci birer güç olarak yedekte tutması bu bakış açısının ürünüdür. Maraş ta, Çorum da ve Sivas ta yaşanan katliamlar yetersiz güvenlik önlemleri ile açıklanması mümkün olmayan olaylardır. 1970 li yıllarda solun ve işçi sınıfının tüm ileri çıkışlarında karşısında bulduğu dinci gericilik, bu dönemde, vakıflar ve dernekler yolu ile örgütlendi. Bunların başını Milli Görüş Hareketi ve Komünizmle Mücadele Dernekleri geliyordu. 12 Eylül anayasasının özünü oluşturan Türk-İslam sentezi ve darbeden sonra tarikatların önünün sonuna kadar açılması birbirini bütünlemektedir. İşçi sınıfının kurumlarını kapatan, yasaklayan devletin bu süre zarfında Türkiye nin dört bir yanında Kur an kursları açması, İmam Hatip Liseleri nin sayılarını arttırması yine aynı bakış açısından kaynaklanır. Tarikatlar ve cemaatler nasıl faaliyet gösteriyorlar? Cemaatler, sınıfsal farklılıkları yok sayarlar. Sınıfsal üstünlüğünden kaynaklı olarak haksız kazanç sağlayan sınıflar ile yoksulların uyum halinde beraber yaşayabileceklerini öğretmeye çalışırlar. Bu yapıda zengin olanın fakir olana yardımları öne çıkar. İnsanların eşitliğini savunmayan, eşitlik için mücadele edilmemesini öğütleyen bu anlayış tam anlamıyla işbirlikçi ve gericidir. Cemaatler için iktisadi kalkınma oldukça önemlidir. Cemaatlerin en önemli gelir kaynağını üyelerin ve yandaşların yaptıkları maddi katkılar ile dini duyguları istismar edilerek emekçi halktan toplanan paralar oluşturur. Cemaatlerin, kapitalizmin içerisinde dinci olmayan patronlardan farkı olduğunu söylemenin imkanı yoktur. Çalışanlarının emeklerini sömürerek zenginleşen cemaat bir yandan kendi ezdikleri de dahil olmak üzere bu ilişki biçimini gizlemeye çalışır. Kendi şirketlerinde sigortasız ve düşük ücretlerle işçi çalıştıran cemaat patronları, bazılarının patron bazılarının 3
ise işçi olması durumunu ise Tanrı nın tasarrufu olarak açıklar. İnsanoğlunun belirli bir kaderi olduğunu ve bunu değiştirmesinin mümkün olmadığının ileri sürüldüğü bu anlayış, insanların mücadele etmek yerine kaderine razı gelmesini öğütler. İnsanların eşit ve özgür bir biçimde yaşamasının imkanı bulunmadığından hareketle şükretmeyi yaygınlaştıran bu bakış açısı, toplumsal çürüme ve gericiliğin zeminini oluşturur. Eşitsizlik karşısında mücadele etmek yerine kaderine boyun eğmeyi öğütleyen, işçilere kendilerini ezen ve sömüren patronlardan hesap sormak yerine onlardan sadaka almayı yönlendiren bu anlayış, işçi sınıfının özgürlüğünün önünde büyük bir engeldir. Eğitim sistemimizin en önemli sorunlarından biri eğitimin paralı olmasıdır. 12 Eylül sonrasında ortaya çıkan üniversite sınavları ve dershaneye gitme zorunluluğu bu sorunu daha da derinleştirmektedir. Türkiye de dershanecilik sektörünün ilk kurucularından olan Gülen cemaati, şu anda bu sektörün lideri konumundadır. Cemaate bağlı bu dershaneler, parası olmayan gençleri burslu olarak üniversite sınavlarına hazırlamakta, bu süreçte öğrencileri kendi ağlarına düşürmektedir. Lise öğrencilerine uygulanan taktiğin bir benzeri üniversiteler için de geçerlidir. Üniversiteyi kazanan ama maddi imkansızlıklarından dolayı üniversiteyi kazandığı şehirde kalacak yer bulamayan, okul masraflarını karşılayamayan binlerce üniversite öğrencisi karşılıksız olduğu iddia edilen cemaat yurtları ve evlerinde misafir edilmektedir. Bu misafirlik boyunca cemaat ile tanışan ve cemaatin faaliyetlerine katılan öğrenciler çeşitli kademelerde cemaat içerisinde görevlendirilmektedir. Ayrıca cemaat yurtiçi ve yurtdışında özel ilköğretim okulları açmaktadır. Son on yılda Gülen cemaatinin yalnızca ABD de 100 ün üzerinde okul açtığı bilinmektedir. Özellikle emperyalizmin şekillendirmekte olduğu bölgelerde okullar açan Gülen cemaati bu bölgelerde etkin rol oynamaktadır. İlginç bir not da cemaatin Suudi Arabistan ve İran da bugüne kadar hiçbir okul açma girişimi bulunmamasıdır. Cemaatin, bu iki ülkedeki İslami yönetimlerle okulların faaliyetlerinden ötürü gerilimli bir ilişki kurmak istemediği dile getirilmektedir. Cemaatlerin içerisindeki bireylerin yürüttükleri faaliyetlere hizmet adı verilir. Bu faaliyetler temel olarak İslam a hizmet olarak tanımlanır. Böylelikle cemaatin organizasyonu içerisinde tarif edilen görevler insanların dini duygularını istismar ederek kişiyi her yapılanın din uğruna yapıldığı yanılgısına düşürür. Faaliyetlerin Allah adına yürütülmesi yanılgısı bu manevi basıncı katlayan ve kişilerin inançlarını salt Tanrı ile birey arasında yaşamasına engel olan bir kavrayıştır. 4
Sonuç Her dönemde mağduru oynayan Gülen cemaati, günümüzde günlük gazetesini yalnızca Türkiye de değil ABD, Almanya, Hollanda, Romanya, Kazakistan gibi ülkelerde basan, onlarca TV kuruluşunun sahibi olan bir medya imparatoru olmasının yanında, içinde olduğu iktisadi teşebbüslerle birlikte düşünülecek olursa uluslararası ölçekte yaygınlık kazanmış dev bir holdingdir. Bu holdingin Türkiye yi yöneten sermaye sınınfının bir parçası olduğu su götürmez bir gerçektir. AKP iktidarı ile birlikte kendisini ve cemaati konu alan her soruşturmaya dolaylı yollardan müdahale eden, basılmamış kitapları dahi toplatan, kendisini soruşturanları hapse atan cemaat bu gücünü AKP dönemindeki kadrolaşmasından ve devlet içerisindeki nüfuzunun artmasından almaktadır. Yargının dokunamadığı, polis teşkilatını elinde tutan, ordu içerisinde örgütlenen ve iktidarı yöneten bu cemaatin mağdur olduğunu söylemenin imkânı bulunmamaktadır. Cemaatler, birer sivil toplum kuruluşu değildir. Ayrıca insanlar cemaatler sayesinde birbirleri ile dayanışarak kapitalizmin bireyci anlayışından uzaklaşamazlar. Cemaatler, bireylerin özgürlüklerini ellerinden alan ve onları kişiliksizleştiren kurumlardır. Bugün cemaatlerin ve tarikatların faaliyet yürütmesi yasalara aykırı olmasına rağmen özellikle son on yıllık dönemde cemaatlerin ve tarikatların önünü sonuna kadar açan AKP, bu kurumların bir sivil toplum kuruluşu gibi algılanmasını sağlamaya çalışmaktadır. Kürt sorunundan, ekonomik krize kadar her başlıkta dinin öneminin tekrarlandığı, Osmanlıcılığın tekrar hortlatılmaya çalışıldığı bu dönemde cemaat ve AKP, emperyalizm ile işbirliği içerisinde yurtiçi ve yurtdışı tüm projelerde beraber hareket etmektedir. Muhafazakarlığın her geçen gün arttığı, gericiliğin toplumsal yaşamda kendi kurallarını dayattığı, aklın ve bilimin öncülüğünün görmezden gelindiği bugünlerde cemaatler toplumsal yaşamda en ön sırada yer almaya devam ediyorlar. KPSS den, YGS ye kadar milyonlarca gencin geleceğini belirleyen sınavlarda yandaşlarına soruları sızdıran, bürokrasi içerisinde örgütlü ve istediği adamı kayıran, istediği şirketle antlaşma yapan cemaatlerin, bu anlamda Birinci Cumhuriyet in ortadan kalkışı ile İkinci Cumhuriyet in kuruluşu arasındaki periyotta en önemli aktör olduğunu söylememek için hiçbir neden bulunmamaktadır. 5
TARTIŞMA SORULARI 1. İşçi sınıfını oluşturan işçilerin dine inanıyor olması ya da bir cemaate üye olması, hakları için örgütlenmesinin önünde bir engel teşkil eder mi? 2. Tarikatlar ve cemaatlerin emperyalizmle ya da ABD ile uyumlu olmayan örnekleri yok mu? 3. Tarikatların ve cemaatlerin bu kadar yaygınlık kazandığı düşünülecek olursa sosyalist ideoloji bu tabloda nasıl yaygınlık kazanacak? 4. Cemaatlerde farklı etnik kökenden insanlar yan yana rahatlıkla yaşayabiliyorlar. Örneğin Kürt sorunun çözümünde cemaatlerin ve tarikatların bölgede etkin bir rolü olamaz mı? 5. Tarikatlar ve cemaatler, kendilerine yandaş olarak işçi sınıfının içerisinden ve özellikle yoksul kesimleri seçiyor. Bu kesimlerin cemaat ile kurduğu bağların azaltılması için neler yapılabilir? 6. Tarikat ve cemaatlerde kişilerin siyasi tercihlerinin bağımsız olabileceği söyleniyor. Cemaatleşen bir toplumda bireylerin siyasi tercihlerini özgürce yapmalarında bir engel var mıdır? 7. İnsanların dini inançlarını özgürce yaşayabilmeleri önünde cemaat ve tarikatlar engel teşkil ediyor mu? 8. Devletin dini inançlar karşısında bugüne kadar tutarlı bir yol izlemediği belirtiliyor. Bu konuda tutarlı yol nedir? Sosyalist iktidar bu sorunu nasıl çözecek? Dini yasaklayacak mı? 9. Cemaatler, sosyal devletin bıraktığı boşlukları mı dolduruyorlar? Eğer böyleyse bu kötü bir davranış mıdır? 10. Son dönemde özellikle CHP nin bu başlıkta geri adım attığını ve tarikatlar ile cemaatler konusunda önceki dönemlere göre daha hoşgörülü olduğu gözüküyor. Bunun nedenleri nelerdir? KAYNAKLAR VE ÖNERİLER sol Haber Portalı nın Gülen okulları dosyası http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/solun-gulen-okullari-dosyasi-haberi-41184 Merdan Yanardağ, Türkiye Nasıl Kuşatıldı? Fetullah Gülen Hareketinin Perde Arkası, Kitap: Aydemir Güler, Yolları Birleştirmek Film: Takva, 2005 (Yönetmen: Özer Kızıltan ) 6
7
8