3 Nesnellik İdelerin Öznelliği Nesnellik kavramını açıklığa kavuşturmak ve bir duyumun neden nesnel bir doğada olduğunu açıkça görmek için, Frege basmakalıp/tipik bir biçimde öznel olan şeylerin yani, idelerin özelliklerini tartışır. Öncelikle sormak zorundayız, ide nedir? Bu kavramı açıklığa kavuşturduktan sonradır ki bir idenin hangi tarafının onu öznel yaptığını belirlemeliyiz. Ancak o zaman bir duyumun hangi anlamda nesnel olduğunu anlayabilecek bir konumda olacağız. Öyleyse ide nedir? Felsefeyle ilgili olmayan bir kişi bile dış dünyadan ayrı bir içsel dünyayı tanımanın zorunlu olduğunun kısa sürede farkına varır, bir duyumizlenimleri dünyası, hayal gücünün yaratılarının dünyası, duyuların, duyguların ve ruh hallerinin Kısalık adına, ide sözcüğünü bütün bu görünümleri kapsayacak şekilde kullanmak istiyorum 16 Bu bağlamda, ideler zihnin içsel halleri olarak anlaşılmalıdırlar. Bunlar, Frege nin işin nihayetinde öne sürdüğü gibi, mahrem (private) zihinsel imgelerdir. İdeleri fiziksel nesnelerden ayıran ise aşağıda sıralanan dört husustur: 16 Thoughts, 66.
38 Frege ye Dair 3 Nesnellik 39 1 İdeler algılanamazlar. Bir gül veya bir sandviç veya bunlardan başka bir fiziksel nesneden farklı olarak ideleri göremez, elleyemez, koklayamaz veya tadamayız. Zihinsel imgeleri duyu organlarımızı kullanarak dış dünyadan bulup çıkarmayız. Duyularla saptanabilen türden şeyler değildirler. 2. Bunun yerine, Frege nin belirttiği gibi, ideler sahip olduğumuz şeylerdir. Yeşil bir yüzey görüyorum, demek ki yeşilin bir görsel izlenimine sahibim. Ona sahibim, ama onu görmüyorum. Duyulara, duygulara, ruh hallerine, heveslere, arzulara sahibiz. Bir kişinin sahip olduğu bir ide bilincin içeriğine aittir. 17 İdelerin sahip olduğumuz şeyler olduklarını söylemekle, Frege idelerin nereye ait olduklarını ya da nerede ikamet ettiklerini söylemiş oluyor. İdeler dışarıda dünyada bulunmazlar, bunun tersine zihne içseldirler; kişi kendi zihninde bir his, duygu veya ruh haline sahip olur. İdeler bilinçli zihnin bir parçası veya bir kipi olmaları anlamında bilincin içeriğine aittirler. Ve bu iddia takip eden hususlarda daha detaylı olarak açıklanmıştır. 3. İdeler bir sahip gerektirir, onlara sahip olan bir kişiyi. İdelerin sahip olduğumuz şeyler olduklarını söylemek, bir idenin varoluşu için neyin gerekli olduğuna dair bu ilave iddiayı ima etmek anlamına gelir. Bir ide, varolmak için, bir sahibe ya da zihne ihtiyaç duyar. İdeler, fiziksel nesnelerden farklı olarak, zihinlerden bağımsız bir tarzda varolmazlar. Hiçbir biçimde, duyuorganlarımızla saptanmayı bekler gibi, bizim dışımızda değildirler. Aksine, bir ide sahip olduğum anılardan veya duyu izlenimlerinden, ve icra ettiğim hem içsel hem de dışsal eylemlerden doğan, içsel bir imgedir. 18 İçsel imgeler (ideler) zihinsel (ve belki diğer fizyolojik) işlemlerden/süreçlerden doğarlar. Burada önemli olan husus, böyle işlemlerin nedensel bakımdan idelere önsel olmalarıdır. Fiziksel nesneleri bilmeye ilişkin süreçlere karşıt olarak, nedensel öncelik-sonralık 17 Thoughts, 67. 18 Sense and Reference, 29. ilişkisi tersine dönmüştür: nedensel bakımdan fiziksel nesneler, onları ayırt etme süreçlerinden önce gelirler. Ama nedensellikle ilgili bu değerlendirmeler Frege nin peşinde olduğu şeyi izah etmeye yeterli değildir. Frege bir idenin bir sahip gerektirdiğini söylerken, idelerin basitçe zihinsel ve fizyolojik süreçlerin nedensel sonuçları olduklarını söylemek istemez. O bu gerekliliği, her şeyden önce, ideleri fiziksel nesnelerle karşıtlık içine sokmak için dile getirir. Örneğin, tablolar ve binalar da, zihinsel ve fizyolojik süreçlerin birer nedensel sonucudurlar. Dolayısıyla bu gerekliliğin yerine gelmesi için bu nedensel değerlendirmeden daha fazlasına ihtiyaç vardır. İdelerin bir sahibe bağımlı oldukları, veya daha dar bir anlamda söyleyecek olursak zihne-bağımlı oldukları ortaya çıkıyor. Sahiplik gerekliliğini açıklarken, Frege şöyle der, Çayır ve içindeki kurbağalar, onları ışıtan Güneş, onlara bakıp bakmamamım bir önemi olmaksızın oradadırlar; oysa yeşile dair sahip olduğum duyu-izlenimi sırf benim sayemde vardır; ben onun sahibiyim. Bir ağrının, bir ruh halinin, bir arzunun bir sahibi olmaksızın kendi başına dünyada/ortalıkta gezdiğini farz etmek bize saçma gelir. Hissedebilen bir varlık olmaksızın bir duyu/his imkansızdır. İç dünya, bu iç dünyanın sahibi olan bir kişiyi önceden varsayar. 19 Hissetme olmadan histen de söz edilemez; bilinç olmadan bir bilinç içeriği olamaz. Buradaki iddia, idelerin onlara sahip insanlardan bağımsız özgürce bir ortamda yüzemedikleridir. Bir ide, zihne içsel olduğu, veya zihnin bir parçası olduğu için, idenin varlığı, ona sahip olan bir zihnin varlığını da önceden peşinen varsayar. Bir zihin, sadece, ideleri varlığa getirmek için değil, ama onların varlığını sürdürmek için de gereklidir. Binalar onları yapan kişilerden çok sonra da var olmaya devam ederler, ama ideler var olmaya devam edemezler. O halde göründüğü kadarıyla, buradaki iddia şudur: bir idenin varlığı ona sahip olan bir kişinin (veya zihnin) varlığına özsel olarak bağımlıdır. Eğer bir ide varsa, demek ki ona sahip olan bir zihin de (veya bir sahip) vardır. Nasıl ki, bir sıçrama eylemi olmaksızın kendi başına sıçramadan bahsedemiyorsak, ağrı çeken bir kişi 19 Thoughts, 67.
40 Frege ye Dair 3 Nesnellik 41 olmaksızın da ağrıdan, ve kızgın birisi olmaksızın da kızgınlık duygusundan söz edemeyiz. Bu belirtilen husus, metafizik bir iddiadır bir idenin varlığının devamlılığı için neyin zorunlu olduğuna ilişkin bir iddia. Ve daha önce ikinci hususta belirtilen bir şeye bir açıklama olması istenmiştir. Çünkü eğer zihnin bir parçası veya bir kipi olmak bir idenin özüne aitse, bu durumda açıktır ki, bir idenin varlığı bir zihin olmaksızın ayakta duramaz/süremez. Ve bunun tersi durumda, eğer bir şey bu anlamda zihne-bağımlı ise, o şey zihnin bir parçası veya bir kipidir. 4. İdelerin yalnız bir sahibi olur. Aynı ide birden fazla kişiye ait olamaz. Siz benim bilincimin içeriklerine erişemezsiniz, ve ben de sizinkinin içeriklerine erişemem. Eğer benim belirli/özel bir ağrım varsa, aynı ağrının ta kendisi sizde bulunmaz. Ve eğer sizde varsa, bende bulunmaz. İdeler kamu malı değildir. İdeler mahremdir. Kimi zaman acını hissediyorum gibi şeyler söyleriz. Ama sözcüğü sözcüğüne bunu demek istemeyiz. Karşımızdakine onun halini anladığımızı, veya bu türden bir ağrı çekmenin nasıl bir şey olduğunu bildiğimizi anlatmak isteriz. Yine de, bir başkasının sahip olduğu ağrının aynısına bizler gerçekte sahip olmayız. İdelerin mahremiyetiyle ilgili dördüncü hususun da, zihnebağımlılık hakkındaki üçüncü hususta olduğu gibi, ikinci hususun bir sonucu olduğu farz edilir. Söz konusu bu ikinci husus, bir idenin sahip olduğumuz bir şey (yani, özünde, zihne içsel olan, veya zihnin bir parçası olan bir şey) olduğudur. Eğer bir zihinsel imge, doğası gereği, bilinçli bir zihne içsel ise, bu durumda birbirinden ayrı zihinler aynı zihinsel imgeleri paylaşamazlar. Ve bunun tersi durumda, eğer birbirinden ayrı zihinler aynı şeye erişebiliyorsa, o zaman bu şey bir zihne içsel değildir. 2, 3 ve 4. hususlar arasındaki bir kısım mantıksal bağlantıları ortaya koyduğumuza göre, şimdi merak ettiğimiz şu konulara geçebiliriz. Bu hususların 1. hususla olan mantıksal bağı nedir? Bu üç hususun içinde birinci hususun sonucu olan var mıdır? Yani, bir ide algılanamaz olduğu için mi zihne-bağımlı ve mahremdir? Ve zihnebağımlılık veya mahremlik, algılanamaz olmayı içerir mi? Elbette, eğer bir şey kamusal yoldan erişilemez ise, duyularla algılanabilir değildir. Ama Frege bunun tersi durumu reddeder, ve bir şeyin algılanamaz olmasının bu şeyin kamusal olarak erişilemez olmasını içermediğini iddia eder. Bir şey algılanamaz olabilir ve yine de ona kamusal yoldan erişmek mümkün olabilir, eğer birden çok insanın bu şeye erişmede kullanabileceği duyu-algısından başka bir yordam varsa. Bu tartışmaya tekrar döneceğiz, zira Frege bir çok düşünürün bu ihtimali görememesinin, onları anlamları (veya duyumları) zihinsel öğeler saymaya yönelttiğini savunur. Bir ifadenin/deyimin duyumu, göreceğimiz gibi, kendisi görülemeyen, ellenemeyen, tadına bakılamayan, vb. bir şeydir, ve yine de zihinden-bağımsız ve kamusal erişilirdir. Bir ide bir fiziksel nesneden yukarıdaki bu dört bakımdan ayrılır. 20 İdeler, fiziksel dünyadaki nesnelerden farklı olarak, algılanamazdırlar, içseldirler, zihne-bağımlıdırlar, ve mahremdirler. Belki ideler, anlam ı çok geniş manada alırsak, bizim deyimlerimizin anlamlarına katkıda bulunurlar. Ama ideler tipik olarak özneldirler, ve bir deyimin/ifadenin duyumu ve göndergesi ise, Frege nin iddiasınca, nesneldir. Frege idelerin doğasını, zihin felsefesine duyduğu ilgiden ötürü değil, ama öncelikle bunu (idenin doğasını) duyumun doğası ile, yani, bir deyimin nesnel anlamı ile karşıtlık içine sokmak için ele alıp tartışır. Dolayısıyla, eğer duyum ve göndergenin doğasını daha iyi anlayacaksak, yukarıdaki özelliklerden hangilerinin bir ideyi öznel kıldığını belirlememiz gerekir. Duyumun Nesnelliği Normalde, bir deyimin anlamını bu deyime bağlanan ide ile eşitleyen ideci anlam kuramını düşünün. Bu görüş Locke, Berkeley ve Hume gibi Modern Filozoflar tarafından geliştirildi ve anlaşılan, Frege nin çağdaşları arasında da popülerdi. Bu filozoflar duyum ve gönderge arasında bir ayrımı savunmadılar, dolayısıyla onların konumunu ele alırken anlamlar dan daha gevşek bir biçimde söz et- 20 Frege nin bu dört hususa dair en gelişkin tartışması şurada bulunabilir: Thoughts, 67, 68. Erken dönemde bu konudan bahsedilen yer: Sense and Reference, 29-30.
42 Frege ye Dair 3 Nesnellik 43 mek zorunda olacağız. Şimdi şeftali deyiminin anlamı üzerine düşünün. Şeftali deyimini okuduğumuzda veya işittiğimizde, bir çoğumuz anılarımızdan ince tüylü bir meyvenin görsel imgesini hatırlarız. İde kuramcısına göre, zihnimize getirdiğimiz bu görsel imge şeftali deyiminin anlamıdır. Şeftali sözcesini anlarsınız çünkü bu imgeyi idrak eder/edinirsiniz. Aynı biçimde, Türkçe konuşanların bir çoğu Pfirsich sözcüğünü anlamazlar çünkü normalde bu sözce ile bağlanmış bir imge zihinlerine gelmez. Frege ideci anlam kuramını reddeder, çünkü bir deyimin duyumu bir ide olamaz: İde özneldir: bir kişinin idesi bir başkasına ait değildir. Sonuç aynı duyum ile bağlanmış idelerde bir dizi farklılıktır. Bir ressam, bir at binicisi, ve bir zoolog Bucephalus adını muhtemelen birbirinden farklı idelerle bağlayacaktır. Bu durum, ide ile, birden çok insanın ortak malı olabilen ve dolayısıyla bireysel zihnin bir parçası ya da kipi olmayan sembolünduyumu arasında özsel bir ayırım ortaya çıkarır. Çünkü kişi, insanlığın, bir nesilden diğerine aktarılan ortak bir düşünceler birikimine sahip olduğunu zorlukla reddedebilir. Bundan dolayı, bu kadar temelden farklı bir şeyi göstermek için ide sözcüğünün kullanılması akıllıca değildir. 21 Frege için, ideler ve duyumlar arasındaki özsel farklılık, birincilerin öznel ve ikincilerin nesnel olmalarıdır. Gördüğümüz gibi, bir şey eğer birden çok insanın ortak malı olabiliyorsa yani, eğer o şey birden çok kişi tarafından edinilebiliyor veya erişilebiliyorsa, nesneldir. Ve alıntılanan pasajdan gördüğümüz gibi, bir sembolün duyumunun kamusal erişilirliği, bir duyumun bireysel zihnin bir parçası veya kipi olmadığına işaret eder. Frege burada, öznel olanı nesnel olanla karşıtlık içine soktuğu için, nesnel olan derken kamusal ve zihinden-bağımsız olanı kastettiği sonucuna varabiliriz. Bir şey, eğer zihnin bir parçası ise yani, eğer mahrem ve zihne-bağımlı ise, özneldir ve birden çok insanın ortak malı olamaz. Bir ide, (içsel bir zihinsel imge olmakla) bir ve yalnız bir sahibi bulunması gerektiği için, özneldir. Böylesi bir mahremlik ve zihne-bağımlılık, öznel olan ile nesnel olan arasındaki Fregeci ayırımın kalbidir. Önem arz eden soru şu oluyor: neden bir duyumun nesnel olması gerektiğini düşünüyoruz? Yukarıdaki alıntıda öne sürüldüğü üzere, düşüncelerin (bir nesilden diğerine) aktarılması veya iletilmesine dair imkanın bizzat kendisi, düşüncenin özneler arası erişilir olmasını gerektirir. Bir sonraki bölümde ayrıca tartışılacağı gibi, bir düşünce bütün bir cümlenin duyumudur, cümlenin söylediği ya da ilettiği/bildirdiği şeydir. Frege haklı olarak, iletilen şeyin edinilirliği/idrak edilebilirliği (yani aynı düşünceyi edinmek) her iki taraf için de olanaklı olmadıkça, bir kişi (ya da bir nesil) için düşünceleri bir başka kişiye (ya da nesile) iletmenin mümkün olmadığını belirtir. Zira bir kişi (veya bir nesil) bir başka kişiye (ya da nesile) düşünceleri ilettiğine göre, bir çok insan aynı düşünceleri ediniyor demektir. Düşünceler nesneldir. Düşüncelerin (cümlelerin duyumlarının) nesnelliğini savunurken, Frege aslında daha genel olarak duyumun nesnelliğini savunmaktadır. Çünkü inancına göre, ve bugün biz de inanıyoruz ki, cümlenin bütününün duyumu cümlenin bileşen/oluşturucu parçalarının duyumlarından oluşmuştur. Bileşimsellik ilkesi (compositionality principle) olarak bilinen bu ilkenin savunmasını bir sonraki bölümde yapacağız. Eğer bu ilke doğru ise, bu durumda, bir kişi bir cümlenin her bir oluşturucu parçasının duyumunu idrak etmeden o cümlenin duyumunu idrak edemez. Sonuç olarak, eğer Bucephalus un duyumu özneler arası edinilir değilse, Bucephalus savaşta aldığı yaralardan öldü ile ifade edilen düşünce de böyle değildir. Bu sebepten ötürü Frege, sadece duyumun nesnelliği hakkındaki daha genel amacına ulaşmak için, düşüncelerin nesnelliğini savunma ihtiyacını duymuştur. Şimdi, bir deyimin/ifadenin duyumunun bir ide olduğuna ilişkin yargıya karşı çıkan bu kanıtı özetleyelim. Oysa, (i) Eğer iletişim olanaklı ise, bu durumda (iletilen) duyum özneler arası edinilirdir. (ii) bir deyim ile bağlanmış/birleştirilmiş ide mahremdir (yani, bir ve yalnız bir kişiye aittir) ve kişiye özgüdür (idiosyncratic, yani, farklı insanlar için farklı farklıdır). 21 Sense and Reference, 29, Frege nin kendi dipnotu dahil.
44 Frege ye Dair 3 Nesnellik 45 Bucephalus ile bağladığım zihinsel imge sizin bu sözcükle bağladığınız ide ile özdeş değildir (hatta benzer bile olmayabilir). Ve dolayısıyla, satır ii den, (iii) Eğer ideler ifadelerin/deyimlerin duyumları ise, bu durumda duyum özneler arası edinilir değildir. i ve iii den çıkan sonuç olarak, ya iletişim olanaksızdır, ya da ideler ifadelerimizin duyumları değildirler. İletişim açıkça mümkün olduğuna (yani, düşünceleri aktarabildiğimize) göre, duyumun ide kuramı yanlış olmalıdır. Göndergenin Nesnelliği Frege bir terimin göndergesinin bir ide olduğuna ilişkin genel yargıyı da reddeder. 22 Eleştirisini idealizm taraftarına yöneltir. İdealist kişi, varolan her şeyin bir ide olduğuna, nesnel dünyanın bir yanılsama olduğuna inanır. Masalar ve sandalyeler, taşlar ve kangurular yani, bütün nesneler algılayıcının zihnindeki idelerdir. Bizim bütün terimlerimiz, eğer bir göndergeleri varsa şayet, zihinsel imgelere göndermede bulunurlar. İdealizmle olan sorun o halde şudur. Bir ifadenin göndergesi o ifadenin hakkında olduğu şeydir. Benim Ay şeklindeki ifadem, demek ki, Ay a ilişkin bendeki ide hakkındadır, ve pencere şeklindeki ifadem de pencerenin bendeki idesi hakkındadır. Ve dolayısıyla, penceremden dışarı bakıp Ay benim penceremden büyüktür dediğimde fena halde yanlış olan bir şey söylemiş olurum. Her şeyden önce, Ay ın bendeki idesi (yani, Ay ın sahip olduğum görsel imgesi) pencerenin bendeki idesinden daha küçüktür. Ve bu da basitçe, idealizmin (veya göndergenin ide kuramını içeren herhangi bir kuramın) ifadelerimizin asıl mevzusunu karıştırdığını gösterir. İdealist, yukarıdaki eleştirinin haksız olduğu konusunda yakınacaktır, çünkü ilgili bütün terimleri ideler hakkındaymış gibi ele almadık. Ay, büyüktür, ve benim penceremden ifadelerinin hepsini, idelere göndermede bulunuyor gibi görmeliyiz. Ancak bu şekil- 22 Takip eden kısımdaki kanıtın değişik bir örneği şurada bulunabilir: Sense and Reference, 31. de Ay benim penceremden büyüktür cümlesinin asıl uygun mevzusu anlamına gelen bir şey elde ettiğimizi farz edebiliriz. Bu karşılığa cevaben yapılan Fregeci eleştiri, idealistin hala bu cümlenin asıl mevzusunu karıştırdığı yönündedir. Çünkü, henüz öğrendiğimiz üzere, bir kişinin idesi bir başkasına ait değildir. Dolayısıyla ben Ay ın penceremden büyük olduğunu söylediğimde, kendi idelerim hakkında konuşmaktayım sizin erişiminizin olmadığı idelerden. Sizin için bu cümle tamamen farklı bir şey hakkındadır, zira sizin göndermede bulunduğunuz ideler sizin kafanızdakilerdir. Aslında Ay veya başka bir şey hakkında kurallara uygun bir konuşma yapamayız; zira sözcüklerimiz asla aynı şeyler hakkında olmayacaktır. Buradaki düstur, dilin iletişim amaçları için kullanımının nesnel göndergeyi peşinen gerekli kılmasıdır. Bu düstur, konuşmalarımızın hakkında olduğu özneler arası edinilir nesnelerin bulunmasını önceden varsayar. Frege şüpheciye, benzer biçimde katı bir tavırla karşı durur. Şüpheci bizim deyimlerimizin gerçekten de gönderme yaptıklarını ispatlamamız konusunda bize meydan okur. Hiç haberimiz olmasa bile dışarıda bir dünya bulunmadığı, deneyimin karmaşık/girift bir rüya olduğu, kötü bir cin tarafından her an aldatıldığımız, ya da bizlerin aslında bir süper bilgisayar tarafından algısal deneyimlerle beslenen birer kavanozdaki beyin olduğumuz ihtimalini göz önüne almaktadır. Eğer şüpheci varsayımlardan birisi doğru ise, bu durumda deyimlerimizin nesnel göndergeleri yoktur. Frege nin buna cevabı yukarıdaki ile aynıdır. 23 Nesnel Göndergeyi dilin kullanımı önvarsayar. Aynı şeyler hakkında konuşabileceğimize inanmazsak birbirimizle konuşmayız. Bu yüzden, şüpheci bir varsayımı göz önüne almak için dili kullanmak, kendi kendini çürütmek olur. Böyle yapmakla (dili kullanmakla), kişi nesnel göndergeyi önceden varsaymış olur. Frege, o halde, şüpheci meydan okumayı göğüslemek için, terimlerimizin gönderme yaptığı nesnelerden oluşmuş nesnel bir dünya bulunduğunu ispatlamaya girişmez. Bunun yerine, bu meydan okumanın kendi kendisini temelsiz kıldığını ileri sürer; zira bütün konuşucular (şüpheci de dahil olmak üzere) bizzat kendi dil kullanımlarıyla nesnel göndergeyi önceden varsaymış olurlar. 23 Sense and Reference, 31-32.
46 Frege ye Dair Şüpheci belki, nesnel göndergeyi önvarsaymanın onu var kılmadığını söyleyerek, karşılık verecektir. Belki de, her ne zaman düşünür veya konuşurken gönderme yapmaya niyet etsek de, yine de farkında olmadan, gönderme yapmayı başaramıyoruzdur. Frege bu hususa tamamen katılır. Bununla beraber, işaret ettiği şey, onu kullanmakla dili zaten ciddiye aldığımız hususudur. Bütün konuşucular dilin işe yaradığına ve dünya hakkında iletişimde bulunmamıza izin verdiğine gerçekten inanırlar; öbür türlü, iletişim kurmaya girişmezdik. Bu sebepten ötürü, Frege dilin iletişim kurma amaçları konusunda işe yaradığını ispatlamakla ilgilenmez. Zaten görünüşe göre, bu konuda iş görmede gayet iyidir. Frege nin, anlamın doğası ve yapısı üzerine olan ömür-boyu süren çalışması ile asıl aradığı şey, dilin nasıl çalıştığına dair bir açıklamadır. Duyum ve göndergenin nesnelliği, Frege nin felsefesinin özünde yer alır. Bu bölümde, içeriğini özneler arası edinilirliğin oluşturduğu Fregeci nesnelliğin, zihinsel imgelerin öznelliği ile bir karşıtlık oluşturduğunu, ve bu nesnelliğin, iletişim imkanının kendisi ile derinden ilgili olduğunu gördük. Bir ifadenin/deyimin duyum ve göndergesi nesneldirler, eğer iletişim mümkün ise. Bir önceki bölümde duyumun nesnel doğasına karşın, bir duyumun normalde hakkında konuştuğumuz dünyanın bir yığını/topağı olmadığını gördük. Bir adın duyumu, mesela, bu adın işaret ettiği nesne değildir. Ve bir cümlenin duyumu (bir düşünce) cümlenin hakkında olduğu olgu durumu değildir. Bir duyum fiziksel bir şey değildir. Ama zihinsel bir şey de değildir. Duyumlar, Frege ye göre, nev i şahsına münhasır (kendine has, eşi benzeri olmayan) dır. Onlar algılanamazolan nesnel bir gerçekliği donatırlar.