1. ÜNİTE DİL VE DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI GİRİŞ DİL NEDİR? Dil, iletilmek istenen duygu ve düşüncelerin ya da verilmek istenen mesajların, konuşurun oluşturduğu ses dalgaları ile dinleyen kişi tarafından algılanarak anlamlandırılması süreçlerinin birleştirilmesinden oluşmaktadır. Dil, varlığın insan algısı içindeki bilgisini işaret eder ve toplumların eşyayı, varlığı algılama, anlamlandırma ve anlatma özelliklerine göre değişiklikler gösterir. İnsanlar arasında doğal bir iletişim aracı olan dil, bireyler ve nesiller arasında anlaşma aracı olarak işlevini yerine getirmektedir. Seslerin yan yana gelerek kelimeleri ve kelime dizelerini oluşturması nedeniyle dilin sesler sistemi olduğu ifade edilebilir. Dil Kavramının Çeşitli Tanımları Dil, insanlar arasında anlaşmayı sağlayan doğal bir vasıta, kendisine mahsus kanunları olan ve ancak bu kanunlar çerçevesinde gelişen canlı bir varlık, temeli bilinmeyen zamanlarda atılmış bir gizli antlaşmalar sistemi, seslerden örülmüş toplumsal bir müessesedir (M. Ergin). Dil, insanlar arasında karşılıklı haberleşme aracı olarak kullanılan; duygu, düşünce ve isteklerin ses, şekil ve anlam bakımından her toplumun kendi değer yargılarına göre şekillenmiş ortak kurallarının yardımı ile başkalarına aktarılmasını sağlayan, seslerden örülü çok yönlü ve gelişmiş bir sistemdir (Z. Korkmaz). Dil; düşünce, duygu ve isteklerin, bir toplumda ses ve anlam yönünden ortak olan öğeler ve kurallardan yararlanılarak başkalarına aktarılmasını sağlayan çok yönlü, çok gelişmiş bir sistemdir (D. Aksan). Duygu, düşünce ve dileklerimizi anlatmaya yarayan imlerin (işaret) -daha çok ses imlerinin- hepsine birden dil denir (T. N. Gencan). Dil, insanların meramlarını anlatmak için kullandıkları sesli işaretler sistemidir (T. Banguoğlu). Dil, zihinsel bir organdır (N. Chomsky). Dil, yalnızca insana özgü olan, ülkülerin, duyguların ve arzuların isteyerek üretilen simgeler yoluyla aktarılmasını sağlayan, içgüdüsel olmayan iletişim yöntemidir (E. Sapir). Dil, sınırlı anlamın sınırsız kullanımıdır (W. von Humboldt). Dil, kendi düşüncelerini sesin yardımıyla, özne ve yüklem aracılığıyla anlaşılır duruma getirmektir (Eflatun). DİLLERİN DOĞUŞU İLE İLGİLİ KURAMLAR 1. Yansıma Kuramı Yansıma kuramına göre dil, doğadaki varlıkların çıkardığı seslerden meydana gelmiştir. Doğada bulunan seslerin insanlar tarafından tekrarlanması da konuşmayı oluşturmuştur. Bu kurama göre hayvanların çıkardığı sesler, rüzgârın ya da suyun sesi, bu varlıklarla ilgili kelimeleri ortaya çıkararak dili doğurmuştur. 2. Ünlem Kuramı Dilin, insanın duygusal yapısı ile bağlantısının olduğunu ileri süren ünlem kuramına göre dil, duyguları belirten sesler ile ortaya çıkmıştır. Dilin doğuşunu insanın duygularını ifade etmesiyle ilişkilendiren ünlem kuramında, insanın birtakım davranışlarla duygularını ifade edemediği noktada, duygularını belirttiği seslerle yani ünlemlerle dili oluşturduğu savunulmuştur. 3. İş Kuramı İş kuramına göre dil, insanların birlikte iş yaptığı zamanlarda, ortak çalışmanın etkisiyle çıkarılan seslerden doğmuştur. Bu kurama göre ilk insanın uğraştığı bazı işlerde çıkardığı sesler de dilin ilk kelimelerini ortaya çıkarmıştır. 4. Ruh Bilimsel Kuram Ruh bilim verilerinden yararlanılarak ortaya atılan ruh bilimsel kurama göre dil, sesli mimiklerden ve jestlerden doğmuştur. İnsanın düşüncesini ifade edebilmek amacıyla bazı yansıma sesler ve her ses için ayrı jest ve mimik çıkarmıştır. Bu jest dilinin ortaya çıkmasıyla da dildeki kelimeler meydana gelmiştir. Mimik, semboller ve benzetme olmak üzere üç aşamadan geçen dilin doğuşunu bu kuramla ortaya atan kişinin Wundt olduğu ileri sürülmüştür. 3
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 5. Güneş-Dil Kuramı Güneş-dil kuramına göre dillerin ortaya çıkması; dil felsefesi, psikolojisi ve sosyolojisine ilişkin olarak öne sürülmüştür. Bu kurama göre dillerin doğmasında güneşin gücü, büyüklüğü, ısı ve ışık kaynağı olması, hareketi gibi özellikleri etkili olmuştur. İlk sözcüklerin ve genel kavramların güneşten kaynaklandığını savunan bu kuramda, dilin doğuşu insanın güneş karşısındaki duygularını dile getirdiği a/ağ seslerinde görülmüş ve bu seslerin de güneşin adı olduğu kabul edilmiştir. Ayrıca bu kurama göre dillerin ilk kökleri Sümerceden türemiştir. 1935 yılında Türk dilciler tarafından ortaya atılan bu kuram, Atatürk tarafından da desteklenmiş ve 1936 yılında da Türk Dil Kurumu kurultayında kabul edilmiştir. DİLİN TÜRLERİ 1. Ana dil Ana dil, bir dilin veya dil ailesinin tarihî gelişim sürecinde kuramsal olarak var olduğu düşünülen en eski şeklidir. Yapı ve anlam bakımından farklılık gösteren lehçelerin köken bakımından birleştikleri ortak dil olarak da tanımlanabilir. Örneğin, bütün Türk yazı dilleri veya lehçeleri kuramsal İlk Türkçe ve Ana Türkçe dönemlerinden gelişmiştir. Avrupa, Hindistan ve İran da konuşulan bütün modern diller binlerce yıl önce konuşulduğu tahmin edilen Hint-Avrupa ana dilinden gelişmiştir. 2. Ana dili Ana dili, insanların doğuştan itibaren doğup büyüdüğü aile ve yakın çevresinden öğrenerek geliştirdiği dildir. İnsan ana dilini, genellikle annesi veya bebeklik döneminden itibaren birlikte olduğu kişilerle etkileşim aracılığıyla edinir. 3. Yazı dili Yazı dili, bir dilde tespit edilen ses, anlam ve söz dizimi kurallarına bire bir uyularak oluşturulan dildir. Türkiye Türkçesine kaynaklık eden (İstanbul ağzı gibi) bir bölgedeki konuşma dilinin o dile esas alınmasıyla meydana gelir. 4. Konuşma dili Farklı söyleyiş özellikleri gösteren konuşma dili, günlük hayatta kullanılmaktadır. Sözlü ve karşılıklı iletişimdeki ses tonu, jestler ve mimikler, yüz ifadesi, vücut duruşu gibi dil dışı öğelerin de önemli rolü vardır. 5. Yapma dil Yapay dil, doğal oluşum içerisinde ortaya çıkmayan, insanlar tarafından oluşturulan dildir. Genellikle Latince, Grekçe ortak ve yaygın sözcüklerle ve basitleştirilmiş dil bilgisi kurallarıyla öğrenme kolaylığı, yaygın ana dillere yakınlık ve işlevsellik sağlamak için 1880 yılında Johann Martin Schleyer tarafından oluşturulan Volapük dili (Dünya Dili) ilk yapay dillerdendir. 1887 yılında da Ludwig Lazarus Zamenhof tarafından Esperanto (Ümit Dili) oluşturulmuştur. Bunların dışında da yapay diller oluşturulmuş; ancak bu iki yapay dilde de olduğu gibi başarı gösterilememiştir. DİLİN ALT BİRİMLERİ 1. Lehçe Dilin önemli ses, kelime ve şekil bakımından farklılıklar gösteren ve yazılı metinlerle takip edilemeyen çok eski bir döneminde ayrılan koludur. Türkçenin, Çuvaşça ve Yakutça olmak üzere iki lehçesi vardır. Son zamanlarda bu lehçelere Halaçça da eklenmektedir. Ayrıca uzak lehçe ve yakın lehçe terimleri de son dönemlerde kullanılmaktadır. 2. Şive Metinlerle takip edilebilen dönemde ayrılan ve lehçeye göre daha az sesbilgisi ve şekilbilgisi farklılıkları gösteren koludur. Azeri Türkçesi, Özbek Türkçesi, Kırgız Türkçesi, Balkan Türkçesi Türkçenin şivelerine örnek olarak gösterilebilir. 3. Ağız Bir şive, bir yazı dili alanı içinde mevcut olan farklı konuşma biçimleridir. (Gaziantep, Muğla, Aydın ağzı gibi). Bir dilin yazılı metinlerle takip edilemeyen çok eski bir döneminde ayrılan ve önemli ses, kelime ve şekil bakımından farklılıklar gösteren koluna denir. ÖĞRETEN SORU Bu cümlede boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir? A) Ağız B) Lehçe C) Konuşma dili D) Şive E) Yazı dili 4
DİL VE DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI ÖĞRETEN CEVAP Lehçe, bir dilin önemli ses, kelime ve şekil bakımından farklılıklar gösteren ve yazılı metinlerle takip edilemeyen çok eski bir döneminde ayrılan koludur. Yazı dili, bir dilde tespit edilen ses, anlam ve söz dizimi kurallarına bire bir uyularak oluşturulan dildir. Konuşma dili, farklı söyleyiş özellikleri gösterir ve günlük hayatta kullanılmaktadır. Şive, bir dilin metinlerle takip edilebilen dönemde ayrılan ve lehçeye göre daha az sesbilgisi ve şekilbilgisi farklılıkları gösteren koludur. Ağız; bir şive, bir yazı dili alanı içinde mevcut olan farklı konuşma biçimleridir. CEVAP: B DİLLERİN SINIFLANDIRILMASI A) Yapı Bakımından Diller 1. Tek Heceli Diller Tek heceli dillerde kelime tek heceden ibarettir. Kelimeler her zaman daima kök durumunda olup, çekimli şekilleri yoktur. Cümleler çekimsiz kelimelerin bir araya gelmesiyle oluşturulur. Cümlenin anlamı genellikle kelimelerin sıralanışından anlaşılır. Bununla birlikte konuşurken birbirine benzeyen kelimeleri ayırt etmek için çok zengin bir vurgu sistemi oluşturulmuştur 2. Eklemeli Diller Tek veya çok heceli kelime kökleri ile eklerin bulunduğu eklemeli dillerde köklere ekler getirilir. Bu diller ön ekli olabileceği gibi son ekli de olabilir. Türkçe, Moğolca, Mançu-Tunguzca, Korece, Japonca, Fince, Macarca, Ugorca gibi diller bu gruba girerler. Türkçe sondan eklemeli bir dildir. 3. Bükümlü/Çekimli Diller Tek ve çok heceli köklerle birtakım ekler ile yeni kelimeler yaparken çekim sırasında kelime köklerinde değişikliğin görüldüğü dillerdir. Genellikle Hami-Sami dil ailesine mensup olan diller kök bükümlü, Hint-Avrupa dil ailesine mensup olanlar ise gövde bükümlüdür. Almanca, Flemenkçe, İngilizce, İskandinav dilleri, Latince ve onların bugünkü temsilcileri olan Fransızca, İspanyolca, İtalyanca, Portekizce, Rumence; Slav kökenli dillerden Rusça, Bulgarca, Sırpça, Lehçe; Yunanca, Arnavutça, Keltçe, Litvanca, tarihî dillerden Hititçe ve Hint-İran dilleri, tarihî Sanskritçe, Orta ve yeni Farsça ile yaşayan dillerden Ermenice bu grupta yer alan belli başlı dillerdir. Bantu dillerinden Güney ve Orta Afrika da konuşulan Bantu dilleri ve Sami dillerinden Akadca, İbranice, Arapça bu grubu oluşturur. Ural-Altay Hint-Avrupa Hami-Sami Arapça İbranice Akadca Aramice Fenikece Berberî dilleri Çin-Tibet Çince Tibetçe Bantu Orta ve Güney Afrika da konuşulan diller Kafkas Gürcüce Avarca İnguşça Çeçence Abhazca Ural Macarca Fince Ugorca Samoyed dilleri Altay Türkçe Moğolca Mançuca Tunguzca Korece Japonca Asya Kolu Hintçe Urduca Farsça Tacikçe Sanskritçe Ermenice Germen Almanca İngilizce Flemenkçe İskandinav dilleri Avrupa Kolu Slav Rusça Bulgarca Sırpça Çekçe Lehçe Slovakça Roman/ Latin Fransızca İspanyolca Rumence İtalyanca Portekizce 5
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETEN SORU Aşağıdaki eşleştirilmiş dillerden hangileri yapı bakımından benzer değildir? (2013 ÖABT/ TDE) A) Çince-Tibetçe B) Arapça-Farsça C) Bulgarca-Lehçe D) Portekizce-Rumence E) İngilizce-Flemenkçe ÖĞRETEN CEVAP Yapıları bakımından diller incelendiğinde Çince ve Tibetçe yalınlayan yani tek heceli diller grubundadır. Bulgarca- Lehçe Slav dillerinde, Portekizce-Rumence Latin dillerinde, İngilizce-Flemenkçe Germen dillerinde yer alır; bu dillerin hepsi gövde bükümlü ve yapı bakımından benzer dillerdir. Arapçanın kök bükümlü, Farsçanın ise gövde bükümlü olması nedeniyle bu iki dil arasında yapı bakımından benzerlik yoktur. CEVAP: B URAL-ALTAY DİLLERİ KURAMI Asya nın Büyük Okyanus kıyılarından, Orta Avrupa ya ve Akdeniz kıyılarına kadar uzanan alanda konuşulan Ural-Altay dil ailesi, Ural ve Altay dilleri olmak üzere iki gruba ayrılır. Türk dili, Altay grubundadır. Altay dilleri hakkında çalışmalar Daniel Gottlieb Messerschmidt (1685-1735) in yanına yardımcı olarak verilen Philipp Johann Tabbert von Strahlanberg ile başlamıştır. Strahlanberg Sibirya da toplamış olduğu bilgi ve gözlemlerle ülkesine dönünce kısa adı Türkiye Türkçesine Asya ve Avrupa nın Kuzey ve Doğu Kısımları olarak çevrilen bir kitap yayımlar. (Das Nord und Östliche Theil von Europa und Asia, Stockholm 1730) Strahlanberg eserinde 32 dilden 35 kelimenin karşılıklı listesini vermiştir. Bununla birlikte araştırma yaptığı sahalaradaki dilleri bir araya toplayıp, birleştirdiği bu 32 dili Tatar şeklinde adlandırmış ve 6 gruba (Tabula Polyglotta ) ayırmıştır: 1) Fin-Ugor > Macar, Fin, Vugol, Çeremiş, Permyak, Votyak, Ostyal 2) Türk-Tatar > Tatar, Yakut, Çuvaş 3) Samoyed 4) Moğol-Mançu > Kalmuk, Mançur, Tangut 5) Tunguz s> Kamasin, Arin, Karyak, Kuril 6) Karadeniz ve Hazar Denizi arasındaki halklar. Strahlanberg in eserinin 13. bölümünde Türkler den kalan mezar taşları ve yazıtlardan bahsedilmiş bununla birlikte bazı çizimlere yer verilmiştir. Bu yönleri eserin Türkoloji açısından önemli kılınmasını sağlamıştır. Bu yazıtlar, bugün bilim çevresinde Yenisey yazıtları olarak tanınır. Strahlanberg in eserinin en önemli özelliği yazıtlardan ziyade Çuvaşça ve Yakutça dan bahsediyor olmasıdır. Zira Çuvaşça ve Yakutça nın tesbiti Strahlanberg ile olmuş ve uzun süre ortaya konmasına rağmen gözden kaçmıştır. Strahlanberg eserinde ek olarak Vocabularium Calmucko-Mungalicum (Kalmukça-Moğolca Söz Varlığı) isimli 1500 kelimelik bir Moğolca sözlük de neşretmiştir. Ural-Altay nin kategorilendirilmesi şu şekildedir. Ural 1. Fin-Ugor Fince Ugorca Macarca 6
1. ÜNİTE HALK EDEBİYATINA GİRİŞ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI HALK BİLİMİ Belli bir zaman diliminde belli bir yerde yaşayan insan topluluğuna halk denir. Halk bilimi ise bir ülke ya da belirli bir bölge halkına ilişkin maddi ve manevi alandaki kültürel ürünleri konu edinen, bunları kendine özgü yöntemlerle derleyen, sınıflandıran, çözümleyen, yorumlayan bilimdir. Başka bir deyişle halk bilimi, bir ülkede yaşayan halkın, töre, gelenek-görenek, müzik, dans, sanat, inanç, oyun, yemek gibi kültürel ürünlerini inceleyen bilim dalıdır. NOT : NOT: Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de halk bilimi yerine uzun yıllar folklor terimi kullanılmıştır. Folklor İngilizcede halk anlamına gelen folk sözcüğü ve bilim anlamına gelen lor sözcüklerinin birleşmesinden oluşan bir terimdir. TÜRKİYE DE HALK BİLİMİ Halk bilimi alanındaki ilk çalışmaları Tanzimat döneminde Şinasi, Ahmet Vefik Paşa ve Şemsettin Sami yapmıştır. Folklor sözcüğüne karşılık ilk defa Ziya Gökalp halkiyat sözcüğünü kullanmıştır. Ardından Fuat Köprülü ve Rıza Tevfik Bölükbaşı nın yaptığı çalışmalar gelir. Cumhuriyet döneminde etkin olan halkevleri, Türkiyat Enstitüsü, Türk Dil Kurumu, Türk Kültürünün Araştırma Enstitüsü gibi kurumların bünyesinde yapılan çalışmalarla bu alanda önemli mesafe kat edilmiştir. 1980 yılında Dursun Yıldırım ın katkısıyla halk bilimi üniversitelerin bünyesinde kurumsal bir hale gelebilmiştir. NOT : NOT: Bugün Türk halk biliminin konuları içerisinde yer alan konuların çoğunun kökeni İslamiyet öncesi inanç sistemlerine dayanır. Totemizm, Animizm, Şamanizm gibi inançların içinde yer alan pek çok kült, sihir, tören ve ayinler dönemin inançsal ve kültürel unsurlarının temelini oluşturmaktadır. Bu değer yargıları sözlü kültürden beslenip günümüze kadar aktarılarak gelmiştir. HALK BİLİMİ VE HALK EDEBİYATININ KAYNAKLARI 1. Sözlü Kaynaklar 2. Maddi Kültür Kaynakları Destanlar Masallar Ninniler Tekerlemeler Alkışlar Kargışlar Bilmeceler Atasözleri Camiler Medreseler Türbeler Kervansaraylar Hanlar Hamamlar Müzik enstrümanları Mutfak eşyaları Elbiseler 3
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 3. Yazılı Kaynaklar Çin Yıllıkları (Tarihleri): Eski Çin kaynaklarında yer alan Hunlar, Göktürkler, Uygurlar gibi Türk boyları ve kültürleri hakkında bilgi veren kaynaklardır. Orhun ve Yenisey Yazıtları: Türk tarihinin en eski yazılı kaynaklarından olan Orhun ve Yenisey Yazıtları; Türk gelenekleri, inancı, devlet anlayışı gibi bilgileri içeren önemli yazılı kaynaklardır. Alp Er Tunga destanı hakkında bilgi bulunmaktadır. Eski Uygur Metinleri: Uygur harfli Oğuz Kağan Destanı, Aprınçur Tigin in şiirleri, Altun Yaruk, Prens Kalyanamkara ve Papamkara Hikâyesi gibi eski Uygur metinleri Türk Halk edebiyatının İslâm öncesi dönemine ışık tutan önemli yazılı kaynaklardır. Kutadgu Bilig: Yusuf Has Hacib in 11. yüzyılda yazdığı ve Tabgaç Buğra Han a sunduğu Kutadgu Bilig ; devlet yönetimi, yasa ve töre bilgisi, avcılık gibi halk bilimine ait konularla ilgili bilgi veren yazılı kaynaktır. Alp Er Tunga destanı hakkında bilgi bulunmaktadır. Dîvânu Lügati t-türk: Türkçenin Arapçadan daha üstün bir dil olduğunu göstermek ve Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla Kaşgarlı Mahmud tarafından 1072 1074 yılları arasında yazılan Dîvânu Lügati t-türk, Türk kültür tarihinin önemli sözlüklerinden biridir. Alp Er Tunga destanı hakkında bilgi bulunmaktadır. Atabetü l-hakâyık: XII. yüzyılda Edip Ahmet Yükneki tarafından yazılan eser, şiir geleneğinin araştırılması bakımından önemlidir. Dîvân-ı Hikmet: Hoca Ahmet Yesevî tarafından XII. yüzyılda yazılan eser, dinî ve tasavvufî konuları işleyen şiir kitabıdır. Codex Cumanicus: İçerisinde bilmece türünün en eski örneklerini barındırması bakımından önemli yazılı kaynaklardan biri olan eserde; Kıpçakların dili hakkında bilgiler, Türkçe kelime listeleri ve Türkçe metinler yer almaktadır. Dede Korkut Kitabı: Katkısız bir Türkçe ile yazılan Dede Korkut Kitabı, Oğuzların geleneklerini, inanışlarını anlatmaktadır. Oğuz-nâme de denilen bu eserde atasözlerine, deyimlere, alkışlara, kargışlara ait birçok örnek bulunmaktadır. On iki hikâyeden oluşan Dede Korkut Kitabı, Türk Halk edebiyatı çalışmaları açısından en önemli yazılı kaynaklarından biridir. Tarih Kitapları: Dürerü t-ticân ve Gureru Tevârîhî l Ezmân Câmiü t-tevârih Târih-i Cihan Güşa Ebulgazi Bahadır Han ın Eserleri (Şecere-i Terâkime, Şecere-i Türkî) Tevârih-i Âl-i Selçuk Âşık Paşaoğlu Tarihi Mevâidü n-nefâis fî Kavâidi l Mecâlis Hannâme Atasözü Kitapları: Türk geleneği içerisinde önemli yer tutan atasözlerinin bilinen en eski örnekleri Uygur metinleri, Orhun Yazıtları ve Dîvânu Lügati t-türk gibi eserlerde yer almaktadır. Ayrıca Kitab-ı Atalar, Pendnâme, Manzûme-i Durûb-ı Emsal gibi eserler de Halk edebiyatında atasözleri ile ilgili bilgiler veren yazılı kaynaklardır. Masal Kitapları: Çeşitli dillerden Türkçeye tercüme edilen; Kelile ve Dimne, Bin Bir Gece Masalları, Bin Bir Gündüz Masalları, Mantıku t-tayr gibi masal kitapları Halk edebiyatı araştırmaları açısından önemli yazılı kaynaklardır. Fıkra Kitapları: Nasreddin Hoca fıkraları Türk fıkralarının içerisinde en çok derlenen ve yazıya geçirilen fıkralardır. Derlenerek yazıya geçirilen Nasreddin Hoca fıkralarının bilinen en eski yazması, XVI. yüzyılda Hikâyet-i Kitâb-ı Nasreddin adıyla yazıya geçirilmiştir. Menâkıb-nâmeler: Tekke-tasavvuf edebiyatını aydınlatmada önemli bir yere sahip olan menâkıb-nâmeler, velilerin kerametlerini anlatan kısa hikâyelerden oluşan kitaplardır. Şâir-nâmeler: Halk şairleri hakkında bilgileri içeren şâir-nâmelerin en bilinen örneği XVII. yüzyılda Âşık Ömer tarafından yazılmıştır. 4
HALK EDEBİYATINA GİRİŞ Seyahat-nâmeler: Yazarların gezip gördükleri yerler hakkında bilgi veren seyahat-nâmelerden İbn Fazlân Seyahat-nâmesi, Evliya Çelebi Seyahat-nâmesi, İbn Batuta Seyahat-nâmesi, Rubruk Seyahat-nâmesi ve Ebu Dülef in Risalesi önemli yazılı kaynaklar arasında yer alır. Destan Kitapları / Tekke Tasavvuf Kaynaklı Eserler: Battal-nâme Dânişmend-nâme Hamza-nâme Saltuk-nâme Cengiz-nâme Hz. Ali Cenk-nâmeleri Hızır-nâmeler Divân Edebiyatı Eserleri: Divânlar Tezkireler Şehrengizler Mesnevîler Sur-nâmeler Fütüvvet-nâmeler Cönkler ve Mecmualar: Klasik kültürü yansıtan mecmualara kıyasla daha çok halk kültürünü yansıtan cönkler sığırdili ya da sefine adları ile bilinirler. Cönkler; halk şiirleri, mani, destan, fıkra, türkü, hikâye, bilmece, koşma, menkıbe gibi halk kültürünün yanı sıra halk hekimliği, büyü, tarihî olaylar, cönk sahibinin hayatı hakkında da bilgiler vermektedir. Ayrıca kimi divân şiirlerine de yer vererek klasik Türk edebiyatına ait örnekleri de içerisinde barındırır. ÖĞRETEN SORU Cönklerle ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır? A) Türk halk edebiyatının önemli yazılı kaynakları arasındadır. B) Sefine ve sığırdili gibi adlarla da anılır. C) Genellikle düzenleyeni belli değildir. D) Şiir ve hikayelerin yanında hastalıkların tedavisinden yemek tariflerine kadar pek çok konu kaydedilmiştir. E) Daha çok yedili hece ölçüsü ile yazılmış şiirler derlenmiştir. ÖĞRETEN CEVAP Cönklerle ilgili şunlar söylenebilir: µ µ Türk halk edebiyatının önemli yazılı kaynakları arasındadır. µ µ Sefine ve sığırdili gibi adlarla da anılır. µ µ Genellikle düzenleyeni belli değildir. µ µ Şiir ve hikayelerin yanında hastalıkların tedavisinden yemek tariflerine kadar pek çok konu kaydedilmiştir. CEVAP: E 5
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI ÖĞRETEN SORU Alp Er Tunga Destanı hakkında bilgi barındıran Türk destanlarının önemli kaynakları kabul edilen eserler aşağıdakilerden hangisinde bir arada verilmiştir? A) Orhun Yazıtları Kutadgu Bilig Divanü Lügati t- Türk B) Atabetü l Hakayık Kutadgu Bilig Orhun Yazıtları C) Kutadgu Bilig Atabetü lhakayık Divanü Lügati t- Türk D) Dede Korku Hikayeleri - Kutadgu Bilig Divanü Lügati t- Türk E) Atabetü l Hakayık Kutadgu Bilig - Dede Korku Hikayeleri ÖĞRETEN CEVAP Türk destanlarının önemli kaynakları arasında kabul edilen Orhun Yazıtları, Kutadgu Bilig ve Divanü Lügati t- Türk te hakkında bilgi bulunabilecek destan Alp Er Tunga destanıdır. Dîvânu Lügâti t-türk te ünlü yiğit Alp Er Tunga için söylenmiş bir sagu dan parçalar vardır. Aynı şekilde, Orhun Yazıtları nda da Göktürk kağanlarının ölümü üzerine yuğ töreninde ağıt (sığıt) yakan sığıtçı ların varlığı anlatılmaktadır. Yusuf Has Hacip in Kutadgu Bilig adlı yapıtında da bu kahramanla ilgili beyitler bulunmaktadır. CEVAP: A HALK BİLİMİ ARAŞTIRMA KURAM VE YÖNTEMLERİ Halk bilim araştırma-inceleme kuram ve yöntemleri iki ana grupta toplanmaktadır. Bu iki ana grup, alt başlıklarıyla birlikte şöyle sıralanabilir: 1. Metin Merkezli Halk Bilimi Kuramları Halk edebiyatını temel alırlar. Yöntem bakımından daha eskidirler ve eskiye dönüktürler. Kültür olgusunu inceler, bu incelemeyi yaparken de halk edebiyatı ürünlerinden yararlanırlar. Folklor tamamlanmıştır ve derlenip toparlanması gerekir. Metinler incelenirken fonetik yöntemler, motif ve epizotlardan yararlanılır. Benzer metinlerin farklı toplumlarda bulunması normal karşılanır. Amaç bu metinlerden hareketle tek doğruyu bulmaktır. a) Gelişme Kuramı: Bu kuramın öncüsü İngiliz Edwar B. Taylor dur. Kuram, kültürlerin nasıl oluştuğu ve geliştiği üzerinde durur. Dünya üzerindeki kültür ve medeniyetlerin benzerlik ve farklılıklarının nedenlerini ortaya koymaya çalışır. Bu kuramın özünde farklı toplumların benzer özellikler göstermesi esastır. Birbirinden habersiz yaşayan bazı toplumlarda benzer özellikler görülebilir. Farklı ulusların destan ve masallarında ortak noktaların bulunması bu kuramın savunduğu bir görüştür. b) Yayılma Kuramı: Gelişme kuramının iddiasıyla paralellik gösterir. Bunun yanında dünyada bir ilk kültür merkezinin bulunup bulunmadığını, diğer kültürlerin bu ilk kültür merkezinden yayılıp yayılmadığını açıklamaya çalışır. Örneğin, Elliot Smith ve arkadaşları ilk kültür merkezinin Mısır olduğunu savunur. F. Ratzel de göç olgusu üzerinde durur. Ona göre insanlar yaptıkları göçlerle kültürel değerlerini taşırlar. Farklı toplumlarda benzer özelliklerin görülmesinin nedeni, göçlerle ortaya çıkan bu yayılma olgusudur. c) Tarihî-Coğrafî Fin Kuramı: Kuramın öncüleri Herder ve Julius Krohn tur. Başta Finlandiya olmak üzere, İsveç, Norveç, Danimarka gibi ülkelerde ortaya çıkan halk edebiyatı faaliyetlerini konu alan bir kuramdır. Temel amacı, metinlerdeki motifleri esas kabul ederek herhangi bir metnin ne zaman, nerede ortaya çıktığını ve ilk şeklinin nasıl olduğunu belirlemektir. Yöntem olarak eş metinlerin incelenip bir karşılaştırma yöntemiyle o metnin ilk şeklini bulmak esasına dayanır. Bu yöntemde folklorik malzemelerin kaynaklarını tespit etmek için malzemenin varyantları coğrafi ve kronolojik bir sıraya konur. Bu yolla, orijinal olanlar ile ona daha sonradan eklenenler birbirinden ayrılır. Edebiyatımızda gerek halk bilimi çalışmalarında gerekse divanların incelenmesinde kullanılan edisyon kritik çalışmalarında bu yöntemden yararlanılır. d) Psikonalitik Kuram ve Yöntem: Bu kuramın temeli Sigmund Freud tarafından atılmış, Freud un görüşlerini takip edenler kuramı geliştirmiştir. Freud ve bu görüşü savunanlar, halk bilimi ürünlerinin kaynağını insanın düş ve imge gibi psikolojik yönleriyle açıklamaktadırlar. Ayin, tören, mit ve diğer halk anlatılarında bazı sembollerin geçmesinin nedenini doğa olaylarına, çocukluk döneminde arzu edilip de gerçekleştirilemeyen bazı istek ve korkulara bağlamaktadırlar. S. Freud, W. Wundt, Carl G. Jung bu kuramın başlıca temsilcileridir. 6
1. ÜNİTE YENİ TÜRK EDEBİYATINA GİRİŞ TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI YENİ TÜRK EDEBİYATI KAVRAMI Bir dönemdeki dinî, siyasi, ahlaki, sosyal, ekonomik, sivil ve askeri hayatın oluşturduğu duygu, anlayış ve zevk bütünlüğüne zihniyet denir. Toplumun zihniyetini oluşturan bu değerlerde köklü değişiklikler meydana gelirse bu değişiklikler o toplumun zihniyetinin de değişmesine neden olur. Zihniyetteki bu değişme kaçınılmaz olarak o toplumun sanat ve edebiyatına da yansır. Türk edebiyatı tarihi ile ilgili ilk bilimsel çalışmaları yapan Fuat Köprülü, edebiyat tarihini, medeniyet tarihinin bir kolu olarak değerlendirir. Bu değerlendirmeye göre Türk medeniyet tarihi üç ana dönemden oluşur. Bunlardan birincisi, İslamiyet öncesi Türk medeniyeti ; ikincisi, İslami devir Türk medeniyeti ; üçüncüsü ise Batı etkisinde gelişen Türk medeniyeti dir. Bu medeniyet dönemlerinin her birinin, birbirinden farklı ve kendilerine özgü zihniyetleri vardır. Bu nedenle, bu dönemlerde oluşturulan sanat ve edebiyat eserlerinin de birbirinden farklı ve kendilerine özgü nitelikler taşıması, doğal ve kaçınılmaz bir sonuçtur. Buna Göre Türk edebiyatının bütünü üç ana devreden oluşur: 1. İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı 2. İslami Dönem Türk Edebiyatı 3. Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı Yeni Türk edebiyatı dönemi, Batı etkisinde gelişen Türk edebiyatının tamamını kapsayan ve Osmanlı İmparatorluğu nda, 1700 lü yıllarda başlayıp günümüze kadar devam eden medeniyet değiştirme çabalarının bir sonucudur. Bu medeniyet değiştirme çabaları, Batılılaşma çalışmaları olarak da özetlenebilir. Batılılaşma sürecinde ortaya çıkan zihniyet değişimi birçok alanda olduğu gibi sanat ve edebiyata da yansımış, sanat ve edebiyat da Batılılaşma ve yenileşme gayreti içerisine girmiştir. Türk edebiyatının Batılılaşma ve yenileşme çabaları kendi içinde bir seyir izlemiş ve değişik bölümlere ayrılmıştır. Bu bölümler şunlardır: 1. Tanzimat Dönemi Türk Edebiyatı (1860-1896) 2. Servetifünûn Edebiyatı (1896-1901) 3. Ferciâti Topluluğu (1909-1912) 4. Millî Edebiyat Dönemi (1911-1923) 5. Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatı (1923 - ) I. YENİ TÜRK EDEBİYATINI HAZIRLAYAN ŞARTLAR Osmanlı nın Gerileme Dönemine Girmesi Tanzimat a Kadar Yapılan Yenileşme Hareketleri Tanzimat Fermanı A) OSMANLI NIN GERİLEME DÖNEMİNE GİRMESİ 16. yüzyıl Avrupa da Reform ve Rönesans hareketlerinin yaşandığı yüzyıldır. Avrupa, bu yüzyılda kilise kaynaklı skolâstik düşünceyi terk ederek aklı, bilimi ve deneyi merkeze alır. Aydınlanma Çağı olarak adlandırılan bir dönemin temellerini atar. Coğrafi keşiflerle başlayan sömürgecilik hareketleriyle zenginleşir. Teknik gelişmelerin üretim alanına uygulanmasıyla da 18. yüzyılda Sanayi Devrimi gerçekleştirilir. İngiltere de başlayan sanayileşme Avrupa ya yayılır. Böylece Avrupa zenginleşir ve her alanda güçlenir. 17. yüzyıla dek dünyanın büyük devletleri arasında yer alan Osmanlı İmparatorluğu, Avrupa dan geri kalmaya başlar. Osmanlı nın Avrupa dan geri kalmasının temel nedeni bilimi, tekniği ve sanayileşmeyi ihmal etmesidir. Bu alanları ihmal etmesinin nedeni ise kurmuş olduğu ekonomik sistemdir. Osmanlı nın ekonomik sistemi, topraklarını genişletmek ve bu topraklarda yaşayanlardan vergi toplamak üzerine kurulu bir sistemdir. Yüzyıllar boyunca bu sistemden çok iyi beslenen Osmanlı, doğal olarak bilime, tekniğe ve sanayileşmeye ihtiyaç duymamıştır. Ancak zamanla, yeni topraklar fethedemeyen Osmanlı nın ekonomisi zayıflamaya, düzeni bozulmaya başlar. 3
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI Osmanlı nın ekonomik bakımdan zayıflamaya başlaması, birçok alanda çöküşü de beraberinde getirir. O döneme kadar hiç toprak kaybetmeyen Osmanlı İmparatorluğu, 1699 daki Karlofça Antlaşması ile ilk defa büyük çapta toprak kaybeder. Ardından 1718 de imzalanan Pasarofça Antlaşması da benzer sonuçlar doğurur. Bu tarihten sonra devlet adamları ve aydınlar, Batılılaşmanın gerekliliğini kesin olarak kavramış olurlar. B) OSMANLI DA YENİLEŞME HAREKETLERİ Osmanlı Devleti 1699 Karlofça ve 1718 Pasorafça Antlaşmalarıyla Batı ya kaptırdığı üstünlüklerine yeniden kavuşmak için çareyi Batı nın fikrî birikiminden ve teknolojideki gelişimlerinden yararlanma çalışmalarına başlamakta bulur. Bu çalışmalar, kesintilerle devam eden bir yenileşme sürecidir. Bu süreç içerisinde gerçekleştirilen yeniliklere de yenileşme hareketleri denmiştir. 1700 lü yıllarda başlayan bu yenileşme hareketlerinin çeşitli toplumsal, siyasal ve ekonomik dinamikleri vardır. Bu dinamiklerle gerçekleştirilen yenileşme hareketleri, süreç içerisinde Tanzimat Fermanı na kadar devam etmiştir. Tanzimat Fermanı ise yenileşme hareketlerinin doruk noktası olmuştur. Tanzimat Fermanı na gelinceye kadar yapılan yenileşme hareketleri şu başlıklar altında incelenebilir: Lale Devri nde Yapılan Yenilikler Birinci Mahmut Döneminde Yapılan Yenilikler Üçüncü Mustafa Döneminde Yapılan Yenilikler Birinci Abdülhamit Döneminde Yapılan Yenilikler Üçüncü Selim Döneminde Yapılan Yenilikler İkinci Mahmut Döneminde Yapılan Yenilikler 1. Lale Devri nde Yapılan Yenilikler Osmanlı da 1718-1730 yılları arasına Lale Devri denmiştir. Lale Devri nin Padişahı III. Ahmet, sadrazamı ise Nevşehirli Damat İbrahim Paşa dır. Lale Devri'ndeki yenileşme hareketleri şunlardır: Avrupa ülkelerine ilk kez elçiler ve öğrenciler gönderilmeye başlanması 1727 yılında ilk yerli matbaanın İbrahim Müteferrika tarafından kurulması ve matbaanın kurulmasıyla bir tercüme heyetinin oluşturulması İlk itfaiye teşkilatı olan tulumbacı ocağının, ilk kumaş fabrikası ve ilk kâğıt fabrikasının kurulması Dönemin modern sanatı olan Avrupa sanatının, Osmanlı nın özellikle mimari eserlerinde görülmeye başlanması 2. Birinci Mahmut Döneminde Yapılan Yenilikler Birinci Mahmut, Lale Devri nde (1718-1730) büyük bir hız kazanan Osmanlı reform hareketinin Patrona Halil İsyanı ile kesintiye uğradığı bir siyasi ortamda tahta çıkmış, amcası III. Ahmed in başlattığı reform hareketlerini daha çekingen bir üslupla da olsa sürdürmeye gayret etmiştir. 1730-1754 yılları arasında padişahlık yapan Birinci Mahmut dönemindeki yenilik hareketleri şunlardır: Fransa dan gelen Kont De Bonnevale in, Müslüman olup Humbaracı Ahmed Paşa adını alıp Topçu Ocağı'nı ve bozulmaya yüz tutmuş olan Humbaracı Ocağı'nı yeniden düzenlemesi Osmanlı ordusunun Avusturya ve Fransa orduları tarzında teşkilatlandırılıp ordu sisteminin bölük, alay, tabur sistemine göre düzenlenmesi Ayasofya Kütüphanesi nin açılması 3. Üçüncü Mustafa Döneminde Yapılan Yenilikler Üçüncü Mustafa 1757-1774 yılları arasında hüküm sürmüş bir padişahtır. Onun döneminde de yenilşeme hareketleri devam etmiştir. Bu dönemde yenileşme hareketlerini Fransa dan getirtilen Baron De Tot ve Koca Ragıp Paşa organize etmiştir. 4
YENİ TÜRK EDEBİYATINA GİRİŞ Dönemin yenileşme hareketleri şunlardır: Topçu Ocağı'nın ıslah edilerek ağır toplar yerine daha hızlı hareket eden hafif topların dökülmesi Çeşme faciasından hemen sonra tersanenin ıslah edilerek yeni bir donanmanın kurulması; deniz subayı yetiştirmek amacıyla Avrupa tarzındaki ilk teknik okul olan Hendes-hane nin (Deniz Mühendishanesi) açılması Maliyede ıslahatlar yapılarak tasarrufa gidilmesi, ilk kez ilk borçlanma sisteminin (esham) uygulanması Fransızcadan matematik ve astronomiyle ilgili kitapların tercüme edilmesi 4. Birinci Abdülhamit Döneminde Yapılan Yenilikler Birinci Abdülhamit 1774-1789 yılları arasında hüküm sürmüş bir padişahtır. Dönemindeki yenileşme hareketleri şunlardır: Avrupa dan danışmanlar getirilmesi, bu danışmaların öncülüğünde İstihkâm Okulu nun açılması, Sürat Topçuları Ocağı ile Lağımcı Ocağı nın geliştirilip modernleştirilmesi Deniz kuvvetlerine subay yetiştirmek amacıyla III. Mustafa döneminde açılmış olan Hendeshane nin, Mühendishane-i Bahr-i Hümayun adıyla modernleştirilmesi Yeniçerilerin sayımının yapılıp yeniçerilere eğitim zorunluluğu getirilmesi Ulufe alım-satımının yasaklanması, cülus bahşişinin kaldırılması ve tımar sisteminde düzenlemeler yapılması Haliç, Karadeniz ve Ege de yeni tersanelerin açılması 5. Üçüncü Selim Döneminde Yapılan Yenilikler Üçüncü Selim, 1789-1807 yılları arasında hüküm sürmüş Osmanlı padişahıdır. Osmanlı İmparatorluğu nda en köklü ve sistemli yenileşme hareketlerini yapan padişahlardan biridir. Onun döneminde yapılan ıslahatların tümüne Nizam-ı Cedid adını verenler de vardır. Üçüncü Selim, yaptığı yeniliklere tepki duyanlar tarafından Kabakçı Mustafa İsyanı ile tahttan indirilmiştir. Üçüncü Selim in idari, askeri ve ekonomik alanda giriştiği bu köklü ıslahatlar devleti içinde bulunduğu kötü durumdan kurtarmaya yetmemiş fakat çağdaşlaşma yolunda atılan bu adımlar kendisinden sonra gelen devlet yöneticilerine örnek olmuştur. Üçüncü Selim döneminde yapılan yenileşme hareketleri şunlardır: Köklü ıslahatlar yapmak için Meclisimeşveret adlı bir danışma meclisi oluşturulması Nizam-ı Cedid adlı yeni bir ordu kurulması, bu ordunun giderlerini karşılamak için İrad-ı Cedid adında bir hazine oluşturulması Ordunun eğitimi için Levent ve Selimiye kışlalarının kurulması Yabancı dil eğitimine önem verilmesi, birçok kitabın Türkçeye tercüme edilerek kültürel gelişime sağlanması Paranın değerini koruması için tedbirler alınması ve vergi sisteminde düzenlemler yapılması Yerli malı kullanımının özendirilmesi Avrupalı devletlerin önemli başkentlerinde (Londra, Paris, Viyana, Berlin) daimi elçiliklerin açılması Vezirlerin sayısının azaltılması ve görev sürelerinin yeniden düzenlenmesi Kadıların görev yerlerine gitmelerinin sağlanması Mühendishaneiberrihümayun un yani Kara Mühendis Okulu nun açılması Avrupa dan yabancı uzmanlar getirilerek, lağımcı, topçu, humbaracı ocaklarının teknik sınıf olarak yeniden düzenlenmesi Yeniçeri ocağınının aşamalı olarak kaldırılması için çalışmalara başlanması Darü t Tıbatü l Amire adıyla bir devlet matbaası kurulması 5
TÜRK DİLİ VE EDEBİYATI 6. İkinci Mahmut Döneminde Yapılan Yenilikler İkinci Mahmut, 1808-1839 yılları arasında hüküm sürmüş bir padişahtır. Sultan Mahmut tan önce yapılan yeni düzenleme çalışmaları daha çok ordu ve toplumun bazı kurumlarıyla sınırlı kalmış fakat hükümet kurumlarının yapısına ve şekillerine dokunulmamıştı. Bu itibarla Sultan Mahmut un hükümet kurumlarında yaptığı düzen, Batılılaşma yolunda yapılan çalışmaların önemli bir merhalesidir. Sultan Mahmut, devletin içte ve dışta karşılaştığı son derece ciddî ve hayatî tehlikelerle karşı karşıya gelmesine rağmen, giriştiği ıslahat etkinliklerinde büyük çabalar göstermiştir. Özellikle 1826 da Yeniçeri Ocağı nı kapattıktan sonra kendini daha güçlü hisseden Sultan Mahmut ömrünün son yıllarında merkezî idare ve hükümet teşkilatında büyük düzenlemelere giderek modern bir devlet teşkilatı ve bürokrasisi kurmaya çalışmış, bu doğrultudaki çalışmalarıyla Avrupa tarzında bir hükümet teşkilinin ilk örneklerini vermiştir. İkinci Mahmut döneminde yapılan yenilikler şunlardır: Tarihlere Vaka-i Hayriyye adıyla geçen Yeniçeri Ocağı nın kanlı bir şekilde kaldırılıp bunun yerine Asakir-i Mensure-i Muhammediye adlı yeni bir ordunun kurulması 1828 yılında yayımlanan Kıyafet Nizamnamesi ile sarık, kavuk ve biniş giyilmesinin yasaklanıp ceket, pantolon ve fes giyilmesi kuralının getirilmesi Devlet ve saray teşkilatında geniş ölçüde değişiklikler yapılarak Tımar Sistemi, Enderun ve Divan-ı Humayun un lağvedilmesi Divan-ı Humayun un yerine Meclis-i Vükela ; adalet işlerine bakması için de Meclis-i Vala nın kurulması Mecli-i Vükela içinde çeşitli bakanlıkların kurulması Topkapı Sarayı nın terk edilerek Batılı tarzda döşenmiş Beylerbeyi ve Çırağan saraylarının yaptırılması 1831 yılında modern anlamda ilk nüfus sayımınının gerçekleştirilmesi İlk posta teşkilatının kurulması Osmanlı tarihindeki ilk resmi Türkçe gazete olan Takvim-i Vekayi nin çıkartılması İlköğretimin zorunlu hale getirilerek bugünkü ilkokula denk rüştiye okullarının kurulması Avrupai tarzda eğitim vermek amacıyla İstanbul da ilk modern tıp okulu olan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane nin kurulması Modern anlamda ilk harp okulu olan Mekteb-i Harbiye nin kurulması SENED-İ İTTİFAK 29 Eylül 1808 tarihinde Sultan II. Mahmut un Sadrazamı Alemdar Mustafa Paşa'nın Rumeli ve Anadolu ayanları ile İstanbul'da yapmış olduğu anayasa niteliğindeki bir anlaşmadır. Sadrazam Alemdar Mustafa Paşa nın yapılmasında rol oynadığı Sened-i İttifak a göre, ayanlar merkezi otoriteyi kabul edecek, yapılacak ıslahatları destekleyecek, padişaha bağlı kalacak, devletin eyaletlerden asker ve vergi toplanmasına yardım edecek, İstanbul da askerlerin çıkardığı isyanların bastırılmasında rol alacaktır. Hükümetin yasalara uygun emirlerine uyulacaktır. Bu emirlere uymayanlar cezalandırılacaktır. Padişah aşırı vergi koymayacak, eşit ve adaletli vergi alacaktır. Senet-i İttifak devletin iktidarını sınırlandırması bakımından önemli bir belgedir. Halkın katılımı olmadan hazırlanmıştır. Katılımcıları ne halktır ne de toplumun temsilcileridir. Tarihimizde işkenceyi yasaklayan ilk belge olması önem arz etmektedir. Anayasa hukukçuları Türk tarihindeki ilk anayasal belge olarak genellikle Sened-i İttifak ı kabul ederler ve Türkiye deki anayasacılık hareketlerini bununla başlatırlar. Devlet iktidarını sınırlandırmayı amaçlayan bir girişim olarak bu belgeyi İngiliz Magna Carta sına benzetenler de vardır. Senet-i İttifak ın en önemli sonucu varlıklı devlet adamlarının ve ayanların mal varlıklarını garantiye alabilmek amacıyla Roma Hukukunun bir sonucu olan evrensel tapu sahibi olmalarıdır. 6