Benzer belgeler
Konular 5. Eðitimde Kullanýlacak Araçlar 23. Örnek Çalýþtay Gündemi 29. Genel Bakýþ 7 Proje Yöneticilerinin Eðitimi 10

TÜRKÝYE BÜYÜK MÝLLET MECLÝSÝNÝN DIÞ ÝLÝÞKÝLERÝNÝN DÜZENLENMESÝ HAKKINDA KANUN

BÝLGÝLENDÝRME BROÞÜRÜ

.:: TÇÝD - Tüm Çeviri Ýþletmeleri Derneði ::.

STAJ BÝLGÝLERÝ. Önemli Açýklamalar

Yükseköðretimin Finansmaný ve Finansman Yöntemlerinin Algýlanan Adalet Düzeyi: Sakarya Üniversitesi Paydaþ Görüþleri..64 Doç.Dr.

Dövize Endeksli Kredilerde KKDF

KOBÝ lerin iþ süreçlerini daha iyi yönetebilmeleri için

ünite1 Sosyal Bilgiler

ÇEVRE VE TOPLUM. Sel Erozyon Kuraklýk Kütle Hareketleri Çýð Olaðanüstü Hava Olaylarý: Fýrtýna, Kasýrga, Hortum

ÇALIùMA HAYATINA øløùkøn ANAYASA DEöøùøKLøKLERø "Türkiye Cumhuriyeti Anayasasýnýn Bazý Maddelerinin Deðiþtirilmesi Hakkýnda Kanun" Av.

ALPER YILMAZ KIZILCAÞAR MAHALLESÝ MUHTAR ADAYI

ünite1 Sosyal Bilgiler Verilenlerden kaçý sosyal bilimler arasýnda yer alýr? A. 6 B. 5 C. 4 D. 3

KOBÝ'lere AB kapýsý. Export2Europe KOBÝ'lere yönelik eðitim, danýþmanlýk ve uluslararasý iþ geliþtirme projesi

MALÝYE DERGÝSÝ ÝÇÝNDEKÝLER MALÝYE DERGÝSÝ. Ocak - Haziran 2008 Sayý 154

Fiskomar. Baþarý Hikayesi

Ermeni soykýrýmý nýn avukatlarý

Gökyüzündeki milyonlarca yýldýzdan biriymiþ Çiçekyýldýz. Gerçekten de yeni açmýþ bir çiçek gibi sarý, kýrmýzý, yeþil renkte ýþýklar saçýyormuþ

Gelir Vergisi Kesintisi


BASIN AÇIKLAMALARI TMMOB EMO ADANA ÞUBESÝ 12. DÖNEM ÇALIÞMA RAPORU BASIN AÇIKLAMALARI

MALÝYE DERGÝSÝ ULAKBÝM ISSN

Dar Mükellef Kurumlara Yapýlan Ödemelerdeki Kurumlar Vergisi Kesintisi

ERHAN KAMIŞLI H.Ö. SABANCI HOLDİNG ÇİMENTO GRUP BAŞKANI OLDU.

Bakým sigortasý - Sizin için bilgiler. Türkischsprachige Informationen zur Pflegeversicherung. Freie Hansestadt Bremen.

Faaliyet Raporu. Banvit Bandýrma Vitaminli Yem San. A.Þ. 01 Ocak - 30 Eylül 2010 Dönemi

1. ÝTHÝB TEKNÝK TEKSTÝL PROJE YARIÞMASI

STAJ BÝLGÝLERÝ. Önemli Açýklamalar

T.C YARGITAY 9. HUKUK DAÝRESÝ Esas No : 2005 / Karar No : 2006 / 3456 Tarihi : KARAR ÖZETÝ : ALT ÝÞVEREN - ÇALIÞTIRACAK ÝÞÇÝ SAYISI


SSK Affý. Ýstanbul, 21 Temmuz 2008 Sirküler Numarasý : Elit /75. Sirküler

01 Kasým 2018


2003 ten 2009 a saðlýkta dönüþüm þiddet le sürüyor

ÝNSAN KAYNAKLARI VE EÐÝTÝM DAÝRE BAÞKANLIÐI

Simge Özer Pýnarbaþý

07 TEMMUZ 2010 ÇARŞAMBA 2010 İLK ÇEYREK BÜYÜME ORANI SAYI 10

Laboratuvar Akreditasyon Baþkanlýðý Týbbi Laboratuvarlar


AVRUPA BÝRLÝÐÝ SÝGORTA MÜKTESEBAT REHBERÝ

7. ÝTHÝB KUMAÞ TASARIM YARIÞMASI 2012

TÜRKÝYE BÜYÜK MÝLLET MECLÝSÝ ÜYELERÝNÝN ÖDENEK, YOLLUK VE EMEKLÝLÝKLERÝNE DAÝR KANUN

Kanguru Matematik Türkiye 2015

1. Böleni 13 olan bir bölme iþleminde kalanlarýn

Belediye Meclisinin. Bilgi Edinme ve Denetim

Spor Bilimleri Derneði Ýletiþim Aðý

BASIN DUYURUSU ( ) 2002 Öðrenci Seçme Sýnavý (ÖSS) Yerleþtirme Sonuçlarý

TOHAV Suruç Mülteci Danýþma Merkezi'nden Haberler *1 Þubat 2016 tarihinde faaliyetlerine baþlayan Suruç Mülteci Danýþma Merkezi; mülteci, sýðýnmacý ve

OKUL ÖNCESÝ EÐÝTÝM KURUMLARI YÖNETMELÝÐÝNDE DEÐÝÞÝKLÝK YAPILMASINA D YÖNETMELÝK Çarþamba, 10 Eylül 2008

TOPLUMSAL SAÐLIK DÜZEYÝNÝN DURUMU: Türkiye Bunu Hak Etmiyor

ݺletmelerin Rekabet Gücünün Artýrýlmasý. Dýºa Açýlmalarýna Mali Destek Programý

mmo bülteni ...basýnda odamýz...basýnda odamýz...basýnda odamýz... nisan 2005/sayý 83

Kanguru Matematik Türkiye 2015


TOHAV Suruç Mülteci Danýþma Merkezi'nden Haberler 1 Þubat 2016 tarihinde faaliyetlerine baþlayan Suruç Mülteci Danýþma Merkezi; mülteci, sýðýnmacý ve


m3/saat AISI

BÝMY 16 - TBD Kamu-BÝB XI Bütünleþik Etkinliði

Tehlikeli Atýk Çözümünde EKOVAR...

Ne-Ka. Grouptechnic ... /... / Sayýn Makina Üreticisi,


Týp Fakültesi öðrencilerinin Anatomi dersi sýnavlarýndaki sistemlere göre baþarý düzeylerinin deðerlendirilmesi

DONALD JOHNSTON OECD GENEL SEKRETERÝ INTERVIEW DONALD JOHNSTON OECD GENERAL SECRETARY





ünite 3. Ýlkokullarla ilgili aþaðýdakilerden hangisi yapýlýr? Vatan ve ulus sevgisinin yerdir. 1. Okulun açýlýþ töreninde aþaðýdakilerden

mmo bülteni ...basýnda odamýz...basýnda odamýz...basýnda odamýz Basýnda Odamýz eylül 2005/sayý 88 Aðustos 2005 Aðustos 2005 Aðustos

Kanguru Matematik Türkiye 2017




Güvenliðe Açýlan Sosyal Pencere Projesi ODAK TOPLANTISI SONUÇ RAPORU

Kanguru Matematik Türkiye 2017

YAZI ÝÞLERÝ KARARLAR VE TUTANAKLAR DAÝRE BAÞKANLIÐI

Genel Bakýþ 7 Proje nin ABC si 9 Proje Önerisi Nasýl Hazýrlanýr?

2 - Konuþmayý Yazýya Dökme

Yat, Kotra Ve Her Türlü Motorlu Özel Tekneler Ýçin Geçerli Olan KDV Ve ÖTV Ora

5. 2x 2 4x + 16 ifadesinde kaç terim vardýr? 6. 4y 3 16y + 18 ifadesinin terimlerin katsayýlarý


Ücretlerin Bankalardan Ödenmesi Zorunlu Hale Getirilmiþtir

KAMU MALÝYESÝ. Konsolide bütçenin uygulama sonuçlarýna iliþkin bilgiler aþaðýdaki bölümlerde yer almýþtýr. KONSOLÝDE BÜTÇE ÝLE ÝLGÝLÝ ORANLAR (Yüzde)

TABLO-2'nin devamý. Sanayi ve Ticaret Bakanlýðý

YASALARIN ANAYASAYA UYGUNLUĞUNUN DENETİMİ ve ANAYASA YARGISI

mmo bülteni ...basýnda odamýz...basýnda odamýz...basýnda odamýz aralýk 2005/sayý 91 Kasým

EÞÝTSÝZLÝKLER. I. ve II. Dereceden Bir Bilinmeyenli Eþitsizlik. Polinomlarýn Çarpýmý ve Bölümü Bulunan Eþitsizlik

BÝRÝNCÝ BASAMAK SAÐLIK HÝZMETLERÝ: Sorun mu? Çözüm mü?

3. Tabloya göre aþaðýdaki grafiklerden hangi- si çizilemez?

BÖLÜM I GÜMRÜK BÝRLÝÐÝ NEDÝR?


COPYRIGHT EBD YAYINCILIK LTD. ŞTİ.

www. adana.smmmo.org.tr

GRUP TOPLU ÝÞ SÖZLEÞMESÝ GÖRÜÞMELERÝNDE UYUÞMAZLIK

01 EKİM 2009 ÇARŞAMBA FAİZ SAYI 1

Transkript:

Sayý:16 Ocak 2004 AB Sürecinde Uyum Yasalarý ve Türkiye nin Yeri Türkiye Kapýnýn Önünde Dolardaki Deðer Kaybýnýn Bazý Nedenleri ve Olasý Etkileri Türkiye de Ekonomik Geliþmeler Milletlerarasý Ticaret Odasý Ticaret ve Yatýrým Politikalarý Türkiye de Yabancý Dil Öðretimi, Sorunlarý ve Çözümleri AB Sürecinde Türkiye Ýþletme Bölümü Cumhuriyetimizin 80. Yýlýnda Plastik Sanatlar Saðlýklý Yaþam Ýçin Egzersiz Spor

Geniþleme Sürecinde AB ve Türkiye Baþyazý 2 AB Sürecinde Uyum Yasalarý ve Türkiye nin Yeri 4 Türkiye Kapýnýn Önünde 13 Dolardaki Deðer Kaybýnýn Bazý Nedenleri ve Olasý Etkileri 17 Türkiye de Ekonomik Geliþmeler 25 Milletlerarasý Ticaret Odasý Ticaret ve Yatýrým Politikalarý 28 Türkiye de Yabancý Dil Öðretimi, Sorunlarý ve Çözümleri 31 Ýþletme Bölümü 35 Cumhuriyetimizin 80. Yýlýnda Plastik Sanatlar 36 Saðlýklý Yaþam Ýçin Egzersiz 38 Spor 39 Çankaya Üniversitesi adýna Sahibi: Rektör V. Prof. Dr. Ziya Aktaþ Editör Yakup Sarýcan ysarican@cankaya.edu.tr Tasarým ve Baský Tasarým Plus Ýletiþim Hizmetleri Çankaya Üniversitesi Rektörlüðü Öðretmenler Cad. No: 14 100. Yýl 06530 Ankara Tel: 0312 284 45 00 Faks: 0312 285 96 31 www.cankaya.edu.tr Çankaya Üniversitesi Basýn ve Halkla Ýliþkiler Müdürlüðü tarafýndan hazýrlanmýþtýr. Dergide yayýnlanan yazýlar kaynak gösterilerek kullanýlabilir. Ýmzalý yazýlardaki görüþler yazarlarýna aittir. Üç ayda bir yayýmlanýr. Avrupa Birliði nin geniþlemesi aslýnda 1970 lerin baþýndan beri çeþitli dalgalarla süre geldi. Bugün 15 üyesi olan Avrupa bütünleþmesinin baþlangýçta 6 üyesi vardý. Birlik, 1 Mayýs 2004 tarihinde 25 üyeli olacak. Geniþleme süreci, üye sayýsý artarak devam edecek gibi görünüyor. En azýndan 27 üyeli bir Avrupa Birliði olacak. 28 inci üyenin de Türkiye olmasý ihtimali kuvvetle söz konusu. Bugünlerde hemen her yerde Türkiye-AB iliþkileri ve Türkiye nin üyeliði konuþuluyor. Kýbrýs ta süren müzakereler, Almanya Baþbakanýnýn ve anamuhalafet partisi baþkanýnýn Türkiye yi ziyareti geniþ yanký buldu Avrupa da. AB Kýbrýs konusunda bir çözüm olmazsa bu sizi Avrupa dan uzaklaþtýrýr görüþünden Kýbrýs sorununun çözümü Türkiye nin üyeliðini önemli ölçüde kolaylaþtýracaktýr görüþüne geldi. Bu geliþmeler, Kýbrýs ýn Kopenhag Kriterleri arasýnda yer almamasýna raðmen AB nin geniþleme sürecinde sorun almak istemediðini ve kriterleri yerine getiren Türkiye ye müzakare tarihinin verileceðini gösteriyor. AB ve Avrupa nýn Sýnýrlarý Tarih Profesörü Michael Borgolte, Frankfurter Allgemeine Zeitung da yayýnladýðý makalesinde Avrupa nýn sýnýrlarýný þöyle sorguluyor: Günümüzde Avrupa nýn batýdaki deniz kýyýlarýndan daha emin olduðumuz baþka bir þey yok, ama, doðudaki sýnýr þimdiye kadar tahmini kaldý. Avrupa tanýmlamasýnda coðrafi tartýþma bize yeterli gelmiyor. Avrupa yý hangi nehirlerin ve daðlarýn Asya ve Afrika dan ayýrdýðýndan ziyade, kimin Avrupalý sayýlabileceði bilinmek isteniyor. Günümüzde Avrupa ile AB nin ayný þey olmadýðý biliniyor, fakat, gelecekte Birliðin geniþlemesiyle bu iki ismin örtüþmesi mümkün görünüyor. Türkiye ve Rusya konularýnda ne þekilde karar verilirse verilsin, Avrupa nýn doðu sýnýrý meselesinin coðrafi ve tarihi- kültürel bazda deðil, siyasi olarak çözülebileceði görülmeye baþlanmýþtýr. Türkiye Avrupalýdýr. En azýndan bir halk Kemalist Devrimden beri Batý nýn izlerini taþýyan bir Cumhuriyet kurma arayýþýnda olduðu sürece. Avrupa Birliði ne üyelikle Orta Çaðýn baþýnda baþlamýþ olan Türklerin Batý ya göçü tamamlanacak. Yakup SARICAN ysarican@cankaya.edu.tr

Aylar Geçiyor... Çankaya Gündemi ile size ilk defa Merhaba deyiþimin üstünden haftalar, aylar, derken, kocaman bir üç ay geçti. Bu arada öðrencilerimiz 2003-2004 akademik yýlýnýn güz dönemini bitirdiler. Tatilin ardýndan da yeni döneme, bahar dönemine baþladýlar. Hepsine bu dönemde de yürekten saðlýk ve baþarýlar diliyorum. Bu geçen aylarda biz ne yaptýk diye dönüp baktýðýmýzda, yaptýðýmýz günlük rutin iþler dýþýnda üniversitemizin Akademik ve Ýdari Yöneticileri ve Rektörlük olarak, Mütevelli Heyetimizin Baþkan ve Üyelerinin katký ve destekleri ile bazý yönetmelik deðiþikliklerini gerçekleþtirdik. Önlisans, Lisans Eðitim-Öðretim ve Sýnav Deðerlendirme Esaslarýna Ýliþkin Yönetmelik ile Lisansüstü Eðitim ve Öðretim Yönetmeliði bunlar arasýnda sayýlabilir. Biliyorsunuz, Çankaya Üniversitemizde kurslar açmak, danýþmanlýk hizmetleri vermek ve araþtýrma çalýþmalarýný düzenlemek amacýyla SEDAM (Sürekli Eðitim, Danýþma, Araþtýrma ve Uygulama Merkezi) adlý bir birimimiz var. SEDAM ýn yeni yönetmeliði de Senato ve Mütevelli Heyet onayýndan yeni geçti. Araþtýrma Görevlilerimiz bizim için gelecekteki hocalarýmýz, meslektaþlarýmýzdýr. Bu genç kardeþlerimizin bilimsel çalýþmalarýný daha etkin bir konuma getirebilmek amacýyla Rektörlük ve Mütevelli Heyeti tarafýndan birlikte yapýlan çalýþmalar da baþarý ile sonuçlanmýþ, belirli bir yöntem oturtulmuþtur. Öðrencilerimiz bizim evlatlarýmýz, velilerimizin bize emanetidir. Onlarla sadece bilimsel ve teknik anlamda deðil, sosyal alanda da ilgilenmenin bizim görevimiz olduðuna inanýyoruz. Bu nedenle, öðrenci topluluklarý çalýþmalarýný hýzlandýrmanýn yanýnda, onlarýn olasý sorunlarýný çözebilmede yardýmcý olabilme umuduyla Saðlýk Merkezimizde bir Psikolojik Danýþma ve Rehberlik uzmanýný görevlendiriyoruz. Bu arkadaþýmýzýn da öðrencilerimizle yakýndan ilgileneceðinden eminim. Bu seferlik bu kadar, hepiniz hoþça kalýn. Sevgi ve Saygýlarýmla. Prof. Dr. Ziya AKTAÞ Rektör V.

AB Sürecinde Türkiye AB Sürecinde Uyum Yasalarý ve Türkiye nin Yeri Türkiye Kapýnýn Önünde

AB SÜRECÝNDE TÜRKÝYE AB Sürecinde Uyum Yasalarý ve Türkiye nin Yeri Yrd. Doç. Dr. Sanem Baykal Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öðretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Sanem Baykal Avrupa Birliði nin geniþlemesi aslýnda 1970 lerin baþýndan beri çeþitli dalgalarla süre geldi. 1950 lerde kurulan Avrupa bütünleþmesinin baþlangýçta, 6 üyesi vardý. Bugün 15 üyesi var. 1 Mayýs 2004 tarihinde 25 üyeli olacak ve geniþleme süreci, üye sayýsý, artarak devam edecek. En azýndan 27 üyeli bir yapýya kavuþmasý kesin görünüyor; 28. üyenin de Türkiye olmasý ihtimali söz konusu. Geniþleme dediðimiz olgunun hukuksal dayanaðý, Avrupa Birliði ni kuran antlaþmanýn 49. maddesinde þöyle ifade edilmiþ Avrupa Birliði ni kuran antlaþmanýn 6. maddesinde belirtilen ilkelere saygý duyan her Avrupa devleti, Birliðe üye olmak için baþvurabilir. Söz konusu hükmün kurucu antlaþmaya konulma zamaný Maastricht Antlaþmasý nýn yürürlüðe girdiði 1993senesi. Mevcut geniþleme süreci de, yani bugünkü Merkezi ve Doðu Avrupa ülkelerini; Malta, Güney Kýbrýs ve Türkiye yi içine alan geniþleme süreci de, iþte bu hukuksal dayanaða, kurucu antlaþma maddesine dayanarak iþletiliyor. 1993 tarihinden itibaren Avrupa Birliði, üye devletlerin ortak ilkeleri olan; hürriyet, demokrasi, insan haklarý ve temel özgürlüklere saygý ve hukukun üstünlüðü prensibi üzerine kurulmuþtur denerek; yeni girecek üye devletlerin de, Avrupalý devlet olmanýn coðrafi kriterlerinin ötesinde bir takým demokrasi, hukukun üstünlüðü, insan haklarý gibi þartlarý yerine getirmeleri halinde ancak Avrupa Birliði ne üyelik baþvurusunda bulunabileceði ortaya konmuþtur. Mevcut geniþleme süreci dediðimiz, Sovyetler Birliði nin daðýlmasýyla ortaya çýkan, Merkezi ve Doðu Avrupa ülkelerinin Avrupa Birliði ne üyelik süreci ve bunlarýn yanýna Malta, Güney Kýbrýs ve Türkiye nin katýlmasýndan oluþan bugünkü geniþleme süreci, kendine özgü bazý özellikler içermektedir. Daha önceki geniþlemelerden, örneðin, Yunanistan ýn, Ýspanya nýn üyeliðine kýyasla çok farklý bir süreç iþlemektedir bugün. Niye farklý? Bir kere, aday üye sayýsý çok fazla. Bir anda Avrupa Birliði karþýsýnda, 13 üye adayý buluyor. Bu ülkelerin hepsini birden bünyesine katabilmesi için, belli bir takým adýmlar atmasý lazým. Ayný zamanda bu üyeliðe baþvuran ülkelerin pek çoðu eski Demir Perde üyesi ülkeler ve bu sistemin içerisinden çýktýklarý için, hem siyasi, hem ekonomik yapý olarak çok ciddi bir dönüþüm sürecinden geçmeleri gerekiyor. Ayný durumu daha önceki geniþleme dalgalarýnda görmüyoruz. Hep iki üç ülkenin bir arada üye olduðunu görüyoruz, Avrupa Birliði ne. Baþlangýçta bir ekonomik bütünleþme olarak kurulan Avrupa bütünleþmesi, 90 lara geldiðimizde bir siyasi yapý olmaya, gerçek anlamda bir birlik olmaya doðru adým atýyor. Ve bundan dolayý da kendi derinleþmesine, kendi yetki artýþýna, kendi iþleyiþ biçimindeki farklýlaþmalara baðlý olarak, yeni gelecek üyelerden yani aday ülkelerden de farklý beklentiler içerisinde. 1993 yýlýnda kararlaþtýrýlan meþhur Kopanhag Kriterleri, bu Merkezi ve Doðu Avrupa ülkelerini, Avrupa Birliði üyeliðine hazýrlamayý amaçlýyor. Dolayýsýyla bu ülkeleri liberal bir ekonomik düzene ve liberal bir siyasi düzene geçirmeyi, dönüþtürmeyi amaçlayan süreci, bunun için yerine getirmeleri gereken ilkeleri ifade ediyor. Kopenhag Kriterleri, siyasi kriterler, ekonomik kriterler ve hukuki kriterler olarak üçe ayrýlýyor. Siyasi kriterler içerisinde yerleþmiþ ve iyi iþleyen bir siyasi yapý, demokrasi; tüm kurumlarýyla iyi iþleyen, istikrarlý bir demokratik yapý, hukukun üstünlüðü ve insan haklarýna saygý öngörülüyor. Bunun yaný sýra, ekonomik olarak da, liberal bir piyasa ekonomisine geçiþ ve bunun rekabetçi baskýlara dayanabilmesi öngörülüyor. Hukuki kriter olarak da, Avrupa Birliði müktesebatýna, yeni üyenin giriþ tarihine kadar, Avrupa Birliði nin kendi içinde kararlaþtýrmýþ olduðu mevzuata, söz konusu ülkenin uyum saðlamasý öngörülüyor. Kopenhag Kriterleri 1993 yýlýnda, iþte bu yeni girecek ülkelerin dönüþümünü gerçekleþtirmek amaçlý olarak öngörülüyor. Ama Kopenhag Kriterleri 1993 yýlýnda öngörülenlerle sýnýrlý deðil. Bizde uzun yýllar gözden kaçýrýlan bir süreç gerçekleþti. 1995-1997 ve 1999 yýllarýnda Kopenhag Kriterlerine eklemeler yapýldý. Bu çerçevede, sadece belli yasalarýn çýkarýlmasýnýn yeterli olmadýðýný, asýl önemli olanýn uygulama olduðunu, bu alanda idari, teknik ve adli kapasitenin geliþtirilmesi gerektiðini, ayný zamanda

AB SÜRECÝNDE TÜRKÝYE komþularla iyi iliþkilerin de, bir bakýma bir kriter olarak, Helsinki Zirvesiyle öngörüldüðünü, bu süreçte görüyoruz. Yani bir aday ülke, ancak bu kriterleri yerine getirdikten sonra Avrupa Birliði ne üye olacak ve bunlar 1995-1997 yýllarýnda, daha Türkiye nin adaylýðý kabul edilmeden önce ortaya konmuþ ilkeler ve en önemli olaný siyasi kriterler, çünkü asýl olarak bu kriter yerine gelmediði müddetçe müzakerelerin açýlmasý söz konusu deðil. Süreç nasýl iþlemeye baþlýyor? 1997 yýlýnda Türkiye de de büyük infiale yol açan bir takým olaylar meydana geliyor. Temmuz ayýnda Avrupa Birliði Komisyonu Gündem 2000 adý verilen bir belge açýklýyor. Bu belgede hem aday ülkelere bir perspektif çizmek; kendilerini nasýl, hangi araçlarla deðiþtireceklerini, dönüþtüreceklerini öngörmek amacý güdülüyor, bir yandan da Avrupa Birliði nin kendi dönüþümünü gerçekleþtirmek üzere bazý politika reformlarýna gitmesi öngörülüyor. Gündem 2000 bu alandaki bir takým çabalarý içeren bir belge. Bu belgenin hemen ardýndan, Aralýk ayýnda 1997 de Lüksemburg da, 10 tane Merkezi ve Doðu Avrupa ülkesine ve Güney Kýbrýs Rum Yönetimine adaylýk statüsünün tanýndýðýný görüyoruz. Siyasi kriterleri yerine getirmiþ olan 6 ülke ile müzakerelerin baþlamasý kararlaþtýrýlýyor, diðer 5 ülke ile de Analitik Ýnceleme Süreci denen mevzuat karþýlaþtýrýlmasý süreci baþlýyor. Ve bir güçlendirilmiþ katýlým öncesi stratejiye karar veriliyor. Türkiye bu ülkelerin arasýnda yok; olmayan bir ülke daha var, o da iktidar deðiþikliði sonucu adaylýk baþvurusu hakkýnda tereddüde düþen, ancak sonra bu sorunu çözen Malta. Niye 1997 yýlýnda Türkiye de infial yaratan geliþmeler oldu? Çünkü bu süreçte Türkiye nin adaylýðý öngörülmedi; 1997 yýlýnda, iliþkiler gerçek anlamda bunalýmlý bir döneme girdi. baðlayan bir belge ama tabii ki fiilen Türkiye yi de baðlýyor, çünkü bir aday ülke bu belgenin gereklerini yerine getirdiði ölçüde, müzakere sürecine yaklaþýyor, baþlayan müzakereler pürüzsüz yürüyor ve ayný zamanda mali yardýmlardan yararlanma imkaný doðuyor. Bunun karþýlýðýnda Ulusal Program dediðimiz belge de, aday ülkenin Katýlým Ortaklýðý Belgesine cevabýný oluþturuyor. Bir aday ülke, Katýlým Ortaklýðý Belgesinde öngörülen somut öncelikleri, somut hedefleri, hangi araçlarla, hangi sürelerde yerine getireceðini; kendi Ulusal Programýnda ortaya koyuyor. Aday ülkeyi hukuken baðlayan belge de Ulusal Program. Dolayýsýyla, Ulusal Program, Katýlým Ortaklýðýna cevabi bir belge olma niteliðini taþýyor. Düzenli Rapor ya da Ýlerleme Raporu dediðimiz belge ise, aday ülkelerin Katýlým Ortaklýðý Belgesini ne ölçüde yerine getirdiklerinin, her yýl yapýlan deðerlendirmeyle, Avrupa Komisyonu tarafýndan ortaya konduðu bir belge. Katýlým Ortaklýðýnda þunlar þunlar yerine gelecek denmiþti, Ulusal Programda bunlar kabul edilmiþti, acaba somut olarak hangileri ne ölçüde gerçekleþti; bunun deðerlendirmesini içeren bir rapor. Bunlarýn ötesinde, AB Program ve Ajanslarýndan yararlanmak, bir takým programlardan PHARE Peki bu Güçlendirilmiþ Katýlým Öncesi Strateji nedir? Hep duyduðumuz Katýlým Ortaklýðý Belgesi, Ulusal Program, Ýlerleme Raporu dediðimiz olgular; bu Güçlendirilmiþ Katýlým Öncesi Strateji nin içinde. Aday ülkeleri üyeliðe hazýrlamak için kullanýlacak araçlarý içeren. Katýlým Ortaklýðý Belgesi, baþlangýçta gördüðümüz o Kopenhag Kriterlerini, yerine getirmek için aday ülkelerin hangi somut önlemleri almasý gerektiðini inceleyen, ortaya koyan, bunlarý vadeye baðlayan, bunlarýn gerçekleþmesi için belli süreler öngören bir belge. Avrupa Birliði Komisyonu tarafýndan hazýrlanýyor, Bakanlar Konseyi tarafýndan son hali veriliyor; tek taraflý bir irade beyaný. Hukuken Türkiye yi baðlayan bir yönü yok, Avrupa Birliði ni

AB SÜRECÝNDE TÜRKÝYE gibi, ISPA gibi, SAPARD gibi yardým programlarýndan yararlanmak da yine Katýlým Öncesi Stratejinin unsurlarý olarak öngörülmüþ. Türkiye için de þu anda bu programlarýn bazýlarýndan yararlanma imkaný var, Phare programýndan Türkiye yararlanamýyor, bu tamamýyla Merkezi ve Doðu Avrupa ya yönelik ama ISPA ve SAPARD dan yararlandýðý gibi, belli program ve ajanslar da Türkiye ye açýldý; özellikle öðrenci arkadaþlarý çok ilgilendirecek eðitim, mesleki eðitim, gençlik programlarý bugün artýk Türkiye nin de kullanýmýna açýk, bir aday ülke olarak. Bütün bu süreç, siyasi kriterler bazýnda yerine getirildikten sonra, Avrupa Birliði tarafý müzakerelerin açýlmasý kararýný veriyor. Ýþte bu müzakerelerin baþlamasý kararý bizim þu anda 2004 sonunda çýkmasýný beklediðimiz karar. Bu müzakereler, 31 baþlýktan oluþuyor, bu baþlýklar üzerinde yürütülüyor. Kiþilerin, mallarýn, hizmetlerin, sermayenin serbest dolaþýmýndan; tarýma, balýkçýlýða; sanayi politikasýndan KOBÝ lere, kültür ve görsel iþitsel politikadan, enerjiye kadar son derece geniþ kapsamlý politika alanlarýnda, Avrupa Birliði müktesebatýna uyum açýsýndan aday ülkeyle Avrupa Birliði arasýnda bir müzakereyi öngörüyor. Ayný zamanda son olarak artýk kurumlar bazýnda, o aday ülkenin nasýl ve ne oranda temsil edileceði de kararlaþtýrýlýyor. Müzakere, herhangi bir uluslararasý müzakere tarzýnda deðil. Bunu kabul ettim, bunu kabul etmedim tarzý bir yaklaþýma Avrupa Birliði izin vermiyor. Müktesebatý olduðu gibi kabul etmek zorundasýnýz, bunun sadece süreleri, derogasyonlarý ve uyarken alacaðýnýz yardýmlar müzakereye tabi, yoksa herhangi bir hükme uyup uymamak gerçek anlamda müzakere kapsamýna dahil deðil. Bu müzakerelerin ardýndan, müzakereler tamamlandýktan sonra ise Türkiye de de göreceðimiz süreç, bir Katýlým Antlaþmasýnýn imzalanmasý ve bu Katýlým Antlaþmasýnýn hem Avrupa Birliði kurumlarý, hem de üye devletlerin ulusal parlamentolarý, bir yandan da aday ülkenin ulusal parlamentosu tarafýndan onaylanarak yürürlüðe girmesi. Þu an için iþte geniþleme dediðimiz olgu, bu prosedüre tabi. Tüm bu aþamalarý geçtikten sonra, tam üyelik gerçekleþiyor. Bu genel çerçeve içerisinde, 1999 tarihinden itibaren, yani Helsinki Zirvesiyle adaylýðýmýz tanýndýktan sonra, meydana gelen geliþmeler ise, öncelikle tüm aday ülkelere uygulanan stratejinin, Türkiye ye de uygulanmaya baþlanmasý. Bu çerçevede Mart 2001 tarihinde Avrupa Birliði bir Katýlým Ortaklýðý Belgesini hazýrlayýp karara baðlayarak Türkiye ye sunuyor. Mart 2001 tarihinde yine bundan bir 15 gün kadar sonra, Türkiye de Ulusal Programýný hazýrlayarak Avrupa Birliði tarafýna iletiyor. Türkiye hakkýnda 1998 yýlýndan itibaren, daha adaylýk tanýnmadan önce, Ýlerleme Raporlarý ya da bugünkü adýyla Düzenli Raporlar yayýnlanmaya baþlanmýþtý; adaylýk tanýndýktan sonra, 1999, 2000, 2001 ve 2002 yýllarýnda da bu Düzenli Raporlar yayýnlanýyor. Ardýndan, çok önemli bir Zirve 2002 Kopenhag Zirvesinde, 10 aday ülkenin üyeliði tescil ediliyor; 8 Merkezi ve Doðu Avrupa ülkesi ile, Güney Kýbrýs ve Malta nýn AB üyeliði kesinleþiyor. Türkiye için de, 2004 yýlýnda müzakerelerin açýlýp, açýlmamasýnýn kararlaþtýrýlmasý öngörülüyor. Mayýs 2003 tarihinde Kopenhag Zirvesinin öngördüðü þekilde, Avrupa Birliði Komisyonu Türkiye için yeni bir gözden geçirilmiþ Katýlým Ortaklýðý Belgesi hazýrlýyor ve Haziran 2003 tarihinde de, buna cevap olarak bizim Hükümetimiz Ulusal Programý yeniliyor. Ve son olarak Kasým 2003 tarihinde, Türkiye nin son bir yýldaki geliþmelerini inceleyen bir Düzenli Rapor yayýnlanýyor. Avrupa Birliðine üyelik için aday ülkeye düþen yükümlülükler son derece kapsamlý. Avrupa Birliði, Kopenhag Siyasi Kriterlerine uyum açýsýndan

AB SÜRECÝNDE TÜRKÝYE Türkiye nin somut olarak bunlarý kýsa vadede gerçekleþtirmesi gerektiðini öngörüyor. Ýnsan haklarý ihlallerinin caydýrýlmasýndan, anlatým ifade özgürlüðünün geliþtirilmesine, Kýbrýs ta çözüme desteðe varabilecek son derece geniþ kapsamlý bir yelpazeden bahsediyoruz. Buna karþýlýk Ulusal Program, genel olarak Katýlým Ortaklýðý Belgesi ile uyum içeriyor. Ýki konuda pürüz var, ana dilde yayýn konusunda ilk Ulusal Programýmýzda herhangi bir açýk taahhüt yer almýyordu. Yine benzer þekilde, Kýbrýs konusu, yani Kýbrýs ta çözüme destek konusu da; Ulusal Programýn giriþ bölümünde deðerlendirilerek, bir üyelik þartý olarak kabul edilmediði o tarihte hükümet tarafýndan açýkça ortaya konmuþtu. Orta vadede yine 2001 tarihindeki Katýlým Ortaklýðý Belgesi, dil, din, inanç, cinsiyet farklýlýðý gözetilmemesinden tutun; Milli Güvenlik Konseyinin Danýþma organý niteliðine getirilmesi, olaðanüstü halin kaldýrýlmasý, anadil eðitimi, idam cezasýnýn kaldýrýlmasý ve komþularla iyi iliþkiler iþte, Yunanistan la iliþkiler bu kapsamda-, orta vadede söz konusu hususlarýn yerine getirilmesini istiyordu. Bu hususlarýn yerine getirilmesi için, Avrupa Birliði 2001 tarihinde 3-4 yýllýk bir süreç öngörmüþtü.. Dolayýsýyla 2004 ten önce zaten müzakere tarihinin verilmesi Avrupa Birliði açýsýndan söz konusu deðildi. Ulusal Programýn buna cevabý, yine genel olarak tüm yükümlülüklere uyumlu olmakla birlikte, anadil eðitimi konusunda açýk bir taahhüt içermiyordu; idam cezasýnýn kaldýrýlmasý konusunda kesin bir taahhüt yoktu, komþularla iyi iliþkiler de, ayný Kýbrýs sorunu gibi Ulusal Programýn giriþ bölümünde deðerlendirilerek, bir koþul olmadýðý ortaya konuyordu. Bunun üzerine, Uyum Paketi dediðimiz, Katýlým Ortaklýðý Belgesi ve Ulusal Programdaki hedefleri gerçekleþtirmek üzere yapýlmasý gereken, anayasal ve yasal deðiþiklikleri içeren kanun ve anayasa deðiþiklikleri paketleri ardý ardýna çýkmaya baþladý. 2001 den 2003 tarihine kadar, 7 adet Uyum Yasasý Paketi ile karþý karþýya kalýyoruz. Bunlar son derece ayrýntýlý düzenlemelere yer veren bazý anayasal ve yasal deðiþiklik paketleri. Bu çerçevede, hem Türk Ceza Kanunu, hem Anti Terör Kanununda çok kapsamlý deðiþikliklerle ifade özgürlüðünün sýnýrlarý ciddi biçimde geniþletildi. Gözaltý süreleri yine Avrupa Birliði normlarýna, özellikle Avrupa Ýnsan Haklarý Sözleþmesi normlarýna uygun hale getirildi. Devlet Güvenlik Mahkemelerinin statüsünde ciddi deðiþiklikler meydana geldi, özellikle asker üyenin çýkarýlmasý gibi, tabi bunlar son derece olumlu deðiþikliklerdi. Yine Devlet Memurlarý Kanunundaki deðiþikliklerle, Avrupa Ýnsan Haklarý Mahkemesinin verdiði mahkumiyet kararlarýnýn tazminat bedelinin o suçu iþleyen devlet görevlerinden alýnmasý, tahsil edilmesi imkaný ortaya kondu. Mesela iþkenceden mahkum olursa Türkiye, Avrupa Ýnsan Haklarý Mahkemesinde; bu mahkumiyet tutarýný iþkenceden sorumlu olan polise ödetmek gibi. Yine Siyasi Partiler Kanunu deðiþikliði ile parti kapatmak zorlaþtýrýldý, son derece sýnýrlý hallerde parti kapatýlmasý, bunun ötesine geçen durumlarda, bir takým hak mahrumiyeti ve para cezalarýna gidilmesi öngörüldü. Bundan baþka Toplantý ve Gösteri Yürüyüþleri Kanununda çok kapsamlý deðiþiklikler meydana geldi ve özgürlüðün kapsamý büyük oranda geniþletildi. Basýn Yasasý deðiþikliðiyle, yasaklanmýþ dillerde yayýn yapýlmasý yasaðý kaldýrýldý. Özellikle bu Avrupa Birliði nin öngördüðü anadilde yayýn gereklerini yerine getirmek üzere getirildi. Ýdam cezasý, büyük oranda kaldýrýldý; Ulusal Programda açýk bir taahhüt olmadýðý halde, Türkiye bunu da yerine getirdi. Yine Türk vatandaþlarý tarafýndan geleneksel olarak kullanýlan

AB SÜRECÝNDE TÜRKÝYE dil ve lehçelerde yayýn ve bu dillerin öðrenimi konusundaki yasal engeller de kaldýrýldý. Zaten Avrupa Birliði nin Türkiye den istediði de buydu. Bunun ötesine giden, o dillerin öðretilmesi ya da o dillerde eðitim gibi bir yükümlülük söz konusu deðil. Ýstenen ana dilin öðrenilmesi önündeki yasal engellerin kaldýrýlmasýydý, bu yerine getirildi. Vakýflar kanunundaki deðiþikliklerle, özellikle yabancýlarýn ve dini azýnlýklarýn taþýnmaz mal edinmesi önündeki engellerin kaldýrýldýðýný, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu ve Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunundaki deðiþikliklerle de, Avrupa Ýnsan Haklarý Mahkemesinin kararlarý ýþýðýnda, yargýlamanýn yenilenmesi imkanýnýn tanýndýðýný görüyoruz. Polis Vazife ve Selayetleri Hakkýndaki Kanun, Türk Ceza Kanunu, Dernekler Kanunu, Toplantý ve Gösteri Yürüyüþleri Kanunu deðiþtirilerek, sivil toplumun güçlendirilmesi yolunda adýmlar yine bu Uyum Paketleri ile atýlmýþ bulunuyor. Medeni Kanundaki deðiþikliklerle, kadýn-erkek eþitliði baþta olmak üzere yine Avrupa Birliði nin istediði cinsiyete dayalý her türlü ayrýmcýlýðýn kaldýrýlmasý yönünde de önemli adýmlar atýlýyor; Birleþmiþ Milletler Ýkiz Sözleþmelerinin imzalanmasý saðlanýyor ve dilekçe hakkýnýn kullanýmýnda Avrupa normlarýna tam uyum saðlandýðýný görüyoruz. Gözden geçirilmiþ Katýlým Ortaklýðý Belgesinde Türkiye den neler istendiðine baktýðýmýzda Avrupa Birliði açýsýndan, yapýlanlar dýþýnda, daha fazla adým atýlmasý gereken alanlarý içerdiðini görüyoruz. Avrupa Birliði diyor ki Yaptýklarýnýz çok güzel ama þu alanlarda daha fazla adýma ihtiyaç var. Siyasi kriterlerin tamamý artýk kýsa vade. Sadece bir yýl var, Mayýs 2003, bir yýl sonra 2004 yazýnda bunlarýn yerine gelmiþ olmasý lazým ki; gerçek anlamda Komisyon incelemelerini yapýp, raporuna bunlarý yansýtsýn. Bunlar neler? Kýbrýs, komþularla iyi iliþkiler yani Yunanistan la sýnýr sorunlarý, Birleþmiþ Milletler Ýkiz Sözleþmelerinin onayý (imzalandý, þimdi onaylanmasý gerekiyor). Avrupa Ýnsan Haklarý Mahkemesi kararlarý da dahil olmak üzere, özellikle Loizidou Davasý söz konusuydu tabii, Avrupa Ýnsan Haklarý Sözleþmesi ile tam bir uyum saðlanmasý. Ýþkence ile etkili mücadele, adli soruþturma ve mahkeme kararlarýnýn etkin iþleyiþi de dahil olmak üzere, ciddi anlamda bir iþkence ile mücadele giriþimi. Gözaltý ve tutukluluk koþullarýnýn, pratikte de Avrupa Ýnsan Haklarý Sözleþmesi ile uyumlu hale gelmesi gerekiyor. Ayrýmcýlýk olmaksýzýn, herkesin insan haklarýndan yararlanmasýnýn uygulamada etkin biçimde saðlanmasý. Yani artýk daha çok uygulamadan bahsediliyor. Basýn özgürlüðü, ifade özgürlüðü, Avrupa Ýnsan Haklarý Mahkemesi içtihatlarý ýþýðýnda yeniden yargýlama alanýnda düzenlemelerin uygulamaya tam olarak geçirilmesi vs. Yine dernek kurmayla ilgili konularda Avrupa Ýnsan Haklarý Sözleþmesi ne tam uyum saðlama; herkesin ifade, ibadet ve vicdan özgürlüðünden yararlanmasýnýn güvence altýna alýnmasý ve ilk kez özellikle üzerinde durduklarý dini cemaatlerin mülkiyet edinme, eðitim, dini görevlilerin atanmasý ve eðitimi de dahil olmak üzere, bu ibadet özgürlüðünden eþit yararlanmalarý Milli Güvenlik Kurulunun iþleyiþinin AB üyesi devletlerdeki uygulamalara benzer þekilde olmasý; silahlý kuvvetlerin sivil otoritenin kontrolü altýna alýnmasýnýn gerçekte saðlanmasý da yine istenen bir husus. Yargý baðýmsýzlýðýnýn da artýk üzerinde çok önemle duruluyor. DGM lerin tamamen ortadan kaldýrýlmasý ve yargý reformu, istinaf mahkemelerinin kurulmasý, cezaevi koþullarýnýn da yine AB standartlarýna getirilmesi öngörülüyor. Kamu görevlilerinin bu konuda eðitimi yine üzerinde durulan diðer bir husus. Bölgesel farklýlýklarýn ortadan kaldýrýlmasý çabalarý ve yerinden edilmiþ kiþilerin durumu, daha önce

AB SÜRECÝNDE TÜRKÝYE boþaltýlan köylere geri dönüþ, bunlarýn saðlanmasý öngörülüyor. Ulusal Program bunlara cevaben büyük ölçüde uyumlu. Üç pürüzlü konu var; Kýbrýs, komþularla iliþkiler ve anadilde eðitim. Ulusal Program tarafýndan bu alanlarda herhangi bir taahhütte bulunulmuyor. Son olarak 2003 Ýlerleme Raporunda, bunca yapýlan deðiþikliðin ardýndan Komisyon sorunlu alanlarýn altýný çiziyor, Türkiye nin yapmýþ olduðu olumlu atýlýmlarýn övülmesi ve teþvik edilmesinden sonra deniyor ki Yargýnýn baðýmsýzlýðý ve iþleyiþinde ciddi sorunlar var. Bu özellikle Avrupa Birliði hukukunu, üye devletlerde ulusal mahkemelerin uygulayacak olmasýndan kaynaklanan ciddi bir problem. Baðýmsýzlýða katýlmasanýz bile iþleyiþ konusundaki sorunlarý teslim etmek durumundasýnýz. Dernekleþme, ifade ve din özgürlüðü gibi temel haklarýn kullanýmýnýn genel çerçevesinin güçlendirilmesi de üzerinde durulan hususlar. Yapýlanlar iyi ama yeterli deðil diyor Komisyon. Sivil yapý-ordu iliþkilerinde Avrupa uygulamalarýna daha da yakýnlaþýlmasý yine istenen bir husus. Yapýldý pek çok þey ama yeterli deðil, özellikle uygulamada deniliyor. Güneydoðunun durumu, ilk kez ortaya konmuþ birþey deðil; daha önceki Ýlerleme Raporu ve Strateji Belgesinde de vardý. Bir baþka konu, özellikle kültürel haklarýn reform uygulamalarýndaki düzensizlikler. Deðiþikliklerin bazýlarý mahkemeler tarafýndan dikkate alýnýyor ama bazý davalarda ciddi bir uygulama problemi yaþanýyor diyor, Avrupa Birliði. Ve ayný konuya Avrupa Ýnsan Haklarý Sözleþmesi hükümlerine ve kararlarýna mahkemelerin ve idarenin uyumunda da iþaret ediyor. Ýþkenceyle mücadele ve hapishane koþullarýnýn iyileþtirilmesi alanýnda yine adýmlar atýlmasý gerektiðini, yolsuzlukla mücadelenin bu alanda önemli olduðunu yine vurguluyor. Son olarak da Kýbrýs konusunda, Strateji Belgesinin içerdiði hüküm var Türkiye Kýbrýs sorununa kapsamlý bir çözüm getirilmesi çabalarý için kararlý bir destek saðlamalýdýr. Sorunun çözümsüz kalmasý, Türkiye nin AB ye yönelik hedeflerinde önemli bir engel oluþturmaktadýr. Bu son derece olumsuz. Halbuki ayný çözümün Avrupa Birliði üyeliðini kolaylaþtýracaðýný ifade etmek biraz daha olumlu bir ifade tarzý olurdu. Prof. Dr. Nahit Töre Bugünlerde hemen hemen her yerde ve Ankara da, yoðun olarak Türkiye-Avrupa Birliði iliþkileri tartýþýlmakta. Öncelikle Kýbrýs sorununa deðinirsek, Kýbrýs sorunu için Ýlerleme Raporu, iþe menfi yönden yaklaþýyordu. Yani Kýbrýs konusunda bir çözüm olmazsa, bu sizi Avrupa dan uzaklaþtýrýr diyordu. Bu sefer, geçtiðimiz hafta sonu Brüksel de yapýlan zirve toplantýsý sonuç bildirisinde, konu ters yüz edilmiþ ve Kýbrýs sorununun çözümü, Türkiye nin üyeliðini önemli ölçüde kolaylaþtýracaktýr, yolunda bize daha yumuþak gelebilecek bir ifade kullanýlmýþtýr. Fakat Kýbrýs konusu, Kopenhag Kriterleri arasýnda yer almasa da kesinlikle, Türkiye nin Avrupa Birliði üyeliði önünde ciddi bir mesele olarak bulunmakta. Türkiye bu konuda, büyük ölçüde haklýdýr. Avrupa Birliði nin de belki þöyle bir haklý yaný var: Avrupa Birliði bu geniþleme sürecinde sorun almak istemiyor. Sorun ithal etmek istemiyor. Yani alacaðý üye devletler arasýnda, sýnýr ihtilaflarý veya Kýbrýs adasýnda olduðu gibi bir bölünmüþlük olmasýný istemiyor. O bakýmdan hep bütün bu belgelerde Kýbrýs ýn birleþmiþ bir ada, bir devlet olarak, Avrupa Birliði ne katýlmasýndan çok memnuniyet duyacaðýný, bunu beklediðini, bu konuda Türkiye ye görevler düþtüðünü aþaðý yukarý ifade etti fakat Prof. Dr. Nahit Töre Çankaya Üniversitesi ÝÝBF Öðretim Üyesi

AB SÜRECÝNDE TÜRKÝYE ayný bildirilerde, Yunanistan da veya Güney Kýbrýs da bu konuda çalýþmalýdýr yolunda ifadeye rastlamadýk. Hep ödevler bize. Neden? Olay biraz basit, parmak hesabýna dayanýyor. Yunanistan 1981 yýlýnda tam üye olmuþtur ve Avrupa Birliði kurumlarýnda, organlarýnda oy hakký sahibidir. Avrupa Birliði nde deðiþmeyen bir kural var, geniþlemenin hangi kriterlerle yapýlýyor olursa olsun, oylanmasý bütün üye devletlerden evet oyu almasý yani oy birliði ile kabul edilmesi gerekiyor. Bu 1990 larda içine girilen yeni geniþleme sürecine Güney Kýbrýs ýn da dahil edilmesi, Yunanistan ýn açýkça Avrupa Birliði ni, diðer üye devletleri, Kýbrýs ý bu iþe dahil etmezseniz ben diðer üyelerin tam üye olmasýna evet demem tehdidiyle kendi tarafýna çekmesi sonucunda ortaya çýkmýþtýr. Tabi burada kendimizi de eleþtirmek durumundayýz. 1981 de Türkiye ile Yunanistan Avrupa Birliði ne birlikte girebilseydi, ki o zaman bir hayli þans vardý, hiç olmazsa bugünkü kriterler yoktu. Roma Antlaþmasýnýn meþhur 237. maddesi vardý, sonra bu 49. madde haline geldi. Bu madde Her Avrupa devleti üye olabilir demekteydi. Belki Yunanistan da o tarihte reddedilirdi, yine belli bir rahatlýk içinde olurduk, ama en azýndan Kýbrýs sorunu bugünkü boyutlarla karþýmýza çýkmazdý. Þimdi Kýbrýs sorunu, Türkiye nin AB üyeliði önünde çözülmesi gereken bir ön koþul olarak duruyor ve umarým 1 Mayýs 2004 tarihine kadar bir çözüme varýlabilir diyoruz. Tabii burada soru þudur, zannediyorum hükümetimiz de bu soruyu soruyor; Kýbrýs ý hallettik. Peki 2004 Aralýk ayýnda yapýlacak zirvede, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerinin baþlamasýna karar verilir mi? Verilmezse ona raðmen ne olur? Biz Kýbrýs ta belki ulusal çýkarlarýmýza uymasa da bir çözümü, bu uðurda kabul etmiþ mi oluruz? þeklinde tereddütler var, yersiz deðildir. Çünkü Avrupa Birliði nin 2004 yýlýnda tam üyelik müzakerelerinin baþlamasý konusunda, kesinlikle evet deyip demeyeceðini kimse bilemiyor, onlar da bilmiyorlar. Bu raporlardaki çeþitli ifadeler, her raporun kendisinden önceki rapora göre yeni bir takým þeyler getirdiðini ortaya koyuyor. Þimdi Güneydoðu geldi, makro ekonomik istikrarsýzlýk geldi, halbuki o Kopenhag kriteri deðil, Maasricht kriterleri arasýndadýr. Avrupa Birliði nin yeni üyeleri arasýnda da hala çok çeþitli uyum sorunlarý var, mevzuat uyum sorunlarý var, ekonomik uyum sorunlarý var, büyüme hýzlarý düþük, enflasyon hýzlarý daha yüksek v.s. Çok büyük geliþmeler kaydettiler, fakat Avrupa Birliði nin bugünkü yapýsýyla aralarýnda çok büyük farklar var, çok büyük gerilikler var; en baþta kiþi baþýna düþen gelir, AB ortalamasýnýn % 30 u dolayýnda. Yani Avrupa Birliði bunlarý içine almakla, yoksullaþacak, ortalama gelir düzeyi düþecek. Fakat alýyor, esas itibariyle siyasi nedenlerle. Belki de 2. Dünya Savaþýndan sonra iþlediði bir günahý Batý Avrupa affettirmek istiyor. O zaman bu ülkeler, Sovyetlerin kucaðýna atýlmýþtýr. Þimdi Sovyetler Birliði hazýr çökmüþken bunlarý içimize alalým, bir daha da býrakmayalým düþüncesi, bu durum da süreci etkiler görünmektedir. Türkiye konusunda yapýlan anketlerde, Avrupa Birliði vatandaþlarýnýn % 65 i, hala Türkiye nin tam üyeliðinin iyi birþey olmadýðýný, Türkiye nin Avrupa Birliði ne katýlmamasý gerektiðini düþünüyor. Türkiye katýlmalýdýr diyenler, % 30-35 arasýnda deðiþmekte. Avrupa ülkeleri demokratik ülkeler olduðu için, tabii onlarýn siyasi partileri, politikacýlarý, yöneticileri, bundan etkileniyorlar. Gerçi özellikle sosyal demokrat partilerin iktidarda olduðu Almanya gibi ülkelerde, yöneticiler, hükümetler açýkça Türkiye den yana tavýr koyabiliyorlar ama muhalefette olsun, iktidarda olsun, mesela Avusturya da, mesela Almanya da yine Hristiyan Demokrat Partiler özellikle, Türkiye nin Avrupa Birliði ne üye olamayacaðýný, bunun çeþitli gerekçelerinin olduðunu, ama önemli bir ülke olduðunu, Türkiye ile Avrupa Birliði

AB SÜRECÝNDE TÜRKÝYE arasýnda özel bir statünün, Türkiye ye birçok þeyler vaad edecek bir statünün bulunmasý yani Türkiye nin yalnýz býrakýlmamasý þeklinde görüþler bildiriyorlar. Önümüzdeki yýl Avrupa Parlamentosu seçimleri var. Orada acaba yapý nasýl deðiþecek? Sosyal demokratlar gerileyecekler mi? Ortaya çýkacak yeni tablolar, Türkiye nin aleyhine mi olur, lehine mi olur? Biz Avrupa Birliði üyesi ülkeler kamuoylarýný nasýl daha iyi etkileyebiliriz, bu konuda ne çalýþmalar yapmamýz gerekir? Hükümete, siyasi partilerimize, politikacýlarýmýza, iþ adamlarýmýza, üniversitelerimize düþen görevler nedir? Bunlarý yeterince yerine getirebiliyor muyuz? Özellikle 2004 yýlýnda çok yoðun bir çalýþma içine girecek miyiz? Bu çalýþmalarý kim koordine edecek gibi bir takým sorularýn yanýtlarý maalesef yok.. Fakat mutlaka bu sorularý yanýtlamamýz gerekiyor, Avrupa da þu anda bizim aleyhimize görülen havayý lehimize çevirmemiz gerekiyor. Bunun da mümkün olduðuna inanýyorum. Yeter ki yoðun bir þekilde çalýþýlsýn, yeter ki kendimizi, deðerlerimizi, yeteri kadar anlatalým. Tabi bizim de önemli kozlarýmýz var, coðrafi konumumuz, terör konusundaki deneyimlerimiz gibi. Terör herhalde bizim Avrupalýlarý Türkiye nin Avrupa Birliði ne girmesinin gerektiðine ikna etme konusunda. kullanabileceðimiz bir faktördür. 2004 yýlýnýn yoðun olaylarý neler? 1 Ocak 2004 te Avrupa Birliði Dönem Baþkanlýðý Ýtalya dan Ýrlanda ya geçmekte. Ýrlanda 30 Haziran tarihine kadar yani 6 ay süreyle Avrupa Birliði Dönem Baþkanlýðýný üstlenecek. Ýrlanda, Türkiye nin Avrupa Birliði üyeliðine sýcak bakýyor. Bazý Kýta Avrupasý Hristiyan demokratlarýndaki görüþ açýlarýný Ýrlandalýlarda görmüyorum. Türkiye muhakkak katýlmalýdýr, katýlacaktýr diyorlar. Belki bir lehte faktör olabilir ama, Ýtalya da pozitif bakmaktaydý. Yani, bu konuda bir ciddi aleyhte geliþme olmayacaðýný ifade edebiliriz, ama dönem baþkanlýðý mesela Avusturya ya geçseydi, biraz daha iþimiz zorlaþtý diyebilirdik. Çünkü, onlar açýkça ters bakýyorlar Türkiye ye. Mart 2004 te Avrupa Birliði devlet ve hükümet baþkanlarý bir araya gelecekler, Türkiye nin AB Uyum Yasalarýný uygulayýp uygulamadýðýný gözden geçirdikten sonra, Kopenhag Siyasi Kriterlerine yönelik olarak beklentilerini dile getirerek genel bir durum deðerlendirmesi yapacaklar. Nisan 2004 te Türkiye- Avrupa Birliði Ortaklýk Konseyi ki, Türkiye-Avrupa Birliði Ortaklýðýnýn en yüksek organýdýr, karar organýdýr; toplantý yapacak. Bu konseye AB Troyka formatýnda katýlacak. Troyka Avrupa Birliði nin önceki, halihazýr ve gelecek dönem baþkanlarýný içeren bir yapý olarak ifade edilir, o anlama gelir. Yani Ýtalya, Ýrlanda ve daha sonraki dönem baþkaný Hollanda nýn dýþiþleri bakanlarý bir araya gelecekler, Türkiye de dýþiþleri bakaný düzeyinde bu toplantýya katýlacak. Ýliþkilerin durumu ve geleceði bir de burada ele alýnacak. Özellikle Ankara nýn Kopenhag Siyasi Kriterleri konusunda Avrupa Birliði nin beklentileri ve dolayýsýyla kendi hazýrlamýþ olduðu Ulusal Program doðrultusunda neler yaptýðý, bu konuda yaptýklarýnýn Avrupa Birliði ni tatmin edip etmediði, yavaþ yavaþ açýklýk kazanacak. Haziran 2004 te Avrupa Parlamentosu seçimleri var, bu seçimlerin Türkiye için de büyük önemi olduðu düþünülüyor. Çünkü Parlamentodaki renk deðiþikliði, özellikle sosyal demokratlarýn kan kaybýnýn devam edip etmeyeceði, Avrupa daki merkez sað ve sað partilerin iktidarda olduklarý ülkelerde, iktidarlarýnýn devam edip etmeyeceði açýklýk kazanacak. Özellikle Alman Hristiyan Demokratlarýnýn Türkiye aleyhine yürüttükleri politikanýn sonucunu alýp almadýklarýný hep birlikte göreceðiz. Alman halký gerçekten bunlarý benimsemekte midir, yoksa sosyal demokratlarý mý daha çok dinlemektedir, bu soru da yanýtlanacak. Yeni Parlamentonun siyasi kimliði Avrupa Birliði nin bu yasama organýnýn, Türkiye ye bakýþ açýsýný netleþtirecek ki, geniþlemeyle birlikte sandalye sayýsý Nice Antlaþmasýna göre 732 oluyor. Tam bir Parlamento deðil ama giderek çok büyük önem kazandý, Avrupa Birliði karar alma süreçlerinde; Konsey ve Komisyonla birlikte

AB SÜRECÝNDE TÜRKÝYE Avrupa Birliði hukukunu oluþturuyor. Birçok veto yetkileri var, Komisyonu bütünüyle görevden alabiliyor, atýyor, atamasýný onaylýyor, bütçe konusunda büyük yetkileri var, çok önemli bir danýþma organý niteliðinde. Ýrlanda nýn dönem baþkanlýðýný noktalayacak olan ve yine Haziran ayýnda Avrupa Birliði kurallarýna göre yapýlacak olan Brüksel Zirvesinde, Türkiye nin üyelik müzakerelerinin baþlangýcýna yaklaþýp, yaklaþmadýðýnýn biraz daha açýklýk kazanacaðý zannediliyor. Tabii o tarihe kadar Kýbrýs sorununun çözüme baðlanýp baðlanmayacaðý da bu konuda belirleyici olacak. Haziran ayýnýn son haftasýnda Ýstanbul da bir Nato Zirvesi var, buna Baþkan Bush un katýlacaðý da açýklandý. Bu zirve de Avrupa Birliði gündeminde önemli yer tutuyor. Özellikle bu zirve sýrasýnda Amerika Birleþik Devletlerinin Türkiye nin AB üyeliði konusunda, vereceði yeni destek, bu desteðin ne denli önemli olduðu ve gerekli olduðu açýklýk kazanacak. Avrupalýlar bu desteðe þimdiye kadar itiraz ettiler fakat yine anlaþýldýðý kadarýyla Helsinki Zirvesinde 1999 da adaylýðýmýzýn kabul edilmesi de büyük ölçüde bu destek sayesinde oldu. Amerika nýn desteðinin, Avrupalýlarý baþka yöne iteceðini zannetmiyorum, Amerika herþeye raðmen çok önemli. Avrupanýn bir anda sýrt çevirebileceði bir müttefik deðil. 30 Haziran da Türkiye ye verilmiþ olan gözlem süresi, 1 Kasým 2003-30 Haziran 2004 olarak belirlenmiþ olan süre sona eriyor. Avrupa Komisyonu Türkiye ile müzakerelerin baþlayýp baþlamayacaðýný önerecek olan Tavsiye Raporu için -bir Tavsiye Raporu hazýrlayacak, geçen yýlki zirve çerçevesinde- Türkiye de özellikle Kopenhag Siyasi Kriterlerine yönelik olarak kaydedilen veya kaydedilmeyen geliþmelerin bir bilançosunu çýkartacak ve herkesin önüne koyacak. Buna göre Türkiye ye yeþil ýþýk yakýlýr veya yakýlmaz deniliyor. 1 Temmuz 2004 te dönem baþkanlýðý Hollanda ya geçmekte, Hollanda, Ýrlanda kadar sýcak bakabilir mi, zannediyorum bakar. Hollandalýlarýn Türkiye ye bakýþ açýlarýnýn Almanlardan daha farklý olduðu görüþündeyim. 15 Temmuz 2004 te Türkiye 2004 Ýlerleme Raporu kaleme alýnmaya baþlanýyor. Bu çok önemli. Eylül 2004 te gayriresmi Avrupa Birliði dýþiþleri bakanlarý toplantýsý yapýlacak. Türkiye nin üyeliði konusunda görüþ bildirecek bu konsey, gayriresmi. Dýþiþleri bakanlarý bu gayriesmi toplantýda Türkiye deki geliþmeleri deðerlendirerek, tarih konusunda görüþ alýþveriþinde bulunacaklar. Ekim 2004 Ýlerleme Raporunun yayýnlanmasý sonrasýnda Avrupa Birliði devlet ve hükümet baþkanlarý bir araya gelerek Ýlerleme Raporunu deðerlendirecekler, ama burada durum biraz net deðil. Þimdi zirve ayrý bir tavsiye raporu bekliyor. Ýlerleme Raporundan ayrý bir rapor, avis gibi. Ýlerleme Raporunun içine Türkiye ile müzakereler açýlsýn, açýlmasýn diye bir tavsiye konabilir. Bu konuda herþey Aralýk 2004 tarihinde belirlenmiþ olacak. Tüm bunlardan ne sonuç çýkabilir? Aralýk 2004 tarihinde baþlasýn diyebilirler, birincisi bu. Bu Türkiye yi büyük ölçüde rahatlatacak bir karardýr. Ekonomiyi özellikle çeþitli açýlardan tahrik edecek bir karardýr. Yabancý sermaye giriþleri, yeni yatýrýmlar, piyasalardaki hava, böyle bir karardan büyük ölçüde etkilenir. Bunun tersi yine sürünceme olabilir yani þu, þu henüz yerine getirilmediðinden konunun 2005 te, 2006 da Aralýk ayýnda yapýlacak bir zirve toplantýsýnda bir kez daha gözden geçirilmesi þeklinde bir karar çýkabilir. Bu tabii hem Türkiye de, hem Türkiye Avrupa Birliði iliþkilerinde olumsuz etkiler yapmasý beklenebilecek olan, bir karardýr. Ýliþkiler herhalde kopma noktasýna gelmez, 40 yýldýr da devam ediyor ama Türkiye de AB desteði son yapýlan kamuoyu yoklamalarýna göre % 77 ye çýkmýþ durumda. Avrupa Birliði ni benimseyen Türk vatandaþlarýnýn sayýsýnda düþüþler olabilir. Türkiye deki Avrupa Birliði karþýtý lobiler güçlenebilir. Yabancý sermaye giriþleri olumsuz etkilenir, yabancý sermaye çýkýþý olabilir gibi, bazý aydýnlýk olmayan senaryolar da var ortada. Ama Türkiye nin pek kaybedeceði birþey de yok. Türkiye Cumhuriyeti, Avrupa Entegrasyonundan önce de vardý. Hatta, Büyük Atatürk ün öngördüðü birþey Avrupa Entegrasyonu. 1924 tarihli Vakit gazetesine verdiði bir demeçte, Cumhuriyet daha 1 yaþýnda, diyor ki Ülkeler çeþitlidir ama medeniyet birdir, ilerlemek için o medeniyete katýlmak gerekir. Tamamen bugünkü entegrasyon hareketlerine uygun bir özdeyiþ. Böyle bir geliþmeden sonra da çok fazla etkilenmememiz gerekir, diye düþünüyorum. Türkiye nin potansiyelleri büyüktür. Bize düþen Çankaya Üniversitesi olarak, 2004 yýlýndaki bu yüklü takvimi biraz daha yakýndan izlemektir.

AB SÜRECÝNDE TÜRKÝYE Türkiye Kapýnýn Önünde Michael BORGOLTE Frankfurter Allgemeine Zeitung Osman, Osman, Lejyonlarýný Bize Geri Ver: Avrupa Birliði'ne Üyelikle Orta Çaðýn Baþýnda Baþlamýþ Olan Batýya Göç Tamamlanacak Avrupa her zaman var olmadý. Bugün bile insanlarýn beyinleri dýþýnda, hiçbir yerde mevcut deðil. Ancak, Avrupa hakkýnda bilgisi olmayan, hatta bunu kabullenmeyenler, dünyayý daha farklý bir þekilde, örneðin bir dizi iklim bölgesine göre ayýrmakta özgürdür. Zaten kýtalar da bütünüyle anonim bir buluþtur. Herodot, ikibuçuk bin yýl öncesinde, "yerkürenin üçe bölünmesine þaþýrdýðýný" yazmýþtý. Esasen Avrupa, Asya ve Libya'dan, yani Afrika'dan oluþmaktaydý. Yunanlý tarihçi þaþkýn bir þekilde, "Neden Asya ile Libya arasýnda Mýsýr'daki Nil nehrinin, Asya ile Avrupa arasýnda ise Kafkasya'daki Phasis nehrinin sýnýr olarak alýndýðýna anlam veremediðini söylüyor ve bu sýnýrlarýn kaynaðý ile yerkürenin parçalarýnýn isim babalarýný tespit etmesinin mümkün olmadýðýný belirtiyor. Üzerinde yaþadýðýmýz yerkürenin düzeni, insanoðlunun bir eseri olarak muhafaza edilmeye olduðu kadar, toplumsal hizmete de muhtaçtýr. Burada rahatsýz edici olan, doðal iliþkilerde konsensüsün her zaman bulunamayýþýdýr. Örneðin; seyyah, etnograf ve "kaþif" Herodot, Kafkaslar'dan Karadeniz'e dökülen Phasis'in yaný sýra, Kýrým limanlarýnýn ve Azak Denizi'ne dökülen Don nehrinin de Avrupa'nýn sýnýrý olarak iþaretlenmesi gerektiðini biliyordu. Buna karþýlýk yerkürenin batý ve kuzeyde nereye kadar uzandýðý konusunda Anadolulu Herodot'un kendi tecrübesi ve baþkalarýndan edindiði bilgisi yoktu. ve Çin'e dahil olduðunu iddia edebilen Wladivostok'un arkasýnda. Ancak, Avrupa'nýn tanýmlanmasýnda coðrafi tartýþma bize yeterli gelmiyor. Avrupa'yý hangi nehirlerin ve daðlarýn Asya ve Afrika'dan ayýrdýðýndan ziyade, kimin Avrupalý olarak sayýlabileceði bilinmek isteniyor. Toplumunun ne olduðu sorusu da en az Avrupa'nýn keþfediliþi kadar geriye dayanmakta ve týpký yerleþme alanýnýn derinliði gibi bugün hala tartýþmalý kalmýþtýr. Tanýnmýþ bir yazar kýsa bir süre önce þöyle yazmýþtý: "Avrupa'nýn sona erdiði yer, Avrupalý bir biz duygusu için gerekli tarihi koþullarýn olmadýðý yerdir". Fakat aidiyet ve farklýlýk bilincinin oluþmasýný saðlamasý gereken, Avrupa'nýn siyasi sýnýrlarý geçmiþte neredeydi? Avrupa ve sýnýrlarý haklý olarak çoðu zaman Batý ile Doðu arasýnda yükseldiðinde öne doðru gelen ve azaldýðýnda geri çekilen denizin suyuyla ölçüldü. Bugün Avrupa'nýn sýnýrlarýný zorla belirlemek isteyenler, bununla "Avrupa Birliði" adýný taþýyan federal demokratik bir devletin sýnýrlarýný kasteder. Gerçi Avrupa ile AB'nin ayný þey olmadýðý biliniyor, fakat, yine de devletler birliðinin gelecekteki geniþlemeleriyle birlikte bu iki ismin örtüþmesi mümkün görülüyor. Dýþarýda Avrupa'ya girmek istenildiðinden bahsedildiðinde, bu sadece Avrupa devletler birliðine girmek için çaba harcandýðý anlamýna gelir. Batýda Avrupa ile AB'nin ayný görülmesi, üç özel durum dýþýnda þimdiden tamamlanmýþtýr ve 10 yeni devletin bu yýl 1 Mayýsta üye olmasýyla birlikte doðuda Avrupa'nýn siyasi sýnýrlarý coðrafi sýnýrlarýna daha da yakýnlaþacaktýr. Dýþ sýnýr meselesi, sekiz Doðu ve Orta Avrupa Oysa günümüzde, Avrupa'nýn batýdaki deniz kýyýlarýndan daha emin olduðumuz bir þey yoktur. Sadece doðuda sýnýr þimdiye dek tahmini kaldý. Antik Yunan Çaðý'ndan sonra Orta Çað'da da, sýnýr olarak yeterli gelen Karadeniz'e dökülen nehirler, Rusya'nýn Avrupa'da yerini almayý talep ettiðinden beri yetersiz gelmeye baþladý. Bu nedenle imparatorluðun hizmetindeki bir Ýsveçli subay, sýnýrýn Don'dan Ural'a kaydýrýlmasýný önerdi ve 19'uncu yüzyýlýn baþýndan beri de bu çözüm, Avrupalýlarýn müþterek bilgisi olarak saðlam bir yer edindi. Bu sýnýr her ne kadar detaylarýnda tartýþmalý olsa da, Asya o dönemden beri herhalükarda nehirle ayný ismi taþýyan daðýn arkasýnda kalýyor: Yani ne Avrupa, ne de Hindistan

AB SÜRECÝNDE TÜRKÝYE ülkesi ile Malta ve Kýbrýs ýn Birliðe alýnmasýndan sonra, daha ýsrarlý bir þekilde sorgulanmaya baþlanacaktýr. Bu yapýlýrken, kendilerini Avrupalý olarak ilan eden ve buna coðrafi, tarihi ve kültürel gerekçeler gösterebilen halklar ile bir devletler birliði olarak, gelecekte kimi entegre edeceði hakkýný doðal olarak muhafaza eden AB arasýnda þiddetli ihtilaflarýn yaþanmasý tehditi vardýr. Þimdilik Rusya ve Doðu Slav devletlerin düzeninden ziyade, Güney Avrupa'nýn kaderinin öncelikli olarak ele alýnacaðýný þimdiden kestirmek mümkün. Bulgaristan ve Romanya için 2007 yýlýnda üyelik perspektifi verilmiþ bulunuyor ve AB Konseyi, Birliðin Türkiye ile katýlým müzakarelerini baþlatýp baþlatmayacaðýna Aralýk 2004'te karar verecek. AB'nin Doðu Sýnýrý Meselesi Sadece Siyasi Olarak Çözülebilir Türkiye ve Rusya konularýnda, -karar ne þekilde verilirse verilsin- Avrupa'nýn Doðu sýnýrý meselesinin, -coðrafi ya da tarihi- kültürel bazda deðil, sadece siyasi olarak çözülebileceði artýk görülmeye baþlanmýþtýr. AB bu iki devleti üye olarak aldýðý takdirde, bizzat adýný ve kimliðini kullanma hakkýný kaybedecektir. Çünkü, durgun okyanusa dek ya da Ege'den Aðrý'ya kadar uzanan bir Avrupa, her türlü konvansiyon sýnýrlarýný aþarak Asya'ya taþacak ve kýtalardan söz etmek artýk anlamsýz olacaktýr. Türkler ve Ruslar geri çevrildiði takdirde ise, Avrupa, tarihiyle büyüyen Avrupa'nýn gerisinde kalýr ve Avrupa bu durumda tarihinin bir parçasýný geri vermiþ olurdu. Kuþkusuz bu tarihe sadece Büyük Petro dönemindeki Rusya deðil, Ýskandinavlar tarafýndan ilk Rus Ýmparatorluðu nun kuruluþu ve Ruslarýn Ortodoks eðilimli Hristiyanlýða geçiþleri de (988) dahildir. Türkiye de Avrupalýdýr, -baþka bir þekilde ele alýrsaken azýndan bir halk, benzeri görülmemiþ bir þekilde Kemalist devrimden beri (1923/24), Batý'nýn izlerini taþýyan bir Cumhuriyet kurma arayýþýnda olduðu sürece. O halde, AB ile Avrupa'nýn sýnýrlarý hiçbir zaman ayný olmayacaktýr. Hatta bu tam da Avrupa'nýn tarihi yüzünden olmayacaktýr. Birleþmiþ bir Avrupa hayali sadece tatmin edici olmayan bir þekilde gerçekleþebilir. Bu tür saptamalar siyasetçiler tarafýndan pek iþe yarar görülmeyebilir, ancak, bu saptamalarý yapan tarihçiler, onlar gibi aktif yaþam yerine, düþünerek yaþamaktan yanadýrlar. Karar vermek zorunda olanlar, ayný zamanda da, eleþtirel yaklaþým isteme hakkýna da sahiptirler. Gerçekten de son dönemde siyasetin çözüme kavuþmamýþ hiçbir sorunu, bu ülkenin tanýnmýþ tarih bilimcilerini, Türkiye'nin AB üyeliði meselesinde olduðu kadar görüþlerini sýk sýk açýkça ortaya koyma sorumluluðunda býrakmamýþtýr. 20'inci yüzyýldaki devrimlere raðmen Türkiye'nin Batýlý Avrupa ile ortak bir deðerler temeli olduðundan kuþku duyulmaktadýr. Kaldý ki yoðun nüfusunun neredeyse tamamý Müslümanlardan oluþmaktadýr. AB ise Hristiyan geleneðine dayanmaktadýr. Görüldüðü kadarýyla þimdiye dek bu tartýþmalarda hep modern tarih ön planda olmuþ; Orta Çað'dan söz edildiðinde ise, tam da Avrupa'nýn bütünüyle ilgili gerekçeler pek memnun edici olmamýþtýr. Müslümanlar Avrupa'ya, Türk Osmanlýlarýnýn 14'üncü yüzyýlýn ortalarýnda Güneydoðu'yu fethetmeye baþladýðýndan itibaren yerleþmemiþler, kýtamýzýn kaderini daha ziyade Arabistan ötesi seferlerini yaptýklarý yedinci ve sekizinci yüzyýldan itibaren etkilemiþlerdir. Gerçi hiçbir zaman Avrupa'nýn kalbine kadar olmasa da, kol ve ayaklarda kan dolaþýmýný hýzlandýracak ya da kaný donduracak kadar ilerlediler. Ancak, Ýslamcýlarýn eylemlerinin aðýrlýk noktalarý deðiþkendi: Bir yanda kazanýlýrken, diðer tarafta kaybedilmekteydi. Fakat bunlar hiçbir zaman koordine edilmiþ eylemler deðildi. Savaþ ve politikanýn uygulanýþýnda, Ýslam'ýn "bütünüyle" Hristiyan Avrupa'ya karþý kanlý bir eylemi söz konusu deðildi, kaldý ki bunun için dini bir neden de yoktu. Kýbrýs ve Rodos'a ilk müdahelelerin ardýndan Arap ve Berberi savaþçýlar önce Akdeniz'in batýsýnda baþarýlý oldular. Ýspanya'nýn alýnmasýndan (711) ve hemen ardýndan Sicilya'da Avrupa'nýn kültürünün önemli mayasý olarak kanýtlanan hakimiyetler kuruldu. Orta Çað'ýn sonlarýna doðru, Endülüs ve Aþaðý Ýtalya'da Müslüman imparatorluklarýn daðýlmasýna karþýlýk, Avrupa'nýn doðusunda Moðollarýn neredeyse eþzamanlý olarak din deðiþtirmeleri ve herþeyden önce de çoktan Ýslamlaþan Türklerin Balkanlar'da imparatorluk kurmalarý nedeniyle denge yeniden saðlandý. Tatarlarýn Asya'dan öne doðru açýlmalarý, Hristiyanlar için sadece Ruslarýn imparatorluðunu ortadan kaldýrdýðý için deðil, herþeyden evvel Batýlý misyonerler ve piskoposlarýn, Volga ve Pontus bozkýrlarýnda yaþayan Avrupa'nýn son dinsiz halklarýný dinlerine inandýrma umutlarýný yok ettiði için acý oldu. Avrupa bu nedenle de hiçbir zaman tamamen Hristiyanlaþtýrýlamadý. Fakat Osmanlýlar eski Hristiyan Bizans'ý fethederek, Arap din kardeþlerinin boþa hayal ettikleri þeyi, yani kraliyet imparatorluðunun geleneðine dahil olmayý gerçekleþtirdiler. Daha sonra padiþahlarý,

AB SÜRECÝNDE TÜRKÝYE 15 ve 16'ýncý yüzyýlda ordularýný Viyana önlerine gelinceye kadar ilerlemeye teþvik eden neden de, imparatorluk, yani evrensel hakimiyet fikriydi. Tabii ki Osmanlýlar döneminde de daha önceki hanedanlýklar döneminde olduðu gibi, Ýspanya'da dinin deðiþtirilmesi için þiddet uygulamasý, tehcirler ve Hristiyanlar ile Yahudilerin öldürülmeleri söz konusu oldu. Ancak Ýslam, dinsizlere bakýþ açýsýndan Hristiyanlardan farklý olarak genel bir misyon emrini ve bu nedenle de misyon savaþlarýný tanýmýyordu. Müslümanlarýn boyunduruðu altýna giren diðer yazýlý dinlerin mensuplarý, azýnlýk olarak, fakat ayný zamanda imtiyazlarý koruma altýna alýnarak dini vecibelerini yerine getirerek yaþamayý sürdürdüler. Böylece Ýberya yarým adasýnda, daha sonra Avrupa'nýn güneydoðusunda olduðu gibi, öncelikle de daha önce Hristiyan ve Yahudi olanlarýn hukuki ve ekonomik çýkar umutlarý nedeniyle, tam olmamakla birlikte geniþ ölçüde bir Ýslamlaþma gerçekleþti. Osmanlý Ýmparatorluðu'nun çöküþü ve eþzamanlý olarak ulusal akýmlarýn ortaya çýkýþý 19 ve 20'inci yüzyýllarda Avrupa'da padiþahlýðýn sonunu getirdi, ama Ýslamýn deðil. Halkýnýn yüzde 99'u ile Türkiye Cumhuriyeti dýþýnda, Arnavutluk (yüzde 70) ve Bosna Hersek (yüzde 40) Müslüman bir çoðunluða sahipler; fakat Müslümanlar, Ortodoks ve Katolik Hristiyanlar karþýsýnda azýnlýðý oluþturduklarý Balkan devletlerinde, siyasetçilerin devlet sanatý için bir meydan okuma olarak kalýyorlar. Hepimiz eski Yugoslavya'daki etnik-dini ihtilaflarýn bilincindeyiz. Ancak, Bulgaristan da 80'li yýllarda, dengeyi bozmaya katký saðlamak için orada yerleþik Türkleri sürmeyi ya da zorla asimile etmeyi denedi. AB'nin, sadece Türkiye'nin deðil ayný zamanda da Balkanlar'daki etnik ve dini karýþýmdan oluþan devletlerin de Birliði felce uðratabilecekleri endiþesi kesinlikle anlaþýlýr. Ancak tarihi perspektiften bakýldýðýnda þu saptama da kaçýnýlmazdýr: Türkiye en güçlü Müslüman devlet olarak dýþarda kalýrsa, o zaman modern ve günümüzün seküler Avrupasý, Hristiyan Orta Çað'da olduðundan çok daha fazla "Hristiyan" olacaktýr. Türkiye'nin, hatta Müslümanlarýn tamamýnýn Batýlý aydýnlarca geri çevrilmesi, bazen nahoþ olan ortak tarihi yükleri aþmak yerine, bunlardan kurtulmayla sonuçlanacak gibi gözüküyor. Bilindiði üzere, genelde bu tür zorlama süreçler baþarýlý olmaz, aksine tehlikelidir. Ýslam Orta Çað'dan beri Avrupa'nýn tarihine dahildir ve bu, sadece Hristiyanlarla çatýþmasýndan doðan ihtilaflar yoluyla deðil, bizzat Avrupa'nýn kültürüne verdiði mükemmel katkýyla gerçekleþmiþtir. Hala etkisini sürdüren gelenek ve kazanýmlarý Osmanlý Ýmparatorluðu'na atfetmek zor olsada, Orta Çað'ýn Müslüman devletleri Batý'nýn bilim ve sanatýný önemli ölçüde verimli hale getirdiler. Hatta, Müslümanlar ve Ýspanya'daki Yahudilerin Hristiyanlara saðladýklarý Doðu bilimi ile kültürel mübadele gerçekleþmeseydi, Orta Çað'ýn sonlarýnda Batýnýn yükseliþi imkansýz olurdu bile denilebilir. Çaðdaþlýða geçiþi çok sayýda tarihçi de bu yükseliþe dayandýrýr. Þark'tan Gelen Bilgelerin Kültür Hediyeleri Bundan sonraki tüm geliþmelerin temeli Orta Çað'ýn baþlarýndaki Hilafet döneminde, yani Asya'da atýldý. Burada günümüzde hala var olan, Antik Yunan doða bilimi ve felsefesi sekiz ve dokuzuncu yüzyýlda Arapçaya çevrildi. Eþzamanlý olarak da eski öðretilerin Müslüman ilim adamlarýnca yorumlanmasýna ve geliþtirilmesine baþlandý. Kýsa süre sonra bu süreçde Endülüs ve Sicilya'da da ilerleme kaydedildi. Emirlik ve Halifeliklerin ve daha sonra küçük beyliklerin avlularýnda þiir sanatý, felsefe ve bilim geliþtirildi. Baðdat'ta dokuzuncu yüzyýlda alýnan Hintlerin matematik ve sayý sistemi, Ýberya Yarýmadasý üzerinden Batý'ya giden yolunu buldu. Buna karþýlýk Yunanlarýn felsefesine Yahudiler olduðu gibi Müslümanlar da dini nedenlerden dolayý, kuþkudan düþmanlýða varan bir tepki gösterdiler. Aristoteles'in dünyanýn ebedi olduðu tezi, dinleri ve yaradýlýþ hikayesiyle baðdaþmamasýna raðmen bazý ilim adamlarý bizzat risk üstlenerek bu itici tezle de ilgilendiler. Latin Batý, Büyük Otto'nun Ýtalya'ya hakim olup Avrupa'nýn güneydoðusunu ilgi odaðý yapmasýndan ve Ýspanya'nýn da kendi hilafetini kurarak siyasi istikrarý saðlamasýndan sonra, Endülüs'ün bilim dünyasý ile ilgilenmeye baþladý. 1085'te Ýspanya'nýn eski baþkenti Toledo'nun Hristiyanlar tarafýndan yeniden fethedilmesinden

AB SÜRECÝNDE TÜRKÝYE sonra Hristiyan Ýspanya'da, Müslüman, Hristiyan ve Yahudi araþtýrmacýlarýn bir araya geldiði, Yunan, Hint, Fars ve Arap bilimini Latinceye aktarmakla görevlendirilen çok sayýda bilim merkezi oluþturuldu. Daha dokuzuncu yüzyýlda Orta Doðu'da Ýslam'ýn Yunan felsefesi temelinde rasyonel bir tanrý bilimine dönüþtürülmesi denemesi baþarýsýzlýkla sonuçlandý. Bilimin yeni bir yöntemle açýklanmasý da daha önce bilinmeyen üniversitelerin kurulmasýný teþvik etti. Konstantinopel'de de onikinci yüzyýlda birkaç baþarýsýz deneme yapýldý, ancak, Latin tipi üniversiteler kurulamadý. Hristiyanlarýn, Araplar tarafýndan sekizinci yüzyýlda iþgal edilen topraklarý geri almak için gerçekleþtirdikleri savaþýn ardýndan, onbeþinci yüzyýlýn sonunda Müslümanlar Ýspanya'dan tamamen uzaklaþtýrýldýlar. Benzer geliþmeler Sicilya'da da yaþandý. Ortodoks ve Katoliklerin birbirleriyle rekabet etmeleri yüzünden kolaylaþan, Osmanlýlarýn Avrupa'nýn doðusuna doðru ilerlemelerine karþý, Hristiyanlarýn askeri açýdan yapacaklarý fazla bir þey yoktu. Reformcu Luther, Orta Doðu geleneðiyle yabancý boyunduruðunu, iþlediði günahlarý yüzünden tanrýnýn verdiði ceza olarak kabul etme eðilimindeydi. Ancak, daha sonra Türkleri ve Roma'daki Papayý düþman olarak görerek, her ikisinin ölmesi için dua edilmesi çaðrýsý yaptý. Hristiyanlar, Türk tehditine örneði görülmemiþ bir düþündürücü yazý ve resimli mesaj furyasý ile karþý koydular. Ýlk kez Müslümanlara karþý direniþte milliyetçilik ötesinde bir Avrupa kamuoyu oluþtu. Daha sonra gelen nesillerine çok sayýda Avrupalý halklarýn da dahil olduðu Türkler, Orta Çað'da Truvalýlar olarak görülmüþ, böylece onlar da humanist bilim adamlarýný bu Truvalý halklar topluluðundan dýþlamýþlardý. Buna karþýlýk, II. Mehmet'e yenilen Yunanlar, kararlý bir þekilde Avrupa'ya dahil edildiler. Toparlanacak olursa, Avrupa ve AB'nin sýnýrlarý hakkýnda, Orta Çað'ýn dil, edebiyat ve kültür bilimi açýsýndan ne söylenebilir? Öncelikle, Avrupa'nýn Doðu sýnýrý sadece coðrafi deðil siyasi, kültürel ve dini açýdan da hep akýcýydý. Doðudan gelen kavim ya da fatihler yerleþik Avrupalýlarý ne kadar sýk tehdit ettilerse, ayný istikametten oraya en önemli fikirleri ve kazanýmlarý da o denli taþýyarak zenginleþtiler. Hristiyan, Yahudi ve Müslümanlar Asya'da dini geleneklerinin baþkentlerini baþ tacý ettiler ve keþiflerle atýlan teknik adýmlar Doðu'dan Avrupa'ya doðru ilerledi. AB'nin geniþlemesi artýk, tarihin öyle ya da böyle gerçekten haklý kýlamayacaðý bir sýnýrýn çekilmesini zorunlu kýlýyor. Avrupa Konvansiyonu Baþkaný Valeri Giscard D'Estaing Kasým 2002'de kesin bir dille "Türkiye'nin Avrupa devleti olmadýðýný ve Birliðe alýnmasýnýn AB'nin sonu olacaðýný" açýkladý. Bu mesele, yani dýþ sýnýr hakkýnda uzlaþýya varýlmasý, tabii ki önce Avrupa kimliðinin belirlenmesini gerektiriyor. Tarih bilimcilerinin görevi, kimlik bahþetmek deðil, aksine geliþmeleri eleþtirel bir þekilde ele almaktýr. Kanaat önderi olmak istemeseler de, karar verebilmeleri için en azýndan siyasetçilere malzeme sunabilirler. Yakýn tarihçiler Türkiye konusunda, öncelikle 1923/24 inkilabýnýn kapsadýðý alan ve sürdürülebilirliðini açýklama eðilimindeyken, Orta Çað bilimcileri, görevlerinin Hristiyan ve Müslümanlar arasýndaki derinde yatan ortak ve farklý temelleri incelemek olduðunu düþünüyorlar. Günümüzde hiçbir yerde güçlü bir þekilde yerleþmiþ bir Avrupalý toplum duygusu olmadýðý gibi, homojen bir tarih bilinci de hiç yoktur. Bunun için önce siyasi kararlarla bir çerçeve oluþturulmasý gerekir. Orta Çað'daki uluslarýn eðitiminden, bu sýralamanýn alýþýlmadýktan ziyade, tipik olduðunu biliyoruz. Örneðin; Almanya da bir zamanlar, halkýn ortak bir köken efsanesi olmamasýna raðmen, kurulabilmiþti ve bunun dýþýnda, yeni devletin, yeni büyük grubun tarihe iliþkin kendi görüþünü oluþturmasý için önce koordinatlarý verdiði kesin olarak kabul edilmektedir. Ayrýca, tarihçiler de ellerindeki olanaklarý abartmamalýdýr. Siyasette hep çýkarlar karar verir, geçmiþin tecrübelerine ya da eski nesillere karþý þükran borcu çok az dikkate alýnýr. Fakat, devlet adamlarý AB'nin sýnýrlarýný bir kere çizdikten sonra, tarihçiler yine seslerini yükseltecektir. Zira, halklarýn yeni toplulukta birarada iyi bir þekilde yaþayýp yaþayamayacaðýna; tarihteki resimlerle partnerlerine nereye kadar siper olabilecekleri ve daha önce hiç bilincine varmadýklarý ortak noktalarýný tespit edip etmeyecekleri de belirleyici olacaktýr. Buna karþýlýk, burada etkilenen taraf Avrupa, yani yaþlý kýta olduðu için, Orta Çað'a ve modern öncesi döneme dönüp bakmak ise yine kesinlikle kaçýnýlmazdýr.

ARAÞTIRMA-ÝNCELEME Dolardaki Deðer Kaybýnýn Bazý Nedenleri ve Olasý Etkileri Giriþ Günümüz küreselleþme sürecinde dýþ ödemelerde yaygýn bir biçimde referans birim olarak kullanýlan ödeme araçlarýnýn deðerindeki geliþmeler, bütün dünya ülkelerini, hem ekonomik hem de politik açýdan etkileyebilecek niteliktedir. Dýþ ödeme araçlarý içinde özellikle Amerikan Dolarýnýn deðerindeki iniþ ve çýkýþlar, toplumlarýn ilgi odaðýndadýr. Bunu nedeni; ABD Dolarýnýn, Ýkinci Dünya Savaþý sonrasýnda kurulan ve bugüne kadar sürdürülen dünya ekonomik düzeninde, elli yýlý aþan bir süre boyunca, bütün ülkelerin öncelikli olarak benimsemiþ bulunduðu uluslararasý rezerv olmasýndan kaynaklanmaktadýr. Diðer dövizlerden farklý özelliklerinin bulunmasý, günümüz uluslararasý rezervleri içinde de en büyük paya sahip olmasý, bu para biriminin, dýþ piyasalardaki deðer yitirme sürecinin ilgiyle izlenmesine ve hakkýnda çeþitli yorumlar yapýlmasýna neden olmaktadýr. Burada da seçtiðimiz konu, temel olarak Amerikan Dolarýnýn dýþ piyasalardaki konumuyla iliþkilidir. Dolarýn günümüzdeki deðer yitirme süreci, Dolarýn neden deðer kaybettiði, deðer kaybýndan ne beklendiði ve Dolardaki deðer kaybýnýn ne gibi etkiler yaratabileceði ile ilgilidir. Gerçekte konu, çok geniþ, çok kapsamlý ve çok boyutludur. Ancak, çalýþmanýn niteliðinin kýsýtý altýnda, buradaki yaklaþýmýmýz genel olma özelliðindedir. Dolar deðerindeki deðiþmelerin neden bu kadar önem taþýdýðýnýn açýklanabilmesi için önce Amerikan Dolarýnýn iþlevleri hakkýnda bilgi verilmekte ve Amerikan ekonomisinin önceliklerine deðinilmektedir. Daha sonra Dolarýn günümüzdeki deðerinin hangi faktörlere baðlý olarak gerileme sürecine girdiði üzerinde durulmaktadýr. Burada döviz kuru teorileri yerine, uygulamadan yola çýkýlmaktadýr. Bu þekilde sýnýrlandýrýlmaktaysa da þimdi ele alýnacaklar dýþýnda kalan çok sayýda etmen, Dolarýn deðer kaybetmesinde rol oynayabilir. Bu çalýþmada belirtilen nedenler, Amerikan hükümetinin ekonomik gerekçeleriyle baðlantýlýdýr. Dolayýsýyla üzerinde durulanlar dýþýndakilerin de bulunabileceði düþünülmelidir. Dolardaki düþmeyi hazýrlayan nedenlerin belirtilmesinden sonra izlenen döviz kuru politikasýndan neler beklendiði açýklanmakta ve neler saðlanabileceði deðerlendirilmektedir. Son olarak Dolardaki dýþ deðer kaybýnýn sürmesi halinde, dünya ekonomisinde yaratabileceði olasý etkiler hakkýnda tahminler yürütülmektedir. Yine Türk ekonomisi açýsýndan, akla ilk gelenlere yer verilmektedir. Deðer Kaybýnýn Dolarýn Ýþlevleri Açýsýndan Önemi ABD Dolarý, 1999-2002 arasýnda Euro karþýsýnda deðer kazanmýþ, ancak, 2002 yýlýndan itibaren deðer kaybetmeye baþlamýþtýr. Euro, 1 Ocak 1999 da dolaþýma girdiðinde 1 Euro = 1.17 Dolar paritesi geçerliydi. Ardýndan 2001 yýlý sonbaharýnda Euro, 83 cente kadar düþmüþtür. Daha sonra Euronun yükseliþi ve bu geliþmeye zýt olarak Dolarýn günümüze doðru uzanan düþüþ süreci baþlamýþtýr. Bu baðlamda önce 1 Dolar = 1 Euro paritesine ulaþýlmýþ ve daha sonra bir Euro ile daha çok miktarda Dolar alýnabilmiþtir. Son aylarda iki birim paritesindeki bant, 1.25-130 arasýndadýr. 13 Þubat 2004 itibariyle parite, 1 Euro = 1.2691 Dolar þeklindedir. Ýki ulusal para arasýndaki satýn alma gücü oranlarýnýn yukarýda belirtildiði gibi geliþmesi, her ne kadar geleceðe yönelik olarak Euroya karþý doðan ilgi ve talebin artmasýna yol açmaktaysa da, esas konu, Dolar kurunun ne olacaðý ile iliþkilidir. Bunun nedeni 50 yýlý aþkýn bir süreden bu yana, ABD Dolarýnýn dünya ekonomisinde temel uluslararasý rezerv olarak kabul edilmiþ olmasýndan kaynaklanmaktadýr. 2000 yýlý baþýndaki verilere göre, Dolarýn dünya ticaretindeki payý, yüzde ellinin üzerindedir ve Dolar, uluslararasýlaþma oranýnýn en yüksek olduðu para birimidir; Kýsaca, Dolar dünya ülkelerinin ortak deðiþim aracý, ortak hesap birimi ve ortak birikim aracýdýr. Ülkeler arasýndaki çeþitli dýþ ödemelerin aðýrlýklý olarak Dolarla yapýlmasý, Dolarýn dünya deðiþim aracý olduðunu ortaya koymaktadýr. Ayrýca Dolar, dünya ortak hesap birimidir; baþta petrol, demir, çelik, çinko, kahve, kauçuk gelmek üzere temel mallar, Dolarla fiyatlandýrýlmaktadýr. Öte yandan ödemelerin çok Prof. Dr. Dilek Özbek Çankaya Üniversitesi ÝÝBF Ýktisat Bölüm Baþkaný

ARAÞTIRMA-ÝNCELEME sayýdaki döviz yerine belirli bir para ile yapýlmasý, iþlem maliyetlerini azaltmaktadýr. Temel mal fiyatlarýnýn belirlenmesinde oynadýðý rol dýþýnda, ortak hesap birimi olarak ABD Dolarý, döviz kurlarýnýn tesbitinde ortak referans birimdir. Çeþitli dövizlerin deðerleri hakkýnda bilgi edinilmesini kolaylaþtýrýlmakta böylece bu dövizlerin birbirine çevrilmesinden doðacak iþlem maliyetlerini ortadan kaldýrmaktadýr. Açýklananlarýn ötesinde baþlýca uluslarasý rezerv olarak Amerikan Dolarý, dünya döviz piyasalarýna bir müdahale aracýdýr. Gerektiðinde, çeþitli yabancý paralarýn dýþ deðerlerinin, yani birbirlerine karþý olan satýn alma gücü oranlarýnýn ayarlanmasýnda bir referanstýr. Yine uluslararasý borç ve alacak iþlemleri, bir uluslararasý rezervin, dünya ödeme aracý olarak kullanýlmasýyla kolaylaþmaktadýr. Son olarak yapýlan bütün açýklamalar yanýnda, ABD Dolarýnýn çok önemli bir baþka iþlevi, tasarruf yönünden ortaya çýkmaktadýr. Bu yönüyle Dolar, dünyanýn ortak deðer birikim aracýdýr. Dolar cinsinden tasarruflar, gelecekteki, cari iþlemler ile sermaye hareketlerine yönelik iþlemlerin yapýlmasýna kaynaktýr. Yapýlan bütün bu açýklamalarýn ýþýðý altýnda, 2000 sonrasýnda ABD Dolarýndaki deðer kaybýnýn ve özellikle 2001 Temmuzundan bu yana geçen süre içerisinde Euroya karþý yüzde 30 dan fazla deðer yitirmesinin, dünya ekonomisi bakýmýndan büyük önem taþýdýðýný söylemek uygundur. Dolardaki Deðer Kaybýnýn Nedenleri ve ABD Ekonomisine Olasý Katkýlarý Döviz kuru teorileri, parite deðiþikliklerinin nedenlerini çeþitli modeller çerçevesinde incelemektedir. Dolayýsýyla Dolar kurundaki deðiþikliklerin açýklanmasýnda, baþta satýn alma gücü paritesi teorileri gelmek üzere birçok teoriden yararlanmaktadýr. Örneðin, Dolarýn neden deðer kaybettiði, Krugman modelinde olduðu gibi, daha çok uzun vadeli kur deðiþikliklerini açýklayan makro ekonomik deðiþkenlere baðlý tutulabilir. Hatta bazen, uzun dönemde döviz kurlarýndaki istikrarsýzlýk, OPEC petrol fiyatýný dört kat yükseltecekmiþ ve benzeri þeklindeki anlýk duyumlarýn, uzun vadeli deðiþkenlerin üzerinde doðurduðu etkiyi kaydýrma gibi ani bir hareketle hýzlandýrýlmasý ile dahi açýklanabilir. Teorik bakýþ açýsýyla döviz kurlarý, piyasa güçleri; döviz arz ve talebi ile belirlenmelidir. Ancak genelde uygulamada kurlar, bazý kurum ve kuruluþlar tarafýndan tesbit edilmektedir. Döviz kurlarýnýn bu þekilde tesbit edilmesi, seçilen döviz kuru politikasýný ortaya koymaktadýr. Örneðin, bugün ABD nin seçmiþ olduðu döviz kuru politikasý; düþük deðerli Dolar kuru politikasýdýr. Burada amaç, bu politika sayesinde belirli ekonomik hedeflere ulaþýlmasýdýr. Bu hedeflerin açýk bir biçimde görülebilmesi için, Amerikan ekonomisinin içinde bulunduðu koþullarýn, çözülmesi için öncelik verdiði konularýn ve seçilen döviz kuru politikasý ile varabileceði sonuçlarýn dikkate alýnmasýnda yarar bulunmaktadýr. Öte yandan Dolarýn bugünkü deðerinde, ABD nin geçmiþ dönemlerde izlediði ekonomik ve mali politikalarýn çok önemli rol oynadýðý gerçeði de unutulmamalýdýr. Günümüzde Amerikan Hükümetinin neden düþük deðerli Dolar kuru politikasýndan yana olduðunu deðerlendirmeye baþlarken, Amerikan ekonomisinin önceliklerine deðinmekte yarar vardýr. Bugün Amerika nýn en önde gelen amacý, 2002 yýlýnda dibe vurmuþ ekonomisini canlandýrmak; ekonomik büyüme saðlamak suretiyle 2002 de yüzde 5.6 ya ulaþan iþsizlik oranýný, en azýndan geçmiþ yýllarda olduðu gibi yüzde 4 düzeylerine çekebilmektir. Amerika da baþlatýlacak ekonomik büyüme hamlesinin, kýsa sürede dünyaya yayýlmasý ve bir süreden beri uyuþukluk sürecinde bulunan dünya ekonomisinin harekete geçmesi beklenmektedir. Bu arada Amerikan ekonomisinin en önemli sorunlarýný da anýmsamak gerekir : Dýþ denge açýklarý, iç denge

ARAÞTIRMA-ÝNCELEME açýklarý ve dünyanýn en aðýr borçlu ülkesi olan ABD nin iç ve dýþ finansman kaynaðý yaratma ile ilgili sorunlarý, bunlarýn baþýnda gelmektedir. Bütün bu açýklamalardan sonra þöyle söylenebilir : Belirtilen hedefler ve içinde bulunulan koþullar açýsýndan düþük deðerli Dolar kuru politikasý, diðer deðiþkenlerin veri olmasý þartýyla, Amerikan Hükümeti açýsýndan kötünün iyisi biçiminde tanýmlanabilecek nitelikteki bir politikadýr. Çalýþmanýn bundan sonraki aþamasýnda, söz konusu politikanýn sorunlarý çözme konusundaki etkinliðinin deðerlendirilmesine öncelik verilmektedir. Dolar Kuru ile Cari Ýþlemler Dengesi Arasýndaki Ýliþki Amerikan ekonomisinin sorunlarýnýn baþýnda dev boyutlara ulaþan dýþ ticaret ve cari iþlem denge açýklarý yer almaktadýr. 1994 te yaklaþýk 164 milyar Dolar olan Amerikan dýþ ticaret denge açýðý 1998 sonrasýnda hýzla yükselmiþ ve 2000 yýlýndan itibaren daha da yükselerek önce 450 milyar Dolara, ardýndan 2002 de 480 milyar Dolara çýkmýþtýr. Günümüzde bu açýðýn 500 milyar Dolara yaklaþtýðý bilinmektedir. Cari iþlem açýðýnýn, GSMH nýn yüzde 4 ünden fazla olduðu ülkeler, aðýr borçlu ülke (highly indebt nations) kapsamýndadýr. ABD cari denge açýklarýnýn, Amerikan GSMH sýna oranýnýn günümüzde yüzde 5 i aþtýðý ve yüzde 6 ya doðru yol aldýðý dikkate alýnýrsa, ABD nin aðýr borçlu ülkelerin baþýnda yer aldýðý anlaþýlýr. Dýþ denge açýklarýný karþýlamak konusunda bir yol, yabancý ülkelerle yapýlan ithalatýn kýsýlmasýdýr. Diðer yol ise, yabancýlara yapýlacak mal ve hizmet ihracatýný arttýrmak suretiyle ihracat gelirlerinin yükseltilmesidir. Bir yandan yabancýlara yönelik harcamalarýn sýnýrlandýrýlmasý diðer yandan da yabancýlardan saðlanacak gelirlerin arttýrýlabilmesi için Dolar paritesindeki iniþten yararlanmak uygun bir döviz kuru politikasýdýr. kolay deðildir. Bu yöndeki baþarý, ihracatýn ne ölçüde arttýrýlabileceði ve/veya ithalatýn ne ölçüde sýnýrlandýrýlabileceði ile iliþkilidir. Amerika nýn yoðun dýþ ticaret iliþkisine sahip olduðu ülkelerin baþýnda, Avrupa, Japonya ve Güney Doðu Asya ülkeleri gelmektedir. Bu ülkelerin içinde bulunduðu ekonomik koþullar, þimdi Dolar karþýsýnda deðer kazanan ulusal paralarýyla Amerika dan daha çok mal ve hizmet ithal edilip edilmeyeceði konusunda bilgi verebilmektedir. Örneðin, baþta Almanya gelmek üzere Avrupa ülkelerinde 2003 yýlý büyüme beklentileri, 2002 yýlýnýn da altýnda kalmýþtýr. Kaldý ki Almanya da 2002 yýlýnda ancak sýfýra yakýn bir büyüme gerçekleþmiþtir. Euro kullanan oniki Avrupa ülkesinin 2002 yýlý ortak büyüme oraný, yüzde 0.9 dan yüzde 0.6 ya gerilemiþtir. Petrol ithalatýna önemli ölçüde baðýmlý olan Avrupa Birliði nde bütçe açýklarý bulunmaktadýr. Vergi gelirleri yetersizdir. Büyümenin finansmaný önemli bir sorundur. Ayrýca iþsizlik bir problemdir. 2002 yýlýnda yüzde 0.7 küçülen Japon ekonomisinin de 2003 te ancak yüzde bire yaklaþan düþük bir marjla büyüdüðü tahmin edilmektedir. Yukarýda anlatýlmaya çalýþýldýðý gibi sözü edilen ülkelerdeki ekonomik durgunluk, harcama olanaklarýndaki daralmaya, dolayýsýyla ithalat harcamalarýnýn da sýnýrlandýrýlmasýnda etkendir. Açýklanan nedenlerle Dolardaki deðer kaybýnýn, bu ülkelerle yapýlacak mal ve hizmet ticaretinde, Amerikan ihraç ürünlerine ne ölçüde talep yaratacaðý konusu tartýþmalýdýr. Öte yandan hýzlý ekonomik büyüme Depreciation baþta dýþ ticaret açýðý olmak üzere cari iþlemler dengesi açýklarýnýn giderilmesinde yararlýdýr. Dolarýn dýþ piyasalarda alým gücünün azalmasý nedeniyle ithalat kýsýtlandýrýlmakta, deðer kaybeden Dolar karþýsýnda dolaylý olarak güçlenen yabancý paralarýn satýn alma gücünün artmasý nedeniyle ihracat týrmanmaktadýr. Ancak uygulamada çok sayýda örnek olaydan anlaþýlacaðý gibi, dýþ denge açýklarýnýn bütünüyle döviz kurlarýndaki ayarlamalarla kontrol altýna alýnmasý

ARAÞTIRMA-ÝNCELEME sürecindeki diðer ticari ortaklarýn, Dolar kurundaki deðiþmeden ne ölçüde etkilendiðinin araþtýrýlmasýnda yarar vardýr. Örneðin 2002 yýlýnda Çin de büyüme oraný yüzde 8.5 tir. Rusya da yüzde 5.5 tir. Yine Hong Kong, Singapur ve Tayvan da pozitif ekonomik geliþmeler söz konusudur. Dolardaki deðer kaybýnýn, Amerika nýn yoðun dýþ ticaret iliþkisinin bulunduðu en baþta Çin baþta gelmek üzere Doðu Asya ülkelerine yapabileceði mal ve hizmet ihracatýný ne ölçüde arttýrabileceði tahminde bulunmak istersek, Dolar deðerindeki azalmanýn Amerika ya beklediði kadar ihracat kazancý saðlamayabileceði sonucuna varabiliriz. Çünkü, söz konusu ülkelerin ulusal paralarýnýn dýþ deðerleri, doðrudan doðruya Amerikan Dolarýna baðlýdýr. Dolar düþerse, onlar da deðer kaybeder. Böylece, dýþ ticareti teþvik edeceði belirtilen kur avantajý ortadan kalkar. Yapýlan deðerlendirmelerin ýþýðý altýnda, Dolardaki dýþ deðer kaybýnýn, Amerikan ihracat gelirlerinin arttýrýlmasýnda çok da önemli rol oynamadýðýný söylemek mümkündür. Öte yandan konuya diðer yönden de yaklaþýlabilir. Bir baþka deyiþle güçsüz Dolarýn Amerikan ithalat giderlerini ne ölçüde azaltýlabileceði düþünülebilir. Depreciation yani Dolarýn deðer kaybetmesi ve kurunun Euroya göre düþük kalmasý, Amerika nýn Euro bölgesinden yapacaðý ithalatý azaltmasý açýsýndan yararlýdýr. Bu nedenle bölgeye dahil oniki Avrupa ülkesi, Dolarýn Euro üzerinde yarattýðý baskýlara tahammül etmeye çalýþmakta ve Amerika ya yapabilecekleri ihracatýn daha da kýsýtlanmasýný önlemek için Euronun dýþ piyasalarda deðer kazanmasýnýn gerçekleþmesini engellemek istemektedir. Son günlerde Yuanýn revalue edilmesi yönünde baskýlar bulunmaktadýr. Bunun gerçekleþmesi durumunda Amerika nýn Çin den yaptýðý ithalat azalabilir. Günümüzde iki ülke arasýndaki ticaretten kaynaklanan Amerikan dýþ ticaret denge açýðý, 50 milyar Dolara yaklaþmýþtýr. Dolayýsýyla Yuanýn dünya fiyatýnýn yükselmesi ile Amerikan dýþ ticaret denge açýðý üzerindeki baskýnýn azalmasý söz konusudur. Ancak bu yönde de tartýþmalar bulunmaktadýr. Çünkü bir süre önce Çin, ABD kamu kaðýtlarýna yoðun yatýrým yaparak Dolarýn daha da fazla düþmesini önledi. Böylece ABD nin Çin den yaptýðý ithalatý sürdürmesini saðladý. Öte yandan Japon Merkez Bankasý, döviz piyasalarýndan geçen yýl 180 Milyar Dolar satýn alarak Yenin, Dolar karþýsýnda aþýrý oranda deðer kazanmasýný engelledi. Dolayýsýyla dolaylý olarak Yen karþýsýnda deðerini koruyan Dolarýn, gönüllü ihracat kýsýtlamasý gibi ticaret anlaþmalarý dýþýnda, Japonya dan yapýlacak ithaltý önleme olanaðý sýnýrlýdýr. Bütün bu yapýlan açýklamalara dayanarak Dolardaki dýþ deðer kaybýnýn baþta dýþ ticaret olmak üzere ABD cari iþlem denge açýklarýný karþýlamak konusunda yeterince etkili olamayacaðýný söylemek mümkündür. Hatta, daha da kötüsü, belki de ekonomik büyüme gerekçesiyle Amerikan ithalatýnýn ve ithalat harcamalarýnýn daha da artmasý söz konusudur. Bu durumda Dolardaki deðer kaybýnýn uygulamada hangi yönden dýþ açýklarý karþýlamada etkinlik saðlayabileceði hususunun açýklýða kavuþturulmasý gerekmektedir. Bu baðlamda konuya ithalat maliyetleri açýsýndan yaklaþýlabilir. Çalýþmanýn baþýnda belirtilmiþ olduðu gibi, Amerikan Dolarý, çeþitli temel mallarýn satýn alýnmasýnda ortak hesap birimidir. Ekonomik büyümeyi saðlamak için gerekli temel mallar; en baþta petrol demir, çelik ve benzeri Dolarla alýnýp, Dolarla satýlmaktadýr. Bu mallarýn fiyatlarýnýn deðiþmediði varsayýmý altýnda, Dolarýn deðer kaybetmesi ABD açýsýndan ithalatýn maliyetini azaltmaktadýr. Çünkü, bu mallar þimdi diðer paralara göre daha düþük deðerli olan Amerikan

ARAÞTIRMA-ÝNCELEME Dolarýyla satýlmaktadýr. Ýthalat harcamalarýndaki dolaylý gerileme, Amerikan dýþ ticaret denge açýðýnýn küçülmesinde etkili olabilir. Dolar Kuru ile Bütçe Açýklarý Arasýndaki Ýliþki Cari iþlem denge açýklarý yanýnda ABD nin önde gelen bir baþka sorunu, dev boyutlara varmýþ bütçe açýklarýdýr. Bütçe açýklarýnýn açýk finansman kaynaklarý ile kapatýlmasý politikasýnýn sürdürülmesi sonucunda açýklarýn daha da tehlikeli boyutlara ulaþabileceði anlaþýlmaktadýr. ABD ekonomisi, 2002 sonu itibariyle 2500 milyar Dolar civarýndaki bütçe açýðýyla karþý karþýyadýr. Yapýlan tahminlere göre bu açýðýn, 2005 yýlý sonunda 3500 milyar Dolara yaklaþmasý beklenmektedir. Bu durum, bütçe açýklarýnýn Amerikan GSMH sýna oranýnýn, yüzde 30 a çýkmasý anlamýna gelmektedir. ABD için bütçe açýklarýnýn azaltýlmasý bir süre önce bir amaçtý. Ancak daha sonra terörle mücadele gerekçesi ile bu amaçtan vazgeçildi. Bilindiði gibi bütçe açýklarýný karþýlamanýn en uygun yolu, kamu gelirlerinin arttýrýlmasý ve/veya kamu harcamalarýnýn azaltýlmasýdýr. Ancak, Bush yönetiminde, ekonomik büyümenin gerçekleþtirilmesi gibi ekonomik amaçlar yanýnda siyasi yönden izlenen politikalar da harcamalarý özendirici rol oynamaktadýr. Son yýllarda baþta Afganistan ve Irak gelmek üzere çeþitli merkezlere yapýlan askeri müdahaleler, savaþ baþlangýcýnda silahlanmaya, savaþ sonrasýnda da yeniden yapýlandýrmaya yönelik olarak yeni harcamalarý gerektirmektedir. Bütçe açýðýnýn, harcamalarý kýsmak yerine, kamu gelirlerinde saðlanacak artýþla telafi edilebileceði düþünülebilir. Ancak, iþsizliðin azaltýlmasý ekonomik büyümenin saðlanmasý gibi hedefler, vergilerin arttýrýlmasý yerine vergi indirimlerinin uygulanmasýna dönüþmüþtür. mallarýn yerli mallardan ucuz olmasý nedeniyle ithalatýn artmasýna yol açar. Bu durum, kýsýr döngü halinde dýþ ödeme denge açýklarýnýn sürmesine neden olabilecektir. Yapýlan araþtýrmalar, olasý enflasyonu önlemek için talebin baský altýna alýnmasý yerine üretim maliyetlerin düþürülmesinin yeðlendiðini göstermektedir. Günümüzde Amerikan mevduat faiz oranlarý, son 45 yýlýn en düþük düzeyindedir. Bu durum, bir yandan elde edilen gelirlerin yurtiçi tüketime yönelik olarak harcanmasýný, diðer yandan da yatýrým maliyetlerinin düþürülmesini saðlamaktadýr. Ayrýca, düþük faiz oranlarý, Amerika ya yönelik doðrudan yabancý sermaye yatýrýmlarýný özendirmek ve hýzlandýrmak konusunda uygun bir teþvik sayýlabilir. Kýsaca belirtilmesi gerekirse, amaçlandýðý þekliyle üretim maliyetlerinin düþürülmesinde hem depreciation hem de azalan faiz oranlarý rol oynamaktadýr. Bir yandan baþta petrol gelmek üzere üretim için gerekli temel girdiler dýþ piyasalardan ucuzlayan Dolarla ithal edilebilmekte, diðer yandan da gerileyen faiz oranlarý sayesinde yatýrým maliyetleri iniþe geçebilmektedir. Günümüzde ABD nin izlediði döviz kuru politikasý, Amerikan ekonomisini canlandýrmayý ve Amerika nýn dýþ rekabet gücünü arttýrmayý amaçlamaktadýr. Afganistan ile Irak ýn yeniden yapýlandýrýlmasý konusundaki giriþimler de Amerika ya o bölgelerden ucuz girdi saðlanmasý ve bu bölgelere yapýlacak ihracattan gelir elde edilmesi konusunda yardýmcýdýr. Amerikan bütçe açýklarýnýn azaltýlmasýna yönelik politikanýn bu açýklarýn giderilmesine ne ölçüde katký saðlayacaðý diðer ekonomik politikalara Bush yönetiminde saðlanan vergi indirimleri, Amerikan halkýna daha fazla tüketme olanaðý saðlamaktadýr. Dolarýn deðer kaybýnýn oynadýðý rol burada devreye girmekte ve tüketim harcamalarýnýn yabancý ürünler yerine yerli ürünlere yönelmesini temin etmektedir. Tüketim harcamalarýnda yaratýlan fazlalýðýn, yurtiçi üretimi de teþvik edeceði düþünülmektedir. Ancak burada; yani ekonomik büyüme sürecinde karþýlaþýlabilecek en büyük tehlike, Amerikan mal ve hizmetlerine yönelik talebin artmasý sonucunda enflasyon oranýnýn yükselmesidir. Yurtiçi enflasyon seviyesindeki artýþ, ihraç mallarýnýn fiyatlarýný yükselterek ihracatýn azalmasýna ve yabancý

ARAÞTIRMA-ÝNCELEME uyum saðlanmasýna baðlýdýr. Bu baðlamda; öncellikle dýþ ticaret, döviz kuru, ekonomik büyümenin finansmaný gibi politikalarýn, bütçe politikasý ile uyumlaþtýrýlmasý önem kazanmaktadýr. Yukarýda söyleyeceklerimizi daha açýk olarak þu þekilde ifade edebiliriz: Düþük maliyetlerle dönen üretim çarklarý, yurtiçinde üretim fazlasýnýn elde edilmesini saðlayabilir. Bu sýrada Dolarýn deðer kaybetmesi Amerikan dýþ rekabet üstünlüðünün artmasýnda rol oynamakta ve ürün fazlasýnýn ihracatýný kolaylaþtýrmaktadýr. Bu yolla yabancý ülkelerden elde edilecek dýþ ticaret kazançlarýnýn, Amerikan iç ve dýþ denge açýklarýnýn bir ölçüde karþýlanabilmesinde önemli bir kaynak oluþturacaðý düþünülmektedir. ABD nin günümüzde özellikle denizaþýrý ülkelerde yeniden yapýlandýrmayla iliþkili inþaat sektörüne yönelik yatýrýmlara aðýrlýk vermesi, hem iþsizlik sorunu çözmek, hem de üretimi düþük deðerli Dolarla ithal edilen demir, çelik, petrol gibi dolaylý yoldan maliyet azaltan girdilerle gerçekleþtirmek açýsýndan akýlcý bir yoldur. Ancak, iþlerin planlandýðý gibi yürüyüp yürümeyeceði ayrý bir konudur. Örneðin, yakýn geçmiþte petrol fiyatlarý yükseldi. Gerçekten de 2003 ün ilk yarýsýnda varil baþýna ham petrol fiyatý 20 Dolar dolaylarýndaydý. Daha sonra yükseldi. Örneðin, Ocak 2004 te 30 Dolara çýktý. Petrol fiyatýndaki artýþ, Amerikanýn üretim maliyetlerinin düþürülmesine yönelik isteklerinin gerçekleþmesini engellemektedir. Ayrýca baþka sorunlar da ortaya çýkabilir. Örneðin, temel mal üreticileri, Dolar karþýlýðýnda mal satmaktan vazgeçebilir. Nitekim Irak, 2000 yýlý sonlarýna doðru aldýðý bir kararla petrolünü, Dolar yerine Euroyu referans alarak satmayý kararlaþtýran ilk ülkedir. Yine OPEC in üyelerinden Ýran ve Suriye, Irak benzeri politika izlemek hazýrlýðýna geçmiþti. Bütün bu anlatýlanlardan sonra Dolardaki gerilemenin, dolaylý olarak bütçe açýklarýnýn karþýlanmasýna katýký saðlayacaðý kuþkuludur. Dolar Kuru ile Borçlanma Arasýnda Ýliþki Amerikan iç ve dýþ denge açýklarýnýn karþýlanmasýnda, özellikle diðerlerinin yeterli olmamasý durumunda, bir baþka yol olarak daha fazla borçlanma olasýlýðýndan söz edilebilir. Çünkü, daha önce de belirtildiði gibi ABD bugün, zaten dünyanýn en aðýr borçlu ülkesidir. Yurtiçi tüketimi özendiren önlemler ile en alt düzeylerde seyreden mevduat faiz oranlarý, yurtiçi tasarruf eðiliminin düþmesine neden olmaktadýr. Ýç finansman kaynaklarý yetersiz olunca uluslararasý sermaye hareketleri aracýlýðýyla, yabancý ülkelerden fon akýþý saðlamak ve her zaman olduðu gibi iç ve dýþ denge açýklarýný geleceðe yönelik Dolar taahhüdü ile kapatmaya çalýþmak belki de en akýlcý yoldur. Gerçekte düþük deðerli Dolar, aþýrý derecede dýþ borcu olan ABD açýsýndan, borçla ilgili taahhüt ve yükümlülüklerin azaltýlmasýnda son derece elveriþlidir. Özellikle Dolar, bugüne göre daha fazla deðerliyken Dolara endeksli hazine bonosu, çeþitli tahviller gibi menkul deðer ihraç etmek suretiyle saðlanan borç kaynaklarýnýn deðeri, bugün Dolardaki deðer kaybý sayesinde azaltýlabilmektedir. Bu durum, söz konusu deðerleri o gün satýn almýþ bulunan yabancý kurum ve kuruluþlarýn alacaklarýnýn bir bölümünün yitirilmesi anlamýndadýr. Bütün bu geliþmelere raðmen yabancý merkez bankalarý ile diðer yabancý kurum ve kuruluþlarýn elindeki ABD hazine kaðýtlarýnýn toplamý, 2003 yýlýnda bir önceki yýla göre yüzde 20 oranda artarak 850 milyar Dolara eriþmiþ bulunmaktadýr. Öte yandan ABD özel sektör tahvillerinin yaklaþýk yüzde 30 unun ve hisse senetlerinin yüzde 15 inin yabancýlarýn elinde olduðu bilinmektedir. 2000 lerin baþýnda yaþanan ekonomik durgunluk ile hem faiz oranlarýnýn, hem de Dolar kurunun düþmesi nedeniyle borç saðlama araçlarý büyük ölçüde itibar yitirmiþtir. ABD nin en önemli ekonomik göstergelerden biri olan Wall Street

ARAÞTIRMA-ÝNCELEME Borsasýnda iþlem hacmi daralmýþ ve borsa 2002 de kayýpla kapanmýþtýr. Borsadaki düþüþ, üç-dört yýldan bu yana durdurulamamýþtýr. Özellikle, 2002 de borsada yaþanan kayýplar dýþýnda 2000 sonrasýnda çok sayýda þirket iflas etmiþtir. Bu açýklamalarýn ötesinde, Amerikan yönetiminin 11 Eylül terör hareketinden sonra, yabancýlara yönelik aldýðý önlemler sonucunda ülkeden sermaye kaçýþý baþlamýþtýr. Çünkü, çýkarýlan yeni yasa, Amerikan yönetimine, yabancýlarýn kazançlarýna ve servetlerine gerektiðinde el koyabilme yetkisi tanýmaktadýr. Yukarýda anlatýlmaya çalýþýldýðý gibi, belirtilen koþullarda yurtiçi kaynaklarýn yanýnda, dýþ finansman kaynaklarý da yetersiz kalmaktadýr. Bu durum, büyümenin nasýl finanse edileceði sorusunun büyük önem kazanmasýna yol açmaktadýr. Açýklarýn karþýlanmasýnda geriye kalan seçenek, geçmiþten bugüne alýþageldiði þekliyle Fed in karþýlýksýz Dolar basma sürecine hýz kazandýrmasý ve ekonomik büyümeyi fazladan yaratýlan Dolarlarla finanse ederek sürdürmesidir. Ancak, bu yöntem de Amerika nýn ekonomik açýdan tasarladýklarýna uygun deðildir. Çünkü karþýlýðý bulunmayan Dolarlarýn doðurduðu baský sonucunda yükselmesi beklenen enflasyon oranlarý, cari iþlem ve bütçe açýklarýnýn daha da büyümesinde bir etkendir. Dolardaki Deðer Kaybýnýn Türk Ekonomisine Bazý Etkileri Türkiye nin dýþ ticaretinin yüzde 50 den fazlasý Avrupa Birliði ülkeleriyle gerçekleþtirilmektedir. 2002 yýlý sonu itibariyle ihracatýmýzda AB nin payý yüzde 51.5, ithalatýmýzda ise yüzde 45.5 tir. Aramýzdaki dýþ ticarette Euro kullanýlmaktadýr. Ancak, Dolara göre deðer kazanan TL bazýndaki bu kazanç, AB den yapýlan ithalat sonucunda azalmaktadýr. Diðer yandan, baþta Almanya gelmek üzere diðer AB ekonomilerinde günümüzde hakim olan ekonomik durgunluðun uzun dönemde sürmesi halinde Türkiye nin AB ye yapacaðý ihracatýn azalmasý söz konusudur. Dolayýsýyla Euro cinsinden elde edeceði ihracat gelirleri de düþecektir. Çünkü, Euro bölgesinde büyümeye geçilmemesi ve buna raðmen düþürülmeyen faiz oranlarý, bu ülkelerde yatýrýmlarýn daha da azalmasýna ve ithalatýn düþmesine neden olacaktýr. Ancak, Türkiye nin AB ye yönelik ihracat sonucunda kazandýðý Euro, Dolara çevrildiðinde, Dolar cinsinden kazançlarýn artacaðý söylenebilir. ödemeler, Liranýn Dolar karþýsýnda deðer kazanmasý nedeniyle azalacaktýr. Bu durum, üretim maliyetlerinin düþmesinde, yatýrýmlarýn ivme kazanmasýnda çok olumlu bir geliþmedir. Bir baþka yönüyle, Türk parasýnýn Dolara karþý deðer kazanmasý moralleri yükseltmektedir. Geleceðe yönelik ekonomik beklentilerin pozitif olmasý, ekonomik dengeler açýsýndan olumludur. TL nin Dolar karþýsýnda deðer kazanmasý, Türkiye nin borç stokunun GSMH ya oranýnýn TL cinsinden görünümün deðiþmesine yol açmaktadýr. Nitekim geçtiðimiz yýl iç ve dýþ borç stoku itibariyle toplam borcun GSMH ya oraný Dolar cinsinden yüzde 85.1 dir. Ayný borç stokunun TL cinsinden görünümü ise belirtilen yýlda yüzde 79.3 tür. Ayný oranlar sýrasýyla bir önceki yýl, yüzde 81.7 ve yüzde 88.7 þeklinde gerçekleþmiþtir. Dolayýsýyle son bir yýl içinde TL nin Dolar karþýsýnda reel olarak deðerlenmesi Borç/GSMH oranýný yaklaþýk 8 puan aþaðýya çekmiþtir. Borcun GSMH ya oranýnýn azalmasý önemli bir göstergedir. Borcun sürdürülebilir olmasý, ekonomi politikalarýnda radikal bir deðiþimi gerektirmemesi anlamýna gelmektedir. Bunun ötesinde, Türkiye nin dýþ itibarý göstergesi olan kredi notunun yükselmesine yardýmcý olmaktadýr. Bu söylenenlerin ötesinde, dönemsel olarak kurlardan saðlanacak avantajlar veya dezavantajlarýn orta ya da uzun dönemde geçerli olmayacaðýný söylemek uygundur. Dolayýsýyla, uluslararasý döviz piyasalarýndaki geliþmelere göre Türk ekonomisinin ileride bazý risklerle karþýlaþmasý veya bu risklerden uzaklaþmasý söz konusudur. Diðer yandan, dünya piyasalarýnda Dolarla alýnýp satýlan temel mallarýn fiyatlarýnýn ayný kalmasý kaydýyla, ithal girdilere yapýlacak Dolar türündeki

ARAÞTIRMA-ÝNCELEME Sonuç Dünya piyasalarýnda Dolar daha nereye kadar düþebilir sorusu, merak edilen bir konudur. Bu soruya piyasa ekonomisi açýsýndan cevap verilirse, arz fazlasý olduðu sürece, düþüþ de sürecektir denilebilir. Öte yandan, Amerikan Hükümeti açýsýndan baþka faktörlerin etkisinin bulunmadýðý varsayýmý altýnda, Dolar basarak dünyayý Dolara boðma politikasý sürdürüldükçe ve açýktan finansmana hýz verildikçe Dolarýn deðer yitirmeye devam edeceði söylenebilir. Bunun ötesinde, Dolar kurundaki deðiþmeler diðer ülkelerin Dolar arz ve talebiyle ilgili tutumlarýna baðlýdýr. Dünya ülkeleri toplam resmi rezervleri içinde Dolar cinsinden tutulan resmi rezervlerin payý, 2001 yýlýnda yüzde 68.3 tür. Özellikle Japonya ve Çin dünyanýn en çok rezerv tutan ülkeleridir. 2000 yýlý itibariyle bu iki ülkenin, 350 milyar Dolar kadar Dolar cinsinden dýþ rezervi bulunmaktadýr. Diðer Asya ülkelerinden Hong Kong, Singapur, Tayvan ile Kore de de Dolar cinsinden rezervler 300 milyar Dolar dolaylarýndadýr. Yine, AB nin Dolar türünden resmi rezerv toplamý 400 milyar Dolardýr. Sözü edilen ülkeler, Dolarý elden çýkarma yarýþýna girerlerse, Dolar daha da deðer kaybeder. Ancak, bu düþük bir olasýlýktýr. Çünkü, Dolar paritesi düþünce söz konusu ülkelerin birikimlerindeki rezervlerin deðeri de düþmektedir. Nitekim, günümüzde Dolarýn daha da deðer kaybetmesini önlemek için merkez bankalarý yoðun bir biçimde dünya piyasalarýndan Dolar ve Dolara endeksli deðerler satýn almakta ve döviz piyasalarýna yoðun bir biçimde müdahale etmektedir. Dolar daha da düþerse neler olur þeklindeki soruyu yanýtlarsak: Çeþitli merkez bankalarýndaki Dolar türündeki birikimlerin, Dolara göre daha deðerli olan bir rezerv; örneðin Euroya çevrilmesi isteði güçlenebilir. Bugün, bu tür bir eðilim zaten baþlamýþ bulunmaktadýr. Örneðin, Rusya, Çin hatta Venezuela dýþ rezervlerini Dolar/Euro karýþýmý þeklinde deðiþtirmektedir. OPEC ülkeleri de petrolü Euro ile satmayý planlamaktadýr. Euroya talep artarsa ne olur? Kuþkusuz Avrupa Para Birliði büyük ölçüde sarsýlýr. Çünkü, Maastricht Anlaþmasý uyumlaþtýrma kriterleri, Euro bölgesine yönelik, enflasyon oranlarý, uzun dönem faiz oranlarý, döviz kurlarý, bütçe açýklarý ve kamu borçlarýnýn GSMH ya oraný gibi deðerlerle ilgili sýnýrlayýcý özellikler taþýmaktadýr. Kriterler bir yana býrakýlsa dahi Avrupa Merkez Bankasýnýn dünya likidite ihtiyacýný karþýlamaya çalýþmasý þeklindeki bir giriþim zaten Euronun baþaþaðýya düþmesine neden olacak koþullarý ortaya çýkaracaktýr. Neler olabileceði zamanla görülebilecektir. Bunun ötesinde bazý tahminler yapýlabilir. Çünkü düþük Dolar politikasý, bugüne özgü yeni bir politika deðildir. 15 Aðustos 1971 tarihinde; Altýn-Dolar konvertibilitesinin son bulmasýndan sonra Dolar iniþe geçmiþtir. Mark ve Yen, Dolar karþýsýnda dolaylý olarak deðer kazanmýþtýr. Paritelerdeki deðiþikliðe bir tepki OPEC ten gelmiþtir. Ham petrol fiyatý, 1973 yýlý öncesinin dört katý kadar yükseltilmiþtir. Petrol krizlerinin yaþandýðý 1970 li yýllar, dünya ekonomisinin stagflasyona giriþini anýmsatýr. Ýþsizlik ve enflasyon bir arada yaþanmýþ ve dünya ticaret hacmindeki daralma, uluslararasý ekonomik iþbirliðini çözmüþtür. Dileðimiz eski günlere dönülmemesi þeklindedir. Bütün bu anlatýlanlarýn sonunda þu söylenebilir: Dolardaki deðer kaybý süreci, merak ve endiþeyle izlenmektedir. Kaynakça - Andersen, Torben, Bollerslev (2000) : DM-dollar volatility ; intra-day activity patterns, Journal of Finance - Cashin, P., Cespedes L., Sahay R., (2003) Commodity-exporting countries and their exdange rates Finance and Development, spring - Galati Gabriele, Ho Corrinne (2001) Macroeconomic news and the Euro/dollar exchange rate BIS Working Papers, No 105, - Gruben, C.William (1997) : Exchange Rates, Capital Flows and Monetary Policy in a Changing World Economy, Kluewen Academic Publýshers - Güneþ Hurþit (2004) Dolar mý düþüyor, Euro mu yükseliyor? - Özbek Dilek, (1999) : Uluslararasý Para Sistemi Teori ve Politika, Ýmaj yay. ISBN : 975-7852-61-9 - Özbek Dilek, (1999) : Dýþ Ticarette Yeni Korumacýlýk, Tez Büro - Özbek Dilek (1999) : Uluslararasý Rezerv Seçimindeki Kriterler ve Euroya yönelik bir deðerlendirme Gazi Üniversitesi Ý.Ý.B.F. Dergisi, Cilt 1, Sayý 2. - Öztrak Faik (2004) Döviz kurunun borca azizliði - Törüner Yaman (2003) : Bizimkiler bunlardan haberdar mý? - Yeager, B., Leland (1966) : International Monetary relations, Theory, History and Policy, Harper and Row.

ARAÞTIRMA-ÝNCELEME Türkiye de Ekonomik Geliþmeler Kasým 2000 Likidite Krizi ve Þubat 2001 Finans Krizi sonrasý IMF destekli bir Ekonomik Ýstikrar Programýna ek olarak, ekonomi yönetiminde politik müdahaleleri asgari düzeye indirebilmek için BDDK ve Kamu Ýhaleleri Üst Kurulu gibi 10 Üst Kurul kurmuþ, ilaveten, Bankalar Kanunu, Hazinenin Ýç Borçlanma Kanunu ve Merkez Bankasý nýn Baðýmsýzlýðý Yasasý gibi kurumlarýn özerkliðinin ve Türkiye de siyasi istikrarýn saðlanmasýnýn müspet etkileri, ayrýca Ekonomik Programda mali disipline uyulmasýnýn piyasalara güven vermesi sonucu Türk ekonomisi düzlüðe çýkmak üzeredir. Ekonomide son durumu ele almadan önce 2002 ve 2003 teki geliþmeleri özetleyelim. 2002 de Ekonomik Durum: 2002 yýlý için hedeflenen yüzde 3 lük GSMH büyüme hýzý, yüzde 7,8 lik bir artýþ göstermiþ, yýl boyunca Dolar fiyatýnýn 1,5 milyon TL dolayýnda seyretmesinin de müspet etkisiyle, 2002 yýlý için hedeflenen GSMH 166 milyar Dolar yerine yaklaþýk 182 milyar Dolar, Fert Baþýna Gelir (FBG) de hedeflenen 2316 Dolar yerine 2609 Dolar olarak gerçekleþmiþtir (Bakýnýz. Tablo-1). Yýllýk enflasyon 2001 deki yüzde70 li seviyelerinden, 2002 de TÜFE de yüzde 29,7, TEFE de yüzde 30,8 e gerilemiþtir. 2004 yýlý Devlet Bütçesi ise: Harcamalar 160,9 katrilyon (ktr) TL; Transferler 108,2 ktr (66,1 ktr. faiz ödemesi), Cari Harcamalar 45,2 ktr. TL (28,6 ktr. Personel Giderleri), Yatýrým ise 7,6 ktr. TL dir. Gelirler 114,5 ktr. TL (Vergiler 99,2 ktr. TL). 2003 ten 2004 e Bütçe Harcamalarý içinde, Transferler / Harcamalar yüzde 68 den yüzde 67,2 ye (Faiz Ödemeleri / Harcamalar yüzde 41,9 dan yüzde 41,1 e), Cari Ödemeler / Harcamalar yüzde 27,3 ten yüzde 28,1 e, Yatýrýmlar / Harcamalar yüzde 4,6 dan yüzde 4,7 ye, Vergi Gelirleri / Harcamalar yüzde 61,5 ten yüzde 61,6 ya, Faiz Ödemeleri / Vergiler yüzde 68,1 den yüzde 66,7 ye, Harcamalar / GSMH de yüzde 39,5 ten yüzde 38,3 e hedeflenmiþtir. Bu durum 2004 bütçesinin de bir transfer ve cari harcamalardan oluþtuðunu ve bütçe esnekliðinin yok denecek kadar az olduðunu açýk bir þekilde ortaya koymaktadýr. Bu oranlar Ekonomide görülen baþarýlarýn hala býçak sýrtýnda olduðunun bir göstergesidir. Türkiye deki ekonomik durumu bir yýl öncesine göre mukayese ettiðimizde; GSMH Büyüme Hýzý Ocak-Eylül 2003 döneminde yüzde 5,2 artmýþ, Prof. Dr. Emin Çarýkcý Çankaya Üniversitesi ÝÝBF Öðretim Üyesi 2003 Yýlý Gerçekleþme Tahminleri: Dolar fiyatýnýn 1,4 milyon TL dolayýna gerilemesi sonucu, GSMH Büyüme Hýzý yüzde5 iken, GSMH hedefi 200 milyar Dolar dan 238 milyar Dolar a (2002 den 2003 e yüzde 31 artýþ), FBG 2826 Dolar dan 3366 Dolar a (2000 ye göre yüzde29 artýþ) revize edilmiþtir. Ýthalat 68.7 ve ihracat ise 46.9 milyar Dolar olarak gerçekleþmiþtir. 2004 Yýlý Hedefleri: (Bakýnýz, Tablo-1 in son kolonu). GSMH yaklaþýk 262 milyar Dolar, FBG 3645 Dolar, Satýnalma Gücü Paritesine (SGP) göre FBG 8200 Dolar, GSMH büyüme hýzý yüzde5, yýllýk enflasyon hýzlarý da TÜFE ve TEFE de de yüzde12 þer, Ýthalat 75 milyar Dolar (yüzde 11,5 artýþ), Ýhracat ise 51,5 milyar Dolar (yüzde 12,3 artýþ) olup, Dýþ Ticaret Açýðý 23,5 milyar Dolar, Cari Ýþlemler Dengesi (CÝD) Açýðý da -7,6 milyar Dolar dýr. CÝD Açýðý / GSMH oraný da yüzde -2,9 hedeflendiði için (2000 de bu oran yüzde -4,9 idi) 2004 te bir döviz krizi beklenmemektedir. Çünkü, bu oran yüzde4 ü geçmediði sürece Türkiye de bir döviz krizi olmaz. Zaten, 2002 den 2003 e Merkez Bankasý (MB) döviz rezervleri 26,7 milyardan 33,6 milyar Dolar a çýkmýþtýr. 2003 te Yýllýk Enflasyon TÜFE de yüzde 18,4, TEFE de yüzde 13,9 olarak gerçekleþmiþ, Ocak 2004 te ise bu oranlar sýrasý ile yüzde 16,2 ve yüzde 10,8 e inmiþtir. 2002 den 2003 e Ýç Borç Stoku 149,9 katrilyon TL den 194,4 katrilyon TL ye (94 milyar Dolardan 138,9 milyar Dolara) çýkarak Dýþ Borç Stokuna (142 milyar Dolar) yaklaþmýþtýr. Ýmalat Sanayiinde Kapasite Kullaným Oraný Aralýk 2002 de yüzde 76,5 iken, Aralýk 2003 de yüzde 80 e (Özel Sektörde yüzde 71,7 den yüzde 79,6 ya) çýkmýþ, Ýmalat Sanayii üretimi 2001 yýlýnda yüzde -9,9 gerilemiþ iken, bu oran 2002 de yüzde 10,8 lik bir artýþa dönüþmüþ, Ocak-Kasým dönemi; 2002 de yüzde 10,2, 2003 te de yüzde 8,5 artmýþtýr. 2003 yýlýnda ihracat yüzde 30, ithalat da yüzde 33,3 artmýþtýr. Ýhracat ve ithalatýmýzda, sýrasýyla AB nin payý yüzde 52 ve yüzde 46 dýr. 21,9 Milyar Dolarlýk toplam Dýþ Ticaret Açýðýnýn sadece yüzde 32.4 ü (7.1 milyar Dolarý) AB ülkeleriyle, yüzde 20,1 (4,4 milyar Dolar) KEÝ Ülkeleriyle, yüzde 19,2 si

ARAÞTIRMA-ÝNCELEME (4,2 milyar Dolar) Uzak Doðu (Diðer Asya) Ülkeleriyle, yüzde 15,1 i (3.3 milyar Dolar) Diðer OECD Ülkeleriyle ve yüzde 5.5 i da (1,2 milyar Dolar) Ýslam (ÝKT) ülkeleriyledir. Demek ki, Dýþ Ticaret Açýðýnýn tek sebebi AB ile yapýlmýþ olan Gümrük Birliði deðildir. Toplam ihracatýmýzda Almanya nýn payý yüzde16, ABD yüzde8, Ýngiltere yüzde7,8, Ýtalya yüzde6,8, Fransa yüzde6, Ýspanya yüzde3,8, Hollanda da yüzde3,2 dir. 2003 yýlýnda ihracat artýþý beklenenin üzerindedir. Ancak bu artýþýn yaklaþýk yarýsý veya toplam artýþýn üçte biri, Dolara göre aþýrý deðerlenmiþ olan Euro ve Sterlin gibi paralarla yapýlmýþ olan ihracatýn düþük deðerli Dolar ile hesaplanmasýndandýr. Nitekim, Ocak-Eylül 2003 döneminde ihracat artýþý yüzde 34 olduðu halde, ayný dönemdeki ihracat miktar indeksi artýþý yüzde 21,8 dir. Doðrudan Yabancý Sermaye (DYS) yatýrýmlarýnda 2002 de 1 milyar 32 milyon Dolarlýk giriþ, 55 milyon Dolarlýk çýkýþla net DYS giriþi 977 milyon Dolar iken, 2003 Ocak-Kasým döneminde ise -439 milyon Dolar çýkýþ ve 458 milyon Dolar giriþ olduðu için net DYS giriþi sadece 19 milyon Dolardýr. Dünyada 2002 de DYS yatýrýmý stoku 7,1 trilyon Dolardýr. Türkiye nin payý ise yüzde0,3 (binde 3) ile 18,6 milyar Dolardýr. (Detaylý bilgi için bakýnýz Çankaya Gündemi Dergisi, sayý 15, Ekim 2003). HM nin Ocak 2004 Finansman Tablosuna göre, 2003 te Toplam Borç Servisi (Faiz ve Anapara geri ödemesi) 108 milyar Dolardan (97 milyarý iç borç, 11 milyar Dolarý dýþ borç), 2004 te 127 milyar Dolara çýkacaktýr (116 milyar Dolarý iç borç, 11 milyar Dolarý da dýþ borç). Böylece 2003 te Toplam Borç Servisinin yüzde 91 i Ýç Borç Sevisine gitmektedir. 2003 te Hazine içerden 90 milyar Dolar borçlanmýþ, 97 milyar Dolar iç borç geri ödemesi yapmýþken (Ýç Borçlarý Geri Çevirme Oraný IBGÇ- yüzde 93 iken = piyasaya 7 milyar Dolar býrakmýþ), 2004 hedefi ise, Hazine 116 milyar Dolar iç borç ödemesi yapacak 102 milyar Dolarlýk iç borçlanmaya gidecektir (IBGÇ=yüzde 88). 2003 Devlet Bütçesi: Bütçe Harcamalarý 140 katrilyon TL, Gelirleri 100,2 katrilyon TL olup, Bütçe Açýðý da 39,8 katrilyon TL ye (28,4 milyar Dolar),(SGK açýklarý 15,9 katrilyon (ktr) TL=11,4 milyar Dolara) ulaþmýþ, Toplam Faiz Harcamalarý ise 58,6 ktr. TL dir. Bu durumda; Toplam gelirlerin (100,2 ktr) yüzde 58,6 sý ve Vergi gelirlerinin (84,3 ktr) yüzde 69,5 i faiz ödemelerine (58,6 ktr. TL) harcanmýþtýr (2002 de bu oranlar sýrasý ile yüzde 68 ve yüzde 78 idi). Toplam faiz ödemelerinin (58,6 ktr) yüzde 90 ý (52,7 ktr) Ýç Borç (138,9 milyar Dolar) faiz ödemelerine, sadece yüzde 10 u da (5,9 ktr) Dýþ Borç (142 milyar Dolar) faiz ödemelerine gitmiþtir. Sonuç: Bütçede ve iç borçlarý çevirmede nispi bir iyileþmeye raðmen, Türkiye nin esas meselesi dýþ borç stoðundan çok, iç borç stoðudur. Kamu kesiminde (Devlet, KÝT ler, Belediyeler ve BÝT lerde) aþýrý israfý azaltacak, tasarruf ve verimliliði artýracak yapýsal tedbirler ile özelleþtirme ve kayýt dýþý ekonomi ile mücadele konularýnda daha hýzlý adýmlar atýlmasý gerekmektedir. Bu konularda daha hýzlý hamleler yapýlmadýðý sürece enflasyonla mücadelede ve büyümede elde edilen baþarýlar kalýcý olamaz. Bütçe Açýðý / GSMH oraný yüzde 11 seviyesinden yüzde 4 ün altýna indirilene kadar talepteki bir canlanma ve döviz fiyatlarý artýþlarý (ithalatýn yüzde 89 u üretim ve yatýrým mallarýndan oluþtuðu için iç fiyatlara yansýtýlacak) normal seviyelerine ulaþtýðýnda enflasyon hýzýndaki düþüþün devam etmesi çok zor görülmektedir. NOT: Bu makaledeki tablo her ay revize edilecek ve metin güncelleþtirilerek Çankaya Üniversitesi nin web sayfasýnda yayýnlanacaktýr. Türkiye de ve Türk Cumhuriyetlerinde ekonomik geliþmeler ile Türkiye-AB iliþkilerinde 1959-2004 dönemi geliþmeler hakkýnda detaylý bilgi için, bakýnýz: Prof. Dr. Emin ÇARIKCI, EKONOMÝK GELÝÞMELER ve TÜRKÝYE-AB ÝLÝÞKÝLERÝ, Akçað Yayýnevi, Ankara 2004.

ARAÞTIRMA-ÝNCELEME TABLO-1. TÜRKÝYE'DE BAÞLICA EKONOMÝK GÖSTERGELER: 2000-2004 2000 2001 2002 2003 2004 (P) GSMH (Milyar Dolar) 201,4 144,0 181,7 238,1 (G) 261,7 Fert Baþýna Gelir (FBG), Dolar 2986 2101 2609 3366 (G) 3645 - Satýnalma Gücü (SGP) ile FBG, $ 6212 5738 6158 7600 (E) 8200 (E) GSMH Büyüme Hýzý (%) 6,3-9,5 7,8 5,2 Eylül 5,0 - Ýmalat Sanayii Üretimi (% Deðiþme) 5,6-9,9 10,8 8,5 Kasým 6,0 Kapasite kullaným oraný (%) 78,2 73,6 76,7 80,0 Aralýk - Tüketici Fiyatlarý (TÜFE), % 39,0 68,5 29,7 18,4 (*) 12,0 Toptan Eþya Fiyatlarý (TEFE), % 32,7 88,6 30,8 13,9 (*) 12,0 Emisyon Hacmi (Trilyon Lira) 3772 5282 7636 10676 Bütçe açýðý (Katrilyon Lira) -13,7-29,8-41,7-39,8-46,4 21,9 Milyar $ 24,8 Milyar $ 27,8 Milyar $ (1) 28,4 Milyar $ (1) Sos, Güv, Kur, Açýðý (Katrilyon TL) -4,5-8,4-13,3-15,9-16,0 7,2 Milyar $ 7 Milyar $ 8,9 Milyar $ (1) 11,4 Milyar $ (1) Ýç Borç Stoku (Katrilyon Lira) 36,4 122,2 149,9 194,4-58 Milyar $ 101 Milyar $ 99 Milyar $ (1) 138,9 Milyar $ (1) Bütçe Açýðý / GSMH (%) -10,9-16,9-15,2-11,2-11,1 Bütçe Harcamalarý / GSMH (%) 37,4 46,0 42,9 39,2 38,3 Ýhracat (% Artýþ) 2,8 12,3 12,0 30,0 12,2 Ýthalat (% Artýþ) 32,7-25,7 +22,8 +33,3 (2) 11,6 Ýthalat (Milyar Dolar) -54,5-41,5-50,8-68,7 (2) 75,0 Ýhracat (Milyar Dolar) 27,8 31,3 35,1 46,9 51,5 DIÞ TÝCARET AÇIÐI (Milyar $) - 26,7-10,1-15,8-21,9 23,5 Ýhracat / Ýthalat, (% si) 51,0 77,0 69,0 68,2 68,7 Bavul Ticareti (Milyar Dolar) 2,9 3,0 4,1 3,6 Kasým 4,2 Ýhracatýmýzda AB'nin Payý, % 52,2 51,6 51,5 51,9 - Ýthalatýmýzda AB'nin Payý, % 48,8 44,6 45,5 45,8 - Hizmet Gelirleri (Milyar $) 27,5 21,9 20,0 19,4 Kasým - Hizmet Giderleri (Milyar $) -15,0-13,8-13,2-7,4 Kasým - CARÝ ÝÞLEMLER AÇIÐI (Milyar$) -9,8 +3,4-1,8-4,2 Kasým -7,6 Direkt Yabancý Sermaye (Milyar$) 1,7 (3) 3,3 0,6 +0,5 Kasým (3) - Dýþ Borç Stoku (Milyar $) 119,6 115,1 131,6 142,0 Eylül - MB Döviz Rezervleri (Milyar $) 19,6 18,7 26,7 33,6 - (P): DPT 2004 yýlý program hedefleri; (G): DPT 2003 yýlý Gerçekleþme Tahmini; (E): E.Çarýkcý. Not: 2003 yýlýna ait Ay'larýn yanýndaki rakamlar Ocak ayýndan itibaren kümülatiftir. (*) Ocak 2004 te TÜFE %0,7, TEFE %2,6 artmýþ; Yýllýk bazda ise TÜFE %16,2 ye, TEFE %10,8 e inmiþtir. (1) Ortalama Dolar kuru 2000 de 627 bin TL, 2001'de 1,2 milyon TL, 2002 de 1,5 ve 2003 te ise 1,4 milyon TL dir. (2) Ýthalatýmýzda ara mallarý ve hammaddelerin payý %73, sermaye mallarý %16 ve tüketim mallarý da %11'dir. (3) Net Doðrudan Yabancý Sermaye (DYS) yatýrýmý giriþi 19 Dolardýr. Türkiye den çýkan -439, giren 458 milyon Dolar olup, Türkiye potansiyeline ve emsallerine göre dünya da en az DYS yatýrýmý çeken ülkedir. Kaynak: DÝE, DPT, MB, Hazine ve Dýþ Ticaret Müsteþarlýklarý Dokümanlarý, Þubat 2004. Derleyen: Prof. Dr. Emin Çarýkçý, Çankaya Üniversitesi ÝÝBF Öðretim Üyesi.

MAKALE Prof. Dr. Emin Çarýkcý Çankaya Üniversitesi ÝÝBF Öðretim Üyesi ve MTO Ticaret ve Yatýrým Politikalarý Komisyonu Türkiye Temsilcisi Milletlerarasý Ticaret Odasý (ICC) Ticaret ve Yatýrým Politikalarý 140 ülkedeki iþ dünyasýný temsil eden Milletlerarasý Ticaret Odasý (International Chamber of Commers = ICC = MTO), Dünya Ticaret Örgütü (World Trade Organisation=WTO=DTÖ) WTO Bakanlar Konferansý toplantýlarýnda ele alýnacak uluslararasý ticari ve hukuki yasalarýn hazýrlanmasýný saðlar. Bu yasalarýn oluþumunda üye ülkelerin hükümetleri, MTO temsilcileri ve komisyon temsilcilerinin görüþlerinden yararlanýr. MTO Ticaret ve Yatýrým Politikalarý Komisyonu 22 Ekim 2003 günü, saat 10-17 arasý Paris teki merkezinde, Ýsveçli Lars Anell in baþkanlýðýnda toplanarak 10-14 Eylül 2003 döneminde Meksika nýn Cancun þehrinde yapýlmýþ olan WTO 5. Bakanlar Konferansýnýn sonuçlarýný ve gündemindeki konularý tartýþarak deðerlendirdi. Temmuz 2003 itibariyle Dünya Ticaret Örgütü üyesi ülke sayýsý 147 ye ulaþtý. Bilindiði gibi, DTÖ nün Meksika da Cancun þehrindeki toplantýsý, kotalar, hizmet ticareti ve Singapur konularý (ticarette engellerin azaltýlmasý, ticaret ve yatýrým, kamu alýmlarýnda, ticaret ve rekabette þeffaflýk) üzerinde müzakereleri hýzlandýrmayý ve özellikle tarým ürünlerine uygulanan devlet desteklerini azaltma konusunda bir sonuca ulaþmayý hedeflemiþti. Ancak birçok konuda geliþmiþ ve geliþmekte olan ülkelerin müzakerelerde geri adým atmamasý sonucu Cancun Toplantýsý baþarýsýzlýkla sonuçlanmýþtýr. Cancun Toplantýsýnda hiç olmazsa tarým ürünlerine uygulanan devlet desteklerinin azaltýlmasý ve zengin ülke pazarlarýnýn fakir ülkelere açýlmasý bekleniyordu. Çünkü, geliþmiþ ülkeler (GÜ ler), özellikle ABD ve AB ülkelerinin tarýmsal ürünlere yapmakta olduðu yýllýk sübvansiyonlar (destekler) tutarý 300 milyar Dolara yaklaþmaktadýr. Bu konuda 1999 yýlýnda ABD deki Seattle, 2001 de Katar daki Doha Kalkýnma Gündemi toplantýlarýnda yapýlan tartýþmalarda da bir sonuca varýlamamýþtý. Tarýmsal ürünlere verilen destekler konusunda her ülke kendine göre haklý, baþkasýna göre haksýz görülmekle beraber, burada esas mesele geliþmiþ ülkelerin kendi çiftçilerine verdikleri, neredeyse günde bir milyar Dolarý tutan desteklerinin geliþmekte olan ülkelerin ekonomilerini periþan etmelerinden kaynaklanmaktadýr. Zaten geliþmekte olan ülkeler, sanayi mallarý ihracatýnda, ne fiyat ve ne de kalite bakýmýndan, geliþmiþ ülkelerle baþa çýkacak durumda deðillerdir. Ýlaveten, geliþmekte olan ülkelerin tarým ürünlerinde de yurt içinde ithal ürünleri karþýsýnda da geliþmiþ ülkelerlerdeki aþýrý desteklerden dolayý haksýz rekabete uðrayarak rekabet güçleri azalmaktadýr. Dünya Ticaret Örgütü toplantýlarýnda sanayi mallarý ve hizmet ticaretinde serbest ticaret savunulduðuna göre, geliþmekte olan ülkelerin de bu serbestinin ve gümrüklerin sýfýrlanmasýna tarým ürünlerini de dahil etmeleri, geliþmiþ ülkelerlerde aþýrý desteklerden dolayý zararýna bir fiyatla (bir çeþit gizli dumping) ürün ihraç eden çiftçilerin zararýnýn karþýlanmasýna karþý çýkmak geliþmekte olan ülkelerin en tabi hakkýdýr. Fakat, geliþmiþ ülkelerler bu konuda yan çizmeye devam etmektedir. Tarým ürünleri ticaretinde ortaya çýkan bu baþarýsýzlýk, sanayi mallarý ile hizmet ticaretinin serbestleþtirilmesi müzakerelerine de olumsuz etki yapmaktadýr. Sonuçta, geliþmiþ ülkelerlerin de zarar göreceði bu ortam, geliþmekte olan ülkeler arasýnda ticari bloklaþmayý ve ikili ticaret anlaþmalarýnýn geliþmesini kaçýnýlmaz hale getirecek, her konuda dünya ticaretinin serbestleþtirilmesi çabalarý da büyük bir sekteye uðrayacaktýr. Dünya mal ticaretinde yüzde altý (800 milyar Dolar) dolayýnda bir paya sahip olan tekstil ve hazýr giyim ürünleri ticaretinde de geliþmiþ ülkelerler, kendi sanayilerini korumak amacýyla bazý kýsýtlayýcý tedbirler almýþ ve bu ticareti tarým ürünleri gibi ayrý düzenlemelere tabi tutmuþtur.

MAKALE Tekstil ve hazýr giyim konusunda daha çok miktar yönünden kýsýtlamalar (kotalar) uygulayan geliþmiþ ülkelerler, bu sektörün ticaretini belirleyen miktar anlaþmalarýný düzenlemek için Dünya Ticaret Örgütü Tekstil ve Konfeksiyon Anlaþmasýný (Agreement on Textiles and Clothing ATC) yürürlüðe koymuþlar ve bu sektördeki tüm kýsýtlamalarý 1 Ocak 2005 ten itibaren kaldýrma taahüdünde bulunmuþlardýr. Buna raðmen, geliþmiþ ülkelerlerin (baþta ABD, Japonya, Almanya, Ýtalya ve benzeri olmak üzere) iplik dokuma sektöründeki yatýrýmlarýný sürdürdükleri gözlenmektedir. Diðer taraftan, 2001 deki Katar daki Doha Toplantýsýnda Dünya Ticaret Örgütü ne üye olmuþ olan Çin tekstil ve hazýr giyim ihracatçýsý geliþmekte olan ülkelerin korkulu rüyasý haline gelmiþtir. Çünkü, Çin ekonomisinin 2000-2002 dönemi çekmiþ olduðu yýllýk ortalama Doðrudan Yabancý Sermaye yatýrýmý 47.1 milyar Dolar, 2002 de 52.7 milyar Dolar (Türkiye ye 40 yýlda giren doðrudan yabancý sermayenin yaklaþýk 3 misli) seviyesinde seyretmektedir. Çin, 2003 sonuna kadar 500 milyar Dolarlýk doðrudan yabancý sermaye yatýrýmý çekecektir. Doðrudan yabancý sermaye yatýrýmlarýnýn bu astronomik rakamý Çin in en son teknolojileri transferi ve pazarlama teknikleri saðlamaktadýr. Zaten, dünyanýn en ucuz iþçiliðine sahip olan bu ülke ile tekstil konusunda rekabet edebilmek çok zordur. Ancak, Dünya Ticaret Örgütü ne girmiþ olan Çin, sanayi mallarý ithalatýnda gümrük vergilerini indirerek ekonomisini dýþ rekabete açmak zorunda olduðu için, Türkiye gibi yarý sanayileþmiþ ülkelere de bir ihracat kapýsý ve ümidi açmýþ olacaktýr. 2005 ten itibaren Çin rekabetinden çekinen birçok AB ülkesi, ABD ve Japonya, son yýllarda baþta tekstil olmak üzere bir çok yatýrýmýný Çin e ve diðer ucuz iþgücüne sahip olan Merkezi ve Doðu Avrupa Ülkelerine kaydýrmaya baþlamýþtýr. Sauvé, Dünya Ticaret Örgütü Bakanlar Toplantýlarýnda yönetim ve taktik sorunlardan dolayý çoðu kez yarý baþarý saðlandýðý, Cancun Toplantýsýndaki baþarýsýzlýðýn zaten beklenen bir sonuç olduðu, sürpriz olmadýðý þeklindeki deðerlendirmesiyle söze baþladý. Bu baþarýsýzlýða yol açan sebepleri, konjonktürel ve yapýsal sorunlar olmak üzere ikiye ayýran konuþmacý, konjonktürel faktörleri politik etkenlere ve ekonomik konjonktürün olumsuz durumuna baðladý. Yapýsal sorunlar ise, çok karmaþýk olan uluslararasý ticari meselelerde politikacýlarýn (bakanlarýn) uzlaþmalarýnýn çok ender olduðu ve ele alýnan konularýn ülke menfaatleri doðrultusunda kolayca politize edildiði için uzman müzakerecilere daha çok zaman ve daha çok yetki tanýnmasý gerektiði, Dünya Ticaret Örgütü Bakanlar Toplantýlarýnýn ise her iki yýlda bir yerine 3-4 yýlda bir toplanmalarýnýn daha makul ve gerçekçi olacaðýný ileri sürdü. Zaten, bu toplantýlarda geliþmekte olan ülkelerin beklentileri çok az karþýlanmakta, bir çok geliþmekte olan ülke ise uzman yetersizliðinden dolayý karmaþýk ticari konularda karar veremediði için bu ülkelerin dýþ ticaretten sorumlu bakanlarýn toplantýlarda varýlan uzlaþmalarý imzalamalarýný nasýl bekleyebiliriz diye bir soru sordu, Dr. Sauvé. Özetlersek, Milletlerarasý Ticaret Odasý nýn son komisyon toplantýsýnda, baþta tarým ürünleri ticaretinde olmak üzere, dünya ticaretinin serbestleþtirilmesi konusunda çok kötümser bir hava esti. Fransa nýn Devlet Politikasý Enstitüsü Direktörü ve Paris teki Dünya Bankasý Enstitüsü ne de danýþmanlýk yapan Dr. Pierre Sauvé Dünya Ticaret Örgütü Cancun Toplantýsýndaki baþarýsýzlýðýn sebepleri üzerinde sunmuþ olduðu tebliði bu kötümserliðe tuz biber ekti.

MAKALE Dr. Sauvé, ilaveten, Singapur Konusu nun (Singapure Issue) çok hantal bir yük olduðu ve bu konularýn bir paket olarak deðil, ancak tek tek ele alýnarak bir sonuca baðlanmasý için gayret sarfedilmesiyle baþarý saðlanabileceði ve bu konuda mesafe alýnabileceðini savundu. Ayrýca Dr. Sauvé, Dünya Ticaret Örgütü toplantýlarýnda 147 üye ülkenin anlaþmasýnýn çok zor olduðu, bu ülkelerin ana yüzde 20 sinin toplantýlara zaten hazýrlýksýz geldiði, bu geliþmekte olan ülkelerin varýlan uzlaþmalarý veto etmeye yetkilerinin kaldýrýlmasý gerektiðini de ileri sürdü. Son komisyon toplantýsýnda yukarýdaki tartýþma ve deðerlendirmelere ilaveten, toplantýnýn gündeminde bulunan aþaðýdaki konularýn metinleri üzerinde komisyon üyelerinin görüþlerine baþvurularak bu metinler revize edilmeye çalýþýldý. Bunlar; Cancun Baþarýsýzlýðý Üzerine Komisyon Görüþü Antidumping Politikasý Üzerine Milletlerarasý Ticaret Odasý nýn Görüþü (Üçüncü gözden geçirme) Dünya Ticaret Örgütü Müzakerelerinde Hükümet Alýmlarýnda Þeffaflýk Üzerinde Milletlerarasý Ticaret Odasý Tavsiyeleri Ticaret ve Çevre konusunda yeni bir çalýþma grubu oluþturulmasý için bir baþkan seçildi. Toplantýda ortaya çýkan bazý önemli deðerlendirmeler ise; Tarým ürünleri ticaretine iliþkin anlaþmazlýklarýn giderilememesinden dolayý, global serbest ticaret anlaþmasýnýn imzalanmasý tehlikeye girmiþ, toplantýnýn ev sahibi olan Meksika Dýþiþleri Bakaný nýn Dünya Ticaret Örgütü müzakerelerinin tekrar rayýna oturup 31 Aralýk 2004 te tamamlanmasýna iliþkin sunmuþ olduðu uzlaþma planýnýn gerçekleþmesinin, býrakýn 2004 sonuna, 2006 yýlý sonuna bile yetiþmesinin çok zor olduðu, 1 Ocak 2005 ten itibaren, tekstil ve hazýr giyimde, sanayileþmiþ ülkelerin kotalarý otomatik olarak kaldýrmayacaklarý, kotalarý kaldýrsalar bile, bu ürünlerin ihracatçýsý olan geliþmekte olan ülkeler, sanayileþmiþ ülkelerin iç pazarý korumaya yönelik ek tedbirlere baþvurabilecekleri endiþesi doðmuþ, neticede geliþmekte olan ülkeler, tekstil ve hazýr giyim ihracatýnda da, aynen tarým ürünlerinde olduðu gibi, büyük güçlüklerle karþýlaþacaklarý kanaati hasýl olmuþtur. Komisyon, yukarýdaki konulara ait metinlerin daha da olgunlaþmasý tartýþmalarý için, gelecek toplantýnýn 19 Þubat 2004 günü yapýlmasýna karar verdi. Uzman Kiþilerin (Profesyonel, Teknik ve Yönetici) Ülkeler Arasýnda Serbest Dolaþýmý Konusunda Milletlerarasý Ticaret Odasý Görüþleri

MAKALE Türkiye de Yabancý Dil Öðretimi, Sorunlarý ve Çözümleri Üzerine Görüþler Dil öðretiminin kapsamý bir bakýma, dinleme, konuþma, okuma, yazma gibi dört temel becerinin tümü olarak düþünülebilir. Ancak, bu temel becerilerin ayrý ayrý mý yoksa tümleþik olarak mý kazandýrýlmalarýnýn daha uygun olacaðý, önemsel aðýrlýklarýnýn hangi oranlarda tutulacaðý ve aþaðýda açýkladýðýmýz ilgili öteki konularda öðrenmeyi araþtýran ruhbilimcilerin ortaya koyduklarý kuramlardan gene ruhbilimci, ruhdilbilimci ve dilbilimcilerin yabancý dil ya da ikinci dili öðrenme ve öðretme konularýnda ileri sürdükleri yeni kuramlar, öðrenci ve öðretici olarak bu alanda bulunan herkesi çok yakýndan ilgilendirmektedir. Bu nedenle, iyi bir yabancý dil öðretim kuramýnýn dil öðrenme kavramlarýnýn tümüne eðilerek öðrenenlerin gereksinim ve koþullarýný karþýlayabilir olmasý gerekmektedir. Kimse bir þeyi denemeden daha iyi öðrenemez ve deneyim kazanamaz. Ýþte kuramcý ile uygulamacý arasýndaki fark budur. Dil öðretmenleri doðal olarak kendilerini uygulamacý olarak görürler. Kuramcýlarsa onlar için belirli alan ve zamanlarda neleri yapýp yapamayacaklarý konusunda yönergeler üretirler. Uygulayýcýlar için kuram, bir anlamda, ulaþýlmasý olanaksýz bir fikir, ya da gerçek yaþamda uygulanma ortamý olmayan önkoþullar olarak görülmektedir. Oysa ki kuram dan amacýmýz dil öðretiminin felsefesi; bir bakýma onun altýnda yatan temel düþüncedir. Dolayýsýyla onun dil öðretiminin uygulama aþamasýnda da iþlevleri vardýr. Niçin uygulama yaparýz, dersler niçin planlanýr, derslikler nasýl kullanýlýr gibi konularýn yanýsýra dil öðretimine yönelik deðer yargýlarýnýn oluþmasýnda, ayrýca dil öðretmeninin vermek zorunda olduðu günlük kararlarda bile kuram egemendir. Bir dil öðretmeninin söz konusu kuramlarý ne denli bildiðini ve onlara inanýp inanmadýðýný zümre toplantýlarý, seminer ve alana yönelik konferanslardan daha çok sýnýf içindeki etkinliklerden anlayabiliriz. Dil öðretmenlerinin eðitilme, denetlenme ve gerekli görülen konularda yeniden bilgilendirilmeleri, müfredat programýnýn planlanmasý, ders kitaplarýnýn yazýlma ya da seçilmeleri, hangi programýn (genel amaçlý yabancý dil, özel amaçlý yabancý dil, akademik amaçlý yabancý dil gibi) uygulanacaðý ve ne tür araç gerecin tercih edileceðine iliþkin bir takým konular vardýr ki buralarda da son sözü kuram söyler. Biz burada, kýsaca, yabancý dil öðrenim ve öðretim sürecini doðrudan ilgilendiren temel bileþenleri açarak sýrasýyla öðrenici, toplumsal ve ekonomik etmenler, eðitim ortamý, doðru sesletim, dört temel beceri, yapý ve dilbilgisi, ders kitaplarý, araç-gereçler, yöntem, teknik ve yaklaþýmlarla öðretmen konumunu ve ayrýca yabancý dil öðrenmeyi zorlaþtýran olumsuz durumlarý ülkemizin koþullarý içerisinde deðerlendirmeðe çalýþacaðýz. 1. Öðrenici Yabancý dil öðrenen bir kimse bireysel olarak sorunlarla içiçedir ve daha baþlangýçta, kafasý öðrenimle öðrenenin öngörülen nitelikleri konusunda yanýtlanmasý gereken sorularla doludur. Bu konuda akla gelen ilk soru ise yabancý dil öðrenecek kiþinin dil öðrenmeðe yatkýn ve uygun bir yaþta olup olmadýðýdýr. Öte yandan anadilinin bilincinde olup anadilini ve kurallarýný çok iyi bilen bir öðrencinin güdüleme yoluyla yabancý dili iyi öðrenebilecek uygun kiþiler arasýnda yer aldýðý gibi bir görüþ de vardýr. Hangi yaþta olurlarsa olsunlar, öðrencilerin niçin o yabancý dili öðrenmekte olduklarýný bilmeleri onlarý güdüleyecek; böylelikle bir amaçlarý olduðunun bilincine varacaklardýr. Öðrencilere, sorularý doðru yanýtladýklarý, isteyerek bir etkinlikte bulunduklarý, bir yanlýþý düzelttikleri ya da akýlcý sorular sorduklarý zaman isteklendirici sözlerle teþekkür edilmeli. Yaptýklarý hatalar hoþ karþýlanmalý, heveslerini kýrmadan doðrularý sezdirilmelidir. Arkadaþlarý arasýnda açýkça eleþtirilen, yanlýþý yüzüne vurulan öðrenci olumsuz tepki gösterebileceði gibi derse olan ilgisini de büsbütün yitirebilir. Soru sorulduðunda öðrenci, doðru yanýtý vermekte zorlanýyorsa öðretmen bir takým ipuçlarý vererek ya da yanýtýn bir bölümünü kendisi söyleyerek öðrencinin hatýrlamasýný ve ders içi etkinliklere daha dikkatli katýlmasýný saðlayabilir. Öðrencilerin kiþilikleri yanýsýra genlerle getirdikleri bazý bireysel öðrenme özellikleri de önem taþýr. Kimileri görerek, kimileri duyarak, kimileri her ikisiyle de, kimileri de hareket halindeyken öðrenirler. Ýþte bu bakýmdan öteki bireysel ayrýcalýklar kadar özellikle Gardner ýn ortaya koyduðu çoklu zeka kuramý nýn da dikkate alýnmasý gerekecektir. Öðrencinin davranýþ, tepki ve öðrenim biçimlerinin önceden bilinmesi, olasý sorunlarý daha ortaya çýkmadan önleyebilir. Prof. Dr. Cengiz Tosun Çankaya Üniversitesi Hazýrlýk Okulu Müdürü

MAKALE 2. Toplumsal ve Ekonomik Etmenler Bu tür etmenlere gelince, öðrenilen yabancý dile karþý gösterilecek bir tepki, ya da olumlayýcý bir yaklaþým öðrenciyi doðrudan etkiler. Ailenin ekonomik durumu da yabancý dil öðrencisini oldukça etkileyen bir neden olup tavsiye edilen ya da özenilen teyp, radyo, müzik seti, video, kaset-çalar, bilgisayar vb. gibi araçgereçlere sahip olanlarla bunlarý alamayanlar hatta ders kitaplarýný bile almakta zorlanan öðrenciler arasýnda baþarý ve güdülenme yönlerinden önemli farklýlýklarý ortaya çýkarýr. Gerekli araç gerece fazlasýyla sahip olan, her yýl birkaç kez ailesiyle yurt dýþýna gidebilen öðrencilere karþý, bunlardan yoksun olanlar olumsuz eðilimlerini yabancý dil derslerine boþ vererek gösterebilirler. Aslýnda, devlet bütçesinden eðitime ayrýlan pay çok yetersiz kaldýðýndan küçük þehir ve kasaba okullarýna modern teknoloji giremiyor ya da girmesi çok uzun bir zaman alýyor. Bazý okullarda bunlara raslansa bile kullanmasýný bilen ve sorumluluðu üstüne alacak birisi bulunmadýkça demirbaþ malzeme olarak bir köþede saklý tutulmaktadýrlar. Belki de zaman zaman deneme amaçlý kullanýldýklarý da oluyordur. Anadolu nun çoðu okullarýnda diplomalý yabancý dil öðretmenlerinin sayý olarak gereksinimi karþýlayamadýklarý bir gerçektir. Bu nedenle pek çok okulda yabancý dil derslerine, o dili bildikleri varsayýlan kimseler yalnýzca dersler boþ geçmesin diye sokulmaktadýr. Dolayýsiyle gerek veli gerekse öðrenci tarafýndan bu dersler ciddiye alýnmamakta dahasý, gereksiz ve yararsýz görülerek angarya sayýlmaktadýr. 3. Ortam Burada öncelikle ilk aklýmýza gelen okullardýr: Özel okullar ve devlet okullarý. Özel okullar maddi bakýmdan daha avantajlý olduklarý için bina, ortam, öðretmen, araç-gereç ve nitelikli eðitim yönünden devlet okullarýyla karþýlaþtýrýlamazlar. Sýnýflarda belirli sayýyý aþmayan öðrenci durumu, daha aydýn ve zengin bir kesimden gelen çeþitli olanaklara sahip öðrenci grubu, yurt dýþýndan getirilip kendi ana dilinde eðitim yapan öðretmenlerle, devlet okullarýnda baþarýlý olupta daha çok para kazanmak için buralara gelip çalýþan öðretmen ve yöneticiler yabancý dilin öðrenilmesine olumlu katkýlar saðlarken tam bunun tersi koþullara sahip olan birçok devlet okulunda da baþarýsýzlýk yaþanmaktadýr. Kalabalýk sýnýflar, öðretmen ve modern araç-gereç eksikliði, iyi yetiþtirilmemiþ ya da güdülenimini kaybetmiþ devlet memuru tipli öðretmen ve yöneticiler, bu baþarýzsýzlýðýn nedenleri arasýndadýr. Devlet okullarý baðýmsýz olmayýp herþeyi devletten beklemekte, bilinen olanaksýzlýklarýyla yalnýzca Milli Eðitim Bakanlýðý nýn yönetmelik ve yönergeleriyle eðitimi sürdürmeye çalýþmaktadýrlar. Bütçeleri sýnýrlýdýr, doðrudan para harcayarak birþey alamazlar. Ýstedikleri öðretmeni iþten atýp istediklerini atayamazlar. Siyasal nedenlerle Bakanlýk gereksinim olan yere öðretmen atamazken gereksinim olmayan yere daha fazla öðretmen gönderebilmektedir. Ortaokul ve liselere yeterli sayýda yabancý dil öðretmeni bulunamazken 8 yýllýk zorunlu eðitimle birlikte 4. sýnýfta yabancý dil eðitimine baþlanarak her okulda yabancý dil öðretmenine duyulan ihtiyaç en az % 35 oranýnda artmýþtýr. 4. Doðru Sesletim Öðrenciye örnek olmasý gereken yabancý dil öðretmenleri sesletim hatalarý yapmakta, örneðin Türkçede olmayan bazý sesleri Türkçede bulunan seslerle karþýlamakta sözcük ve tümce vurgularýna dikkat etmeyerek, sesletim kurallarýndan habersiz görünmektedirler. Dolayýsiyle öðrenciler de ayný hatalarý tekrarlayarak yabancý dil öðrenmeye çalýþmaktadýrlar. Film, televizyon, radyo gibi teknolojik araçlar yoluyla o yabancý dilin nasýl konuþulduðunu duyup anlayan öðrenciler basit bir karþýlaþtýrmayla öðretmenlerinin içine düþtükleri durumu görüp onlara olan güvenlerini kaybetmekte ve bundan olumsuz etkilenmektedirler. 5. Dört Temel Beceri Dinleme, konuþma, okuma ve yazma olarak bilinen dört temel beceri, yetersiz eðitimli öðretmenler yüzünden ikiye inmekte, okuma ve yazma olan bu iki beceri de doðru dürüst öðretilememektedir.

MAKALE Günümüzde bile dilbilgisi ve çeviri öðretim yöntemiyle eðitim yapan ve okuduðu her cümleyi çeviren ya da çevirten öðretmenlere raslanmaktadýr. Dinleme ve konuþma gibi çok önemli öteki beceriler görmezden gelinmektedir. Bunlara neden olan daha çok ÖSYM nin, bazý kurum ve üniversitelerin yaptýklarý yabancý dil sýnavlarýna dinleme ve konuþmayý katmamýþ olmalarýdýr. Oysaki bunlarýn her birisinin nasýl öðretileceði, hangi araç gereçten nasýl yararlanýlacaðý, bunlarýn nasýl test edileceði, bu amaçla sýnýf içinde hangi etkinliklere ne denli sýklýkla yer verileceði gibi yönteme iliþkin bilgiler üniversitelerde, yabancý dil eðitimi bölümlerinde öðretilmektedir. 6. Yapý ve Dilbilgisi Cümle kalýplarýyla Ýngilizcenin yapýsýný öðretmek, dilbilgisinin önemli bir bölümünü oluþturduðu için bu beceri, dilbilim ve öðretim konusunda saðlam bilgiler gerektirir. Yabancý dilin yapýsý temelde anadilden bir hayli farklý olduðundan öðrencilerin bu konuda düþebilecekleri yanýlgýlar önceden bilinir ve onu pekiþtiren alýþtýrmalar zamanýnda yapýlýrsa sorunlar daha aza indirgenebilir. Anadilinin olumsuz etkisi en çok bu alanda görülmektedir. Hazýr kalýplarýn dýþýna çýkarak özgün cümleler yapmaya çalýþan bir öðrenci, büyük olasýlýkla Türkçe söz diziminin etkisinde kalarak sözdizimsel hatalar yapacaktýr. Karþýlaþtýrmalý dilbilimin verilerinden yararlanan bir yabancý dil öðretmeni kolayca bu sorunun üstesinden gelebilecektir. Ayrýca, zamanlarda yapýlan yanlýþlarýn da örnek karþýlaþtýrma ve alýþtýrmalarla düzeltilmeleri olanaðý vardýr. Her zaman anadiliyle yabancý dil arasýnda birebir karþýlýk aramanýn doðru olmayacaðý, her dilin kendine özgü özellik ve farklýlýklarýnýn bulunabileceði bazý þeylerin tartýþmasýz kabul edilmesinin gerekeceði öðrencilere söylenmelidir. Modal lar ve aspect konusunda çýkacak olan sorunlar da ayný yöntemle çözümlenebilir. 7. Ders Kitaplarý ve Araç-gereçler Hiç bir ders kitabý tüm beklentilerimizi karþýlayamaz. O nedenle seçilen ders kitabýnýn birtakým noksanlýklarýnýn olduðu önceden kabul edilerek bunlarý tamamlamak üzere bazý çalýþmalarýn ve ek materyal hazýrlamanýn gerekliliði akýlda tutulmalýdýr. Genellikle okutulacak kitaplar ya Milli Eðitim Bakanlýðý nca belirlenir ya da zümre bir kitap seçer. Eðer öðretmene bu olanak tanýnmýþ ve o da bir ders kitabýnýn deðerlendirilmesinin nasýl yapýlacaðýný biliyorsa, yapacaðý þey, kitaplarýn hiç birini beðenmese bile onlarýn arasýndan amaca göre en uygun olanýný seçmek olacaktýr. Materyali hazýrlamak kadar kullanmak ta önem taþýr. Ne gereðinden fazla materyalle öðrenciyi býktýrmalý ne de çok az materyal kullanýp eksikler býrakmalýdýr. Materyal gerektiði yerde gerektiði kadar kullanýlmalý ki konularý öðrenmeyi kolaylaþtýralým derken zora sokmayalým. Kullanýlacak materyal ders planýnda belirtilmeli, önceden hazýrlanarak planlý ve amaca uygun bir biçimde kullanýlmalýdýr. Materyal hazýrlama bir beceri ve bilgi iþidir. Öðretmen bu konuda kendini yetiþtirmek zorundadýr. 8. Yöntem, Teknik ve Yaklaþýmlar Yabancý dil öðretmeni en son öðretim yöntemlerini yakýndan tanýmalý ve sýnýf içi etkinliklerinde bunlarý rahatça kullanabilmelidir. Özellikle bu etkinliklerin daha öðretici ve çekici olmasý için deðiþik teknikleri amaca uygun olarak kullanmak önemlidir. Öðretmen yabancý dil öðretim, yöntem ve yaklaþýmlarýnýn altýnda yatan felsefe ve gerekçeyi iyi bilmeli ki izlediði belirli bir yöntemin neyi amaçladýðýný, kendisini ve öðrencilerini nereye yönlendireceðini önceden görebilmeli, gerekirse amacý gözden kaybetmeden yöntemden yönteme geçerek deðiþik teknikler uygulayabilmelidir. Unutulmamalýdýr ki yöntem tek baþýna her þeyi çözüme ulaþtýrmaz. Öðretmen, onun yalnýzca bir araç olduðunu bilerek gerekli önlemi almalý; bilgiyi insancýl bir yaklaþýmla deneyimlerinden yararlanarak doðru zamanda, doðru yerde, gerektiðinde, gerektiði kadarýný aktarmalýdýr. Hangi yöntemin kullanýlacaðý konusunda öðrencilerin bilgi düzeyi, kullanýlan ders kitaplarý, elde bulunan araç-gereçlerle birlikte öðretmenin ulaþacaðý hedefler dikkate alýnmalýdýr. Bunlarý göz önüne almadan seçilecek olan yöntem baþarýyý olumsuz etkileyebilir.

MAKALE 9. Öðretmen Yabancý dil öðretmeni programýn en vazgeçilmez ögesidir. Onun beceri ve kiþiliði, öðrenme koþullarýnýn yaratýlmasýnda aracý olmaktadýr. Öðretmenin becerisi iki etmene baðlýdýr: 1) Öðrettiði yabancý dil düzeyi için yeterli ve 2) yabancý dil öðretiminde kullanýlan yöntem, teknik ve yaklaþýmlar konusunda iyi eðitilmiþ uzman bir eðitimci olmak. Türkiye deki gibi bazý ülkelerde de öðretmenler bir bakýma pek iyi yetiþmemekte, kaynaklarýn yetersiz ya da sayýca az olmasý nedeniyle özellikle yabancý dil öðretmenleri öðrettikleri yabancý dilin konuþulduðu ülkeyi ziyaret ederek, insanlarýný, kültürünü tanýma ve öðrenipte öðretmeðe çalýþtýklarý dili iletiþim amaçlý kullanarak kendilerini sýnama olanaklarýný bulamamaktadýrlar. Ayrýca ülkelerindeki eðitim sisteminin karmaþýk ya da tam yerleþmemiþ olmasý yüzünden bu alandaki öðretmenler özellikle iletiþim konusunda öðrettikleri dilde eksikli olduklarýný bilmekte ve kendilerini yetersiz bulmaktadýrlar. Eldeki modern araç-gereçlere karþýn öðrencilerin öðrendikleri yabancý dildeki baþlýca örnek, öðretmenin öðrettiði dildir. Öðrencinin yabancý dil düzeyi, öðretmeninin ona verebildiðiyle sýnýrlý olup daha ötesine geçemez. Bu nedenledir ki yabancý dil öðretmenleri doðru dürüst yetiþtirilmeli, mezuniyetlerinden sonra da dil düzeyi ve bilgisini yenilemeli, geliþtirmeli, öðrenmeye ve uzmanlaþmaya gönüllü olmalýdýrlar. Her yabancý dil öðretmeni Ölçme ve Deðerlendirme konusunda iyi bir eðitim almalýdýr ki baþarý ve baþarýsýzlýðý doðru olarak ölçebilsin. Hemen hemen her alanda sorunlarýn bulunmasý ve yeni sorunlarýn ortaya çýkmasý doðaldýr. Zaten bu nedenle bizler çalýþýr ve çözümler üretiriz. Ne denli çok güçlüklerle savaþýr, onlarý alt edersek, o denli güçlü, güvenli olur deneyim kazanýr ve kendimizi geliþtiririz. Ýyi öðretmen olmak bu güçlüklerden baþarýyla çýkmakla gerçekleþir. Sonuç Türkiye de genel olarak yabancý dil öðrenmeyi zorlaþtýran olumsuz koþullarý þöyle sýralayabiliriz. 1. Ulus olarak ayrý kültür, din ve dil ailesi içinde bulunmak, 2. Yabancý dil öðrenme konusunda tarihsel bir geleneðimizin olmayýþý, (Osmanlý Ýmparatorluðu zamanýnda tüm çevirmenlik görevlerini azýnlýklar yapmýþtýr.) 3. Yabancý dil öðrenmeyi toplumsal ya da bireysel gereksinim önceliðinde görmemek, 4. Modern teknolijiye uzak kalmak, araþtýrma, gezme, dýþ dünyayý tanýma gibi konularda yeterince istekli bir toplum olmamak, (ilgi, istek ve merak yoksunluðu) 5. Yabancý kültür, baþka din, yaklaþým ve fikirler konusunda önyargýlý ve korkak olmak, 6. Güçlükler karþýsýnda kolayca pes etmek, hep ertelemek, 7. Okullarda sýnýflarýn kalabalýk oluþlarý, 8. Yeterli düzey ve sayýda yabancý dil öðretmeni eksikliði, 9. Yeterli zaman ve bütçe ayýramamak 10. Yabancý dil öðrenme isteðinin amaca dönüþememesi, 11. Hata yapýp gülünç olabileceði korkusuyla yabancý dil derslerinde konuþmamak, pasif kalmak. 12. Yabancý dil öðrenebilme konusunda yetenekli olmadýðýna inanmak, 13. Zorunlu ders saatlerinde verilen eðitimle yetinmek, bunun dýþýnda çalýþmamak, yeterince alýþtýrma ve ödev yapmamak, 14. Yabancý dil dersleri okullarda zorunlu ders olarak okutulduklarý sürece, genellikle öðrenciler bu dersten geçer not alabilecek kadar çalýþmakta olduklarýndan daha doðrusu yabancý dili amaç olarak görmedikleri için kazanýlmýþ bir bilgi ya da o dilde konuþabilme, yazabilme, okuduðunu anlayabilme ya da ana diline çevirebilme gibi yeteneklerin geliþtirilememeleri. Görüldüðü gibi sorunlar ortaya konmuþ, tanýmlanmýþ olup nedenleri yazýmýzda iyice belirtilmiþtir. Yapýlacak iþ, Milli Eðitim Bakanlýðý baþta olmak üzere yabancý dilin öðrenim ve öðretimini yüklenmiþ tüm kurumlarýn yetkili sorumlularýnýn bu sorunlarý bilerek ve çözümleri üzerinde iyice düþünerek yeni programlar yapmalarý ve bu programlarýn baþarýlý olabilmeleri için bunlara uygun yöntem, personel, araç-gereç, ortam, yaklaþým ve çözümleri ivedilikle uygulamaya sokmalarýdýr. Hastanýn kurtulmasý için daha umut olduðuna inanýyoruz.

BÖLÜM Ýþletme Bölümü Çankaya Üniversitesi Ýþletme Bölümü, öðrencinin profesyonel iþletmeci olarak yetiþtirildiði 4 yýllýk yoðun bir program sunmaktadýr. Programýn amacý, öðrencilere sürekli deðiþen dünya koþullarýna paralel olarak yeterli beceri ve deneyimi verebilmektir. Baþarýlý iþletmeci adayý, ekibi ile birlikte gelecekteki geliþmiþ iþ dünyasýný yönlendirebilme yeteneðini kazanmalýdýr. Çaðdaþ bir iþletmecilik eðitimi, öðrencilerin konularý profesyonel düzeyde anlamasýný ve esneklik içinde çözüm getirmesini amaçlar. Bu amaçlar çerçevesinde Çankaya Üniversitesi Ýþletme Bölümü yalnýzca geçmiþ ve güncel uygulamalarý göstermekle kalmaz, ileriye dönük çözümler geliþtirme becerisine öncelik tanýr. Bu amaçla öðrencilerin doðrudan öðrenme sürecine, ders içi ve dýþý tartýþmalara ve incelemelere katýlmalarý saðlanýr. Ayrýca, bu çalýþmalar uygulamalarla desteklenir. Ýþletmecilik sürecinde sistem analizlerinin iyi anlaþýlabilmesi için, nicel ve nitel boyutlu bilgisayar çözümlemeleri ve uygulamalarý lisans programý içinde yer almaktadýr. Böylece bölüm, mezunlarýný yurt içi ve yurt dýþýnda, kamu ve özel sektör kurumlarýnda alacaklarý görevleri baþarý ile yürütmeye hazýrlar. Ýþ Olanaklarý Öðretim Dili: Ýngilizce Ýþletme Bölümü mezunlarýnýn yalnýz ülkemizde deðil yurt dýþýnda da iþ bulabilecek formasyonda olmasýný hedeflemektedir. Bu programýn amacý öðrencilere uluslararasý iþ piyasasýnda rekabet edebilecek yetenekler kazandýrmaktýr. Mezunlarý ülkemizde baþta finans sektörü olmak üzere önde gelen ulusal veya uluslararasý firmalarda yönetici adayý olabilecek donanýma sahip olmaktadýr. Prof. Dr. Ergun Kip Çankaya Üniversitesi Ý.Ý.B.F. Ýþletme Bölüm Baþkaný Ýþletme Bölümü Lisans Eðitim Programý Birinci Yýl Ýkinci Yýl Üçüncü Yýl Dördüncü Yýl Seçmeli Dersler Ýktisada Giriþ I-II Ýþletmeye Giriþ I Ýþletme ve Ekonomi Matematiði I-II Davranýþ Bilimlerine Giriþ Hukuka Giriþ Ýþletme Yönetimine Giriþ Bilgisayara Giriþ Ýnglizce I-II Türkçe I-II Muhasebe Ýlkeleri I-II Yöneylem Araþtýrmasýna Giriþ Ýstatistik I-II Örgütsel Davranýþ Ýþletme Uygulamalarý Ýçin Bilgisayar Programlama Üretim ve Faaliyet Yönetimi Örgüt Kuramý Ýþletme Ýletiþimi Kemal Atatürk Ýlkeleri I-II Ýþletme Finansmaný I-II Pazarlama Ýlkeleri Yönetim Muhasebesi Yönetim Ekonomisi Ýþ Hukuku Ýnsan Kaynaklarý Yönetimi Para, Banka ve Krediler Yöneylem Araþtýrmasý Seçmeli Ders Uluslararasý Ýþletme Yönetim Bilgi Sistemleri Pazarlama Araþtýrmasý Stratejik Yönetim ve Ýþletme Politikalarý Proje Yönetimi Denetleme Ýnsan Haklarý Seçmeli Ders 1-2-3-4 Ýþletme Ýçin Ýstatistik Programlarý Uluslararasý Ýktisat Teorisi Kalite Yönetim Sistemleri ve Verimlilik Envanter Planlama ve Kontrol Ýþletmelerde Öngörü Türk Sermaya Piyasalarý ve Menkul Kýymetler Borsasý Yatýrým Yönetimi Pazarlama Modelleri ve Kararlarý Maliyet Muhasebesi Uluslararasý Finansman Ýþletmelerde Benzetim ve Oyun Teorisi Ýþ Ahlaký Yönetim Biliminde Uygulamalar Küçük Ýþletmeler Yönetimi Toplam Kalite Yönetimi Müzakere Süreci Baðýmsýz Ýnceleme ve Araþtýrma Üniversite Korosu Beslenme ve Egzersiz Masa Tenisine Giriþ Aerobik Kondisyon Tiyatro Film Analizi

SANAT Öðr. Gör. Tekin Koçan Çankaya Üniversitesi Cumhuriyetimizin 80 inci Yýlýnda Plastik Sanatlar Eðer uðrunda ömür verilen nice zahmetlere katlanýlan, göðüs gerilen sanat, insaný ezmek, sömürmek için kullanýlýrsa, bu durumda sanatýn faydasýndan deðil zararýndan bahsetmek gerekir. Tolstoy Ülkemizde 2003 yýlýnda ulusaluluslararasý görsel sanatlar etkinleri þöleni yaþandý. Ýstanbul Bienali, M.Ü. Uluslararasý 3. Öðrenci Trienali, Eskiþehir Piþmiþ Toprak Sempozyumu, 2003 Aydýn Doðan Uluslararasý Karikatür Yarýþmasý ve Ýstanbul sokaklarýnda mizah dergilerinden, gazetelerden takip ettiðimiz ünlü karikatüristlerin karakterleri yeni boyutlarý sokaklarda izleyicisiyle buluþtu. Sanat galerilerinde sanatçýlarýn sergilerini izledik. 2003 yýlýný önemli kýlan etkinlikler, küresel dünyanýn yaþamýmýzda dil, din, mezhep, ýrka dayandýrýlan toplumlar arasýndaki kavga ve savaþlara Dergisindeki söyleþisinde bienalin temasýný þöyle vurguluyor: Ýzleyicilerin, bienal temasýný olabildiðince açýk bir yaklaþýmla ele alýnmasýndan yanayým. Sadece tek bir referans, Þiirsel Adalet kavramýnýn edebi içeriðine gerçekten uymayabilir. Öte yandan yeni bir tür insancýl davranýþýn gelecekte mümkün olabileceði düþüncesi üzerinde çalýþtýðým bu kavramsal çercevenin özünde yatýyor. Bu fikrin tohumlarýný, doðrudan sanatçýlardan gelen eserler doðrultusunda attýðýný söylemeliyim. Ýstanbul Bienalinde, sanatseverler, galerilere dönüþtürülmüþ tarihi mekanlarda iki ay boyunca sanat eserlerinde þiirsel adaleti aradýlar. Yine Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi 3. Uluslararasý Öðrenci Trienalinin, bienalde olduðu gibi temasý (Küresel Dünyada Yaþamak) farklý olmakla birlikte küresel dünyayý anlatýyor. Dünyanýn dört bir yanýndan gelen sanat eðitimi alan öðrenciler çalýþmalarýný Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi nde sergilediler. Küresel dünyada uluslar kendi kültürlerini, kimliklerini muhafaza etmeye çalýþýrken, bir taraftan bilgi çaðýnýn evrensel bireylerini eðitme çabasý içerisindeler. 3. Uluslararasý Öðrenci Trienaline 26 ülkeden 47 kurum katýldý. Sanat ve tasarým alanýnda en iyi eðitim veren kurumlarý biraraya getiren bir sergi gerçekleþti. Küresel bir dünyada yaþamanýn güç olduðunu vurgulayan trienalin amacý, sanat ve tasarým alanýnda yaratýcýlýk eðitimi veren bir kurumun büyük bir dünya döngüsü dýþýnda kalmama ve kendi yaratýcý modeli ile bu döngüyü yaratýcýlýk adýna etkilemek çabasý olarak görülebilir. Friederike Gross - Almanya Aydýn Doðan Uluslararasý Karikatür Yarýþmasý Üçüncülük Ödülü (2003) sürükleyen, bunlarýn sonucu savaþlarýn çýkmasýna yol açan bütün bunlara raðmen insanlarýn ortak evrensel dili olan sanatý paylaþýyorlar. 2003 Ýstanbul Bienalin in temasý þiirsel adaletti. Karikatürist Dan Cameron Milliyet Sanat Eskiþehir de gerçekleþtirilen Uluslararasý Piþmiþ Toprak Sempozyumu yerli ve yabancý sanatçýlarýn katýlýmýyla gerçekleþtirildi. Sanatçýlar toprak, su ve ateþin macerasýný izleyiciyle paylaþtý. Ýstanbul sokaklarýnda mizah dergilerinden, yazýlardan takip ettiðimiz ünlü karikatüristlerin karakterleri yeni boyutlarý ile izleyiciyle tanýþtý. Turhan Selçuk un Abdülcanbaz ý, Salih Memecan ýn Limon u, Gürbüz Doðan ýn Kedi Fare si, Oðuz Aral ýn Avanak Abdi si ve birçok karikatüristin çalýþmalarýný sokaklarda izleyebildik. 2003 yýlýnda karikatürün Oscarý olarak kabul edilen Aydýn Doðan Uluslararasý Karikatür Yarýþmasý nýn yirmincisi yapýldý. Birincilik ödülünü Türkiye den Necdet Yýlmaz aldý. Konu sýnýrlamasýnýn olmadýðý yarýþmaya 85 ülkeden 1200 sanatçý 3062 karikatürle katýldý. Ýkincilik ödülünü Çin Halk Cumhuriyeti nden Xu Li, üçüncülük ödülünü ise Alman sanatçý Friederike Gross aldý.

SANAT Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi 3. Uluslararasý Öðrenci Trienali

SAÐLIKLI YAÞAM Öðr. Gör. Dr. Alpaslan Kartal Çankaya Üniversitesi Spor Merkezi Koordinatörü Saðlýklý Yaþam Ýçin Egzersiz Dünya Saðlýk Örgütü ne göre saðlýk, fiziksel, sosyal ve ruhsal olarak kiþinin kendini iyi hissetmesidir. Saðlýklý olmak yalnýzca hastalýk olmamasý deðildir. Ýnsanýn en üst düzeyde optimal performansý göstermesi, kendini enerjik hissetmesi ve hemen yorulmamasý gerekir. Hastalýk olmamasý olarak tanýmlanan saðlýklý olma ile yetinmeyip, kendimizi en üst düzeyde tutmamýz gerekir. Bunu saðlamanýn yolu ise, saðlýklý bir yaþam tarzý edinmekten geçer. Uyku, beslenme, dinlenme ve stresi kontrol etme, sigara ve içki içme, fiziksel aktivite gibi alýþkanlýklar yaþam tarzýmýzý oluþturur. Yaþam tarzýmýz ne kadar saðlýklý ise, yaþam kalitemiz de o ölçüde iyi olacaktýr. olmalarý þarttýr. Yani, yaþýnýza ve fizik kondisyon düzeyinize uygun spor türünü seçmek önemlidir. Sportif aktivitelerin insan hareket sistemi üzerinde çok büyük yararlarý vardýr: Sportif aktivite eklemlerin doðal geniþlik derecesinin korunmasýna ve geliþmesine olanak saðlar. Beslenmeyi ve kýkýrdaklarýn yenilenmesini kolaylaþtýrarak eklemlerin en iyi þekilde korunmasýný ve bakýmýný saðlar. Kemik düzeyinde kalsiyum tutulmasýný kolaylaþtýrýr. Yaþlý insanlarda sýklýkla görülen osteoporoz hastalýðýna karþý mükemmel koruma aracýdýr. Öðretim elemanlarý toplumda, yaptýklarý çalýþmalar ve topluma olan olumlu etki ve katkýlarý ile önemli bir yere sahiptirler. Ýþlerinin yorucu ve stresli olduðu bilinen bir gerçektir. Bu nedenle öðretim elemanlarýnýn ve ayný yaþlarda olan tüm yetiþkinlerin saðlýklý bir yaþam tarzý edinmeleri esastýr. Bu baðlamda düzenli egzersizin yeri yadsýnamaz. Yapýlan birçok bilimsel çalýþmayla saðlýk-egzersiz iliþkisi ortaya konmuþ ve egzersizin insan saðlýðý üzerine olumlu etkileri bilimsel kabul görmüþtür. Egzersize baþlamanýn hiç kimse için geç olmadýðý, basit ve düzenli yürüyüþlerin insan yaþamýný uzatacaðý bilimsel bir gerçektir. Egzersiz yapan bireyler yüksek tansiyona sahip olsalar ya da sigara içseler bile egzersiz yapmayan bireylere göre daha düþük ölüm oranýna sahiptirler. Kas dokusunun iyileþmesi sayesinde, sportif aktivite kalça, dizler ve özellikle omurga düzeyinde aðrýlarýn önüne geçilmesine olanak saðlar. Egzersiz, kalbin çalýþma sistemini düzenler, efektif ve ekonomik çalýþtýrýr. Hipertansiyon düzelir, dolaþým hýzlanýr ve bundan dolayý metobolik artýklarýn atýlýmý kolaylaþýr. Egzersiz kendinize olan güven duygunuzu artýrýr, heyecaný ve stresi azaltýr. Egzersize baþlamadan önce ilk iþ doktor kontrolünden geçmek olmalýdýr. Egzersiz yaparken de hedef nabýz sayýsý bulunmalýdýr. Bu sayýyý bulabilmek için; 220 den yaþýnýzý çýkartýnýz. Çýkan rakamýn %60-%80 arasý hedef nabzýnýz olmalýdýr. Örneðin 50 yaþýnda birinin hedef rakamý 220-50 = 170 in %60-%80 i 102-136 dýr. Yani, bu kiþinin egzersiz sýrasýnda dakikadaki kalp atým sayýsý 102-136 arasýnda olmalýdýr. Ýnsanýmýzýn bu gibi konularda bilgilendirilmesi ve saðlýklý yaþam için ortam hazýrlanmasý, yapýlmasý gereken en önemli iþlerden birisidir. Saðlýklý Yaþamlar Sporun saðlýða yararlý olduðu tartýþýlmaz bir gerçektir. Fakat, yeni spora baþlayacak insanlarýn gerekli olan temel bilgilere sahip

SPOR ÇANKAYA ÜNÝVERSÝTESÝ SPOR KULÜBÜ 2003-2004 FÝKSTÜRÜ BAYAN BASKETBOL 1. LÝGÝ Tarih Þehir Saat A Takýmý B Takýmý Sonuç EKÝM 04.10.2003 Balýkesir 14:00 Küçükköy Bld. Spor Çankaya Üniversitesi 69-81 10.10.2003 Ankara 14:00 Çankaya Üniversitesi Botaþspor 63-67 18.10.2003 Ýstanbul 14:00 Fenerbahçe Çankaya Üniversitesi 73-66 24.10.2003 Ankara 14:00 Çankaya Üniversitesi Urla Belediye Spor 84-59 KASIM 02.11.2003 Ýstanbul 16:00 Migrosspor Çankaya Üniversitesi 73-66 23.11.2003 Adana 14:00 Ceyhan Bld. S.K. Çankaya Üniversitesi 82-83 30.11.2003 Ankara 14:00 Çankaya Üniversitesi Güre Belediye Spor 114-60 ARALIK 06.12.2003 Ýstanbul 14:00 Galatasaray Çankaya Üniversitesi 59-64 12.12.2003 Ankara 14:00 Çankaya Üniversitesi Erdemirspor 75-83 20.12.2003 Ýstanbul 15:00 Beþiktaþ Çankaya Üniversitesi 63-62 OCAK 02.01.2004 Ankara 14:00 Çankaya Üniversitesi Ý.Ü.S.K. 83-70 09.01.2004 Ankara 14:00 Çankaya Üniversitesi Küçükköy Bld. Spor 101-91 17.01.2004 Adana 14:00 Botaþspor Çankaya Üniversitesi 51-63 23.01.2004 Ankara 14:00 Çankaya Üniversitesi Fenerbahçe 80-89 ÞUBAT 01.02.2004 Ýzmir 14:00 Urla Belediye Spor Çankaya Üniversitesi 67-63 06.02.2004 Ankara 14:00 Çankaya Üniversitesi Migrosspor 52-72 13.02.2004 Ankara 14:00 Çankaya Üniversitesi Ceyhan Bld. S.K. 79-65 22.02.2004 Balýkesir 14:00 Güre Belediye Spor Çankaya Üniversitesi 42-99 28.02.2004 Ankara 14:00 Çankaya Üniversitesi Galatasaray 64-50 MART 06.03.2004 Zonguldak 14:00 Erdemirspor Çankaya Üniversitesi 87-52 13.03.2004 Ankara 14:00 Çankaya Üniversitesi Beþiktaþ 19.03.2004 Ýstanbul 14:00 Ý.Ü.S.K. Çankaya Üniversitesi ERKEK BASKETBOL 2. LÝGÝ Tarih Þehir Saat A Takýmý B Takýmý Sonuç EYLÜL 21.09.2003 Eskiþehir 14:00 O. Gazi Üniversitesi Çankaya Üniversitesi 54-91 26.09.2003 Ankara 14:00 Çankaya Üniversitesi Geredespor 83-80 EKÝM 03.10.2003 Ankara 14:00 Çankaya Üniversitesi Samsunspor 87-62 12.10.2003 Bartýn 14:00 Bartýn GSÝM Çankaya Üniversitesi 66-86 17.10.2003 Ankara 14:00 Çankaya Üniversitesi Erciyes Üniversitesi 114-84 24.10.2003 Ankara 16:00 Çankaya Üniversitesi Mülkiyespor 76-83 KASIM 02.11.2003 Ankara 14:00 Jandarmagücü Çankaya Üniversitesi 87-54 07.11.2003 Ankara 14:00 Çankaya Üniversitesi Osmangazi Üniv. 96-38 16.11.2003 Bolu 14:00 Geredespor Çankaya Üniversitesi 59-74 22.11.2003 Samsun 14:00 Samsunspor Çankaya Üniversitesi 87-79 28.11.2003 Ankara 16:00 Çankaya Üniversitesi Bartýn GSÝM 84-83 ARALIK 06.12.2003 Kayseri 14:00 Erciyes Üniversitesi Çankaya Üniversitesi 85-98 12.12.2003 Ankara 16:00 Mülkiyespor Çankaya Üniversitesi 75-67 19.12.2003 Ankara 14:00 Çankaya Üniversitesi Jandarmagücü 85-78 05.01.2004 Ankara 14:00 Çankaya Üniversitesi Ankaragücü 84-80 18.01.2004 Konya 14:00 Konyagücü Çankaya Üniversitesi 82-69

SPOR 1. Lig Bayan Takýmýmýz en son Galatasaray maçýný 64-50 kazanarak ligde averajla 4. sýradaki yerini korudu. Play-offta ilk sekiz takým arasýna girmeye hak kazanan takýmýmýz, Mart sonunda Bursa da yapýlacak olan Türkiye kupasý finallerine katýlacaktýr. Burada final oynamayý hedefleyen takýmýmýz çalýþmalarýný büyük bir azimle devam ettirmektedir. Bayan Takýmýmýzda yer alan Eliz Kumral ve Ebru Peker Noel de Almanya da yapýlan Genç Bayan Milli Takým turnuvasýna katýldýlar. 2. Lig Erkek Takýmýmýz final yolunda büyük bir baþarýyla maçlarýna devam etmektedir. En son Bartýnspor u eleyip ilk sekiz takým arasýna kalmak için Ankaragücü ile eþleþip seriye 1-0 baþlayacaktýr. Takýmýmýz ilk sekize kaldýðýnda buradan iki takým Türkiye 1. Ligine terfi edecektir. I. TURNUVA 25-26.10.2003 ÝSTANBUL Çankaya Üniversitesi Ýst. Büyükþehir Belediyesi 3-5 Çankaya Üniversitesi Sarkuysan 0-5 Çankaya Üniversitesi Yýldýrým Spor 5-2 Çankaya Üniversitesi-Galatasaray Bayan Basketbol 1. Ligi Karþýlaþmasý TÜRKÝYE MASA TENÝSÝ I. LÝGÝ TURNUVA SONUÇLARI II. TURNUVA 15-16.11.2003 ANKARA Çankaya Üniversitesi Lefke Avr. Üniversitesi 3-5 Çankaya Üniversitesi TED Ýstanbul 5-3 Çankaya Üniversitesi TOFAÞ 5-3 III. TURNUVA 13-14.12.2003 BURSA Çankaya Üniversitesi TED Ankara Koleji 2-5 Çankaya Üniversitesi Karagücü 5-0 Çankaya Üniversitesi MTÝ Adana 2-5 IV. TURNUVA 03-04.01.2004 ESKÝÞEHÝR Çankaya Üniversitesi DSÝ Nilüfer Spor 5-2 Çankaya Üniversitesi Ýller Bankasý 5-4