her hakki saklidir onderyaman.com



Benzer belgeler
Değerlendirme. Seksüel Anamnez Detaylı bir medikal ve psikolojik anamnez Partnerle görüşme Medikal anamnez Seksüel anamnez

Radikal Prostatektomi. Üroonkoloji Derneği. Prof.Dr.Bülent Soyupak Diyarbakır

Kombine İntrakavernozal Enjeksiyon ve Görsel Uyarı Testleri nin Erektil Disfonksiyon Tanısında Rolü

Radikal Perineal Prostatektomi Niçin?

İnsan Cinsel Yaşantısının Psikofarmakolojisi


EREKTİL DİSFONKSİYONUN PDE-5 İNHİBİTÖRLERİ İLE TEDAVİSİNDE YENİLİKLER

Nörolojik hastalıklar ve erektil disfonksiyon

25B TÜRK ANDROLOJİ DERNEĞİ VASKÜLER KAYNAKLI EREKTİL DİSFONKSİYON CERRAHİ TEDAVİSİ AYDINLATILMIŞ HASTA ONAM BELGESİ.

Dolaşımın Sinirsel Düzenlenmesi ve Arteryel Basıncın Hızlı Kontrolü. Prof.Dr.Mitat KOZ

DİABETLİ HASTALARDA CİNSEL SAĞLIK

OTONOM SİNİR SİSTEMİ (Fonksiyonel Anatomi)

EREKTİL DİSFONKSİYON GİRİŞ

Priapizmde penisin ultrasonografisi: yüksek akımlı non-iskemik post-travmatik priapizmli olgu

Prostat anatomisi, fizyolojisi ve ameliyatları. Dr. Tayfun Şahinkanat Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji AD

İNME. Yayın Yönetmeni. TND Beyin Yılı Aktiviteleri Koordinatörü. Prof. Dr. Rana Karabudak

Derin İnfiltratif Endometriozis. Prof.Dr.Ahmet Göçmen Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi

TÜRK ANDROLOJİ DERNEĞİ EREKTİL DİSFONKSİYON TANI VE TEDAVİ YÖNTEMLERİ AYDINLATILMIŞ HASTA ONAM BELGESİ

Vaka Çalışması Prostat Kanseri. Kılavuzu

PROSTAT ANATOMİSİ PROSTAT FİZYOLOJİSİ AMELİYAT TÜRLERİ

Gelişen en Olguda Mentamove ile Tedavi

Genellikle 50 yaş üstünde görülür ancak seyrekte olsa gençler de de görülme olasılığı vardır.

İnvaziv Mesane Kanserinde Radikal Sistektomi + Lenfadenektomi, Neoadjuvan ve Adjuvan Kemoterapi. Dr. Öztuğ Adsan

Dr. Ayşin ÇETİNER KALE

PENİL PROTEZLERDE BAKIM VE HASTA EĞİTİMİ HEMŞİRE ÖZLEM BEKTEŞ U.Ü. ÜROLOJİ KLİNİK SORUMLUSU

PROSTAT BÜYÜMESİ VE KANSERİ

ROBOTİK PROSTAT AMELİYATI

İŞEME FİZYOLOJİSİ. Doç.Dr. Ömer Bayrak Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı

PELVİS KIRIKLARI. Prof. Dr. Mehmet Aşık

Cerrahi ne zaman gerekli. Mini-slingler Periuretral enjeksiyonlar. Mini-slingler. Mid-slingler. MiniArc MUS yerleştirme. MiniArc MUS yerleştirme

HİBRİD VASKULER CERRAHİDE ANESTEZİ DENEYİMLERİMİZ

İskelet Kasının Egzersize Yanıtı; Ağırlık çalışması ile sinir-kas sisteminde oluşan uyumlar. Prof.Dr.Mitat KOZ

EAU kılavuzu NCCN Dr. Şeref Başal GATA Üroloji AD

EREKTİL DİSFONKSİYONDA ORAL FARMAKOTERAPİ

Sakrum Kırıkları ve Biyomekaniği

OBSTRÜKTİF ÜROPATİ. Prof. Dr. Selçuk Yücel. Üroloji ve Çocuk Ürolojisi Uzmanı

PROF.DR. KADİR BAYKAL GATA HAYDARPAŞA EĞİTİM HASTANESİ ÜROLOJİ KLİNİĞİ

LOKAL ILERI REKTUM TÜMÖRLERINDE

Dev Karaciğer Metastazlı Gastrointestinal Stromal Tümör Olgusu ve Cerrahi Tedavi Serüveni

Toraks Travmalarında Hasar Kontrol Cerrahisi Teknikleri

ANATOMİ ANABİLİM DALI YÜKSEK LİSANS PROGRAMI İLE

Radyasyon onkologları ne diyor?

Hasar Kontrol Cerrahisi yılında Rotonda ve Schwab hasar kontrol kavramını 3 aşamalı bir yaklaşım olarak tanımlamışlardır.

Prostatektomi sonrası erektil fonksiyonun ve üriner kontinansın iyileştirilmiş bir reküperasyonu için Viberect Titreşimli penil Stimülasyonu

Lokal İleri Evre Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri Tedavisi

Erektil Disfonksiyonun PDE-5 İnhibitörleri ile Tedavisinde Yenilikler. Dr.Selçuk Güven Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Üroloji Anabilim Dalı

Nonreküren Nervus Laryngeus Inferior. Dr. Emin S. Gürleyik

2 tip düz kas vardır: 1. Viseral düz kaslar. (mide, barsak, üreter, damarlar) 2. Çok üniteli düz kaslar (iris kasları, piloerektör kaslar)

AAM de ikinci düzey tedavi

LAPAROSKOPİK KOLOREKTAL KANSER CERRAHİSİNİN ERKEN DÖNEM SONUÇLARI:251 OLGU

ROBOTİK BÖBREK AMELİYATI

Alt Üriner Sistem Anatomi ve Fizyolojisi SİNHARİB ÇİTGEZ

Kalbin Kendi Damarları ve Kan kaynakları; Koroner Damarlar

Türk Pediatrik Hematoloji Derneği (TPHD) Hemofilide Cerrahi Çalıştayı Uzlaşı Raporu

GÖZ HIRSIZI GLOK M (=GÖZ TANSİYONU)

Foot Drop Gelişen Olguda EMG Tetiklemeli Elektrostimulasyon (Mentamove Metodu) ile Fonksiyonel İyileşme

Rejyonel Anestezi Sonrası Düşük Ayak

FTR 231 Fonksiyonel Nöroanatomi. Otonom Sinir Sistemi. emin ulaş erdem

Gerçek şilöz asit: yüksek trigliserid oranlarına sahip sıvı.

ANDROLOJİ BÜLTENİ TÜRK ANDROLOJİ DERNEĞİ YAYIN ORGANIDIR

Açıklama Araştırmacı: YOK. Danışman: YOK. Konuşmacı: YOK

Kökten Tedavi Sonrası PSA Nüksü. Dr. M. Gökhan Toktaş İstanbul Eğitim ve Arş. Hastanesi Üroloji Kliniği

N-ASETİL SİSTEİNİN AÇIK KALP CERRAHİSİ SONRASI NÖROKOGNİTİF FONKSİYONLARA ETKİSİ. Uzm.Dr. Canan ÜNLÜ Dr. Fatma UKİL

İNFERTİLİTE ANAMNEZ FORMU

Kronik Hipotansif Diyabetik Hemodiyaliz Hastalarında Midodrin Tedavisinin Etkinliği

Prof.Dr.Abdullah.Abdullah SONSUZ Gastroenteroloji Bilim Dalı

29 yaşında erkek aktif şikayeti yok. sağ sürrenal lojda yaklaşık 3 cm lik solid kitlesel lezyon saptanması. üzerine hasta polikliniğimize başvurdu

Beyin Omurlik Damarlarının Cerrahi Tedavisi

Vaka II. Vaka I. Vaka III. Vaka IV

Epilepsi nedenlerine gelince üç ana başlıkta incelemek mümkün;

Paratiroid lezyonlarında USG ve Sintigrafinin Karşılaştırılması

Makale: The Nerves of the Adductor Canal and the Innervation of the Knee: An Anatomic Study.

Kas Dokusunun Gelişimi. Doç.Dr. E.Elif Güzel

Fizyoloji PSİ 123 Hafta Haft 9 a

Periferik arter hastalıklarının tanısını ve yaklaşım stratejilerini öğrenecek.

ROBOT YARDIMI İLE PROSTAT KANSERİ AMELİYATINDA HASTA EĞİTİMİ

Diyabet ve Cinsel Sorunlar

BÖBREK VE TESTİS TÜMÖRLERİNDE YAŞAM. Dr. Cenk Yücel Bilen. Üroonkoloji Derneği

MEDULLA SPĐNALĐS YARALANMALI ERKEK HASTALARDA CĐNSEL ĐŞLEV BOZUKLUĞUNUN DEĞERLENDĐRĐLMESĐ; YAŞAM KALĐTESĐ VE PSĐKOLOJĐK DURUM ÜZERĐNE ETKĐSĐ

ERKEK AÜSS OLGU SUNUMLARI DR.CÜNEYD ÖZKÜRKCÜGİL DR.EMRE AKKUŞ DR.ABDULLAH GEDİK DR.FATİH TARHAN

OFF-PUMP KORONER ARTER BYPASS GREFT CERRAHİSİ İÇİN YÜKSEK FEMORAL BLOK YÖNTEMİ

Palyatif Bakım Hastalarında Sık Gözlenen Ruhsal Hastalıklar ve Tedavi Yaklaşımları

Prostat Kanseri Tanısında PSA yı Nasıl Kullanalım

Karın yaralanmaları ister penetran ister künt mekanizmaya bağlı olsun ciddi morbidite ve mortalite ile seyrederler.

Santral (merkezi) sinir sistemi

İdrar veya Gaita İnkontinansına Neden Olan Primer Tanı Listesi Sıra No ICD-10 Kodu Tanı 1 C72 Spinal Kord Tümörleri 2 E80 Porfiria (Diğer,) 3 F01

hasta EĞİTİMİ Bel fıtığını anlamak ve Anüler Kapama için Barricaid Protezi

Dr. Mustafa Melih Çulha

İnmede Tedavisi BR.HLİ.102

Göğüs Cerrahisi Alkın Yazıcıoğlu. Journal of Clinical and Analytical Medicine Göğüs Cerrahisi

Nörovasküler Cerrahi Öğretim Ve Eğitim Grubu Hasta Bilgilendirme Formu

ݤRehabilitasyon Fizyolojik yada anatomik yetersizliği ve çevreye uyumsuzluğu olan kişinin fiziksel, ruhsal, toplumsal, mesleki, özel uğraşı ve eğitsel

Mide Tümörleri Sempozyumu

Alt Üriner Sistem Anatomi ve Fizyolojisi SİNHARİB ÇİTGEZ

OP. DR. YELİZ E. ERSOY BEZMİALEM VAKIF ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ GENEL CERRAHİ AD İSTANBUL

PELVİK TRAVMA Öğrenim Hedefleri ANATOMİ VE BİYOMEKANİK

Savaş Baba, Sabri Özden, Barış Saylam, Umut Fırat Turan Ankara Numune EAH. Meme Endokrin Cerrahi Kliniği

REKTUM KANSERİ: RADİKAL CERRAHİNİN İLKELERİ

DÖNEM 2- I. DERS KURULU AMAÇ VE HEDEFLERİ

PROSTAT AMELİYATI SIRASI BAKIM. Prof. Dr. NEVİN KANAN İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ FLORENCE NIGHTINGALE HEMŞİRELİK YÜKSEKOKULU

Transkript:

ÜRO-ONKOLOJİK CERRAHİ GİRİŞİMLER SONRASI EREKTİL FONKSİYON Dr. ÖNDER YAMAN Erektil disfonksiyon (ED), seksüel ilişki için gerekli olan penil ereksiyonun başlatılmasında, sağlanmasında ve devamında yetersizlik olarak tanımlanabilir. Erektil disfonksiyon erkeğin mutluluğunu, kendine saygısını, toplumsal ilişkilerini zedeleyen ve ciddi psikolojik sorunlar oluşturan bir patolojidir. Yaşam süresinin uzaması ile ED yakınması toplumdaki genel oranınıda doğal olarak yükseltmektedir. Yaşlanmakla birlikte orgazmik müsküler kontraksiyonlarda daha seyrak ve daha zayıf olmaktadır. Ejekülasyon ve orgazma ulaşma süreleri uzamakta, ejekülasyon atım gücü azalmaktadır. Hormonal ve vaskülar yaşlanmaya bağlı olarak bu değişiklikler fizyolojik sınırlar içinde kabul edilmektedir. Üro-onkolojik cerrahi girişimler, cerrahi alanı ve teknikleri ile ilgili olarak erektil fonksiyon bozuklukları ile hastaları sık sık yüz yüze getirmektedir. Erektil fonksiyonlar incelendiğinde bu cerrahi girişimler arasında en sık radikal prostatektomi öne çıkmaktadır. Yeni cerrahi tekniklerin kullanıma girmesi ve hastaların beklenen yaşam 1 Sayfa 1 / 10

sürelerinin uzun olması nedeniyle, radikal prostatektomide erektil fonksiyon sık çalışılan bir konudur. RADİKAL PROSTATEKTOMİ ve EREKTİL FONKSİYONLAR Anatomik radikal retropubik prostatektominin tanımlanması ve sinir koruyucu radikal retropubik prostatektominin uygulamaya girmesiyle prostat kanserinin cerrahi tedavisinde önemli bir basamak atlanmıştır. Lokalize prostat kanserinde kür sağlanması açısından radikal prostatektomi etkin bir tedavidir. Bununla birlikte cerrahi sonrası hastaların çoğunda erektil kusurlar olduğundan sıklıkla daha az etkin tedavi seçenekleri kullanılmaktadır. Ancak postoperatif potensin sağlanması ile ilişkili sonuçlar merkezler ve cerrahlar arasında anlamlı farklılıklar göstermektedir. ED li hastaların çoğunda erektil fonksiyonlardaki gerileme yıllar içerisinde yavaş yavaş gelişirken radikal retropubik prostatektomi sonrasında görülen fonksiyon kaybı ani ve total olmaktadır. Penil ereksiyon fizyolojik, nörolojik, hormonal ve vasküler faktörlerin etkileşimi ile ortaya çıkan refleks bir fenomendir. Ereksiyonu sağlayan primer hemodinamik olay artmış arteriyel kan akımıdır. Penisin arteriyal kan akımı hipogastrik arterin terminal dalları olan iki internal pudental arter ile sağlanır. Penil kan akımının artmasında rol oynayan nöral mekanizmalar tam olarak açıklanamasa da ereksiyonun sağlanmasında iki yol olduğu bilinmektedir. Birincisi sakral parasempatik merkez ve ikincisi lomber sempatik merkezdir. Bu nöral yollar pelvik pleksustan geçer. Ayrıca pelvik pleksustan ilerlemeyen pudental sinirin somatik aferent lifleri de penil ciltten duyu impulslarının alınmasında gereklidir. Radikal prostatektomi sonrası empotans etyolojisi açık olmamakla birlikte nörojenik, psikojenik ve olasılıkla vasküler faktörler mevcuttur. Pelvik organların ve dış genitallerin otonomik innervasyonu pelvik pleksustan sağlanır. Burada sakral merkezden (S2-S4) çıkan parasempatik visseral efferent preganglionik lifler ve torakolomber merkezden (T11-L2) gelen sempatik lifler mevcuttur. Parasempatik sinirler pleksusa 1863 yılında Eckhardt tarafından nervus erigentes olarak isimlendirilen pelvik sinir vasıtasıyla girer. Bu sinir 5-6 ayrı daldan oluşmakta olup bunlar S3 ve S4 ün anterior dalları ve hastaların %12 sinde aynı 2 Sayfa 2 / 10

zamanda S2 ya da S5 den köken alırlar. Ortalama uzunluk 2.5-3 cm dir. Sempatik lifler torakolomber merkezden gelir ve pelvik pleksusa 3 yolla ulaşır. Bunlar içinde en önemlisi hipogastrik sinirdir. Diğerleri sakral sempatik zincir dalları (sıklıkla 4. -5. ganglion) ve superior hemoraidal artere eşlik eden otonomik inferior mezenterik pleksustan çıkan dallardır. Erkeklerde pelvik pleksus retroperitoneal olarak rektumun yanında yer alır ve sagittal planda rektangüler plate oluşturur. Bu plate sakrumdan ventral olarak douglasa kadar uzanır. Uzunluğu yaklaşık 4 cm ve yüksekliği 2.5-3 cm kadardır. Pelvik sinir endopelvik fasiya içerisinde seyreder ve konnektif doku ile çevrili olup bu doku hipogastrik damarları çevreleyen konnektif doku ile devamlılık gösterir. Pelvik sinir hipogastrik damar dallarının özellikle de inferior vezikal arterin başlangıcının dorsalinde yerleşir. Böylece inferior vezikal arterin başlangıç noktasından diseke edilmesi pelvik siniri hasarlandırmaz. Ancak inferior vezikal arter ve venin mesane ve prostatı beslemek üzere ayrılan dalları pelvik pleksustan geçer. Bu nedenle lateral pedikül olarak adlandırılan bu bölümün orta kesiminin diseksiyonunda sadece damarlar değil prostat, üretra ve korpus kavernozumun innerrvasyonu da kesilir. Pelvik pleksus mesane, üreter, seminal veziküller, prostat, rektum, üretra ve korpus kavernozumu innerve eden visseral dallar verir. Ayrıca otonom lifler pelvik bölgedeki damarları da innerve eder. Somatik motor aksonlar içeren dallar pelvik pleksustan geçerek levator ani, koksigeus ve çizgili üretral kaslara ulaşır. Prostata giden dallar kapsülü delerek prostata girdikleri noktaya kadar prostat kapsülünün ve Denonvillier fasyasının dışında ilerler. Aynı şekilde üretra ve korpus kavernozuma giden dallar da prostat kapsülünün dışında seyreder. Erişkinlerde bu liflerin çoğu oldukça küçüktür ve disseke edilmesi zordur. Dolayısıyla seyirlerinin tanımlanması da esas olarak klinik gözlemler ve hayvan deneyleri ile sağlanmıştır. Ayrıca bu sinirler bir pleksustan çıktığı için tek tek hangilerinin sempatik, parasempatik ya da sempatik artı parasempatik liflerden oluştuğunu söylemek zordur. Pudental sinir S2-S4 ün anterior dallarından oluşur ve lumbosakral pleksusun bir parçasıdır. Pelvik sinir (nervus erigentes) de esas olarak S2-S4 ün anterior dallarından köken alan otonom parasempatik liflerden oluşur fakat pudental sinirden tamamen farklı bir yol seyreder. Pudental sinir pelvik pleksusa katılmaz. Pelvisi büyük iskiadik foramenin alt bölümünden terk ederek iskiumu çaprazlar ve küçük iskiadik foramenden tekrar pelvise girer. İskiorektal fossanın lateral duvarı boyunca internal 3 Sayfa 3 / 10

pudental damarlara eşlik eder ve ürogenital diaframa geldiğinde 3 terminal dala ayrılır 1) inferior hemoraidal sinir 2) perineal sinir 3) penisin dorsal siniri. Penisin dorsal siniri pudental sinirin en derin terminal dalı olup iskiumun ramusu boyunca internal pudental artere eşlik eder ve daha sonra ürogenital diaframın fasyasının yüzeyel ve derin tabakaları arasında uzanarak inferior pubik ramus komşuluğunda ilerler. Yüzeyel fasyayı deldikten sonra korpus kavernozuma dallar verir, penisin dorsumunda seyrederek cilde duyu lifleri gönderir ve glans peniste sonlanır. Penil duyu pudental sinirin duyu lifleri ile sağlanır. Pudental sinirde hem sempatik hem parasempatik otonom lifler vardır. Walsh ve ark. erkek fetüs ve yenidoğanlarda korpus kavernozumun otonomik innervasyonunu çizmişler ve böylelikle pelvik pleksus ve prostat, üretra, ürogenital diyafragma arasındaki topografik ilişkiyi ortaya koymaya çalışmışlardır. Bu çalışmadaki amaç radikal prostatektomi sonrası empotan hastalarda nörojenik faktörlerin nasıl sorumlu olduğunu göstermektir. Korpus kavernozumu innerve eden pelvik pleksus dalları rektum ve üretra arasında yerleşmekte ve ürogenital diyaframa üretra yakınlarından ya da müsküler duvarının içerisinden penetre olmaktadır. Pelvik pleksus hasarlanması iki şekilde olabilir. Birincisi lateral pedikülün ayrılması esnasında ikincisi ise üretranın apikal diseksiyonu esnasındadır. Radikal prostatektomi sonrası erektil fonksiyonların geri dönmesi; hasta yaşı, ameliyat öncesi erektil fonksiyon nörovasküler bandlın korunması ile ilşkilidir. Lokalize prostat kanseri tedavisi yapılan hastaların çoğunda erektil fonksiyonların korunması önemli bir amaç olduğundan radikal prostatektomi öncesinde ve sonrasında mevcut olan faktörlerin cerrahi sonrası potensin geri kazanılmasında ne oranda önemli olduğu araştırılmıştır(rabbani ve ark 2000). Cerrahi öncesi potent olan 314 hasta radikal prostatektomi ile tedavi edilmiş ve cerrahi sonrası potensin geri kazanılmasında hasta yaşı, preoperatif potens, statusu ve nörovasküler bandl korunma oranı anlamlı derecede önemli bulunmuştur. Cerrahi sonrası 3. yılda 60 4 Sayfa 4 / 10

yaşından genç cerrahi öncesi tam ereksiyonu olan ve bilateral nörovasküler bandl korunan hastaların %76 sında ilişkiyi sağlayacak kadar ereksiyonun kazanılması beklenebilir. 60-65 yaş arasında bu oran %56 ve 65 yaş üzerinde %47 olarak bulunmuştur. Her iki nörovasküler bandlın korunması ile karşılaştırıldığında, birine ya da ikisine parsiyel hasar durumunda potensin geri kazanımı oranı %77 ye düşmekte, bir nörovasküler bandlın rezeksiyonu durumunda ise bu oran %25 e gerilemektedir. Erken evre prostat kanserli hastalarda sinir koruyucu radikal prostatektomi sonrası ED esas nedeninin organik kökenli olduğu noktrurinal tümesansta önemli derecede kayıp olmasıyla gösterilmiştir. Aynı hastalarda yapılan takiplerde 1 yıl sonra noktrurinal ereksiyonların olmadığı en geç 3.4 yılda tekrar geri döndüğü ortaya konulmuştur. Erektil fonksiyonun geri dönmesi yavaş ve zamana bağımlı olmaktadır. Sinir koruyucu radikal prostatektomi sonrası sinirin korunmasına optimal özen gösterilmesine rağmen genellikle hasar direkt travma ya da retraksiyon esnasındaki gerilmeye bağlı olmaktadır. Sinirdeki iyileşme hasar noktasından hedef organa doğru her günde 1 mm olmaktadır. Radikal prostatektomiye bağlı gelişen erektil disfonksiyonun nedenleri şunlardır; Psikolojik Vasküler hasar Veno-okluziv disfonksiyon Psikolojik faktörler: Hastalara prostat kanseri olduğu söylendiğinde ya da tedavi aşamasına gelindiğinde ED gelişeceği söylendiğinde hastaların neler hissettiği oldukça önemlidir. Prostat kanserinin teşhisi ve tedavisi hastada ve partnerinde emosyonel stres yaratmaktadır. Hastalığın getirdiği, içinde bulunduğu duruma uyumsuzluk, kontrol kaybı, öfke korku ve depresyon ED a neden olarak gösterilebilmektedir. Ancak bunlar içinde depresyonun ED ile olan ilişkisi açık olarak gösterilmesine karşın libidoyu da belirgin oranda azaltmaktadır. Libido ED da erken dönemde etkili görülmemekle birlikte zamanla libidoda da bir kayıp gözlenmektedir. Sonuçta psikolojik nedenler cerrahi sonrası gelişen ED da etkili olmakta ancak dominant neden değildir. Vasküler hasar: 5 Sayfa 5 / 10

Vasküler hasarın ED üzerine olan etkilerine bakılacak olursa, normalde, arteriyel sistemde dinlenme esnasında kan akımı 10 ml/dk iken ereksiyon esnasında 6 kat artmaktadır. Ayrıca ereksiyonda intrakorporal basınç 90 mmhg olmaktadır ve kavernöz cisimleri doldurmak içinde 140 ml kan hacmi gerekmektedir. Kabaca düşünecek olursak gece ereksiyonlarının nedeni penil doku oksijenasyonunun sağlanması olarak düşünülebilir. Böylece ereksiyonun olmaması korpus kavernozuma gelen O2 azalmasına bu da iskemi ve doku hasarına yol açarak transforming GFB1 aktive ederek doku fibrozisine neden olmaktadır. Penil vasküler patoloji ve vazoaktif ajanlara verilen cevap arasında kötü bir korelasyon vardır. Bir çok çalışmada vazoaktif ajanlara verilen cevabın %80 den fazla olduğu belirtilmiştir. Breza ve ark. nın kadavralar üzerindeki incelemelerinde %70 inde aksesuar pudental arter saptamışlardır. Ayrıca bunlarında %75 inde aksesuar pudental arterin kavernözal arter olarak sonlandığını belirtmişler ve postoperatif erektil fonksiyonlarda kişinin preoperatif vasküler yeterliliği ve aksesuar kavernozal arterin etkili olduğunu vurgulamışlardır. Buna karşın Walsh ve Polascik NSRRP esnasında aksesuar internal putdental arteri %4 oranında gözlemlemişler ve cerrahi esnasında ancak %79 unda koruyabilmişlerdir ve potensin korunmasındaki yolun aksesuar arterleri korumak olmadığını belirtmişlerdir. Verilere dayanmamakla birlikte genel konsept arteriyel yaralanma veya arteriyel hastalıklar erektil fonksiyonların yeniden kazanılmasında ya da sildenefile verilen cevaptaki yetersizlikte esas neden olduğu savunulmaktadır. Veno-okluziv disfonksiyon: Radikal prostatektomi esnasında dorsal ven kompleksi bütünüyle bağlanmaktadır. Ligasyonun fizyolojik etkisi açık değildir. Bununla birlikte venöz kaçağa bağlı erektil disfonksiyon tedavisinde dorsal ven ligasyonu önerilmektedir. Araştırmacılar RRPP sonrası venookluziv disfonksiyon oranını %52 olarak belirtmişlerdir. Denervasyona bağlı nokturinal ereksiyonların olmaması doku fibrozisine bu da venookluziv disfonksiyona neden olmaktadır. Ayrıca arteriyel yaralanmaya bağlı uzun süreli, doku iskemisine bağlı doku fibrozisi de venookluziv disfonksiyona neden olmaktadır. Venookluziv erektil disfonksiyonda bir diğer neden ise radyasyonun oluşturduğu doku fibrozisidir. Uzun dönem takipler sonucunda erektil fonksiyonların yeniden kazanılmasın da ya da sildenefile olan cevapta venookluziv disfonksiyonun etkili olmadığı belirtilmiştir. 6 Sayfa 6 / 10

Sinir koruyucu olmayan RP de %98 oranında empotans görülmektedir. Sinir koruyucu RP yapılan hastalarda ortalama %50 oranında ; tek taraflı sinir korunan hastalarda %35-40 ında, çift taraflı sinir korunan hastalarda %60 ında erektil fonksiyonlar geri dönmektedir (6 ay- 3.4 yıl ortalama 1 yılda). Bazı hastalarda NSRRP sonrası erektil disfonksiyonda düzelme olmayabilir. Bunun nedeni ise: ana kavernozal arter olarak sonlanan aksesuar pudental arterin cerrahi esnasında çıkarılmasına bağlanmıştır. Aksesuar pudental arter %35 oranında görülmektedir. %50 sol taraftan, %25 sağ taraftan %25 ise bilateral olabilir. Çoğu durumda aksesuar pudental arter obturator arterden ya da internal pudental arterden kaynaklanmaktadır. Stanford ve ark. nın lokalize prostat kanserli 1291 hastada radikal prostatektomi öncesinde ve sonrasında seksüel fonsiyonların dağılım yüzdeleri aşağıdaki tabloda verilmiştir.( JAMA 2000). Bu çalışmada radikal prostatektomi sonrası 18 ay ve daha uzun takipler sonrasında hastaların %59.9 unda erektil disfonksiyon varken, 24 ayda hastaların %41.9 unda ED devam etmiştir. Sinir koruyucu yapılmayan radikal prostatektomi hastalarının % 65.6 sı, unilateral NSRRP yapılanların %58.6, bilateral NSRRP yapılanların %56 sında ED saptanmıştır. Hastaların RP sonrası ED değerlendirmesi için en az 6 aylık bir süre geçmesi gerektiği bildirilmiştir. 7 Sayfa 7 / 10

TEDAVİ İnsan penil morfometrisi değerlendirildiğinde NSRRP yapılmış hastaların penil uzunluğun ve çevresi flask ve erekte durumda azaldığı saptanmıştır. En büyük değişim ilk yılın ilk ve 2.3 ayında ortaya çıkmıştır. Değişiklikler genellikle cerrahi sonrası 4. ve 8. ayda ortaya çıkar. Bu 4-8 ay aynı zamanda müsküler atrofi gelişmesi içim uygun bir zamandır. Montorsi ve ark operasyondan hemen sonra 2 haftada bir yapılan enjeksiyon tedavisinin doğal ereksiyon fonksiyonunun 6 ayda geri getirdiğini göstermiştir. NSRRP den 1 yıl veya daha fazla süreden sonra ED için tedavi almaya başlamış 47 erkeğin uzun süreli fonksiyonlarının geri dönüşü incelendiğinde bu hastaların hiç birinin doğal fonksiyonlarından tatmin olmadığı %10 unun sildenafille tatmin olduğu ortaya konmuştur. Benzer bir grupta ve karşılaştırılabilir yaş ve patolojik safada olan ve cerrahiden 1 yıldan az süre geçmi,ş erkeklerde normal ereksiyon fonksiyonu ile tatmin oranı %20, sildenafille tatmin oranı %57 bulunmuştur. Bu farklılık bize geri dönüşümsüz penil hasarın 1 yıldan sonra oluştuğunu göstermektedir. Ya da seçilmiş hastalarda çalışmanın yapıldığını düşündürmektedir. Vakum ereksiyon aleti: İlk olarak 1917 de patent almasına rağmen 1980 lere kadar vakum ereksiyon aleti üroloji camiasında kabul görmemiştir. Oral tedavinin başlamasına kadar geçici olarak görülmüştür. Etki oranı, hasta ve partner tatmini %80 den yüksek bulunmuştur. RR den sonra vakum ereksiyon aletinin kullanılması hasar nörolojik olduğu için etkilidir. Kullanımı kolay olan bir alettir. Hastalardan alınan bilgilere dayanılarak yapılan bir çalışmada RRP yapılan erkeklerden %32 sinin vakum ereksiyon aleti kullandığı ortaya konmuştur. RRP den sonra intrakavernözal tedavi ile vakum tedavisini karşılaştıran bir çalışmada hastalar 2/1 oranında intrakavernözal tedaviyi tercih etmişlerdir. Vakum aletinin en önemli dezavantajı doğal ereksiyon yerine düşük akımlı iskemik bir ereksiyon oluşturmasıdır. Preoperatif fonksiyonları normal olan 8 Sayfa 8 / 10

hastalarda cerrahiden sonra ilk 2 yıl içinde ereksiyon esnasında doku oksijenasyonunun arttırılması teorik olarak avantajlı olacağından doğal ereksiyonun dönmesinde vakum ereksiyon cihazı zararlı olabilir. Alprostadil : İntraüretral prostaglandin (PG 1) tedavisi 1997 yılında FDA tarafından onaylanmış ve ED tedavisinde önemli olarak bildirilmiştir. RRP sonrasında 384 erkekte yapılan bir çalışmada evli olduğu kişi dışındaki birlikteliklerdeki kullanımda yanıt oranı %70, evli olduğu kişi ile birlikteliklerinde %57 cevap alınmıştır. RRP den sonra klinik olarak hipotansiyonu bulunan hastalardaki cevap oranı diğer ED etyolojilerine oranla daha düşük bulunmuştur. Üretral yanma, penil ağrı, penil rijiditenin kaybolmasıyla beraber total de %20 hasta tatmini bildirilmiştir. İntrakorporeal tedavi (ICT): ICT ilk kez 1983 de ABD de AUA toplanyısında tanıtıldı. Penil enjeksiyonlar yüksek derecede etkili olmalarına rağmen hastalar tarafından kolayca kabul edilmeyen bir tedavi yaklaşımıdır. Hiçbir erkek hayatının geri kalan bölümünde penisine enjeksiyon yaptırmak istememektedir. Çeşitli çalışmalar göstermiştir ki İCT etkinliği %85 olmasına rağmen %40 hasta tedaviyi bırakmaktadır. İCT de kullanılan maddeler sağlam kavernöz sinirlere gerek kalmadan penis düz kas ve vasküler elemanlarda gevşemeye neden olmaktadır. Bu nedenle sinir rejenerasyonu veya sildenafile cevap gelişene kadar İCT en efektif doğal ve güvenilir erektil fonksiyon elde etme yöntemidir. Bu hastaların sildenafil işe yarar hale gelmesine rağmen İCT ye devam etmek istemeleri bu güvenilirliğin bir göstersesidir. Dennis ve ark daha önceden potent oldukları bilinen 14 hastaya sinir korumadan RRP yaptıktan sonra ortalama dozu: 10 mg papaverin+ 0.3 mg fentolamin içeren 0.4 ml İCT uygulamışlar ve %85 cevap elde etmişlerdir. Sildenefil, vardenafil, Tadalafil Sildenafil RRP sonrası ED tedavisinde çok önemli yer tutmuştur. Sildenafille yapılan çalışmalarda alınan cevap %43 olarak belirtilmesine rağmen ilerleyen çalışmalarda bu oranın %15-%80 arasında değiştiği belirtilmiştir. Etki oranındaki bu geniş farklılık preoperatif erektil fonksiyon, sinir koruyucu cerrahi yapılıp yapılmaması ve tedavinin başlama zamanı ile ilişkilidir. Toplamda yanıt oranını düşük olmasının nedeni, RRP 9 Sayfa 9 / 10

sonrası hasar gören veya korunmayan non adrenerjik non kolinerjik sinir uçlarından salınan ve ereksiyonun meydana gelmesinde temel rolü oynayan NO nun olmaması veya çok az olmasına bağlı olarak guanilat siklazda bir aktivasyon olamayacak ve hücre içi GTP den cgmp dönüşümü azalacaktır. Buna bağlı olarak PDE tip 5 parçalayacağı cgmp olmadığından veya yetersiz olduğundan PDE tip5 i inhibe edecek sildenafilinde etkisi az olacak veya olmayacaktır. Padma ve ark(2003) tarafından sinir koruyuu cerrahi uygulanan hastalara 36 hafta her akşam yatarken sildenefil vermişler ve başarı oranını %24 olarak bulmuşlardır. Bu %4 olan plaseboya göre istatistiksel olarak önemlidir. Bugün için tedavi protokollerinde yer alan bir diğer PDE tip 5 inhibitörleri vardenafil ve tadalafildir. Penil protezler: Preopretif empotan olan ve sildenafil, vakum ereksiyon aleti ve İCT ye yanıt vermeyen hastalarda RRP sırasında penil protez implante edilebilir. Bu uygulama cerrahi morbiditede önemli bir artışa neden olmaz. Sinir koruyucu cerrahi uygulanmayan hastalara ameliyat sırasında penil protez inplantasyonu önerilirsede, hastaya vakum ereksiyon tedavisi ve medikal tedavilerin cerrahi sonrası etkinlikleri anlatıldıktan sonra eğer hasta kabul ederse uygulanmalıdır. Sinir koruyucu cerrahi yapılan hastalarda penil protez uygulaması için en az 24 ay beklenmelidir. Çünkü bu süre içinde doğal ereksiyonlar geri dönebilir veya sildenafile cevap alınabilir. RP den önce penil protez takılan hastalarda proteze dokunmadan RP yapılmalıdır. 10 Sayfa 10 / 10