Sözlüğün Tarihi ŞÜKRÜ HALÛK AKALIN 268 Bilinen ilk sözlük Urra Hubullu Sözlükler, bir dilin bütün veya belli bir dönemdeki sözcüklerini yazılışları, türleri, söylenişleri, temel ve yan anlamları, kullanılış özellikleri bakımından açıklayan, edebî metinlerden seçilen cümlelerle örneklendiren, alıntı sözcüklerin hangi dilden geçtiğini bildiren başvuru kaynaklarıdır. Bir dilin sözcüklerini yine o dille tanımlayan sözlükler olduğu gibi başka dillerdeki karşılıklarını gösteren, açıklayan sözlükler de bulunmaktadır. Bu özellikleriyle sözlükler tek dilli, iki dilli veya çok dilli olmak üzere adlandırılır. Sözlüklerde madde başı olarak alınan sözcükler genellikle abece sıralamasıyla verilir. Konu ve kavram ayrımlarına göre düzenlenen sözlük türleri de bulunmaktadır. Sözlük tanımında kitap veya basılı eser kavramları özellikle kullanılmamıştır. Çünkü günümüzde sözlükler yalnızca kitap olarak değil sanal ortamda bilişim uygulamalarıyla ve elektronik aygıtlarla çeşitli özelliklerde kullanıcılara hizmet vermektedir. Kısacası, bilinen ilk sözlük Urra Hubullu dan günümüze sözlükler önemli gelişme kaydetti. İşte sözlüğün tarihi...
Fransa daki Niaux mağarasında bizon ve yaban keçisi resimleri Sözlüğün tarihi hiç kuşkusuz yazının icadından sonraki dönemlerde başlar. Ama yazıdan önce, acaba sözlük olarak nitelendirilebilecek bir şey koymuş mudur ortaya insanoğlu? Yazı öncesi dönemlerde kendisinden sonraki kuşaklara bazı bilgileri aktarmak istemiş midir? Örneğin kaya resimleri insanoğlunun yalnızca maharetini, sanatını göstermek istediği eserler midir? Dünyanın pek çok bölgesinde mağaraların derinliklerinde veya dağ eteklerinde, kayaların üzerinde bulunan ve geniş bir zaman diliminde yapılmış resimlerle atalarımızın neler anlatmaya çalıştığı üzerine çok şey yazıldı. 1868 yılında bulunan ilk resimli mağara Altamira, başlangıçta basit beyinlerin ürünü olarak görüldü. Ancak sonra, sanatsal anlatımın, düşünsel yeteneğin yanı sıra el becerisini de gerektiren yeni gelişmiş bir yeti, salt kendisi için yinelenen bir etkinlik olduğu görüşü ile resimler tekrar yorumlanmaya başlandı (Lewin 2008: 180). Atlar, bizonlar ve diğer hayvanlara ilişkin betimlemeler bireysel olarak, kimi zaman da kümeler biçiminde görünüyordu. Betimlemeler gerçeğe uygundu ancak doğal ortamlarından kopuktu. İnsansı hayvan yaratıklar, soyut benek kümeleri arasındaki kırmızı ve siyah at imgeleri, ne oldukları ve ne anlama geldikleri bilinmeyen geometrik işaretler (Lewin 2008: 181) hangi amaçla taşlara kazınmıştı? Resimler inançlarla mı ilgiliydi, büyü için mi yapılmıştı? At neyin simgesiydi, bizon neyi simgeliyordu? Bir sığırın çevresindeki insanlarla av sahnesi mi anlatılmak istenmişti yoksa büyü yapan şaman mı betimleniyordu? Mağaralardaki betimlemelerin çoğunlukla o insanlarca eti yenmeyen hayvanlara ait oluşu, av büyüsü varsayımı için sorun oluşturuyordu (Lewin 2008: 181). Kaya resimleriyle ilgili çok farklı görüşler bulunsa da bu konuda çalışanların büyük bir bölümü bu resimlerle insanoğunun bir şeyler anlatmak istediği konusunda birleşiyorlar. 269
Resim sözlüğü mü? Bütün bunların yalnızca varsayım olduğunu, bir kuram bile sayılamayacağını belirtmek gerekir. 270 Mağara duvarlarını, kayaları resimleyenler acaba bu hayvanların bir bölümünü, birbirlerine, çocuklarına tanıtmak için çizmiş olabilirler mi? Örneğin çocuklarına zarar verebilecek, tehlikeli olabilecek hayvanları göstermek için resmetmiş olamazlar mı? Yalnızca yemek için değil derisinden, kemiklerinden yararlanılabilecek hayvanları tanıtmak amacıyla bu resimleri çizmiş olabilirler mi? Avcılık geleneğini sürdürenler bu hayvanları birbirlerine tanıtmak amacıyla çizmiş olamazlar mı? Elbette resimlerde böylesi bir gruplandırma tam olarak görünmüyor ama binlerce yıllık bir sürede farklı zamanlarda üst üste çizilen resimler birbirine karışmış olamaz mı? Bu sorulara olumlu yanıt verebilirsek hiç değilse resimlerin bir bölümünün bazı canlıların tanıtılması amacıyla çizilmiş olabileceğini söyleyebiliriz. Bu düşünceyle çizilmiş olan şekiller, yararlı hayvanlarla zararlı ve tehlikeli hayvanları gösteren resim sözlüğü olarak kabul edilebilir. Bilinen ilk sözlük: Urra Hubullu İlk sözlüklerin pratik bir amacı vardı. Çoğunlukla iki veya çok dilli olan sözcük listesi niteliğindeki sözlükler gezginlere, tacirlere veya misyonerlere yardımcı olmak amacıyla hazırlanmaktaydı. Eski Yunanda ise az kullanılan, tarihsel kaynaklarda kalmış, eskimiş ve unutulmuş sözcüklerle yerel sözcükleri veya teknik sözleri anlamak isteyen insanlara yararlı olmak üzere hazırlanan sözlükçeler glossary vardı (Crystal 2003: 110). İlk sözlükler, sözcüklerin değil resimyazıların (pictogram) karşılıklı açıklaması olarak hazırlanıyordu. Kavramyazının (ideogram) yerini ses değerleriyle birlikte heceyazıları almaya başlayınca diller anlaşılmaz oldu. Böylece heceyazılar, kavramyazı işaretlerini açıklamakta kullanıldı. Bunlar dikey sütunlar hâlinde kil tabletlere yazılıyordu (Barnhart 1968: 88). Bilinen en eski sözlük Sümerce Akadca karşılıklar kılavuzu niteliğindeki Urra Hubullu dur. Sözcüklerin konularına göre düzenlendiği sözlük,
yirmi dört tabletten oluşmaktadır. Yaklaşık olarak MÖ 2300 yılında Akad İmparatorluğu nda ortaya konulduğu sanılan sözlüğün tabletleri Suriye deki Ebla kalıntılarında bulunmuştur. Sözlük bugün Fransa da Louvre Müzesi ndedir. Sözlüğün ilk tabletinde karşılığı verilen ilk sözcükler urra ve hubullu, sözlüğe ad olmuştur. Faiz getiren alacak anlamındaki Sümerce ve Akadca bu sözcüklerin yanı sıra taşımacılık ile ilgili terimler, hayvan adları sözlüğün ticari ilişkilerde anlaşma sağlamak amacıyla hazırlandığı düşüncesini uyandırmaktadır. Sözlüğün dördüncü ve beşinci tabletleri deniz ve kara taşıtlarının adlarını ayrı ayrı sıralayarak her iki dildeki karşılığını vermektedir. On üçüncü tabletten on beşinci tablete kadar olan bölümde hayvan adları sayılmıştır. On altıncı tablette taş, on yedinci tablette bitki, yirmi ikinci tablette ise yıldız adları Sümercede ve Akadcada karşılıklı olarak verilmiştir (Veldhuis 2003 : 627). Orta Doğu nun ilk sistematik kütüphanesini de kurmuş olan Asur kralı Asurbanipal ın (MÖ 669 - MÖ 633) Ninive deki büyük kütüphanesinde kil tabletlere yazılmış sözlükler bulunmuştur. Kâğıdın kullanılmasıyla birlikte sözlükler de artık kâğıt üzerine yazılmaya başlanacaktır... Eski Yunanca Sözlükler Kim tarafından hazırlandığını ve yazıldığını bilemediğimiz Sümerce Akadca sözlükten yaklaşık 1800 yıl sonra MÖ 5. yüzyılda Abderalı Protagoras Glossai adını verdiği sözlüğünü yazar. Eski Yunan düşünürü Abderalı Protagoras (MÖ 485 - MÖ 410) erdem ve ahlak üzerine eserleriyle tanınmıştı. Ancak Peri Theon Tanrılar Üzerine adlı eserindeki görüşleri yüzünden dinsizlikle suçlanır, sürgüne gönderilir ve kitapları halkın önünde yakılır. Protagoras ın sözlüğü Homeros un eserlerinde geçen ancak daha sonra unutulan eski sözcüklerin anlamlarını vermekteydi. Böylece günümüzde bir eserdeki anlamı bilinmeyen sözcüklerle özel adlardan ve teknik terimlerden oluşan sözlük türünün (glossary) ilk örneği ortaya konulmuş olmaktaydı. Eski Yunancanın bir başka sözlüğü ise Protagoras tan yaklaşık iki 271
272 yüz yıl sonra şair ve dil bilgini Philetas (MÖ 330 - MÖ 270) tarafından hazırlanacaktır. İstanköy adasında yaşamış olması dolayısıyla İstanköylü adıyla da tanınan Philetas, İskenderiye de gelişen Helenistik şiir okulunun kurucusu kabul edilir. Roma şairleri Propertius ve Ovidius, Philetas ı örnek aldıklarını belirtmişlerdir. Philetas ın şiirlerinden çok azı günümüze ulaşmıştır. Philetas sözlüğünün bir bölümü Philetas sözlüğü de Yunancanın ağızlarında ve başta Homeros olmak üzere eski kaynaklarda geçen, ancak sözlüğün hazırlandığı dönemde artık kullanılmayan, unutulmuş sözcüklerden oluşmaktadır. Adaşı olduğu Eski Yunan komedya yazarı Aristophanes ile karıştırılmaması için doğduğu yerin adıyla anılan edebiyat eleştirmeni ve dil bilgini İskenderiyeli Aristophanes (MÖ 257 - MÖ 180) İskenderiye de yetişmiştir. Daha sonra İskenderiye Kütüphanesinin başına getirilen Aristophanes, dil bilgisi okulu kurmuştur. Ad çekiminin kurallarını ortaya koyan bir inceleme de yazan Aristophanes, eski sözcükleri, teknik terimleri açıklayan sözlükler hazırlamıştır. Atasözlerini sözlüğe alan ilk kişi olarak bilinen Aristophanes in sözlüğünün öncekilerden ayrılan bir başka özelliği ise eski ve unutulmuş sözcüklerin yanı sıra döneminin söz varlığından sözcüklere de yer vermesidir. Bunların çoğunluğunu ise söylenmesi ve yazılması zor sözcükler oluşturuyordu. Eski Yunan dil bilgini İskenderiyeli Pamphilus (MS 50) erken dönemdeki doksan beş kitapta yer alan eski sözcükleri kapsayan sözlüğünü yazmıştır (Barnhart 1968: 88 a ). Aelius Dionysius (MS 125) da on kitaptaki söz varlığından yararlanarak Atina lehçesinin sözlüğünü Αττικά ονόµατα hazırlamıştır (Barnhart 1968: 88 a ). İskenderiyeli Hesychius Eski Yunancanın en kapsamlı ve en büyük sözlüğünü ortaya koymuştur. MS 5. yüzyılda yaşadığı sanılan İskenderiyeli Hesychius un sözlüğünde az kullanılan, unutulmuş ve anlamı açık olmayan sözcükler yer almaktadır (Barnhart 1968: 88 a ). Hesychius un sözlüğünü hazırlarken MÖ I. yüzyıl ile dönemine kadarki sözlüklerden yararlandığı bilinmektedir. İskenderiyeli Hesychius un sözlüğünün en eski nüshası XV. yüzyıldan kalmadır. (AnaBritannica 1994: XV/ 226). Sözlü-
ğün daha sonra XVIII, XIX ve XX. yüzyıllarda birkaç kez yayımı yapılmıştır. Eski Yunanda anlaşılması zor, muğlak sözcüklerin; yemeklerin, içeceklerin; Homeros, Hipokrat, Eflatun gibi yazarların, düşünürlerin, bilim adamlarının eserlerinde geçen sözcüklerin sözlükleri de hazırlanmıştır. Bilinen ilk köken bilgisi (etimoloji) sözlüğü ise Tibeli (Thebes) Orion (ölümü MS 460) tarafından yazılmıştır. Orion un eseri günümüze kadar ulaşmıştır. Yunancanın çeşitli köken bilgisi sözlüklerine de kaynaklık eden sözlük Friedrich Wilhelm Sturz tarafından 1820 yılında yayımlanmıştır. Latincenin ilk sözlüğü Latincenin ilk sözlüğü Eski Yunanca sözlüklerin öncülerinden çok daha sonra, MÖ I. yüzyılda yazılmıştır. Romalı dil bilgini ve öğretmen Marcus Verrius Flaccus (MÖ 55 - MS 20) türünün ilk örneği olan geniş sözlüğü Libri de significatu verborum adlı çalışmasıyla tanınmıştır. Sözlük, Latin yazarlardan yapılan çok sayıda alıntıyla Antik Çağ a ilişkin zengin bir bilgi kaynağıdır. Bu sözlükten günümüze yalnızca MS II. ve III. yüzyılda Festus, VIII. yüzyılda Paulus Diaconus un hazırladığı kısaltılmış biçimlerden bazı parçalar ulaşabilmiştir (AnaBritannica 1994: XXXI/196). Latincenin Orta Çağ da bilim dili ve uluslararası dil konumuna ulaşmasıyla Latince sözlükler yaygınlaşmaya başlamıştı. Bu sözlüklerden en ünlüsü Cenovalı Giovanni Balbi nin (ö. 1298) Catholicon veya Summa adlı eseridir. Sözlüğün 1268 yılında tamamlandığı ve ilk baskısının 1460 yılında Mainz da Johann Gutenberg tarafından yapıldığı sanılmaktadır. Ancak gerek kitabın boyutları gerek niteliksiz hurufatı bakımından bu baskının Gutenberg eseri olduğu tartışmalıdır. Catholicon un el yazmaları Fransız ve İngiliz kiliselerindeki kitaplar arasında bulunmuş, sonraki yıllarda basılan iki dilli sözlüklere uzun süre kaynaklık etmiştir (Barnhart 1968: 88 b ). Bir başka önemli Latince sözlük de pek çok kez basılan Thesaurus Linguae Latinae dir (1531). Sözlüğün hazırlayıcısı Robert (Stephanus) 273
274 Estienne (1503-1559) Paris te 1502 yılında bir basımevi kurmuş olan Henri Estienne in ikinci oğludur. Saray için Latincenin yanı sıra Yunanca pek çok eserin basımını da üstlenen Robert Estienne, yazmış olduğu Thesaurus Linguae Latinae ile bu alanda bir çığır açmıştır (Barnhart 1968: 88 b ). Latince adı Stephanus olan Robert Estienne in sözlüğü pek çok çalışmaya da kaynaklık etmiştir. Orta Çağ ın sonlarında ulusal diller karşısında önemini yitirmeye başlayan Latincenin açıklama gerektiren anlaşılmaz sözcüklerini kolay Latince sözcüklerle açıklama yoluna giden sözlükler hazırlanmaya başlanır. Bu türün ilk örneği VIII. yüzyılda yazılan Corpus Glossary dir. Bu sözlükler, Latince sözlerin ulusal dillerdeki karşılıklarını gösteren iki dilli sözlüklerin ilk adımı olmuştur. Latince dil bilgisi üzerine yaptığı çalışmalar, dolayısıyla Grammaticus diye anılan Aelfric (yaklaşık olarak 955-1010) ilk Latin - Anglosakson sözlüğünü hazırlamıştır. Bilinen ilk İngilizce - Latince sözlük Promptorium Parvulorum ise 1440 yılında Norfolklu bir rahip olan Geoffrey tarafından hazırlanmış, 1499 yılında da yayımlanmıştır (Barnhart 1968: 88 b ). İlk Sanskritçe sözlük Hint-Avrupa Dil Ailesinin bir kolunu oluşturan ve Hindistan daki Hinduların klasik dili olan Sanskritçe bugün için ölü dillerden biridir. Geçmişi MÖ ikinci binyıla uzanan Sanskritçenin (Crystal 2001: 296) ilk sözlüğü Amarakoṣa (Nāmalingānus āsana) MS IV. yüzyılda Amarasimha tarafından yazılmıştır. Dizeler hâlindeki sözlükte yaklaşık on bin sözcük bulunmaktadır. Arap Sözlükçülüğü Türk sözlükçülüğünü de etkilemiş olan Arap sözlükçülüğü, başlı başına bir gelenektir. Bu gelenek Kur an ı doğru anlamak üzere söz varlığı üzerindeki çalışmalarla başlamıştır. Kur an da geçen ve garīb diye adlandırılan ifadeleri çözmek amacıyla Arap kabileleri arasından sözler derlenmiştir. Kur an da geçmekle birlikte yazı dilinde ve gündelik dilde pek kulla-
Shuōwén Jiězì Çincenin ilk sözlüğü milattan önce III. yüzyılda yazılmış olan Er h -ya dır (geleneksel Çincede 爾 雅 ). Hazırlayıcısı bilinmeyen eseri, ansiklopedi olarak tanımlayanlar da bulunmaktadır. Toplam 13.113 karakterden ve 4.300 sözcükten oluşan eserde sözcükler konu tasnifine göre verilmiştir. Bilinen ikinci Çince sözlük ise Çin yazısındaki basit ve karmaşık karakterlerin açıklaması anlamında olan Shuōwén Jiězì ( 說 解 字 / 说 解 字 ) adını taşımaktadır. Han hanedanlığı döneminde yazılmış olan sözlüğün sonraki dönemlerde pek çok baskısı yapılmıştır. nılmayan sözleri, eş anlamlılarını, farklı ayetlerde geçen değişik anlamlarını belirlemek amacıyla yapılan derleme çalışmasına zamanla edebî ürünler de katılmaya başlandı (Haywood 1960: 3; Yavuzarslan 2009: 1). Başlangıçta konu düzeninde hazırlanan sözlüklerde coğrafi şekiller, insanlar, hayvanlar, doğa olayları gibi konularda sözcükler toplanmakta ve bir başka düzenlemeye gitmeden yalnızca konularına göre yazıya geçirilmekteydi. Nadir bulunan sözcükleri kapsadığını ifade etmek üzere nevadir diye adlandırılan bu türün en ilgi çekici örneği Ebu Zeyd el-ensari nin (ö. 830) En-Nevadir adlı eseridir (Yavuzarslan 2009: 1). Zamanla aynı harflerle başlayan sözcükleri bir arada sıralama ilkesiyle hazırlanan sözlükler, Arap sözlükçülüğünün ikinci dönemini oluşturur. Ancak Arap sözlükçülüğünün üçüncü dönemi kabul edilen ve dildeki bütün sözleri belirli bir yönteme ve ilkeye göre düzenli olarak verme geleneği ünlü Arap dilcisi Halil bin Ahmed (ö. 791) ile başlamıştır. Sözlüğünü harflerin karşılığı olan seslerin ses yolundaki çıkış noktasına göre düzenleyen Halil bin Ahmed sözlüğünü en geride oluşan ses ع ile başlatır. Bu nedenle Halil in sözlüğü Kitabü l-ayn olarak adlandırılır. İlk sözlük olmasa da Kitabü l-ayn Arap sözlükçülüğünün temel eseri kabul edilir. Ünlü Türk sözlükçüsü Kâşgarlı Mahmud Tübingen nüshası Kitabü l-ayn da eseri Divanü Lugati t-türk te Halil i ve eserini anar. Ancak adını anmasa da Kâşgarlı nın etkilendiği sözlükçü Divanü l-edeb yazarı Ebu İbrahim İshak bin İbrahim el-farabi dir (Yavuzarslan 2009: 3). 275
NİN İLK SÖZLÜĞÜ DİVANÜ LUGATİ T- 276 Türk dilinin ilk sözlüğü, Kâşgarlı Mahmud un (?1008 -?1105) yazdığı Divanü Lugati t-türk tür. Tarihsel kaynaklarda hakkında bilgiye rastlanmayan, eserinde de kendisi hakkında pek fazla bilgi vermeyen Kâşgarlı Mahmud un soylu bir aileden geldiği ve çok iyi yetiştirilmiş bir şehzade olduğu Divanü Lugati t-türk teki kayıtlardan anlaşılmaktadır. Türklerin en güzel konuşanı, en açık anlatanı, en iyi eğitim göreni, soyca en köklüsü, en başarılı kargı atanı olmakla övünen Kâşgarlı Mahmud, Türk topluluklarının yaşadığı bütün şehirleri ve bölgeleri dolaştığını yazmaktadır. Türk topluluklarının dili, edebiyatı, yaşayışı ve âdetleri üzerine yirmi yıla yakın malzeme topladıktan sonra Bağdat a gelen Kâşgarlı, 1072 yılında yazmaya başladığı eserini 1074 yılında tamamlayarak Halife Muktedî Biemrillah a sunmuştur. Kâşgarlı Mahmud un Divanü Lugati t-türk dışında bir de Türk dil bilgisi kitabı yazdığını bilmekteyiz. Kitabü Cevahiri n- Nahv fi Lugati t-türk adındaki bu eser ne yazık ki günümüze ulaşmamıştır. Divanü Lugati t-türk, bütün Türk illerini ve dillerini kapsayan, bin yıl öncesinin Türk toplulukları hakkında önemli bilgiler içeren kaynak eserdir. Türk yazı dillerinin, lehçelerinin KÂŞGARLI MAHMUD ve
ağızlarının dil özelliklerini belirleyen, dokuz bin civarındaki söz varlığını derleyerek bir araya getiren Kâşgarlı Mahmud Arapça kökenli dīvān sözünü sözlük anlamında kullanmıştır. Arapça kökenli luġat ise sözcük, kelime, söz; sözlük anlamlarının yanı sıra dil, her kavmin konuştuğu dil anlamını taşımaktadır. Kâşgarlı Mahmud bu sözün teklik biçimini değil de çokluk biçimi olan luġāt sözünü her Türk topluluğunun konuştuğu dil anlamında olmak üzere eserine ad yapmıştır. Döneminin yazı dilinin dil bilgisi kurallarını ve söz varlığını eserinde toplayan Kâşgarlı Mahmud, bu ölçünlü dil çerçevesinde diğer Türk topluluklarının ağız özelliklerini hem ses hem de söz varlığı bakımından ayrıntılı biçimde ele almıştır. Bir dil bilgisi, bir sözlük, bir ansiklopedi niteliğinde yapılandırılan Divanü Lugati t-türk, iki ana bölümden oluşmaktadır. Baştan yirmi yedi sayfa tutan ve Türklerle ilgili çok önemli bilgileri içeren bu bölümde, Türk topluluklarının yaşadığı bölgeleri gösteren ilk Türk haritası da yer almaktadır. Divanü Lugati t-türk ün yirmi sekizinci sayfasından itibaren sözlük bölümü başlamaktadır. Sözlük de adlar ve fiiller olmak üzere iki ana bölüme ayrılmıştır. Harf sayısına ve harflerin niteliğine göre sıralanan Türkçe sözcüklerin açıklaması Arapça olarak yapılmış, örnek cümleler yine Türkçe verilmiş, anlamları yine Arapça yazılmıştır. Türkçe madde başı sözcükler metin içerisinde yazıldığından bunları göstermek amacıyla sözcüklerin hemen üstü kırmızı renkli mürekkep ile çizilmiştir. Tanımlara açıklık kazandıran Türkçe örnek cümleler de üstlerine kırmızı mürekkeple çekilen çizgilerle gösterilmiştir. Kâşgarlı Mahmud un özel adları da söz varlığına alarak ayrıntılı bilgiler vermesi esere ansiklopedik sözlük, hatta ansiklopedi niteliğini de kazandırmıştır. Bunlar içerisinde şehir, köy, dağ, ırmak, deniz gibi coğrafya adları ile kişi ve topluluk adları da yer almaktadır. Özellikle Türk topluluklarının adlarını açıkladığı maddelerde Kâşgarlı Mahmud un verdiği ayrıntılı bilgiler dikkat çekicidir. Kâşgarlı Mahmud bu adlarla ilgili olarak kısa tanım yapmak yerine ayrıntılı bilgi vermeye, anlattıklarını atasözleriyle, manzum parçalarla, zaman zaman da hadislerle tanıklamaya özen göstermiştir. Kâşgarlı Mahmud un Türk dilinin Arapça kadar zengin olduğunu kanıtlamak ve Araplara Türkçe öğretmek amacıyla yazdığı Divanü Lugati t- Türk ün günümüze ulaşan tek nüshası Ali Emiri tarafından bulunmuştur. Besim Atalay ın Türkçeye çevirdiği eserin tamamı dört cilt olarak Türk Dil Kurumu tarafından birkaç kez basılmıştır. Türkiye de ve çeşitli ülkelerde pek çok kez tıpkıbasımı ve 277
278 Divanü Lugati t-türk ten yaklaşık altmış yıl sonra ise Harezm sahasında hazırlanmış olan Mukaddimetü l-edeb, Arapça öğrenmek isteyenlere yararlı olabilecek bir eserdir. Türk asıllı olmakla birlikte Arap sözlükçülük geleneğinde önemli bir yere sahip olan Zemahşeri nin yazdığı eser, Harezm Türkçesi açısından önemli dil malzemesi içermektedir (Yavuzarslan 2009: 6-7). Karadeniz in kuzeyinde yaşamış olan Kuman (Kıpçak) Türklerinin söz varlığı ve sözlü edebiyat ürünleri ile ilgili derlemelerden oluşan Codeks Cumanikus un XIII. yüzyıl sonlarında hazırlandığı sanılmaktadır. Kumanların dil malzemesinin Latin harfleriyle ortaya konulduğu eserin ilk bölümü Kuman Türkçesinin söz varlığı ile birlikte dil bilgisi kurallarından oluşmaktadır. İtalyanlar tarafından hazırlanmış olabileceğinden İtalyan bölümü diye adlandırılan eserin bu bölümünde Latince sözcüklerin Farsça ve Kıpçakça karşılıkları verilmiştir. Eserin ikinci bölümünün ise Almanlar tarafından hazırlandığı düşünülmektedir. Kuman Türkçesiyle İncil den çevirilerin, atasözlerinin, bilmecelerin yanı sıra Almanca-Kıpçakça ve Latince-Kıpçakça karşılıklar kılavuzunun da bulunduğu eserin tek nüshası Venedik teki San Marcus Kütüphanesi ndedir. Geçen zaman içerisinde Bahşayiş Lügati (? 920, istinsahı XIV yüzyıl), Kitab-ı Mecmu-ı Tercüman-ı Türki ve Acemi ve Mugali (1343), Kitabü t-tuhfetü z-zekiyye fi l-lugati t-türkiyye (? 1425), Kitabu bulgati l-muştak fi-lugati t-türk ve l-kıfçak (? 1451), Ed-Durretü l-muzi a fi l-lugati t-tür-kiyye (XIV - XV. yüzyıl), Abuşka Lügati, Şamilü lluga (1505), Eş-Şüzurü zehebiyye ve lkıta-u l-ahmediyye fi l-lugati t-türkiyye (1619), Ahteri-i Kebir, Camiü l-faris gibi çok sayıda sözlük hazırlanmıştır. Ancak bunların büyük bir bölümü Arapçadan veya Farsçadan Türkçeye sözlüklerdir. Türkçeden Türkçeye sözlükler ise XVIII. yüzyıldan itibaren hazırlanmaya başlanacaktır. Mehmed Esad Efendi nin Lehcetü l-lügat (? 1732, basımı? 1795), James W. Redhouse un Müntahabat-ı Türkiyye (1842) ve Müntahabat-ı Lügat-ı Osmaniyye (1852), Ahmed Vefik Paşa nın Lehce-i Osmani (1876) ve nihayet Şemseddin Sami nin Kamus-ı Türki adlı sözlükleri Türk sözlükçülüğünün en önemli ürünlerinden yalnızca birkaçıdır. Bunlar içerisinde Kamus-ı Türki kendisinden sonra hazırlanan pek çok sözlüğe kaynaklık etmiş, sözlükçülüğümüzün kilometre taşı olmuştur. Türk Dil Kurumunun ilk baskısını 1945 te yayımladığı ve günümüze kadar on baskısı yapılan Türkçe Sözlük de günümüz Türk sözlükçülüğünün temel eserlerinin başında gelmektedir.
İngilizcenin sözlükleri İngilizcenin ilk sözlüğü A Table of Alphabeticall, Robert Cawdrey tarafından 1604 yılında hazırlanmıştır. Yaklaşık olarak 3.000 sözcüğün bulunduğu sözlükte Yunanca, Latince, Fransızca ve diğer dillerden alıntılar yer almaktadır. Zor sözcükler diye tanımlanan az kullanılan ve az bilinen sözcüklerin sözlüğü olan bu eserin ardından neredeyse bir yüzyıl boyunca hazırlanan sözlükler zor sözcükleri esas almıştır (Barnhart 1968: 88 b ). İngilizcenin ikinci sözlüğü John Bullokar tarafından 1616 yılında hazırlanan ve yaklaşık 6.000 sözcükten oluşan An English Expositor adlı eserdir. Ancak İngiliz sözlükçülüğünün dönüm noktası Samuel Johnson dur (1709-1784). Kısaca Johnson Sözlüğü Johnson s Dictionary olarak anılan bu çalışmayla İngiliz sözlükçülüğü Johnson dan önce - Johnson dan sonra diye iki evreye ayrılmıştır (Brewer: 1994: II/916; Mugglestone 1994: II/915). Elbette bu kısa yazı içerisinde bütün sözlükleri ele almak gibi bir amacımız bulunmuyordu. Kil tabletlere yazılan ilk sözlükten papirüse, kâğıda yazılan sözlüklere, günümüzde ise basılı sözlüklerin yanı sıra bilgisayarlarda, sanal ortamda, cep telefonlarında, çeviri yazılımlarında kullanılan türlerine kadar uzanan süreçte sözlüklerin yalnızca ilklerine değinmekti amacımız... Gelecek yazılarımızda bu sözlükleri ayrı ayrı ele alıp sözlükçülüğün gelişmesini incelemeyi sürdüreceğiz. 279 Kaynakça AnaBritannica Genel Kültür Ansiklopedisi, Ana Yayıncılık, İstanbul, 1994. Barnhart Clarence L. (1968), Dictionary, The Encyclopedia Americana, New York. Brewer C. (1994), Dictionaries, English, before Johnson, The Encyclopedia of Language and Linguistics, Pergamon yayınları, C. II, s. 916-919, Oxford, New York, Seul, Tokyo. Crystal David (2001), A Dictionary of Language, Şikago. Crystal David (2003), Encyclopedia of Language, 5. baskı, Cambridge University Press, Cambridge. Haywood John A. (1960), Arabic Lexicography, its history and its place in the general history of lexicography, Leiden. Lewin Roger (2008), Modern İnsanın Kökeni, (çev. Nazım Özüaydın), TÜBİTAK yayını, 13. basım, Ankara. Mugglestone L. C. (1994), Dictionaries, English, after Johnson (excluding Oxford English Dictionary), The Encyclopedia of Language and Linguistics, Pergamon yayınları, C. II, s. 915-916, Oxford, New York, Seul, Tokyo. Veldhuis Niek (2003), On the Curriculum of the Neo-Babylonian School, Journal of the American Oriental Society, C. 123, S. 3, s. 627. Yavuzarslan Paşa (2009), Osmanlı Dönemi Türk Sözlükçülüğü, Tiydem Yayıncılık, Ankara.