TORAKAL AORT PATOLOJİLERİNDE ENDOVASKÜLER TEDAVİ SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
|
|
|
- Esin Caner
- 8 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 T.C GAZİ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ RADYOLOJİ ANABİLİM DALI TORAKAL AORT PATOLOJİLERİNDE ENDOVASKÜLER TEDAVİ SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ UZMANLIK TEZİ MUSTAFA EMRE AKIN TEZ DANIŞMANI YARD. DOÇ. DR. KORAY AKKAN ANKARA EKİM 2014
2 T.C GAZİ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ RADYOLOJİ ANABİLİM DALI TORAKAL AORT PATOLOJİLERİNDE ENDOVASKÜLER TEDAVİ SONUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ UZMANLIK TEZİ MUSTAFA EMRE AKIN TEZ DANIŞMANI YARD. DOÇ. DR. KORAY AKKAN ANKARA EKİM 2014
3 TEŞEKKÜR Uzmanlık eğitimim süresince bilgi ve deneyimlerini benden esirgemeyen Sayın Prof. Dr. Sedat Işık a, Anabilim Dalı Başkanımız Sayın Prof. Dr. Erhan T. Ilgıt a, Sayın Prof. Dr. E. Turgut Talı ya, Sayın Prof. Dr. Mehmet Araç a, Sayın Prof. Dr. A.Baran Önal a, Sayın Prof.Dr. Öznur L. Boyunağa ya, Sayın Prof. Dr. Cem Yücel e, Sayın Prof. Dr. Nil Tokgöz e, Sayın Prof.Dr. Suna Ö. Oktar a, Sayın Prof.Dr. A. Yusuf Öner e, Sayın Doç. Dr. Serap Gültekin e, Sayın Doç. Dr. Gonca Erbaş a, Sayın Yard. Doç. Dr. Koray Kılıç a, Tezimin hazırlanma sürecinde bilgi ve deneyimlerini benden esirgemeyen tez danışmanım Sayın Yard. Doç. Dr. Koray Akkan a, Uzmanlık eğitimim sürecinde her zaman bana destek olan ve kişiliği ile bana yol gösteren Sayın Yard. Doç. Dr. Murat Uçar a, Her zaman yanımda olan ve desteklerini benden esirgemeyen tüm asistan arkadaşlarıma, Varlıkları ile hayatıma anlam veren eşim Dr. Ezgi Akın a, kızım Yağmur Akın a ve aileme teşekkürlerimi sunarım. Dr. M. Emre Akın i
4 İÇİNDEKİLER TEŞEKKÜR... i İÇİNDEKİLER... ii SİMGELER ve KISALTMALAR... iv RESİMLER DİZİNİ... v TABLOLAR DİZİNİ... vi 1. GİRİŞ VE AMAÇ GENEL BİLGİLER Aortun Embriyolojisi ve Gelişimi Torakal Aort Anatomisi Torakal Aort Patolojileri Torakal Aort Anevrizmaları Etiyoloji ve Histopatolojisi Torakal Aort Anevrizmalarında Epidemiyoloji, Klinik ve Doğal Seyir Torakal Aort diseksiyonlarında Epidemiyoloji, Klinik ve Doğal Seyir Torakal Aort Diseksiyonlarında Patofizyoloji Torakal Aort Diseksiyonları Sınıflandırması: Diğer Torakal Aort Hastalıkları Penetran ateroskleroitk Ülser Travmatik Aort Psödoanevrizması ve Transeksiyonu İntramural Hematom Torakal Aort Patolojilerinin Endovasküler Tedavisi Stent Greft Uygulaması Hakkında Genel Bilgiler Stent Greft Uygulaması Hakkında Teknik Bilgiler Torasik Endovasküler Aort Tamiri (TEVAR) Endikasyonları TEVAR uygulamasındaki Gelişmeler ve Teknikler Endovasküler Tedavi Komplikasyonları GEREÇ VE YÖNTEM BULGULAR TARTIŞMA SONUÇ ii
5 KAYNAKLAR ÖZET iii
6 SİMGELER ve KISALTMALAR BT CPR ÇKBT DSA MR MPR MIP PTFE TAAA TEVAR TTE VR VYA : Bilgisayarlı Tomografi : Curved Planar Reformation : Çok Kesitli Bilgisayarlı Tomografi : Digital Substraksyon Anjiografi (Digital Substraction Angiography) : Magnetik Rezonans : Multiplanar Reformation : Maximum Intensity Projection : Politetrafloroetilen : Torakoabdominal Aorta Anevrizması : Torasik Endovasküler Aort Tamiri (Thoracic Endovacular Aortic Repair) : Transtorasik Ekokardiografi : Volume Rendering : Vücut Yüzey Alanı iv
7 RESİMLER DİZİNİ Resim 1. Aortik ark ve dallarının gelişiminin şematik gösterimi Resim 2. Torakal aorta anatomisi ve Torakal aorta dalları... 6 Resim 3. Arkus aortanın varyasyonlarının şematik gösterimi... 7 Resim 4 Anevrizma tiplerinin şematik gösterimi... 9 Resim 5. Aortik diseksiyon patogenezinin şematik gösterimi Resim 6. Aort diseksiyonu sınıflamasının şematik görünümü, Stanford A-B, DeBakey I-IIIb Resim 7. Aortik diseksiyon, penetran aterosklerotik ülser ve intramural hematom ile oluşumunun şematik gösterimi Resim 8. Mevcut stent greft sistemleri Resim 9. Stent greftlerin yerleştirilebileceği proksimal tutunma bölgelerinin (landing zone) şematik gösterimi Resim 10. Hibrid cerrahi teknikleri: Resim 11. Sol ana karotid artere uzatılan Chimney stent tekniğinin uygulandığı TEVAR işlemi sonrası MIP (maximum intensity projection) BT anjiografi görüntüsü Resim 12. Aortik ark psödoanevrizmalı olguda çokdallı ark greftinin işlem öncesi sonrası BT anjiografi görüntüsü Resim 13. Gore (W. L. Gore and Associates, Flagstaff, Ariz) tarafından tasarlanan tekdallı ark grefti prototipinin şematik görüntüsü Resim 14. In situ fenestrasyon tekniği uygulanmış hastanın hemen işlem sonrası DSA görüntüsü ve erken kontrolü sırasındaki BT anjiografi görüntüsü Resim 15. Asendan aort anevrizmalı olguda akım çevrici stent uygulaması öncesinde ve 9 ay sonrasında kontrol 3B BT anjiografi görüntüsü Resim 16. Endoleak tiplerinin şematik gösterimi v
8 TABLOLAR DİZİNİ Tablo ve 2007 yılları arasında rüptüre torakal aort anevrizması nedeniyle tedavi edilen olgular... 2 Tablo ve 2007 yılları arasında intakt torakal aort anevrizması nedeniyle tedavi edilen olgular... 2 Tablo 3. Anevrizma etiolojisi Tablo 4. Asemptomatik Torasik Aort Anevrizmaların medikal tedavi ile izlem şeması Tablo 5. Torakal Aort Anevrizmalarında elektif cerrahi uygulaması için boyut kriterleri Tablo 6. Aort diseksiyonu risk faktörleri Tablo 7. İşlem öncesi görüntüleme algoritması Tablo 8. TEVAR endikasyonları Tablo 9. Hibrid cerrahi uygulamalarının avantajları Tablo 10. TEVAR sonrası görülen komplikasyonlar Tablo 11. Kullanılan stent greftler ve özellikleri vi
9 1. GİRİŞ VE AMAÇ Torakal aorta kaynaklı patolojiler genel olarak anevrizma, diseksiyon, travmatik yaralanma, penetran aterosklerotik ülser ve intramural hematom başlıkları altında incelenebilir. Torakal aort patolojilerinin büyük bir çoğunluğu ciddi hayatı tehdit edebilecek hastalıklar olarak izlenir. Özellikle torakal aort anevrizmaları ve aortik diseksiyonları yüksek morbidite ve mortalite oranlarına sahip olup 6 cm den büyük anevrizmaların 5 yıllık takibinde rüptür oranı % 31 olarak bilinmektedir. Önemli merkezlerde dahi açık cerrahi onarım sonrasında 30 günlük mortalite oranları %5 ve %20 arasında izlenmektedir. Hayatta kalan hastaları ise uzun bir iyileşme ve rehabilitasyon süreci beklemektedir. Son çalışmalara göre cerrahi onarım sonrası 5 yıllık sağ kalım süreleri %56 olarak raporlanmıştır (1, 2). Cerrahi yöntemle karşılaştırıldığında endovasküler tedavinin en önemli avantajları arasında lokal anestezi altında uygulanabilirliği, daha az kan transfüzyonu gerektirmesi, böbrek yetmezliği ve parapleji oranlarının açık cerrahi onarıma oranla daha düşük olması, hastanede kalış süresinin az olması gösterilebilir (3, 4). İşlem öncesi hasta seçimi ve uygulanacak yaklaşımın belirlenmesi nedeniyle hastalara uygun tetkikler yapıldıktan sonra planlama aşamasına geçilmesi işlem komplikasyonlarını en aza indirmek için önemlidir. Torasik aorta patolojilerinde, endovasküler tedavi yaklaşımı, klasik tedavi yöntemi olan cerrahi girişimlere göre daha az invaziv bir yöntemdir. Literatürde son yıllarda bu tedavi yönteminin torakal aort patolojilerinde kullanım sıklığında belirgin artış izlenmektedir. Conrad M ve arkadaşları tarafından yayınlanan ve 1
10 olguyu içeren bir seride 2004 ve 2007 yılları arasında bu tedavi yönteminin tercihinde belirgin artış izlenirken açık cerrahi uygulamasında da zamanla gerileme izlendiği rapor edilmiştir (4) (Tablo 1, Tablo 2). Tablo ve 2007 yılları arasında rüptüre torakal aort anevrizması nedeniyle tedavi edilen olgular (4) Yıl Hasta sayısı TEVAR Hasta sayısı Açık Cerrahi % % % % % % % % 51 Total 368 % % 64 Tablo ve 2007 yılları arasında intakt torakal aort anevrizması nedeniyle tedavi edilen olgular (4) Yıl Hasta sayısı TEVAR* Hasta sayısı Açık Cerrahi % % % % % % % % 40 Total 3529 % % 51 * TEVAR : Thoracic endovascular aortic repairment Torasik aorta patolojilerinde endovasküler onarım tekniği ilk olarak 1994 yılında Dake ve arkadaşları tarafından 24 aylık bir periyot süresinde 13 torakal aort anevrizması tanısı almış hastaya uygulanarak raporlanmıştır. Bu raporda tedavi uygulanan hastalarda 6-24 ay arasında takip uygulanmış olup mortalite izlenmemiştir. Sadece 2 hastada işlem sonrası dönemde ikinci bir girişim uygulanması gerekmiştir (5). 2
11 Kısaca yapılan çalışmalar ve uygulamalar, bu tedavi yönteminin, akut ve kronik torakal aort hastalıklarında teknik başarı oranı yüksek, komplikasyon oranları düşük, güvenle kullanılabilen cerrahiye alternatif bir yöntem olduğunu göstermektedir (3, 4). Bu çalışmada amaç Ocak 2009 Ekim 2014 tarihleri arasında torakal aorta patolojisi nedeniyle merkezimizde endovasküler tedavi uygulanan hastalarda tedavinin sonuçlarını ve etkinliğini değerlendirmektir. 3
12 2. GENEL BİLGİLER 2.1. Aortun Embriyolojisi ve Gelişimi Aortun gelişimi üçüncü gestasyonel haftada endokaryial tüpün oluşması ile başlayan ayrıntılı ve kompleks bir süreçtir. Primitif aortanın bu süreçte bir çift ventral ve dorsal komponenti bulunmakta olup bu komponentler birinci aortik ark ile birbirleriyle bağlantılıdır. Ventral komponentler birleşerek kalbin içerisine kan pompaladığı aortik keseyi (sac), dorsal aortaların ise kaudal kısımları birleşerel orta hatta desendan aortayı oluşturur (Resim 1). Ayrıca dorsal aortadan kaynaklanan yedi çift intersegmental arter arkusun gelişiminde kritik rol oynamaktadır. Ventral ve dorsal aortlar arasında altı çift aortik ark mevcut olup bu arklar daha sonra farklı arterlerin kökenini oluştururlar. Birinci çift maksiller ve eksternal karotid arterleri, ikinci çift stapedial arterleri oluşturur. Üçüncü çift (karotid ark çifti) proksimal kesimleri ana karotid arterleri, distal kesimleri ise internal karotid arterleri oluşturur. Dördüncü çiftin sol arkı sol ana karotid arter ve subklavian arter arasındaki normal arkusu oluşturuken sağdaki çift sağ subklavian arter proksimal kesimini oluşturur. Sağ subklavian arter distali, sağ dorsal aorta ve sağ yedinci intersegmental arter tarafından daha sonra oluşturulur. Beşinci ark çiftinden oluşan arterler rudimenter arterler olup gelişim sırasında kaybolurlar. Altıncı çiftin sol arkı ana, sol pulmoner arter ve ductus arteriousunun gelişiminde rol oynarken sağ ark sağ ana pulmoner arteri oluşturur. Kalbin daha sonra kaudale doğru yer değiştirmesi sırasında yedinci intersegmental arterler genişleyerek distal subklavian arterleri oluşturur (6). 4
13 Resim 1. Aortik ark ve dallarının gelişiminin şematik gösterimi. 1-6; aortik arklar, aa; arkus aorta, va; ventral aorta, da; dorsal aorta, cc; common karotid arter, ic; internal karotid arter, ec; eksternal karotid arter, rs; sağ subklavian arter av; vertebral arter, pt; pulmoner trunkus rp; sağ pulmoner arter, lp; sol pulmoner arter, db; ductus arteriosus Botalli (6) Bu gelişim basamakları sırasında regrese olması gereken segmentlerin gerilememesi ya da varolması gereken segmentlerin regrese olması çeşitli aortik ark anomalilerine sebep olacaktır (6). 5
14 2.2. Torakal Aort Anatomisi Torakal aorta, posterior mediasten yerleşimli olup asendan aorta, arkus aorta ve desenden aorta olmak üzere üç ana bölümden oluşur (Resim 2). Torakal aorta dördüncü torasik vertebra alt platosundan başlayarak inferiorda onikinci torakal vertebra alt platosuna ve diyafragmatik hiatusa kadar uzanır. İnen aorta vertebral kolonun sol komşuluğundan başlayarak indikçe orta hatta yaklaşır ve en alt kesimde orta hat yerleşimli olarak izlenir. Anteriorda sol akciğer, perikard, özefagus ve diyafram ile; posteriorda vertebral kolon, hemiazigos veni ile; sağda azigos veni ve duktus torasikus ile; solda plevra ve akciğer ile komşuluğu vardır. Resim 2. a) Torakal aorta anatomisi b) Torakal aorta dalları (7) Aortik kapaktan brakiosefalik arter başlangıcına kadar olan kesimi asendan aorta olarak isimlendirilmekte olup yaklaşık 5 cm uzunluğundandır. Asendan aorta da kök ya da bulbus ve tübüler segment olarak iki bölüme ayrılır. Aortik kökten koroner sinüsler orijin alır. Yetişkinlerde asendan aort çapı ortalama 3.5 cm dir ( cm arası). Aortik kökten brakiosefalik artere kadar olan kısım tübüler segmenttir (8). 6
15 İnnominate arterden ligamentum arteriozuma kadar olan kısım arkus aorta olarak adlandırılır. Arkus aorta brakiosefalik kök, sol ana karotis arter ve sol subklavian arter olmak üzere üç ana dalı verir. Proksimal ark, brakiosefalik kök ve sol subklavian arter arasında yerleşmiş olup sol ana karotis arter bu segmentten köken alır. Distal ya da posterior ark ise sol subklavian arter ve ligamentum arteriosum arasında yer alır (8, 9). Desendan aorta ligamentum arteriosum seviyesinden başlayarak inferiorda diyafragmatik hiatusa kadar uzanır. Ortalama kalibrasyonu orta kesimde 2.48 cm ( cm arası) ve distalde 2.42 cm ( cm arası) olarak ölçülür (8, 9). Resim 3. Arkus aortanın varyasyonlarının şematik gösterimi a. Sol karotid brakiosefalik orijinli (Bovine Arch). b. Sol karotid brakiosefalik üst kesimi orijinli, c.ana karotid orijinli sol subklavien arter, d. Ana karotid arterler ortak orijinden ve her iki subklavien arter aorta orijinli, e. Sağ ve sol brakiosefalik arterler, f. Arkusta tek ana dal, sol ana karotid ve sol subklavien arter buradan orijin alıyor. (7) 7
16 Arkus aorta dallanma paterninde varyasyonlar sık olarak izlenir. En sık olan varyasyon, sol ana karotid arterin barakiosefalik daldan orijin almasıdır (Resim 3). Diğer sık varyasyonlar sol vertebral arterin, aortadan direk ayrılması, sağ aberran subklavien arter, sağ aortik ark ve aberran sol subklavien arter olarak sayılabilir Torakal Aort Patolojileri Torakal aorta kaynaklı hastalıklar genel olarak anevrizma, diseksiyon, travmatik yaralanma, penetran aterosklerotik ülser ve intramural hematom başlıkları altında incelenebilir ve büyük bir çoğunluğu ciddi hayatı tehdit edebilecek hastalıklar olup akut ya da kronik seyirli olabilir. Özellikle torakal aort anevrizmaları, aortik diseksiyonlar ve penetran aterosklerotik ülserler mortalite oranları yüksek hastalıklardır (10). Torakal aorta hastalıkları genellikle yaşlı hastalarda izlenmekle birlikte, bu hastalarda eşlik eden ko-morbid sorunlar hastalıkların tedavisine yaklaşımda zorluklara neden olmaktadır (10) Torakal Aort Anevrizmaları Etiyoloji ve Histopatolojisi Torakal aort duvarı diğer büyük çaplı arterler gibi beş farklı tabakadan oluşur. En dışta tunika adventisiya bulunur. Bu tabaka yoğun kollojen ve elastik lifler içerir. Tunika adventisiya tabakasından sonra dıştan içe doğru sırası ile eksternal elastik lamina, tunika media, internal elastik lamina ve endotel hücrelerinden oluşan tunika intima yeralır. Tunika media aort duvarına şeklini 8
17 vermekte olup konsantrik elastik doku, proteoglikan ve düz kas hücrelerinden oluşmaktadır. Bir arterin çapı, belirli bir segmentte kendi normal çapının 1.5 katı ya da daha fazlasına çıktığında dilate segment anevrizma olarak kabul edilir. Ektazi ise damar çapının normal sınırın 1.5 katından daha az genişlemiş olmasıdır (8, 9). Resim 4 Anevrizma tiplerinin şematik gösterimi (11) Anevrizmalar gerçek ve yalancı anevrizmalar olmak üzere ikiye ayrılır. Gerçek anevrizmalar damar duvarının tüm katmanlarını içeren lokalize ya da diffüz anormal genişlemeler iken, yalancı anevrizmalar tüm damar tabakalarını içermeyen 9
18 genellikle çevre yumuşak doku tarafından çevrelenmiş damar dışına çıkan kanın oluşturduğu görünüm olarak tanımlanır. Morfolojik olarak ise anevrizmalar füziform ve sakküler olmak üzere ikiye ayırılır. Damar duvarında kısmi bir alanı tutan, sferik şekilli, genellikle parsiyel ya da tamamen tromboze anevrizmalara sakküler anevrizma adı verilir (Resim 4). Damar duvarının büyük bir kısmını tutan, çap ve uzunlukları belirgin değişiklik gösteren, damar duvarının tüm çevresinin progresif genişleme gösterdiği tip anevrizmalar ise fuziform anevrizma olarak tanımlanır. Anevrizma morfolojik tipleri hastalığa ya da patolojiye spesifik olmayıp sadece patogenez ile ilişkilidir (12). Gerçek anevrizmalar genelllikle ateroskleroz ve kistik medial dejenerasyona ikincil oluşmakla birlikte diğer sebepleri arasında bağ doku hastalıkları (Marfan, Ehler - Danlos, Loezy - Diets Sendromu), mikotik enfeksiyonlar gibi aortu tutan hastalıklar sayılabilir (12, 13). Torakal aort anevrizmalarının çok sayıda etiolojik sebebi bulunmakla birlikte en sık sebebi aterosklerozdur (Tablo 3). Ateroskleroz orta ve büyük çaplı arter duvarında tekrarlayan hasarlara bağlı olarak gelişen yamasal tarzda yağ depozisyonu olarak tanımlanmakta olup hipertansiyon, sigara, diyabet ve hiperlipidemi ile yakın ilişkilidir. Ateroskleroz sonucunda çeşitli oksidan enzimler aktive olur ve tunika media tabakasında incelme meydana gelir. Bu mekanizma ile başlayan anevrizma oluşum süreci hemaodinamik güçler sayesinde olgunlaşır (14). Desendan aorta yerleşimli anevrizmalar genellikle aterosklerotik kökenli iken izole asendan aort anevrizmlarının en sık nedeni kistik medial dejenerasyondur. Aterosklerotik damar hastalığı zemininde gelişen çıkan aorta 10
19 anevrizmaları daha nadir izlenir. Elastik liflerin fragmantasyonu ve dejenerasyonu, düz kas hücrelerinin kaybı kistik medial dejenerasyonda patogenezin temelini oluşturur. Daha sonra aort duvarında zayıflama ve dilatasyon oluşur. Kistik medial dejenerasyon etiolojisi tam olarak bilinmemekle birlite marfan sendromu, konjenital kalp hastalıkları, aterosklerotik damar hastalığı ile birlikteliği ve normal bireylerde de izlenebilindiği bildirilmiştir (15). Kistik medial dejenerasyona sekonder gelişen anevrizmalar aort kökünü tutar ise bu anevrizmaya annuloaortik ektazi denilir. (15) Kistik medial dejenerasyonun kısmi olarak yaşlanma ile ilişkisi bilinmekle birlikte temel olarak zeminde hipertansyon varlığında süreç hızlanır (16). Hipertansiyon zemininde aort duvarında intimal kalınlaşma ekstraselüler matrikste kayıp, elastik liflerde azalma ve düz kas nekrozu gibi değişiklikler ve bunun sonucunda aort çapında progresif genişleme izlenir. Kısaca ilerlemiş yaş ve hipertansiyon torasik aort patolojilerinde önemli birer etiyolojik faktördür (16). Klasik olarak genç yaşlarda görülen kistik medial dejenerasyonun ilişkili olduğu hastalıklar konnektif doku hastalıkları, özellikle Marfan ve daha az sıklıkla Ehler Danlos sendromudur (12). Asendan aort anevrizmlarının konjenital sebeplerininden biri de biküspit aortik kapaktır. Bu hastalarda aortik dilatasyon, anevrizma ve diseksiyon riski belirgin artmış olarak izlenir. Çoğu hastada dilatasyon çıkan aortanın tübüler kısmını etkiler iken bazı hastalarda annuloaortik ektazi görülebilir. Biküspit aortik kapak nedeniyle kapak replasmanı yapılan hastalarda biyopsi sonrası % 75 hastada kistik medial dejenerasyon alanları izlenmiştir (17). 11
20 Tablo 3. Anevrizma etiolojisi (18) Etiyoloji Ayrıntılar Dejeneratif Anevrizmalar En sık etiyolojik etken Yaş, hipertansiyon, sigara ile ilişkili Ateroskleroz En sık inen aorta ve arkus aortayı tutar Genetik nedenli anevrizmalar Marfan Sendromu En sık genetik geçişli anevrizma sebebi FBN 1 genindeki mutasyon aort elastikiyetinde azalmaya sebep olur % 75 hastada aort kökü dilatedir Loezy Diets Sendromu Agresif seyir nedeniyle hızlı tedavi önemlidir Biküspit Aortik Valv % 50 oranda çıkan aorta tutulur % 20 oranda sinus valsalvayı içerir Normal hastalara göre anevrizma büyüme hızı daha fazladır Ailesel Torakal Aort Aile hikayesi + Anevrizması Sendromu Diğer konnektif doku hastalığı olmadan dilate aort tesbiti Aortit İnfeksiyöz Sifiliz Salmonella Stafilokoklar Mikobakterler Non infeksiyöz Dev hücreli arterit Takayasu arteriti Behçet hastlalığı Cogans sendromu Relapsing polikondiritis Romatoid artrit Travma Tipik olarak aortik istmus yerleşimli Rüptür, psödoanevrizma görülebilir Kronik Aort Diseksiyonu Yalancı lümendeki basınç farkına ve büyümeye ikincil oluşan anevrizmalar Konnektif doku hastalığı ya da biküspit aortik kapak hastalığı olmayan bazı vakalarda ailesel geçiş gösteren ve temel patogenetik mekanizmanın kistik medial dejenerasyon olduğu izlenen bir grup vakanın mevcut olduğu gösterilmiştir. Ailesel torasik aort anevrizması sendromu adı verilen bu hastalığın otozomal dominant ya da X kromozomu aracılığı ile kalıtıldığı düşünülmekte ve genellikle daha geç 12
21 yaşlarda (ortalama 57 yaş) ortaya çıkmaktadır (19). Genetik araştırmalar bu hastalığın hangi gen ile ilişkili olduğunu ya da penetrans ve geçiş paternini araştırsa da net bir sonuç elde edilememiştir. Milewicz ve arkadaşlarının yaptığı bir araştırmada 3p mutasyonunun izole torasik aort anevrizması ve ailesel torasik aort anevrizması riskinde artışı işaret ettiğini göstermişlerdir (20). Agresif antibiyotik tedavileri nedeniyle sıklığı son zamanlarda azalsa da bu terapiler öncesinde, çıkan aort anevrizmalarının en önemli sebeplerinden biri sifiliztir. Başlangıç enfeksiyonundan yıllık bir latent periot sonrasında görülen bu anevrizmalarda temel patolojik mekanizma kistik medial dejenerasyondur. Abdominal aortada nadirdir. Asendan aortada geniş kalsifikasyonlar ve anevrizma sifilitik aortiti akla getirir. Genellikle aortada obliteratif lezyon oluşumu ile giden Takayasu arteriti nadiren aortik anevrizmalarda etiyolojik rol oynayabilir. Sıklıkla kadınları ve genç erişkinleri etikler. Daha ileri yaşlarda izlenen, temporal arterit bulguları ile seyreden ve aort anevrizmalarında diğer bir etiyolojik faktör olan arterit, dev hücreli arterittir. Genellikle arkus aorta ya da inen aortayı içeren anevrizmalar oluşturur. Seyir Torakal Aort Anevrizmalarında Epidemiyoloji, Klinik ve Doğal Otopsi serilerinde farklılık göstermekle birlikte torakal aort anevrizması insidansı de , prevelansı ise hipertansiyonu bulunmayan kişilerde % 4.2 oranındadır (18, 21, 22). Erkeklerde kadınlara göre 2-4 kat daha fazla görülür. 13
22 Torakal aort anevrizmaları genellikle asemptomatik olup diğer nedenlerle yapılan toraks incelemeleri sırasında insidental olarak saptanmakla birlikte semptomatik olgularda ortaya çıkan klinik, anevrizmanın yerleşimi ve boyutlarına göre değişiklik gösterir. Bu hastalarda en sık rastlanan semptom sırt ve karın ağrısıdır (23). Aort kökü yerleşimli anevrizmalar zamanla aortik kapak yetmezliği ve aortik kök genişlemesine sekonder konjestif kalp hastalığına neden olabilirler. Laringeal sinir basısına sekonder seste kabalaşma; trakeal kompresyona sekonder hırıltılı solunum, öksürük, dispne; özefagus basısına sekonder disfaji, hematokezya, aortoözefageal fistül görülebilen klinik semptomlar arasındadır. Fizik muayene bulguları genelde normaldir. Eğer anevrizma rüptürü gelişmiş ise hastada taşikardi, hipotansiyon ve şok tablosu gelişebilir. Birçok retrospektif çalışma, anevrizma çapının, rüptürü öngörme konusunda önemli bir faktör olduğunu ortaya koymuştur (24-27). Çap olarak küçük anevrizmaların da rüptüre olduğu bilinmekle birlikte, çapı 5 cm ve üzerinde olan anevrizmalarda rüptür riski artmaktadır. Çapı 6 cm ve üzeri olan anevrizmalarda beş yıllık mortalite oranları % 38- % 64 arasında olup anevrizma büyüme hızı da mortalite oranında önemli bir faktör olarak izlenmiştir (24). Özellikle yıllık takiplerde 6-10 mm çap artışı gösteren anevrizmların rüptür riskinde artış olduğu rapor edilmiştir (27). Torakal aort anevrizmalarında beklenen yıllık büyüme oranı ortalama cm arasında olup anevrizmanın tanı anındaki çapı ile doğru orantılıdır (24). 14
23 Retrospektif çalışmalarda anevrizma rüptürünün, torakal aort anevrizması saptanan hastalarda mortalitenin en sık sebebi olarak izlendiği rapor edilmiştir. (%42-74). Rüptüre torakal aort anevrizması olan hastaların büyük bir kısmı ilk 6 saat içerisinde ölmekle birlikte, genel olarak tedavi edilmeyen hastalarda mortalite oranı % 97 dir (3, 24, 28, 29). Takiplerinde anevrizma boyutunda artış göstermeyen hastalarda agresif antihipertansif tedavi cerrahi olmayan tedavilerin temelini oluşturur. Kanıtlanmamış olsa da sigarayı bırakmanın, kan lipid düzeyini normalleştirmenin ve yaşam stili modifikasyonlarının bu hastaların tıbbi tedavi sürecinde önemli rolü olduğu düşünülmektedir (18). Marfan sendromu olan hastalar üzerinde yapılan araştırmalarda B- blokörlerin ve anjiotensin reseptör blokörlerinin anevrizma büyüme hızında azalmaya neden olduğu raporlanmıştır (18). Bu hastalarda agresif hipertansiyon tedavisi gerekliliği nedeniyle ACE inhibitörleri ve ARB ilaçları kullanılabilir (18). Medikal tedavi yaklaşımı ile izlenen hastalarda gözlem sıklığı tablo 4 de belirtilmiştir. 15
24 Tablo 4. Asemptomatik Torasik Aort Anevrizmaların medikal tedavi ile izlem şeması (18) Etiyoloji/Yerleşim Boyut Takip sıklığı/modalite Aort kökü ya da Asendan aort Dejeneratif kökenli cm Aort kökü ya da Asendan aort Marfan sendromu Biküspit aortik valv Diğer genetik kökenli anevrizmalar cm cm Yıllık BT ya da MRI Kapakçık fonksiyonlarını değerlendrmek için Ekokardiyografi (eğer gerekli ise) Yılda iki kez BT ya da MRI Kapakçık fonksiyonlarını değerlendrmek için Ekokardiyografi (eğer gerekli ise) Yıllık BT ya da MRI Kapakçık fonksiyonlarını değerlendrmek için Ekokardiyografi (eğer gerekli ise) cm Yılda iki kez BT ya da MRI x x Anevrizma 5 cm den küçük fakat yıllık büyüme hızı 0.5 cm/yıl büyük ise erken cerrahi düşünülmelidir. Semptomu olmayan hastalarda elektif cerrahi, endovasküler cerrahi ya da klinik izlem kararı hasta özelinde verilmelidir. Semptomatik hastalarda ise özellikle ağrı, rüptür ya da anevrizma boyunda ani büyümeyi işaret edebileceğinden acil müdahale gerekmektedir. Elektif şartlarda 5.5 cm üzerindeki çıkan aort anevrizmaları ve 6 cm üzerindeki inen aort anevrizmaları endovasküler tedavi ya da açık cerrahi yöntemler ile tedavi edilmesi gerekliliği rapor edilmiş olup hasta özelinde karar vermek için gerekli aort çapı kriterleri tablo 5 de verilmiştir (18). 16
25 Tablo 5. Torakal Aort Anevrizmalarında elektif cerrahi uygulaması için boyut kriterleri (18) Klinik Durum Dejeneratif Anevrizma Kronik Aort Diseksiyonu Kronik Travmatik diseksiyon/ Psödoanevrizma İntramural hematom Penetran ülser Marfan sendormu Ehler Danlos sendromu Turner sendromu Biküspit Aortik Kapak Ailesel TAA Loesy Dietz sendromu Yıllık anevrizma büyüme hızı > 0.5 cm olan tüm hastalar Aortik kapak replasmanı ya da tamiri yapılacak hastalar Yerleşim ve Boyut Çıkan aort ya da arkus aorta >5.5cm İnen aort > 6cm Çıkan aort 4 5 cm İnen aort > 5 cm Herhangi bir segmentte TEE ile ölçülen içden içe > 4.2 cm çap BT ya da MRI ile > cm çap Herhangi bir segmentte Anevrizma çapı cm olduğunda tedavi düşünülmeli Eğer anevrizma çapı 4.5 cm den büyük ise eş zamanlı tedavi düşünülebilir. Bu kriterler aortadaki olası cinsiyet ve vücut yüzey oranına bağlı normal sınırlardaki çap değişimlerini hesaba katmadığından tedavi endikasyonun daha net belirlenmesi açısından Davies ve arkadaşları hastaların aortik boyut indeksi yöntemi ile değerlendirilmesini önermişlerdir. Davies ve arkadaşları hastanın vucüt büyüklüğünü hesaba katarak aort anevrizmalarının komplikasyon oranlarının değişebileceğini öne sürmüşlerdir. Örnek olarak vücüt yüzey alanı (VYA) 1.5 kg/m, anevrizma çapı 4.5 cm olan küçük yapılı bi kadının; VYA 2.1 kg/m, anevrizma çapı 4.5 cm olan bir kadına göre daha fazla komplikasyon riski taşıdığını öngörürler (30). 17
26 2.4. Torakal Aort diseksiyonlarında Epidemiyoloji, Klinik ve Doğal Seyir Aort diseksiyonu, intima ve adventisia tabakasında ayrılma ve bu iki tabaka arasında zamanla kanın akışına izin veren yalancı bir lümen oluşmasıdır (Resim 5). İntima tabakası ile çevrili lümene gerçek ya da true lümen, media tabakası ile intima tabakası arasında kalan lümene ise yalancı ya da false lümen denir. Hastalık kronik bir süreçte sessiz ilerleyebildiği gibi genellikle klinikte ani başlayan yırtılma tarzında göğüs ve sırt ağrısı ile karakterize olup boyna yayılabilir. Ayrıca yalancı lümenden kanlanan ya da hiç kanlanmayan dalların oluşturduğu klinik bulgular (inme, organ iskemisi, bacaklarda kramp tarzı ağrı) da hastalığın tanısı konusunda klinisyene yardımcı bulgulardır. Bu hastalarda akut aortik sendrom tablosu ile benzer klinik bulgular oluşturan pulmoner trombemboli, myokard infarktüsü gibi durumlar da ayırıcı tanıda bulunmalıdır. Resim 5. Aortik diseksiyon patogenezinin şematik gösterimi (31) 18
27 Aort diseksiyonunda insidans 5-8 / olarak izlenir. Erkeklerde kadınlara nazaran 2 kat daha sık izlenir. Torakal aort diseksiyonu görülme sıklığının arttığı bazı risk faktörleri tanımlanmış olup tablo 6 da özetlenmiştir. Ortalama görülme yaşı 59 dur (1, 14, 30). Mortalite tedavi görmeyen hastalarda semptomlar başladıktan 48 saat içerisinde %36-72, ilk bir haftada %62-91 dir. Ölümlerin % 74 ü ilk 14 günde yani akut dönemdedir (30) Torakal Aort Diseksiyonlarında Patofizyoloji Genellikle kistik medial nekroz zemininde intima tabakasında lineer yırtık ya da penetran ülser varlığında, media tabakası direkt kan basıncına maruz kalır ve patolojik media tabakasında da yırtık oluşur. İki tabaka arasına kan dolması sonucunda yalancı bir lümen oluşmaya başlar. Kistik medial nekroz oluşumunda % 70 oranında hipertansiyon, en sık etiyolojik faktör olarak izlenir (32). Diğer faktörler arasında aort kapak hastalıkları, gebelik, yaşlanma, ateroskleroz, bağ doku hastalıkları ( Marfan ve Ehler Danlos sendromları) sayılabilir (32). Geriye doğru büyüyen diseksiyon varlığında aort yetmezliği, şağ sol şantlar ve koroner arter ostiumlarında oklüzyon görülebilir. Aynı zamanda perikardiyal aralığa rüptür ve hemoraji sonrası kalp tamponadı izlenebilir (32). Yalancı lümen hemodinamik açıdan gerçek lümene kıyasla daha yavaş boşalır ve sistolik basınç etkisi ile gerçek lümeni zamanla basılar. Bu durum diyastol boyunca baskı altında yer alan gerçek lümenin beslediği alanlarda iskemiye neden olur. 19
28 Fizik muayene bulguları ile tanı konulabilse de hasta değerlendirmede en önemli aşama benzer klinik bulgulara yol açabilen hastada myokard enfarktüsü ve anevrizma rüptürü gibi hastlalıklar ile beraber diseksiyonun da ayırıcı tanıda düşünülmesidir. Yırtılma tarzında olarak tanımlanan ağrı en sık semptom olarak izlenir. Laboratuar tetkikleri genelde yardımcı olmaz. Göğüs ağrısı ile beraber hipertansiyon sıklıkla mevcuttur. Her iki kol arasında sistolik basınç farkı, kalp tamponadına bağlı hipotansiyon ve aort yetmezliği bulguları hastalarda izlenebilen diğer bulgular olarak karşımıza çıkabilir (32). Genellikle diseksiyon tanısından şüphelenilen hastalarda başvurulacak birincil yöntem bilgisayarlı tomografi olmakla birlikte, transözefageal ekokardiografi, manyetik rezonans görüntüleme ve anjiografi de kullanılan modalitelerdir. Direkt grafi hastalarda mediastinal genişleme varlığında ve kalsifiye plaklar ile duvar gölgesi arasında 1 cm den fazla yumuşak doku dansitesi olduğu durumlarda faydalıdır (18). 20
29 Tablo 6. Aort diseksiyonu risk faktörleri (32) Aortik Diseksiyon Risk Faktörleri Uzun süreli hipertansiyon Ateroskleroz İnflamatuar hastalıklar Behçet hastalığı Dev hücreli arterit Sifiliz Takayasu arteriti Doğumsal hastalıklar Biküspit aortik kapak Aort koarktasyonu Marfan sendromu Ailesel aort diseksiyonu Deselerasyon travması İatrojenik nedenler Endovasküler tedavi Aort ve kapak cerrahisi Hipervolemi (gebelik) Hastalarda tanı koyma aşamasında BT uygulanacak ise diseksiyon varlığında duvar içerisinde oluşacak kan elemanlarını gösterme açısından incelemeye kontrastsız görüntüler alarak başlamakta fayda vardır. Bu görüntünün kontrast verildikten sonra değerlendirilmesi zor olacaktır. Daha sonra yapılan kontrastlı incelemelerde lümen içerisindeki flebin görüntülenmesi tanı koydurur. Ayrıca kontrastlı incelemede tüm mediastinal yapılar değerlendirilerek hastada göğüs ağrısının diğer sebepleri ekarte edilebilir. Manyetik rezonans anjiografinin (MRA) düşük duyarlılık ve özgüllüğü nedeniyle tanı anında kullanılmaktan çok, iyotlu kontrast ajan kullanılmaması nedeniyle nefrolojik problemi bulunan olguların takibinde kullanılabilir. Transözefageal ekokardiyografinin diseksiyon tanısında duyarlılığı ve özgüllüğü % 80 dir (33). Hastalara BT ile güvenilir tanı koymak çeşitli tuzaklar ve artefaktlar 21
30 nedeniyle bazı durumlarda zor olsa da BT nin duyarlılığı ve özgüllüğü % 95 civarındadır (33). İşlem öncesi seçilecek radyolojik görüntüleme yöntemi hasta bazında değerlendirilmesi gerekmekte olup değerlendirme için seçilecek radyolojik tetkiklerin özellikleri tablo 7 de özetlenmiştir. Tablo 7. İşlem öncesi görüntüleme algoritması (18) Görüntüleme Yöntemi Avantajları Dezavantajları ÇKBT Anjiografi Hızlı görüntüleme(20-30 sn) İyotlu kontrast madde 3B rekonstrüksyon imkanı gereksinimi Görüntü alındıktan sonra postprocessing imkanı Kalpten kaynaklanan hareket Radyasyon (10-20 msv) Artefaktları MR Anjiografi Radyasyon olmaması İyotlu kontrast madde kullanılmaması 3B yüksek çözünürlüklü görüntüler Fonksiyonel görüntüleme imkanı Gadolinyum kullanılması böbrek yetmezlikli hastalarda risk yaratır Hastaların nefes tutması gerekliliği Uzun zaman alması (10-30 dk en az) Transözefageal Ekokardiyografi Radyasyon olmaması İyotlu kontrast madde kullanılmaması Yatak başı yapılabilmesi Sol ventrikül fonksiyonu, valv durumu hakkında hızlı fonksiyonel bilgi vermesi Gerçek ve yalancı lümeni gösterebilmesi Tüm aortu net olarak gösterememesi Teknik sınırlamalar içerebilmesi Yarı invaziv olması Sedasyon ya da anestezi gerektirmesi 22
31 2.4.2 Torakal Aort Diseksiyonları Sınıflandırması: Torakal aort diseksiyonlarında sınıflandırma iki şekilde yapılmaktadır. Stanford sınıflamasında yırtığın yeri baz alınırken, De Bakey sınıflaması yırtığın uzanımı ve yayılım yönünü baz alır (Resim 6). Stanford sınıflamasında hastalar yırtık lokalizasyonuna göre ikiye ayrılır. Stanford Tip A diseksiyonlar asendan aortada olan yırtığı ve asendan aortayı içeren diseksiyonları, Stanford Tip B diseksiyonlar ise desendan aortada yer alan yırtığı ve desendan aortayı içerisine alan diseksiyonu tanımlar. Tip A diseksiyonlar desendan aortaya uzanabilir. De Bakey sınıflamasında yırtığın uzanım ve yayılımına göre hastalar 3 gruba ayırılır. Tip 1 asendan aortadan köken alan ve arkus aorta ve inen aortaya yayılan diseksiyonları tanımlar iken, Tip 2 diseksiyonlar asendan aortadan köken alan ve sınırlanan vakaları tanımlar. Tip 3 diseksiyonlar inen aortadan köken almakla birlikte abdonimal aortaya uzanması halinde tip 3b, inen aortada sınırlı kalması halinde tip 3a adını alır. 23
32 Resim 6. Aort diseksiyonu sınıflamasının şematik görünümü, Stanford A-B, DeBakey I-IIIb (34) Aort diseksiyonlarının prognozunu belirleyen en önemli faktör tutulan segmenttir. Farklı lokalizasyon gösteren lezyonların prognozu farklılık gösterir (35). Stanford tip A diseksiyonların mortalite oranları hastalarda acil cerrahi tedavi uygulanmadığında yüksek olup, sonraki her saat için mortalite %1-2 oranında artar. Genel olarak mortalite oranları ilk 24 saatte %20, ilk 48 saatte %30 dur (35, 36). Bu hastalarda acil cerrahi uygulamanın amacı koroner ostiumların korunması, perikarda ya da pelvraya rüptür olasılığıdır. Rüptürün önlenmesi için sistolik basınç ve ventrikül ejeksiyon hacminin kontrolü gereklidir. Stanford tip B diseksiyonlar daha az ölümcül seyreder. Otuzuncu günde mortalite oranı yaklaşık % 10 dur. Fakat hastalarda eşlik eden böbrek yetmezliği, visseral iskemi bulguları varsa ya da hastaya acil cerrahi müdahale uygulanmış ise mortalite oranları daha yükselir (35, 36). 24
33 2.5. Diğer Torakal Aort Hastalıkları Penetran ateroskleroitk Ülser Penetran aterosklerotik ülser, aterom plağının ülserasyonu şeklinde tanımlanabilir. Damar duvarında internal elastik laminanın bozulması ve medial tabakada hematom oluşmasına ikincil gelişir. Diseksiyon, psödoanevrizma ve aort rüptürünün öncül lezyonu olarak rastlanabilir. Tipik olarak yerleşim yeri inen aortadır. Bu hastalarda rüptür prevelansı %21-47 dir (35). Çıkan aortayı etkileyen ülserlerin tedavisi cerrahi olmakla birlikte inen aortu tutan ülserlerin tedavisi tartışmalıdır. Komplikasyonsuz vakalarda radyolojik takip yeterli olabilmekle beraber yaşlı hastalarda stent greft uygulaması, cerrahi morbiditeler göz önüne alındığında önemli bir alternatiftir. Resim 7. Aortik diseksiyon, penetran aterosklerotik ülser ve intramural hematom ile oluşumunun şematik gösterimi (37) 25
34 Travmatik Aort Psödoanevrizması ve Transeksiyonu Travma hastalarında intrakranial kanamadan sonra mortaliteye en sık sebep olan yaralanma travmatik aort yaralanmalarıdır (38). En sık sebebi motor kazaları sırasında oluşan künt deselerasyon tipi travmalardır. Arkus aorta distalinde sol subklavian arter ayrışımı hemen distalinde, ligamentum arteriosum komşuluğundaki aortik istmus nispeten fikse olduğu için, künt deselerasyon yaralanmalarının en sık görüldüğü yerdir (38). Olgularda yırtık, duvarın 4 katmanını içerisine alır ve sadece seroza katmanı sağlam kalırsa bu tür yırtıklara transeksiyon adı verilir. Travma sonrası aortada parsiyel yırtık gelişimini takiben, tedavi edilmemiş olgularda ise kronik süreçte psödoanevrizma gelişebilir. Genellikle intima tabakası içermeyen sakküler anevrizmalardır. Sıklıkla subklavian arter ostiumu distalinde yani aortik istmusta yerleşir (39). Bu yaralanmalarda endovasküler tedavi başarı oranları yüksek olup geç takiplerde başarısızlık oranları düşüktür. Bazı vakalarda yerleşim itibari ile stent greft uygulaması için sol subklavian arter ostiumunun kapatılması gerekliliği doğar (39). Subklavian arter ostiumunun kapatılacağı olgularda koroner arter by-pass cerrahisi varlığı ve vertebral arter dominantlığı önem kazanır İntramural Hematom İntramural hematom radyolojik olarak tesipit edilemeyen intimal yırtık sonrasında aort duvarında hematom oluşması ile karakterize olup torakal aort hastalıkları içerisinde prevelansı % 6 dır (40). Çıkan aort yerleşimli lezyonlar önemli morbidite ve mortalite sebebi olmakla birlikte inen aorta yerleşimli 26
35 lezyonlar komplikasyonsuzdur. İnen aort yerleşimli lezyonlarda tedavi gerekliliği bu nedenle tartışmalıdır. Hastalarda genellikle antihipertansif tedavilere ek olarak yakın izlem uygulanmaktadır. Kendiliğinden regrese olabildiği gibi zamanla genişleyebilir. Bu hastalığın tedavisinde stent greft uygulaması araştırılmaktadır (40) Torakal Aort Patolojilerinin Endovasküler Tedavisi Stent Greft Uygulaması Hakkında Genel Bilgiler Stent greftler genel olarak iskelet ve iskeletin desteklediği kumaş greft olmak üzere iki komponentten oluşurlar. İskelet temel olarak çelik, kobalt-krom alaşımı ve nitinolden, kumaş ise dakron ya da politetrafloroetilenden (PTFE) oluşur. Günümüzde farklı çap, boy ve sabitleme mekanimasına sahip çok sayıda mekanizma bulunmaktadır Mevcut Stent Greft Sistemleri Valiant Stent Greft Sistemi (Medtronic, Sunrise, FL, USA): Sistem polyester kumaş (Dacron) ve üzerine dikili, kendiliğinden açılabilen nitinol stentten oluşur. Ayrıca greftin içerisinde, grefti uzunlamasına kateden esnekliğe izin verecek şekilde yerleştirilmiş, bir adet tel bulunmaktadır. Valiant greft sistemleri Captivia taşıyıcı sistemi üzerine yerleştirilmiştir. Stent uzunluğu mm, çapı mm arasında olabilmektedir. Taşıyıcı sistemleri stent boyutuna göre 22 ile 25 Fr arasında olabilir. 27
36 Talent Stent Greft Sistemi (Medtronic, Sunrise, FL, USA): Bu sistem polyester kumaş (Dacron) ve üzerin dikili, kendiliğinden açılabilen, üzeri polyester sütur ile örülü nitinol stentten oluşur. Nitinol stentler birbirinden bağımsızdır ve bu stentin uzunlamasına esnekliğini sağlar. Ayrıca stent boyunca destek ve stabilizasyon amacıyla iki tane tel yerleştirilmiştir. Stent uzunluğu mm, çapı mm arasında olabilmektedir. Taşıyıcı sistemleri stent boyutuna göre 22 ile 27 Fr arasında olabilir. Zenith TX1 ve TX2 Sistemleri (Cook Inc. Bloomington, IN, USA): Cook sisteminde standart kalınlıkta polyester kumaş (Dacron) ve dışında paslanmaz çelik Guantro Z stent vardır. Orijinal TX1 sistemde tek bir sistem varken TX2 de esnekliği sağlayan iki komponent mevcuttur. Stent uzunluğu mm, çapı mm arasında olabilmektedir. Taşıyıcı sistemleri stent boyutuna göre 20 ile 22 Fr arasında olabilir. Gore TAG Thoracic Endoprothesis Sistemi (W. L. Gore and Associates, Flagstaff, Ariz): Gore sistemi esnek nitinol iskelet ile birlikte politetrafloroetilen (PTFE) meteryalinden oluşur. Proksimal ve distal kesiminde PTFE ile kaplı aort duvarı ile ilişkiyi sağlayan taçlar vardır (Resim 1.10). Stent uzunluğu 10, 15, 20 CM mm, çapı mm arasında olabilmektedir. Taşıyıcı sistemleri stent boyutuna göre 20 ile 24 Fr arasında olabilir. Resim Stent greft modelleri 28
37 Relay Stent Greft Sistemleri (Bolton Medical, Sunrise, FL, USA): Polyester kumaş greft ve buna sütürlenmiş nitinol stentten oluşur. İskeleti sinuzoidal yerleştirilmiş stentlerden oluşmuştur. Dış cepheye destek için greft bezin üstüne nitinol teller dikilmiştir. Bu arzu edilen esnekliği korurken ve dönmeler sırasında kolonun güçlü bir şekilde kalmasını sağlar. Radyoopak işaretleri platinyum ve iridyumdan yapılmıştır. Relay stent gerftler farklı şekil ve konfigürasyonlarda olabilirler, koni şeklinde olabilir ya da olmayabilir. Greft uzunluğu mm, çapı mm olabilir. Sheath stent çapına göre değişmekle birlikte mm çapında olabilir. 4 basamak kontrollü taşıyıcı sistemi mevcuttur. Evita Stent Greft Sistemi (Jotec AG, Hechingen, Germany): Torakal aort lezyonlarında kullanılan diğer bir stent greft türüdür. Polyester ve nitinol kullanılır. Stent greft ve manşet tek bir parçadan oluşmaktadır. Greft uzunluğu mm, çapı mm olabilir. Sheath stent çapına göre değişmekle birlikte mm çapında olabilir. Cardiatis MARS 3D (Cardiatis, Isnes, Belçika) : Torakal aort anevrizmalarında kullanılan çok katmanlı yeni teknoloji bir stent sistemidir. Sakküler anevrizmalarda akım hızını %90 azaltarak fizyolojik organize trombüs oluşumunu ve bu sayede anevrizma duvarında gerilimi sağlayarak kanın vasküler dallara yönlenmesini sağlar 29
38 Resim 8. Mevcut stent greft sistemleri (a: Gore TAG ve Cook TX2, b: Medtronic Talent, c: Medtronic Valiant, d: Jotec E vita, c: Bolton Roley ) Stent Greft Uygulaması Hakkında Teknik Bilgiler İşlem öncesi iyi bir planlama yapılması amacı ile radyolojik yöntemler ile torakal aorta görüntülenmelidir. Görüntüleme yöntemlerinin kendine özgü avantajları ve dezavantajları olması nedeniyle her hastaya seçilecek görüntüleme yöntemi tedavi öncesinde belirlenir. Görüntüleme yöntemleri ile aortik lezyonun anatomisi ve morfolojisi, mural trombüs ya da kalsifikasyon varlığı, anevrizma düzeyinde lümen ölçümleri, proksimal ve distaldeki aort segmentinin durumu, anevrizma boynu ile ana dallanmaların özellikle sol subklavien arterin durumu, tortiozite, femoral ve iliak arterlerin durumu, diseksiyonlarda gerçek ve yalancı lümenin çapları, başlangıç ve 30
39 bitiş lokalizasyonları yalancı ve gerçek lümenden orijin alan ana dallanmalar, diseksiyonun iliak ve femoral arterlere uzanımı tespit edilir. İşlem öncesi alınan görüntülerde değerlendirilmesi gereken bir diğer önemli nokta ise stent greftin proksimal tutunma bölgesinin (landing zone) belirlenmesidir (41). Bu bölgenin seçimi olgudan olguya değişebileceği için hem hastalık hem de olgu bazında karar verilmesi gereklidir. (Resim 9) Resim 9. Stent greftlerin yerleştirilebileceği proksimal tutunma bölgelerinin (landing zone) şematik gösterimi (41) Greftin yerleştirileceği prokimal kesim, güvenilir bir proksimal tutunma bölgesi (landing zone) sağlamak için, aortik lezyonun ya da yırtığın subklavian arter ostiumundan mm uzakta olması ve aorta çapının en fazla 40 mm olması 31
40 gereklidir (39). Endovasküler yaklaşımın başarılı olması ve greftin oturabilmesi için sağlıklı ve yeterli bir boyunun bulunması şarttır. Greftin güvenli bir şekilde tutunabilmesi için aort çapının bu bölgede 40 mm den küçük olması, plak ya da trombüs olmaması gerekir. İşlemde kullanılacak stent greft, anevrizmatik aortun çapına ve lezyonun uzunluğuna göre seçilir. Genellikle stent greftin çapı, proksimal ve distal oturma alanındaki aort çapından %10-20 daha büyük seçilir. Lezyonun subklavian arter ostiumu ile yakın ilişkili olması durumunda güvenilir şekilde greftin konması için ostium kapatılabilir (42). Önemli komlikasyonlardan kaçınmak için ostium kapatılmadan önce vertebral arterlerin patent olduğunun, distal sonlanmalarının ve baziler arter konfigürasyonunun dokümante edilmesi gerekmektedir. Ayrıca işlem sonrası düşük ihtimal dahilinde sol kolda iskemi bulguları gelişebilir. Gerekli durumlarda karotikosubklavian bypass ya da supraaortik dalların transpozisyonu gerekebilir. Sol subklaviyan arter çıkışı kapatılan hastalarda komplikasyon oranı %23 e ulaşırken, revaskülarize edilenlerde bu oran %3 düzeyindedir (13). Dominant sol vertebral arter varlığında, hipoplastik ya da posterior inferior serebellar arter sonlanması gösteren sol vertebral arter varlığında, baziller trunkusun büyük serebellar dalı varlığında, sol elini kullanan (solak) olgularda, inen aortun büyük bir kısmının kapatılması gereken olgularda, koroner arter by-pass cerrahisi geçirmiş ya da yapılması planlanan ve sol internal torasik arterin kullanılacağı olgularda revaskülarizasyon şarttır (13). Sol subklaviyan arterin revaskülarizasyonu için tercih edilen yöntem sol karotikosubklavian by-pass cerrahisidir.(43). Arkus aort ve desendan aortayı kapsayan anevrizmalar elephant trunk-fil hortumu tekniği ile asendan aorta ve 32
41 arkus aortaya yerleştirilen greft sonrasında torasik aortaya yerleştirilen endogreft ile tedavi edilebilir. Greftin yerleştirilmesi için giriş sonrasındaki iliak arter ve aorta segmentlerinde toritozite greft yerleştirme teknik başarısını düşürebilir (7). Eğer gerekli görülürse giriş için ana iliak arter ya da retroperitoneal yol ile aorta kullanılabilir Torasik Endovasküler Aort Tamiri (TEVAR) Endikasyonları Torakal aort patolojilerinde torasik endovasküler aort tamiri prosedürünün endikasyonları tablo 8 de özetlenmiştir. Bazı patolojilerde sağladığı fayda bakımından tedavideki yeri anlaşılmış ve standardize edilmiş olmakla birlikte tedavideki rolünün hala gelişmekte ve araştırılmakta olduğu hastalıklar da mevcuttur (36, 44). Tablo 8. TEVAR endikasyonları (36) TEVAR Kullanımı Endikasyon Standart Dejeneratif kökenli inen aort anevrizması (mortalite oranları TEVAR: %2,1, açık cerrahi: %11) Komplike akut Stanford Tip B diseksiyon (mortalite oranları TEVAR :%10, 6, açık cerahi : % 33.9) Künt travmatik aort yaralanmaları Gelişmekte olan endikasyonlar Aortik ark ve asendan aort anevrizmaları Mikotik anevrizmalar İntramural hematom Penetran aterosklerotik ülser Aort koarktasyonu Stanford Tip A diseksiyon Kronik Stanford Tip B diseksiyon 33
42 İnen Aort Anevrizmaları: TEVAR ın en sık kullanıldığı alan inen aort anerizmalı olguların tedavisidir (36). Asemptomatik hastalarda anevrizma çapı cm den büyük ise rüptür riski, onarım sırasındaki perioperatif riskten büyük olduğu için tedavi endikasyonu konur (45). Semptomatik hastalarda ise tedavi zaman geçirilmeden, anevrizma çapına bakılmadan uygulanmalıdır. Benzer olarak yılda 1 cm den fazla çap artışı gösteren anevrizmalar da tedavi edilmelidir (45). Torakal aort anevrizmalarında, şu güne kadar açık cerrahi tedavi ve torasik endovasküler aort tamiri prosedürünün etkinliğini, erken-geç komplikasyonlarını ve mortalite oranlarını karşılaştıran randomize kontrollü çalışma literatürde bulunmamakta olup bu tedavi yönteminin torakal aort hastalıklarında kullanılabilecek bir yöntem olduğunu daha çok olgu serilerinde ve gözlemsel çalışmalarda görmekteyiz (24). Bu noktada özellikle iki çalışma öne çıkmaktadır. İlki Najibi ve arkadaşlarının 2002 yılında yayınladığı, torakal aort anevrizması nedeniyle endovasküler stent greft tedavisi uygulanan 19 olgunun, açık cerrahi tedavi uygulanan 10 hasta ile mortalite ve komplikasyon oranları açısından karşılaştırıldığı randomize olmayan kohort çalışmadır. Çalışma sonucunda kısa dönemde stent greft uygulaması gerçekleştirilen hastaların operasyon ve yoğun bakımda kalma süreleri, kan kaybı ve kan transfüzyonu ihtiyacı, açık cerrahi uygulanan hastalara oranla anlamı derecede düşük olarak bulunmuştur. Çalışmanın randomize kontrollü olmaması ve takip süresinin kısıtlı olması çalışmanın dezavantajları olarak değerlendirilebilir (46). 34
43 İkinci önemli çalışma Makaroun ve arkadaşlarının 2005 yılında yayınladığı torasik aort anevrizmalı olguları kapsayan çalışmasıdır. Bu çalışma toplamda 142 olgu ve 17 merkezde yürütülen non-randomize çok merkezli bir faz II çalışmadır. Daha sonra bu çalışma, 2007 yılında Bavaria ve arkadaşları tarafından aynı endikasyon nedeniyle açık cerrahi uygulanan 94 kontrol olgu ile genişletilmiştir. Erken takipler sırasında stent greft uygulanan grupta, 30 günlük mortalite oranı, hastanede yatış süresi ve parapleji oranları anlamlı olarak daha düşük raporlanmış olup iki grup arasında 2 yıllık sağ kalım oranları arasıda fark saptanmamıştır (47, 48). Bu çalışmalar; bu tedavi yönteminin torakal aort patolojilerinin tedavisinde önemli bir yeri olduğunu göstermekle birlikte özellikle uzun dönem sonuçların belirsizliği nedeniye daha geniş serilere ve randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç olduğunu göstermektedir (24) Aort Diseksiyonları: Stanford Tip B diseksiyon anevrizmal genişleme, rüptür ya da malperfüzyon bulguları ile birlikte ise komplike Tip B diseksiyon adı verilir. Komplike Stanford Tip B diseksiyonlu olgularda TEVAR uygulamasının mortalite oranlarını düşürdüğü raporlanmıştır (36). Komplike Stanford Tip B diseksiyonlarda TEVAR ın tedavideki yeri ve önemi anlaşılmış olsa da Stanford Tip A ve kronik Stanford Tip B olgularında tedavideki yeri araştırılmaktadır. Klasik yaklaşım Tip A diseksiyonlarda açık cerrahi onarım, kronik Tip B diseksiyonlarda konservatif tedavi ve izlem önermektedir (36). Komplike olmayan Tip B diseksiyonlarda erken mortalite oranı %10; 5 yılllık ve 10 yıllık hayatta kalma oranları ise sırasıyla %60-35
44 %80 ve %40-%45 olarak rapor edilmiştir (36, 49, 50). Bu hastalarda erken stent greft tedavisinin başarılı olduğu bilinse de uzun süreli mortalite ve komplikasyonlar üzerindeki olumlu etkileri tartışmalıdır. Bu konudaki tek prospektif çok merkezli randomize çalışma olan Aortik Diseksiyonda Stent Greft Araştırması (INSTEAD), komplike olmayan Tip B diseksiyonlu olgularda 2 yıllık sağ kalım oranlarında, stent greft tedavisi uygulanan ve sadece medikal tedavi ile izlenen olgular arasında fark olmadığını göstermiştir (51). Daha sonra INSTEAD XL adında çalışma geliştirilmiş, cerrahi tedavi uygulanan olgularda mortalite % 19.3, TEVAR uygulanan olgularda ise motalite % 11.1 olarak raporlanmıştır (52). Ayrıca aynı çalışmada aort hastalıklarına spesifik mortalite ve hastalık progresyon oranlarında azalma rapor edilmiştir (sırası ile %6 ve %19.3, %27.0 ve %46.1) (52). Bu bilgiler ışığında komplike olmayan Tip B diseksiyon olgularının tedavisinde de TEVAR ın yeri zamanla önem kazanmaktadır (36). Stanford Tip A diseksiyon olgularında klasik tedavi yaklaşımı açık cerrahi onarım olarak bilinmektedir. Operasyonun mortalite oranı % 20 lerde olup opere edilen hastaların bir kısmı daha sonra rezidü Tip B diseksiyon komplikasyonları ile karşı karşıya kalmaktadır (49). Bu olgularda TEVAR ın yeri araştırılmakta olup araştırılan başlıkları kabaca çıkan aortanın cerrahi replasmanı sonrası endovasküler stent greft uygulanan hibrid operasyonlar ve sadece endovasküler yöntem ile tedavi olarak ayırabiliriz (36, 53-56). Bu yöntemler ışığında seçilmiş Tip A diseksiyonlu olguların sadece endovasküler yöntem ile tedavi edildiğini bildiren yeni çalışmalar rapor edilmiştir (56-59). Tip A diseksiyonlu olgularda diğer bir tedavi şeçeneği olan hibrid operasyonların çeşitleri resim 9 da, avantajları ise tablo 9 da özetlenmiştir. 36
45 Hibrid Cerrahiler TEVAR uygulama endikasyonlarını genişletmek ve arkın daha proksimalindeki tutunma bölgelerini kullanabilmek için geliştirilmiş cerrahi ve endovasküler kombine tekniklerdir. Bavaria ve arkadaşları hibrid cerrahileri 3 gruba ayırmışlardır. (Resim 10) Tip 1 prosedürler genellikle aortik ark ile sınırlı patolojilerde kullanılmakta olup sternotomi aracılığı ile ark debranching sonrası antegrad ya da retrograd endovasküler yöntem ile greft yerleştirilmesi esasına dayanır. Tip 2 prosedürler daha çok ark ve desendan aortayı içine alan hastalıklarda kullanılır. İlk önce asendan aorta Dacron bir greft ile değiştirilir ve greftin kolları kullanılarak aortik debranching yapılır. Daha sonra Dacron greftin kollarından biri kullanılarak antegrad endovasküler yolla, Dacron greftin proksimaline (zone 0) stent greft yerleştirilir. Bu yöntemin uygulanabilmesi için nativ aort arkı zon 0 bölgesinin en az 37 mm olması gerekliliği vardır. Bu değerden daha az olgularda retrograd Tip A diseksiyon komplikasyonunun gelişebileceği raporlanmıştır (60). Tip 3 prosedürler cerrahi olarak total ark replasmanı ve desendan aortaya doğru uzatılan fil hortumu greft (elephant trunk) ile daha sonra endovasküler yoldan bu greft içerisine stent greft uygulamasını içeririr. 37
46 Tablo 9. Hibrid cerrahi uygulamalarının avantajları (36) Avantajlar Orta ve distal aortik ark yırtıklarının tedavisi ve açık cerrahi operasyon sırasında uygulanan dolaşım arrestinden korunma Aortik ark ve proksimal desendan aortadaki yalancı lümenin obliterasyonu sonrası olası aortik dilatasyon riskinde azalma Akut malperfüzyonun tedavisi Olası distal anevrizmal hastalık tedavisi için güvenilir bir landing zone oluşturulmaya imkan vermesi Resim 10. Hibrid cerrahi teknikleri: Tip 1 ve tip 2 cerrahi tekniklerinde aortik ark debranching sonrası stent greft işlemi uygulanırken tip 1 de greft nativ damara tip 2 de ise Dacron grefte uygulanmaktadır. Tip 3 cerrahi teknikte ise işlem öncesinde tüm ark rezeke edilip inen aortaya uzanacak şekilde fil hortumu greft konulur, daha sonra bu greftin içerisine endovasküler stent greft uygulaması yapılmaktadır (36). 38
47 Travmatik Aort Yaralanmaları Torakal aort duvarında ciddi deselerasyon travması sonrasında yırtıklar olşabilir. Bu tip künt travmalar sonrasında aort yaralanmaları en sık aortikopulmoner ligaman seviyesinde yani aortik istmusta meydana gelir. Bu hasarların onarılması için kullanılan açık cerrahi yöntemin komplikasyonlarının çok olması ve genellikle bu hastalarda eşlik eden diğer organ hasarlarının olması nedeniyle bu komplikasyonlara yatkın olmaları, daha az invaziv olan TEVAR ın tedavide kullanılmaya başlamasına neden olmuştur. Özellikle aortu çepeçevre kateden yırtıklar, psödoanevrizmalar ve aktif ekstravazasyon varlığı acil tedavi endikasyonlarını oluşturmaktadır (36) Aort Koarktasyonu Erişkin aort koarktasyonu hastalarında TEVAR; özellikle eski koarktasyon alanının, restenozların ve psödoanevrizmaların tamiri amacıyla giderek artan şeklide kullanılmaktadır. Ayrıca stenotik aort segmentinin rüptüre ve dilatasyona daha yatkın olduğu düşünüldüğünde TEVAR uygulaması olası bu patolojilerin oluşumunu engelleyeceğinden bu hastalar için önem kazanmaktadır (36) Konnektif Doku Hastalıklarında TEVAR Aortanın tamamını tutan ve aortopatiye neden olan konnektif doku hastalıkları TEVAR kullanımının araştırma aşamasında olduğu patolojilerden biridir. Stent greftin tutunma noktalarında, kaçınılmaz olarak aortopatiye sekonder tutulum olacağından uzun dönem greft stabilitesi, endoleak ve tutunma 39
48 noktalarındaki nativ damarın genişlemesi tedavi sonrası komplikasyonlar olarak izlenebilir (36). Bu zorluklara rağmen bu olgularda özellikle akut patolojiler durumunda TEVAR kullanımı mevcuttur. TEVAR ın kullanım endikasyonunu araştırıldığı diğer patolojiler ise mikotik anevrizmalar ve aortikoenterik fistüllerdir. Bu olgularda TEVAR palyatif amaçlı kullanılmaktadır. Ayrıca kompleks onkolojik cerrahiler öncesi damar invazyonu olan olgularda da TEVAR ın kısıtlı bir kullanım alanı mevcuttur (36) TEVAR uygulamasındaki Gelişmeler ve Teknikler Torakal aort patolojileri için endovasküler stent greft uygulama sonuçları bazı patolojilerde olumlu sonuçlar verse de endikasyon grubunu genişletmek ve uygulama öncesi aort dallarındaki perfüzyonun devamını sağlayacak cerrahi müdahalelerden kaçınmak için yeni stent greft modelleri ve teknikler ortaya konmuştur (36) Chimney (Baca) Tekniği Yaşamsal organ perfüzyonlarını korumak için, konulan grefte paralel olarak stent-greft yerleştirme tekniğine Chimney tekniği denir (43). Genellikle endoleak olmaması için stent-greftler seçilir. Teknik, prosedür öncesi planlı şekilde uygulanabileceği gibi operasyon sırasında stent greft tarafından öngörülmeden kapatılan bir yan dalı kurtarmak için işlem sırasında karar verilerek de uygulanabilir. Genellikle renal arterler, süperior mezenterik arter, sol subklavian arter, sol ana karotid arter ve brakiosefalik kök için uygulanır. (Resim 11) Çok dallı, 40
49 tek dallı ya da fenestre greft kullanılmadan istenilen aortik dalın perfüzyonunu sağlamak için geliştirilmiş bir tekniktir. Bu sayede arkın daha proksimaline TEVAR uygulanabilmektedir (61). Kan akımı, Chimney tekniği ile konan greftin distalinden proksimaline doğru olursa bu tekniğe Periskop tekniği adı verilir (36). Chimney tekniği nin bir diğer varyantı da sandviç tekniği dir. TEVAR uygulanacak segmente öncesinde bir stent greft konulur ve daha sonra perfüzyonu sağlanacak damara Chimney tekniği ile stent greft yerleştirilir. Stent greft yerleştirildikten sonra TEVAR uygulaması yapılır ve greft, diğer iki greft arasında sıkıştırılır. Bu nedenle tekniğe sandviç tekniği adı verilmiştir (36). Bu teknikte dikkat edilmesi gereken iki konu vardır. Birincisi iki stent greft arasındaki açıklık yeterince geniş olduğunda endoleak gelişme olasılığıdır. Diğeri ise stent greftler arasındaki açıklık çok dar olunca kaplı stentin yeterince perfüzyon sağlayamama olasılığıdır. 41
50 Resim 11. Sol ana karotid artere uzatılan Chimney stent tekniğinin uygulandığı TEVAR işlemi sonrası MIP (maximum intensity projection) BT anjiografi görüntüsü (36) Çok Dallı (Multibranched) Ark Grefti Abraham ve arkadaşları, aort arkının daha proksimaline greft yerleştirebilmek için supraaortik dalların patensisini sağlamak amacıyla tasarlanan bir stent greft modelini 6 olgu üzerinde uyguladıklarını raporlamışlardır (62) (Resim 10). Bu greft Cook TX2 Proform (Cook Inc. Bloomington, IN, USA) platformu baz alınarak tasarlanmış olup transfemoral yolla uygulanmaktadır. Olgulara işlem öncesi sol karotikosubklavian by-pass cerrasi uygulanmıştır. Karotid arterlerin patensisini sağlayacak iki adet greft uzatması aksiller ve sol 42
51 karotid arternden cerrahi yaklaşımı ile yerleştirilmektedir. Yayınlanan bu araştırmada sonuçların olumlu olduğu belirtilmektedir (62). Resim 12. Aortik ark psödoanevrizmalı olguda çokdallı ark greftinin işlem öncesi sonrası BT anjiografi görüntüsü (36) Tek Dallı (Single-Branched) Ark Grefti: Medikal firmaları, stent greft uygulaması sonrası brakiosefalik arter, sol ana karotid arter ya da sol subklavian arter patensisini sağlayacak tek dallı ark grefti tasarımı üzerinde çalışmaktadırlar (36) (Resim 13). Bu greftlerin kullanılabilirliği hala çalışma aşamasındadır. 43
52 Resim 13. Gore (W. L. Gore and Associates, Flagstaff, Ariz) tarafından tasarlanan tekdallı ark grefti prototipinin şematik görüntüsü. Sol subklavian arterin, sol ana karotid arterin ya da brakiosefalik arterin patensisini sağlamak amacıyla kullanılabilen bu prototip eğer brakiosefalik artere yerleştirilirse torakotomiye gerek kalmadan total ark rekonstrüksyonu sağlayabilir (36) Fenestre Greft Her supraaortik dal için bir fenestrasyon barındırdan bu stent greft (Najuta grefti), Yokoi ve arkadaşları tarafından yapılan çok olgulu bir çalışmada kullanılmış olup sadece Japonya da kullanılmaktadır (63) In-situ Fenestrasyon Tekniği Bu teknik konvansiyonel stent greftler üzerine, greft yerleştirildikten sonra istenilen supraaortik dal seviyesinde grefti delerek, bu seviyeye stent yerleştirlmesi 44
53 esasına dayanan bir tekniktir. Yeni tanımlanan diğer greftler hastanın preoperatif 3 boyutlu rekonstrükte görüntüleri üzerinden greft imalatını gerektiriken bu teknikte hastaya özel greft imalatı gerekliliği yoktur. Ayrıca greft konulduktan sonra teknik gerçekleştirildiği için fenestasyonların optimal pozisyonda olmasını sağlar. Sonesson ve arkadaşları bu tekniği dini inançları nedeniyle kan transfüzyonunu kabul etmeyen travmatik aortik ark rüptürlü bir olguya uyguladıklarını (Resim 14) ve olgunun erken takiplerinde herhangi bir komplikasyon gerçekleşmediğini rapor etmişlerdir (61). Resim 14. In situ fenestrasyon tekniği uygulanmış hastanın hemen işlem sonrası DSA görüntüsü ve erken kontrolü sırasındaki BT anjiografi görüntüsü (36) 45
54 Çoktabakalı Aortik Tamir Sistemleri (multilayered aortic repair systems, MARS) Çoktabakalı artik tamir sistemleri (diğer adları; akım çevirici stentler, çoktabakalı akım modülatörleri) anevrizmal hastalıkların endovasküler tedavisinde önemli bir gelişme olarak değerlendirilmektedir (36). Anevrizma rüptürü patogenezinde anevrizma içerisindeki basıncın, aortik duvar ve çevre dokuların basınç kapasitesini geçmesinin önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle anevrizma rüptürünü öngörmede duvar akım geriliminin (shear stress), anevrizma çapından daha önemli olduğu düşünülmektedir. Ayrıca anevrizma lümeni içerisindeki akımın normal vaksüler yataktaki gibi laminer olmadığı bilinmektedir (36). Teorik olarak bu aygıtlar anevrizma içerisine yerleştiklerinde akımın laminer komponentini destekler ve böylece anevrizma duvar akım geriliminde azalma meydana gelir. Anevrizmal segmentten köken alan yan dalların patensisi sağlanırken, anevrizma lümeninde trombüs oluşumu başlar. (Resim 15) 46
55 Resim 15. Asendan aort anevrizmalı olguda akım çevrici stent uygulaması öncesinde ve 9 ay sonrasında kontrol 3B BT anjiografi görüntüsü (36) Endovasküler Tedavi Komplikasyonları Endovasküler tedavinin cerrahi tedavi ile kıyaslandığında daha az invazif bir yöntem olmasından dolayı komplikasyonları da daha azdır (3, 4). TEVAR uygulanan hastalarda izlenen cihaz bağımlı olmayan komplikasyonlar ve izlenme oranları tablo 10 da özetlenmiştir. TEVAR sonrası izlenen mortalite oranları % 5-6 arasında raporlanmış olmakla beraber mortalite oranları aortik patolojiye göre farklılık göstermektedir (64-66). Kısa dönem takipte (30 gün) intakt aortik anevrizmalı olgularda bu oran % 2 iken, rüptüre anevrizmalı olgularda moralite oranı % 23 e çıkmaktadır. Ayırca takip süresinin de mortalite oranları üzerinde etkisi olup 30 günlük, 1 yıllık, 2 yıllık ve 3 yıllık takiplerde mortalite oranlarının sırası ile % 5, % 8, % 16 ve %23 olduğu 47
56 raporlanmıştır (47, 67, 68). Ayrıca TEVAR sonrası erken dönemde morbidite ve mortalite oranlarında azalma izlenmekle beraber bir yıl sonunda cerrahi tedavi uygulanan olgular ile karşılaştırıldığında anlamı farklılık izlenmediği rapor edilmiştir (64-66). Tablo 10. TEVAR sonrası görülen komplikasyonlar (36) TEVAR sonrası komplikasyonlar İnsidans Mortalite % 5- % 6 Serebrovasküler olay % 3 - % 5 Spinal kord iskemisi % 2 - % 3 Retrograd Tip A diseksiyon % 1 - % 6 Serebrovasküler olay açık cerrahi onarım sonrası önemli bir tedavi kaynaklı morbidite mortalite sebebidir. TEVAR sırasında kardiyopulmoner by-pass uygulanmamasının potansiyel hipoperfüzyon ya da mikroembolileri azaltacağı düşünülse de TEVAR sonrası olgularda serebrovasküler olay görülme insidansı % 3-5 arasında rapor edilmiştir. Bu oran kardiyak cerrahi geçiren olgularda da benzerdir. Sebebinin işlem sırasında klavuz tel ve intravasküler cihaz manipülasyonu sırasında oluşan muhtemel embolik olaylar olduğu düşünülmüştür (47, 64, 66, 69). TEVAR sonrası spinal kord iskemi insidansı daha önceki çalışmalarda % 5-7 olarak raporlanmış olsa da son yapılan çalışmalarda bu oran % 2-3 olarak belirtilmiştir (65, 69-71). Spinal kordun kanlanması vertebral arterlerden beslenen servikal pleksustan köken alan anterior ve posterior spinal arterler aracılığı ile olur. Genellikle bu arterler seyirleri boyunca ilişkili aortik segment ile desteklenirler. 48
57 Spinal kord, inen aortanın stent greft ile kapatılmasını tolere edebilirken, destekleyici kan damarlarının yokluğunda, geçerilmiş cerrahi işlemler ve eşlik eden aterosklerotik damar hastalığı ya da damar yaralanması mevcudiyetinde spinal kord iskemisi riski belirgin artar (69, 72, 73). Endovasküler tedavide izlenen parapleji oranlarının, açık cerrahi tedavide izlenen oranlardan daha düşük olduğu rapor edilmiştir (47, 74). Cerrahi sırasında aortun klemplenmesinin serebrospinal sıvıda basınç artışı, spinal kordda ödem ve spinal kord iskemisine neden olduğu bilinmekle birlikte TEVAR sırasında bu uygulamanın olmaması parapleji oranlarındaki düşüşün sebebi olarak gösterilmiştir. Spinal kord iskemisinin önlenmesi için alınabilecek önlemler arasında serebrospinal sıvı drenajı yer almaktadır. Serebospinal sıvı drenajının spinal kord perfüzyonunu arttırdığı bilinmektedir. Hastanın kardiyak rezervinin düzenlenmesi ve eğer varsa aneminin ortadan kaldırılması ile birlikte kombine edilirse etkinliğinin arttığı rapor edilmiştir. Ayrıca drenaj işleminin kendisinin de bir komplikasyon kaynağı olabileceği göz önünde bulundurulmalıdır (70, 75, 76). Bu sebeple drenaj işlemi uygulanması kararının hasta bazında verilmesi gerektiği ve sadece yüksek riskli hastalarda uygulanması önerilmektedir (44, 77). Bizim merkezimizde her olguda rutin olarak serebrospinal sıvı drenajı uygulanmamaktadır. TEVAR sonrası olası komplikasyonları azaltmak için kullanılabilecek diğer bir yöntem sol subklavian arter by-pass cerrahisidir. Society of Vascular Surgery elektif TEVAR prosedürleri öncesi her hastaya by-pass cerrahi uygulanmasını önerse de bu konuda farklı görüşler mevcuttur (78). Literatürde farklı sonuçları olan 49
58 çalışmalar izlenmekte olup yayınlanan 2 meta analizde TEVAR öncesi by-pass cerrahisi uygulanmayan vakalarda inme ve sol kol iskemisi riskinde artış raporlanmıştır (36, 69, 71). Merkezimizde TEVAR öncesi rutin olarak bu cerrahi uygulanamamakla birlikte riski yüksek olan seçilmiş olgularda uygulanmaktadır. Retrograd tip A diseksiyon stent greftin kendisinden kaynaklanan önemli bir komplikasyondur. İnsidansı % arasındadır (79-81). Sebebi tam olarak bilinmemekle beraber, operasyon sırasında kateter ve klavuz tellerin manipulasyonu, greftin uygun seçilmemesi ya da hastadaki nativ aort hastalığının progresyonu olabileceğine dair görüşler mevuttur (36). Hastaların çoğunda aterosklerotik damar hastalığı bulunması nedeniyle uygun giriş noktası bulmak hasta bazında bazı vakalarda zorlayıcı olabilmektedir. Olası diseksiyon ve rüptür açısından giriş noktası olacak vasküler yapının planlama aşamasında dikkatlice seçilmesi gerekmektedir. Greft yerleştirilmesini takiben, greftin yeri kalbin pompladığı kanın etkisi ile değişebilmektedir. Bu etkiye Windsock etkisi denir. Sistolik kan basıncının kontrol altında tutulması bu etkiyi en aza indirmek için seçilmesi gereken temel yöntemdir. Takiplerde izlenen greft migrasyonunda bu etkinin önemli bir rolü vardır. Greft yerleşitilmesi sırasında ana vasküler yapıların kapatılması durumunda greft distalinde şişirilen bir balonla greft çekilebilir ve kan akımı sağlanır. Greft yerleştirilirken greft metal destek yapıları (strut) aort duvarına zarar verebilir erozyona neden olabilir. Genellikle bu durum asemptomatik olmakla birlikte rüptüre ya da fistüle neden olabilir (82). 50
59 Greft implantasyonu sonrasında hastada ateş, lökositoz ve CRP yüksekliği ile seyreden inflamatuar bir yanıt izlenebilir. Bu duruma post implantasyon sendromu adı verilir ve spontan regrese olur. Literatürde endovasküler tedavi sonrası % 30 lara varan görülme sıklığı raporlanmıştır. Konservatif destek tedavisi ve izlem, tedavide yeterlidir (83). Bir çok hemodinamik etki içerisinde yer alan greftler, proksimal tutunma noktasından distale doğru kayabilmektedir. Bu komplikasyona greft migrasyonu adı verilir ve greftin implantasyon alanından 10 mm distale kayması olarak tanımlanır. Genellikle greft implatasyonu sonrasında ilk iki yılda risk % 16, ilk dört yılda % 26 dır. Greftin tutunduğu boyun hala yeterli ise hasta takip edilebilir. Yeterli olmadığı durumlarda greftte yapısal sorunlara yol açabileceğinden proksimale tekrar stent greft uygulanarak tedavi edilmelidir (40). Tedavi sonrası takiplerde bazı anevrizmalarda çap ile birlikte anevrizma uzunluğu da azalabilir. Bu nedenle konulan stent greftlerde bükülmeler ya da kırılmalar olasıdır. Bükülme ve kırılmalar greftin yapısal bütünlüğü açısından sorun yaratabilir. Daha sonra bu duruma endoleak ya da stent trombozu eşlik edebilir. Hastaların takipleri sırasında yapılan incelemelerde, stent greft içerisinden lümen içerisine doğru uzanan ya da grefte yapışık şekilde dairesel yapıda olan trombüs materyali izlenebilir. Bu komplikasyon %3-19 arasında izlenmiştir. Takiplerde trombüs alanı gerileyebileceği gibi, greft lümenini tamamen oblitere edebilir (40). Endovasküler tedavi sırasında giriş için kullanılacak arteriyotomi sırasında cerrahi müdahale uygulanan alan daha sonra lokal yara yeri komplikasyonlarına 51
60 açık bir hale gelmektedir. Bu komplikasyonlar arasında kasık hematomu, infeksiyon ve lenfosel yer almakta olup literatürde görülme insidansları %1 ve % 10 arasında raporlanmıştır. Genellikle medikal tedaviler yeterli olmakla birlikte bazı vakalarda drenaj gerekebilir (82). Endovasküler tedavi sonrası değişik tiplerde kaçak izlenebilir. Genel olarak torakal aort anevrizmalı olgularda TEVAR sonrasında endoleak görülme oranı % 29 olsa da çalışmalarda %10- %50 arasında izlenmektedir. Bunlardan %40 ı tip I, %35 i tip II, % 20 si tip III ve % 5 i birden fazla tip olarak izlenir. (84). Genellikle kaçaklar işlem sonrası takipte tromboze olmakla birlikte persistan kaçaklar tedavi gerektirebilir. Tedavi kaçağın tipine göre değişiklik gösterir (Resim 16). Tip 1 kaçaklar greftin aorta tutunduğu yerlerden olan kaçaklardır. Kendi içerisinde proksimal (Tip 1a) ve distal (Tip 1b) olarak alt gruplara ayrılır. Tip 1 kaçaklar torakal endovasküler tedavi sonrası en çok görülen kaçak tipleridir. En sık torakal aort anevrizması tedavisi sonrası ve komplike arteriyel anatomisi olan hastalarada izlenir. Stentin boyun kısmında trombüs olan, stentin oturma bölgesinin kısa, ülsere, irregüler olduğu, stent çapının doğru seçilmediği ve stentin boyun kesiminin açılı yerleştirildiği durumlar kaçak açısından risk teşkil eder. Tip 1 endoleak ler genellikle balon anjioplasti, stent ya da stent greft uygulamaları ile tedavi edilebilirler. 52
61 Resim 16. Endoleak tiplerinin şematik gösterimi (A: tip1, B: tip 2, C: tip 3, D: tip 4) (85) Aortanın dallarından retrograd olarak anevrizmanın doluş göstermesine tip 2 kaçak adı verilir. Bazı durumlarda anevrizma çapında artışa neden olmakla birlikte genellikle spontan olarak gerilerler. Bu sebeple ek girişim bu tip kaçaklarda önerilmez. Tedavide temel amaç retrograd akımı taşıyan damarın embolize edilmesi ve anevrizma doluşunun sonlandırılmasıdır. Birden fazla stent greft kullanılan durumlarda greft uyuşmazlığı nedeniyle greftlerin birleşim yerinden olan kaçaklara da Tip 3 kaçak adı verilir. Greft uzerindeki devamlı ve tekrarlayan arteriyel pulsasyonlara ya da greft uyuşmazlığına bağlı bağlantı noktalarından kaynaklanan ayrışmalar ve kırılma bu tip kaçaklara sebep olur. Tedavide daha büyük ebatta bir greftin yerleştirilmesi düşünülebilir. Greftin gözeneklerinden kaynaklanan kaçaklara tip 4 kaçak adı verilir. Sıklıkla antikoagulasyon kullanan hastalarda, geç fazlarda anevrizma içerisinde silik boyanma şeklinde izlenir. Yeni jenerasyon greftlerde nadiren rastlanır. Greftin 53
62 içerisine yeni bir greft yerleşitirilerek tedavi edilebilir. Hastanın kanama parametrelerinde düzelmeyi takiben gerileyebilir. Kaçağın kaynağının gösterilemediği ama tedavi edilen anevrizmalarda çap progresyonu izlenen hastalarda tip 5 kaçaktan ya da endotansiyon dan söz edilir. Gerçek bir kaçak değilidir. Yine de anevrizma büyüme gösterdiğinden rüptür riski devam etmektedir. Zamanla anevrizma boynunda genişlemeye ve buna sekonder Tip 1 kaçağa dönüşebilir. Tedavi diğer endoleak tiplerinin ekartasyonu sonrası genellikle açık cerrahidir. Tedavi sonrası endoleak izlenmesi anevrizmanın hala dolaşımla ilişkili olduğunu ve anevrizma çapında artış ya da anevrizma rüptürü riskinin devam ettiğini gösterir. Tedavi sonrası hastaların Doppler USG, BT anjiografi, konvasnsiyonel anjiografi ya da MR anjiografi ile takibi ve endoleak tesbiti sonrasında tedavisi gereklidir. Tip 1 ve 3 kaçaklar tedavideki teknik yetersizlik nedeniyle ortaya çıkar ve hemen tedavi edilmeleri gerekir. Tip 2, 4 ve 5 kaçaklarda ise tedavi kararı radyolojik takip sonrasında anevrizma çapında artış izlenirse düşünülebilir. 54
63 3. GEREÇ VE YÖNTEM Bu çalışmaya Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı nda Ocak 2009 Ekim 2014 tarihleri arasında torakal aorta patolojisi nedeniyle endovasküler stent greft tedavisi uygulanan yaşları arasında değişen (ortalama : 47 yaş), 3 kadın 19 erkek toplam 24 hasta dahil edildi. Başvuru sırasında hastaların 15 inde aktif şikayet mevcut iken, 6 sında travma öyküsü elde edilmiş olup 3 hastada aktif şikayet izlenmemiştir. Aktif şikayeti bulunan hastaların 1 inde sırt ağrısı, 1 inde yürümekle artan bacak ağrısı, 7 sinde ise göğüs ağrısı, 2 sinde göğüs ve sırt ağrısı, 2 sinde nefes darlığı ve 1 inde baş dönmesi ve senkop şikayeleri mevcut idi. Aktif şikayet ile başvuran hastalara klinik değerlendirme sonrası BT anjiografi tetkiki yapılmış ve 5 inde torasik aort anevrizması, 10 unda aortik diseksiyon ve 6 sınde travmatik aort yaralanması bulguları saptanmıştır. Aktif şikayeti olmayan hastaların 3 ünde farklı endikasyonlar nedeniyle yapılan BT anjiografi tetkiklerinde anevrizma insidental olarak saptanmıştır. Tüm hastalar radyoloji anabilim dalı girişimsel radyoloji ünitesi ve kalp ve damar cerrahisi anabilim dalı tarafından değerlendirilmiş ve ortak kararla hastalara TEVAR endikasyonu konulmuştur. Tüm olgularda tedavi edilecek lezyonlar işlem öncesi DSA ile görüntülenmiş ve olguların DSA, BT anjiografi korelasyonu sağlanmıştır. İşlem öncesi sol subklavian arter ostiumu kapatılacak hastalarda serebral dolaşım, vertebral arter dominansi paterni ve baziller arter konfigürasyonu DSA ile aynı seansta değerlendirilmiştir. 55
64 Toplamda 6 hastaya işlem öncesi revaskülarizasyon amaçlı cerrahi kararı alınmıştır. Bu hastaların 2 sine aortik ark debranching cerrahisi, 3 üne sol karotikosubklavian by-pass ve bir hastaya da karotikokarotid by pass cerrahisi uygulanmasını takiben stent greft uygulaması gerçekleştirilmiştir. İşlem öncesinde oryante ve koopere olan hastaların kendilerinden, bilinci kapalı olgularda ise birinci derece yakınlarından yazılı onam alınmıştır. Tüm olgularda TEVAR işlemi genel anestezi eşliğinde uygulandı. Stent greft taşıyıcı sisteminin iletimi için femoral arteriyotomi ile vasküler giriş sağlandı. İlk olarak floroskopi eşliğinde hidrofilik klavuz tel elektif vasküler giriş için arkus aortaya iletildi ve hastaya 5000 IU heparin intravenöz olarak verildi. Hidrofilik kalvuz tel, diagnostik kateter aracılığı ile greft şaftını taşıyacak olan sert kılavuz tel ile değiştirildi. Daha sonra stent greft taşıyıcı sistemi sert klavuz tel üzerinden aortik lezyonun proksimal ucunda olacak şekilde iletildi. Uygun lokalizasyon üst ekstremite ya da karşı kasık girişimi araılığıyla iletilen görüntüleme kateterinden gerçekleştirilen anjiografi eşliğinde belirlendikten sonra stent greftin serbestleştirildi. Bu işlem yapılırken sistolik kan basıncı ortalama 100 mmhg ( mm Hg) aralığında tutuldu. Stent greft yerleştirildikten sonra anjiografi yapılarak stent greftin lokalizasyonu, lezyonun durumu, grefte komşu dalların patensisi ve endoleak olup olmadığı kontrol edildi. Taşıyıcı sistem çıkarıldıktan sonra gerekli olgularda balon kateter ile tam ekspansiyon sağlandı. Arteriyotomi girişi gerekli cerrahi işlem ile kapatıldı. İşlem sonrası tüm olgular yoğun bakım şartlarında takip edildi. Yoğun bakıma alınan olguların heparinize edilmesi sağlandı 56
65 (500 IU/sa, 24 saat süre ile) ve ani-agregan tedavileri ( Klopidogrel 75 mg/gün, Asetilsalisilik asit 100 mg/gün) başlandı. Tüm olguların işlem sırasındaki anjiografi görüntüleri değerlendirilmiş olup, işlem sonrası 1., 3., 6. ve 12 aylarda çok kesitli BT anjiografi ile kontrolleri planlandı. Takibe gelen hastaların serum kreatinin ve BUN değerlerine bakılarak değerlendirmeye alındı. Olguların ÇKBT anjiografi incelemesi Light Speed VCT (GE Medical Systems, ABD), DSA incelemeleri Innova 3100 (GE Medical Systems, ABD) cihazları ile gerçekleştirildi. Kontrol BT anjiografi planlama görüntüleri stent greft lokalizasyonuna göre inceleme alanı optimal olacak şekilde belirlendi. Süperiorda arkus aortadan inferiorda girişim lokalizasyonuna kadar olan bölge inceleme alanına dahil edildi. Tüm incelemeler ÇKBT sisteminde bulunan Total Body Angiography protokolü ile yapıldı. İnceleme alanı belirlenmesini takiben her hastaya antekubital ven yoluyla intravenöz kanül aracılığı ile otomatik enjektörden cc (1.5 cc/kg) arasında non iyonik kontrast madde cc/sn hızla verildi. Görüntüler, konsoldan Advantage Windows Volume Share 2 (AW 4.4) (GE Medical Systems) iş istasyonuna aktarılarak özel yazılımlar eşliğinde görüntüleme işleme teknikleri uygulandı. Aksiyel görüntülere ek olarak MPR, MIP, CPR, VR görüntüler Volume Viewer Application Package içerisinde bulunan Volume Viewer 3 ve Autobone Express yazılımları (GE Medical Systems) kullanılarak oluşturuldu. 57
66 Stent greftin bütünlüğü, stent greftin aorta ve visseral dallar ile ilişkisi, stent greftin pozisyonu- migrasyonu, endoleak, stent greftin patensisi ve anevrizma çapları değerlendirildi. MIP görüntülerde stent grefitn aorta dallarıyla olan ilişkisi, bütünlüğü, migrasyonu ve endoleak gibi komplikasyonlar değerlendirildi. Anevrizmanın çapının değerlendirilmesi amacıyla anevrizma kesesine dik olarak elde edilen oblik reformat görüntüler kullanıldı. Tüm olgularda MRP, MIP, CRP ve VR görüntülerde saptanan bulgular aksiyel görüntüler ile teyit edildi. Elde edilen görüntüler her olguda 2 radyolog tarafından tek seansta değerlendirildi. 58
67 4. BULGULAR Bu çalışmada Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı Anjiografi ve Girişimsel Radyoloji biriminde Ocak Ekim 2014 tarihleri arasında farklı torakal aorta patolojileri nedeniyle endovasküler stent-greft tedavisi uygulanan 24 hasta, dosya bilgileri ve radyolojik incelemeleri değerlendirilmiştir. 59
68 Tablo 11. Kullanılan stent greftler ve özellikleri ( M. V. C: Medtronic Valiant Thoracic Captiva Greft sistemi, G.T.E: Gore Thoracic Endoprothesis Greft sistemi) Firma Endikasyon Marka Greft Çap ve uzunlukları (mm) Olgu 1 Travmatik aort psödoanevrizması M. V. C.* 30 x mm Olgu 2 Arkus aorta ve inen aort anevrizması M. V. C. 42 x mm ve 44 x mm Olgu 3 İnen aort anevrizması M. V. C. 40 x mm Olgu 4 Kronik Stanford Tip B diseksiyon M. V. C. 32 x mm Olgu 5 Kronik Stanford Tip B diseksiyon M. V. C. 36 x mm Olgu 6 Komplike Stanford Tip B diseksiyon M. V. C. 38 x mm Olgu 7 Travmatik fokal aort diseksiyonu M. V. C. 24 x mm Olgu 8 Kronik Stanford Tip B diseksiyon M. V. C. 34 x mm Olgu 9 Komplike Stanford Tip B diseksiyon M. V. C. 40 x mm Olgu 10 Travmatik aort transeksiyonu M. V. C. 34 x mm Olgu 11 İnen aort anevrizması M. V. C. 36 x mm ve 40 x mm Olgu 12 Kronik Stanford Tip B diseksiyon M. V. C. 40 x mm Olgu 13 Travmatik aort transeksiyonu M. V. C. 26 x mm Olgu 14 Travmatik aort psödoanevrizması M. V. C. 32 x Olgu 15 Travmatik aort psödoanevrizması M. V. C. 34 x mm Olgu 16 Komplike Stanford Tip B diseksiyon M. V. C. 46 x mm ve 46 x mm Olgu 17 Komplike Stanford Tip B diseksiyon M. V. C. 36 x mm Olgu 18 İnen aort anevrizması M. V. C. 26 x mm Olgu 19 İnen aort anevrizması M. V. C. 34 x mm Olgu 20 İnen aort anevrizması G. T. E.* 40 x mm ve 40 x Olgu 21 İnen aort anevrizması M. V. C. 42 x mm Olgu 22 Komplike Stanford Tip B diseksiyon M. V. C. 42 x mm Olgu 23 İnen aort anevrizması M. V. C. 38 x mm Olgu 24 Komplike Stanford Tip B diseksiyon M. V. C. 32 x mm 60
69 Olgulara başvuru sonrasında klinik bulgular ve anamnez doğrultusunda BT anjiografi tetkiki endikasyonu konulmuş ve olguların 8 inde anevrizma, 10 unda aort diseksiyonu, 6 sında travmatik aort yaralanması lehine bulgular saptanmıştır. 7 hastaya acil şartlarda operasyon kararı verilmiştir. Tüm olguların tanısal DSA görüntüleri işlem sırasında oluşabilecek komplikasyonlar ve teknik yeterlilik için değerlendirilmiş olup düzenli takibe gelen hastaların kontrol BT anjiografi tetkikleri endoleak/yalancı lümen doluşu, stent greft migrasyonu/pozisyonu, bütünlüğü, patensisi ve aorta ve visseral dalları ile ilişkisi, MPR, MIP ve VR görüntüler ve DSA görüntüleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmadaki 24 olgunun 23 ünde Valiant Thoracic Captivia stent greft sistemi (Medtronic), 1 olguda Gore Tag Thoracic Endoprothesis stent greft sistemi (Gore Medical) kullanılmıştır.( Tablo 11) Toplamda 6 hastaya işlem öncesi revaskülarizasyon amaçlı cerrahi kararı alınmıştır. Bu hastaların 2 sine lezyon uzanımı nedeniyle aortik ark debranching cerrahisi, 3 üne sol subklavian arter ostiumu kapatılacağı için sol karotikosubklavian by-pass ve bir hastaya yeterli proksimal tutunma bölgesi olmaması nedeni ile karotikokarotid by pass cerrahisi uygulanmasını takiben stent greft uygulaması gerçekleştirilmiştir. Diseksiyon nedeniyle tedavi edilen olguların tamamında Stanford Tip B diseksiyon izlenmiş olup 2 vakada diseksiyon sol ana karotid arter proksimaline uzanmaktaydı. Hastaların 5 inde sol, 4 ünde sağ vertebral arter dominansisi izlenmiş olup 1 hastada ko-dominansi izlenmiştir. 61
70 Diseksiyon nedeniyle tedavi edilen 10 olgudan 5 tanesinde stent- greft hemen sol subklavian arter ostiumu distaline yerleştirilmiştir. Diğer 5 olgunun 3 tanesinde işlem öncesi sol karotikosubklavian bypass cerrahisi sonrasında stent greft sol ana karotis arter hemen distaline sol subklavian arter ostiumunu örtecek şekilde, 1 hastada ise karotikokarotid bypass cerrahisi sonrası brakiosefalik kök hemen distaline yerleştirilmiştir. 1 olguda Debranching cerahisi uygulanmış ve greft cerrahi uygulanan asendan aorta hemen proksimaline yerleştirilmiştir. Greft yerleştirme işlemi sırasında bir olguda arkus aorta ve inen aortada belirgin büküntülü seyir izlenmiş olup greft konmadan önce sol brakial arter girişimi ve subklavian arter yaklaşımı ile inen aortaya stiff tel uzatılmış ve aorta büküntüsü düzleştirilmeye çalışılmıştır. Bu uygulamayı takiben greft uygun lokalizasyonuna yerleştirilmiştir. Debranching cerrahisi uygulanan 1 hasta işlem sırasında greft yerleştirilirken cerrahi uygulanan asendan aorta kesiminden rüptüre olmuş olup greft uygun lokalizasyona konulmasına rağmen ekstravazasyon engellenememiş ve hasta ex olmuştur. Bu olgu dışında teknik başarı tüm olgularda sağlanmıştır. Greft konulduktan sonra alınan erken DSA kontrol görüntülerde hiçbir hastada proksimal greft uygulama noktasından yalancı lümen doluşu (Tip 1a endoleak) izlenmemiş olup 3 hastada greft distalindeki yalancı lümende doluş izlenmiştir. Bir olguda greft proksimal uygulama noktasının sol ana karotis arter ostimunu yaklaşık % 50 kapattığı izlenmiş olup aynı seansta sol ana karotid arter ositumuna stent uygulaması gerçekleştirilmiş ve patensi sağlanmıştır. Aynı olguda greft yerleştirdikten sonra alınan görüntülerde sol renal arterin yalancı lümenden 62
71 perfüze olduğu gösterilmiş, aynı seansta sol renal arter seviyesinde gerçek lümenden yalancı lümene ve renal artere geçilerek stent uygulaması gerçekleştirilmiştir. İşlem sonrası sol renal arter doluşunun gerçek lümenden gerçekleştiği görüntülenmiştir. Bir olguda planlanan doğrultuda işlem uygulanmış ve teknik başarı yakalanmış olmakla birlikte hasta tedavi sonrası yoğun bakımda izlem sırasında gelişen hipotansiyon, bradikardi ve oksijen satürasyon düşüklüğü nedeniyle arrest olmuş ve yapılan müdahalalere rağmen exitus olarak kabul edilmiştir. Diseksiyon nedeniyle tedavi edilen 9 olgudan 2 si düzenli BT anjiografi takiplerine gelmemiştir. Diğer hastaların geç takip BT anjiografi incelemelerinde; erken dönemde distalden yalancı lümen doluşu gösteren 3 olgularda doluşun devam ettiği izlenmiştir. 1 olguda distal yalancı lümen çapı belirgin azalmış diğer 2 olguda distal yalancı lümen çapı değişmemiştir. Ayrıca 2 hastada erken dönemde izlenmemekle beraber geç dönemde greft distalindeki yalancı lümenden minimal doluş saptanmıştır. Bu 2 olguda diğer geç dönem kontrollerde doluşun devam ettiği fakat yalancı lümen çapında artış olmadığı izlenmiştir. Sol ana karotid arter ostiumuna işlem sırasında stent konulan olguda takip BT anjiografi incelemelerinde greft distalinden yalancı lümene minimal geçiş izlenmiş, olguda yalancı lümen boyutunda artış saptanmamıştır. Olguya tekrar bir operasyon kararı verilmemiş olup hasta bu bulgu ile hala takip edilmektedir. Aynı olgunun takip incelemelerinde sol karotikosubklavian by-pass lokalizasyonunda geçirilmiş cerrahiye sekonder psödoanevrizma formasyonu ve femoral arteriyotomi lokalizasyonunda ciltte kolleksiyon izlenmiştir. Psödoanevrizma tedavi amacı ile 63
72 öncelikle sol vertebral arter ostiumu seviyesinde balon şişirilerek kese içerisine US eşiliğinde trombin enjeksiyonu yapılmıştır. Takiplerde kese içerisinde dolumun devam etmesi üzerine cerrahi müdahale ile tedavi gerçekleştirilmiştir. Hastanın femoral arteriyotomi lokalizasyonundaki koleksiyon alanı farklı seansta kateter yardımı ile boşaltılmış olup takiplerde koleksiyon alanı tamamen gerilemiştir. Bir olguda takip döneminde farklı seansta post-op 92.günde, farklı bir endikasyon ile abdominal aortaya yönelik cerrahi işlem gerekliliği doğmuş ve post operatif süreçte yoğun bakım izlemi sırasında serebral disfonksiyon gelişip exitus olmuştur. Aort diseksiyonu nedeniyle tedavi edilen hastaların hiçbirinde tedavi sonrası greft içi trombus/stenoz, greftte bükülme, bütünlük kaybı ya da migrasyon saptanmamıştır. Torakal aort anevrizması nedeniyle tedavi edilen 8 hastadan 7 sinde anevrizma inen aortada, 1 inde ise arkus aorta ve inen aorta proksimali yerleşim göstermekteydi. Bu olguda çıkan aorta cerrahi greft ile değiştirilerek supraaortik dallar cerrahi grefte debranch edilmiş ve stent greft, cerrahi greftin distalinden başlayacak şekilde yerleştirilmiştir. İnen aorta yerleşimli aort anevrizması olan hastalardan biri daha önce aort koartasyonu nedeniyle opere edilmiş olup koarktasyon distalinde gelişen anevrizma nedeniyle tedavi edilmiştir. Bu olguya yeterli proksimal tutunma bölgesi olmaması sebebiyle operasyon öncesi karotikokarotid by-pass cerrahisi uygulanmış ve stent greft brakiosefalik kök hemen distalinden başlayacak şekilde yerleştirilmiştir. 64
73 Bu iki olgu dışında stent greftlerin proksimal tutunma noktası inen aorta başlangıcı olup 3 olguda çölyak kök ostiumuna kadar uzatılmıştır. Ayrıca bir olguda eşlik eden abdominal aort anevrizması nedeni ile aynı seansta EVAR uygulaması gerçekleştirilmiştir. Torakal aort anevrizması nedeniyle tedavi edilen 8 olgudan 2 sinde aktif kanama bulguları, periaortik hematom ve plevral efüzyon saptanmıştır. Diğer olgularda rüptür lehine bulgu saptanmamıştır. İki olguda acil müdahale kararı alınmış olup bir olgu, femoral arteriyotomi sırasında internal iliak ven yaralanması ve kanamanın durdurlamaması nedeniyle TEVAR prosedürü başlamadan ex olmuştur. Bu olgu dışında tedavi edilen olgularda teknik başarı sağlanmıştır. Teknik başarı sağlanan olgularda işlem sonrası alınan erken kontrol DSA görüntülerinde sadece bir hastada minimal anevrizmal doluş saptanmış olup erken dönemde ek müdahaleye gerek duyulmamıştır. Hastanın takip BT anjiografisinde anevrizmal doluşun saptanmadığı ve tamamen gerilediği izlenmiştir. Diğer olguların tamamında erken DSA görüntülerinde anevrizmanın dolaşımdan izole edildiği ve anevrizmal doluşun engellendiği gözlenmiştir. Tedavi edilen her olgu tedavi sonrası yoğun bakımda izlenmiş olup bir olguda daha önceden var olan böbrek fonksiyon testleri bozukluğu devam etmiş ve alınan önlemlere rağmen progresif şekilde seyretmiştir. Takiplerinde akciğer filmlerinde infitrasyon izlenen olgu uygun antibiyotik tedavisi altında izlenirken bilinç bulanıklığı gelişmiştir. Kranial BT incelemesinde patoloji saptanmayan hastanın elektroensefalogramında diffüz orta dereceli disfonksiyon saptanmış ve bradikardik seyreden hasta post-op 44. günde arrest olmuştur. Yapılan 65
74 müdahalalere rağmen hasta ex olarak kabul edilmiştir. Takip edilen diğer olgularda post operatif dönemde herhangi bir komplikasyon izlenmemiştir. Torakal aort anevrizması nedeniyle tedavi edilen olguların geç takip BT anjiografi görüntülerinde 2 hastada Tip 2 endoleak izlenmiş olup anevrizma çapında artış saptanmamıştır. Hastalara ikinci müdahale gerekli görülmemiş olup bu bulgu ile takip edilmektedir. Diğer hastalarda endoleak izlenmemiştir. Bir olguda stent greft içerisinde en kalın yerinde 8 mm ölçülen kresentrik şekilli trombus izlenmiş olup müdahaleye gerek görülmemiş ve hasta bu bulgu ile takip edilmektedir. Diğer olgularda greft içi trombus/stenoz, greftte bükülme, bütünlük kaybı ya da migrasyon saptanmamıştır. Travmatik aort yaralanması nedeniyle tedaviye alınan 6 hastanın 5 i trafik kazası, 1 i ise mekanik göğüs travması nedeniyle tedavi edilmiş olup bu hastlardan 3 ünde psödoanevrizma, 2 sinde transeksiyon ve 1 inde ise travmatik fokal diseksiyon saptanmıştır. Transeksiyonlu ve psödoanevrizmalı olgularda lezyonlar aortik istmus düzeyinde izlenmekte olup hastaların birinde işlem öncesi BT anjiografisinde eşlik eden aktif ekstravazasyon dikkati çekmiştir. Diseksiyon nedeniyle tedavi edilen olguda lezyon, inen aorta distalinde diyafram seviyesinde ve fokal olarak izlenmiştir. Bu olguda stent greft inen aort orta kesimden itibaren çölyak kök seviyesine kadar uygulanmıştır. Diğer 5 olguda greft sol subklavian arter ostiumu hemen distalinden başlayacak şekilde yerleştirilmiştir.tüm olgularda teknik başarı sağlanmıştır. Tedavi sonrası alınan erken DSA görüntülerinde bir olguda sol subklavian arter ostiumunda % 50 den daha az daralma izlenmiş olup ek müdahale 66
75 düşünülmemiştir. Psödoanevrizma saptanan olgularda erken görüntülerde hiçbirinde anevrizmal doluş saptanmamıştır. Travmatik diseksiyon saptanan olguda erken görüntülerde yalancı lümen doluşu izlenmemiştir Geç takipler sırasında bir olgu eşlik eden farklı komorbiditeleri sebebiyle 1 ay sonra sepsise girmiş ve yoğun bakım takibi sırasında bu sebepten ex olmuştur. Travmatik aort yaralanması nedeniyle tedavi edilen hastaların hiçbirinde geç takiplerde psödoanevrizma doluşu, tedavi sonrası greft içi trombus/stenoz, greftte bükülme, bütünlük kaybı ya da migrasyon saptanmamıştır. 67
76 OLGU ÖRNEKLERİ: Y / E Olgu 1. Tedavi öncesinde yeterli proksimal tutunma bölgesi olmaması dolayısı ile karotikokarotid by-pass cerrahisi uygulanan, arkus aorta distalinde subklavian arter ostiumu komşuluğunda yerleşen anevrizma nedeni ile tedavi edilen olgunun işlem öncesi oblik reformat BT anjiografi ve DSA görüntüsünde anevrizma izleniyor. İşlem hemen sonrasındaki erken dönem DSA görüntüsü ve kontrol BT anjiografi oblik MIP reformat görüntüsünde işlem sonrasında anevrizmanın tamamen dolaşımdan izole edildiği ve anevrizma lümenin tromboze olduğu görüntülenmiştir. 68
77 2. 55 Y / E Olgu 2. Tedavi öncesinde perfüzyonu sağlamak için sol karotikosubklavian by-pass cerrahisi uygulanan Stanford Tip B diseksiyon nedeniyle tedavi edilen olgunun operasyon öncesi oblik reformat BT anjiografi ve DSA görüntüsünde intimal yırtık alanı ve yalancı lümen izleniyor. İşlem sonrasında DSA ve kontrol BT anjiografi VR (virtual reconstruction) görüntülerde greftin yırtığı tamamen örttüğü ve teknik başarının sağlandığı görüntülenmektedir. Ayrıca chimney tekniği ile yerleştirilen ve sol ana karotis arter patensisini sağlayan stent greft izleniyor. 69
78 3. 43 Y / E Olgu 3. Travmatik aort transeksiyonu nedeniyle tedavi edilen olgunun işlem öncesi aksiyel BT anjiograi kesitinde ve DSA görüntüsünde aortik istmus yerleşimli transeksiyon alanı izleniyor. İşlem sonrasında alınan DSA ve kontrol BT anjiografi oblik reformat görüntülerde transeksiyon alanın izlenmediği ve teknik başarının sağlandığı izleniyor. 70
79 4. 44 Y / E Olgu 4. Stanford Tip B diseksiyonu nedeniyle tedaviye alınan olgunun işlem öncesi aksiyel kesitli ve oblik reformat BT anjiografi ve DSA görüntülerinde subklavian arter ostiumu komşuluğundaki intimal yırtık ve dev boyutlara ulaşan yalancı lümen izleniyor. Olgunun işlem sonrası DSA ve aksiyel kesitli BT anjiografi görüntülerinde yırtığın tamamen kapatıldığı ve teknik başarının sağlandığı izleniyor. 71
80 5. 72 Y / E Olgu 5. Rüptüre inen aort anevrizması nedeniyle tedaviye alınan olgunun işlem öncesi aksiyel kesitli BT anjiografi ve DSA incelemelerinde aktif ekstravazasyon gösteren rüptüre anevrizma izleniyor. Tedavi sonrasında elde olunan DSA ve aksiyel kesitli BT anjiografi görüntülerinde anevrizmanın dolaşımdan izole edildiği ve ekstravazasyonun sonlandığı izleniyor. 72
81 5. TARTIŞMA Torakal aorta patolojileri, özellikle torakal aort anevrizmaları ve diseksiyonları hayatı tehdit edebilecek ciddi hastalıklar olup tedavisiz olgularda yüksek mortalite oranları izlenir (1). Bu vakalarda klasik tedavi, gelişmeler izlenmekle birlikte yaklaşık 50 yıldır açık cerrahi onarım şeklindedir. Endovasküler stent greft uygulaması daha az invazif bir uygulama olarak son yıllarda sıklığı artan bir şekilde bu hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır (4, 67). Aort anevrizması tedavisi amacıyla endovasküler aort onarımı ilk kez 1991 yılında abdominal aort anevrizmalı yüksek riskli hastalarda Parodi ve arkadaşları tarafından ve yine 1991 yılında torasik aort anevrizmalı bir grup olguda Volodos ve arkadaşları tarafından uygulansa da, femoral arter girişimi ile anevrizmanın endogreft vasıtası ile dolaşımdan izole edilmesi fikri 1970 lerde ortaya çıkmıştır (86, 87). Torakal aort diseksiyonlarının tedavisinde endogreft uygulaması ise ilk kez 1994 yılında Drake ve arkadaşları tarafından uygulanmış olup ülkemizde ise ilk olarak 2002 yılında Bilgen ve arkadaşları tarafından torakal aort anevrizmalı olgularda uygulanmıştır (2, 88). Aortik patolojiler nedeniyle endovasküler tedavi uygulanan hastaların, tedavi sonrası ortaya çıkabilecek komplikasyonlar açısından yaşam boyu takip edilmeleri gerekmektedir. Tedavi sonrası takipte en çok kullanılan modalite BT olmakla birlikte Doppler ultrasonografi ve MR da alternatifler arasında olup birçok merkez tarafından takip aralıkları 3., 6., 12. aylar ve daha sonra yıllık kontrol şeklinde kabul edilmiştir (89). Bizim merkezimizde de işlem sonrası 1., 6., 12. aylar ve daha sonra yıllık kontrol algoritması kullanılmaktadır. 73
82 Merkezimizde TEVAR uygulanan olgularda, iki olgu dışında tüm hastalarda teknik başarı sağlanmıştır. Bu iki olgunun birinde femoral arteriyotomi sırasında femoral arterin giriş için uygun olmadığı düşünülmüş ve iliak arter diseksiyonu sırasında internal iliak ven yaralanması sonucu hasta exitus olmuştur. Diğer olguda ise diseksiyon uzanımı nedeniyel işlem oncesi Debranching cerrahisi yapılmış, TEVAR sırasında asendan aortaya yerleştirilen greft lokalizasyonunda rüptür meydana gelmiş ve olgu exitus olmuştur. Bu olgunun işlem öncesi BT anjiografisinde aortada muhtemel aortit ile uyumlu diffüz duvar kalınlık artışı dikkati çekmiştir. Bu çalışmada teknik başarı oranımız % 91.6 dır. (22/24 olgu) TEVAR uygulamasında tedavinin amacı anevrizmalı olgularda anevrizmal segmenti dolaşımdan izole etmek, aort diseksiyonu olan olgularda ise intimal yırtık bölgesini kapatmak ve yalancı lümenin zamanla tromboze olmasını sağlamaktır. Merkezimizde TEVAR uygulanan olguların biri hariç tamamında, erken kontrol DSA görüntülerinde tedavi amacına ulaşıldığı gösterilmiştir. Torakal aort anevrizmalı bir olguda greft konulduktan sonra alınan erken DSA görüntülerinde anevrizma kesesinde minimal doluş izlenmiş ikinci bir müdahaleye gerek görülmeden hasta takibe alınmıştır. Hastanın erken ve geç takip BT anjiografi görüntülerinde doluşun tamamen gerilediği izlenmiştir. Endovasküler tedavi sonrası değişik tiplerde kaçaklar tanımlanmış olup literatürde görülme sıklığı genel olarak % 29 (%10- %50 arasında) olarak raporlanmıştır (84). Merkezimizde 8 olguya torasik aort anevrizması nedeniyle TEVAR uygulanmış olup iki olguda (%25) takipleri sırasında tip 2 endoleak varlığı 74
83 saptanmıştır. Merkezimizdeki torakal aort anerizması endovasküler tedavi sonrası görülen endoleak oranı literatür oranları ile benzerdir. İki olguda da endoleak kaynağı olarak bronşial arter kaynaklı anevrizmal doluş dikkati çekmiş olup takiplerde anevrizma çapında artış saptanmamıştır. Hastalar halen bu bulgular ile takip edilmektedir. İki olguda da ikinci bir işleme gerek görülmemiştir. Diğer olgularda endoleak saptanmamıştır. TEVAR işlemi sonrası izlenebilen, greft kaynaklı olmayan bir diğer önemli komplikasyon serebrovasküler olaydır. Literatürde TEVAR sonrası serebrovasküler olay görülme insidansı %3-5 olarak raporlanmıştır (47, 64, 66, 69). Merkezimizde TEVAR uygulanan 24 olgudan 2 sinde (%8) işlem sonrası erken dönemde yoğun bakım takiplerinde serebrovasküler olay gelişiği izlenmiştir. Her iki olguda da yapılan manyetik resonans görüntülemede farklı lokalizasyonda akutsubakut enfark alanları izlenmiştir. TEVAR sonrası greftin spinal kordu besleyen damarların ostiumunu kapaması sonucunda spinal kord iskemisi izlenebilinmekle birlikte literatürde görülme insidansı son yapılan çalışmalarda % 2-3 olarak raporlanmıştır (65, 69-71). Bizim merkezimizde TEVAR uygulanan hiçbir olguda spinal kord iskemisi izlenmemiştir. Retrograd tip A diseksiyon endovasküler stent gref tedavisi kaynaklı önemli bir komplikasyondur. İnsidansı %1.3 - % 6.8 arasındadır (79-81). Çalışmamız dahilindeki 24 olgunun hiçbirinde bu komplikasyon izlenmemiştir. Greft implantasyonu sonrasında hastada ateş, lökositoz ve CRP yüksekliği ile seyreden inflamatuar bir yanıt olan post implantasyon sendromunun literatürde 75
84 tedavi sonrası % 30 lara varan oranda izlenebildiği raporlanmıştır (83). Merkezimizde TEVAR uygulanan hiçbir olguda bu komplikasyon izlenmemiştir. Endovasküler tedavi sırasında giriş için kullanılacak arteriyotomi sahasında lokal yara yeri komplikasyonları izlenebilir. İnsidansı %1 ve % 10 arasında raporlanmıştır (82). Bizim olgularımızın ikisinde (%8) tedavi sonrası takiplerde arteriyotomi alanında koleksiyon izlenmiş olup birinde medikal tedavi diğerinde drenaj tedavisi yapılmıştır. İki olguda da koleksiyon tekrarlamamıştır. Endovasküler tedavi sırasında kullanılan iyotlu kontrast maddenin nefrotoksik olduğu bilinmektedir. Literatürde endovasküler tedavi sonrası akut böbrek yetmezliği insidansı yaklaşık %6.7 olarak raporlanmıştır (82). Bizim TEVAR ile tedavi ettiğimiz hastalardan iki olguda işlem sonrası böbrek fonksiyon testlerinde (BFT) bozuklukluk izlenmiş olup literatür bilgisi ile paralellik götermektedir. BFT bozukluğu izlenen iki olgu da acil olarak tedaviye alınmıştır. İki olgunun birinde bilinen böbrek fonksiyon bozukluğu hikayesi mevcut idi. Endovasküler tedavi sonrasında konulan stent greftlerin migrasyonu genellikle teknik yetersizlikten kaynaklanan bir komplikasyondur. Literatürde %2- %20 arasında değişen oranlarda görülmekle birlikte endoleak e sebep olması nedeniyle önemli bir komplikasyondur (90). Bizim olgularımızın hiçbirinde takipler sırasında greft migrasyonu izlenmemiştir. Mekanik greft yetmezliği, greft teknolojisindeki gelişmelere rağmen endovasküler tedaviler sonrasında izlenebilen greft kaynaklı bir komplikasyondur. Greftin yapısındaki metal ve kumaş parçaların hastanın hemodinamisinin etkisi ile yırtılması, kopması ve dolayısı ile greftte bütünlük kayıpları ya da bükülmeler 76
85 mekanik yetmezlik olarak adlandırılır. Literatürde %9 lara varan sıklıkta bu komplikasyonun görüldüğü raporlanmıştır (91). Bizim olgularımızın hiçbirinde mekanik greft yetmezliği komplikasyonu izlenmemiştir. Endovasküler tedavi uygulanan hastaların takipleri sırasında yapılan incelemelerde stent greft içerisinden lümen içerisine uzanım gösteren, ya da grefte yapışık şekilde dairesel yapıda trombüs materyali izlenebilir. Bu komplikasyonun sıklığı literatürde %3-19 olarak raporlanmıştır (40). TEVAR uyguladığımız olguların birinde (%4) greft içerisinde dairesel tarzda greft yüzeyini saran, belirgin darlığa yol açmayan greft içi trombüs izlenmiş olup oranımız literatür oranları ile benzerdir. TEVAR sonrası izlenen mortalite oranları % 5-6 arasında raporlanmış olmakla beraber mortalite oranları aortik patolojiye, ve patolojinin klinik sürecine (akut ya da kronik) göre farklılık göstermektedir (64-66). Bizim merkezimizde TEVAR uygulanan 2 si perioperatif dönemde olmak üzere toplam 5 olguda mortalite izlenmiştir. 5 vakanın 3 ü acil şartlarda operasyona alınan vakalardır. Bu 3 olgunun 2 si perioperatif dönemde mortalite izlenen, bulgular kısmında bahsedilen aort rüptürü ve internal iliak ven yaralanması vakalardır. Diğer vaka ise acil şartlarda, travmatik aortik psödoanevrizması, aktif ekstravazasyon ve periaortik hematom nedeniyle tedaviye alınanan olgu olup işlem sonrasında yoğun bakım takipleri sırasında serebral iskemi gelişmiş ve exitus olmuştur. Sonuç olarak merkezimizde acil endikasyon konularak tedaviye alınan 7 olgudan 3 ünde mortalite izlenmiş olup yaklaşık oran % 42 olarak bulunmuştur. Literatürde rüptüre aort anevrizmalarında TEVAR sonrası mortalite oranı %20- %25, komplike akut 77
86 Stanford Tip B diseksiyonlu olgularda TEVAR sonrası mortalite oranları %29- %50 olarak bildirildiği rapor edilmiştir (47, 67, 68). Merkezimizdeki oranın yüksek olması acil olarak tedaviye alınan hasta sayısının az olmasına, olgularda eşlik eden multitravma bulguları ve olası sistemik hastalıkların mevcudiyetine bağlanmıştır. Elektif olarak tedaviye alınan vakalarda toplam 2 olguda mortalite izlenmiştir. Bu olgulara kronik Stanford Tip B diseksiyon ve torakal aort anevrizması nedeniyle tedavi endikasyonu konmuş olup aort anevrizması nedeniyle TEVAR uygulanan hasta işlem sonrasında yoğun bakım takipleri sırasında işlem öncesinde de var olan ve gerekli önemler alınarak işlem uygulanan böbrek fonksyon bozukluğunda ilerleme ve hastane kaynaklı akciğer enfeksiyonu tedavisi uygulanması sırasında gelişen serebral disfonksiyon, bradikardi ve arrest sonucu exitus olmuştur. Kronik Stanford Tip B diseksiyonu ve tekrarlayan sırt ağrıları nedeniyle tedaviye alınan olguda TEVAR sonrası yoğun bakım izlemi sırasında ciddi hipotansiyon ve bradikardi gelişmiş ve hasta exitus olmuştur. Sonuç olarak merkezimizde elektif olarak TEVAR uygulanan 17 hastanın 2 sinde mortalite izlenmiştir. (%11) Literatürde bu oran %5-%6 olarak rapor edilmiş olup (64-66) merkezimizdeki oranın yüksek olarak izlenmesi, hasta sayısının az olmasına ve tedaviye alınan olgularda eşlik eden ko-morbid durumların fazlalığına bağlanmıştır. 78
87 6. SONUÇ Yapılan çalışmalar ve uygulamalar TEVAR uygulamasının yönteminin, akut ve kronik torakal aort hastalıklarında teknik başarı oranı yüksek, komplikasyon oranları düşük, güvenle kullanılabilen cerrahiye alternatif bir yöntem olduğunu göstermektedir. Cerrahi yöntemle karşılaştırıldığında endovasküler tedavinin en önemli avantajları arasında lokal anestezi altında uygulanabilirliği, daha az kan transfüzyonu gerektirmesi, böbrek yetmezliği ve parapleji oranlarının açık cerrahi onarıma oranla daha düşük olması, hastanede kalış süresinin az olması gösterilebilir. Ayrıca yapılan çalışmalar bazı torakal aort patolojilerinin tedavisinde TEVAR uygulamasının açık cerrahi uygulamaya kıyasla mortaliteyi azalttığını göstermektedir. Çalışmamızda torakal aort patolojisi saptanan olgularda farklı endikasyonlar ile, cerrahiye alternatif olarak geliştirilen TEVAR uygulaması geçerli ve güvenilir bir tedavi yöntemi olarak uygulanmıştır. Literatürde, TEVAR uygulanan olgularda birden çok komplikasyon ve bu komplikasyonların görülme sıklıkları tanımlanmıştır. Bizim çalışmamızda literatürde de tanımlanan endoleak, serebrovasküler olay, lokal yara yeri komplikasyonları, iyotlu kontrast ajana bağlı nefrotoksisite ve lümen içi trombüs gibi komplikasyonlar izlenmiş olup bu komplikasyonların görülme sıklıkları literatür bilgileri ile paralellik göstermiştir. Ayrıca çalışmamızdaki mortalite oranları da literatür bilgileri ile benzerdir. Spinal kord iskemisi, Retorgrad Tip A diseksiyon, Post - implantasyon Sendromu, mekanik greft yetmezliği ve greft 79
88 migrasyonu gibi tanımlanan diğer komplikasyonlar ise bizim çalışmamızda izlenmemiştir. Stent greft teknolojisindeki gelişmeler ışığında torakal aort hastalıklarının tedavisinde endovasküler teknik kullanımının yaygınlaşacağı inancını taşımaktayız. Bu anlamda daha geniş seriler ve randomize kontollü çalışmalar ile endovasküler tedavi yöntemlerinin endikasyonlarının ve uzun dönem sonuçlarının belirlenmesi gerekmektedir. 80
89 KAYNAKLAR 1. Davies RR, Goldstein LJ, Coady MA, Tittle SL, Rizzo JA, Kopf GS, et al. Yearly rupture or dissection rates for thoracic aortic aneurysms: simple prediction based on size. The Annals of thoracic surgery. 2002;73(1):17-27; discussion Johansson G, Markstrom U, Swedenborg J. Ruptured thoracic aortic aneurysms: a study of incidence and mortality rates. Journal of vascular surgery. 1995;21(6): Crawford ES. Thoracoabdominal aortic aneurysm: observations regarding the natural course of the disease. Journal of vascular surgery.3(4): Conrad MF, Ergul EA, Patel VI, Paruchuri V, Kwolek CJ, Cambria RP. Management of diseases of the descending thoracic aorta in the endovascular era: a Medicare population study. Annals of surgery. 2010;252(4): Dake MD, Miller DC, Semba CP, Mitchell RS, Walker PJ, Liddell RP. Transluminal placement of endovascular stent-grafts for the treatment of descending thoracic aortic aneurysms. The New England journal of medicine. 1994;331(26): Kau T, Sinzig M, Gasser J, Lesnik G, Rabitsch E, Celedin S, et al. Aortic development and anomalies. Seminars in interventional radiology. 2007;24(2): Yılmaz Ş. Torasik endovasküler stent implantasyon tekniği [Uzmanlık Tezi]: Başkent Üniversitesi; Aronberg DJ, Glazer HS, Madsen K, Sagel SS. Normal thoracic aortic diameters by computed tomography. Journal of computer assisted tomography. 1984;8(2): Fitzgerald SW, Donaldson JS, Poznanski AK. Pediatric thoracic aorta: normal measurements determined with CT. Radiology. 1987;165(3):
90 10. Health Quality O. Endovascular repair of descending thoracic aortic aneurysm: an evidence-based analysis. Ontario health technology assessment series. 2005;5(18): Kumar V, Robbins SL. Robbins basic pathology. 8th ed. Philadelphia, PA: Saunders/Elsevier; xiv, 946 p. p. 13. Posacıoğlu H. Endovascular treatment of thoracic aortic aneurysms. Türk göğüs kalp damar cerrahisi dergisi. 2011: Svensjo S, Bengtsson H, Bergqvist D. Thoracic and thoracoabdominal aortic aneurysm and dissection: an investigation based on autopsy. The British journal of surgery. 1996;83(1): Yuan SM, Jing H. Cystic medial necrosis: pathological findings and clinical implications. Revista brasileira de cirurgia cardiovascular : orgao oficial da Sociedade Brasileira de Cirurgia Cardiovascular. 2011;26(1): Guo DC, Regalado ES, Minn C, Tran-Fadulu V, Coney J, Cao J, et al. Familial thoracic aortic aneurysms and dissections: identification of a novel locus for stable aneurysms with a low risk for progression to aortic dissection. Circulation Cardiovascular genetics. 2011;4(1): Nistri S, Sorbo MD, Marin M, Palisi M, Scognamiglio R, Thiene G. Aortic root dilatation in young men with normally functioning bicuspid aortic valves. Heart. 1999;82(1): Booher AM, Eagle KA. Diagnosis and management issues in thoracic aortic aneurysm. American heart journal. 2011;162(1):38-46 e Coady MA, Davies RR, Roberts M, Goldstein LJ, Rogalski MJ, Rizzo JA, et al. Familial patterns of thoracic aortic aneurysms. Archives of surgery. 1999;134(4): Milewicz DM, Chen H, Park ES, Petty EM, Zaghi H, Shashidhar G, et al. Reduced penetrance and variable expressivity of familial thoracic aortic 82
91 aneurysms/dissections. The American journal of cardiology. 1998;82(4): Clouse WD, Hallett JW, Jr., Schaff HV, Gayari MM, Ilstrup DM, Melton LJ, 3rd. Improved prognosis of thoracic aortic aneurysms: a population-based study. Jama. 1998;280(22): Palmieri V. Aortic root dilatation at sinuses of valsalva and aortic regurgitation in hypertensive and normotensive subjects: The Hypertension Genetic Epidemiology Network Study. Hypertension (Dallas, Tex 1979).37(5): Nelson BP. Thoracic Aneurysm Clinical Presentation: Medscape; 2011 [updated 2013]. 24. Abraha I, Romagnoli C, Montedori A, Cirocchi R. Thoracic stent graft versus surgery for thoracic aneurysm. The Cochrane database of systematic reviews. 2013;9:CD Cambria RA, Gloviczki P, Stanson AW, Cherry KJ, Jr., Bower TC, Hallett JW, Jr., et al. Outcome and expansion rate of 57 thoracoabdominal aortic aneurysms managed nonoperatively. American journal of surgery. 1995;170(2): Coady MA. What is the appropriate size criterion for resection of thoracic aortic aneurysms? The Journal of thoracic and cardiovascular surgery.113(3):476-91; discussion Lobato AC, Puech-Leao P. Predictive factors for rupture of thoracoabdominal aortic aneurysm. Journal of vascular surgery. 1998;27(3): Perko MJ, Norgaard M, Herzog TM, Olsen PS, Schroeder TV, Pettersson G. Unoperated aortic aneurysm: a survey of 170 patients. The Annals of thoracic surgery. 1995;59(5):
92 29. Bickerstaff LK, Pairolero PC, Hollier LH, Melton LJ, Van Peenen HJ, Cherry KJ, et al. Thoracic aortic aneurysms: a population-based study. Surgery. 1982;92(6): Davies RR, Gallo A, Coady MA, Tellides G, Botta DM, Burke B, et al. Novel measurement of relative aortic size predicts rupture of thoracic aortic aneurysms. The Annals of thoracic surgery. 2006;81(1): Isselbacher EM. Epidemiology of Thoracic Aortic Aneurysms, Aortic Dissection, Intramural Hematoma, and Penetrating Atherosclerotic Ulcers. Springer; p Sommer T, Fehske W, Holzknecht N, Smekal AV, Keller E, Lutterbey G, et al. Aortic dissection: a comparative study of diagnosis with spiral CT, multiplanar transesophageal echocardiography, and MR imaging. Radiology. 1996;199(2): Tsai TT, Nienaber CA, Eagle KA. Acute aortic syndromes. Circulation. 2005;112(24): Appoo JJ, Tse LW, Pozeg ZI, Wong JK, Hutchison SJ, Gregory AJ, et al. Thoracic aortic frontier: review of current applications and directions of thoracic endovascular aortic repair (TEVAR). The Canadian journal of cardiology. 2014;30(1): Kilic A. Penetrating Aortic Ulcers Steuer J, Wanhainen A, Thelin S, Nyman R, Eriksson MO, Bjorck M. Outcome of endovascular treatment of traumatic aortic transection. Journal of vascular surgery. 2012;56(4): Garzon G, Fernandez-Velilla M, Marti M, Acitores I, Ybanez F, Riera L. Endovascular stent-graft treatment of thoracic aortic disease. Radiographics : 84
93 a review publication of the Radiological Society of North America, Inc. 2005;25 Suppl 1:S Michael G. Wyatt AFW. Endovascular Therapies: Current Evidence: Tfm Pub Ltd; 1 edition (July 2006); Criado FJ, Barnatan MF, Rizk Y, Clark NS, Wang CF. Technical strategies to expand stent-graft applicability in the aortic arch and proximal descending thoracic aorta. Journal of endovascular therapy : an official journal of the International Society of Endovascular Specialists. 2002;9 Suppl 2:II Mita T, Arita T, Matsunaga N, Furukawa M, Zempo N, Esato K, et al. Complications of endovascular repair for thoracic and abdominal aortic aneurysm: an imaging spectrum. Radiographics : a review publication of the Radiological Society of North America, Inc. 2000;20(5): Ohrlander T, Sonesson B, Ivancev K, Resch T, Dias N, Malina M. The chimney graft: a technique for preserving or rescuing aortic branch vessels in stent-graft sealing zones. Journal of endovascular therapy : an official journal of the International Society of Endovascular Specialists. 2008;15(4): Hiratzka LF, Bakris GL, Beckman JA, Bersin RM, Carr VF, Casey DE, Jr., et al ACCF/AHA/AATS/ACR/ASA/SCA/SCAI/SIR/STS/SVM Guidelines for the diagnosis and management of patients with thoracic aortic disease: Executive summary: A report of the American College of Cardiology Foundation/American Heart Association Task Force on Practice Guidelines, American Association for Thoracic Surgery, American College of Radiology, American Stroke Association, Society of Cardiovascular Anesthesiologists, Society for Cardiovascular Angiography and Interventions, Society of Interventional Radiology, Society of Thoracic Surgeons, and Society for Vascular Medicine. Anesthesia and analgesia. 2010;111(2): Elefteriades JA. Natural history of thoracic aortic aneurysms: indications for surgery, and surgical versus nonsurgical risks. The Annals of thoracic surgery. 2002;74(5):S ; discussion S
94 46. Najibi S, Terramani TT, Weiss VJ, Mac Donald MJ, Lin PH, Redd DC, et al. Endoluminal versus open treatment of descending thoracic aortic aneurysms. Journal of vascular surgery. 2002;36(4): Bavaria JE, Appoo JJ, Makaroun MS, Verter J, Yu ZF, Mitchell RS, et al. Endovascular stent grafting versus open surgical repair of descending thoracic aortic aneurysms in low-risk patients: a multicenter comparative trial. J Thorac Cardiovasc Surg. 2007;133(2): Makaroun MS, Dillavou ED, Kee ST, Sicard G, Chaikof E, Bavaria J, et al. Endovascular treatment of thoracic aortic aneurysms: results of the phase II multicenter trial of the GORE TAG thoracic endoprosthesis. Journal of vascular surgery. 2005;41(1): Hagan PG, Nienaber CA, Isselbacher EM, Bruckman D, Karavite DJ, Russman PL, et al. The International Registry of Acute Aortic Dissection (IRAD): new insights into an old disease. Jama. 2000;283(7): Tsai TT, Fattori R, Trimarchi S, Isselbacher E, Myrmel T, Evangelista A, et al. Long-term survival in patients presenting with type B acute aortic dissection: insights from the International Registry of Acute Aortic Dissection. Circulation. 2006;114(21): Nienaber CA, Rousseau H, Eggebrecht H, Kische S, Fattori R, Rehders TC, et al. Randomized comparison of strategies for type B aortic dissection: the INvestigation of STEnt Grafts in Aortic Dissection (INSTEAD) trial. Circulation. 2009;120(25): Nienaber CA, Kische S, Rousseau H, Eggebrecht H, Rehders TC, Kundt G, et al. Endovascular repair of type B aortic dissection: long-term results of the randomized investigation of stent grafts in aortic dissection trial. Circulation Cardiovascular interventions. 2013;6(4): Kent WDT. Ascending, total arch, and descending thoracic aortic repair for acute DeBakey type I aortic dissection without circulatory arrest. The Annals of thoracic surgery.94(3):e
95 54. Marullo AG, Bichi S, Pennetta RA, Di Matteo G, Cricco AM, Specchia L, et al. Hybrid aortic arch debranching with staged endovascular completion in DeBakey type I aortic dissection. The Annals of thoracic surgery. 2010;90(6): Chang Q. Hybrid total arch repair without deep hypothermic circulatory arrest for acute type A aortic dissection (R1). The Journal of thoracic and cardiovascular surgery.146(6): Appoo JJ, Pozeg Z. Strategies in the surgical treatment of type A aortic arch dissection. Annals of cardiothoracic surgery. 2013;2(2): Moon MC, Greenberg RK, Morales JP, Martin Z, Lu Q, Dowdall JF, et al. Computed tomography-based anatomic characterization of proximal aortic dissection with consideration for endovascular candidacy. Journal of vascular surgery. 2011;53(4): Sobocinski J, O'Brien N, Maurel B, Bartoli M, Goueffic Y, Sassard T, et al. Endovascular approaches to acute aortic type A dissection: a CT-based feasibility study. European journal of vascular and endovascular surgery : the official journal of the European Society for Vascular Surgery. 2011;42(4): Lu Q, Feng J, Zhou J, Zhao Z, Bao J, Feng R, et al. Endovascular repair of ascending aortic dissection: a novel treatment option for patients judged unfit for direct surgical repair. Journal of the American College of Cardiology. 2013;61(18): Szeto WY, Desai ND, Moeller P, Moser GW, Woo EY, Fairman RM, et al. Reintervention for endograft failures after thoracic endovascular aortic repair. J Thorac Cardiovasc Surg. 2013;145(3 Suppl):S Sonesson B, Resch T, Allers M, Malina M. Endovascular total aortic arch replacement by in situ stent graft fenestration technique. Journal of vascular surgery. 2009;49(6):
96 62. Lioupis C, Corriveau MM, MacKenzie KS, Obrand DI, Steinmetz OK, Abraham CZ. Treatment of aortic arch aneurysms with a modular transfemoral multibranched stent graft: initial experience. European journal of vascular and endovascular surgery : the official journal of the European Society for Vascular Surgery. 2012;43(5): Yokoi Y, Azuma T, Yamazaki K. Advantage of a precurved fenestrated endograft for aortic arch disease: simplified arch aneurysm treatment in Japan 2010 and J Thorac Cardiovasc Surg. 2013;145(3 Suppl):S Cheng D, Martin J, Shennib H, Dunning J, Muneretto C, Schueler S, et al. Endovascular aortic repair versus open surgical repair for descending thoracic aortic disease a systematic review and meta-analysis of comparative studies. Journal of the American College of Cardiology. 2010;55(10): Leurs LJ, Bell R, Degrieck Y, Thomas S, Hobo R, Lundbom J, et al. Endovascular treatment of thoracic aortic diseases: combined experience from the EUROSTAR and United Kingdom Thoracic Endograft registries. Journal of vascular surgery. 2004;40(4):670-9; discussion Walsh SR, Tang TY, Sadat U, Naik J, Gaunt ME, Boyle JR, et al. Endovascular stenting versus open surgery for thoracic aortic disease: systematic review and meta-analysis of perioperative results. Journal of vascular surgery. 2008;47(5): Gopaldas RR, Huh J, Dao TK, LeMaire SA, Chu D, Bakaeen FG, et al. Superior nationwide outcomes of endovascular versus open repair for isolated descending thoracic aortic aneurysm in 11,669 patients. J Thorac Cardiovasc Surg. 2010;140(5): Gopaldas RR, Dao TK, LeMaire SA, Huh J, Coselli JS. Endovascular versus open repair of ruptured descending thoracic aortic aneurysms: a nationwide risk-adjusted study of 923 patients. J Thorac Cardiovasc Surg. 2011;142(5):
97 69. Buth J, Harris PL, Hobo R, van Eps R, Cuypers P, Duijm L, et al. Neurologic complications associated with endovascular repair of thoracic aortic pathology: Incidence and risk factors. a study from the European Collaborators on Stent/Graft Techniques for Aortic Aneurysm Repair (EUROSTAR) registry. Journal of vascular surgery. 2007;46(6): ; discussion Cheung AT, Pochettino A, McGarvey ML, Appoo JJ, Fairman RM, Carpenter JP, et al. Strategies to manage paraplegia risk after endovascular stent repair of descending thoracic aortic aneurysms. The Annals of thoracic surgery. 2005;80(4):1280-8; discussion Kotelis D, Geisbusch P, Hinz U, Hyhlik-Durr A, von Tengg-Kobligk H, Allenberg JR, et al. Short and midterm results after left subclavian artery coverage during endovascular repair of the thoracic aorta. Journal of vascular surgery. 2009;50(6): Czerny M, Eggebrecht H, Sodeck G, Verzini F, Cao P, Maritati G, et al. Mechanisms of symptomatic spinal cord ischemia after TEVAR: insights from the European Registry of Endovascular Aortic Repair Complications (EuREC). Journal of endovascular therapy : an official journal of the International Society of Endovascular Specialists. 2012;19(1): Ullery BW, Cheung AT, Fairman RM, Jackson BM, Woo EY, Bavaria J, et al. Risk factors, outcomes, and clinical manifestations of spinal cord ischemia following thoracic endovascular aortic repair. Journal of vascular surgery. 2011;54(3): Greenberg RK, Lu Q, Roselli EE, Svensson LG, Moon MC, Hernandez AV, et al. Contemporary analysis of descending thoracic and thoracoabdominal aneurysm repair: a comparison of endovascular and open techniques. Circulation. 2008;118(8): Hnath JC, Mehta M, Taggert JB, Sternbach Y, Roddy SP, Kreienberg PB, et al. Strategies to improve spinal cord ischemia in endovascular thoracic aortic 89
98 repair: Outcomes of a prospective cerebrospinal fluid drainage protocol. Journal of vascular surgery. 2008;48(4): Estrera AL, Sheinbaum R, Miller CC, Azizzadeh A, Walkes JC, Lee TY, et al. Cerebrospinal fluid drainage during thoracic aortic repair: safety and current management. The Annals of thoracic surgery. 2009;88(1):9-15; discussion 77. Keith CJ, Jr., Passman MA, Carignan MJ, Parmar GM, Nagre SB, Patterson MA, et al. Protocol implementation of selective postoperative lumbar spinal drainage after thoracic aortic endograft. Journal of vascular surgery. 2012;55(1):1-8; discussion 78. Matsumura JS, Lee WA, Mitchell RS, Farber MA, Murad MH, Lumsden AB, et al. The Society for Vascular Surgery Practice Guidelines: management of the left subclavian artery with thoracic endovascular aortic repair. Journal of vascular surgery. 2009;50(5): Dong ZH, Fu WG, Wang YQ, Guo da Q, Xu X, Ji Y, et al. Retrograde type A aortic dissection after endovascular stent graft placement for treatment of type B dissection. Circulation. 2009;119(5): Eggebrecht H, Thompson M, Rousseau H, Czerny M, Lonn L, Mehta RH, et al. Retrograde ascending aortic dissection during or after thoracic aortic stent graft placement: insight from the European registry on endovascular aortic repair complications. Circulation. 2009;120(11 Suppl):S Williams JB. Retrograde ascending aortic dissection as an early complication of thoracic endovascular aortic repair. Journal of vascular surgery.55(5): Maleux G, Koolen M, Heye S. Complications after endovascular aneurysm repair. Seminars in interventional radiology. 2009;26(1): Arnaoutoglou E, Papas N, Milionis H, Kouvelos G, Koulouras V, Matsagkas MI. Post-implantation syndrome after endovascular repair of aortic 90
99 aneurysms: need for postdischarge surveillance. Interactive cardiovascular and thoracic surgery. 2010;11(4): Parmer SS, Carpenter JP, Stavropoulos SW, Fairman RM, Pochettino A, Woo EY, et al. Endoleaks after endovascular repair of thoracic aortic aneurysms. Journal of vascular surgery. 2006;44(3): Fattori R. Degenerative aneurysm of the descending aorta. Endovascular treatment. Multimedia manual of cardiothoracic surgery.2007(1217). 86. Parodi JC, Palmaz JC, Barone HD. Transfemoral intraluminal graft implantation for abdominal aortic aneurysms. Annals of vascular surgery. 1991;5(6): Greenhalgh RM, Brown LC, Kwong GP, Powell JT, Thompson SG, participants Et. Comparison of endovascular aneurysm repair with open repair in patients with abdominal aortic aneurysm (EVAR trial 1), 30-day operative mortality results: randomised controlled trial. Lancet. 2004;364(9437): Fuat BİLGEN AN, Gültekin HOBİKOĞLU, Aykut ŞERBETÇİOĞLU, Zuhal AYKAÇ, Francis Van ELST. Torasik Aort Anevrizmasının Endovasküler Stent Greft ile Tedavisi: Olgu Sunumu. Türk Göğüs Kalp Damar Cer Derg. 2002;Cilt 10(sayı 1): Back MR. Surveillance after endovascular abdominal aortic aneurysm repair. Perspectives in vascular surgery and endovascular therapy. 2007;19(4): ; discussion Resch T, Ivancev K, Brunkwall J, Nyman U, Malina M, Lindblad B. Distal migration of stent-grafts after endovascular repair of abdominal aortic aneurysms. Journal of vascular and interventional radiology : JVIR. 1999;10(3):257-64; discussion Jacobs TS, Won J, Gravereaux EC, Faries PL, Morrissey N, Teodorescu VJ, et al. Mechanical failure of prosthetic human implants: a 10-year experience with aortic stent graft devices. Journal of vascular surgery. 2003;37(1):
100 ÖZET Amaç: Bu çalışmanın amacı, torakal aorta hastalıkları nedeniyle endovasküler yolla aortik stent-greft tedavisi uygulanan hastalarda tedavinin etkinliğini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmaya Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Anabilim Dalı nda Ocak 2009 Ekim 2014 tarihleri arasında torakal aorta patolojisi nedeniyle endovasküler stent greft tedavisi uygulanan yaşları arasında değişen (ortalama : 47 yaş), 3 kadın 19 erkek toplam 24 hasta dahil edildi. Tüm olgularda tedavi edilecek lezyonlar işlem öncesi DSA ile görüntülenmiş ve olguların DSA, BT anjiografi korelasyonu sağlanmıştır. Tüm olguların işlem sırasındaki anjiografi görüntüleri değerlendirilmiş olup, işlem sonrası 1., 3., 6. ve 12 aylarda çok kesitli BT anjiografi ile kontrolleri planlandı Tüm olguların tanısal DSA görüntüleri işlem sırasında oluşabilecek komplikasyonlar ve teknik yeterlilik için değerlendirilmiş olup düzenli takibe gelen hastaların kontrol BT anjiografi tetkikleri endoleak/yalancı lümen doluşu, stent greft migrasyonu/pozisyonu, bütünlüğü, patensisi ve aorta ve visseral dalları ile ilişkisi, MPR, MIP ve VR görüntüler ve DSA görüntüleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Olgulara başvuru sonrasında klinik bulgular ve anamnez doğrultusunda BT anjiografi tetkiki endikasyonu konulmuş ve olguların 8 inde anevrizma, 10 unda aort diseksiyonu, 6 sında travmatik aort yaralanması lehine bulgular saptanmıştır. 7 hastaya acil şartlarda operasyon kararı verilmiştir. Toplamda 6 hastaya işlem öncesi revaskülarizasyon amaçlı cerrahi kararı alınmıştır. Literatürde endovasküler stent greft tedavisi uygulanan olgularda birden çok komplikasyon ve bu komplikasyonların görülme sıklıkları tanımlanmıştır. Bizim çalışmamızda literatürde de tanımlanan endoleak, serebrovasküler olay, lokal yara yeri komplikasyonları, iyotlu kontrast ajana bağlı nefrotoksisite ve lümen içi trombüs gibi komplikasyonlar izlenmiş olup bu komplikasyonların görülme 92
101 sıklıkları literatür bilgileri ile paralellik göstermiştir. Ayrıca çalışmamızdaki mortalite oranları da literatür bilgileri ile benzerdir. Spinal kord iskemisi, Retorgrad Tip A diseksiyon, Post - implantasyon Sendromu, mekanik greft yetmezliği ve greft migrasyonu gibi tanımlanan diğer komplikasyonlar ise bizim çalışmamızda izlenmemiştir. Sonuç: Torakal endovasküler aort tamiri prosedürü, torakal aort patolojilerinin tedavisinde etkin bir tedavi alternatifi olmasının yanı sıra açık cerrahi tedavi ile kıyaslandığında daha az invaziv olması, mortalite ve morbiditelerinin daha az olması nedeniyle artan sıklıkla tercih edilen bir tedavi prosedürüdür. 93
Asendan AORT ANEVRİZMASI
Asendan AORT ANEVRİZMASI Aort anevrizması, aortanın normal çapından geniş bir çapa ulaşarak genişlemesidir. Aorta nın bütün bölümlerinde anevrizma gelişebilir. Genişlemiş olan bölümün patlayarak hayatı
Abdominal Aort Anevrizması. Dr.Şule Akköse Aydın U.Ü.T.F Acil Tıp AD ATOK
Abdominal Aort Anevrizması Dr.Şule Akköse Aydın U.Ü.T.F Acil Tıp AD ATOK - 2012 Sunum Planı Giriş ve tanım Epidemiyoloji Etyoloji Patofizyoloji Klinik Tanı, ayırıcı tanı Tedavi Giriş ve Tanım Anevrizma,
AORT ANEVRİZMASI YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ SHMYO İLK VE ACİL YARDIM BÖLÜMÜ YRD DOÇ DR SEMRA ASLAY 2015
AORT ANEVRİZMASI YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ SHMYO İLK VE ACİL YARDIM BÖLÜMÜ YRD DOÇ DR SEMRA ASLAY 2015 Ani ölümün önemli bir nedenidir Sıklığı yaşla birlikte artar 50 yaş altında nadir rastlanır E>K Aile
Aort diseksiyonu tunika medianın kan ile seperasyonu olup kanın lümen dışında, aort duvarının tabakaları arasında bulunması olarak tanımlanır.
Aort diseksiyonu tunika medianın kan ile seperasyonu olup kanın lümen dışında, aort duvarının tabakaları arasında bulunması olarak tanımlanır. Medya tabakasındaki seperasyona olguların %95 inde intimadaki
Acil Serviste Aort Diseksiyonu Nasıl Yakalanır?
Acil Serviste Aort Diseksiyonu Nasıl Yakalanır? Uzm.Dr Fevzi YILMAZ Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tanım Kanın Lümen Dışında, Aort Tabakaları Arasında Bulunması İnsidans Yıllık Olay : 2.6 3.5 /
Aort Anevrizmaları. Dr. Nevzat Erdil
Aort Anevrizmaları Dr. Nevzat Erdil Asendan aort anevrizması (%45) Arcus aorta anevrizması (%10) Desendan aort anevrizması (%55) Torakoabdominal aort anevrizması (%10) Asendan aort anevrizması Tanım:
Kasık Komplikasyonları ve Yönetimi. Doç.Dr.Gültekin F. Hobikoğlu Medicana Bahçelievler
Kasık Komplikasyonları ve Yönetimi Doç.Dr.Gültekin F. Hobikoğlu Medicana Bahçelievler Femoral Komplikasyonlar External kanama ve hematom (%2-15) Psödoanevrizma (%1-5) Retroperitoneal hematom (
HİBRİD VASKULER CERRAHİDE ANESTEZİ DENEYİMLERİMİZ
HİBRİD VASKULER CERRAHİDE ANESTEZİ DENEYİMLERİMİZ Nagihan KARAHAN*, Murat AKSUN*, Senem GİRGİN*, Tevfik GÜNEŞ**, Levent YILIK**, Ali GÜRBÜZ** * İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi II. Anesteziyoloji
AORTİK AFETLER; AORT DİSEKSİYONLARI. İhtisas Eğitim ve Araştırma rma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği
AORTİK AFETLER; AORT DİSEKSİYONLARI Doç.Dr.Dr.. Ahmet TEMİZHAN Türkiye Yüksek Y İhtisas Eğitim ve Araştırma rma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği Diseksiyon aortanın felaketidir Aort lümeninden intima yırtığı
AORT KAPAK HASTALIKLARI. Prof. Dr. Binali MAVİTAŞ Dicle Üniverstiesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi A.D.
AORT KAPAK HASTALIKLARI Prof. Dr. Binali MAVİTAŞ Dicle Üniverstiesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi A.D. AORT STENOZU Valvular Subvalvular Supravalvular VALVULAR STENOZ Romatizmal AS Akut romatizmal
Dr Talip Asil Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı
Dr Talip Asil Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Karotis Arter Hastalığı İskemik İnmelerin yaklaşık %20-25 inde karotis arter darlığı Populasyonda yaklaşık %2-8 oranında
ARTERİYEL DİSSEKSİYON: TANI, MEDİKAL ve ENDOVASKÜLER TEDAVİ
ARTERİYEL DİSSEKSİYON: TANI, MEDİKAL ve ENDOVASKÜLER TEDAVİ Prof. Isil Saatci *, Prof. Saruhan Cekirge **, Yüksek İhtisas Üniversitesi Koru Hastaneleri, Bayındır Hastaneleri, Ankara * Proctoring agreement
PROKSİMAL KONTROLLÜ AÇILIMI OLAN STENT-GREFTLERİN TORASİK AORT PATOLOJİLERİNDEKİ ETKİNLİĞİ: KISA ve ORTA DÖNEM SONUÇLAR
T.C. DOKUZ EYLÜL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ RADYOLOJİ ANABİLİM DALI PROKSİMAL KONTROLLÜ AÇILIMI OLAN STENT-GREFTLERİN TORASİK AORT PATOLOJİLERİNDEKİ ETKİNLİĞİ: KISA ve ORTA DÖNEM SONUÇLAR Dr. MEHMET CEYLAN
Çalışmaya katılan hasta sayısı: 7601 (7599 hastanın datası toplandı)
Sevgili Arkadaşlarım, CANTAB için en önemli çalışmamız CHARM Çalışmasıdır.. Eğitimlerde söylediğim gibi adınız-soyadınız gibi çalışmayı bilmeniz ve doğru yorumlayarak kullanmanız son derece önemlidir.
Kalp ve Damar Cerrahisi. Anabilim Dalı
Kalp ve Damar Cerrahisi Anabilim Dalı BÜLENT ECEVİT ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ KALP VE DAMAR CERRAHİSİ ANABİLİM DALI MEZUNİYET SONRASI UZMANLIK EĞİTİM (İHTİSAS) DERSLERİ KALP VE DAMAR CERRAHİSİ ANABİLİM
İlaç ve Vaskülit. Propiltiourasil. PTU sonrası vaskülit. birkaç hafta yıllar sonrasında gelişebilir doza bağımlı değil ilaç kesildikten sonra düzelir.
PTU sonrası vaskülit İlaç ve Vaskülit Propiltiourasil birkaç hafta yıllar sonrasında gelişebilir doza bağımlı değil ilaç kesildikten sonra düzelir. Propiltiourasil Daha çok P-ANCA pozitifliği PTU ile tedavi
KAFA TRAVMALI HASTALARDA GÖRÜNTÜLEMENİN TANI, TEDAVİ VE PROGNOZA KATKISI. Dr. Fatma Özlen İ.Ü.Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi AD
KAFA TRAVMALI HASTALARDA GÖRÜNTÜLEMENİN TANI, TEDAVİ VE PROGNOZA KATKISI Dr. Fatma Özlen İ.Ü.Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Beyin ve Sinir Cerrahisi AD KAFA TRAVMASI VE RADYOLOJİ Hangi hastalara görüntüleme
UZMANLAR İÇİN AKTİVİTE KARNESİ KİŞİSEL BİLGİLER Ünvanı, adı ve soyadı Doğum yeri ve tarihi Medeni durumu Bildiği yabancı dil / diller ve derecesi Yazışma adresi ŀ Telefon Elektronik posta adresi EĞİTİMİ
Doppler Ultrasonografi ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ
Doppler Ultrasonografi PROF. DR. NEVZAT UZUNER ESKİŞEHİR OSMANGAZİ ÜNİVERSİTESİ Ekstrakraniyal Doppler Ultrasonografi Endikasyonları GİA veya inme geçiren hastalar Boyunda üfürüm duyulan hastalar Subklaviyan
Hazırlayan ekip : Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Çalışma Grubu. Üyeler - Dr.Baktash Morrad - Dr.Ayşe Hüseyinoğlu - Dr.
Genç Kardiyologlar Grup Sorumlusu - Prof.Dr.Oktay Ergene Bilimsel İçeriğin Değerlendirilmesi, Son Düzenleme - Prof.Dr. Recep Demirbağ Düzenleme, Gözden Geçirme - Uz.Dr.Rida Berilğen - Uz.Dr.Barış Düzel
Periferik arter hastalıklarının tanısını ve yaklaşım stratejilerini öğrenecek.
Dönem IV Kalp Damar Cerrahisi Stajı Konu: Periferik Arter Hastalıkları Amaç: Bu dersin sonunda dönem IV öğrencileri Periferik Arter Hastalıklarının neler olduğunu öğrenecekler. Periferik arter hastalıklığı
Göğüs Ağrısı Olan Hasta. Dr. Ö.Faruk AYDIN / 06.04.2016
Göğüs Ağrısı Olan Hasta Dr. Ö.Faruk AYDIN / 06.04.2016 Göğüs Ağrısı??? Yan ağrısı? Sırt ağrısı? Mide ağrısı? Karın ağrısı? Boğaz ağrısı? Omuz ağrısı? Meme ağrısı? Akut Göğüs Ağrısı Aniden başlar-tipik
Aort Diseksiyonları. Dr. Bilgin Emrecan Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi AD
Aort Diseksiyonları Dr. Bilgin Emrecan Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi AD Tanım Aort intima ve media tabakasındaki bir yırtılmadan dolayı medianın dış 1/3 tabakası arasında
AORTA ve VASKÜLİTLER. Dr. Tuncay Hazırolan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji A.D.
AORTA ve VASKÜLİTLER Dr. Tuncay Hazırolan Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji A.D. VASKÜLİT Etiyolojiden bağımsız olarak damar duvarında inflamasyon olması Tuttukları damar boyutuna göre sınıflandırılırlar
Çok Kesitli Bilgisayarlı Tomografik Koroner Anjiyografi Sonrası Uzun Dönem Kalıcı Böbrek Hasarı Sıklığı ve Sağkalım ile İlişkisi
Çok Kesitli Bilgisayarlı Tomografik Koroner Anjiyografi Sonrası Uzun Dönem Kalıcı Böbrek Hasarı Sıklığı ve Sağkalım ile İlişkisi Hamza Sunman 1, Mustafa Arıcı 2, Hikmet Yorgun 3, Uğur Canpolat 3, Metin
ÖĞRETĠM YILI KALP DAMAR CERRAHĠ ANABĠLĠM DALI SEMĠNER PROGRAMI
2011-2012 ÖĞRETĠM YILI KALP DAMAR CERRAHĠ ANABĠLĠM DALI SEMĠNER PROGRAMI Tarih Saat Yer KonuĢmacı Konu BaĢlığı 07.09.2011 08:00-14.09.2011 08:00-21.09.2011 08:00-28.09.2011 08:00-05.10.2011 08:00-12.10.2011
Abdominal Aort Anevrizmalarına Genel Bakış Prof. Dr. Ayla Gürel Sayın
İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri Ateroskleroz; Koroner, Serebral, Periferik Arter Tutulumu Sempozyum Dizisi No: 52 Ekim 2006; s. 135-148 Abdominal Aort Anevrizmalarına Genel
TORASİK AORT HASTALIKLARININ TANI VE TEDAVİSİNDE ORTAK GÖRÜŞLER
2016 TORASİK AORT HASTALIKLARININ TANI VE TEDAVİSİNDE ORTAK GÖRÜŞLER Türk Kalp Damar Cerrahisi Derneği Aort Cerrahisi ve Endovasküler Tedaviler Çalışma Grubu TORASİK AORT HASTALIKLARININ TANI VE TEDAVİSİNDE
RENOVASKÜLER HİPERTANSİYON ŞÜPHESİ OLAN HASTALARDA KLİNİK İPUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ DR. NİHAN TÖRER TEKKARIŞMAZ
RENOVASKÜLER HİPERTANSİYON ŞÜPHESİ OLAN HASTALARDA KLİNİK İPUÇLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ DR. NİHAN TÖRER TEKKARIŞMAZ 20.05.2010 Giriş I Renovasküler hipertansiyon (RVH), renal arter(ler) darlığının neden
ENFEKTİF ENDOKARDİT: KLİNİK VE EKOKARDİYOGRAFİ BULGULARI
ENFEKTİF ENDOKARDİT: KLİNİK VE EKOKARDİYOGRAFİ BULGULARI Dr. Sadık Açıkel Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği Türkiye Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji
DAMAR HASTALIKLARINDA GÜNCEL YAKLAŞIMLAR
T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI D.P.Ü. KÜTAHYA EVLİYA ÇELEBİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ DAMAR HASTALIKLARINDA GÜNCEL YAKLAŞIMLAR PROF. DR. AHMET HAKAN VURAL OP. DR. GÜLEN SEZER ALPTEKİN ERKUL OP. DR. SİNAN ERKUL
TORAKS DEĞERLENDİRME KABUL ŞEKLİ 2 (Bildiri ID: 64)/OLGU BİLDİRİSİ: MEME KANSERİ İÇİN RADYOTERAPİ ALMIŞ OLGUDA RADYASYON PNÖMONİSİ
TORAKS DEĞERLENDİRME ŞEKLİ 2 ( ID: 64)/OLGU Sİ: MEME KANSERİ İÇİN RADYOTERAPİ ALMIŞ OLGUDA RADYASYON PNÖMONİSİ SONRASINDA GELİŞEN ORGANİZE PNÖMONİ (OP/ BOOP) Poster 3 ( ID: 66)/Akut Pulmoner Emboli: Spiral
TEŞHİSTEN TEDAVİYE > ALT EKSTREMİTE ATARDAMARI HASTALIĞI
TEŞHİSTEN TEDAVİYE > ALT EKSTREMİTE ATARDAMARI HASTALIĞI Genç Kardiyologlar Grup Sorumlusu - Prof.Dr.Oktay Ergene Bilimsel İçeriğin Değerlendirilmesi, Son Düzenleme - Prof.Dr. Mahmut Şahin Düzenleme, Gözden
Trakea Rüptürü. Nadir Bir Entübasyon Komplikasyonu. Doç. Dr. Aydın KARAKUZU Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Lefkoşe, KKTC Nisan 2011
Trakea Rüptürü Nadir Bir Entübasyon Komplikasyonu Doç. Dr. Aydın KARAKUZU Yakın Doğu Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Lefkoşe, KKTC Nisan 2011 1 Klinik Öykü Ş.Ş., 75 yaş, erkek, Asenden Aort Anevrizması
Böbrek kistleri olan hastaya yaklaşım
Böbrek kistleri olan hastaya yaklaşım Dr. Ayşegül Örs Zümrütdal Başkent Üniversitesi-Nefroloji Bilim Dalı 20/05/2011-ANTALYA Böbrek kistleri Genetik ya da genetik olmayan nedenlere bağlı olarak, Değişik
SON DÖNEM BÖBREK YETMEZLİKLİ HASTALARDA VASKÜLER SERTLİK İLE VASKÜLER HİSTOMORFOMETRİK BULGULARIN KORELASYONU
SON DÖNEM BÖBREK YETMEZLİKLİ HASTALARDA VASKÜLER SERTLİK İLE VASKÜLER HİSTOMORFOMETRİK BULGULARIN KORELASYONU Müge Özcan 1, Kenan Keven 1, Şule Şengül 1, Arzu Ensari 2, Selçuk Hazinedaroğlu 3, Acar Tüzüner
EBSTEİN ANOMALİSİ. Uzm. Dr. İhsan Alur
EBSTEİN ANOMALİSİ Uzm. Dr. İhsan Alur 1866 da W. Ebstein tarafından tanımlandı. 1964 te Lillehei tarafından ilk başarılı valvuloplasti ameliyatı yapıldı. Triküspit kapağın septal ve posterior lifletlerinin
İSKEMİK BARSAĞIN RADYOLOJİK OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ. Dr. Ercan Kocakoç Bezmialem Vakıf Üniversitesi İstanbul
İSKEMİK BARSAĞIN RADYOLOJİK OLARAK DEĞERLENDİRİLMESİ Dr. Ercan Kocakoç Bezmialem Vakıf Üniversitesi İstanbul Öğrenim hedefleri Mezenterik vasküler olay şüphesi ile gelen hastayı değerlendirmede kullanılan
Kalp Kapak Hastalıkları
BR.HLİ.085 içerisinde kanın bulunduğu dört odacık vardır. Bunlardan ikisi sağ, ikisi ise sol kalp yarımında bulunur. Kalbe gelen kan önce sağ atriuma gelir ve kalbin sağ kulakcığı ve sağ karıncığı arasında
Girişimsel Aritmi Komplikasyonlar ve Tedavisi. Doç.Dr.Enis Oğuz Anadolu Sağlık Merkezi - Gebze
Girişimsel Aritmi Komplikasyonlar ve Tedavisi Doç.Dr.Enis Oğuz Anadolu Sağlık Merkezi - Gebze Hasta grupları ve ablasyon endikasyonları (n=5330) AVNRT A.Yol AV nod A.Flatter AT Diğer Has. n 2243 1147 803
Omurga-Omurilik Cerrahisi
Omurga-Omurilik Cerrahisi BR.HLİ.017 Omurga cerrahisi, omurilik ve sinir kökleri ile bu hassas sinir dokusunu saran/koruyan omurga üzerinde yapılan ameliyatları ve çeşitli girişimleri içerir. Omurga ve
Prof. Dr. Binali MAVİTAŞ Dicle Üniverstiesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi A.D.
Prof. Dr. Binali MAVİTAŞ Dicle Üniverstiesi Tıp Fakültesi Kalp ve Damar Cerrahisi A.D. Endotel zedelenmesi ATEROSKLEROZ Monositlerin intimaya göçü Lipid yüklü makrofajlar Sitokinler İntimaya kas h. göçü
Akut Mezenter İskemi. Doç. Dr. Şule Akköse Aydın U.Ü.T.F Acil Tıp AD ATOK - 2012
Akut Mezenter İskemi Doç. Dr. Şule Akköse Aydın U.Ü.T.F Acil Tıp AD ATOK - 2012 Sunum Planı Tanım Epidemiyoloji Anatomi Etyoloji/Patofizyoloji Klinik Tanı Ayırıcı tanı Tedavi Giriş Tüm akut mezenter iskemi
HASTA BİLGİLENDİRME KİTAPÇIĞI. Damar İçi Stent Uygulaması: Torasik Aort hastalığının tedavisi
HASTA BİLGİLENDİRME KİTAPÇIĞI Damar İçi Stent Uygulaması: Torasik Aort hastalığının tedavisi G r ş T oras k T oras k aortun anatom s aort hastalıkları 1 3 4 Bende hang hastalık var? 6 T oras k stent uygulaması
Vaka II. Vaka I. Vaka III. Vaka IV
Göğüs Ağrısına Yaklașım A.Ü. Tıp Fakültesi Acil Tıp A.D Dr. Murat BERBEROĞLU 03.07.2012 Sunu Planı Vakalar Giriș ve Epidemiyoloji Patofizyoloji Tanısal Yaklașım -öykü - risk faktörleri -fizik muayene -test
Tedavi. Tedavi hedefleri;
Doç. Dr. Onur POLAT Tedavi DVT tanısı konduktan sonra doğal gidişine bırakılırsa, ölümcül komplikasyonu olan PE ve uzun dönemde sakatlık oranı son derece yüksek olan posttromboflebitik sendrom ve Pulmoner
64 KESİT BT İLE KORONER VE TÜM VÜCUT ANJİYOGRAFİ
64 KESİT BT İLE KORONER VE TÜM VÜCUT ANJİYOGRAFİ İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER 1. KORONER BT ANJİYOGRAFİ 2-20 2. TORAKAL BT ANJİYOGRAFİ 21-24 3. ABDOMİNAL BT ANJİYOGRAFİ 25-30 4. PERİFERİK BT ANJİYOGRAFİ 31-34
RENAL ARTER DARLIĞI VE HİPERTANSİYON TEDAVİSİ Medikal tedavi daha iyi
RENAL ARTER DARLIĞI VE HİPERTANSİYON TEDAVİSİ Medikal tedavi daha iyi Dr. Halil Yazıcı İstanbul Tıp Fakültesi, Nefroloji Bilim Dalı Renal arter stenozu Anatomik bir tanı Asemptomatik Renovasküler hipertansiyon
Göğüs Cerrahisi Kuthan Kavaklı. Göğüs Cerrahisi. Journal of Clinical and Analytical Medicine
Journal of Clinical and Analytical Medicine Göğüs Cerrahisi Kuthan Kavaklı Göğüs Cerrahisi Akciğer Kanserinde Anamnez ve Fizik Muayene Bulguları Giriş Akciğer kanseri ülkemizde 11.5/100.000 görülme sıklığına
ATRİYAL FİBRİLASYON Atriyal fibrilasyon En sık görülen aritmi Epidemiyoloji Aritmiye bağlı hastaneye yatanların 1/3 ü AF li. ABD de tahmini 2.3 milyon, Avrupa da 4.5 milyon insan AF ye sahip. Sıklığı
Kardiyovasküler Güncel Görüntüleme Yöntemleri. Doç. Dr.İbrahim Özsöyler Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği
Kardiyovasküler Güncel Görüntüleme Yöntemleri Doç. Dr.İbrahim Özsöyler Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kalp Damar Cerrahisi Kliniği Kardiyovaskuler hastalıklarda görüntüleme gerektiren kalp
TANIM ANİ KARDİYAK ÖLÜM ANİ KARDİYAK ÖLÜM (AKÖ) NEDİR? ŞU ANKİ RESÜTASYONDAKİ TANI ALMIŞ KARDİYAK HASTALIĞI OLAN VEYA OLMAYAN KİŞİLERDE KISA
ANİ KARDİYAK ÖLÜM DR.FERDA CELEBCİ AKDENİZ ÜNİVERSİTESİ ACİL TIP A.D. 01/09/2009 ANİ KARDİYAK ÖLÜM (AKÖ) NEDİR? TANIM TANI ALMIŞ KARDİYAK HASTALIĞI OLAN VEYA OLMAYAN KİŞİLERDE KISA SÜREDE GELİŞEN (GENELLİKLE
SPORCULARDA KARDİYAK SEBEPLİ ANİ ÖLÜMLER
SPOR HEKİMLİĞİ ANABİLİM DALI SPORCULARDA KARDİYAK SEBEPLİ ANİ ÖLÜMLER DOÇ.DR.ERDEM KAŞIKCIOĞLU 1 35 yaşın altındaki sporcularda ani ölüm nedenleri 2% 1% 2% 4% 2% 2% 35% 3% 3% 3% 4% 5% 24% 10% Hipertrofik
Karotis ve Serebrovasküler Girişimlerde Komplikasyonlar ve Önlenmesi. Doç Dr Mehmet Ergelen
Karotis ve Serebrovasküler Girişimlerde Komplikasyonlar ve Önlenmesi Doç Dr Mehmet Ergelen 1-Karotis Girişimleri 2-Akut İskemik İnme de MekanikTrombektomi Karotis Girişimleri Komplikasyonlar 1-Karotid
Kalbin Kendi Damarları ve Kan kaynakları; Koroner Damarlar
Kalbin Kendi Damarları ve Kan kaynakları; Koroner Damarlar Kalp kası beyinden sonra en fazla kana gereksinim duyan organdır. Kalp kendini besleyen kanı aortadan ayrılan arterlerden alır. Bu arterlere koroner
TRD 2012 Torasik Vasküler Aciller
Torasik Vasküler Aciller Prof. Dr. Nevzat KARABULUT Pamukkale Üniversitesi Tıp Fak. Torasik Vasküler Aciller Akut aort hastalıkları Travmatik aort hasarı Diseksiyon İntramural hematom Penetran aort ülseri
VAKA SUNUMU. Dr. Arif Alper KIRKPANTUR Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nefroloji Ünitesi
VAKA SUNUMU Dr. Arif Alper KIRKPANTUR Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Nefroloji Ünitesi ÖYKÜ 58 yaşında, erkek hasta, emekli memur, Ankara 1989: Tip 2 DM tanısı konularak, oral antidiyabetik
Patent Duktus Arteriyozus
Patent Duktus Arteriyozus Dr. Mustafa SAÇAR Duktus arteriyozus v Ana pulmoner arter inen aort v Media tabakasında spirel yerleşimli düz kas hücreleri yoğun v İntima tabakası aorta göre kalın v Doğumla
Atrial Fibrillasyon Ablasyonu Sonrası Hasta İzlemi
Atrial Fibrillasyon Ablasyonu Sonrası Hasta İzlemi Dr.Ahmet Akyol Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Kardiyoloji A.B.D Ablasyon sonrası hasta izlemi amacı İşlem başarısının değerlendirilmesi Komplikasyonların
(ANEVRİZMA) Dr. Dağıstan ALTUĞ
ANEURYSM (ANEVRİZMA) Arteriyel sistemindeki lokalize bir bölgeye kan birikmesi sonucu şişmesine Anevrizma denir Gerçek Anevrizma : Anevrizma kesesinde Arteriyel duvarların üç katmanını kapsayan Anevrizma
Aort Anevrizması ve Aort Diseksiyonu. Dr. Cemil KAVALCI Acil Tıp T p Uzmanı Selimiye DH. EDİRNE
Aort Anevrizması ve Aort Diseksiyonu Dr. Cemil KAVALCI Acil Tıp T p Uzmanı Selimiye DH. EDİRNE Giriş Gerçek ek acillerden biri Ciddi karın, göğüs, g sırt s ağrılıa hastaların n en önemli ölüm m nedeni
TKD/TKYK KORONER BAKIM İLERİ KLİNİK UYGULAMALAR SERTİKASYON PROGRAMININ ÇEKİRDEK EĞİTİM PROGRAMI
TKD/TKYK KORONER BAKIM İLERİ KLİNİK UYGULAMALAR SERTİKASYON PROGRAMININ ÇEKİRDEK EĞİTİM PROGRAMI Kardiyovasküler olaylar tüm dünyada en önemli ölüm nedenidir. İnsan ömrünün uzaması kardiyak sorunu olan
Lokal İleri Evre Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri Tedavisi
Lokal İleri Evre Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri Tedavisi Lokal ileri evre akciğer kanserli olgularda cerrahi tedavi, akciğer rezeksiyonu ile birlikte invaze olduğu organ ve dokuların rezeksiyonunu
Dr. Recep Savaş Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji AD, İzmir
Dr. Recep Savaş Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji AD, İzmir SİSTEMATİK DEĞERLENDİRME Yorumlama dıştan içe veya içten dışa doğru yapılmalı TORAKS DUVARI Kostalar Sternum Klavikula Torasik vertebralar
TANI??? KARDİYOPULMONER BYPASS FELAKETLERİ ANİ AORT DİSEKSİYONU. Olgu 1. ANİ ASENDAN AORT DİSEKSİYONU (DeBakey tip 1)
KARDİYOPULMONER BYPASS FELAKETLERİ Probleme Dayalı Olgu Sunumları-1 ANİ AORT DİSEKSİYONU Pelin KARAASLAN İstanbul Medipol Üniversitesi Anesteziyoloji ve Reanimasyon AD Olgu 1 70 yaşında kadın hasta AVR
CLİNİCAL EVELUATİON OF ABDOMİNAL AORTİC ANEURYSM. Marmara Üniversitesi Acil Tıp Kliniği Dr. Mehmet Mustafa ŞİNASİ
CLİNİCAL EVELUATİON OF ABDOMİNAL AORTİC ANEURYSM Marmara Üniversitesi Acil Tıp Kliniği Dr. Mehmet Mustafa ŞİNASİ Yararlanılan kaynak TİNTİNALİ 7. BASKI 63. KISIM UPTODATE Tanım: Yaşlı erkekler arasında
GIS Perforasyonları. Doç. Dr. Şule Akköse Aydın U.Ü.T.F Acil Tıp AD ATOK-2012
GIS Perforasyonları Doç. Dr. Şule Akköse Aydın U.Ü.T.F Acil Tıp AD ATOK-2012 Sunum Planı Özefagus perforasyonu Ülser perforasyonları Tanım Epidemiyoloji Klinik Tanı Ayırıcı tanı Tedavi Özefagus Perforasyonu
İatrojenik Bilateral İliak Arter Komplikasyonunda Başarılı Hibrit Tedavi
İatrojenik Bilateral İliak Arter Komplikasyonunda Başarılı Hibrit Tedavi Successful Hybrid Therapy In Iatrogenic Complication of Bilateral Iliac Artery Özcan Gür1, Havva Nur Alparslan Yümün2, Selami Gürkan1,
Doppler Ultrasonografi: Karotis ve Vertebral Arterler. Dr.S.Süreyya Özbek EÜTF Radyoloji
Doppler Ultrasonografi: Karotis ve Vertebral Arterler Dr.S.Süreyya Özbek EÜTF Radyoloji Öğrenim Hedefleri Serebrovasküler Hastalık Karotis ve Verteral Arter Doppler USG Teknik Patolojilerde tanı Stenoz
T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI KARTAL KOŞUYOLU YÜKSEK İHTİSAS EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ KALP DAMAR CERRAHİSİ KLİNİĞİ
T.C. SAĞLIK BAKANLIĞI KARTAL KOŞUYOLU YÜKSEK İHTİSAS EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ KALP DAMAR CERRAHİSİ KLİNİĞİ KALP CERRAHİSİ SONRASI GELİŞEN GEÇ DÖNEM İNTRATORASİK AORTİK PATOLOJİLER DR.ÇETİN MURAT SONGUR
Transözefagial Ekokardiyografi. M Serdar Küçükoğlu İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü
Transözefagial Ekokardiyografi M Serdar Küçükoğlu İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü Endikasyonlar -I Nondiagnostik TTE Doğal kapakların değerlendirilmesi Protez kapakların değerlendirilmesi İnfektif
Tanı: Metastatik hastalık için patognomonik bir radyolojik. Tek veya muitipl nodüller iyi sınırlı veya difüz. Göğüs Cerrahisi Hasan Çaylak
Journal of Clinical and Analytical Medicine Göğüs Cerrahisi Hasan Çaylak Göğüs Cerrahisi Metastatik Akciğer Tümörleri Giriş İzole akciğer metastazlarına tedavi edilemez gözüyle bakılmamalıdır Tümör tipine
KARDİYAK REHABİLİTASYON ÖĞR. GÖR. CİHAN CİCİK
KARDİYAK REHABİLİTASYON ÖĞR. GÖR. CİHAN CİCİK 1) Holter monitörizasyon - Hastaların kalp ritimlerinin 24 saat boyunca gözlemlenmesidir. - Kardiyak aritmik olayların ve semptomların görüntülenmesiyle esas
Fiziksel Aktivite ve Sağlık. Prof. Dr. Bülent Ülkar Spor Hekimliği Anabilim Dalı
Fiziksel Aktivite ve Sağlık Prof. Dr. Bülent Ülkar Spor Hekimliği Anabilim Dalı 1 Fiziksel İnaktivite Nedir? Haftanın en az 5 günü 30 dakika ve üzerinde orta şiddetli veya haftanın en az 3 günü 20 dakika
Toraks BT Angiografi Pulmoner emboli tanısı
Toraks BT Angiografi Pulmoner emboli tanısı 64 yaşında erkek hasta 10 yıldır KOAH tanılı ve diyabet hastası 25 gün önce göğüs ve sırt ağrısı, nefes darlığı PaO2: 68.2; PaCO2:36 ; O2 satürasyonu: 94,4 FM;
Pulmoner Tromboembolizm. Dr. Meltem Gülsün Akpınar Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Ana Bilim Dalı, Ankara
Pulmoner Tromboembolizm Dr. Meltem Gülsün Akpınar Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji Ana Bilim Dalı, Ankara Pulmoner Tromboembolizm Venöz Tromboembolizm = DVT + PTE Derin Ven Trombozu (genellikle
Gerçek şilöz asit: yüksek trigliserid oranlarına sahip sıvı.
GİRİŞ Süt rengi Şilus un peritoneal kaviyete ekstravazasyonudur. Oldukça nadir görülen bir durumdur. Asit sıvısındaki trigliserid seviyesi 110 mg/dl nin üzerindedir. Lenfatik sistemin devamlılığında sorun
A.B.D de her yıl yaklaşık spontan pnömotoraks vakası geliştiği rapor edilmektedir İnsidansı henüz tam olarak bilinmemektedir
Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı Arş.Gör.Dr.Engin ŞENAY 02.02.2010 Pnömotoraks : Viseral ve parietal plevra yaprakları arasına hava girmesidir Künt Spontan Travmatik olabilir İyatrojenik
Ölümcül Santral Sinir Sistemi Hastalıkları I epidural, subdural, intraparankimal kanamalar
Ölümcül Santral Sinir Sistemi Hastalıkları I epidural, subdural, intraparankimal kanamalar Uzm. Dr. Yusuf Ali Altuncı Ege Ünv. Acil Tıp Anabilim Dalı Olgu 1 25 yaşında inşaat işçisi Yüksekten düşme E2M3V2
İDİOPATİK İNTERSTİSYEL PNÖMONİLER (IIP) DE RADYOLOJİK BULGULAR. Dr. Recep Savaş Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji ABD İzmir
İDİOPATİK İNTERSTİSYEL PNÖMONİLER (IIP) DE RADYOLOJİK BULGULAR Dr. Recep Savaş Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji ABD İzmir IIP (İdiopatik İnterstisyel Pnömoniler) 2002 yılında ATS-ERS bir sınıflama
1956 Asendan aort replasmanı (Debakey ve Cooley) 1960 Aort kapak tamiri+asendan aort replasmanı (Mueller) 1964 AVR+Asendan aort replasmanı (Wheat)
1956 Asendan aort replasmanı (Debakey ve Cooley) 1960 Aort kapak tamiri+asendan aort replasmanı (Mueller) 1964 AVR+Asendan aort replasmanı (Wheat) 1968 Kompozit greft-kök replasmanı (Bentall ve DeBono)
Periferik Arter Hastalıklarına Yaklaşım. Dr. Murat İKİZLER Eskişehir, 201 3
Periferik Arter Hastalıklarına Yaklaşım Dr. Murat İKİZLER Eskişehir, 201 3 Periferik arter hastalıkları uygarlık tarihinin ilk medeniyetlerinde bile dikkat çeken bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır.
AKUT PULMONER EMBOLİDE RADYOLOJİK ÖNEMLİ MESAJLAR
Pulmoner Vasküler Hastalıklar AKUT PULMONER EMBOLİDE RADYOLOJİK ÖNEMLİ MESAJLAR Dr. Recep SAVAŞ Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Radyoloji AD, İzmir AKCİĞER HASTALIKLARI VE YOĞUN BAKIM GÜNLERİ TANI VE TEDAVİDE
1-Radyolojide Fizik Prensipler Amaç:Radyolojide kullanılan görüntüleme sistemlerinin fiziksel çalışma prensiplerinin öğretilmesi amaçlanmıştır.
RADYOLOJİ STAJINDA ANLATILAN DERS KONULARI 1-Radyolojide Fizik Prensipler Amaç:Radyolojide kullanılan görüntüleme sistemlerinin fiziksel çalışma prensiplerinin öğretilmesi amaçlanmıştır. -Hangi organ incelemesinde
GELİŞİMSEL KALÇA DİSPLAZİSİ PROGNOZU VE GÖRÜNTÜLEME. Dr. Öznur Leman Boyunağa Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Radyoloji Bilim Dalı
GELİŞİMSEL KALÇA DİSPLAZİSİ PROGNOZU VE GÖRÜNTÜLEME Dr. Öznur Leman Boyunağa Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik Radyoloji Bilim Dalı Doğal seyir & Prognoz Tedavi edilmezse uzun dönemde ekstremite
KAROTİD VE SEREBRAL BT ANJİOGRAFİ
KAROTİD VE SEREBRAL BT ANJİOGRAFİ Dr. Osman KIZILKILIÇ İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Radyoloji AD-Nöroradyoloji BD ÇKBT ÇKBT Uzaysal rezolüsyon Temporal rezolüsyon Hedefler Nörovasküler
Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kas ve İskelet Sistemi Patofizyolojileri. Sena Aydın 0341110011
Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kas ve İskelet Sistemi Patofizyolojileri Sena Aydın 0341110011 PATOFİZYOLOJİ Fizyoloji, hücre ve organların normal işleyişini incelerken patoloji ise bunların normalden sapmasını
Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde İzlenen Olgularda Akut Böbrek Hasarı ve prifle Kriterlerinin Tanı ve Prognozdaki Önemi. Dr.
Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde İzlenen Olgularda Akut Böbrek Hasarı ve prifle Kriterlerinin Tanı ve Prognozdaki Önemi Dr. Aslı KANTAR GİRİŞ GENEL BİLGİLER Akut böbrek hasarı (ABH) yenidoğan yoğun bakım
Epidermal Büyüme Faktörü Türkiye'de Uygulama Yapılan İlk Üç Hasta
Epidermal Büyüme Faktörü Türkiye'de Uygulama Yapılan İlk Üç Hasta M. Bülent ERTUĞRUL, M. Özlem SAYLAK-ERSOY, Çetin TURAN, Barçın ÖZTÜRK, Serhan SAKARYA Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi, İnfeksiyon
Pulmoner Emboli Profilaksisi. Tanım. Giriş. Giriş 12.06.2010. Dr. Mustafa YILDIZ Fırat Üniversitesi Acil Tıp AD. Pulmoneremboli(PE):
Pulmoner Emboli Profilaksisi Dr. Mustafa YILDIZ Fırat Üniversitesi Acil Tıp AD m Pulmoneremboli(PE): Bir pulmonerartere kan pıhtısının yerleşmesi Distaldeki akciğer parankimine kan sağlanaması Giriş Tipik
Genel bilgiler. Behçet Hastalığı & Vasküler bulgular vasculo-behçet Disease. Dr.Mustafa SAÇAR. v 1937 Hulusi Behçet Oral aftöz ülserler Üveit
Behçet Hastalığı & Vasküler bulgular vasculo-behçet Disease Dr.Mustafa SAÇAR Genel bilgiler v 1937 Hulusi Behçet Oral aftöz ülserler Üveit Otoimmün hastalık Vasküler patolojiler (%2-46) Arteryel (%85?)
RADYOLOJİ RADYODİAGNOSTİK ANABİLİM DALI-DÜTF- DİYARBAKIR
NÖRORADYOLOJİ NÖRORADYOLOJİDE GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ ve GİRİŞİMSEL RADYOLOJİ RADYODİAGNOSTİK ANABİLİM DALI-DÜTF- DİYARBAKIR Dr. Faysal EKİCİ İNCELEME YÖNTEMLERİ DİREKT GRAFİLER BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİ MANYETİK
Patogenez Bronşektazi gelişiminde iki temel mekanizma rol oynar
Journal of Clinical and Analytical Medicine Göğüs Cerrahisi Bronşektazi Giriş Subsegmental solunum yollarının anormal ve kalıcı dilatasyonu şeklinde tanımlanır Hastalık olmaktan çok çeşitli patolojik süreçlerin
DAMAR ERİŞİM YOLU SORUNLARINA YAKLAŞIM (CERRAH GÖZÜYLE)
DAMAR ERİŞİM YOLU SORUNLARINA YAKLAŞIM (CERRAH GÖZÜYLE) Prof. Dr. Tanzer Çalkavur Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Kalp Damar Cerrahisi ABD. Kalıcı damar erişim yolları Primer AV fistüller 1-Radiosefalik
Temel Nöroşirürji Kursları Dönem 4, 3. Kurs Mart 2018, Altınyunus Hotel, Çeşme, İzmir
Türk Nöroşirürji Derneği Temel Nöroşirürji Kursları Dönem 4, 3. Kurs 14-18 Mart 2018, Altınyunus Hotel, Çeşme, İzmir 14 Mart 2018 Çarşamba PROGRAM OTELE GİRİŞ 16:00 18:00 OTURUM 1 AÇILIŞ ve KONUŞMALAR
2.Valvüler kalp hastalıklarına cerrahi yaklaşım: Aort,Mitral, Trikuspit (2 saat)(yrd.doç.dr.şenol Gülmen)
Kalp Damar Cerrahi Dönem 4 2012-2013 Öğretim Yılı Teorik Dersler 12.11.2012-16.11.2012 Staj Grubu(4) 1.Kardiyopulmoner Baypas, İntraaortik Balon Pompası, Yapay Kalp (1 saat) Yrd.Doç.Dr.Şenol 2.Valvüler
Abdominal Myomektomi Fertiliteyi Arttırıyor
Abdominal Myomektomi Fertiliteyi Arttırıyor Amaç: Bu çalışmanın amacı, abdominal myomektomi sonrası fertiliteyi değerlendirmek ve uterin fibroid lerin sayı, büyüklük ve lokalizasyonunun cerrahi sonrası
İnvaziv Girişimler. Sunum Planı. SANTRAL VENÖZ KATETER Endikasyonlar. SANTRAL VENÖZ KATETER İşlem öncesinde
Sunum Planı İnvaziv Girişimler Santral Venöz Kateter Uygulamaları Kardiyak Pacemaker Arteriyel Kanülasyon SANTRAL VENÖZ KATETER Endikasyonlar iv yol Uzun süreli iv yol ihtiyacı Hemodinamik monitorizasyon
ACİL KARDİYOLOJİDE GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ DR. BÜLENT BEHLÜL ALTUNKESER SELÇUK ÜNİVERSİTESİ MERAM TIP FAKÜLTESİ KARDİYOLOJİ AD.
ACİL KARDİYOLOJİDE GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ DR. BÜLENT BEHLÜL ALTUNKESER SELÇUK ÜNİVERSİTESİ MERAM TIP FAKÜLTESİ KARDİYOLOJİ AD. KONYA ACİLE MÜRACAAT Akut koroner sendromlar (en sık) Akciğer ödemi akut kalp
Paratiroid lezyonlarında USG ve Sintigrafinin Karşılaştırılması
Paratiroid lezyonlarında USG ve Sintigrafinin Karşılaştırılması Op. Dr. Savaş Baba, Doç. Dr. Barış Saylam,Op. Dr. Hüseyin Çelik, Op. Dr. Özgür Akgül,Op. Dr. Sabri Özden, Ass. Dr. Deniz Tikici, Ass. Dr.
