ULUSAL ÇIKAR VE ULUSAL BASIN

Ebat: px
Şu sayfadan göstermeyi başlat:

Download "ULUSAL ÇIKAR VE ULUSAL BASIN"

Transkript

1 T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ HALKLA İLİŞKİLER VE TANITIM ANABİLİM DALI ULUSAL ÇIKAR VE ULUSAL BASIN Yüksek Lisans Tezi Süleyman GÜVEN Tez Danışmanı Prof. Dr. Eser KÖKER Ankara 2008

2 T.C. ANKARA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ HALKLA İLİŞKİLER VE TANITIM ANA BİLİM DALI ULUSAL ÇIKAR VE ULUSAL BASIN Yüksek Lisans Tezi Süleyman GÜVEN Tez Danışmanı: Prof. Dr. Eser KÖKER Tez Jürisi.... İmza......

3 İÇİNDEKİLER KISALTMALAR GİRİŞ. 1 I. BÖLÜM: ULUSAL ÇIKARIN İNŞAASI VE MEDYA...47 A. SAVAŞ VE MEDYA Medyanın Yanlılığı ve Savaş B. TARİHSEL BİR SÜREÇ İÇİNDE TÜRKİYE DE YAZILI BASINDA ULUSAL ÇIKARLARIN İFADE EDİLİŞ BİÇİMLERİ Yazılı Basında Kore Savaşı ve Ulusal Çıkarlar Yazılı Basında Kıbrıs Barış Harekâtı ve Ulusal Çıkarlar Yazılı Basında Körfez Savaşı ve Ulusal Çıkarlar Yazılı Basında Bosna Savaşı ve Ulusal Çıkarlar Yazılı Basında Kosova Savaşı ve Ulusal Çıkarlar Yazılı Basında Afganistan Savaşı ve Ulusal Çıkarlar II. BÖLÜM: 1 MART TEZKERESİNİN YAZILI BASINDA TARTIŞILMA BİÇİMLERİ. 134 A. LİBERAL BASINDA IRAK IN İŞGALİ VE 1 MART TEZKERESİ Haberlerde Türkiye nin Ulusal Çıkarlarının Betimlenmesi Ulusal Çıkar Öğelerinin Haberlerde Yer Alış Biçimi a. Ağır Ekonomik Kayıplar, Olası Çıkarlar:.151 i

4 b. Ortadoğu da Türkiye'nin Bölgesel Güç Olma İsteği Liberal Basında Köşe Yazarlarının Ulusal Çıkarları Tanımlama ve Betimlemeleri: a. Ekonomik Çıkarlar b. Kuzey Irak ta Türkmenlerin Hamisi Olarak Türkiye..158 c. Ortadoğu da Bölgesel Güç Olma Arzusu d. Güçlü Müttefiki Kaybetme Korkusu e. İleride Kurulacak Bir Kürt Devletinin Türkiye yi Bölmesi Liberal Basında Haber ve Yorumların Dilsel Özellikleri a. Aktör Tanımı..167 b. Kanıtlarla İspatlamak TÜSİAD ve Baş Ekonomistlerin Görüşleri.168 Wall Street Journal ve Washington Post un Sahipliğinde Haberi Doğrulamak Kürt Devletinin Kurulması Savaş Nedeni Kaçınılmaz Savaş Paşalar Anlattılar Füzelerin %60 ı Uydu Başlıklı..171 Mantıklı Olma Gerekliliği. 172 B Planının Gerekliliği c. Karşılaştırma Tarihten Alınması Gereken Dersler d. Ötekileştirme Biz Türkler Onların Amacı Kürt Devleti Kurmak Biz Savaşa Karşıyız Ama ii

5 Ellerinde Toplarla Bize Saldırırlar Kabile Şefleri Merhametli Türkler e. Dil Oyunlarına Başvurma Deniz Bitti Coğrafyanın Mağduru B. MUHAFAZAKÂR BASINDA IRAK IN İŞGALİ VE 1 MART TEZKERESİ Haberlerde Türkiye nin Ulusal Çıkarlarının Betimlenmesi Ulusal Çıkar Öğelerinin Haberlerde Yer Alış Biçimi a. Zoraki Tezkere b. Türkiye nin ve Ortadoğu nun Güvenliği c. Barış Eylemleri Muhafazakâr Basında Köşe Yazarlarının Ulusal Çıkarları Tanımlama ve Betimlemeleri 189 a. Türkiye nin İsrailleştirilmesine Karşı Durmak..189 b. İtibarlı Ülke Olma İsteği c. Kuzey Irak Hassasiyeti Muhafazakâr Basında Haber ve Yorumların Dilsel Özellikleri a. Aktör Tanımı.199 b. Kanıtlarla İspatlamak İsrailli Muhalif Yazarın Görüşleri Zalimler Cezasız Kalmaz Ahlaki Meşruiyet ile Mantık Iraklı İnsanların Her Gün Ölmesi Milyon 750 Bin Kişi Savaşı İstemiyor. 205 iii

6 Kışkırtıcı Demografik Yapı..206 c. Karşılaştırma Çirkin Savaş Yıl Sonra Aynı Tuzak Conilerin Suç Dosyası Kabarık d. Kurbanlaştırma Mazlum Iraklı Müslümanlar Kalbinizde Masumlara Yer Var Mı? e. Ötekileştirme Şer Güçler..211 Cömert Türkler f. Dil Oyunlarına Başvurma Kirli Pazarlık-Amerikan Traşı-İktidarın Ateşle Oyunu C. SOL BASINDA IRAK İŞGALİ VE 1 MART TEZKERESİ Haberlerde Türkiye nin Ulusal Çıkarlarının Betimlenmesi Ulusal Çıkar Öğelerinin Haberlerde Yer Alış Biçimi a. Türkiye nin Bölünme Tehlikesi b. Hükümetin Eleştirilmesi c. Savaş Karşıtlığı Sol Basında Köşe Yazarlarının Ulusal Çıkarları Tanımlama ve Betimlemeleri a.amerikan İmparatorluğu ve Kuklaları b. İtibarlı Ülke Olma İsteği Sol Basında Haber ve Yorumların Dilsel Özellikleri a. Aktör Tanımı b. Kanıtlarla İspatlamak Harp Zaruri ve Hayati Olmalı iv

7 Kanlı Parayı İstemeyen Halkımız Amerikan Bataklığına Saplanmak Uluslararası Denetimciler Zorla Demokrasi Akıl İşi Değil Güç Politikasının Sürekliliğini Öne Çıkarma Yurttaşların %83 ü Amerikan Askeri İstemiyor c. Karşılaştırma Bağımsız Türkiye nin Geçmişi.236 d. Kurbanlaştırma Yoksulluk Sınırında Yaşayan İnsanlarımız Vahşi Plan..238 e. Ötekileştirme..238 İşbirlikçi Kürtler Onurlu Kararımız f. Dil Oyunlarına Başvurma Bataklık, Fay Hattı, Beygir, Kukla.241 D. DEĞERLENDİRME SONUÇ KAYNAKÇA ÖZET 281 SUMMARY v

8 KISALTMALAR ABD : Amerika Birleşik Devletleri BM : Birleşmiş Milletler IKDP : Irak Kürdistan Demokratik Partisi IKYB : Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği NATO : Kuzey Atlantik Paktı SSCB : Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği TBMM : Türkiye Büyük Millet Meclisi vi

9 GİRİŞ Bu çalışma, Türkiye de ulusal basının ulusal çıkarları nasıl nitelediğini betimlemektedir. Çalışmanın amacı Türkiye deki ulusal basının ulusal çıkar önceliğinin söylemsel kuruluşunu ulusal çıkara ilişkin nitelendirmelerin yoğunlaştığı örnek olaylar aracılığıyla kanıtlamak ve Türkiye nin yurt dışına asker gönderme ve yabancı askerleri Türkiye de bulundurmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) den izin aldığı farklı dönemlerde basının ulusal çıkarı nasıl anlamlandırdığı ortaya koymaya çalışmaktır. Bu çalışmada Türkiye de yazılı basının özellikle ulusal ve uluslararası olay ve krizler sırasında ulusal çıkarı tanımlarken bu kavrama nasıl başvurduğu, realizmin temel kavramlarından biri olan ulusal çıkarı ele alış biçimleri ortaya konulmaya çalışılacaktır. Bu çalışmanın amacı nelerin ulusal çıkara uygun olup olmadığını saptamak değildir. Yalnızca ulusal basının ulusal çıkar kavramına yaklaşımını ortaya çıkarmak ve belli dönemlerde yaşanmış olan ulusal ve uluslararası olaylar çerçevesinde Türkiye nin ulusal çıkarlarını nerelerde gördüğünü, neler olduğunu ve hangi ulusal çıkarları öncelediğini ortaya koymaktır. Bu amaçla araştırmada aşağıdaki varsayımlar oluşturulmuştur. Gazetelerin özellikle ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda milliyetçi duygular içerisinde resmi ideolojiye uygun talep ve beklentileri ön plana alarak haber yaptıkları, bunu yaparken de nesnel bakış açısından uzaklaştıkları düşünülmektedir. Türk yazılı basınında farklı ideolojik görüşlere sahip gazetelerin 1 Mart Tezkeresi 1

10 konusunda farklı perspektiflerden olaya baktıkları ancak ulusal çıkarı önceledikleri, özellikle realist paradigmada öne sürülen uluslar arası ilişkilerin çıkarlar üzerine kurulduğu tezini benimsedikleri varsayılmaktadır. Tarihsel bir süreç içinde Türkiye de ulusal çıkarların ifade edilişinde ekonomik nedenler giderek ağırlık kazanmıştır. Tarihsel bir süreç içinde liberal ulusal basın Türkiye nin ulusal çıkarlarını uluslararası işbirliğinde görmektedir. Tarihsel bir süreç içinde muhafazakâr basın Türkiye nin ulusal çıkarlarını Din / İnanç temelli ilişkiler içinde değerlendirmektedir. Tarihsel bir süreç içinde sol basın Türkiye nin ulusal çıkarlarını batı karşıtı bir temelde görmektedir. Savaş ve ulusal güvenlikle ilgili sorunları gündeme getirirken ulusal basının dili zaman içinde değişmiş diplomatik bir dil kullanımından askeri bir dil kullanımına doğru değişmiştir. Savaş ve ulusal güvenlikle ilgili sorunları gündemde tutan ulusal basın kahramanlık mitlerini ve öykülerini yeniden inşa eder. Bu tez çalışmasında yukarıda oluşturulan varsayımlar doğrultusunda araştırma yapılmış ve varsayımlar test edilmiştir. 2

11 Devletlerin uluslararası alanda ulaşmak istedikleri hedefleri anlatmak için genellikle ulusal çıkar kavramı kullanılmaktadır. Ulusal çıkar tartışmalı bir kavramdır. 1 Ulusal çıkar, yalnızca siyasal düzlemde karar vericilerin ya da politikacıların kullandığı ya da izledikleri politikaları meşrulaştırmaya çalıştıkları bir kavram değildir. Bir ülkedeki farklı gruplar, kurumlar ve sınıflar da bu kavrama sık sık başvurmakta ve kendi çıkar ya da çıkar algılamaları doğrultusunda bu kavramı kullanmaktadırlar. 2 Ulusal çıkar konusunda yapılan çalışmalara genel olarak baktığımızda, uluslararası ilişkiler alanında ulusal çıkarın realist paradigma üzerinden değerlendirilmesi ile karşılaşırız ki benzeri şekilde iletişim çalışmalarında da ulusal basın ile ilgili yapılan çalışmalarda, ulusal basının da ulusal çıkarları genellikle bu paradigma üzerinden değerlendirdiği ortaya çıkmaktadır. Ulusal çıkar kavramı 3 modern devletin gelişimiyle ilgilidir ve 1789 Fransız Devrimi nden sonra ortaya çıkmıştır. Ulusun bir bütün olarak ortak bir çıkara sahip olduğunu varsayan ulusal çıkar kavramı, bağımsız ulus devlet le yakından ilgilidir ve devlet tarafından temsil edildiği ve uygulandığı kabul edilir. 4 Ulusal çıkar, Uluslararası İlişkiler Sözlüğü nde temel hedef ve dış politikanın yapılmasında devletin karar alıcılarını yönlendiren en üst belirleyici 1 Mehmet Gönlübol, Uluslararası Politika, Ankara Üniv. SBF Yayınları, No:420, Ankara, İlhan Uzgel, Ulusal Çıkar ve Dış Politika, İmge Kitabevi, 1.Baskı, Ankara, Mayıs Kavramın tarihsel kökenini eski Yunan a kadar götüren yaklaşıma rastlanmaktadır. Bu dönem tarihçileri arasında yer alan Thucydides (M.Ö ) in kavramı devletin güç durumu olarak tanımladığını görmekteyiz. Steven Forde, International Realism and the Science of Politics: Thucydides, Machiavelli and Neorealism, International Studies Quarterly, 39, 2 June: Akt: Mitat Çelikpala, Ulusal Çıkar ve Dış Politika, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, s Baskın Oran, Türk Dış Politikası, İletişim Yayınları, 8. Baskı, İstanbul,2003. s

12 şeklinde tanımlanmaktadır. 5 Ancak ulusal çıkar kavramı bu alanda farklı paradigmalar tarafından farklı tanımlanmakta ve yorumlanmaktadır. Ulusal çıkar, realist kuramın merkezi ve anahtar kavramlarından biridir. II. Dünya Savaşı öncesi gelişmelerin etkisiyle güncellik kazanan; ancak esas olarak Savaş sonrası uluslararası politika çalışmalarında oldukça sık kullanılan bir teorik çerçeve haline gelen realizm, Anglo-Amerikan merkezli bir uluslararası ilişkiler teorisi olarak değerlendirilmiştir. Realizm, güçlü bir ülkenin bir hegemon 6 olmayı öğrenmesine yardım eden soğuk savaş dönemine ait bir kuramsal dünya görüşü niteliğindedir. 7 Niccolo Machiavelli ve Thomas Hobbes un 8 düşüncelerine dayandırılan realizm uluslararası politikayı, ulus devletler arası bir ilişki süreci olarak görmekte ve devletleri de rasyonel karar veren bütüncül yapılar olarak kabul etmektedir. Realizm; uluslararası ilişkilere, devletlerin, kuralları belirsiz bir ortamda, güce ve karşılıklı güç dengesine bağlı politikalarla, sonucu daima sıfıra müncer biçimde çıkarlarını maksimize etme güdüsü ile hareket eden yegâne aktörler olduklarını öngören bir teorik çerçeve içinde yaklaşmaktadır. 9 Realizme göre, uluslararası politikanın özü, güç ve çıkar mücadelesidir ve merkezi bir otoritenin bulunmadığı ve Hobbes un 5 The Harper Collins Dictionary of American Government and Politics ve The Dorsey of American Government and Politiks, Akt: Mitat Çelikpala, Ulusal Çıkar ve Dış Politika, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Hegemonya ile gündelik dildeki baskıya dayalı ilişkiler değil, ulusların bir ülkenin gücünü ve liderliğini rızaları ile kabul ettikleri ve kendi çıkarlarına da uygun buldukları bir sistem kastedilmektedir. 7 Burcu Bostanoğlu, Türkiye-ABD İlişkilerinin Politikası, İmge Kitabevi, 1. Basım, Ankara, 1999, s Hobesiyen anlayışa göre, moral ilkeler politikaya rehberlik edemez ve politikacılar moral ilkelere göre hareket etmezler; devletler birbirleriyle ilişkilerinde ahlaki ve hukuki kaygıları dikkate almazlar. Rönesans filozoflarından olan ve realist okulun öncülerinden sayılan Thomas Hobbes ( ), barış ve güvenlik sağlayamayan tüm hükümetlerin değiştirilmesini savunduğu Leviathan da insanın tıpkı başka hayvanlar gibi öldürme hakkı ve öldürülme olasılığı olduğunu ve böylece en güçlülerin doğa yasaları ile uyum içinde egemen olacaklarını belirtmiştir. Buna göre güç hakkı oluşturur; çünkü bir doğa durumunda doğal yasaya uygun olan her şey ahlaksaldır. 9 Burcu Bostanoğlu, Türkiye ABD İlişkilerinin Politikası, İmge Kitabevi, 1. Basım, Ankara, 1999, s. 4

13 deyimiyle doğa durumunun devam ettiği bu anarşik yapıda devletler açısından güvenlik konusu ana gündem konusudur. Böyle bir yapı içinde savaşlar olağan bir durum olarak görülmekle beraber bu durum klasik realizme göre insan doğasından, neorealizme 10 göre ise uluslararası sistemin anarşik yapısından kaynaklanmaktadır Kenneth Waltz'ın 1979' daki çalışmasıyla neorealizm ortaya çıkmıştır. Yapısal realist olarak da bilinen Waltz, realizmin temel varsayımını insan doğasına dayandırmaması ve analiz düzeyi olarak sistem ve yapıyı esas alması bakımından daha bilimsel bir teori geliştirmeye çalışmıştır. Uluslararası politikanın temel aktörünün devlet olarak görülmesi, devletlerin üniter yapılar olarak değerlendirilmesi, devletlerin ve devlet adamlarının rasyonel davrandıklarının varsayılması ve devletlerin bencil ve kendi çıkarları doğrultusunda hareket eden birimler olarak kabul edilmesi, hem klasik realizmin hem de neorealizmin ortak varsayımları ve özellikleridir. Ancak, neorealizm uluslararası çatışmaları ve savaşları analiz ederken belirgin bir şekilde yapı ve sistem üzerinde odaklanmaktadır. Özellikle uluslararası yapıda egemen olan anarşinin devletlerde güvensizliğe yol açtığı belirtilmekte; savaş ve çatışma ise güvenlik ikilemi kavramıyla açıklanmaktadır. Sistemin anarşik özelliği devletleri varlığını sürdürme sorunuyla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu yapı içinde her devletin en temel amacı varlığını sürdürmektir. Devletler en azından varlıklarını korumak, ancak mümkünse genişlemek ve etkilerini artırmak amacını gütmektedirler. Neorealist teoride anarşiden kaynaklanan başkaları tarafından egemenlik altına alınma korkusu, yani her devletin korktuğu veya her devletin egemenlik altına almak isteğinde olduğu varsayımı genelleştirilmektedir. Dolayısıyla, neorealizm bu yönüyle dış politikayı özünde insan doğasına dayandıran klasik realizmden farklı bir bakış açısı sunmaktadır. Klasik realizm insan doğasından hareket ederek devletin güç peşinde koşmasından kaynaklanan güç mücadelesi üzerinde yoğunlaşırken, neorealizm ise uluslararası yapıdaki anarşi olgusu üzerinde durmaktadır. Uluslararası sistemin anarşik yapısının yol açtığı korku ve güvensizlik uluslararası ilişkilerin temelini oluşturmaktadır. Ancak güç unsuru hem klasik realizmde hem de neorealizmde ana unsur olmaya devam etmektedir. Klasik realistler de neorealistler gibi, yapısal anarşi veya sorunların çözümünü sağlayacak merkezi bir otoritenin yokluğu üzerinde durmakla beraber bunu bir sonuç olarak değerlendirerek devletlerin dış politikası üzerinde belirleyici bir etkisi olduğu üzerinde durmuyor. Oysa neorealistler anarşi olgusuna bir neden olarak bakarak devletlerin dış politikasını açıklamada önemli bir çıkış noktası olarak kabul etmektedirler. Bununla beraber, klasik realizmin temel özelliklerinden olan, moral unsurların siyaset dışı tutulması ve etikten arındırılmış bir siyaset anlayışı neorealizmde yeterince vurgulanmamaktadır. Oysa klasik realizm bu anlamda liberal idealizme bir tepki olarak doğmuş ve onu ütopyacı olarak nitelemesinde de bu görüşün değer unsuruna biçmiş olduğu rol öne çıkmıştı. Klasik realizmde önemli olan ve onu idealizmden ayıran en önemli unsur olan moral unsur neorealizmde gözardı edilmiştir. Realizm ile neorealizm arasındaki bir diğer fark da önermelerinin bilimselliğiyle ilgilidir. Neorealizm, önermeleri insan doğasına ilişkin olan ve sınama olanağı bulunmayan klasik realizme yönelik davranışsalcı bir tepki olarak değerlendirilmektedir. Deney ve gözlemi esas alan pozitivizme göre, insan doğasına ilişkin önermelerin gözleme tabi tutulabilmesi mümkün olmadığından klasik 'realizmin bilimsel bir teori olarak kabul edilmesi de bu bakış açısından mümkün değildir. Daha fazla bilgi için: Kenneth Waltz, George H. Quester, Uluslararası İlişkiler Kuramı ve Dünya Siyasal Sistemi, Çev: Ergin Onulduran, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara, 1982; Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa yayınları, 4. Baskı, İstanbul, İlhan Uzgel, Ulusal Çıkar ve Dış Politika, İmge Kitabevi, 1.Baskı, Ankara, Mayıs 2004, s.21. 5

14 İnsan doğasına yaklaşımı negatif 12 olan realizmde, üç temel savaş nedeni olduğu varsayılmaktadır. Thomas Hobbes bunları şu şekilde ifade etmektedir: Birincisi, rekabet; ikincisi, güvensizlik; üçüncüsü de, şan ve şeref. Birincisi insanları kazanç için; ikincisi, güvenlik için, üçüncüsü ise, şöhret için mücadele etmeye iter. Devlet olmadıkça, herkes herkese karşı daima savaş halindedir. Buradan şu açıkça görülüyor ki, insanlar hepsini birden korku altında tutacak genel bir güç olmadan yaşadıkları vakit, savaş denilen o durumun içindedirler ve bu savaş herkesin herkese karşı savaşıdır. 13 Bundan dolayı realizmde, devletin varlığı düzen için zorunlu olarak görülmektedir. Uluslararası alanda ise böyle bir güç olmadığı için burası devamlı bir savaş halindedir. Realist kuramın öncü düşünürlerinden Machiavelli 14 için en yüksek amaç siyasal amaçtır: Güçlü bir devleti oluşturmak ve idame ettirmek. Kendi çıkarları için çalışan tamahkâr insan, toplumsal çatışma ve kargaşa meydana getirir. Eğer devlet dış düşmanlarca incinebilir halde ise iç düzeni kurmak kamu sükûnunu sağlamayacaktır. Bir devleti kurmak ve yaşatmak gibi yapıcı bir amaç için her araca izin verilebilir. Machiavelli ye göre, Hükümdar sadece yaşamı ve devletin varlığını sürdürmeyi amaçlar. Bunu sağlamak için başvuracağı araçlar her zaman doğru ve övgüye değer 12 Realizmde insan, doğuştan kötü, günahkâr ve bencildir. Kötü, günahkâr ve aç gözlü olan insan her zaman için kendi çıkarını düşünmektedir. Bu anlamda doğa durumu da herkesin herkesle mücadele ettiği bir savaş halidir. 13 Thomas Hobbes, Leviathan, Çev: Semih Lim, YKY, 4. Baskı, İstanbul, Şubat, s Niccolo Machiavelli ( ) bir İtalyan siyaset felsefecisidir. Ayrı ayrı kent devletlerine bölünmüş olan XVI. Yüzyıl İtalya sında yaşamış olup Floransa Cumhuriyeti nin 1512 de yıkılmasına kadar bürokrat ve diplomat olarak görev yapmıştır. Gücün nasıl kazanılacağı, nasıl korunacağı ve nasıl sürdürüleceğine ilişkin el kitabı niteliğinde olan Prens adlı çalışması Floransa yöneticisi olan Lorenzo Di Meccini ye atfen yazılmıştır. 6

15 olacaktır. 15 Değerli hükümdar durumun gereklerini yerine getirir ve kendi hareketlerini şartlara uydurur. Başarı her siyasal hareketi geçerli kılar ve tek günah başarısızlıktır. 16 Machiavelli, bir uluslararası politika kuramı geliştirmediği halde, politikaya karşı genellikle tutarlı bir tavır takınmış ve bu da kendisini politikanın kanunlarını araştırmaya yöneltmiştir. Bu yaklaşıma sonraları realpolitik denilmiştir. Machiavelli den beri çıkar ve gereklilik -ve bunları kapsayan raison d etat 17 deyimirealpolitik'in başlıca kavramları olarak kalmışlardır. Realizmin ulusal çıkar anlayışı; devletin varlığını koruma, güçlenme ve gerektiğinde genişlemeyi de içermektedir. Dolayısıyla, bu akımın uluslararası ilişkileri bir çatışma ve mücadele ortamı olarak görmesinin doğrudan uzantısı ulusal çıkar kavramına da yansımaktadır. Realist paradigmaya göre devletin çıkarı emperyalizmi gerektiriyorsa emperyalist politika izlenmelidir. Realist paradigmanın öncü düşünürlerinden Thomas Hobbes uluslararası yapı içerisinde emperyalizmin meşru olduğunu ileri sürmektedir: Fetihler yoluyla güçlerini, güvenliklerinin gerekli kıldığından daha fazla arttırmak isteyenler olduğu için; durum böyle olmasaydı mütevazı sınırlar içinde kalmakla yetinecek olan başkaları, istila yoluyla kendi güçlerini arttırmazlar ise, sadece savunma yaparak uzun zaman dayanamazlar. Dolayısıyla bir insanın kendi varlığını korumak için başka insanlar 15 Niccolo Machiavelli, Hükümdar, Çev: Özgür Yılmaz, Matris Yayınları, 1. Basım, İstanbul, Ekim s Kenneth Waltz, George H. Quester, Uluslararası İlişkiler Kuramı ve Dünya Siyasal Sistemi, Çev: Ergin Onulduran, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara, 1982, s Raison d'etat: Kıta Avrupası teorisyenlerince yorumlanıp, değerlendirildiği üzere uluslararası politikanın tanımı ve aynı zamanda da devlet adamlarının kendilerini nasıl yönlendireceklerinin buyruklar kümesini çevreleyen düşünce kalıpları ya da gelenekleri belirtir. Raison d'etat nın savunucuları kişisel çıkarın ve insanlığın var oluşunun her seviyesindeki güç elde etme arzusunun kaçınılmaz ifadesini vurgularlar. Başkaldırı, baskı ve karşıt güç, devletin siyasal hayatının bütünlüğünü korumada ve savunmadaki temel araçlardır. Mitat Çelikpala, Ulusal Çıkar ve Dış Politka, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, s

16 üzerindeki egemenliğini bu şekilde arttırması gerekli olduğundan, buna cevaz verilmelidir. 18 Aynı şekilde Machiavelli de, Başka devletleri kuvvetlendiren hükümdar kendini çökertir. Çünkü birini kuvvetlendirmek ya güçle ya da kurnazlıkla gerçekleşir. Bunların her ikisi de yeni kuvvetlenen devlet için sakınılacak şeylerdir. 19 demektedir. Bundan dolayı realistler tarafından savaş ve güvenlik konuları yüksek düzeyde politika olarak görülürken; ekonomik, toplumsal ve kültürel ilişkiler düşük düzeyde politika olarak değerlendirilmektedir. Bu düzeydeki politik etkinlikler, ulusal gücü ve prestiji arttırmaya yönelik etkinliklerdir. Realizm, devleti uluslararası ilişkilerin temel aktörü kabul ederek uluslararası ilişkileri ve uluslararası politikayı devletler arasındaki mücadele süreci olarak görmektedir. Devletin yekpare ve bütüncül bir aktör olduğunu varsayan realistler devlet içi dinamikleri göz ardı etmektedirler. Konular arasında hiyerarşi gözeterek askeri konulara ve güvenlik konularına öncelik veren realist teoriler için güç, uluslararası ilişkileri anlamada en temel kavramdır. Uluslararası istikrarın sağlanması ve anlaşmazlıkların çözülmesi de gücün kullanımıyla ilişkilendirilmektedir. 20 Realizmin dünya politikasını irdelemekte kullandığı üç anahtar kavram da; ulusal çıkar, güç maksimizasyonu ve güç dengesidir. 21 Realist okulun önemli temsilcilerinden sayılan Hans J. Morgenthau, öncelikle, insanın ve politikanın 18 Thomas Hobbes, Leviathan, Çev: Semih Lim, YKY, 4. Baskı, İstanbul, Şubat, s Niccolo Machiavelli, Hükümdar, Çev: Özgür Yılmaz, Matris Yayınları, 1. Basım, İstanbul, Ekim 2003.s Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2004, s Burcu Bostanoğlu, Türkiye ABD İlişkilerinin Politikası, İmge Kitabevi, 1. Basım, Ankara, 1999, s

17 doğasına yaklaşım bakımından birbirlerinden ayrılan iki ekol arasındaki farklılıklara dikkat çekmektedir. Birinci ekol, insanın doğası itibariyle iyi olduğunu kabul etmekte ve dolayısıyla toplumsal düzenin rasyonel standartlara erişememesi halinde kusurun; bilgi ve anlayış yetersizliğinde, zamanın gereksinimlerini karşılayamayacak kadar eskimiş olan toplumsal kurumlarda veya sadece belli kişilerin ya da grupların ahlaki bozukluklarında aranması gerektiğine inanmaktadır. İkinci ekole, yani politik realizme göre ise, dünya rasyonel bir bakış açısından kusurlu ve noksandır. Bunun nedeni ise insanın doğasında aranmalıdır. İnsan kötü, günahkâr ve ilişkilerinde çıkarı ve gücü ön plana alan bir doğaya sahiptir. Dünya, insanın doğasında var olan bu güçlerin bir yansımasından ibaret olduğundan, dünyayı düzeltmek ve geliştirmek için bu güçlere karşı çıkmak yerine bu güçlerle birlikte hareket etmek gerekir. Böyle bir dünya, ister istemez çatışan çıkarlar dünyası olacak, moral ilkeler hiçbir zaman tam olarak gerçekleştirilemeyecek, olsa olsa geçici çıkar dengelerinin ve her an yıkılıp bozulabilecek çözümlerle giderilmiş çatışmaların gölgesinde oluşan bir dünya elde edilebilecektir. 22 Realizmin Hans Morghenthau tarafından geliştirilen versiyonunda, dış politikanın bütün siyasal süreç gibi bir güç mücadelesinden ibaret olduğu varsayılır. Siyasal birimler ister imparatorluk olsun ister ulus devlet güç peşinde koşarlar. Realist paradigmada bir devletin gücünü arttırmayı amaçlayan politikalar ulusal çıkara uygundur. Bu bir yandan güç kullanımını meşrulaştırırken, öte yandan bunun altında yatan nedenleri görmemize de engel olan bir çerçevedir. Örneğin; Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Afganistan dan ya da Irak tan daha güçlü olduğu için bu ülkeleri işgal edebilir. Bu bakış açısıyla işgal eylemini ahlaki olarak 22 Hans Morgenthau, Politics Among Nations: The Struggle For Power And Peace, 6. Baskı, New York,Alfred A. Knopf, Akt:Mitat Çelikpala, Ulusal Çıkar ve Dış Politka,Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, s

18 yargılasak da bir anlamı olmayacaktır. Çünkü uluslararası ilişkiler ahlak üzerine değil, güç ve çıkar üzerine kuruludur. Realist analiz ayrıca bu işgalin ABD nin çıkarına olduğunu varsayar. Bir devlet, belli bir politikayı ulusal çıkarı öyle gerektirdiği için izler. Burada bu politikanın ulusal çıkara en uygun seçenek olduğuna kimin karar verdiği sorusu göz ardı edilir; ayrıca o devletteki her kesimin, grubun bundan yararlandığı varsayılır. Böylece işgalin altında yatması olası olan diğer nedenler dışlanmış olur. Realizmin en önemli yönü, günümüzde siyasal birim olarak devleti alması ve onu içyapısından soyutlamasıdır. Realizmin devlete ve uluslararası politikaya yaklaşımının temel önermeleri şöyle sıralanabilir: 1-Realizme göre insan doğası bencildir. Devletleri oluşturan bireyler olduğu için devletler de bencildir. 2-Devlet uluslararası sistemin temel ve en önemli aktörüdür. 3-Devlet egemen ve üniter bir birimdir. Devleti meydana getiren insanlar ve kurumlar göz ardı edilerek devlet bir insan gibi konuşan, karar veren bir varlık olarak betimlenir. 4-Devlet rasyoneldir. Bir aktör olarak devlet daima kendi çıkarlarını korumak ve arttırmak yönünde davrandığı için rasyoneldir. 5-Uluslararası sistem anarşik tir Uluslararası ilişkiler açısından belirleyici olan yüksek düzeyde politikadır. Ekonomik ya da kültürel ilişkilerden ziyade siyasal (güç ve güvenlik merkezli) ilişkiler önceliklidir. 7-Devlet davranışlarını anlamak için güç anahtar bir kavramdır. Neyin, ne zaman ve nasıl olacağına belirli ahlaki kurallar değil, güç dengesi karar verir Anarşik burada bir uluslararası hükümetin olmaması anlamına gelir. Bütün sistem tarafından meşru olarak kabul edilen bir merkezi gücün olmaması anarşik yapı demektir. 24 Gökhan Bacık, Modern Uluslararası Sistem, Kaknüs Yayınları, 1. Basım, İstanbul, s

19 Uluslararası politikayı insan doğasına bakışıyla uyumlu şekilde açıklayan II. Dünya Savaş ı sonrası realistlerinden Morgenthau ya dayanan klasik realizme göre bireylerin ilişkilerinde gücü ön plana alması ve güç ile çıkara dayalı bir ilişkiyi benimsemesi gibi devletler de dış politikada güç ve çıkar peşindedirler. Sürekli kapasitesini arttırma güdüsüyle hareket eden devletler, olanakları ölçüsünde diğerlerini egemenliği altına almaya çalışırlar. Dolayısıyla böyle bir yapıda savaş ve çatışma olağan hale gelmektedir. 25 Realist kuramda ulusal çıkarın arttırılması uluslararası politikanın amacıdır. Devlet adamları olsun sıradan insanlar olsun her zaman için özgürlük, güvenlik, esenlik, ve bizzat güç sahibi olmak isterler; Bu amaçlarını dinsel, toplumsal, felsefi, ekonomik idealler şeklinde tanımlarlar. Bir ulusun uluslararası politikayla ilişkisi o ulusu güç mücadelesine en önde katılmaya iten kendi kuvvetine ve bu kuvvetinin derecesine göre değişir. Güç yoksa o ulus uluslararası politikaya aktif taraflardan biri olarak katılamaz. 26 Realist paradigma, uluslararası hukuku ve ahlakı, gücün yani ulusal çıkarın gerçekleştirilmesini engelleyici unsurlar olarak görmektedir. Realistlere göre, devlet adamı devletin çıkarını gözetmek zorunda olduğundan bireysel ilişkilerinde uyduğu ahlaki standartlara çoğu zaman uymayabilir; Zira devlet adamı öncelikle ulusal çıkarı gözetmek ve devleti dış tehditlerden ne pahasına olursa olsun korumak zorundadır. Çünkü merkezi bir otoritenin bulunmadığı bir uluslararası ortamda sonucu belirleyen her zaman için devletin gücü olmaktadır. 27 Bundan dolayı realizm, siyasal alana ne 25 Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2004, s Hans Morgenthau, Uluslararası Politika, Türk Siyasi İlimler Derneği Yayınları Cilt 1, Çev: Baskın Oran ve Ünsal Oskay, Ankara 1970, s Hans Morgenthau, Uluslararası Politika, Türk Siyasi İlimler Derneği Yayınları Cilt 1, Çev: Baskın Oran ve Ünsal Oskay, Ankara 1970, s

20 hukukun ne ahlakın ne iktisadın ne de dinin girmesini kabul etmemekte, bunların ancak kendi alanlarını sorgulayıp değerlendirebileceğini, siyasal alana müdahale edemeyeceğini varsaymaktadır. Realistler, uluslararası ahlak ve hukuka gönderme yapan liberal ve çoğulcu kuramları idealist ve ütopik kuramlar olarak nitelendirmektedir. Realistlere göre, gerçek dünyada her bir egemen devlet gücünü artırmaya çalışır ve bunun yollarını arar; güç ve iktidar peşinde koşan devletlerin moral ilkelerden hareket etmesi söz konusu olamaz. Ayrıca içinde yaşadığımız dünyada, egemen devletler sayısınca farklı moral değerler bulunduğundan tüm devletler için geçerli olabilecek evrensel bir normatif teori geliştirmek olanaklı değildir. Bunun söz konusu olabilmesi için tek bir egemen güç tarafından korunan bir evrensel dünya düzenine gereksinim vardır. Dolayısıyla normatif ilkeler, bireyler ve bazı devletler tarafından benimsense bile uluslararası politikada davranışlara rehberlik edebilecek genel kurallar olamayacağı için bilimsel olarak dikkate alınmaları da söz konusu değildir. Devletler birbirleriyle ilişkilerinde politikalarını meşrulaştırmak için normatif argümanlardan yararlanmaktalar veya amaçlarını rasyonalize etmek için normatif söylemlere başvurmaktadırlar. 28 Burada ahlaka aykırı olarak görülebilecek birçok uygulamanın devlet adamı için gerekli bir davranış olduğu varsayılmaktadır. Çünkü devlet ya da devlet adamını yönlendiren unsur, moral unsurlardan ziyade devletin çıkarı için yapılması gerekenlerdir. Bu gereklilik ve zorunluluk unsuru amaca ulaşmak (güç dengesini korumak veya varlığını sürdürmek) için kullanılan aracın ahlaki kriterlere göre değerlendirilmesini engellemektedir. 29 Yani amaç, aracı meşrulaştırmaktadır. Machiavelli nin siyaset anlayışında gerçeklik, her zaman için 28 Mervyn Frost, Towards a Normative Theory of International Relations, Cambridge, Cambridge University Press. 1986, s Akt: Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2004, s Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2004, s

21 belirleyicidir ve ancak çıkarlara hizmet ediyorsa ahlakın bir işlevi vardır. Bu yaklaşım, devleti uluslararası ilişkilerde ahlak kurallarına uygun davranmak konusunda her türlü zorunluluktan kurtarmaktadır. 30 Realistler, her devletin varlığını sürdürmek için ne gerekiyorsa yapmak zorunda olduğu gibi diğer devletlerin de aynı şekilde davranacağı varsayımından hareket ederler. Hiçbir bireysel ahlaki standart, ulusal varlığı sürdürme amacına engel olmamalıdır. Çünkü realizme göre karar verici durumundaki devlet adamı, ulusal çevreden farklı olarak gerek bir merkezi otoritenin gerek tam anlamıyla devletleri bağlayıcı hukuki yaptırımların, gerekse bütün devletlerce kabul edilmiş ilkelerin bulunmadığı bir uluslararası çevrede faaliyet göstermektedir. Ayrıca uluslararası alanda geçerli olan standartlar, ulusal düzeyde bir bireyin davranışlarını yönlendiren standartlardan da oldukça farklıdır. Bu nedenle devrimci, yayılmacı veya revizyonist davranışlara sık sık rastlanan bir uluslararası sistemde devleti düşmanlarından korumak zorunda olması, devlet adamını uygar bir toplumda bireyler ve gruplar arasındaki ilişkilerde hakim olan ahlaka aykırı veya çirkin olarak kabul edilen birtakım yöntemleri benimsemek durumunda bırakmaktadır. 31 Morgenthau, tarihsel süreç içerisinde ahlaki kriterlerin, devletlerin uluslararası ilişkilerinde belirleyici öğe olmaktan çıktığını öne sürmektedir. Morgenthau ya göre, XIX. yüzyılın sonuna kadar çoğu ülkede dışişlerinin yönetiminden aristokratik idareciler sorumlu olmuşlardır. XX. yüzyılda ise, yerlerini, sınıf farkı gözetmeden seçilen veya atanan kimseler almıştır. Bu görevliler giriştikleri resmi eylemlerinde ahlak ve hukuk yönünden sorumludurlar; ama bu sorumluluk bir monarka (yani, belirli bir bireye) karşı değil, bir topluluğa (yani, parlamento 30 Burcu Bostanoğlu, Türkiye ABD İlişkilerinin Politikası, İmge Kitabevi, 1. Basım, Ankara, 1999, s Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2004, s

22 çoğunluğuna veya ulusun kendisine) karşı bir sorumluluktur. Halkoyundaki önemli bir değişiklik dış politikayı yapan kişiyi de değiştirebilmektedir. Bunun sonucunda, o anda halkın içinden bir başka grup seçilip görevlendirilmektedir. Tek tek ulusların kendi içlerindeki bu biçim değiştirme, uluslararası ahlak anlayışını bir ahlaki kısıtlamalar sistemi olarak realiteden çıkarmış ve sadece bir laf haline sokmuştur. Hükümetlerin demokratik seçimi ve sorumluluğu, etkin bir kısıtlama sistemi olan uluslararası ahlak anlayışını yıkarken, milliyetçilik de uluslararası ahlakın işlerlik gösterdiği uluslararası toplumu yıkmıştır Fransız Devrimi, kozmopolit aristokratik toplumun ve bu toplumun ahlak anlayışının dış politika üzerindeki kısıtlayıcı etkilerinin tedricen ortadan kalktığına tanık olan yeni bir tarih döneminin başlangıcı olmuştur. 32 Ayrıca modern savaşın karakteri yüzünden ortaya çıkan, düşmanın üretim gücünü kırmaktaki ulusal çıkar ve bu çıkarın tatmini için modern teknolojinin sağladığı olanaklar, uluslararası ahlak üzerinde bozucu bir etkide bulunmuşlardır. Bu bozucu etki, modern savaşta, savaşan nüfuslar içinde büyük kitlelerin savaşa karşı hissi bir bağlılık göstermeleri yüzünden daha da artmaktadır. 33 Böylece Morgenthau ya göre uluslararası ahlak ve uluslararası toplum yıkılmış, bunların yerine anarşik bir uluslararası düzende güç peşinde koşan devletler kalmıştır. Bu düzen içerisinde ebedi barışın gerçekleşmesi bir ütopyadır. Uluslararası politikanın anlaşılması için güç mücadelesinden doğan çatışma kavramına bakılması gerektiği ve politikanın güç mücadelesi olarak tanımlandığı realist paradigmaya göre savaş ve devrimci ayaklanmalar uluslararası politikanın esas 32 Hans Morgenthau, Uluslararası Politika, Türk Siyasi İlimler Derneği Yayınları Cilt 1, Çev: Baskın Oran ve Ünsal Oskay, Ankara 1970, s A.g.e., s

23 gündemini oluşturmaktadır. Devletler arası ilişkilere halen anarşinin egemen olduğunu ileri süren realist yaklaşıma göre, uluslararası sistemde bütün devletler tarafından kabul edilen merkezi bir otorite bulunmamaktadır. Bununla beraber uluslararası alanda otorite bakımından bir hiyerarşiden söz edilemese de güç bakımından bir hiyerarşiden söz etmek mümkündür. Çünkü uluslararası ilişkilerde bazı devletler diğerlerine göre daha güçlüdür. Realistlere göre, her bir devlet kendi güvenliğini kendisi sağlamak zorundadır. Ancak her devletin kendi güvenliğini sağlamak amacıyla yaptığı silahlanma gibi girişimler ya da aldığı başka tür önlemler diğer devletler tarafından kendilerine yönelikmiş gibi algılanarak onları benzer bir tutuma (silahlanmaya) sevk eder ki bu duruma güvenlik ikilemi (security dilemma) denmektedir. Anarşi ve güvenlik ikilemi kısır döngüsünün geçerli olduğu uluslararası bir ortamda, barış ve işbirliğinin geliştirilmesi ise oldukça zordur. Uluslararası alanda eğer bir göreli istikrardan, yani bir devleti diğerine saldırmaktan alıkoyan bir şey varsa o da devletlerin güç dengesini koruma endişeleridir. Her bir devlet, elde edeceği faydanın, katlanacağı zarardan fazla olduğunu düşündüğü sürece, uluslararası sistemi kendi lehine değiştirmeye çalışacaktır. Diğer devletler ise, ya aleyhlerine olan bu durumu önlemek için ya da onlar da aynı amaçla hareket edeceği için güç dengesi korunacak ve devam edecektir. 34 Bununla birlikte realistler, uluslararası ilişkileri bir anarşi durumu olarak görürken bu anarşi durumunun hiçbir üst otorite kabul etmeyen çoğul egemen devletlerin varlığından kaynaklandığını ileri sürerler. Buna göre, çoğul egemen devletlerin ilişkileri çatışma ile düzenlenir ve bunda belirleyici faktör güçtür. Bu durumda, uluslararası ilişkiler sadece üstün ortak bir otoritenin bulunmaması 34 Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa yayınları, 6. Baskı, İstanbul, 2006, s

24 anlamında anarşik değil, aynı zamanda ilişkilerin sürekli rekabet ve çatışma şeklinde olması anlamında da anarşiktir. Uluslararası ilişkiler bir savaş halidir. 35 Realistler, doğa durumunun devam ettiği kabul edilen uluslararası sistem ile az çok istikrarın hüküm sürdüğü iç politikayı birbirinden ayırmaktadır. İç politikada üzerinde anlaşılan bir ulusal hukuk ve halkı tarafından üst otorite olarak kabul edilen bir devlet bulunmaktadır. Oysa uluslararası alanda bütün devletler tarafından üzerinde konsensüs sağlanan her konuyu düzenleyen bir uluslararası hukuk bulunmadığı gibi her devlet tarafından yetkisi tanınan bir üst otorite de bulunmamaktadır. 36 Ulusal çıkarlarına göre biçimlenen devletlerin politikaları hayatta kalma, güvenlik, güç ve nispi kapasite gibi kavramlarla ifade edilmektedir. Örneğin Morgenthau'ya göre rasyonel bir dış politika riskin minimize edilmesi, kazancın ise maksimum kılınmasıdır. Özel durumlara göre ulusal çıkar değişebilmekle beraber, ulusal çıkar peşinde olan liderleri yönlendiren ana motifler büyük ölçüde benzerlik göstermektedir. Realist paradigmaya göre devlet adamını yönlendiren unsurlar korku, kuşku, güvensizlik, güvenlik ikilemi, üne kavuşma, prestij ve çıkardır. Özellikle bunlar arasından korku ve bunun yol açtığı güvenlik ikilemi devletleri savaşa zorlayan nedenlerin başında gelmektedir. Kaldı ki realistler, diğer bir devletin, eğer bu aynı zamanda potansiyel bir düşman ise, güçlenmesine seyirci kalmaktansa onu önlemek için savaşa başvurmayı meşru görmektedir. Bundan dolayı realistler tarafından savaş ve güvenlik konuları yüksek düzeyde politika olarak değerlendirilmektedir. 35 Atila Eralp, Devlet, Sistem ve Kimlik, İletişim Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, s Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa yayınları, 6. Baskı, İstanbul, 2006, s

25 Uluslararası ilişkileri egemen devletler arasında bir güç mücadelesi olarak tanımlaması ve bunu insan doğası ile açıklamaya çalışması realist paradigmanın eleştirilmesine neden olmaktadır. Klasik realizm, insan doğasına olumsuz yaklaşmasından dolayı kötümser olduğu, bencillik ve kendi çıkarını düşünmenin sadece bazı politikacılara özgü bir özellik olmayıp politikanın temelini oluşturan genel bir durum olarak gördüğü için eleştirilmektedir. 37 İnsan doğası, sadece savaş ve çatışmayı açıklamaktaysa barış ve işbirliğinin nasıl açıklanacağı yanıtsız kalmaktadır. Ayrıca, kapasite dağılımı (güç dağılımı) gibi bazı sistemik özellikler devletler arasındaki çatışmayı açıklasa da tüm ilişkileri açıklamada yetersiz kalmaktadır. II. Dünya Savaşı esnasındaki çatışmaları kapasite dağılımı ile açıklamak mümkün olsa bile, ABD ve SSCB arasındaki diğer ilişkileri bu kavramdan yola çıkarak açıklamak olanaklı değildir. İşte böyle durumlarda ister istemez iç siyasal ve toplumsal özellikleri göz önünde bulundurmak gerekecektir. Diğer taraftan genel olarak realistler yüksek düzeyde politika, düşük düzeyde politika ayırımına giderler ve uluslararası politikanın esas gündemini, ekonomik, toplumsal ve kültürel ilişkileri ifade eden düşük düzeydeki politikadan ziyade savaş ve güvenlik konularını kapsayan yüksek düzeydeki politikanın oluşturduğunu iddia ederler. Ancak, son otuzkırk yıllık döneme bakıldığında 1973 petrol krizi, uluslararası para ve ödemeler sisteminin (Bretton Woods sistemi) çökmesi ve uluslararası ticaretten kaynaklanan ve halen çözülemeyen sorunların uluslararası politikanın esas gündemini oluşturan konular haline geldiği görülecektir. Özellikle Soğuk Savaş sonrasında, uluslararası ilişkilerin marjinal konuları olarak görülerek düşük düzeyde politika olarak nitelenen konuların, yüksek düzeyde politika olarak görülen askeri ve güvenlik konuları kadar 37 Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2004, s

26 önemli hale geldiği ve bu ayırımı anlamsız hale getirdiği görülmektedir. 38 Ulus devletlerin çoğu, dışa bağımlı oluşları nedeniyle başka ülkelerin ekonomik, askeri ve siyasal müdahalelerine açık bir görünüme sahiptir. Hemen her devlet ya tek taraflı ya da karşılıklı bağımlılık dolayısıyla dış etkilere açık durumdadır. Bu etki; ticari, ekonomik yardım, yatırım ilişkisi, kültürel etkileşim gibi farklı nedenlerden kaynaklanabilmektedir. Devletler zaman zaman içişlere karışma, propaganda, gizli veya açık siyasal ve askeri müdahalelerle karşı karşıya kalabilmektedir. Tüm bu etkiler devletin gücünü, otoritesini, meşruiyetini ve hiç kimse ile paylaşmak istemediği egemenliğini ciddi biçimde tartışmalı hale getirmiştir. Ayrıca, realizmin artık mevcut gelişmeler karşısındaki betimleme ve açıklama gücünün de sorgulandığı gözlenmektedir. Realizmin genellemeleri ile mevcut koşulların örtüşmediği ileri sürülmektedir. 39 Global gündemde meydana gelen gelişmelere dikkat çekenler, hegemonya mücadelesinin karakterize ettiği Soğuk Savaş ın gündeminin yerini uluslar aşırı karşılıklı bağımlılık, çevre sorunları, AIDS, ozon tabakasının tahribi, uyuşturucu kaçakçılığı, doğal kaynakların etkin kullanımı, hızlı nüfus artışı, okyanuslar ve atmosferdeki kirlenme, uluslararası borç sorunları, uluslararası ticaretin serbestleştirilmesi ve insan hakları gibi konuların aldığına işaret ederek, uluslararası ilişkilerin artık realist teorinin gerçekçi (realist) bir şekilde anlayamayacağı yeni bir eksene kaydığını iddia etmektedirler. 40 Ayrıca, Realist akım ulusal çıkarın kim tarafından belirleneceği, kimin bundan yararlanacağı gibi sorunları göz ardı etmektedir. Örneğin, ulusal çıkar adına ABD'nin Güney Asya'da askeri açıdan yayılması gerekiyorsa, bunun getireceği bedeller ya da bu politikanın altında 38 Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2004, s A.g.e. s A.g.e. s

27 yatan diğer etkenler dikkate alınmamakta, dış politika kaba bir güç mücadelesi olarak görülmektedir. 41 Bu nedenlerden dolayı realist teorinin uluslararası ilişkiler alanındaki çalışmalara rehberlik etme yeteneğini kaybettiği ifade edilmektedir. 42 Realizmin, hükümetleri ulusun temsilcisi olarak görmesi, bunun yanında özellikle ulusal ve uluslararası örgütleri dikkate almaması günümüz koşullarında gerçekçi görülmemektedir. Uluslararası işbirliğinin gerçekleşmesini uluslararası anarşi varsayımı çerçevesinde istisnai bir durum olarak gören realizmin var olan kurumsal işbirliği girişimlerinin etkisini de küçümsediği görülmektedir. Bu çerçevede Avrupa Birliği, NATO, BM ve benzeri kurumsal yapılar ve artan bölgesel ticaret olanakları uluslararası işbirliğini geliştirmektedir. 43 Ortak bilimsel araştırmalar, yaklaşık on beş yıl süren deniz hukuku oluşturma çalışmaları nükleer silahların yayılmasını önleme antlaşmaları ve Latin Amerika ile Güney Pasifik te nükleer silahlardan arındırılmış bölgeler oluşturulması gibi çabalar işbirliğinin önemli hale geldiğinin kanıtları olarak gösterilebilir. 44 Oysa realizmin varsayımları benimsenecek olursa, dış politikada rasyonel davranan devletler, uluslararası işbirliğine bir katkısı olmayacağını bildikleri halde bu kurumların ortaya çıkmasını sağlamaktadırlar ki, bu gerçekten rasyonellik varsayımıyla çelişmektedir. Çünkü bu tür organizasyonlara tahsis edilen onca kaynağın hiçbir yarar beklenmeksizin oluşturulması, şayet devletler rasyonel davranan birimler ise açıklanması mümkün değildir. 41 İlhan Uzgel, Ulusal Çıkar ve Dış Politika, İmge Kitabevi, 1.Baskı, Ankara, Mayıs s Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2004, s A.g.e. s A.g.e. s

28 Ayrıca realistlerin çok üzerinde durdukları iç politika ve uluslararası politika ayırımının da çok anlamlı olmadığı ifade edilmektedir. 45 Zira, bu tür ayırımlar artık günümüz dünyasına uymamaktadır. Realizmin temel özelliği olan iç ve dış siyasi sistem ayrımı uluslararası sistemdeki değişimin incelenmesini zorlaştıran önemli bir unsurdur. Önemli dönüşüm süreçlerinde değişimin unsurları önce içyapıda şekillenmekte ve sonra uluslararası sistemde ifadesini bulmaktadır. İçyapılardan kaynaklanmayan değişim durumlarında bile iç ve dış faktörlerin etkileşimi söz konusudur. Oysa, realizm bütün devletleri yekpare gören bakışıyla, sadece devletler arasındaki güç dengesine bakmakta ve devletlerin iç yapılarının uluslararası davranışlarını nasıl etkilediğini ise göz ardı etmektedir. Günümüzde birçok uluslararası sorunun temelinde devletlerin iç yapılarından kaynaklanan etnik sorunların ve kimlik sorunlarının olduğunu düşündüğümüzde, realist bakışla bu tür gelişmelerin anlaşılmasının ne kadar zor olduğunu görebiliriz. Günümüzde Soğuk Savaş döneminden farklı olarak güvenlik konuları da son derece karmaşıklaşmıştır. Güvenlik konularının sadece askeri boyutta incelenmesi imkânsızlaşmakta, ekonomik ve hatta çevre ile ilgili konuların güvenlik sorunu ile iç içe girdiği gözlenmektedir. Böyle bir durum ise, Soğuk Savaş döneminin askeri boyuta ağırlık veren realist bakışını zorlamaktadır. 46 Liberal paradigmada ise, ulusal çıkar kavramı realist paradigmadan farklı bir şekilde ele alınmaktadır. Liberalizm, bir ideoloji olarak özellikle İngiltere ve ABD'de XVII. ve XVIII. yüzyıl siyasal ve ekonomik düşünce tarihinde etkili olmuştur. Klasik liberal düşünce, eşitlik, rasyonellik, özgürlük ve mülkiyet kavramları üzerine inşa edilmiştir. 45 Atila Eralp, Devlet, Sistem ve Kimlik, İletişim Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, s A.g.e. s

29 Aslında liberalizm, Aydınlanma Çağı filozoflarının temel felsefelerini oluşturmuştur. Aydınlanma yoluyla insanın özgürlüğüne kavuşacağı inancı insan karakteri hakkında bir görüşe sahip olmayı gerektirmekteydi ki bu dönem filozoflarının ortak özelliği insan karakterinin doğuştan olumlu olduğuna veya eğitilebileceğine inanmalarıdır. 47 Burada liberalizmin realizmden en önemli farkı da ortaya çıkmaktadır. Realizmin insan doğasına yaklaşımı kötümserken liberalizmin insan doğasına yaklaşımı iyimserdir. Doğa durumunda insanların eşit ve özgür olduklarını vurgulayan John Locke ( ), Hobbes un düşüncelerinden bu noktada tamamen ayrılmaktadır. Locke a göre doğa durumu savaş durumu değildir. Ortak yargıda bulunma yetkisiyle donatılmış bir üstleri olmadığı sürece usa göre yaşayan insanlar doğa durumunda bulunurlar. Locke a göre doğa durumu: tabiat kanunlarının sınırları içinde insan davranışlarını düzenleyen mükemmel özgürlük keyfiyetidir. İnsanların, sahip oldukları varlıkları ve kişilikleri hakkında, kendilerine en uygun gördükleri şekilde, birisinin iznine başvurmaya ihtiyaç duymadan tasarrufta bulunabildikleri ve hiç kimsenin arzusuna bağımlı olmadıkları bir durumdur. Ayrıca bu, bütün iktidar ilişkilerinin ve hükmetmenin karşılıklı olduğu bir eşitlik halidir; zira hiç kimse bu hakka, diğerinden daha fazla sahip bir konumda değildir. 48 Haksız bir zorlama söz konusu olduğunda savaş yaşanabilir; fakat bu durum doğa durumu ile özdeşleştirilmemelidir. Locke, doğa durumunu başı buyrukluktan ziyade özgürlük durumu olarak görmektedir. Doğa durumunu yöneten aklın yasaları olup, bunlar herkesin eşit ve bağımsız oldukları ve hiç kimsenin yaşamına, sağlığına, özgürlük ya da mülkiyetine zarar vermemeyi öngörmektedir. Çünkü tüm insanlar tanrının yaratıklarıdırlar. Doğal yasa bu nedenle Locke için oldukça farklı bir anlama 47 Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2004, s Heurdy Bouillon, John Locke, Liberte, Ankara s

30 gelmektedir. Hobbes için doğal yasa, güç, zor ve aldatma yasası iken Locke için Tanrı ve hakları üzerine, insanın Tanrı ile ilişkisi üzerine ve tüm insanların rasyonel yaratıklar olarak temel eşitlikleri üzerine düşünen insan aklı tarafından belirlenen evrensel olarak bağlayıcı bir ahlaksal yasa demekti. Ayrıca herkesin doğal hakları olduğuna inanan Locke'a göre bunlar; kendini koruma, yaşama, özgür olma ve mülkiyet haklarıydı. 49 Liberalizmin devlet anlayışı, bireye ve bireyin rızasına dayanır. İnsanlar doğa durumu aşamasında, yaradılıştan hayat, özgürlük ve mülkiyet haklarına sahiptirler. Bu temel ve doğal haklarını güvenceye alabilmek maksadıyla devleti inşa etmişlerdir. Doğal hayatın terk edilip devletin kurulmasının gerekçesi, insanların temel ve doğal haklarının teminatı olan doğal yasaların ihlali durumunda suçluların cezalandırılmasını ve yasaların korunmasını sağlayacak olan müşterek bir otoriteye duyulan ihtiyaçtır. 50 Liberalizmde, John Locke'un siyasal felsefesinde formüle edildiği gibi, tüm insanlar eşit yaratılmışlardır ve yaşama hakkı, özgür olma ve mutluluğunu sürdürme hakkı gibi birtakım dokunulmaz haklarla donatılmışlardır. Liberalizmin birtakım temel ilkeleri bulunmaktadır. Kaynakların ve zenginliğin eşit dağıtıldığı anlamına gelmeyen fırsat eşitliği kavramı, XIX. yüzyıl liberalizminin birinci temel kuralını oluşturmuştur. Liberalizmin ikinci kuralı, bireyin doğal gereksinimlerini rasyonel yollarla karşılama ve isteme kapasitesine sahip olduğu ilkesidir. Liberalizme göre kişi, çevresinde olup biten fiziksel ve toplumsal gerçekleri kavrayacak kapasiteye sahiptir. Dolayısıyla birey kendini geliştirme yetisine sahiptir 49 Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2004, s Neşet Toku, John Locke ve Siyaset Felsefesi, Liberte, Birinci Baskı, Ankara, Mart, s

31 ve kendine güvenen ve bu kapasiteye sahip olan insana, kendi mutluluğunu arama hak ve özgürlüğü tanınmalıdır. Üçüncü ilke bireyin temel alınması ve özgürleştirilmesidir. Toplumsal politikanın amacı bireyin özgürlüğünü ve özerkliğini genişletmektir. En iyi toplum, bireye daha fazla özgürlük tanıyan toplumdur. Adam Smith için de iktisadın amacı zengin, mutlu ve barışçıl bir toplum oluşturmaktır. Liberalizmin dördüncü ilkesi özel mülkiyetin önemidir. Özel mülkiyet sayesinde birey özel amaçlarına ulaşabilir; bireyselliğini ve mutluluğunu gerçekleştirebilir. Bu durum bireyi çalışmaya teşvik eder ve çalışması sayesinde birey sadece kendisinin değil, aynı zamanda toplumun zenginleşmesini de sağlar. 51 Liberalizmin uluslararası politika ve dış politikayı açıklamaya yönelik bir uluslararası ilişkiler teorisi olarak görülmesi, Birinci Dünya Savaşı sonrasında, uluslararası barış ve güvenliğin egemen kılınması ve çatışmaların önlenmesine ilişkin çabaların bir sonucu olarak gündeme gelmiştir. Uluslararası liberal teori olarak da ifade edilebilecek olan XX. yüzyıl liberalizminin temel özelliği, klasik liberal teorinin insan unsuru ve bireye yaklaşımını esas alarak, uluslararası ilişkilerde barış ve işbirliğinin analiz edilmesidir. Bu bağlamda klasik liberal teoride birey temel analiz birimi olarak alınırken, liberal uluslararası ilişkiler teorisinde, hem analiz birimi sadece birey değildir hem de analiz düzeyi olarak çoğulcu bir yaklaşım benimsenerek, uluslararası ilişkiler ve devletin dış politikası, birey, ulusal baskı grupları, devlet, uluslararası örgütler ve uluslar aşırı örgütlenmeler düzeyinde analiz edilmektedir. Birey merkezli liberal görüş, çoğulcu toplumlarda tek bir ulusal çıkar olduğunu söylemenin 51 Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2004, s

32 kolay olmadığını söylemektedir. 52 Moravcsik, liberal paradigmanın üç temel varsayımı üzerinde durmaktadır. Birincisi, liberal paradigmada uluslararası ilişkilerin temel aktörleri yalnız devletler değildir; aynı zamanda bireyler ve sivil toplum kuruluşlarıdır. İkincisi, tüm hükümetler toplumun belli bir kesiminin temsilcisidirler; hangi kesimin çıkarlarının yansıtıldığı veya temsil edildiği önemlidir. Üçüncüsü, uluslararası çatışma ve işbirliği ile uluslar aşırı ekonomik etkileşimler devletlerin davranışlarının yansımaları ve tercihlerinin sonuçlarıdır. 53 Liberal paradigma, uluslararası çatışma ve işbirliğini ve uluslararası politikayı birim düzeyinde analiz etmektedir. Dolayısıyla liberal uluslararası ilişkiler teorisi birim (aktör) düzeyindeki nedenlerden yola çıkarak sistem düzeyindeki sonuçlara ulaşmaktadır. 54 Uluslararası çatışmalar analiz edilirken ve nedenleri araştırılırken, bunun ülke içindeki toplumsal gruplar arasındaki çatışmalardan da kaynaklanabileceği üzerinde durulmaktadır. 55 Bu noktada liberal paradigmaya göre devletin temel özelliği çeşitli sınıf ya da gruplar karşısında tarafsız olmasıdır. Devlet, sınıf ya da grupların herhangi birisinin aracı olmayıp, onlar arasında uzlaştırıcı ve hakem işlevi görür. Devlet, toplumun her kesimine yayılmakla birlikte baskıcı değildir ve demokratik bir nitelik taşımaktadır. Bunun yanında, devletin klasik bazı işlevleri de vardır. Örneğin, kapitalizmin işleyiş koşullarının sağlanması için gerekli altyapının oluşturulması bunların başında gelmektedir. Ancak, bunu sermaye sınıfının yararına değil, genel çıkara uygun olduğu için yapar. 52 Baskın Oran, Türk Dış Politikası, İletişim Yayınları, 8. Baskı, İstanbul, s Alec Stone, What Is a Supranational Constitution? An Essay in International Relatins Theory, The Review of Politics Vol. 56 No. 3, 1994, s Akt: Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2004, s A.g.e., s A.g.e., s

33 Dolayısıyla, liberal düşüncede ulusal çıkar ile kapitalizmin çıkarı özdeşleşmektedir ve bu sınıf için iyi olanın toplumun diğer kesimleri için de iyi olacağı öngörülmektedir. Bu durumda ulusal çıkarın bir meşrulaştırma aracı olmadığı ve belli bir gerçekliği ifade ettiği varsayılmaktadır. 56 Liberalizmin devlet sınıf ilişkilerine bakış açısının bir diğer özelliği, devletin sınıflar üstü bir nitelik taşımasıdır. Bu, çeşitli grup ya da sınıfların devletin aldığı kararlara etki etmediği anlamına gelmemekle birlikte, bu etkileme süreci yalnızca belli sınıflar lehine işlememektedir. Devletin karar verme mekanizması güçlü sermaye kesimine olduğu kadar işçi ve diğer kesimlerin etkisine de açıktır. Aradaki fark yalnızca derece farkıdır. 57 Liberalizme göre, devletin genel ya da ortak çıkarı temsil etmesinin en belirgin göstergesi, halkın seçimler yoluyla yöneticilerini seçmesi ve böylece hem var olan sistemi onaylaması hem de siyasal iktidarın izlediği politikaların çıkarına uygunluğunu denetleyebilmesidir. 58 Klasik liberal anlayış uluslararası ilişkileri, tıpkı iç politikada olduğu gibi karşılıklı çıkarların ortak çıkara hizmet ettiği bir alan olarak görmektedir. Diğer bir deyişle, devletler arasında bir çıkar uyumu vardır. Serbest ticaretin sağlayacağı avantajlar tüm ülkelerin çıkarına olacağı için savaşa gerek olmayacaktır. İnsanların çıkarı savaşta değil, barıştadır. Başka toprakları ele geçirmek gereksizdir ve daha masraflıdır. Bundan sağlanacak ekonomik çıkar, serbest ticaret politikasıyla fazlasıyla elde edilebilir. 59 Liberal düşünceye göre, demokratikleşme ve özgürlüklerin genişletilmesi bireylerin zenginleşmesini teşvik eder. Ticaret, insanlığın birbirine 56 İlhan Uzgel, Ulusal Çıkar ve Dış Politika, İmge Kitabevi, 1.Baskı, Ankara, Mayıs 2004, s A.g.e., s A.g.e., s A.g.e., s

34 bağımlı hale gelmesiyle savaş ve çatışmanın maliyetinin artmasına yol açtığı gibi barış, refah ve adaletin sağlanmasına yönelik uluslararası işbirliğinin ortaya çıkmasını da kolaylaştırır. 60 Liberalizmin temelini oluşturan özgürlüğün geliştirilmesi de uluslararası işbirliğini gerektirmektedir. İşbirliği, uluslararası etkileşimin ve karşılıklı bağımlılığın doğuracağı olası zararları azaltmak ve kazançları artırmak için gerekli olduğu gibi barış, refah ve adaletin sağlanması için de zorunludur. 61 Liberal uluslararası paradigmanın öncü düşünürlerinden biri olarak kabul edilen Immanuel Kant'ın ( ) Ebedi Barış ı (1795) onun toplumsal ve politik felsefesini açıkça ortaya koymaktadır. Kant, bir devletler federasyonunun, federatif bir özgür devletler cumhuriyetinin kurulmasını savunmuştur. Ulusal politik örgütlere üyeliklerine bakılmaksızın, tüm bireyler kozmopolitan hak ve ayrıcalıkları olan yurttaşlar olarak devletler federasyonuna katılacaklardı. Kant'a göre çeşitli devletler arasındaki ilişkileri yönetmek için hazırlanacak bir uluslararası yasanın şu ön maddeleri kapsaması gerekmektedir: 1-İçinde gizlenmiş yeni bir harp vesilesi bulunan hiçbir andlaşma bir barış andlaşması sayılamaz. Bir barış andlaşması, ileride doğması muhtemel bütün harp sebeplerini ortadan kaldırır. 2-İster küçük olsun ister büyük olsun, hiçbir bağımsız devlet, diğer herhangi bir devletin hâkimiyeti altına tevarüs, müdahale, alım-satım veya hibe yollarıyla asla geçmemelidir. 3- Daimi ordular zamanla ortadan tamamıyla kalkmalıdır. Daimi ordular her an harekete hazır görünerek, diğer devletlerin durmadan gözünü korkutur ve onları, askerlerinin sayısını arttırmakta birbirlerini geçmeğe teşvik eder. Sınır tanımayan bu rekabet, barışı kısa bir harpten daha külfetli yapan bir gider kaynağıdır; aynı zamanda, bu ağır yükten kurtulmak için devletleri harbe sürükler. 4-Devlet, dış menfaatlerini desteklemek için borçlanmalara 60 Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2004, s A.g.e. s

35 girişmemelidir. 5-Hiçbir devlet, diğer bir devletin esas teşkilatına veya hükümetine zor kullanarak karışmamalıdır. 6-Hiçbir devlet, harpte, ileride barış akdedileceği zaman, devletlerin birbirlerine karşılıklı güven duymalarını imkânsız kılacak düşman ülkesinde katiller, zehirleyiciler kullanmak, kapitülasyonlara aykırı hareket etmek, düşman tebaasını kendi devletine karşı ihanete kışkırtmak v.s. gibi yollara başvurmamalıdır. 62 Kant, bu ön maddelerden 1, 5 ve 6. sındaki kanunların derhal uygulanmasının gerektiğini, bu kanunların ebedi barışa götürecek kanunlar olduğunu ve bunlardan herhangi bir tavizin verilemeyeceğini ifade etmektedir. Geriye kalan 2, 3 ve 4. kanunların ise duruma ve şartlara bağlı olarak sübjektif takdirlere elverişli daha geniş kanunlar olduğunu belirtmektedir. Kantçı etik, evrenselci boyut ve amaç taşır. Bireyler, devletler ve diğer aktörlerden oluşan ve her aktörün etik ve rasyonel davrandığı kozmopolitan bir dünya topluluğunda evrensel hukukun mümkün olacağı, böylece ebedi barışa ulaşılacağı düşünülür. Kant ın Ebedi Barış projesinde bireyin devlete karşı haklarını koruyan bir cumhuriyetçi öğe, bir devletin diğer devletlere karşı haklarını düzenleyen uluslararası hukuk ve genel insanlık dünyasının bir parçası olan bireyin evrensel haklarını meşrulaştıran ve temellendiren bir kozmopolitan ahlak boyutu vardır. Barışın kurumsallaşması gerektiğini düşünen Kant, barışı savaşın olmadığı bir durumdan ibaret saymaz. Ebedi barışın üç temel şartı vardır. Birincisi, siyasal toplum içinde yaşayan bireylerin sivil hakları üzerine kurulu bir cumhuriyet; yasaları halkın yaptığı ve güçler ayrımının olduğu bir siyasal rejimdir bu. İkinci olarak, birbiriyle ilişki halindeki devletlerin uluslararası hakları (birbirlerine karşı olan hakları) üzerine kurulu bir uluslararası düzen. Bu, ulusların haklarını özgür ve 62 Immanuel Kant, Ebedi Barış Üzerine Felsefi Deneme, Çev: Yavuz Abadan, Seha L. Meray, SBF Yayınları, Ankara, 1960 s

36 barışçı bir devletler federasyonunda uluslararası hukuk çerçevesinde koruyan bir yapılanmadır. Federasyon bir dünya devleti değildir. Söz konusu olan bireylerin ve devletlerin gönüllü katılımına dayanan bir devletler federasyonudur. Üçüncü olarak, insanlığın evrensel oluşumunun temel taşı olan bireyler ile devletler arasında küresel uyumu mümkün kılacak kozmopolitan haklar üzerine bir uzlaşı ilkesine ulaşılmasıdır. Dış dünya ile ilişkilerde salt ulusal iyiler, doğrular ve çıkarlarla değil; evrensel iyiler, doğrular ve çıkarlarla da hareket edilmelidir. 63 Kant, uluslararası ilişkilerin görünürde egemen devletler arası ilişkiler gibi görülse bile devletin soyut bireyin ise somut varlıklar olduğuna işaret ederek bireyi esas alan uluslararası toplum anlayışını geliştirmiştir. Böylece Kant, uluslararası politikayı sadece egemen devletler arası ilişkiler olarak görmeyen modern uluslararası ilişkiler yaklaşımının felsefi temellerini ortaya koymuştur. 64 Liberal devlet anlayışına göre, devlet ve birey arasında benzerlikler bulunmaktadır. Liberal bir devlette tüm bireyler eşit yaratılır ve yaşam ve mülkiyet hakkı gibi doğuştan dokunulmaz haklara sahiptir. Birey bu haklarını güvence altına alması için devleti oluşturmuştur ve devlet gücünü yönettiği bireylerden alır. Aynı şekilde tüm devletler de eşittir ve var olma, bağımsızlık ve ulusal çıkarlarını koruma gibi birtakım dokunulmaz haklara sahiptir. Devlet, bu haklarını güvence altına almak için hukuku oluşturmuştur ve hukuk, meşru otorite olma konumunu, onu oluşturan devletlerden almaktadır. Liberal devlet, kendi iyiliği için değil halkın iyiliğini düşünerek onun için çalışmak zorunda olduğundan gündeminde de kendi için iyilik bulunmayıp daha 63 Atila Eralp, Devlet, Sistem ve Kimlik, İletişim Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2004, s

37 ziyade halkın kendisi için iyi olanı gerçekleştirmeye çalışır. Uluslararası sistemin de kendine özgü bir gündemi olamaz; esas gündem onu oluşturan devletlerin kendileri için (kendi halkı için) iyi olanı ve kendi değer sistemini geliştirmesini ve gerçekleştirmesini sağlayacak uygun bir ortamı oluşturmaktır. Nasıl ki liberal bir devlette hukuk, bireylerin temsilcilerinin ortak rızasıyla oluşur; uluslararası hukukun da devletlerin ortak rızası ile oluşması gerekir. Liberal paradigmaya göre, bir devletin egemenliğinden ödün vererek işbirliğini tercih etmesi, çıkarlarından ödün verdiği anlamına gelmemektedir. Uluslararası konularda devletlerin işbirliği yapması onların çıkarlarına aykırı değildir. Bir devletin çıkarı diğer devletlerin çıkarına bağlı olup, işbirliği yapmama bir devletin kısa görüşlü davranması anlamına gelmektedir. 65 Uluslararası sistemde devletlerin özerkliğinin ve bağımsızlıklarının bir dış saldırıya karşı korunabilmesi görevi, uluslararası hukuk tarafından ve bu çerçevede oluşturulmuş olan kurumlarca yerine getirilir. Liberaller uluslararası ilişkilerin iyileştirilmesi ve özellikle de savaşların ortadan kaldırılması için öneriler geliştirmişlerdir. Liberallere göre savaş, insan doğasının veya çıkar çatışmalarının değil, yanlış anlamaların ve yanlış hesapların sonucudur. Bunları arttıran bir faktör olarak silahlanma yarışı savaşın asıl sebeplerinden biridir. Uluslararası barışı sağlamanın yolu güven ve itimadı tesis etmekten geçer. Bu ise, daha az silahlanarak, hatta çok taraflı silahsızlanma sürecine başlayarak mümkündür. Ayrıca uluslararası hukuksal süreç ve mekanizmaların adaleti sağlayacağına ilişkin güvenin oluşması da sorunları savaşa kalkışarak çözmeye karşı bir alternatiftir. 66 Barışın korunması ve savaşın önlenmesi konusunda liberal düşünürler genelde 65 A.g.e. s Atila Eralp, Devlet, Sistem ve Kimlik, İletişim Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, s

38 savaşların artık azalmakta olduğunu varsaymaktadırlar. Bunda rol oynayan etkenler Viotti ve Kauppi'ye 67 göre esas olarak dört noktada toplanabilir: Birincisi, ticari liberalizm in ve buna bağlı olarak uluslararası ekonomik ilişkilerin gelişmesi, devletlerin savaşa başvurmasının maliyetini katlanılamaz hale getirmiştir. Ekonomik karşılıklı bağımlılığın artması nedeniyle savaşın bu ilişkilere zarar vermesi veya ortadan kaldıracak olması, devletlerin savaştan kaçınmasına yol açmaktadır. İkincisi, demokratik liberalizm in gelişmesine paralel olarak liberal demokratik sistemlerin de artması savaşı ve barışı sadece bir ülkedeki siyasal ve askeri seçkinlerin karar verdiği bir iş olmaktan çıkarmıştır. Artık siyasal liderler bu konulara karşı duyarlı olan kamuoyunun kaygılarını dikkate almak durumunda kalmaktadır ve dolayısıyla kamuoyunun savaş karşıtı bir tutum içinde olması karar vericileri etkilemektedir. Üçüncüsü, düzenleyici liberalizm olarak ifade edilen ve oyunun kuralları anlamına gelen uluslararası hukukun ve uluslararası örgütlerin yararına herkesin inanmaya başlaması, anlaşmazlıkların barışçıl yollardan çözülmesine yönelik uygulamaları teşvik etmesi ve global işbirliğinin artması da savaş olgusunu azaltıcı önemli bir işleve sahip olmuştur. Sonuncusu ise, savaşların acı tecrübelerini ve ağır maliyetini yaşayarak öğrenen Batı toplumunun savaş karşıtı bir tutum içinde olmasıdır. Kant da zaman ilerledikçe dünya politikasında savaş yerine aklın rolünün öne çıktığına dikkat çekmiştir. Liberal devletlerde savaşın maliyeti getirisinden daha fazla olduğundan ve toplumun tümünü etkileyeceğinden savaş arzu edilen bir durum değildir. Ayrıca devletler arasında ekonomik ilişkilerin artması, devletlerin büyüme, tam istihdam ve fiyat istikrarı gibi amaçlarını gerçekleştirirken aynı zamanda devletleri birbirlerine 67 Paul R. Viotti ve Mark V. Kauppi, International Relations Theory: Realism, Pluralism, Globalism, 2nd ed. New York, Macmillan Publishing Co. 1993, Akt: Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2004, s

39 bağımlı hale de getirmiştir. Dolayısıyla karşılıklı ekonomik bağımlılık, hem savaşın olumsuz etkisini arttıran hem de savaş olasılığının azalmasında etkili olduğu düşünülen önemli bir diğer faktördür. Uluslararası karşılıklı bağımlılık devlet ve uluslararası sistem düzeyinde etkisini göstermektedir. Bu çerçevede devletler birbirlerine bağımlılıklıları arttığı ölçüde aralarında savaş çıkma olasılığı azalmaktadır. Zira karşılıklı bağımlılıkta devletler arasında dinamik ekonomik güçlerin etkisi söz konusu olup, etkin ekonomik güçlerin desteğini kaybetme endişesi taşıyan bir devletin savaşa başvurma olasılığı da düşüktür. 68 Kant a dayandırılan liberal uluslararası ilişkiler anlayışına göre, liberal devletler genelde barış ve işbirliğine daha yatkındırlar. Bunların hem kendi aralarında hem de liberal olmayan devletlerle aralarında zaman zaman çatışmalar yaşanmışsa da bunlar nihai aşamada anlaşmayla sonuçlanmış ve bu devletler liberal olmayan devletlere karşı işbirliği yapabilmişlerdir. Kant'ın anlayışı çerçevesinde liberal devletlerin kendi aralarında barış ve işbirliğini kolaylıkla geliştirebileceklerine, bunların aralarında yaptıkları anlaşmalarla bir barış ve işbirliği federasyonunu oluşturabileceklerine dikkat çekilmekte, ebedi barışın gerçekleşebileceği düşüncesi üzerinde durulmakta ve demokratik ülkelerin artması durumunda uluslararası ortamın daha barışçı olacağı savunulmaktadır. 69 Liberallere göre, kurumsallaşma hem belirsizlik ve korkuyu azalttığından hem de uluslararası eğitim ve etkileşim, yanlış bilgilenme ve yanlış algılamadan kaynaklanan korku ve düşmanlığı en aza indirdiğinden pozitif toplamlı ilişkiler (işbirliği 68 Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa Yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2004, ss A.g.e., s

40 olanakları) artmıştır. 70 Modern gelişmiş demokrasiler aynı zamanda refah devletleri olup, güç ve prestij yerine ekonomik gelişme ve sosyal güvenlik konularına ağırlık vermektedirler. Bu nedenle, devletlerin birbirlerini potansiyel düşman olarak gördükleri için işbirliğinden kaçındıklarına ilişkin realist savlara karşı çıkan liberaller, devletlerin birbirlerini uluslararası güvenliği ve ülke içi refahı artırmada işbirliği yapabilecekleri ortaklar olarak görmektedirler. 71 Liberallere göre uluslararası ilişkilerin tek gündemi güvenlik konuları değildir. XX. yüzyıldan itibaren uluslararası ilişkilerde gündemin çeşitlenmeye başladığı; refah, modernleşme, çevre ve benzeri konuların en az güvenlik konuları kadar dış politik tutum ve tavırları etkilediği kabul edilmektedir. Diğer bir deyişle, artık devletlerin dış politikalarını yönlendiren tek unsur sadece güvenlik faktörü olmaktan çıkmış; ticaret, para, göç, sağlık, çevre ve benzeri konular güvenlik konuları kadar önemli hale gelmiştir. Böylece realist paradigmanın güvenlik konularını yüksek düzeyde politika, ekonomik ve sosyal konuları ise düşük düzeyde politika olarak değerlendirmesine karşın; liberal paradigma ekonomik ve sosyal konuların da artık güvenlik konusu kadar önemli olduğunu belirtmekte ve bunlar arasında yüksek düzeyde politika ve düşük düzeyde politika ayrımı yapmamaktadır. Dolayısıyla bu konular da ulusal çıkar konuları olmaktadır. Marxizmin ulusal çıkara bakış açısı ise realist ve liberal paradigmalardan farklılık göstermektedir. Marxizmde ulusal çıkar egemen sınıfın çıkarlarını ifade etmektedir ve bu kavram yalnızca bir gizleme görevi görmektedir. Bu yaklaşıma göre tek bir ulusal çıkar yoktur, sınıfsal çıkarlar vardır ve ezen sınıfla ezilen sınıfın çıkarları aynı 70 A.g.e. s Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa yayınları, 4. Baskı, İstanbul, s

41 değildir. Yani ulusal çıkar egemen sınıfın kendi çıkarını tüm topluma ortak çıkarmış gibi kabul ettirmesine yarayan bir kavramdır. 72 Marx, burjuvazinin kendi çıkarını genel ve bütün toplumun çıkarı olarak göstermesini, feodalizm karşısında toplumsal kesimlerin desteğini sağlama çabasına bağlamaktadır. Marx a göre egemen sınıfın düşünceleri her dönemde egemen düşüncelerdir; yani bir toplumu maddi anlamda yöneten sınıf aynı zamanda o sınıfın egemen entelektüel gücü olmaktadır. Maddi üretim araçlarına sahip olan sınıf, bunun bir sonucu olarak düşünsel ürünlerin ortaya çıkışını da denetlemektedir. Marx ın, toplumun kurumsal ve ideolojik yapısının ekonomik üretim ilişkileri tarafından belirlendiği varsayımına indirgediği görüşüne göre ekonomik sistemi denetleyebilen siyasal sistemi de denetler. Devletler bu nedenle burjuvazinin proletarya üzerindeki egemenliğini güçlendirmeye yaramaktadır. Sosyalizm bu bağlamda sınıfların ortadan kalkmasına yol açarak devletin de ortadan kalkmasını sağlayacaktır. 73 Diyalektik bir tarih anlayışını benimseyen Marx ve Engels'e göre tarih boyunca baskı altında tutulan ezilen sınıflar ile egemen güçler arasındaki çatışma devam etmiştir. Günümüze kadarki bütün savaşlar sınıf savaşıdır. Bu savaş özgür insan ile köle, patrisyen ile pleb, bey ile serf, lonca ustası ile kalfa, tek kelimeyle ezen ile ezilen arasında süregelmiştir. Bu mücadele kimi zaman örtülü kimi zaman açıktan ama daima var olmuş ve son kertede burjuvazi ile proletaryanın savaşına dönüşmüştür. 74 Dolayısıyla tarihi, bir sınıf mücadelesi tarihi olarak alan Marx a göre; ezen sınıf ile ezilen sınıf arasındaki bu mücadele hep yeni bir ekonomik, siyasal ve toplumsal sistemin doğmasıyla sonuçlanmıştır. Marxist yaklaşım ulusal çıkarı devlet-sınıf ilişkileri ekseninde ele 72 Baskın Oran, Türk Dış Politikası, İletişim Yayınları, 8. Baskı, İstanbul,2003. s Tayyar Arı, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2004, s A.g.e. s

42 almakta ve devletin iktidarda bulunan sınıfların çıkarlarını koruduğunu, bu çıkarları tüm topluma kabul ettirmek ve rızalarını almak için ulusal çıkar kavramına başvurduğunu varsaymaktadır. Marx ve Engels iktidara yönelen her sınıfın, tıpkı işçi sınıfı gibi, kendi çıkarını genel çıkar olarak sunmak zorunda olduğunu belirtmektedir. Her bir yeni sınıf, amacını gerçekleştirmek için, kendi çıkarlarını bütün toplumun üyelerinin çıkarı olarak gösterir ve bunu da ideal bir biçim içinde sunar. Kendi düşüncelerine evrensellik boyutu katmak zorundadır ve bunları tek geçerli evrensel ve akılcı düşünce olarak ortaya koyar. Yeni yükselişe geçen bir sınıf, kendisinden önceki sınıfı karşısına alacaktır. Bu karşı çıkışı da kendi adına değil, bütün toplum adına yaptığı iddiasında olacaktır. Eski sınıf içinde olumsuz konumda bulunan birçok kişi, bu yeni oluşan sınıfı destekleyerek egemen bir konum elde etmeye çalışacaktır. Burjuvazinin kendi çıkarını toplumun çıkarı olarak sunmasının bir sonucu olarak, o toplumda kapitalist üretim biçiminin egemen olması ve toplumun bu yönde ideolojik olarak bilinçlendirilmesi Marx ın çıkar anlayışının temelini oluşturmaktadır. 75 Marx bunun yanında her bir ulusun burjuvazisinin aynı ulusal çıkarlara sahip olabileceğini de kabul etmektedir. Çünkü bir ülkedeki kapitalist sınıfın çıkarları diğer ülkelerdeki kapitalistlerin çıkarıyla çatışır. İşçi sınıfının çıkarı ise, burjuvaziden farklı olarak ulusal sınırları aşar ve diğer ülkelerdeki işçi sınıflarıyla bütünlük gösterir. Marx sınıflı bir toplumda ulusal çıkarın bulunamayacağını, ancak sınıflara ait çıkarların bulunacağını savunur. Dolayısıyla, ulusal çıkar Marx a göre; toplumun tümüne değil, 75 İlhan Uzgel, Ulusal Çıkar ve Dış Politika, İmge Kitabevi, 1.Baskı, Ankara, Mayıs 2004, s

43 burjuvaziye ait çıkar anlamına gelir. 76 Devlet toplumsal istikrarı sağlayabilmek, tarafsız görünümünü sürdürebilmek ve meşruiyetini koruyabilmek için ulusal çıkar adına hareket ettiğini ileri sürer. Kuşkusuz bu kavram, Marksizm e göre, devletin meşrulaştırma araçlarından yalnızca biridir. Bunun yanında, örneğin serbest seçimler, parlamento ve diğer üstyapı kurumları da kapitalist sistemde halkın desteğini sağlayan etkenlerdir. 77 Kapitalist sınıfın ekonomik çıkarlarının yeniden üretimi doğrudan etkilenmediği sürece devlet, yönetilen sınıflara özveride bulunabilir. Diğer bir deyişle; devlet ulusal çıkar adına hareket ettiğini belirttiği durumlarda ve bu gerçekten halk kesiminin çıkarlarıyla örtüştüğü zaman bile, sonuçta egemen sınıflara hizmet etmekte, uzun vadede onun çıkarlarını gözetiyor olmaktadır. Doğrudan kapitalist sınıfın çıkarını gözettiği durumlarda da yine ulusal çıkar kavramını kullanarak o yönde politika uyguladığını ileri sürmektedir. Zaten Marxizmde halkın genel çıkarı kavramı devletin işlevinin ideolojik maskesidir. 78 Marxist yaklaşımın temeli, devletin kapitalist sınıfın doğrudan aracı olmadan da genel olarak onun çıkarlarına uygun davranabileceğini savunmasıdır. Dolayısıyla, bir sınıf toplumsal yapıda siyasal olarak değil; fakat ekonomik olarak egemen olabilir. Eğer devlet son aşamada kapitalist üretim biçiminin sürmesi için gerekli koşulları sağlıyorsa, kapitalist sınıfın ayrıca bu işlevi üstlenmesinin gereği ortadan kalkmaktadır. Devlet bu sınıftan belli ölçüde özerk durarak sistemin sürmesi için halk kesimine verilmesi gereken ödünleri de verebilmektedir. Böylelikle, devlet sisteme ilişkin meşruiyet sorununu da aşmaya 76 A.g.e. s İlhan Uzgel, Ulusal Çıkar ve Dış Politika, İmge Kitabevi, 1.Baskı, Ankara, Mayıs 2004, s A.g.e.,

44 çalışmaktadır. Devlet meşruiyet sorununu aşmak için iki yol izlemektedir. Bunlardan biri, uygulamada diğer sınıflar lehine sınırlı düzeyde de olsa yapılan fedakârlıklardır. Diğeri ise, ideolojik düzeyde, hegemonya kurmaya yönelik girişimlerdir. Bunların en önde geleni de izlenen politikaların ulusal çıkar ı yansıttığı iddiasıdır. 79 Devlet ulusal çıkar adına hareket ettiğini ileri sürerek kapitalist sınıfın hegemonyasını güçlendirmeye çalışır. Yukarıda bahsedilen bu yaklaşımlardan özellikle realizm Türkiye de en yaygın olarak kabul edilen yaklaşım olmuştur. 80 Bu yaklaşımın kabul görmesinde Türkiye nin içinde bulunduğu coğrafik ve stratejik konum, bölgesel istikrarsızlıklar ve buralarda güç kullanımının yaygın olması, stratejik çekişmeler, milliyetçiliğin yükselişi gibi ilk bakışta realist yaklaşımla açıklanmaya ve analiz edilmeye uygun gelişmelerin olması önemli etkenlerdi. 81 Bunun yanında güce ve özellikle askeri güce önem veren, Cumhuriyet in kuruluş özelliklerinin bir sonucu olarak yalnızca dış politikayı değil iç politikayı da bir güvenlik alanı olarak alan Türk siyasi ve askeri eliti için realizm uluslararası ilişkilerde bir perspektif sağlamıştır. Realizm in örtük olarak dış politikada devleti tek bir parça, dıştan gelen etkilere karşılık veren bir bilardo topu olarak gören yaklaşımı, dış politikanın partiler üstü, iç çekişmelerden uzak, artık kimin tarafından belirlendiği unutulmuş politikaların ulusal çıkar olarak sunulduğu bir alan olması, kısacası bir devlet politikası olarak görülmesi de bu yaklaşımın Türkiye de tutmasına katkıda bulunmuş olmalıdır A.g.e. s A.g.e. s A.g.e. s A.g.e. s

45 Realist yaklaşımın siyasal çevrede kabulüne paralel olarak ticari yayıncılık alanında da adı geçen yaklaşımın benimsendiğini söylemek amacıyla girişilen bu tez çalışması, liberal yaklaşımı benimsediği iddiasını taşıyan ticari yayıncılığın ulusal çıkar ların söz konusu olduğu olağandışı zamanlarda tüm liberal ve çoğulcu taleplerini göz ardı ettiği, realist yaklaşımın ulusal çıkar anlayışına dayandığı iddiasını taşımaktadır. Çalışmada, siyasal yelpazenin hangi tarafında yer alırsa alsın ticari yayıncılığın, bu tez çalışmasında basının, ulus devlet merkezli çıkar anlayışını yaygınlaştırmaya çalıştığı vurgulanmak istenmektedir. Bu çalışma, sınıf çıkarlarını, sivil toplum ya da uluslararası kuruluşların görüşlerini ya da uluslararası hukuk ve adalet anlayışını işleyen basının olağandışı hallerde ortaya çıkmadığı görüşündedir. Bu iddia medya ve ulusal çıkar arasındaki ilişkiyi irdeleyen diğer çalışmalarda da ortaya konulmuştur. John Keane, Medya ve Demokrasi kitabında özellikle bunalım dönemlerinde medya üzerindeki siyasi baskının arttığını belirtmektedir. Siyasal otoriteler, medyanın devlet cephaneliğine aksesuar olmaktan öte yararlı ya da meşru bir işlevi olmadığını düşünürler. Medya gayet belirgin bir siyasal rol oynamak durumunda kalır. Yurttaşlar arasındaki bunalım duygusunu kolektifleştirerek ve bunalımın (ki, medya aracılığı ile olayı bunalım olarak tanımlayanlar da kendileridir) tedavisi için sıkı önlemler alınması gerektiği yolundaki resmi iddiaları yayarak, örtük bunalımın açık bunalım haline dönüşmesini sağlarlar. 83 Keane, bununla gerektiğinde ulusal çıkarın medya aracılığıyla nasıl üretildiğini göstermektedir. Yapılan diğer medya çalışmalarında, medyanın içinde bulunduğu şartların medyayı buna zorladığı belirtilmektedir. Medyanın Kamuoyu İmalatı adlı 83 John Keane, Medya ve Demokrasi, Çev: Haluk Şahin, Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1999, s

46 çalışmasında Noam Chomsky şu tespitleri yapmaktadır: Ekonomik zorunluluklar ve karşılıklı çıkarlar, medyanın güçlü haber kaynakları ile ortak yaşamlı (sembiyotik) bir ilişki kurmasına neden olur. Medya, düzenli ve güvenilir haber akışına muhtaçtır. Günlük haber taleplerini karşılamak için zorunlu bir haber çizelgesine uymak durumunda olan medya, mali nedenlerle, önemli bir olayın meydana gelebileceği her yerde muhabir ve kamera bulunduramaz. Ekonomik gerekçelerle, kaynaklarını sık sık önemli olayların olduğu, dedikoduların yayıldığı, önemli haberlerin sızdığı ve düzenli olarak basın toplantılarının yapıldığı yerlerde yoğunlaştırır. Beyaz Saray, Pentagon (Savunma Bakanlığı) ve Dışişleri Bakanlığı hepsi Washington dadır- bu tür haber faaliyetlerinin kilit noktalarıdır. Yerel düzeyde ise muhabirler için düzenli haber kaynağı belediye ve polis merkezidir. Hükümet ve şirket kaynakları, konumları ve saygınlıkları dolayısıyla tanınmış ve inandırıcı olma gibi üstünlüklere de sahiptir. Bu medya açısından önemlidir. 84 Mark Fishman a göre: Medya çalışanları bürokratların aktardığı öykülerin gerçeğe uygun olduğunu düşünme eğilimindedirler; çünkü bilme yetkisine sahip uzmanları olan kurallı bir toplum düzenini onlar da savunurlar. Muhabirler, resmi görevlilerin işleri neyi gerektiriyorsa onu bilmekle yükümlü oldukları düşüncesiyle hareket ederler Yani bir medya çalışanı bir bürokratın söylediklerini yalnızca bir iddia olarak değil, güvenilir ve yetkin bir kişinin verdiği bilgi olarak kabul eder. Bu durum manevi bir iş bölümü oluşturur. Resmi görevliler gerçeği bilirler ve sunarlar; muhabirlerin işi ise bilgiyi almaktan ibarettir Noam Chomsky, Edward S. Herman, David Peterson, Justin Podor; Medyanın Kamuoyu İmalatı, çev: Adnan Köymen, Ebru Kalak, Hale Alpman, Özge İnciler, Işıl Esendir, Chiviyazıları, Birinci Basım, İstanbul, Mark fishman, Manufacturing The News, Austin: University of Texas Press. 1980, sayfa 143 Akt: Noam Chomsky, Edward S. Herman, David Peterson, Justin Podor; Medyanın Kamuoyu İmalatı, çev: Adnan Köymen, Ebru Kalak, Hale Alpman, Özge İnciler, Işıl Esendir, Chiviyazıları, Birinci Basım, İstanbul,

47 Resmi kaynaklara böylesine ağırlık vermenin bir başka nedeni de medyanın haberleri nesnel biçimde iletme iddiasıdır. Nesnellik iddiasını sürdürmek ve kendisini önyargılı olma eleştirilerinden ve hakaret davalarından kurtarmak için medya, doğruluğu kolayca iddia edilebilecek malzemeye ihtiyaç duyar. 86 Bu durum kısmen de mali bir konudur: Güvenilir sayılabilecek kaynaklardan alınan haberler araştırma maliyetlerini azaltırken, ilk bakışta güvenilir görünmeyen kaynaklardan alınan ya da eleştiri ve tehdit konusu olabilecek haberler dikkatli denetim ve pahalı araştırma gerektirir. Esas haber kaynakları olan büyük şirket ve hükümet bürokrasilerinin yürüttüğü halkla ilişkiler faaliyetleri çok geniş boyutludur ve medyada mutlaka özel biçimde yer alır. Örneğin Pentagon, emrindeki halkla ilişkiler bürosunda binlerce kişi çalıştırır, bu alanda her yıl yüz milyonlarca dolar harcama yapar; böylece yalnızca şu ya da bu muhalif grup ya da kişinin değil, muhalif grupların genel toplamının halkla ilişkilere ayırdığı kaynakları kat kat geride bırakır. Ulusal ve uluslararası politikalar konusundaki haber kaynakları resmi çevreler olan bir medyanın ulusal çıkarları resmi politikanın görüşü çerçevesinde işleyeceği zorunlu olarak karşımıza çıkmaktadır. Duran, makalesinde Türk medyası ile ilgili olarak şu tespitleri yapmaktadır: Basın, cumhuriyetten bu yana hep bürokratik ve askeri elitlerin çizmiş olduğu sınırların dışına çıkmamıştır. Türk medyası; her bakımdan, ideolojik, mali ve ekonomik açılardan çok zayıftır. Türk ticari medyası Türk Silahlı Kuvvetleri ne ve Türk büyük sermayesine dayanır. Bu bakımdan Türk medyasının yayın hayatına başlamasından beri en önemli özelliklerinden 86 Gaye Tuchman, Objectivity As Strategic Rituel: An Examination of Newsman s Notion of Objectivity American Journal of Sociology 77, 1972, sayı 2, sayfa Akt: Noam Chomsky, Edward S. Herman, David Peterson, Justin Podor ; Medyanın Kamuoyu İmalatı, çev: Adnan Köymen, Ebru Kalak, Hale Alpman, Özge İnciler, Işıl Esendir, Chiviyazıları, Birinci Basım, İstanbul,

48 biri, genel anlamda iktidara, güçlüye dayanmaktır. Türk medyası ülke içerisinde sürekli olarak iktidar yanlısı, siyasi-ideolojik-askeri iktidar yanlısı, hep güçten, güçlüden yana ve güçsüze karşı olmuştur. Uluslararası alanda da en güçlüden yanadır. Türk medyası Türkiye toplumunu değil, Türk egemen sınıflarını yansıtır. Azınlığın sözcüsüdür. 87 Bu konuda Türkiye de yapılmış olan görgül araştırmalara baktığımızda iki farklı yaklaşımla karşılaşırız. Bunlardan birincisi; basının ulusal veya uluslararası olaylarda ülkelerinin resmi politikalarını desteklediği ve ulusal çıkarları da bu doğrultuda ele aldıkları tespit edilmiştir. Örneğin Kore Savaşı ile ilgili olarak yapılan Kore Savaşı ve Türk Basını adlı araştırmada basının Kore ye asker gönderme ile ilgili olarak hükümeti ve alınan kararı tamamen desteklediği hükümet yanlısı olmayan gazetelerin ise genellikle kararı değil kararın alış şeklini eleştirdikleri ortaya çıkarılmıştır. Anılan çalışmada basının kamuoyunu yansıtma görevi yerine basın-iktidar ilişkisi bağlamında hükümet adına kamuoyu oluşturma misyonunu benimsemiştir sonucuna varılmıştır. 88 Duran ın Türk Medyası Neden Savaş Yanlısı adlı makalesinde Türk basınının geçmiş dönemde savaşlara karşı nasıl bir tutum izlediği açıklanmakta Kore savaşından bu yana; Cezayir, Vietnam, Kıbrıs, Güneydoğu Anadolu, Irak 91, Somali, Bosna, Kosova, Afganistan savaşlarının çok kısa bir taramasının yapılması durumunda, Türk medyasının savaş konusundaki tutumunun nasıl olduğunun görüleceği belirtilmektedir. Bütün bu sayılan savaşlarda hep savaştan yana üstelik de savaşlarda hep saldırgandan yana olduğu yalnızca 1978 deki SSCB nin Afganistan a yönelik saldırısında Sovyetleri desteklemediği, onun nedeninin de saldıranın 87 Ragıp Duran, Türk Medyası Neden Savaş Yanlısı Savaş ve Medya, İLAD, Eskişehir, 2003, s Nazan Kahraman, Kore Savaşı ve Türk Basını-Mayıs-Ekim 1950 Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. 40

49 komünist, saldırıya uğrayanın ise bir İslam ülkesi olmasıdır. Ancak yine de Afganistan daki Sovyet işgaline karşı çıkan direnişçileri Şeriatçı Ortaçağ Zihniyeti diye karalamaktan da kendisini alamadığı yani resmi ideolojinin dışına çıkamadığı görülmektedir. 89 Le Monde, New York Times ve The Guardian gazetelerinin Körfez Savaşı hakkındaki yayın politikalarının incelendiği Medyada Ulusal Bakış Açıları adlı çalışmada, her üç gazetenin de ülkelerinin dış politikaları paralelinde yayın yaptıkları ortaya konulmuştur. 90 Yine aynı şekilde Türkiye deki ulusal gazeteler üzerinde yapılan çalışmalarda ulusal çıkarın genellikle resmi dış politika çerçevesinde değerlendirildiği görülmüştür. Türk basınının Irak Savaşı dönemindeki tutumunun ele alındığı bir çalışmada Irak Savaşı döneminde Türk Basını nın tutumunun basının savaş dönemlerinde barışın korunması ve barış kültürünün geliştirilmesi konusunda üzerine düşen görevi yerine getirmediğini, kamuoyu oluşturma ve yayma gibi önemli bir güce sahip olan basının, gündeminde savaşın Türkiye ile ilgili konularını ön planda tuttuğunu, savaş karşıtı kamuoyunun sesine yeteri kadar yer vermemiş olduğunu böylelikle savaş karşıtı bir toplumsal muhalefet yönünde olumsuz tutum sergilendiği sonucuna varılmıştır. 91 İkinci olarak ise; basının benimsemiş olduğu ideoloji çerçevesinde ulusal veya uluslararası olayları ele aldığı sonucuna varan araştırmalarla karşılaşmaktayız. Ancak bunun da tamamıyla resmi dış politikadan bağımsız olduğu söylenemez. II. Körfez Savaşı ile ilgili olarak yapılan Uluslararası İletişim Düzeni Bağlamında Türk 89 Ragıp Duran, Türk Medyası Neden Savaş Yanlısı Savaş ve Medya, İLAD, Eskişehir, 2003, s Zeynep İşcan; Medyada Ulusal Bakış Açıları, Le Monde, New York Times ve The Guardian Gazetelerinde 2003 Irak Savaşı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. 91 Deniz Kaplan, Türk Basını nın Irak Savaşı Dönemindeki Tutumu: Cumhuriyet, Hürriyet ve Zaman Gazeteleri Örneklemi Yüksek Lisans Tezi. 41

50 Basınında Yer Alan Dış Haberlerin İncelenmesi adlı araştırmada elde edilen sonuca göre; yazılı basın, Körfez Savaşı ile ilgili haberleri kendi yayın politikası doğrultusunda değerlendirip sunmuştur. Aynı habere ait haber başlığının punto, karakter, alan seçimi, görüntü öğelerinin kullanılması ayrıca savaşa ait yorumlar tamamıyla o gazetenin görüşü doğrultusunda olmuştur. 92 Tüm bunların sonucunda şunu diyebiliriz ki gücü merkezine alan ve güçlünün haklı olduğunu savunan realist kuramın ulusal çıkarları tanımlayışı ve kararların meşruiyetini güç olgusuna dayandırması daha çok uluslararası sistemdeki en güçlü devletin ya da güçlü devletlerin işine yarayacağı bellidir. Türkiye de realist bakış açısı siyasal sürece hâkim olan karamsarlığı besleyen bir işleve sahip olmuştur. Uluslararası alanda anarşiyi veri olarak alan, çatışmayı, güç mücadelesini bitmeyen bir süreç olarak kabul eden ve devletlerin güçlü olmak için birbirlerini zayıflatmaya çalışacaklarına ilişkin varsayımlar, yansımalarını bir ölçüde karar verme süreçlerinde de bulmuştur. Türkiye de dış politikanın bunun üzerine bina edilmiş olması basının da ulusal çıkarları genellikle bu kuram çerçevesinde ele almasına neden olmuştur. Yukarda da bahsettiğimiz gibi Türkiye deki egemen medyanın, resmi politikanın çizmiş olduğu çerçevenin dışına çıkamamasını da beraberinde getirmiştir. Türkiye de yazılı basında, realizmin uluslararası ilişkiler anlayışının temelini oluşturan ulusal çıkar kavramının ele alınışı ve basının belli uluslararası olay ve savaşlar dolayısıyla Türkiye nin ulusal çıkarlarını nerelerde gördüğünü ve basında Türkiye nin öncelemesi gereken ulusal çıkarlarının ne olması gerektiğini tespit 92 Filiz Seçim, Uluslararası İletişim Düzeni Bağlamında Türk Basınında Yer Alan Dış Haberlerin İncelenmesi,Yayımlanmamış Doktora Tezi. 42

51 etmeye çalışan bu çalışma temelde iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde ulusal çıkarı merkeze alan savaş olgusunun medyada nasıl anlamlandırıldığı üzerinde durulacak ve medyanın inşa edilen ulusal çıkarları nasıl ele aldığı incelenecektir. Burada ulusal ve uluslararası bunalım dönemlerinde medyanın tavrı, medya ve savaş başlığı altında tartışılacaktır. Aynı zamanda bu bölümde Türkiye nin çeşitli uluslararası kriz ve savaş dönemlerinde yurtdışına asker göndermek için TBMM den aldığı kararların dönemin yazılı basını tarafından ulusal çıkar kavramı çerçevesinde nasıl ele alındıkları ve dönemin basınının Türkiye nin ulusal çıkarlarını nerelerde gördüğü niteliksel içerik analizi yöntemi ile ortaya konmaya çalışılacaktır. Bu bölümde ele alınan belirli dönemler ve incelenen gazeteler şunlar olacaktır: Kore Savaşı 26 Haziran 26 Temmuz 1950 Hürriyet ve Milliyet gazeteleri, Kıbrıs Barış Harekâtı 20 Haziran 20 Temmuz 1974 Hürriyet ve Milliyet gazeteleri, Körfez Savaşı 17 Aralık Ocak 1991 Sabah ve Türkiye gazeteleri, Bosna Savaşı 08 Kasım 08 Aralık 1992 Hürriyet ve Sabah gazeteleri, Kosova Savaşı 09 Eylül 09 Ekim 1998 Hürriyet ve Sabah gazeteleri, Afganistan Savaşı 12 Eylül 12 Ekim 2001 Hürriyet ve Milliyet gazeteleri olacaktır. Bu gazetelerin seçilme nedeni incelenen dönemlerde en yüksek tirajlı gazeteler olmalarıdır. İncelenen gazetelere Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi arşivi ve Milli Kütüphane arşivinden ulaşılmıştır. Bu bölümde çözümleme için dört kategori oluşturulmuştur. Bu dört kategorinin seçilmesinin nedeni basının taraf olduğu bir çatışmada oluşturulan kategorilerin, basının ulusal çıkarları nerelerde gördüklerini, hangi bağlamlar üzerinden ulusal çıkarları değerlendirdiklerini ortaya koymaya müsait olmasındandır. Ayrıca basının taraf olduğu bir çatışmada taraf olunan ülkenin ve karşı taraf olarak tanımlanan ülkenin nasıl ele alındığını, söylemsel kuruluşun nasıl kurulduğunu ortaya koyması 43

52 açısından yararlı olarak görülmüştür. Bunlar; haber aktörleri, çatışmanın iyi ve kötü taraflarının belirlenmesi, çatışma ile ilgili kurulan tarihsel bağlantılar ve Türkiye nin ulusal çıkarları kategorileridir. Haber aktörlerinin tespiti haberlerde hangi kaynaklara daha çok başvurulduğu, bu kaynakların haber metinlerinde nasıl sunulduğu basının taraf olduğu bir çatışmada basının desteklediği ve karşı olduğu tarafı belirlemede önemlidir. Zira; Haberde egemen söylemler temsil edilir ve metin egemen söylemlerin etrafında kapanır. 93 Basın egemen söylemlerin sadece doğrudan bir aktarıcısı (tırnak içine alarak aktaran) değildir. Haberde anlatıcı bu söylemler içindeki durumsallığını sözcük seçimleri ve vurguları ile açığa vurmaktadır. 94 Taraf olunan ülkenin aktörleri olumlanırken, karşısında durulan tarafın aktörleri olumsuzlanacaktır. Bu da bize basının ulusal çıkarları daha çok hangi tarafta gördüğünü tespit etmeye yarayacaktır. Çatışmanın iyi ve kötü taraflarının belirlenmesi tutulacak tarafın da belirlenmesi ve desteklenmesi anlamına geleceği için önemlidir. Böylece iyi tarafın olumlu özellikleri ön plana çıkarılacak, kötü tarafın ise olumsuz yönleri ön plana çıkarılarak Türkiye nin ulusal çıkarlarının hangi tarafta yer almakta olduğu konusunda belirli bir bakış açısı oluşturulacaktır. Bu amaçla araştırmada zalim-mazlum, saldırgansaldırıya uğrayan ayrımına gidilerek basında çatışmanın iyi ve kötü taraflarının kimler olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Savaşın genel çerçevelerindeki ulusal çıkarların incelenmesi üçüncü olarak haberlerin tarihsel olaylar üzerinden nasıl sunulduğu, tarafların siyasi tarihlerindeki ve dünya 93 M. Ayşe İnal, Haberi Okumak, Temuçin Yayınları, İstanbul, 1996, s A.g..e., s

53 tarihindeki olaylar veya diğer çatışmalardan hangileri ile benzerlikler kurulduğu araştırılmıştır. Gazetecilerin tarihsel olaylar üzerinden bir savaşı anlatmaları, savaşa bakış çerçevelerinin çıkış noktalarını oluşturmaktadır. Bu ise yaşanan olayın tanımlanması açısından önemlidir. Tarihsel kıyaslamalar hem okuyucu için savaşın bağlamının iyi ve kolay anlaşılmasını sağlayacak, hem de bu yolla ulusal bakış açıları oluşturulmaya başlanacaktır. Dolayısıyla bu bölüm basının politikasını yansıtan genel çerçevelerin belirlenmesi açısından önemli kabul edilmiş ve araştırmanın üçüncü aşaması olarak belirlenmiştir. Dördüncü kategoride, bu çatışmada, Türkiye nin ulusal çıkarlarının neler olduğu, basının ulusal çıkarları nerelerde gördüğü incelenmiştir. Burada basının ulusal çıkarları ele alışı ve Türkiye nin ulusal çıkarlarını nasıl tanımlandığı ortaya konmaya çalışılmıştır. Birinci bölümde dilsel anlamda herhangi bir çözümleme yapılmayacaktır. Bunun en önemli nedeni, çalışmamızın bu bölümünün amacının yalnızca bir tarihsel değerlendirme ile Türkiye de basında ulusal çıkara yüklenen anlamların sürekliliğine dikkat çekilerek ikinci bölümdeki analiz için bir tarihsel bağlam oluşturulmak istenmesidir. Gazetelerin seçim kriterinde basının sahip olduğu ideolojinin değil de tirajın dikkate alınmış olması bizi söylemsel bir çözümleme yapmaktan alıkoyan diğer bir unsurdur. Bu bölümde Tarihsel bir süreç içinde ulusal çıkarın medyada betimlenmesi ile ilgili bir sürekliliği ortaya koymak suretiyle, ulusal çıkarın basın tarafından her dönemde yeniden inşa edildiğini göstermek amacıyla basının söz konusu olaylara yaklaşımı genel bir çerçeveyle ele alınmış ve dönemin en yüksek 45

54 tirajlı iki gazetesi inceleme alanına alınmıştır. Bu araştırmada amaç, Türkiye nin taraf olduğu ve TBMM den yurt dışına asker gönderme izni aldığı yukarda adı geçen belli savaşların dönemin basını tarafından ele alınırken ulusal çıkar önceliklerinin neler olduğu, bu çıkarların nasıl kurulduğunu incelemektir. Türkiye nin taraf olduğu savaşlar tarihsel bir süreç içerisinde incelenerek Türkiye nin ulusal çıkarlarının medyaya yansıması çıkış noktası olarak alınmıştır. Tarihsel bir sürecin takip edilmesinin en önemli nedeni basının her dönemde üzerinde uzlaştığı ulusal çıkarları belirlemek ve dünyada meydana gelen gelişmeler karşısında basının Türkiye nin ulusal çıkarlarını tanımlarken ne tür değişiklikler gösterdiğini ortaya çıkarmaktır. Bu amaçla ele alınan gazetelerin Türkiye nin yurt dışına asker gönderme kararından önceki bir aylık zaman diliminde tüm haber ve köşe yazıları incelenmiştir. İkinci bölümde, 1 Mart 2003 te TBMM de oylanan ve reddedilen Türk Silahlı Kuvvetlerinin Yabancı Ülkelere Gönderilmesi ve Yabancı Silahlı Kuvvetlerin Türkiye de Bulunması İçin Hükümete Yetki Verilmesine İlişkin Başbakanlık Tezkeresi nin farklı ideolojik görüşlere sahip ulusal basında ulusal çıkarlar açısından ele alınış biçimleri incelenmiştir. Bu bölümde üç farklı ideolojik görüşü temsil ettiği varsayılan gazeteler ele alınmıştır. Bu gazeteler şunlardır: Liberal basını temsilen Hürriyet ve Sabah, muhafazakâr basını temsilen Milli Gazete ve Yeni Şafak ve Sol Basını temsilen Cumhuriyet gazetesi incelenmiştir. Bu amaçla 25 Şubat 25 Mart 2003 tarihleri arasındaki yukarıda adı geçen gazetelerin haber ve yorumları taranmıştır. Bu bölümde izlenen yöntemle ilgili ayrıntılı bilgi anılan bölümün başında verilmiştir. 46

55 1. BÖLÜM: ULUSAL ÇIKARIN İNŞAASI VE MEDYA Ulusal çıkarların inşası sürecinde medya, daha çok karar alıcılarca çeşitli faktörler göz önünde bulundurularak alınan kararları benimsemek, onları savunmak ve meşrulaştırmaya çalışmak işlevini yerine getirir. Ülkenin bu konuda takındığı tavrın ne kadar haklı olduğu gerekçeleriyle verilmeye çalışılır. Özellikle ulusal ve uluslararası kriz dönemlerinde ülkenin ulusal çıkarları resmi görüşler çerçevesinde sorgulanmadan kabul edilir ve savunulur. Demokratik bir sistemde, basın ve hükümet arasında daima bir ölçüde karşılıklı güvensizlik olacaksa da, kriz zamanlarında karşılıklı işbirliği ve uygun çalışma yordamları devletin çıkarları ile basının çıkarları arasında kabul edilebilir bir denge oluşturabilir. 95 Medyanın ulusal çıkarlar konusunda resmi görüşleri dile getirmesinin ve savunmasının çeşitli nedenleri bulunmaktadır. Haber kaynakları içerisinde medya gündeminin belirlenmesi bağlamında en etkili olanlar hükümet yetkilileridir. Yapılan araştırmalar, gazetecilerin en güvenilir kaynak olarak hükümet yetkililerine (resmi kaynaklara) başvurduklarını ortaya koymaktadır. 96 V. Lance Bennett, haber kaynağı olarak resmi kaynaklara aşırı bağımlılığın üç temel nedeni olabileceğini belirtmektedir: Bunlardan ilki, medyanın sınırlı kaynaklara sahip olduğu düşüncesidir. Medya kuruluşlarında çalışan az sayıda gazeteci, günlük haber akışını sağlayabilmek için haber olması olası yerlerde (buralar da genellikle hükümet kurumlarıdır) konuşlandırılırlar. İkinci açıklama, gazetecilerle resmi görevliler arasında ortaya çıkan birlikte yaşama ilişkisinden söz etmektedir. Bu gündelik etkileşimler resmi görevlilere haberin içeriğini belirlemede bir ayrıcalık 95 Philip Schlesinger Medya Devlet ve Ulus, Siyasal Şiddet ve Kolektif Kimlikler, Ayrıntı Yayınları, Çev: Mehmet Küçük, İstanbul, Süleyman İrvan, Dış Politika ve Basın, Türk Basınındaki Dış Politika Haberlerinin Gündem Belirleme Yaklaşımı Açısından Çözümlenmesi, Yayımlanmamış Doktora Tezi s

56 tanırken, gazeteciler de çalıştıkları kurumun kendilerinden beklediği haberleri yapmış olurlar. Üçüncü açıklama ise, demokrasi anlayışına ilişkindir. Halk kendisini yönetecek olanları seçerek, onlara bir ayrıcalık verdiğine göre, medyanın bu kişilere daha çok yer vermesi demokrasi anlayışıyla bağdaşmaktadır. Özgül örnekler üzerine yapılan haber çözümlemeleri dikkate alındığında, gazetecilerin resmi kaynaklara bağımlılığını belirleyen en önemli etmenin sorunun niteliği olduğu görülmektedir. Daniel Hallin 97 medyanın hangi tür sorunlarda resmi kaynaklara bağımlılığının arttığını anlamamıza yardımcı olacak bir model geliştirmiştir. Hallin e göre, sorunları üç temel gruba ayırmamız mümkündür: Meşru tartışma alanı içinde kalan sorunlar, uzlaşma alanı içinde kalan sorunlar ve sapkınlık olarak nitelenen sorunlar. Meşru tartışma alanı içindeki sorunlar, tartışmanın temel aktörlerinin meşru kabul edildiği sorunlardır. Gazeteciler bu sorunlara ilişkin haberlerinde tarafsızlık, denge, nesnellik gibi profesyonellik ölçütlerine sıkı sıkıya bağlı kalmaya çalışırlar. Dolayısıyla bu tür sorunlarda kaynakların medya içeriğini ve dolayısıyla medya gündemini belirlediğini tam olarak ortaya koymak mümkün değildir. Bu tür sorunlar ve konular arasındaki seçimleri, siyasal tartışmaları, ekonomik sorunları sayabiliriz. Sapkınlık olarak nitelenen sorunlar toplumsal düzeni, yani statükoyu bozucu grupların oluşturduğu sorunlardır. Bu tür sorunlarda gazeteciler karşıt görüşlere yer vererek tarafsızlıklarını korumak zorunda hissetmezler. Terör olayları ve siyasal açıdan sapkın olarak nitelenen grupların 97 Daniel Hallin, The Uncensored War, New York: Oxford University Press, 1986 dan Aktaran Pamela J. Shoemaker ve Stephen D. Reese, Mediating The Message: Theories of Influences on Mass Media Content, New York: Longman, 1991, s Akt: Süleyman İrvan, Dış Politika ve Basın, Türk Basınındaki Dış Politika Haberlerinin Gündem Belirleme Yaklaşımı Açısından Çözümlenmesi. Yayımlanmamış Doktora Tezi, s

57 eylemleri bu gruba verilebilecek en iyi örnektir. Todd Gitlin, Amerika Birleşik Devletleri'nde Vietnam savaşı karşıtı plana ilişkin çalışmasında, medyanın bu gruplara bakışını irdeleyen yararlı bir analiz yapmıştır. 98 Uzlaşma alanı içindeki sorunlar, partiler üstü, gruplar üstü olarak nitelenen ve herkesin meşru gördüğü ya da uzlaşmasının gerekli görüldüğü sorunlardır. Bu sorunların başında dış politika sorunları gelmektedir. İşte medya gündeminin belirlenmesinde resmi kaynakların en etkili olduğu sorunlar bu grupta yer alan sorunlardır. Bu tür sorunlarda gazeteciler, resmi söylemi tek meşru söylem olarak kabul ederler ve haberin yönlendirilmesini resmi görevlilere bırakırlar. Kaynağın güvenirliğini sorgulamak, haberin doğruluğunu başka kaynaklardan denetlemek, karşıt görüşlere yer vermek veya tarafsız kalmak gibi endişeler söz konusu değildir. Dış politika sorunlarında ulusal resmi kaynaklara bağımlılığın en başta gelen nedenleri arasında gazetecilerin ve medya kurumlarının vatansever olmamakla suçlanma endişesi gelmektedir. Örneğin; İngiliz yayın kuruluşu BBC nin Falkland Savaşı sırasındaki tutumunu eleştiren dönemin İngiltere Başbakanı Margareth Thatcher, BBC nin Arjantin'in çıkarlarını değil, İngiltere'nin çıkarlarını savunmakla yükümlü olduğunu hatırlatmıştır. Ülke siyasetinin temel aktörleri arasında dış politika sorunlarına ilişkin bir konsensüs söz konusuysa, medya kurumlarının bu konsensüs dışında kalan görüşlere yer vermesi olasılığı ortadan kalkmaktadır. Dış politikada resmi kaynaklara bağımlılığın bir başka nedeni de haber rutinleridir. Yapılan analizler dış politika haberlerinin önemli bir bölümünün ülkenin 98 Todd Gitlin, The Whole World's Watching, Berkeley: University of Califomia Press, s.9: Ralph Negrine, Politics and Mass Media in Britain, London: Sage, Akt: Süleyman İrvan, Dış Politika ve Basın, Türk Basınındaki Dış Politika Haberlerinin Gündem Belirleme Yaklaşımı Açısından Çözümlenmesi. Yayımlanmamış Doktora Tezi s

58 dış politika oluşturucu kurumlarından kaynaklandığını ortaya koymaktadır. 99 ABD basını üzerinde yapılan araştırmalar, dış politika haberlerinde atıf yapılan kaynaklar arasında en büyük payı Amerikan resmi yetkililerinin aldığını göstermektedir. 100 Amerika Birleşik Devletleri nin uluslararası olaylarda takındığı tavrın medya tarafından ele alınma şeklini inceleyen Noam Chomsky, Amerikan medyasının Amerika nın resmi dış politikası çerçevesinde olaylara yaklaştığını tespit etmiştir. Chomsky e göre, medyanın gündemini görevli devlet yöneticileri belirler. 101 Dünya düzeninin kurumlarının, istenmeyen amaçlar için çalıştıkları sürece, medyayla işleri yolunda gitmez. Söz konusu edilen düşman bir devletse, özellikle ABD saldırılarının bir kurbanıysa, nadir olarak basında çıkar. 102 Aralık 1987 tarihli Washington zirvesi dönemindeki BM oylamaları, genel kalıp hakkında oldukça aydınlatıcıdır. Amerika, yakın zamanlarda, Güvenlik Konseyi kararlarını veto etmede rakiplerini çok gerilerde bırakmıştır. 1961'den 1987 ye kadar Amerika, Güney Lübnan'da İsrail'in uygulamalarını mahkûm eden, Filistinlilerin haklarının verilmesi ve İsrail'in Kudüs'ün statüsünü değiştirmesiyle işgal altındaki toprakları yerleşime açmasının kınanmasını isteyen yedi kararı veto etmiştir. Reagan yönetiminin benzer konularda, ABD'nin yalnız başına kalarak, veto ettiği 13 (onüç) yeni kararı olmuştur. Oylamalar genellikle ya duyurulmamakta ya da küçük bir haber olarak geçiştirilmektedir. Yer yer çıkan 99 Süleyman İrvan, Dış Politika ve Basın, Türk Basınındaki Dış Politika Haberlerinin Gündem Belirleme Yaklaşımı Açısından Çözümlenmesi. Yayımlanmamış Doktora Tezi s Sara Dickson, Propaganda and The Press, Yayımlanmamış Doktora Tezi, Florida: Florida State University Press, 1989, s118. Akt: Süleyman İrvan, Dış Politika ve Basın, Türk Basınındaki Dış Politika Haberlerinin Gündem Belirleme Yaklaşımı Açısından Çözümlenmesi, Yayımlanmamış Doktora Tezi s Noam Chomsky, Medya Gerçeği, Tüm Zamanlar Yayıncılık, Çev : Abdullah Yılmaz, İkinci Baskı, İstanbul, 1999, s A.g.e. s

59 haberler, genelde devletin kontrolündeki bir basında rastlanabilecek türdendir. 103 Her ne kadar iktidarla çatışmalı gibi görünen konulara değinilse de bunlar, sadece iktidarın uzantısı olan kitle iletişim araçlarında diğer olaylar tarafından bastırılan zayıf konuları teşkil eder. İktidar kitle iletişim araçları üzerinden, kamusal tartışmaların çerçevesini ve gündemini belirleyerek, bu konuları kamu gündeminden uzaklaştırma yeteneğine sahiptir. Çünkü bir takım düşünceler, iktidar tarafından üzerinde fazla durulmaması gereken, vatan ve milletin bütünlüğünü tehlikeye düşürecek tartışmalara neden olacağı varsayımıyla hasıraltı edilebilir. 104 Bunun dayanağı, kitle iletişim araçlarında yer alan içeriklerin önceden kabul ettirilmiş mesaj özelliği taşımasında yatar. Zira söz konusu içeriklerle bireylere, bunlar sizin için imajı verilir. Bireylerin ise bu mesajlara inanıp inanmaması fazlaca önem taşımaz. 105 Ulusal ve uluslararası kriz dönemlerinde medyanın ulusal çıkarları resmi görüş çerçevesinde ele aldığı, ülkenin takip ettiği dış politikayı benimsediği, yapılan çeşitli görgül araştırmalarla ortaya konulmuştur. Birinci Körfez Savaşı nın ele alındığı bir çalışmada Mustafa Mutlu şu sonuçlara varmıştır: Savaşın iyinin (ABD ve Batı) kötüye (Irak a) ahlaki bir seferberliği olduğu propagandası yapıldı. Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin in Yeni bir Hitler olduğu, vakit geçmeden önünün kesilmesi gerektiği, ABD nin Hitler e benzeyen Saddam la müzakere masasına 103 Bu konuda bir örnek verilecek olursa, Kasım 1988'deki Genel Kurul 130'a karşı 2 (Amerika ve İsrail) oyla bir karar aldı. Karar Filistin ayaklanmasım bastırırken savunmasız Filistinlileri öldürdüğü ve yaraladığı için İsrail'i mahküm etmekte ve işgal altındaki bölgelerdeki uygulamalarını mahküm eden daha önceki Güvenlik Konseyi kararlarını dikkate almadığı için de "şiddetle kınamaktadır. Bu New York Times'da yayımlandı. ilk üç paragraf temel olgulara değiniyordu. Makalenin geri kalanı (on paragraf) ABD ve İsrail'in konumuna, çekimserlere ve Arap devletlerinin önceki kararlar üzerinde oldukça zayıf şovu na ayrılmıştı. Kararı destekleyenlerden yana bütün öğrenebildiğimiz kararı dengesiz bulanların koyduğu çekinceler olmuştur. Noam Chomsky, Medya Gerçeği, Tüm Zamanlar Yayıncılık, Çev: Abdullah Yılmaz, İkinci Baskı, İstanbul, 1999, s Noam Chomsky, Demokrasi, Gerçek ve Hayal, Çev: Cevdet Cerit, İstanbul, Pınar yayınları, 1995, s. 28. Akt: Zülfikar Damlapınar, Medya ve Siyaset İlişkileri Üzerine, Turhan Kitabevi, Ankara, s Zülfikar Damlapınar, Medya ve Siyaset İlişkileri Üzerine, Turhan Kitabevi, Ankara, 2005, s

60 oturmaması gerektiği propagandası ısrarla yayıldı. Bu propagandaya Amerikan basını da destek verdi. Körfez Savaşı sırasında Amerikan basını Bush yönetimini desteklemekle kalmadı, savaş çığırtkanlığı da yaptı. Basın, savaşın gerekli olup olmadığını sorgulamadı. Savaşın olası maliyetinden bahsetmedi. Amerikan basını CNN in de yardımıyla Körfez Savaşı nı Amerikan gözlükleriyle yansıttı. Uzman sıfatıyla televizyonlara çıkarılan kişilerin büyük çoğunluğu Bush yönetimine yakın ve savaşı destekleyenlerden seçilmişti. Televizyonlarda savaşla ilgili yayınlarda toplam yayınların ancak %1 i savaş karşıtlarının fikirlerine ayrılmıştı. Basın, savaş karşıtlarının uzun saçlı, pejmürde kılıklı radikaller, kendini bilmez ufak bir azınlık olduğunu ve önemsenmemeleri gerektiğini vurguladı. 106 Diğer bir araştırma ise; Zeynep İşcan 107 tarafından 2003 Irak Savaşı nın New York Times, The Guardian ve Le Monde gazetelerinde ulusal bakış açılarıyla nasıl ele alındığına yönelik yapılmıştır. Araştırmada ele alınan üç ülke; Amerika, İngiltere ve Fransa Irak Savaşı nda izledikleri politikalarda iki karşıt uçta yer almışlardır. Amerika ve İngiltere, Irak'ta askeri seçeneği savunurken, Fransa bu savaşa karşı çıkmıştır. Bu ülkelerin gazetelerinin de genellikle uluslararası olayları hükümetlerinin resmi bakış açılarının dışına çıkmadan sundukları ortaya çıkmıştır. Araştırmanın sonucuna göre New York Times ve The Guardian ın savaşa yaklaşımları benzer bir çizgi izlemiştir. Savaşın olması gerektiği, Saddam rejiminin dünya barışı için ne kadar tehlikeli olduğu, Irak halkının zavallı ve kurtarılmayı bekleyen bir halk 106 Mustafa, Mutlu, Vietnam dan Körfez Savaşı na Uluslararası Uyuşmazlıklarda Kamuoyu Oluşumu, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul, 2001, s Zeynep İşcan; Medyada Ulusal Bakış Açıları, Le Monde, New York Times ve The Guardian Gazetelerinde 2003 Irak Savaşı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. 52

61 olduğu ve Saddam'ın elinde kitle imha silahları bulundurduğu haberleri ön plana çıkartılarak sunulmuştur. Le Monde da ise; Amerikan ve İngiliz gazetelerindeki içeriklere karşıt görüşler yer almıştır. Irak'ın elinde kitle imha silahları bulunmadığı, Irak'ın BM silah denetçileri ile işbirliği yaptığı, sorunun askeri açıdan değil diplomasi yoluyla çözümlenebileceği en sık vurgulanan noktalar olmuştur. Çalışmada, savaşın genel çerçevelerinin gazetelerde nasıl oluşturulduğunun araştırılması, tarihsel bağlantıların yanı sıra haber değeri taşıyan iki önemli olay üzerinden yapılmıştır. NATO krizi ve dünyada savaş karşıtı görüşler ve gösteriler, uluslararası politikanın gündemine yerleşen iki olay olmuştur. Araştırmanın sonucuna göre üç gazete de NATO krizini sunarken, ulusal bakış açılarını net bir şekilde ortaya koymuştur. Amerika ve İngiltere, NATO krizinde yine aynı cephede yer alırken, Fransa bu iki ülkenin talebini veto eden ülke konumundadır. Bu ülkelerin gazeteleri de, uluslarının politikalarını açıkça desteklemiş, görüşlerini savunmuş ve diğer cephede yer alanları da suçlamıştır. The Guardian ve New York Times, NATO krizinin boyutlarının büyüklüğüne dikkat çekerek verirken; Le Monde bu krizin abartıldığını ve olayın dramatize edildiğini vurgulamıştır. Savaş karşıtı gösteriler ise, olayın izlenişi açısından gazeteler arasında büyük farklılık göstermiştir. Bu gösteriler, haber değeri taşıyan, çok geniş çaplı bir dünya olayı olarak önem taşımaktadır. Bu büyük olayın gazetelerde aktarılış şekilleri farklılıklar göstermiştir. Le Monde için bu olayın değeri kendi ülkesinin politikalarının desteklendiğini göstermesi açısından çok önemli kabul edilmiş ve dünyadaki gösteriler, tüm muhabirleri aracılığıyla özel dosyalar halinde yayımlanmıştır. New York Times ise; gösterileri tek bir haberde derleme olarak sunmuştur. The Guardian da gösterileri haber değeri olan unsurlar üzerinden vermiştir. Muhabirlerinin ve ajansların haberleriyle gösterileri tek bir haberde 53

62 toplamıştır. Bu bölümlerde, olaylar ve savaşın genel hatları gazetelerde ulusal bakış açıları ile sarmalanarak verilmiştir. Resmi politikalara göre bazı olaylar yumuşatılarak, bazıları da sert eleştirilerle sunulmuştur. Aynı olaylar her üç gazetede de farklı yönleri ile irdelenmiş ve aktarılmıştır. Sonuç olarak İşcan ın çalışmasında elde edilen bulgularda, gazetecilerin uluslararası olayları haber yaparken ulusal beklentileri, çıkarları devreye sokarak, haberlerde ulusal bakış açılarını yansıttıkları belirlenmiştir. Araştırmadaki bölümlerin hepsinde gazetelerin, genellikle hükümetlerin resmi politikalarını yansıttıkları görülmüştür. Örnek olay olarak seçilen 2003 Irak Savaşı nda haberlerdeki ulusal bakış açıları yoğun olarak hissedilmiştir. Gazetecilerin ulusal çıkarları ve beklentileri devreye sokarak, milliyetçi duygular içerisinde haber yaptıkları belirlenmiştir. Ancak; burada kolaylıkla bir genelleme yaparak savaş dışında da, uluslararası herhangi bir olayın takibinde ulusal bakış açılarının haberlere yansıtıldığı ve iktidarın politikalarının temsil edildiği söylenebilir. A. SAVAŞ VE MEDYA Medya ve savaş ile ilgili öne sürülen düşünceler genellikle iki görüş çerçevesinde ele alınmaktadır. Shaw ve Hill bunu şöyle açıklamaktadır: Özellikle siyasi ve askeri liderlerce televizyon ve diğer medyaların savaş çabalarını sabote ettiğine, baltaladığına inanılmaktadır; bir başka deyişle savaşma gücünü azalttığına inanılmaktadır. Bu inancın kaynağı, Vietnam Savaşı sırasında Amerika ve Avrupa 54

63 ülkelerindeki televizyon yayınlarının savaş lehindeki halk desteğinin azalmasına, böylece de Amerikalıların yenilgisine katkıda bulunduğuna dair yaygınlaşmış inançtır. Bu yüzden İngiltere nin Falkland Savaşı nda ve Amerika nın Grenada ve Panama saldırılarında bilgi akışı ve medyalar üzerinde çok açık ve sıkı bir kontrol uygulanmıştır. Bu küçük operasyonlar deki Çöl Savunması ve Çöl Fırtınası harekâtları için birer model oluşturmuştur. Savaş ve medya ilişkileri konusunda diğer bir görüş ise; siyasi ve askeri otoritelerin kendi nihai amaçlarına erişebilmek için medyayı çok iyi kullandıkları, bir başka deyişle, medyayı manipüle ettikleri, böylece güçlerini daha da arttırdıkları yönündedir. Bu görüşe göre hükümetlerin ve askerlerin başarısında medyayı kullanım becerisi önemlidir. 108 Özellikle günümüzde yaşanan savaşlarda medya, insanların yaşanan gelişmelerden haberdar edilmesi ve belli bir konuda kamuoyunun oluşmasında çok önemli bir işleve sahiptir. Uğur, makalesinde Körfez Savaşı na değinmekte ve iletişim faaliyetlerinin günümüzde kazandığı konuma vurgu yapmaktadır. İletişim araçları artık yalnızca zihinsel haritalarımızı üretmekle kalmamakta, bilişim olanakları ve telekomünikasyon alt yapısıyla iç içe geçip savaş makinesinin bel kemiğini oluşturmak suretiyle ülkelerin haritalarına yapılan müdahalelerde başlıca rollerden birini oynamaktadırlar. Savaş, neredeyse iletişim araçları ve öğreni (enformasyon) teknolojisi ile eşanlamlı hale gelmiş, özellikle uluslararası iletişimi ellerinde bulunduran ülkeler bu olanağı kendi çıkarları doğrultusunda kullanmaktadırlar. Bu ülkeler savaşı meşrulaştırmak istedikleri zaman bu doğrultuda haberleri manipüle etmekte, çeşitli ideal olduklarına inandıkları bazı 108 Martin Shaw ve Roy Carr-Hill, War and Mass Media: Responses to The Gulf Coverage İn The United Kingdom; İLAD ve IMCR tarafından düzenlenen Nesmedia and İnternational Conflict Adlı Konferansta Sunulan Bildiri, İstanbul,19-20 Haziran Aktaran Filiz Seçim, Uluslararası İletişim Bağlamında Türk Basınında Yer Alan Dış Haberlerin İncelenmesi, Yayımlanmamış Doktora Tezi, s. 26, İstanbul

64 fikirleri öne sürmekte ve bunu belli bir süre insanların zihinlerine yerleştirmeye çalışmaktadırlar. 109 İngiltere de yerel bir topluluk üzerinde yapılan bir araştırma, savaşla ilgili algı ve tutumların televizyon ve gazete haberleriyle doğrudan bağlantılı olduğunu ortaya koymuştur. Bununla birlikte araştırmanın bir başka sonucu; savaşa karşı tutumların gazete okurları arasında geniş ölçüde değiştiği (televizyonun daha etkili olduğu varsayımına dayalı bir sorgulamada) tutum oluşturmada gazetelerin pek önemli olmadıklarıdır. Bu çalışmanın bulgularından bir diğeri de medya izleyicilerinin / okurlarının savaşla ilgili düşünce ve tutumlarının yalnızca medya haberlerinin analiziyle açıklanamayacağıdır. Araştırmada, izleyicilerin okurların medyalarda verilen yoğun mesajlara tepki gösterdikleri saptanmıştır. Pek çok kişi savaşı onaylamakla birlikte kuşkularını da ifade etmişlerdir. Ayrıca; savaşla ilgili temel izlenimlerini medya haberlerinden aldıklarını onaylamışlar ancak; bunların önemli bir kısmı İngiliz televizyonunu savaşı aşırı derecede övdüğünü, abarttığını belirtmişlerdir. Gazete okurları da aynı görüşü savunmuşlardır Medyanın Yanlılığı ve Savaş Uluslararası çatışma zamanlarında medyanın yanlılığı daha açık şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu dönemlerde, medyada gazetecilerin nesnellikten ne kadar çok uzaklaştığı net olarak gözlenmektedir. Savaş, gazetecilik mesleğinin temelinde 109 Aydın Uğur, Birikim, 25. sayı, Mayıs 1991, s Martin Shaw ve Roy Carr-Hill, Akt Filiz Seçim, Uluslararası İletişim Bağlamında Türk Basınında Yer Alan Dış Haberlerin İncelenmesi, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul

65 bulunan retorik ve gerçeklik arasındaki gediği en açık biçimiyle ortaya koyar. 111 Ulusal güvenliğin ve çıkarların söz konusu olduğu savaş dönemlerinde medyadaki haberlerin, ülkelerinin politikalarından bağımsız olarak eleştirel olması ve uluslararası olayların tarafsız bir bakış açısı ile analiz edilmesi çok zordur. Devletler, uluslararası olaylarda alınan kararların meşruiyetini sorgulamadan, tamamıyla realist paradigma çerçevesinde ulusal çıkarları ön plana çıkarabilmektedirler. Kimi zaman ise uluslararası meşruiyet kabul edilmekte; fakat farklı görüş açılarından buna yaklaşılmaktadır. Örneğin 1991 ve 2003 Irak Savaşı hakkında Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) genel kurulundaki konuşmaları inceleyen Özdemir; her iki oturumda da uluslararası meşruiyetin tartışıldığını, taraflarca uluslararası meşruiyetin kabul edildiğini; fakat farklı tanımlandığını belirtmekte, bu tanımlamayı belirleyen ana unsurların ise Türkiye nin milli güvenliği ve ulusal çıkarları olduğunu ifade etmektedir. Özdemir, Uluslararası meşruiyet, tarafların ülke güvenliği ve çıkarlarına ilişkin görüşleri doğrultusunda eğilip bükülebilen, farklı tanımlanan; fakat bu amaçlara ulaşmanın da meşruiyetini sağlayacak bir araç olarak görülmüştür, sonucuna varmıştır. 112 Yine aynı araştırmada ulaşılan diğer bir sonuç da 1990 ve 2003 yıllarında Körfez ve Irak Savaşları öncesi toplanan TBMM, Türkiye nin bu savaşlara müdahil olup olmamasının meşruiyetini, uluslararası meşruiyetin, Türkiye nin milli güvenliğinin ve ulusal çıkarlarının korunmasına dayandırmış; Türkiye nin milli güvenliği ve ulusal çıkarları 111 A. Belsey & R. Chadwich, Medya ve Gazetecilikte Etik Sorunlar, İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 1998, s İnan Özdemir, TBMM de Savaş Retoriği: Körfez ve Irak Savaşları Savaşın Yüzleri ve Uzlaşmanın Aşamaları Faces Of War Phases Of Reconciliation, Der: Ülkü Doğanay, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, s

66 konusundaki tanımlamalar, uluslararası meşruiyetin tanımlanmasını da etkilemiştir. 113 olmuştur. Bu sonuç Türkiye nin uluslararası politikada realist paradigmayı benimsediğini ortaya koyması açısından önem taşımaktadır. Türk basınının uluslararası olaylardaki meşruiyeti sorgulayıp sorgulamadığı konusunda yapılan çalışmalarda basının da benzer bir politika izlediği saptanmıştır. Türk medyasında Irak Savaşı nın köşe yazarları tarafından nasıl ele alındığını inceleyen Deveci ve Kejanlıoğlu bu savı destekleyici sonuçlara ulaşmışlardır. Buna göre; uluslararası siyasetin yalnızca realist bir perspektiften anlaşılabileceği, yaklaşan savaşın kaçınılmaz olduğu ve Türkiye nin bu savaşa mutlaka girmesi gerektiğini, tarihin hemen her döneminde ama özellikle yeni dünya düzeninde etik normların ya da yasaların değil gücün etkin olduğunu dile getiren ve bu gerçeklik karşısında çırpınmanın yalnızca faydasız değil aynı zamanda naiflik ( ahmaklık ya da romantiklik de olabilir) olduğunu savunan, savaşa eleştirel herhangi bir yaklaşımı kınayan kapatma çabası 114 tespit edilmiştir. Yine aynı araştırmada görülen en bariz söylemsel kapatma, bu realist bakışı vurgulayarak olası savaşa etik normlar, uluslararası örgütler, anlaşmalar ve standartlar açısından yaklaşmayı engelleme, tartışmaya sokmama çabası ile belirmektedir. 115 sonucuna varılmıştır. Çatışma dönemlerinde, medyada ulusal bakış açıları daha çok yoğunluk kazanmaktadır. "Gerçeği anlatmaktan daha önemli olan şey savaşı kazanmaktır" sözü 113 İnan Özdemir, TBMM de Savaş Retoriği: Körfez ve Irak Savaşları Savaşın Yüzleri ve Uzlaşmanın Aşamaları Faces Of War Phases Of Reconciliation, Der: Ülkü Doğanay, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, 2004, s Cem Deveci, Beybin Kejanlıoğlu, Türk Medyasında Irak Savaşı Savaşın Yüzleri ve Uzlaşmanın Aşamaları Faces Of War Phases Of Reconciliation, Der: Ülkü Doğanay, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, s Cem Deveci, Beybin Kejanlıoğlu, Türk Medyasında Irak Savaşı Savaşın Yüzleri ve Uzlaşmanın Aşamaları Faces Of War Phases Of Reconciliation, Der: Ülkü Doğanay, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, s

67 savaş dönemlerindeki savaş gazeteciliği ile ilgili genel düşünceyi açılamaktadır. 116 İkinci dünya savaşında bir muhabirin aşağıdaki sözü ise medyanın, ulusal çıkarları gözeterek yanlı yayın yapması varsayımını kuvvetlendirir niteliktedir: Ülken savaştaysa, senin haberciliğin de bu savaşın uzantısı olur. Nesnellik, ancak kara bulutlar dağıldıktan sonra söz konusu olur. 117 Williams da yazdığı makalede savaş muhabirlerinin savaş haberlerini verirken hayal güçlerinin gerçeği ile dış gerçeklik arasında ikilemde kaldığını belirtirken, İngiliz Picture Post un editörü Hopkinson dan bir alıntı yapar; savaş dönemlerinde bazen gerçeklerden daha önemli şeyler vardır sözleri ile nesnellikten nasıl uzaklaşıldığını anlatır. 118 Burada, medyanın özellikle ulusal ve uluslararası kriz dönemlerinde daha çok ulusal çıkara odaklandığı ortaya çıkmaktadır. Gazeteciler, savaş dönemlerinde vatanseverlik duygularının yanı sıra verdikleri haberlerde, düşman lehine savaşın gidişatını değiştirecek unsurların bulunmasından endişe etmektedir. Yine bunlara ek olarak, cesetlerin resimlerinin gösterilip gösterilmemesi, sivil halkın kayıplarının verilip verilmemesi ya da savaş esirlerinin görüntüleri, düşman tarafından haberlerin aktarılıp aktarılmaması, savaş alanında sevdiklerini yitiren acılı aileleri gösterilip gösterilmemesi ve muhabirlerin silahlı kuvvetlerin savaş bölgesinde koyduğu sınırlamalara uyulup uyulmaması gibi savaş muhabirlerinin dikkate almaları gereken birçok unsur bulunmaktadır. Devletin ve ordunun savaş muhabirlerinden istedikleri; halkın ve askerlerin moralini yükseltecek, düşmanı yerecek ve nefret edilmesini sağlayacak türden haberler vermeleridir. 119 Verilmemesi gerekenler ise; bizim tarafın verdiği ağır zayiat ve 116 A. Belsey & R. Chadwich, Medya ve Gazetecilikte Etik Sorunlar, İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 1998, s: A.g.e. s: A.g.e., s A.g.e. s:

68 yaptığı zulüm, kayıplara neden olan askeri ihmal ve yetersizlikler ile ilgili haberlerdir. 120 Aslında savaş dönemlerine ait nesnellikle ilgili tüm düşünceler medyanın genel durumunu yansıtmaktadır. Medyanın savaş dönemlerine özelmiş gibi görülen yanlı yayınları tüm zamanlar için geçerlidir. Sadece bu dönemlerde yanlılık, sansür, ulusal çıkarların gözetilmesi daha yoğun ve daha açık olarak hissedilmektedir. 121 Toplumsal eylemlerin haberleştirilmesinde medyanın yanlılığı üzerine yazılan metinlerde, medyanın bu eylemleri haberleştirme biçiminin haber toplama rutinlerine haber değeri atfetme gerekçelerine kar amaçlı kuruluşlar olan yayıncıların ekonomikpolitik çıkarlarına, medyanın konjonktürel ilgilerine göre belirlendiği ortaya konulmuştur. Bununla bağlantılı olarak medyanın sahiplerinin politikacılarla ve diğer ticari olanlarla kurduğu sıkı ilişkiler sosyal olarak ulaşılabilirliği olan ve sistemi sorgulamak yerine tekil ya da kişisel sorunlarla uğraşan eylemlerin medyada daha kolay yer bulması sonucunu doğurmaktadır. 122 Benzer şekilde Türkiye de ulusal medyanın toplumsal eylemleri temsilinin, medya kuruluşlarının yapısal çıkarları ve ideolojik yanlılıklarıyla yakın ilişki içinde olduğu görülmektedir. Bu kuruluşlar yapısal çıkarlarıyla uyuşmayan protestoları sapkın, çarpık, sıra dışı, tehdit unsuru barındıran şiddetli eylemler olarak tanımlayabilmekte ya polis ve tutuklama görüntüleri eşliğinde aktararak ulusal güvenlik sorunu ile bağdaştırmakta ya da yalnızca izlence boyutunu öne çıkararak eylemi içeriğinden soyutlamayı 120 A.g.e. s Zeynep İşcan, Medyada Ulusal Bakış Açıları, Le Monde, New York Times ve The Guardian gazetelerinde 2003 Irak Savaşı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2004, s Eser Köker, Ülkü Doğanay, Türkiye de Televizyon Haberlerinde Savaş Karşıtı Eylemler Savaşın Yüzleri ve Uzlaşmanın Aşamaları Faces Of War Phases Of Reconciliation, Der: Ülkü Doğanay, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, s

69 yeğlemektedir. Bu noktada ulusal medyada toplantı gösteri ve yürüyüşün izinsiz ya da izinli olması birincil önem taşımaktadır. İzinsiz gösteriler çoğunlukla şiddet eylemleri ile eşleştirilmekte bir yurttaş topluluğuna ait birlikte sorun dile getirme eylemi nin gerçekleştirme koşullarını düzenleyen yasal hükümler bunların medyada haberleştirilme biçimini de etkilemektedir. 123 Bununla birlikte savaş ve isyan dönemlerinde, haber medyası çok farklı bir döneme girmekte ve kullanılan üslupta da köklü değişiklikler olabilmektedir. 124 Tarih boyunca uluslararası çatışma dönemlerinde, devletler haklılıklarını anlatabilmek, ulusal birlik ve bütünlüğü koruyabilmek amacıyla medyayı önemli bir araç olarak görmüşlerdir. Bu dönemlerde, zayıf ve küçük ülkelerin liderleri, her türlü zorluğu göze alarak, Amerika ve Batı Avrupa tarafından kontrol edilen uluslararası medyaya ulaşabilmek için büyük çaba sarf etmektedirler. 125 Savaş ve ayaklanmalarda haber medyasına girme rekabeti yaşanmakta, savaşan taraflar farklı haber medyalarından özellikle onlara yardım edebilecek güçlü ülkelerin medyalarından faydalanmak istemektedirler. İçinde bulunduğumuz çağda batı medyası uluslararası gündemi diğer yerlerdeki medyadan daha çok oluşturmaktadır. 126 Çatışmalarda taraf olarak yer alan bu ülkeler için dünyanın tek süper gücü Amerika ile ilişki içerisinde olmanın ve görüşlerini aktarmanın büyük önemi bulunmaktadır. Bunun için en iyi yol da Amerikan medya kuruluşları olmaktadır. New York Times ya da Washington Post en yaygın ve en itibarlı gazeteler olarak, CNN ve NBC de en etkin iletişim araçları olarak görülmektedir. Özellikle çatışan 123 Eser Köker, Ülkü Doğanay, Türkiye de Televizyon Haberlerinde Savaş Karşıtı Eylemler Savaşın Yüzleri ve Uzlaşmanın Aşamaları Faces Of War Phases Of Reconciliation, Der: Ülkü Doğanay, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, s G. Wolfsfeld, Media and Political Conflict, Londra. Cambridge Press, 2004, s: Zeynep İşcan, Medyada Ulusal Bakış Açıları, Le Monde, New York Times ve The Guardian gazetelerinde 2003 Irak Savaşı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2004, s G. Wolfsfeld, Media and Political Conflict, Londra, Cambridge Press, 2004, s

70 devletlerin CNN'e ulaşması ve görüşlerinin orada temsil edilmesi, o devletler açısından büyük bir ayrıcalık olmaktadır. Bunun nedeninin altında, Amerika nın dünyanın herhangi bir yerindeki çatışmada devletler üzerinde potansiyel etkiye sahip olduğu kanaatinin bulunmasıdır. Ayrıca, büyük ve güçlü ülkelerin resmi politikalarının çerçeveleri, medyada yoğun olarak yer almakta ancak zayıf tarafın görüşü medya tarafından kolaylıkla yok sayılabilmektedir. 127 Savaş dönemlerinde gazetecilerin ulusal bakış açılarını bu kadar yoğunluk içerisinde sunmalarının nedeninin hepsi, onların milliyetçi duygularından kaynaklanmamaktadır. Bunun arkasında, hükümetlerin bu dönemlerde medyayı çok sıkı takibe almaları ve yayınlar üzerinde kontrol sahibi olma istekleri de bulunmaktadır. Wolfsfeld de, toplum tarafından kabul edilen kriz dönemlerinde yetkililerin acil kuralları uygulamalarının daha kolay olduğunu ve haber medyası üzerindeki kontrolün daha etkin bir şekilde yürürlüğe koymayı beraberinde getirdiğini söylemektedir. 128 Savaş alanında yetkililer, medya yayınlarının üzerindeki kontrollerini farklı yollardan sağlamaktadırlar. Askeri alanda üstün olan taraf, haber akışı üzerinde tam bir denetime de sahip olmakta ve medya kuruluşlarının özerkliğini önemli ölçüde sınırlandırmış olmaktadırlar. Gazetecinin ihtiyaç duyduğu öncelikli bilgi; savaş alanındaki son durum olmaktadır. Hükümetler medyanın karşı tarafa ulaşma olanaklarını kapattıkları anda kontrolü kendi ellerine almış olacaklardır. 129 Nitekim, 1991 Körfez savaşında müttefik güçlerin medya ve haber akışı üzerinde büyük bir kontrol mekanizması kurdukları ve bunu gazeteci bilgi bürosu adıyla oluşturdukları pool (havuz) sistemi ile yapmışlardır. 130 Ayrıca müttefiklerin askeri açıdan çok güçlü olmaları 127 Zeynep İşcan, Medyada Ulusal Bakış Açıları, Le Monde, New York Times ve The Guardian gazetelerinde 2003 Irak Savaşı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2004, s A.g.e. s A.g.e. s G. Wolfsfeld, Media andpolitical Conflict, Londra. Cambridge Press, 2004, s:

71 da medya üzerinde tam bir kontrol sağlamıştır. Gazeteciler, ülkelerini düşman karşısında koruyan kahramanlar olarak görev almışlardır. 131 Bununla birlikte devletlerin medya üzerindeki denetimi kaybetmesi bazen çok çabuk ve kolay olabilmektedir. Örneğin Amerika, 1991'deki Körfez Savaşı'ndan bu yana Suudi Arabistan ve Mısır başta olmak üzere, bölgedeki çoğu medya yayınlarını kontrol edebilmekte ve bu ülkelerin hükümetleri aracılığıyla, yayınları denetim altına alabilmekteydi. Körfez Savaşı nda da Amerika, enformasyon üzerinde sıkı bir kontrole sahip olarak medya yoluyla Irak a karşı etkili bir psikolojik savaş yürütebilmiştir. 132 Ancak; Afganistan savaşıyla beraber, ABD'nin artık sınırları dışındaki haber akışı üzerindeki denetimini kaybettiği El-Cezire örneği ile açık şekilde görülmüştür. Amerika nın 11 Eylül saldırısının sorumlusu olarak gördüğü El Kaide örgütü ve lideri Usame Bin Laden e karşı Afganistan da başlattığı savaşta, Amerikalılar ile tüm dünya yeni bir televizyon kanalı ile tanışmıştır: El-Cezire. El-Cezire televizyonu CNN in Arap versiyonu olarak, Katar da 1995 yılında bağımsız haber kanalı olarak kurulmuştur. Taliban, El-Cezire televizyonu dışında tüm yayın kuruluşlarından ve muhabirlerinde ülkeyi terk etmelerini isteyince, savaşın tek bir gözü kalmış; tüm dünya bu büyük olayı, bu televizyonun Arap muhabirlerinin haberleri ile izlemiştir. Belki de ilk defa bir dünya olayını aktaran Batı ve Amerikan medyasının muhabiri değil, bir Arap ülkesinin televizyon muhabiri olmuştur. El-Cezire'nin savaşı aktarırken olayları Arap bakış açısıyla ele alan, Müslüman bir ülkenin televizyonu olarak tek başına dünyaya iletmiştir. Yaralı Afgan çocuklarının görüntüleri, açlık ve sefalet içindeki Afgan halkının durumu günler 131 Zeynep İşcan, Medyada Ulusal Bakış Açıları, Le Monde, New York Times ve The Guardian gazetelerinde 2003 Irak Savaşı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2004, s A War Waged With Missiles Of Misinformation, Asia Times Online, Media/Information, 13 Mart Akt: Zeynep İşcan, Medyada Ulusal Bakış Açıları, Le Monde, New York Times ve The Guardian gazetelerinde 2003 Irak Savaşı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2004, s

72 boyunca tüm dünyaya aktarılırken, sivil halkın, saldırılarda çok şey kaybettiği en çok vurgulanan nokta olmuştur. El-Cezire televizyonu yerine batı medyası bu savaşı aktarmış olsa idi, yukarıda belirtilen görüntüler yerine, yaşananlar çok farklı bir perspektiften sunulacaktı. Bu savaşta, Körfez Savaşı nın aksine, uluslararası camiada siyasi bir belirsizlik bulunmasa bile olay, Amerikan ve batı ülkelerinin, ana akım medyasının dışında başka bir ülkenin televizyonu tarafından aktarıldığı için diğerlerinden farklılık göstermektedir. El Cezire televizyonu haberlerini sivil halka yoğunlaştırdığı ve farklı bakış açılar getirdiği için, uluslararası kamuoyunda Amerika nın bu savaştaki rolü Körfez Savaşı ndan daha fazla sorgulanmıştır. 133 Afganistan Savaşı nda; Amerikan yönetimi, medya yayınlarını kendi lehlerine çevirmek için çok çaba sarf etmiş, hatta El Cezire televizyonunun Kabil bürosunu bombalayarak yayınlarını susturmayı amaçlamıştır. Amerikan hükümetinin uluslararası medyayı etkileme çabalarının yanı sıra, kendi ulusal medya kuruluşları üzerinde de baskı kurduğu bilinmektedir. 10 Ekim 2001 tarihinde Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice, Amerika'nın büyük televizyon kuruluşları ile bir araya gelmiş ve onlardan El-Kaide lideri Usame Bin Laden in açıklamasını yayınlamamalarını istemiştir. MSNBC ve News, Laden in yaptığı açıklamaların hiç birisini yayınlamamış, CNN ise sadece çok kısa bir özetini göstermiştir. Bush hükümeti, televizyon kuruluşlarından sonra aynı talebi gazetelere de iletmiştir. 17 Ekim de ise Bush hükümeti yetkilileri, Hollywood stüdyoları mensupları ile kapalı bir görüşme düzenleyerek, kendilerinden Amerika'nın 133 A War Waged With Missiles Of Misinformation, Asia Times Online, Media/Information, 13 Mart Akt: Zeynep İşcan, Medyada Ulusal Bakış Açıları, Le Monde, New York Times ve The Guardian gazetelerinde 2003 Irak Savaşı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2004, s

73 teröre karşı verdiği savaşı destekleyici programlar yapmalarını istemişlerdir. 134 Bunlar, haberlerin tarafsız bir göz ile aktarılmasının ne kadar zor olduğuna dair bir örnek teşkil ederken, ulusal bakış açılarının yansıtılmasının ardındaki nedenleri de ortaya koymaktadır. Wolfsfeld, Körfez Savaşı'nda, medyanın haberlerin nasıl oluşturulduğunun belirlenmesi amacıyla yaptığı araştırmada, bazı temel kuramsal sorular sormuş; bu sorulara aldığı yanıtlar da gazetecilerin, savaş dönemlerinde haber çerçevelerinin hangi yollarla kurulduğunun saptanmasını sağlamıştır. Wolfsfeld in sorduğu sorular çatışmanın genel hatlarının belirlenmesinde büyük kolaylık sağlamaktadır. Wolfsfeld in Körfez Savaşı'ndan verdiği örneklerin burada bir özetinin yapılması, aynı soruların araştırma bölümüne de uygulanması aşamasında büyük kolaylıklar sağlayacaktır. Aşağıdaki üç soru kuramsal prensiplerin temelini oluşturmaktadır. 1. Bu çatışma geçmişte nasıl tanımlanmış ve nasıl takip edilmiştir? 2. Çatışmanın en çok haber değeri taşıyan kısımları nelerdir? 3. Çatışmanın iyi ve kötü tarafları kimlerdir? Bu soruların kullanılması iki amaca hizmet etmektedir: Birincisi bu bizi, kimin gazeteciler gibi bir haber hikâyesini oluşturmayı denediğini düşünmeye zorlar. İkincisi bu bize olayın etkisini daha iyi anlamayı sağlar. Birinci soru, çatışmanın politik bağlamının tanımlanmasında yardımcı olmaktadır. İkinci soru, gazetecilerin profesyonel anlamda 134 The Media and the Government, The state of The Free Pres after October 7-A11 propaganda, Ali the Time 6 November, P. Bart, Variety, 10/18/01, White House enlists Hollyvvood war effort. Akt: Zeynep İşcan, Medyada Ulusal Bakış Açıları, Le Monde, New York Times ve The Guardian gazetelerinde 2003 Irak Savaşı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2004, s

74 haber değeri ile ilgilenmesine odaklanır. Üçüncü soru ise çatışmanın tarafları arasında nasıl bir yargıda bulunulacağı, suçun sorumluluğuna odaklanmaktadır Bu çatışma geçmişte nasıl tanımlanmış ve nasıl takip edilmiştir? Bu soru, çatışmanın siyasi bağlamının tanımlanmasında yardımcı olmaktadır. Çatışmanın takibi, doğal olarak daha önce bu çatışma ile ilgili bilgilerle ya da bilinenlerle bağlanmasıyla daha kolaylaşmaktadır. Medya çerçeveleri bu çatışma ile ilgili olan, benzerlik taşıyan ya da paralellik gösteren diğer çatışmalarla kıyaslanmasında ortaya çıkmaktadır. Böyle bir çatışma daha önce nasıl sunulmuştu ve çerçeveleri ne olmuştu gibi sorular, bu çatışmanın etiketini, gösteri mi, protesto mu, terörizm mi, ayaklanma mı, devrim mi, iç savaş mı, soykırım mı, bir gerilla savaşı mı yoksa bir savaş mı olduğunu belli edecektir. Wolfsfeld, her tür çatışma için belli kurallar olduğunu belirtirken, hangi tür çatışmada nelerin, nasıl haber olacağını, hangi görüntülerin kullanılacağının da belli olduğunu vurgulamaktadır. 136 Çatışmanın etiketi belli olduktan sonra, bu çatışmanın dünya tarihinde yaşanan diğer çatışmalarla ilişkilendirilmesi aşamasına geçilmektedir. Bu savaşın yeni bir dünya savaşına neden olup olmayacağı, Amerika'nın müdahalesinin bir başka Vietnam Savaşı olup olmayacağı gibi sorular da medyada hemen yer almaya başlamaktadır. Yapılan çalışmalarda Körfez Savaşı sırasında medyada özellikle Vietnam kelimesinin başka herhangi bir kelimeden daha fazla kullanıldığı belirlenmiştir. 137 Wolfsfeld'e göre bu 135 G. Wolfsfeld, Media andpolitical Conflict, Londra. Cambridge Press, 2004, s A.g.e., s A.g.e., s

75 sorular, çatışmanın nasıl takip edileceğini belli ederken, Amerika nın da konu ile ilgili ne yapması gerektiğini belirlemektedir. Wolfsfeld, Amerikan medyasının içinde bulunduğu siyasi kültürden etkilenmesinin kaçınılmaz olduğunu vurgularken, böyle bir kıyaslamanın da son derece doğal olduğunu söylemektedir. Ayrıca medya hemen savaştaki diğer tarafla ilgili tarihi bilgileri toplamaya başlamaktadır. Wolfsfeld, Körfez Savaşı nda da Saddam ve Irak hakkında medyanın hemen bilgi toplayıp dağıtma işlemine geçtiğini ve 1979 dan bu yana Saddam ve rejiminin dünya barışı için bir tehdit unsuru olması ile ilgili çerçeveleri oluşturmaya başladığını belirtmektedir Bu çatışmanın haber değeri taşıyan önemli kısımları nelerdir? Bu soru ise, gazetecilerin profesyonel anlamda hangi olaylara daha çok değer verdiklerini gösterir ki; bu aynı zamanda olayın kendisinin önemini çerçevelemektedir. 139 Wolfsfeld gazete, radyo ve televizyonlarda yer alan manşetlerdeki benzerliğe dikkat çekerken, iyi bir haberin ne olacağı konusunda gazeteciler arasında bir uzlaşım bulunduğunu belirtmektedir. Bölgeye muhabir yollanıp yollanmayacağı, kimlerle mülakat yapılacağı, hangi tür soruların sorulacağı, hangi görüntülerin verileceği bu sorunun cevabından çıkartılmaktadır. Manşetler en dikkat çekici, en dramatik olaylardan seçilir ki burada önemli olan haberin satışıdır G. Wolfsfeld, Media andpolitical Conflict, Londra. Cambridge Press, 2004, s A.g.e. s A.g.e. s

76 Bu yüzden çatışmanın hangi unsurlarının haber niteliği taşıdığının belirlenmesi, çerçevelendirmenin nasıl yapıldığına ilişkin ipuçları verecektir. Wolfsfeld in çalışmasında, Körfez Savaşı kronolojik olarak üç aşamaya bölünmüştür. 141 İlk aşama, hazırlık aşaması olarak belirlenmiş ve bu dönemde Bush yönetiminin siyasi kontrole hâkim olduğu belirtilmiştir. Burada haber değeri en yüksek olan nokta, Irak ın bağımsız bir devlet olan Kuveyt i işgal etmesi ve Suudi Arabistan ı tehdit etmesi olmuş ve Kuveytliler hemen kurban çerçevesi içerisine yerleştirilmiştir. Bush un desteklediği görüş de medyada, Saddam'ın dünya düzenine büyük tehdit oluşturduğu şeklinde yer almıştır. Saddam Hitler e benzetilmiş, Saddam ile uluslararası terörizm arasında bağlantılar kurulmuştur. 142 Bazı araştırmalar, Amerika nın petrol çıkarlarının bu savaşta rolü olduğunu gösterse de, hukuk ve düzen, özgürlük, demokrasi çerçeveleri, petrol çerçevesinden daha etkili olmaktadır. İkinci aşama, Amerikan kamuoyunda ve yönetici seviyesinde güç kullanıp kullanmama konusunda görüş ayrılıklarının en yoğun olduğu dönem olarak tanımlanmıştır. Irak ın Kuveyt'i işgali haberleri yerini Amerikan siyasetçileri arasındaki tartışmaya bırakmıştır. Siyasi çevredeki bu görüş ayrılıkları, kararsızlık ve belirsizlik medyaya da yansımış ve eleştirel çerçeveler oluşturulmuştur. Entman ve Page; New York Times, Washington Post ve ABC haber programlarını baz alan araştırmalarında, bu dönemde haber medyasının ne kadar bağımsız hareket edebileceğine dair 141 A.g.e. s A.g.e. s

77 kanıtlar bulmuşlardır. 143 Bu araştırmaya göre; özellikle köşe yazılarında Bush aleyhine eleştirel yazılar gözlemlenmiştir. Son savaş evresinde ise Amerikan siyasi çevreleri, olay üzerinde siyasi kontrole sahip olduğu kadar haber akışı üzerinde de hâkimiyet kurmuştur. 144 Bu dönemde medyanın gözü kulağı savaş alanına çevrilmiştir. Kim kazanacak? Müttefik güçler başarılı olabilecek mi? Yaralı ve ölü sayıları kaç? Savaş neye benzeyecek? Strateji nedir? Hangi silahlar kullanılıyor? Kara savaşı ne zaman başlayacak? gibi sorular ön plana çıkmıştır. Hallin ve Gitlin in Amerikan medyasındaki araştırmalarına göre; medyadaki çerçevelerin, Amerikan askerlerinin başarısına, teknolojik üstünlüklerine ve kahramanlık hikâyeleri üzerine kurulduğu belirlenmiştir. Bu araştırmadan çıkan bir başka sonuç da Körfez Savaşı yalnızca bir yarış değil bizim takım ile onlarınki arasındaki yarış olmaktadır. Bir gazetecinin belirttiği gibi, savaş dönemlerinde siyasetle ilgilenilmediği, önemli olanın babamın ya da oğlumun eve sağ dönüp dönmeyeceği sorusu olmuştur. 145 Savaş, medyada müttefik güçlerin bakış açısıyla ve onların çerçeveleri ile yer almıştır. 3. Çatışmanın iyi ve kötü tarafları kimlerdir? Bu bölüm, gazetecilerin haberlerinde, çatışmanın tarafları üzerinde nasıl bir yargıda bulunulacağına karar verilme aşamasıdır. 146 Bu sorunun cevabının belirlenmesinde her medya kuruluşunun içinde bulunduğu kültür önemli rol oynamaktadır. 143 G. Wolfsfeld, Media andpolitical Conflict, Londra. Cambridge Press, 2004, s A.g.e. s A.g.e. s A.g.e. s

78 Amerikalılar için özgürlük, demokrasi gibi çerçevelerin büyük önemi bulunmaktadır. Ayrıca, kurban çerçevesi de siyasi çatışmalarla ilgili iyi haberin vazgeçilmez unsurudur. Bir genel yöntem olarak suçlunun belirlenmesi için kurban üzerinde odaklanılmaktadır. Bir kez kurbanın kim olduğu belirlendiğinde saldırgan da belli olacaktır. Wolfsfeld, bazı çatışmalarda çatışan her iki tarafın da kurban olduğunu belirtirken, medyanın böyle durumlarda anlamsız şiddet çerçevesini kullandığını vurgulamaktadır. 147 Bir çatışmada şiddet ne kadar fazla olursa, şiddet uygulayan tarafın her adımı hukuk ve düzene karşı bir tehdit olarak sunulmaktadır. Böylece, bir çatışmada hukuk ve düzeni kurmaya yönelik her çaba ya da her müdahale medya tarafından da desteklenmiş olacaktır. Ayrıca Körfez Savaşı'nda, Irak'ın Amerika ve müttefiklere karşı oluşturduğu, meydan okuyan, işgalci gibi resmi çerçeveleri, Amerikan haberlerinde yer almayıp, görmezden gelinmiştir. Aşağıdaki alıntı da çatışmalarda zayıf tarafın çerçevelerinin, medya tarafından nasıl görmezden gelindiğine örnek oluşturmaktadır: Körfez Savaşı nda ölü ve yaralıların sayısının in üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Bir kurum olarak savaşı sorgulamamaları, savaş muhabirlerinin ortak özelliklerinin başında gelmektedir. Bu nedenle çoğu kez savaşın kurbanlarına, çatışmaların ortasında kalan sivillere pek değinmezler A.g.e., s Zeynep İşcan, Medyada Ulusal Bakış Açıları, Le Monde, New York Times ve The Guardian gazetelerinde 2003 Irak Savaşı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2004, s

79 Körfez Savaşı nda, Irak taki süt fabrikasının bombalanması, ardından, Amiriya sığınağında yüzlerce sivilin ölmesi ve Irak a ait 1000 askeri aracın bombalanması ile, Amerikan hükümeti kendisini medya karşısında savunma durumunda bulmuştur. Bu üç olayın görüntüleri, bir anda müttefiklerin çerçevelerinden farklı haberlerin oluşturulmasına neden olmuştur. Ancak; yine de Amerikan medyası savaşın gerçek yüzünü göstermemiş, haberlerin Amerikan bakış açısıyla verilmesine devam etmiştir. Pentagon dan ve Beyaz Saray dan yapılan açıklamalar ile akıllı füzelerin nokta vuruşlarla Irak askeri tesislerini vurma görüntüleri CNN aracılığı ile tüm dünya televizyonlarında yer almıştır. Burada eksik olan unsurlar, sivil halkın verdiği kayıplar, özellikle Amiriya sığınağında yaklaşık 400 sivilin yaşamını kaybetmesi ve ölü ve yaralı görüntülerinin yer almamasıdır. 149 Körfez Savaşı'nda medyanın rolü Yöneticinin Rızası kuramıyla yorumlandığında, Irak karşısında müttefik güçler arasında siyasi kararlılık bulunduğunu ve medyanın da resmi bakış açılarının dışına çıkmadığı görülmektedir. Öte yandan Afganistan Savaşı, uluslararası iletişimde söz sahibi, egemen ve güçlü devletlerin medya kuruluşları dışında bir yayın kuruluşu olan El-Cezire tarafından verildiği için, bu savaştaki bakış açısı çok farklı olmuştur. Uluslararası politikalarda savaşa muhalif ülkelerin sayısı artmış ve belki de savaş bu yüzden kısa sürede sona erdirilmiştir. 150 Ulusal çıkarlar, devlet politikalarında ve buna bağlı olarak basın yayın kuruluşlarında çok farklı biçimlerde ifade edilebilmektedirler. Basın yayın kuruluşları, genellikle resmi görüşleri temel alarak ve kimi zaman da sahip oldukları ideolojik çerçeve 149 A. g. tez, s A. g. tez, s

80 içerisinde ülkenin ulusal çıkarlarını tanımlarlar. Ulusal çıkarlar tarih, ideoloji ve ülkelerin gelişmişlik düzeylerine göre tanımlanabilir. Ulusal çıkarları tanımlamada ağırlıkları değişmekle birlikte bu unsurlar birbirinden bağımsız değildir ve birbirlerini etkilemektedir. Tarihi ağır basan bir ulusal çıkar tanımlamasında ülkenin, milletin geçmiş deneyimleri, diğer devletlerle olan münasebetleri, dostlukları, düşmanlıkları ulusal çıkarı belirleyen en önemli kıstasları oluşturmaktadır. Uluslararası olaylarda ülkenin nasıl bir politika takip etmesi gerektiği, karşı karşıya olunan devletin, milletin tarihine, kendileriyle ilişkilerine yapılan referanslarla oluşturulmaya çalışılır. İdeolojiyi referans alan ulusal çıkar tanımlamaları ise ülkenin benimsemiş olduğu ideoloji çerçevesinde olayları ele alıp değerlendirmekte, ulusal çıkarları belirlerken ağırlıklı olarak ideolojiden referans almaktadırlar. Buna göre ülkenin sahip olduğu ideolojinin temel dinamikleri üzerinden söz konusu olaya veya olaylara yaklaşılmaya çalışılmaktadır. Ülkelerin gelişmişlik düzeylerine bağlı olarak da ulusal çıkarların öncelikleri ve önem verilen konular farklılık göstermektedir. Ekonomik ve sosyal açıdan gelişmiş ülkelerde daha çok elde edilmiş olan hakların, refahın ve ülkenin ekonomik çıkarlarının korunması, ulusal güvenliğin sağlanması ön plana çıkarken; gelişmekte olan ülkelerde süratli ekonomik kalkınma, ulusal bütünlük ve birlik, yabancı etkilerden kurtulma, ulusal prestij gibi hususlar ulusal çıkar değerlendirmelerinde ön plana çıkmaktadır. Genel itibariyle ulusal çıkarlar, şu kavramlar çerçevesinde ele alınmaktadır: Güvenlik, beka sorunu, güç dengesi, savaş, ekonomi, kültür, 72

81 emperyalizm, adalet, barış, özgürlük v.b.dir. Her devletin izlemiş olduğu uluslararası politikaya göre farklılaşan ulusal çıkar ifade biçimleri bulunmaktadır. Bu bölümün ikinci kısmında Türkiye nin yurt dışına asker gönderme kararı aldığı belli dönemlerde, yazılı basının Türkiye nin ulusal çıkarları açısından bu karara yaklaşımları araştırılmıştır. Araştırmada Kore Savaşı nda Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde toplam 51 haber ve 6 köşe yazısı, Kıbrıs Barış Harekâtı nda Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde toplam 27 haber ve 10 köşe yazısı, Körfez Savaşı nda Sabah ve Türkiye gazetelerinde toplam 88 haber ve 30 köşe yazısı, Bosna Savaşı nda Hürriyet ve Sabah gazetelerinde toplam 51 haber ve 10 köşe yazısı, Kosova Savaşı nda Hürriyet ve Sabah gazetelerinde toplam 40 haber ve 1 köşe yazısı, Afganistan Savaşı nda Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde toplam 38 haber ve 53 köşe yazısı taranmıştır. Konu ile ilgili olan haber ve köşe yazıları değerlendirmeye alınmış, ham veriler oluşturulan kategorilere uygun olarak değerlendirilerek gerekli düzenleme yapılmıştır. Gazetelerin sayfa düzenleri ve haberlerin kapladığı alan vb. gibi nicel veriler incelemenin kapsamı dışında bırakılmıştır. Burada sadece basının söz konusu savaşlar aracılığıyla ulusal çıkarları kamuoyuna nasıl sunduğu araştırılmıştır. Haber ve yorumların okuyucular tarafından nasıl alımlandığına bakılmamıştır. Araştırmada bazı savaşlarda, oluşturulan kategorilerden birinin veya ikisinin pek ele alınmadığı, tespit edilmiştir. Bu amaçla gazetelerde üzerinde durulmayan kategori adı geçen savaşlarda ele alınmamıştır. Örneğin incelenen süre içerisinde Kosova Savaşı nda ve Afganistan Savaşı nda tarihsel bağlantılar kurulmamıştır. 73

82 B. TARİHSEL BİR SÜREÇ İÇİNDE TÜRKİYE DE YAZILI BASINDA ULUSAL ÇIKARLARIN İFADE EDİLİŞ BİÇİMLERİ 1. Yazılı Basında Kore Savaşı ve Ulusal Çıkarlar İkinci Dünya Savaşı sırasında Kore yarımadası Japon işgali altında kalmıştı. Savaş sona erdiğinde Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) arasında varılan bir anlaşma uyarınca, yarımada 38. paralelin kuzeyi ve güneyi şeklinde yapay biçimde bölünerek, işgalci Japon birliklerinin kuzeyde kalanları SSCB, güneyde kalanları ise ABD ordusu tarafından teslim alındı. Bu arada, Kore yarımadasının siyasal geleceği konusunda ABD ve SSCB arasında yürütülen görüşmeler sonuçsuz kaldı. SSCB işgalindeki kuzeyde sosyalist, ABD işgalindeki güneyde ise kapitalist bir devlet kuruldu. Aynı coğrafi birim üzerinde, birbirine düşman iki farklı ideolojiyi benimseyerek kurulan Kore Demokratik Cumhuriyeti (Kuzey Kore) ile Kore Cumhuriyeti (Güney Kore) arasında 25 Haziran 1950'de çatışma başladı. Savaşın patlak vermesinin hemen ardından, ABD'nin girişimleriyle Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi olağanüstü toplanarak üye ülkeleri, Kuzey Kore'yi durdurmak için BM tarafından yürütülecek faaliyetlere katılmaya çağırdı. BM Güvenlik Konseyinin daimi 5 üyesinden biri olarak veto yetkisini elinde bulunduran SSCB, bu kararın alındığı sırada, Çin in BM de Pekin tarafından temsil edilmemesini protesto etmek maksadıyla Konsey toplantılarını boykot etmekteydi. Dolayısıyla, Barış İçin Birleşme adlı bu kararın alınmasına engel olamadı. 27 Haziran da ABD birlikleri Güney Kore ye çıktılar. BM de yapılan çağrıya uygun olarak 15 ülke Kore ye asker gönderdi. BM nin Kore ye asker gönderme kararı alması üzerine, 74

83 Başbakan Adnan Menderes in Yalova daki yazlığında Cumhurbaşkanı Celal Bayar başkanlığında, TBMM Başkanı Refik Koraltan ve Genelkurmay Başkanı Nuri Yamut un da katılımıyla yapılan üst düzey bir toplantıdan sonra, TBMM ye ve muhalefete danışılmadan, 25 Temmuz 1950 de Türkiye nin Kore ye 4500 asker göndereceği açıklandı. Karar TBMM ye danışılmadan alındığı halde dönemin en yüksek tirajlı gazeteleri olan Hürriyet ve Milliyet gazeteleri bunu hiç gündeme getirmemişler, alınan karar herhangi bir sorgulamaya tabi tutulmadan desteklenmiştir. Liberal eğilimli olarak tanımlanan bu gazetelerin kararın TBMM de tartışılmadan alınmasını herhangi bir sorgulamaya tabi tutmadan kabul edip desteklemesi bu dönem basınının realist paradigma yaklaşımını benimsediği şeklinde bir izlenime neden olmaktadır. ABD den sonra Kore ye asker gönderme kararı alan ikinci devlet olan Türkiye nin yolladığı Albay Tahsin Yazıcı komutasındaki 5000 kişilik piyade tugayı 17 Ekim de Kore ye ulaşarak, 25. Amerikan Tümenine bağlı olarak doğruca ateş hattına sürüldü. 27 Temmuz 1953 te imzalanan ateşkese kadar Türk askerlerinin 72l i şehit olurken, 672 si yaralanarak yurda döndü yaralı askerse Kore de tedavi edildi. 234 asker esir düşerken, 175 kişi kayboldu. Kore Savaşı, Soğuk Savaş ın ilk büyük sıcak çatışması olarak tarihe geçti. 151 Bu araştırmada Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin 26 Haziran 26 Temmuz 1950 tarihleri arasındaki günlük sayıları incelenerek asker gönderme sürecinde konu ile ilgili olarak Milliyet gazetesinde 26 haber ve 3 köşe yazısı, Hürriyet gazetesinde ise 25 haber ve 3 köşe yazısı olmak üzere toplam 51 haber ve 6 köşe yazısı incelenmiştir. 151 Baskın Oran, Türk Dış Politikası, I. Cilt, İletişim Yayınları, İstanbul, 2000, s

84 Haber aktörlerine baktığımızda ön plana çıkan haber aktörleri çatışmanın iyi ve kötü taraflarını tanımlayıcı bir şekilde sunulmuştur. Türkiye nin yurt dışına asker gönderme kararı alması üzerine özellikle resmi açıklamalara başvurulmuş, iktidarın görüşü eleştirilmeden kabul edilmiştir. Karar, TBMM ye başvurulmadan ve kamuoyunda herhangi bir tartışma yapılmadan alındığından haber aktörleri içinde ne TBMM nin ne de ilgili uzman kişilerin ve diplomatik mercilerin görüşlerine haber ve yorumlarda yer verilmemiş, alınan karar desteklenmiştir. Basın, 25 Haziran 1950 de Kore Yarımadası nda başlayan savaşı, 26 Temmuz 1950 tarihli sayılarında manşetten okurlarına duyurmuştur. Haber, Kore de Dün Fiilen Harp Başladı 152, Kore de Harp Başladı 153 şeklinde verilmiştir. Medya tarafından Kore ye Amerika nın müdahalesi ile birlikte savaş, artık Kuzey Kore ile Güney Kore arasında değil, Komünistler ile Amerikalılar arasında cereyan eden bir hadise şeklinde çerçevelendirilmeye başlanmıştır. ABD tarafından yapılan açıklamalar ön plana çıkarılarak ABD nin bu savaştaki haklılığı vurgulanmaktadır. Basın tarafından çatışmanın iyi ve kötü tarafları belirlenmiştir. Kurban-saldırgan ayrımına gidilmiş, kurban konumunda Güney Kore olurken, bunun karşısında saldırgan konumunda Kuzey Kore ve Komünist Rusya olmuştur. Haber ve yorumlarda bu amaçla Kuzey Kore nin Güney Kore ye tecavüz ettiği 8 defa, Rusların desteklediği tecavüz 7 defa, Güney Kore nin işgal edilmesi 2 defa tekrarlanmıştır. Basın, Kore Savaşı ile ilgili verdiği haberlerin çerçevelerini genellikle Ruslar tarafından desteklenen Komünist Kore ordusunun Güney Kore Cumhuriyetini işgal 152 Milliyet, 26 Haziran Hürriyet, 26 Haziran

85 ettiği, Kuzey Kore nin Komünist birliklerinin Güney Kore ye taarruz ettikleri şeklinde oluşturmuştur. Kuzey Kore yi, mütecaviz, saldırgan, Komünist ve Ruslar tarafından desteklenen komünistler olarak ele almış, buna karşılık Güney Kore yi ise, tecavüze uğrayan, Birleşmiş Milletler kararına göre kurulan bir devlet, masum çerçeveleri ile sunmuştur. Komünizmin bu savaşla hür memleketleri tehdit ettiği ön plana çıkarılarak sunulmuştur. Buna vurgu yapılırken ABD Başkanı Truman ın konuşmasından alıntı yapılmıştır. Bu saldırma, komünizmin hür memleketleri istila için artık yıkıcı faaliyetlerin ötesine doğrudan doğruya silahlı tecavüze, harbe başvuracağını aşikâr bir şekilde ispat etmektedir. 154 Kore Savaşı nın başlaması basın tarafından tarihteki benzer olayların, büyük savaşlara neden olması ile karşılaştırılmıştır. Kuzey Kore nin Güney Kore ye saldırı düzenlemesi ve Kore Savaşı nın fiilen başlaması basın tarafından İkinci Dünya Savaşı nın başlamasının öncesindeki olaylarla kıyaslanmaktadır. Bu savaşla, Hitler in Anschluss ve Südetler bölgesini ilhak etmesiyle benzerlik kurulmuş ve bu saldırının da yeni bir dünya savaşına neden olabileceği üzerinde durulmuştur. Bunu Ali Naci Karacan şöyle açıklamaktadır: Rusların Kore ye tecavüzle güttükleri hedefler, 1939 da Hitler in Anşluss ve Südetler meselesinde takip ettiği taktiğin benzeri taklit edilmek suretiyle başarılmaya çalışılmış hemen hemen aynı hedeflerdir. Bu itibarla Kore tecavüzü karşısında üçüncü bir dünya harbi ihtimalinin Amerikan hiddetinin derecesine göre kuvvetli veya zayıf olabileceğine hükmedenler, herhalde düşüncelerinde haksız değillerdir Milliyet, Truman Diyor ki!, 28 Haziran Ali Naci Karacan, Üçüncü Bir Dünya Harbi mi?, Milliyet, 29 Haziran

86 Savaş tanımlanırken bu savaşın mütecaviz Kuzey Kore ye karşı bir özgürlük savaşı olduğu, komünizm ile demokrasi arasındaki bir zihniyet savaşı olduğu ifade edilmektedir. Rusların Kuzey Kore yi desteklemeleri bu savaşın çok genişleyebileceği, üçüncü dünya savaşının başlayabileceği haberlerinin ve yorumlarının yapılmasına neden olmuştur. Haber ve yorumlarda üçüncü dünya savaşının olabileceği altı defa tekrarlanmıştır. Objektif düşünecek olursak bu harbin bir umumi savaş başlangıcı olduğunu pekâlâ kabul edebiliriz. Bu harbi Şimal Kore ile Cenup Kore nin, yani demokrasi taraftarları ile Komünist taraftarlarının bir muharebesi olarak kabul etmek hata olur. Hakikatte bugün Kore de dünyayı ikiye bölen zihniyetin çarpışmasına şahit oluyoruz. 156 Konu ile ilgili olarak Kore harbi bir dünya işi halini alacağa benziyor 157 Üçüncü Dünya Harbi İhtimali Artıyor 158 Üçüncü bir Dünya Harbi mi? 159 Dünya Harbi İhtimali Artıyor 160 şeklinde haber başlıkları kullanılmıştır. Türkiye nin Kore ye asker göndermesi konusunda Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin tutumu hükümetin resmi görüşü ile uyumlu olmuştur. Karar öncesinde Dış İşleri Bakanı Fuat Köprülü nün 30 Haziran da Millet Meclisinde yaptığı konuşma desteklenmekte ve karar manşetten Hür milletleri biz de destekliyoruz. 161 Türkiye Kore işinde üzerine düşen vecibeleri yapacak 162 şeklinde verilmektedir. Ayrıca Ali Naci Karacan, Milli Birlik Kuvvetimiz başlıklı yazısında Köprülü nün konuşmasına 156 Hürriyet, 6 Temmuz Hürriyet, Manşet, 8 Temmuz Milliyet, 29 Haziran Ali Naci Karacan, Milliyet, 29 Haziran Milliyet, Manşet, 18 Temmuz Milliyet, 1 Temmuz, Hürriyet, 1 Temmuz,

87 atfen Türkiye nin dış politikasının dayandığı temelleri açıklamaktadır. Karacan a göre Türkiye, yeryüzünde sulhu ve emniyeti müdafaa, taarruza karşı mukavemet, bütün milletlerin istiklallerine ve toprak bütünlüklerine riayet, insanlığın saadetini, refahını temin politikasını kendisine şaşmaz ve sarsılmaz dış politika istikameti olarak çizdiğini de bilhassa teberrüz ettirdi 163 demektedir. Türkiye nin resmi olarak Kore ye asker göndermesinin söz konusu olmadığı dönemde basın daha serbest yazılar yazmakta, Türkiye nin Kore ye asker göndermesinin mevzu bahis olmayacağını ifade etmektedir. Ancak; hükümetin, Kore ye asker gönderme kararı aldığını açıklamasından sonra Hürriyet ve Milliyet gazeteleri hükümetin bu kararına tam destek vermişlerdir. Basında asker gönderme kararından önce Amerika nın Kore vukuatı için Türkiye den yardım talep ettiği Türkiye nin yardımı Güney Kore ye değil, Amerika ya yaptığı ifade edilmekte ve BM nin Güney Kore ye yardımına Türkiye nin BM ye üye olması ve ABD nin Avrupa ya uygulamış olduğu Marshall planından Türkiye nin de yararlanıyor olmasından dolayı Türkiye nin bu yardımda yer almasının bir nevi mecburiyet olduğu vurgulanmaktadır. Ancak Türkiye nin yardımının da Marshall planından istifade nispetinde olacağı, Türkiye nin yapacağı yardımın askeri ve ekonomik olmaktan ziyade sembolik bir yardım olacağı ifade edilmektedir. Hürriyet gazetesi baş makalesinde bunu şu şekilde ifade etmektedir: Çünkü bizim Asya nın öbür ucuna asker göndermemiz mevzu bahis olamaz. Bu sene bereketli olduğu söylenen mahsulümüzden, yerli ilaçlarımızdan, tütün gibi diğer mahsullerimizden elbette Korelileri de istifade etmek isteriz. 164 Basın burada ekonomik çıkarlara dayalı bir kavrayışı benimsemiştir. Basın, savaşın ilk günlerinde 163 Ali Naci Karacan, Milli Birlik Kuvvetimiz, Milliyet, 2 Temmuz, Hürriyet, 2 Temmuz,

88 Türkiye nin Kore ye asker göndermesini beklememekte ve BM nin de böyle bir istekte bulunmayacağını temenni etmektedir. Biz kendi hesabımıza Kore Savaşına yapılacak yardımlarımız meyanında askeri bir sevkıyatın hatıra gelemeyeceğini düşünüyoruz. Vakıa tarihimiz bu nevi misallerle doludur. Galiçya da, Yemen de ve daha birçok yerde bol bol Türk kanı döktük. Ümit ederiz ki, Kore için insanca fedakârlık yapmamızı istemeyeceklerdir. Nihayet Konsey lüzum görürse, bir gönüllü listesi açmayı derpiş edebiliriz. Herhalde uzak şarkın ötesindeki Kore nin Türkiye için çok uzak bir diyar olduğunu unutmamamız lazımdır. 165 Yalova da Cumhurbaşkanı Bayar ın başkanlığında Başbakan, Dışişleri Bakanı ve ordu yüksek kumandanlarının katılımıyla gerçekleştirilen toplantı manşete taşınmıştır. Yapılan haber ve yorumlarda bu toplantının dünya hadiseleriyle alakalı olduğu, özellikle Kore ile ilgili olduğu yorumları yapılmakta, fakat Türkiye nin bugünkü şartlar altında Kore ye asker veya daha çok Amerika dan ithal edilen silahları göndermesinin mümkün olmadığı, gıda maddesi gönderilmesinin de gerek vasıtasızlık ve gerekse de gönderilecek gıda maddelerinin Kore ye yakın yerlerden temin edilmesinin daha kolay olmasından dolayı böyle bir yardımın da olmayacağını bu yüzden yapılacak olan yardımın maddi olmaktan ziyade manevi olacağı yorumları yapılmaktadır Temmuz 1950 de Kore ye asker gönderme kararı açıklandıktan sonra basın 26 Temmuzdaki sayılarında kararı manşete taşımıştır. Manşetlerde ve sürmanşetlerde karar ele alınırken bu kararı destekleyici ve heyecan verici bir tarzda karar ele alınmıştır. Kore harbine dörtbinbeşyüz kişilik kuvvet gönderiyoruz 167, 165 Hürriyet, 2 Temmuz, Emin Karakaş, Hürriyet, 19 Temmuz, Milliyet, 26 Temmuz

89 Kore ye silahlı kuvvetler gönderiyoruz 168 denilerek basın kendisini ulusla özdeşleştirmiştir. Özellikle Türkiye nin ABD yanında Kore de savaşa girmesini Türkiye nin ulusal çıkarları açısından ele alan basın, Türkiye nin Kore ye asker gönderdiği takdirde Atlantik Paktına kendiliğinden girmiş olacağını, Türkiye nin böyle bir yardımda bulunacak ilk memleket olması durumunda, Türkiye nin dünya pazarındaki prestijinin artacağını vurgulamıştır. Türkiye nin Rusya ile sınır komşusu olması ve komünizm tehdidi nedeniyle karara önem verilmekte ve Türkiye nin ABD nin yanında yer almaması durumunda gelecekte Rusya ile yaşanabilecek bir sorunda Türkiye nin yalnız kalmasının söz konusu olabileceği, bunun da Türkiye nin güvenlik çıkarları açısından uygun olmadığı vurgulanmaktadır. Ali Naci Karacan, Hükümet Kararında İsabet Etmiştir 169 başlıklı yazısında Türkiye bu kararla BM idealine olan sadakatini gösterdiği gibi diğer devletlere rehberlik edecek tavır takınmasının Türkiye nin bütün dünyada ancak itibarını yükselteceğini vurgulamaktadır. Menderes Hükümetini tebrik etmekte, Türkiye nin sözüne inanılır bir devlet olduğunun herkese ispat edildiği tamamen yerinde ve isabetli bir karar alındığını belirtmektedir. DP iktidarının da bu kararında milletin arzusunu ve birliğini temsil etmiş olduğundan asla şüphe etmemelidir demektedir. Kore Savaşı nda basın tarafından Türkiye nin öncelenen ulusal çıkarları özellikle SSCB ile komşu olmasından dolayı güvenlik çıkarları olmuştur. Kore Savaşı nın komünizmin bir saldırısı olduğu, Türkiye nin hemen yanı başında SSCB tarafından bu saldırının desteklendiği, dolayısıyla Türkiye ye de yönelebilecek potansiyel bir tehdidin bulunması ve bu tehdidin önlenmesi gereği basın tarafından dile getirilen 168 Hürriyet, 26 Temmuz Ali Naci Karacan, Hükümet Kararında İsabet Etmiştir, Milliyet, 27 Temmuz,

90 öncelikli çıkarlardandır. Bu amaçla Türkiye nin Kuzey Atlantik Paktı (NATO) na üye olabilmesi için bu savaşa ABD nin yanında katılması gerektiği vurgu alan bir konu olmuştur. NATO ya üye olan bir Türkiye nin SSCB den ve komünizm tehdidinden kurtarılacağı bunun Türkiye için bir garanti olacağı ön plana çıkarılmıştır. Güvenlik çıkarlarından sonra Türkiye nin öncelenen diğer ulusal çıkarları ise ABD ile müttefikliğin devam etmesi, demokratik güçlerle aynı safta yer alınması ve Türkiye nin BM idealine bağlılığıyla dünyada prestiji artan bir ülke olması şeklinde tanımlanmıştır. Kore Savaşı üzerine yapılan diğer çalışmalar da bu sonucu destekler niteliktedir. Örneğin Nazan Kahraman ve Gazi Doğan tarafından birbirlerinden bağımsız olarak yapılan iki ayrı tez çalışmasında şu sonuçlara varılmıştır. Türkiye nin Kore Savaşı na asker gönderme kararını basın, ulusal güvenlik ve ekonomik çıkarlar üzerinden ele almıştır. Bu dönemde Türkiye, Kore Savaşı nda ABD nin yanında yer alarak savaşa müdahil olmuştur. Bundan dolayı basın haber ve yorumlarında resmi politikanın bir takipçisi olmuş, yanında yer alınan ülkeyi haklı çıkarıcı, müdahaleyi meşrulaştırıcı bir politika izlemiştir. Basında ABD den bahsedilirken, ABD dünya barışının tek savunucusu, dost ülke, medeniyetin savunucusu, güçsüzlere yardım eden gibi sıfatlarla desteklenmiştir. 170 Karşı taraf: Kukla rejim, kızıl komünistler, mütecaviz gibi sıfatlarla nitelendirilirken, taraf tutulan ülke demokratik rejim, masum, zavallı, dost ülke olarak nitelendirilmektedir. Basının taraf olduğu bir savaşta, savaş kelime olarak da hep düşmanla beraber kullanılır ve düşmana vurgu yapılır. Bundan dolayı basın, Kore 170 Nazan Kahraman, Kore Savaşı ve Türk Basını, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, s

91 Savaşı nda savaş kelimesini hep Kuzey Kore söz konusu olduğunda kullanmış, Kuzey Kore ye vurgu yapılmış ve güney Kore nin zavallılığı bir kez daha ifadesini bulmuştur. 171 Savaşa müdahale, Kuzey Kore ile Güney Kore arasında bir barış ortamının sağlanması değil, komünizmin durdurulması olarak dile getirildiğinden yapılacak her türlü yardımın meşrulaştırılması sağlanmış ve kamuoyu bu şekilde bilgilendirilmiştir. Savaşın ilk bir aylık diliminde, Türkiye nin Birleşmiş Milletler ideallerine bağlı bir politika izleyeceği, gerek hükümet ve gerekse basın tarafından sık sık tekrarlanmıştır. 172 Hükümetin kamuoyunu ikna için kullandığı en önemli argümanlardan bir tanesi de, Kore de savaşan askerlerin Türk vatanını, sınırını ve dinini koruduğu iddiasıdır. 173 Kore ye asker gönderme kararını değerlendiren Demokrat Parti, Kore ye asker göndermekle Birleşmiş Milletlere milletçe verilmiş sözün yerine getirildiğini vurgulayarak, partilerinin izlediği siyaseti, eski iktidarın miskin, kaçamaklı, riyakâr ve istikrarsız siyaseti yerine Türk gücüne, karakterine, ahlak ve mertliğine dayanan cesur, dinamik, müteşebbis ve samimi bir siyaset olarak özetlemektedir. 174 Ulusal güvenlik açısından olaya yaklaşılırken, gelecekte Türkiye nin de böyle bir tecavüzle karşı karşıya kalabileceği, düşman olarak nitelenen komünist Rusya nın durdurulması gerektiği, Türkiye nin ulusal güvenliği açısından bunun bir gereklilik olduğu ifade edilmiştir. Basın, ulusal birliği bozmamak, ülkenin milli menfaatlerine zarar vermemek için karara muhalif bir havanın oluşmasını engellemeye çalışmış ve resmi politikayı desteklemiştir. 171 A.g.e. s Gazi Doğan, Kamuoyunda Kore Savaşı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, s A.g.e. s A.g.e. s

92 Sonuç olarak, Türk basını da hükümet kararını olanca gücüyle destekleyerek, bu konuda muhalif bir hava oluşturulmasını ulusal birliği bozacak endişesi ile uygun görmemiştir. Buradan da anlaşılacağı gibi basın organları özellikle ulusal ve uluslararası kriz dönemlerinde hükümetlerinin ve iktidar sahiplerinin resmi yayın organları gibi davranarak, izlenen politikanın haklı yönlerini ortaya koymaya, kararları meşrulaştırmaya ve benimsenen politikaya destek sağlamaya çalışmaktadırlar. 2. Yazılı Basında Kıbrıs Barış Harekâtı ve Ulusal Çıkarlar Bu araştırmada Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin 20 Haziran 20 Temmuz 1974 tarihleri arasındaki günlük sayıları incelenerek bu süre içerisinde konu ile ilgili olarak Milliyet gazetesinde 13 haber, 5 köşe yazısı, Hürriyet gazetesinde ise 14 haber, 5 köşe yazısı olmak üzere toplam 27 haber ve 10 köşe yazısı çözümlenmeye çalışılmıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti nde 15 Temmuz 1974 te EOKA-B adlı örgüt tarafından Yunan subayların desteğinde gerçekleştirilen darbe basında manşetlerden verilmiştir. İlk tepkiler Yunan subaylarının yönetimindeki ulusal muhafız gücünün beklenen komployu gerçekleştirdiği ve darbenin ENOSİS i gerçekleştirmek amacıyla yapıldığı yönündedir. 16 Temmuz da basın Kıbrıs a odaklanmış, haber ve yorumlar Türkiye nin Kıbrıs Türk toplumunun haklarını koruyacağı, bunun için antlaşmalarda yer alan şartların gerçekleşmesi halinde Türkiye nin adaya müdahale edebileceği 84

93 yönündedir. Hürriyet ve Milliyet gazeteleri darbenin Yunanistan tarafından ENOSİS i gerçekleştirmek amacıyla tertiplendiği konusunda hemfikirdir. Çünkü Makarios un son dönemlerde Yunanistan da yönetimde bulunan cunta yönetimi ile ayrı düştüğünü, Yunanistan dan bağımsız hareket etmeye başladığını, bunun cunta yönetimi tarafından ENOSİS in tehlikeye düştüğü şeklinde bir algılamaya neden olduğu, bu yüzden darbenin gerçekleştirildiği ifade edilmektedir. Basın, Makarios un Yunanistan hükümetine bir mektup gönderdiğini belirtmekte ve Makarios un bu mektupta Rum muhafız gücünün Yunan subayları yönetiminde bir işgal ordusu haline getirildiğini, kendisinin halk tarafından seçildiğini yoksa Atina nın atadığı bir vali olmadığını söylediğini, Yunanistan ın ise bu mektuba darbe ile cevap verdiğini ifade etmektedir. Makarios Atina ya Yazdığı Mektubun Cevabını DARBE İle Aldı. 175 Aktör tanımında basın, daha çok resmi açıklamalara göre hareket etmiş, hükümetin kararına tam destek vermiştir. Kararın muhalefet ve hükümetin işbirliğiyle alınmış olmasından dolayı TBMM de herhangi bir tartışma yaşanmamış bundan dolayı da haber aktörleri içerisinde TBMM yer almamıştır. İncelenen süre zarfında ilgili uzman görüşlerine de başvurulmamış, resmi açıklamalar haber ve yorumlarda ağırlıklı olarak yer almıştır. Basın, Kıbrıs Krizi nde resmi politikaya tam destek vermiş, bu amaçla dönemin başbakanı Bülent Ecevit in açıklamalarına sıklıkla yer vermiştir. Tüm haberlerde Bülent Ecevit in açıklamalarının sıklık derecesi altı olmuştur. Buna karşılık darbenin asli faili olarak Yunanistan ve Sampson kabul edilmiş ve bunlar adadaki mevcut 175 Milliyet, Makarios Atiana ya Yazdığı Mektubun Cevabını Darbe İle Aldı, 16 Temmuz,

94 meşru anayasal düzeni yıkmak ve ENOSİS i gerçekleştirmeye çalışmakla suçlanmışlardır. Yunanistan ve Sampson dan negatif bahsedilmesinin sıklık derecesi sekizdir. Türkiye nin resmi politikasının haklılığı uluslararası anlaşmalardan doğan haklara dayandırılarak meşrulaştırılmaya çalışılmış bu amaçla en sık vurgu alan temalardan biri olmuştur. Bunun sıklık derecesi ise altı olmuştur. Çatışmanın iyi ve kötü tarafları ele alınırken kötü tarafta darbeyi gerçekleştiren EOKA-B örgütü ve cumhurbaşkanı seçilen Nikos Sampson ile darbenin asli faili olarak kabul edilen Yunanistan bulunmaktadır. Çünkü bunlar Kıbrıs Cumhuriyeti nde uluslararası anlaşmalarca garanti altına alınan meşru anayasal düzeni yıkmışlar ve Türk toplumunu tehdit eder duruma gelmişlerdir. Çatışmanın iyi tarafında ise Türk toplumu ve müdahale hakkı kendisine uluslararası anlaşmalarca verilen Türkiye bulunmaktadır. Türkiye burada anayasal düzeni tekrar kurmak ve Türk toplumunu korumak için garantör devlet sıfatıyla uluslararası hukuka uygun olarak tüm diplomatik girişimlerden sonra adaya müdahale etmiştir. Bundan dolayı bu savaş haklı bir savaştır. Dost ve düşman ayırımında Yunanistan ve darbeciler Türkiye ve Türk düşmanı olarak ifade edilmiş, bu amaçla darbeden sonra Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı seçilen Sampson dan olumsuz ifadelerle bahsedilmiştir. Sampson haber ve yorumlarda toplam beş defa negatif ifadelerle tanımlanmıştır. Hürriyet ve Milliyet gazeteleri Nikos Sampson la ilgili olarak sözüne güvenilmez, işlediği cinayetlerden dolayı idama mahkûm edilmiş azılı ve fanatik bir Enosisçi, Türklere ve Türklüğe saldırılarıyla adını duyuran, cunta kuklası gibi nitelendirmelerde bulunmaktadır. Darbeyi gerçekleştiren EOKA-B ye 86

95 de aynı yaklaşım sergilenmekte ve EOKA-B, EOKA tedhiş örgütü, ENOSİS i gerçekleştirmeye çalışan grup, cunta oyuncağı gibi çerçevelerle sunulmaktadır. Basın bu süreçte özellikle tarihsel olarak yaşanan Türk-Yunan çatışmasına atıflarda bulunmuş, ulusal ön yargıları ve şovenist eğilimleri harekete geçirici bir yaklaşım sergilemiştir. Ulusal ön yargılar ve şoven eğilimler harekete geçirilirken kendini olumlu sunma ve ötekini ise olumsuz sunma stratejisi izlenmiş, bu amaçla Yunanistan ve Nicos Sampson sözüne güvenilmeyen, soykırım uygulayan, kukla şeklinde itham edilmişlerdir. Bunun karşısında ise uluslararası hukuka dayalı haklarını savunan, herhangi bir haksızlık yapmayan ve yüksek karakterlere sahip Türkiye ve Türkler yer almıştır. Ortaya çıkan kriz, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki yaşanmış benzer olaylar örnek gösterilerek, Türkiye nin ulusal çıkarlarından hiçbir surette vazgeçmeyeceği savunulmuştur. Bu amaçla kriz tarihteki olaylarla kıyaslanırken Yunanistan Kurtuluş Savaşı örnek gösterilerek uyarılmaktadır. Babalarına sorsunlar başlığıyla yayınlanan baş makalede Makarios un gidip yerine Sampson un gelmesinin bir teferruat olduğu belirtilmekte ve Türkiye için Atina daki Cunta nın isteğinin ne olduğu, bir olupbitti ile Ege Denizi ni ve Kıbrıs adasını ele geçirmek gibi bir düşüncelerinin olup olmadığının önemli olduğu ifade edilmektedir. Atina Cuntası nın böyle bir düşüncesinin olması durumunda bunu yapamayacaklarını, çünkü uluslararası hukukun gerek Kıbrıs ta gerekse Ege denizinde Türk haklarına karşı yönelecek bir müdahaleye karşı tepki gösterme yetkisini Türkiye ye verdiği vurgulanmaktadır. Basında bunlar savunulurken şovenist ve ataerkil değerlere vurgu 87

96 yapılmakta ve bu değerler yüceltilmektedir. Hürriyet gazetesi baş makalesinde bunları şu şekilde ifade etmektedir: Yapamayacaklardır, çünkü: milli haklarımıza ve milli varlığımıza bir tehlike yöneldiği dakikada Türk milletinin her ferdi, hudutlarda bekleyen Memet ler kadar Mehmet olur. Yedisindeki çocuk olgunlaşır, yetmişindeki dedenin dizleri tutmaya başlar. Yıllar önce sandığa giren haki ler o gün çıkar. Ve işte bu, ordumuzun gücünü bir hamlede yüzle değil binle değil, milyonlarla çarpar, büyütür. Yapamayacaklardır, çünkü: bu dediklerimizin hepsinin doğru olduğunu, kendileri değilse bile, Atina daki generallerin babaları çok iyi bilir. 176 Basında Türkiye nin ulusal çıkarları ele alınırken özellikle uluslararası anlaşmalara göndermelerde bulunulmuş ve Türkiye nin gerekirse adaya müdahale edebileceği vurgulanmıştır. Ulusal çıkarlar öncelikli olarak güvenlik boyutu üzerinden ele alınmış, bununla beraber ulusal çıkarların ekonomik boyutuna da vurgu yapılmıştır. Basın Türkiye nin Londra ve Zürih Antlaşmaları ihlal edilmedikçe, Adadaki Türk toplumunun haklarına ve Türk toplumuna tecavüze yeltenilmedikçe soğukkanlılığını sürdüreceğini vurgulamakta, ancak bunun bir derecesi, bir sınırı olduğunun da altını çizmektedir. Yapılan yorumlarda savaşın arzu edilmediği, ama barışseverliğin her şeye boyun eğmek anlamına gelmediği, fakat şartların savaşı mecburi hale getirdiği de vurgulanmaktadır. Milli çıkar, milli haysiyet ve şerefle milli itibara vurgu yapan Ecved Güresin köşe yazısında bunu şu şekilde ifade etmektedir: NATO üyeliği yükümlülüğünün de sınırı ve derecesi olması gerekir. Üstelik serinkanlılık milli çıkarlarla, milli haysiyet ve şerefle, milli itibarla dengelenebilirse devam eder. Amerikalılar olsun, İngilizler olsun, özellikle Yunanlılar olsun, Türkiye nin bu dengelemede titizlik 176 Hürriyet, Babalarına Sorsunlar, 17 Temmuz

97 gösterdiğini tecrübelerle bilirler. Mesele henüz bardağı taşıran ve barışsever Türk milletini çileden çıkaran tehlikeli bir noktaya gelmiş değildir. Ama gelebilir ve eğer gelirse bu sefer Türkiye yi ne Nixon un yazacağı mektup ne Kissinger in gülücükleri, ne de Mr. Callaghan ın önerileri, ne de NATO ve BM durdurabilir. 177 diyerek tarihteki olaylara gönderme yapmıştır. Türk tarihinin kahramanlıklarla dolu olduğu gerekirse yeni bir kahramanlığın tekrar gösterilebileceği uyarısında bulunulmuştur. Bu arada basında Türkiye nin Yunanistan la savaşması ve Kıbrıs a müdahale etmesi durumunda kimlere güvenip güvenmeyeceği yorumları yapılmakta ve Türkiye nin böyle bir durum karşısında ulusal çıkarlarını koruyabilmek için kimseye güvenmemesi gerektiği ifade edilmektedir. Hürriyet, baş makalesinde bu konuya şöyle değinmektedir: Önce bir temel gerçeği unutmamak zorundayız: Her milletin kendinden daha sağlam, daha yakın dostu yoktur. Yani Yunanlı ile tutuşursak, bize şu şu devletler yardım eder diyerek yola çıkmanın ne başarı şansı vardır, ne anlamı... Neden anlamsızdır? Alalım Dostumuz, müttefikimiz Birleşik Amerika yı... Bizi desteklemekle Amerikan ın kazanacağı nedir? Hiç... Aksine tarafsız görülmeye çalışırsa, hem Rusya yı tahrik etmemiş olur, hem NATO yu dağılmaktan koruyacağını düşünür, hem de ihtilafın giderilmesinde daha etkili olabileceğini hesaplar... Hayal etmemeliyiz. Dünya kamuoyunda şimdi Haklı görünüyoruz. Bu şansı korumalı, fakat karar günü gelince, kendimizden başkasına güvenmeden yola çıkmalıyız. 178 saptamasıyla çıkarlar söz konusu olduğunda dost ve düşmanların da kendi çıkarlarını düşünerek hareket edecekleri, bu yüzden Türkiye nin de sadece kendi 177 Ecvet Güresin, Hürriyet, 17 Temmuz, Hürriyet, 18 Temmuz,

98 çıkarlarını göz önüne alarak hareket etmesi gerektiği ifade edilmiştir. Realist paradigmaya uygun olarak uluslararası ilişkilerin çıkarlar üzerine kurulduğu, buna uygun davranılması gerektiği ön plana çıkarılmıştır. Kıbrıs Barış Harekâtında basın, kendisini ulusal değerler ve kimliğin savunucusu olarak konumlamıştır. Yayınlarında hükümetin resmi politikasına ağırlık vermiş, bu amaçla Başbakan Bülent Ecevit in açıklamalarını destekler biçimde aktarmış ve bu açıklamaların haklılığını savunmuştur. Basın müdahaleyi yıkılan anayasal düzenin yeniden kurulması, Türk toplumunun güvence altına alınması ve Türkiye nin ekonomik çıkarları ve güvenliği açısından değerlendirmiştir. Uluslararası anlaşmalardan doğan müdahale hakkı ve garanti antlaşmasının kendisine verdiği haktan yararlanarak Türkiye nin bu müdahaleyi gerçekleştireceğini ifade ederek müdahale meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. Uluslararası anlaşmalardan doğan müdahale hakkı basında en çok vurgu alan nedenlerin başında gelmektedir. İncelenen süre zarfında uluslararası anlaşmalardan doğan müdahale hakkı dört defa vurgulanmıştır. Müdahale yaklaştıkça Türkiye nin haklılığı ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Müdahalenin hukuki olduğu ve haklı bir savaş olduğu ileri sürülmektedir. Kıbrıs taki girişilen askeri darbenin Yunan hükümetince düzenlenip desteklendiği apaçık bellidir. Çeşitli belgelerle kanıtlanan bu duruma göre yabancı bir devlet Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne ve anayasal düzenine karşı tecavüzde bulunmuş olmaktadır. Londra ve Zürih antlaşmalarına göre Kıbrıs Cumhuriyetinin bağımsızlığını, toprak bütünlüğünü, güvenliğinin korunmasını ve anayasal düzene uyulmasını garanti etmiş olan devletlerin bu duruma 90

99 müdahale edip, yıkılmak istenen anayasal düzeni yeniden kurmaları hem hakları, hem de vecibeleridir. 179 Basın darbenin ilk günlerinde Türkiye tarafının durumu iyi değerlendirmesi ve Türkiye nin haklarının korunması gereği üzerinde durmaktadır. Türkiye ye müdahale hakkının hangi anlaşmalarla verildiği üzerinde durulmakta ve müdahale sık sık dile getirilmeye başlanmaktadır. Müdahale hakkımız var haberiyle bu hakkın dayandığı Garanti Antlaşması nın dördüncü maddesine gönderme yapılmıştır. Buna göre: Bu antlaşmanın hükümleri ihlal edildiği zaman, Yunanistan ve Birleşik Krallık, bu hükümlere riayeti sağlamak için birbirleriyle istişare etmeyi taahhüt ederler. Müştereken veya anlaşarak hareket mümkün olmadığı takdirde garanti veren üç devletten her biri ihdas edilen durumu tekrar tesis-i münhasır maksadıyla harekete geçme hakkını muhafaza eder. 180 Basın, Türkiye deki bütün kesimlerin Türkiye nin haklarının korunması konusunda ittifak halinde olduğunu belirtmektedir. Basındaki yorumlarda darbecilerin kimliği ve amacının belli olduğu, bunların ENOSİS ten başka ideallerinin olmadığı, duruma tamamen hâkim olmadıkça bu ideallerini belli etmeyecekleri, ama bunu ilk fırsatta gerçekleştirmeye çalışacaklarından şüphe edilmeyeceği vurgulanmaktadır. Bu yüzden Kıbrıs taki meşru yönetimi zorla gasbetmeye çalışanların kimliği, müdahale gereğini zorunlu hale getiren bir neden olarak ele alınmaktadır. Basında, Türkiye nin herhangi bir müdahalesi sonucunda Türkiye ile Yunanistan arasında bir savaşın çıkabilme ihtimali bulunduğu, bunun sorumluluğunun Türkiye ye 179 Abdi İpekçi, Müdahaleden Önce Ültimatom, Milliyet, 17 Temmuz, Hürriyet, 16 Temmuz,

100 yüklenmek istenebileceğine dikkat çekilmekte ve buna müsaade edilmemesi gerektiği belirtilmektedir. Türkiye barışçı, meşruiyetçi olarak nitelendirilmekte, Türkiye nin bu krizdeki haklılığı vurgulanmakta ve Kıbrıs Adası nın Türkiye nin ulusal çıkarlarının korunmasındaki önemine değinilmektedir. Türkiye nin adaya müdahale etmesinin en önemli gerekçeleri ekonomik ve güvenlik gerekçeleridir. Ali Gevgilili köşe yazısında, Ankara nın, Türk ekonomik çıkarlarının artık denizlerle çok yakından ilişkili olduğunu çok iyi anladığını belirttikten sonra şöyle devam etmektedir: Ege denizinde 12 millik bir karasuyu uygulaması -var olan statü altında- Türkiye nin Ege den Akdeniz e doğru başka devletlerin kara suyuna hiç girmeden çıkabilmesinin sonu demektir. O zaman Kıbrıs Türkiye yönünden daha da önemli olmaktadır. Çünkü Ege de Türk deniz egemenliğini çepeçevre kuşatan zincirin Yunanistan a bağlı olmayan tek halkası Kıbrıs tır. Türkiye nin Kıbrıs dolayısıyla duyduğu kaygı salt adadaki Türk topluluğuyla sınırlı olarak düşünülmemelidir. Kıbrıs Türkleri tarihsel bir bağın miraslarıdırlar. Ama Kıbrıs taki Türk varlığı daha da önemli olarak Türkiye nin Akdeniz e açılışının bir başka güvencesidir. Ankara, Kıbrıs ın bağımsız, federatif bir toplum olmasına yönelirken, adanın Yunanistan a ilhakına başka bir deyişle, ta Güney Akdeniz e kadar inecek bir Yunan gölü oluşturma çabalarına karşı durmuştur. Ortadoğu da gerginlik yerine barışın, Kıbrıs ve Türk toplumları arasında birbirlerini yok etmeye dönük çatışmalar yerine, karşılıklı işbirliklerinin tek yolu Kıbrıs ta Türk haklarına saygılı kalınmasıdır. 181 Müdahale tarihine doğru basında son durum değerlendirmeleri yapılmakta ve Türkiye nin adaya müdahalesinin kendisine uluslararası anlaşmalarla verilen bir hak 181 Ali Gevgilili, Milliyet, 17 Temmuz,

101 olduğu yazılmaktadır. Basın, özellikle Türkiye nin uluslararası alanda yaptığı girişimleri, Türkiye nin müdahale için zemin aradığı şeklinde yorumlamıştır. Ankara Müdahale Gereği Üzerinde Duruyor 182 Müdahaleden Önce Ültimatom 183 şeklinde başlıklar atılmaktadır. Basın, Garanti antlaşmasının istişareler sonunda müştereken veya anlaşarak hareket etmek mümkün olmadığı takdirde, garantör devletlerden her birinin harekete geçme hakkını muhafaza etmesini ön gördüğünü, Türkiye nin İstişare taahhüdünü yerine getirdiğini, İngiltere ye başvurduğunu belirtmekte ve bundan sonraki süreçte olacaklardan Türkiye nin sorumlu olmadığını öne sürmektedir. Basın Kıbrıs ta meydana gelen darbeyi bu ülkenin içişleri sayıp karışılmaması gereğini savunan bir tek devletin çıktığını, bunun da aslında darbenin asli faili olarak kabul ettiği Yunanistan olduğunu vurgulamaktadır. Onun dışındaki ülkelerin Amerika dan Sovyetler Birliği ne kadar bütün dünya devletlerinin olayı kınadıkları, darbecilerin kukla yönetimini tanımadıklarını ve Kıbrıs taki anayasal düzenin tekrar kurulmasını istediğini yazmaktadır. Abdi İpekçi köşe yazısında bunu şöyle ifade etmektedir: Şu halde Kıbrıs taki darbenin anayasal düzeni ihlal eden bir müdahale olduğu ve bunun kaldırılması gerektiği görüşünde bir birleşme vardır ve bu gereğin yerine getirilmemesi Doğu Akdeniz de bir savaş tehlikesi oluşturabilecektir... Kıbrıs ta, Yunanistan ın desteklediği bir darbe yapılmış, EOKA cı, ENOSİS çi tanınan bir kadro yönetime el koymuştur. Hem anayasal düzenin korunması hem ENOSİS e böylelikle açılan yolun derhal kapanıp Türk toplumunun geleceğinin güvence altına alınması için darbecilerin giderilmesi gerekir. Ayrıca bu olay adada, Türkiye aleyhine bozulmuş kuvvet dengesinin, nelere mal 182 Milliyet, 17 Temmuz, Milliyet, 17 Temmuz,

102 olabileceğini göstermiştir. Bu bakımdan Kıbrıs ta meşru Yunan birliği dışındaki bütün Yunan subaylarının adayı derhal terk etmeleri gerekir. 184 Müdahale günü Hürriyet in baş makalesi Artık günah bizden gitti şeklindedir. Artık bizden günah gitti, biz barışçı her yolu denedik, denemek niyetinden de vazgeçmiş değiliz ama geriye sayma başladı, her şeyin su yüzüne çıkması gerekiyor. 185 Bu dava bitmeli manşetiyle Hürriyet müdahaleyi çok istediğini ortaya koymaktadır. Türk hükümetinin Bu davayı bu sefer kökünden halletme kararına uygun olarak silahlı kuvvetlerini harekete geçirmeye başladığı belirtilmekte ve buna destek verilmektedir. Kıbrıs Barış Harekâtı nda basın Türkiye nin ulusal çıkarlarını tanımlarken resmi açıklamalara dayanmış Türkiye nin adaya müdahale etmesinin gerekçelerini haklılaştırmaya çalışmıştır. Bunu yaparken tarihsel olarak Türk-Yunan anlaşmazlığına dayanan ön yargıları ve şovenist eğilimleri harekete geçirici bir dil kullanmıştır. Özellikle Türk-Yunan savaşlarının yaşandığı döneme atıfta bulunularak Türk tarafı efsaneleştirilmekte buna karşılık Yunanistan negatif ifadelerle anılarak olumsuzlanmaktadır. Basın Türkiye nin ulusal çıkarlarını güvenlik ve ekonomik boyut üzerinden değerlendirmiş, Kıbrıs adasının Türkiye nin Akdeniz deki güvenliğinin teminatı olduğunu belirtmiştir. Ekonomik anlamda da Kıbrıs ın Türkiye nin Akdeniz e ve dolayısıyla dünyaya açılmasının bir güvencesi olduğu ifade edilmiştir. Müdahale, çeşitli uluslararası anlaşmalara atıfta bulunularak meşrulaştırılmaya çalışılmıştır. 184 Abdi İpekçi, Darbeye Karşı Türk-İngiliz İşbirliği, Milliyet, 18 Temmuz, Hürriyet, Günah Bizden Gitti, 20 Temmuz,

103 3. Yazılı Basında Körfez Savaşı ve Ulusal Çıkarlar İran-Irak savaşının 1988 de sona ermesinden sonra Saddam rejimi Kuveyt'in kendisine ait petrolü çaldığını ve üretimi yüksek tutarak Irak ı zarara uğrattığını ileri sürmüş ve bu ülkeye milyar dolar civarında tahmin edilen borcunun silinmesini istemişti. Bu konuda yapılan görüşmelerden bir sonuç alınamayınca Irak, 2 Ağustos 1990 da Kuveyt i işgal etti ve 28 Ağustosta 19. ili olduğunu açıkladı. Irak, BM Güvenlik Konseyinin aldığı, 15 Ocak 1991 e kadar Kuveyt ten çekilmesi yönündeki kararına uymayınca, 17 Ocak ta ABD'nin önderliğindeki müttefik bombardımanı başladı. Bir aydan fazla süren bombardımandan sonra 24 Şubatta Çöl Fırtınası adı verilen kara harekâtına başlayan ABD, İngiltere, Fransa, İtalya gibi ülkelerden oluşan müttefik kuvvetleri 100 saat içinde Irak kuvvetlerini saf dışı ettiler. Türkiye'nin, Körfez Savaşı sırasında ABD'ye sağladığı en önemli kolaylık ise NATO üslerini ABD uçaklarına açmış olmasıydı. Hükümet bunun için 17 Ocak 1991 de TBMM den 126 sayılı kararı çıkarttı ve bir gün sonra da ABD savaş uçakları İncirlik e inerek bombardımana başladılar. Bombardıman boyunca, müttefik uçakları ya İncirlik ten kalkarak Irak ı bombalıyor ya da Hint Okyanusundaki üslerden ve uçak gemilerinden gelip Irak üzerinde bombalarını bırakarak İncirlik üssüne iniyorlardı. Bu gelişme Türk kamuoyundan gizlenmeye çalışılmış ve yapılan açıklamalarda, ABD uçaklarının eğitim uçuşlarına çıktıkları bildirilmişti Baskın Oran, Türk Dış Politikası, II. Cilt, İletişim Yayınları, İstanbul, 2000, s

104 Bu araştırmada dönemin en yüksek tirajlı iki gazetesi 187 olan Sabah ve Türkiye 188 gazetelerinin 17 Aralık Ocak 1991 tarihleri arasındaki günlük sayıları incelenmiştir. Bu süre içerisinde konu ile ilgili olarak Sabah gazetesinde 49 haber 18 köşe yazısı, Türkiye gazetesinde ise 39 haber ve 12 köşe yazısı olmak üzere toplam 88 haber ve 30 köşe yazısı incelenmiştir. Haber aktörleri açısından haber ve yorumlarda taraflar ele alınırken ABD resmi açıklamalarına 11 kez ile en çok yer verilen taraf olurken, Irak 8 kez ile Türkiye den sonra üçüncü olmuştur. Ayrıca ABD nin silah ve teknolojik üstünlüğü en çok vurgu alan haber aktörlerinden biri olmuştur. Bu dönemde haber değeri taşıyan olay olarak Türkiye nin NATO dan talep ettiği Çevik Kuvvet haber ve yorumlarda en sık bahsedilen konulardan biri olmuştur. Basında, özellikle savaşa yaklaşıldıkça her iki tarafın askeri ve teknolojik kapasiteleri birbiriyle kıyaslanmış ve ABD ve müttefiklerinin askeri ve teknolojik üstünlüğü vurgu alan diğer bir konu olmuştur. Körfez Krizinde çatışmanın iyi ve kötü tarafları belirlenirken Türkiye ve Sabah gazeteleri savaştan önceki süreçte birbirinden farklı politikalar izlemişlerdir. Savaş yaklaştıkça her iki gazetenin politikaları da birbirine yaklaşmıştır. Savaştan önce Türkiye gazetesinde kötü tarafta hem ABD ve ABD Başkanı George Bush hem de Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin yer alırken, Sabah gazetesinde asıl suçlu Saddam Hüseyin olmuştur. Savaşa yaklaşıldıkça barışı engelleyen, saldırgan tarafta her iki gazetede de ağırlıklı olarak Saddam Hüseyin yer almıştır. Savaştan 187 Kaynak, Basın-ilan Kurumu 188 Milliyetçi - muhafazakâr bir ideolojiye sahip olan Türkiye Gazetesi basın dünyasındaki yerini, 22 Nisan 1970 tarihinde yayın hayatına başlayarak almıştır. 96

105 önce özellikle Türkiye gazetesinde ABD ve George Bush eleştirilirken Devrimizin Hitleri, Yahudi Lobisinin kuklası, savaş taraftarı gibi çerçevelerle sunulmuştur. Başkan Bush, Siyonizm ve Hıristiyan Batı adına Körfez Savaşı nda kesin kararlıdır 189 Körfez Krizi nin Türkiye nin arabuluculuğuyla barışçı yollarla hallini ABD önlemiştir 190 ABD kötü niyetlidir. Bush devrimizin Hitleri olarak savaş kışkırtıcısıdır. Bu savaşı ABD nin menfaatleri için değil, kendisini Beyaz Saray a getiren Yahudi lobisinin kuklası olduğu için İsrail adına başlatacaktır 191 denilmek suretiyle ABD ve George Bush eleştirilmektedir. Öbür taraftan Saddam Hüseyin incelenen her iki gazetede de savaşın asıl sorumlusu olarak görülmektedir. Haber ve yorumlarda Saddam Hüseyin, Irak tan ayrı ele alınmaya çalışılmıştır. Özellikle savaşa yaklaşıldıkça Saddam Hüseyin ile ilgili tahliller de artmaktadır. Saddam Hüseyin haber ve yorumlarda Kanlı bir diktatör, Ruh hastası, Despot, Şovmen, İşgalci gibi çerçevelerle sunulmaktadır. Irak ın başında Saddam Hüseyin in yerinde mantıklı bir insanın olması durumunda bu yaşanılanların hiçbirisinin olmayacağı, yaşanılacak bir savaşın da sorumlusunun Saddam Hüseyin olacağı bu yüzden savaşın Irak la değil Saddam la yapılması gerektiği ifade edilmektedir. Bundan dolayı Saddam Hüseyin in cezalandırılması gerektiği öne sürülmüştür. Güngör Mengi bu konuda şunları ifade etmektedir: Saddam ın gerçekten ceza görmesi lazım Bu doğru İran a saldırdı, ülkesindeki Kürtlere soykırım yaptı, Kuveyt i ilhak etti, Suudi Arabistan a kutsal savaş ilan etti. İyi geçindiği tek ülke Türkiye idi. Ama su konusunda Arap halkların haklarını savunduğu gerekçesiyle bizimle de bozuştu. Ortadoğu da bütün ülkelerin menfaati Saddam ın 189 M. Necati Özfatura, Savaş İçin Hazırlık, Türkiye, 25 Aralık, M. Necati Özfatura, Bush Savaş İstiyor, Türkiye, 23 Aralık, M. Necati Özfatura, ABD Körfez de Savaş İstiyor, Türkiye, 22 Aralık,

106 tasfiye edilmesini gerektiriyor. Eğer bu şimdi yapılmazsa Saddam ı durdurmanın ya imkânı kalmayacak veya ilerde çok daha pahalıya mal olacaktır. 192 BM nin, Irak a Kuveyt ten çekilmesi için vermiş olduğu süre olan 15 Ocak 1991 tarihine doğru yaklaşıldıkça basın da tamamıyla Saddam Hüseyin aleyhine bir politika izlemeye başlamıştır. Saddam Hüseyin in işgal ettiği topraklarda çıkmamakta direnmesi ve binlerce Iraklıyı ölüme götürmeyi göze alması Türkiye ve Sabah gazeteleri tarafından eleştirilmektedir. Bunların yaşanmaması için Saddam ın Kuveyt ten çekilmesi, silahların konuşmamasının gerektiği, bunun yerine diplomasinin konuşmasının gerektiği ifade edilmiştir. Haber ve yorumlarda savaşın en önemli sorumlusu Saddam Hüseyin görülürken Müttefik kuvvetler savaşın yaşanmamasını isteyen taraf olmaktadır. Gerek Amerika gerekse müttefikleri Saddam a tanınan bir ek sürenin, Iraklı diktatörün lehine çalıştığına inanıyor. Eğer zamanın Saddam lehine çalıştığı inancı olmasaydı kesinlikle Amerikan Başkanı Bush da Saddam a karşı kuvvet kullanmak yerine, Irak a uygulanan ambargonun uzatılmasını isterdi. 193 denilmek suretiyle Batı nın ve ABD nin haklılığı ve kuvvet kullanma meşruiyeti sağlanmaya çalışılmıştır. Bununla, Türkiye nin de ABD nin yanında yer alarak savaşa girmesinin meşru olduğu zımnen ifade edilmektedir. Çatışma tarihteki benzer olaylarla karşılaştırılırken kişiler üzerinden bir karşılaştırma yapılmış, kıyaslamalar yapılırken daha çok demokratik ve despotik lider kıyaslamalarına gidilmiş Saddam Hüseyin tarihin çeşitli despotlarına, 192 Güngör Mengi, Doğru ve Yanlış, Sabah, 10 Ocak Mehmet Barlas, Barış İçin Son Söz, sabah, 15 Ocak

107 diktatörlerine benzetilmiştir. Buna karşılık Bush, Saddam Hüseyin i engellemeye çalışan demokratik bir lider olarak ön plana çıkarılmıştır. Bu amaçla krizin asıl sorumlusu olarak görülen Saddam Hüseyin İkinci Dünya Savaşı nın çıkmasına neden olan dönemin diktatörleri olan Hitler ve Mussolini ye benzetilmektedir. Hitler ve Mussolini nin de aynı türden olaylara neden oldukları ancak sonlarının iyi bitmediği ifade edilmektedir. Barlas bunu şu şekilde ifade etmektedir: Körfez krizinin sorumlusu ne Amerika, ne İngiltere, ne de Türkiye dir. Körfez krizinin ve olacaksa bir savaşın sorumlusu Iraklı diktatör Saddam Hüseyin dir... Sorumsuz bir despotun ülkesini ve dünyayı ne tür maceralara sürükleyebileceğinin son örneği, Saddam ın Kuveyt i işgalidir. Yakın tarihte bunun benzerine sebep olan Hitler, Mussolini gibi despotların sonu hatırlanırsa, 20. yüzyıla 9 yıl kala, Saddam ın başarılı olmasının mümkün bulunmadığı görülür. Artık barışın anahtarı, sadece Saddam ın elindedir. Kuveyt ten geri çekilmeyi kabul etmezse savaş kaçınılmaz olacaktır. 194 Türkiye nin çıkarları açısından Körfez krizinin incelenen döneminde basın ikili bir yapı arz etmektedir. Bir tarafta Türkiye nin bu savaşa girmemesini savunanlar, öbür tarafta ise bu krizin Türkiye nin önüne bir fırsat olarak çıktığı, gerekirse savaşa girmesini savunan görüştür. Aynı gazetede bu iki görüşü bulabilmek mümkündür. Körfez krizinin savaş veya barışla bitmesinin pek önemli olmadığı, ABD ve AB nin isteklerine göre hareket edecek bir Türkiye nin çok tehlikeli bir sürece girebileceği birinci görüşün savunularındandır. Necati Özfatura bu görüşü en çok dile getiren dış politika yazarı olmuştur. Türkiye, yalnız Ortadoğu ile değil, Balkanlar, Akdeniz, Ege, Kafkasya ve Trakya daki siyasi depremlerin arasındadır. Anadolu, Hititlerden 194 Mehmet Barlas, Son Söz Saddam ın Artık, Sabah, 13 Ocak

108 bu yana, bu derece ateş ve kaos çemberi içinde kalmamıştı. Türkiye, savaşın dışında kalarak güçlü olmaya mecbur, hatta mahkûmdur. 195 ABD nin Kuveyt için Irak a saldırmak istemediği, asıl amacının farklı olduğu öne sürülmektedir. Savaştan önceki süreçte Türkiye gazetesinde ABD sık sık eleştirilmektedir. Türkiye gazetesinde ilk defa ABD ve Bush Türk ve İslam Dünyasının düşmanı olarak nitelendirilirken Necati Özfatura bu konuda şunları ifade etmektedir: ABD nin asıl hedefi hile ve oyunlarla girdiği Körfez bölgesinden bir daha çıkmamak ve İslam dünyasının kalbi ve hazinesi olan Ortadoğu yu Hıristiyan-Batı Siyonizm ittifakı adına doğrudan ya da örtülü emperyalizm yollarıyla işgal etmektir... Türkiye, Türk ve İslam dünyasının şu anda en korkunç düşmanı olan Bush un bir ayak oyununa gelip savaş riskine girmemelidir. ABD, İsrail, AT ve Hıristiyan-Batı emperyalizminin menfaatleri uğruna jandarmalık yapmak, Türkiye nin geleceği için çok tehlikeli olur. 196 Türkiye nin Körfez Krizi nde Bush a güvenmemesi gerektiğini, çünkü Bush un kötü niyetli, asrımızın Hitleri olduğunu, bu savaşı da ABD nin menfaatleri için değil de, Yahudi lobisinin kuklası olduğu için İsrail adına başlatacağını ve İsrail adına yapılacak bir savaşın içinde Türkiye nin olmaması gerektiğinin altı ısrarla çizilmektedir. Türkiye nin bu dönem boyunca sergilediği dış politikası da eleştirilmektedir. Çünkü Türkiye nin tarihi ve coğrafi olarak bir Ortadoğu ve İslam ülkesi olduğu, Türkiye nin bu savaştaki yerinin ABD ve İsrail in Ortadoğu daki emellerine hizmet etmek olmadığı, Türkiye nin ABD ve İsrail in yanında olmakla Ortadoğu ve Türk dünyasına lider olma potansiyelini tamamen ortadan kaldıracağı 195 M. Necati Özfatura, Kuveyt Filistin Meseleleri,Türkiye, 8 Aralık M. Necati Özfatura, Tuzağa Düşmeyelim, Türkiye, 19 Aralık,

109 öne sürülmüştür. Ayrıca bu savaşın bir İslam-Hıristiyan-Yahudi savaşına dönüşebileceği üzerinde de durulmaktadır. Necati Özfatura: Bu çatışma kimsenin zerre kadar şüphesi olmasın ki, çok kısa bir süre sonra belki de insanlık tarihinin en korkunç savaşına İslam-(Hıristiyan- Yahudi) savaşına dönüşecektir. Türkiye, ne hazindir ki İslam dünyasında ABD nin sözcüsü gibi davranarak büyük bir fırsat kaçırmıştır. Türkiye, Bush ve AT nin gözüne girmek uğruna Arap dünyasında prestij kaybetmiştir. Türkiye bu krizi önleyebilir ve Ortadoğu nun liderlik yolunu açmış olurdu, ama bu fırsat kaçmıştır. 197 demektedir. Bu durumda Türkiye nin ABD nin yanında yer almasının Türkiye nin Ortadoğu daki çıkarlarına uygun olmadığı, bununla ekonomik çıkarlarını ve prestijini kaybedeceğinin altı çizilmektedir. Ayrıca Ortadoğu ve İslam dünyasının lideri olma şansını da yitirdiği vurgulanmaktadır. Irak ın Türkiye ye saldırmadığı müddetçe savaşa girmenin Türkiye için bir macera, hatta felaket sebebi olacağı ifade edilmektedir. Körfez krizinde takip edilen politikalar genellikle Türkiye nin ikinci bir İsrail olacağı, ABD nin Ortadoğu daki ileri karakolu olacağı şeklinde eleştirilmektedir. Bekir Coşkun bunu şu şekilde ifade etmektedir: Amerikalı General Aleksander Haig Türkiye için şöyle diyor: Türkiye yi bölgede belirsiz bir gelecek bekliyor. Kimse ne olacağını bilmiyor... Oysa biz umutluyduk ve politikamızı koymuştuk. Bir koy üç al Türkiye de Türkler geleceği böyle parlak, kârlı görürken, General Haig in Türkiye nin geleceğini belirsiz ve ne olacağı belli olmayan biçimde görmesi neden? Cevabı o kadar da zor değil: Yıllardır Ortadoğu nun lideri olmaya çabalayan Türkiye bu krizde barışçı, arabulucu, denge unsuru olmak yerine, bir ikinci İsrail rolünü üstlenip Bush tan çok Bush cu kesildi ve tüm Ortadoğu nun güvenini yitirdi. 197 M. Necati Özfatura, Savaş İçin Hazırlık, Türkiye, 25 Aralık,

110 Türkiye yediği damgayla Ortadoğu nun ortasında komşularıyla baş başa kalacak. Bu yeterince belirsiz bir gelecek değil mi? 198 Türkiye nin güvenliği açısından Saddam bir tehlike olarak görülmekle birlikte olası bir savaşta Irak ta yaşanabilecek gelişmelere de dikkat edilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bir savaşın çıkması durumunda İran ve Suriye nin Irak ın topraklarını paylaşacağı, buna Türkiye nin razı olamayacağı, ancak Türkiye nin bu savaşa girmemesi gerektiğinin de altı çizilmektedir. Saddam ın tasfiye edilmesinin Ortadoğu daki bütün ülkelerin menfaatine olduğu, Saddam ın şimdi durdurulması gerektiği, aksi takdirde bunun ileride çok pahalıya mal olacağı iddia edilmektedir. Güngör Mengi Türkiye nin Körfez Krizinde ulusal çıkarlarını Saddam ın cezalandırılması, haydutluğa özenecek olanlara iyi bir ders verilmesi, fakat Irak ın toprak bütünlüğünün korunmasıdır. Ortadoğu karanlık ve kanlı bir girdaptır. Çıkarımız bölgede kumar oynanmasına mani olmak, gücümüzü istikrar için kullanmaktır. Bu girdaba kapılmak Türkiye nin batı rüyasının sonu olur. 199 şeklinde tanımlamaktadır. Bu dönemde haber değeri taşıyan en önemli olay olarak Türkiye nin Irak a karşı kendisini korumak için NATO dan talep ettiği Çevik Kuvvet in Türkiye ye konuşlandırılması olmuştur. Türkiye 20 Aralık 1990 da NATO dan Çevik Kuvvet talebinde bulundu. Çevik Kuvvet her biri 18 uçaktan oluşan toplam üç filo hava kuvvetiydi. Basında, NATO gücünün gelmesinin Türkiye nin savaşa girmesini engelleyeceği iddia edilmiş, bundan dolayı Türkiye nin bu politikası 198 Bekir Coşkun, Bizim Cephede Vaziyet, Sabah, 20 Aralık, Güngör Mengi, 1991 in Ufku, Sabah, 01 Ocak,

111 desteklenmiştir. Bunun iki nedeninin olduğu ifade edilmekte ve bu nedenler şöyle açıklanmaktadır: Birincisi Saddam ın Türkiye yi vurma niyeti varsa NATO bunu caydıracaktır. Çünkü Irak yalnız Türkiye yi değil NATO ittifakını karşısına alacaktır. İkincisi NATO nun bir saldırı değil savunma ittifakı olmasıdır. Çevik Kuvvete katılan ülkeler Türkiye ye saldırı olması şartıyla savaşa gireceklerdir. 200 Bu dönemde talep edilen Çevik Kuvvet in Türkiye ye gelişi bir süre için gecikmiştir. Çevik Kuvvet in Türkiye ye konuşlandırılmasının gecikmesi yazarlar tarafından eleştirilmektedir. Bekir Coşkun,...Yıllarca Türkiye, Almanya ve Belçika nın bekçiliğini yaptı. Sıra Türkiye nin güvenliğine gelince sırtlarını döndüler. Bu Körfez krizi bitince ABD nin de yapacağı budur. Sürpriz olmasın. 201 demektedir İkinci bir görüş olarak da bu krizin Türkiye nin önüne çok önemli fırsatlar koyduğu, Türkiye nin buradan en kârlı çıkacak ülkelerden biri olduğu ve gerekirse savaşa girilmesi gerektiği yönündeki görüş olmuştur. Türkiye nin bu savaşla Türk dünyasının lideri olacağı öne sürülmüştür. Gürbüz Ayak: Bu kriz sebebiyle Türkiye kendisinden beklenmeyen cesareti ve gücü gösterip yeryüzünde bir büyük millet daha bulunduğunun farkına varılmasını sağlamıştır... Bundan böyle Azerbaycan, Özbekistan, Türkistan, hatta hazırlıkları planlanan Kırım Türk Devleti haysiyet ve hürriyet mücadelesinde daha kararlı duracaktır. Bulgar ın, Yunan ın Türkiye ye dönük garezleri törpülenecek, hatta Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin önündeki engeller küçülecektir. Türkiye ve Türk dünyası yabana atılmaz bir potansiyel olarak sivrilmiştir Güngör Mengi, Savaş Tamtamları, Sabah, 4 Ocak, Bekir Coşkun, Gevşek Kuvvet, Sabah, 29 Aralık, Gürbüz Ayak, Türkiye ye Körfez İyiliği, Türkiye, 18 Aralık,

112 demek suretiyle hükümetin takip ettiği politikayı desteklemiştir. Türkiye nin BM üyesi olarak üstlendiği vecibelerin sorumluluğunu yerine getirmesi gerektiği, çünkü devlet ciddiyetinin bunu zorunlu kıldığı vurgulanmaktadır. Körfez krizinin Türkiye için tarihinin ender rastlanan dönemeçlerinden biri olduğu ve Ortadoğu da layık olduğu yeri alabilmesi için Türk milletine kaderin sunduğu nadir fırsatlardan birisi olduğu ifade edilmiştir. Savaş a doğru yaklaşıldıkça Irak ın ve ABD ve müttefiklerinin askeri güçleri ve teknolojileri analiz edilmektedir. Burada ABD ve müttefiklerinin askeri ve teknolojik üstünlüğü ön plana çıkarılarak sunulmuştur. Irak ın askeri kapasitesine de yer verilen haberlerde her iki güç arasındaki farklılıklar ifade edilmektedir. ABD nin müthiş teknolojik silahlarını körfezde kullanacağını, uzaya gönderilen uydu ile Irak ın bütün haberleşme sisteminin susturulacağı gibi ifadeler ABD nin silah ve teknolojik üstünlüğünü ifade etmek için kullanılmıştır. Manyetik Fırtına Irak ı Felç Edecek 203 Saddam a Karşı Nötron Uçak Ölüm Yağdıracak, Saddam Yok Edilecek 205 Bir Günde 500 Cruise Füzesi 206 gibi haber başlıkları bu dönemde ABD nin askeri ve teknolojik üstünlüğünü belirtmek için kullanılan haber başlıkları olmuştur. Körfez Savaşı nda Türkiye nin ulusal çıkarları tanımlanırken Saddam, Türkiye için de bir tehlike olarak görülmekte, bu amaçla Saddam ın tasfiye edilmesi gerektiği ifade edilmektedir. Bu savaşla Türkiye nin Türk dünyasının lideri ve 203 Türkiye, Manşet, 30 Aralık Sabah, Manşet, 8 Ocak Sabah, 12 Ocak Sabah, 13 Ocak

113 bölgesel süper güç olacağı yapılan yorumlar arasındadır. BM kararına uygun olarak hareket edecek olan bir Türkiye nin tüm dünyada prestij kazanacağı ve böylece bölgede ve Türk dünyasında itibarlı bir ülke olarak lider ülke olacağı savunulmaktadır. Türkiye nin ulusal çıkarlarının her iki tarafta da olmaması gerektiği yönünde ikinci bir görüş de mevcuttur. Çünkü ABD yanında yer alacak olan bir Türkiye nin Ortadoğu ve İslam ülkeleri nezdinde prestij kaybedeceği, bölgenin lider ülkesi olma iddiasını kaybedeceği ifade edilmektedir. Bu bölgede Türkiye nin lider ülke olması gerektiği, bunun için de savaşta taraf tutmayan arabulucu bir rol üstlenmesi ve barışı oluşturmaya çalışması gerektiği öne sürülmüştür. 4. Yazılı Basında Bosna Savaşı ve Ulusal Çıkarlar Slovenya ve Hırvatistan ın Yugoslavya dan ayrılması ve önce Almanya, ardından da Avrupa Birliği tarafından tanınmasından sonra, Sırbistan ve 1990 ların sonuna dek ona fiilen bağlı Karadağ dan oluşan bir federasyon içinde kalmak istemediklerinden, Bosna-Hersek ile Makedonya da ayrılma yoluna gittiler. 1 Mart 1992'de yapılan referanduma, Bosnalı Sırplar boykot ettigi için yüzde 64'lük bir katılım oldu ve katılanların yüzde 99'u bağımsızlık yönünde oy kullandı. 3 Mart ta Bosna-Hersek bağımsızlığını ilan etti. Bosnalı Sırplar ise aynı ayın sonunda başkent olarak kabul ettikleri Pale de Sırp Cumhuriyetini (Republika Srpska) ilan ettiler. 6 Nisan 1992'de Avrupa Birliğinin, 7 Nisan da da ABD'nin Bosna-Hersek'i tanımasının ardından 105

114 Bosnalı Sırplar, çoğunluğu Sırplardan oluşan federal ordunun desteğiyle Bosna topraklarını işgal etmeye başladılar. Savaşa hazırlıklı oldukları anlaşılan Sırp tarafı kısa sürede Bosna topraklarının yüzde 70'ini ele geçirdi. Bosna-Hersek'teki savaşı sona erdiren ve yeni bir düzen kuran Dayton Anlaşması büyük ölçüde ABD'nin girişimleriyle 21 Kasım 1995'te Dayton da Boşnakların Aliya İzzetbegoviç, Hırvatların Franyo Tucman, Sırpların Slabodan Miloseviç tarafından temsil ettiği bir toplantıda parafe edildi ve 15 Aralık 1995'te Paris'te imzalandı. Dayton Anlaşmasıyla Bosna-Hersek in egemenliği ve bütünlüğü tanınırken ülkenin yüzde 51'i Boşnak-Hırvat Federasyonuna, yüzde 49'u ise Bosna'daki Sırp Cumhuriyetine (Republika Srpska) bırakıldı. Böylece, dünya tarihinde ilk kez bir cumhuriyetle bir federasyondan oluşan bir devlet kurulmuş oldu. Dayton Anlaşmasıyla barışı uygulamak için silah kullanma yetkisine sahip bulunan bir Uygulama Gücü (lmplementation Force-IFOR) kurulması kararlaştırıldı ve ABD'nin Türkiye nin ise 1320 kişilik bir birlikle katıldığı bir güç oluşturuldu. Haziran 1997 de görevini tamamlayan bu gücün sayısı 'e indirildi ve adı İstikrar Gücüne (Stabilization Force SFOR) dönüştü. 207 Bu araştırmada, dönemin en yüksek tirajlı iki gazetesi 208 olan Hürriyet ve Sabah gazetelerinin 8 Kasım 8 Aralık 1992 tarihler arasındaki günlük sayıları incelenmiştir. Bu süre içerisinde konu ile ilgili olarak Sabah gazetesinde 22 haber 4 köşe yazısı, Hürriyet gazetesinde ise 29 haber ve 6 köşe yazısı olmak üzere toplam 51 haber ve 10 köşe yazısı incelenmiştir. 207 Baskın Oran, Türk Dış Politikası, II. Cilt, İletişim Yayınları, İstanbul, 2000, s Kaynak, Basın-İlan Kurumu 106

115 Hürriyet ve Sabah gazetelerinde haber aktörlerini ağırlıklı olarak Sırplar, Batı, Bosna ve Türkiye oluşturmuştur. Burada Sırplar ve Batı olumsuzlanırken Bosna ve Türkiye olumlanmaktadır. Bu durum çatışmanın iyi ve kötü taraflarının belirlenmesini de beraberinde getirmektedir. Çatışmanın iyi ve kötü tarafları basın tarafından belirlenmiştir. Burada saldırgan ve mazlum ayırımına gidilmiş ve Sırplar saldırgan, zulüm uygulayan, Bosnalı Müslümanlar ise zulme maruz kalan, mazlum olarak ele alınmıştır. Bosnalı Müslümanların mazlum olarak nitelendirildikleri sıklık derecesi 6 olmuştur. Buna karşılık Sırpların negatif olarak nitelendirildikleri sıklık derecesi ise 15 olmuştur. Dolayısıyla yapılacak bir müdahale de saldırganı durdurmak, zulme engel olmak olarak tanımlanmıştır. Sırplar haber ve yorumlarda: Katliam yapan Sırplar, Sırp işgali, Sırp saldırganlar, Hiçbir ateşkes antlaşmasına riayet etmeyen Sırplar gibi çerçevelerle sunulmaktadır. Sırpların Bosna Hersek te başlattıkları olaylar neticesinde meydana gelen durum ele alınırken; Bosna da inanılmaz bir manzaranın yaşandığı ve bu duruma bütün dünyanın gözlerini yumduğunu, bilmezden geldiğini insanların bir vahşet içinde oldukları ve yoksulluktan öldükleri belirtilmektedir. Sırpların uluslararası kuruluşların almış olduğu kararlara uymadıkları, BM nin ateşkes kararına rağmen saldırılarını devam ettirdikleri üzerinde en çok durulan konulardan biri olmuştur. Basın, Bosna da yaşananları Sırpların etnik temizlik yaptıkları şeklinde ele almaktadır. Uluslararası İnsan Hakları Birliğinin Bosna da yaşanan olayları etnik temizlik olarak nitelediği, bunu da yayınlamış olduğu bir raporda etnik temizlik hareketi çerçevesinde azınlık gruplarının yerlerinden edindikleri, tecavüze uğradıkları, işkence gördükleri ve öldürüldükleri ni belirttiğini 107

116 ifade etmektedir. 209 BM nin Saraybosna daki barış gücünün komutanı olan General Ali Abdu l-rezzak ın dünyaya Sırp vahşetine, Sırp barbarlığına karşı imdat çığlığı attığını ve hemen askeri bir müdahalenin yapılması gerektiğini, bunun da Bosnalı Müslümanların ne kadar zor durumda olduğunu gösterdiği ifade edilmiştir. Haberlerde Bosnalı Müslümanların artık kaybedecek hiçbir şeylerinin kalmadıkları, Sırp çetelerinin (çetnikler) Bosnalı Müslümanlara zulmettikleri, kadınların tecavüze uğradıkları vurgulanmaktadır. Çetniklerin yapmış oldukları zulüm ve tecavüz olayına bir örnek olarak 13 yaşındaki Boşnak bir Müslüman kız örnek gösterilmektedir. Yirmi Sırp çetecinin ona hem tecavüz ettikleri hem de çeşitli yerlerinden yaraladıkları fotoğrafıyla birlikte verilmektedir. 210 Sırpların özellikle insani yardım kuruluşlarının Bosna ya girmelerine izin vermemeleri ve bunun sonucunda yaşanan açlık ve kıtlık basının üzerinde durduğu Sırp kötülüğünden biri olmuştur. Bu durum: Sırplar BM konvoyunu engelliyor 211 BM yardımı Sırplara takıldı 212 Bosna Somali den beter 213 gibi haber başlıklarıyla sunulmaktadır. Yapılan haberlerde özellikle Sırpların bu yardımları engellemeleri, Boşnak Müslümanları, sert kış koşulları, açlık ve hastalık nedeniyle ölüm tehdidiyle baş başa bıraktığı vurgulanmaktadır. Liberal basın ilk defa Batı ya yönelik eleştirileri paylaşmakta ve bu olay itibarıyla özellikle tarihsel bağlantıları dolayısıyla Müslümanlığı ön plana çıkarmaktadır. Bu bölgenin eski Osmanlı toprakları olması ve tarihte Balkan Savaşlarının yaşanması, Türkiye nin bu bölgeyle ilgilenmesi gerektiği konusunda basında bir kanaat ortaya koymuştur. Tarihi kıyaslamalar da bunun üzerinden yapılmıştır. Batıya yönelik eleştirilerin 209 Hürriyet, 5 Aralık, Sabah, Çetnik Zulmü!, 27 Kasım, Sabah, 27 Kasım, Hürriyet, 28 Kasım, Hürriyet, 27 Kasım,

117 başında inanç ve maddi çıkarların uyuşmaması gelmektedir. Bosna-Hersek in Müslüman olması ve yeraltı zenginlikleri açısından fakir olması liberal basın tarafından batının yardım etmesini engelleyen en önemli iki unsur olarak değerlendirilmekte ve batı iki yüzlülükle suçlanmaktadır. Bunun en önemli belirtilerinden biri de bu dönemde Somali de yaşanan açlık felaketine Batı nın yardım etmesi ancak; Bosna da yaşanan zulme, soykırıma ses çıkarmamasıdır. Bosna daki olaylara sessiz kalan Batı dünyası eleştirilirken ve ikiyüzlülükle itham edilirken, konu ile ilgili haber ve yorumlar genellikle Boşnaklar sırtından bıçaklandı 214, Ambargo utancı, Bosna Somali den beter 215, Çifte standart 216 gibi haber başlıkları ile verilmektedir. Bosna Hersek te yaşanan olaylar bu dönemde Somali de yaşanan açlık felaketine yapılan yardımlarla kıyaslanarak batının ikiyüzlülüğü ortaya çıkarılmaya çalışılmaktadır. Konuyla ilgili olarak yapılan haber ve yorumlarda Bosna da yaşanan olaylar Avrupa nın ayıbı olarak nitelendirilmektedir. Bu konuda Batı dünyasının resmi açıklamalarına değinilmekte ve bunlara mesafeli yaklaşılmaktadır. Özellikle Somali ye açlık felaketinden dolayı asker gönderen ABD eleştirilmekte ve bu ABD nin çifte standardı 217 olarak değerlendirilmektedir. Bosna daki Boşnak soykırımına seyirci kalındığı, buna karşılık ABD nin açlık felaketinden dolayı Somali ye 30 bin asker göndermeye hazır olduğu, bunun ABD nin Bosna da yaşanan olaylara karşı vurdumduymaz tavrının bir kefareti olduğu ifade edilmektedir. Burada özellikle batının çıkarlarının da Bosna daki bu olaylara karışılmasının önüne geçtiği, bu yüzden yaşanan olaylara 214 Hürriyet, 29 Kasım Hürriyet, 8 Kasım Hürriyet, 7 Aralık Sabah, 7 Aralık,

118 müdahale edilmediği vurgulanmaktadır. Mümtaz Soysal bununla ilgili bir kuşkusunu şöyle ifade etmektedir: Avrupa açısından yanlış yere yerleşmiş bir Müslüman kalıntı nın silinip gitmesine seyirci kalma söz konusu. Sinsice, kalleşçe, hoşgörü sözü etmeden. Ama Asya uçlarına uzanan AGİK in aynı tutumu paylaşması bir tuhaf. Acaba Bosna Hersek petrol kuyularıyla dolu olsaydı, durum aynı mı olurdu? 218 Bosna Hersek te yaşanan olaylarda özellikle Müslüman Boşnakların Sırplar tarafından hedef alınmaları ve en ağır yarayı almalarına bir neden olarak da BM tarafından uygulanan silah ambargosu gösterilmektedir. Sırpların bu ambargoyu deldikleri BM silah ambargosunun Sırplar tarafından ihlal edildiği, bu ambargodan zararlı çıkan tarafın yine Müslüman Boşnakların olduğu haber ve yorumlarda ele alınmaktadır. Özellikle ABD nin bu konuda: Bosna üzerindeki silah ambargosunu kaldırılması, çatışma bölgesine giren silah miktarlarının artmasına ve sonuçta daha çok kan dökülmesine yol açacaktır. Ambargonun kalkması kısa dönemde Boşnaklar lehine bir avantaj oluştursa da, uzun dönemde işi tamamen içinden çıkılmaz bir hale getirebilir. Ayrıca Bosna ordusu ihtiyaç duyduğu silahları kullanabilecek deneyime sahip değildir. Bir de ambargonun kalkmasıyla birlikte çatışmaların genişlemesi, insancıl yardımların sevkıyatını da tehlikeye sokabilir. 219 şeklinde ifade edilen argümanlarının inandırıcılıktan uzak olduğu kabul edilmektedir. Sırpların ve Hırvatların aralarında barış antlaşması imzalamalarının da Boşnakların sırtlarından vurulduğu şeklinde ele alınmaktadır. Bu anlaşmaya kadar olan sürede Boşnaklar ve Hırvatlar beraber hareket etmekteydiler. BM İnsan Hakları Komisyonu tarafından alınan kararla yaşanan durumun soykırım olup olmadığının 218 Mümtaz Soysal, Hoşgörü, Hürriyet, 18 Kasım, Sedat Ergin, Hürriyet, 16 Kasım,

119 tanımlanması ülkelerin kendi yorumlarına bırakılmıştır. Bu aşamada Müslüman ülkeler bunu soykırım olarak resmen ifade ederken; ABD ve Batılı ülkelerin burada da ikiyüzlülüklerini ortaya koydukları, soykırım tanımından uzak durdukları ifade edilmektedir. 220 NATO nun Bosna da yaşanan olaylara seyirci kalması da eleştirilmekte, NATO nun bu konuda savunmasının da inandırıcı olmadığı vurgulanmaktadır. NATO nun kendisini NATO nun barış yapma, barış oluşturma görevi yoktur, barışı koruma işlevi vardır, Bosna Hersek te barış olsun, biz koruruz. 221 şeklinde savunmasının inandırıcılıktan uzak olduğu ifade edilmektedir. Batı nın Somali ye asker gönderme kararı alması ve Bosna da yaşananlara duyarsız kalması, Hürriyet gazetesinde Bosna da savaş manzaralarının yer aldığı fotoğraflarla beraber Üç Maymun resmi çizilerek konuya dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Burada, Batı nın Bosna ya ne kadar duyarsız olduğu vurgulanmaya çalışılmış ve Why Niçin sorusu sorulmuştur. Yaşanan savaş tarihi olaylarla kıyaslanırken; olayın meydana geldiği coğrafya dikkate alınarak Osmanlı Devleti döneminde 1912 yılında yaşanan Balkan Savaşı ile benzerlik kurulmaya çalışılmıştır. Balkanlarda özellikle Bosna Hersek te yaşanan gelişmeler üzerine Türkiye bir Balkan Zirvesi nin toplanması için girişimlerde bulunmuştur. Türkiye nin öncülüğünde Balkan Zirvesi nin toplanması, Türkiye nin bir diplomasi zaferi olarak nitelendirilmiştir. Ertuğrul Özkök, 222 bu zirveye katılan ülkelerin Avusturya, Macaristan, İtalya, Arnavutluk, Hırvatistan, Slovenya, Bulgaristan, Romanya, Bosna Hersek ve Türkiye olduğunu belirttikten sonra bu 220 Hürriyet, 2 Aralık, Ahmet Tan, NATO Düşman Arıyor, Sabah, 18 Kasım, Ertuğrul Özkök, Hürriyet, 25 Kasım,

120 isimlerin insanın gözünün önüne I. Dünya Savaşı öncesi Balkanlar haritasını getirmiyor mu? sorusunu sormakta ve Harita bu olduğuna göre herkesin tarihin tekerrür etmemesi için uğraşması gerekiyor. demektedir. Türkiye nin Bosna Hersek konusunda takındığı tavrı basın iki şekilde ele almıştır: Birincisi Türkiye nin Bosna Müslümanlarıyla ilgili çabaları, ikincisi ise Türkiye nin buradaki çıkarları. Türkiye Bosnalı Müslümanların içinde bulunduğu zor durumdan kurtulmaları için öncelikle silah ambargosunun kaldırılmasını çeşitli uluslararası kuruluşlarda ve dış devletlerde dile getirmiştir. Basın da bu amaçla Türkiye nin girişimlerine yer vermiş ve bu girişimleri desteklemiştir. Türkiye nin bu konudaki çabaları ve Bosna ya yapılan insani yardımlar haberlerde yer almış, Türkiye nin Bosna Hersek e gönderdiği insani yardım incelenen süre zarfında Bosna yla ilgili ilk manşet olmuştur. Türk Yardımı Bosna da 223 Yardımın Müslümanların çok zor bir durumda oldukları bir dönemde gerçekleştirildiği ve Bosna da yardımın gözyaşlarıyla karşılandığı haberlerde ön plana çıkarılarak verilmiştir. Basında Türkiye nin çıkarlarına nadiren yer verilmektedir. Türkiye nin çıkarlarının ele alındığı yazılar Balkanlarda yeni Türkiye, Büyük düşünmek, Bölgesel süper güç olma gibi başlıklarla sunulmaktadır. Balkanlarda özellikle Bosna Hersek te yaşanan gelişmeler üzerine Türkiye bir Balkan Zirvesi nin toplanması için girişimlerde bulunmuştur. Türkiye nin öncülüğünde Balkan Zirvesi nin toplanması, Türkiye nin bir diplomasi zaferi olarak nitelendirilmiştir. Sedat Sertoğlu 224 köşe yazısında Türkiye nin içinde bulunduğu bölgenin Türkiye nin önüne çok önemli bir 223 Sabah, Türk yardımı Bosna da, 27 Kasım, Sedat Sertoğlu, Büyük Düşünmek, Sabah, 20 Kasım,

121 fırsat koyduğunu ve bunun değerlendirilmesi durumunda Türkiye nin bölgesel süper güç olabileceğini ifade etmektedir. Türkiye Balkanlardan Orta Asya ya kadar olan bölgenin tarihini değiştirme gücüne sahiptir. Başımızın üzerinde yetmiş yıldır Demokles in kılıcı gibi duran Sovyetlerin kâbus rejiminin yıkılması Balkanların haritasının yeniden çizilmeye başlanması, Doğu komşularının özlemleri, Irak savaşı Türkiye Cumhuriyetinin önüne belki de tarihinin en önemli şansını getirdi. Bu şans yukarıda sınırlarını çizdiğimiz bölgede süper güç olma şansıdır. Sedat Sertoğlu, yazısının devamında Türkiye nin ekonomik, siyasi ve askeri güç olarak bölgenin en güçlü ülkesi olduğunu belirttikten sonra Türkiye nin üç ayaklı bu gücü nü sonuna kadar kullanması gerektiğinin altını çizmektedir. Balkan ülkeleriyle hemen bir araya gelinmesi gerektiği ve bu toplantıda Türkiye nin bölgedeki ekonomik, siyasi ve askeri ağırlığının herkese hissettirilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. Türkiye nin ulusal çıkarları burada daha çok prestij üzerine kurulmuştur. Türkiye nin bu süreçte güçlenmesi ve uluslararası arenada saygın bir ülke olması için takip etmesi gereken politikayı Cengiz Çandar şu şekilde ifade etmektedir: Zirvenin amacı Bosna-Hersek teki alevlerin Kosova ve Makedonya ya sıçramasının önlenmesinin yollarını araştırmak. Bu konuda sonuca gitmek için Yunanistan ın uluslararası arenada yalnız bırakılması şarttır. Yunanistan Makedonya yı tanımamakta Makedonya Avrupa sisteminin dışında tutulursa, bölgesel haydutlar(miloseviç gibi) ve bölgesel şizofrenler (Yunanistan gibi) elleri kolları serbest hareket ederler ve sonuç, Türkiye nin de kendini alıkoyamayacağı bir balkan savaşı olur. Türkiye eşsiz coğrafyasınıjn verdiği imkânlarla, ne kadar süreceği belli olmayan bir uluslararası belirsizlik döneminde, kendisini 113

122 güçlendirecek ve uluslararası sahnede itibarlı bir ülke haline getirebilecek olumlu roller oynamak için her türlü şansa sahiptir. Bunun önündeki engel sadece ve sadece kendisidir. 225 Bu süreçte, Türkiye nin çıkarları daha çok uluslararası arenada saygın bir ülke olması üzerine kurulmuştur. Somali ye asker gönderme kararıyla beraber Bosna ya da asker gönderme izni meclisten alınmıştır. Bosna Savaşı nda Türkiye nin ulusal çıkarları ele alınırken, daha çok prestij üzerine bina edilen bir ulusal çıkar yaklaşımı sergilenmiştir. Özellikle tarihsel bağlantılarından dolayı Türkiye nin bu bölgeyle ilgilenmesi gerektiği vurgulanmış, bu amaçla Türkiye nin diplomatik çabaları basın tarafından da desteklenmiştir. Bu çabalar eski Osmanlı toprakları üzerinde yeni bir bölgesel güç olma şansı şeklinde yorumlanmıştır. 5. Yazılı Basında Kosova Savaşı ve Ulusal Çıkarlar Kosova sorunu Balkanların en karmaşık sorunlarından biridir. Haziran 1389'da Priştine yakınlarında Kosova Polje denen ovadaki muharebede hem Sırp Kralı Lazar ın öldürülmesi ve Sırpların yenilmesi, hem de Osmanlı Padişahı Sultan I. Murat ın Miloş Obiliç tarafından öldürülmesi Sırp tarihinde ve kültüründe derin bir iz bırakmıştır ye kadar Osmanlı yönetimi altında kalan Kosova bu tarihte 225 Cengiz Çandar, Balkan Zirvesi ve 32. Gün, Sabah, 24 Kasım

123 Sırpların egemenliğine bırakıldı. İki savaş arası dönemde yoğun Sırplaştırma politikasına tabi tutuldu. İkinci Dünya Savaşı nda İtalyan işgalinden sonra Kosova tekrar Yugoslavya'ya geçti ve 1946 Anayasasıyla özerk toprak ilan edildi. Arnavutlar ise Kosova'nın Yugoslavya sınırları içinde kalmasına tepki göstererek, Tito Yugoslavyası ndaki ilk başkaldırılarını yaptılar. 1968'de Kosova da başlayan gösteri ve ayaklanmalar, Kosovalı Arnavutların kendi dillerinde eğitim, kendi üniversitelerine sahip olma gibi bazı haklar elde etmelerini sağladı Anayasasıyla bu haklar daha da geliştirildi ve Kosova, Arnavutluk la kültürel ilişkiler kurma, Federasyon bayrağının yanına kendi bayrağını çekme, Sırbistan ın Kosova yla ilgili alacağı kararları veto edebilme, başkanlık konseyinde temsil edilme gibi çok geniş bir özerk statü elde etti. Bundan sonra Kosova da, geçmişin tersine yoğun bir Arnavutlaştırma politikası izlendi sonuna doğru Sırbistan Kosova nın özerkliğini kaldırdı. Arnavutların bütün hakları ellerinden alındı. Arnavutların buna tepkisi 1991 de Kosova Cumhuriyeti ni ilan etmeleri ve Sırp yetkililerle her türlü teması kesmeleri oldu. İbrahim Rugova liderliğinde pasif direniş başlattılar ve eğitim ve sağlık hizmetlerini kendi aralarında örgütleyerek paralel bir devlet sistemi kurdular. Yaklaşık 10 yıl süren bu politika beklenen sonucu vermeyince 1998 başından itibaren Kosova Kurtuluş Ordusu (UÇK-Ushtria Çlirimtare Kosoves) silahlı mücadeleye girişti. Karşılığında, Arnavutlara karşı bir etnik temizlik başladı. ABD nin Rambouillet de önerdiği, Kosova ya NATO askerlerinin yerleştirilmesi ve 3 yıl sonra bağımsızlığının oylanması gibi hükümleri Yugoslav yönetimi kabul etmeyince, NATO BM Güvenlik Konseyinin kararı olmadan 24 Mart 1999 da Yugoslavya yı bombalamaya başladı. Sonunda, Yugoslavya, ABD nin planını kabul etti. Buna göre bölgedeki barışı sağlamak üzere 115

124 NATO nun da katılacağı, KFOR (Kosova Force) adı verilen uluslararası bir güç Kosova ya yerleştirildi, Yugoslav güvenlik güçleri tarihsel ve dinsel yerler dışında bölgeden çekildi ve Arnavutların geri dönmesi kabul edildi. Bundan sonra Kosova nın sivil yönetimi geçici bir dönem için UNMIK e (UN Mission in Kosova) bırakılırken güvenliği KFOR tarafından sağlanmaya çalışıldı. Kosova da barışı korumak için yerleştirilecek olan uluslararası güce (KFOR) Türkiye de kişilik bir birlikle katılma kararı aldı. NATO yetkilileriyle yapılan görüşmeler sonucu Kosova ya gönderilecek Türk birliğinin, Türklerin yaşadığı Mamuşa, Dragoş ve Prizren yakınlarına yerleştirilmesi kabul edildi. NATO nun şemsiyesi altındaki uluslararası birlikler bölgeye girerken, Türkiye, Bulgaristan la NATO arasında geçiş sorunu yüzünden çıkan anlaşmazlık sonucu buraya birlik göndermekte gecikti ve bu birlik ancak 30 Haziran 1999 da yola çıkabildi. 226 Bu araştırmada, dönemin en yüksek tirajlı iki gazetesi 227 olan Hürriyet ve Sabah gazetelerinin 9 Eylül 9 Ekim 1998 tarihleri arasındaki günlük sayıları incelenmiştir. Bu süre içerisinde konu ile ilgili olarak Hürriyet gazetesinde 10 haber 1 köşe yazısı, Sabah gazetesinde ise 30 haber olmak üzere toplam 40 haber ve 1 köşe yazısı incelenmiştir. Hürriyet ve Sabah gazetelerinde haber aktörlerini daha çok Sırplar ve Kosovalı Arnavutlar oluşturmaktadır. Sırplar, olumsuz bir şekilde ele alınırken; Kosovalı Arnavutlar olumlanmaktadır. Çatışmanın iyi ve kötü tarafları da haber aktörlerine 226 Baskın Oran, Türk Dış Politikası, II. Cilt, İletişim Yayınları, İstanbul, 2000, s Kaynak, Basın-İlan Kurumu 116

125 uygun bir görüntü arz etmektedir. Basın, çatışmanın iyi ve kötü taraflarını belirlemiştir. Bu çatışmada kurban durumunda olan Kosovalı Arnavutlardır. Bunun karşısında saldırgan durumunda olan Sırplar olmuştur. Sırp vahşeti/saldırısı haber ve yorumlarda toplam 17 kez; Kosovalı ve Arnavut katliamı ise toplam 13 kez tekrar etmiş ve en çok vurgu yapılan temalar olmuştur. Bununla birlikte Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç, en sık olumsuzlanan lider olmuştur. Savaş, Sırpların Kosovalı Arnavutlara uyguladığı katliam ve katliama uğrayan Kosovalı Müslümanlar şeklinde tanımlanmıştır. Basın, Kosova olaylarını genellikle dış haberler kısmında ele almış, köşe yazarları konuyu pek ele almamışlardır. Basın, Kosova da yaşanan olayların sorumlusu olarak Sırpları görmektedir. Sırplar, mütecaviz konumunda yer almaktadır. Olay; Sırp vahşeti, Sırp saldırısı, BM kararına uymayan Sırplar, Soykırım gibi çerçevelerle sunulmaktadır. Sırplar, burada işkence uygulayan, vahşet sergileyen taraf olarak ele alınmakta, Sırp lider Slobodan Miloseviç ise; Sırp kasabı, Bosna kasabı olarak nitelendirilmektedir. Sırp liderin güvenilmez olduğu geçmişinde bu tür katliamların arkasında olduğu ifade edilmektedir. Buna karşılık Kosovalı Arnavutlar masum, bağımsızlık savaşı veren gibi çerçevelerle sunulmaktadır. Sırplara karşı düzenlenecek bir operasyona karşı olan Rusya, Sırp hamisi olarak değerlendirilmektedir. Yaşanan olayların sona erdirilmesi için yapılan girişimler resmi ağızlardan aktarılmakla birlikte haberlerde yoruma da yer verilmektedir. Basın, Kosova da yaşananları Sırplar tarafından girişilen bir etnik temizlik, soykırım olarak ele almaktadır. Haberlerde, Kosova da her gün Sırpların işlediği yeni bir katliamın ortaya çıktığı, uluslararası toplumun derhal harekete geçmesi gerektiği 117

126 üzerinde durulmuştur. Kosova ya Balkanların kanayan yaralarından biri olarak bakılmakta ve yaşanan olaylarda sivil halkın çektiği sıkıntılara yer verilmektedir. Özellikle bu konudaki resmi söylemlere de yer verilmektedir. ABD Başkanı Bill Clinton un Çoğunluğu kadın ve çocuk binlerce kişi yaşam savaşı veriyor, ağaçların arasında yaşayanlar soğuktan ölebilir. Tüm müttefiklerimizle en kısa sürede bu insanlık dramına son vermeliyiz. 228 sözlerine yer verilmekte ve uluslararası toplumun hemen harekete geçmesi gereği üzerinde durulmaktadır. Sırplar tarafından öldürülen insanların fotoğrafları ele alınmakta ve bu fotoğraflar üzerinden haberlerde yorumlar yapılmaktadır. Sırplar tarafından öldürülen bir bebeğin fotoğrafının ele alındığı boynunda emzik, alnında kan başlıklı haberde şu ifadelere yer verilmektedir: Cani Sırplar bebeklere bile acımadılar, tüm köyü kurşuna dizen katiller insanları daha sonra bir paçavra gibi köy korusuna fırlatıp attılar. 229 Olayları bizzat yaşayan, katliamlara tanık olan Kosovalı Arnavutların yaşadıkları sıkıntılara birinci ağızdan yer verilmektedir. Basın, özellikle toplu öldürme olaylarının ortaya çıkmasıyla uluslararası topluma seslenmekte ve yaşanan olaylara müdahale etmeye çağırmaktadır. NATO gibi uluslararası kuruluşlar olayları seyretmekle suçlanmaktadır. NATO nun yaşanan olaylara müdahale etme girişimleri söz konusu olduğunda, bu girişimler memnuniyetle karşılanmaktadır. BM ve ABD, Kosova da Sırp askerlerin yedi aydır sürdürdüğü etnik temizliğe karşı tepki göstermeye başladı. 230 Savaş ihtimali üzerine basında, haritalar üzerinde NATO nun ve Sırp güçlerinin sahip olduğu askeri güçleri verilmeye başlanmıştır. Savaş ihtimalinin ortaya çıkmasıyla gazetelerin haber başlıklarında askeri terimlerin 228 Sabah, 18 Eylül, Sabah, 1 Ekim, Sabah, 3 Ekim,

127 de kullanılmaya başlandığı gözlenmektedir. SAVAŞ, Hedefe kilitlendi gibi başlıklar savaşa yaklaşıldıkça kullanılan haber başlıkları olmuştur. Türkiye, 9 Ekim 1998 de TBMM den Kosova ya asker gönderme kararı almıştır. Bu süreçte Türkiye nin ulusal çıkarları açısından olay ele alınmamış, Köşe yazarları da bu dönemde konuya pek ilgi göstermemişlerdir. İncelenen süre zarfında Hürriyet gazetesi köşe yazarlarından Hadi Uluengin in Türkiye nin ulusal çıkarları açısından Türkiye nin bu bölgeyle ilgilenmesi gerektiği yönünde yazdığı köşe yazısından başka bir yazıya rastlanılmamıştır. Hadi Uluengin, yazısında:...bizi de sonsuz yakından ilgilendiren veya ilgilendirmesi gereken komşu batıdaki ciddi cenk tınılarına dikkat kesilmemizde büyük yarar var demektedir. Bunun dışında olay haberlerle sınırlı tutulmuş ve Türkiye nin ulusal çıkarları dile getirilmemiştir. Kosova Savaşı nda Hürriyet ve Sabah gazetelerinde haber aktörlerini daha çok Sırplar ve Kosovalı Arnavutlar oluşturmaktadır. Sırplar olumsuz bir şekilde ele alınırken, Kosovalı Arnavutlar olumlanmaktadır. Çatışmanın iyi ve kötü tarafları da haber aktörlerine uygun bir görüntü arz etmektedir. Buna göre Sırplar zulüm uygulayan, soykırım yapan tarafta yer alırken, Kosovalı Arnavutlar mazlum, soykırıma uğrayan şeklinde konumlandırılmışlardır. Bu süreçte çatışma, herhangi bir tarihsel kıyaslamaya tabi tutulmamış ve Türkiye nin ulusal çıkarlarına da pek değinilmemiştir. Gazeteler Kosova ile ilgili olaylara, uluslararası resmi açıklamalara dış haberler servisinde yer vermişlerdir. Köşe yazarları konuya ilgi göstermemişlerdir. 119

128 6. Yazılı Basında Afganistan Savaşı ve Ulusal Çıkarlar 11 Eylül 2001 de ABD nin New York eyaletinde, Dünya Ticaret Merkezi nin ikiz kulelerine ve Amerkan Savunma Bakanlığı Pentagon a yolcu uçakları ile saldırılar düzenlendi. Bu saldırılar sonucunda Dünya Ticaret Merkezi nin ikiz kuleleri yıkıldı, Pentagon da hasar meydana geldi. Bu saldırılardan sonra ABD, saldırının sorumlusunun El-Kaide lideri Usame Bin Laden olduğunu öne sürerek, Afganistan da bulunan Usame Bin Laden in kendisine teslim edilmesini istedi. Afganistan da yönetimde bulunan Taliban, ABD den Bin Laden in bu saldırıları gerçekleştirdiğine dair kanıt getirmesi halinde Bin Laden i kendilerine teslim edeceğini, aksi durumda bu isteği geri çevireceğini açıkladı. Bu konuda yeterli kanıtları sunamayan ABD, arkasına uluslararası desteği de alarak Afganistan a saldırdı ve yönetimdeki Taliban ı devirdi. Türkiye de bu savaşta, NATO nun 5. maddesi gereği ABD ye destek vermiştir. Hükümet, 12 Ekim 2001 de yurt dışına asker gönderme iznini TBMM den almıştır. Bu araştırmada, dönemin en yüksek tirajlı iki gazetesi olan Hürriyet ve Milliyet gazetelerinin 12 Eylül 12 Ekim 2001 tarihleri arasındaki günlük sayıları incelenmiştir. Bu süre içerisinde konu ile ilgili olarak Milliyet gazetesinde 18 haber 32 köşe yazısı; Hürriyet gazetesinde ise 20 haber ve 21 köşe yazısı olmak üzere toplam 38 haber ve 53 köşe yazısı incelenmiştir. 120

129 Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde en sık ele alınan haber aktörleri Türkiye ve Batı olmuştur. Basında, Türkiye ve Batı nın bu kadar çok sıklıkta yer alması özellikle Türkiye nin yıllarca terörle savaştığı halde Batı nın onu anlamadığı veya anlamak istemediği ancak bugün Batı nın da aynı acıları çektiği ve Türkiye yi anlayabileceği vurgusunu ön plana çıkarması dolayısıyladır. Bu süreçte Türkiye, genellikle olumlanırken; buna karşılık Batı olumsuzlanmaktadır. ABD, daha çok terörden dolayı mağdur olan ülke olarak ele alınmakta ancak; Türkiye ye terörle mücadelesinde yardım etmediği için de eleştirilmektedir. Afganistan ve Taliban genel anlamda terörizmle bağlantılandırılarak suçlu konumuna sokulmaktadır. Bir tarafta terör öbür tarafta ise teröre maruz kalan ayırımı yapıldıktan sonra çatışmanın iyi ve kötü tarafları da belirlenmiş olmaktadır. Buna göre El- Kaide örgütü; saldırgan, zalim tarafta yer alırken; ABD, saldırıya uğrayan, mazlum konumunda yer almıştır. 11 Eylül 2001 de ABD nin New York eyaletinde Dünya Ticaret Merkezi nin ikiz kulelerine yapılan saldırılar olayın ertesi günü basında manşetten verilmiştir. Üçüncü Dünya Savaşı gibi 231, Dünyanın kalbinde KAMİKAZE Eylül 2001 tarihli gazetelerin manşeti olmuştur. Basın, bunun bir terör saldırısı olduğunu, Samuel Huntington ın Medeniyetler Çatışması teorisinin, teori olmaktan çıkıp, pratiğe dönüşme olasılığının bu saldırılardan sonra çok yükseldiğini öne sürmüştür. Ancak bunun bir İslam-Hıristiyan savaşına dönüşmemesi gerektiği, çünkü gerçekleştirilen saldırıların bir terör olayı olduğunu, bunun İslam a mal edilemeyeceği üzerinde de durulmaktadır. Bu konuda özellikle ABD sağduyuya çağrılmaktadır. İlerleyen günlerde Türkiye nin ABD nin yanında 231 Hürriyet, 12 Eylül, Sabah, 12 Eylül,

130 yer aldığı resmi ağızlardan ifade edilmekte, basın da bunu manşetlerine taşıyarak bu yaklaşıma destek verdiğini haber ve yorumlarında göstermektedir. Hürriyet ve Milliyet gazeteleri bu süreçte Türkiye nin ulusal çıkarlarını özellikle iki konu üzerinden değerlendirmektedir. Bunlardan en önemlisi güvenlikle bağlantılı olarak terör, diğeri ise ekonomik çıkarlardır. Türkiye nin fiili olarak ABD nin yanında yer alması söz konusu olduğunda, ABD den gelmesi muhtemel ekonomik yardımlar haberlerde ön plana çıkmaktadır. Terörle savaşana ekonomik destek 233, Ön safta ol, parayı al 234, Kesenin ağzını açacak 235, Amerikalı Milletvekilinden 5 milyar dolarlık müthiş öneri 236 gibi haber başlıkları kullanılmaktadır. Türkiye nin ekonomik anlamda çıkarlarını ABD nin Afganistan a düzenleyeceği bir harekâtta ABD nin yanında yer almakta görenlerden Güneri Civaoğlu, Türkiye nin o yıl turizm gelirlerinin çok iyi olduğunun altını çizmektedir. Ancak Aralık ve Ocak aylarındaki rezervasyonların tehlikede olduğunu belirttikten sonra şöyle devam etmektedir: Avrupa nın rezervasyon iptallerinde birinci sıra Mısır ın... İkinci sıra Türkiye nin... Yarınlarda ABD riskli ülkeleri ilan edecek ve ABD vatandaşlarının oralara uçmamasını tavsiye edecek. Türkiye nin listede yer almaması için her şey yapılmalıdır. Sorun sadece ABD turisti değil, onu izleyecek olan Avrupalı, Avustralyalı, Uzakdoğulu turisttir. Devamında ihracat kredilerinin daralması, yabancı sermaye girişlerinin sıfırlanması ve ekonomik krizin derinleşmesi olasılığıdır. Dikkat! Hürriyet, 20 Eylül, Hürriyet, 21 Eylül, Milliyet, 9 Ekim, Milliyet, 4 Ekim, Güneri Civaoğlu, Terör Gazisiyiz, Milliyet, 20 Eylül,

131 Köşe yazarları, gerçekleştirilen saldırıları terör olayı olarak nitelendirmekte ancak; olaya farklı bakış açıları sergilemektedirler. Özellikle saldırılardan hemen sonraki dönemde, ABD ye terörle savaşında sonuna kadar destek verilmesi gerektiğinin altı çizilmekle beraber Türkiye nin yıllarca PKK terörüyle uğraştığı, bu yolda 30 bin insanını kaybettiği fakat; Batı nın bunu anlamadığı, kimi zaman da bu örgütlere destek olduğu vurgulanmaktadır. Bu yüzden yaşanan bu saldırılardan sonra Batı nın Türkiye yi daha iyi anlayacağı, bunun Türkiye nin önüne bir fırsat olarak çıktığı ve çok iyi değerlendirilmesi gerektiği üzerinde durulmaktadır. ABD nin Afganistan a başlatacağı savaş dönemi yaklaştıkça, Türkiye nin ABD nin yanında fiili olarak savaşa katılıp katılmaması hususunda tartışmalar ortaya çıkmıştır. Bu tartışmalarda Türkiye nin ABD nin yanında savaşa girmesini isteyenler olduğu gibi, savaş karşıtı bir tutum içerisinde olanlar da olmuştur. Ancak gazetelerin politikası Türkiye nin ABD ile beraber savaşa girmesi yönünde olmuştur. Türkiye nin fiili olarak ABD nin yanında savaşa girmesini isteyenler bu saldırılardan sonra Türkiye nin soğuk savaş döneminde sahip olduğu jeopolitik önemine tekrar geri döneceğini çünkü; Türkiye nin bulunduğu coğrafyanın ABD nin tanımladığı haydut devletlerin bulunduğu coğrafya olduğunu, Türk-Amerikan ilişkilerinin özellikle Bill Clinton döneminde insan hakları ve demokrasi düsturuna dayandığını, ancak bundan sonra bunun yerini güvenlik ve işbirliği arayışlarının alacağını, silah satışlarında insan hakları kriterinin öneminin azalacağını, bunun da Türkiye nin ulusal çıkarlarına özellikle terör dolayısıyla uygun olduğunu öne sürmüşlerdir. Batılı devletlerin şekillendirmek istedikleri ülkelerin İslam ülkeleri olması nedeniyle, Türkiye nin bu savaşta çok etkili olacağı ancak; Türkiye nin bu konumunu çok iyi kullanması 123

132 gerektiği üzerinde durulmuştur. Tuncay Özkan 238 bunun kullanılmaması durumunda Türkiye nin savaşın sonucunda en az bir Kürt devletiyle karşı karşıya kalacağını, ekonomik kayıplara uğrayacağını, petrol bölgelerinin Türkiye nin istemediği güçlerin eline bırakılacağını, Kafkaslarda İran ın etkisinin ve nüfuzunun artacağını, Türkiye nin ekonomik olarak çok zor ve sosyal olarak da karışık günler geçireceğini ifade etmektedir. Bu saldırılar dolayısıyla özellikle terörizm konusunda acı deneyimlere sahip olan bir ülke olarak Türkiye nin geleceği açısından olumlu gelişmelerin yaşanabileceği ihtimali üzerinde durulmuştur. Türkiye nin, ABD nin terörist dediği ülkelerle çevrili durumda olduğu, Türkiye nin kendi çevresinde de terörle bir savaşımın yaşanacağı, bunun çok iyi kullanılması durumunda PKK terör örgütünü bitirebileceği vurgulanmıştır. Oktay Ekşi; teröre karşı başlatılacak global bir savaşta Türkiye nin aktif rol almasını önermektedir. Böyle yaparsak, Türkiye medeniyetler çatışması nda kendi kimliğine uygun medeniyeti seçmiş olur. Yarınki dünyada söz sahibi olan insanı yakalar ve bugün başımızı ağrıtan AB üyeliği, Kıbrıs, Türk-Yunan ilişkileri gibi konularda Batı dünyasını yumuşatabilir. 239 diyerek ABD nin bu savaşında, Türkiye nin Batı nın yanında yer almasını önermektedir. ABD ve Afganistan arasında savaş çıkması halinde Türkiye nin çıkarlarının ABD nin yanında yer alarak gerekirse asker göndermesi gerektiği, çünkü bu savaşın bir medeniyetler savaşı haline dönüşme ihtimali olduğu, Türkiye nin Batı nın yanında yer almasıyla bu görüntünün oluşmayacağı vurgulanmaktadır. Güneri Civaoğlu bu konuda: ABD öncülüğünde NATO nun olası bir harekâtının, sadece Hıristiyanlardan oluşan haçlı seferi görüntüsünden çıkarılması ve 238 Tuncay Özkan, Yeni Bir Dünya Kurulurken Türkiye Nerede?, Milliyet, 8 Ekim, Oktay Ekşi, Geleceğe Oynamak, Hürriyet, 16 Eylül,

133 insanlık adına yapılması veya en azından o görüntünün verilmesi için Türkiye nin de o saflarda yer alması büyük önem taşıyor. Türkiye ağırlığını sağduyu doğrultusunda sapma olmaması için kullanabilir. 240 demekte ve olası bir savaşta Türkiye nin ABD nin yanında yer almasını savunmaktadır. Realist paradigmaya uygun olarak küresel politikada ebedi dostluklar ve ebedi düşmanlıkların olmadığı, ebedi çıkarların olduğu, bu yüzden geçmiş hesapların, duygusal birikimlerin bir tarafa bırakılarak, Türkiye nin gri bölgeden çıkıp safını daha net ortaya koyması gerektiği ifade edilmiştir. Türkiye nin savaşın dışında kalma politikasının Türkiye yi rol dağıtımında seyirci pozisyonuna sokacağı öne sürülmektedir. Mehmet Yılmaz: Uluslararası alandaki gelişmeler çok yakın bir gelecekte kendi özel hukukunu da oluşturacak, uluslararası terörden en çok dert yanan ülkelerden birinin geleceğin terörle mücadele hukukunu da belirleyecek böyle bir durumun dışında kalmaması gerektiğini söylüyoruz. Bu, savaş meraklısı olmak, savaş çığlıkları atmak değil. Kendi kaderine sahip olmak, dünyanın geleceği belirlenirken o sahnede etkin rol almakla mümkün olabilir. 241 demektedir. Türkiye nin ABD ye vereceği desteğin karşılıksız olmaması, Türkiye nin Batı dan isteyeceği bazı koşulların yerine getirilmesi durumunda bu desteğin verilmesi gerektiği, bu koşulların da Türkiye nin güvenlik çıkarlarını yakından ilgilendiren ve Türkiye nin terör örgütü olarak kabul ettiği örgütlerin faaliyetlerine engel olunması olduğu ifade edilmiştir. Özellikle güvenlikle ilgili 240 Güneri Civaoğlu, Asimetrik Tehdit, Milliyet, 19 Eylül, Mehmet Y. Yılmaz, Kendi Kaderini Kendin Yarat, Milliyet, 25 Eylül,

134 olarak terör örgütleri listesinde yer alan örgütlerin, Batılı ülkelerdeki çalışmalarına son verilmesi ve bu örgütlerin kapatılmaları şeklinde bazı koşulların öne sürülmesi istenmiştir. Yalçın Bayer, köşe yazısında bu koşulları şu şekilde sıralamıştır: Atina ve Brüksel deki DHKP-C bürolarının ve PKK nın çeşitli başkentlerdeki kuruluşlarının kapatılması, PKK Başkanlık Konseyi Üyesi Rıza Altun un Fransa dan Türkiye ye teslim edilmesi ya da sınır dışına çıkartılması, Belçika ve İngiltere imkânlarını kullanarak yayın yapan Medya TV nin kapatılması, Avrupa Sosyalist ve Yeşiller partilerine mensup milletvekillerinin PKK ve DHKP-C mensuplarıyla görüşmemesi, destek vermemesi, Avrupa daki Milli Görüş teşkilatının faaliyetlerinin durdurulması. 242 Olaya NATO penceresinden bakıldığında 11 Eylül saldırısının yalnızca ABD ye değil Türkiye ye de yapılan bir saldırı olduğu varsayılmaktadır. Çünkü yeni uygulamaya sokulan 5. maddeye göre NATO üyesi bir ülkenin uğradığı saldırı öteki müttefik ülkelere de yapılmış sayılır. Bu yüzden bu savaşa katılmak Türkiye nin yerine getirmesi gereken bir sorumluluk olarak ele alınmaktadır. Bu süreçte basının ön plana çıkardığı diğer bir konu da Türkiye Cumhuriyeti nin 11 Eylül 2001 tarihinde gerçekleştirilen saldırılardan sonra yönetimsel anlamda ortaya çıkan krizi iyi idare edemediğidir. Türkiye nin yıllardır PKK terörü ile uğraştığı ancak; Batı nın bunu çok iyi algılayamadığı öne sürülmekte, yaşanan bu saldırının Türkiye nin kendisini muhataplarına anlatmak için önüne bir fırsat olarak çıktığı ifade edilmektedir. Ancak yönetimin gerekli adımları atmadığı yönünde eleştiriler 242 Yalçın Bayer, Karşılıksız Olmamalı, Hürriyet, 22 Eylül,

135 söz konusu olmaktadır. Bu dönemde hükümetin bu konuya yeteri kadar ilgi göstermediği, gerekli adımları atmadığı, hâlbuki bunun Türkiye nin terörden kurtulması için bir fırsat olduğu üzerinde durulmuş, hükümetin pasif davrandığı öne sürülmüştür. Cumhurbaşkanının, başbakanın, dış işleri bakanının çok pasif davrandıkları, bu kadronun böyle önemli bir süreçte Türkiye yi idare etmelerinin Türkiye için bir şansızlık olduğu vurgulanmıştır. Ertuğrul Özkök, hükümeti ve cumhurbaşkanını eleştirdiği yazısında şu ifadelere yer vermiştir: Saldırının başından beri Ankara dan kararlı, iskeletinin üzerinde dimdik duran bir tavır bekliyorum. Terörden en fazla çeken ülke olarak, hem de Müslüman bir ülke olarak sesini yükseltmesini bekliyorum. Ama Ankara dan sadece cılız bir ses geliyor Çankaya dilsiz, başbakanlık cılız, hariciye desen neredeyse olayı örtbas etmek isteyen bir tavırda ve bizler de o istikamete bakıp sesleniyoruz: Orada kimse var mı? Evet, o enkazın altında kimse var mı? 243 Türkiye nin seyirci koltuğunda kımıldamadan, başkalarının sahneye çıkarak oyun sergilemelerini beklediğini, bu oyuna katılamadığından ne senaryodan haberinin olduğu ne de oyunun sonunda olacaklardan haberi olduğu ileri sürülmüştür. Hurşit Güneş: Hükümetin son uluslararası konjonktür karşısında nasıl bir tepki gösterdiği anlaşılmıyor. Dünkü cumhurbaşkanıyla toplantıdan da hiçbir belirgin tavır oluşmadı. Bu da böylesi bir dönemde bile hükümetsiz kaldığımız izlenimi veriyor 244 demektedir. Türkiye nin önünde yeni dönemde fırsatların bulunduğunu ancak bunun değerlendirilemeyebileceği kuşkusu ifade edilmiştir. Özellikle iktidarda bulunan 243 Ertuğrul Özkök, Orada Kimse Var mı?, Hürriyet, 15 Eylül, Hurşit Güneş, Ne Cengâverlik Ne de Pısırıklık, Milliyet, 21 Eylül,

136 kişilerin kişisel özellikleri üzerinden değerlendirmeler yapılmış ve bunun Türkiye ye çok şey kaybettirebileceği öne sürülmüştür. Yeni dönemde Türkiye çok şey kazanabilir. Uluslararası platformda saygınlığı en üst düzeyde olan, kredibilitesi yüzde 100 olan modern bir ülke olabilir. Ancak ülkemiz yeni dönemde çok şey kaybedebilir de. T.C. Başbakanı Bülent Ecevit yeni dönemde bir liderden beklenen dinamizmi gösterecek halde değil. Sayın Ecevit in sağlık durumu ve fiziksel gücü, içine girilen yeni dönemde artık Türkiye nin ulusal güvenlik sorunu haline gelmiş durumda. Cumhurbaşkanı Sayın A. Nejdet Sezer ne yazık ki Türkiye gibi önemli ve önemi çok daha artacak bir ülkeyi yepyeni ufuklara taşıyacak kapasiteye sahip değil. Sadece ahlaklı olmak, dürüst olmak lider olabilmeye yetmiyor. 245 Basının en çok üzerinde durduğu, Türkiye nin ulusal çıkarlarını da ilgilendiren diğer bir konu ise Batı nın teröre karşı aldığı farklı tavırların eleştirilmesidir. Bu konuda Batı ya yönelik sert eleştiriler yapılmaktadır. Basın, 11 Eylül saldırılarının Batı nın teröre karşı sergilediği ikiyüzlülüğün bir sonucu olduğunu öne sürmüştür. ABD nin ya da diğer bazı ülkelerin kendi yararları doğrultusunda kısa vadeli tavırlarla gizliden gizliye terör çetelerini, bölücü terör örgütlerini beslemeleri, yönlendirmelerinin dönüp dolaşıp onları da vurduğu için özellikle bazı Avrupa ülkelerinin bundan ders çıkarmaları üzerinde durulmuştur. Güneri Civaoğlu yazısında: Batı, artık terörle oynamanın, el altından beslemenin ne denli yanlış olduğunu da anlamış olmalı 246 demektedir. Ülkelerin yapmış oldukları sınır tanımayan silahlanmanın, başka coğrafyalarda dökülen kana karşılık kayıtsızlığın ve şiddetin, sonuçta tüm insanlığı hedef aldığı, bunda Batı nın da payı olduğu ifade 245 Serdar Turgut, Türkiye Çok şey Kaybedebilir de, Hürriyet, 17 Eylül Güneri Civaoğlu, Salıverilen Cin, Milliyet, 13 Eylül,

137 edilmektedir. Batılı ülkelerin bazı terör türlerini insan hakkı adı altında savundukları, teröristlere hamilik yaptıkları vurgulanmakta, bu yüzden 11 Eylül saldırılarının bir milat olduğu, Batı nın artık terörün kendilerini de vurabileceğini fark etmelerine sebep olacağı öne sürülmektedir. Türkiye nin Batı ya yıllarca terörizmin bir gün dünyayı kana bulacağını anlatmaya çalıştığı ancak; bunu bir türlü anlatamadığını, çünkü Batı nın bunu anlamak istemediğini bana dokunmayan yılan bin yaşasın dediği vurgulanmaktadır. Batı nın eleştirildiği bir diğer nokta ise ABD ye yapılan saldırılar sonucunda NATO nun beşinci maddesinin işletilmesi kararının alınması olmuştur. Batının bu davranışıyla ikiyüzlü bir tutum ortaya koyduğu, Türkiye nin PKK yla çarpıştığı yıllarda bu maddeyi kullanmak istediği fakat; NATO üyesi ülkelerin buna yanaşmadığı, söz konusu ABD olunca bu maddenin kapsamını genişlettikleri üzerinde durulmuştur. Oktay Ekşi bu konuda şunları yazmıştır: Bu beşinci maddeyi işletmeyi geçmiş yıllarda Türkiye de çok istedi. Ama ne zamanki bu ihtimal ciddileşti, o zaman karşımıza bir sürü bahane çıktı... Maksat kısaca Türkiye için savaşa girmeye değmez düşüncesini yürürlüğe koymaktı. PKK terörü yüzünden Türkiye terör eylemleri de beşinci madde kapsamına alınsın diye NATO ya başvurduğu zaman kimseye sözünü dinletememişti. Ama şimdi terör NATO nun patronunu hedef alınca durum değişti. 247 NATO nun bu tutumu çifte standart olarak değerlendirilmiştir. Saldırı Amerika ya yapılınca NATO anlaşmasının ilgili hükümleri hatırlanıyor.! Ama Türkiye 15 yıl 247 Oktay Ekşi, Sıra Vurmaya Geldi, Hürriyet, 14 Eylül,

138 boyunca terör saldırısıyla boğuşup 40 bine yakın insanını yitirirken, ekonomi çökerken aynı anlaşma ortada yok! Tam bir çifte standart! 248 ABD nin Afganistan a bir harekât düzenlemesine ve Türkiye nin de olası bir savaşa katılmasına karşı olan görüşlere de rastlanılmaktadır. Burada Türkiye nin çıkarları savaşa katılmamakta görülmektedir. Can Dündar: Türkiye, savaş boyası sürünenlerin, bambaşka bir dünya dolduruşuna gelip, bir koyup üç alacağını sanarak hedefini tam bilmediği bir maceraya atılmamalı, kendi rezervlerini koymalıdır. O yüzden teröre nasıl hayır dediysek, savaşa da, savaş çığırtkanlığına da hayır diyoruz. 249 Diyerek savaş karşıtı bir tutum ortaya koymuştur. Türkiye nin Afganistan a asker göndermesini ekonomik anlamda değerlendiren Güngör Uras, bunun Türkiye nin ekonomisinin çökmesine neden olacağını ileri sürmüştür. Durup dururken nasıl bir maceraya girdiğimizi bilemeden asker göndermek, (askeri ve politik yanını bir yana atıyorum) ekonomik bakımdan çöküntü demektir. Böyle bir karar ve karar sonu gereğinin yapılması, silahlı kuvvetlere önemli ölçüde ek kaynak tahsisini gerektirir. Böyle bir karar ve karar sonu gereğinin yapılması, zaten olmayan iç kaynakları bitirir. Dış kaynakları kurutur. Asker göndererek dışardaki terör ile mücadele macerasına girdiği için kaynakları kuruyan, çöken bir ekonomi, içerde uyanacak terörü bastırma sorumluluğunu üstlenecek silahlı kuvvetlerine para bulamaz duruma düşer Emin Çölaşan, Terör, Türkiye ve Müttefiklerimiz, Hürriyet, 18 Eylül Can Dündar, Savaşa Hayır, Milliyet, 16 Eylül, Güngör Uras, Asker Göndermenin Faturası Büyük, Milliyet, 10 Ekim

139 ABD nin uğradığı saldırının salt dini inançlarından ve kimliklerinden ötürü masum insanları yeni acılara boğmaması gerektiği, ABD nin Afganistan a saldırması durumunda El-Kaide lideri Usame bin Laden i bulmasının çok zor olduğu, savaş durumunda zarar görecek olanların yine masum sivillerin olacağı öne sürülmektedir. Bu konuda Fikret Bila şunları yazmaktadır: Teröre karşı mücadele ediyoruz diye devletler ve dinler arasında savaş çıkarmak, belki New York kulelerini yıkanların amacına uygun düşer, dünya bu hataya düşmemelidir. Eğer bu vahşeti yaratan caniler Afganistan daki terörist örgütlerse, onlarla, onları koruyan devlet ve yönetimleriyle mücadele etmek başka şeydir, Al sana yanıt diye Afganistan da taş üstünde taş, omuz üstünde baş bırakmamak ayrı şey. 251 Afganistan Savaşı nda Türkiye nin ulusal çıkarları daha çok terörle bağlantılı olarak güvenlik çıkarları ve ekonomik çıkarlar olarak ön plana çıkmıştır. Özellikle PKK terörünün sona erdirilmesinde ABD ve Batılı ülkelerin Türkiye yi daha iyi anlayacakları, Türkiye ye destek olacakları ileri sürülmüştür. Ancak bunun için Türkiye nin Batı nın yanında yer alarak gerekirse askerini de onların emrine vermesi gerektiği iddia edilmiştir. Türkiye nin böyle bir karar sonucunda soğuk savaş dönemindeki jeopolitik önemine geri döneceği öne sürülmüştür. Batı nın terör konusunda Türkiye ye karşı daha önce sergilediği tutumdan dolayı Türkiye nin Batı ya karşı cephe almaması gerektiği çünkü; uluslararası ilişkilerin ebedi dostluklar ve ebedi düşmanlıklar üzerine değil; ebedi çıkarlar üzerine bina edildiği savunulmuştur. Ayrıca Afganistan ın Müslüman bir ülke olmasının da Türkiye nin Batı nın yanında yer almasını engellememesi gerektiği ifade edilmiştir. 251 Fikret Bila, Savaş Reklâmları, Milliyet, 18 Eylül,

140 Basın, ele alınan örnek olaylarda Türkiye nin taraf olduğu ülke lehine haber yapmış ve yorumlarda bulunmuştur. Bütün savaşlarda askeri müdahaleyi isteyen, arzulayan bir dil kullanılmıştır. Özellikle yurtdışına asker gönderme kararı kesinleştiği zamanlarda bu daha belirgin bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu da basının Türkiye nin taraf olduğu bir çatışmada, ulusal çıkarlar adına resmi politikaya olan bağlılığını ortaya koyması açısından önemlidir. İncelenen örnek olaylarda, Türkiye nin ulusal çıkarları konusunda, basının en çok üzerinde durduğu konular ekonomik ve güvenlik çıkarlar olmuştur. Realist paradigmaya uygun olarak güvenlik çıkarları Kore Savaşı, Kıbrıs Barış Harekâtı, Körfez Savaşı ve Afganistan Savaşı nda üzerinde uzlaşılan bir konu olmuştur. Aynı savaşlarda ekonomik çıkar da basının öncelediği ulusal çıkarlardan biri olmuştur. Kore Savaşı ve Kıbrıs Barış Harekâtı nda ekonomik çıkarlar biraz daha geri planda iken; özellikle Afganistan Savaşı nda en çok üzerinde durulan konulardan biri olmuştur. Basının üzerinde uzlaştığı diğer bir çıkar ise ülkenin prestiji, itibarı olmuştur. Basın, bunları ön plana çıkarırken dönemin gereklerine göre genellikle hükümetlerin aldığı kararlara, tutumlara göre bir tavır takınmıştır. Ulusal çıkarların, uluslararası ilişkilerin temeli olduğu konusunda genel bir uzlaşı söz konusudur. Basında, özellikle Türkiye yi yakından ilgilendiren savaşlarda, kahramanlık mitleri ve şovenist eğilimler ön plana çıkarılarak sunulmuştur. Basının ulusal çıkar konusunda farklılaştığı konuların başında, Batı algılayışı gelmektedir. Bazı savaşlarda Batı ya tam bir güven söz konusu iken; kimi savaşlarda Batı güvenilmez, ikiyüzlü olarak nitelendirilmektedir. Kore Savaşı nda 132

141 Batı ya tam destek verilirken, basının Batı yı algılayışında özellikle Kıbrıs Barış Harekâtı yla başlayan bir kırılma yaşanmıştır. Bu kırılma Körfez Savaşı nda biraz daha belirginleşmiştir. Bosna Savaşı nda ise Batı ya yönelik kuşku ve eleştiriler en üst seviyesine çıkmış, bu eleştiriler Kosova ve son olarak da Afganistan Savaşı nda da dile getirilmiştir. Basının ulusal çıkarlar konusunda ayrıştığı diğer bir nokta ise ulusal çıkarların nerelerde olduğu konusunda yaşanmıştır. Özellikle yurtdışına asker gönderme kararı alınmadığı, karardan önceki süreçte bu durum daha belirgindir. Bu süreçte, olaya daha eleştirel ve mesafeli yaklaşılmıştır. Ancak karar kesinleştiğinde alınan karara destek verilmiş ve kararın ulusal çıkarlar açısından taşıdığı önem vurgulanmıştır. 133

142 II. BÖLÜM: 1 MART TEZKERESİNİN YAZILI BASINDA TARTIŞILMA BİÇİMLERİ Irak Savaşı sürecinde Türkiye Irak a sınırı olan NATO üyesi tek ülke olmasından dolayı stratejik bir ülke konumundadır. Irak a yönelik bir savaşta, ABD askerlerinin Türkiye sınırından girerek kuzeyden bir cephe açmalarının, savaşın kısa ve daha kansız olması açısından çok önemli olduğu kabul edilmektedir. Bundan dolayı ABD açısından Türkiye nin işbirliğinin yaşamsal değeri bulunmaktadır. ABD, Türkiye den askeri birlikleri için topraklarını açmasını, üslerinin kullanımını ve hava sahasının açılmasını talep etmiştir. Türkiye, ABD yönetimiyle görüşmelerde bulunmuş, savaşın getireceği ekonomik kayıpların karşılanmasını ve olası bir mülteci akınını önlemek için ABD askerleri ile birlikte Kuzey Irak a girmeyi talep etmiştir. İki ülke arasındaki bu görüşmeler, Türkiye ye yapılacak yardım miktarı konusunda anlaşma sağlanamaması nedeniyle iki aya yakın sürmüştür. 1 Mart 2003 te TBMM, yapılan oylamada topraklarını ABD askerlerine açmayı ve yurt dışına asker göndermeyi içeren tezkereyi reddetmiştir. Bu oylamadan sonra ikinci bir tezkerenin meclise sevk edilerek oylanması gündeme gelmiştir. Ancak aynı içerikte yeni bir tezkere TBMM ye gelmemiş ve Türkiye, ABD askerlerine topraklarını açmamıştır. Savaş başladıktan sonra Türkiye ABD ye hava sahasını açan ve yurt dışına asker gönderme iznini içeren bir tezkereyi TBMM de kabul etmiştir. 134

143 1 Mart Tezkeresi sürecinde Türkiye nin politikası bu şekilde belirlenirken, bu çalışmada birbirinden farklı ideolojik görüşlere sahip basının, 1 Mart 2003 tezkeresi dolayısıyla ulusal çıkarları ele almaları ve ulusal çıkarlara yaklaşımları incelenmiş ve Türkiye nin ulusal çıkar önceliklerini nerelerde gördükleri ve bunları nasıl ifade ettikleri araştırılmıştır. Bu amaçla liberal basını temsilen Hürriyet ve Sabah gazeteleri; muhafazakâr basını temsilen Milli Gazete ve Yeni Şafak gazeteleri ve sol basını temsilen Cumhuriyet gazetesi seçilmiştir. Araştırma 25 Şubat 25 Mart 2003 tarihleri arasındaki yukarda adı geçen gazetelerdeki haber ve yorumları kapsamaktadır. Hürriyet ve Sabah gazetelerinde toplam 178 haber ve 106 köşe yazısı; Milli Gazete ve Yeni Şafak gazetelerinde toplam 236 haber ve 118 köşe yazısı; Cumhuriyet gazetesinde ise toplam 119 haber ve 49 köşe yazısı taranmıştır. Bu gazetelere Milli Kütüphane arşivinden ulaşılmıştır. Sabah gazetesinin internet sitesinde gazetenin tüm sayılarına ulaşılabilindiğinden Sabah a ait veriler internet sitesinden alınmıştır. Bu bölümde yukarda adı geçen gazetelerde 2003 Irak Savaşı nın Türkiye ye yönelik olası etkilerinin ne olacağı ve Türkiye nin bu savaş dolayısıyla öncelemesi gereken ulusal çıkarlarının neler olduğu veya olması gerektiğinin betimlemesi yapılmıştır. Adı geçen gazetelerde ulusal çıkar öğelerinin haberlerde yer alış biçiminin nasıl olduğu ve bu öğeler aracılığıyla ulusal çıkarların nasıl tanımlandığı ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Köşe yazarlarının ulusal çıkarları tanımlama ve betimleme tarzları da incelemenin diğer bir kısmını oluşturmaktadır. Bu kısımda köşe yazarlarının Türkiye nin ulusal çıkarlarını nasıl tanımladıkları ve nerelerde gördükleri üzerinde durulmuş ve öncelenen konular saptanmıştır. Bu tez 135

144 çalışmasında ideolojik bir çözümleme yapıldığından son olarak haber ve yorumların dilsel özellikleri analiz edilmiştir. Özellikle ideolojik bir çözümlemede basının benimsemiş olduğu ideoloji çerçevesinde ulusal çıkarı ele alıp almadığı, kendi yargılarını destekleyici dil kullanıp kullanmadığını belirlemek üzere söylem analizi yapılmıştır. Bu analiz, basının benimsemiş olduğu ideoloji çerçevesinde olayları değerlendirme gerekliliğinin 1 Mart tezkeresinde yansımasını bulup bulmadığının tespiti açısından önemlidir. Söylem analizi, medya metinleri içinde birbirinden farklı konumlanan ideolojik tavrı belirlemesine imkân tanıması ve medyada, basında yer alan yön/anlatı türlerini ayrıştırmaya olanak tanıması nedeniyle seçilmiştir. Hangi türden toplumsal vurgunun üstün geleceği ve güvenirlik kazanacağı konusunda girişilen bir toplumsal mücadele, söylem içinde egemen olma mücadelesidir. 252 Analizin en önemli özelliği yazılı bir metni kendi bütünlüğü içinde değerlendirmesidir. Söylem çözümlemesi, metinlerin oluştuğu bağlama yönelik bir inceleme biçimidir. Söylem çözümlemesi bağlamı içinde metinlerdeki yapılaşmayı inceler ve post yapısalcı bir anlayış içinde metinlerin farklılıklarına duyarlı bir çözümleme gerçekleştirmeyi amaçlar. 253 Dil içinde kurulan farklı güç/iktidar ilişkilerinin kurulma süreçlerine ilişkin bir analiz yöntemidir. 254 İdeolojik bir çözümlemeye müsait olan söylem analizi yöntemi temel olarak toplumsal iktidarın kötüye kullanımının tahakküm ve eşitsizliğin metinler aracılığıyla temsil edilmesini ve yeniden üretilmesini inceleyen bir çözümleme biçimidir. Toplumsal ve siyasal sorunlar üzerinde odaklanan söylem analizi, metinlerin dilinde var olan yapıları ortaya koymaya çalışan, bu yolla toplumsal iktidarın nasıl inşa edildiğini araştıran 252 Çiler Dursun, TV Haberlerinde İdeoloji, İmge Kitabevi, Birinci Baskı, Ankara, 2001, s M. Ayşe İnal, Haberi Okumak, Temuçin Yayınları, İstanbul, 1996, s Van Dijk, T.A., News As Discourse, NJ: Lawrence Erlbaum Associates Publishers. 1998a. Akt:M. Ayşe İnal, Haberi Okumak, Temuçin Yayınları, İstanbul, 1996, s

145 bir çözümleme yöntemi niteliği taşır. Van Dijk a göre haberler, seçmeci kaynak kullanımı, tek düze haber temposu ve haber başlığının seçimi yoluyla toplumsal iktidarın içinde kurulduğu ve yeniden üretildiği metinlerdir. 255 Haberin söylemi 1- Kaynaklar 2- Anlatıcı 3- Varsayılan okuyucu arasında örülmüş bir diyalogdur. Anlatıcının dil içindeki durumsallıkları dolayımı ile söylem kurulur. 256 Söylem analizinin temel amacı söylem dediğimiz dil kullanım biçimlerinin sistematik ve açık tanımlarını üretmektir. bu tanımların basitçe metinsel (textual) ve bağlamsal (contextual) diyebileceğimiz iki ana boyutu vardır. Metinsel boyutlar, tanımın çeşitli seviyelerinde söylemin yapılarını açıklar. Bağlamsal boyutlar ise, bilişsel süreçler, sunumlar ve sosyal kültürel faktörler gibi bağlamın çeşitli özellikleri ile bu yapısal tanımlar arasında bir bağ kurarlar. Medya çalışmaları açısından söylem kavramı, ideoloji ile birlikte ele alındığında, medya metinlerinin (ve tabii ki haberlerin) toplumsal iktidarın kurulmasındaki rolünü sergilemekte çıkış noktaları sağlamaktadır. 257 Haber metinlerinde alternatif açıklamalar, farklı görüş açıları her zaman bütünüyle dışlanmasa da, bu alternatif söylemlerin haberin anlatı yapısı içinde temsili yine sorunlu bir durumdur. Metin içinde alternatif veya karşıt açıklamalar çoğu kez inanılır bir konuma yerleşmekten çok egemen söylemlerin içinde eritilir. Böylece karşıt olabilecek açıklamalar, olayları çerçevelendirebilecek bir konuma ulaşamaz. 258 Van Dijk İdeoloji 2000 adlı eserinde ideolojiyi anlayabilmemiz için, bunun söylem içersinde nasıl inşa edildiğine, ifade edildiğine, değiştirildiğine ve yeniden üretildiğine bakmamız gerektiğini söyler. 259 Haber içinde 255 Çiler Dursun, Haber, Hakikat ve İktidar İlişkisi, Elips Kitap, 1. Baskı, Ankara, 2004, s M. Ayşe İnal, Haberi Okumak, Temuçin Yayınları, İstanbul, 1996, s Çiler Dursun, TV Haberlerinde İdeoloji, İmge Kitabevi, Birinci Baskı, Ankara, 2001, s M. Ayşe İnal, Haberi Okumak, Temuçin Yayınları, İstanbul, 1996, s

146 sözcük seçimleri belli bir ideolojik seçimi ve tavrı yansıtır Dil ve söylem, toplumdaki güç/iktidar ilişkilerinin dayandığı cinsel, etnik, dinsel farklılıkların yansıdığı bir mücadele alanıdır. 260 Söylem çözümlemesi metinlerin yapısını ve stratejilerini ortaya çıkaran ve bunları toplumsal ve siyasal bağlamla ilişkilendiren bir yöntemdir. Bu tür bir yöntemle yapılacak çalışmada genel konular üzerinde yoğunlaşılabileceği gibi, anlambilimsel olarak yerel anlamlar (tutarlılık ve içerimler gibi) üzerinde de yoğunlaşabilir. Ayrıca tümcelerin sözdizimsel yapıları, haberlerin nasıl kurgulandığı üzerinde de durabilir. Söylem çözümlemesinin, nitel içerik çözümlemesinden en önemli farkı, metni parçalara ayırmadan bir bütün olarak ele alması ve metin içindeki egemen söylemin nasıl inşa edildiğini ortaya koymasıdır. Van Dijk haberin makro ve mikro yapıları arasında ayrım yapar. Makro yapı haber başlıkları, giriş, sonuç genel fikir verme işlevine sahiptir. Ana metinde esas olay, arka plan bilgileri bağlam ve yorumlar yer alır. En önemli bilgiler öncelikle verilerek okuyucuya neyin daha önemli olduğu bildirilmektedir. Mikro yapı sözcük seçimleri, söz diziminden oluşur. Van Dijk a göre söylem analizinin ilkeleri haberin söz dizimi (sentaks), açılış ve kapanış söylemi, hikâyenin kurulması, haber başlıkları, haberin bütünsel olarak anlamı, söylemin konusu, haberin retoriği yani haberin formüle ediliş biçimi ve bağlamıyla oluşturulan ikna edici soyutlamaların toplumsal bağlama yerleştirilmesi ve kapanışla gerçekleştirilir. 261 Özünde nitel bir çözümleme olduğu için en başta gelen sorunu, nicel içerik çözümlemesine benzer şekilde genelleme yapılabilecek sayıda metni çözümlemenin güçlüğüdür. Bir başka 260 M. Ayşe İnal, Haberi Okumak, Temuçin Yayınları, İstanbul, 1996, s Selda Bulut - Levent Yaylagül, Türkiye deki Yazılı Basında Yargıtay ve Mafya İlişkisine Yönelik Haberler, İletişim, Sayı: 19, 2004, s

147 eleştiri noktası da her metne rahatlıkla uygulanabilecek bir çözümleme sistematiğinin olmayışıdır. 262 İdeolojik dil çözümlemesinde Van Dijk ın Söylem ve İdeoloji: Çok Alanlı Bir Yaklaşım 263 adlı makalesinde uyguladığı yöntem farklı ideolojik görüşlere sahip gazetelere uygulanmıştır. Van Dijk ın çalışması İngiliz parlamentosunda (Avam Kamarası nda) İngiltere nin göçmen politikası üzerine yapılan konuşmaların, bu amaçla öne sürülen savların bir söylem çözümlemesi niteliğindedir. Bu çözümlemede farklı ideolojik görüşlere sahip partilerin temsilcileri İngiltere nin göçmen politikasını ele almışlar ve öne sürdükleri savlarını desteklemek ve hitap edilen kitleyi ikna etmek için çeşitli ikna yollarına başvurmuşlardır. Van Dijk, söylem, anlamları vurgulamak ya da vurgulamamakta pek çok yönteme sahiptir ve bunlar ideolojik bir temele oturduğunda pek çok söylem düzeyinde ifade edilir. 264 demektedir. Haber sunmanın ideolojisi yalnızca haber bülteninin tarzı ve içeriği ile sınırlı değildir, aynı zamanda haber toplama, kaynaklarla ilgilenme, diğer gazetecilerle ve haberde rolü olan kimselerle etkileşim ve gazetecilerin profesyonel etkinliklerinin düzenlenmesini de içerir. Gazetecilerin hem profesyonel hem de diğer toplumsal ideolojileri, temel olarak kimin araştırılacağını, gözleneceğini, dinleneceğini, kiminle görüşme yapılacağını ya da kimden söz edileceğini de düzenler. 265 Farklı ideolojik görüşlere sahip medyanın da takip ettiği politika Van Dijk, Söylem ve İdeoloji: Çok Alanlı Bir Yaklaşım, Söylem ve İdeoloji, Der: Barış Çoban, Zeynep Özarslan, Su Yayınları, Birinci Basım, İstanbul, Van Dijk, Söylem ve İdeoloji: Çok Alanlı Bir Yaklaşım, Söylem ve İdeoloji, Der: Barış Çoban, Zeynep Özarslan, Su Yayınları, Birinci Basım, İstanbul, 2003.s A.g.e.s

148 doğrultusunda haber ve yorumlara yer vereceği, söylemini bunun üzerine kuracağı düşünülmektedir. 1 Mart 2003 Tezkeresi sürecinde de farklı ideolojik görüşlere sahip gazeteler, farklı savlar ve akıl yürütmelerle okuyucularına çeşitli ikna biçimlerini sunmuşlardır. Buradaki amacımız farklı ideolojik görüşlere sahip gazetelerin savlarını kurarken başvurduğu söylemlerini incelemektir. Haber ve yorumların dilsel özellikleri incelenirken Van Dijk ın sınıflandırması esas alınarak bir inceleme yapılmış ve buna uygun bir kategorileştirilmeye gidilmiştir. Çalışmanın dilsel çözümleme kısmında altı kategori oluşturulmuş, bu kategorilere uygun temalar incelenmiştir. Bu amaçla araştırmada, açıklanan kategori ve temalara uygun başlıklar kullanılmıştır. Bu kategoriler ve temalar şunlardan oluşmaktadır: Aktör tanımı, kanıtlarla ispatlama, ötekileştirme, kurbanlaştırma, karşılaştırma ve dil oyunlarına başvurma kategorileri altında uzman kişi ve kuruluşların görüşleri, kanıtsallık, kanı birliği, açıklama, sayı oyunu, mantıklı olma, karşı gerçeklik, kutuplaşma, biz-onlar sınıflandırması, yadsıma, mesafe koyma, empati, olumsuz ötekini sunma, olumlu kendini sunma, ders olarak tarih, örneklerle açıklama, dramatikleştirme, insancıllık, ulusal övünç, metafor, örtmece ve ironi temaları kullanılarak basının 1 Mart tezkeresi sürecindeki haber ve yorumlardaki dilsel özellikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırmada oluşturulan ilk kategori aktör tanımı kategorisidir. Aktör tanımında ön plana çıkarılan aktörler ve bunların hangi bağlamlarda sunulduğu, haber 140

149 aktörlerinin nasıl ele alındıkları basının taraf olduğu bir tartışmada önemlidir. Haberlerde başvurulan kaynaklar ve ön plana çıkarılan haber aktörleri ideolojik bir seçimin ürünüdür. Anlatıcının, gazetecinin, yazarın konumu metnin içinde belirginleştikçe veya kaynak açıklamaları anlatıcının dilinde yer aldıkça, egemen söylemlerin inanırlığı haber metinleri içinde kurulmaktadırlar. 266 Önermelerin savları çeşitli rollerdeki aktörler, yani failler, eylemden etkilenenler, ya da bir eylemden yararlanan kişilerle ilgili olabilir. İdeolojik söylem tipik şekilde biz ve onlar ile ilgili olduğundan aktörlerin daha ileri çözümlemesi çok önemlidir. Aktörler ortaklaşa ya da bireysel, iç grup biz ya da dış grup onlar özel ya da genel olarak, isimleri, grupları, meslekleri ya da işlevleriyle tanımlanan, kişisel ya da kişisel olmayan rollerde, vb. pek çok kılıkta ortaya çıkabilirler. İnsanlar ve eylem üzerine olan tüm söylem çeşitli aktör tiplerinin tanımını içerir. Bu nedenle, aktörler grupların üyeleri olarak ya da bireysel olarak, adları ya da soyadlarıyla, işlev, rol ya da grup adıyla, belirli ya da belirsiz olarak, eylemleriyle ya da sözde nitelikleriyle, konumları ya da diğer insanlarla ilişkileriyle, vb. düşünülebilirler. 267 Aktör tanımından sonra oluşturulan ikinci kategori ise kanıtlarla ispatlama kategorisidir. Okuyucu ile sıkı bir diyalogun kurulduğu haber metinlerinde güç/iktidar sahibi kurum ve kuruluşların söylemleri anlatıcının dilinden halkın sesine dönüştürülür. Bu dönüşüm sürecinde kaynaklar, anlatıcı ve halk arasında bir diyalog oluşur. Haberin ikna ediciliği bu diyaloglara dayanır. 268 Bu kategoride uzman kişi ve kuruluşların görüşleri, kanıtsallık, kanı birliği, açıklama, sayı oyunu, 266 M. Ayşe İnal, Haberi Okumak, Temuçin Yayınları, İstanbul, 1996, s Van Dijk, Söylem ve İdeoloji: Çok Alanlı Bir Yaklaşım, Söylem ve İdeoloji, Der: Barış Çoban, Zeynep Özarslan, Su Yayınları, Birinci Basım, İstanbul, 2003.s M. Ayşe İnal, Haberi Okumak, Temuçin Yayınları, İstanbul, 1996, s

150 mantıklı olma ve karşı gerçeklik temaları kullanılarak öne sürülen sav desteklenmeye çalışılmaktadır. Bu temalara baktığımızda bunların bir kanıt niteliğinde sunulduğu ortaya çıkmaktadır. Uzman kişi ve kuruluşların görüşleri konusunda Van Dijk Bir tartışmadaki, pek çok konuşmacı verdiği örneği desteklemek için bir takım otoritelerden, genellikle kuruluşlar ya da parti politikalarından yıpranmamış insanlardan, ya da genellikle uzman veya ahlaki liderler olarak tanınan insanlardan söz etme yanılgısını bir yardım aracı olarak kullanırlar. Uluslararası örgütler, bilim adamları, kitle iletişim araçları, kilise ya da mahkemeler çoğunlukla bu role sahiptir. 269 demektedir. Kanıtsallık temasında ise; konuşmacıların bir tartışmada bilgi ve düşünceleriyle ilgili bir kaç delil ya da kanıt sunduğu durumlarda dünya görüşleri ya da iddialar daha akla yatkın görünür. Bu, ya otorite olmuş şahsiyetlere veya kurumlara gönderme yaparak ya da kanıtsallığın çeşitli biçimleriyle yapılabilir: Bilgiyi nasıl ve nereden aldıkları gibi. Böylece insanlar bir şeyleri gazetede okumuş, güvenilir sözcülerden duymuş, ya da kendi gözleriyle görmüş olabilirler. 270 Kanı birliği temasında basın savunulan görüşü desteklemek için ulusun da aynı kanıyı paylaştığını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Kanı birliği ulusal önem üzerine yapılan tartışmalarda sık sık kullanılan politik stratejilerden biridir. Kanı birliğinde ulusun birliğinin ve çıkarlarının her şeyin üstünde olduğu ifade edilmektedir. 271 Kanıtlarla ispatlamada başvurulan temalardan biri de açıklama temasıdır. Van Dijk açıklama temasını şöyle ifade etmektedir. Toplumsal ruhbilim Nihai İsnat Hatası kavramını 269 Van Dijk, Söylem ve İdeoloji: Çok Alanlı Bir Yaklaşım, Söylem ve İdeoloji, Der: Barış Çoban, Zeynep Özarslan, Su Yayınları, Birinci Basım, İstanbul, 2003.s Van Dijk, Söylem ve İdeoloji: Çok Alanlı Bir Yaklaşım, Söylem ve İdeoloji, Der: Barış Çoban, Zeynep Özarslan, Su Yayınları, Birinci Basım, İstanbul, s A.g.e. s

151 kullanıyor. Bu kavrama göre iç grup üyeleri olumsuz eylemleri nedeniyle suçlanmaktan kurtulmak için bir mazeret bulmaya eğilimli iken, dış grup üyelerinin olumsuz eylemleri ise bu tür aktörlerin (örneğin, güvenilmez ve suçlu oldukları için) içkin özellikleri bakımından açıklanma eğilimindedir. 272 Bu kategoride kullanılan temalardan biri olan sayı oyunlarına başvurma teması da öne sürülen savı kuvvetlendirmek için kullanılan kanıtlardan bir diğerini oluşturmaktadır. Birçok sav güvenilirliği artırmak için tarafsızlığı vurgulayan girişimler tarafından yönlendirilir. Kültürümüzde rakamlar ve İstatistikler tarafsızlığı ikna edici bir biçimde göstermenin birincil aracıdır. Bu nedenle, kitle iletişim araçlarında rakamların sık kullanıldığı bilinmektedir. 273 Basın bu süreçte hedef kitlesi üzerinde etkide bulunmak, haklılığını ortaya koymak amacıyla sayı oyunlarına başvurmayı bir ikna aracı olarak kullanmıştır. Kanıtlarla ispatlama kategorisinin bir diğer temasını mantıklı olma teması oluşturmaktadır. Van Dijk a göre Tartışmaya açık stratejilerin bilinen bir girişimi de hem savların hem de konuşmacının akılcı ya da mantıklı anlamında sağlam olduğunu göstermektir. 274 Basın mantıklı olma temasını kullanarak Türkiye nin ulusal çıkarlarının nerelerde ve neler olduğunu, mantıki bir muhasebeye dayanarak kendi politikası çerçevesinde değerlendirmiştir. Karşı gerçekliklerin kurulması kanıtlarla ispatlama kategorisinin son temasını oluşturmaktadır. Diyelim ki oldu, o zaman ne olacak? sorusu karşıt-gerçekliği tanımlayan standart bir formüldür. 275 Basında kararın alınması durumunda bu kararın olası sonuçlarının neler olabileceği üzerinden karşı gerçeklikler kurulmuştur. 272 A.g.e. s A.g.e. s A.g.e. s A.g.e. s

152 Basının dilsel özelliklerinin ortaya konulması amacıyla oluşturulan üçüncü kategori ise karşılaştırma kategorisi olmuştur. Karşılaştırma kategorisinde ders olarak tarih ve örneklerle açıklama temaları kullanılmıştır. Ders olarak tarih temasını Van Dijk şöyle açıklamaktadır: Bir savda bugünkü durumun tarihte daha önce meydana gelmiş olaylarla karşılaştırılabilir olduğunu göstermek çoğu kez yararlıdır. Bu tür karşılaştırmalar tartışmalı zorlamaların adeta bir tarih yasası gibi kabul edildiği tarihten alınan dersler in daha genel teması olarak görülebilir. 276 Karşılaştırma kategorisinde kullanılan temalardan bir diğeri olan örneklerle açıklama teması basının en sık başvurduğu temalardan biri olmuştur. Van Dijk a göre: Uslamlamada etkili bir girişim çoğunlukla konuşmacı tarafından savunulan genel bir konuya örnekler veren veya daha akla uygun hale getiren kısa hikaye ya da anlatı biçiminde somut örnekler vermektir. Genel gerçekler den çok somut örnekler vermek hem kolayca hayal edilebilme ve daha iyi hatırlanabilme hem de zorlayıcı deneysel kanıt biçimlerini akla getirme gücüne sahiptir. Somut örnekler aynı zamanda konuşmaları da daha canlı hale getirir. 277 Ötekileştirme kategorisi basının dilsel özelliklerinin ortaya çıkarılması amacıyla oluşturulan dördüncü kategori olmuştur. Haberler, kontrol sahibi olanlar tarafından benimsenen dış politikaları değerlendirirken, bu kararları örtük olarak okuyucular için haklılaştırır biçimde dünyayı biz ve onlar arasında ikiye böler. Atıfta bulunulacak alternatif çerçeveler olmadığı sürece okuyucular için olayları farklı 276 A.g.e. s A.g.e. s

153 perspektiflerden görmek oldukça zordur. 278 Bu kategoride kutuplaşma, biz-onlar sınıflandırması, yadsıma, mesafe koyma, empati, olumsuz ötekini sunma, olumlu kendini sunma temaları kullanılmıştır. Van Dijk kutuplaşma ve biz-onlar sınıflandırmasını ötekileştirme bağlamında şöyle ifade etmektedir. Ötekilerle ilgili tartışmalarda, pek az sayıda anlambilimsel strateji iç grup (biz) ve dış gruptaki (onlar) insanların sınıfsal bölünmesinin ifade edildiği kadar yaygındır. Kutuplaşma, dostlar ve müttefiklerin bir yanda, düşmanların öte yanda olduğu durumlara uygulandığı gibi; dış grupların iyi ve kötü alt-sınıflarına da uygulanabilir. Kutuplaşma açık bir zıtlık olarak, yani birbirlerinin anlamsal olarak zıttı olan biz ve onların özelliklerini birbirine bağlayarak ifade edilirse, retorik bakımından geliştirilebilir. 279 Yadsıma teması da bir tartışmada başvurulan ötekileştirme temalarından birini oluşturur. Van Dijk e göre yadsıma: Olumlu kendini-sunma ve olumsuz ötekini-sunma ideolojisine dayalı stratejinin herkesçe bilinen bir birleşimini oluşturur. Onun yerine kısaca bizim olumlu özelliklerimizden söz ederek saygınlığını korur, ancak daha sonra daha açık bir şekilde de onların olumsuz özellikleri üzerine yoğunlaşır. Sözde reddetmeler, kabul etmeler, empati. 280 Yadsıma teması kullanılarak karşı olunan taraf ötekileştirilmekte, ötekine karşı olma gerekliliği ön plana çıkarılmaktadır. Ötekileştirmede en çok kullanılan temalardan biri de olumsuz ötekini sunma temasıdır. Ülkeler, gruplar veya kişiler ülke veya bizim için bir tehdit olarak tanımlandığı zaman, bunlar asıl öteki olarak tanımlanırlar. Olumsuz ötekini sunma ile bağlantılı olarak olumlu 278 Fang, Y., Riots And Demonstrations İn The Chinese Pres; A Case Study Of Language And Ideology Discourse And Society. Akt: M. Ayşe İnal, Haberi Okumak, Temuçin Yayınları, İstanbul, 1996, s Van Dijk, Söylem ve İdeoloji: Çok Alanlı Bir Yaklaşım, Söylem ve İdeoloji, Der: Barış Çoban, Zeynep Özarslan, Su Yayınları, Birinci Basım, İstanbul, 2003, s A.g.e. s

154 kendini sunma teması da ötekileştirme stratejisinde en sık başvurulan temalardan birini oluşturur. Dış grupların aşağılanmasıyla bağlantısı olsun ya da olmasın grupsöylemi çoğunlukla başka bir genel strateji, yani iç grup kayırmacılığı ya da olumsal kendini-sunma tarafından tanımlanır. Bu, bildik yadsıma ifadelerinden ( ırkçı biri değilim ama... ) ya da konuşmacının kendi partisi veya kendi ülkesi gibi kendi grubunun olumlu özelliklerini vurguladığı daha kollektif bir biçimden tanıdığımız gibi, saygınlığını koruma ya da izlenim oluşturmanın daha bireysel şekline dönüşebilir. 281 Böylece olumlanan biz, olumsuzlanan ötekine karşı iyi, haklı konumunda yer alacaktır. Basının dilsel özelliklerinin ortaya konulması amacıyla oluşturulan beşinci kategori ise kurbanlaştırma kategorisi olmuştur. Bir olayda zalim-mazlum, haklı-haksız ayrımına gitmek klasik bir kurbanlaştırma yöntemidir. Böylelikle desteklenen sav haklılaştırılmaktadır. Kurbanlaştırma kategorisinde dramatikleştirme ve insancıllık teması kullanılarak öne sürülen sav desteklenmeye çalışılmaktadır. Van Dijk dramatikleştirmeyi gerçekleri abartılarla birlikte bir kişinin yararına olarak abartmanın bilindik bir yöntemi 282 olarak tanımlamakta, insancıllık temasını ise, insan haklarını savunma, bu hakları ihlal veya göz ardı edenlerin eleştirisi 283 şeklinde ifade etmektedir. 281 A.g.e. s A.g.e. s A.g.e. s

155 Basının dilsel özelliklerinin ortaya konulması amacıyla oluşturulan son kategori ise dil oyunlarına başvurma kategorisidir. Basın; metafor, alegori, ironi ve örtmece gibi dil oyunlarına başvurarak ikna yeteneğini arttırmaya çalışmıştır. Dil oyunlarında kullanılan metafor; bilinmeyen bir şeyin bilinen bir şey açısından ifade edilmesi, bunu yaparken benzerlik ve farklılıktan eşanlı olarak yararlanılmasını sağlamak için ya da bildik terimler içinden bilinmeyeni açıklamaktır. 284 Pek az sayıda anlamsalretorik değişmeceleri metaforlar kadar ikna edicidir. Soyut, karmaşık, bilinmedik, yeni ya da duygusal anlamlar böylelikle daha bilinen ve somut hale getirilebilir. 285 Anlamı yumuşatma girişimi olan örtmece ise olumsal kendini sunma stratejisinin ve özellikle de onunla bağlantılı olan olumsuz izlenim bırakmaktan kaçınmanın geniş çerçevesi içerisinde olumsuz düşüncelerin yumuşatılması şeklinde değerlendirilebilir. Dil oyunlarına başvurmada kullanılan bir diğer teknik ise ironidir. Kendi görüşüne muhalif veya öteki olarak tanımlananlar konusunda konuşurken çok fazla eleştiri ve saldırı söz konusu olmakta ve burada çok fazla ironi de kullanılmaktadır. İroni ötekini aşağılama görevini de yerine getirir. 286 İronide küçümseme, alay etme, alaylı bir anlatım söz konusudur. 284 Fiske, J., Introduction to Mass Communication Studies, Routledge Londra ve New York, Akt: Çiler Dursun, TV Haberlerinde İdeoloji, İmge Kitabevi, Birinci Baskı, Ankara, 2001, s Van Dijk, Söylem ve İdeoloji: Çok Alanlı Bir Yaklaşım, Söylem ve İdeoloji, Der: Barış Çoban, Zeynep Özarslan, Su Yayınları, Birinci Basım, İstanbul, 2003, s A.g.e. s

156 A. LİBERAL BASINDA IRAK IN İŞGALİ VE 1 MART TEZKERESİ Bu çalışmada liberal basından Hürriyet ve Sabah gazetelerinin 25 Şubat 25 Mart 2003 tarihleri arasındaki günlük sayıları incelenmiştir. Bu süre içerisinde konu ile ilgili olarak Sabah gazetesinde 83 haber ve 48 köşe yazısı, Hürriyet gazetesinde ise 95 haber ve 58 köşe yazısı olmak üzere toplam 178 haber ve 106 köşe yazısı incelenmiştir. Bu incelemede oluşturulan haberlerde Türkiye nin ulusal çıkarlarının betimlenmesi, ulusal çıkar öğelerinin haberlerde yer alış biçimi, köşe yazarlarının ulusal çıkarları tanımlama ve betimlemeleri, haber ve yorumların dilsel özellikleri kategorileri işlenmeye çalışılmıştır. 1. Haberlerde Türkiye nin Ulusal Çıkarlarının Betimlenmesi Liberal basın, ABD nin Irak ı işgali ve 1 Mart tezkeresi sürecinde Türkiye nin ulusal çıkarlarını ekonomi ve güvenlik üzerinden betimlemiştir. Savaş sürecinde ve savaş sonrası süreçte ekonomik kazanç ve kayıplar ele alınırken Türkiye nin büyük ekonomik kayıplara uğrayacağı iddia edilmiş, Türkiye nin bu kayıplarını telafi edebilmesinin ABD nin mali desteğine bağlı olduğu, bundan dolayı ABD nin Türkiye den talep ettiği askeri üslerin kullanımı ve Türkiye de asker bulundurma izninin verilmesi gerektiği savunulmuştur. Ekonomik anlamda uluslararası mali çevrelerde kredibilitesinin korunması ve IMF gibi kuruluşlarla çalışmasının ülkenin ekonomik çıkarlarına olan olumlu etkisi ön plana çıkarılmıştır. 148

157 Güvenlik konusunda ise Türkiye nin bölünme tehlikesi ile karşı karşıya olduğu iddia edilmiştir. Bu amaçla Türkiye nin ulusal çıkarlarının Türk ordusunun Kuzey Irak ta olmasını gerektirdiği ifade edilmiş, Kuzey Irak Türkiye nin geleceğine yönelmiş potansiyel bir tehdit olarak tanımlanmış, buradaki Kürt grupların bir devlet kurmalarının Türkiye de bulunan Kürt nüfus için bir cazibe merkezi olup zamanla Türkiye nin bölünmesine neden olabileceği savunulmuştur. Kuzey Irak ta bulunan Mesut Barzani ve Celal Talabani Türkiye ye yönelik bir tehdit oluşturdukları gerekçesiyle düşman olarak tanımlanmaktadır. ABD ise Türkiye nin İkinci Dünya Savaşı ndan beri stratejik müttefiki, dostu olarak ele alınmaktadır. Tezkereyle Kuzey Iraklı Kürt grupların savaş sonrasında silahsızlandırılacakları ABD nin savaş sonrası Iraklı Kürtlerin federasyon benzeri bir hükümet kurmalarına izin vermeyeceğini garanti etti 287 ği ifade edilmiştir. Kuzey Irak ta bulunan Türkmenler Türkiye nin ulusal çıkarları açısından önem atfedilen diğer bir konu olmuştur. Bu süreçte Türkmenlerin Irak ın asli bir unsuru olarak kabul edilmeleri, Türkiye nin bu bölgedeki Türkmenlerin hamisi olması gerektiği savunulmuştur. ABD yle yürütülen pazarlıklarda Washington yönetiminin Türkmenleri Irak ın asli unsuru olarak tanıyacağı ve bu süreçte Kuzey Irak taki Kürt gruplara dağıtılan silahların operasyondan sonra toplanması isteklerini kabul ettiği ve Türkmenlerin de silahlandırılacağı savunulmuştur. 287 Sabah, 28 Şubat,

158 Türkiye nin ulusal çıkarları betimlenirken üzerinde durulan diğer bir konu ise Yeni Ortadoğu Düzeni içinde Türkiye nin bölgesel bir güç olması için bu savaşta mutlaka ABD nin yanında yer alması gerektiğidir. Saddam sonrası Irak ın yeniden şekillendirileceği, Türkiye nin de burada karar verme sürecinde yerini alması gerektiği Türkiye nin masada olmasıyla ABD den çeşitli taleplerde bulunabileceği ileri sürülmektedir. Yeni Ortadoğu düzeni içinde kararlar alınırken Türkiye nin bu kararlarda yerini alması gerektiği üzerinde durulmaktadır. Realizmin uluslararası ilişkilerin çıkarlar üzerine kurulduğu hukukun, ahlakın dikkate alınmadığı argümanı liberal basın tarafından benimsenmiştir. Ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda ne ahlâk, ne ideoloji, ne de iç politika çıkarları birer iyi rehberdir 288 denilerek Türkiye nin yaşanacak olan savaşta güçlünün yanında yer alarak çıkarlarına uygun davranması gerektiği ifade edilmiştir. Türkiye nin ABD nin yanında yer almasının Türkiye nin dünyadaki en büyük siyasi, askeri ve ekonomik müttefiki olarak kabul edilen ABD ile ilişkilerin iyi tutulması için de bir zorunluluk olduğu ileri sürülmüştür. Tezkere sonrasında Türkiye nin alınan kararla dünyadaki en sağlam müttefiki olan ABD yi kaybetme tehlikesi yaşadığı varsayılmakta, bununla birlikte Türkiye nin tek kazanımının dünyada prestiji, saygınlığı artan bir ülke olduğu ifade edilmektedir. Tezkere sürecinde tezkere aleyhinde yazılar kaleme alan yazarlar ise, kan üzerine yapılan para pazarlığının Türkiye nin saygınlığını zedelediğini, tüm dünyada ABD nin bu savaşına para karşılığında katılan bir ülke görünümü verdiğini ileri sürmüşlerdir. Bundan dolayı tezkerenin kabul edilmemesi ve ABD nin bu savaşına Türkiye nin ortak olmamasını savunmuşlardır. 288 Metin Münir, Cansız Kalkan, Sabah, 27 Şubat,

159 2. Ulusal Çıkar Öğelerinin Haberlerde Yer Alış Biçimi a. Ağır Ekonomik Kayıplar, Olası Çıkarlar: 1 Mart Tezkeresi sürecinde liberal basında ekonomik çıkarlar ele alınırken yaşanacak savaş nedeniyle Türkiye nin ağır ekonomik kayıplara uğrayacağı ABD ye destek verilerek bu kayıpların hafifletilebileceği öne sürülmüştür. Haberlerde Türkiye nin ekonomik kayıpları ve olası çıkarları, Türkiye nin borcu, savaş dolayısıyla yaşayacağı ekonomik sıkıntılar, uluslararası finans çevreleriyle ilişkileri ve bu süreçteki ABD desteği ön plana çıkmaktadır. AKP lideri Tayyip Erdoğan ın Türkiye nin bu sene ödeyeceği borcun 73 milyar dolar olduğu ve her zaman hayır da hayrın olmadığı sözü hayırda hayır yok 289 şeklinde ön plana çıkarılarak verilmiştir. Haberlerde, resmi açıklamalara ağırlıklı yer verilerek Türkiye nin ulusal çıkarlarının ABD yle beraber hareket etmekte olduğu, Türkiye nin bunun içinde bulunmaması durumunda dünya finans çevreleriyle karşı karşıya geleceği, IMF bağlantılarında sıkıntı yaşayacağı varsayılmaktadır. Türkiye nin savaş nedeniyle çok ağır ekonomik kayıplara uğrayacağı, ABD yle yapılan pazarlıklar sonucunda bu kayıpların bir kısmının karşılanmış olacağının altı çizilmektedir. Irak a ilk bomba düştüğünde 8,5 milyar dolar hesaba geçecek 290 Devlet Bakanı Ali Babacan ın bu sözleri büyük puntolarla başlığa çekilmek suretiyle liberal basında öne çıkarılarak sunulmuştur. ABD den mali yardımın gelmesi durumunda ekonominin kısa zamanda iyileşeceği, tezkerenin geçmemesi durumunda ekonominin bozulacağı, bir yılda zararın 26 milyar dolar olacağı öne sürülmüştür. Tezkerenin mecliste oylanmasından önce piyasada tezkere dolayısıyla 289 Hürriyet, 27 Şubat, Sabah, 27 Şubat,

160 olumlu bir havanın oluştuğu, piyasanın tezkereye sıcak baktığı vurgulanmış ve ABD nin vereceği yardım paketinin olumlu etkilerini gösterdiğini, bundan dolayı ABD dolarının değerinin Türk lirası karşısında düştüğü ifade edilmiştir. Tezkerenin mecliste kabul edilmemesi üzerine ABD ve Türkiye arasındaki stratejik ilişkilerin en kötü döneme girdiği, ABD yetkililerinin buna gösterdiği tepkinin olumsuz olduğu Desteğimizi yitiren bir hükümet, 74 milyar dolar borcu zor öder değerlendirmesinde bulundukları belirtilmektedir. Hükümetin tezkerenin kabul edilmemesi üzerine ekonomik krizin yaşanmaması için almış olduğu ek vergi kararı basında 3,6 milyar dolar onur vergisi 291 Tezkere bedeli 292 Ret bombası piyasayı vurdu 293 Beceremediler 294 Bush tan alamadı, halktan alacak 295 Türkiye sarsıldı, Ek vergiler barışın bedeli 296 Borsada kara gün 297 haber başlıklarıyla sunulmuştur. Borsanın tarihinin en kötü beşinci gününü yaşadığı, doların, faizin yükseldiği haberleri yapılmıştır. Bu başlıklarla ekonomik kriz tehdidini vurgulayan liberal basın tezkerenin reddi sonucunda ABD ile ekonomik ilişkilerin sekteye uğraması arasında doğrudan bir ilişki kurmaktadır. Bundan sonraki süreçte ABD nin Iraklı Kürtlerle hareket edeceği, Türkiye nin ikinci bir tezkereyi meclise sevk etmesi gerektiği üzerinde durulmaktadır. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ün tezkereye destek veren açıklaması manşetten 291 Hürriyet, 4 Mart,, Sabah, 4 Mart, Sabah, 4 Mart, Hürriyet, 4 Mart, Hürriyet, 5 Mart, Sabah, 4 Mart, Hürriyet, 4 Mart,

161 asker tezkeresi 298 Asker tezkere dedi 299 şeklinde verilmiştir. Özkök ün konuşması üzerine piyasanın tezkere öncesi durumuna geldiği ve ikinci bir tezkerenin gelmesinin gereği üzerinde durulmuştur. b. Ortadoğu da Türkiye'nin Bölgesel Güç Olma İsteği ABD nin Irak a yapacağı olası harekâtta bölgenin geleceğinin çizileceği, Türkiye nin tezkereye hayır demesinin ABD açısından fark etmeyeceği, ABD nin B Planını devreye sokacağı, her iki durumda da bölgenin geleceğinde büyük tarihi değişikliklerin olacağı savunulmuştur. Barış için her şeyin denendiği, Türkiye nin bölgedeki gelişmelere seyirci kalamayacağı ileri sürülmüştür. Bu süreçte Türkiye yi en çok ilgilendiren konunun ise Kuzey Irak taki oluşumlar olduğu ifade edilmiştir. Tezkere sürecinde Kuzey Irak Türkiye nin geleceğine yönelmiş, potansiyel bir tehdit olarak ele alınmış, Türkiye nin askeriyle mutlaka orada olması gerektiği, bölgede gelişecek olayları kontrol altında tutması ve buradaki Kürt grupların silahlandırılmasının önlenmesi gerektiği öne sürülmektedir. Kuzey Irak taki gruplar ele alınırken Türkiye nin geçmişte özellikle 1991 Körfez Savaşında Irak tan kaçan Kürt mültecilere yaptığı iyiliklerden bahsedilmekte, bugün ise bu insanların Türkiye ye karşı menfi duygular, düşünceler beslediği ileri sürülmektedir. Bu süreç içerisinde Irak Kürdistan Demokratik Partisi (IKDP) sözcüsü Hoşyar Zebari nin Türkiye bölgeye girerse kontrol edilemeyen çatışmalar olacaktır sözlerini ellerinde silahları olmadığı halde Türkiye yi tehdit eden kişilerin ABD tarafından silahlandırılmalarıyla Türkiye ye yönelecek bir tehdit olduğunun üzerinde 298 Hürriyet, 6 Mart, Sabah, 6 Mart,

162 durulmuştur. Bundan dolayı Türkiye nin mutlaka orada olması gerektiği vurgulanmıştır. Bunun gerçekleşmesinin ise tezkerenin meclisten geçmesine ve ABD nin Türkiye den Irak a geçiş izni almasına bağlı olduğu ifade edilmektedir. Tezkerenin Meclis ten geçmesinin Türkiye nin güney sınırındaki güvenliği için çok önemli olduğu vurgulanmaktadır. ABD ile yürütülen pazarlıklar sonucunda savaş sonrasında bölgedeki Kürt grupların silahsızlandırılacakları, Kuzey Irak taki Kürtlere uçaksavar verilmeyeceği ve Türk ordusunun Kuzey Irak topraklarına girebileceği öne sürülmüştür. Özellikle Kuzey Iraklı gruplardan gelen Türkiye nin Kuzey Irak a girmemesi yönündeki uyarıcı açıklamalardan sonra, basın bu gruplara karşı tutumunu sertleştirmiştir. Gel de çıkar 300 başlığıyla verilen haberde, Barzani ve Talabani yanlılarının çoğunlukta olduğu Kürdistan Ulusal Meclisi dün Erbil de toplandı Türkiye nin bölgeye müdahalesine karşı çıkarız kararı aldı. Oysa Türkiye uzun süredir, tankıyla, topuyla, Mehmetçiğiyle zaten bölgede bulunuyor. Mehmetçik olası bir savaş durumunda Kuzey Irak taki otorite boşluğundan yararlanmak isteyeceklerin çıkabileceğini düşünerek tüm önlemlerini aldı. denilmekte ve her halükarda Türkiye nin Kuzey Irak a girmesi gerektiğinin altı çizilmektedir. Tezkerenin mecliste oylanmasından sonra Kuzey Irak ın Erbil kentinde IKDP lideri Mesut Barzani taraftarlarınca düzenlenen mitingde Türkiye nin bölgeye gelmemesi yönünde sloganlar atılmış ve Türk bayrağı yakılmıştır. Liberal basın bunu Çirkin tahrik 301 Türk bayrağı yaktılar, Ata ya saygıdan bayrak yakmaya 302 haber başlıklarıyla sunmuştur. Binlerce kişinin 12 yıl 300 Hürriyet, 26 Şubat, 2003, s Sabah, 4 Mart, 2003, s Hürriyet, 4 Mart, 2003, s

163 önce topraklarını kendilerine açan sıcak aş, barınacak yer veren Türkiye ye kin kustukları, Türk bayrağını yaktıkları, bunun olası operasyonda bölgeye girmeyi planlayan Türk askerine karşı düzenlendiği vurgulanmıştır. 3. Liberal Basında Köşe Yazarlarının Ulusal Çıkarları Tanımlama ve Betimlemeleri: a. Ekonomik Çıkarlar Liberal basında köşe yazarları genellikle tezkerenin geçmesi gerektiği yönünde yazılar yazmışlardır. Köşe yazarları da Türkiye nin ulusal çıkarlarını ağırlıklı olarak ekonomi ve ulusal güvenlik üzerinden tanımlayıp betimlemişlerdir. Türkiye nin bu süreçte ekonomik çıkarları ele alınırken ABD nin Irak a yapmayı planladığı saldırıda Türkiye nin ABD nin yanında yer alması gereği üzerinde durulmuş, Türkiye nin bu tezkereyle ABD askerlerinin Türkiye üzerinden Kuzey Irak a girmelerine izin verip vermemesinin ABD nin Irak a saldırmasını engelleyemeyeceğini, Türkiye nin ABD ye kolaylık sağlayıp sağlamamasının Türkiye ye olası etkilerini ortadan kaldırmayacağını, bu savaşın sıkıntılarının, ekonomik zararlarının yine de çekileceği ileri sürülmektedir. Tezkerenin Meclis e gönderilme kararının doğru olduğu; çünkü Türkiye nin bundan başka çaresinin olmadığı savunulmaktadır. Bu tür konularda duygusallığa yer olmadığı, tezkereyle olası harekât sonucunda ekonomik, siyasi ve askeri yönlerin önceden bir şekilde mutabakata bağlanmasının Türkiye nin olası kayıplarını en aza indirebileceği öne sürülmektedir. Uzun dönemli bir politika için daha baştan işbirliğine gitmekten 155

164 başka çıkar yol olmadığı Türkiye nin masada olmasıyla ABD den çeşitli taleplerde bulunabileceği ileri sürülmüştür. Yazarlar savaşa karşı olduklarını belirtmekle beraber bu savaşın kaçınılmaz olduğu bu yüzden Türkiye nin de bir tercihte bulunması gerektiği, ulusal çıkarların Türkiye yi ABD ile beraber hareket etmeye zorladığını savunmuşlardır. Tezkerenin onaylanmaması durumunda Türkiye nin prestijinin, saygınlığının Avrupa Birliği ülkeleri, Arap ülkeleri ve savaşa karşı olan ülkeler nezdinde artacağı ancak ulusal çıkarların yalnızca bununla sınırlı kalacağı, Türkiye nin kayıplarının çok daha fazla olacağı savunulmaktadır. Türkiye nin yalnız kalacağı, kimsenin ekonomik anlamda yardımda bulunmayacağı, Avrupa nın ve diğer barış taraftarı ülkelerin Türkiye ye sahip çıkmayacakları ileri sürülmektedir. Tezkerenin meclisten geçmemesi durumunda 2001 yılında yaşanan ekonomik krizden daha büyük bir krizle karşılaşılacağı ifade edilmektedir. Türkiye yalnız başına kalıverir ABD ile iplerin koptuğunu gören piyasaların ateşi artar. Faizler akıl almaz bir hızla yükselir Dolar da onu takip eder, borsa dibe vurur. Yani bütün ekonomik dengeler altüst olur. Piyasadaki güvensizlik ortamı kaosa davetiye çıkarır. 303 Kıbrıs harekâtında ABD üç gün ambargo uyguladı ne kadar büyük sıkıntı içine girdik. Dünyaya tek başına kafa tutan bir ABD var. Hem de stratejik ortağımız. Böyle bir dönemde biz yokuz deme şansına sahip değiliz. İlişkiler bozulursa daha kötü sonuçları olur. 304 Tezkereyle beraber Türkiye nin iyiyle kötü arasında bir tercihte bulunmayacağı, savaşı durdurmak gibi bir yetkisinin olmadığı, bundan dolayı 303 Mehmet Tezkan, Ayakta Alkışlar Peki Ya Sonra, Sabah, 26 şubat, Muharrem Sarıkaya, Konuşmayı Seviyoruz, Sabah, 26 şubat,

165 Türkiye nin menfaati neyi gerektiriyorsa onu yapması gerektiği ifade edilmektedir. Türkiye nin tercihinin kötüyle daha az kötü arasında bir tercih olduğu, ulusal çıkarlarının da daha az kötüyü tercih etmesinde olduğu, bundan dolayı tezkereyi kabul etmesi gerektiği öne sürülmüştür. Cüneyt Ülsever milletvekillerinin verecekleri oylarıyla şu ulusal çıkarları belirleyeceklerini ifade etmektedir: 1.Ekonomik krizin boyutları ve derinliği 2.Kuzey Irak ve Kürt meselesi 3.Türkmenlerin geleceği 4.Dibimizdeki eli kanlı bir diktatörden kurtulup kurtulmama 5.Yeni Ortadoğu düzeni içinde Türkiye nin rolü hakkında karar vereceklerdir. Milletvekilleri onlara göre hangi şık ülkemiz için en az zararı işaret ediyorsa, o şıkkı seçsinler. 305 Ülsever, bununla tezkerenin kabul edilmemesi durumunda ulusal çıkarların zarar göreceği uyarısını yapmaktadır. Türkiye nin bu savaşta tarafsız kalmasının, ulusal çıkarlarını yakın ve uzun vadede negatif yönde etkileyeceği iddia edilmiştir. Bir defa Ankara nın II. Dünya Savaşından bu yana en sağlam müttefiki olan ABD ile ilişkileri krize girecek. Savaşın ekonomiye yapacağı tahribatı, ABD den alınması beklenen ekonomik yardımı almadan göğüslemek zorunda kalacak. ABD desteğinden mahrum kaldığı gibi uluslararası para fonu IMF nin desteğini de unutmak zorunda kalabilir. Tezkerenin reddedilmesi Türkiye nin savaştan sonra Irak ın şekillendirileceği masaya oturmaması veya otursa bile dinlenmemesi anlamına gelecek. Maalesef ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda ne ahlâk, ne ideoloji, ne de iç politika çıkarları birer iyi rehberdir Cüneyt Ülsever, Tezkere, Hürriyet, 26 Şubat, Metin Münir, Cansız Kalkan, Sabah, 27 Şubat,

166 denilmek suretiyle olaya, realist uluslararası paradigma çerçevesinde yaklaşılmıştır. Tezkerenin diğer hayati boyutu, ekonomik. Karşı çıkması nedeniyle ABD, Fransa mallarını boykot ediyor. Bunun faturası milyar dolar. Var mı bizim bu kadar lüksümüz! 307 Türkiye ben bunun dışında kalacağım dediği takdirde 50 yıl bedelini ödemek zorunda kalabilir. 308 Tezkerenin mecliste kabul edilmemesi üzerine tezkerenin kabul edilmemesinin sonuçlarının ekonomik açıdan negatif olacağı belirtilmektedir. Türkiye nin En büyük müttefikinin ekonomi ve siyasi desteğinden yoksun, uluslararası kuruluşlarla sorunlu, kısmen yalnız bırakılmış bir ülke olarak borçlarını çevirmesi çok zorlaşabilir. 309 şeklinde yorumlar yapılarak alınan kararın Türkiye nin ekonomik çıkarlarına uygun olmadığı belirtilmektedir. b. Kuzey Irak ta Türkmenlerin Hamisi Olarak Türkiye Köşe yazılarında, Kuzey Irak ta yer alan Türkmenlere göndermeler yapılmakta ve Türkiye nin bu bölgedeki Türkmenlerin hamisi olması gereği üzerinde durulmaktadır. Türkiye nin Türkmenlere karşı girişilecek bir soykırıma seyirci kalamayacağı, bunu önlemek için de Türk askerinin o bölgeyi kontrol altında tutması gerektiği öne sürülmüştür. Tezkerenin geçmemesi halinde Türkiye nin savaşa gireceğini yazan Ertuğrul Özkök bunu şu şekilde savunmaktadır: Çünkü o takdirde bu bölgedeki bütün gelişmeler Türkiye nin kontrolü dışında cereyan edecektir. Türkiye buna müdahale ettiği anda da artık eski ikna gücü olmayacak ve muhtemelen de Kuzey Irak ta çatışmalara girecektir. Türkiye evet dediği takdirde bugün artık Saddam ın barışçı 307 Yalçın Doğan, 30 Yıllığına Yeni Komşuluk İlişkileri, Hürriyet, 26 Şubat, Ertuğrul Özkök, Tezkere Geçmezse Türkiye Savaşa Girer, Hürriyet, 27 Şubat, Abdurrahman Yıldırım, Tezkere Yoksa Krize Karşı Yapılabilecek Bir Şey Var mı?, Sabah, 3 Mart, 2003, 158

167 bir çözüme yanaşmasını sağlayacak son ve tek etken, Türkiye nin kuzey cephesinin açılması olacaktır. 310 c. Ortadoğu da Bölgesel Güç Olma Arzusu I. Dünya Savaşı sonrasında Türkiye nin güçsüz olduğu, bu yüzden çizilen sınırlara müdahale edemediğini, ancak şimdi bölgenin en güçlü ülkesi olduğu, bugün yine sınırların çizilmekte olduğu, Türkiye nin bunun dışında kalmasının söz konusu olmadığı, Türkiye ye rağmen sınırların bir daha çizilemeyeceği vurgulanmış, bunun için de ABD ile hareket edilmesi gereği üzerinde durulmuştur. Bunun dışında kalmanın, bölgede büyük ve güçlü devlet olma iddiasının kaybedilmesi anlamına geleceği iddia edilmiştir. Türkiye nin, ABD nin uluslararası hukuku hiçe sayarak yaptığı bu savaşta ABD nin yanında yer almaktan başka çaresinin olmadığını ileri süren Oktay Ekşi Türkiye nin tam bir çaresizlik içinde olduğu ve teslim olmaktan başka çaresinin olmadığını savunmaktadır. Bu konuda TBMM nin bir tercih yapma özgürlüğü maalesef yok. Çünkü Türkiye maalesef beynine tabanca dayanmış masum bir sivil gibi, ABD tarafından rehin alınmış durumda. Karşısındaki zorbayı durdurmaya kalkışsa buna olanağı yok. Onun dediğini yapsa tüm çıkarlarına ve isteklerine aykırı hareket etmiş olacağını biliyor. O nedenle geriye tek çare kalıyor: Zorbanın dediğini yapma ve ilk fırsatta bu rehin alma durumundan kurtulup özgürce hareket etmek 311 Tezkerenin kabul edilmesiyle Türkiye nin Ortadoğu da meydana gelecek büyük bir değişimin de parçası olmayı kabul edeceği ifade edilmiştir. Yapılan kamuoyu 310 Ertuğrul Özkök, Hürriyet, 27 Şubat, Oktay Ekşi, Rehin Alındık, Hürriyet, 27 Şubat,

168 araştırmalarında halkın % 94 ünün savaşa karşı olmasının, hükümetin de buna uymasını gerektirmediğini, çünkü demokrasinin halk hâkimiyeti kavramının hâkimiyetin kaynağını belirlediği, halkın hareketinin yönünü belirlemediğini, halkın hareketinin yönünü ise liderin belirlediği ifade edilmiş, hükümetin halkın eğilimlerine uymaması önerilmiştir. Hesaplar, ABD den yana tavır almanın halkımızın refahı bakımından Türkiye nin lehinde olduğunu kesinlikle ortaya koymaktadır. Halkın tercihi ise tersidir 312 denilmek suretiyle mantıklı davranılması duygusal hareket edilmemesi istenmiştir. Fatih Altaylı bu konuda şunları ifade etmektedir: ABD bunu bir şekilde yapacak, ulusal kamuoyu desteklese de yapacak, desteklemese de yapacak. ABD bu işi yapınca Türkiye desteklese de zarar görecek, desteklemese de zarar görecek. Türkiye nin şimdi yapmaya çalıştığı bu zararı minimize etmek. Türkiye nin tavrı, tecavüz kaçınılmazsa yapılması gereken olarak özetlenebilir. Zevk almaya çalışmıyoruz. Ama en azından canımızı kurtarmaya gayret ediyoruz. 313 Ertuğrul Özkök tezkereyi Türkiye nin bölgesel güç olma yolunda atacağı önemli bir adım olarak görmektedir. Özkök, tezkerede Türkiye nin ulusal çıkarlarının neler olduğunu tanımlamaktadır. Özkök e göre: Birincisi, Türkiye bu kararla savaşa girmiyor. Tam aksine, savaşla kendi arasına bir tampon koyuyor. İkincisi, bu savaşın kısalmasına, dolayısıyla Irak halkının canının ve malının daha az kaybolmasına imkân sağlıyor. Üçüncüsü, savaş sonrasında Irak ın yeniden yapılandırılmasında söz sahibi oluyor. Dördüncüsü, bu tezkereyi kabul etsek de etmesek de 312 Ege Cansen, Liderlik ve Demokrasi, Hürriyet, 1 Mart, Fatih Altaylı, Tecavüz Kaçınılmazsa, Hürriyet, 1 Mart,

169 uğrayacağımız zararın telafi yolunu açıyor. Beşincisi, Türkiye nin hem bölgesinde hem Avrupa da stratejik bir güç olmasına zemin hazırlıyor. 314 d. Güçlü Müttefiki Kaybetme Korkusu Tezkerenin mecliste kabul edilmemesinden sonra basın Türkiye nin ulusal çıkarlarının zarar gördüğünü belirtmekte ve özellikle AKP hükümetini eleştirmektedir. Ergun Babahan AKP açıkçası dün ben iktidara hazırlıksız geldim dedi. Meclis dün dış politikayı çizmiştir. Oysa dış politikayı belirleme ve uygulama görevinin hükümete ait olması gerekir. Açıkçası bu Türkiye nin çıkarları açısından doğru olmamıştır. Çünkü hükümet şu anda kurallarını kendisinin belirlemediği bir oyunu oynamak zorundadır. 315 diyerek hükümeti, alınan kararın sorumlusu olmakla ve Türkiye nin ulusal çıkarları aleyhine gelişmelerin yaşanması durumunda, ülkeyi eli kolu bağlı bırakmakla eleştirmektedir. Basında, Abdullah Gül başkanlığındaki 58. hükümetin düştüğü, çünkü verilen kabul oylarının güvenoyunun altına indiği, Ankara da siyasi bir krizin başladığı ileri sürülmektedir. Bu kararın Türkiye yi çok olumsuz etkileyeceği öne sürülmüş ve bunlar: ekonomik zorluklar, Türkiye yi istikrarsızlıklaştırmak için fırsat bekleyenlerin tertipleri, bağımsız bir Kürt devleti isteyenlerin cesaretlenmesi, Ermenilerin soykırım iddialarının ABD kongresinden geçmesi şeklinde betimlenmiştir. ABD yle ilişkilerin her halükârda büyük bir yara aldığı, Türkiye ile ABD arasında savaş dönemi için yapılan antlaşmaların rafa kalktığı, dolayısıyla 314 Ertuğrul Özkök, Ne Diyeyim Mükemmel Bir Konuşma, Hürriyet, 6 Mart, Ergun Babahan, AKP nin Hatası, Sabah, 2 Mart,

170 ABD nin taahhüt etmiş olduğu güvencelerin de askıda olduğu ifade edilmektedir. Hükümet acemi olmakla suçlanmakta, acemiliğin Amerika yla ilişkileri zedelediği ileri sürülmektedir. ABD den mali yardımın gelmeyeceği, faizlerin, dövizin yükseleceği, borsanın düşeceği, Türkiye nin savaşın bütün olumsuzluklarını herhangi bir kazanımı olmaksızın yaşayacağı ileri sürülmektedir. Türkiye nin alınan kararla dünyadaki en büyük siyasi, askeri ve ekonomik müttefiki olan ABD yi kaybetme tehlikesi yaşadığı varsayılmakta, bununla birlikte Türkiye nin tek kazanımının dünyada prestiji, saygınlığı artan bir ülke olduğu ifade edilmektedir. Türkiye nin yerinin aslında Avrupa Birliği olduğu, ancak ülkenin çıkarları için kaçınılmaz olan bu savaşta Türkiye nin ABD nin yanında yer almasının gerektiği öne sürülmüştür. e. İleride Kurulacak Bir Kürt Devletinin Türkiye yi Bölmesi Köşe yazarlarının tezkerenin meclisten geçmesi yönünde en çok başvurdukları nedenlerden biri de Kuzey Irak Kürtlerinin ABD ile hareket ediyor olmaları ve ileride bir Kürt devleti kurma olasılıkları olmuştur. Genellikle Türkiye nin Irak ile bir sorununun olmadığı, ancak Kuzey Irak ile ilgili bir sorununun olduğu ifade edilmekte, Türkmenlere ve Musul-Kerkük e çeşitli şekillerde değinilmektedir. Türkiye nin ulusal çıkarlarının Kuzey Irak ta bir Kürt devletinin kurulmaması olduğunun altı çizilmektedir. Bölgede en çok Kürt nüfusa sahip ülke olan Türkiye nin, Kuzey Irak ta bir Kürt devleti kurulması durumunda, bu devletin gelecekte Türkiye deki Kürtler için bir cazibe merkezi olma potansiyeli taşıdığı ve bunun Türkiye nin bölünmesine neden olabileceği endişesi basına hâkim olan 162

171 kanaat olmuştur. Bundan dolayı Türk askerinin mutlaka Kuzey Irak ta bulunması ve bölgede Türkiye nin çıkarlarına ters düşecek gelişmeleri önceden engelleyerek kontrol altında tutması gerektiği üzerinde durulmaktadır. Tezkerenin reddedilmesinin ABD nin çıkarlarına darbe vurmaktan çok, Irak Kürtlerinin çıkarına hizmet edeceği, Türkmenlere karşı bir soykırım girişiminin olabileceği, bölgeyi ele geçirmek isteyen Kürt gruplarının Kuzey Irak ı savaş meydanına çevirmek isteyebileceği iddia edilmektedir. Tezkereyle Kürt devletinin kurulamayacağı garantisinin alındığı belirtilmektedir. Kuzey Irak ta kurulacak bir Kürt devletinin Türkiye için zaten bir casus belli yani savaş nedeni olduğu ifade edilmekte ve Türkiye nin tezkereyi meclisten geçiremediği takdirde Kuzey Irak ta muhtemel bir oluşumda yine de savaşa gideceği, bundan dolayı tezkerenin geçmesinin çok önemli olduğu ileri sürülmektedir. ABD nin Irak operasyonu için B planı olabilir, ama Türkiye nin Kuzey Irak ta böyle bir seçeneği yok: Ya gelişmelerin denetim altında tutulmasında söz sahibi olacak ya da seyirci kalacak. Seyirci kalmayı tercih edemez. Çünkü o zaman savaş sonrası dönemde Cumhuriyet tarihinin en tehlikeli oldubittisiyle karşılaşması ve bu oluşum un kıvılcımlarının Türkiye tarafına da sıçraması kesin. 316 Tezkerenin meclisten onay almaması sonucunda Kuzey Irak hakkında yukarıda bahsedilen korkular gündeme yeniden getirilmekte ve ikinci bir tezkerenin gereği üzerinde durulmaktadır. TBMM nin aldığı bu kararla artık bölgedeki iddialarını yitirdiğini, Kuzey Irak meselesinde ileride zorluklarla karşılaşacağı iddia edilmiştir. Ertuğrul Özkök: 316 Ergun Babahan, Ulusal Onur, Sabah, 6 Mart,

172 TBMM, yurtdışına asker göndermeye izin vermediğine göre, dün sabah itibariyle Kuzey Irak ta bulunan bin askerimizin ne uluslararası ne de milli düzeyde hiçbir meşru ve hukukî durumu kalmamıştır. O nedenle o bölgedeki Türk askerinin hemen çekilmesi gerekir. Kuzey Irak ta bir Kürt devletinin kurulması Türkiye için casus belli yani savaş nedeni dir. Bu stratejinin derhal değiştirilerek yok sayılması gerekir. Çünkü oradaki bir Kürt devletini savaş nedeni sayıyorsak yarın o bölgede bir devlet oluştuğu takdirde savaşmamız gerekecektir 317 demek suretiyle TBMM nin tezkereyi kabul etmemekle ulusal çıkarlara zarar verdiğini savunmuştur. Yalçın Doğan tezkerenin Meclis te kabul edilmemesi üzerine Tezkere öncesinde Washington un Ankara ya kesin sözü var, ama o söz şimdi geçerli değil. Hatta tam tersi, Ankara ya son birkaç gündür ulaşan bilgiler ABD nin Kürt devletine yeşil ışık yaktığı yolunda 318 diyerek Kuzey Irak ta muhtemel bir oluşuma dikkat çekmeye çalışmaktadır. ABD nin artık Ankara nın Kürt politikasına izin vermeyeceği ifade edilmekte, Türkiye nin bu politikasında ısrar etmesi ve olası bir Kuzey Irak harekâtını başlatması sonucunda artık peşmergelerle değil ABD askeriyle karşı karşıya geleceği ileri sürülmektedir. Tezkerenin kabul edilmemesi Türkiye nin kendi güvenliğini tehlikeye attığı şeklinde değerlendirilmiş, bu amaçla Türkiye nin Kuzey Irak ı kendi güvenliği için, kendi bütünlüğü için kontrol altında tutması gerektiği üzerinde durulmuştur. Gerek haberlerde gerek ise köşe yazarlarının yorumlarında liberal basının realist paradigmayı benimsediği iddiasını güçlendiren bir başka olgu ise, barış eylemlerinin 317 Ertuğrul Özkök, O Casus Belli Artık Yok Sayılmalı, Hürriyet, 3 Mart, Yalçın Doğan, Kürt Devletine Çeyrek Kala, Hürriyet, 5 Mart,

173 liberal basında çok az yer almasıdır. Haber değeri taşıyan barış eylemlerine az da olsa yer verilmiştir. Ancak bu haberler de genellikle olumsuz bir tarzda sunulmuştur. BM Güvenlik Konseyinde Fransa-Almanya ikilisinin ABD nin yapacağı savaşa karşı oy kullanacağı ve karar alınmasını engelleyeceği yönündeki çalışmaları savaşa karşı oy BM nin sonu olur 319 Barış ekseni BM yi kaosa sürüklüyor 320 şeklinde haberleştirilmiştir. İncelenen süre içinde dünyada yapılan barış eylemlerine pek yer verilmemiş, bu dönemde Irak a canlı kalkan olarak giden barış eylemcilerine ise az da olsa yer verilmiştir. Ancak canlı kalkanların da samimi olmadıkları savaşı önlemek için Bağdat a gelen canlı kalkanların çoğu kof çıktı denilerek canlı kalkanlara negatif bir yaklaşım sergilenmiştir. Canlı kalkanlar Bağdat tan kaçıyor 321 başlığıyla verilen haberde Kalkanlar Irak a geldiler, kahramanlar gibi karşılanıp ağırlandılar, yediler, içtiler. Turistik turlara çıktılar, dünya basınında yer almak için birbirleriyle yarıştılar denilmektedir. Canlı kalkanların savaş olasılığı arttığında ise canlarının derdine düştükleri, bu yüzden Irak tan kaçmaya çalıştıkları, samimi olmadıkları ileri sürülmüştür. Ertuğrul Özkök Bu savaşta asıl sorumluların canlı kalkanlar olduklarını iddia etmiştir. Asıl sorumlu sensin. Orada kalan Iraklı sivillere bir şey olursa biliniz ki, bunda sizin de sorumluluğunuz olacak. Çünkü bu tek yanlı davranışınızla o diktatöre öylesine cesaret verdiniz ki, hala halkını ateşten koruyacak en küçük adımı atmıyor Sabah, 26 Şubat, Hürriyet, 26 Şubat, Hürriyet, 3 Mart, 2003, s Ertuğrul Özkök, Canlı Kalkanlar, Hürriyet, 25 Şubat,

174 4. Liberal Basında Haber ve Yorumların Dilsel Özellikleri Liberal basın, Amerika nın Irak ı işgali ve 1 Mart tezkeresi sürecinde tezkere taraftarı bir politika izlemiştir. Bu süreçte üç taraf söz konusudur: ABD, Irak ve Türkiye. Amerika liberal basının gündeminden düşmezken, Irak egemen bir devlet olarak yok denecek kadar az basında yer almaktadır. Türkiye haber ve yorumlarda ABD nin müttefiki ve stratejik ortağı olarak ifade edilmektedir. Liberal basında tezkerenin TBMM de oylanmasına kadarki zaman diliminde manşete taşınan eşdeyişle haber değeri atfedilen olaylar Amerikan ordusunun silah ve asker sevkıyatı ve Tezkerenin olası olumlu sonuçları dır. Manşet haberlerinin başlıkları ele alındığında anlamlı bütün oluşturan bir paragraf oluştuğu görülmektedir. Tezkere mecliste bu tezkere tarih yazacak İş MGK ya kaldı Artık karar günü denilerek tezkerenin geçmesi yönünde yayınlar yapmıştır. Liberal basın, tezkerenin mecliste onaylanması yönünde bir tutum içerisinde olduğundan dolayı kullandığı dil itibariyle de bu yönde bir strateji izlemiştir. Benimsemiş olduğu strateji olumsal kendini sunma ve olumsuz ötekini sunma stratejisidir. Bu amaçla liberal basının kullanmış olduğu ikna yolları oluşturulan kategorilere ve temalara uygun olarak aşağıda başlıklar halinde incelenmiştir. 166

175 a. Aktör Tanımı Haber Aktörleri L. Basın Haber Aktörleri L. Basın ABD 5 Cumhurbaşkanı 1 Türk Askeri/MGK/Genel 7 Meclis Başkanı 1 Kurmay Başkanı Recep Tayyip Erdoğan 5 Başbakan 5 Hükümet 4 BM 2 Türkiye/Ankara 3 Kürt/K.Irak/Barzani 10 Tezkere 6 Irak 1 TBMM 2 IMF 1 AKP 4 Barış yanlıları 6 25 Şubat 25 Mart 2003 tarihleri arasında liberal basından Hürriyet ve Sabah gazetelerinde 178 haber ve 106 köşe yazısı içerisinde ön plana çıkan haber aktörleri yukarıdaki gibi olmuştur. Liberal basın kendi politikasına uygun olarak haber ve yorumlarında kime, ne kadar, ne zaman, nerelerde, nasıl yer vereceğini belirlemiş ve buna uygun olarak haber aktörlerini seçmiştir. Bu süreçte basının takip ettiği politikaya uygun olarak Kuzey Irak ve Kürtler en sık vurgu yapılan haber aktörleri olmuştur. Burada Kuzey Irak Türkiye nin güvenliğine yönelmiş bir tehlike olarak ele alınmaktadır. Tezkerenin geçmesi yönünde yapılan açıklamalara özellikle resmi açıklamalara öncelik verilerek olumlanmıştır. Bu amaçla Genel Kurmay Başkanı, Başbakan, hükümet üyeleri ve Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) genel başkanının açıklamalarına ağırlıklı olarak yer verilmiştir. Barış yanlılarına haber ve yorumlarda yer verilirken genellikle negatif bir yaklaşım sergilenmiştir. Bu süreçte tezkere karşıtı görüşlere, cumhurbaşkanı ve meclis başkanının tezkere karşıtı açıklamalarına çok az yer verilmiştir. 167

176 b. Kanıtlarla İspatlamak Liberal basın haber ve yorumlarında öne sürdüğü savları desteklemek ve hedef kitlesi üzerinde etkide bulunmak amacıyla uzman kişi ve kuruluşların görüşleri, kanı birliği, kanıtsallık, açıklama, sayı oyunu, mantıklı olma ve karşı gerçeklikler üzerinden haklılığını kanıtlamaya çalışmıştır. TÜSİAD ve Baş Ekonomistlerin Görüşleri Liberal basında tezkere sürecinde başvurulan uzman kişi ve kuruluşlar ağırlıklı olarak ekonomi uzmanları ve ekonomi ile ilgili kuruluşlar olmuştur. Tezkerenin mecliste onaylanmasının ve Türkiye nin stratejik müttefiki olan ABD ile beraber hareket etmesinin Türkiye nin ulusal çıkarlarına en uygun tercih olacağı üzerinde durulmaktadır. Bu konuda çeşitli kesimlerden otorite olarak kabul edilen kişi veya kurumlara da başvurulmuş, tezkerenin kabul edilmemesi üzerine ise Türkiye nin ulusal çıkarlarının bundan olumsuz yönden etkileneceği yönünde görüş bildiren kişilere yer verilmiştir. Süleyman Demirel hükümetin tezkeresi mecliste onaylanmazsa, bu durumda hükümetin istifası gerekir. 323 Bugün öğleden sonra ise yüksek strateji merkezinin kuzey Ortadoğu denkleminde kırılmalar başlıklı raporu devletin karar alma mekanizmalarına dağıtıldı. Raporda savaş olsa da, olmasa da artık Ortadoğu da bütün dengelerin değişeceği vurgulanıyor. 324 Tezkere geçmezse ekonomi 323 Fatih Altaylı, 25 Şubat, Yavuz Donat, Oyun Başladı, Sabah, 26 Şubat, 2003, 168

177 bozulur 325 (TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan) Tezkereyi onaylayın, bölgede aktif rol alın. 326 (TÜSİAD Başkanı Tuncay Özilhan) Tezkerenin mecliste kabul edilmemesi üzerine Türkiye nin ulusal çıkarlarının bundan negatif yönde etkilenebileceği üzerine haber ve yorumlar yapılmıştır. Pazarlık gücümüz artık azaldı (Altuğ Karamenderes, Ata Yatırım Baş Ekonomisti) Marc Crossman ikinci tezkere oylamasından sonra açıkça söylemişti. Kuzey Irak taki bu insanlar kendileri için yeni bir yaşam kurmak istiyorlar. Türkiye bu yeniden şekillenme döneminde Irak taki sürece daha çok katılma şansını yitirdi. 327 Wall Street Journal ve Washington Post un Sahipliğinde Haberi Doğrulamak Liberal basında Wall Street Journal ve Washington Post tan alıntılar yapılmak suretiyle, tezkerenin kabul edilmemesi durumunda Türkiye nin karşı karşıya kalacağı muhtemel sonuçların ne olacağı kanıtsallık teması kullanılarak savunulmuştur. Böylece savunulan tez bu tür kanıtlarla güçlendirilmeye çalışılmıştır. Amerikan Wall Street Journal ın başyazısından alıntı yapılmıştır: ABD şimdi Kuzey Irak taki Kürtlerle askeri ve siyasi işbirliği konusunda Türklerin arzularını görmezden gelme hakkına sahiptir. Yazıda konu edinen bölge neresi? Türkiye nin savaş nedeni saydığı Kuzey Irak. Türkiye bu savaşa girerse asıl kendine savaş karşıtı diyen o romantikler yüzünden girecektir. 328 Washington Post gazetesi, 325 Hürriyet, 28 Şubat, Hürriyet, 1 Mart, Erdal Şafak, Hatadan Dönmek, Sabah, 6 Mart, 2003, 328 Ertuğrul Özkök, Dün Ankara da Aldığım Sinyaller, Hürriyet, 5 Mart,

178 savaş sonrasında Iraklı Kürtlerin federasyon benzeri bir hükümet kurmasını engellemek için Amerika nın Türkiye ye söz verdiğini yazdı. 329 Kürt Devletinin Kurulması Savaş Nedeni Liberal basında Kuzey Irak ta bir Kürt devletinin kurulmaması Türkiye nin ulusal çıkarları açısından önem arz etmektedir. Bu amaçla liberal basında Kuzey Irak üzerinden kanı birliği oluşturulmaya çalışılmıştır. Bizim bir Casus Belli miz vardı. Kuzey Irak ta bir Kürt devleti kurulması, Türkiye nin zaten bir savaş sebebi değil mi? ABD nin yapacağı operasyon dışında kalırsak bölgede aleyhimize olması muhtemel gelişmeleri engellememiz kolaylaşacak mı? 330 Ülkemiz şu anda kendisine en az zararlı olanı seçmek zorundadır. En az zararlı olanı! 331 Tezkere oylanmasından sonra da bu yönde yorumlar yapılmıştır. Açıkçası bu Türkiye nin çıkarları açısından doğru olmamıştır. 332 Kuzey Irak taki gelişmeler vahim. Operasyonda ABD kuvvetleri bir şekilde Kuzey Irak a geçecek. Ama Türk ordusu giremezse, olaylar tümüyle kontrolümüzden çıkacak Sabah, Amerika Söz Verdi, Kürt Devleti Kurulmayacak, 28 Şubat, Fatih Altaylı, Tezkere Geçmezse Hükümet Gider, Hürriyet, 26 Şubat, Cüneyt Ülsever, Tezkere, Hürriyet, 26 Şubat, Ergun Babahan, AKP nin Hatası, Sabah, 2 Mart, Erdal Şafak, Söz Uçar, Sabah, 4 Mart,

179 Kaçınılmaz Savaş Liberal Basında tezkere taraftarı söylemin özelliği savaşın olası sebeplerinin açıklanmasıdır. Liberal basın Türkiye nin iyi niyetine rağmen bu savaşın yaşanacağını, ABD nin bunu gerçekleştirmede ısrarcı olduğunu vurgulanmıştır. Bush yönetimi kuzey cephesi olmadan bu işe giremeyeceği için zorunlu olarak meclisin yeni kararını bekleyecek. Bir adam ve çetesinin petrol tutkusu yüzünden yanı başımızda kanlı bir savaş yaşanacak. Süresi konusunda herkesin iyimser olduğu bir savaş bu. Sonrası konusunda ise kimsenin hemfikir olamadığı bir savaş aynı zamanda. Çünkü Bush yönetiminin petrol kuyularına hâkim olmak ve Saddam ı yok etmekten başka bir planı yok. 334 Körfez Savaşından sonra Kuzey Irak ta meydana gelen otorite boşluğunu bir devlet oluşumu ile doldurmak isteyen ABD, Irak Kürdistan Demokrat Partisi Lideri Mesut Barzani ve Irak Kürdistan Yurtseverler Birliği Lideri Celal Talabani yi bu amacını gerçekleştirmek için taşeron olarak kullanmıştır. 335 Paşalar Anlattılar Füzelerin %60 ı Uydu Başlıklı Liberal basın öne sürdüğü savı kanıtlamak amacıyla sayı oyununa başvurmuştur. Liberal basında taraf tutulan ülkenin askeri kapasitesine ve yeteneğine vurgu ön plandadır. 334 Ergun Babahan, Ulusal Onur, Sabah, 6 Mart, Refik Durbaş, Kuzey Irak Kürt Devleti, Sabah, 1 Mart,

180 Paşalar anlattılar: 1991 deki Körfez Savaşında kullanılan füzelerin % 6 sı uydu başlıklı, yani adrese teslim... Hedeflerin % 42 sini bunlar vurmuş. Şimdi ise füzelerin % 60 ı uydu başlıklı. Yani hedeflerin % 85 ile 91 i vurulacak. 336 Mantıklı Olma Gerekliliği Tezkere konusunda liberal basın mantıklı olma temasına sık sık başvurmuş Türkiye nin ulusal çıkarlarının duygusal değil, akılcı bir şekilde düşünülmesi gerektiğini vurgulamıştır. Ancak bunu yaparken halkın savaşa karşı oluşunun da önemli olmadığını belirterek, realist paradigma çerçevesinde olayın ele alınmasını savunmuştur. Biz bu savaşın sıkıntılarını, ekonomik zararlarını yine çekeceğiz. Peki soruyorum: Gerçekte bütün açıklığıyla böyle önümüzde dururken, biz niye bu izni vermeyeceğiz? Türk askerinin canı mı? ABD ye kuzeyden kolaylık sağlandığı takdirde Türk askerinin canı çok daha büyük güvence altında olacaktır. 337 Her türlü çabaya rağmen savaşa engel olunamıyorsa, ülkemizin menfaati için ne yapmak gerekir? Ülkemiz şu anda kendisine en az zararı verecek bir yolu seçmek zorundadır. En az zararlı olanı! İşte % 6 nın çabası bu! 338 Hesaplar ABD den yana tavır almanın halkımızın refahı bakımından Türkiye nin lehinde olduğunu kesinlikle ortaya koymaktadır. Halkın tercihi ise tersidir Yavuz Donat, Oyun Başladı, Sabah, 26 Şubat, Ertuğrul Özkök, Canlı Kalkanlar, Hürriyet, 25 Şubat, Cüneyt Ülsever, Tezkere, Hürriyet, 26 Şubat, Ege Cansen, Liderlik ve Demokrasi, Hürriyet, 1 Mart,

181 B Planının Gerekliliği Bu süreçte liberal basının karşı gerçekliği tezkerenin meclisten onay almaması ve Kuzey Irak ta kurulacak olan bir Kürt devletidir. Tezkere sürecinde liberal basın sık sık karşı gerçekliklere başvurarak Türkiye nin ABD ye destek vermemesi durumunda karşılaşacağı muhtemel güçlükleri ifade etmeye çalışmıştır. Hayır derse B Planı. TBMM nin bu tezkereyi kabul etmemesi halinde ise Amerikan askeri sadece güneyden girerek savaşa başlayacak, her iki durumda da bölgenin geleceğinde büyük tarihi değişiklikler olacak. 340 TBMM bugün asıl tezkereye hayır derse, Türkiye yi savaşa sokacak yolu açacaktır. Çünkü o takdirde bu bölgedeki bütün gelişmeler Türkiye nin kontrolü dışında cereyan edecektir. Türkiye buna müdahale ettiği anda da artık eski ikna gücü olmayacak ve muhtemelen de Kuzey Irak ta çatışmalara girecektir. 341 c. Karşılaştırma Tarihten Alınması Gereken Dersler Liberal basın, görüşlerini yaygınlaştırırken sıklıkla karşılaştırmalara başvurmaktadır. Tarihi karşılaştırmalara rastlandığı gibi (güçsüz Osmanlı - güçlü Türkiye) ABD ile Irak veya Ortadoğu ile diğer devletler arasında yapılan karşılaştırmalara da dilsel ifadelerde rastlanmaktadır. Tarihsel olaylarla karşılaştırmalar yapılarak Türkiye nin bu savaşın dışında kalamayacağı, ulusal çıkarlarının bu savaşta taraf olmasını gerektirdiği öne sürülmüştür. Tezkereyle Türkiye nin ulusal çıkarlarının korunduğu 340 Hürriyet, 26 Şubat, Ertuğrul Özkök, Tezkere Geçmezse Türkiye Savaşa Girer, Hürriyet, 27 Şubat,

182 iddia edilmiş, geçmiş dönemlerde yaşanan olaylarla buna dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Bu bölgedeki son düzenlemelerde biz güçsüz bir imparatorluk artığından ibarettik, bugün ise bölgenin en güçlü devletiyiz. O gün bize rağmen çizilen sınırların bugün yine bize rağmen yeniden şekillenmesinin dışında kalamayız yılında İngiltere de Mezopotamya nın kuzey ve doğu hudutları adı altında yapılan bir çalışmada içeriği günümüze de yansıyan bir proje ortaya atılmıştı. Bu proje özetle yegâne çözümün Bağdat taki Arap hükümetinden ayrı İngiliz danışmanlarının denetiminde Güney Kürdistan da bağımsız bir devlet kurulmasıdır deniyordu. Dün İngiltere ye ait bu proje bugün ABD nin elinde ve İngiltere nin desteğiyle gerçekleşme aşamasına girmiştir. Eğer geçmişi bilirsek günü daha iyi anlayabilir ve geleceğe yönelik daha gerçekçi değerlendirmeler yapabiliriz. 343 Bu kez sıkı tutuldu. Özal pazarlıkçı bir tutum sergilemeyerek nasıl olsa ABD jestlerimizi karşılıksız bırakmaz anlayışıyla hareket etmişti. O dönemde bugün olduğu gibi bir pazarlığın yapılması, mutabakat muhtıralarının müzakere edilmesi söz konusu olmamıştı. Harekâtla ilgili herhangi bir anlaşma da imzalanmamıştı. Bu kez Türk tarafının işi fazlasıyla sıkıya aldığı söylenebilir. 344 d. Ötekileştirme Biz Türkler Liberal basın ulusal çıkarları temsil ettiğini sıklıkla dile getirirken biz öznesine dayanmaktadır. Haberlerde ve köşe yazılarında biz, bizim, ülkemiz vb. kelimeler 342 Ertuğrul Özkök, Tezkere Geçmezse Türkiye Savaşa Girer, Hürriyet, 27 Şubat, Refik Durbaş, Kuzey Irak Kürt Devleti, Sabah, 1 Mart, Sedat Ergin, 1991 ile 2003 ün Farkı, Hürriyet, 25 Şubat,

183 aracılığıyla ulus öznesine yaslanmaktadır. Liberal basında biz olumlanırken ötekileştirilen onlar olumsuz bir dille ifade edilerek savunulan görüşün haklılığı ortaya konmaya çalışılmaktadır. Onların Amacı Kürt Devleti Kurmak Liberal basında kutuplaşma sıklıkla Kuzey Iraklı Kürtler üzerinden kurulmuş, ABD müttefik olarak kabul edilerek, Türkiye nin ulusal çıkarlarını özellikle güvenlik çıkarlarını tehdit eden asıl tehlikenin Kuzey Iraklı Kürtler olduğu savunulmuştur. Barzani ve Talabani Türkiye ye karşı şimdi düşmanca bir tavır içinde. Birkaç nedeni var. Önce en önemli amaç Kürt devleti kurmak. Onlara göre eskiye oranla artık çok daha yakın, çok daha mümkün. 345 Biz Savaşa Karşıyız Ama Liberal basında sözde reddetmeler, kabul etmeler ve empati kullanılarak savaşa, kan dökülmesine karşı olunduğu, ancak ülkenin ulusal çıkarlarının öncelikli olarak savunulması gerekliliği üzerinde durularak yadsıma ifadeleri kullanılmıştır. Savaşa biz de karşıyız, ama yapılacak bir şey yok. 346 Keşke savaş olmadan çözülse, ama madem dönülmez yolun ufkundayız, vakit geç olmadan tezkere doğru bir karar. 347 Vicdanen ve siyaseten reddettiğim o savaş benim iradem dışında 345 Yalçın Doğan, Kürt Devletine Çeyrek Kala, Hürriyet, 5 Mart, Hürriyet, Sözde Savaş Karşıtı, 6 Mart, Yalçın Doğan, İki Pürüze Rağmen Tezkere Doğrudur, Hürriyet, 25 Şubat,

184 mukadder olduğuna göre yine ülkenin çıkarları için ona bulaşmak zorunluluğunu biliyor ve savunuyorum. 348 Ellerinde Toplarla Bize Saldırırlar Ötekileştirme temalarından biri de biz ve onlar arasına mesafe koymadır. Liberal basın Kuzey Iraklı Kürt ler üzerinden bu temayı kullanmıştır. Şu haliyle Türkiye yi tehdit eden kafalar ellerinde tank, top olsa kim bilir ne yapacaklar? 349 Öteki Cephe: Kut eyaletindeki Irak hava üssünde bir asker yüzündeki bezgin, umutsuz ve yorgun ifadeyle oturuyor. 350 Kuzey Irak taki sözde Kürdistan da gelişen tavra bakarsanız, Türkiye de en azından devlet yöneticisi düzeyinde savaş karşıtlarının iki kez düşünmesi gerekir. 351 Kabile Şefleri Ülkeler, gruplar veya kişiler ülke veya bizim için bir tehdit olarak tanımlandığı zaman, bunlar asıl öteki olarak tanımlanırlar Liberal basında öteki olarak ele alınan ve Türkiye için bir güvenlik tehdidi olarak tanımlanan Kuzey Iraklı Kürtler olumsuz bir çerçevede ele alınmıştır. Daha da kötüsü Türkiye Cumhuriyeti bakanları ve bin yıllık devletin bürokratları ile Talabani veya Barzani gibi kabile şefleri aynı terazinin kefelerine çıktı. 348 Hadi Uluengin, Hürriyet, 6 Mart, Hürriyet, Ya Tankları Topları Olsaydı, 25 Şubat, Hürriyet, 1 Mart, Fatih Altaylı, Tezkere Geçmezse Hükümet Gider, Hürriyet, 26 Şubat,

185 Uluslararası spot ışıkları altında tartıldı ten bu yana ABD nin bizimle aynı görüşte olmayanlar her türlü saldırıya layıktır diye özetlenebilecek bir tez geliştirdiğini ve uluslararası hukuku sürekli çiğnediğine bütün yakın tarih tanıktır. Cinayet, entrika, ezme, bölme, birbirine düşürme. 353 Merhametli Türkler Ötekileştirmede çoğunlukla kendini olumlu sunma ve ötekini olumsuz sunma söz konusudur. Liberal basın da olumlu kendini sunma temasına başvurarak haklılığını kanıtlamaya çalışırken, karşı olduğu tarafı ötekileştirmektedir. Olumlu kendinisunma tezkere bağlamında çoğunlukla kendi meşru davranışı ve mazluma yardımı vurgulamak için kullanılmıştır. AB bir yılda demokrat olduğunu varsaydığı ülkelerin ihanetiyle sarsılırken Türkiye ye nasıl haksızlık ettiğini belki bu sayede fark etti. 354 Binlerce kişi on iki yıl önce topraklarını kendine açan sıcak aş, barınacak yer veren Türkiye ye kin kusuyor. Yetmiyor, gölgesinde canlarını kurtardıkları ay yıldızlı bayrağı yakıyor. 355 e. Dil Oyunlarına Başvurma Metafor, alegori, ironi ve örtmeceler içinde çoklu anlamlar taşırlar. Bu dil oyunlarının kullanılma biçimlerinin yeğlenilmesi ikna etmeyi sağlamak için başvurulan yollardan biridir. Bu amaçla liberal basın çeşitli dil oyunlarına 352 Enis Berberoğlu, Kürtleri ABD ye İtmeyin, Hürriyet, 2 Mart, Necati Doğru, Men Dakka Duka, Sabah, 26 Şubat, Ergun Babahan, Ulusal Onur, Sabah, 6 Mart, Hürriyet, 4 Mart,

186 başvurarak karşı karşıya olunun olayın önemini ortaya koymaya, görünür kılmaya çalışmıştır. Deniz Bitti Türkiye için artık deniz bitmiştir 356 Araba yola çıktı gidiyor, geri vitesi de yok 357 Türkiye nin tavrı tecavüz kaçınılmazsa yapılması gereken olarak özetlenebilir. Zevk almaya çalışmıyoruz, ama en azından canımızı kurtarmaya gayret ediyoruz. 358 Deniz bitmesi, arabanın yola çıkması liberal basında yeğlenen bu metaforlar geri dönüşü olmayan bir duruma işaret etmektedir. Coğrafyanın Mağduru Birincisi Türkiye bu kararla savaşa girmiyor. İkincisi bu savaşın kısalmasına dolayısıyla Irak halkının canının ve malının daha az kaybolmasına imkân sağlıyor. Üçüncüsü savaş sonrasında Irak ın yeniden yapılanmasında söz sahibi oluyor. Dördüncüsü bu tezkereyi kabul etsek de, etmesek de uğrayacağımız zararın telafi yolunu açıyor. 359 ABD ve İngiltere bu harekâtı Türkiye izin verse de, vermese de yapacak. Dolayısıyla bizim sınırımızdaki bu tarihi olayın dışında kalmamız mümkün değil Ergun Babahan, En Kritik Oylama, Sabah, 1 Mart, Necati Doğru, Teslimiyetten Kurtulma Planı Yapamaz mıyız?, Sabah, 1 Mart, Fatih Altaylı, Tecavüz Kaçınılmazsa, Hürriyet, 1 Mart, Ertuğrul Özkök, Ne Diyeyim Mükemmel Bir Konuşma, Hürriyet, 6 Mart, Ertuğrul Özkök, Canlı Kalkanlar, Hürriyet, 25 Şubat,

187 Türkiye nin bu kararla savaşa girmeyeceği, savaşı engellemek gibi bir şansının olmadığı ve ulusal çıkarların bu kararla korunacağı ifadeleri ile tezkereyle ilgili olumsuz düşüncelerin yumuşatılması hedeflenmektedir. Tezkereye daha olumlu bir bakış açısının geliştirilmesi amacıyla başvurulan bu örtmecelerde, Türkiye nin bu savaşın dışında kalamayacağı, çünkü bu savaşı engellemenin Türkiye nin elinde olmadığı vurgulanmaktadır. Bununla birlikte savaşın Türkiye nin sınırında gerçekleşmesi nedeniyle ulusal çıkarların bundan doğrudan etkileneceği ifade edilmektedir. B. MUHAFAZAKÂR BASINDA IRAK IN İŞGALİ VE 1 MART TEZKERESİ Bu araştırmada muhafazakâr basından Milli Gazete ve Yeni Şafak gazetelerinin 25 Şubat 25 Mart 2003 tarihleri arasındaki günlük sayıları incelenmiştir. Bu süre içerisinde konu ile ilgili olarak Milli Gazete de 122 haber ve 47 köşe yazısı, Yeni Şafak gazetesinde ise 114 haber ve 71 köşe yazısı olmak üzere toplam 236 haber ve 118 köşe yazısı incelenmiştir. Bu incelemede oluşturulan haberlerde Türkiye nin ulusal çıkarlarının betimlenmesi, ulusal çıkar öğelerinin haberlerde yer alış biçimi, köşe yazarlarının ulusal çıkarları tanımlama ve betimlemeleri, haber ve yorumların dilsel özellikleri kategorileri işlenmeye çalışılmıştır. 179

188 1. Haberlerde Türkiye nin Ulusal Çıkarlarının Betimlenmesi Muhafazakâr basın Türkiye nin ulusal çıkarlarını Batı (özellikle ABD ve İsrail) karşıtı bir politika üzerinden betimlemiştir. Basın tezkere ve savaş karşıtı bir tutum sergilemiş, Türkiye nin savaşa girmesiyle ekonomik kayıplara, prestij kaybına uğrayacağını ve özellikle bölgesinde lider ülke olma iddiasını yitireceğini savunmuştur. Basın, Türkiye nin ulusal çıkarlarını Batı dışında, Türkiye nin lider olduğu bir oluşumda görmektedir. Bu oluşum ise Türkiye nin liderliğinde eski Osmanlı Devleti nin topraklarını içine alan bir havzada kurulacak ve Osmanlı misyonuyla hareket edecek olan bir yapıdır. Muhafazakâr basın Kuzey Irak taki gelişmeleri de ABD nin ve İsrail in Türkiye yi savaşın içine çekmek ve Türkiye ye istediklerini yaptırmak için düzenledikleri bir komplo olarak tanımlamıştır. Türkiye nin Kuzey Irak a girmesiyle, kendisini bir savaşta bulması durumuna başta AB ülkeleri olmak üzere pek çok merkezden gelecek tepkilerin de eklenmesiyle büyük bir felakete dönüşebileceği savunulmuştur. Bununla birlikte Türkiye nin Kuzey Irak ile ilgili ulusal çıkarları güvenlik üzerinden betimlenmiştir. Türkiye nin güvenlik çıkarları bu bölgede bulunan PKK ve Kuzey Iraklı Kürtlerin bir devlet kurma girişimlerinin denetim altında tutulması ve gerekirse Türk askerlerinin burada bulunmalarıdır. Bununla birlikte bu konuda yapılacak girişimlerin çok dikkatli bir şekilde yapılması gerektiği öne sürülmüştür. Çünkü hem Türkiye de hem de Irak ta bulunan Kürt etnik kimliğine sahip insanların rencide edilmesi durumunda tedavisi zor yaraların açılacağı ifade edilmiştir. Savaş sonrasında kurulacak masada Türkiye nin bulunmayacağı bu yüzden Türkiye nin kendi güvenliğini sağlaması gerektiği öne 180

189 sürülmüştür. Tezkerenin reddiyle ABD askerlerinin Kuzey Irak ta cephe açmasının önlenmesiyle Kuzey Irak taki Kürt oluşumlarının yanlış sapmalarının önüne geçilmiş olacağı, ABD güçlerinin desteğinden yoksun kalacak olan Kürt yönetimlerinin Türkiye nin taleplerine ve baskılarına karşı şimdiki gibi diklenemeyecekleri ileri sürülmüştür. 361 ABD nin Irak Savaşı yla bölgeyi sömürgeleştirip İsrail in topraklarını genişletmek istediği, Türkiye nin ABD nin yanında yer alarak savaşa girmesi durumunda Endonezya dan Fas a kadar uzanan İslâm coğrafyasının sömürgeleştirilmesine alet olacağı savunulmaktadır. Tezkerenin kabul edilmesiyle Türkiye nin stratejik olarak bölgeye yabancılaşacağını ve yalnızlığa itileceğini, bunun da ABD nin Ortadoğu politikasında Türkiye ye verdiği rolün Türkiye nin İsrailleştirilmesi olduğu Türkiye nin komşuları ve dünya ülkeleri nazarında saldırgan bir ülke olarak tanımlanacağı, ikili ilişkilerinde ciddi bir erozyona uğrayacağı, uluslararası ilişkilerde İsrail in konumuna benzer duruma düşeceği savunulmuştur. Türkiye nin ulusal çıkarlarının savaş karşıtı olmasını gerektirdiği ifade edilmekte, Türkiye nin bu tezkereye evet demesinin ABD ye ücretli bir boyun eğme olacağı, Türkiye nin tarihi ve dini tercihleriyle şekillenen, ekonomik çıkarlarını değil, bölgesel çıkarlarını gözeten bir politika için hayır demesinin isabetli olacağı savunulmaktadır. Türkiye nin ABD ye bir gün hayır diyecekse, o günün bugün olduğu, çünkü yarın ABD nin Ortadoğu da atacağı adımlara itiraz etme zeminin bulunmayacağı, tezkereyi onaylamakla bütün tercihlerini 6 milyar dolara Washington a ciro etmiş olacağı öne sürülmektedir. 362 Türkiye nin yıllardan beri Irak ın toprak bütünlüğünün bozulmasını savaş nedeni saymasının tezkerenin kabul edilmesiyle ortadan kalkacağı, ayrıca tezkerenin kabul 361 Koray Düzgören, Hükümet Yara Aldı, MGK Kazançlı Çıktı, Yeni Şafak, 3 Mart, Mustafa Karaalioğlu, Yeni Şafak, 25 Şubat,

190 edilmesinin Türkiye yi gayrimeşru bir savaşın suç ortağı yapacağı savunulmuştur. ABD askerlerinin Türkiye de kalma süresine kuşkuyla yaklaşılmış ve 1991 de Kuzey Iraklı Kürtleri Saddam dan korumak üzere oluşturulan Çekiç Güç e göndermeler yapılarak Türkiye ye yerleşecek olan ABD askerlerinin uzun süre Türkiye den ayrılmayacakları bunun da Türkiye nin güvenliğini tehdit ettiği öne sürülmüştür. 2.Ulusal Çıkar Öğelerinin Haberlerde Yer Alış Biçimi a. Zoraki Tezkere Muhafazakâr basında incelenen süre zarfında tezkere ele alınırken tezkerenin ulusal ve uluslararası meşruiyetinin bulunmadığı, hükümet üyelerinin tezkereyi Bakanlar Kurulunda kabul edip meclise sevk ederken vicdanlarının rahat olmadığı AKP nin tezkerenin meclisten onay alması için milletvekillerine baskı uyguladığı, onları ikna etmek için çok çalıştığı üzerinde durulmuştur. Tezkere, Zoraki tezkere 363 AKP de ikna kuşatması 364 Meşruiyet olmadan tezkere gönderilmesin 365 Tezkere mecliste vekiller isyanda 366 gibi haber başlıklarıyla sunulmuştur. Meclise gönderilen tezkereye milletin karşı olduğu, hükümet üyelerinin Bakanlar Kurulunda tezkereyi imzalayıp meclise sevk ederek ABD nin kirli savaşına ortak oldukları ifade edilmekte, bu durum meclisin ateşle imtihanı 367 İktidar ateşle oynuyor 368 şeklinde manşetten verilmiştir. Tezkerenin mecliste oylanma tarihine yaklaşıldıkça 363 Yeni Şafak, 25 Şubat, Milli Gazete, 25 Şubat, Yeni Şafak, 25 Şubat, Yeni Şafak, 26 Şubat, Yeni Şafak, 27 Şubat, Milli Gazete, 28 Şubat,

191 milletvekillerine muhafazakâr basından uyarılar, çağrılar gelmeye başlamıştır. Tarihi uyarı, vebale ortak olmayın 369 Önce meşruiyet 370 Girersek daha kötü olur 371 Tarihimize kara leke düşürmeyin 372 gibi haberler sık sık yapılmaya başlanmıştır. Tezkerenin oylanacağı gün olan 1 Mart günü gazeteler milletvekillerine çağrıda bulunmuşlar ve gaflete düşmeyin, hayırda hayır vardır 373 Dünya hayır diyor 374 Onur parayla satılmaz 375 Kamuoyunun katliama ortak olmayın dediği çeşitli sivil toplum kuruluşlarının da çağrılarına yer verilerek ABD nin değil milletin vekili olun Savaşa hayır 376 haber başlıkları kullanılmıştır. Irakla girilecek bir savaşın Türkiye yi yoksullaştıracağı, tüketimin duracağı, enflasyonun yükseleceği üzerinde durulmuş ve böylelikle tezkerenin geçmemesi istenmiştir. Basın ABD yle yapılan pazarlıkları kan üzerinden kirli pazarlık, savaş rüşveti olarak sunmuş ve ABD askerlerinin Türkiye de kalma süresine mesafeli bir yaklaşım sergilemiştir. I. Körfez Savaşından sonra Kuzey Irak ta görev yapan ve görev süresi devamlı uzatılan Çekiç Güç le kıyaslama yapılmıştır. Çekiç Güç ün de altı ay için geldiği; fakat bunun 12 yıl sonra hala bölgeden ayrılmadığı, ABD askerlerinin de bölgede kalabileceği kuşkusu dile getirilmiştir. 369 Milli Gazete, 27 Şubat, Yeni Şafak, 28 Şubat, Milli Gazete, 27 Şubat, Milli Gazete, 28 Şubat, Milli Gazete, 1 Mart, Yeni Şafak, 1 Mart, Milli Gazete, 1 Mart, Milli Gazete, 1 Mart,

192 Tezkerenin mecliste kabul edilmemesi üzerine muhafazakâr basın meclisin tarihi oylamalarından birini yaptığını ileri sürmekte ve kararı Meclis Barış Dedi 377 Savaş Değil Barış Kazandı İktidara Meclis Tokadı Millet Galip Geldi 378 haber başlıklarıyla sunmuştur. Özellikle Milli Gazete hükümete yüklenmiş ve hükümetin bu sonuçla istifa etmesi gereği üzerinde durmuştur. Kararı, Hükümete güven yok Gül hükümeti düştü 379 gibi çerçevelerle sunmuştur. Hükümete yakın bir gazete olarak bilinen Yeni Şafak gazetesi ise kararı, Tam Demokratik Bir Karar Bu Karara Şapka Çıkartılır Vekiller Milletin Sesine Kulak Verdi Türkiye nin İtibarı Arttı 380 haber başlıklarıyla sunmuştur. ABD Ankara Büyükelçisi Robert Pearson un karardan sonraki sözlerine de yer verilmiş ve alınan kararın ABD ile ilişkileri söylenildiği gibi kötüleştirmeyeceği savunulmuştur. Bu, Dostluk Devam Edecek, Karara Saygılıyız haber başlığıyla sunulmuştur. Meclis kararı, devam eden günlerde de olumlu çerçevelerde sunulmuş ve dünya basınındaki tepkilere de yer verilmiştir. Dünya basınının tezkerenin meclisten geçmemesini, Türkiye ye yönelik olumlu çerçevelerle sundukları dünya basınından haber başlıkları alınarak verilmiştir. Bu haber başlıklarından bazıları şunlardır: Türkiye Amerika ya kırmızı kart gösterdi 381 Parayla her şey satın alınamaz 382 Bush un Türkiye yenilgisi 383 Amerika nın savaş planı baltalandı 384 Savaş ertelenebilir 385 Savaş yoluna Türk barikatı 386 TBMM nin tezkere oylamasında verdiği ret kararı, AK Parti nin ve 377 Yeni Şafak, 2 Mart, Milli Gazete, 2 Mart, Milli Gazete, 3 Mart, Yeni Şafak, 2 Mart Yeni Şafak, 3 Mart, Yeni Şafak, 3 Mart, Yeni Şafak, 3 Mart, Yeni Şafak, 3 Mart, Yeni Şafak, 4 Mart, Yeni Şafak, 5 Mart,

193 Türkiye nin demokrasi notunu yükseltti şeklinde haber edilirken, hükümete olumlu bir yaklaşım sergilenmiş, toplumun çeşitli kesimlerinden alınan olumlu yaklaşımlara yer verilmiştir. Tezkerenin meclisten geçmemesi halinde belli çevrelerce dile getirilen büyük kriz haberlerinin hükümetin aldığı erken ve sağlam tedbirlerle boşa çıkartıldığı, piyasaların tezkere şokunu az hasarla atlattıkları ifade edilmiştir. İlerleyen günlerde yeni bir tezkerenin meclise gönderilmesi söz konusu olmuş, muhafazakâr basın buna negatif bir yaklaşım sergilemiştir. b. Türkiye nin ve Ortadoğu nun Güvenliği Muhafazakâr basın, savaşı ABD nin Ortadoğu da kurmak istediği yeni dünya düzeninin bir parçası olduğu, İsrail in güvenliğinin sağlanması ve dünya petrol rezervlerinin % 65 ini barındıran Ortadoğu nun direkt kontrol altında tutularak ABD nin ihtiyaç duyduğu petrolü ele geçirme savaşı şeklinde tanımlamaktadır. İsrail in son yaptığı nükleer çalışmalarla ABD den sonra dünyada en çok nükleer bombaya sahip ikinci ülke olduğu, BM nin İsrail e yönelik 64 kararını tanımadığı halde, ABD nin İsrail e arka çıktığı, bu yüzden ABD nin öne sürdüğü Irak ın kitle imha silahlarına sahip olduğu için kendisini vuracağını iddia etmesinin inandırıcı görünmediği öne sürülmektedir. Basın, İsrailli yazar Uri Avnery ye dayanarak ABD nin savaş amaçlarını şöyle sıralamıştır: Dünyadaki en büyük rezervlere sahip Irak ın petrol kaynaklarını ele geçirmek ve kullanmak, Hazar petrolünü kontrol etmek, böylece bütün Körfez ülkelerindeki petrol kaynakları üzerinde söz sahibi olmak. 387 ABD nin Irak savaşının İsrail in amacına hizmet ettiği Irak petrolünü ele 387 Yeni Şafak, 1 Mart,

194 geçirmesi, İsrail in güvenliğini sağlamak ve İsrail in genişleme politikasına karşı çıkan güçlerin ortadan kaldırılması olduğu ifade edilmekte, bu yüzden bu savaşın Irakla sınırlı kalmayacağı, Irak tan sonraki hedeflerin Suriye, İran ve Türkiye 388 olduğu iddia edilmektedir. ABD nin menfaatinin dünya hâkimiyeti ve ekonomi olduğu, ABD nin İsrail ve kendi çıkarları için Ortadoğu yu yeniden sömürgeleştirmek istediği, Bush yönetiminin bu savaşla elde etmek istediği üç amacının olduğu öne sürülmektedir. Bu amaçlar: İlk hedef petrol, Washington un emir ve politikalarına uymayan devletlere bir gözdağı verme savaşı, savaş kötüye giden Amerikan ekonomisi üzerindeki dikkatleri başka alana çekecek 389 şeklinde sıralanmıştır. Bu süreçte güvenlikle ilgili olarak en çok üzerinde durulan diğer bir konu ise Kuzey Irak konusu olmuştur. Muhafazakâr basında Kuzey Irak yaşanan gelişmelere göre ele alınmıştır. IKDP yetkilisi Sami Abdurrahman ın Türkiye tehdidinden korktuğumuz kadar Saddam tehdidinden korkmuyoruz. Saddam birçok Kürt ü öldürdü. Ama Türkiye, Kürt insanının arzu ve isteklerini öldürür! sözleri Barzani nin adamlarının Türkiye ye meydan okumaya başladıkları, Kürtlerin Kuzey Irak a asker gönderilmesine karşı oldukları şeklinde yorumlanmıştır. Kürt Parlamentosu nun Türkiye nin Kuzey Irak a girmesi durumunda Türk askerine karşı toplu direniş gösterileceği kararı aldıkları haberi Kürtler Gözdağı Verdi 390 Türkiye ye Tehditler Savruldu 391 şeklinde haberlerde yer verilmektedir. Emekli 388 Milli Gazete, 1 Mart, Yeni Şafak, 10 Mart, Yeni Şafak, 26 Şubat, Milli Gazete, 27 Şubat,

195 General Rıza Küçükoğlu yla yapılan bir röportajda Türkiye nin Kuzey Irak ile ilgili ulusal çıkarları şöyle ifade edilmiştir: Bu konuda bizim için söz konusu olan güvenlik menfaatimiz dir. Ulusal çıkarımız konusunda giderek bizim vatan savunmamızı tehdit eden husus terördür. Bunu kontrol etmeliyiz. İkincisi ise hemen burnumuzun dibinde bölünmüş bir Irak ile oluşan Kürt devleti ve hele bunun petrol kaynaklarının kontrol edilmesidir. Eğer bir Kürdistan olgusunu kabul edersek, Sevr antlaşmasında resmedilmiş haritaya doğru gideriz. 392 Türkiye nin savaş sonrası kurulacak masada yer almasının hayal olduğu, Türkiye nin çıkarının kendi güvenliğini ve toprak bütünlüğünü sağlamak olduğu vurgulanmıştır. Barzani ve Talabani nin açıklamalarını Barzani Sanki Irak Devlet Başkanı 393 Talabani Meydan Okudu 394 Barzani Çizmeyi Aştı 395 Türkiye yi Kışkırtma Çabası 396 haber başlıklarıyla sunmuştur. Talabani ve Barzani nin böyle ele alınmalarının sebebi ise, Türkiye nin Kuzey Irak a girmesi durumunda ayaklanacaklarını belirtmeleri ve Erbil de Türkiye nin bölgeye asker göndermesine karşı yapılan gösteride Türkiye bayrağı yakmaları dolayısıyladır. Barzanilerin Yahudi olabilecekleri ve Barzani soyadlı birçok Yahudi bulunduğu yönünde haberlere yer verilmekte ve MOSSAD ın Kuzey Irak ta sorgu timleri kurdukları ve özellikle Türkmenlerin üzerinde baskı kurmaya çalıştıkları iddia edilmektedir. Bölgedeki Kürt gruplarının Türkiye nin bölgeye girmesi durumunda Türkiye yle savaşacaklarını açıklamaları Türkiye yi tahrik ettiği, bunun da aslında ABD nin kışkırtmalarıyla olduğu ifade edilmiştir. ABD Kürt kartını oynuyor haber başlığıyla 392 Mustafa Karaalioğlu, Yeni Şafak, 3 Mart, Milli Gazete, 27 Şubat, Milli Gazete, 1 Mart, Yeni Şafak, 4 Mart, Yeni Şafak, 4 Mart,

196 verilen haberin devamında tüm bu provokatif eylemlerin arkasında Amerika nın olduğu tüm çevrelerce ifade ediliyor 397 denilmiştir. c. Barış Eylemleri Basının üzerinde durduğu diğer bir konu ise barış eylemleri olmuştur. Dünyada ve Türkiye de savaş karşıtı eylemler, gösteriler, açıklamalar ön plana çıkarılarak sunulmuştur. Bu savaşta özellikle sivillerin, masum insanların, çocukların öleceği üzerinde durulmuş ve Türkiye nin bu savaşa girmemesi, tezkereyi kabul etmemesi gereği vurgulanmıştır. Greenpeace, sivil toplum kuruluşları, çeşitli dünya ülkelerinde düzenlenen savaş karşıtı eylemlere yer verilerek barış eylemleri desteklenmiştir. Bu arada savaşın çıkmaması için Irak a giden canlı kalkanlara olumlu bir yaklaşım sergilenmiştir. 1 Mart günü Ankara-Sıhhiye meydanında gerçekleştirilen savaşa hayır mitingi Mecliste Tezkere Meydanlarda Miting 398 şeklinde verilmiştir. Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulunun AKP li milletvekillerine ret oyu kullanmaları yönünde çağrı yaptıkları ve İşgale karşı kurulmuş bir meclisin üyelerine, ahlâken, hukuken ve siyaseten kabul edilmesi mümkün olmayan kuvvet kullanılmasına ilişkin tezkereye ret oyu verilmesi ön plana çıkarılarak sunulmuştur. Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ün hükümetin TBMM ye sevk ettiği tezkere konusunda hükümete destek yönünde söylemiş olduğu TSK nın görüşü hükümetle aynı ve tezkerede ifade edildiği biçimdedir açıklamasının içinde geçen bu savaşı önlemek tüm dünyanın görevi ifadesi manşet 397 Milli Gazete, 8 Mart, Yeni Şafak, 1 Mart,

197 olarak verilmiştir. 399 Hâlbuki Özkök ün açıklaması yeni bir tezkere için hükümete destek amacı taşımaktadır. 3. Muhafazakâr Basında Köşe Yazarlarının Ulusal Çıkarları Tanımlama ve Betimlemeleri a. Türkiye nin İsrailleştirilmesine Karşı Durmak Muhafazakâr basındaki köşe yazarları 1 Mart tezkeresi konusunda süreç boyunca tezkere karşıtı bir tutum sergilemişler ve bunda ısrarcı olmuşlardır. Milli Gazete ve Yeni Şafak gazeteleri bu savaşı, üçüncü milenyumun ilk savaşı, ilk büyük paylaşım kavgası olarak tanımlanmaktadır. Köşe yazarları, Türkiye nin ulusal çıkarlarını ABD nin yanında yer almakta değil, karşısında olmakta görmüşlerdir. Çünkü basın, ABD nin bütün hesaplarının Ortadoğu yu ele geçirmek ve İsrail le birlikte bölgede kalıcı güç haline gelmek olduğunu, Türkiye nin bu savaşa katılması anlamına gelecek olan tezkerenin kabul edilmesiyle stratejik olarak bölgeye yabancılaşacağını ve yalnızlığa itileceğini, bunun da ABD nin Ortadoğu politikasında Türkiye ye verdiği rolün Türkiye nin İsrailleştirilmesi olduğunu öne sürmüştür. Akif Emre bu konuda şunları ifade etmektedir: Muhtemelen bir savaşta dökülecek Arap ve Kürt kanına Türkiye nin suç ortağı edilmesi bölgede yalnızlaşmanın, bölgeye yabancılaşmanın gerekli şartlarını tamamlamış olacaktır. Bölgede kanın akıtılmasının engellenmesi kadar Müslüman unsurların bir şekilde birbirinin kanını akıtmalarına engel olmak önemlidir ve tarihi kırılmayı önleyecektir. Varlığını bölgedeki tarihi, kültürel ve coğrafi etkisinden alan bir güç 399 Milli Gazete, 6 Mart,

198 olmaktan çıktığı gibi, bizzat varlığı ve meşruiyeti tartışmalı Atlantik ötesi ittifakın insafına bırakılmış bir yabancı unsura dönüşme tehlikesiyle karşı karşıya kalabilir. 400 Türkiye nin tezkereyi kabul etmesi durumunda bu kararı yalnızca Türkiye, İngiltere, Amerika ve İsrail in tanıyacağı, bunun hiçbir zaman hukukî zemin kazanmayacağı, BM ilkeleri ve uluslararası hukuk tarafından suç sayılacağı, Türkiye nin komşuları ve dünya ülkeleri nazarında saldırgan bir ülke olarak tanımlanacağı, ikili ilişkilerinde ciddi bir erozyona uğrayacağı savunulmuştur. Türkiye nin Kuzey Irak ı bahane ederek savaşa girmesi ABD nin küresel haçlı savaşına destek anlamına geleceği, ABD askerlerinin Türkiye de konuşlandırılmasına izin vermenin İslam coğrafyasını köleleştirme projesine destek vermek olduğu öne sürülmüştür. ABD nin kanlı bir tarihe sahip olduğu vurgulanmakta ve ABD ye güvenilmemesi gereği üzerinde durulmaktadır. Hüsnü Mahalli 401 ABD nin I. Körfez Savaşında Araplara vermiş olduğu tüm taahhütlerini unuttuğunu, o dönemde Araplara Filistin in kurulması için yazılı taahhütte bulunduğunu, ancak savaştan sonra İsrail in yapmış olduğu katliamları da destekleyerek verdiği sözleri tutmadığını, bunun için de ABD ye güvenilmeyeceğini, ABD nin Kürtlere farklı, Şiilere farklı, Türklere de farklı taahhütlerde bulunduğunu, ancak savaştan sonra bunu yapmayacağını ileri sürmektedir. Bu savaşın Amerika nın Ortadoğu daki verimli petrol kaynaklarını ele geçirme savaşı olduğu ABD ekonomisinde önemli yer tutan silah tüccarlarının teknolojilerini deneme ve reklâmını yapma savaşı olduğu belirtilmektedir. Burhan Bozgeyik, ABD en başta Türkiye yi ve Irak ı işgal etmek 400 Akif Emre, İsrailleştirme Süreci, Yeni Şafak, 25 Şubat, Hüsnü Mahalli, Yeni Şafak, 28, şubat,

199 istiyor. Kısa vadede Türkiye yi lojistik destek olarak kullanarak Irak petrollerini ele geçirmek, böylece çökmekte olan ekonomisini düzeltmek ve idarenin beynine yerleşmiş olan Yahudilerin isteğini yerine getirerek İsrail in istikbalini garanti altına almak istiyor. 402 demektedir. Tezkerenin kabul edilmesinin Türkiye nin ulusal çıkarlarının aleyhine olduğunu, çünkü her tarafı ateşe veren, kafası estiği zaman istediği ülkeye müdahale eden ABD yi kendisine komşu ettiğini, bu komşunun yarın kendisine yönelebileceğini hesap etmesi gereği öne sürülmektedir. Ömer Korkmaz Bu savaşın sonucunu belirleme yönüyle Türkiye nin rolü çok önemli olduğu için meclise getirilen bu tezkere milli menfaatlerimize, Irak halkına, Müslümanlığa ve tarihimize karşı bir ihanet tezkeresi olarak tarihe geçecektir. 403 demek suretiyle tezkerenin ulusal çıkarlara aykırı olduğunu savunmaktadır. ABD ile yapılan pazarlıklar insan kanı üzerine yapılan pazarlık, çirkin, onur kırıcı olarak nitelendirilmektedir. Türkiye nin yıllardan beri Irak ın toprak bütünlüğünün bozulmasını savaş nedeni saymasının tezkerenin kabul edilmesiyle ortadan kalkacağı, ayrıca tezkerenin kabul edilmesinin Türkiye yi gayrimeşru bir savaşın suç ortağı yapacağı savunulmuştur. Muhafazakâr basın, Türkiye nin ulusal çıkarlarını Batı dışında bir oluşumda görmektedir. Türkiye jeostratejik açıdan dünyanın en önemli ülkelerinden biri. Ancak Türkiye nin jeostratejik önemini jeokültürel ve jeopolitik imkânlarından, potansiyellerinden ve dinamiklerinden geldiğini asla unutmamak gerekiyor. Eğer Türkiye, bunları kendine özgü iddia, söz ve projeleri olan bir ülke olarak hayata ve harekete geçirecek şekilde hareket eder de -örneğin Osmanlı misyonuyla donanarak- batı yörüngesinin dışında yeni bir yörünge oluşturacak orta ve uzun vadeli hazırlıkları yapmaya 402 Burhan Bozgeyik, Kim Ne İstiyor?, Milli Gazete, 1 Mart, Ömer Korkmaz, İhanet Tezkeresi, Milli Gazete, 28 Şubat,

200 başlarsa, yeniden özne konumuna yükselerek sadece bölgenin değil, dünya tarihinin yazılmasında ve yapılmasında anahtar roller üstlenebilecek büyük stratejiler geliştirebilir. 404 Meclisin tezkereyi kabul etmesinin Müslümanların Osmanlı nın çöküşünden bu yana yaşadığı II. büyük çöküş olacağı, Türkiye nin küresel kampanyayı kabul etmesiyle tarihe geçeceğini, çünkü ABD ve müttefiklerinin Büyük İsrail için savaşmaya geldiğini, Ortadoğu yu istila ve yağma için geldiklerini, Türkiye nin ABD nin yanında yer almasıyla bu istila ve yağma hareketine ortak olacağı bunun da Ortadoğu nun sonu demek olduğu ileri sürülmüştür. Yeni Arap düşmanlığı, Kürt düşmanlığı, İran düşmanlığının tohumlarının atıldığı üzerinde durulmakta, Türkiye ye gelen ABD askerlerinin işgal kuvvetleri gibi bu topraklarda kalacağı Çekiç Güç örneği verilerek ele alınmaktadır. Çekiç Güç ün üç aylığına oluşturulduğu, 12 yıldır Türkiye de bulunduğu, tezkereyle on binlerce ABD askerinin 6 aylığına Türkiye ye geldiği yıllarca kalacağı iddia edilmiştir. ABD nin hiçbir ülkeden askerini çekmediğini, Güney Kore, Pakistan ve Suudi Arabistan a geçici sürelerle yerleşen ABD askerlerinin bir daha bu ülkelerden çıkmadığı ifade edilmektedir. 405 Ortadoğu nun istilacı ve sömürgeci güçler tarafından birinci dünya savaşında gerçekleştirilen paylaşım gibi yeniden paylaşıldığı öne sürülmüştür. ABD nin BM Güvenlik Konseyinde üyeleri yanına çekmek için rüşvet dağıtarak ülkeleri satın alma yönteminin Türkiye de tezkerenin kabul edilmesiyle 404 Yusuf Kaplan, Türkiye Özne Olabilirse Dünya Tarihi Yeniden Yazılabilir, Yeni Şafak, 3 Mart, İbrahim Karagül, Yeni Şafak, 28, Şubat,

201 Türkiye nin imajına ağır darbe vuracağı öne sürülmektedir. Tezkerenin kabulü Türkiye nin ulusal çıkarları ile kamufle edilen aslında ulusal çıkarlarının altını oyan bir teslimiyet olduğu ifade edilmektedir. 406 Uluslararası meşruiyet eksikliğine rağmen ülke topraklarında yabancı asker bulundurulmasına izin verilmesinin Anayasayı ihlal anlamına geleceği öne sürülmektedir. Ayrıca Türkiye nin ABD nin yanında savaşa girmesinin, ABD nin kirli savaşına meşruiyet kazandırmasına hizmet edeceğini, çünkü bölge ülkeleri nezdinde ABD nin din eksenli meşruiyet sorunu da yaşayabileceğini, Türkiye nin bu savaşa katılmasının istenmesinin bir nedeni de bunun önüne geçmek olduğu ifade edilmektedir. Uluslararası meşruiyetin dayanağının BM Konseyinin olmasının da sakıncalar ihtiva ettiği öne sürülmüştür. Çünkü Güvenlik Konseyinin daimi temsilcilerinin kimi zaman kendi çıkarlarına göre kararlar aldıkları Evrensel veya İslami meşruiyet in şartlarını taşımadığı, bu yüzden göreceli bir meşruiyetin söz konusu olduğu, BM nin Irak a müdahale kararı alması durumunda uluslararası meşruiyetin yine de gerçekleşmeyeceği vurgulanmakta, her şeye rağmen Türkiye nin savaşa girmemesi gereği üzerinde durulmaktadır. Dış İşleri Bakanı nın Irak ta tetiğin çekildiği an Türkiye ye para gelmeli sözü Mehmet Yavuz tarafından Ne utanç verici bir söz! Biz Amerika nın zambağı, yardakçısı, tetikçisi değiliz. Biz bu utancı paylaşmak istemiyoruz 407 şeklinde eleştirilmiştir. Halkın savaşa karşı olduğunun altı çizilmekte ve ABD nin Irak ı işgal etmek istediği, bu savaşta masumların ölecek olmasından dolayı yapılan savaşın bir zulüm olduğu ifade edilmiştir. Mehmet Şevket Eygi bu konuda meclisi şu şekilde uyarmaktadır: Lanet diye bir şey vardır. Allah ın lanetine uğramak çok korkunç, çok feci bir 406 İbrahim Karagül, Küresel 28 Şubat ve İslam Tehdidi, Yeni Şafak, 27 Şubat, Mehmet Yavuz, Müttefikinizi Tanıyın, Yeni Şafak, 27 Şubat,

202 felakettir. Allah zalimleri sevmez. Allah kan dökenleri sevmez. Zalimlere ve zulümlerine ceza ve azap verir. Bazıları kendi şahsî ikballeri ve menfaatleri için yaptıklarının elbette hesabını verecek, cezasını çekecektir. 408 b. İtibarlı Ülke Olma İsteği Tezkerenin meclisten onay almaması üzerine muhafazakâr basın bunu olumlu bir şekilde karşılamış, bu kararın meclise yansıyan millet vicdanı olduğu, Amerika nın hegemonya tutkusu ve güç tapınmasının Türkiye nin vicdanını aşamadığı vurgulanmıştır. Tezkerenin mecliste oylanmasından önce bu oylamanın bir demokrasi sınavı olduğunu belirten köşe yazarları bu kararı demokrasinin zaferi olarak nitelendirmişler ve Ortadoğu ya demokrasi getirmek isteyen ABD nin bu demokratik karara saygı duymasını istemişlerdir. Milletvekillerinin aldıkları bu kararla hem ahlâkî hem de siyasî olarak çok önemli bir işe imza attıkları vurgulanmıştır. TBMM nin kararının ABD ye hayır diyen milyarlarca insanın sesini yansıttığını, Türkiye nin ve TBMM nin onurlu bir davranış sergilediği ve aldığı kararla gurur ve onur duyması gerektiği ifade edilmiştir. Özellikle Meclis kararıyla Türkiye nin geleneksel Batı ya yönelik paradigmasını değiştirebilme potansiyelini ve cesaretini gösterdiğini Türkiye nin ABD ile geleneksel ittifak ilişkisinin yani dış politika paradigmasının değişebilir olup olmadığı konusunda büyük bir fırsat içerdiği ve bu paradigmanın Meclis kararıyla sorgulanabilir bir hale geldiği savunulmuştur. Bu kararla Türkiye nin demokrasi ve siyasal sisteminin kişilik kazandığı, Türk-Amerikan ilişkilerinin eşitlenmesi ve stratejik ortaklık eksenine 408 Mehmet Şevket Eygi, Zalimler Cezasız Kalmaz, Milli Gazete, 28 Şubat,

203 oturması açısından önemli bir zemin oluşturduğu öne sürülmüştür. Ayrıca tezkerenin reddi ABD nin bir B Planı nın olup olmadığı tartışmalarıyla bağlantılandırılarak savaşı bile durdurabileceği üzerinde durulmuş, bu ihtimal uzak olarak kabul edilse bile, bu kararla savaşın en azından belli bir süre ertelenebileceği, bunun da Türkiye nin güç ve prestij kazanmasının önünü açıcı olduğu vurgulanmıştır. Türkiye nin dünyanın dört bir yanında hayal edilemeyecek kadar prestij kazandığı, tezkere öncesinde ABD ve Avrupa basınında Türkiye ye hakaret içeren karikatürlerin yerini Türkiye nin onurlu biçimde davrandığını gösteren karikatürlerle yer değiştirdiği örneği verilerek desteklenmektedir. TBMM bir anlamda Amerikan iştahı karşısında her biri farklı gerekçelerle mazlum millet konumunda olan ülkelerin sesi oldu ve dünyanın kalbinden geçeni yapmayı başardı. 409 Muhafazakâr basın, Türkiye nin tezkereyi reddetmesiyle ABD nin Irak a yönelik haksız, adaletsiz ve emperyalist saldırı veya işgalini durduracağı ABD nin Türkiyesiz asla böyle bir savaşı gerçekleştiremeyeceği, Türkiye nin bu yolla savaşı durduracağını ileri sürmüştür. Tezkerenin reddedilmesiyle Amerikan ın sinsi emellerinin reddedildiği, İsrail yayılmacılığına karşı çıkıldığı, Ortadoğu nun kan gölüne çevrilmesinin engellendiği ifade edilmiştir. Türkiye bu kararla dünya siyasetine ağırlığını koymuş, barış yolunda dünya halklarına ve milletlerine öncülük etmiştir. Bununla birlikte tarihi bir misyon yüklenerek dünyayı ABD nin ve İsrail in sinsi emellerinden koruyarak bütün insanlığa barış aşısı yapmıştır. 410 Tezkereye ret oyu veren 100 dolayındaki AK Parti milletvekilini 100 altın adam olarak niteleyen Haydar Haksal bu 100 altın adamın Türkiye nin kaderini değiştirdiği, dünyanın 409 Mustafa Karaalioğlu, AK Parti MGK da Çoğunluk Değil Miydi?, Yeni Şafak, 5 Mart Ahmet F. Günler, Barış Aşısı, Milli Gazete, 3 Mart,

204 aklını başına getirdiğini ve yeni bir dönemin başlatıcısı olduklarını ileri sürmüştür. 411 c. Kuzey Irak Hassasiyeti Türkiye nin Kuzey Irak a yönelik düşüncelerinin bölgede bir Kürt devletinin kurulma olasılığı ve Türkiye nin doğu ve güneydoğusunun bundan etkilenerek Türkiye de karışıklıkların çıkması ve hatta Türkiye nin bölünme olasılığının olduğu ileri sürülmekte, ancak Türkiye nin bölgede bulunan Türkmenlere odaklanmakla Türkiye deki ve Irak taki Kürtlerin de tepkisini çektiğine yönelik eleştiriler yapılmaktadır. Kürtlerin Kuzey Irak ta zaten parlamentosunu kurmuş, parasını basmış ve meclisini topladığı, ABD nin kafasına bölgede bir Kürt devleti kurmayı kurmuşsa bunu Türkiye nin engellemesinin söz konusu olmadığı vurgulanmıştır. Kuzey Irak taki gruplardan gelen mesajların özellikle IKDP lideri Mesut Barzani tarafından Gelirseniz, sizinle savaşırız türündeki mesajların ABD nin Türkiye yi bölgeye çekmek için tezgâhladığı kışkırtmalar olarak değerlendirilmiştir. Genellikle Kuzey Iraklı Kürtlere mesafeli yaklaşılmaya çalışılmış, Türkiye ye yönelik gösteriler söz konusu olduğunda Türkiye nin geçmişte Mesut Barzani ve Celal Talabani ye yaptığı iyilikler gündeme getirilmiştir. Ahmet Taşgetiren yazısında bu konudaki hassasiyeti şöyle dile getirmektedir: Kuzey Irak ve Kürtler konusunu değerlendirirken, lütfen başka yaralar açılmasına zemin hazırlamayalım. Sözlerimize dikkat edelim. Kuzey Irak Kürtleri ne yönelik eleştirilerin ırkî değerlendirmeler haline 411 A. Haydar Haksal, Tebrikler ve Dualarla, Milli Gazete, 4 Mart,

205 gelmesine ve paralellikler kurulup Türkiye deki kardeşlerimizin rencide edilmesine yol açmayalım. Bu çok önemli bir hassasiyet. 412 Kuzey Irak hassasiyetinin Kuzey Irak tan ibaret olmadığı, bu bölgedeki gelişmelerin Türkiye de sancılar doğuracağı ve içerideki ve dışarıdakileri yeniden muhasebe zeminine taşımak gerektiği üzerinde durulmuş, ancak burada güç kullanma boyutundan çok öte açılımlara ihtiyaç olduğu vurgulanmıştır. Türkiye nin de gerek kanaat önderleri gerekse yönetim planında, gerek sınırlarımız içinde gerekse bölgesel planda akraba halkların birbirlerine karşı dış provokasyonlardan korunmaları ve barış içinde yaşamaları için her gayreti göstermesi artık kaçınılmaz olmuştur. Bölgedeki kardeşlikleri tahrip edecek her davranış bölgedeki her halka ihanettir. 413 Irak ın Erbil kentinde 3 Mart ta gerçekleştirilen gösteride Türkiye aleyhine sloganların atılması ve Türk bayrağının yakılması hadisesi ABD nin bir provokasyonu olduğu hem Türkiye yi bölgeye çekmeyi amaçladığı hem de Kürtleri bir Amerikan-İngiliz oyununun içine çektiği şeklinde değerlendirilmiştir. Tüm bu gelişmeler provokatif eylemler olarak değerlendirilmiş ve Türkiye nin tezkereyi tekrar meclise getirip geçirmesinin Kuzey Irak ta oluşacak veya oluşturulacak bir Kürt birimini engellemesinin çok zor olduğu ve buna yetecek aracının da olmadığı Türk askerinin Kuzey Irak a girip girmemesinin ABD nin bu tür bir iradesi karşısında çok şey ifade etmeyeceği öne sürülmüştür. Bununla birlikte Türkiye nin kendi sınırları dışında bir bölgede bir etnik grup merkezli siyasi merkez oluşumuna 412 Ahmet Taşgetiren, Petrol, Su ve Kuzey Irak, Yeni Şafak, 1 Mart. 413 Ahmet Taşgetiren, Erbil deki Kışkırtma, Yeni Şafak, 4 Mart,

206 itiraz etmesi ve buna askeri yollarla müdahale etmeye kalkışması, uluslararası sahada ve mevcut güçler dengesinde siyasi ve ahlâkî hiçbir meşruiyet unsuru barındırmadığı, böyle bir durumun Türkiye yi iyice zora ve yalnızlığa iteceği öne sürülmüştür. Türkiye nin Kuzey Irak ta müdahil olmasının sebebi, Kuzey Irak ta oluşacak bir Kürt devletinin Güneydoğu yu karıştıracağı inancına dayandığı, ancak Türkiye nin kendi içinde çözmeye yeltenmediği, çözemediği bir sorunu ya da baskı politikalarıyla dindirdiği bir meseleyi bir sınır meselesi olarak ilan etmesinin yanlış olduğu, buna kalıcı ve barışçıl bir çözümün bulunması gerektiği vurgulanmıştır. Türk parlamentosunu ikna etmek için Kuzey Irak ta CIA nın yaptığı iddia edilen provokasyonlar sonucu Türk bayraklarının yakılmasını çok dikkatli okumak lazımdır. Bölgede bir Türk-Kürt savaşı görmek istemiyoruz. Türkler ve Kürtler kardeş olup bütün işgal ordularına karşı Kurtuluş Savaşını beraber yapmışlardır. Bu birlikteliğin bozulmasına müsaade etmemeliyiz. 414 Denilerek dikkatli olunması gerektiği ifade edilmiştir. 4. Muhafazakâr Basında Haber ve Yorumların Dilsel Özellikleri Muhafazakâr basın tezkere sürecinde liberal basının aksine tezkere karşıtı bir tutum içinde olmuş ABD ve savaş aleyhtarı bir tutum sergilemiştir. Tezkere ve savaş karşıtı eylemler ve görüşler ön plana çıkarılarak sunulmuştur. Liberal basında ABD Türkiye nin müttefiki ve stratejik ortağı olarak ele alınıp olumlanırken, muhafazakâr basın bunun tam tersi bir politika izlemiştir. Muhafazakâr basında ABD saldırgan, uluslararası hukuku tanımayan, zalim, işgalci bir ülke olarak ele alınırken Irak 414 Ömer Korkmaz, 1 Mart Sivil Kuvvetler Zaferi, Milli Gazete, 7 Mart,

207 bunun karşı tarafında yer alan mazlum, işgal edilmek istenen, BM kararlarına uymaya çalışan bir ülke olarak ele alınmıştır. Kuzey Irak Türkiye için potansiyel bir tehlike olurken burada zaman zaman gerçekleşen olaylar ABD ve İsrail provokasyonu şeklinde değerlendirilmektedir. a. Aktör Tanımı Haber Aktörleri M. Basın Haber Aktörleri M. Basın ABD/Bush 24 Meclis Başkanı 2 AKP 2 Başbakan 1 MGK/Genelkurmay Bşk. 2 CHP/Deniz Baykal 2 Recep Tayip Erdoğan 4 Barış yanlıları 13 Hükümet 7 Meclis 4 Tezkere 6 BM 5 Irak/Saddam 14 İsrail 3 Kürtler/Barzani 7 Diğer 10 İngiltere 3 Muhafazakâr basın tezkere sürecinde tamamıyla tezkere karşıtı bir politika izlemiş ve Türkiye nin ulusal çıkarları konusunda izlemiş olduğu politikaya uygun olarak haber aktörlerine yer vermiştir. Muhafazakâr basının bu süreçteki politikası liberal basının aksine ABD ve Tezkere karşıtı bir politika olduğu için ABD ve Başkanı George Bush negatif olarak en sık yer alan haber aktörleri olmuştur. Liberal basında ABD ve müttefikleri olumlanırken, Kuzey Irak ve Kürtler olumsuzlanmaktadır. Muhafazakâr basında ise haber ve yorumlarda daha çok ABD nin ve Bush un Ortadoğu hakkındaki gizli amaçlarından bahsedilmiştir. Bunun karşısında ise Irak ve Saddam Hüseyin en sık vurgu alan ikinci haber aktörü olmuştur. Haber ve yorumlarda Irak ın kimyasal silah sahibi olmadığı ve Saddam Hüseyin in de 199

208 Birleşmiş Milletler (BM) ile çalışma isteğine ağırlıklı olarak yer verilmiştir. Liberal basında barış eylemlerine çok az yer verilirken ve yer verilen barış eylemleri de negatif bir yaklaşım sergilenirken muhafazakâr basın politikasına uygun olarak barış eylemlerini pozitif ifadelerle ön plana çıkararak haber yapmıştır. Bu süreçte BM nin ABD ye savaş izni vermemesi de olumlu çerçevelerle sunulmuştur. Liberal basında tezkere yanlısı resmi açıklamalar ön plana çıkarılarak olumlanırken buna karşılık muhafazakâr basında Tezkere yanlısı resmi açıklamalar negatif ifadelerle ele alınmış ve bu tür açıklamalar eleştiri konusu olmuştur. Buna karşılık tezkere karşıtı açıklamalar olumlu çerçevelerle sunulmuştur. Bu dönemde Kuzey Irak gelişmelere göre ele alınmış, buradaki gelişmeler daha çok güvenlik boyutu üzerinden değerlendirilmiştir. Liberal basında ise Kuzey Irak Türkiye nin güvenliğine yönelmiş bir tehlike olarak ele alındığı için mutlaka müdahale edilmesi gereken bir yer olarak ele alınmıştır. b. Kanıtlarla İspatlamak Muhafazakâr basın da liberal basın gibi haber ve yorumlarında öne sürdüğü savları desteklemek ve hedef kitlesi üzerinde etkide bulunmak amacıyla uzman kişi ve kuruluşların görüşleri, kanı birliği, kanıtsallık, açıklama, sayı oyunu ve mantıklı olma üzerinden haklılığını kanıtlamaya çalışmıştır. İsrailli Muhalif Yazarın Görüşleri Muhafazakâr basında tezkere sürecinde tezkerenin mecliste onaylanmaması ve Türkiye nin topraklarını ABD askerlerine açmamasının Türkiye nin ulusal 200

209 çıkarlarına en uygun tercih olacağı üzerinde durulmaktadır. Liberal basında daha çok ekonomi çevrelerinden uzman kişi ve kuruluşlara başvurmuş, akademisyen ve politikacılara daha az yer vermektedir. Muhafazakâr basında ise ağırlıklı olarak siyasetçi ve araştırmacı yazarlara başvurulmuş, ekonomi uzmanlarına daha az yer verilmiştir. Bu konuda çeşitli kesimlerden otorite olarak kabul edilen kişi ve kurumlara başvurulmuş, tezkerenin kabul edilmemesi üzerine ise Türkiye nin ulusal çıkarlarının korunduğu yönünde görüş bildiren kişilere yer verilmiştir. İsrailli yazar Ury Awnery yeniçağın başlangıcı olan bu devirde milyonlarca insanın petrol için öldürüleceğini belirtti. ABD nin amacı ne terörizm ne kitle imha silahlarını yok etmek ne de Irak a demokrasi getirmektir. 415 Araştırmacı yazar Aytunç Altındal da Türkiye işgal edilmiş durumda. Daha da vahimi Türkiye bir anda kendini çatışma ortamında bulabilir. Anayasa Hukuku Profesörü ve SP Kahramanmaraş eski milletvekili Prof. Dr. Mustafa Kamalak ise Şu an BM kararı olmadan hükümet tezkereyi meclise göndermekle suç işliyor şeklinde konuştu. 416 SP Genel Başkanı Kutan, Irak savaşının gerekçesini, Irak petrolünün ele geçirilmesi, İsrail in güvenliğinin sağlanması ve İsrail in genişleme politikasına karşı çıkan güçlerin ortadan kaldırılması olduğunu belirtti. 417 İş dünyası: karar Türkiye ye yakıştı Yeni Şafak, Petrole Milyonlarca Kurban, 25 Şubat, Milli Gazete, 26 Şubat, Yeni Şafak, 27 Şubat, Yeni Şafak, 3 Mart,

210 Zalimler Cezasız Kalmaz Muhafazakâr basında Türkiye nin ve bölgenin çıkarlarının herhangi bir savaşın yaşanmamasını gerektirdiği ifade edilmektedir. Liberal basında ülkenin birliğine vurgu yapılmakta ve Kuzey Irak ın Türkiye ye yönelik güvenlik tehditleri üzerinden bir kanı birliği oluşturulmaya çalışılmakta iken, muhafazakâr basında Irak ın işgaline ve savaşa karşı bir kanı birliği oluşturulmaya çalışılmıştır. Zalimler cezasız kalmaz. Türkiye halkı yakın tarihte hiçbir konuda bu kadar birlik olmamıştı. Halkımız, devletimizin ABD yi desteklemesini istemiyor. Halkımız hiçbir haklı sebep ve gerekçe olmadan komşumuz ve din kardeşimiz Irak a saldırılmasını istemiyor. Halkımız İsrail in güvenliği için büyük sayıda sivilin, çocuğun, Müslüman ın, nâ-hak yere öldürülmesini istemiyor. Evet, Türkiye halkının % 95 i savaş istemiyor. Amerika ya destek verilmesini istemiyor. İnsanların gazabından kurtulmak belki mümkündür. Ama Allah ın gazabından ve azabından kurtulmak mümkün değildir. 419 Uluslararası meşruiyet. Ben, BM ve Güvenlik Konseyinin karar alması, veto etmesi veya etmemesinin bu kuruluşa üye olan devletlerce bir meşruiyet dayanağı sayıldığını biliyorum. Ancak bir Müslüman olarak bu kararların bazen güçlü (veto hakkı) bulunan ülkelerin çıkarlarına hizmet ettiği İslam ın da bir meşruiyet ölçütü olarak kaale alınmadığını bildiğim için evrensel ve/veya İslamî meşruiyet in şartlarını taşımadığına, ortada göreceli bir meşruiyetin bulunduğuna inanıyorum. 420 Milletimiz karşı, bakanlar huzursuz, 419 Mehmet Şevket Eygi, Milli Gazete, 28 Şubat, Hayrettin Karaman, Yeni Şafak, 28 Şubat,

211 vekiller şaşkın, ama süreç işliyor, hem ağlıyor, hem gidiyor. 421 Hayırda hayır vardır, katliama ortak olmayın çağrısında bulunan kamuoyu bugün mecliste oylanacak asker tezkeresine milletvekillerinin hayır oyu vermesini istiyor. Milletimiz bu kirli savaşta yer almak istemiyor. 422 Ahlaki Meşruiyet ile Mantık Tezkere sürecinde muhafazakâr basın ahlaki meşruiyet ile mantık arasında dengenin sağlanmasını savunarak, Türkiye nin bu savaştaki çıkarlarının savaşa girmemesini ve tezkereyi kabul etmemesini gerekli kıldığını ifade etmektedir. Liberal basında ise bu görüşün tam tersi bir görüş savunulmuştur. Liberal basın tamamıyla realist paradigma çerçevesinde konuyu ele alarak ahlaki gerekçelerin ulusal çıkarların önüne geçmemesi gerektiğini savunmuştur. Kuzey Irak ve Kürtler konusunu değerlendirirken lütfen başka yaralar açılmasına zemin hazırlamayalım. Sözlerimize dikkat edelim. Kuzey Irak Kürtleri ne yönelik eleştirilerin ırkî değerlendirmeler haline gelmesine ve paralellikler kurulup Türkiye deki kardeşlerimizin rencide edilmesine yol açmayalım. 423 Kuzey Irak tuzağı. Açık söylemek gerekir ki, Kuzey Irak meselesine kilitlenmiş savaş ya da çıkar tartışması her anlamda beyhudedir. Hatta gayrı meşrudur. Bir kere Türkiye nin ABD nin niyetleri dikkate alındığında Kuzey Irak ta bir Kürt biriminin oluşmasını engellemesi çok zordur ve buna yetecek araçları yoktur. Öte yandan Türkiye nin kendi sınırları dışında bir ülke ya da bölgede bir etnik grup merkezli bir siyasi 421 Milli Gazete, 26 Şubat, Milli Gazete, 1 Mart, Ahmet Taşgetiren, Yeni Şafak, 1 Mart,

212 merkez oluşumuna itiraz etmesi ve buna askeri yollarla müdahaleye kalkışması uluslararası sahada ve mevcut güçler dengesinde siyasi ve ahlâkî hiçbir meşruiyet unsuru barındırmamaktadır. Böyle bir durum Türkiye yi iyice zora ve yalnızlığa iter. En nihayet en önemli unsur resmi politikaların mutlaklaştırma sürecinin vardığı akıl dışı noktadır. Kuzey Irak meselesi ülkenin savaşa destek vermesinin ahlâktan ve faydadan en uzak noktasıdır. 424 Iraklı İnsanların Her Gün Ölmesi Liberal basın Wall Street Journal ve Washington Post un sahipliğinde haberi doğrularken ve tezkerenin reddi durumunda, Türkiye nin karşılaşacağı muhtemel olumsuzlukları öne çıkarırken, muhafazakâr basın Irak ta ambargo dolayısıyla yaşanan sıkıntıları, acıları anlatarak, savaşın öne sürülen gerekçelerinin asılsız olduğunu kanıtlamaya çalışmıştır. Bu amaçla Irak ı yakından gören insanlara ve uluslararası denetçilerin görüşlerine başvurmayı bir kanıtsallık aracı olarak görmüştür. Iraklı her gün ölüyor. Irak a canlı kalkan olarak giden Fatma Ünsal Irak halkının 1991 yılından bu yana uygulanan ambargo nedeniyle her gün ölümle iç içe yaşadığını söyledi. 425 Bush tan kirli oyun. ABD, BM den Irak a savaş kararı çıkartmak için kirli oyunlara başvuruyor. The Observer gazetesi ABD nin birçok ülkenin diplomatlarına ait ev ve ofis telefonları, e-postalarını takibe aldığını belirtti. 426 Denetçiler ABD nin kanıtlarını bulamadı. Silah denetçilerinin dünkü 424 Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak, 7 Mart, Yeni Şafak, 27 Şubat, Yeni Şafak, 3 Mart,

213 brifinginde Baradey Irak ta nükleer silah bulunmadığını, ABD nin sunduğu kanıtların sahte olduğunu söyledi. Blix ise Irak ın işbirliği yaptığını belirterek zaman istedi Milyon 750 Bin Kişi Savaşı İstemiyor Liberal basında sayı oyunlarına başvurulurken daha çok askeri konulardaki kapasitelere vurgu ön planda iken, Muhafazakâr basın sayı oyunlarına güvenirliğini arttırmak ve hedef kitlesini ikna etmek için daha çok savaş karşıtlarının oranı, savaşa verilen desteğin azlığını kanıtlamak amacıyla başvurmuştur. 65 milyonda 61 milyon 750 bin kişi bu savaşı istemiyor. 428 Dünya hayır diyor, Irak a saldırı için hazırlıklarını hızla sürdüren ABD ye dünyada on kadar ülkenin dışında kimse destek vermiyor. ABD hiçbir askeri harekatta bu kadar yalnız kalmamıştı. İslam dünyası ve Arap birliğinin yanı sıra 146 üyeli Bağlantısızlar Hareketi de Irak a saldırıya karşı. 429 ABD ye destek veren kaybediyor. ABD nin Irak savaşına destek veren İngiltere ve Japonya da iktidarlar zorda. İngiltere de yapılan anketlerde halkın % 70 i Blair e destek vermezken, Japonya halkının % 80 inden fazlası savaşa hayır diyor. 430 Halkın % 94 ü bölgede bir savaşa karşı. Türkiye nin savaşa taraf olmasını istemeyenlerin oranı daha da fazla Yeni Şafak, 8 Mart, Mehmet Şeker, Tezkere Geçerse Derhal Seçim Gerekir, Yeni Şafak, 27 Şubat, Yeni Şafak, 1 Mart, Yeni Şafak, 4 Mart, Fehmi Koru, Yazık ki Çok Yazık, Yeni Şafak, 27 Şubat,

214 Kışkırtıcı Demografik Yapı Muhafazakâr basında tezkere karşıtı görüşün özelliği savaşın olası sebeplerinin açıklanmasıdır. Liberal basında savaşın olası sebepleri açıklanırken bu savaşın kaçınılmaz olduğu, her halükarda bu savaşın yaşanacağı, Türkiye nin bu savaşın dışında kalamayacağı ifade edilmekteyken, muhafazakâr basında Türkiye nin demografik yapısı nedeniyle böyle bir savaştan etkileneceği, ancak bu savaşın da çirkin bir savaş olduğu açıklanmaya çalışılmıştır. Bu amaçla Muhafazakâr basın savaşın olası sebeplerine sık sık yer vermiştir. Savaş anlamsız, haksız ve çirkin. SP Eskişehir İl Başkanı Abdullah Gedik bu savaş için ne Saddam ın rejiminin ne de kitle imha silahlarının gerekçe olamayacağını, asıl sebebin Irak petrollerinin ele geçirilmesi, İsrail in güvenliğinin sağlanması ve İsrail in genişletilmesi politikası olduğunu, bu nedenle savaşın anlamsız, haksız ve çirkin olduğunu söyledi milyon Kürt nüfusu barındıran bir ülkenin sınırında üreyen ve en fazla 4 milyon civarında Kürt nüfus barındıran bir otonom ya da federal Kürt devletinden endişe duyması lazımdır. Arada hiçbir politik sorun olmasa bile, bu demografik yapı yeterince kışkırtıcıdır. 433 c. Karşılaştırma Çirkin Savaş Tarihsel olaylarla karşılaştırmalar yapılarak Türkiye nin tezkereyi kabul etmesi durumunda karşılaşacağı muhtemel sonuçların neler olabileceği ifade edilmiştir. Muhafazakâr basın, liberal basın gibi görüşlerini yaygınlaştırırken sıklıkla karşılaştırmalara başvurmaktadır. Tarihi karşılaştırmalara rastlandığı gibi ABD ile 432 Milli Gazete, 28 Şubat, Mustafa Karaalioğlu, Yeni Şafak, 25 Şubat,

215 Irak veya Ortadoğu ile diğer devletler arasında yapılan karşılaştırmalara da dilsel ifadelerde rastlanmaktadır. Tarihsel olaylarla karşılaştırmalar yapılarak Türkiye nin bu savaşın dışında kalması gerektiği, bu savaşın çirkin bir savaş olduğu, Türkiye nin ulusal çıkarlarının ABD nin bu savaşına destek vermemekte olduğu ileri sürülmüştür. Liberal basında ise yapılan karşılaştırmalar Türkiye nin bu savaşın dışında kalması durumunda bölgesel bir güç olamayacağı, güvenliğinin tehlikeye düşeceği şeklinde yapılmıştır. Çekiç Güç de 6 ay için gelmişti yılında Türkiye de konuşlandırılmasına izin verilen 1862 kişilik Çekiç Güç kısa bir süre için Kuzey Irak ın kontrolünde görevlendirilmişti de İncirlik üssüne yerleşen ABD askerlerinin en kısa sürede Türkiye den ayrılacağı taahhüt edilmişti. Çekiç Güç aradan geçen 12 seneye rağmen hala Türkiye den ayrılmadı. Uzmanlar 62 bin kişilik ABD gücünün ise uzun süre Türkiye de kalacağını ileri sürüyor. 434 Savaşın da bir ahlâkı var olmalı. Bu ahlâksızlarda savaş ahlâkı ne gezer. Bunlar savaş bahanesiyle kadınlara tecavüz eder, çocukları da katlederler. Merhamet için Müslüman olmak lazım. İslam ordusu savaş için saldırıya geçmek üzere hazırlıklarını yapan küffara karşı yola çıkarken Hz. Ebubekir (r.a.) devlet başkanı olarak ordusuna şu emirleri vermişti: 1.Kiliselerde bekleyen din adamlarına dokunmayın. 2.Çocuklara kesinlikle bir şey yapmayın, öldürmeyin. 3.Kadınlara dokunmayın, iffetlerine zarar vermeyin. 4.İhtiyarlara dokunmayın. 5.Meyve veren ağaçları kesmeyin. 6.Yaralı düşmanları öldürmeyin. 7.Esirleri asla katletmeyin. Kendilerini güçlü sanan günümüz sadistlerine bunu nasıl anlatabiliriz ki! 435 Şimdi ne olacak! 20.yüzyılın başlarında 434 Yeni Şafak, 1 Mart, Mevlüt Özcan, Milli Gazete, 27 Şubat,

216 Anadolu yu işgal eden emperyalist güçlere ve mandacılığı savunan Amerikan hayranlarına direnen Atatürk, Kurtuluş Savaşını başardı. Türk halkı ve onun gerçek temsilcisi olan ilk TBMM nin bu inanılmaz zaferi tüm mazlum halklar için bir esin ve güç kaynağı olmuştu. Türk halkı bu zaferi kolay elde etmemişti ve bedelini çok ağır ödemişti. Ama yine de onurlu ve mutlu idi. Türk halkı bir kez daha tarih yazmıştır ve bedelini de ödemeye hazırdır Yıl Sonra Aynı Tuzak Muhafazakâr basında tezkereyle Türkiye nin ulusal çıkarlarına zarar verildiği iddia edilmiş, geçmiş dönemlerde yaşanan olaylarla buna dikkat çekilmeye çalışılmıştır. Muhafazakâr basında tarihteki benzer olaylarda yaşanan gelişmeler, olaylar örnek gösterilerek, verilecek kararın önemine dikkat çekilmektedir. 89 yıl sonra aynı tuzak ABD nin İskenderun daki silahlarını Mardin e nakletmesi, Enver Paşanın Alman gemilerine izin vererek Osmanlı yı I. Dünya Savaşına sokmasını hatırlatıyor. 437 ABD nin sorumluluğuna güveniyordum. Aldanmışım demektir. Kıbrıs a müdahale etmek istediğinde kendisini durduran Johnson mektubu üzerine söyledikleridir bunlar İnönü nün Hüsnü Mahalli, Yeni Şafak, 5 Mart, Yeni Şafak, 8 Mart, Afet Ilgaz, Milli Gazete, 27 Şubat,

217 Conilerin Suç Dosyası Kabarık Muhafazakâr basında somut örnekler verilerek, Türkiye nin tezkereyi kabul etmesi durumunda nasıl bir tehlike ile karşı karşıya kalacağı örneklerle açıklanmaya çalışılmıştır. Çekiç Güç 3 aylığına oluşturuldu. 12 yıldır Türkiye de. On binlerce ABD askeri 6 aylığına Türkiye ye geliyor, yıllarca kalacak. ABD hiçbir ülkeden askerlerini çekmedi, çekmiyor. Pakistan, Güney Kore ve Suudi Arabistan a bakın, ABD askerlerini gönderemiyorlar. Basra Körfezi, Hint Okyanusu, Kızıl Deniz kuşatıldı. Sadece Türkiye de ABD askeri yoktu. Geliyorlar. Ortadoğu da topyekün savaş savaşı için geliyorlar. Büyük İsrail için savaşmaya geliyorlar. 439 Conilerin suç dosyası kabarık. Sadece Okinava daki 25 bin Amerikan askeri 5 bin suçtan sorumlu tutuldu. Suçlarının başında tecavüz ve cinsel taciz bulunuyor. 440 d. Kurbanlaştırma Mazlum Iraklı Müslümanlar Muhafazakâr basın savaşın haksızlığını ve Türkiye nin bu haksız savaşta yer almamasını savunmuştur Muhafazakâr basında zalim-mazlum, haklı-haksız ayrımına gidilerek mazlumun her gün ölen Müslüman Iraklılar olduğu, buna karşılık zalimin ise ABD ve Müttefikleri olduğu dramatikleştirme ve insancıllık temaları kullanılarak ifade edilmektedir. Böylelikle desteklenen sav haklılaştırılmaktadır. Liberal basında kurbanlaştırmalara gidilmemiştir. 439 İbrahim Karagül, Yeni Şafak, 1 Mart, Milli Gazete, 27 Şubat,

218 Kalbinizde Masumlara Yer Var Mı? Muhafazakâr basında ABD nin Irak a yönelik saldırgan tutumu dramatikleştirme ve insancıllık temaları kullanılarak eleştirilmektedir. Irak ta milyonlarca masumun kanını dökmeye hazırlanan ABD de saldırı gerekçesi olarak yalan üstüne yalan açıklamalar geliyor. 441 Yapılacak yeni bir savaşta bu saldırının faturasını kadınlar ve çocuklar ödeyecekler. Acı ve ıstırapların yumağı hep kadın ve çocuklar olmaktadır. Zalimlerin tabiatında hep ezmek, tepelemek ve öldürmek vardır. Vampirlik şuur altlarına yerleşmiştir. 442 Kalbinizde masumlara yer var mı? Yazık oluyor bu ülkeye, yazık oluyor umutlarımıza. Oysa siz başkaydınız, küresel Nazilerin değil, mazlumların yanında yer alacaktınız. Nedense kalbinizin değil, devletinizin âl-i menfaatleri nin sesini dinleyerek ABD yapımı bir tecavüzün sözcülüğüne soyunmak üzeresiniz. 443 Amerika katliam yapacak. Körfez savaşında attıkları bombanın iki katını bir günde atacaklar. 444 Meğer biz de en az Amerika ve İsrail kadar şahinmişiz. Eğer yetki tezkeresi onaylanırsa, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en uzun ve kanlı askeri harekâtına sürüklenmiş olacak. 445 e. Ötekileştirme Muhafazakâr basında Olumlu Kendini Sunma, Olumsuz ötekini sunma gibi ikna teknikleri kullanılarak biz olumlanırken ötekileştirilen onlar olumsuz bir dille ifade edilerek savunulan görüşün haklılığı ortaya konmaya çalışılmaktadır. Burada 441 Milli Gazete, 28 Şubat, Mevlüt Özcan, Milli Gazete, 27 Şubat, Mehmet Ocaktan, Yeni Şafak, 28 Şubat, Milli Gazete, 25 Şubat, İbrahim Karagül, Yeni Şafak, 26 Şubat,

219 biz konumunda kimi zaman Müslümanlar, kimi zaman Türkiye olurken öteki konumuna ise özellikle Kuzey Iraklı Kürt gruplar ve ABD yerleştirilmektedir. Liberal basında ise biz ile Türk ulusu, öteki ile de Kuzey Iraklı Kürtler kastedilmektedir. Şer Güçler Muhafazakâr basında öteki olarak kabul edilen ABD ve Kuzey Iraklı Kürt liderler olumsuz bir çerçevede ele alınmıştır. Liberal basın ile muhafazakâr basın burada Kuzey Irak üzerinde ötekileştirmede birleşmektedir. Ancak muhafazakâr basın ABD yi de ötekileştirirken, liberal basın ABD yi müttefik olarak kabul etmektedir. Türkiye her tarafı ateşe veren, kafası estiği zaman istediği ülkeye müdahale eden bu şer gücü kendine komşu edinmekle en büyük kötülüğü kendisine etmiş oluyor. 446 Kuzey Irak taki Türkiye karşıtı kışkırtma sürüyor. Barzani ve adamlarının uluslararası arenaya yansıttıkları mezar olur söylemi lise çağındaki gençlere bayrak yakma olarak yansımış oluyor. Bunlar tarih planında büyük cürümler. Gelin görün ki Kuzey Irak taki siyasi liderlik, bir süredir aklı havalarda dolaşıyor. Neden? Görünen o ki, burada 12 yıldır çalışan Amerikan ın cüretlendirmesi var. Amerika, I. Cihan Harbi yıllarının Arapları Türklere karşı kışkırtmaya yönelen İngiliz misyonunda görülüyor. Acaba Körfez harekâtından bu yana Kuzey Irak ta NGO faaliyetleri çerçevesinde kaç Arabistanlı Lawrence cirit atıyor? 447 ABD nin istekleri doğrultusunda tahriklerini sürdüren IKDP, ABD askerleri olmadan kontrolleri altındaki bölgeye giren Türk birlikleriyle 446 Ömer Korkmaz, Milli Gazete, 28 Şubat, Ahmet Taşgetiren, Yeni Şafak, 4 Mart,

220 savaşacaklarını açıkladılar. Kuzey Iraklı Kürt gruplar, Türkiye yi tahrik etmeyi sürdürüyor. Tüm bu provokatif eylemlerin arkasında ABD nin olduğu tüm çevrelerce ifade ediliyor. 448 Cömert Türkler Muhafazakâr basın ve liberal basının kendini olumlu sunma stratejisinde örnek gösterdikleri olaylarda da bir benzerlik göze çarpmaktadır. Hem muhafazakâr basın hem de liberal basın Türkiye nin Kuzey Irak ile ilişkilerine göndermelerde bulunarak Türkiye nin yardımseverliğini ve iyi niyetini ortaya koymaya çalışmışlardır. Buna karşılık Türkiye nin iyi niyetinin karşılığını alamadığını vurgulamışlardır. Ayrıca muhafazakâr basında bu tür olumsal kendini-sunma tezkere sonrasında alınan kararı desteklemek amacıyla da kullanılmıştır. Zaman zaman Talabani ye zaman zaman da Barzani ye yardım eden Türkler PKK dan dolayı Kuzey Irak taki denklemlerin bir parçası durumuna geldi. Türkiye olmadan bugün ne Talabani ne de Barzani şu andaki zenginliklerine sahip olamayacaklardı. Barzani ve Talabani bugün yaşıyorlarsa, bunu Türkiye ye borçludurlar! Her zaman Türkiye de izzet ve ikram gören bu ikili akıllarını bir an önce başlarına toplayarak ABD lilerin (bazen de İran ın) oyununa gelmemelidir. Amerika bugün var ama yarın olmayacaktır. Yine eninde sonunda Türkiye ye muhtaç kalacaktır. 449 Türkiye Barzani yi iki kez ölümden kurtardı. Erbil de Türk bayrağı yakan IKDP lilerin lideri Barzani nin 1988 de Saddam Hüseyin den kaçarak Türkiye ye iltica etmek istediği ortaya çıktı. Barzani 1997 de de terör 448 Milli Gazete, 8 Mart, Hüsnü Mahalli, Şimdi Ne Olacak?, Yeni Şafak, 5 Mart,

221 örgütü PKK dan da kurtarıldı. 450 Tezkereyi reddetmekle ABD nin sinsi emellerini reddeden, İsrail yayılmacılığına karşı çıkan Ortadoğu nun kan gölüne dönmesini engelleyen inanç birlikteliğini akabete uğratmayıp inanç harcının nelere kadir olduğunu ortaya koyan AKP li vekilleri kutluyoruz. 451 Demokrasinin zaferi. Müthiş bir şey oldu ve ünlü tezkere TBMM de reddedildi. Bir yandan Türk siyasetinde ender görülen bir şekilde ve lider sultasının dillerden düşürülmediği bir ülkede bir siyasi partinin milletvekilleri partilerinin resmi söylemlerinin dışına çıkarak sıkı bir demokrasi örneği verdiler. 452 f. Dil Oyunlarına Başvurma Kirli Pazarlık-Amerikan Traşı-İktidarı Ateşle Oyunu Muhafazakar basında metafor, ironi v.b. çeşitli dil oyunlarına başvurularak karşı karşıya olunan olayın önemi ortaya konulmaya, görünür kılınmaya çalışılmıştır. BM de kıran kırana savaş. Kriz lobisi ofsaytta Piyasalar şoku az hasarla atlattı 453 AKP de ikna kuşatması. AKP yönetimi milletin karşı çıktığı asker tezkeresini meclisten çıkarmak için milletvekillerini ikna toplantılarıyla kuşatmaya aldı. 454 Amerika ya öfke çığ gibi. 455 İktidar ateşle oynuyor. 456 İktidara meclis tokadı TÜSİAD et derdinde 457 Kan üzerine kirli pazarlık. ABD savaş rüşveti 450 Yeni Şafak, 5 Mart, Ahmet F. Günler, Milli Gazete, 3 Şubat, Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak, 2 Mart, Yeni Şafak, 4 Mart, Milli Gazete, 25 Şubat, Milli Gazete, 26 Şubat, Milli Gazete, 28 Şubat, Milli Gazete, 1 Mart,

222 için milyar $ önerdi. 458 Barzani sanki Irak devlet başkanı. 459 ABD ye sakallı gidip Amerikan tıraşıyla döndüler. 460 C. SOL BASINDA IRAK İŞGALİ VE 1 MART TEZKERESİ Bu araştırmada sol basından Cumhuriyet gazetesinin 25 Şubat 25 Mart 2003 tarihleri arasındaki günlük sayıları incelenmiştir. Bu süre içerisinde konu ile ilgili olarak Cumhuriyet gazetesinde 119 haber ve 49 köşe yazısı incelenmiştir. Bu incelemede oluşturulan haberlerde Türkiye nin ulusal çıkarlarının betimlenmesi, ulusal çıkar öğelerinin haberlerde yer alış biçimi, köşe yazarlarının ulusal çıkarları tanımlama ve betimlemeleri, haber ve yorumların dilsel özellikleri kategorileri işlenmeye çalışılmıştır. 1. Haberlerde Türkiye nin Ulusal Çıkarlarının Betimlenmesi Sol basın ABD nin Irak ı işgali ve 1 Mart tezkeresi sürecinde Türkiye nin ulusal çıkarlarını ulusal güvenlik ve ekonomi üzerinden betimlemiştir. Cumhuriyet gazetesi ABD karşıtı bir politika izlemiş ve ABD askerlerinin Türkiye ye gelmeleri durumunda Türkiye nin işgal edilmiş olacağını öne sürmüştür. Basın Türkiye nin tezkereyi kabul etmemesini savunmuş buna karşılık Türkiye nin Kuzey Irak a asker göndermesini, orada Türkiye nin aleyhine gelişebilecek oluşumları engellemesi 458 Milli Gazete, 27 Şubat, Milli Gazete, 27 Şubat, Milli Gazete, 28 Şubat,

223 gerektiğini ileri sürmüştür. Türkiye nin ABD ile birlikte savaşa girmesi durumunda bir kaosa sürükleneceği, bataklığa saplanacağı ifade edilmiştir. Ulusal onuru bir yana bırakalım. Irak operasyonunda yardakçılık, destekçilik, Türkiye nin başına politik, ekonomik sorunlar açacak. Yoksulluk sınırında yaşayan insanlarımızı daha da zor duruma düşürecektir. 461 Tezkerenin TBMM de kabul edilmesi durumunda Türkiye nin limanlarını, hava alanlarını, demiryollarını hava sahası ve topraklarını ABD askerlerinin kullanımına açacağını, bu denli bir askeri gücü kendi topraklarında, kendi rızasıyla kabul eden Türkiye nin işgal edilmiş olacağı iddia edilmiştir. 462 Olası Irak savaşı, Haçlı Seferi görüntüsü altında aslında bir kapitalist, emperyalist saldırı olduğu birinci ve ikinci paylaşım savaşlarından da farklı olarak bir hâkimiyet mücadelesi olduğu şeklinde ele alınmıştır. Bu savaş, üçüncü dünya paylaşım savaşı olarak tanımlanmış ve bu paylaşım savaşının başat aktörünün ABD olduğu, ABD nin Türkiye savaşa girdi diye bölgesel ve evrensel planlarını değiştirmeyeceği vurgulanmıştır. Büyük devletlerin dostu düşmanının olmadığı, ancak çıkarları olduğu, konjonktürün gerektirdiği şekilde davrandığı ifade edilmiştir. Sol basın Kuzey Irak a asker gönderilmesini savunurken, ABD nin Türkiye üzerinden Irak a asker göndermesine karşı çıkmıştır. Asker göndermenin nedeni ise orada oluşacak olan bir Kürt devletinin önlenmesi, Kuzey Irak taki gelişmelerin kontrol altında tutulması olmuştur. Çünkü Irak ın kuzeyinde kurulacak bir Kürt devletinin komşu ülkelerde yaşayan Kürtler üzerinde etkide bulunacağı, Türkiye nin 461 Öztin Akgüç, Borçluyuz Boynumuz Eğik Mantığı, Cumhuriyet, 28 Şubat, Cumhuriyet, 1 Mart,

224 içinde bulunan Kürtlere yönelik çalışmaların olabileceği, bu yüzden Türkiye nin güvenliğinin ve toprak bütünlüğünün tehlikeye girebileceği öne sürülmüştür. Bu tür bir tehlikenin yaşanmaması için Türk askerinin mutlaka Kuzey Irak bölgesinde olası gelişmeleri denetim altında tutması gerektiği ifade edilmiştir. Türkiye nin yerinin Avrupa Birliği olduğu, bu yüzden Türkiye nin taraf olarak bu savaşa dâhil edilmesinin Türkiye nin Batı dünyasındaki itibarını zedeleyeceği, Avrupa Birliğinin iki önemli üyesinin bu savaşa karşı oldukları, Türkiye nin bu ülkelere rağmen ABD nin yanında savaşa girmesi durumunda Avrupa Birliği üyelik sürecinde zorluklarla karşılaşacağı şeklinde yorumlanmıştır. Orhan Erinç: İktidar AB ne girebilmek için Almanya ve Fransa ile iyi ilişkiler sürdürmenin yollarını arıyor. Oysa Almanya ve Fransa, ABD nin Irak a saldırmasına karşı. Peki Türkiye nerede olmalı? Doğal olarak AB ne girmek, bunun sonucunda da ABD saldırısı gerçekleşirse, elbette kendi güvenliği için gerekli her türlü önlemi almalı, bunu TBMM kararı ile de perçinlemeli. Alınacak hibe ve kredilerin geçici birer kaynak olduğunu unutmadan geleceği düşünme zamanıdır. 463 demek suretiyle Türkiye nin çıkarlarını ABD nin yapacağı bu savaşta yer almaması, ancak Kuzey Irak konusunda da gerekli güvenlik önlemlerini alması ve Avrupa Birliği ülkeleriyle aynı tutumu takınması gerektiği şeklinde ele almıştır. Tezkerenin mecliste kabul edilmemesi üzerine sol basın, bunu Türkiye nin ABD işgalinden kurtulduğu ancak Kuzey Irak ta oluşabilecek Kürt devleti tehlikesinin hala devam ettiği ve bunun önlenmesi gerektiğini ifade etmiştir. Bundan dolayı hükümetin tezkerenin birinci maddesini hemen meclise sevk etmesi ve bunun kabul edilmesini sağlaması gerektiği öne sürülmüştür. Hükümet yarın tezkerenin sadece birinci 463 Orhan Erinç, Tek Partili Koalisyon, Cumhuriyet, 27 Şubat,

225 maddesini yeniden meclise sunmalı ve oylatmalıdır. Yoksa gelecekte hesabını vermekte zorlanabilir. 464 Tezkerenin birinci maddesi Türkiye nin yurtdışına asker gönderme iznini içermektedir. Tezkerenin kabul edilmemesi ile Türkiye nin ulusal çıkarlarının korunduğu, Türkiye nin bir işgalden kurtarıldığı savunulmuştur. Türkiye nin çıkarının Kuzey Irak taki tehdide karşı askeri önlem almaya başlaması, ABD askerlerinin Türkiye ye kabulünün ise anayasanın öngördüğü uluslararası meşruiyet koşuluna bağlı olması gerektiği ifade edilmiştir. 2. Ulusal Çıkar Öğelerinin Haberlerde Yer Alış Biçimi Sol basında Irak işgali ve 1 Mart Tezkeresi hakkında haberlerin konusunu; barış eylemleri, hükümet ve ulusal güvenlik bağlamında Kuzey Irak ve ABD gibi konular ağırlıklı olarak oluşturmuştur. Bu süreçte haberlerde en çok üzerinde durulan konular Kuzey Irak ve hükümet olmuştur. Sol basında Kuzey Irak konusunda temkinli bir yaklaşım sergilenmiş, hükümete ise genellikle negatif yönde eleştirilerle yaklaşılmıştır. Savaş karşıtı eylemler ve gelişmeler ön plana çıkartılarak verilmiştir. Ekonominin çok kötü durumda olduğu, ABD nin yanında savaşa girilmesi gerektiği yönündeki görüşler eleştirilmiş, Türkiye nin ABD ile birlikte savaşa girmemesi, ekonomisini ABD ye ipotek etmemesi gerektiği üzerinde durulmuştur. a. Türkiye nin Bölünme Tehlikesi Haberlerde Kuzey Irak ele alınırken, Kuzey Irak ın olası bir savaşta hem önem kazanacağı hem de çatışmaların büyüdüğü bir alana dönüşeceği ifade edilmiştir. 464 Orhan Erinç, Barış Ama Şimdilik, Cumhuriyet, 2 Mart,

226 Özellikle IKDP yöneticilerinin bu dönemdeki açıklamaları ve bölgedeki ülkelerin yapısıyla eylemleri göz önüne alındığında Türkiye nin savaşa girmesi durumunda bir kaosa sürükleneceği, bataklığa saplanacağının altı çizilmiştir. Kuzey Irak taki Kürt grupların yaptıkları toplantılarda Türk askerini istemedikleri, Türk askerinin Kuzey Irak a girmesi durumunda kendileriyle savaşacaklarına dair açıklamalara yer verilmiştir. Kuzey Irak konusundaki haberler yaşanan gelişmelere göre basında yer alırken, bu konudaki resmi çevrelerden gelen görüşlere de yer verilmiştir. Türkmen cephesi temsilcisi Orhan Ketene nin ABD de bir strateji kuruluşunda yaptığı konuşmaya yer verilmiştir. Ketene nin konuşmasında Kürt devletinin kurulmaması için Türkiye nin müdahale etmesini istediği, Türkiye nin Kuzey Irak a girmemesi durumunda Kürt devletinin kurulacağını, o zaman da Türkiye nin Güneydoğu sunun gitmesinin 15 yıl sürmeyeceği görüşüne yer verilmiş ve bu Güneydoğu 15 yılda gider 465 haber başlığıyla sunulmuştur. Kuzey Irak ta özellikle Türkiye karşıtı gösteriler ve açıklamalar kaygı verici olarak nitelendirilmekte, Celal Talabani ve Mesut Barzani nin Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) nin Kuzey Irak ı denetim altına alacağından kaygı duyduklarını, bu yüzden bölgedeki halkı Türkiye ye karşı kışkırttıkları iddia edilmiştir. Özellikle Türkiye nin bölgeye gelmesine karşı yapılan gösterilere ve açıklamalara yer verilmekte, Türkiye nin Kuzey Irak a girmesi durumunda bölgede Kürt grupların tepkisiyle karşılaşacağının altı çizilmekte ve Türkiye bu konuda uyarılmaktadır. Tezkerenin mecliste kabul edilmemesi üzerine, Türkiye nin Kuzey Irakla ilgili endişeleri resmi ağızdan verilmeye başlanmıştır. Basında özellikle ABD yönetiminin, meclis kararının ardından Türkiye yi Irak ın geleceğinde söz sahibi olmasında dışlaması ve Kürt gruplarının taleplerini daha 465 Cumhuriyet, 26 Şubat,

227 güçlü desteklemesi olasılığı üzerinde durulmuştur. Amerika dan Türkiye ye Kuzey Irak a girmemesi yönünde uyarıların geldiği, bu yüzden Ankara nın Kuzey Irak konusunda sıkıntıya girdiği belirtilmekte ve bu durumun Kürt grupları cesaretlendirdiğinin altı çizilmektedir. b. Hükümetin Eleştirilmesi İkinci konu olarak hükümete yönelik eleştiriler söz konusu olmuştur. Hükümetin kararsız, beceriksiz, deneyimsiz olduğu tezkere konusunda uluslararası meşruiyete bakmadan Amerika ya Türkiye nin kapılarını açtığı ve Türkiye nin işgal altına girdiği üzerinde durulmuştur. Hükümet, barış yanlısı hareketin giderek güçlendiği bir ortamda bu kararı alarak küresel tutumlara da ters düştüğü, özellikle BM kararı olmadan tezkereyi meclise sevk ettiği için eleştirilmiştir. Konu ile ilgili olarak AKP Hükümeti Mutabakatı ve BM yi Beklemedi Topraklar ABD ye Açılıyor İktidarın Sıkıntılı Oylaması gibi haber başlıkları kullanılmıştır. Hükümetin tezkereyi göndermekte acele ettiği, uluslararası meşruiyeti beklemediği için kendi içerisinde çatlakların oluştuğu iddia edilmiştir. Hükümetin meclise sevk edilen tezkerede meşruiyet ve yasallık ilkesinin dayanağını gösteremediği, kitlesel göç, etnik, din ve mezhepsel bölünme tehdidi gerekçesine sığındığı ifade edilmekte ve tezkerenin TBMM de kabul edilmesi durumunda Türkiye nin limanlarını, hava alanlarını, demiryollarını hava sahası ve topraklarını ABD askerlerinin kullanımına açacağını, bu denli bir askeri gücü kendi topraklarında, kendi rızasıyla kabul eden Türkiye nin işgal edilmiş olacağı öne sürülmüştür. ABD nin Türkiye nin en hassas, stratejik ve önemli bölgelerinde konuşlandırılmaya hazırlandığı iddia edilmekte ve 219

228 Dış İşleri Eski Bakanı Şükrü Sina Gürel in Bu, aslında egemenlik haklarımızın çiğnenmesi ve ülkenin işgal edilmesidir sözlerine yer verilmektedir. 466 Yabancı asker bulundurma tezkeresi TBMM den çıkar çıkmaz Türkiye topraklarının en stratejik alanlarında ABD askerlerinin konuşlandırılmasının önü açılacak, Irak- Yumurtalık ve Bakü-Ceyhan petrol boru hatlarıyla Bağdat demiryolu da bu bölgeler arasında 467 denilerek Türkiye nin işgal altında olduğu ifade edilmektedir. c. Savaş Karşıtlığı Barış eylemleri, sol basında ön plana çıkan haberlerden bir diğeri olmuştur. Özellikle sivil toplum kuruluşları (STK) nın, Greenpeace in, çeşitli meslek gruplarının, sanatçıların, çeşitli toplum kesimlerinin savaş karşıtı eylemleri ve açıklamalarına yer verilmiştir. Dünyada savaş karşıtı yapılan toplantılar, eylemler ve açıklamalara da haberlerde yer verilmekte, savaşlarda askerlerden çok; masum insanların özellikle çocukların öldüğü vurgulanmakta ve son on yılda 2 milyonun üzerinde çocuğun savaşlarda yaşamını yitirdiği üzerinde durulmaktadır. Tezkerenin mecliste görüşüleceği gün olan 1 Mart 2003 te Cumhuriyet gazetesi manşetine o gün Ankara-Sıhhiye meydanında yapılan savaşa hayır mitingi ni almış ve bunu Barış Buluşması şeklinde manşetten vermiştir. Haberin devamında ise suça ortak olmayacağız, Türkiye de barış yanlıları savaşa sessiz kalarak ortak olmamak için Iraklı çocukların gözlerinden utanmadan ve korkmadan bakabilmek için savaşı durdurmak için 1 Martta oradayız sloganıyla bugün Ankara da buluşacak denilmiştir. Basın, savaşa karşı duruşunu yapılan çeşitli anketlerle desteklemeye 466 Cumhuriyet, 1 Mart, Cumhuriyet, 1 Mart,

229 çalışmıştır. Sonar Araştırma Şirketinin yaptığı bir kamuoyu araştırmasını haber olarak yayınlanmakta, bu araştırmanın sonucuna göre: Yurttaşların % 83 ü ülkede ABD askeri istememekte, % sinin Türkiye nin Irak savaşından zararlı çıkacaklarını düşünmekte, % 88 ise TSK nin sadece sınırlarımızı koruması gerektiğini ifade etmektedir. 468 ABD nin silah zoruyla demokrasi getirmeye çalışmasının akıl ve mantık işi olmadığı, masum Iraklıların Saddam dan çok korktukları ancak yine de yaşadıkları, ABD nin bu insanları sırf bu korkularından dolayı öldürmek istediği; silahla, bombayla demokrasinin olamayacağı savunulmaktadır. Tezkerenin mecliste oylanmasından sonraki gün Cumhuriyet gazetesi Barış Kazandı manşetini kullanarak savaş karşıtı tutumunu ve alınan karardan memnuniyetini ortaya koymuştur. TBMM nin savaş tezkeresini kabul etmediği oturum, tarihi oturum olarak nitelendirilmiş ve TBMM den Barışa Vize 469 haber başlığı kullanılmıştır. Başkentte Büyük Barış Şöleni 470 Savaş Karşıtı Plâtform Amacına Ulaştı 471 Mecliste Barış Teşekkülü 472 tezkere sonrasında gazetenin kullandığı haber başlıkları olmuştur. Onurlu Bir Karar 473 haberiyle yaşanan olayın siyasal çıkarlar ve iktidar kavgaları açısından değil de, insanlık ve halk adına tartıldığında verilen kararın Türkiye ye onur kazandırdığı, Türkiye nin barışı yeğlemek ve savaşı reddetmekle var oluşunun bilincini kanıtladığı belirtilmiş ve Atatürk ün yurtta sulh, cihanda sulh! dediğine vurgu yapılarak meclisin aldığı 468 Cumhuriyet, 1 Mart, Cumhuriyet, 2 Mart, Cumhuriyet, 2 Mart, Cumhuriyet, 3 Mart, Cumhuriyet, 4 Mart, Cumhuriyet, 2 Mart,

230 kararın ne kadar yerinde olduğu bu yolda karar vermesini bilen meclisin tarihimize olumlu ve onurlu bir sayfa eklediği vurgulanmıştır. 8 Mart Kadınlar Günü nde Çocuklar Öldürülmesin manşetiyle verilen haberde 8 Mart Kadınlar Günü nün bu yılki sloganının savaşa karşı mücadele olduğu haberde vurgulanmaktadır Sol Basında Köşe Yazarlarının Ulusal Çıkarları Tanımlama ve Betimlemeleri a.amerikan İmparatorluğu ve Kuklaları Köşe yazarları Türkiye nin ulusal çıkarlarını ağırlıklı olarak ulusal güvenlik üzerinden değerlendirmişlerdir. Köşe yazarları ABD nin Irak a yönelik yapmayı planladığı savaşı bir saldırı savaşı olarak ele almışlar ve ABD nin yeni dünya düzenini kurmak için bu savaşı başlattığı yorumunu yapmışlardır. Bu, Bush yönetiminin bir imparatorluk kurma projesi olduğu, bu projenin devletler arası hukuki eşitlik prensibine dayanan uluslararası sistemi adım adım değiştirdiği, kurumlarını işlevsizleştirdiği, yerine kendi iradesine tam anlamıyla tabi bir sistem inşa ettiği şeklinde yorumlanmıştır. Yazarlar, Türkiye nin Kuzey Irak taki çıkarlarını ele alırken, Kuzey Irak taki Kürt grupları ABD yardakçısı, ABD kuklası, ABD mandasını isteyen, PKK yı destekleyen, ABD nin ezeli dostları olarak ele almışlardır. Bölgede BM denetiminde bir devlet altyapısının kurulduğu, Saddam ın devrilmesi durumunda Kuzey Irak ta Kürt devletinin yaşama geçirileceği, tüm bunların Türkiye üzerine 474 Cumhuriyet, 8 Mart,

231 oynanan senaryonun bir parçası olduğu iddia edilmiştir. Müttefik olarak görülen devletin Kürt grupları Türkiye ye karşı kullandığı yorumları yapılmıştır. Hikmet Çetinkaya bu konuda şunları belirtmektedir: Kürt gruplar Türkiye ye karşı kullanılıyor, PKK nın sırtı sıvazlanıyor, KDP Lideri Barzani Kuzey Irak a giren Türk Silahlı Kuvvetlerini istilacı olarak görüyor. Oyun sürüyor. 475 KDP ve KYB bölgede bağımsız bir devlet kurmaktan, intikam ve yağmaya kadar uzanan bir çerçeve içinde hareket etmeyi kafalarına koymuşlardır. Cesareti de Amerika nın Kuzey Irak a Türk askeri sokmayacağı varsayımından almaktadırlar. 476 Sol basın Kuzey Irak a gerekirse asker gönderilmesini savunurken, ABD nin Türkiye üzerinden oraya asker göndermesine karşı çıkmıştır. Asker göndermenin nedeni ise orada oluşacak olan bir Kürt devletinin önlenmesi olmuştur. Çünkü Kuzey Irak ta kurulacak bir Kürt devletinin Kuzey Irakla sınırlı kalmayacağı, eninde sonunda bölge ülkelerinde yaşayan Kürtleri de bu yönde teşvik edeceği, bu durumda bölgede en fazla Kürt etnik nüfusunu içinde barındıran Türkiye yi bölmeye yönelik çalışmaların olacağı üzerinde durulmuştur. Mümtaz Soysal bu konuda şunları yazmıştır: Kuzey Irak ta askeri varlığını hissettirmek isteyişimizin nedeni nedir? Kürt devletinin kurulmasına karşı önlem almak. Devletin kurulması hepsinden (diğer nedenlerden) ağır basar. Çünkü daha şimdiden Kuzey Irak ta elden ele dolaşan ve hatta yöneticilerin odalarında görülen haritalardan da belli ki o topraklarda devlet kurmanın ardından başta Türkiye olmak üzere, civar ülkelerde Kürtlerin yaşadığı yerleri ele geçirme eğilimleri ortaya çıkacak Hikmet Çetinkaya, Cumhuriyet, 25 Şubat, Hikmet Bila, Cumhuriyet, 26 Şubat, Mümtaz Soysal, Cumhuriyet, 28 Şubat,

232 Kuzey Irak konusunda yapılan yorumlar ABD ile ilişkilendirilmekte, ABD nin Türkiye üzerinde menfi planlarının olup olmadığı üzerinde durulmaktadır. İlhan Selçuk Lozan ve Sevr güçlerinin çatışmasının güçlendiğinin altını çizmekte ve Amerika nın Irak a yerleşmek istemesine kuşkuyla yaklaşmaktadır. ABD Kuzey Irak a Türkiye ile dostluk etmek için mi gelecek, Anadolu yu bölmek için mi? Soru: Günden güne sıcaklaşıyor. ABD, Kuzey Irak ta kendine bağlı kukla bir Kürt devleti kurmak istiyor mu? Stratejik ortağımız Anadolu halkını birbirine düşürmek amacıyla mı Irak a egemen olmak istencinde diretiyor? Amerika nın Irak savaşı gerçekte Türkiye ye karşı açılmış örtülü bir savaş mı? 478 Türkiye nin Kuzey Irak taki oluşumda söz sahibi olabilmesinin herhangi uluslararası hukuki bir dayanağının olmadığı, I. Körfez Savaşından bu yana bölgede zaten fiili olarak Türkiye nin istemediği oluşumların yaşandığı, Türkiye nin savaşa girip girmemesinin bunu engelleyemeyeceği yorumları yapılmıştır. Deniz Som, Kürdistan a Doğru başlıklı köşe yazısında Kuzey Irak ta ilan edilen Kürdistan Bölge Devleti Anayasası nın girişinden bir alıntı yapmaktadır. Buna göre: Anavatan Kürdistan da binlerce yıl yaşamış eski bir halk olan Kürtler tıpkı dünyanın diğer ulusları ve halkları gibi, self-determinasyon hakkını kullanabilecek niteliklere sahip bir ulustur. Bölge devleti oluşumu anayasasında iki önemli sonuç çıkıyor: 1.Kürdistan bölge devleti tarihsel ve siyasal dayanağını emperyalizmin işgal anlaşmasından almaktadır. 2.Kürdistan bölge devletinin egemenlik alanı Sevr antlaşmasında belirlenen sınırlar içinde kalan bölgedir. Şimdi açıkça soruyoruz, bu sınırlar Türkiye Cumhuriyetinin neresini kapsamaktadır? Sevr 478 İlhan Selçuk, Cumhuriyet, 1 Mart,

233 antlaşması ABD nin doğuda çizdiği Ermenistan ve Kürdistan haritasına bakalım. Tezkere kararı bir bakıma bu haritanın onaylanmasıdır. 479 Tezkerenin mecliste kabul edilmemesini yazarlar olumlu karşılamışlar ve meclisin bu kararıyla tarihi bir görevi yerine getirdiğini belirtmişlerdir. Meclisin ABD dayatmalarına hayır dediği, ABD nin dünyanın dört bir yanına demokrasi götürmek istediği, Meclisin ABD ye demokrasi dersi verdiği vurgulanmıştır. Mustafa Balbay Meclis Anadolu nun sesini dinledi. Belki bu karar kurtuluş için başkalarına sığınmanın değil, Anadolu ya dayanmanın en sağlıklı yol olduğunu gösterir. 480 Orhan Erinç: Sonuç, Türkiye deki siyasal gelenekler yönünden demokratik bir açılım olarak da değerlendirilebilir. Ama bir yandan da iktidar yöneticilerinin, gerekli ölçüde ileri görüşlü olmadıklarını kanıtlıyor. Çünkü bu açılımın tek başına yeterli olmadığı, demokratikleşmenin özünde olan katılımcılık sağlanmadığı takdirde ülke çıkarlarını korumanın zorlaştığı da oylama sonucuyla belgeleniyor. Zararın neresinden dönülürse kârdır. Hükümet yarın tezkerenin sadece birinci maddesini yeniden meclise sunmalı ve oylatmalıdır. Yoksa gelecekte hesabını vermekte zorlanabilir. 481 Meclisin ülkenin bir savaşa sürüklenmesine izin vermediği, çok onurlu bir tutumla ülkenin geleceğini savaşta değil, barışta gördüğünü dosta-düşmana gösterdiğinin altı çizilmekte, aksi olması halinde ise Türkiye nin askeriyle ve olmayan ekonomik kaynaklarıyla derinliğini ve çapını ABD nin saptayacağı bir bataklığa saplanacağı 479 Deniz Som, Kürdistan a Doğru, Cumhuriyet, 28 Şubat, Mustafa Balbay, AKP de Fay Hatları, Cumhuriyet, 2 Mart, Orhan Erinç, Barış Ama Şimdilik, Cumhuriyet, 2 Mart,

234 öne sürülmektedir. Tezkerenin kabul edilmemesi ile Türkiye nin ulusal çıkarlarının korunduğu, Türkiye nin bir işgalden kurtarıldığı savunulmuştur. Öztin Akgüç: Ülkemizde son günlerde özellikle dört konuda ayartı, kandırmaca ön plana çıkmış durumda. Kürt devleti, ABD nin Ermeni kartı, barışın maliyeti, bazı kişilere liderlik, devlet adamlığı yakıştırması. Yayılmacı emperyalist güçler yapay ayrımlar, bölünmeler yaparak, duygusal tahriklere girişerek, kendi amaçlarını pek bir külfete, maliyete de katlanmadan gerçekleştirmek peşindedirler. Kullanılan araçlar belli: Nifak, tahrik, duygusal sömürü, çıkar vaadi, yardakçı bulma... Türk- Kürt ayrımının Kürt devleti kurdururuz göz korkutmasını bu çerçeve içinde değerlendirmek gerekir. Türklerin de, Ermenilerin de ortak çıkarları, dostça, birlikte yaşamaktır. Aman bazı kişilerin, güçlerin ve çevrelerin kandırmacalarına, ayartmalarına gelmeyelim 482 Diyerek savaşa ve tezkereye karşı olan tutumunu ortaya koymaktadır. b. İtibarlı Ülke Olma İsteği Yazarlar Irak la olan tarihi geçmiş ve komşuluk ilişkilerine değinmekte, Irak yönetimiyle herhangi bir alıp veremedikleri bir şeyin olmadığını, bu savaşın kirli bir savaş olduğu, masum insanların kanı üzerine yapılan pazarlıkların da çirkin olduğu, bu savaşın Türkiye nin savaşı olmadığı, ABD nin dünya düzeni için giriştiği ahlâksız bir savaş olduğu tanımlarını yapmışlardır. Türkiye nin böyle bir savaşa alet olması durumunda bunun, geçmişini inkâr anlamına geleceği, geleceğini de maddi ve manevi anlamda karartacağını ve ciddi anlamda tehlikeye düşüreceği yorumuna yer verilmiştir. İzzettin Önder: 482 Öztin Akgüç, Ayartılara Kapılmayalım, Cumhuriyet, 8 Mart,

235 Son on beş yıl içinde yaşamış olduğumuz acıların baş sorumlusunun stratejik ortaklarımız ve kibar Batılılar olduğunu unutmayalım. Masum halklara saldırarak ya da saldırıya alet olarak alınacak hibe veya ucuz kredi ya da sair ticari olan haklar sayesinde IMF den bir süre için kurtulmak, topluma verilebilecek anlamlı ve ahlâklı bir mesaj değil, insanın kanı üzerinde oynanan çirkin bir siyasettir. Bu pazarlıkla saldırıya alet olmak tarihe Türkiye nin kara lekesi olarak geçecektir. Bu lekeyle diğer ulusların önünde saygınlığımızı koruyamaz hale geleceğiz. 483 Tezkerenin oylanmasının söz konusu olduğu 1 Mart ta TBMM deki AKP milletvekillerinin tezkere konusunda karar verirken aslında Türkiye nin ve bölgenin işgal ini kabul veya reddedeceklerini, TBMM nin dünyadaki ilk emperyalizm karşıtı kurum olduğu, ancak tezkerenin onaylanması durumunda işgale kapıyı açan kurum olacağı iddia edilmiştir. AKP milletvekillerinin iki şıkkı olduğu üzerinde durulmaktadır. AKP milletvekilleri ya faiz ve kurları yükseltecekler ya da ulusal onuru denilmektedir. Serdar Tanilli: TBMM, ABD askerlerinin Türkiye üzerinden Irak a gitmesine izin isteyen hükümet tezkeresini kabul etmemekle her şeyden önce ulusal onur umuzu kurtarmıştır. Çünkü bir cinayete çağrılıyorduk. Dökülecek kan açık arttırmaya çıkarılmıştı. Üstelik tehditler altındaydık. İşte bu rezil oyun bozuldu 484 diyerek Meclis kararını savunmaktadır. Yazarlar ABD nin yaşam alanı olarak gördüğü petrol alanları nı işgal etmesine yardım kararının TBMM den çıkmadığını, sahte demokrasi haberlerine itibar edilmediğini, emperyalist savaşa geçit verilmediğini vurgulamışlardır. En önemlisinin ise 483 İzzettin Önder, Sayın Milletvekilleri Lütfen, Cumhuriyet, 25 Şubat, Serdar Tanilli, Barışın Adı Var, Cumhuriyet, 7 Mart,

236 Türkiye nin kişiliğini ortaya koyduğu ve para karşılığında savaşa sürüklenen bir ülke görünümünden kurtulduğu ifade edilmiştir. 4. Sol Basında Haber ve Yorumların Dilsel Özellikleri Amerika nın Irak ı işgali ve 1 Mart Tezkeresi nde sol basın tezkere karşıtı bir tutum sergilemiş, ABD nin Türkiye den taleplerini kuşku ile karşılamış, tezkerenin geçmesiyle Türkiye nin kendi elleriyle işgalinin yolunu açacağı vurgu alan bir konu olmuştur. Sol basında Kuzey Irak en çok üzerinde durulan konulardan biri olmuştur. Kuzey Irak, Türkiye ye yönelik potansiyel bir tehlike olarak değerlendirilmiş ve bu tehlikenin önüne geçmek gerektiği öne sürülmüştür. a. Aktör Tanımı Haber Aktörleri Sol Basın Haber Aktörleri Sol Basın ABD 5 STK 1 MGK/Genelkurmay Bşk. 1 Meclis Başkanı 1 Hükümet 4 Barış yanlıları 6 Recep Tayip Erdoğan 1 AKP 8 Tezkere 6 BM 2 Kuzey Irak 11 Deniz Baykal/CHP 3 Saddam/Irak 4 Meclis 4 Kamuoyu Araştırmaları 1 25-Şubat-25Mart 2003 tarihleri arasında sol basından Cumhuriyet gazetesinde 119 haber ve 49 köşe yazısı içinde ön plana çıkan haber aktörleri yukarıdaki gibi olmuştur. Sol basın tezkere sürecinde tezkerenin birinci bölümü olan Türkiye nin 228

237 yurt dışına asker gönderme kısmının kabul edilmesini savunurken, tezkerenin yabancı askerlerin Türkiye de konuşlanmalarına izin verilmesini içeren ikinci kısmının ise ret edilmesi yönünde bir politika izlemiştir. Liberal basın tezkerenin kabul edilmesini, muhafazakâr basın tezkerenin tamamıyla reddedilmesini savunurken sol basın tezkerenin birinci bölümünün kabulünü istemiş, ikinci bölümünün ise reddedilmesini savunmuştur. Sol basın Kuzey Irak konusunda liberal basınla aynı çizgiyi takip etmiş, Kuzey Irak Türkiye nin güvenliğine bir tehdit olduğu şeklinde ele alınmıştır. Bu amaçla Kuzey Irak ve Mesut Barzani negatif ifadelerle en sık vurgulanan haber aktörleri olmuşlardır. Sol basın takip ettiği politika gereği hükümete ve hükümeti oluşturan AKP ye negatif bir yaklaşım sergilemiş ve bu amaçla hükümet ve AKP en sık vurgulanan diğer bir haber aktörü olmuşlardır. ABD liberal basında müttefik olarak olumlanırken, sol basın da muhafazakâr basın gibi ABD ye karşı bir tutum takınmıştır. ABD de bu süreçte Türkiye yi işgal etmek isteyen emperyalist amaçlar taşıyan bir ülke olarak çerçevelendirilmiştir. Sol basın muhafazakâr basın gibi barış eylemlerine olumlu yaklaşmış buna karşılık liberal basın barış eylemlerine negatif bir yaklaşım sergilemiştir. Sol basın, politikasına uygun olarak savaşın yaşanmaması için yapılan barış eylemlerine pozitif bir yaklaşım sergileyerek haber ve yorumlarında dünyada ve Türkiye de yapılan eylemlere sık sık yer vermiştir. Liberal basında tezkere lehindeki resmi açıklamalar olumlanırken, sol basın da muhafazakâr basın gibi tezkere lehindeki resmi açıklamalar olumsuzlanmakta, buna karşılık tezkere aleyhindeki açıklamalar ise olumlanarak sunulmaktadır. Özellikle cumhurbaşkanı ve meclis başkanının tezkere karşıtı açıklamaları olumlu bir tarzda ele alınarak ön plana çıkarılmıştır. 229

238 b. Kanıtlarla İspatlamak Sol basın da liberal ve muhafazakâr basın gibi haber ve yorumlarında takip ettiği politikayı desteklemek ve hedef kitlesi üzerinde etkide bulunmak amacıyla çeşitli temaları kullanmak suretiyle öne sürdüğü savları kanıtlamaya çalışmıştır. Harp Zaruri ve Hayati Olmalı Sol basın tezkere karşıtı tutumunu çeşitli kesimlerden otorite olarak kabul ettiği kişi veya kurumlara başvurarak desteklemeye çalışmış, tezkerenin kabul edilmemesi üzerine ise Türkiye nin işgalden kurtulduğu, ulusal çıkarların korunduğu yönünde görüş bildiren kişilere yer vermiştir. Liberal basında uzman kişi ve kuruluşlar daha çok ekonomik çevrelerden seçilirken, muhafazakâr basın akademisyen ve siyasetçilere, sol basın ise daha çok siyasileri merkeze alan bir yaklaşım sergilemiştir. Sol basın daha çok tezkerenin olası siyasi sonuçları üzerinde durmuştur. Yalçınbayır meşru değil Başta Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır olmak üzere bazı hükümet üyeleri kendi imzaladıkları tezkerelerin meşru olmadığını açıklayarak reddedilmesi için çağrıda bulundu. 485 Deniz Baykal 81 yıl sonra ilk kez topraklarımıza yabancı asker yerleşecek dedi. 486 Mustafa Kemal harp, zaruri ve hayati olmalı. Hayat-ı millet tehlikeye maruz kalmadıkça, harp bir cinayettir 485 Cumhuriyet, 25 Şubat, Cumhuriyet, 28 Şubat,

239 diyor. 487 Ülkenin itibarı düzeldi. CHP Genel Başkan Yardımcısı İnal Batu meclisin kararıyla Türkiye nin bir muz cumhuriyeti olmadığının ortaya çıktığını söyledi. 488 Ulusun bağımsızlığı yine ulusun çaba ve kararlılığıyla kurtulacaktır. Kemal Atatürk 489 Kanlı Parayı İstemeyen Halkımız Sol basın Türkiye halkının savaş karşıtı olduğunu ifade ederek bir kanı birliğinden söz etmektedir. Liberal basın ülkenin birliği ve Kuzey Irak tan kaynaklanan güvenlik endişesi üzerinden bir kanı birliği oluşturmaya çalışırken, muhafazakâr basın savaşa ve Irak ın işgaline karşı bir kanı birliği oluşturmaya çalışmış, sol basın ise savaş karşıtlığı ve ABD askerlerinin Türkiye ye kabul edilmesi durumunda Türkiye nin işgal edilmiş olacağı üzerinde bir kanı birliği oluşturmaya çalışmıştır. Yıllardan bu yana ilk kez bu kadar sanatçı bir araya gelerek tek yürekte birleşti. Hepsinin ortak duygusunu dile getiren cümleler ise, Azerbaycanlı tar ustası Akif Sagidov dan dünya küçüktür, ama herkese yer vardır, yeter ki yaşam hevesi olsun 490 Bu ülkenin insanları bu ahlâksız savaşın bir parçası olmak, bu savaşa katılmak istemiyor. Uluslararası ya da ulusal hiçbir meşruiyeti olmayan, tüm hukuk yasalarını çiğneyen bu savaşta ABD nin paralı askeri olmak istemiyor bu millet. Bu kanlı parayı istemiyor bu ülke. 491 Hukuksal dayanağımız yok. CHP eski milletvekili Cahit Kayra Irak ın içinde bulunduğu şartlarda Türkiye nin Musul ve 487 Cumhuriyet, Türkiye Düş Peşinde, 28 Şubat, Cumhuriyet, 3 Mart, Tanju Erdem, Türkiye Çaresiz mi?, Cumhuriyet, 26 Şubat, Cumhuriyet, 2 Mart, Zeynep Oral, Hayır Diyebilmek, Cumhuriyet, 1 Mart,

240 Kerkük petrolleri üzerinde hakkı olduğunu öne sürmesi ahlâkî değil dedi. 492 Meşruiyete dayanmayan karar 493 Meşruiyeti aramamak Anayasaya aykırı 494 Amerikan Bataklığına Saplanmak Bu süreçte liberal basının karşı gerçekliği tezkerenin mecliste onay alamaması ve Kuzey Irak ta bir Kürt devletinin kurulması olurken, sol basın da liberal basın gibi Kuzey Irak konusunda aynı hassasiyeti taşımıştır. Sol basının karşı gerçekliği tezkerenin meclisten onay alması ve Kuzey Irak ta kurulacak olan bir Kürt devletidir. Tezkere sürecinde sol basın sık sık karşı gerçekliklere başvurarak tezkerenin kabul edilmesi durumunda Türkiye nin karşılaşacağı muhtemel güçlükleri ifade etmeye çalışmıştır. İleri sürülen sav ABD nin yanında yer alalım ki, savaş sonrasında bölgenin şekillenmesinde rol oynayalım Türkiye güneydoğu sınırında Irak ta yeni düzenlemeler yapılırken varsayım ABD ye kuzey cephesinde yığınak olanağı vermedi. Bu nedenle olanlara seyirci mi kalacaktır? Irak ın bütünlüğünü savunmayacak mıdır? Irak ta kuzeyde bir Kürt devleti kurulmasını sessizce kabullenecek midir? Önlem almayacak mıdır? Tüm bunlar ABD nin tekelinde oluşacaksa, biz ona destek versek dahi o bildiğini okumayacak mı? 495 Tezkere onaylansaydı, Türkiye askeriyle ve olmayan ekonomik kaynaklarıyla bir örümcek 492 Cumhuriyet, 26 Şubat, Orhan Bilgit, Cumhuriyet, 26 Şubat, Orhan Bilgit, Cumhuriyet, 28 Şubat, Tanju Erdem, Türkiye Çaresiz mi?, Cumhuriyet, 27 Şubat,

241 ağına takılacak, derinliğini ve çapını ABD nin saptayacağı bir bataklığa saplanacaktı. Meclis 1 Mart kararıyla çok tarihsel kutlanacak bir iş yaptı. 496 Uluslararası Denetimciler Liberal basın Wall Street Journal ve Washington Post a dayanarak haklılığını kanıtlamaya çalışırken, muhafazakâr basın uluslararası kurumların temsilcilerine ve Irak a giden insanlara dayanarak haklılığını kanıtlamaya çalışmıştır. Sol basın da muhafazakâr basın gibi daha çok uluslararası kuruluşların denetçilerine başvurarak haklılığını kanıtlamaya çalışmıştır. Sol basın ABD nin Irak a saldırmak için öne sürdüğü nedenlerin inandırıcı olmadığını, tezkerenin Türkiye nin ulusal çıkarlarına aykırı olduğunu kanıtlamaya çalışarak savaş ve tezkere karşıtı tutumunu ortaya koymaktadır. Blix, Irak a umut verdi. Denetçilerin şefi el-samud füzelerinin imhasının çok önemli bir adım olduğunu bildirdi. 497 Irak kanıtları sahte Uluslararası Atom Enerjisi Başkanı el-baradey ise Irak ın elinde nükleer silah bulunmadığını bildirdi ve ABD ile İngiltere nin Irak ın Nijer den uranyum satın aldığına dair öne sürdüğü kanıtların da sahte olduğunu söyledi. 498 Ülke ABD işgali altında. ABD Türkiye topraklarının en hassas, stratejik ve önemli bölgelerinde konuşlanmaya hazırlanıyor. Dış İşleri Eski Bakanı Şükrü Sina Gürel bu aslında egemenlik haklarımızın çiğnenmesi ve ülkenin işgal edilmesidir dedi Yakup Kepenek, Savaş ve Barış, Cumhuriyet, 3 Mart, Cumhuriyet, 2 Mart, Cumhuriyet, 8 Mart, Cumhuriyet, Yığınağa Tepki, 1 Mart,

242 Zorla Demokrasi Akıl İşi Değil Liberal basında ulusal çıkarların savunulması için mantıklı hareket etmek gerektiği, ahlaka ve duygulara göre hareket edilmemesi gerektiği savunulmuştur. Bu görüş realist paradigmaya uygun bir görüştür. Muhafazakâr basın ahlak ile mantık arasında bir dengenin kurulmasını savunmuş, böyle bir savaşa Türkiye nin girmesinin hem ahlaken hem de mantıken doğru olmadığını savunmuştur. Sol basın da burada muhafazakâr basınla paralel bir politika izlemiş ve Türkiye nin savaşa girmesinin ve ABD askerlerine topraklarını açmasının mantıkla alakasının olmadığını savunmuştur. Akıl, vicdan, ahlâk, hepsi birden Türkiye nin bu savaşta taraf olmaması gerektiğini söylüyor. Bizim Irak taki yönetimle bir alıp veremeyeceğimiz yok. Kuzey Irak ta ortaya çıkabilecek yeni durumlarda ülke çıkarını korumak, ABD askerinin Türkiye den geçmesine izin vermekle bağlantılı bir konu olamaz. 500 Saddam Hüseyin yüzünden binlerce Iraklıyı öldürmek, akıl işi mi, mantık işi mi? Ayrıca zorla demokrasi silahla, bombayla demokrasi, demokrat olmazsan öldürürüm, akıl işi mi, mantık işi mi? 501 Güç Politikasının Sürekliliğini Öne Çıkarma Sol basında tezkere karşıtı söylemin özelliği savaşın olası sebep ve sonuçlarının açıklanmasıdır. Liberal basında yaşanacak olan savaşın kaçınılmaz olduğu, her halükarda bu savaşın yaşanacağı, Türkiye nin bunu hiçbir şekilde engelleyemeyeceği ve bunun dışında kalamayacağı savunulmuştur. Muhafazakâr 500 Ataol Behramoğlu, Savaşa Hayır, Cumhuriyet, 1 Mart, Cumhuriyet, Silah Zoruyla Demokrasi, 1 Mart,

243 basında ise Türkiye nin demografik yapısı nedeniyle bu savaştan etkileneceği, ancak bu savaşın çirkin bir savaş olduğunu açıklamaya çalışmıştır. Sol basın ise savaşın ABD nin güç politikasının bir sonucu olduğunu, tezkerenin kabul edilmesi durumunda Türkiye nin işgal edilmiş olacağını açıklamaya çalışmıştır. Türkiye de yabancı asker bulundurulmasına ilişkin tezkerenin TBMM de kabulü durumunda Türkiye nin limanları, hava alanları, demiryolları, hava sahası ve toprakları ABD askerinin kullanımına açılacak. 502 ABD amansız yaşam kavgası için gerekli erkekçe nitelikleri ancak savaşarak elde edebiliriz diyen güç politikasının savunucularından eski başkanı Thedore Roosevelt i izliyor. 503 Yurttaşların %83 ü Amerikan Askeri İstemiyor Liberal basında sayı oyunlarına daha çok askeri kapasitelerdeki sayısal ve teknolojik verilere vurgu yapmak amacıyla başvurulurken, sol basın da muhafazakâr basın gibi sayı oyunlarına daha çok savaş karşıtlarının oranı, savaşa verilen kamuoyu desteğinin azlığını vurgulamak için başvurmuştur. Sol basın böylece güvenirliğini arttırmaya çalışmıştır. Türk halkının % 85 i savaşa karşı. Sonar ın araştırmasına göre yurttaşların % 83 ü ülkede Amerikan askeri istemiyor. 18 ilde 1697 kişiyle görüşülerek yapılan ankete göre Türkiye nin Irak savaşından zararlı çıkacağını düşünenlerin oranı % Katılanların % 88 i TSK sadece sınırlarımı korumalıdır dedi Cumhuriyet, Tüm Olanaklar ABD ye Açılıyor, 26 Şubat, Zekeriya Temizel, Güç Politikası Hortladı, Cumhuriyet, 28 Şubat, Cumhuriyet, 1 Mart,

244 c. Karşılaştırma Bağımsız Türkiye nin Geçmişi Sol basın, liberal ve muhafazakâr basın gibi görüşlerini yaygınlaştırırken sıklıkla karşılaştırmalara başvurmaktadır. Sol basın en çok tarihi karşılaştırmalara başvurmuştur. Sol basın muhafazakâr basın gibi tarihsel olaylarla karşılaştırmalar yaparken Türkiye nin bu savaşın dışında kalması gerektiği, bu savaşın çirkin bir savaş olduğu, ulusal çıkarlarının bu savaşta taraf olmamasını gerektirdiğini öne sürmüştür. Türkiye nin ulusal çıkarlarının ABD nin bu savaşına destek vermemekte ve ABD askerlerini Türkiye ye kabul etmemekte olduğu ileri sürülmüştür. Liberal basında ise Türkiye nin bu savaşın dışında kalması durumunda, güvenliğini tehlikeye düşüreceği ve bölgesel bir güç olamayacağı yönünde daha çok tarihsel karşılaştırmalara başvurmuştur. Tezkerenin kabulüyle Türkiye I. Dünya Savaşından bu yana en kapsamlı askeri gücü kendi rızasıyla topraklarına kabul etmiş olacak. 505 Ülkemiz topraklarına yabancı askerler girecek, limanlarımız, hava alanlarımız, kent ve kasabalarımız işgal edilecek. Sanki yıllarca yıl geriye gitmişiz. Savaşlarda yenilmişiz, topraklarımız işgal edilmiş. Ordumuz, donanmamız, yabancı ellere geçmiş. İş başındakiler satılmış. Aydınlarımızın bir bölümü ihanet yolunda. 506 Atatürk ün dış politikası: Mustafa Kemal Atatürk ün en duyarlı olduğu konu bağımsızlıktır. Atatürk ün Türkiye si bugün ABD askerlerince işgal altındadır bin asker 6 ay Türkiye topraklarında kalacaktır. İşte 1930 ların Türkiye si, işte 2003 lerin Türkiye si. 507 Tezkerenin Bakanlar Kurulunda imzalanması, bize, Sevr antlaşmasının imzalanması için padişahı şahanelerinin riyasetinde sarayda yapılan 505 Cumhuriyet, Tüm Olanaklar ABD ye Açılıyor, 26 Şubat, Oktay Akbal, Gaflet, Dalalet, Hıyanet, Cumhuriyet, 25 Şubat, Hikmet Çetinkaya, Atatürk ün Dış Politikası, Cumhuriyet, 1 Mart,

245 toplantıyı anımsattı. Bugün bertaraf edilmek kaygısıyla ABD nin dayatmalarına boyun eğenler kendilerinin bertaraf edilmemeleri için Türkiye nin bertaraf edilmesine imza koyduklarının bilincinde olmalıdırlar. 508 d. Kurbanlaştırma Yoksulluk Sınırında Yaşayan İnsanlarımız Liberal basında kurbanlaştırmaya gidilmezken, muhafazakâr basında kurban konumuna mazlum Iraklı Müslümanlar yerleştirilmiştir. Bu amaçla muhafazakâr basında Türkiye nin böyle bir zulme ortak olmaması gerektiği savunulmuştur. Sol basın da dramatikleştirme ve insancıllık temalarına başvurarak savaşın haksızlığını ve Türkiye nin bu haksız savaşta yer almamasını, ABD askerlerini ülkesine kabul etmemesini savunmuştur. Muhtemel bir savaşta zarar görecek ülkelerden birinin de aslında Türkiye olduğu özellikle de tehditlerle bağdaştırıldığında, tehdidin kurbanı konumuna Türkiye nin yerleştirilmesi söz konusu olmaktadır. Ulusal onuru bir yana bırakalım. Irak operasyonunda yardakçılık, destekçilik, Türkiye nin başına politik, ekonomik sorunlar açacak. Yoksulluk sınırında yaşayan insanlarımızı daha da zor duruma düşürecektir. Borçluyuz, elimiz bağlı kandırmasına, ayartmasına lütfen kapılmayalım. 509 Bugün TBMM deki AKP milletvekilleri tezkere konusunda karar verirken aslında Türkiye nin ve bölgenin işgal ini kabul ya da reddedecekler Muzaffer İlhan Erdost, Tezkere ve Harita, Cumhuriyet, 1 Mart, Öztin Akgüç, Borçluyuz Boynumuz Eğri Mantığı, Cumhuriyet, 28 Şubat, Şükrü Sina Gürel, Vesika, Cumhuriyet, 1 Mart,

246 Vahşi Plan Sol basın muhafazakâr basın gibi asıl kurbanın Irak halkı olduğunu savunmuştur. Burada sol basın, muhafazakâr basından farklı olarak en çok zarar görecek ülkelerden birinin de Türkiye olduğunu vurgulamıştır. Böylece Türkiye de kurbanlaştırılmaktadır. Tezkere çıkar çıkmaz İstanbul Boğazı, Konya, Afyon, Batman ve GAP ta konuşlanacaklardır. Türkiye Amerikan işgali altında. 511 Böyle bir savaşa alet olmamız bu bağlamda geçmişimizi inkâr anlamına geleceği gibi, geleceğimizi de maddi ve manevi anlamda karartacak ve ciddi tehlikelere atacaktır. 512 Elinin altında dünyayı yok edecek kadar güç bulunan tek süper devlet, başlarındaki diktatörü değiştiremiyorlar, demokrasi getiremiyorlar diye bir halkı toptan öldürmeyi tasarlıyor. Türkiye de bu vahşi plana alet oluyor. 513 Zavallı Iraklı, Hüseyin den korkuyordu, ona itiraz edemiyordu. Ama hiç olmazsa şöyle veya böyle yaşayıp gidiyordu. Şimdi sırf bu korkusundan dolayı öldürülmek isteniyor. 514 Çocuklar öldürülmesin 515 e. Ötekileştirme Sol basında Olumlu Kendini Sunma, Olumsuz ötekini sunma ve ulusal övünç gibi ikna teknikleri kullanılarak biz olumlanırken ötekileştirilen onlar olumsuz bir dille ifade edilerek savunulan görüşün haklılığı ortaya konmaya çalışılmaktadır. Liberal basında biz ile Türk ulusu, öteki ile de Kuzey Iraklı Kürtler 511 Cumhuriyet, 1 Mart, İzzettin Önder, Sayın Milletvekilleri Lütfen, Cumhuriyet, 25 Şubat, Zekeriya Temizel, Güç Politikası Hortladı, Cumhuriyet, 25 Şubat, Cumhuriyet, Silah Zoruyla Demokrasi, 1 Mart, Cumhuriyet, 8 Mart,

247 tanımlanırken; muhafazakâr basında biz konumunda kimi zaman Müslümanlar, kimi zaman Türkiye olurken öteki ile de ABD ve Kuzey Iraklı Kürt gruplar kastedilmektedir. Sol basında ise biz konumuna Türkiye ve Türkler, öteki konumuna ise ABD ve Kuzey Iraklı Kürtler yerleştirilmektedir. İşbirlikçi Kürtler Sol basında öteki olarak ele alınan ve Türkiye için bir güvenlik tehdidi olarak tanımlanan Kuzey Iraklı Kürtler olumsuz bir çerçevede ele alınmıştır. Sol basın gibi liberal ve muhafazakâr basın da Kuzey Iraklı Kürtleri olumsuz bir çerçevede ele almışlardır. Mesut Barzani PKK yla uzun süredir işbirliği yapıyor. Hizbullah Partisi Başkanı Yeğen Ethem Barzani de PKK ye yeşil ışık yakıyor. Kuzey Kürdistan da mücadele eden güçler Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı mücadeleye geçsin! Tüm bunlar Türkiye üzerine oynanmak istenen bir senaryonun parçası. 516 Meclis ABD nin zaman zaman haddini aşan dayatmalarına hayır dedi. 517 Onurlu Kararımız Olumsal kendini-sunma sol basında özellikle tezkere sonrasında ağırlıklı olarak kullanılmıştır. Liberal ve muhafazakâr basında olumlu kendini sunma stratejisinde Kuzey Iraklı Kürtlere geçmişte yapılan yardımlar üzerinden kendini olumlu sunma söz konusu iken, sol basın Türkiye nin özellikle tezkereye hayır demesi üzerine 516 Hikmet Çetinkaya, Barzani nin Hesabı, Cumhuriyet, 25 Şubat, Mustafa Balbay, Cumhuriyet, 2 Mart,

248 yapılmak istenen gayrı meşru savaşa ortak olmadığı, ABD askerlerinin Türkiye de bulunmalarına izin vermediği ve onurlu bir karar aldığı üzerinden kendini olumlu sunma stratejisini kullanmıştır. Yaşanan olayı siyasal çıkarlar ve iktidar kavgaları açısından değil, insanlık ve halkımız adına tarttığımız zaman verilen kararın Türkiye ye dünyanın gözleri önünde onur kazandırdığını söyleyebiliriz. Atatürk, yurtta sulh, cihanda sulh! demişti. Gereksiz ve gayrı meşru savaşın cinayet olduğunu söylemiştir. Bu yolda karar vermesini bilen meclisin dünkü oturumu tarihimize olumlu ve onurlu bir sayfa ekledi. 518 Türkiye meclisin kararıyla kişiliğini vurguladı, onurunu kurtardı, barışçılığını dile getirdi. 519 TBMM, ABD askerlerinin Türkiye üzerinden Irak a gitmesine izin isteyen hükümet tezkeresini kabul etmemekle her şeyden önce ulusal onur umuzu kurtarmıştır. Çünkü bir cinayete çağrılıyorduk. Dökülecek kan açık arttırmaya çıkarılmıştı. Üstelik tehditler altındaydık. İşte bu rezil oyun bozuldu. 520 Türkiye barışı yeğlemek ve savaşı reddetmekle var oluşunun bilincini kanıtlamıştır. Onurlu bir karar 521 TBMM ulusal, tarihi bir görev yaptı. 522 TBMM nin kararı bu ülkeyi her istediğini yaptırtabilecek bir sömürge olarak görenlere unutulmayacak bir ders oldu. Türk ulusunun başını dik tutacak, ruhunu tedavi edecek böyle bir karara çok ama çok ihtiyacı vardı Cumhuriyet, Onurlu Bir Karar, 2 Mart, İlhan Selçuk, Karpuz, Cumhuriyet, 4 Mart, Serdar Tanilli, Barışın Adı Var, Cumhuriyet, 6 Mart, Cumhuriyet, 2 Mart, Cüneyt Arcayürek, Dananın Kuyruğu, Cumhuriyet, 2 Mart, Ümit Zileli, İkinci Perde Başladı, Cumhuriyet, 6 Mart,

249 f. Dil Oyunlarına Başvurma Bataklık, Fay Hattı, Beygir, Kukla Sol basın, liberal ve muhafazakar basın gibi metafor, alegori, ironi ve örtmeceler gibi dil oyunlarını kullanarak savunulan görüşün ikna ediciliğini arttırmaya ve karşı karşıya olunun olayın önemini ortaya koymaya, görünür kılmaya çalışmıştır. Kuzey Irak bataklığı MGK gündeminde 524 Bugün ulusal onurun kalesi olan Ankara daki büyük mitingde ulusça savaşa hayır diye haykıralım ve siyasal, askersel tüm yönetimi bu sese kulak vermeye çağıralım. 525 AKP de artık fay hatları yer yer kırıldı. Bu ana depremin artçılarının olması beklenebilir. 526 Türkiye düş peşinde. ABD nin arkasına sinerek Musul-Kerkük ummak başkasının kramponuyla maça çıkmaktır 527 Pazarlıklar sona eriyor. Çirkin pazarlıklar. Üç aşağı beş yukarı anlaştılar. 528 KDP Lideri Mesut Barzani daha önce de Kuzey Irak Türk askerine mezar olur diyerek ucuz kahramanlığın ilk bayrağını açmıştı. 529 Ünlü Roma İmparatoru Kafadan çatlak Caligula nın gözü gibi sevdiği atın adı incitatus : Caligula incitatus u bir ara Roma ya konsül yapmayı bile tasarlamış. Ata insanmış gibi davranıyormuş. Ata insan gibi davranan, atını insan değerinde sayan imparator tarihe geçti. Ya insanına at gibi değil, beygir gibi davrananlar tarihe geçecek mi? 530 Batı anlaşılan Talabani ve Barzani gibi yardakçılar, kuklalar bulmuştur Cumhuriyet, 27 Şubat, Ataol Behramoğlu, Savaşa Hayır, Cumhuriyet, 1 Mart, Mustafa Balbay, AKP de Fay Hatları Kırıldı, Cumhuriyet, 2 Mart, Cumhuriyet, 28 Şubat, Oktay Akbal, Cumhuriyet, 25 Şubat, Hikmet Bila, Kim Gündemine Hakim?, Cumhuriyet, 26 Şubat, İlhan Selçuk, At Pazarı, Cumhuriyet, 27 Şubat, Öztin Akgüç, Ayartılara Kapılmayalım, Cumhuriyet, 7 Mart,

250 DEĞERLENDİRME Realist yaklaşımın siyasal çevrede kabulüne paralel olarak ticari yayıncılık alanında da adı geçen yaklaşımın benimsendiğini söylemek amacıyla girişilen bu tez çalışması, liberal yaklaşımı benimsediği iddiasını taşıyan ticari yayıncılığın ulusal çıkar ların söz konusu olduğu olağandışı zamanlarda tüm liberal ve çoğulcu taleplerini göz ardı ettiği, realist yaklaşımın ulusal çıkar anlayışına dayandığı iddiasını taşımaktadır. Çalışmada, siyasal yelpazenin hangi tarafında yer alırsa alsın ticari yayıncılığın, bu tez çalışmasında basının, ulusal çıkarı ne liberal açılımıyla ne de marxist açılımıyla benimsemediği, ulus devlet merkezli çıkar anlayışını yaygınlaştırmaya çalıştığı vurgulanmak istenmektedir. Bu çalışma, sınıf çıkarlarını, sivil toplum ya da uluslararası kuruluşların görüşlerini veya uluslararası hukuk ve adalet anlayışını işleyen basının olağandışı hallerde ortaya çıkmadığı görüşündedir. Ulusal çıkarların inşası sürecinde medya daha çok karar alıcılarca alınan kararları benimsemek, onları savunmak ve meşrulaştırmaya çalışmak şeklinde bir işlevi yerine getirir. Ülkenin bu konuda takındığı tavrın ne kadar haklı olduğu gerekçeleriyle verilmeye çalışılır. Özellikle ulusal ve uluslararası kriz dönemlerinde ülkenin ulusal çıkarları resmi görüşler çerçevesinde sorgulanmadan kabul edilir ve savunulur. Uluslararası çatışma zamanlarında medyanın yanlılığı daha açık şekilde ortaya çıkmaktadır. Bu dönemlerde, medyada gazetecilerin nesnellikten ne kadar çok uzaklaştığı net olarak gözlenmektedir. Ulusal güvenliğin ve çıkarların söz konusu olduğu savaş dönemlerinde medyadaki haberlerin, ülkelerinin politikalarından bağımsız olarak eleştirel olması ve uluslararası olayların tarafsız bir 242

251 bakış açısı ile analiz edilmesi çok zordur. Gazeteciler savaş dönemlerinde vatanseverlik duygularının yanı sıra verdikleri haberlerde düşman lehine savaşın gidişatını değiştirecek unsurların bulunmasından endişe etmektedir. Bu çalışmada ele alınan savaşlarda basının devletin resmi politikasına destek verdiği, ulusal çıkarları realist paradigmanın ulusal çıkar önceliği ve yüksek düzey politika olarak tanımladığı güvenlik boyutunu öncelediği ve realist paradigma çerçevesinde ele aldığı saptanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde adı geçen savaşlarda dönemin en yüksek tirajlı iki gazetesinin karardan bir ay önceki sayıları alınarak incelenmiştir. Çalışmada haber aktörleri, çatışmanın iyi ve kötü tarafları, çatışmanın tarihsel bağlantıları ve Türkiye nin ulusal çıkarlarının basın tarafından ele alınması kategorileri altında inceleme yapılmıştır. Kore, Kıbrıs, Körfez, Bosna, Kosova ve Afganistan savaşlarının Türk yazılı basınında Türkiye nin ulusal çıkarları açısından nasıl değerlendirildiği ile ilgili yapılan bu çalışmada; basının üzerinde uzlaştığı ulusal çıkarların dönem dönem değişmekle beraber, çıkarların güvenlik, ekonomi ve prestij üzerine kurulduğu tespit edilmiştir. Buna göre Kore, Kıbrıs, Körfez ve Afganistan savaşlarında ulusal çıkarlar ağırlıklı olarak güvenlik ve ekonomi üzerine kurulurken; Bosna ve Kosova savaşlarında daha çok prestij çıkarı üzerine bina edilerek ön plana çıkarılmıştır. Basında haber aktörleri ele alınırken çatışma durumundaki taraflardan taraf olunan ülkenin veya ülkelerin aktörlerinin olumlanarak ön plana çıkardıkları, karşı olunan tarafın ise olumsuzlanarak ön plana çıkarıldıkları ile karşılaşılmıştır. 243

252 Yapılan tarihsel kıyaslamalar ise savaşan tarafların tarihteki benzer savaşları veya dünya tarihinde yaşanan büyük savaşlar ile olmuştur. Buna göre Kore Savaşı yeni bir dünya savaşına neden olabileceği endişesi ile II. Dünya Savaşı na, Kıbrıs Savaşı Kurtuluş Savaşı na, Körfez Savaşı II. Dünya Savaşı na, Bosna ve Kosova Savaşları Balkan Savaşı na ve Afganistan Savaşı ise Türkiye nin PKK ile savaşına benzetilmiştir. Afganistan Savaşı nın PKK ile kıyaslanmasının nedeni ise ABD ye yapılan saldırıların, basın tarafından terörist saldırılar olarak tanımlanması ve bu süreçte ABD nin yanında yer alınarak, ABD den PKK konusunda destek alınabileceğine dair olan inançtır. Çatışmanın iyi ve kötü taraflarının belirlenmesinde basında taraf tutulan ülke olumlanırken karşı olunan taraf ise olumsuzlanmıştır. Buna göre Türkiye Kore Savaşı nda ABD nin yanında yer aldığından ABD ve Güney Kore Olumlanırken SSCB ve Kuzey Kore olumsuzlanmıştır. Kıbrıs Barış Harekâtında Türkiye olumlanırken, Yunanistan ve Kıbrıs Cumhuriyeti nde darbe yapan Nikos Sampson olumsuzlanmıştır. Körfez Savaşı nda savaştan önceki süreçte ABD Irak ile birlikte olumsuzlanırken; Savaşın başlamasıyla ABD olumlanmakta, Irak yine olumsuzlanmaktadır. Bosna ve Kosova Savaşlarında Bosnalı Müslümanlar vr Kosovalı Arnavutlar olumlanırken, Sırplar olumsuzlanmaktadır. Son olarak Afganistan Savaşı nda ABD ve Batı PKK dolayısıyla eleştirilmekle beraber ulusal çıkarların ABD ve Batı ile beraber hareket etmesini gerektirdiği yönündeki inançtan dolayı Afganistan olumsuzlanırken; batı ve ABD ye daha iyimser bir yaklaşım sergilenmiş ve olumlanmıştır. Özellikle hükümetlerin aldığı kararlardan sonra basın, 244

253 alınan kararlara tam destek vermiş, haber ve yorumlarında alınan kararları olumlu bir şekilde ön plana çıkarmıştır. Basında Türkiye nin ulusal çıkarları dönemin resmi politikasına uygun bir şekilde tanımlanmış, söz konusu savaşın Türkiye yi doğrudan veya dolaylı etkilemesi açısından ulusal çıkarlar ele alınmıştır. Buna göre: Basın, Kore Savaşı nda Türkiye nin ulusal çıkarlarını resmi politikaya uygun olarak ele almış, karardan önce henüz Türkiye nin Kore ye asker göndermesi söz konusu değilken asker talebinin Türkiye den istenmemesi yönünde yayın yapmış, ancak Kore ye asker gönderme kararı alındıktan sonra karara tam destek vermiştir. Basın Türkiye nin ulusal çıkar önceliklerini Türkiye nin SSCB nin bir komşusu olması ve Kore Savaşı nda da karşı karşıya gelen tarafların SSCB nin desteklediği Kuzey Kore ile ABD nin desteklediği ve fiilen de BM çatısı altında cephede yer aldığı Güney Kore arasında yer alması özellikle Türkiye nin güvenlik çıkarlarını öncelemiştir. Basın Türkiye nin ulusal çıkar önceliklerini güvenlikle bağlantılı olarak NATO üyesi olmak, ekonomik anlamda ise Marshall Planı ndan yararlanmak olarak ön plana çıkarmıştır. SSCB nin siyasal rejimi olan komünizm de Türkiye nin ulusal çıkarlarına aykırı olarak değerlendirilmiştir. Komünizmin Türkiye için bir tehdit olduğu ifade edilmektedir. Türkiye nin dünyadaki prestijinin de ulusal çıkarlarının bir parçasını oluşturduğu, özellikle BM ideallerine bağlı, milletlerin hürriyetlerine ve toprak bütünlüklerine saygılı bir Türkiye nin BM nin kararına uyarak Güney Kore ye asker göndermesinin hem Türkiye nin NATO ya girişini kolaylaştıracağını hem de dünyadaki prestijini arttıracağını öne sürmüştür. 245

254 Kıbrıs Barış Harekâtı nda Türkiye nin ulusal çıkarları öncelikli olarak güvenlik ve ekonomik boyutlarıyla ele alınmıştır. Özellikle Kıbrıs Adası nın Yunanistan ın eline geçme ihtimali Ege Denizini bir Yunan gölü haline getirebileceği ve Türkiye nin gerek güvenlik ve gerekse ekonomik-ticari anlamda Yunanistan ın kıskacında yer alacağı endişesini gündeme getirtmiştir. Bundan dolayı Kıbrıs adasındaki bu şekildeki bir duruma Türkiye kesinlikle razı olmamalı uluslararası anlaşmalardan ve hukuktan doğan haklarını müdahale dâhil kullanmalıdır. Bu süreçte ABD nin ve müttefik olarak bilinen ülkelerin yalnızca kendi ülkelerinin ulusal çıkarlarını düşünecekleri, Türkiye ye yardım etmeyecekleri basın tarafından ön plana çıkarılmıştır. Bundan dolayı Türkiye nin de yalnızca kendi ulusal çıkarlarını göz önüne alarak hareket etmesi gerektiği ifade edilerek uluslararası ilişkilerin realist paradigmada yer aldığı şekliyle dostlukların ve düşmanlıkların üzerine değil çıkarların üzerine kurulduğu ileri sürülmüştür. Körfez Savaşı nda Sabah ve Hürriyet gazetelerinde Türkiye nin ulusal çıkarları açısından basın ikili bir yapı arz etmektedir. Bir tarafta Türkiye nin bu savaşa girmemesini savunanlar, öbür tarafta bu krizin Türkiye nin önüne bir fırsat olarak çıktığı, gerekirse fiilen savaşa girmesini savunan görüştür. Birinci görüş Türkiye nin geleceğinin ABD, AB ve Siyonist İsrail devletinin yanında olmadığı, Türkiye nin çıkarlarının İslam ülkeleri ve Türk dünyasıyla beraber hareket etmek olduğu, ancak bu şekilde Ortadoğu ve Türk dünyasının lideri olabileceğini savunmaktadır. ABD ve İsrail in yanında olması durumunda bu şansını kaybedeceği öne sürülmektedir. Ayrıca böyle bir durumda Türkiye nin Orta 246

255 doğudaki ekonomik çıkarlarını ve prestijini de kaybedeceği vurgulanmıştır. Türkiye nin güvenlik çıkarları açısından Saddam Hüseyin potansiyel bir tehlike olarak görülmekle beraber Türkiye nin savaşa girmesine karşı çıkılmıştır. Saddam ın tasfiye edilmesinin orta doğudaki tüm ülkelerin menfaatine olduğu, şimdi durdurulamazsa daha sonra durdurulmasının çok daha pahalıya mal olacağı ifade edilmektedir. Bu süreçte Türkiye nin ulusal çıkarları olarak savaşa girmemesi, orta doğunun istikrarlı bir yapısı için çalışması gerektiği, bölgede oynanmak istenen oyunlara engel olması gerektiği ön plana çıkarılmıştır. Türkiye nin çıkarları açısından ikinci görüş ise yaşanan krizin Türkiye nin önüne bir fırsat olarak çıktığı, Türkiye nin buradan en kârlı çıkacak ülkelerden biri olduğu ve gerekirse Türkiye nin fiilen savaşa katılması gerektiğini savunan görüştür. Türkiye nin bu savaşla Türk dünyasının lideri olacağı ileri sürülmüştür. Ayrıca Türkiye nin BM üyesi olması hasebiyle üstlendiği vecibelerin sorumluluğunu yerine getirmesi gerektiği, devlet ciddiyetinin bunu gerektirdiği vurgulanmıştır. Basın, savaşa yaklaşıldıkça askeri analizleri arttırmış ve iyi taraf olarak nitelendirdiği ABD ve müttefiklerinin Irak a karşı olan askeri üstünlüğünü açık bir şekilde vurgulamıştır. Bosna Savaşı nda Hürriyet ve Sabah gazeteleri, Bosna Hersek konusunda Türkiye nin Bosna Müslümanlarıyla ilgili çabalarına ve Türkiye nin buradaki çıkarlarına yer vermiş, Bosna konusunda yapılan ulusal ve uluslararası girişimleri desteklemiştir. Basında Türkiye nin çıkarlarına çok az yer verilmiştir. Türkiye nin çıkarlarının ele alındığı yazılar Balkanlarda Yeni Türkiye, Büyük düşünmek, 247

256 Bölgesel süper güç olma başlıklarıyla sunulmuştur. Yazarlar Türkiye nin ekonomik, siyasi ve askeri güç olarak bölgenin en güçlü ülkesi olduğunu, Türkiye nin üçayaklı bu gücü nü sonuna kadar kullanması gerektiğini vurgulamışlardır. Türkiye nin ulusal çıkarları bu dönemde daha çok prestij üzerine kurulmuştur. Kosova Savaşı nda Hürriyet ve Sabah gazetelerinde Kosova Savaşı incelenen süre zarfında tarihsel çatışmalarla kıyaslanmamıştır. Basın, Türkiye nin ulusal çıkarları açısından Kosova olayına pek ilgi göstermemiştir. İlgi düzeyi haberlerle sınırlı tutulmuş köşe yazarları da konuyu pek ele almamışlardır. Ancak genel olarak Türkiye nin buradaki ulusal çıkarlarının prestij üzerine kurulduğu sonucuna varılabilir. Afganistan Savaşı nda Hürriyet ve Milliyet gazetelerinde Türkiye nin ulusal çıkarları terörle bağlantılı güvenlik boyutu öncelikli olmak üzere ekonomik çıkarlara da yer verilmiştir. Özellikle Türkiye nin fiili olarak ABD nin yanında yer alması söz konusu olduğunda ABD den gelmesi muhtemel ekonomik yardımlar haber ve yorumlarda ön plana çıkmaktadır. Bununla birlikte ABD ile hareket edilmesi gerektiği aksi takdirde bunun yeni bir ekonomik krize neden olabileceği vurgulanmıştır. Bu süreçte basının Türkiye nin ulusal çıkarları konusunda en çok üzerinde durduğu konu terör konusu olmuştur. Özellikle 11 Eylül saldırılarının Türkiye nin kendisini Batı ya anlatması ve PKK teröründen kurtulması için bir fırsat olarak Türkiye nin önüne çıktığı öne sürülmüştür. Bu saldırılardan sonra Türkiye nin bulunduğu coğrafyanın ABD nin tanımladığı haydut devletlerin 248

257 bulunduğu coğrafya olmasından dolayı Türkiye nin Soğuk Savaş döneminde sahip olduğu jeopolitik önemine tekrar geri döneceği vurgulanmaktadır. Özellikle Türkiye nin PKK teröründen kurtulması için ABD nin yanında yer alması gerektiği öne sürülmüştür. Ayrıca Türkiye nin ABD nin yanında yer almasının AB üyeliği, Kıbrıs, Türk-Yunan ilişkileri gibi konularda Batı dünyasını yumuşatabileceği, bunun da Türkiye nin öncelikli ulusal çıkarlarına uygun olduğu ifade edilmektedir. Türkiye nin savaşa katılarak medeniyetler savaşı ihtimalini de ortadan kaldıracağı böylece savaşın bir Müslüman-Hıristiyan savaşına dönüşmesini engelleyeceği öne sürülmüştür. Realist paradigmaya uygun olarak uluslararası politikada ebedi dostlukların ve ebedi düşmanlıkların olmadığı, ebedi çıkarların olduğu savunulmuş, bu amaçla gelişen olayların terörle ilgili uluslararası bir hukuku oluşturacağı, Türkiye nin de bu hukukun şekillendirilmesinde söz sahibi olabilmesi için ABD ile beraber hareket etmesi gerektiği savunulmuştur. Bununla birlikte Türkiye nin vereceği desteğin hemen bir karşılığının da Türkiye ye verilmesi gerektiği, bu karşılığın ise Türkiye nin terör örgütleri listesinde yer alan örgütlerin Avrupa ülkelerindeki faaliyetlerinin durdurulması ve bazı kişilerin Türkiye ye iade edilmesi yönündeki isteklerdir. Basının üzerinde durduğu diğer bir konu ise 11 Eylül saldırılarının Batı nın teröre karşı sergilediği ikiyüzlülüğün bir sonucu olduğu yönündeki eleştirilerdir. Batılı ülkelerin bazı terör türlerini insan hakkı adı altında savundukları, teröre hamilik yaptıkları vurgulanmaktadır. Bundan dolayı 11 Eylül saldırılarının terör konusunda bir milat olduğu, batının artık terörün kendilerini de vurabileceğini fark etmelerine 249

258 sebep olacağı varsayılmaktadır. Batının eleştirildiği ve ikiyüzlülükle suçlandığı diğer bir nokta ise ABD ye yapılan saldırılar sonucunda NATO nun 5. maddesinin işletilmesi kararının alınması olmuştur. Batının bu davranışıyla ikiyüzlü bir tutum ortaya koyduğu, Türkiye nin de PKK ile çarpıştığı yıllarda bu maddeyi kullanmak istediği, fakat NATO üyesi ülkelerin buna yanaşmadığı, söz konusu ABD olunca bu maddenin kapsamını genişlettikleri ifade edilmiştir. Çalışmanın ikinci bölümünde 1 Mart 2003 Tezkeresi üzerinden birbirinden farklı ideolojik görüşlere sahip gazetelerde ulusal çıkarların ele alınışları incelenmiştir. 1 Mart 2003 Tezkeresi sürecinde farklı ideolojilere sahip basın Türkiye nin ulusal çıkarları açısından birbirlerinden farklı politikalar izlemiştir. Liberal basın incelenen sürenin başından sonuna kadar tezkerenin mecliste kabul edilmesi ve Türkiye nin askerlerini Kuzey Irak a sokmasını savunmuştur. Sol basın tezkere karşıtı bir politika izlemiş ancak tezkerenin Türkiye nin yurtdışına asker gönderme iznini içeren birinci kısmının TBMM ye sevk edilerek kabul edilmesini, ABD askerlerinin Türkiye de bulunmasına izin veren kısmının ise Türkiye nin işgal edileceği gerekçesi ile meclise sevk edilmemesini savunmuştur. Muhafazakâr basın ise tamamıyla tezkere karşıtı bir politika izlemiş ve hem Türk askerlerinin Kuzey Irak a girmemesini hem de ABD askerlerinin Türkiye de bulundurulmamasını savunmuştur. Ancak her üç kesimde de realist paradigmanın yüksek düzey politika olarak nitelendirdiği güvenlik çıkarı ön plana çıkarılan ulusal çıkar olmuştur. Irak ın işgali ve 1 Mart Tezkeresi sürecinde liberal basından Sabah ve Hürriyet gazetesi incelenmiştir. Liberal basın tezkerenin onaylanması yönünde bir politika 250

259 izlemiş ve Türkiye nin ABD nin yanında yer almasını savunmuştur. Liberal basında ABD nin Irak ı işgali ve 1 Mart Tezkeresi sürecinde Türkiye nin ulusal çıkarları güvenlik çıkarları ve ekonomik çıkarlar üzerinden betimlenmiştir. Ekonomik anlamda bu süreçte ABD nin mali desteğine ihtiyaç duyulduğu uluslararası mali çevrelerin ekonomik çıkarlara olan olumlu etkisi ön plana çıkarılmıştır. Güvenlik konusunda ise Türkiye nin ulusal çıkarlarının Türk ordusunun Kuzey Irak ta olmasını gerektirdiği ifade edilmiş, Kuzey Irak Türkiye nin geleceğine yönelmiş, potansiyel bir tehdit olarak tanımlanmış, özellikle buradaki Kürt grupların bir devlet kurmalarının Türkiye de bulunan Kürt nüfus için bir cazibe merkezi olup zamanla Türkiye nin bölünmesine neden olabileceği endişesi basına hâkim olan kanaat olmuştur. Kuzey Irak ta bulunan Mesut Barzani ve Celal Talabani Türkiye ye yönelik bir tehdit oluşturdukları gerekçesiyle düşman olarak tanımlanmaktadır. ABD ise Türkiye nin İkinci Dünya savaşından beri stratejik müttefiki, dostu olarak ele alınmaktadır. Kuzey Irak ta bulunan Türkmenler Türkiye nin ulusal çıkarları açısından önem atfedilen diğer bir konu olmuştur. Bu süreçte Türkmenlerin Irak ın asli bir unsuru olarak kabul edilmeleri, Türkiye nin bu bölgedeki Türkmenlerin hamisi olması gerektiği savunulmuştur. Realizmin uluslararası ilişkilerin çıkarlar üzerine kurulduğu hukukun, ahlakın dikkate alınmadığı argümanı liberal basın tarafından benimsenmiştir. Ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda ne ahlâk, ne ideoloji, ne de iç politika çıkarları birer iyi rehberdir 532 denilerek Türkiye nin yaşanacak olan savaşta güçlünün yanında yer alarak çıkarlarına uygun davranması gerektiği ifade edilmiştir. Türkiye nin ABD nin yanında yer almasının Türkiye nin dünyadaki en büyük siyasi, askeri ve ekonomik müttefiki olarak kabul edilen ABD 532 Metin Münir, Sabah, Cansız Kalkan, 27 Şubat,

260 ile ilişkilerin iyi tutulması için de bir zorunluluk olduğu ileri sürülmüştür. Liberal basında Türkiye nin ulusal çıkarlarını Batı temelli uluslararası işbirliğinde görülmektedir. Muhafazakâr basın tezkere sürecinde tamamıyla tezkere karşıtı bir politika izlemiştir. Muhafazakâr basın 1 Mart tezkeresi dolayısıyla Türkiye nin ulusal çıkarlarını betimlerken batı karşıtı bir politika üzerinden ulusal çıkarları betimlemiştir. Türkiye nin bölgesel bir güç olması için ABD nin bu savaşına kesinlikle karışmaması gerektiği aksi takdirde ekonomik kayıplara, prestij kaybına uğrayacağını savunmuştur. Basın, Türkiye nin ulusal çıkarlarını Batı dışında, Türkiye nin lider olduğu bir oluşumda görmektedir. Bu oluşum ise Türkiye nin liderliğinde eski Osmanlı Devleti nin topraklarını içine alan bir havzada kurulacak ve Osmanlı misyonuyla hareket edecek olan bir yapıdır. Muhafazakâr Basın Kuzey Irak meselesine mesafeli bir yaklaşım sergilemiş Kuzey Irak ta zaman zaman meydana gelen gelişmeleri ABD ve İsrail in Türkiye yi savaşın içine çekmek ve Türkiye ye istediklerini yaptırmak için düzenledikleri bir komplo olarak tanımlamıştır. Bununla birlikte Türkiye nin Kuzey Irak ile ilgili ulusal çıkarları güvenlik üzerinden betimlenmiştir. Türkiye nin güvenlik çıkarları bu bölgede bulunan PKK ve Kuzey Iraklı Kürtlerin bir devlet kurma girişimlerinin denetim altında tutulması ve gerekirse Türk askerlerinin burada bulunmalarıdır. Tezkerenin kabul edilmesiyle Türkiye nin stratejik olarak bölgeye yabancılaşacağını ve yalnızlığa itileceğini, bölgesel güç olmasını engelleyeceğini, 252

261 bunun da ABD nin Ortadoğu politikasında Türkiye ye verdiği rolün Türkiye nin İsrailleştirilmesi olduğu savunulmuştur. Türkiye nin yıllardan beri Irak ın toprak bütünlüğünün bozulmasını savaş nedeni saymasının tezkerenin kabul edilmesiyle ortadan kalkacağı, ayrıca tezkerenin kabul edilmesinin Türkiye yi gayrimeşru bir savaşın suç ortağı yapacağı savunulmuştur. Sol basın tezkere sürecinde tezkere karşıtı bir politika izlemekle beraber Türkiye nin güvenlik çıkarları nedeniyle Türkiye nin askerlerini Kuzey Irak a sokmasını savunmuştur. Sol basında Türkiye nin ulusal çıkarları betimlenirken ön plana çıkarılan çıkarlar ulusal güvenlik olmuştur. Cumhuriyet gazetesi ABD karşıtı bir politika izlemiş ve ABD askerlerinin Türkiye ye konuşlanmaları durumunda Türkiye nin işgal edilmiş olacağını öne sürmüştür. Basın tezkere karşıtı bir tutum sergilerken buna karşın Türkiye nin Kuzey Irak a asker göndermesini orada Türkiye aleyhine olarak gelişebilecek oluşumları engellemesi gerektiğini ön plana çıkarmıştır. Çünkü Irak ın kuzeyinde kurulacak bir Kürt devletinin komşu ülkelerde yaşayan Kürtler üzerinde etkide bulunacağı, Türkiye de bulunan Kürtlere yönelik çalışmaların olabileceği, bu yüzden Türkiye nin güvenliğinin ve toprak bütünlüğünün tehlikeye girebileceği öne sürülmüştür. Bu tür bir tehlikenin yaşanmaması için Türk askerinin mutlaka Kuzey Irak bölgesinde gelişmeleri denetim altında tutması gerektiği ifade edilmiştir. Olası Irak savaşı, Haçlı Seferi görüntüsü altında aslında bir kapitalist, emperyalist saldırı olduğu birinci ve ikinci paylaşım savaşlarından da farklı olarak bir hâkimiyet mücadelesi olduğu şeklinde ele alınmıştır. Bu savaş, Üçüncü dünya paylaşım savaşı olarak tanımlanmış ve bu paylaşım savaşının başat aktörünün ABD olduğu, ABD nin Türkiye savaşa girdi 253

262 diye bölgesel ve evrensel planlarını değiştirmeyeceği vurgulanmıştır. Realist paradigmaya uygun olarak büyük devletlerin dostu düşmanının olmadığı, ancak çıkarları olduğu, konjonktürün gerektirdiği şekilde davrandığı ifade edilmiştir. Tezkere nin mecliste kabul edilmemesi üzerine sol basın bunu Türkiye nin ABD işgalinden kurtulduğu ancak Kuzey Irak ta oluşabilecek Kürt devleti tehlikesinin hala devam ettiği ve bunun önlenmesi gerektiği şeklinde yorumlamıştır. Bundan dolayı hükümetin tezkerenin birinci maddesini hemen meclise sevk etmesini ve bu maddenin kabul edilmesini sağlaması gerektiği öne sürülmüştür. Tezkerenin birinci maddesi Türkiye nin yurtdışına asker gönderme iznini içermektedir. Sol basın Türkiye nin çıkarlarını batı karşıtı bir oluşumda görmüş ve Türkiye nin bağımsız bir şekilde hareket etmesini savunmuştur. Buna göre liberal ve sol basın Kuzey Irak konusunda aynı hassasiyetleri taşımakta, muhafazakâr basın ise Kuzey Irak meselesine daha mesafeli yaklaşmaktadır. Liberal basında ekonomik çıkarlar ve Irak Türkmenleri de ön plana çıkarılırken; muhafazakâr ve sol basın daha çok Türkiye nin güvenlik çıkarlarına odaklanmışlardır. Bir mart tezkeresi süresince liberal basında ulusal çıkar öğelerinin haberlerde yer alışı ağır ekonomik kayıplar - olası kazançlar, Ortadoğu da bölgesel güç olma isteği ve ulusal güvenlik olmuştur. Yaşanacak savaş nedeniyle Türkiye nin ağır ekonomik kayıplara uğrayacağı ABD ye destek verilerek bu kayıpların hafifletilebileceği öne sürülmüştür. Ulusal güvenlik konusunda ise en çok üzerinde durulan konu Kuzey 254

263 Irak bölgesi olmuş, Kuzey Irak ta meydana gelebilecek muhtemel oluşumların Türkiye nin birliğini ve bütünlüğünü tehlikeye sokabileceği iddia edilmiştir. Liberal basın tezkerenin mecliste onay alması yönünde bir tutum içinde olmuş ve tezkerenin mecliste kabul edilmediği 1 Mart tarihinden sonraki dönemde de yeni bir tezkerenin gelmesi yönünde haber yapmıştır. Türkiye nin ekonomik çıkarları ele alınırken daha çok Türkiye nin borcu, savaş dolayısıyla yaşayacağı ekonomik sıkıntılar, uluslararası finans çevreleriyle ilişkileri ve bu süreçteki ABD desteği ön plana çıkmaktadır. Resmi ağızlardan verilen haberler aracılığıyla Türkiye nin ulusal çıkarlarının ABD yle beraber hareket etmekte olduğu, Türkiye nin bunun içinde bulunmaması durumunda dünya finans çevreleriyle karşı karşıya geleceği, IMF bağlantılarında sıkıntı yaşayacağı varsayılmaktadır. ABD den mali yardımın gelmesi durumunda ekonominin kısa zamanda iyileşeceği, tezkerenin geçmemesi durumunda ekonominin bozulacağı, bir yılda zararın 26 milyar dolar olacağı öne sürülmüştür. Tezkerenin mecliste kabul edilmemesi üzerine ABD ve Türkiye arasındaki stratejik ilişkilerin en kötü döneme girdiği, ABD yetkililerinin buna gösterdiği tepkinin olumsuz olduğu belirtilmektedir. Türkiye nin güvenlik çıkarları ele alınırken ülkenin birlik ve bütünlüğü için Kuzey Irak potansiyel bir tehdit olarak algılanmış bu tehdidin ortadan kaldırılması için Türk askerinin mutlaka o bölgeye yerleşmesi ve bölgeyi kontrol altında tutması gerektiği öne sürülmüştür. Bunun gerçekleşmesinin ise tezkerenin meclisten geçmesine ve ABD nin Türkiye den Irak a geçiş izni almasına bağlı olduğu ifade 255

264 edilmektedir. ABD nin Türkiye den geçiş izni anlaşmasına karşılık savaş sonrası Iraklı Kürtlerin federasyon benzeri bir hükümet kurmalarını engelleyeceklerini garanti ettiği ve tezkerenin Meclis ten geçmesinin Türkiye nin güney sınırındaki güvenliği için çok önemli olduğu vurgulanmaktadır. ABD ile yürütülen pazarlıklar sonucunda savaş sonrasında Türk ordusunun Kuzey Irak topraklarına girebileceği öne sürülmüştür. Bunun da Türkiye nin bölgesel çıkarlarına uygun olduğu, Ortadoğu da güvenliğini sağlamış bir Türkiye nin çok daha güçlü olacağı savunulmaktadır. Muhafazakâr basında ulusal çıkar öğelerinin haberlerde yer alış biçimini savaş/tezkere karşıtlığı, Türkiye nin ve Ortadoğu nun güvenliği ve barış eylemleri oluşturmuştur. Tezkere ele alınırken, tezkere Zoraki tezkere, AKP de ikna kuşatması, Meşruiyet olmadan tezkere gönderilmesin, Tezkere mecliste vekiller isyanda gibi haber başlıklarıyla sunulmuştur. Irak la girilecek bir savaşın Türkiye yi yoksullaştıracağı, tüketimin duracağı, enflasyonun yükseleceği üzerinde durulmuş ve böylelikle tezkerenin geçmemesi istenmiştir. Tezkerenin mecliste kabul edilmemesi üzerine muhafazakâr basın meclisin tarihi oylamalarından birini yaptığını ileri sürmekte ve kararı Meclis Barış Dedi, Savaş Değil Barış Kazandı, İktidara Meclis Tokadı, Millet Galip Geldi, Tam Demokratik Bir Karar, Bu Karara Şapka Çıkartılır, Vekiller Milletin Sesine Kulak Verdi, Türkiye nin İtibarı Arttı haber başlıklarıyla sunmuştur. Meclis kararı, devam eden günlerde de olumlu çerçevelerde sunulmuştur. İlerleyen günlerde yeni bir tezkerenin meclise gönderilmesi söz konusu olmuş, muhafazakâr 256

265 basın buna negatif bir yaklaşım sergilemiştir. Muhafazakâr basın, savaşı ABD nin Ortadoğu da kurmak istediği yeni dünya düzeninin bir parçası olduğu, İsrail in güvenliğinin sağlanması ve dünya petrol rezervlerinin % 65 ini barındıran Ortadoğu nun direkt kontrol altında tutularak ABD nin ihtiyaç duyduğu petrolü ele geçirme savaşı şeklinde tanımlamaktadır. ABD nin Irak savaşının İsrail in amacına hizmet ettiği Irak petrolünü ele geçirmesi, İsrail in güvenliğini sağlamak ve İsrail in genişleme politikasına karşı çıkan güçlerin ortadan kaldırılması olduğu ifade edilmekte, bu yüzden bu savaşın Irakla sınırlı kalmayacağı, Irak tan sonraki hedeflerin Suriye, İran ve Türkiye olduğu iddia edilmektedir. ABD nin menfaatinin dünya hâkimiyeti ve ekonomi olduğu, ABD nin İsrail ve kendi çıkarları için Ortadoğu yu yeniden sömürgeleştirmek istediği, bundan dolayı savaşın yaşanmaması için Türkiye nin elinden geleni yapması gerektiği, bu amaçla öncelikle tezkereyi reddetmesi gerektiği savunulmuştur. Muhafazakâr basında Kuzey Irak ile ilgili haberler gelişmelere göre ele alınmıştır. Türkiye nin buradaki çıkarları güvenlik üzerinden tanımlanmıştır. Birinci olarak, ülkenin birlik ve bütünlüğünü tehdit eden terör olduğu, ikinci olarak ise bölünmüş bir Irak ta kurulacak bir Kürt devletinin ve bunun elinde bulunacak petrol kaynaklarının kontrol edilmesi olduğudur. Kürdistan ın kabul edilmesi durumunda Osmanlı Devleti nin Birinci Dünya Savaşı nda imzaladığı Sevr Antlaşmasında yer alan bölgenin Türkiye den kopması anlamına geleceği varsayılmıştır. Bölgedeki Kürt gruplarının Türkiye nin bölgeye girmesi durumunda Türkiye ile savaşacaklarını açıklamaları Türkiye yi tahrik ettiğini, bunun da aslında ABD nin kışkırtmalarıyla olduğu ifade edilmiştir. ABD nin Kürt kartını oynadığı, Kuzey 257

266 Irak ta meydana gelen Türkiye karşıtı eylemlerin arkasında ABD nin olduğu savunulmuştur. Basının üzerinde durduğu diğer bir konu ise barış eylemleri olmuştur. Dünyada ve Türkiye de savaş karşıtı eylemler, gösteriler, açıklamalar ön plana çıkarılarak sunulmuştur. Bu savaşta özellikle sivillerin, masum insanların, çocukların öleceği üzerinde durulmuş ve Türkiye nin bu savaşa girmemesi, tezkereyi kabul etmemesi gereği vurgulanmıştır. Greenpeace, sivil toplum kuruluşları, çeşitli dünya ülkelerinde düzenlenen savaş karşıtı eylemlere yer verilerek barış eylemleri desteklenmiştir. Bu arada savaşın çıkmaması için Irak a giden canlı kalkanlara olumlu bir yaklaşım sergilenmiştir. Sol basında ulusal çıkar öğelerinin haberlerde yer alış biçimleri Türkiye nin bölünme tehlikesi/güvenlik endişesi, hükümetin krizi yönetme beceriksizliği ve savaş karşıtlığı üzerine kurulmuştur. Türkiye nin bölünme tehlikesi daha çok Kuzey Irak üzerinden kurulmuştur. Haberlerde Kuzey Irak ele alınırken, Kuzey Irak ın olası bir savaşta hem önem kazanacağı hem de çatışmaların büyüdüğü bir alana dönüşeceği ifade edilmiştir. Tezkerenin mecliste kabul edilmemesi üzerine, Türkiye nin Kuzey Irakla ilgili endişeleri resmi ağızdan verilmeye başlanmıştır. Özellikle ABD yönetiminin meclisin kararının ardından Türkiye yi Irak ın geleceğinde söz sahibi olmasında dışlaması ve Kürt grupların taleplerine daha güçlü desteklenme olasılığı üzerinde durulmuştur. Amerika dan Türkiye ye Kuzey Irak a girmemesi yönünde uyarıların geldiği, bu yüzden Ankara nın Kuzey Irak 258

267 konusunda sıkıntıya girdiği belirtilmekte ve bu durumun Kürt grupları cesaretlendirdiğinin altı çizilmektedir. İkinci konu olarak hükümete yönelik eleştiriler söz konusu olmuştur. Hükümetin kararsız, beceriksiz, deneyimsiz olduğu tezkere konusunda uluslararası meşruiyete bakmadan Amerika ya Türkiye nin kapılarını açtığı ve Türkiye nin işgal altına girdiği üzerinde durulmuştur. Tezkerenin TBMM de kabul edilmesi durumunda Türkiye nin limanlarını, hava alanlarını, demiryollarını hava sahası ve topraklarını ABD askerlerinin kullanımına açacağını, bu denli bir askeri gücü kendi topraklarında, kendi rızasıyla kabul eden Türkiye nin işgal edilmiş olacağı öne sürülmüştür. Haberlerde öne çıkan ulusal çıkar gereklerinden biri de savaş karşıtlığı olmuştur. Savaş karşıtlığı barış eylemleri aracılığıyla gündeme getirilmiştir. Özellikle sivil toplum kuruluşları (STK) nın, Greenpeace in, çeşitli meslek gruplarının, sanatçıların, çeşitli toplum kesimlerinin savaş karşıtı eylemleri ve açıklamalarına yer verilmiştir. Dünyada savaş karşıtı yapılan toplantılar, eylemler ve açıklamalara da haberlerde yer verilmekte, savaşlarda askerlerden çok masum insanların özellikle çocukların öldüğü vurgulanmaktadır. Tezkerenin mecliste oylanmasından sonraki gün Cumhuriyet gazetesi Barış Kazandı manşetini kullanarak savaş karşıtı tutumunu ve alınan karardan memnuniyetini ortaya koymuştur. TBMM nin savaş tezkeresini kabul etmediği oturum, tarihi oturum olarak nitelendirilmiş, yaşanan olayın siyasal çıkarlar ve 259

268 iktidar kavgaları açısından değil de, insanlık ve halk adına tartıldığında verilen kararın Türkiye ye onur kazandırdığı, Türkiye nin barışı yeğlemek ve savaşı reddetmekle var oluşunun bilincini kanıtladığı belirtilmiş ve Atatürk ün yurtta sulh, cihanda sulh! dediğine vurgu yapılarak meclisin aldığı kararın ne kadar yerinde olduğu, bu yolda karar vermesini bilen meclisin tarihine olumlu ve onurlu bir sayfa eklediği savunulmuştur. Liberal basında köşe yazarlarının Türkiye nin ulusal çıkarlarını tanımlama ve betimlemeleri gazetelerin yayın politikalarına uygun olmakla beraber tezkere aleyhine yazılan yazılara da rastlanılmaktadır. Köşe yazarları tarafından ekonomik çıkarlar, Kuzey Irak ta Türkmenlerin hamisi olmak, bölgesel güç olma isteği, güçlü müttefiki kaybetme korkusu ve ileride kurulacak bir Kürt devletinin Türkiye yi bölme tehlikesi ön plan çıkarılan ulusal çıkarlar olmuştur. Türkiye nin bu süreçte ekonomik çıkarları ele alınırken tezkereyle olası harekât sonucunda ekonomik, siyasi ve askeri yönlerin önceden bir şekilde mutabakata bağlanmasının Türkiye nin olası kayıplarını en aza indirebileceği öne sürülmektedir. Tezkerenin meclisten geçmemesi durumunda 2001 yılında yaşanan ekonomik krizden daha büyük bir krizle karşılaşılacağı ifade edilmektedir. Türkiye nin tek başına kalacağı, Avrupa nın ve diğer barış taraftarı ülkelerin Türkiye ye sahip çıkmayacakları ileri sürülmektedir. Türkiye nin Birinci Dünya Savaşı nda güçsüz olmasından dolayı o dönemde çizilen sınırlara müdahale edemediği ancak şimdi Türkiye nin güçlü olduğu ve sınırlarının tekrar çizileceği Türkiye nin bunun dışında kalmaması için ABD ile hareket etmesi 260

269 gerektiği öne sürülmüştür. Bu sürecin dışında kalınması durumunda bölgesel güç olma şansının kaybedileceği savunulmuştur. Tezkerenin mecliste ret edilmesi üzerine hükümete yönelik eleştiriler söz konusu olmakta ve hükümet, ulusal çıkarlar aleyhine gelişmelerin yaşanması durumunda Türkiye yi eli kolu bağlı bırakmakla eleştirilmektedir. ABD den mali yardımın gelmeyeceği, faizlerin, dövizin yükseleceği, borsanın düşeceği, Türkiye nin savaşın bütün olumsuzluklarını herhangi bir kazanımı olmaksızın yaşayacağı ileri sürülmektedir. Türkiye nin alınan kararla dünyadaki en büyük siyasi, askeri ve ekonomik müttefiki olan ABD yi kaybetme tehlikesi yaşadığı varsayılmakta, bununla birlikte Türkiye nin tek kazanımının dünyada prestiji, saygınlığı artan bir ülke olduğu ifade edilmektedir. Köşe yazarları Türkiye nin ulusal çıkarlarının güvenlik boyutunu ele alırken üzerinde durdukları en önemli bölge Kuzey Irak bölgesi olmuştur. Köşe yazarlarının tezkerenin meclisten geçmesi yönünde en çok başvurdukları nedenlerden biri Kuzey Irak Kürtlerinin ABD ile hareket ediyor olmaları ve ileride bir Kürt devleti kurma olasılıkları olmuştur. Türkiye nin ulusal çıkarlarının Kuzey Irak ta bir Kürt devletinin kurulmaması olduğunun altı çizilmektedir. Bölgede en çok Kürt nüfusa sahip ülke olan Türkiye nin Kuzey Irak ta bir Kürt devleti kurulması durumunda gelecekte Türkiye deki Kürtler için bir cazibe merkezi olmasından ve bunun Türkiye nin bölünmesine neden olabileceği endişesi liberal basına hâkim olan kanaat olmuştur. Bundan dolayı Türk askerinin mutlaka Kuzey Irak ta bulunması ve bölgeyi Türkiye nin çıkarlarına ters düşecek gelişmeleri 261

270 önceden engelleyerek kontrol altında tutması gerektiği üzerinde durulmaktadır. Tezkerenin reddedilmesinin ABD nin çıkarlarına darbe vurmaktan çok, Irak Kürtlerinin çıkarına hizmet edeceği, Kuzey Irak ta kurulacak bir Kürt devletinin Türkiye için zaten bir casus belli yani savaş nedeni olduğu ifade edilmektedir. Tezkerenin meclisten onay almaması sonucunda Kuzey Irak hakkında yukarıda bahsedilen korkular gündeme yeniden getirilmekte ve ikinci bir tezkerenin gereği üzerinde durulmaktadır. Tezkerenin kabul edilmemesinin Türkiye nin kendi güvenliğini tehlikeye attığı, Türkiye nin Kuzey Irak ı kendi güvenliği için, kendi bütünlüğü için kontrol altında tutması gerektiği üzerinde durulmuştur. Liberal basında barış eylemleri çok az yer almıştır. Dünyada ve Türkiye de yapılan barış eylemlerine olumsuz bir yaklaşım sergilenmiştir. Canlı kalkanlar yorumlarda negatif olarak ele alınmıştır. Köşe yazarları bu süreçte barış eylemcileri olarak Irak a giden canlı kalkanlara çok az yer vermişler ve canlı kalkanlara karşı negatif bir tutum içinde olmuşlardır. Köşe yazarları, Irak a giden canlı kalkanların samimi olmadıkları, savaşı önlemek için Bağdat a gelen canlı kalkanların çoğunun canlarının derdine düşerek geri döndükleri, bir tür şov yaptıklarını ileri sürmüşlerdir. Muhafazakâr basında köşe yazarları gazetelerin haberlerde yer alan yaklaşımla uyumlu bir yaklaşım sergilemişler ve tezkere karşıtı bir tutum ortaya koymuşlardır. Köşe yazarları, Türkiye nin ulusal çıkarlarını ABD nin yanında yer almakta değil, karşısında olmakta görmüşlerdir. Türkiye nin tezkereyi kabul etmesi durumunda bu kararı yalnızca ABD ve müttefiklerinin tanıyacağı, bunun hiçbir zaman hukukî 262

271 zemin kazanmayacağı, BM ilkeleri ve uluslararası hukuk tarafından suç sayılacağı, Türkiye nin komşuları ve dünya ülkeleri nazarında saldırgan bir ülke olarak tanımlanacağı, ikili ilişkilerinde ciddi bir erozyona uğrayacağı savunulmuştur. Türkiye nin Kuzey Irak ı bahane ederek savaşa girmesi ABD nin küresel haçlı savaşına destek anlamına geleceği, ABD askerlerinin Türkiye de konuşlandırılmasına izin vermenin İslam coğrafyasını köleleştirme projesine destek vermek olduğu öne sürülmüştür. Türkiye nin yıllardan beri Irak ın toprak bütünlüğünün bozulmasını savaş nedeni saymasının tezkerenin kabul edilmesiyle ortadan kalkacağı, ayrıca tezkerenin kabul edilmesinin Türkiye yi gayrimeşru bir savaşın suç ortağı yapacağı savunulmuştur. Muhafazakâr basın, Türkiye nin ulusal çıkarlarını Batı dışında bir oluşumda görmektedir. Bu oluşum ise Türkiye nin liderliğinde Osmanlı misyonuyla donanmış ve İslam ülkelerini içine alan bir oluşumdur. Bu durumda Türkiye nin dünyaya yön veren güçlerden birini oluşturacağı varsayılmıştır. Tezkerenin meclisten onay almaması üzerine muhafazakâr basın bunu olumlu bir şekilde karşılamış, bu kararın meclise yansıyan millet vicdanı olduğu, Amerika nın hegemonya tutkusu ve güç tapınmasının Türkiye nin vicdanını aşamadığı vurgulanmıştır. Bunun tüm dünyada özellikle de Ortadoğu da Türkiye ye prestij kazandırdığı vurgulanmaktadır. Bu kararla Türkiye nin siyasal sisteminin kişilik kazandığı, Türk-Amerikan ilişkilerinin eşitlenmesi ve stratejik ortaklık eksenine oturması açısından önemli bir zemin oluşturduğu öne sürülmüştür. Tezkerenin reddedilmesiyle Amerikan ın sinsi emellerinin reddedildiği, İsrail yayılmacılığına 263

272 karşı çıkıldığı, Ortadoğu nun kan gölüne çevrilmesinin engellendiği ifade edilmiştir. Türkiye nin güvenlik çıkarları ABD ile bağlantılı olarak Kuzey Irak üzerinden ele alınmıştır. Türkiye nin Kuzey Irak a yönelik düşüncelerinin bölgede bir Kürt devletinin kurulma olasılığı ve Türkiye nin doğu ve güneydoğusunun bundan etkilenerek Türkiye de karışıklıkların çıkması ve hatta Türkiye nin bölünme olasılığının olduğu ileri sürülmektedir. Kürtlerin Kuzey Irak ta zaten parlamentosunu kurmuş, parasını basmış ve meclisini topladığı, ABD nin kafasına bölgede bir Kürt devleti kurmayı koymuşsa bunu Türkiye nin engellemesinin söz konusu olmadığı öne sürülmüştür. Kuzey Irak taki gruplardan gelen mesajların ABD nin Türkiye yi bölgeye çekmek için tezgâhladığı kışkırtmalar olduğu şeklinde değerlendirilmiştir. Kuzey Irak hassasiyetinin Kuzey Irak tan ibaret olmadığı, Kuzey Irak taki gelişmelerin Türkiye de sancılar doğuracağı ve içerideki ve dışarıdakileri yeniden muhasebe zeminine taşımak gerektiği üzerinde durulmuş, ancak burada güç kullanma boyutundan çok öte açılımlara ihtiyaç olduğu vurgulanmıştır. Türkiye nin Kuzey Irak ta müdahil olmasının sebebi, Kuzey Irak ta oluşacak bir Kürt devletinin Güneydoğuyu karıştıracağı inancına dayandığı, ancak Türkiye nin kendi içinde çözmeye yeltenmediği, çözemediği bir sorunu ya da baskı politikalarıyla dindirdiği bir meseleyi bir sınır meselesi olarak ilan etmesinin yanlış olduğu, buna kalıcı ve barışçıl bir çözümün bulunması gerektiği vurgulanmıştır. 264

273 Sol basında köşe yazarlarının Türkiye nin ulusal çıkarlarının ağırlıklı olarak ulusal güvenlik ve prestij çıkarları üzerinden değerlendirmişlerdir. Köşe yazarları ABD nin Irak a yönelik yapmayı planladığı savaşı bir saldırı savaşı olarak ele almışlar ve ABD nin yeni dünya düzenini kurmak için bu savaşı başlattığı yorumunu yapmışlardır. Türkiye nin böyle bir savaşa alet olması durumunda bunun, geçmişini inkâr anlamına geleceği, geleceğini de maddi ve manevi anlamda karartacağını ve ciddi anlamda tehlikeye düşüreceği yorumuna yer verilmiştir. Yazarlar Türkiye nin Kuzey Irak taki çıkarlarını ele alırken, Kuzey Irak taki Kürt grupları ABD kuklası, PKK yı destekleyen, ABD nin ezeli dostları olarak ele almışlardır. Bölgede BM denetiminde bir devlet altyapısının kurulduğu, Saddam ın devrilmesi durumunda Kuzey Irak ta Kürt devletinin yaşama geçirileceği, tüm bunların Türkiye üzerine oynanan senaryonun bir parçası olduğu iddia edilmiştir. Müttefik olarak görülen devletin Kürt grupları Türkiye ye karşı kullandığı yorumları yapılmıştır. Sol basın Kuzey Irak a gerekirse asker gönderilmesini savunurken, ABD nin Türkiye üzerinden Kuzey Irak a asker göndermesine karşı çıkmıştır. Asker göndermenin nedeni ise orada oluşacak olan bir Kürt devletinin önlenmesi olmuştur. Çünkü Kuzey Irak ta kurulacak bir Kürt devletinin Kuzey Irakla sınırlı kalmayacağı, eninde sonunda bölge ülkelerinde yaşayan Kürtleri de bu yönde teşvik edecekleri, bu durumda bölgede en fazla Kürt etnik nüfusunu içinde barındıran Türkiye yi bölmeye yönelik çalışmaların olacağı üzerinde durulmuştur. Türkiye nin Kuzey Irak taki oluşumda söz sahibi olabilmesinin herhangi uluslararası, hukuki bir dayanağının olmadığı, I. Körfez Savaş ından bu yana bölgede zaten fiili olarak Türkiye nin istemediği oluşumların yaşandığı, 265

274 Türkiye nin savaşa girip girmemesinin bunu engelleyemeyeceği yorumları yapılmıştır. Tezkerenin mecliste kabul edilmemesini yazarlar olumlu karşılamışlar ve meclisin bu kararıyla tarihi bir görevi yerine getirdiğini belirtmişlerdir. Bu kararla Türkiye nin tüm dünyada prestij kazandığı savunulmuştur. Meclisin ABD dayatmalarına hayır dediği, ABD nin dünyanın dört bir yanına demokrasi götürmek istediği, Meclisin ABD ye demokrasi dersi verdiği vurgulanmıştır. Meclisin ülkenin bir savaşa sürüklenmesine izin vermediği çok onurlu bir tutumla ülkenin geleceğini savaşta değil, barışta gördüğünü dosta-düşmana gösterdiğinin altı çizilmekte, aksi olması halinde ise Türkiye nin askeriyle ve olmayan ekonomik kaynaklarıyla derinliğini ve çapını ABD nin saptayacağı bir bataklığa saplanacağı öne sürülmektedir. Tezkerenin kabul edilmemesi ile Türkiye nin ulusal çıkarlarının korunduğu, Türkiye nin bir işgalden kurtarıldığı savunulmuştur. Yazarlar alınan kararla emperyalist savaşa geçit verilmediği, en önemlisinin ise Türkiye nin para karşılığında savaşa sürüklenen bir ülke görünümünden kurtulduğu, kişiliğini ortaya koyduğunu savunmuşlardır. Basının 1 Mart tezkeresi sürecinde kullandığı dilsel özelliklere karşılaştırmalı olarak baktığımızda farklı ideolojilere sahip basının takip ettiği politikaya uygun bir dil kullandığı ile karşılaşmaktayız. Birbirinden farklı ideolojik görüşlere sahip basında dilsel benzerlikler görüldüğü gibi, büyük farklılıklar da görülmüştür. Buna göre farklı ideolojik görüşlere sahip basın 1 Mart tezkeresi sürecinde birbirinden farklı politikalar takip etmiştir. Liberal basın tezkerenin tamamıyla kabul edilmesi 266

275 taraftarıyken, muhafazakâr basın liberal basının aksine tezkerenin tamamıyla reddedilmesi taraftarıdır. Sol basın ise tezkerenin birinci bölümü olan Türkiye nin yurt dışına asker gönderme izninin kabul edilmesini buna karşılık tezkerenin ikinci kısmı olan yabancı silahlı kuvvetlerin ülkeden geçiş izni alması kısmının reddedilmesini savunmuştur. Buna göre basın takip ettiği politika çerçevesinde aktör tanımını ele alırken liberal basında takip edilen politikaya uygun olarak Kuzey Irak ve Kürtler en sık vurgu yapılan haber aktörleri olmuştur. Liberal basında ABD ve müttefikleri olumlanırken, Kuzey Irak ve Kürtler olumsuzlanmaktadır. Muhafazakâr basında ise Haber ve yorumlarda daha çok ABD nin ve Bush un Ortadoğu hakkındaki gizli amaçlarından bahsedilmiştir. Muhafazakâr basının bu süreçteki politikası liberal basının aksine ABD ve Tezkere karşıtı bir politika olduğu için ABD ve Başkanı George Bush negatif olarak en sık yer alan haber aktörleri olmuştur. Bunun karşısında ise Irak ve Saddam Hüseyin en sık vurgu alan ikinci haber aktörü olmuştur. Muhafazakâr basında Kuzey Irak gelişmelere göre ele alınmış, buradaki gelişmeler daha çok güvenlik boyutu üzerinden değerlendirilmiştir. Sol basın ise Kuzey Irak konusunda liberal basınla aynı çizgiyi takip etmiş, Kuzey Irak Türkiye nin güvenliğine bir tehdit olduğu şeklinde ele alınmıştır. Bu amaçla Kuzey Irak ve Mesut Barzani negatif ifadelerle en sık vurgulanan haber aktörleri olmuşlardır. Sol basın takip ettiği politika gereği hükümete ve hükümeti oluşturan AKP ye negatif bir yaklaşım sergilemiş ve bu amaçla hükümet ve AKP en sık vurgulanan diğer bir haber aktörü olmuşlardır. Liberal basında barış eylemlerine çok az yer verilirken ve yer verilen barış eylemlerine de negatif bir yaklaşım sergilenirken muhafazakâr basın politikasına uygun olarak barış eylemlerini pozitif ifadelerle ön plana çıkararak haber yapmıştır. 267

276 Sol basın da muhafazakâr basın gibi barış eylemlerine olumlu yaklaşmıştır. Liberal basında tezkere yanlısı resmi açıklamalar ön plana çıkarılarak olumlanırken buna karşılık muhafazakâr basında Tezkere yanlısı resmi açıklamalar negatif ifadelerle ele alınmış, buna karşılık tezkere karşıtı açıklamalar olumlu çerçevelerle sunulmuştur. Sol basında da muhafazakâr basın gibi tezkere lehindeki resmi açıklamalar olumsuzlanmakta, buna karşılık tezkere aleyhindeki açıklamalar ise olumlanarak sunulmaktadır. Liberal basında uzman kişi ve kuruluşlar daha çok ekonomi çevrelerinden seçilirken, muhafazakâr basın akademisyen ve siyasetçilere, sol basın ise daha çok siyasileri merkeze alan bir yaklaşım sergilemiştir. Liberal basın ülkenin birliği ve Kuzey Irak tan kaynaklanan güvenlik endişesi üzerinden bir kanı birliği oluşturmaya çalışırken, muhafazakâr basın savaşa ve Irak ın işgaline karşı bir kanı birliği oluşturmaya çalışmış, sol basın ise savaş karşıtlığı ve ABD askerlerinin Türkiye ye kabul edilmesi durumunda Türkiye nin işgal edilmiş olacağı üzerinde bir kanı birliği oluşturmaya çalışmıştır. Bu süreçte liberal basının karşı gerçekliği tezkerenin mecliste onay alamaması ve Kuzey Irak ta bir Kürt devletinin kurulması olurken, sol basın da liberal basın gibi Kuzey Irak konusunda aynı hassasiyeti taşımıştır. Sol basının karşı gerçekliği tezkerenin meclisten onay alması ve Kuzey Irak ta kurulacak olan bir Kürt devletidir. Liberal basın Wall Street Journal ve Washington Post a dayanarak haklılığını kanıtlamaya çalışırken, muhafazakâr basın uluslararası kurumların temsilcilerine ve Irak a giden insanlara dayanarak haklılığını kanıtlamaya çalışmıştır. Sol basın da 268

277 muhafazakâr basın gibi daha çok uluslararası kuruluşların denetçilerine başvurarak haklılığını kanıtlamaya çalışmıştır. Liberal basında realist paradigmaya uygun olarak ulusal çıkarların savunulması için mantıklı hareket etmek gerektiği, ahlaka ve duygulara göre hareket edilmemesi gerektiği savunulmuştur. Muhafazakâr basın ahlak ile mantık arasında bir dengenin kurulmasını savunmuş, böyle bir savaşa Türkiye nin girmesinin hem ahlaken hem de mantıken doğru olmadığını savunmuştur. Sol basın da burada muhafazakâr basınla paralel bir politika izlemiş ve Türkiye nin savaşa girmesinin ve ABD askerlerine topraklarını açmasının mantıkla alakasının olmadığını savunmuştur. Liberal basında yaşanacak olan savaşın kaçınılmaz olduğu, her halükarda bu savaşın yaşanacağı, Türkiye nin bunu hiçbir şekilde engelleyemeyeceği ve bunun dışında kalamayacağı savunulmuştur. Muhafazakâr basında ise Türkiye nin demografik yapısı nedeniyle bu savaştan etkileneceği, ancak bu savaşın çirkin bir savaş olduğunu açıklamaya çalışmış, sol basın ise savaşın ABD nin güç politikasının bir sonucu olduğunu, tezkerenin kabul edilmesi durumunda Türkiye nin işgal edilmiş olacağını açıklamaya çalışmıştır. Liberal basında sayı oyunlarına daha çok askeri kapasitelerdeki sayısal ve teknolojik verilere vurgu yapmak amacıyla başvurulurken, muhafazakâr basın ve sol basın sayı oyunlarına daha çok savaş karşıtlarının oranı, savaşa verilen kamuoyu desteğinin azlığını vurgulamak için başvurmuşlardır. Liberal basın daha çok Türkiye nin bu savaşın dışında kalması durumunda, güvenliğini tehlikeye düşüreceği ve bölgesel bir güç olamayacağı yönünde tarihsel karşılaştırmalara başvurmuştur. Muhafazakâr basın ve Sol basın ise tarihsel 269

278 olaylarla karşılaştırmalar yaparken Türkiye nin bu savaşın dışında kalması gerektiği, bu savaşın çirkin bir savaş olduğu, ulusal çıkarlarının bu savaşta taraf olmamasını gerektirdiği yönündeki tarihi karşılaştırmalara başvurmuşlardır. Liberal basında kurbanlaştırmaya gidilmezken, muhafazakâr basında kurban konumuna mazlum Iraklı Müslümanlar yerleştirilmiştir. Bu amaçla muhafazakâr basında Türkiye nin böyle bir zulme ortak olmaması gerektiği savunulmuştur. Sol basın da dramatikleştirme ve insancıllık temalarına başvurarak savaşın haksızlığını ve Türkiye nin bu haksız savaşta yer almamasını, ABD askerlerini ülkesine kabul etmemesini savunmuştur. Sol basın muhafazakâr basın gibi asıl kurbanın Irak halkı olduğunu savunmuştur. Ancak sol basın, muhafazakâr basından farklı olarak en çok zarar görecek ülkelerden birinin de Türkiye olduğunu vurgulamış, Türkiye yi de kurbanlaştırmıştır. Liberal basında biz ile Türk ulusu, öteki ile de Kuzey Iraklı Kürtler tanımlanırken; muhafazakâr basında biz konumunda kimi zaman Müslümanlar, kimi zaman Türkiye olurken öteki ile de ABD ve Kuzey Iraklı Kürt gruplar kastedilmektedir. Sol basında ise biz konumuna Türkiye ve Türkler, öteki konumuna ise ABD ve Kuzey Iraklı Kürtler yerleştirilmektedir. Liberal, muhafazakâr ve sol basında öteki olarak ele alınan ve Türkiye için bir güvenlik tehdidi olarak tanımlanan Kuzey Iraklı Kürtler olumsuz bir çerçevede ele alınmışlardır. Liberal ve muhafazakâr basında olumlu kendini sunma stratejisinde Kuzey Iraklı Kürtlere geçmişte yapılan yardımlar üzerinden kendini olumlu sunma söz konusu iken, sol basın Türkiye nin özellikle tezkereye hayır demesi üzerine yapılmak 270

279 istenen gayrı meşru savaşa ortak olmadığı, ABD askerlerinin Türkiye de bulunmalarına izin vermediği ve onurlu bir karar aldığı üzerinden kendini olumlu sunma stratejisini kullanmıştır. Liberal, muhafazakar ve sol basın metafor, alegori, ironi ve örtmeceler gibi dil oyunlarını kullanarak savunulan görüşün ikna ediciliğini arttırmaya ve karşı karşıya olunun olayın önemini ortaya koymaya, görünür kılmaya çalışmışlardır. 271

280 SONUÇ Dünya siyasal sistemi içinde yer alan egemen devletler, devamlarını sağlamak amacını öne sürerek güçlü olmak zorunda olduklarını, bunun için de ulusal çıkarlarının her şeyin üstünde olduğunu ileri sürerler. Ulus devletler tarafından yaşamsal olarak görülen ve farklı paradigmalar tarafından farklı tanımlanan ulusal çıkar kavramı realist paradigmada güç üzerine bina edilirken ve uluslararası ilişkiler sisteminin egemen devletlerin çıkarlarına dayanan bir sistem olduğu öne sürülürken, liberal paradigmada ulusal çıkar kavramı uluslararası işbirliği üzerine inşa edilmektedir. Marxist paradigmaya göre ise ulusal çıkar kavramı egemen sınıfların bir kamuflaj aracı olarak kullanılmakta, kavram, ulusun çıkarını değil egemen sınıfların çıkarlarını meşrulaştırıcı bir araç olduğu şeklinde tanımlanmaktadır. Ulusal çıkar kavramı uluslararası ilişkiler pratiğinde daha çok realist paradigma tarafından varsayılan şekliyle kabul edilmekte, özellikle bu görüş günümüz gelişmiş devletleri tarafından ateşli bir biçimde savunulmaktadır. Gelişmiş devletlerin ağırlıklı olarak oluşturduğu ve denetlediği uluslararası ilişkiler sistemi de buna dayandırılmaktadır. Realist uluslararası paradigmada uluslararası ilişkilerin çıkarlar üzerine kurulduğu ulusal basının da bu paradigmayı benimsediği varsayılan bu tez çalışmasında varsayımlarımız doğrultusunda Kore Savaşı, Kıbrıs Barış Harekâtı, Körfez Savaşı, Bosna Savaşı, Kosova Savaşı, Afganistan Savaşı ve 1 Mart 2003 Tezkeresi incelenmiştir. Türkiye deki ulusal basının ulusal çıkar önceliğinin söylemsel kuruluşunu Türkiye deki örnek olaylar aracılığıyla kanıtlamak amacıyla Türkiye nin 272

281 yurt dışına asker gönderme ve yabancı askerleri Türkiye de bulundurmak için Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) den izin aldığı farklı dönemlerde basının ulusal çıkarı nasıl anlamlandırdığı ortaya konulmuştur. Siyasal yelpazenin hangi tarafında yer alırsa alsın basın kuruluşları da ulus devletin çıkarları söz konusu olduğunda yayınlarında realist paradigmaya göre hareket etmektedir. Bu tez çalışmasında basında özellikle yurt dışına asker gönderme kararı alınmadan önce farklı görüşlere rastlanabiliyorken, karar alındıktan sonra genellikle basının, iktidarın aldığı kararları desteklediği ortaya çıkmıştır. Gazetelerin özellikle ulusal çıkarlar söz konusu olduğunda milliyetçi duygular içerisinde resmi ideolojiye uygun talep ve beklentileri ön plana alarak haber yaptıkları, bunu yaparken de nesnel bakış açısından uzaklaştıkları düşünülen bu tez çalışmasında Türk yazılı basınında farklı ideolojik görüşlere sahip gazetelerin Bir Mart Tezkeresi konusunda farklı perspektiflerden olaya baktıkları ancak ulusal çıkarı önceledikleri, özellikle realist uluslararası ilişkiler kuramında varsayılan uluslararası ilişkilerin çıkarlar üzerine kurulduğu tezini benimsedikleri tespit edilmiştir. Bu, tezin son kısmında yapılan görgül araştırma ile de ortaya konmuştur. Farklı ideolojik görüşlere sahip basın kuruluşları her ne kadar realist paradigma çerçevesinde ulusal çıkarları değerlendirmişlerse de aralarında özellikle ulusal çıkarların nerelerde olduğu konusunda bir ayrışma da söz konusudur. Tarihsel bir süreç içinde liberal ulusal basın Türkiye nin ulusal çıkarlarını uluslararası işbirliğinde görmüştür. Burada Türkiye nin ulusal çıkarları daha çok Batı dünyası ile gerçekleştirilen bir uluslararası işbirliğinde görülmektedir. 273

282 Tarihsel bir süreç içinde sol basın Türkiye nin ulusal çıkarlarını Batı karşıtı bir temelde görmüş, Türkiye nin ulusal çıkarları Batı dan ve diğer oluşumlardan bağımsız bir şekilde hareket eden bir ülke olması şeklinde düşünülmüştür. Tarihsel bir süreç içinde muhafazakâr basın Türkiye nin ulusal çıkarlarını Din / İnanç temelli ilişkiler içinde değerlendirmiş, Türkiye nin ulusal çıkarları Batı dünyasından ayrı, Türkiye nin liderliğinde İslam ülkelerinden oluşan yapıda görülmüştür. Savaş ve ulusal güvenlikle ilgili sorunları gündeme getirirken ulusal basının dili zaman içinde değişmiş diplomatik bir dil kullanımından askeri bir dil kullanımına doğru değişmiştir. Kore Savaşı nda daha barışçıl ve diplomatik bir dil kullanılırken özellikle Kıbrıs Barış Harekâtı ile başlayan ve daha sonra devam eden savaşlarda askeri dil kullanımı daha belirgin hale gelmiştir. Savaş ve ulusal güvenlikle ilgili sorunları gündemde tutan ulusal basın kahramanlık mitlerini ve öykülerini yeniden inşa etmiştir. Özellikle Türkiye yi yakından ilgilendiren savaşlarda kahramanlık mitleri ve şovenist eğilimler ön plana çıkarılarak sunulmuştur. Bu araştırmanın birinci bölümünde özellikle Kıbrıs Barış Harekâtı nda kanıtlanmıştır. Ayrıca 1 Mart tezkeresinde de bu tür temalara başvurulmuştur. 274

283 Tarihsel bir süreç içinde Türkiye de ulusal çıkarların ifade edilişinde ekonomik nedenler giderek ağırlık kazanmıştır. Ekonomik bir dil kullanımının zaman içerisinde benimsendiğini de özellikle son iki örnek olay ile ortaya konulmuştur. Afganistan Savaşı ve 1 Mart tezkeresi sürecinde en çok vurgu yapılan konuların başında ekonomik gereklilik gelmektedir. 275

284 KAYNAKÇA ARI, Tayyar, Uluslararası İlişkiler Teorileri, Alfa yayınları, 4. Baskı, İstanbul, 2004, ARI, Tayyar, Uluslararası İlişkiler ve Dış Politika, Alfa Basım, İstanbul, 2006, BELSEY, A. & R. Chadwich, Medya ve Gazetecilikte Etik Sorunlar, İstanbul, Ayrıntı Yayınları, 1998, BULUT, Selda - Levent YAYLAGÜL, Türkiye deki Yazılı Basında Yargıtay ve Mafya İlişkisine Yönelik Haberler, İletişim, Sayı: 19, BOUİLLON, Heurdy; John Locke, Liberte, Ankara. BOSTANOĞLU, Burcu, Türkiye ABD İlişkilerinin Politikası, İmge Kitabevi, 1. Basım, Ankara, BACIK, Gökhan, Modern Uluslararası Sistem, Kaknüs Yayınları, 1. Basım, İstanbul, CHOMSKY, Noam, Demokrasi, Gerçek ve Hayal, Çev: Cevdet Cerit, İstanbul, Pınar yayınları, CHOMSKY, Noam, Medya Gerçeği, Tüm Zamanlar Yayıncılık, Çev : Abdullah Yılmaz, İkinci Baskı, İstanbul, CHOMSKY, Noam, Edward S. Herman, David Peterson, Justin Podor; Medyanın Kamuoyu İmalatı, çev: Adnan Köymen, Ebru Kalak, Hale Alpman, Özge İnciler, Işıl Esendir, Chiviyazıları, Birinci Basım, İstanbul, ÇELİKPALA, Mitat, Ulusal Çıkar ve Dış Politika, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. 276

285 DAMLAPINAR, Zülfikar, Medya ve Siyaset İlişkileri Üzerine, Turhan Kitabevi, Ankara, DEVECİ, Cem, Beybin Kejanlıoğlu, Türk Medyasında Irak Savaşı Savaşın Yüzleri ve Uzlaşmanın Aşamaları Faces Of War Phases Of Reconciliation,, Der: Ülkü Doğanay, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, DOĞAN, Gazi, Kamuoyunda Kore Savaşı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, DURAN, Ragıp, Türk Medyası Neden Savaş Yanlısı, Savaş ve Medya, İLAD, Eskişehir, DURSUN, Çiler, TV Haberlerinde İdeoloji, İmge Kitabevi, Birinci Baskı, Ankara, ERALP, Atila, Devlet, Sistem ve Kimlik, İletişim Yayınları, 1. Baskı, İstanbul, GÖNLÜBOL, Mehmet, Uluslararsı Politika, Ankara Üniv. SBF Yayınları, No: 420, Ankara, HOBBES, Thomas, Leviathan, Çev: Semih Lim, YKY, 4. Baskı, İstanbul, Şubat, İNAL, M. Ayşe, Haberi Okumak, Temuçin Yayınları, İstanbul, İŞCAN, Zeynep, Medyada Ulusal Bakış Açıları, Le Monde, New York Times ve The Guardian gazetelerinde 2003 Irak Savaşı, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, İRVAN, Süleyman, Dış Politika ve Basın, Türk Basınındaki Dış Politika Haberlerinin Gündem Belirleme Yaklaşımı Açısından Çözümlenmesi. 277

286 KAPLAN, Deniz, Türk Basını nın Irak Savaşı Dönemindeki Tutumu: Cumhuriyet, Hürriyet ve Zaman Gazeteleri Örneklemi Yüksek Lisans Tezi. KAHRAMAN, Nazan, Kore Savaşı ve Türk Basını-Mayıs-Ekim 1950 Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi. KEANE, John, Medya ve Demokrasi, (çev: Haluk Şahin) Ayrıntı Yayınları, İstanbul, 1999 KANT, Immanuel, Ebedi Barış Üzerine Felsefi Deneme, Çev: Yavuz Abadan, Seha L. Meray, SBF Yayınları, Ankara, KÖKER, Eser, Ülkü Doğanay, Türkiye de Televizyon Haberlerinde Savaş Karşıtı Eylemler Savaşın Yüzleri ve Uzlaşmanın Aşamaları Faces Of War Phases Of Reconciliation, Der: Ülkü Doğanay, Ankara Üniversitesi Basımevi, Ankara, MUTLU, Mustafa, Vietnam dan Körfez Savaşı na Uluslararası Uyuşmazlıklarda Kamuoyu Oluşumu, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul Üniversitesi, İstanbul, MORGENTHAU, Hans, Uluslararası Politika, Türk Siyasi İlimler Derneği Yayınları Cilt 1, Çev: Baskın Oran ve Ünsal Oskay, Ankara MACHİAVELLİ, Niccolo, Hükümdar, Çev: Özgür Yılmaz, Matris Yayınları, 1. Basım, İstanbul, Ekim ORAN, Baskın, Türk Dış Politikası, İletişim Yayınları, 8. Baskı, İstanbul,2003 ÖZDEMİR, İnan, TBMM de Savaş Retoriği: Körfez ve Irak Savaşları Savaşın Yüzleri ve Uzlaşmanın Aşamaları Faces Of War Phases Of Reconciliation, Der: Ülkü Doğanay, Ankara Üniversitesi 278

287 Basımevi, Ankara, SCHLEİNGER, Philip, Medya Devlet ve Ulus, Siyasal Şiddet ve Kolektif Kimlikler, Ayrıntı Yayınları, Çev:Mehmet Küçük, İstanbul, SEÇİM, Filiz, Uluslararası İletişim Düzeni Bağlamında Türk Basınında Yer Alan Dış Haberlerin İncelenmesi, Yayımlanmamış Doktora Tezi, İstanbul, TOKU, Neşet, John Locke ve Siyaset Felsefesi, Liberte, Birinci Baskı, Ankara, Mart, UĞUR, Aydın, Birikim, 25. sayı, Mayıs UZGEL, İlhan, Ulusal Çıkar ve Dış Politika, İmge Kitabevi, 1.Baskı, Ankara, Mayıs VAN DİJK, Teun, Söylem ve İdeoloji: Çok Alanlı Bir Yaklaşım, Der: Barış Çoban, Zeynep Özarslan, Su Yayınları, İstanbul, WALTZ, Kenneth, George H. Quester, Uluslararası İlişkiler Kuramı ve Dünya Siyasal Sistemi, Çev: Ergin Onulduran, A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi, Ankara, WOLFSFELD, Gadi, Media and Political Conflict, Londra. Cambridge Press, GAZETELER Cumhuriyet, 25 Şubat 25 Mart Hürriyet, 25 Haziran 26 Temmuz

288 Hürriyet, 20 Haziran 20 Temmuz Hürriyet, 8 Kasım 8 Aralık Hürriyet, 9 Eylül 9 Ekim Hürriyet, 12 Eylül 12 Ekim Hürriyet, 25 Şubat 25 Mart Milli Gazete, 25 Şubat 25 Mart Milliyet, 25 Haziran 26 Temmuz Milliyet, 20 Haziran 20 Temmuz Milliyet, 12 Eylül 12 Ekim Sabah, 17 Aralık Ocak Sabah, 8 Kasım 8 Aralık Sabah, 9 Eylül 9 Ekim Sabah, 25 Şubat 25 Mart Türkiye, 17 Aralık Ocak Yeni Şafak, 25 Şubat 25 Mart İNTERNET 280

289 ÖZET Bu tezin amacı, Türkiye deki ulusal basının ulusal çıkar önceliğinin söylemsel kuruluşunu, ulusal çıkara ilişkin nitelendirmelerin yoğunlaştığı örnek olaylar aracılığıyla kanıtlamaktır. Bu amaçla Kore Savaşı, Kıbrıs Barış Harekâtı, Körfez Savaşı, Bosna Savaşı, Kosova Savaşı, Afganistan Savaşı ve 1 Mart 2003 tezkeresi örnek olayları incelenmiştir. Çalışmanın giriş bölümünde ulusal çıkar kavramının farklı paradigmalar tarafından nasıl ele alındığı incelenmiştir. Buna göre realist paradigmada ulusal çıkar güç ile özdeşleştirilmekte ve ulusal çıkarın yani gücün arttırılması uluslararası politikanın amacı olarak kabul edilmektedir. Realist paradigmada ulusal çıkar savaşlar aracılığıyla gerçekleştirilir. Çünkü güçlü olmanın yolu bir diğer devleti güçsüz düşürmek, onun gücüne de sahip olmaktır. Liberal paradigmada ise ulusal çıkar kapitalizmin çıkarıyla özdeşleştirilmekte ve bu kesim için iyi olanın toplumun diğer kesimleri için de iyi olacağı öngörülmektedir. Devletlerin çıkarı savaşta değil barıştadır. Ulusal çıkar, uluslararası işbirliği aracılığıyla gerçekleşir. Marksist paradigmada ise ulusal çıkar kavramı egemen sınıfın çıkarlarını ifade etmektedir ve bu kavram yalnızca bir gizleme görevi görmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde ulusal çıkar ve medyanın ulusal çıkarları ele alması incelenmiştir. Bu amaçla Kore, Kıbrıs, körfez, Bosna, Kosova ve Afganistan savaşlarında dönemin en yüksek tirajlı iki gazetesi incelenmiştir. Ele alınan dönemlerde basın tarafından Türkiye nin ulusal çıkarlarını realist paradigma 281

290 üzerinden değerlendirdiği ve resmi politikaya uygun bir politika takip ettiği saptanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde 1 Mart 2003 tezkeresinin farklı ideolojik görüşlere sahip basında ulusal çıkarlar açısından nasıl ele alındığı incelenmiştir. Bu bölümde liberal, muhafazakâr ve sol basını temsilen gazeteler seçilmiştir. Buna göre Hürriyet ve Sabah liberal; Milli Gazete ve Yeni Şafak muhafazakâr ve Cumhuriyet gazetesi sol basını temsil etmiştir. Her üç ideolojiye sahip gazeteler 1 mart tezkeresini realist paradigma çerçevesinde değerlendirmiş, ancak tezkereye destekleri farklı olmuştur. Liberal basın tamamen tezkereyi desteklerken, muhafazakâr basın tamamen karşı durmuştur. Sol basın ise tezkereyi kısmi olarak desteklemiştir. Sol basın tezkerenin birinci kısmı olan Türkiye nin yurt dışına asker gönderme kısmını desteklemiş, ancak yabancı askerlerin Türkiye ye kabulü nü içeren ikinci kısmını reddetmiştir. Bu çalışmada basının Türkiye nin ulusal çıkarlarını genellikle güvenlik ve ekonomik çıkarlar üzerine kurduğu tespit edilmiştir. 282

291 SUMMARY This study s aim is to prove the national interest that have been preceded by national press. We examined some examples like Korea War, Cyprus Peace Operation, Gulf War, Bosnia War, Kosova War, Afghanistan War and 1 March 2003 Memorandum in which national interests were intensed. In the begining we examined the national interest from the different view points. In the realistic view point power and national interest have been juxtaposed. For that reason to use power and capture power of other states is acceptable. national interest just can be carried out by using power in order to increase power and to weaken competitor states. As far liberal ideology the national interest and the goal of capitalism are the same things. Capitalism is beneficial for all socity. States interests only can be carried out by peace not war. İt is very important to operate international to reach this goal. in marxist view point the concept of national interests express high class interests. In the first chapter we examined national interest and the approach of media to national interest. On this purpose the approach of two newspapers that have the highest circulation to Korea War, Cyprus Peace Operation, Gulf War, Bosnia War, Kosova War and Afghanistan War have been examined. we have seen on thus examples national press pursuite on the same politics with government and those politics are like realistic interest. 283

292 In the second chapter the approach national press that have different ideology to 1 March Memorandum. In this chapter we have chosen as liberal Hürriyet and Sabah, as conservative Milli Gazete and Yeni Şafak and left press Cumhuriyet. Those newspapers approached the March Memorandum from the realistic view point but their supportations were different. Liberal press supported the memorandum but conservative press opposed completely. As for left press, it supported the memorandum partially. Left press accepted to send the army to foreign country but opposed second chapter of memorandum that involve the settlement of foreigner army in Turkey. We finally confirmed national press imaged the national interest on the circle of national security and economic interests. 284

ULUSLARARASI İLİŞKİLER KURAMLARI I

ULUSLARARASI İLİŞKİLER KURAMLARI I DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. ULUSLARARASI İLİŞKİLER KURAMLARI I KISA

Detaylı

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi

SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER. Modern Siyaset Teorisi SİYASET BİLİMİ VE ULUSLARARASI İLİŞKİLER DOKTORA PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ ZORUNLU DERSLER Modern Siyaset Teorisi Dersin Kodu SBU 601 Siyaset, iktidar, otorite, meşruiyet, siyaset sosyolojisi, modernizm,

Detaylı

Öğretmenlik Meslek Etiği. Sunu-2

Öğretmenlik Meslek Etiği. Sunu-2 Öğretmenlik Meslek Etiği Sunu-2 Tanım: Etik Etik; İnsanların kurduğu bireysel ve toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan değerleri, normları, kuralları, doğru-yanlış ya da iyi-kötü gibi ahlaksal açıdan

Detaylı

Dersin Haftalık İçeriği. * 1. Uluslar arası İlişkiler teorisinin doğuşu * 2. Realizm * 3. Liberalizm * 4. Neorealizm ve neoliberalizm

Dersin Haftalık İçeriği. * 1. Uluslar arası İlişkiler teorisinin doğuşu * 2. Realizm * 3. Liberalizm * 4. Neorealizm ve neoliberalizm Dersin Haftalık İçeriği * 1. Uluslar arası İlişkiler teorisinin doğuşu * 2. Realizm * 3. Liberalizm * 4. Neorealizm ve neoliberalizm Doğuş Uluslararası İlişkiler Teorisinin Doğuşu Bugünden geriye doğru

Detaylı

İ Ç İ N D E K İ L E R

İ Ç İ N D E K İ L E R İ Ç İ N D E K İ L E R ÖN SÖZ.V İÇİNDEKİLER....IX I. YURTTAŞLIK A. YURTTAŞLIĞI YENİDEN GÜNDEME GETİREN GELİŞMELER 3 B. ANTİK YUNAN-KENT DEVLETİ YURTTAŞLIK İDEALİ..12 C. MODERN YURTTAŞLIK İDEALİ..15 1. Yurttaşlık

Detaylı

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS Genel Kamu Hukuku I Law 151 1 2+0 2 2 Ön Koşul Dersleri - Dersin Dili Türkçe Dersin Seviyesi Dersin Türü Dersin Koordinatörü Dersi Verenler Lisans Zorunlu

Detaylı

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ

ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ 209 ULUSAL VEYA ETNİK, DİNSEL VEYA DİLSEL AZINLIKLARA MENSUP OLAN KİŞİLERİN HAKLARINA DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 20 Aralık 1993 tarihli ve 47/135 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

Locke'un Siyasal Toplum Anlayışı

Locke'un Siyasal Toplum Anlayışı Locke'un Siyasal Toplum Anlayışı John Locke, on yedinci yüzyıl sonuyla on sekizinci yüzyil başlarının en etkili İngiliz düşünürlerinden biridir. 07.04.2016 / 08:14 SÖZLEŞME VE SİYASAL TOPLUM A. Sözleşme

Detaylı

Siyaset Sosyolojisi Araştırma Konusu Nedir Siyaset Nedir Siyasi Olan Devlet Nedir Devlet türleri Devletsiz siyaset olur mu

Siyaset Sosyolojisi Araştırma Konusu Nedir Siyaset Nedir Siyasi Olan Devlet Nedir Devlet türleri Devletsiz siyaset olur mu Siyaset Sosyolojisi Araştırma Konusu Nedir Siyaset Nedir Siyasi Olan Devlet Nedir Devlet türleri Devletsiz siyaset olur mu Siyaset Sosyolojisi Genel sosyolojinin bir alt dalı. İktisat, din, aile, suç vb

Detaylı

YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI

YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZSİZ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI 2010 Eğitim Öğretim Yılı Bahar Dönemi Zorunlu Dersler Uluslararası İlişkilerde Araştırma

Detaylı

Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma

Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma İÇİNDEKİLER Bölüm 1: Felsefeyle Tanışma 1. FELSEFE NEDİR?... 2 a. Felsefeyi Tanımlamanın Zorluğu... 3 i. Farklı Çağ ve Kültürlerde Felsefe... 3 ii. Farklı Filozofların Farklı Felsefe Tanımları... 5 b.

Detaylı

YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI

YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI YALOVA ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI İLİŞKİLER ANABİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS MÜFREDATI 2010 Eğitim Öğretim Bahar Dönemi ZORUNLU DERSLER Uluslararası Ġlişkilerde Araştırma ve Yazma

Detaylı

Uluslararası Đlişkilere Giriş 1. vize ders notları

Uluslararası Đlişkilere Giriş 1. vize ders notları Uluslararası Đlişkilere Giriş 1. vize ders notları B.Can Keleş ULUSLARARASI ĐLĐŞKĐLERE GĐRĐŞ AKTÖRLER: 1. Devlet (states) toprak, güç, nüfus ulus-devlet 192 B.M üyesi devlet var.b.m üye olmak için egemen

Detaylı

TÜRKİYE - SUUDİ ARABİSTAN YUVARLAK MASA TOPLANTISI 1

TÜRKİYE - SUUDİ ARABİSTAN YUVARLAK MASA TOPLANTISI 1 ( STRATEJİK VİZYON BELGESİ ) TÜRKİYE - SUUDİ ARABİSTAN YUVARLAK MASA TOPLANTISI 1 Yeni Dönem Türkiye - Suudi Arabistan İlişkileri: Kapasite İnşası ( 2016, İstanbul - Riyad ) Türkiye 75 milyonluk nüfusu,

Detaylı

Temel Kavramlar Bilgi :

Temel Kavramlar Bilgi : Temel Kavramlar Bilim, bilgi, bilmek, öğrenmek sadece insana özgü kavramlardır. Bilgi : 1- Bilgi, bilim sürecinin sonunda elde edilen bir üründür. Kişilerin öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile çaba

Detaylı

1. BÖLÜM KAVRAM, TARİHÇE VE KAVRAMLAR ARASI İLİŞKİLER BAĞLAMINDA KENDİ KADERİNİ TAYİN

1. BÖLÜM KAVRAM, TARİHÇE VE KAVRAMLAR ARASI İLİŞKİLER BAĞLAMINDA KENDİ KADERİNİ TAYİN İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...V İÇİNDEKİLER...IX KISALTMALAR...XV GİRİŞ...1 1. BÖLÜM KAVRAM, TARİHÇE VE KAVRAMLAR ARASI İLİŞKİLER BAĞLAMINDA KENDİ KADERİNİ TAYİN I. KENDİ KADERİNİ TAYİNİN ANLAMI...5 A. Terim Sorunu...8

Detaylı

12. SINIF MANTIK DERSİ SÖKE ANADOLU LİSESİ 1. ORTAK SINAVI KAZANIM TABLOSU (Sınav Tarihi: 4 Nisan 2017)

12. SINIF MANTIK DERSİ SÖKE ANADOLU LİSESİ 1. ORTAK SINAVI KAZANIM TABLOSU (Sınav Tarihi: 4 Nisan 2017) 12. SINIF MANTIK DERSİ SÖKE ANADOLU LİSESİ 1. ORTAK SINAVI KAZANIM TABLOSU (Sınav Tarihi: 4 Nisan 2017) ÜNİTE: 2-KLASİK MANTIK Kıyas Çeşitleri ÜNİTE:3-MANTIK VE DİL A.MANTIK VE DİL Dilin Farklı Görevleri

Detaylı

DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr

DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr DEMOKRASİ VE SAYDAMLIK ENSTİTÜSÜ www.dse.org.tr YENİ ANAYASA DEĞİŞİKLİK ÖNERİLERİMİZ (TCBMM Başkanlığı na iletilmek üzere hazırlanmıştır) 31.12.2011 İletişim: I. Anafartalar Mah. Vakıf İş Hanı Kat:3 No:

Detaylı

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS. Türkiye- Amerika İlişkileri SPRI 401 1 3 + 0 3 4

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS. Türkiye- Amerika İlişkileri SPRI 401 1 3 + 0 3 4 DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS Türkiye- Amerika İlişkileri SPRI 401 1 3 + 0 3 4 Ön Koşul Dersleri - Dersin Dili Dersin Seviyesi Dersin Türü Fransızca Lisans Seçmeli Dersin Koordinatörü

Detaylı

SİYASAL İDEOLOJİLER (SBK457)

SİYASAL İDEOLOJİLER (SBK457) T.C. Bilecik Şeyh Edebali Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü SİYASAL İDEOLOJİLER (SBK457) 2. Hafta Ders Notları - 25/09/2017 Araş. Gör. Dr. Görkem

Detaylı

Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ. Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar

Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ. Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar Prof. Dr. OKTAY UYGUN Yeditepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi DEMOKRASİ Tarihsel, Siyasal ve Felsefi Boyutlar İÇİNDEKİLER İÇİNDEKİLER...v GİRİŞ... 1 Birinci Bölüm Antik Demokrasi I. ANTİK DEMOKRASİNİN

Detaylı

JANDARMA VE SAHİL GÜVENLİK AKADEMİSİ GÜVENLİK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI GÜVENLİK VE TERÖRİZM YÜKSEK LİSANS PROGRAMI DERSLER VE DAĞILIMLARI

JANDARMA VE SAHİL GÜVENLİK AKADEMİSİ GÜVENLİK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI GÜVENLİK VE TERÖRİZM YÜKSEK LİSANS PROGRAMI DERSLER VE DAĞILIMLARI JANDARMA VE SAHİL GÜVENLİK AKADEMİSİ GÜVENLİK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ ULUSLARARASI GÜVENLİK VE TERÖRİZM YÜKSEK LİSANS PROGRAMI DERSLER VE DAĞILIMLARI 1. ve Terörizm (UGT) Yüksek Lisans (YL) Programında sekiz

Detaylı

ÇOCUK HAKLARI HAFTA 2

ÇOCUK HAKLARI HAFTA 2 HAFTA 2 Bu haftaki ders önü sorularımız: 1. Size göre hak kavramı nedir? Çocukluğunuzu da göz önünde tutarak sahip olduğunuz/olmadığınız veya kullanabildiğiniz haklarınızı tartışınız. 2 Geçmişte çocuklar

Detaylı

ANAYASAL ÖZELLİKLER. Federal Devlet

ANAYASAL ÖZELLİKLER. Federal Devlet ANAYASAL ÖZELLİKLER Ulus devlet, belirli bir toprak parçası üzerinde belirli bir nüfus ve egemenliğe sahip bir örgütlenmedir. Ulus-devlet üç unsura sahiptir: 1) Ülke (toprak), 2) Nüfus, 3) Egemenlik (Siyasal-Yönetsel

Detaylı

1. İnsan Hakları Kuramının Temel Kavramları. 2. İnsan Haklarının Düşünsel Kökenleri. 3. İnsan Haklarının Uygulamaya Geçişi: İlk Hukuksal Belgeler

1. İnsan Hakları Kuramının Temel Kavramları. 2. İnsan Haklarının Düşünsel Kökenleri. 3. İnsan Haklarının Uygulamaya Geçişi: İlk Hukuksal Belgeler 1. İnsan Hakları Kuramının Temel Kavramları 2. İnsan Haklarının Düşünsel Kökenleri 3. İnsan Haklarının Uygulamaya Geçişi: İlk Hukuksal Belgeler 4. Birinci Kuşak Haklar: Kişi Özgürlükleri ve Siyasal Haklar

Detaylı

ANAYASA YARGISININ DEMOKRATİK MEŞRUİYETİ

ANAYASA YARGISININ DEMOKRATİK MEŞRUİYETİ Yrd. Doç. Dr. Taylan BARIN Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ANAYASA YARGISININ DEMOKRATİK MEŞRUİYETİ İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ...VII İÇİNDEKİLER...

Detaylı

FELSEFİ PROBLEMLERE GENEL BAKIŞ

FELSEFİ PROBLEMLERE GENEL BAKIŞ FELSEFİ PROBLEMLERE GENEL BAKIŞ FELSEFENİN BÖLÜMLERİ A-BİLGİ FELSEFESİ (EPİSTEMOLOJİ ) İnsan bilgisinin yapısını ve geçerliğini ele alır. Bilgi felsefesi; bilginin imkanı, doğruluğu, kaynağı, sınırları

Detaylı

Ahlâk ve Etikle İlgili Temel Kavramlar

Ahlâk ve Etikle İlgili Temel Kavramlar Ahlâk Kavramı Yrd. Doç. Dr. Rıza DEMİR İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi İnsan Yönetimine Etik Yaklaşım Dersi Etik Türleri Mesleki Etik Türleri 2017 Ruhumu kudret altında tutan Allah'a yemin ederim

Detaylı

ORTAÇAĞ FELSEFESİ MS

ORTAÇAĞ FELSEFESİ MS ORTAÇAĞ FELSEFESİ MS.476-1453 Ortaçağ Batı Roma İmp. nun yıkılışı ile İstanbul un fethi ve Rönesans çağının başlangıcı arasındaki dönemi, Ortaçağ felsefesi ilkçağ felsefesinin bitiminden modern düşüncenin

Detaylı

Etik, Mühendislik etiği

Etik, Mühendislik etiği Etik, Mühendislik etiği Prof.Dr. Abdurrahman BAYRAM Telefon: 0232 3017113/3017080 Faks: 0232 3017280 / 4530922 E-Mail: [email protected] 1 Etik ve ahlak Türkçede ahlak kavramı, genelleştirilerek ve çoğunlukla

Detaylı

Dr. Serkan KIZILYEL TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN KISITLANMASINDA KAMU GÜVENLİĞİ ÖLÇÜTÜ

Dr. Serkan KIZILYEL TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN KISITLANMASINDA KAMU GÜVENLİĞİ ÖLÇÜTÜ Dr. Serkan KIZILYEL TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN KISITLANMASINDA KAMU GÜVENLİĞİ ÖLÇÜTÜ Yay n No : 3075 Hukuk Dizisi : 1512 1. Baskı Şubat 2014 İSTANBUL ISBN 978-605 - 333-102 - 5 Copyright Bu kitab n bu

Detaylı

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ

DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ 215 DİN VEYA İNANCA DAYANAN HER TÜRLÜ HOŞGÖRÜSÜZLÜĞÜN VE AYRIMCILIĞIN TASFİYE EDİLMESİNE DAİR BİLDİRİ Birleşmiş Milletler Genel Kurulu nun 25 Kasım 1981 tarihli ve 36/55 sayılı Kararıyla ilan edilmiştir.

Detaylı

SİYASET NEDİR? İnsan yaratılışı gereği sosyal bir varlıktır. İnsanlar eşit yaratılmamışlardır. SİYASET NEDİR?

SİYASET NEDİR? İnsan yaratılışı gereği sosyal bir varlıktır. İnsanlar eşit yaratılmamışlardır. SİYASET NEDİR? İnsan yaratılışı gereği sosyal bir varlıktır. Yrd. Doç. Dr. A. Sait SÖNMEZ İnsanlar eşit yaratılmamışlardır. Sosyal varlık olmanın gereği olarak insanlar, bir arada yaşamak için ortak kurallar geliştirmeye

Detaylı

Atilla NALBANT ÜNİTER DEVLET. Bölgeselleşmeden Küreselleşmeye

Atilla NALBANT ÜNİTER DEVLET. Bölgeselleşmeden Küreselleşmeye Atilla NALBANT ÜNİTER DEVLET Bölgeselleşmeden Küreselleşmeye İçindekiler Sunuş (İkinci Baskı)...V Sunuş (İlk Baskı)...VII İçindekiler... IX Kısaltmalar...XVII Giriş...1 Birinci Kısım MERKEZ-ÇEVRE İLİŞKİSİ

Detaylı

İNSAN HAKLARI SORULARI

İNSAN HAKLARI SORULARI 1. 1776 Amerikan ve 1789 Fransız belgelerine yansıyan doğal haklar öğretisinin başlıca temsilcisi kimdir? a) J. J. Rousseau b) Voltaire c) Montesquieu d) John Locke 4. Aşağıdakilerden hangisi İngiliz hak

Detaylı

ORTADOĞU DA BÖLGESEL GELIŞMELER VE TÜRKIYE-İRAN İLIŞKILERI ÇALIŞTAYI TOPLANTI DEĞERLENDİRMESİ. No.12, ARALIK 2016

ORTADOĞU DA BÖLGESEL GELIŞMELER VE TÜRKIYE-İRAN İLIŞKILERI ÇALIŞTAYI TOPLANTI DEĞERLENDİRMESİ. No.12, ARALIK 2016 TOPLANTI DEĞERLENDİRMESİ No.12, ARALIK 2016 TOPLANTI DEĞERLENDİRMESİ NO.12, ARALIK 2016 ORTADOĞU DA BÖLGESEL GELIŞMELER VE TÜRKIYE-İRAN İLIŞKILERI ÇALIŞTAYI 30 Kasım 2016 Çarşamba günü Ortadoğu Stratejik

Detaylı

ULUSLARARASI ÖRGÜTLER

ULUSLARARASI ÖRGÜTLER DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. ULUSLARARASI ÖRGÜTLER KISA ÖZET KOLAYAOF

Detaylı

JANDARMA VE SAHİL GÜVENLİK AKADEMİSİ GÜVENLİK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ KAMU YÖNETİMİ (YÖNETİM VE LİDERLİK) YÜKSEK LİSANS PROGRAMI DERSLER VE DAĞILIMLARI

JANDARMA VE SAHİL GÜVENLİK AKADEMİSİ GÜVENLİK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ KAMU YÖNETİMİ (YÖNETİM VE LİDERLİK) YÜKSEK LİSANS PROGRAMI DERSLER VE DAĞILIMLARI JANDARMA VE SAHİL GÜVENLİK AKADEMİSİ GÜVENLİK BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ KAMU YÖNETİMİ (YÖNETİM VE LİDERLİK) YÜKSEK LİSANS PROGRAMI DERSLER VE DAĞILIMLARI 1. ve ) Yüksek Lisans Programında sekiz kredili ve bir

Detaylı

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ VE STRATEJİK İLETİŞİM PLANLAMASI

SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ VE STRATEJİK İLETİŞİM PLANLAMASI SİVİL TOPLUM ÖRGÜTLERİ VE STRATEJİK İLETİŞİM PLANLAMASI Stratejik İletişim Planlaması -1 İletişim temelinde, plan ve strateji vardır. Strateji bilgi üretimine dayanır. Strateji, içinde bulunduğumuz noktadan

Detaylı

Amerikan Stratejik Yazımından...

Amerikan Stratejik Yazımından... Amerikan Stratejik Yazımından... DR. IAN LESSER Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve Jeopolitik Aldatma veya bağımsız bir Kürt Devletinden yana olmadığını ve NATO müttefiklerinin bağımsızlığını

Detaylı

VİZYON BELGESİ (TASLAK)

VİZYON BELGESİ (TASLAK) VİZYON BELGESİ (TASLAK) VİZYON BELGESİ İSTANBUL GÜVENLİK KONFERANSI 2016 Devlet Doğasının Değişimi: Güvenliğin Sınırları ( 02-04 Kasım 2016, İstanbul ) Bilindiği üzere ulus-devlet modern bir kavramdır

Detaylı

EĞİTİM ÖĞRETİM YILI SORGULAMA PROGRAMI

EĞİTİM ÖĞRETİM YILI SORGULAMA PROGRAMI 3-4 Aile bireyleri birbirlerine yardımcı olurlar. Anahtar kavramlar: şekil, işlev, roller, haklar, Aileyi aile yapan unsurlar Aileler arasındaki benzerlikler ve farklılıklar Aile üyelerinin farklı rolleri

Detaylı

İnsanların kurduğu bireysel ve toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan değerleri, normları, kuralları, doğru-yanlış ya da iyi-kötü gibi ahlaksal

İnsanların kurduğu bireysel ve toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan değerleri, normları, kuralları, doğru-yanlış ya da iyi-kötü gibi ahlaksal Test 5 1. İnsanların kurduğu bireysel ve toplumsal ilişkilerin temelini oluşturan değerleri, normları, kuralları, doğru-yanlış ya da iyi-kötü gibi ahlaksal açıdan araştıran felsefi disipline ne denir?

Detaylı

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU

4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU 4. TÜRKİYE - AVRUPA FORUMU Yeni Dönem Türkiye - AB Perspektifi Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı: Fırsatlar ve Riskler ( 21-22 Kasım 2013, İstanbul ) SONUÇ DEKLARASYONU ( GEÇİCİ ) 1-4. Türkiye

Detaylı

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ

11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ INSTITUTE FOR STRATEGIC STUDIES S A E STRATEJİK ARAŞTIRMALAR ENSTİTÜSÜ KASIM, 2003 11 EYLÜL SALDIRISI VE YENİ DÜNYA: SOĞUK BARIŞ DÖNEMİ 11 EYLÜL SALDIRISI SONUÇ DEĞERLENDİRMESİ FİZİKİ SONUÇ % 100 YIKIM

Detaylı

T.C. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ MÜFREDAT FORMU Ders İzlencesi

T.C. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ MÜFREDAT FORMU Ders İzlencesi T.C. İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ MÜFREDAT FORMU Ders İzlencesi Sayı : Tarih : 1.1.216 Diploma Program Adı : SOSYOLOJİ, LİSANS PROGRAMI, (AÇIKÖĞRETİM) Akademik Yıl : 21-216 Yarıyıl

Detaylı

Çağdaş Siyaset Kuramları (KAM 401) Ders Detayları

Çağdaş Siyaset Kuramları (KAM 401) Ders Detayları Çağdaş Siyaset Kuramları (KAM 401) Ders Detayları Ders Adı Ders Kodu Dönemi Ders Saati Uygulama Saati Laboratuar Saati Kredi AKTS Çağdaş Siyaset Kuramları KAM 401 Güz 3 0 0 3 6 Ön Koşul Ders(ler)i - Dersin

Detaylı

Dr. Serdar GÜLENER TÜRKİYE DE ANAYASA YARGISININ DEMOKRATİK MEŞRULUĞU

Dr. Serdar GÜLENER TÜRKİYE DE ANAYASA YARGISININ DEMOKRATİK MEŞRULUĞU Dr. Serdar GÜLENER TÜRKİYE DE ANAYASA YARGISININ DEMOKRATİK MEŞRULUĞU İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ... V İÇİNDEKİLER...IX KISALTMALAR... XVII TABLOLAR LİSTESİ... XIX ŞEKİLLER LİSTESİ...XXIII GİRİŞ...1 Birinci Bölüm

Detaylı

Doç. Dr. SERDAR GÜLENER TÜRKİYE DE ANAYASA YARGISININ DEMOKRATİK MEŞRULUĞU

Doç. Dr. SERDAR GÜLENER TÜRKİYE DE ANAYASA YARGISININ DEMOKRATİK MEŞRULUĞU Doç. Dr. SERDAR GÜLENER TÜRKİYE DE ANAYASA YARGISININ DEMOKRATİK MEŞRULUĞU İÇİNDEKİLER İKİNCİ BASKIYA ÖNSÖZ...VII BİRİNCİ BASKIYA ÖNSÖZ...IX İÇİNDEKİLER... XIII KISALTMALAR... XIX TABLO LİSTESİ... XXI

Detaylı

Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları

Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları Kamu Yönetimi Bölümü Ders Tanımları PA 101 Kamu Yönetimine Giriş (3,0,0,3,5) Kamu yönetimine ilişkin kavramsal altyapı, yönetim alanında geliştirilmiş teori ve uygulamaların analiz edilmesi, yönetim biliminin

Detaylı

ÜNİTE:1. Kurallar, Devlet ve Hukuk ÜNİTE:2. Hukukun Uygulanması ÜNİTE:3. Hukuk Sistemleri ve Türk Hukuk Tarihi ÜNİTE:4. Yargı Örgütü ÜNİTE:5

ÜNİTE:1. Kurallar, Devlet ve Hukuk ÜNİTE:2. Hukukun Uygulanması ÜNİTE:3. Hukuk Sistemleri ve Türk Hukuk Tarihi ÜNİTE:4. Yargı Örgütü ÜNİTE:5 ÜNİTE:1 Kurallar, Devlet ve Hukuk ÜNİTE:2 Hukukun Uygulanması ÜNİTE:3 Hukuk Sistemleri ve Türk Hukuk Tarihi ÜNİTE:4 Yargı Örgütü ÜNİTE:5 1 Hukuki İlişkiler ve Haklar ÜNİTE:6 Hakkın Kazanılması, Kaybedilmesi,

Detaylı

TÜRKİYE TİPİ BAŞLANLIK SİSTEMİ MODEL ÖNERİSİ. 1. Başkanlık Sistemi Tartışmasının Temel Gerekçeleri

TÜRKİYE TİPİ BAŞLANLIK SİSTEMİ MODEL ÖNERİSİ. 1. Başkanlık Sistemi Tartışmasının Temel Gerekçeleri TÜRKİYE TİPİ BAŞLANLIK SİSTEMİ MODEL ÖNERİSİ Mehmet Uçum 1. Başkanlık Sistemi Tartışmasının Temel Gerekçeleri a. Tartışmanın Arka Planı Ülkemizde, hükümet biçimi olarak başkanlık sistemi tartışması yeni

Detaylı

ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE İKİ FARKLI YAKLAŞIM:İDEALİZM ve REALİZM

ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE İKİ FARKLI YAKLAŞIM:İDEALİZM ve REALİZM Dokuz Eylül Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi Cilt 5, Sayı:2, 2003 ULUSLARARASI İLİŞKİLERDE İKİ FARKLI YAKLAŞIM:İDEALİZM ve REALİZM Bülent UĞRASIZ * Uluslararası ilişkilerin niteliği konusundaki

Detaylı

SOSYAL PSİKOLOJİ II KISA ÖZET KOLAYAOF

SOSYAL PSİKOLOJİ II KISA ÖZET KOLAYAOF DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. SOSYAL PSİKOLOJİ II KISA ÖZET KOLAYAOF

Detaylı

YÖNETİŞİM NEDİR? Yönetişim en basit ve en kısa tanımıyla; resmî ve özel kuruluşlarda idari, ekonomik, politik otoritenin ortak kullanımıdır.

YÖNETİŞİM NEDİR? Yönetişim en basit ve en kısa tanımıyla; resmî ve özel kuruluşlarda idari, ekonomik, politik otoritenin ortak kullanımıdır. YÖNETİŞİM NEDİR? Yönetişim en basit ve en kısa tanımıyla; resmî ve özel kuruluşlarda idari, ekonomik, politik otoritenin ortak kullanımıdır. Ortak yönetim- birlikte yönetmek anlamına gelir ve içinde yönetimden

Detaylı

Sinema ve Televizyon da Etik. Meslek Etiği, İletişim (Medya) Etiği

Sinema ve Televizyon da Etik. Meslek Etiği, İletişim (Medya) Etiği Sinema ve Televizyon da Etik Meslek Etiği, İletişim (Medya) Etiği Etik ve Ahlâk Ayrımı Etik gelenek anlamına gelir ve törebilim olarak da adlandırılır. Bir başka deyişle etik, Bireylerin doğru davranış

Detaylı

MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAK İLKOKULU ETİK KOMİSYONU FAALİYET PROGRAMI

MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAK İLKOKULU ETİK KOMİSYONU FAALİYET PROGRAMI MAREŞAL FEVZİ ÇAKMAK İLKOKULU ETİK KOMİSYONU FAALİYET PROGRAMI ETİK Etik, Latince ethica kelimesinden Batı dillerine geçmiştir. Ahlaksal olanın özünü ve temellerini araştıran bilim, insanın kişisel ve

Detaylı

ULUSLARARASI SOSYAL POLİTİKA (ÇEK306U)

ULUSLARARASI SOSYAL POLİTİKA (ÇEK306U) DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. ULUSLARARASI SOSYAL POLİTİKA (ÇEK306U)

Detaylı

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi

Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi Milli Devlete Yönelik Tehdit Değerlendirmesi tarafından tam algılanmadığı, diğer bir deyişle aynı duyarlılıkla değerlendirilmediği zaman mücadele etmek güçleşecek ve mücadeleye toplum desteği sağlanamayacaktır.

Detaylı

Siyasi Parti. Siyasi iktidarı ele geçirmek ya da en azından ona ortak olmak amacıyla örgütlenmiş insan topluluklarına siyasi parti denir.

Siyasi Parti. Siyasi iktidarı ele geçirmek ya da en azından ona ortak olmak amacıyla örgütlenmiş insan topluluklarına siyasi parti denir. SİYASAL PARTİLER Siyasi Parti Siyasi iktidarı ele geçirmek ya da en azından ona ortak olmak amacıyla örgütlenmiş insan topluluklarına siyasi parti denir. Siyasi partileri öteki toplumsal örgütlerden ayıran

Detaylı

4 -Ortak normlar paylasan ve ortak amaçlar doğrultusunda birbirleriyle iletişim içinde büyüyen bireyler topluluğu? Cevap: Grup

4 -Ortak normlar paylasan ve ortak amaçlar doğrultusunda birbirleriyle iletişim içinde büyüyen bireyler topluluğu? Cevap: Grup 1- Çalışma ilişkilerinin ve endüstriyel demokrasinin başlangıcı kabul edilen tarih? Cevap: 1879 Fransız ihtilalı 2- Amerika da başlayan işçi işveren ilişkilerinde devletin müdahalesi zorunlu kılan ve kısa

Detaylı

SİVİL GLOBAL GLOBAL SİVİL DİPLOMASİ İNŞASI PROGRAMI Potansiyelin Keşfi

SİVİL GLOBAL GLOBAL SİVİL DİPLOMASİ İNŞASI PROGRAMI Potansiyelin Keşfi STRATEJİK VİZYON BELGESİ SİVİL GLOBAL 2015-2023-2053 GLOBAL SİVİL DİPLOMASİ İNŞASI PROGRAMI Potansiyelin Keşfi (2015-2023-2053) Globalleşme süreci ülkeleri ekonomik, siyasi ve sosyolojik bakımdan üç temel

Detaylı

ULUSLARARASI KARADENİZ-KAFKAS KONGRESİ

ULUSLARARASI KARADENİZ-KAFKAS KONGRESİ STRATEJİK VİZYON BELGESİ ULUSLARARASI KARADENİZ-KAFKAS KONGRESİ Ekonomi, Enerji ve Güvenlik; Yeni Fırsatlar ( 20-22 Nisan 2016, Pullman İstanbul Otel, İstanbul ) Karadeniz - Kafkas coğrafyası, tarih boyunca

Detaylı

İnsanların, sadece insan olması nedeniyle sahip oldukları devredilemez ve vazgeçilemez haklardır.

İnsanların, sadece insan olması nedeniyle sahip oldukları devredilemez ve vazgeçilemez haklardır. İNSAN HAKLARI İNSAN HAKLARI İnsanların, sadece insan olması nedeniyle sahip oldukları devredilemez ve vazgeçilemez haklardır. Bu haklara herhangi bir şart veya statüye bağlı olmadan doğuştan sahip oluruz

Detaylı

TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA GÜÇ KULLANMA SEÇENEĞİ ( )

TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA GÜÇ KULLANMA SEÇENEĞİ ( ) TÜRK DIŞ POLİTİKASINDA GÜÇ KULLANMA SEÇENEĞİ (1923-2010) Teorik, Tarihsel ve Hukuksal Bir Analiz Dr. BÜLENT ŞENER ANKARA - 2013 İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ... iii TABLOLAR, ŞEKİLLER vs. LİSTESİ... xiv KISALTMALAR...xvii

Detaylı

EĞİTİM YÖNETİMİ BİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ

EĞİTİM YÖNETİMİ BİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ EĞİTİM YÖNETİMİ BİLİM DALI TEZLİ YÜKSEK LİSANS PROGRAMI DERS İÇERİKLERİ BİLİMSEL ARAŞTIRMA YÖNTEMLERİ Bu ders kapsamında Eğitim Bilimleri ve Öğretmen Yetiştirme Alanında kullanılan nicel ve nitel araştırma

Detaylı

HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U)

HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U) DİKKATİNİZE: BURADA SADECE ÖZETİN İLK ÜNİTESİ SİZE ÖRNEK OLARAK GÖSTERİLMİŞTİR. ÖZETİN TAMAMININ KAÇ SAYFA OLDUĞUNU ÜNİTELERİ İÇİNDEKİLER BÖLÜMÜNDEN GÖREBİLİRSİNİZ. HALKLA İLİŞKİLER (HİT102U) KISA ÖZET

Detaylı

İktisat Tarihi I. 27 Ekim 2017

İktisat Tarihi I. 27 Ekim 2017 İktisat Tarihi I 27 Ekim 2017 İktisat Tarihi Biliminin Doğuşu 18. yüzyıla gelene değin özellikle sosyal bilimler felsefeden bağımsız olarak ayrı birer bilim disiplini olarak özerklik kazanamamışlardı Tarih

Detaylı

TÜRK HUKUK DÜZENİNİN YÜRÜRLÜK KAYNAKLARI (1) Dr. Öğr. Üyesi Barış TEKSOY Hukukun Temel Kavramları Dersi

TÜRK HUKUK DÜZENİNİN YÜRÜRLÜK KAYNAKLARI (1) Dr. Öğr. Üyesi Barış TEKSOY Hukukun Temel Kavramları Dersi TÜRK HUKUK DÜZENİNİN YÜRÜRLÜK KAYNAKLARI (1) Dr. Öğr. Üyesi Barış TEKSOY Hukukun Temel Kavramları Dersi HUKUKTA KAYNAK KAVRAMI MADDÎ KAYNAK-ŞEKLÎ KAYNAK MADDÎ KAYNAK: Hukuk kuralının kaynağı nedir? (Neden

Detaylı

ÖRGÜTSEL DAVRANIŞ. Liderlik ve Liderlik Teorileri - 2 YRD.DOÇ.DR. ÖZGÜR GÜLDÜ

ÖRGÜTSEL DAVRANIŞ. Liderlik ve Liderlik Teorileri - 2 YRD.DOÇ.DR. ÖZGÜR GÜLDÜ ÖRGÜTSEL DAVRANIŞ Liderlik ve Liderlik Teorileri - 2 YRD.DOÇ.DR. ÖZGÜR GÜLDÜ Liderlik Türleri Karizmatik liderlik, karizma yaratan özellikleri ile kitleleri peşlerinden sürükleyebilme becerisine sahip

Detaylı

Türk Elitlerinin Türk Dış Politikası ve Türk-Yunan İlişkileri Algıları Anketi

Türk Elitlerinin Türk Dış Politikası ve Türk-Yunan İlişkileri Algıları Anketi Türk Elitlerinin Türk Dış Politikası ve Türk-Yunan İlişkileri Algıları Anketi Araştırma üç farklı konuya odaklanmaktadır. Anketin ilk bölümü (S 1-13), Türkiye nin dünyadaki konumu ve özellikle ülkenin

Detaylı

Yükselen Güç: Türkiye-ABD İlişkileri ve Orta Doğu Tayyar Arı, Bursa: MKM Yayıncılık, 2010, 342 sayfa, 18,00 TL ISBN:

Yükselen Güç: Türkiye-ABD İlişkileri ve Orta Doğu Tayyar Arı, Bursa: MKM Yayıncılık, 2010, 342 sayfa, 18,00 TL ISBN: Alternatif Politika, Özel Sayı 1, 113-117, Kasım 2010 113 Yükselen Güç: Türkiye-ABD İlişkileri ve Orta Doğu Tayyar Arı, Bursa: MKM Yayıncılık, 2010, 342 sayfa, 18,00 TL ISBN: 978-605-5911-19-5 Veysel AYHAN

Detaylı

1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ. Ömer Faruk GÖRÇÜN

1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ. Ömer Faruk GÖRÇÜN i 1979 İRAN İSLAM DEVRİMİ SONRASI TÜRKİYE-İRAN İLİŞKİLERİ Ömer Faruk GÖRÇÜN ii Yayın No : 2005 Politika Dizisi: 1 1. Bası Ağustos 2008 - İSTANBUL ISBN 978-975 - 295-901 - 9 Copyright Bu kitabın bu basısı

Detaylı

Politika; (Latince kökenli) Şehir yaşamı ve bu yaşamı düzenleme anlamındadır.

Politika; (Latince kökenli) Şehir yaşamı ve bu yaşamı düzenleme anlamındadır. Politika; (Latince kökenli) Şehir yaşamı ve bu yaşamı düzenleme anlamındadır. İlk çağ filozofları Eflatun ve Aristo dan bu yana pek çok şey söylenmiş ve bu bağlamda politika ve eğitim ilişkileri de analiz

Detaylı

PATOLOJİ UZMANININ ETİK SORUMLULUKLARI ve YÜKÜMLÜLÜKLERİ

PATOLOJİ UZMANININ ETİK SORUMLULUKLARI ve YÜKÜMLÜLÜKLERİ XXVI. Ulusal Patoloji Kongresi ve VII. Ulusal Sitopatoloji Kongresi PATOLOJİ UZMANININ ETİK SORUMLULUKLARI ve YÜKÜMLÜLÜKLERİ Selim Kadıoğlu Antalya 3 Kasım 2016 Etik insanların davranışları, eylemleri,

Detaylı

Mesleki Sorumluluk ve Etik-Ders 1 Sorumluluk-Ahlak-Etik-Etik Teorileri

Mesleki Sorumluluk ve Etik-Ders 1 Sorumluluk-Ahlak-Etik-Etik Teorileri Mesleki Sorumluluk ve Etik-Ders 1 Sorumluluk-Ahlak-Etik-Etik Teorileri Öğr. Gör. Hüseyin ARI 1 Sorumluluk Sorumluluk; kişinin kendi davranışlarının veya kendi yetki alanına giren herhangi bir olayın sonuçlarını

Detaylı

İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ İKTİSDİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİŞLER BÖLÜMÜ LİSANS PROGRAMI

İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ İKTİSDİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİŞLER BÖLÜMÜ LİSANS PROGRAMI İNÖNÜ ÜNİVERSİTESİ İKTİSDİ VE İDARİ BİLİMLER FAKÜLTESİ ULUSLARARASI İLİŞKİŞLER BÖLÜMÜ LİSANS PROGRAMI I. ULUSLARARASI İLİŞKİLER I (3.0.3) Uluslar arası sistem/ Temel Kavramlar/ Devlet/ Sivil Toplum Örgütleri/

Detaylı

KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI

KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ AÇIK VE UZAKTAN EĞİTİM FAKÜLTESİ KAMU YÖNETİMİ PROGRAMI SİYASAL DÜŞÜNCELER TARİHİ YARD. DOÇ. DR. MUSTAFA GÖRKEM DOĞAN 7. ERKEN MODEN DÖNEMDE SİYASAL DÜŞÜNCE 7 ERKEN MODEN DÖNEMDE

Detaylı

Dr. A. Tarık GÜMÜŞ Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Anabilim Dalı. Sosyal Devlet Anlayışının Gelişimi ve Dönüşümü

Dr. A. Tarık GÜMÜŞ Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Anabilim Dalı. Sosyal Devlet Anlayışının Gelişimi ve Dönüşümü Dr. A. Tarık GÜMÜŞ Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Anabilim Dalı Sosyal Devlet Anlayışının Gelişimi ve Dönüşümü İÇİNDEKİLER ÖNSÖZ... vii İÇİNDEKİLER...xi KISALTMALAR... xvii GİRİŞ...1 Birinci

Detaylı

Dersin Adı Kodu Yarıyılı T + U Kredisi AKTS Bilim Tarihi ve Felsefesi GKS Ön Koşul Dersler

Dersin Adı Kodu Yarıyılı T + U Kredisi AKTS Bilim Tarihi ve Felsefesi GKS Ön Koşul Dersler Dersin Adı Kodu Yarıyılı T + U Kredisi AKTS Bilim Tarihi ve Felsefesi GKS003 2+0 2 3 Ön Koşul Dersler Dersin Dili Türkçe Dersin Türü Seçmeli Dersin Koordinatörleri Dersi Veren Dersin Yardımcıları Dersin

Detaylı

İÇİNDEKİLER. ÖNSÖZ..i. İÇİNDEKİLER.iii. KISALTMALAR..ix GİRİŞ...1 BİRİNCİ BÖLÜM DEMOKRASİ - VESAYET: TEORİK VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE

İÇİNDEKİLER. ÖNSÖZ..i. İÇİNDEKİLER.iii. KISALTMALAR..ix GİRİŞ...1 BİRİNCİ BÖLÜM DEMOKRASİ - VESAYET: TEORİK VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE iii İÇİNDEKİLER Sayfa ÖNSÖZ..i İÇİNDEKİLER.iii KISALTMALAR..ix GİRİŞ...1 BİRİNCİ BÖLÜM DEMOKRASİ - VESAYET: TEORİK VE KAVRAMSAL ÇERÇEVE 1.1. DEMOKRASİ TEORİSİNİN KAVRAMSAL ÇÖZÜMLENMESİ VE TARİHSEL GELİŞİMİ...9

Detaylı

1915 OLAYLARINI ANLAMAK: TÜRKLER VE ERMENİLER. Mustafa Serdar PALABIYIK

1915 OLAYLARINI ANLAMAK: TÜRKLER VE ERMENİLER. Mustafa Serdar PALABIYIK 1915 OLAYLARINI ANLAMAK: TÜRKLER VE ERMENİLER Mustafa Serdar PALABIYIK Yayın No : 3179 Araştırma Dizisi : 12 1. Baskı - Şubat 2015 ISBN: 978-605 - 333-207 - 7 Mustafa Serdar Palabıyık 1915 Olaylarını Anlamak:

Detaylı

EĞİTİM ÖĞRETİM YILI. İLKOKULU 4. SINIF İNSAN HAKLARI, YURTTAŞLIK VE DEMOKRASİ DERSİ ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK PLANI

EĞİTİM ÖĞRETİM YILI. İLKOKULU 4. SINIF İNSAN HAKLARI, YURTTAŞLIK VE DEMOKRASİ DERSİ ÜNİTELENDİRİLMİŞ YILLIK PLANI EKİM 10-14 EKİM (4. ) EKİM 03-07 EKİM (3. ) ÜNİTE 1. İNSAN OLMAK EYLÜL 6-30 EYLÜL (. ) EYLÜL 19-3 EYLÜL (1. ) 016-017 EĞİTİM ÖĞRETİM YILI. İLKOKULU İLİŞKİLEN Y4.1.1. İnsan olmanın niteliklerini açıklar.

Detaylı

Türkiye Özelinde Kamu Diplomasisinin İşlevi ve Yöntemleri Türkiye nin Kamu Diplomasisi Aktörleri Türkiye nin Kamu Diplomasisi Aktörleri

Türkiye Özelinde Kamu Diplomasisinin İşlevi ve Yöntemleri Türkiye nin Kamu Diplomasisi Aktörleri Türkiye nin Kamu Diplomasisi Aktörleri 1 2 3 4 5 6 Türkiye Özelinde Kamu Diplomasisinin İşlevi ve Yöntemleri Beyin Fırtınası Türkiye nin Kamu Diplomasisi Aktörleri KDK (2010). TİKA (1992-Dışişleri Bakanlığına bağlı, 1999-Başbakanlığıa bağlı,

Detaylı

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS

DERS BİLGİLERİ. Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS DERS BİLGİLERİ Ders Kodu Yarıyıl T+U Saat Kredi AKTS Hukuk Felsefesi ve Sosyolojisi Law 221 3 2+0 2 2 Ön Koşul Dersleri - Dersin Dili Türkçe Dersin Seviyesi Dersin Türü Dersin Koordinatörü Dersi Verenler

Detaylı

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu v TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ÖNSÖZ Yirmi birinci yüzyılı bilgi teknolojisi çağı olarak adlandırmak ne kadar yerindeyse insan hakları çağı olarak adlandırmak da o kadar doğru olacaktır. İnsan

Detaylı

İRAN IN BÖLGESEL FAALİYETLERİ VE GÜÇ UNSURLARI ABDULLAH YEGİN

İRAN IN BÖLGESEL FAALİYETLERİ VE GÜÇ UNSURLARI ABDULLAH YEGİN İRAN IN BÖLGESEL FAALİYETLERİ VE GÜÇ UNSURLARI ABDULLAH YEGİN İRAN IN BÖLGESEL FAALİYETLERİ VE GÜÇ UNSURLARI İRAN IN BÖLGESEL FAALİYETLERİ VE GÜÇ UNSURLARI ABDULLAH YEGIN SETA Abdullah YEGİN İstanbul

Detaylı

ÜNİTE:1. Sosyolojiye Giriş ve Yöntemi ÜNİTE:2. Sosyolojinin Tarihsel Gelişimi ve Kuramsal Yaklaşımlar ÜNİTE:3. Kültür ve Kültürel Değişme ÜNİTE:4

ÜNİTE:1. Sosyolojiye Giriş ve Yöntemi ÜNİTE:2. Sosyolojinin Tarihsel Gelişimi ve Kuramsal Yaklaşımlar ÜNİTE:3. Kültür ve Kültürel Değişme ÜNİTE:4 ÜNİTE:1 Sosyolojiye Giriş ve Yöntemi ÜNİTE:2 Sosyolojinin Tarihsel Gelişimi ve Kuramsal Yaklaşımlar ÜNİTE:3 Kültür ve Kültürel Değişme ÜNİTE:4 Aile ve Toplumsal Gruplar ÜNİTE:5 1 Küreselleşme ve Ekonomi

Detaylı

Halkla İlişkiler. Uygulama Alanları. Barış Baraz Hakan Yılmaz

Halkla İlişkiler. Uygulama Alanları. Barış Baraz Hakan Yılmaz Halkla İlişkiler Uygulama Alanları Barış Baraz Hakan Yılmaz Medya İlişkileri Medya ilişkileri PR ın en eski uygulama alanlarından birisidir. Önceki dönemlerde PR, temelde medyayla iyi ilişkiler kurma ve

Detaylı

İŞLETME 2020 MANİFESTOSU AVRUPA DA İHTİYACIMIZ OLAN GELECEK

İŞLETME 2020 MANİFESTOSU AVRUPA DA İHTİYACIMIZ OLAN GELECEK İŞLETME 2020 MANİFESTOSU AVRUPA DA İHTİYACIMIZ OLAN GELECEK Daha kapsayıcı bir toplum için sözlerini eyleme dökerek çalışan iş dünyası ve hükümetler AVRUPA DA İHTİYACIMIZ OLAN GELECEK Avrupa da önümüzdeki

Detaylı

DERS PROFİLİ. POLS 338 Bahar 6 3+0+0 3 6

DERS PROFİLİ. POLS 338 Bahar 6 3+0+0 3 6 DERS PROFİLİ Dersin Adı Kodu Yarıyıl Dönem Kuram+PÇ+Lab (saat/hafta) Kredi AKTS Amerikan Dış Politikası POLS 338 Bahar 6 3+0+0 3 6 Ön Koşul Yok Dersin Dili Ders Tipi Dersin Okutmanı Dersin Asistanı Dersin

Detaylı

Kerkük, Telafer, Kerkük...

Kerkük, Telafer, Kerkük... Kerkük, Telafer, Kerkük... P R O F. D R. Ü M İ T Ö Z D A Ğ A L A E D D İ N PA R M A K S I Z BAĞIMSIZ TÜRKMENELİ CUMHURİYETİ Kerkük Krizi ve Türkiye'nin Irak Politikası gerekçelerden vazgeçerek konuyu

Detaylı

Editörler Prof.Dr. Mimar Türkkahraman & Yrd.Doç.Dr.Esra Köten SİYASET SOSYOLOJİSİ

Editörler Prof.Dr. Mimar Türkkahraman & Yrd.Doç.Dr.Esra Köten SİYASET SOSYOLOJİSİ Editörler Prof.Dr. Mimar Türkkahraman & Yrd.Doç.Dr.Esra Köten SİYASET SOSYOLOJİSİ Yazarlar Prof.Dr.Önder Kutlu Doç.Dr. Betül Karagöz Doç.Dr. Fazıl Yozgat Doç.Dr. Mustafa Talas Yrd.Doç.Dr. Bülent Kara Yrd.Doç.Dr.

Detaylı

GRP 406 MESLEK ETİĞİ VE YASAL KONULAR. Doç. Dr. İlhan YALÇIN

GRP 406 MESLEK ETİĞİ VE YASAL KONULAR. Doç. Dr. İlhan YALÇIN GRP 406 MESLEK ETİĞİ VE YASAL KONULAR Doç. Dr. İlhan YALÇIN SUNU PLANI Toplumsal Yaşamı Düzenleyen Kurallar Ahlak Etik Hukuk Meslek ve Etik İlişkisi Toplumsal yaşamımızı düzenleyen kurallar nelerdir? DOĞA

Detaylı

AHLAK FELSEFESİNİN TEMEL KAVRAMLARI

AHLAK FELSEFESİNİN TEMEL KAVRAMLARI Ahlak ve Etik Ahlak bir toplumda kendisine uyulmaya zorlayan kurallar bütünü Etik var olan bu kuralları sorgulama, ahlak üzerine felsefi düşünme etkinliği. AHLAK FELSEFESİNİN TEMEL KAVRAMLARI İYİ: Ahlakça

Detaylı

ÜNİTE:1. Sanayi Sonrası Toplum: Daniel Bell ÜNİTE:2. Alain Touraine: Modernlik ve Demokrasi ÜNİTE:3. Postmodern Sosyal Teori ÜNİTE:4

ÜNİTE:1. Sanayi Sonrası Toplum: Daniel Bell ÜNİTE:2. Alain Touraine: Modernlik ve Demokrasi ÜNİTE:3. Postmodern Sosyal Teori ÜNİTE:4 ÜNİTE:1 Sanayi Sonrası Toplum: Daniel Bell ÜNİTE:2 Alain Touraine: Modernlik ve Demokrasi ÜNİTE:3 Postmodern Sosyal Teori ÜNİTE:4 Zygmunt Bauman: Modernlik ve Postmodernlik ÜNİTE:5 Tüketim Toplumu, Simülasyon

Detaylı

İÇİNDEKİLER EDİTÖR NOTU... İİİ YAZAR LİSTESİ... Xİ

İÇİNDEKİLER EDİTÖR NOTU... İİİ YAZAR LİSTESİ... Xİ İÇİNDEKİLER EDİTÖR NOTU... İİİ YAZAR LİSTESİ... Xİ BİRLEŞMİŞ MİLLETLER GÜVENLİK KONSEYİ NİN SURİYE KRİZİNDEKİ TUTUMU... 1 Giriş... 1 1. BM Organı Güvenlik Konseyi nin Temel İşlevi ve Karar Alma Sorunu...

Detaylı

SİYASET NEDİR? Araştırma Soruları

SİYASET NEDİR? Araştırma Soruları Kentsel Siyaset - 2 Doç. Dr. Ahmet MUTLU SİYASET NEDİR? Araştırma Soruları 1. Siyaset ve politika ne demektir? 2. Siyaset ne zaman ortaya çıkmıştır? 3. Siyaset-devlet ilişkisi nasıldır? 4. Geçmişten bugüne

Detaylı

BÖLÜM 1 Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme: Türkiye de Bütçeleme Süreci

BÖLÜM 1 Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme: Türkiye de Bütçeleme Süreci İÇİNDEKİLER BÖLÜM 1 Toplumsal Cinsiyete Duyarlı Bütçeleme: Türkiye de Bütçeleme Süreci Doç. Dr. Serpil Ağcakaya Süleyman Demirel Üniversitesi, İİBF, Maliye Bölümü Giriş...1 1. Toplumsal Cinsiyete Duyarlı

Detaylı