Yrd.Doç.Dr. Ayfer KÜÇÜK

Benzer belgeler
17. yy. Dehalar Yüzyılı

AST101 ASTRONOMİ TARİHİ

ASTRONOMİ TARİHİ. 4. Bölüm Kopernik Devrimi. Serdar Evren 2013

DAY 2009 un ANLAMI VE ÖNEMİ

Matematik Ve Felsefe

Gök Mekaniği: Giriş ve Temel Kavramlar

17.Yüzyıldan-Günümüze Bilim

AST101 ASTRONOMİ TARİHİ

GALİLE NİN YAŞAMINI DEĞİŞTİREN TELESKOP

HAZIRLAYAN: YASEMİN AĞAÇHAN

POLARİZE MİKROSKOP ÇAĞRI KOCABIYIK

Biyomekanik Newton Hareket Kanunları

(1665), ülkeyi silip süpüren bir salgın hastalık nedeniyle bütün okullar kapanır; Newton baba çiftliğine döner.

Bilimsel Bilginin Oluşumu

FİZİK. Mekanik İNM 103: İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİNE GİRİŞ. Mekanik Nedir? Mekanik Nedir?

Dişli çark mekanizmaları en geniş kullanım alanı olan, gerek iletilebilen güç gerekse ulaşılabilen çevre hızları bakımından da mekanizmalar içinde

Hayatı ve Çalışmaları

Ders seçimi; öğrencilerin ilgi, yetenek ve yaşamdan beklentilerinin değerlendirilmesini gerektiren zor bir süreçtir.

Çoklu Zeka Kuramı - Zeka Tipleri

HAREKET HAREKET KUVVET İLİŞKİSİ

5.SINIF SOSYAL BİLGİLER GERÇEKLEŞEN DÜŞLER TESTİ. Teknoloji ve sanayinin hızla gelişmesi, çevre sorunlarının artmasına sebep olmuştur.

Mühendislik Mekaniği Statik. Yrd.Doç.Dr. Akın Ataş

FİZİK. Mekanik İNM 221: MUKAVEMET -I. Mekanik Nedir? Mekanik: Kuvvetlerin etkisi altında cisimlerin davranışını inceleyen bilim dalıdır.

FİZİK. Mekanik İNM 101: İNŞAAT MÜHENDİSLİĞİNE GİRİŞ. Mekanik Nedir? Mekanik Nedir?

1. Her gezegen, odak noktalarından birinde Güneş in bulunduğu eliptik yörüngelerde dolanır.

Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Bilimsel Yasa Kavramı. Yrd.Doç.Dr. Hasan Said TORTOP Kdz.Ereğli-2014

KONTES ADA LOVELACE: İLK KADIN BİLGİSAYARCI

Limit Oyunları. Ufuk Sevim 10 Ekim 2012

GÖKYÜZÜNDE HAREKET. Ünal Ertan Sabancı Üniversitesi. 19 Şubat 2011

EĞİTİM - ÖĞRETİM YILI 10. SINIF MATEMATİK DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

FİZİK GİRİŞ GENEL HEDEFLER. Öğrenciler:

Kütle Çekimi ÜNİTE. Amaçlar. İçindekiler. Yazar Prof.Dr. Önder ORHUN Yrd. Doç. Dr. Murat TANIŞLI

Projenin Adı:Pascal-Fermat Olasılık Mektupları

Marie Curie. Thomson Cabir bin Hayyan. Henry Becquerel

Gök Mekaniği: Eğrisel Hareket in Kinematiği

Evrim Eğitiminde Engeller

Economic Policy. Opening Lecture

Fizik 203. Ders 6 Kütle Çekimi-Isı, Sıcaklık ve Termodinamiğe Giriş Ali Övgün

ARAMIZDA ÇOK FARKLAR VAR

EĞİTİM ÖĞRETİM YILI 3. SINIFLAR VELİ BİLGİLENDİRME MEKTUBU 2

ASTRONOMİ TARİHİ. 1. Bölüm Bilim Tarihine Genel Bakış. Serdar Evren 2013

11. SINIF KONU TARAMA TESTLERİ LİSTESİ / DİL VE ANLATIM

Laboratuvara Giriş. Adnan Menderes Üniversitesi Tarımsal Biyoteknoloji Bölümü TBT 109 Muavviz Ayvaz (Yrd. Doç. Dr.) 3. Hafta (03.10.

AST413 Gezegen Sistemleri ve Oluşumu. Ders 3 : Kepler Denklemlerinden Ötegezegen Keşiflerine

GÖZLÜK BİR İTALYAN BULUŞUDUR

UZAY VE ZAMAN NEDİR? İnsanın var olduğundan beri kendine sorduğu kendineve evrenedair en önemli soru!

Varsayımlar ve Tanımlar Tekil Yükleri Aktaran Kablolar Örnekler Yayılı Yük Aktaran Kablolar. 7.3 Yatayda Yayılı Yük Aktaran Kablolar

Hazırlayan: İbrahim Yumuşak Matematik Öğretmeni Her hakkı saklı ve yasal kayıtlıdır.

KİMYA -ATOM MODELLERİ-

1.36 hafta. 2.Cumartesi veya Pazar günü. 3. Günlük 4 saat. 4.Toplam 144 saat

REHBERLİK VE PSİKOLOJİK DANIŞMANLIK BÖLÜMÜ

EĞİTİM-ÖĞRETİM YILI 12. SINIF İLERİ DÜZEL MATEMATİK DERSİ DESTEKLEME VE YETİŞTİRME KURSU KAZANIMLARI VE TESTLERİ

Hareket Kanunları Uygulamaları

Hedef Davranışlar. Eğitim Programının birinci boyutudur. Öğrencilere kazandırılması planlanan niteliklerdir (davranışlar).

Türev Uygulamaları ÜNİTE. Amaçlar. İçindekiler. Yazar Prof.Dr. Vakıf CAFEROV

MATE 417 MATEMATİK TARİHİ DÖNEM SONU SINAVI

PERGEL YAYINLARI LYS 1 DENEME-6 KONU ANALİZİ SORU NO LYS 1 MATEMATİK TESTİ KAZANIM NO KAZANIMLAR

Gelin bugün bu yazıda ilkokul sıralarından beri bize öğretilen bilgilerden yeni bir şey keşfedelim, ya da ne demek istediğini daha iyi anlayalım.

On Yedinci Yüzyılda Felsefe Descartes. Prof. Dr. Doğan Göçmen Dokuz Eylül Üniversitesi Felsefe Bölümü Ders: 03/10/2016

RÖNESANS ( yy.)

ÖSYM. 1. Bu testte 40 soru vardır. 2. Cevaplarınızı, cevap kâğıdının Matematik Testi için ayrılan kısmına işaretleyiniz AYT/Matematik

AĞIRLIK MERKEZİ VE ALAN ATALET MOMENTLERİ

BÖLÜM 1: MADDESEL NOKTANIN KİNEMATİĞİ

28/04/2014 tarihli LYS-1 Matematik-Geometri Testi konu analizi SORU NO LYS 1 MATEMATİK TESTİ KAZANIM NO KAZANIMLAR 1 / 31

ÖZHENDEKCİ BASINÇ ÇUBUKLARI

Skolastik Dönem (8-14.yy)

GÜNEŞ SİSTEMİ. SİBEL ÇALIK SEMRA SENEM Erciyes Üniversitesi İstanbul Üniversitesi

ASTRONOMİ VE UZAY BİLİMLERİ SINAVI SORULARI VE CEVAPLARI (Şıkkın sonunda nokta varsa doğru cevap o dur.)

Cismin Ağırlığı Düzlemsel Alanda Ağırlık Merkezi - İntegrasyon Yöntemi Örnekler Düzlemsel Eğride Ağırlık Merkezi - İntegrasyon Yöntemi

AST101 ASTRONOMİ TARİHİ

DERS İÇERİKLERİ, KAZANIMLAR, DERSLER ARASI İLİŞKİ Çizelge 2.

ÖZEL ÜSKÜDAR SEV İLKÖĞRETİM OKULU

22. Baskı İçin... TEŞEKKÜR ve BİRKAÇ SÖZ

Evde çalışırken yararlanabileceği bir yazı tahtası çok işe yarayabilir. Bu tahta, hem yapıcı bir oyuncak

AST413 Gezegen Sistemleri ve Oluşumu. Ders 1 : Tarihçe ve Temel Yasalar

ALAN TURING: BİLGİSAYARIN ATASI

ÖZEL ÖĞRETİM KURSU MATEMATİK-IV ÇERÇEVE PROGRAMI. 2. KURUMUN ADRESİ : Kesikkapı Mah. Atatürk Cad. No 79 Fethiye /MUĞLA

Test Teorem: a R ve a 1 ise İddia: 5 = 3 tür. 2. Teorem: x Z ve. Kanıt: Varsayalım ki, 1 olsun. a 1

DENEY 0. Bölüm 1 - Ölçme ve Hata Hesabı

Test. Yerküre nin Şekli ve Hareketleri BÖLÜM 4

BİLİMSEL BİLGİNİN PAYLAŞIMI

Ünlü Filozof Isaac Newton

Mercekler Testlerinin Çözümleri. Test 1 in Çözümleri

Meslek seçmek;hayat biçimini seçmek demektir.bu nedenle doğru ve gerçekçi seçim yapılması önemlidir.

Doğuştan Gelen Haklarımız Sadece insan olduğumuz için doğuştan kazandığımız ve tüm dünyada kabul gören yani evrensel olan haklarımız vardır.

PROJE ADI: PARALEL AYNALARDA GÖRÜNTÜLER ARASI UZAKLIKLARININ PRATİK HESAPLANMASI

Starboard dosya aç dosyayı seçerek Andropi teach menu içe aktar dosyayı seçiyoruz nesne olarak seç

10. Sınıf. Soru Kitabı. Optik. Ünite. 5. Konu Mercekler. Test Çözümleri. Lazer Işınının Elde Edilmesi

ÖZEL EGE LİSESİ EGE BÖLGESİ OKULLAR ARASI MATEMATİK YARIŞMASI 1.AŞAMA KONU KAPSAMI

Temel Kavramlar Bilgi :

Ruhumdaki. Müzigin Ezgileri. Stj. Av. İrem TÜFEKCİ. 2013/2 Hukuk Gündemi 101

KAYNAK: Hüseyin (Guseinov), Oktay "Skaler ve Vektörel Büyüklükler."

Teleskop: gökyüzüne açılan kapı

Minti Monti. Uzayı Keşfetmek İster misin? Uzayı Nasıl Keşfettik? Haydi Uzay Aracı Tasarla Evrenin En Sıradışı Gökcismi: KARADELİK Ay'a Yolculuk

6. SINIF FEN BİLİMLERİ DERSİ KURS KAZANIMLARI VE TESTLERİ

DİNAMİK TEKNOLOJİNİN BİLİMSEL İLKELERİ

DENEY 2. Statik Sürtünme Katsayısının Belirlenmesi. Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi

Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Birimi Aile Bülteni SINIRLAR VE DİSİPLİN

2018 TYT TÜRKÇE KONU LİSTESİ - KAYNAK BİTİRME PLANI BİTİRİLEN KAYNAKLAR

Transkript:

BİLİM M TARİHİ VII.BÖLÜM: YENİ ÇAĞ DA BİLİMB Yrd.Doç.Dr. Ayfer KÜÇÜK 1

B) BİLİMSEL B DEVRİM M VE AYDINLANMA ÇAĞI Bir bayrak yarışı gibi; bu çağı da diğer çağın bittiği tarih olan M.S.1600 yılından başlatıp, M.S.1850 yılına kadar geleceğiz. Bu çağın özelliği de, Çağdaş Bilime doğru bir yolculuğa başlanacak olması ve bu yolda bilimin bir ivme kazandığının anlaşılmasıdır. İncelemekte olduğumuz çağın, yaşanan büyük olayları vardır. Bu olaylar öylesine büyüktür ki bütün bir insanlık tarihi baştan yazılır olmuştur. İnsanlığın kaderinin değiştiği yıllar olmuştur. 2

Bu dönemde bir taraftan Fransız İhtilali dünyaya yeni sloganlar içinde yepyeni fikirler sunmuş, diğer taraftan Napolyon orduları bütün bir Avrupa'yı savaşa sürükleyip, Rusya'ya kadar ilerlemiş ve Moskova önlerinde, perişan bir şekilde, kışa yenilerek bozguna uğramıştı. 3

Bu arada bilimin teknolojiye hız vermesiyle, artık makineye yönelmeye başlayan insan, her şeyi o günün ölçüleri içinde hızlı ve seri yapma bilincine erişiyordu. Toplumlar değişmişti. Artık nüfusyoğun toplumlar çağı yaşanıyordu ve herkes bir şeyler yapmak, para kazanmak ve daha iyi yaşamak istiyordu. 4

İnsanlar parayı tanımıştı, ekonomide devrimler yapılıyordu. Bankalar kuruluyor, sanayi kavramı, üretim fikri olgunlaşıyordu. Bu olgular toplumsal olayları da ister istemez yönlendiriyor, çeşitli kesimler kendi aralarında örgütleniyordu. Bu ise beraberinde liderlik olgusunu çıkarıyor ve geliştiriyordu. 5

Üretim kavramı, fabrikaların kurulmasını zorunlu hale sokuyordu. Bu ise yeni iş alanları açıyor, böylece işçi sınıfı ortaya çıkıyordu. Bütün bunlar zamanla kalifiye eleman kavramının ortaya çıkmasına neden oluyor ve bu da bir eğitimi gerektiriyordu. Böylece bilimin uzantısına, ilk kez teknik konularda da araştırma ve eğitim yapmak gibi bir boyut ekleniyordu. 6

BİLİM M AKADEMİLER LERİ Bilimin 17. yüzyılda devrim niteliği kazanan gelişmesinde bazı kuruluşların rolüne de değinmek gerekir. Bunlar bir taraftan üniversitelerin faaliyetlerine destek olurken diğer taraftan çağın gereksinimlerine uygun şekilde bilim adamlarını desteklemişlerdir. Bu dönemde artık bilginler yalnız kendi ülkelerindekilerle değil, öteki ülkelerin bilginleriyle de haberleşmeye başlarlar. İlişkiyi sağlayan kurumlar ise Bilimsel Dernekler ve Akademilerdir. 7

Dönemin en ünlü akademileri arasında, Roma'da, 1603'te, ACADEMİA DE LİCEİ; Londra'da, 1662'de, ROYAL SOCİETY; Paris'te 1666'da ACADEMİE DES SCİENCES; Berlin'de, 1700'de, BERLİN BİLİM AKADEMİSİ; St-Petersburg'da, 1724'te, ST-PETERSBURG AKADEMİSİ sayılabilir. Sadece kimyaya tahsis edilmiş olan ilk kimya dergisi LES ANNALES DE CHİMİE olup 1789'da yayınlanmaya başlamıştır. Bir çok Teknik ve Mühendislik Okulları da açılmıştır. Böylece yeni bir dönem başlamıştır. 8

1651'de kurulan ilk akademi ACADEMİA DEL ÇIMENTO'dur. Bu akademinin kurucuları arasında Galilei'nin öğrencileri Viviani ve Toriçelli de vardır. Akademinin üyeleri arasında seçkin bilim adamlarını görmek mümkündür. Bu bilim adamları sayısız deneyler yapmışlardır. Akademi birçok bilimsel çalışmayı desteklemiştir. Bunlar arasında Toriçelli'nin hava basıncıyla ilgili çalışmaları önemli yer tutar. Ancak bir süre sonra din adamları bazı sakıncalı faaliyetlerde bulunduğunu düşündüklerinden 1667'de bu akademi kapatılmış ve hatta üyelerinden biri engizisyonda cezalandırılmıştır. 9

17. yüzyılda kurulmuş olan akademilerden biri de ROYAL SOCİETY'dir. Kraliyet Bilim Akademisi diye adlandırabileceğimiz bu akademi, doğayı incelemek ve bu alandaki çalışmaları destelemek gayesiyle kurulmuş olup, ilkin gayri resmi olarak Francis Bacon'ın 1645'deki deneylerini desteklemekle işe başlamıştır. Bu akademide bilim adamlarının hemen her dalda çalışmalarını yürütmüş olduğu görülür. 10

Kraliyet Bilim Akademisine üye olmak ayrıcalık olarak nitelendirilmiştir. Üyeleri arasında, meşhur fizikçi ve kimyager BOYLE, ilk defa mikroskop çalışmalarını yayınlayan ve hücreye adını veren ROBERT HOOKE'un adları verilebilir. Bu kurum 1665'den itibaren üyelerinin çalışmalarını PHİLOSOPHİCAL TRANSACTİON OF ROYAL SOCİETY adıyla yayınlamaya başlamıştır. İlk bilim dergisi olan bu dergi bugün dahi yayınını sürdürmektedir. Uluslararası bir özellik taşıyan Kraliyet Bilim Akademisi, İngiliz olmayan bilim adamlarının çalışmalarını da desteklemiş ve yayınlamıştır. Bilim adamları eserlerini göndererek değerlendirilmesini ve duyurulmasını talep etmişlerdir. 11

Bilim akademilerinden bir diğeri de BERLİN BİLİM AKADEMİSİ'dir. Bu akademi 1700'de kurulmuştur. Ana özellikleri açısından diğerlerinden pek farklılık göstermez. Bu akademinin üyeleri arasında meşhur bilim adamı ve filozof LEİBNİZ'i görüyoruz. Leibniz akademinin kurulmasında önemli rol oynamıştır. Diğer akademilerden farklı olarak dil konusundaki çalışmalar da akademinin ilgi alanı içine dahil edilmiştir. 12

ACADEMİE DE SCİENCE (Bilim Akademisi) yukarıda söz konusu edilen kurumların Fransa'nın Paris kentinde kurulan bir benzeridir. 17. yüzyılın ortalarında kurulan bu kurumun üyeleri arasında Descartes, Pascal, Fermat gibi meşhur bilim adamları ve filozofları görmek mümkündür. Bu bilim akademisinde de, daha önceki iki kurumda olduğu gibi fizik ve kimya çalışmaları ağırlık taşımaktadır. Bu Akademi de yabancı bilim adamlarını desteklemiş olup, bunlardan biri olarak TCYHO BRAHE'nin çalışmaları örnek verilebilir. 13

BİLİMSEL YÖNTEM Y KONUSUNDAKİ ARAŞTIRMALAR Bu dönemde bilimin giderek güçlenmesi ve diğer düşünsel etkinlikleri yönlendirir bir konuma yükselmesi bilimin nasıl bir etkinlik olduğuna ilişkin araştırmaların yoğunlaşmasına neden olmuştur. Bu konuda özellikle BACON ve DESCARTES önemli görüşler ileri sürmüşlerdir. Bacon ne kadar indüksiyon (tümevarım) taraflısı idiyse Descartes de o kadar dedüksiyon (tümdengelim) taraflısıydı. Yani Bacon, gözlemlerde bulunmak ve deneyler yapmak suretiyle kanun, hipotez, ve teoriler bulmak yöntemini; Descartes ise, varolan kanun ve teorilerden yararlanmak suretiyle, matematik yöntemlerle yeni kanunlar öngörmek yöntemini savunmuştur. 14

FRANCİS S BACON (1561-1626) 1626) Francis Bacon, bilimi belli bir yaklaşım olarak anlama ve anlatma girişiminde bulunan ilk kişidir. Bacon bilimin önemini ve insanlığın refahı yönünden vaat ettiği olanakları ilk kavrayan düşünürdür. Onun asıl ilgisi bilimi anlamak, bilgi edinmenin doğru ve etkili yolunu kesin bir biçimde bulup ortaya çıkarmaktır. Çünkü ona göre, doğanın gizemlerini çözmek ve kanunlarını keşfetmek insanlığın refahı ve ilerlemesi için gereklidir. 15

Bacon'a göre, bugüne kadar insanın doğa karşısında çaresiz ve zavallı bir duruma düşmesinin nedeni, ne insan aklının yetersizliği ne de doğanın anlaşılamayacak kadar karmaşık olmasıdır. Neden, yalnızca yanlış bir yöntemin kullanılmasıdır. 16

Bacon, İngiliz Kraliyet Sarayı çevresinde, üst-düzey yönetici bir ailenin çocuğu olarak büyüdü. Daha küçük yaşlarındayken Francis, güzel ve ciddi konuşmalarıyla Kraliçe Elizabeth'in ilgisini çekmişti. Kraliçe, saçlarını okşamaktan hoşlandığı bu çocuğa, "SARAY'IN MİNİK LORDU" diye hitap ederdi. Çok yönlü bir eğitimle yetişen Bacon, 18 yaşına geldiğinde diplomatlar arasına katılmaya, elçilerle birlikte Avrupa başkentlerine gidip gelmeye başlamıştı. Ancak, bu parlak başlangıç uzun sürmedi. Babasının erken ölümü, ağabeyinin yarattığı politik skandal nedeniyle ölüm cezasına çarptırılması, ailesini çökertti. 17

Bacon, bir yandan aile borçlarını ödemeye çalışırken, bir yandan da kendi geleceğini kurmaya çalışıyordu. Ama hüsrana dönüşen yaşamında onu ayakta tutan ve yaşam boyu sürecek bir inancı vardı: Uygar geleceğe giden yolda aydın kesime bilimin önemini kavratmak, bilimsel araştırmaya kurumsal bir kimlik kazandırmak! İLGİ ALANIMDA YALNIZCA BİLGİ, BİLGİYE YÖNELİK ARAŞTIRMA VARDIR." diyordu Bacon. 18

Deneysel felsefenin öncüsü olan Bacon, temelde somut sorunlara ağırlık veren pragmatist bir düşünürdü. İnsanlığın mutlu ve aydınlık geleceğine ilişkin, biraz ütopik ve birazda iyimser bir beklentisi vardı. Ona göre, geleceğin başlıca güç kaynağı güvenilir bilgiydi, ilerlemeyi tıkayan tek engel, yerleşik tabulardı. Öncelikle aklı teolojinin tutsaklığından kurtarmak, kapıları deneysel araştırmalara açmak gerekiyordu. Bacon, militan bir tutum içindeydi; yaşamını, skolastik bilginlerin yetkisini çürütmeye adamıştı. 19

Bacon'un önerdiği bilim, kurumsal nitelikte bir girişimdi. Bunun için; tüm dillerde yazılmış değerli kitapları da içine alan zengin bir kitaplık, geniş botanik ve hayvanat bahçeleri, görkemli bir müze ve her türlü deneye yeterli büyük bir laboratuar kurulmalıydı. 20

Doğanın sırlarının çözülmesi ve özlenen uygar dünyanın kurulması, ancak bu kuruluşlardan oluşan kompleks bir Bilim Merkeziyle gerçekleştirilebilirdi. Bacon bu amaçla seçkin bilim adamlarını bünyesinde toplayan KRALİYET BİLİM AKADEMİSİ'Nİ (THE ROYAL SOCİETY) kurmuştu. 21

Bacon, bilimin önemini vurgulamakla kalmamış, bilimsel yöntemi açıklama işini de üstlenmişti. Doğayı tanımak, doğa güçlerini denetim altına almak için bir yöntem belirlemek, başlıca amaçlarından biriydi. Ona göre; gözlem ve deney, bilimsel araştırmanın asal özellikleriydi. Doğru olan yöntem, gözlem veya deneyle olguları saptamak, toplanan verilerden indüksiyonla genellemelere gitmek, ulaşılan genellemelerden en kapsamlı olanları aksiyom (öncül ilke) olarak seçmekti. Tümdengelim (dedüksiyon), ancak bu aşamadan sonra yararlı olabilirdi. 22

Bacon, yöntem anlayışını ilginç bir benzetmeyle şu şekilde ortaya koymuştur: Bilim adamı ne ağını içinden çekerek ören örümcek gibi, ne de çevreden topladığıyla yetinen karınca gibi davranmalıdır. Bilim adamı topladığını işleyen, düzenleyen bal arısı gibi yapıcı bir etkinlik içinde olmalıdır." 23

Ancak, Bacon'un önerdiği tüme varım yönteminin de yeterli olduğunu söylemek güçtür. Tüme varımla yapılan genellemeler, olguları açıklayıcı değil, tarif edicidir. Örneğin, tüm bakır tellerin iletken olduğu genellemesi, bakır telin neden iletken olduğunu açıklamamakta, yalnızca gözlemlenen bakır tellerin ortak bir özelliğini belirtmekle kalmaktadır. Tarif edici genellemelerin bilimde önemli yer tuttuğu elbette yadırganamaz. Ancak bilimin, olguları tarif etmenin ötesinde daha önemli görevi, olguları veya olgusal ilişkileri açıklamaktır. 24

Bacon'un bilimsel yöntem anlayışındaki bir yetersizlik de, matematiğin bilimdeki işlevini kavrayamamış olmasıdır. İleri sürülen bir hipotez ya da kuramın olgusal olarak denenmesi, öncelikle o hipotez ya da kuramdan test edilebilir önermelerin çıkarılmasını gerektirir. Bu ise uzun süreçli mantıksal bir işlem olup çoğu kez ancak matematiğin tümdengelim tekniğiyle mümkündür. Ayrıca matematik, bilim için etkili bir dildir. 25

Bacon ın, maalesef kendi yaşadığı dönemindeki bilimsel çalışmaları yeterince izlediği söylenemez. Kepler'in ortaya koyduğu doğrulayıcı sonuçlara karşın, Kopernik dizgesini içine sindirememesi, üzerinde durulacak bir noktadır. Çağdaşı Galileo'nin, deneyle matematiği birleştirerek bilimsel yönteme kazandırdığı yeni kimliğin farkına varmamış olması da ilginçtir. Aynı şekilde, modern anatominin öncüsü Vesalius'un çalışmasına gereken ilgiyi göstermediği gibi, kendi hekimi Harvey'in, kan dolaşımına ilişkin buluşlarını da bir bakıma görmezlikten gelmiştir. 26

Değindiğimiz tüm yetersizliklerine karşın, Bacon'un bilimsel gelişme için gerekli ortamın hazırlanmasında oynadığı büyük rolün önemi tartışılamaz. Unutmamak gerekir ki, Bacon bir bilim adamı olmaktan çok, bilimi bağnazlığın tekelinden kurtarma savaşı veren bir düşünürdü. Bilimin daha sonraki gelişmeleri üzerindeki etkisi, bu gelişmelerin uygar yaşama yönelik kazanımlarına ilişkin öngörüleri göz önüne alınacak olursa, Bacon daima övgüyle anılacaktır. 27

DESCARTES (1596-1650) 1650) Bacon'da eksikliğine değindiğimiz teori ve matematik anlayışı fazlasıyla RENE DESCARTES'da vardı. Descartes, bu çağ için bir simgedir. O'nu tanıdıkça bu sözler değer kazanacaktır. Çünkü O, bilim tarihinin yönünü değiştirmiş ve bilimde yeni çığırlar açılmasına neden olmuş bir dahidir. O, o kadar çok yönlü ve yeteneklidir ki, her alandaki ve özelikle bilimi yönlendirmekteki başarısıyla, bilim tarihine adını yazdırmayı bir kaç kez hak etmiş bulunmaktadır. Desartes, bir bilim adamı, bir asilzade ve başarılı bir askerdir. Fakat, aynı zamanda bencil ve biraz da bağnazdır. Bunların nedenlerini öğreneceğiz. 28

Rene Descartes, 31 Mart 1596 yılında, Fransa'da Tours kenti yakınındaki La Haye'de dünyaya geldi. Tam o yıllarda Avrupa'da, Fransa'nın da içinde yer aldığı bir savaş yaşanıyordu. Annesi, çok küçükken öldüğü için, babası yetiştirdi ve sonunda da asker oldu. Oysa yaradılışı gereği, olarak rahat ve huzur içinde yaşamak, düşünceler dünyasında gezinmekten hoşlanıyordu. 29

Özellikle felsefe ve etik hakkındaki konular onu daha çok ilgilendiriyordu. Kendi kendine sorduğu pek çok sorunun yanıtını kendisi vermeye çalışıyordu. Hiç bir şeyi, kanıtsız kabul etmemek gibi bir huy sahibi oldu. Bu huy, daha sonra onun şüphecilik olarak adlandırılan bir felsefe akımıyla özdeşleşmesini sağladı. Onun bilim dünyasına geçişi, kendi ifadesiyle ilginç bir rüya sonunda olmuştur. Bu rüyada Ona bir sihirli anahtardan söz edilmektedir ki bunu "doğa hazinelerinin kapısını açacak ve hiç olmazsa bütün ilimlerin gerçek temellerini öğretecek bir anahtar olarak yorumlar. Bu mistik yaklaşıma kendisini öylesine kaptırır ki, hayatının akışını bu arayışa göre yönlendirir. 30

Descartes, sadece felsefe ve matematikle değil, fırsat çıktıkça ya da aklına takıldıkça, fiziğin, mekaniğin, kimyanın, meteorolojinin, anatominin ve daha bir genellemeyle tıbbın çeşitli konularıyla ilgileniyor ve bu alanlarda bilimsel ürünler veriyordu. -Düşünüyorum; o halde varım! diyen Descartes, Yeni Çağ Felsefesi'nin de kurucusudur. Descartes, her şeyden şüphe ediyor ve bunu bir yaşam biçimine dönüştürüyordu. Anladığı bir şey vardır; ne olursa olsun olumlu ya da olumsuz, mutlaka bir nedeni vardır ve o neden bulunup çıkarılmalıdır. Anlayışı, kendi varlığını bile tartışılır hale getirmiş ki, sonuçta var olmasının nedenini, yukarıdaki ünlü sözlerle açıklamıştır. 31

Descartes şöyle düşünüyor; şöyle diyordu : - İnsanın amacı mutluluğa ulaşmaktır. Bunun için aklımızı kullanmalıyız. Fakat aklımız dağınıktır. Aristoteles mantığı onu gereği gibi çalıştırmamıza yetmiyor hatta engelliyor. Aklımızı çalıştırmak için yeni bir yöntem bulmalıyız. Bu yöntem, matematik yöntem olmalıdır. Bir düşünceyi bu yöntemle bölüp parçalayarak düşünceyi oluşturan ana düşünceleri bulup ayırmak, sonra bu ana düşünceleri birleştirerek, o düşünceyi yeniden kurmak... Bir düşünceyi doğuran başka bir düşüncedir. Şu halde sırayı titizlikle takip edersem, doğru olmayan bir düşünceyi doğru sanmaktan sakınabilirsem, yani düşünce zincirinin arasına yanlış bir düşünce karıştırmazsam, ne kadar gizli olursa olsun, sonunda bulamayacağım hiç bir bilgi kalmayacaktır. 32

Bir fikri bütünden ayırıp parçalar haline getirdikten sonra her bir parçanın ona özgü içeriğini inceleyerek bunun hakkında bilgiler edinmek ve özelliklerini araştırmak işine bilimde ANALİZ denilmektedir. Keza parçalar halinde incelenmiş ve her bir parçası hakkında yeterli bilgi edinilmiş bir bütün, bu parçalardan oluşmuşsa buna bilim dilinde SENTEZ denilmektedir. İşte yukarıdaki açıklamalarıyla bu büyük deha, yaşam felsefesine Analiz ve Sentez yöntemlerini nasıl uygulayabileceğimizi çok açık ve gayet basit bir mantıksal çıkarım ile ifade etmiştir. 33

Descartes, artık düşünceyi matematikleştirmek gibi o güne kadar duyulmamış, görülmemiş bir kavramı insanlık ve bilim dünyasına sunuyordu. Descartes, o zaman için düşüncede bir devrim niteliğinde olan açıklamaları ve ortaya attığı felsefesiyle, bir kesimin hayranlığını uyandırırken, bazı kesimleri de rahatsız etmektedir. O güne kadar yapılmış açıklamalar, tam insanlar tarafından kabul edilmişken, şimdi başka türlü düşünelim diyerek, insanların aklını karıştırmak nedendi. Başta bazı bilim çevreleri ve kilise olmak üzere bu akıma karşı olan bir gurup oluşmuştur. 34

Ancak hassas ve asker kişiliğinin verdiği bazı nitelikler, onun çok dikkatli ve politik davranmasını sağlıyordu. Böylece başına bir şey gelmeden, yaşamını devam ettirmeyi başardı. Belki de bütün birikimine karşın uzun yıllar yazılı bir eser veremeyişi bundandır. Ayrıca Mersenne ve Cardinal de Richelieu gibi dostları, kendisine arka çıkanları vardı. Nitekim bu gücünü kaybettiği anda ve ölümünden hemen sonra eserlerinin okunması yasaklanmıştı. 35

Bu çağda artık bilim, almış başını gitmekteydi. Ancak düşünce sistemleri öylesine karmaşık bir durum gösteriyordu ki, mutlak olarak yeni bir mantığa ihtiyaç vardı. Bu ihtiyacı ortaya koyan Bacon'dı. Ancak buna cevap veren Descartes oldu. Bu cevap, METEDOLOJİ olarak adlandırılan, YÖNTEM BİLİMİ olarak da ifade ettiğimiz bir sistem olarak sunulmuştur. 36

Descartes bu yöntemini dört kuralla açıklamaktadır. 1. Apaçıklık Kuralı: Doğruluğu apaçık meydanda olmayan hiç bir fikri gerçek diye kabul etmemek... Bu şüphecilik kuralı diye adlandırılır. 2. Analiz Kuralı: Güçlüklerin her birini daha iyi ve kolay çözülebilmeleri için, daha küçük parçalara ayırarak incelemek. 3. Sentez Kuralı: Basit ve tanınması en kolay fikirlerden başlayarak daha karmaşık fikirlere doğru yönelmek. 4. Kontrol Kuralı: Hiç bir şeyin savsaklanmadığına emin olmak için, kontroller yapmak. 37

Bugünün bilim anlayışında, klâsik bilim konularındaki yaklaşımlar halâ bu yöntemlerle incelenmektedir. Bu nedenle yeni mantık ve bilim düzenlemelerine uygun bilim dallarını ayırt edebilmek için, özel adların yanı sıra Modern ya da Çağdaş gibi sıfatlar kullanılmaktadır. Örneğin, Modern Fizik; Çağdaş Bilim gibi. Aristoteles mantığının rafa kaldırılmasıyla ortaya çıkan boşluk; yaklaşık 200 yıl süreyle, metedolojinin kullanılmasını ve Descartes'in ortaya attığı fikirlere göre bilimin yönlendirilmesini zorunlu kılmıştır. Bu bilimsel düşüncenin zaferidir. 38

Descartes, Analitik Geometri'yi kuran kişidir. Geometriyi üreten temel öğe'nin nokta olduğu göz önüne alınırsa, düzlemde noktayı tanımlamaya kalkmak için yapılan tanım, beraberinde Koordinat Sistemi kavramını gündeme getirmekte ve bu da hemen sonra, diğer koordinat sistemlerinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. 39

Kartezyen (Dik) Koordinat Sistemi de bunlardan biridir. Yatay Eksen olarak adlandırdığımız Apsis Ekseni; Dikey Eksen olarak adlandırdığımız doğruya ise Ordinat Ekseni denilmektedir. Bu yolla artık geometri, Noktaların Geometrik Yeri olarak ele alınmakta ve işe cebirsel işlemler katılmak suretiyle, geometriye yepyeni bir boyut kazandırılmaktadır. y P(x 1,y 1 ) x 40

İşte bu bağlamda, bir diğer ünlü matematikçi Jacques Hadamard'ın, Descartes hakkındaki görüşleri şöyledir: " Descartes'in gerçek meziyeti, koordinatları icad etmesi değildir; bunları belki eskiler de bulmuş ve hiç bir zaman tamamlamamış olduklarını düşünebiliriz. Ancak Onun gerçek büyüklüğü; genel bir yöntemi bulup çıkararak, bunun ortaya koyduğu olguyu sonuna kadar izlemesi ve bütün bir yapıyı aksaksız kurmuş olmasıdır. İşte her gerçek matematikçi bunu anlayabilir ve bunun onuru da Descartes'e aittir. " 41

BİLİMLER VE BİLİM B M ADAMLARI MATEMATİK BLAİSE PASCAL(1623-1662) 1662) Pascal, küçük yaşta kendini gösteren dehalardandır. Henüz 12 yaşında iken, hiç geometri bilmediği halde, daireler ve eşkenar üçgenler çizmeye başlamış, bir üçgenin iç açılarının toplamının iki dik açıya eşit olduğunu kendi kendine bulmuştur. Avukat olan ve matematik ile çok ilgilenen babası, onun Latince ve Yunanca'yı iyice öğrenmeden matematiğe yönelmesini istemediğinden, bütün matematik kitaplarını saklayarak, Pascal ın bu konu ile ilgilenmesini yasaklamıştır. 42

Pascal çocukluğunda "Geometri neyi inceler?" sorusunu babasına sormuş, o da "Doğru biçimde şekiller çizmeyi ve şekillerin kısımları arasındaki ilişkileri inceler" demiştir. Pascal, işte bu cevaba dayanarak gizli gizli geometri teoremleri kurmaya ve kanıtlamaya başlamıştır. Sonunda babası onun yeteneğini anlamış ve ona Eukleides'in ELEMENTLER ini ve Apollonios'un KONİKLER ini vermiştir. 43

Dil derslerinden arta kalan boş zamanını bu kitapları okuyarak değerlendiren Pascal, 16 yaşında konikler üzerine bir eser yazdı. Bu eserin mükemmelliği karşısında, Descartes bunun Pascal kadar genç bir kimsenin eseri olduğuna inanmakta çok güçlük çekmişti. 19 yaşında, aritmetik işlemlerini mekanik olarak yapan bir hesap makinesi icat etti. Bu makine günümüzde kullanılanların atası olarak kabul edilir. 44

1 1 1 1 2 1 1 3 3 1 Pascal yalnızca teorik bilimlerde değil, pratik 1 4 6 4 1 1 5 10 10 5 1 ve deneysel bilimlerde de yetenekli ve özgün 1 6 15 20 15 6 1 bir araştırmacıydı. Diş ağrısından.......... uyuyamadığı bir gece de rulet oyunu ve sikloid ile ilgili düşünceler üzerinde durmuş ve sikloid eğrisinin özelliklerini keşfetmiştir. Pascal, Fermat ile yazışarak olasılık teorisini kurmuş ve bir binom açılımında katsayıları vermiştir. Pascal Üçgeni nin keşfi de ona aittir. 25 yaşında iken kendisini felsefi ve dini düşüncelere adamıştır. Sağlığı çok bozuktur ve 39 yaşında iken Paris'te hayatını kaybetmiştir. 45

ASTRONOMİ VE FİZİKF GALİLEO LEO GALİLE LEİ (1564-1642) 1642) GALİLEO GALİLEİ adı, bilimle ilgilenen herkes için bir anlam ifade eder. O sadece bilim adamı değil, aynı zamanda bir semboldür. Fiziğin "babası" diye anılan Galileo, güneş-merkezli sistem için sürdürdüğü mücadele ile düşüncenin özgürlük kazanmasına öncülük etmiştir. Rönesans'ın büyük sanatçısı Michelangelo'nun öldüğü yıl dünyaya gelen, Newton'un doğduğu yıl dünyadan ayrılan Galileo, Francis Bacon, Descartes, Kepler ve Shakespeare gibi ünlülerle çağdaştı. Rönensans'ın son döneminde yaşayan Galileo, evrensel bir yetenek ve yeniçağın unutulmaz bir mimarıdır. 46

Onun düşüncemize büyük bir katkısı da, deney sonuçları ile matematiği birleştirmesi, böylece bilimsel yöntemi bugünkü anlamda işlemiş olmasıdır. Şu sözleri oldukça ilginçtir: Bilim gözlerimiz önünde açık duran "evren" dediğimiz o görkemli kitapta yazılıdır. Ancak yazıldığı dili ve alfabesini öğrenmedikçe bu kitabı okuyamayız. Kitabın yazıldığı dil, matematiğin dilidir; harfleri üçgen, daire ve diğer geometrik şekillerdir. Bu dil ve harfler olmaksızın, kitabın bir tek sözcüğünü anlamaya olanak yoktur. 47

İtalya'nın eğik kulesi ile ünlü Pisa kentinde dünyaya gelen Galileo Galilei öğrenimine bir manastırda başladı. Babası kentin soylularındandı, ancak aile geçimini üstü örtük biçimde müzik ve matematik çalışmalarıyla sağlıyordu. 48

Galileo'nun üstün yetenekleri küçük yaşında belirginlik kazanmıştı. Sanata büyük bir yatkınlığı vardı: ut ve org çalmanın yanı sıra güzel resim çalışmalarıyla da dikkati çekiyordu. Ayrıca oyuncak türünden araç yapımında üstün el becerisine sahipti. Babasının yönlendirmesiyle üniversite öğrenimine tıp fakültesinde başladı, ama hekimlik onu çekmiyordu. Fiziğe, bu arada Archimedes'in çalışmalarına özel bir ilgisi vardı. 49

Bir rastlantı olarak geometri üzerine dinlediği bir konferans önüne yeni, kendisini büyüleyen bir dünya açtı. Tıp derslerini bir yana iterek önce kapı aralıklarından, sonra kayıtlı öğrencisi olarak matematik derslerini izlemeye başladı. Ne var ki, bir süre sonra ailesinin geçim sıkıntısı nedeniyle üniversiteden ayrılmak zorunda kaldı. Geçimini özel dersler vererek kazanmaya başladı. Kısa bir süre sonra kimi buluş ve çalışmalarıyla adını duyuran Galileo, öğrenimini yarıda kestiği üniversitesine matematik okutmanı olarak çağrıldı. 50

Üniversiteler bilimde Aristoteles düşüncesinin birer kalesiydi. Galileo'nun pervasız eleştirileri, açık sözlülüğü, dahası çevresini küçümseyici tutumu kolayca bağışlanamazdı. Pisa'da tutunması güçleşince Padua Üniversitesine matematik profesörü olarak geçer. 51

Ancak O, matematik yanı sıra fizik ve astronomiyle de ilgilenmektedir. Örneğin sıvıların genişlemesini ölçmeye yarayan bir alet yapmıştır. Benzeri şekilde Askeri Pusula adını verdiği bir alet daha yapmıştı ki bir çeşit sürgülü hesap makinesidir. Galileo, bunu evinde imâl ediyor ve bir de kullanım kılavuzuyla birlikte satıyordu. Galileo'nun buluşlarından bazıları, Floransa'da Accademia Çimento nun tarih koleksiyonu içinde yer almaktadır. 52

1608 de Kuzey Avrupa'da Flandre'li gözlükçüler, basit bir dürbün icat etmiş ve bunu Avrupa'ya da pazarlamışlardı. Dürbün Venediğe de geldiğinde Galileo derhal ilgilendi ve düşünmeye başladı. Bir kaç gün içinde bu dürbünün daha gelişmiş şeklini kendisi tasarlayıp ve gerçekleştirdi. Üzerinde öylesine çalışır ki, üç kat büyüten bir opera dürbününden, sekiz hatta on kat büyüten teleskopa ulaşmıştır. Bu teleskopu yaptığında öylesine bir heyecana kapılır ki, senato üyelerine Campanile tepesindeki bir gösteri düzenledi. Bu gösteri tarihe geçecek kadar önemliydi. 53

Galileo Galilei; kızıl saçlı, tıknaz yapılı, kısa boylu ve aynı zamanda çok da hareketli bir kişidir. Kendisinin reklâmının yapılmasından hoşlanırdı. Bunu sağlamak için de icatlarını hemen tanıtmayı yeğlerdi. Keza kısa sürede yaptığı yenliklerle teleskopunun büyütme gücünü, otuz katına çıkarmayı başarmıştı. Bu da onu araştırmaya daha çok yöneltiyor ve bilimsel yeteneği de buna eklenince, ortaya durmadan yeni yeni buluşlar çıkıyordu. 54

Doğal olarak bunların çoğu gökyüzü ile yıldız ve gezegenlere aitti. Sonunda yaptığı gözlemlere dayalı buluş ve yorumlarını SİDEREUS NUNCİUS (Yıldızların Habercisi) adlı çok ünlü kitabında topladı. Kitapta yer yer açıklayıcı nitelikte resimler de vardı. Ay özel bir ilgi alanıydı. Ona ait gözlemlerini, ayrıca suluboya resimlerle canlandırıyor ve ilk kez Ay Haritası onun tarafından yapılıyordu. Ayrıca o güne kadar hiç bir astronomi uzmanının bulamadığı dört gezegeni bulan Galileo dur. Bunlar, Jüpiter'in uydularıdır. 55

Galileo'nun başlıca ve en özgün çalışması fizikte "Dinamik" diye bilinen nesnelerin hareketleridir. "Statik" denilen dengesel ilişkiler Archimedes'in buluşlarıyla açıklık kazanmıştı. O zamana kadar hareket halinde olan bir nesnenin kendi haline bırakıldığında duracağı, hareketini ancak bir dış gücün itmesi ya da çekmesiyle sürdürebileceği sanılıyordu. Galileo ise bu kanıya ters düşen bir düşünce oluşturmuştu. Hareket eden bir nesne, dış etkenlerden serbest kaldığında, hareketini tekdüze bir hızla sürdürür. Buna göre, dış etkenler hareketin değil, hareketin değişmesinin nedenidir, İVME" denen bu değişiklik hareketin hızında ya da yönünde olabilir. 56

Nesnelerin hareketinde dış güçlerin etkisinin hızda değil ivmede kendini gösterdiği düşüncesi Galileo'ya, serbest düşmeye ilişkin deneylerini açıklama fırsatı da sağlar. Yerleşik öğretiye göre, bir nesnenin düşme hızı ağırlığıyla orantılıydı. Örneğin, aynı yükseklikten bırakılan biri 5, diğeri 1kg ağırlığındaki iki nesneden birincisi yere ikincisinin aldığı sürenin 1/5'inde ulaşmalıydı. Söylentiye bakılırsa, Galileo herkesin inandığı bu düşüncenin yanlışlığını, Pisa Kulesi'nden değişik ağırlıklarda kurşun parçalarını atarak seyircilerine, bu arada özellikle derslerine gitmekte olan profesörlere ispatlamaya çalışmıştı. 57

Galileo, Tuscany Dükü'nün isteği üzerine top mermilerinin izlediği yolu incelemeye koyulur. Yatay olarak atılan bir merminin bir süre yatay gittikten sonra birden dikey düşüşe geçtiği sanılıyordu. Galleo, hareketin önce yatay olduğu düşünüp, merminin ilk saniyede aldığı yol kadar ikinci saniyede de yol aldığını; sonra dikey düşüş olduğunu düşünerek, merminin düşme süresiyle orantılı bir hızla düştüğünü kabul etti. Basit bir hesaplamayla, Bileşik Devinimin PARABOLA biçiminde bir yol çizdiği gösterdi. 58

Galileo böylece fiziğin iki önemli yasasını keşfetmiş olur. Bunlardan ilki "EYLEMSİZLİK İLKESİ" diye bilinir ve şöyle ifade edilir: Her cisim bir dış kuvvetin etkisi olmadıkça hareket halindeyse hareketini aynı hızla düz bir çizgi üzerinde, duruyorsa hareketsizliğini, sürdürür. Galileo'nun keşfettiği ikinci yasa, "CİSİMLERİN SERBEST DÜŞME YASASI" diye bilinir ve şöyle ifade edilir: Serbest düşen bir cismin düştüğü mesafe, düşme süresinin karesiyle doğru orantılı olarak değişir. s=l/2.g.t 2 59

Teleskop olayı, gemiciler için bir sevinç kaynağı oluştururken, eski kuramlara göre koşullanmışlar ve Batlamyus astronomisini benimseyenler için bu yeni oluşum, pek hoş karşılanmıyordu. Teleskobun gücü, gözlem yoluyla, Copernicus'un düşüncelerini doğruluyordu. Bu sonuçlar ise bazı tutucu çevrelerin pek işine gelmiyordu. Aslında Galileo astronom olarak yetişmemişti, ama başı asıl bu alandaki çalışmalarıyla derde girdi. 60

Galileo Galilei tam yetişkin yaşlarında, çok önemli sayılacak iki hata yaptı. İkisi de birer değerlendirme hatasıydı ve onun hayatının gidişini değiştirdi. İlk hatası, Copernicus'un haklı olduğunu herkese kanıtlamaya kalkmasıydı. İkinci hatası ise, Venedik Cumhuriyetinin artık kendisini korumasına gerek kalmadığına inanması oldu. Yeterince ün kazanmıştı ve Padua'daki bıkkınlık veren öğretmenlik yıllarını geride bırakarak, kendi yurdu olan Floransa'ya dönmek istiyordu. Tam bu sırada, Avrupa birden karışmaya başladı. 61

Nitekim tarihe 30 yıl savaşları olarak geçen ve 1618 yılında başlayan bu savaşlar, Protestan reform hareketinin başarısına karşı çıkan Katolik kilisesinin bir çeşit direnişiydi. Luther'e karşı bir tepki gösterisiydi. Roma'da Katolik dininin propagandasının yapılması için bir kurum kuruldu. Propaganda sözcüğü, o yıllardan kalmış ve o kurumdan türemiştir. 62

Galileo Galilei politikacıların ağına düştü. Onlara direnebileceğini, ününün bunun için yeterli olacağını sandı. Oysa yöneticiler tutucu kişilerdi. Toplumun o çağda, yeni fikirlerle rahatsız edilmesini ve toplumu kendilerinden başkasının yönlendirmesini istemiyorlardı. Böylece, yöneticilerin ve kilisenin benimsediği ve savunduğu fikirlere karşı fikirler oluşacağı endişesiyle Galilei tepki almaya başladı. Bu gelişmelerin ve ortaya çıkan sürtüşmelerin sonucu 1633 yılı içinde su yüzüne çıktı ve Galilei hakkında açılan dava görüşülmeye başlandı. 63

Bu soruşturma ve davalar uzun yıllar sürdü. 1616 yılının Şubat ayı içinde Galilei için yazılan kararın bir yerinde şu ifadelere rastlanıyordu : "...Aşağıdaki tezlerde bulunmak yasaklanmıştır: Güneşin, gökyüzünün ortasında hareketsiz olduğu; dünyanın, gökyüzünün merkezi olmadığı ve hareketsiz olmadığı..." deniliyordu. Bu karar gerçi başlangıçta Galilei için pek bağlayıcı değilse de, sonuçta bir uyarı niteliğindeydi. 64

1623 yılında Papa yeniden seçildi. Bu papa, sanata ve musikiye ve mimariye ayrı bir önem verirdi. Daha ilginç olanı da şuydu: gençliğinde, şiirler yazmış ve bunlardan birinde Galilei e övgüler düzmüştü. Ancak Papa seçildikten sonra oldukça değişmişti. O kadar ki, bilgiyi ve bilimi öven bu adam, kendisini rahatsız ettikleri için bahçesindeki masum kuşları bile öldürtebilmişti. İşte böyle bir kişiliği olan Papa, Galilei ile görüşüyor ve Galilei, fikrini doğa olayları yoluyla kanıtlamak isterken, Papa buna da karşı çıkıyor ve bu savı Galilei'nin kitabına koymasını istemiyordu. Papa'ya göre doğa olayları, Tanrısal bir olguydu ve Tanrının yapıtı olan bir dünyada olup bitenler, deneylerle açıklanamazdı. 65

Papa'nın bu kadar kesin fikirlerine karşın Galilei ne yaptı? Bu konuda yeni eserini yayınladı. Bu eser; "YÜCE DÜNYA YÖNTEMİ KONUSUNDA DİALOG" adını taşıyordu. Bu ise bardağı taşıran son damla oldu. Fena halde öfkelenen Papa, Galilei'yi kendi eliyle engizisyona teslim etti. Toskana elçisine yazdığı bir mektupta ; Sizin Galileo, burnunu sokmaması gereken işlerle uğraşmış, bu günlerde el sürülmemesi gereken en önemli ve tehlikeli konulara el atmıştır. diyerek, düşüncelerini açıklamış ve rahatsızlığını belirtmiş oluyordu. 1632 yılına rastlayan bu olaylar dizisi sonucunda, Galilei kendini engizisyon mahkemesinin karşısında buldu. 66

Bu mahkeme, 1542 yılında, Papa III tarafından kurulmuştu. Kararları kesindi ve kimse tarafından değiştirilemezdi. Yargıçların hemen tamamı din adamlarıydı ve Kutsal Roma ve Evren Engizisyon Mahkemesi adıyla tanınıyordu. Tüm Hıristiyanlığın, kâfirlerin ahlâksızlığından kurtulması için kurulduğu şeklinde bir kuruluş gerekçesi vardı. 67

Galilei'nin duruşmasınında, üzerine basa basa, Copernicus astronomisine ilişkin düşünceleri soruluyor, bu konudaki görüşleri öğrenilmek isteniyordu. Bu arada Galilei nin Kitabı yasaklanmış kitaplar listesine alındı ve tam iki yüzyıl inmedi. Ayrıca, halka karşı da Galilei i zayıf düşürmek için, Galilei'nin bir hilekâr, bir sahtekâr olduğunu yansıtmaya çalıştılar. Bütün bunlar, halka yansıyan yeniliklerle ilgili gelişmeler hakkında kuşku yaratmak ve olumsuz bir izlenim edinilmesini sağlamak için düzenlenmişti. 68

Bu noktadan sonra mahkeme birden kesildi. Artık Ona işkence aletleri gösterilmeye başlandı. İki kez daha alındığı sorgu salonunda, kendisi için tanıklık yapması istenildi. Galileo direniyordu. Papanın başkanlığında toplanan yargıçlar kurulu kararını vermişti. Kendilerine direnen bu bilim adamı, mutlaka ceza görmeli, küçük düşürülmeli ve sindirilmeliydi. 69

Galilei'ye işkence yapılmadı ama hep işkence tehdidiyle baskı altında tutuldu. Baskılar o denli dayanılmaz bir hal aldı ki Galilei sonuçta boyun eğdi. - Ben Galileo Galilei; merhum Vencenzo Galilei'nin oğlu, yetmiş yaşında, bu mahkemenin huzuruna şahsen çıktığımı, önünüzde diz çökerek, çok saygıdeğer Kardinal Hazretleri ve tüm Hıristiyan Cumhuriyetinde kâfirlerin ahlâksızlığı ve fesadıyla savaşan Engizisyon Kardinalleri önünde, kutsal Peygamberleri gözlerimle görerek ve ellerimle dokunarak, Kutsal Katolik Roma Kilisesinin benimsediği ve öğrettiği her şeye inandığıma, geçmişteki tüm yanlış ve aykırı düşüncelerimden dolayı huzurunuzda kendimi lanetliyor, bir daha öyle saçmalıklara düşmeyeceğime, kutsal öğretiye aykırı hiç bir fikir taşımayacağıma yemin ediyorum. 70

Galilei'nin bu belge yardımıyla ancak engizisyon mahkemesinden kurtulduğu bilinmektedir. Bu davranışı sonunda, belki işkence görmekten hatta ölümden kurtuldu ama ölünceye kadar göz hapsinde yaşamaktan da kurtulamadı. Kalan günlerini, Floransa yakınlarında, ıssız bir yerde kendi evinde geçirdi. Bütün yasaklama ve kısıtlamalara karşın yine de bir kitap yazmakta kararlıydı. Belki bu kez kitabın içeriği daha çok fizik konularına dönük olacaktı. "Yeni Bilimler" adını verdiği bu kitabı yazmaya başladı ve üç yıl sonra tamamladı. 71

Kendisi bu sırada 72 yaşında bulunuyordu. Kitabını kendisi yayınlayamadı ama aradan iki yıl geçtikten sonra Protestanlar, bu kitabı Hollanda'nın Leyden kentinde bastılar. Ne var ki Galileo kitabını dünya gözüyle göremedi çünkü tam o yıllarda kör olmuştu. Bu büyük usta, bu büyük devrimci bilim adamı kendi evinde tutuklu bulunduğu halde, 1642 yılında öldü. 72

JOHANNES KEPLER(1571-1630) Newton, "Daha ileriyi görebildiysem, bunu omuzlarından baktığım devlere borçluyum." demişti. Bu devlerden biri Galileo ise diğeri de Kepler'di. Kepler'e gelinceye dek Copernicus sistemine dayanaksız bir hipotez, ya da, işe yarar matematiksel bir araç gözüyle bakılıyordu. Kepler, Copernicus sistemini bazı düzeltmelerle bilimsel olarak kanıtlamakla kalmadı, astronomiye mekanik bir kimlik kazandırdı. 73

Johannes Kepler güney Almanya'da Weil kentinde dünyaya gelmiştir. Dört yaşında geçirdiği ağır çiçek hastalığı görme duyumunu zayıflatmış, ellerinde sakatlığa yol açmıştı. Sarhoş bir baba ile akli dengesi bozuk bir annenin çocuğu olmasına karşın, öğrencilik yılları parlak geçti. Ruhsal güvensizlik içinde büyüyen Kepler, önce teolojiye yöneldi. Ancak üniversite öğreniminde bilim ve matematiğin büyüleyici etkisinde kaldı. Sonunda Copernicus sistemini benimsemekle kalmadı, sistemin doğruluğunu ispatlamak tutkusu içine girdi. Daha 23 yaşında iken Graz üniversitesi'nin çağrısını kabul ederek astronomi profesörü, ardından kraliyet matematikçisi görevlerini yüklendi. 74

Ne var ki, rahat bir çalışma ortamı bulduğu Graz'da kalması fazla sürmedi. Dinsel çekişmede yenik düşen Protestan azınlıkla birlikte kenti terk etmek zorunda kaldı. Kepler işsiz kalmıştı, ama bu ona meslek yaşamının belki de en büyük şans kapısını açtı. Öteden beri çalışmalarına hayranlık duyduğu Danimarka'lı ünlü astronom Tycho Brahe'nin asistanı oldu. 75

Ancak, Tycho tanrısal düzene aykırı saydığı güneş-merkezli sisteme karşıydı. Ona göre gezegenler güneşin, güneş de dünyanın çevresinde dönmekteydi. Bir süre sonra ustası yaşamını yitirince gözlemeviyle birlikte yılların yoğun emeğiyle toplanmış son derece güvenilir gözlem ve ölçme verilerine Kepler sahip çıktı. 76

Tycho'nun gözlemevine yerleşen Kepler, yoğun bir uğraşa karşın yıllarca, gözlem verileriyle uyum kurmaya çalıştığı çembersel yörünge arasındaki farkı gideremedi. Bu demekti ki, çembersel yörünge beklentisinde bir yanlışlık olmalıydı. Ne var ki, göksel düzeyde yetkinlik arayışı içinde olan Kepler bu olasılığı bir türlü içine sindiremiyordu. Çembersel olmayan bir yörünge nasıl düşünülebilirdi? Ama olgular da bir yana itilemezdi! 77

Kepler, tekrar tekrar yaptığı hesaplar sonucunda, gezegenlerin dairesel yörüngeler üzerinde ve muntazam hızla dolandıkları temel prensibini terk etmiş ve ünlü üç kanununu ortaya koymuştur. Bu nedenle Kepler, modern gök mekaniğinin kurucusu olarak bilinir. Kepler ilkin Mars'ı gözlemleyerek işe başladı ve Mars'ın hareketini dairesel bir yörüngeye oturtmaya çalıştı. Kepler, Mars'ın sadece iki konumda yani karşıtlık ve kavuşum durumlarında, dairesel yörünge üzerinde bulunduğunu, ancak diğer konumlarda daire içerisine girdiğini tespit etti. 78

Bu keşfi onu daire dışında eğriler kullanmaya itti. Gözlemler, gezegenin Güneş etrafında dolanırken bazen yavaş bazen hızlı dolandığını göstermekteydi. Oysa daire üzerindeki hareket düzgün olmalıydı. Demek ki yörünge daire değildi. Uzun uğraşlar sonucunda Kepler yörüngenin eliptik olması gerektiğini buldu. Bu Kepler'in Birinci Yasasıdır. 79

MARS YER GÜNEŞ Kepler in Birinci Yasası: Yer'de dahil olmak üzere, gezegenler, odaklarının birinde Güneş'in bulunduğu bir elips üzerinde dolanırlar. Kepler bu yasası ile, o zamana kadar daire olarak bilinen gezegen yörüngelerinin elips olduğunu söylüyordu. Bu ise, daha önce daireye göre yapılan hesaplamalardaki sapmaları tamamen ortadan kaldırıyordu. 80

Bu aşamada, iki merkezden birinde Güneş'in bulunduğu eliptik yörünge görüşü, gezegenin bu yörünge üzerinde ne hızla yol aldığı sorusunu ortaya çıkardı. Kepler hesaplamalar sonucunda, gezegenin Güneş'e yakın olduğunda hızlı, uzak olduğunda ise yavaş hareket ettiğini buldu. Buna göre, gezegen, eşit zamanlarda, eşit alanları tarıyordu. Böylece Kepler ikinci kanununu bulmuştu: Kepler in İkinci Yasası: Güneş'le gezegeni birleştiren doğru parçası, eşit zamanlarda eşit alanlar süpürür. 81

Daha sonra ise, Kepler, gezegenlerin periyotları ve uzaklıkları arasında bir bağıntının olduğunu belirledi. Gezegenlerin periyotlarının karesi ile Güneş'e olan uzaklıklarının küpü birbirleri ile orantılıydı. Bu ise üçüncü yasasıdır. Kepler in Üçüncü Yasası: Gezegenlerin periyotlarının karelerinin, Güneş'e olan uzaklıklarının küplerine oranı birbirlerine eşittir (T 2 /a 3 = T l2 /a l3 ). 82

Kepler'in bulduğu yanıtlar, gezegen sistemiyle ilgili olarak Copernicus'u haklı çıkarmıştır. Diğer taraftan teorinin tam olarak yerine oturması için önce sistemin gözlem yolu ile doğrulanması gerekiyordu. Bunu ise Galileo sağlamıştır. 83

Gilbert'in DE MAGNETE (Mıknatıs Üzerine, 1600) adlı kitabının yayımlanmasından sonra, Kepler'in manyetizmaya ilgisi artmış ve manyetizmanın gezegenlerin eliptik hareketinin açıklanmasına olanak tanıyacağını düşünmüştür. Kepler'e göre, gezegenler ve Güneş birer mıknatıstır; ancak gezegenlerin iki, Güneş'in ise tek kutbu bulunduğundan, gezegenler, bazen Güneş tarafından çekilir, bazen de itilirler ve böylece gezegenlerin eliptik yörüngeleri oluşur. 84

Gençlik coşkusuyla işe koyulduğunda amacı mistik inancı doğrultusunda, "göksel alemin müzikal uyumunu" geometrik olarak belirlemekti. Çalışmasını noktaladığında, astronomi matematiksel düzenlemenin ötesinde fiziksel bir gerçeklik kazanmıştı. Kepler asıl hayal ettiği şeyi belki gerçekleştiremedi; ama gerçekleştirdiği şey ona bilim tarihinde "Astronominin Prensi" unvanını kazandırmaya yetti. 85

WİLLEBRORD SNELL (1591-1626) 1626) "Hollandalı Eratosthenes" olarak nitelendirilen Snell Hollanda'nın Leiden kentinde doğmuş ve daha çok matematik alanında yapmış olduğu çalışmalarla tanınmıştır. Bunlar arasında en önemli olanları, topoğrafik yöntemler kullanarak, Yer'in çapını ve aynı meridyen üzerinde bulunan iki nokta arasındaki uzaklığı belirlemiş olmasıdır. Snell, 1621 yılında, bugün Snell Yasası olarak da tanınan Kırılma Yasası'nı deneysel olarak bulmuştur ve bu yasa, verilen iki ortam için, ışığın gelme açısının sinüsünün, kırılma açısının sinüsüne oranının sabit olduğunu belirlemiştir. 86

SIR ISAAC NEWTON (1642-1727) Bilimin öncülerini tarih sürecinde bir dizi yıldız olarak düşünürsek, dizide konum ve parlaklığıyla hepsini bastıran iki yıldız vardır: NEWTON ve EİNSTEİN. Yaklaşık iki yüz yıl arayla ikisi de fiziğin en temel sorunlarını ele aldılar. İkisinin de getirdiği çözümlerin madde ve enerji dünyasına bakışımızı kökten değiştirdiği söylenebilir. Newton Galileo ile Kepler'in; Einstein, Newton ile Maxwell'in omuzlarında yükselmiştir. 87

Galileo'nun öldüğü yıl dünyaya gelen Isaac Newton genellikle Tarihin En Büyük Bilim Adamı kabul edilir. Onun fizik, astronomi ve matematikteki buluşlarının her biri tek başına göz kamaştırıcı parlaklıktadır. Başarılarının tümü göz önüne alındığında ortaya erişilmez bir başarı çıkmaktadır. 16.yüzyılda başlayan modern bilim Newton'la en üst düzeye erişir. Ondan önce elde edilen sonuçlar önemli olmakla birlikte, çoğu kez dağınık ve birbirinden kopuk kalmıştır, ilk kez Newton'da bütün bu sonuçları kapsayan bir sistemin ortaya çıktığını görüyoruz. 88

Newton, 1642 yılında Woolsthorpe'de dünyaya gelmiştir. Doğmadan bir kaç ay önce babası ölmüş ve O doğduktan kısa bir süre sonra annesi bir başkasıyla evlenmiştir. Böylece hem anası-babası var hem de yoktur. Çünkü Newton u büyütme işini büyükannesi üstlenmiştir. Aile sevgisinden yoksun olarak büyümesinin eksikliğini yaşamı boyunca hissetmiştir. Hiç evlenmemiştir. Bu yönleriyle adeta Descartes'e benzemektedir. 89

Newton daha küçük yaşlarında ağaçtan mekanik modeller yapmaya koyulmuştu. Eline geçirdiği testere, çekiç ve benzer araçlarla ağaçtan yel değirmeni, su saati, güneş saati gibi oyuncaklar yapıyordu. El becerisi dikkat çeken bir incelik sergiliyordu. İlk ve Orta öğrenimi sürecinde sıradan bir öğrenciydi. Yalnız ve annesiz ve babasız büyümenin verdiği yoksunlukla her işi kendine dönük olarak çözümlemek çabası içinde oldu. Özellikle başarıyı paylaşmayı pek bilmiyordu. 90

1661'de Cambridge Üniversitesi'ne girdi, öğrenimini üç yıl içinde tamamladı. Barrow adında bir matematik profesörü öğrencisinin büyük yeteneklerini tanımakta gecikmedi ve daha sonra kürsüsünü ona bırakmak için 1668'de istifa etti. Veba salgınından dolayı üniversite 1665 ve 1667 yılları arasında iki yıl kapalı kaldı. Newton doğduğu çiftlik evine döndü ve burada geçirdiği iki yıl içinde matematik, optik ve gök mekaniği alanlarındaki büyük buluşlarının temellerini attı. 91

Voltaire'in, Newton'un yeğeninden duyduğunu söylediği ünlü "düşen elma" öyküsü de çiftlikte geçen bu döneme aittir. Newton, bu kısa dönemde şimdiki "diferansiyel hesap" metodunu bulur, beyaz ışığın bileşik niteliğini ortaya çıkarır ve en önemlisi, evrensel yerçekimi hipotezine ulaşır. Einstein, "Bilim adamı umduğu başarıya otuz yaşından önce ulaşamamışsa, daha sonra bir şey beklemesin!" demişti. Newton yirmi beş yaşına geldiğinde en büyük kuramlarını oluşturmuştu bile. 92

Newton Cambridge Üniversitesi'ne döndüğünde okutman olarak görevlendirilir. Ama çok geçmeden üniversitenin en saygın matematik kürsüsüne, profesör olarak atanır. Newton ilk kez 1671'de kendi icat ettiği bir yansıtıcı teleskopu Kraliyet Bilim Akademisi (The Royal Society)'ne sunmakla kamu önüne çıkar. Teleskopun büyük ilgi toplaması üzerine Newton, 1672'de Kraliyet Bilim Akademisi'ne üye seçilir. 93

Akademiye ilk sunduğu bilimsel bildirisi, onun "şimdiye dek doğanın işleyişi ile ilgili yapılmış en garip felsefi buluş" diye nitelediği ve altı yıl önceki bir çalışmasının sonucu olduğu halde o zamana dek açıklamadığı bir buluşuyla ilgiliydi. Peki, Newton'un nerdeyse ihmal ettiği bu buluş neydi? 94

Bunun için karanlık bir odaya yerleştirdiği prizmaya Güneş ışığını göndererek renklere ayırmış ve daha sonra prizmadan çıkan bu renkli ışınları ince kenarlı bir mercekle bir noktaya toplamak suretiyle de tekrar beyaz ışığı elde etmiştir. Ayrıca her rengin belirli bir kırılma indisi olduğunu da ilk bulan Newton'dur. 95

Bu buluş, bildiğimiz gün ışığının bize beyaz görünmesine karşın aslında pek çok rengin bir karışım veya bileşiminden meydana geldiğinin kanıtıydı ki, pek çok bilim adamı için erişilmesi güç bir ün için yeterliydi. Sonuç beklenilenin üstünde deneysel kesinlik ve açıklıkta olmasına karşın, Newton hiç hoşlanmadığı eleştirilerden kurtulamadı. Ancak, Newton'un buluşu ile ışık üzerindeki teorileri sarsılan iki bilim adamının (Hollandalı fizik bilgini Christian Huygens ile İngiliz bilgini Robert Hooke) eleştirileri Newton un canını sıkacak denli ciddiydi. 96

Bu tür tartışmalardan hoşlanmayan Newton, küskünlük havası içinde büsbütün içine kapanır. Ne buluşlarını yayınlama, hatta ne de, gençliğinde tutkuyla bağlandığı bilimsel çalışmaları sürdürme isteği kalır içinde, Örneğin Optics adlı son derece önemli yapıtını, ancak kendisine karşı çıkan Hooke'ın ölümü üzerine, 1704'te, yayınlama yoluna gider. 97

Newton içine kapalı, gösterişten hoşlanmayan, polemikten kaçan bir kişiydi. Pek çok bilim adamının tersine, onda buluşlarını yayınlama arzusu yoktu. Dostu Edmund Halley'in (Halley kuyruklu yıldızını bulan astronom) teşvik ve ısrarı olmasaydı, bilim dünyasının en büyük yapıtı sayılan Doğa Felsefesinin Matematiksel İlkeleri (1687'de yayınlanan kitap genellikle "Newton'un Principia'sı" diye bilinir) belki de hiç bir zaman yazılmayacaktı. 98

Newton, 17. yüzyılda ortaya çıkan ve çözüm gerektiren bazı problemlerden yola çıkarak Diferansiyel İntegral Hesabı bulmuştur. Bu problemlerden ilki, bir cismin yol formülünden, herhangi bir andaki hız ve ivmesini, hız ve ivmesinden ise aldığı yolu bulmaktı. Buradaki güçlük, herhangi bir andaki hız, herhangi bir andaki ivmenin hesaplanması (hızın veya ivmenin bir andan diğer bir ana değişmesini belirlemek) idi. Ansal hız bulunurken, verilen bir an içinde alınan yol ve süre sıfırdır; sıfırın sıfıra oranı ise anlamsızdır. Bu biçim hız ve ivme değişimleri diferansiyel hesap ile bulunabilir. 99

İkinci problem, bir eğrinin teğetini bulmaktı. Bu problemlerin çözümü için de diferansiyel hesabı uygulamak gerekir. Üçüncü problem de, bir fonksiyonun maksimum veya minimum değerlerinin bulunmasıydı. Örneğin, gezegen hareketlerinin incelenmesinde, bir gezegenin Güneş'ten en büyük ve en küçük mesafelerinin bulunması gibi. Dördüncü problem ise, bir gezegenin verilen bir süre içinde aldığı yol, eğrilerin sınırladığı alanlar, yüzeylerin sınırladığı hacimler gibi problemlerdi. Bunların çözümleri integral hesap yardımıyla bulunur. 100

Newton 1665 yılında uzunluklar, alanlar, hacimler, sıcaklıklar gibi sürekli değişen niceliklerin değişme oranlarının nasıl bulunacağı üzerinde düşünmeye başlamıştı. Bir niceliğin diğer birine göre ansal değişme oranını (dx/dy) diferansiyel hesap ile bulmuş ve bu işlemin tersiyle de (integral hesap) sonsuz küçük alanların toplamı olarak eğri alanların bulunabileceğini göstermiştir. 101

Newton Diferansiyel-İntegral Hesabı bulduğunu 1669 yılına kadar kimseye haber vermemiş ve ancak 42 yıl sonra yayınlamıştır. Bundan dolayı da Leibniz ile aralarında öncelik problemi söz konusu olmuştur. Leibniz, Newton'dan daha iyi bir notasyon kullanmış, x ve y gibi iki değişkenin mümkün olan en küçük değişimlerini dx ve dy olarak göstermiştir. 1684 yılında yayınladığı kitabında, dxy= xdy+ ydx, dx n = nx n-1, ve d(x/y)=(ydx-xdy)/y 2 formüllerini vermiştir. 102

Newton matematiğin başka alanlarına da katkıda bulunmuştur. Binom ifadelerinin tam sayılı kuvvetlerinin açılımı çok uzun zamandan beri biliniyordu. Pascal, katsayıların birbirini izleme kuralını bulmuştu; ancak kesirli kuvvetler için binom açılımı henüz yapılmamıştı. Newton (x-x 2 ) 1/2 ve (1-x 2 ) 1/2 açılımlarını sonsuz diziler yardımıyla vermiştir. 103

"Principia" ve Önemi Principia'da Newton, Galilei ile önemli değişime uğrayan hareket problemini yeniden ele alır. Galilei'nin getirdiği eylemsizlik problemine göre dışarıdan bir etki olmadığı sürece cisim durumunu koruyacak ve eğer hareket halindeyse düzgün hızla bir doğru boyunca hareketini sürdürecektir. Aynı kural gezegenler için de geçerlidir. Ancak gezegenler doğrusal değil, dairesel hareket yapmaktadırlar. O zaman bir problem ortaya çıkmaktadır. Niçin gezegenler Güneş'in çevresinde dolanırlar da uzaklaşıp gitmezler? 104

Newton, Ay, eğer dünya çekimi nedeniyle odağını izlemekteyse, bu durumda tıpkı büyük hızla atılmış bir top (ya da elma) gibidir! diye düşünüyordu ve şöyle devam ediyordu : - O sürekli olarak dünyaya doğru düşmektedir; ama öyle hızlı gitmektedir ki, bir türlü dünyaya düşememektedir; döne döne gitmektedir, çünkü dünya yuvarlaktır. Peki öyleyse bu çekimin gücü ne kadar büyük olmalıdır? Newton bu sorunun yanıtını, yerçekiminde buldu. Ona göre, Yer'in çevresinde dolanan Ay'ı yörüngesinde tutan kuvvet yeryüzünde bir elmanın düşmesine neden olan kuvvettir. 105

Daha sonra Ay'ın hareketini mermi yoluna benzeterek bu olayı açıklamaya çalışan Newton, şöyle bir varsayım oluşturur: A A I Bir dağın tepesinden atılan mermi yer çekimi nedeniyle A noktasına düşecektir. Daha hızlı fırlatılırsa, daha uzağa örneğin A' noktasına düşer. Eğer ilk atıldığı yere ulaşacak bir hızla fırlatılırsa, yere düşmeyecek, kazandığı merkez kaç kuvvetle, yer çekim kuvveti dengeleneceği için, tıpkı doğal bir uydu gibi Yer'in çevresinde dolanıp duracaktır. 106

Newton kendi zamanına kadar gözlem ve deneyle elde edilen kanunlar ışığında, o bilimin bütününde geçerli olan prensiplerin oluşturulduğu kuramsal evreye ulaşmayı başarmıştır. Dayandığı temel prensipler şunlardır: Eylemsizlik prensibi: Bir cisme hiçbir kuvvet etki etmiyorsa, o cisim hareket halinde ise hareketine düzgün hızla doğru boyunca devam eder, sükûnet halindeyse durumunu korur. Bir cisme bir kuvvet uygulanırsa o cisimde bir ivme meydana gelir ve ivme kuvvetle orantılıdır (F = m.a). Etki tepki prensibi: Bir A cismi bir B cismine bir F kuvveti uyguluyorsa, B cismi de A cismine zıt yönde ama ona eşit bir F kuvveti uygular. 107