AKDENIZ KORUMA. Hayatın Gerçekleri. Derneği Aylık Bülteni. Gelecek ya da Cinayet. Gebekum Dosyası. Nisan 2015. Sayı: 10



Benzer belgeler
Türkçe Ulusal Derlemi Sözcük Sıklıkları (ilk 1000)

Prof. Dr. Sedat BOYACIOĞLU

neden az yağlı az kolesterollü diyet?

GİRİŞ. Sağlıklı Beslenme ve Vücudumuzun Sağlıklı Beslenme Piramidi. Ana Gıda Grupları

Anti-oksidan nedir? Etkileri Nelerde bulunur?

Sağlıklı bir hamilelik için izlenmesi gereken 10 adım

EMZİREN ANNELERİN BESLENMESİ. Kendiniz ve bebeğiniz için sağlıklı olan gıdaları seçin

1- Süt ve Sütten Yapılan Besinler

GEBELİKTE YETERLİ ve DENGELİ BESLENME

SAĞLIKLI BESLENME TABAĞI

Kari m ve eşi Kelly alti sonra çocuk sahi bi olmak i sti yor

Koruyucu Maddelerde Sağlık Düşmanı

Devamı4. - portakal,mandalina vb.. narenciye çeşitlerinin gece

GÜNLÜK OLARAK NEDEN YETERLİ MİKTARDA KALSİYUM ALMALIYIZ?

ALKALİ BESLENME HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKENLER

Sağlıklı Kilo Verdiren Diyet!

Sağlıklı Büyüyelim! Sağlıklı olmak ve sağlıklı büyümek için yeterli ve dengeli beslenmeliyiz.

SAĞLIKLI BESLENME TABAĞI

ÇOCUKLARDA BESLENME. Dr.Belkıs Kütük Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Liv Hospital Ankara

Geleneksel Çiftlik Günleri Başlıyor!

Dengeli Beslenme. Efe Kaan Fidancı

Bebeğinizin Beslenme Sağlığı ve Zeytin Yağı

KOLOREKTAL KANSERE DUR DEMENİN 12 YOLU

Aylara Göre Meyve, Sebze ve Balık Tüketimi

MEME KANSERİ. Söke Fehime Faik Kocagöz Devlet Hastanesi Sağlıklı Günler Diler

MERHABA ARKADAŞLAR BEN YEŞİLCAN!

Besin Gidaların Yararı ve Zararı

ÖZEL KAŞGARLI MAHMUT İLKÖĞRETİM OKULU Sağlık Bülteni-1. YETERLİ ve DENGELİ BESLENME. PSİKOLOJİK DANIŞMA ve REHBERLİK BÖLÜMÜ

TEST. 7. Dişer ne zaman fırçalanmalıdır? A. Yemeklerden sonra B. Okuldan gelince C. Evden çıkmadan önce

İngiliz doktorlar daha sağlıklı olmak isteyenler için 30 öneri getiriyor.

ULUDAĞ ÜNİVERSİTESİ SAĞLIK KURULUŞLARI BESLENME ve DİYET BİRİMİ KOAH LI HASTANIN BESLENMESİ FR-HYE

İLKÖĞRETİM ÇOCUKLARI İÇİN SAĞLIKLI BESLENME BESİN ÖGELERİ

DENGELİ BESLENME NEDİR?

KALP DAMAR HASTALIKLARI VE BESLENME

4. Ünite ÜRETTİKLERİMİZ

Gerçek yaşam, minik minik değişiklikleri hayata geçirmeyi başardığınızda yaşanmaya başlanır. - Leo Tolstoy

Kalbinize İyi Bakmak. Kalp Damar Hastalıklarından Korunmada Etkili Yöntemler Fikret Mert Acar SMMMO Bodrum

9. Sigarayı bırakma zamanı

NE YİYECEĞİNİZİ PLANLAYIN! YENİ BİR YAŞAM İÇİN

Böbrek Hastalıklarında BESLENME. TURGUT ÖZAL ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ HASTANESİ Hayat sağlıkla güzeldir. BESLENME ve DİYET POLİKLİNİĞİ

Emzirme dönemindeki beslenmeniz en az hamilelikte beslenmenize dikkat etmeniz kadar önemlidir.

Detox Beslenme Programı

ΤΕΛΙΚΕΣ ΕΝΙΑΙΕΣ ΓΡΑΠΤΕΣ ΕΞΕΤΑΣΕΙΣ ΤΟ ΕΞΕΤΑΣΤΙΚΟ ΔΟΚΙΜΙΟ ΑΠΟΤΕΛΕΙΤΑΙ ΑΠΟ ΕΠΤΑ (7) ΣΕΛΙΔΕΣ

Kanser tedavisi sırasında sağlıklı bir diyet hemen hemen başka zamanlardakiyle aynıdır. Her gün çeşitli gıdalar yemeniz gerekir.

Sigara sağlığa zararlı olmasına rağmen birçok kişi bunu bile bile sigara kullanmaktadır. En yaygın görülen zararlı alışkanlıkların içinde en başı

Kilomdan ben mi memnun değilim çevremde ki kişiler mi?psikolojik olarak yaşam şeklimi değiştirmeye hazır mıyım?

4.Sınıf Fen Bilimleri

Kocaman Bir Set! 3. Her sene milyonlarca turist Çin Seddini görmeye gelir. 4. Turisler duvarın üstünde yürümeyi çok severler.

ENERJİ METABOLİZMASI

Beynimizi Zinde Tutmak. Dr. Emre Esen Bilecik Devlet Hastanesi

Sigaranın Vücudumuza Zararları

Şişmanlık (obezite); sağlığı bozacak düzeyde vücutta yağ miktarının artmasıdır.

Zeytin ve Zeytinyağının Besin Değerleri

Denize En Çok Mavi Yakışır

Türkiye nin üretim profiline ve kişi başına tüketimini ise şöyle değerlendirmek mümkündür:

5. SINIF SOSYAL BİLGİLER BÖLGEMİZİ TANIYALIM TESTİ. 1- VADİ: Akarsuların yataklarını derinleştirerek oluşturdukları uzun yarıklardır.

1 gr yağ: 9 kilokalori, 1 gr protein ve karbonhidrat: 4 kilokalori, 1 gr alkol 7 kilokalori verir.

SAĞLIKLI BESLENME BİRECİK MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ ZEYNEP ŞAHAN KARADERE

SÜT VE SÜT ÜRÜNLERİ YETERLİ VE DENGELİ BESLENMEDEKİ ÖNEMİ

KADIN VE AİLE SAĞLIĞI HİZMETLERİ İSTANBUL BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ SAĞLIK VE SOSYAL HİZMETLER DAİRE BAŞKANLIĞI SAĞLIK VE HIFZISSIHHA MÜDÜRLÜĞÜ

BESİN GRUPLARININ YETERLİ VE DENGELİ BESLENMEDEKİ ÖNEMİ

Doğada Keşif Yapıyoruz

Prof. Dr. Lale TOKGÖZOĞLU

T.C. MUĞLA TİCARET BORSASI AYLIK BORSA BÜLTENİ. Enaz Fiyat. Ençok Fiyat. Ortalama Fiyat ARPA YEMLİK MTS , KG 62,506.

CANLILARIN SINIFLANDIRILMASI

Vitaminlerin yararları nedendir?

T.C. MUĞLA TİCARET BORSASI AYLIK BORSA BÜLTENİ. Enaz Fiyat. Ençok Fiyat. Ortalama Fiyat ARPA YEMLİK MTS , KG 17,628.

T.C. MUĞLA TİCARET BORSASI AYLIK BORSA BÜLTENİ. Ortalama Fiyat. Enaz Fiyat. Ençok Fiyat YULAF , KG 71,435.

SIRA NO AÇIKLAMA BİRİM

ALANYA BELEDİYESİ ÇEVRE KORUMA VE KONT.MD YETERLİ VE DOĞRU BESLENME KURALLARI

Omega 3 nedir? Balık ve balık yağları, özellikle Omega-3 yağ asitleri EPA ve DHA açısından zengin besin kaynaklarıdır.

5. Sınıf Fen ve Teknoloji

Tohum Türkiye Otizm Erken Tanı ve Eğitim Vakfı. Sayın Milletvekili, konusunda kamuoyunda bilinç oluşturmaya gayret etmekteyiz.

Tip 2 Diyabet Hastaları için. Beslenme Kılavuzu*

HER ŞEYİN BAŞI SAĞLIK

OKUL ÇAĞINDA BESLENME

PİYASA ANALİZ SONUÇLARI

Doğayla Uyumlu Yaşamın Adresi:

KİRLENMEK GÜZELDİR EKOLOJİK DETERJAN İLE

SAĞLIKLI BESLENME VE MENÜ PLANLAMA BİLKENT ÜNİVERSİTESİ KAFETERYALAR İŞLETMESİ MÜDÜRLÜĞÜ

T.C. MUĞLA TİCARET BORSASI AYLIK BORSA BÜLTENİ. Ortalama Fiyat. Enaz Fiyat. Ençok Fiyat MISIR , KG 4,

Kalp Hastalıklarından Korunma

T.C. MUĞLA TİCARET BORSASI AYLIK BORSA BÜLTENİ. Enaz Fiyat. Ençok Fiyat. Ortalama Fiyat YULAF , KG 35,

Otizmli Eymen 10 Okuldan Geri Çevrildi

Index. Besin Grubu kalori Cetveli Süt ve Süt Ürünleri Meyveler Sebzeler Yağlar. 3...Tahıllar. 7...

DİYABETTE BESLENME PRENSİPLERİ

Kelaynakların Hazin Öyküsü

KANSER TANIMA VE KORUNMA

ÖZEL EFDAL ERENKÖY ANAOKULU PENGUEN GRUBU EKİM AYI BÜLTENİ

T.C. MUĞLA TİCARET BORSASI AYLIK BORSA BÜLTENİ. Enaz Fiyat. Ençok Fiyat. Ortalama Fiyat ARPA YEMLİK MTS , KG 7,400.

SAĞLIKLI BESLENME. AVRASYA ÜNİVERSİTESİ Sağlıklı Yaşam Merkezi Dyt. Melda KANGALGİL

* ÇEVRE KORUMA HAFTASI * BABALAR GÜNÜ * RAMAZAN (ŞEKER) BAYRAMI * KULLANDIĞIMIZ ARAÇ VE GEREÇLER

TÜRKİYE DE MİDE KANSERLİ HASTALARIN KLİNİKOPATOLOJİK ÖZELLİKLERİ: -Çok Merkezli Retrospektif Çalışma- Türk Onkoloji Grubu

Kişiye Özel SDM Protokolü Tarifler

Atoller (mercan adaları) ve Resifler

ΥΠΟΥΡΓΕΙΟ ΠΑΙΔΕΙΑΣ ΚΑΙ ΠΟΛΙΤΙΣΜΟΥ ΔΙΕΥΘΥΝΣΗ ΜΕΣΗΣ ΕΚΠΑΙΔΕΥΣΗΣ ΚΡΑΤΙΚΑ ΙΝΣΤΙΤΟΥΤΑ ΕΠΙΜΟΡΦΩΣΗΣ

T.C. MUĞLA TİCARET BORSASI AYLIK BORSA BÜLTENİ. Ortalama Fiyat. Enaz Fiyat. Ençok Fiyat YULAF , KG 1,

HUBUBAT T.C. IĞDIR TİCARET BORSASI YILLIK BORSA BÜLTENİ 01/01/2013. Tarih: Sayı: - 31/12/2013 Satış Şekli. Sayfa: 1-18 Miktarı Br. Tutarı İşlem Sayısı

SÖZCÜKTE ANLAM. Gerçek Anlam Yan Anlam Mecaz Anlam Terim Anlam Sözcükler Arasý Anlam Ýliþkileri Anlam Olaylarý Söz Öbeklerinde Anlam

Tırnak Mantarının Özellikleri

Transkript:

AKDENIZ KORUMA Nisan 2015 Sayı: 10 Derneği Aylık Bülteni Hayatın Gerçekleri Gebekum Dosyası Otizm Gelecek ya da Cinayet

EDİTÖR DEN KÜNYE Sevgili okurlar, Bültenimizin Nisan sayısına güzel bir haberle başlamak istiyorum. Derneğimizin yönetim kurulu üyelerinden Mert Ardar ın yürütücülüğünü üstlendiği, Ezgi Saydam, Sait Aytar, Gökhan Yasavur ve benim de araştırmacı olarak katkıda bulunacağımız Conservation of Sandbar Shark, Breeding Habitat in Boncuk Cove,Turkey başlıklı CLP (Conservation Leadership Programme) proje başvurumuz kabul edildi. Bu proje ile birlikte özellikle yaz aylarında Boncuk Koyu nda sıklıkla gözlemlenen kum köpek balıkları bir yıl boyunca araştırılacak. Heyecan dolu bu projenin bir parçası olmanın mutlu gururu içerisinde ekip arkadaşlarıma şimdiden başarılar diliyorum. Bültenimizin bu sayısında Otizm Hastalığına dikkat çekmeye çalıştık. Beğeneceğinizi umuyoruz. İyi okumalar. Umut Uyan Akdeniz Koruma Derneği Aylık Bülten, Sayı:10/2015 Adres: İsmet Paşa Mahallesi 370. Sokak No: 13 Eski Foça/ İzmir Telefon (Merkez): (+90) 232 812 6459 Telefon (Mobil): (+90) 530 115 3405 Web Site: http://www.akdenizkoruma.org.tr/ E-mail: info@akdenizkoruma.org.tr Yönetim Kurulu Zafer Kızılkaya (Başkan) İnci Tüney Sinan Şekerci Elizabeth Grace Tunka Eronat Mert Ardar Editör Umut Uyan Kapak Tasarımı Sait Aytar Yazarlar Hüseyin Tüzün, Aysun Eryılmaz Pekşen, Zeynep Mufti, Z. Derya Yıldırım, Tuba Küçük Doğaroğlu, Özlem Uyan, Ayşenur Yılmaz, Gamze Sakal, Özlem Katısöz, Alev Haliki Uztan Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 1

İÇİNDEKİLER Gebekum Dosyası Gebekum Kumulu ilk kez, araştırma yapmak için 1988 yılında bir keşif gezisi kapsamında Datça Yarımadası nda bulunan Prof. Dr. Doğan Kantarcı nın dikkatini çekmişti. Devamı için Güney Afrika da Köpek Balığı Dalışı Her biyoloğun hayalidir Afrika Kıtası na ayak basmak ve her dalış yapanın hayalidir Büyük Beyazı kanlı canlı görmek! Devamı için Kanser Riski Azaltılabilir mi? Prof. Dr. Erkan Topuz ile Röportaj 7 Nisan Dünya Sağlık Günü nedeniyle bu ay ki köşemizi sağlık konusuna ayırmak istedik. Büyük bir hızla kirletip, tükettiğimiz dünyada her yıl daha çok insan sağlık sorunları ile karşılaşıyor. Devamı için Hayatın Gerçekleri Otizm Uğur Armutçu ile Röportaj Uğur Armutçu 1978 yılında Almanya da dünyaya gözlerini açar. Üniversite hayatına Turizm ve Otelcilik bölümünde başlasa da lisans ve yüksek lisansını Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmenliği üzerine tamamlamış. Aktif olarak mesleğine devam ediyor. Bize deniz aşığı olduğunu ve her fırsatta balık tutmak için denizin yolunu tuttuğunu söyledi. Biz de Otizm Farkındalık Ayı vesilesiyle kendisine merak ettiğimiz soruları sorduk. Devamı için Mavi Bir Nisan, Mavi Bir Bahar ABD de Autism Speaks tarafından başlatılan Mavi Işık Yak (Light It Up Blue) kampanyası 2 Nisan Otizm Farkındalık Günü nde hem Türkiye de hem diğer ülkelerde önemli bir ilgi gördü. Tohum Otizm Vakfı aracılığı ile çeşitli alanlar ve binalar mavi ışıklarla aydınlatıldı, insanlar mavi renkte giysiler giydi, bazı öğretmenler okullarda mavi rengin hâkim olduğu bir çevre düzenlemesi ile çocukların otizme karşı farkındalık düzeylerini arttırmaya çalıştı. Devamı için Ve Mavi Yaşama Dokundu Şimdi 30 yaşındayım. Sabahtan akşama kadar süren yarışlar dışında su üzerinde hiç uzun süreli kalmadım. Hala denize dönmek hayallerim arasında var, neden olmasın ki? 40 ından sonra yelkenle tanışan ve 70 inde tek başına dünyayı dolaşarak bir rekora imza atan Jeanne Socrates, hiçbir zaman hiçbir şey için geç olmadığının bence en güzel kanıtı. Devamı için O-Bizim Otizmi; üç yaşından önce başlayan ve ömür boyu süren, sosyal etkileşime ve iletişime zarar veren, sınırlı ve tekrarlanan davranışlara yol açan beynin gelişimini engelleyen bir rahatsızlıktır diye tanımlar wikipedia... Devamı için Gelecek ya da Cinayet Laboratuvar hayvanları için günümüzde çok farklı görüşler olmakla birlikte sadece iki gruba ayırmak özetlemek adına doğru bir adım olur muhtemelen... İnsanlığın ve dünyanın geleceği için bu işkencelere ve ölümlere fedakârlık ve zorunluluk olarak bakanlara karşı bu duruma cinayet başlığı atanlar. Devamı için Ofis Masanızdan Derin Denizlere Dalın! Hem de Islanmadan Bugün kendinizi pek de verimli hissetmiyor musunuz? Bilirsiniz, psikologlar yaratıcılık ve motivasyon için bir mola alıp doğaya çıkmayı öneriyor. Gün ortası molası için kendinizi bir parka atmaya niyetiniz ya da Türkiye'deki gibi olanağınız yoksa şimdi çok daha iyi bir alternatifiniz var: Scuba diving. Devamı için 16 Nisan Biyologlar Günü Bugün toplumun her kesiminde politikada, sporda ve benzeri birçok alanda aidiyet duygusunu pekiştirmek için bilerek veya bilmeyerek ama sıklıkla kullanılan genlerinde özelliğini taşımak kavramındaki gen ve genetik bilimleri başta olmak üzere canlıları her yönüyle inceleyen Biyoloji bilimi gerçekte çok önemli bir temel bilim dalıdır. Devamı için Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 2

GEBEKUM DOSYASI Yazan: Hüseyin Tüzün DAÇEV (Datça Çevre Derneği) Yönetim Kurulu Üyesi Gökova Körfezi, Datça Yarımadası ve Hisarönü Körfezi, tek bir parça halinde sular altında iken, milyonlarca günden birinde Datça Yarımadası, Akdeniz in sularında yıkanmaktan vazgeçerek su yüzüne çıkmış ve bu günkü haline yaklaşmıştı. Bu su yüzeyine çıkış, yarımadanın kuzey ve güneyinde bulunan iki fayın hareket etmesi sonucu olmuştu. Söz konusu kara parçası giderek yükselirken, bir tahterevallide olduğu gibi kuzey ve güneydeki kayalar ise çökmeye başlamış ve sonunda günümüzde görülen topoğrafya ortaya çıkmaya başlamıştır, * diye anlatıyor Jeolog Cengiz Karaköse Datça Yarımadası nın oluşumunu. Her önüne gelenin arabalarla, traktörlerle girdikleri, yer yer her türlü eski eşyanın, çöpün, inşaat molozları ve atıklarının bırakıldığı bir çöplüğe dönüştü. En kötüsü ise inşaatlarda kullanılmak üzere buradan traktörlerle, kamyonlarla kum alınmasıydı. Gebekum 1. derece doğal sit olmasına rağmen bunların önüne yıllarca geçilemedi. Fotoğraf: Fulya Bayık- Çitlerle çevrili korunan alan Anadolu nun güney-batı köşesinde Ege Denizi yle Akdeniz arasında sınır oluşturan Datça Yarımadası arkeolojik zenginliklerinin yanı sıra coğrafi konumu, iklimi, jeolojik yapısı, bitki örtüsü, barındırdığı çeşitli hayvan türleriyle de Türkiye nin, belki de dünyanın en özel köşelerinden biri. Ayrıca, günümüzden 6 milyon yıl geriye uzanan oluşumları sinesinde barındıran Gebekum gibi bir doğa mirasının sahibi. Fotoğraf: Fulya Bayık- 1. Derece Sit Alanı Gebekum Gebekum un bilimsel keşfi Fotoğraf: Riyat Gül- Gebekum dan Manzara Gebekum un çitle çevrilerek koruma altına alınması kimi çevrelerce farklı tepkilerle karşılandı. Bu tepkilerden bazılarını anlayışla karşılamak mümkün. Özellikle Kızlan Köyü halkının piknik yeriydi Gebekum. Ama ne yazık ki yalnız piknik yeri olarak kullanılmadı. Gebekum Kumulu ilk kez, araştırma yapmak için 1988 yılında bir keşif gezisi kapsamında Datça Yarımadası nda bulunan Prof. Dr. Doğan Kantarcı nın dikkatini çekmişti. Araştırmalara katılan Prof. Dr. Oğuz Erol 1989 da kumulun yapısını inceleyerek Gebekum un bir fosil kumulu olduğunu saptamış, Prof. Dr. Hüseyin Aksoy ile çalışma arkadaşı Doç. Dr. Gülen Özalp kumulun bitki türlerini, Asaf Ertan kumuldaki kuş türlerini, Dr. Yusuf Öztürk de kumulun ana materyal ve topraklaşmış durumda olan yerlerinin özelliklerini belirlemişlerdir. Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 3

Hazırladığı projeler ve yerinde yaptığı arazi çalışmalarıyla Gebekum un kurtarılması, yaşatılması için çok emeği geçen Prof. Dr. Doğan Kantarcı dan edindiğimiz bilgilere dayanarak Gebekum Kumulu nun önemini şöyle özetleyebiliriz: Konumu ve oluşumu Gebekum, eni 170-400 m arasında değişen, Datça ilçe merkezinden yaklaşık 10 km uzaklıkta, yarımadanın Akdeniz kıyısında doğu-batı yönünde uzanan 6 km lik bir kumul şerididir. Marmaris-Datça yolu kumulun kuzey sınırını oluşturmaktadır. Gebekum 3. zamanda (Pliosen) ve 4. zamanda (Kuarterner) Akdeniz in farklı yüksekliklerine bağlı olarak tortullaşmış materyallerden oluşmuş fosil bir kumuldur. 10 metreye kadar yükselen kum tepeciklerinin tabanında Pliosen dönemindeki çakıllı akarsu tortulları bulunmaktadır. Kumulun yüzeyinde ise rüzgârın deniz kıyısından eleyip getirdiği deniz kumu yer almaktadır. Gebekum Kumulu yedi farklı yüzey şekli göstermektedir: 1) Kıyıdaki yalı taşları (konglamera tabakaları), 2) Kıyıdaki genç kumullar (deniz etkisi altında), 3) Tabandaki 5 milyon yıl öncesine dayanan pliosen tortul materyali (ofiolit çakıllı), 4) Genç kumul yüzeyleri, 5) Eski kumuldan artakalmış tepecikler (5-10 m yüksekliğinde), 6) Pliosen tortul materyalleri bazı yerlerde kum ile örtülü, bazı yerlerde Kızılçam ormanı ile kaplı, 7) Karayolu boyundaki fosil bir Kaliş yarması (kireçli fosil toprak). Kıyı boyunca uzanan yalı taşlarının Akdeniz in daha alçak bir düzeyde olduğu devrede (sıcak ve kuru dönem) kumsaldaki kumları yalayan kalsiyum bikarbonat Ca(HCO 3 ) 2 yoğunluğu yüksek olan deniz suyunun etkisiyle oluştuğu kabul edilmektedir. Bu yalı taşları kumulun denizle ilişkisini engellemekte, bir çeşit koruma duvarı işlevini görerek kumulun dalgalar tarafından denize çekilmesini önlemektedir. Deniz düzeyinin alçaklığı nedeniyle uzun süre kuru kalan yalı taşlarının oluşumu çok eskidir. Gebekum Kumulu ndaki tepelerden birindeki tepe düzlüğünde, pırnal meşelerinin altında 0,5-2,0 cm çaplarında süngertaşı çakılları bulunmaktadır. Süngertaşı çakılları Nisiros Adası volkanının attığı taşlardan oluşmuştur. Bu çakıllar uçamayacaklarına göre sözü edilen tepecik Akdeniz in eski yüzeyini işaret etmektedir. Bitkiler Gebekum daki bu temel oluşum üzerinde binlerce yıl boyunca kendine özgü farklı tür bileşiminde bitki toplulukları gelişmiştir. Yapılan araştırmalarda belirlenen bitki taksonu (tür) sayısı 90 a ulaşmaktadır. Kumulun barındırdığı bitki çeşitliliği çok zengindir. Bu bitkilerin bir bölümü Kızılçam ile çalılaşmış Keçiboynuzu ve Pırnal Meşesi türleridir. Bir bölüm bitkiler ise oradaki hayvanlar için besin kaynağıdır. Ancak bitkilerin çoğu tıbbi önemi olan taksonlardır. Böylesine çeşitli bir bitki örtüsünün Gebekum Kumulu nun dar şeridinde bulunması kumulun önemini göstermektedir. Hayvanlar Gebekum Kumulu nda 7 sürüngen ve kemirgen ile 19 kuş türü belirlenmiş, Gebekum a özgü bir kuş topluluğunun burada bulunduğu anlaşılmıştır. Büyük Atmaca, Kerkenez, Cüce baykuş gibi avcı kuşlar Gebekum da gözlenmiştir. Çünkü bunlar kumulda yuvalanan fare ve benzeri kemirgenleri avlamaktadırlar. Emecik Dağı ndaki kayalıklarda barınan Küçük Kartallar ın zaman zaman Gebekum a seğirttikleri de gözlenmiştir. Kumulda toprak içinde yaşayan böcekler, kuşlar için av oluşturmaktadır. Koruma zorunluğunun gerekçeleri Yukarıda değinilen jeolojik, biyolojik, ekolojik özellikleriyle Gebekum, doğanın yalnız Datça Yarımadası veya Türkiye ye değil, tüm dünyaya bıraktığı ve mutlaka korunması gereken 6 milyon yıllık eşsiz bir mirastır. Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 4

Fotoğraf: Fulya Bayık- Crithmum maritimum Bu kumul Akdeniz in tektonik-jeolojik belleğidir. Kumuldaki jeo-ekolojik kalıntılar hiç bir şekilde yok edilmemelidir. - Bitki örtüsünün dağılışı ve bitki türleri Gebekum Kumulu nda zengin bir bitki çeşitliliğinin bulunduğunu göstermektedir. - Gebekum Kumulu nda görülen kuş türleri burasının kendine özgü bir ekolojik sistem olduğunun diğer bir kanıtıdır. Fotoğraf: Fulya Bayık- Asterolinon linum-stellatum - Gebekum Kumulu kendine özgü jeolojik bir doğal oluşumdur; tekrarlanması, yenilenmesi mümkün değildir. - Kumulun eski yüzeyinden arta kalmış olan tepecikler, tabandaki pliosen materyali, tahrip olmuş kumul yüzeyi ve kıyıdaki kumsal çok yıllık (uzun ömürlü) bitki türleri ile kaplıdır. Her birimde farklı bitkiler vardır. Kumuldaki her birim kendine özgü bir ekolojik sistem halindedir. Geçmiş zamanda kumul yüzeyinin tahribi ile bozulmuş olan doğal denge yeniden kurulmuştur. Ancak doğal dengesini bulmuş olan kumul ekosistemleri, buradan inşaat için kum alındığından çok ciddi tahribata uğramıştır. - Akdeniz in yüksek ve alçak düzeydeki zamanlarında gelişmiş oluşumlar Gebekum da bulunmaktadır. Deniz düzeyinin milyonlarca yıl boyunca büyük farklılıklar göstermesi (yükselmesi-alçalması) nedeniyle pek çok canlı türlerinin artıkları Gebekum da katmanlaşarak birikmiştir. - Gebekum Kumulu ndan geçmiş yıllarda inşaat için kepçelerle kum alınmıştır. Kum alınan yerlerdeki canlılar yok edilmiştir. Ancak asıl önemli olan, kum alınan yerlerde kumulun rüzgâra karşı oluşmuş ve bitki örtüsü ile korunmuş olan dengesinin bozulmasıdır. Kumuldaki dengenin bozulması, kumların yeniden hareketlenmesine ve önlerindeki ekolojik sistemlerin de dengelerini olumsuz etkilemelerine veya bozulmalarına neden olabilecektir. Olay zincirleme bir reaksiyondur. Kumulun dağılıp yok olmasına yol açacak tahrip sürecinin başladığı yerler derhal mekanik önlemlerle düzeltilmeli, iyileştirilmelidir. - Yalı taşları, kumulu denizin tahribatından korumaktadır. Yalı taşlarını kaldırmak kumulu yok etmek demektir. Koruma amaçlı çitleme Daha 1990 da tüm Datça Yarımadası Bakanlar Kurulu kararıyla Özel Koruma Bölgesi ilan edildi; dolayısıyla aslında 6 km uzunluğundaki Gebekum dan geriye kalan 1877 m lik kumulun da birinci derece doğal sit olarak öncelikle korunması gerektiği saptandı. Ancak, Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 5

korumayla ilgili bu tür kararlar, gerekli koruma önlemleri alınmaz, denetleme etkinlikle uygulanmaz ve bunun için gerekli harcamalar sağlanmazsa kâğıt üstünde kalmaktan öteye geçemez. Datça Çevre ve Turizm Derneği (DAÇEV) Gebekum un kâğıt üstünde değil, fiilen korunması, bu doğa harikasının kurtarılarak insanlığa kazandırılması zorunluğunu kavradı ve hemen harekete geçti. Gebekum un insan tahribatından korunması, tahrip edilen yerlerin düzeltilerek ekolojik dengenin yeniden sağlanması ve sonunda Gebekum un bilimsel ve eğitsel ziyaretlere, incelemelere açık bir doğa parkı haline gelebilmesi amacıyla çalışmalar başlattı ve ilk iş olarak Gebekum un 2004 yılında çitlenerek fiilen koruma altına alınmasını sağladı. Şubat 2006 da da 1300 fidenin (Ateş Dikeni ve Mavi Akdeniz Servisi) dikimiyle çit boyu ağaçlandırma gerçekleştirildi. gerekçeyle de DAÇEV on yıldır çocuklara yönelik yürüttüğü Doğa Çantam projesini Gebekum da uygulamaktadır. Gebekum gibi projelerin gerçekleştirilmesinin en büyük önemi, anlamı, özellikle burada yaşayan genç kuşaklarda gelecek vizyonunun oluşmasıdır. Bir gün hep birlikte yok olacağımızı varsaysak bile, şu anda yaşamın devam ettiği, bugün de bir ağaç dikme coşkusu genç kuşaklarla paylaşılmalıdır. Fotoğraf: Fulya Bayık- Doğa Çantam Projesi Eğitimleri Gebekum un korunması bir başlangıçtır; yarımadayı, Türkiye yi ve dünyayı zenginleştirecektir. Fotoğraf: Fulya Bayık- Euphorbia paralias *Datça Ekspres Gazetesi, 6 Nisan 2009 Sonraki aşamalar ve amaç Gebekum Kumulu nun çit boyunun ağaç ve çalı türleri ile desteklenmesi ve mevcut ağaç ve çalı türlerinin bakımı yapılan çitin korunmasını, gizlenmesini ve gelecekte kumulun da korunmasını sağlayacaktır. Ayrıca çit boyunca oluşturulacak gölgelik kumulda yaşayan hayvanlar için de elverişli bir barınak olacaktır. Amaç, Gebekum un kendi doğal ekolojik dengesini bulması ve bir doğa parkı olarak bilimsel inceleme ve araştırmalara, eğitici-öğretici gezilere açılmasıdır. Bu arada yarımadada yaşayanların Gebekum un korunmasını benimsemesine, bu kumulun yarımadanın son derece değerli bir varlığı olduğunu kavramasına yönelik çalışmalar gerekmektedir. Özellikle öğrencilere öğretici geziler düzenlenerek genç kuşağın bilgilendirilmesi, kumulu tanıması sağlanmalıdır. Bu Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 6

GÜNEY AFRIKA DA KÖPEK BALIĞI DALIŞI Yazan: Aysun Eryılmaz Pekşen Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Mezunu. Biyoloji öğretmeni. Beklenen büyük gün geldi, büyük beyazı görmeye gidiyoruz. Her biyoloğun hayalidir Afrika Kıtası na ayak basmak ve her dalış yapanın hayalidir Büyük Beyazı kanlı canlı görmek! Köpek balığı, deniz ekosisteminin olması gereken en önemli yırtıcısı, bizler bunu biliyoruz ama yine de bilmek yetmiyor köpek balıklarına karşı yapılan kıyım maalesef devam ediyor. Zevk için öldürülen bu canlıların sayıları günden güne azalıyor. Köpek balığı yüzgecinden yapılan çorbayı içmek için sıraya girenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok. Bunun yanı sıra batıl inanışlara kurban olan diğer hayvanlar gibi köpek balıkları da bundan nasibini almış durumda. Yenildiğinde ya da hayvanın bir parçasını (boynuz, diş, kürk) üzerinde taşıdığında uğur getirileceğine inanılan hayvanlar listesinde köpek balığı da var. Doğal ortamlarında yaşamak onların hakkıyken bu hakka göz diken insanoğlu hikâyesini daha öncede çok duymuştuk! Biz büyüdük ve kirlendi dünya! derken görünen o ki doğru söylüyormuş Yeni Türkü. Milletçe Köpek balığı ilk tanışmamız 1975 te çevrilen Jaws filmiyle oldu, sonrası da çorap söküğü gibi geldi, Jaws2, 3,4 Filmlerin versiyonları değişti ama köpek balığı her zaman kötü adamı canlandırdı. Hem katildi hem çirkindi! Dişleri arasına alıp bir lokmada yuttuğu insanları göre göre; onun ne kadar vahşi ne kadar korkulası ve öldürülesi olduğu beynimize işlendi. Şimdilerde de kendimizi aklamak için; günah çıkarır gibi, hangi kanalı açsanız bir köpek balığı belgeseliyle karşılaşıyorsunuz. Elbette şikâyetçi değilim, bizim neslimiz ki Jaws filmini hatırlayanları kastediyorum, köpek balıklarına düşman yetişti, bari bizden sonraki jenerasyonu kurtaralım diye kollarımızı sıvadık. Büyük beyaz köpek balıkları, kendi camiası içinde saldırgan bir tür olarak tanımlanıyor (En saldırganını merak eden varsa Kaplan Köpek balığı). Boyları 6-7 metreye kadar uzanan bu hayvanların çenesinin ne kadar güçlü ve dişlerinin ne kadar keskin olduğunu sanırım söylemeye gerek yok. Büyük beyazlar, köpek balığı saldırılarının en güçlü şüphelisi konumunda Avustralya da insanları denize girmekten soğutsa da yıllık istatistiksel veriler üzerinden konuşursak, arı alerjisinden ölenlerinin oranı köpek balığı saldırıları sonucu hayatını kaybedenlerden kat be kat fazla. Akdeniz kıyı şeridinde köpek balığı saldırıları nadir görülmekle birlikte saldırı sonucu gerçekleşen ölümler, grip virüsünün neden olduğu ölümlerden emin olun çok daha az. Çoğu insan için birer ölüm makinesi olarak atfedilen bu deniz canlısının hikâyesini onu yakından gören ve onunla akvaryum şartlarında da olsa bir iki kulaç atmış birinin ağzından dinleyin istedim. Şimdi hep birlikte Güney Afrika ya gidelim. Güney Afrika ya adımımızı attıktan sonra ilk işimiz doğasının güzelliğine hayran kalmak hemen sonrasında ise büyük beyazlarla bir dalış ayarlamak oldu. Shark Alley büyük beyazlar için kafesli dalış yapabileceğiniz en popüler merkezlerden biri. Köpek balıkları bu bölgeyi mesken tutmuşlar ve burası onların adeta küçük atıştırmalar yaptıkları fastfood restoranları gibi. Shark Alley e gitmek için öncelikle Cape Town un batısında 2-2,5 saat uzaklıktaki Gansbaai limanına ulaşmanız gerekiyor. Gansbaai limanı, Hollandalı yerleşimciler tarafından kurulmuş küçük bir balıkçı kasabasıyken göç eden balinaların geçiş yolu üzerinde olması ve köpek balıklarına olan ilginin artmasıyla dalış severlerin uğrak yeri olmuş. Maceramız sabahın 04.30 unda başladı. Gün ağarmadan kalkıp, henüz gözlerimiz açılmadan kendimizi küçük bir minibüsün içine attık. Virajlı bir yolda 2 saat süren kara yolculuğundan sonra sıra deniz yolculuğuna geldi. Tekneyi uzaktan gördüğümüzde birkaç saat içinde olacaklarla ilgili iliklerinize kadar heyecanı hissediyorsunuz. Kafesli köpek balığı dalışı yapmak için tekne kapasitesini kırk kişiyle sınırlamıştı. Dünyanın dört bir yanından gelen kırk kişi. Tekne ağzına kadar doluydu. İki katlı teknenin diğerlerinden tek farkı güvertesinde çelikten yapılmış bir kafesin duruyor olmasıydı. Tekneye Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 7

adım attığımızda kasalara istiflenmiş balık kafalarını gördük. Tekne bir turist teknesi gibi değildi, yani oldukça rahatsızdı. Küçük oturma yerleri, daracık koridorlar falan Kesinlikle verdiğimiz paranın konfora bir katkısı yoktu, para sadece ama sadece köpek balıkları içindi! Ocak ayının ilk günlerinde deniz dalgalı ve hava soğuktu. İki saate yakın sürmesi planlanan yolculuk başlamadan grubu toplayan dive master ağzındaki incileri çıkarmaya başladı: Yedişerli grup halinde kafeslere girilecek, maske ve wetsuit (dalgıç elbisesi) haricinde hiçbir şeye ihtiyaç yok. En önemlisi; el kol uzatmak kafesten çıkmaya çalışmak yok Anlaşıldı mı? Sesi bir asker edasıyla çıkıyor, direktifler ise çok netti Hava o kadar soğuk ki suyun sıcak olacağını düşünmek aptallık olur derken, açıklama devam ediyor: Su soğuk değil sadece 13 derece! Ocak ayındayız, yaz dönemindeyiz, şanslısınız! dedi ve güldü. Tekne dalgaları yara yara ilerlerken hava daha da bozuyor ama kimin umurunda büyük beyazı görmeden dönmek yok. İki küçük ada (Dyer İsland ve Geyser Rock) arasında uzanan kanala (Shark Alley) vardığımızda bizim gibi birkaç teknenin daha olduğunu gördük. Girişte dikkatimizi çeken kasalar dolusu balık kafasını görevliler tek tek denize atmaya başladı. Bir yandan da tekne kendi çevresinde dönüp koca bir daire çiziyordu. Herkesin gözü denizdeydi, heyecanla denizin içinde büyük bir karaltı arıyordu ama görünürlerde köpek balığı falan yok! Tekne tekrar kendi çevresinde bir tur daha attı ama bu sefer görevliler teknenin dışına vurup ses çıkartmaya başladı. Ritimli vuruşlarla büyük beyaz kahvaltıya çağrıldı. Aradan bir iki dakika geçmeden denizin üstündeki hareketlilik herkesi heyecanlandırdı. Fotoğraf: Aysun Eryılmaz Pekşen- Ziyafeti geri çevirmeyen bir misafir Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 8

Bir misafir, teknenin dibine kadar sokulmuş ve teknenin çevresinde merakla dolanıyordu. Kaptan vakit geçirmeden kafesi suya indirdi ve ilk şanslı grup kafese girdi. Suyun içinde görüntü çok iyi değildi; plankton yoğunluğu o kadar fazlaydı ki 2 metreden ötesi görünmüyordu. Aslına bakacak olursanız güverteden her şey daha netti, ama kafesin heyecanı başka! Biz gelen balık büyük mü küçük diye tartışa duralım, kafes sırası bize geldi. Kafesin açık kapağından kendimi suya bırakır bırakmaz kanım dondu, bir an nefesim kesildi. Su çok ama çok soğuktu, çivi gibiydi, dondurucuydu. Bizim meraklı büyük beyaz hemen kafese doğru yaklaştı. Elini uzatsan tutarsın o kadar yakındı bize. Açık ağzından dişleri seçiliyordu. O kadar devasa ve haşmetliydi ki hayran olmamak elde değil. Jilet keskinliğinde dişlerini bizlere gösterirken 40 çift göz ona beğeniyle bakıyordu (İnanılmaz çevik ve güçlü bir vücuda sahip olsa da kıkırdaklı bir balık olduğu ve kemikli balıklarda bulunan Fotoğraf: Aysun Eryılmaz Pekşen- Büyük Beyazı kafeste izlemek bir başka yüzme kesesine sahip olmadığından dolayı sürekli hareket etmek zorundalar). Yarım saat su da kalma hakkımız vardı. Şansımız yaver giderse belki başka bir tane gelir demeye kalmadı, güvertede bir çığlık koptu. Kafese doğru 5 metrelik büyük beyaz bütün ihtişamıyla yaklaştı. Büyüktü, gerçekten büyüktü! Kendisine atılan yemle bir süre oynadı hatta yukarı zıplayıp yemi kapmaya çalıştı o da yetmedi dubayı ısırdı ve başladı sürüklemeye Flaşlar patladı, tekneden bir uğultu yükseldi. Beş metrelik balık azmanımız yemden sıkılmış olacak ki dubayı bıraktı ve kendine yeni oyuncak bulmak için kafese manevra yaptı, bizim ağzından bal damlayan dive master ımız da açık kafes kapaklarını ne olur ne olmaz diye üstümüze kapattı. Bizimki de hızını alamayıp kafese küçük bir kafa atmakla kaldı. Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 9

Fotoğraf: Aysun Eryılmaz Pekşen- Ragged Tooth Shark Hani saldırgan değildi edebiyatına girmeyelim, çıkardığımız gürültüyle ve kan kokusuyla onu kendini göstermesi için biz davet ettik, yani doğal ortamına biraz müdahale etmiş olduk. Bu tarz teknelerde kural bu! Görebilmenizin tek yolu; onu kendinize çekmek, yoksa normal bir teknede olsaydık büyük bir ihtimal büyük beyazı göremeyebilirdik! Coşkulu kafes dalışından sonra hızımızı kesmeden kafessiz dalışın heyecanını yaşamak için de Cape Town nun merkezinde Two Ocean Aquarium da soluğu aldık. Dalış yapacağımız, Predetor and Kelp Fores akvaryumuna baktığımda biraz ürkmedim desem yalan olur. Kafessiz, koruma olmadan dört köpek balığının arasında geziniyor olmak; çoğu kişi bunu rüyasında görse kâbus olarak adlandıracaktır. Fotoğrafta görülen yakışıklı, Ragged Tooth Shark. Avustralya da Gri Hemşire Köpek balığı olarak adlandırıldığı gibi Amerika da ise Kum Kaplan Köpek Balığı olarak biliniyor. Köpek balıkları arasında saldırgan olmayan bir tür olarak tanımlanıyor, büyük beyazdan biraz farklılar. Ama dişleri hiç de öyle görünmüyor! Sırtımızda tüpümüz akvaryumun içine bıraktım kendimi, önceleri üzerimde biraz çekingenlik olsa da insan sonrasında alışıyor duruma. Dört metrelik köpek balıkları üstümüzden geçerken bizi şöyle bir süzdü, geçiş üstünlükleri her zaman onların yollarına çıkmadığınız sürece bir sorun yok. Yarım saat kadar köpek balıkları ile seviyeli giden ilişkimizi tek parça halde kolumuz bacağımız sağlam sonlandırırken günün anısı olarak bana akvaryum dibinde bulduğum köpek balığı dişi kaldı. Afrika gezimiz sona erdi ama dalışlar bütün hızıyla devam ediyor, deniz dünyasını keşfe çıkmak isteyenler için bir dalış sertifikası edinmeleri önemle rica olunur. Ufkunuzu açmanın yolu keşfetmekten geçer, her deneyim sizi canlandırır. Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 10

KANSER RİSKİ AZALTİLABİLİR Mİ? PROF. DR. ERKAN TOPUZ İLE ROPORTAJ Yazan: Zeynep Mufti Akdeniz Koruma Derneği (AKD) Kurucu Üyesi 7 Nisan Dünya Sağlık Günü nedeniyle bu ay ki köşemizi sağlık konusuna ayırmak istedik. Büyük bir hızla kirletip, tükettiğimiz dünyada her yıl daha çok insan sağlık sorunları ile karşılaşıyor. İlerleyen tıp ile kardiovasküler hastalıklar konusunda çok yol alındı, ölümler artık yavaş yavaş azalıyor. Ama kanserde büyük bir artış var. 2030 yıllarında insanların yaklaşık %45 inin kanser olması bekleniyor. İki kişiden biri kanser olacaksa bu riski azaltmak için neler yapmalıyız? Bunun cevabı için Prof. Dr. Erkan Topuz un Onkoloji Direktörlüğü'nü yürütmekte olduğu Şişli Kolan Hastanesi nde kapısını çalıyorum. İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Müdürlüğü görevini 1994 yılından beri yaklaşık 20 yıl sürdüren Prof. Erkan Topuz u 30 sene önce erken teşhis için şükrettiğimiz bir dönemde tanımıştım. O günden beri aile dostumuz oldu, yıllarca sabahın çok erken saatlerinde İstanbul Üniversitesi Hastanesi nde işinin başında, mümkün olduğunca çok insana ulaşabilmek için ne kadar çok çalıştığına, insanların kanserden korunmak için neler yapması gerektiği konusunda uzun araştırmalarına tanık oldum. Kanserle savaşa adanan uzun yıllarda çok tanınan bir figür oldu Prof. Erkan Topuz. Odasının önünde hastaları gururla yakınlarına doktorlarını gösteriyorlardı. Başarının en güzel ödüllerinden biri olsa gerek bu güven ve gurur. ZM- Dünyada kanser oranı neden bu kadar hızla artıyor? ET- Kanser henüz tam olarak sebebini bilmediğimiz bir hastalık. Bugün dünya için en büyük felaket. Kanseri özetlersek vücudun normal işleyen düzeninin, hücreler arasındaki sirkülasyonların, vücuttaki mekanizmalar arasında bir uyumsuzluk meydana geliyor ve bazı hücreler hızla çoğalmaya başlıyor. Vücudumuza her gün yüz binlerce zehir alıyoruz. Bunları vücut kendi mekanizmalarıyla yok ediyor fakat öyle bir zaman geliyor ki bu mekanizmalar iflas ediyor ve uyuyan yılan uyanıyor. 1950 yılında 22 kişiden bir, iki kişi meme kanseri olurken bugün aşağı yukarı 6-7 kadından biri meme kanseri oluyor ve eğer genetiğinde de varsa 3 kadından biri meme kanserine yakalanıyor. Kanserli doku bir buğday tanesi gibi vücutta uyuyor ve sebebini bilemediğimiz şartlarda çoğalmaya başlıyor. Bu durumu tetikleyen sebeplerin başında 1950 yılındaki sanayi devrimi geliyor. Bununla beraber her şey alt üst oluyor. Kar-zarar hesabı yapılmadan, sadece kar amacı göz önüne alınarak dünya zehirlenmeye başlıyor. Patateste 1950 yılında C vitamini oranı çok yüksekken, simdi bu yüzde 0. Brokolide 1950'ye nazaran bazı koruyucu maddeler %50 azalmış durumda. Büyük oranda koruyucu maddelerde azalma var. Fotoğraf: Zeynep Mufti- Prof. Dr. Erkan Topuz Hava, su, toprak, üçünü de zehirliyoruz. Bu zehirlenmeyi temizleye kalksak, bugün bütün dünya İsveç' in uyguladığı çevre politikalarını uygulamaya başlasa verdiğimiz zararın temizlenmesi için 500 yıl gerekiyor. Washington da nehirdeki bütün balıkların üremeleri azalıyor, araştırmalarda doğum kontrol haplarındaki maddelerin idrar yoluyla nehre ulaşması nedeniyle suyu mahvettiği görülüyor. Zehir inanılmaz bir hızla dünyaya yayılıyor. Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 11

DDT sivrisineği azalttı, sıtmayı kuruttu. Zamanında dünyanın en büyük buluşu olarak söz ediliyordu, fakat sonra görüldü ki başta karaciğer kanseri olmak üzere pek çok kansere yol açıyor, sonunda yasaklandı. Buna rağmen hala dünyada beş kadından birinin anne sütünde DDT çıkıyor. Bu zehirleri toprak yok edemiyor. Önümüzdeki yıllarda iki kişiden biri kanser olacağına göre kanser şansımızı azaltmalıyız ZM- Kanserden korunmanın hem bireyler, hem de ülkeler için önemini sürekli vurguluyorsunuz. ET- Kanserden korunma konusunda halk, basın ve doktorlar tarafından bilinçlendirilmeli. Kanserde tedaviden bin kat daha önemli korunmak. Kanserden korunmak için en önemli faktörlerden biri fonlar. Dünyada büyük fonlar yılda aşağı yukarı 300-400 milyar dolar kanser ilaçlarına harcarken, kanserden korunmak için parmaklarını bile kıpırdatmıyor. İşlerine gelmiyor. Esasında bu bir devlet politikası ve dünya politikası olmalı. Hiç değilse bu harcanan 300-400 milyar doların yüzde 10'unu korunmaya ayırsak kanser bu kadar hızla artmayacak. 2020 yıllarında milyonlarca kişi kansere yakalanacak ve kanserle yaşayacak. Bunlar yalnız yeni vakalar. Bir de eski vakalar var; kanser geçirmiş veya kanser tedavisi sürenler. Şimdi 4 kişiden 1'inin kansere yakalandığını düşünürsek, o zaman 3 kişiden 1'i yakalanmış olacak. Dünya felaketi olacak 2020 yıllarında. Buna ne devlet sağlık birimlerinin bütçesi dayanabilir ne de özel sigortalar. Çünkü bir kanser tedavisinin maliyeti eskiden 500 dolarken şimdi aşağı yukarı en azından 25-30 bin dolara çıktı ve bu fiyatlar sürekli artıyor. Evet, kanserde çok büyük gelişmeler var tedavide ama hep tedaviye yönelik. Ne kadar tedavi edersen et arkasından da bir yığın yeni kanser vakası kat be kat artarak geliyor. Esas bunu kesmek lazım. ZM- Kanserden korunmak için neler yapmalıyız? ET- Bu toksik maddeleri almayarak veya nötralize ederek kanser oranını düşürmeye çalışmalıyız. Bu oran 20 yaşından sonra çok iyi diyet yapılırsa %20, çocuklarda ise %50 dir. Çocukları korumak çok önemli. Çocuklar daha anne karnına düşmeden kanser riskini alıyor. Anne- baba boya sanayi gibi toksik işlerde çalışıyorsa, sigara içiyorsa, alkol alıyorsa, hamile kalınmadan 6 ay önce bunların bırakılması gerekiyor. Hamilelik sırasında da organik beslenilmesi lazım. (Bu arada Türkiye'deki organikliğe de inanmadığının altını çiziyor.). Aldığımız bütün toksinlerin hepsi çocuğu besleyen kordondan çocuğa geçiyor. Plasentada 70 tane kimyasal bulunmuş, bunların en az %20'si kanserojen. Amniyon sıvısında 200 kadar kimyasal var, bunlar da büyük oranda kanserojen. Hepimizde kanser var, sadece zamanını bekliyor. Stres de çok önemli bir faktör. Stres immün sistemi çökertiyor ve kansere kolaylık sağlıyor. Anne sütü çok önemli. 2 sene anne mutlaka çocuğa süt vermeli. Anne sütünün kanseri yendiğini gösteren araştırmalar var. 1997 yıllarında Amerikalı bir profesör kanseri önlediğini kanıtlıyor. Bebekken anne sütü ile beslenmiş çocuklarda 16 yaşa kadar lenfama ve lösemiye yakalanma oranının çok daha az olduğu görülüyor. İsviçre Üniversitesi nde bir mikrobiyolog anne sütünün kanser hücrelerini öldürdüğünü fark ediyor. Mucize, bir grup bunu araştırmaya başlıyor, beyin tümörlerinin, mesane, meme tümörleri, en kötü beyin tümörü glioblastomanın anne sütü ile eridiği görülüyor. Mesane kanserinde tümörlerin döküldüğünü görüyorlar. Bunlar maalesef kişisel çalışmalar olmaktan ileri gidemiyor, çünkü bu projeler ne devletten, ne de ilaç firmalarından fon alamıyorlar. Çünkü bunda gelir yok. Anne sütünü alınca midede bir reaksiyon oluyor ve vücutta bir madde oluşuyor, o madde kanseri yeniyor. Bu maddenin ne olduğunu henüz bilmiyoruz. O maddeyi araştırıp, bulabilsek harika olur. Biz de anne sütünü tedaviye yardımcı olarak kullanmaya çalışıyoruz. Kemoterapi alan son dönem hastalar için uyguluyoruz. 40 kadar vakada uyguladık. Oda sıcaklığında yemeklerden önce 3 fincan içiriyoruz. Bazı hastalarımızın kan değerlerinin yükselmesine yardımı oldu. Çocukları organik besleyip, yağdan uzak tutalım. Bu arada, tereyağın üzerine 10 tane yumurta kırın, üzerine sucuk doğrayın gibi tavsiyelerde bulunan doktorlara çok kızıyorum. Katı yağ en büyük düşman. Çünkü hayvanın aldığı gıdalar yağ tabakasında birikiyor, o yağın içinde kanserojen maddeler dolu. Hayvan aldığı bütün zehirli maddeleri yağ tabakasında biriktiriyor. Bu diyet ülkenin yarısını kalpten, yarısını da kanserden öldürebilir. Çocukları yağlı gıdalardan korumalı, spor yaptırmalıyız. Kırmızı et vücutta demir teşekkülünü, kas gelişimini sağlıyor, çocuklara faydalıdır. Kızartmalardan uzak durmalı, çocukları taze sebze ve balık yemeye Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 12

alıştırmalıyız. Yumurta yemeliler. Organik diye satılan yumurtalar mısır ile beslenmiş tavukların yumurtaları, hareket etmiyor bu tavuklar. Bu tavuklarda Omega 3 artacağına Omega 6 artıyor ve zararlı hale geliyor. Ama yumurta gelişimi sağlıyor, çok faydalı, sistemi güçlendiriyor, vücudun protein ihtiyacını karşılıyor. Bizim için hareket eden, gezinen tavukların yumurtası makbuldür. Süt içsinler, sütün büyüklerde kanser oranını arttırdığına inanılıyor fakat çocukların süte ihtiyacı var. Süt de meralarda dolaşan hayvanın sütü olmalı. Anadolu'da zeytinyağı kültürü yoktur. Zeytinyağı çok önemli. Amerika'da yeni yapılan bir araştırmada, geçen ay zeytinyağında yeni bir madde bulundu ve bu maddenin kanseri gerilettiği görüldü. Çocukları zeytinyağlı Akdeniz diyetine alıştırmalıyız. Ayrıca ev yoğurdu yedirmek lazım. Uzun yaşayan insanların diyetinde hep ev yoğurdu vardır, çok faydalı. Bütün petrol ürünleri kanserojendir. Paraben, formaldehitler çok zararlıdır. Çocukların vücudunda kullandığımız şampuanlara çok dikkat etmeliyiz. ABD de zenciler çocukların saçlarını boncuklarla süslüyorlar, bir süre sonra çocukların hormon dengesini bozuyor ve hem erkek, hem kız çocukların göğüsleri büyümeye başlıyor, araştırıldığında briyantin kullandıkları görülüyor, içinde paraben var, çocukların hormon dengesi bozuluyor. Benim tavsiyem zeytinyağlı sabun ve defneyaprağı sabunu. Çocuğa lahana, brokoli, karnabahar, haftada bir kere vermek lazım. Brokoli bin derde deva, yeter ki hormonlu olmasın. Brokolinin birçok kanseri gerilettiği biliniyor. Omega 3 çok önemli, vücudu güçlendiriyor. Çocuklar kesinlikle şişmanlamamalı. Kilolu çocukların meme kanserine yakalanma oranları çok daha yüksek. Adet görme yaşı çocuklarda çok aşağılara inmeye başladı. Bunun sebebi hormonlu gıdalar almaları. Bütün her şeyde hormon var. Erken adet görmek ve geç menopoz kanser nedenidir. Çocuk okula giderken çantası plastik olmamalı, içine konulan sefertası, plastik olmamalı, çelik olmalı, alüminyum da kanserojen. Mutlaka yanına bir meyve konmalı, su plastik şişede değil, çelik termosta olmalı. Ayakkabıları lastik olmamalı. İç çamaşırları satın alındıktan sonra evde kaynatılarak yıkanmalı, kaliteli ve organik pamuktan olmalı. Amerika'da her yer yeşilliktir. Yeşillik bol olsun diye her tarafı ilaçlarlar. Ama görüldü ki bu ilaçlar kanserojen. Bunun üzerinde oynayan çocuklarda lösemi, kemik ve yumuşak doku kanseri görülme oranları çok fazla. Plastik sahalarda spor yapan gençlerde özellikle kalecilerde lenfama, lösemi çok daha fazla görülüyor. Yapılan araştırmalarda, insanların bu ortamlarda dizlerindeki çiziklerden toksinleri aldıkları anlaşıldı. Büyük hali üreticileri bu araştırmayı yapan kişileri mahkemeye verdiler fakat davayı kaybettiler. Çocukların biberonları, emzikleri, oyuncakları plastik olmamalı. Giysilerini kuru temizlemeye göndermemeliyiz. Kuru temizlemeye giden giysiler en az 15-20 gün mutlaka dışarıda havalandırılmalıdır. Kuru temizleme sırasında kullanılan ilaçlar kesin kanserojendir. Türkiye de henüz organik kuru temizleme yok. Çamaşır suyu sakin hiçbir yerde kullanmayın. ABD'de artık çocuklara talk pudrası kullanılmıyor. Çünkü akciğere büyük zarar veriyor. ZM- Bunların yanında yetişkinlerin dikkat etmesi gerekenler nelerdir? Kanserden korunmada mutfağın büyük önemi var belli ki. ET- Mutfak ve gıdalar çok önemli. Çizik teflon son derece kanserojen, 2020 yılında Amerika'da tamamen kaldırılıyor. Alüminyum, plastik, kalaysız bakır, çömleklerin içindeki sır kanserojen. Sırlı çömleklerin içinde yoğurt ve diğer gıdalar 18 saat kalırsa kanserojen maddeye dönüşüyor. Sırsız toprak güveç kullanmak lazım. Kalitesiz tabaklar ve bardaklar çok riskli. Tabaklar beyaz, desensiz, porselen lokanta tabağı gibi olmalı. Çünkü bütün boyalar kanserojen, Çin'den geliyor. Bardaklar, boyasız, çiçeksiz cam bardak olmalı. Mutfakta temizliği kimyasallarla değil, zeytinyağı, defneyaprağı sabunu, sirke ve karbonat ile yapın. Romalı komutanlar, senatörler başlarına defneyaprağı taçlar takarmış, defneyaprağı baş ağrısını aldığı ve beyin tümörlerini küçülttüğü ispat edildi. Defneyaprağı çayı baş ağrısına çok iyi gelir. Isırgan yaprağı, defneyaprağı, tarçın, limon kabuğu karışımlarından yapılan çaylar meme kanserinden korunmada çok faydalıdır. Salvesterol bitkilerin içindeki doğal savunma sistemleridir, böcekleri tabii olarak uzaklaştırır. Biz böcek ilacını sıkınca o salvesterol harekete geçmiyor. Elma da tembelleşiyor. Biz nasıl olsa böcekleri öldürüyoruz. Böylece bir kısır döngü başlıyor, gittikçe Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 13

daha çok kimyasal kullanmamız gerekiyor. Keşke köyde bir çiftliğimiz olsa deriz. İnadına en çok kanser, lenfama, lösemi, mide kanseri ve beyin tümörü köylerde yaşayanlarda görülüyor. Sebep tarlaya, meyve ağaçlarına sıkılan böcek ilaçları. Bunlar toprakta emilip sular ile birlikte köylünün önündeki kendi çeşmesine geliyor, böylece toksinleri ve kanseri alıyor bu insanlar. Bütün sularda belli oranda arsenik vardır. Yüksek miktarda arsenik mesane ve mide kanserine sebep olur. Toprak hareketlerinden dolayı kanserojen olmayan su kaynağı bile belli bir sure sonra kanserojen olabiliyor. İçtiğimiz suların markasını 3 ayda bir değiştirelim. Aynı zehri devamlı olarak almayalım. Beyaz ve esmer şekerden omur boyu kaçalım. 1950 yılında Alman bir profesör şekerin kanser yaptığını ispatlayarak Nobel ödülü aldı. Tatlı yok, sütlaç, muhallebi yok. Beyaz un yok, çavdar, yulaf, arpa veya tam doymuş buğday ekmeği yiyin. Sucuk, salam, sosiste ölçüsüz katkı maddesi olduğu için uzak duralım. Nitrit son derece kanserojen bir madde. Sadece güvendiğimiz komşu kasabın yaptığı sucuğu yiyebiliriz. Gazoz sakın içmeyelim. Bir çalışmada haftada 5 tane gazoz içenler ile haftada 3 tane gazoz içenleri karşılaştırıyorlar ve prostat kanseri 5 gazoz içenlerde 3 misli fazla çıkıyor. Buna kolalar dâhil. Çok meşhur bir markanın gazozlarında karamel var, onun da kanserojen olduğu ortaya çıktı, ABD 3 ay süre tanındı formüllerini değiştirmeleri için. Manda yoğurdu çok yağlı, yağ yemiyoruz. Fakat zeytinyağının koruyucu etkisi var. Kadınlar arasında yapılan bir araştırmada günde 1 bardak şarap içenlerde meme kanseri oranı hiç içmeyenlere göre %10 daha fazla. Ama bu oran Yunanistan'da %8 çünkü zeytinyağı tüketiyorlar. ABD'de 350.000 kişi üzerinde yapılan bir çalışmada günde 3 kadeh şarap tüketen kadınlarda meme kanseri oranı %30 daha fazla. Alkol ve sigaradan uzak durmalıyız. Konservelerden kaçıyoruz. Evde mevsim sebzelerinden kendimiz yapabiliriz. Mevsiminde günde 1 fincan domates suyu tüketmek çok faydalı. Meme kanserinde %40 koruyucu olduğu görüldü. Hakiki ev pekmezi ya da hakiki çiçek balı bulabiliyorsak sabahları 2 tatlı kasığı tüketmek faydalı. Kanserin büyük düşmanı zerdeçaldır. Hindistan'da kanser oranı çok düşüktür. Örneğin prostat kanseri dünyaya oranla % 18, yemek borusu kanseri % 25 daha düşüktür. Sebebi zerdeçal. Kişi başına her gün bir tatlı kaşığı zerdeçal tüketiyorlar. Zeytinyağı ile birlikte yemek gerekiyor çünkü vücutta yağ ile emiliyor. Günde 2 tatlı kaşığı tavsiye ediyorum. Hakiki zeytinyağı almak lazım ve bol zeytin tüketmek lazım. He şey mevsimlik yenecek. Meyveleri aşırı tüketmeyin. Günde 5-6 çeşit meyve yiyin fakat az yiyin, 5-6 çilek, 7 tane karadut, 7 tane kara üzüm gibi. Çok önemli bir kanser savıcı: Elma, özellikle kabuğu. Pazardan aldığınız organik, kurtlu elmayı kabuğu ile tüketin. Fareler ile yapılan deneylerde kanserojen madde oranını yarı yarıya azalttığı görülmüş. Mango da çok faydalı. Karaturp, tere, kış soğanı, maydanoz, dereotu çok faydalı. Kırmızı eti maydanoz ile zencefile yatırırsak kanserojen etkisini azaltıyor. Domates suyu tüketmek çok önemli. Günde bir fincan. Pirinci sofradan kaldırıp, bulgur yemeliyiz. Siyah buğday yararlı. Mantar çok yararlı, fakat evde kendimiz temizlemeliyiz çünkü ilaçlı sularla temizliyorlar. Bütün sebzeler çok faydalı ama kereviz, maydanoz, kuşkonmaz, karahindiba, brokoli, karalahana, karnabahar, pırasa kanser savaşçıları. ABD de 2 ay önce yayınlanan bir araştırmanın sonucu, bizim yıllardır yediğimiz şeker fasulyeyi, küçük kuru fasulye, haftada 2 kere yemenin kanserden koruduğu görüldü. Semizotu, ısırgan yaprağı, bütün yeşiller, ceviz (kabuklu alin, çünkü kabuksuzların içine ilaç sıkılıyor). Günde 4-5 tane ceviz yiyin. Antep fıstığı kemoterapi gören hastalarda trombositleri yükseltiyor, çok yararlı. Hepsinin kendine göre bir faydası var. Hayvanlarda da kanser son yıllarda hızla artıyor. İngiltere de Terrier cinsi köpeklerde mesane kanserinde artış görülüyor. Bu köpeklere 3 günde bir sebze verildiğinde 6/1 oranında mesane kanserinin önüne geçiliyor. Ete gelince, kuzu, oğlak ve keçi eti öneriyorum, yağsız yemeliyiz. Yetişkinler haftada 450 gr'ı geçmesinler. Hindi budu yağsızdır, köy tavuğu bulamazsak bir alternatif olabilir. Balığı haftada bir iki kere tüketmeliyiz. Bizim balıklarımız çok temiz değil fakat yine de zararından çok yararı olduğu için yemeliyiz. Hamsi, istavrit, çinekop, sarıkanat, palamut yiyin, midye Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 14

ve istiridyeye sakin dokunmayın. Dip balıkları, mezgit, barbun, kefale dokunmayın. Bunlarda somonun 19 kati toksisite var. Karadeniz ve Marmara'daki dip balıkları zehirli. Balığı mevsiminde yiyoruz. Sonra somona geçiyoruz. Akdeniz ve Ege balıklarını yıl boyunca yiyebiliriz. Kültür balıklarını tavsiye etmiyoruz çünkü verilen yemlerde ne olduğunu bilmiyoruz. Yeşil çayın faydaları ispat edildi. Günde 5 bardak yeşil çay tüketelim. Bol limonlu fesleğen çayı çok yararlı; cam bardak ve cam demlik kullanalım. Kahvenin mucizevi bir yönü ortaya çıktı; içinde kafein olduğu için sadece büyüklere tavsiye ediyorum. ABD son derece sağlıksız beslenen bir toplum, fakat kanser oranları Avrupa'dan daha yüksek değil, yapılan araştırmalarda her Amerikalının günde ortalama 5 kupa kahve içtiği görülmüş. Genellikle baş, boyun tümörlerinde, yemek borusu kanserlerinde, karaciğer, akciğer, meme kanserlerini önlemede büyük faydası olduğu bilimsel çalışmalarda da görüldü. ABD'deki oranların yükselmesini kahvenin önlediğine inanılıyor. Tabii Türk kahvesi ya da filtre kahveden söz ediyoruz. Sıcak suda anında çözülen kahveler de zararlı. Kahveyi fazla bekletmemek lazım. Taze çektirip 5 gün içinde tüketmek gerekiyor. İçindeki yararlı madde bir haftayı geçtiğinde yok oluyor. Türkiye deki hazır paket kahvelerin içinde nohut dolu, o nedenle de taze çektirmekte fayda var. arsenik birleşir ve kanserojen etki yapar. Ilık suyla yıkanın. Mürekkep, toner kartuşlarına dikkat ediniz. Bunları geri dönüştürmeyip, imha etmek lazım. Naftalin kullanmayın, bir numaralı kanserojen. Anneannem ayva koyardı giysilerin arasına. Liste o kadar uzun ki Erken teşhis için ne gibi önlemler alabiliriz soruma Ooo 3 gün sürer onu anlatmak cevabını alıyorum. Bu sorununu bir başka yazının başlığı olması konusunda anlaşıyoruz. Sevgili Erkan Topuz un verdiği bilgilerin her biri altın değerinde, fakat onu dinlerken, zararlı, uzak durun dediği her şeye hemen hemen her gün maruz kaldığımı görüyorum. Evet, kanserden korunmak ve kaçmak kolay değil. Çok emek, zaman ve bütçe ayırmak gerekiyor. Sanayi devriminden beri insanlar için hayatı kolaylaştırdığımızı zannederken aslında kendi sonumuzu hazırlamaya başlamışız. Bunu fark edip, çevreye verilen zararı durdurmaya çalışmanın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha bütün kanıtlarıyla görüyorum. Beslenmenin yanında yürüyüş, egzersiz yapılmalı, stresten uzak durmalı. Fareler üzerinde yapılan deneylerde strese sokulan fareler hemen kanser olmuş. Azo boyalarla boyanan giysilerden uzak durun. Organik pamuktan üretilen giysiler, özellikle iç çamaşırları kullanılmalı. Sentetik tekstilden uzak durmalı, toksik maddeler tenimizden emiliyor. Beyazlar tehlikeli çünkü beyazlatma işlemi için aşırı klor kullanılıyor. Yatak, yorgan eski usul pamuklu ya da yünlü olmalı. Yastık kaz tüyü olabilir. Duvardan duvara halı kullanmayın, duvar boyaları sentetik olmasın. Deodorant spreyler, yüze sürülen kremler, rujların içlerinde katran var, çok zararlı. Çok sıcak suda yıkanmayın çünkü klor ile bütün sularda bulunan Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 15

HAYATIN GERÇEKLERI OTİZM UĞUR ARMUTÇU İLE RÖPORTAJ Yazan: Z. Derya Yıldırım Akdeniz Koruma Derneği (AKD) Kurucu Üyesi Halkla İlişkiler Grup Koordinatörü Uğur Armutçu 1978 yılında Almanya da dünyaya gözlerini açar. Üniversite hayatına Turizm ve Otelcilik bölümünde başlasa da lisans ve yüksek lisansını Zihinsel Engelliler Sınıf Öğretmenliği üzerine tamamlamış. Aktif olarak mesleğine devam ediyor. Bize deniz aşığı olduğunu ve her fırsatta balık tutmak için denizin yolunu tuttuğunu söyledi. Biz de Otizm Farkındalık Ayı vesilesiyle kendisine merak ettiğimiz soruları sorduk. DY- Kısaca kendinizi tanıtabilir misiniz? 1978 yılında Almanya nın Augsburg şehrinde İşçi bir baba, ev hanımı bir annenin 3. çocuğu olarak dünyaya gelmişim. 1984 yılında Tokat ın Zile ilçesine yerleşerek ilk, orta ve lise eğitimimi bu Anadolu şehrinde okudum. İlk Üniversitemi Trakya Üniversitesi Turizm Otelcilik bölümünde okudum. Mezun olduktan sonra bir sene İzmir de hizmet sektöründe çalıştım. 1999 yılında ikinci üniversitemi Gazi Üniversitesi Özel Eğitim bölümünde okudum. Mezuniyet sonrası Özel kurumlarda çeşitli görevleri yürüttüm. Her engel grubundan her yaşta öğrenci ile birebir ve ya dolaylı çalışma fırsatım oldu. Bir müddet Otizmli çocuklar ve dil konuşma becerilerinin kazandırılması konusunda yoğun çalışmalarda bulundum. 2010 yılı itibari ile ülkemizde 14 yaş üstü çocukların mesleki eğitimleri ve istihdamları konusunda büyük bir eksikliğin olduğunu düşünerek bu alanda çalışmalara yoğunluk vererek faaliyetlerimi sürdürmeyi amaçladım. Milli Eğitim Bakanlığına bağlı Okullarda Öğretmenlik mesleğimi yürütmeye devam ediyorum. Üniversitede farklı bölümlerde dışarıdan özel eğitim dersleri okutmaya ve sınıf öğretmenlerine yönelik açılan kurslarda Eğitim Görevlisi olarak çalışmalar da sürdürmekteyim. Evliyim, 1 Oğlum ve 1 Kızım var. Boş kalan vakitlerimde balık tutmak bir tutkumdur. Deniz aşığı olmama rağmen, Kırmızı Kara renklere tutkunum, sıkı bir Gençlerbirliği taraftarıyım. Fotoğraf: Uğur Armutçu DY- Otizm ile ilgili kısa bilgi (tipleri, belli bir alanda özel yeteneklere sahip olma durumu vs.) Otistik bozukluk, yaygın gelişimsel bozukluk yelpazesi içerisinde yer alan, toplumsal etkileşimde ve iletişimde yetersizlikler ile davranış, ilgi ve etkinliklerde sınırlı, basmakalıp ve yineleyici örüntülerle ve toplumsal etkileşim, toplumsal iletişimde kullanılan dil ya da sembolik/imgesel oyun becerilerinin en az birinde 3 yaşından önce gecikmelerin ya da olağandışı bir işlevselliğin olması ile karakterize gelişimsel bir bozukluktur. Otizmli birey, sosyal etkileşim, sözel ve sözle olmayan iletişim, ilgi ve etkinliklerdeki sınırlılığı erken çocukluk döneminde ortaya çıkan bu özellikleri nedeniyle özel eğitim ile destek eğitim hizmetine ihtiyacı olan bireydir. Otizmli bireyler için söylenebilecek fiziksel özellik denildiğinde, hepsi kızlarda erkeklerde istisnasız güzel ve yakışıklı olmalarıdır. Onlara dışardan baktığınızda farklılıklarını hissetmezsiniz ne kadar güzel bir çocuk dersiniz, ta ki ellerini hızla sallayana, kendi etrafında hızla defalarca dönene veya eline aldığı bir arabayı sürmek yerine tersini çevirip hızla dakikalarca çevirene kadar... Yine en bariz özelliklerinden birisi ise sizinle göz teması kurmamalarıdır, çok kısa süreli olarak anlık bakışlarla size bakarlar. Otizmli bireylerde dil gelişiminde gecikme, dili iletişim amaçlı kullanamama, etkileşim kurmada güçlük, iletişimi başlatma ve sürdürmede güçlük görülmektedir. Yağmur Adam filmi ile birlikte hem ülkemizde hem de dünyada otizmli bireylerin üstün yetenekleri olduğuna Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 16

yönelik bir kanı oluşmuştur. Bu film Otizm hakkında farkındalık oluşturmaya yönelik büyük katkılar sağlamasına karşın, her otizmli bireyin üstün yeteneği vardır gibi bir yanlış bilgiyi de yaygınlaştırmıştır. Ebetteki her çocuk özeldir ve her çocuğun bir yeteneği vardır. Bu nedenle otizmli bireylerinde yetenekli olabilecekleri beceriler çıkabilir ve bu beceriler tespit edilerek o yönde eğitilmeleri normal gelişim gösteren her bireyde olduğu kadar önemlidir. Fakat her otizmli çocuğun özel üstün bir yeteneği yoktur. Otizmin içinde yer alan Asperger Sendromunda bu tip özel ve üst düzey yeteneğe sahip çocuklarla karşılaşılmaktadır. DY- Türkiye de ne kadar otizm sendromlu birey var. Siz? Öğrencilerinize ya da aileleri size nasıl ulaşıyor? Türkiye de hastanede doğum oranlarının artması, yine rutin kontrollerin artması ile birlikte her tür yetersizlik grubundan çocuklar erken yaşta tespit edilip tanı almaktadırlar. İlk olarak aileler çocuklarındaki gelişim farklılıklarının farkına varıyorlar ve hekime başvuruyorlar. Hekimler ise tanıyı koyduktan sonra Türkiye nin her yerinde bulunan Rehberlik Araştırma Merkezlerine yönlendirmektedirler. Burada ise uzmanların eğitsel değerlendirmesi sonucu çocuklar okullara, rehabilitasyon merkezlerine yönlendirilmektedir. İşte bizim yolumuz buradan itibaren Otizmli çocuklarla kesişiyor. DY- Çocuklarının otizm sendromuna sahip olduğunu kabullenmeyen veya kırsalda farkında olmadan hayatlarına devam eden aileler muhtemelen vardır. Böyle durumlar ile karşılaştığınızda nasıl bir yol izliyorsunuz? Eskisine nazaran memleketin sosyo-ekonomik, eğitim seviyesinin daha da yükselmesi nedeni ile aileler daha bilinçli ve daha fazla çocuğunun gelişimini gözleyen izleyen takip eden anne-babalar mevcut. Anne-babalar çocuklarında akranlarına göre farklılıklar, gelişimsel anlamda gerilikleri fark ederek hekime başvuruyorlar. Anne babaların gözleyemediği yerlerde ise sağlık taramalarının yapılması ile bu çocuklarımız tespit ediliyor. Yine bu bölgelerde görev yapan duyarlı öğretmenler çocuklardaki gelişimsel bozuklukları fark ederek yönlendirmeler yapmaktadırlar. İnsanlar böyle çocuklarla karşılaştıklarında ilk yapmaları gereken şey bir hekime başvurmalarını sağlamaktır. Hekim bir tanı koyduktan sonra en yakın RAM a başvurularını yaptıkları takdirde bu çocuklarımız için en uygun eğitim ve rehabilitasyon ortamına yönlendirerek yerleşmelerini sağlayacaklardır. DY- Farklı alanlarda iş imkânına sahip sosyalleşebilen down sendromlu kişiler var. Hatta kendilerine özel açılmış çalışanlarının down sendromlu olduğu bir kafe örneği mevcut. Otizm sendromlu kişilerde de benzer bir sosyal hayata kazandırma ve iş imkânı yaratma söz konusu mu? Özellikle artık internet ve bilişim sistemlerinin ilerlemesi ile insanlar ile beraber iletişime geçmeden çalışabilecekleri iş imkânları yaratılamaz mı? Evet, Down sendromlu çocuklar için hizmet veren birçok dernek vakıf ve okul bu çocukların mesleki eğitimlerine yönelik birçok proje geliştirip istihdam edilmelerini sağlıyorlar. Bu güzel gelişmelere benzer durumlar otizmli çocuklar için de mevcut. Otizmli bireyler için kurulan dernek vakıf ve okullar bu yönde çalışmalar yürütmekte. Yeterli midir diye bakıldığında tabii yeterli olmadığı sayının çok az olduğu görülmektedir. Fakat otizmli bireylerin sosyal ve iletişim becerilerinde yetersizliklerinin olması onların sosyal insan ilişkilerine dayalı hizmet sektörlerinde çalışmalarının önüne geçmektedir. Otizmli bireyler için daha çok mesleki eğitim ve istihdama yönelik çalışmalar daha çok göz önünde olmayan mekânlarda gerçekleşiyor. Ülkenin birçok yerinde otizmli bireyler el becerilerine dayalı geri hizmetlerde, paketleme, montaj vb. alanlarda değerlendirilmeye çalışılmaktadır. Otizmli bireylerde kimilerince takıntı gibi görünen rutin etkinlik sürdürme alışkanlıkları aslında pozitif yönde kullanılabilir. Yani daha açık ifade etmek gerekirse otizmli bireyler günlük yaptıkları işleri hiç bıkmadan usanmadan yürütebilirler. Örneğin bir elektronik eşya üretimi yapılan atölyede otizmli bireylere montaj işleri verildiği takdirde bu bireyler normal gelişim gösteren insanlardan daha verimli daha fazla sayıda montaj yapabilirler veya poşetli gıda üretimi yapılan bir fabrikada (makarna, erişte gibi) otizmli bireylere bu paketlerin sınıflarına göre kutulanması işi verilse normal performansın üstünde bir başarı gösterebilirler. Bu bireyler, kurallara sahip olduğunda bu kurallara sıkı sıkıya uyma eğiliminde olmaları nedeni ile tekrarlı rutin işlerde istihdam edilmeleri hem bu bireyleri çok mutlu Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 17

edecek hem de ülke üretim ve ekonomisine pozitif yönde katkı sağlayacaktır. Fotoğraf: Uğur Armutçu Arşivi- Eğitim Çalışmalarından Otizmli bireylere yönelik mesleki eğitim kurumlarının artırılması, işverenlerin eğitimden geçirilmesi ve bu iş yerlerine istihdam edilmelerine yönelik projelerin artırılarak yürütülmesi gerekmektedir. Hatta MEB in bunu bir eğitim politikası olarak görüp bu yöndeki çalışmaları İŞKUR, MYK gibi kurumlar, otizmle ilgili dernek vakıf gibi STK lar ile işbirliği içinde geliştirerek yürütülmesini sağlaması gerekmektedir. Bu söyleyeceğim konuyu birçok Otizmli bireye sahip ailelerde bilmemektedir ki; o da Otizmli bireyler ülkemiz de ÖMSS ye girerek devlet kurum ve kuruluşlarında istihdam edilebilmektedirler. Bu yüzden ailelerin bu sınavları takip ederek otizmli çocuklarının sınava girmelerini sağlayıp istihdamlarına yönelik önemli bir adım atmaları mümkündür. DY- Ailesinde veya çevresinde otizmli bireyler olan kişiler için bu bireylere yaklaşımları ve iletişim yöntemleri ile ilgili önerileriniz neler? Her şeyden önce toplumda sadece otizmli bireye sahip ailelere değil toplumun tüm fertlerinin otizmle ilgili farkındalık oluşturulması, eğitimden geçirilmeleri gerekmektedir. Son yıllarda bazı STK ların yürütmüş oldukları projeler farkındalığın oluşmasında büyük katkılar sağlamıştır. Ebetteki bu projelerin çeşitlenerek sürdürülmesi otizmle ilgili farkındalık oluşturulması için önemlidir. Ancak bir tarafı biraz daha geri planda bırakılarak eksiklik yaşanmasına neden olmaktadır. O da Eğitim! Otizmin şu güne kadar en iyi tedavi yolu eğitimdir gerçeği artık herkes tarafından bilinmektedir. Bu eğitim otizmli bireylerin aldığı eğitim olduğu kadar, otizmli bireylerle etkileşime girebilecek olası tüm insanların eğitimini de kapsamaktadır. Bu nedenle otizmli bireylerle birlikte yaşamayı öğrenmeye, onlarla nasıl iletişime girilebileceğini öğretmeye, onların nelerden rahatsız olduğu, nelerle rahat edebileceklerini öğrenmeye yönelik memleketin dört bir tarafında seminerler, sempozyumlar, kurslar yetkin kişiler tarafından yürütülmelidir. Buradan otizmli bireylere sahip ailelere, otizmli bireylerle etkileşime girecek kişilere birkaç öneride bulunabilirim. Öncelikle otizmli bireylerin gerçekten bir birey olduklarını asla unutmamalıyız. Evet, bizden biraz daha farklılar fakat bu bireylerin farklılıkları temelli bir bakış açısı otizmli bireylere fayda değil zarar getirecektir. Şöyle düşünün bir insan ne kadar farklı olursa o kadar yalnız kalıp mutsuz olacaktır. Bu yüzden bizler otizmli bireylerin farklılıkları temelli değil aynılıkları, benzerlikleri temelli iletişime girmeliyiz. Otizmli bireylerde dil gelişiminde gecikme, dili iletişim amaçlı kullanamama, etkileşim kurmada güçlük, iletişimi başlatma ve sürdürmede güçlük yaşamaları çok yaygın olarak bulunmaktadır. Bu nedenle otizmli bireylerle iletişime girmek isteyen insanların bu özelliklerini göz önünde bulundurmaları gerekmektedir. Onları iletişime zorlamak onların bir takım problem davranışları ortaya çıkarmalarına neden olacaktır. Bu davranışların ortaya çıkmasını önlemek için onları konuşmaya, iletişime girmeye zorlamak yerine onların da ilgisini çekecek sizin ve onların ortak ilginizi oluşturacak doneleri kullanmayı yeğlemek daha doğru olacaktır. Yine otizmli bireylerde kendilerine dokunulması durumundan hoşlanmama özellikleri bulunmaktadır. Dokunmakta ısrarcı olmak onları rahatsız edecek ve istenmeyen davranışları sergilemelerine neden olacaktır. Bu nedenle dokunsal temasta ısrarcı olunmaması da onların daha mutlu olmalarını sağlayacağı gibi, sizinle de uygun davranış biçimleriyle iletişime girmelerinin önü açılacaktır. Ebetteki tüm otizmli bireyler kendisine dokunulmasından asla hoşlanmazlar demek de doğru olmaz, bundan hoşlanan bireyler için bunun yapılmasına gerek yoktur. DY- Öğrencilerinizle yaşadığınız ve sizi etkileyip belki de hayata bakış açınızı değiştiren bir anınız var mı? Elbette ki meslek yaşantım boyunca birçok otizmli bireyle çalıştığım için beni etkileyen birçok anım bulunmakta. Ama bunlardan birisi hem hayat felsefemi Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 18

hem mesleki felsefemi hem de gerçek manada hayatımın değişmesini sağladı. Mesleğimin ilk yıllarında öğretmenlik mesleğinin çocuklara bir şeyler öğretmek, onları hayata hazırlamak, hatta bu özel çocukların hayatlarını kurtarmak olarak tanımlardım. Ta ki otizmli öğrencim Emir benim hayatımı kurtarana kadar. Emir, otizm tanısı almış bir öğrencimdi. 4 yaşında benim öğrencim olduğunda göz kontağı yoktu ve konuşamıyordu. Sadece ritimli bir biçimde anlamsız sesler çıkarıyordu. Emirle bir senelik bir çalışmanın sonunda 1-2 kelimelik cümleler ile konuşur hale gelmişti. Hatta hiç unutmam bir gün Emir in annesi ağlayarak yanıma gelmiş elimi öpmeye kalkışmıştı, şaşırarak bunu neden yaptığını sorduğumda Hocam Emir bugün gözlerimin içine bakarak Anne dedi, hayatta en çok istediğim şeydi. Sizin sayenizde oldu dediğinde yaptığım işin biraz daha hayatları değiştirmek olduğundan emin olmuştum. Emir ile bir dersten çıkmış veli bekleme salonuna doğru ilerliyordum. Uzunca bir koridordan yürüyorduk. Koridorun ortasına yaklaşırken veli bekleme salonundan gelen seslerin artması gerekirken sesler azalmaya başlamıştı. Bir kaç adım sonra sesler tamamıyla gitmiş gözlerimde hafifçe kararmaya başlamıştı. Bir şey olacağını anlayarak Emir in elini bırakarak koridorda yer alan top havuzunun kenarına oturmak için yöneldiğimi hatırlıyorum. Ardından gerisi karanlıktı, hastanede açtığımda gözlerimi tansiyonumun tehlikeli bir düzeyde yükseldiğini söylediler. Mesai arkadaşlarıma peki nasıl bayıldığımı anladınız buldunuz beni dediğimde, Emir annesinin yanına giderek Uuu öödü dediği ve annesinin benim gelmemem üzerine şüphelenerek bana bakmaya geldiği ve top havuzu içinde bilinçsizce yattığımı görüp haber verdiğini söylediler. Aslında ben o güne kadar hep Emir in hayatını değiştirip, onun hayatını kurtarmak için çalıştığımı düşünüyordum. Oysaki Emir e konuşmayı öğretmeye çalışarak sadece onun hayatını değil kendi hayatımı da kurtarmak için çaba sarf etmiş olduğumu hatta her eğitim emeğinin bir bireyi değil tüm topluma yönelik bir hizmet olduğunu fark ettim. İşte o günden sonra öğretmenlik mesleğinin, öğrenci ile birlikte öğrenmek ve eğitim verdiğin öğrencilerle birlikte tüm toplum hayatını değiştirmeye çaba harcamak olduğunu fark ettim. Bu hem hayata hem mesleğe bakış açımı değiştirdi, artık sadece öğretmek için sınıfa girmiyorum, her ders öğrenmek için de sınıfa giriyorum. DY- Rehabilitasyon sürecinde kullandığınız yöntemleriniz ile ilgili bilgi verebilir misiniz? Otizmli çocuklar eğitimde fırsat eşitliğinden faydalanabilmeleri için özel eğitim almaları gerekmektedir. Gerek gruba dayalı eğitimler, gerekse birebir eğitimlerle, özel yetiştirilmiş personelin (öğretmenin) yürüttüğü özel eğitim yöntem ve teknikleri kullanılarak eğitimden faydalanmaları sağlanmalıdır. Burada otizmli çocukların eğitimleri ile ilgili vurgulanması gereken önemli noktalardan birisi, bu konuda iyi eğitim almış üniversitelerin özel eğitim lisan programlarından mezun olmuş uzmanlar tarafından yürütülmesi gerekliliğinin altı çizilmelidir. Fotoğraf: Uğur Armutçu Arşivi- Öğretmenimiz ve öğrencileri Bu lisans programlarından mezun olmuş özel eğitim öğretmenleri, özel eğitim yöntem ve tekniklerini kullanmaya yönelik yeterliliklere sahiptirler. Yani buradan otizmli çocuğa sahip ailelere önerim çocuklarına eğitim veren kişilerin özel eğitim öğretmeni olup olmadığını öğrenmeleri ve çocuklarının eğitiminde özel eğitim öğretmenlerini tercih ettiklerinde daha etkin ve kısa sürede başarıya ulaşacaklarını fark etmelerini istemek gerekir. Otizmli çocukların eğitiminde daha çok Uygulamalı davranış Analizine Dayalı yöntem teknik ve stratejiler kullanılmaktadır. DY- Çocukların dil gelişimi sırasında aile veya bakıcı kaynaklı sorunlar yaşandığı biliniyor. Bu durumun yanlışlıkla otizm sendromu tanısı konmasına sebep olduğunu da duyduk. Bu durum ile karşılaşılmaması Akdeniz Koruma Derneği Bülten Sayı 10 19