Türkiye de Bütçe Açığı, Para Arzı ve Enflasyon İlişkisi



Benzer belgeler
TÜRKİYE DE EKONOMİK BÜYÜME VE DÖVİZ KURU CARİ AÇIK ÜZERİNDE ETKİLİ MİDİR? BİR NEDENSELLİK ANALİZİ

Dolar Kurundaki Günlük Hareketler Üzerine Bazı Gözlemler

TÜRKİYE DE REEL DÖVİZ KURU İLE KISA VE UZUN VADELİ SERMAYE HAREKETLERİ İLİŞKİSİ

FAİZ ORANINDAKİ BİR ARTIŞ CARİ İŞLEMLER AÇIĞINI ARTIRIR MI?

Türkiye de Tüketim Eğilimi ve Maliye Politikası

KONYA İLİ SICAKLIK VERİLERİNİN ÇİFTDOĞRUSAL ZAMAN SERİSİ MODELİ İLE MODELLENMESİ

Şeyma Çalışkan Çavdar Yildiz Technical University ISSN : scavdar@yildiz.edu.tr Istanbul-Turkey

Birim Kök Testleri. Zaman Serisi Modelleri: Birim Kök Testleri, Eşbütünleşme, Hata Düzeltme Modelleri

Türkiye Ekonomisinde Enerji Tüketimi ve Ekonomik Büyüme

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Sayı: / 24 Mayıs 2010 EKONOMİ NOTLARI

Birim Kök Testleri 3/24/2016. Bir stokastik sürecin birim kök içerip içermediğini nasıl anlarız? Hatırlarsak aşağıdaki AR(1) sürecinde

Erkan Özata 1. Econometric Investigation of the Relationships Between Energy Consumption and Economic Growth in Turkey

Zaman Serisi Modelleri: Birim Kök Testleri, Eşbütünleşme, Hata Düzeltme Modelleri

Araştırma ve Para Politikası Genel Müdürlüğü Çalışma Tebliğ No:09/5

Para Talebinin Belirleyenleri ve İstikrarı Üzerine Bir Uygulama: Türkiye Örneği

Türkiye nin İthalat ve İhracat Bağımlılığı: Seçilmiş Ülke Örnekleri Üzerine Ampirik Bir Uygulama

Türkiye de Kırmızı Et Üretiminin Box-Jenkins Yöntemiyle Modellenmesi ve Üretim Projeksiyonu

BİRİM KÖK TESTLERİNDE YAPISAL KIRILMA ZAMANININ İÇSEL OLARAK BELİRLENMESİ PROBLEMİ: ALTERNATİF YAKLAŞIMLARIN PERFORMANSLARI

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümü, Ankara e-posta: Geliş Tarihi/Received:

Para Politikası, Parasal Büyüklükler ve Küresel Mali Kriz Sonrası Gelişmeler. K. Azim Özdemir

Sabit Sermaye Yatırımları ve Ekonomik Büyüme: Ampirik Bir Analiz

PETROL FİYATLARININ BORSA İSTANBUL SANAYİ FİYAT ENDEKSİ ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

AYÇİÇEK VE SOYA YAĞI İTHALAT TALEBİNİN ANALİZİ

Birim Kök Testleri. Random Walk. Bir stokastiksürecin birim kök içerip içermediğini nasıl anlarız? Hatırlarsak aşağıdaki AR(1) sürecinde

ENFLASYON ve DOLAYLI VERGĐLERDEN ELDE EDĐLEN GELĐRLER ARASINDAKĐ ĐLĐŞKĐNĐN VAR YÖNTEMĐYLE ANALĐZĐ

Türkiye de Elektrik Tüketimi Büyüme İlişkisi: Dinamik Analiz

İŞSİZLİK VE EKONOMİK BÜYÜME İLİŞKİSİNDE ASİMETRİ ASYMMETRY IN THE RELATIONSHIP BETWEEN UNEMPLOYMENT AND ECONOMIC GROWTH

FİRMALARIN BANKA KREDİSİ KULLANIMINDA GÜVEN FAKTÖRÜNÜN ETKİSİ * THE EFFECT OF CONFIDENCE FACTOR ON USED OF BANK CREDIT BY FIRMS

Enflasyonun Borsa Performansı Üzerindeki Etkisi

SORU SETİ 02 (REVİZE EDİLDİ) FİNAL KONULARI

TÜRKİYE DE DÖNEMİNDE KAMU VE ÖZEL SEKTÖR ÜCRETLERİ ÜZERİNE AMPİRİK BİR UYGULAMA

Teknolojik bir değişiklik veya üretim arttırıcı bir yatırımın sonucunda ihracatta, üretim miktarında vs. önemli artışlar olabilir.

Türkiye nin Kabuklu Fındık Üretiminde Üretim-Fiyat İlişkisinin Koyck Yaklaşımı İle Analizi

TÜRKİYE DE ELEKTRİK TÜKETİMİ, İSTİHDAM VE EKONOMİK BÜYÜME İLİŞKİSİ

Türkiye de Petrol Tüketimi İle Reel GSYİH Arasındaki Uzun Dönem İlişkinin Johansen Eş-Bütünleşme Yöntemi İle Analiz Edilmesi

ÜCRET-FİYAT SPİRALİ: TÜRK İMALAT SANAYİ ÖRNEĞİ

Box-Jenkıns Modelleri ile Aylık Döviz Kuru Tahmini Üzerine Bir Uygulama

Finansal Gelişme ve Ekonomik Büyüme Arasındaki Đlişkinin Ampirik Bir Analizi: Türkiye Örneği

RASYONEL BEKLENTLER DOAL ORAN HPOTEZ Türkiye çin Zaman Serisi Bulguları

THE CAUSALITY RELATION BETWEEN CONSUMER CONFIDENCE AND STOCK PRICES: CASE OF TURKEY. Abstract

Enflasyon Hedeflemesi, Büyüme ve Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası

Türkiye deki Cari Açık Sürdürülebilir mi? Ekonometrik Bir Analiz

PARASAL ANALĐZE BĐR BAKIŞ: TÜRKĐYE ÖRNEĞĐ

Finansal İstikrarın Bankacılık Sisteminin Borç Verme Politikaları Üzerindeki Etkisi: 2008 Küresel Krizi Çerçevesinde Türkiye Üzerine Bir İnceleme

Yılları Bütçesinin Makroekonomik Çerçevede Değerlendirilmesi

C.Ü. İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, Cilt 11, Sayı 1,

TÜRK EKONOMİSİNİN ENERJİ BAĞIMLILIĞI ÜZERİNE BİR EŞ-BÜTÜNLEŞME ANALİZİ A CO-INTEGRATION ANALYSIS ON THE ENERGY DEPENDENCY OF THE TURKISH ECONOMY

ÇOKLU DOĞRUSAL BAĞLANTI

Reel ve Nominal Şokların Reel ve Nominal Döviz Kurları Üzerindeki Etkileri: Türkiye Örneği

VAR YAKLAŞIMI İLE VERİMLİLİK ŞOKLARININ ETKİLERİNİN BELİRLENMESİ

Cari işlemler açığında neler oluyor? Bu defa farklı mı, yoksa aynı mı? Sarp Kalkan Ekonomi Politikaları Analisti

TÜRKİYE DE İNŞAAT SEKTÖRÜ VE PARA POLİTİKALARI ARASINDAKİ NEDENSELLİK İLİŞKİLERİ

Avrupa Borç Krizinin Türkiye nin İhracatı Üzerindeki Etkileri The Effects of European Debt Crisis on Turkey s Exports

EŞANLI DENKLEMLİ MODELLER

TCMB FAĐZ KARARLARININ HĐSSE SENEDĐ PĐYASALARI ÜZERĐNE ETKĐSĐ

EKONOMİ POLİTİKALARI VE

Cari İşlemler Açığının Sürdürülebilirliğinin Çoklu Yapısal Kırılmalı Eşbütünleşme Yöntemi ile Sınanması

Döviz Kuru Belirsizliğinin İhracata Etkisi: Türkiye İçin Bir Uygulama

tepav Mart2011 N POLİTİKANOTU Cari Açığın Sebebini Merak Eden Bütçeye Baksın Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı

Fiyat Düzeyinin Belirlenmesinde Yeni Yaklaşımlar ve Türkiye Deneyimi

Stok-Akım Uyarlaması, Bütçe Açığı ve Kamu Borç Stoku Arasındaki İlişkiler: Küresel Kriz Bağlamında Avrupa Birliği Üyesi Ülkeler Üzerine Bir Analiz

I. Uluslararası Parasal Ortam 1

TÜSİAD KOÇ ÜNİVERSİTESİ EKONOMİK ARAŞTIRMA FORUMU IMF RAPORU TANITIM TOPLANTISI AÇILIŞ KONUŞMASI

ORTA VADELİ PROGRAMA İLİŞKİN DEĞERLENDİRME ( )

INTERNATIONAL MONETARY FUND IMF (ULUSLARARASI PARA FONU) KÜRESEL EKONOMİK GÖRÜNÜM OCAK 2015

TÜRKİYE DE DIŞ TİCARET VE EKONOMİK BÜYÜME İLİŞKİSİNİN ANALİZİ ANALYSIS OF RELATIONSHIP BETWEEN FOREIGN TRADE AND ECONOMIC GROWTH IN TURKEY

SOCIAL SCIENCES STUDIES JOURNAL SSSjournal (ISSN: )

TÜRKİYE DE MALİ SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK ÜZERİNE AMPİRİK BİR ÇALIŞMA

Eurasian Journal of Researches in Social and Economics Avrasya Sosyal ve Ekonomi Araştırmaları Dergisi ISSN:

NET YABANCI İŞLEM HACMİ İLE HİSSE SENEDİ GETİRİLERİ ARASINDA UZUN DÖNEMLİ İLİŞKİ VAR MIDIR? Cüneyt AKAR (*)

A Study on the Estimation of Supply Response of Cotton in Cukurova Region

DEĞİŞKENLER ARASINDAKİ GECİKMELİ İLİŞKİLER: Dağıtılmış Gecikme ve Otoregresiv Modeller

İDARE MERKEZİ ANKARA, 27 Ocak 2015

EKONOMİK PERFORMANS VE BÜROKRASİ: TÜRKİYE ÖRNEĞİ

Kırılgan Beşlide Satın Alma Gücü Paritesi (SAGP) Hipotezinin Test Edilmesi The Test of Purchasing Power Parity Hypothesis for Fragile Five

Cari İşlemler Açığı ve Sürdürülebilirlik: Türkiye Örneği

Tüketici Güveni ve Hisse Senedi Fiyatları Arasındaki Nedensellik İlişkisi: Türkiye Örneği (2004: :01)

REEL KURLAR VE BALASSA- SAMUELSON HİPOTEZİ. Arş. Gör. Almıla BURGAÇ ÇİL

İthalat-İhracat-Döviz Kuru Bağımlılığı: Bootstrap ile Düzeltilmiş Nedensellik Testi Uygulaması

Rasyonel Beklentiler Hipotezinin Testi: Enflasyon, Faiz ve Kur 1

TÜRKİYE DE FAİZ, DÖVİZ VE BORSA: FİYAT VE OYNAKLIK YAYILMA ETKİLERİ

BİR YATIRIM ARACI OLARAK ALTIN İLE HİSSE SENEDİ ENDEKSİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN ANALİZİ: TÜRKİYE ÜZERİNE AMPİRİK UYGULAMA 1

Niğde Üniversitesi İİBF Dergisi, 2014, Cilt: 7, Sayı: 2, s

Anahtar Kelimeler: Bütçe Açıkları, Dış Borç, İç Borç, Granger Nedensellik ve Engle-Granger Eşbütünleşme.

Türkiye de Enerji Tüketimi ve Ekonomik Büyüme Arasındaki İlişkilerin Ekonometrik İncelemesi. Erkan Özata *

BRIC Ülkeleri ve Türkiye Arasındaki Sermaye Piyasaları Entegrasyonunun Parametrik ve Parametrik Olmayan Eşbütünleşme Testleri ile Analizi

Borsa Getiri Oranı ve Faiz Oranı Arasındaki İlişkinin Doğrusal Olmayan Yöntemlerle Analizi: Türkiye Örneği

DÖVİZ KURU POLİTİKALARI VE TÜRKİYE DE DÖVİZ KURU OYNAKLIĞININ ETKİLEŞİMLERİ

TÜRKİYE DE DÖVİZ KURU KANALININ İŞLEYİŞİ: VAR MODELİ İLE BİR ANALİZ. Seyfettin ERDOĞAN * Durmuş Çağrı YILDIRIM **

AKADEMİK BAKIŞ Uluslararası Hakemli Sosyal Bilimler E-Dergisi ISSN: X Sayı: 10 Eylül 2006

TÜRKİYE DE FISHER ETKİSİNİN GEÇERLİLİĞİ: DOĞRUSAL OLMAYAN EŞBÜTÜNLEŞME YAKLAŞIMI

Belirsizliğin Özel Tüketim Harcamaları Üzerindeki Etkisi: Türkiye Örneği

Crude Oil Import and Economic Growth: Turkey

GENEL FİYAT DÜZEYİNİN BELİRLENMESİNDE PARA VE MALİYE POLİTİKASI DOMİNANT REJİMLER: TÜRKİYE ÖRNEĞİ,

TÜRKİYE EKONOMİ KURUMU. TARTIŞMA METNİ 2012/25 http :// TÜRKİYE DE CARİ AÇIK TARTIŞMASI. Ercan Uygur

ÜRETİCİ FİYATLARINA GEÇİŞ ETKİSİNDE ARA MALLARI İTHALATININ ROLÜ

KAMU FİNANSMANI VE BORÇ GÖSTERGELERİ

Türkiye de Dış Borçlanma-Ekonomik Büyüme İlişkisi: Dönemi

Finansal Piyasa Dinamikleri. Yekta NAZLI

Transkript:

Türkiye de Büçe Açığı, Para Arzı ve Enflasyon İlişkisi Asuman OKTAYER * Öze Geleneksel yaklaşıma göre enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur. Bununla birlike yapılan araşırmaların çok bir kısmı, fiya isikrarının sağlanmasında para poliikasının ek başına yeerli olmadığını ve uygun maliye poliikaları ile bir arada yürüülmesi gerekiğini ileri sürmekedir. Geleneksel yaklaşımın ersine fiya düzeyinin mali eorisi (FTPL), maliye poliikalarının, özellikle de büçe açıklarının, enflasyonun belirleyicileri olduğunu iddia emekedir. Bu çalışmada Türkiye de 1987-2009 döneminde büçe açıkları, para arzı arışı ve enflasyon arasındaki ilişki, eşbüünleşme eknikleri kullanılarak araşırılmakadır. Elde edilen bulgular Türkiye de olası bir FTPL yaklaşımını uzun dönemde desekler nielike olabilir. Anahar Kelimeler: Büçe Açıkları, Para Arzı Arışı, Enflasyon, FTPL, Türkiye Budge Deficis, Moneary Growh and Inflaion Relaionship in Turkey Absrac According o convenional approach, inflaion is purely and enirely a moneary phenomenon. The grea majoriy of researches, however, asser ha moneary policy is no sufficien for price sabiliy by iself and need o be suppored by compaible fiscal policies. Conrary o he radiional approach, fiscal heory of price levels claims ha fiscal policy especially budge deficis are he deerminans of inflaion. This paper invesigaes he long-run relaionships beween budge deficis, moneary growh and inflaion in Turkey for he period 1987-2009 by using coinegraion echniques. The findings of he evidence may indicae a possible fiscal heory of price levels in Turkey in he long run. Key Words: Budge Deficis, Moneary Growh, Inflaion, FTPL, Turkey JEL Classificaion Codes: E31, E42, E63 * Öğr.Gör.Dr., Yıldız Teknik Üniversiesi, İİBF, İkisa Bölümü, aokayer@yildiz.edu.r Maliye Dergisi Sayı 158 Ocak-Haziran 2010 431

Türkiye de Büçe Açığı, Para Arzı ve Enflasyon İlişkisi Giriş Büçe açıkları, para arzı arışı ve fiya düzeyi ilişkisi, özellikle yüksek enflasyon oranlarının deneyimlendiği gelişmeke olan ülkelere ilişkin en önemli inceleme konularından biri olarak karşımıza çıkmakadır. Fiya düzeyinin belirlenmesinde geleneksel makro ekonomik eorilere bakıldığında, para poliikalarının ersine, maliye poliikalarına önem verilmediği görülmekedir. Bunun bir nedeni, emeli mikar eorisine dayanan bu modellerin, enflasyonun sadece parasal bir olgu olduğunu kabul emeleridir. Diğer yandan geleneksel modellerde Ricardocu Denklik Teoremi bağlamında, bireylerin rasyonel beklenilere sahip olduğu varsayılır ve bu varsayımın bir sonucu maliye poliikasının oplam alep ve dolayısıyla fiyalar üzerinde herhangi bir ekisi olmayacağıdır. Ricardocu denklik eoremi, kamu harcamalarının finansmanında borçlanmanın, vergilemeden farksız sonuçlar doğuracağını ileri sürer. Bu görüşün emelinde rasyonel birey varsayımı vardır. Rasyonel birey, devle büçesinde meydana gelen bugünkü değişikliklerin gelecekeki sonuçlarını doğru biçimde algılayacak, devlein bugün borçlanması durumunda, büçe açıklarının gelecek dönemde vergi arışları ile finanse edileceğini görecekir. Parasal görüşeki rasyonel birey varsayımı nedeniyle serve ekisi oraya çıkmayacağından, maliye poliikalarının ercih edilmesi durumunda ekonomide alep arışı gerçekleşmeyecekir (Barro, 1974). Fiya isikrarının sağlanmasına ilişkin lieraürde, büçe açıkları ve fiya düzeyi arasındaki ilişkiyi açıklayan çeşili eoriler mevcuur. Sözü edilen eorilerden biri olan sandar parasalcı yaklaşım büçe açıklarının, parasallaşma, bir diğer ifadeyle senyoraj geliri elde eme yoluyla finanse edilmesinin, fiyalar genel düzeyinde arışa/enflasyona neden olacağını ileri sürer. Bu doğruluda büçe açıkları yalnızca parasallaşığı ölçüde enflasyonisir. Merkez bankasının göreli para arzını arırması durumunda fiya arışları meydana gelecekir. Friedman (1968) a göre para poliikası reel çıkı düzeyini, işsizliği ve kıymeli kağıların reel geirilerini sürekli olarak ekileyemez, ancak bununla birlike, merkez bankası, özellikle uzun dönemde enflasyon haddi üzerinde hemen hemen am konrole sahipir. Fiya arışları yaşanmasının en önemli sebebi olarak görülen para poliikası uygulamaları, özellikle 1980 li yıllardan iibaren sorgulanmaya ve bu çerçevede Sargen ve Wallace in 1981 yılında yayınladıkları makale arışılmaya başlanmışır. Sargen ve Wallace (1981), para ve maliye poliikaları arasındaki ilişkinin fiya isikrarı açısından aşıdığı önemi oraya koydukları çalışmalarında, sandar parasalcı görüşün ileri sürdüğü savın yanılıcı olabileceğini belirmekedir. Çünkü sandar parasalcı görüş, hükümelerin dönemler arası büçeleri arafından sınırlandırılacakları gerçeğini göz ardı emekedir. Sıkı para poliikası, sürdürülemez borç finansman sürecine ve böylece uzun dönemde daha yüksek enflasyona neden olabilir. Bu çerçevede enflasyon, mali güdümlü parasal bir olgudur. Para arzındaki arış, büçe kısıını yerine geirmek için dışsal olarak verilen büçe açığını finanse eme ihiyacı arafından içsel olarak belirlenir. Sargen ve Wallace (1981), parasal bir ekonomide bazı koşullarda merkez bankasının enflasyon üzerindeki konrolünün çok sınırlı olduğunu ileri sürerler. Israrcı büçe açıkları söz konusu olduğunda, bu açıkların iç borçlanma yoluyla finansmanı uzun dönemde parasal finansmandan daha enflasyonis sonuçlar yaraabilecekir. Bugün uygulanan sıkı para poliikası, cari dönemde enflasyonu düşürebilecek ancak geleceke daha yüksek enflasyon oranlarına yol açabilecekir. 432 Maliye Dergisi Sayı 158 Ocak-Haziran 2010

Zira, sürekli büçe açıklarının devam eiği bir ekonomide para poliikası bu açıkların baskısı alındadır. Borçlanma ıkandığında veya ıkanma ihimali olduğunda para poliikası çöker ve hem parasal genişleme hem de enflasyon palama nokasına gelir. Çünkü büçe açıkları borçlanmak veya para basmak sureiyle finanse edilecekir. Enflasyonun nedenlerini araşıran eorilerden bir diğeri, Woodford (1994, 1995, 1996), Sims (1994, 1998), Canzoneri vd. (2001) arafından oraya aılan Fiya Düzeyinin Mali Teorisi (The Fiscal Theory of he Price Level Deerminaion, FTPL) yaklaşımıdır. Bu yaklaşımın emelinde, kamu sekörünün bugünkü değer büçe kısıını denge koşulu olarak alması yamaka, ısrarcı büçe açıkları ve finansman yönemleri, zamanlar arası büçe kısıı yardımıyla incelenmekedir. Bu kısı denge koşulu olarak alındığı durumda, hüküme arafından basılan borçlanma senelerinin reel değeri, cari ve gelecekeki birincil fazlanın beklenen bugünkü değerine eşi olmalıdır. Bu eşilik maliye poliikası arafından sağlanmazsa, fiya düzeyi bunu yapacakır. Diğer bir ifadeyle fiya düzeyi, cari kamu yükümlülüklerinin reel değerini, cari ve gelecekeki fazlaların bugünkü değerine eşileyecekir. Ekonomilerin Ricardocu yaklaşıma sahip olmasının oldukça az görülen bir durum olduğunu ifade eden Woodford (1995), çoğu ülke ekonomisinde genellikle Ricardocu olmayan yaklaşımın geçerli olduğunu iddia eder. Maliye poliikası Ricardocu olmadığında, birincil fazla, bugünkü değer büçe kısıını sağlayacak şekilde uyarlanmaz. Fiya düzeyi bugünkü değer büçe kısıı arafından belirlenir. Bu durumda mali gelişmeler, denge fiya düzeyini yükselecekir, çünkü serve ekisi kanalıyla bireyler ükeimlerini arırmışlardır. Fiyalar, arz ile alep arasındaki denge yeniden sağlanıncaya kadar aracakır. Woodford (1996), kamu büçesindeki değişimlerin, makro ekonomik isikrarsızlığın en önemli kaynağı olabileceğini ve ayrıca merkez bankasının, kamu borcunu dikkae almadan para poliikası uygulaması durumunda isikrarsızlığı önleyemeyeceğini ileri sürmekedir. Hoş Olmayan Monearis Arimeik yaklaşımında, birincil açığın enflasyona yol açma nedeni, merkez bankasının, sonunda bu açığı moneize emeye zorlanması olarak ifade edilmekedir. FTPL ile oraya konulan analizde ise birincil açığın enflasyonis ekisi, merkez bankasının bu açığı moneize emesinden değil, maliye poliikasının serve ekisi kanalı ile özel kesimin harcamalarını ekilemesinden kaynaklanmakadır. Dolayısıyla fiyalar genel seviyesinde isikrarın sağlanabilmesi için merkez bankasının bağımsız olması da yeerli değildir. Ekin bir ekonomi poliikası uygulaması için yapılması gereken, para ve maliye poliikalarının birbiriyle uyumlu bir biçimde yürüülmesidir. Bu çalışmada, lieraürde sıkça arışılan yukarıdaki görüşler doğrulusunda, ilk olarak, 1980 sonrası dönemde Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ele alınacakır. Yine bu dönemde Türkiye de fiyalar genel düzeyinde isikrar sağlamaya yönelik uygulanan para ve maliye poliikalarına yer verilecekir. Ardından, Türkiye de 1987-2009 döneminde fiya seviyesinin, büçe açığı ve para arzı ile ilişkisi ekonomerik yönemler kullanılarak es edilecekir. Maliye Dergisi Sayı 158 Ocak-Haziran 2010 433

Türkiye de Büçe Açığı, Para Arzı ve Enflasyon İlişkisi 1. 1980 den Günümüze Türkiye Ekonomisindeki Gelişmeler 1980 sonrası dönem, Türkiye ekonomisinde önemli bir yön değişikliğinin gerçekleşiği dönemdir. Bu arihen iibaren liberalleşme ve dışa açıklık, ikisadi alanda yeni sraeji anlayışının emelini oluşurmuşur. Türkiye de 1980 lerden iibaren egemen olan dışa açılma ve liberalleşme çabaları gerek ülke ekonomisinin kendi yapısal dinamiklerinin gerekse dünya ekonomisinde meydana gelen gelişmelerin bileşiminin sonucudur. Bu dönemde, Türk lirasının aşırı değerlenmesi, dış icare poliikalarındaki korumacı yapı, iç piyasada gerekli önlemleri almadan, ihala yapabilmek için benimsenen kısa vadeli dış borçlanma sraejileri ve perol krizinin ekisiyle, ödemeler dengesi alanında ciddi sorunlar oraya çıkmışır. Yığılan kısa vadeli borçlar 1977 yılı sonunda ödenemez duruma geldiğinde, 1978 yılında ekonomik krizle karşı karşıya kalınmış ve neicede IMF önerileri ile çözüm arayışına gidilmişir (Kazgan, 2005:173). Alınan önlemlerin yeersiz kalması, ekonomik anlamda yeni bir dönemi başlaan 24 Ocak kararlarının emelini oluşurmuşur. 24 Ocak 1980 arihinde yürürlüğe konulan ekonomik isikrar programı ile ihalaın serbesleşirilmesi, Türk lirasının devalüe edilmesi, esnek döviz kuru rejiminin benimsenmesi, yabancı sermaye ve ihracaın eşvik edilmesi, fiya konrollerinin kaldırılması, KİT ürünlerine zam yapılması ve ekonomide sıkı maliye poliikası uygulaması öngörülmüşür. Programın ilk üç yılına ilişkin uygulama sonuçları kısa vadeli hedeflerin büyük ölçüde gerçekleşirildiğini gösermekedir. Özellikle, 1980-1983 döneminde büyüme oranında başarı elde edilememekle birlike, uluslararası piyasalardan sağlanan krediler sayesinde acil dış finansman sorunları aşılmış, döviz darboğazlarından çıkılmış, ödemeler bilançosu açıkları küçülülmüş ve enflasyon gerileme sürecine girmişir (Şahin, 2006:199-200). Bu dönemde maliye poliikaları alanındaki gelişmelere bakığımızda, mali alanda da kayda değer bir disiplin sağlandığı görülmekedir. Taban fiyaları ve desekleme alımlarının kapsamı daralılmış, kamu harcamaları kısılmış, büçe dengesi ve parasal gösergeler hassasiyele akip edilmişir. Özellikle enflasyon baskısının kırılmasında mali alanda alınan bu edbirlerin payı oldukça büyükür. Ancak 1980 kararları ile birlike uygulamaya başlanan ve enflasyonis direnci kırmada büyük rol oynayan daralıcı maliye poliikalarının, 1983 yılından sonra giderek erk edildiği görülmekedir. IMF ile yapılan sand-by anlaşmasının 1986 yılında sona ermesi ikidara daha gevşek poliikalar uygulama olanağı sağlamışır. 1980 li yılların oralarından iibaren sıkı maliye poliikalarından vazgeçilmesi ve özellikle kamu yaırımlarının arırılması, enflasyon üzerinde olumsuz ekilere neden olmuşur. Bu dönemde, serbes piyasa ekonomisinin bir gereği olarak kaynak dağılımında piyasa fiyaı belirleyici olmuşur. Dolayısıyla, ihracaa dayalı büyüme sraejisine bağlı olarak, mal ve hizme ihracaını arırabilmek için, TL nin değerinin düşük uularak ihraca fiyaı deseklenmeye çalışılmışır (Yeldan, 2003:48-49). Bu çabalar neicesinde, 1983-1987 döneminde yıllık oralama büyüme hızı %6,5 düzeyinde gerçekleşmiş ancak bu performansa bağlı olarak enflasyon oranı da arma eğilimine girmişir. Gerek büyüme hızındaki arışa paralel olarak gerekse sıkı maliye poliikalarından vazgeçilmesi neicesinde, 1980 yılında %115,6 düzeyinde olan enflasyon oranı, 1982 yılında %21,9 gibi bir seviyeye düşüş göserse de 1988 yılında yeniden %73,7 seviyesine yükselmişir. 434 Maliye Dergisi Sayı 158 Ocak-Haziran 2010

1989-1994 dönemi, Türkiye ekonomisinde finansal liberalizasyonun ivme kazandığı dönemdir. 1988 sonlarında bozulan makroekonomik dinamikler, 1989 yılında sermaye harekelerinin serbesleşirilmesi ile yeniden canlandırılmaya çalışılmışır (Yeldan, 2003:60). Ancak gerekli alyapı sağlanmadan gerçekleşirilen bu serbesleşirme harekeleri, ekonomiyi spekülaif para harekelerine açık hale geirmişir. Bu dönemde spekülaif sermaye girişi ile yerli para aşırı değerlenmiş, faiz oranları yükselmiş ve aran ihalaa bağlı olarak iç alep yükselmişir (Yenürk, 2005:62-65). Uyarılan kısa vadeli spekülaif yabancı sermaye akımları, bir yandan ekonominin dış açıklarını finanse ederken, diğer yandan da ükeim ve ihala hacmini genişlemişir. Bir diğer ifade ile, Türk lirasının aşırı değerlenmesi sonucu oluşan cari işlemler açıkları, yüksek faiz nedeniyle gelen kısa vadeli sermaye girişleri ile finanse edilmişir (Kazgan, 2006:149). 1990 yılında Körfez krizinin oraya çıkması ve 1991 yılındaki erken seçimler para poliikasında gevşemeye yol açmışır. Yine bu dönemde desekleme alımlarında ürün yelpazesinin genişleilmesi ve kamu kesimi işçi ücrelerinde yapılan arışlar ekonomik dengelerin köüleşmesine büyük kakı sağlamışır. Türkiye 1993 yılına kadar döviz kuru ile faiz arasında dengeye dayalı poliikaları başarıyla uygulamış ve bunun sonucunda uluslararası para piyasalarından sağlanan kaynaklarla büçe açıklarını finanse edebilmişir. Ancak 1989 yılından iibaren uygulanan, yüksek faiz ve aşırı değerli kur oramında, kısa vadeli sermaye girişine dayanan finansman poliikası 1993 yılında sınıra dayanmış, döviz kurunda ve mali piyasalarda oraya çıkan belirsizlik ekonomiyi yeni bir krizin eşiğine geirmişir. Türkiye ekonomisi, 1994 yılına gelindiğinde arihindeki en büyük cari açık ve kamu açığı ile karşı karşıya kalmışır (Ülgen, 2005:84). Bu dönemde oraya çıkan yüksek cari açık ikisadi birimlerde devalüasyon beklenisini arırmış bu durum ekonomide döviz alebini daha da yükselmişir. Dönemin en önemli özelliği, bir yandan döviz kurunun armasını önlemek diğer yandan ise kamu açığını gidermek amacıyla yoğun bir biçimde iç borçlanmaya gidilmesi olmuşur. Devle, döviz alebini kısmak ve kısa vadeli devle borçlarını ödeyebilmek için Mayıs 1994 e %400 lere varan faizle borç kağılarını piyasaya sürmüşür (Kepenek ve Yenürk, 2001:484-485). 1994 yılında makroekonomik dengelerde oraya çıkan bozulma 5 Nisan kararları ile aşılmaya çalışılmışır. Söz konusu kararlar çerçevesinde alınan edbirlerle, enflasyonu düşürerek ekonominin hızla isikrara kavuşurulması ve isikrarı sürekli kılacak yapısal reformların gerçekleşirilmesi hedeflenmişir. Geirilen önlemler neicesinde 1994 ve 1995 yıllarında bazı olumlu gelişmeler sağlanmışır. Bu dönemde, devalüasyon nedeniyle ihracaın ihalaı karşılama oranında düzelme yaşanmış, cari harcamaların düşürülmesi nedeniyle kamu açıklarında azalma gerçekleşmiş ve yine kısa vadeli sermaye girişi de düşüş eğilimine girmişir (Yenürk, 2005:67). Ancak 1994 yılında yürürlüğe konulan isikrar programının kalıcı bir başarısı olamamış ve ulusal ekonomi, 1998 Asya ve Rusya krizlerinden de olumsuz ekilenerek yeni bir daralma sürecine girmişir (Yeldan, 2003:159). 1998 yılı sonrasında yur içi alepeki daralma, Rusya kaynaklı ihraca alebinin azalması, aran güvensizlik oramı nedeniyle sıcak paranın girişinin düşmesi ve siyasal belirsizlikler ülkeyi yeni bir kriz oramına sokmuşur. 1994 yılı sonrasında yapay edbirlerle basırılan makroekonomik dengesizlikler yeniden belirmiş ve 1999 yılı sonunda, yaşanan dışsal şokların ve 1990 lar boyunca sürdürülen poliikaların Maliye Dergisi Sayı 158 Ocak-Haziran 2010 435

Türkiye de Büçe Açığı, Para Arzı ve Enflasyon İlişkisi ekisiyle ülke ekonomisinde opyekun reform ihiyacı kaçınılmaz olmuşur (Yenürk, 2005:68, Yeldan, 2003:160). Aralık 1999 arihinde, IMF ile sand-by anlaşması düzenlenerek yeni bir çıkış yolu oluşurulmaya çalışılmışır. Üç yıllık zaman süresini kapsayan Enflasyonu Düşürme Programı ile ekonomide enflasyonla mücadele hedefi ön plana çıkarılmışır. Bu çerçevede enflasyonu düşürme odaklı maliye poliikasının yanı sıra, para ve kur poliikasına ilişkin edbirler de öngörülmüş, yapısal reformların önemi vurgulanmışır. Döviz kuru çıpasına dayalı enflasyonu düşürme programında, enflasyon oranının 2000 yılı sonunda %25, 2001 yılı sonunda %12 ve 2002 yılı sonunda %7 ye indirilmesi hedeflenmiş, bunun yanı sıra reel faiz oranlarının makul düzeylere çekilmesi, ekonomik büyüme poansiyelinin arırılması, ülke kaynaklarının daha ekin ve daha adil dağılımının sağlanması emel amaçlar olarak ifade edilmişir. Program 2000 yılı Kasım ayına kadar başarı ile uygulanmışır. Bu dönemde iç alep armış, üreim canlanmış, kamu maliyesi alanında hükümein program hedeflerine ciddiyele uyması ve mali disiplini sağlaması sonucunda kamu sekörünün faiz dışı fazla hedefi aşılmışır (Yay, Yay ve Yılmaz, 2001:44-45). Tüm bu olumlu gelişmelerin yanı sıra Program nihai hedeflerine ulaşamamışır. 2000 yılında TÜFE %67 den %38 e düşmekle beraber, yine de hedefin üzerinde gerçekleşmişir. Neicede, hedef enflasyona göre ayarlanan döviz kuru oranı TL yi aşırı değerli hale geirmiş, bunun sonucunda ihraca olumsuz ekilenmişir. Cari işlemler açığındaki hızlı yükseliş devalüasyon beklenilerini de beraberinde geirmişir. Makro ekonomik alandaki bu dengesizliklere ilaveen, bankacılık seköründe yaşanan olumsuz gelişmeler, finansal kesime, kamuya ve programa duyulan güveni zayıflamış ve neicede üm bu gelişmeler ülke ekonomisini Kasım 2000 ve Şuba 2001 de yaşanacak olan iki yeni krizin eşiğine sürüklemişir. 2000 lerin başında yaşanan iki büyük krizin ardından, 2002 yılında Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı olarak adlandırılan yeni bir program ile para, kur ve maliye poliikaları yeni bir çerçeveye ourulmuşur. Bankacılık sekörüne yönelik olarak gerçekleşirilecek ciddi bir yeniden yapılandırma, konrollü kur yerine serbes kur rejimi, başlangıça örük ancak 2006 yılından iibaren açık enflasyon hedeflemesi uygulaması, disiplinli maliye poliikası ve zamana yayılı olarak gerçekleşirilecek yapısal reformlar programın emel aşlarını oluşurmuşur. 2008 yılında dünya ekonomisinde baş göseren daralmaya kadarki süreçe ekonomik gelişmelere bakıldığında, programın büyük ölçüde başarılı olduğu görülmekedir. 2004 yılında enflasyon oranı yıllar sonra ilk defa %10 un alına gerileyerek ek haneli seviyeye inmişir. Enflasyondaki düşüş, programın ilk üç yılındaki kadar yüksek olmasa da, 2004 yılı sonrasında da devam emişir. Para poliikasının ihiyalı duruşu, kamu gelirleri ve harcamalar bakımından sağlanan büçe disiplininin sürmesi ve gerçekleşen enflasyonun hedefle uyumlu olması sonucunda, enflasyon bekleyişleri olumlu seyrini devam eirmişir (TCMB, 2006). Görüldüğü gibi 1980 yılında başlaılan serbesleşme ve dışa açılma harekeinin ardından ulusal ekonomi gerek kendi dinamiklerinden kaynaklanan gerekse yur dışı odaklı nedenlerle kriz dalgaları yaşamış ve uygulanan çeşili isikrar programları ile çıkış yolları aranmışır. Makro ekonomik ve yapısal nielikli sorunlar, spekülaif sermaye girişleri ve liberalleşmenin yaraığı sorunlar, bankacılık ve finans kesimine ilişkin sorunlar, sabi kura dayalı isikrar programlarının geirdiği ve dışsal ekenlerle de aran riskler, çok defa hedeflenen ancak kararlılıkla uygulanamayan yapısal 436 Maliye Dergisi Sayı 158 Ocak-Haziran 2010

reformlar ve poliik isikrarsızlıklar söz konusu krizlerin emelini eşkil emişir (Yay, Yay ve Yılmaz, 2001:51-55). Ancak, 1980 sonrası dönemde özellikle, aran büçe açıkları ve yüksek düzeyde seyreden kronik enflasyon, makro ekonomik dengesizliğin iki emel unsuru olarak karşımıza çıkmakadır. 2. 1980 Sonrası Dönemde Dünyada ve Türkiye de Para ve Maliye Poliikası Uygulamaları 1980 lerin başlarında dünyada ve Türkiye de yaygın olan kanı, kamu açıklarının, parasal genişleme yolu ile finanse edilmesi durumunda enflasyonun hızla yükseleceği, borçlanma ile finansmanın ise enflasyon üzerinde olumsuz bir eki yaramayacağı şeklinde idi. Söz konusu anlayış Friedman ın enflasyon her zaman ve her yerde parasal bir olgudur önermesinin bir uzanısı idi. 1970 lerin ikinci yarısından iibaren Baı dünyasında enflasyonla mücadelede para programları yoğun bir biçimde uygulanırken, 1980 lerin başlarında, parasal genişleme ile enflasyon arasındaki ilişkinin vurgulandığı kadar güçlü olmadığı görüşü yaygınlık kazanmaya başlamışır. Kanada Merkez Bankası, para arışı-enflasyon ilişkisinin zayıflığını ileri sürerek, para hedeflemesini 1982 yılında bırakan ilk banka olarak karşımıza çıkmaka, bunu 1986 yılında İngilere Merkez Bankası, daha sonra da Yeni Zelanda izlemekedir (Uygur, 2001:9). 1980 li yıllarda para ve maliye poliikaları açısından Türkiye nin durumuna bakıldığında, enflasyonun parasal bir olgu olduğu önermesinin dönem boyunca geçerliliğini koruduğu görülmekedir. Para poliikaları açısından konuya bakığımızda, 1986 yılında geirilen düzenlemeler, para poliikaları açısından bir dönüm nokası olarak kabul edilmekedir. 1986 yılında geirilen yeni sisemle, oplam para ve kredi arzının, oplam rezervlerin konrolü yoluyla yönlendirilebileceği bir para poliikası uygulamasına geçilmişir. Söz konusu yeni para poliikası rejiminin uygulanabilmesi, kamu açıkları finansmanının doğrudan Merkez Bankası kaynaklarından karşılanmasının engellenmesini gerekirmiş, bu doğruluda finansman ihiyacının sağlanabilmesi için kurumsal alanda bir dizi düzenlemeye gidilmişir. Bu çerçevede, ihaleli bono ve ahvil saışına başlanmış, munzam karşılık ve disponibilie uygulamalarında değişiklik yapılmış, Merkez Bankası bünyesinde bankalararası para piyasaları kurulmuş ve açık piyasa işlemleri uygulaması başlaılmışır (Kesriyeli, 1997:31-32). 1986 yılında para poliikasında yapılan düzenlemelerin yanı sıra, maliye poliikası açısından da yeni bir döneme girildiği görülmekedir. Bu dönemde, ekonomideki açık finansmanının Merkez Bankası kaynaklarından karşılanmasına ilişkin olarak geirilen kısılama neicesinde, giderek yükselen mali açıklar, özellikle iç borçlanma yolu ile karşılanmaya çalışılmışır. Mali açıkların finansman yönemi olarak özellikle 1990 sonrası dönemde yoğun bir biçimde başvurulan iç borçlanma, başlangıça moneizasyon dışında mucizevi ve enflasyon yaramayacak bir ale gibi görünse de, ekonomik ve poliik belirsizliklerden dolayı giderek kısa vadeli ve daha yüksek faizli borçlanmaya yol açmış ve bu da büçe açıklarını besleyerek enflasyonis sürece büyük kakı sağlamışır (Yay, Yay ve Yılmaz, 2001:51). 1990 lı yıllarda, fiya isikrarının sağlanmasında para ve maliye poliikalarının ekinliği arışmalarına FTPL yaklaşımının damgasını vurduğu görülmekedir. Bu yaklaşım çerçevesinde; i- bazı varsayımlar alında, uzun dönem fiya düzeyini ve Maliye Dergisi Sayı 158 Ocak-Haziran 2010 437

Türkiye de Büçe Açığı, Para Arzı ve Enflasyon İlişkisi enflasyonu belirleyen ana unsurun para mikarı değil mali açıklar ve bu açıkların geirdiği kamu borç soku olduğu, ii- bu durumda enflasyonu konrol emek için para poliikasının ve Merkez Bankası bağımsızlığının yeerli olmadığı, haa bazı koşullarda bu durumun sorunları dahi arırabileceği, iii- enflasyonun konrol edilmesinde özellikle faiz poliikasının önemli olduğu, ancak mali dengenin bu bakımdan bir ön koşul nieliğinde olduğu ifade edilmişir. 1990 lardaki bu arışmalar çerçevesinde, birçok Baı ülkesinde uygulamada olan döviz kuru hedeflemesi erk edilerek enflasyon hedeflemesine geçilmişir (Uygur, 2001:11-12). Baı ülkelerinde mali açıklara ve borçlanmaya yönelik sınırlamalar 1990 lı yıllarda ararken, bu dönem, Türkiye de kamu açıklarının ve borçlanmanın sürale yükseldiği yıllar olmuşur. Mali açıkların finansmanında iç ve dış borçlanmanın sınıra varması neicesinde 1994 krizi kendini gösermiş ancak bu şarlarda bile parasal genişlemenin krizin oluşumunda eken olduğu görüşlerine yer verilmişir. 1994 yılı sonrasında Hazinenin Merkez Bankası kaynaklarına başvurması ciddi bir biçimde sınırlandırılarak Merkez Bankasının bağımsızlığı ön plana çıkarılmışır. Merkez Bankası Kanunu nda yapılan düzenleme ile Hazineye kullandırılan %15 düzeyindeki kısa vadeli avans kullanım oranı 1996 da %10, 1997 de %6 ve 1998 de %3 düzeyine çekilmişir. Hazinenin Merkez Bankasından kısa vadeli avans yoluyla borçlanma sınırının aşağıya çekilmesi, açıkların finansmanında iç borçlanma mikarını arırıcı bir eki yaramışır. 2001 yılı, makro ekonomik isikrarsızlıklarla mücadelede para ve maliye poliikaları uygulamaları bakımından adea bir dönüm nokası nieliğindedir. Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı çerçevesinde geirilip bu dönemde uygulamaya konulan ve kararlılıkla uygulanan hedeflerden biri faiz dışı büçe fazlası hedefidir. Kısmi bir mali kural nieliğinde değerlendirilebilecek olan söz konusu hedef, kamu mali disiplininin sağlanmasının en önemli ayaklarından birini eşkil emişir. Aynı dönemde geirilen bir diğer düzenleme de Merkez Bankası Kanunu na ilişkin olarak gerçekleşirilmişir. Merkez Bankasına poliika araçlarını seçme ve uygulama konusunda bağımsızlık anınarak para poliikaları açısından yeni bir açılım sağlanmışır. Söz konusu dönemde para ve maliye poliikalarında eş-anlı olarak gerçekleşirilen bu düzenlemeler, bu iki poliika arasındaki koordinasyona ilişkin 2001 yılına kadar görülmemiş bir iradeyi oraya koymakadır. 2001 yılı sonrasında yaşanan bu gelişmelerin ardından, Türkiye ekonomisinde, fiya isikrarının sağlanması bakımından para ve maliye poliikalarının ekinliği konusunda yeni bir kilomere aşı daha kaedilmişir. 2010 yılı Haziran ayında kabul edilen Mali Kural Kanun Tasarısı ile kurala bağlı maliye poliikası uygulaması gündeme gelmişir. Kurala bağlı maliye poliikası, kamu kesiminin gelir, gider, borçlanma ve finansal yükümlülük alına girme ve benzeri konularında ora ve uzun dönemde izleyeceği poliikaların esneklik limilerinin belirli kurallara bağlanması olarak anımlanmakadır. Mali kural uygulaması ile ekonomide güven ve isikrarın güçlendirilmesi, mali disiplin anlayışının kalıcı hale geirilmesi, ekonomi poliikalarına uzun vadeli perspekif geirilerek, mevdua ve kredi vadelerinin uzamasının sağlanması, kamunun uzun vadede finansman ihiyacını neleşirerek özel sekörün daha uzun vadede ve daha düşük maliyele kaynaklara ulaşmasının sağlanması" amaçlanmakadır. 438 Maliye Dergisi Sayı 158 Ocak-Haziran 2010

İki bileşenden oluşan mali kuralın birinci bileşeni büyüme hızı, ikinci bileşeni ise büçe açıklarına ilişkin oranlar olarak şekillendirilmişir. Öngörülen mali kural çerçevesinde, Gayrisafi Milli Hasılanın %1 i oranında büçe açığına izin verilirken, eşik büyüme oranı %5 olarak belirlenmişir. Kamu maliyesi poliikalarına uzun vadeli öngörülebilirlik geiren ve uzun vadeli kamu mali disiplinin sağlanması bakımından son derece önemli olan mali kural uygulamasının, para poliikaları ile birlike, Türkiye nin makro ekonomik dengeler bakımından kalıcı isikrara kavuşmasında büyük rol oynaması beklenmekedir. 3. Büçe Açıkları ve Fiya Arışları İlişkisinin Eşbüünleşme Analizi ile Sınanması Çalışmamızın bu kısmında Türkiye de büçe açıkları ile fiya arışları arasında herhangi bir ilişki olup olmadığı ekonomerik yönemler kullanılarak araşırılacakır. Büçe açıkları ile fiya arışları arasındaki ilişkinin ele alındığı ampirik lieraür, gelişmiş ve gelişmeke olan birçok ülkeye ilişkin çok sayıda çalışmayı içermekedir. Bu çalışmalarda çeşili ekonomerik yönemler, değişkenler ve gözlem dönemlerine ilişkin veri seleri kullanılarak, belirilen iki olgu arasında farklı sonuçlar elde edilmişir. Türkiye ye ilişkin olarak da bu konuda yapılmış çalışmalar bulunmakadır. Aşağıda büyük ölçüde Türkiye örneğini ele alan çalışmalar kısaca özelenmekedir. Çeinaş (2005) yapığı çalışmada 1985-2003 dönemini ele almış ve iki ve çok değişkenli modeller kullanarak Türkiye de enflasyon ve büçe açıkları arasındaki ilişkiyi incelemişir. Çeinaş (2005) ın kullandığı her iki modelin bulgusu da, büçe açıkları ile enflasyon arasında çif yönlü bir nedensellik ilişkisinin olduğuna işare emekedir. Türkiye de enflasyonu azalabilmek için mulaka büçe açıklarının azalılması gerekmekedir. Neyapı (2003) panel veri yönemi kullanarak 54 ade gelişmiş ve az gelişmiş ülkeyi incelediği çalışmasında 1970-1989 dönemini ele almışır. Söz konusu çalışmanın emel hipoezi büçe açıklarının, özellikle, merkez bankasının bağımsız olmadığı ve finansal piyasaların yeerince gelişmemiş olduğu ekonomilerde enflasyonis ekiler yaraacağı yönündedir. Koru ve Özmen (2003) en geniş (M2Y) ve en dar (dolaşımdaki para) para anımlarının yer aldığı iki model ele almışlardır. Uyguladıkları ampirik meolar sonucunda elde eikleri bulgu, Türkiye de enflasyonun emelinde büçe açıklarının yaığı yönündedir. Bu açıkların finanse edilme şeklinin değişerek moneizasyonun kaldırılmış olması, büçe açıkları ile enflasyon ilişkisinin varlığını oradan kaldırmamakadır. Telaar (2002) 1985-1997 dönemini ele alarak Türkiye de birincil fazla ve oplam kamu yükümlülükleri verilerinden yola çıkarak, büçe açıklarının finansmanında para ve maliye ooriesi davranışları açısından, hangi rejimin geçerli olduğunu oraya koymaya çalışmakadır. Çalışmanın sonunda Telaar (2002), incelenen dönemde maliye poliikası baskın rejimin geçerli olduğunu, dolayısıyla fiya seviyesinin, maliye ooriesinin davranışları doğrulusunda belirlendiği görüşünü oraya koymakadır. Akçay vd. (2001) Türkiye de kamu açıklarını ve bu bağlamda borçların sürdürülebilirliğini arışıkları çalışmalarında 1970-2000 dönemini ele almışlardır. Çalışmalarının sonunda Akçay vd. (2001) konsolide büçe açığının enflasyon Maliye Dergisi Sayı 158 Ocak-Haziran 2010 439

Türkiye de Büçe Açığı, Para Arzı ve Enflasyon İlişkisi üzerinde kalıcı bir ekisi olmamakla birlike, kamu kesimi borçlanma gereğinin enflasyon ile eşbüünleşik olduğu ve enflasyon üzerinde kalıcı ekiler yaraığı sonuçlarına ulaşmakadır. 3.1. Yönem Çalışmamızın bu kısmında Türkiye de fiya arışının/enflasyonun büçe açıkları ve para arzı ile arasındaki ilişki ekonomerik yönemler kullanılarak analiz edilecekir. Değişkenlerimizin amamının durağan nielike olmaması nedeniyle ampirik sınama, Johansen eşbüünleşme yönemi kullanılarak gerçekleşirilecekir. 3.1.1. Birim Kök Tesi Türkiye de enflasyon, büçe açığı ve para arzı arasında uzun dönemli bir ilişki olup olmadığını oraya koyabilmek için çalışmamızda eşbüünleşme yönemi kullanılacakır. Ancak bu yönemin kullanılabilmesi için ilk olarak, kullanılacak olan serilerin durağan olup olmadıkları konrol edilmelidir. Çalışmamızda serilerin durağanlığının sınanması, Genişleilmiş Dickey ve Fuller (ADF) esi kullanılarak yapılacakır. Bir serinin durağan olması, ele alınan dönem içerisinde, serinin sabi oralama ve varyansa sahip olması anlamına gelmekedir. Y p 1 α Y j + ε j= 1 = µ + βy (1) Y, durağan olup olmadığı sınanan değişkeni, ε, haa erimini emsil emekedir. Yukarıdaki denklemde Y değişkeninin oralama erafında durağan olduğu alernaif hipoezine ( H 1 : β < 0) karşın, birim kökünün olduğu emel hipoezi ( H 0 : β = 0) es edilmekedir. Hesaplanan değer kriik değerden büyük ise, β nın sıfıra eşi olduğu birim kök emel hipoezi reddedilemez ve Y değişkeninin durağan olmadığı ifade edilir. Temel hipoezin kabul edilmediği durumda değişkenin durağan olduğu söylenir (Enders, 2004:225). 3.1.2. Eşbüünleşme Tesi Durağan olmayan zaman serilerinde sokasik rendi kaldırmanın klasik yönemi, değişkenlerin farkını almakır. Ancak çoğu ekonomerik değişkenin seviyeleri değil, faka doğrusal kombinasyonları durağan, bir diğer deyişle eşbüünleşikir. Bu çalışmada Johansen (1991) ve Johansen ve Juselius (1990) arafından oraya konulan maksimum olabilirliğe sahip çok değişkenli eşbüünleşme yönemi kullanılmışır. Bu yönemin dayandığı vekör ooregresif (VAR) modellerde bir değişken kendisinin ve modelde yer alan diğer değişkenlerin gecikmeli değerleri ile ifade edilmekedir. VAR, büün değişkenlerin bağımlı kabul edildiği, eşanlı bir denklem sisemidir (Gujarai, 1999: 752): p boyulu bir vekör ooregresif model, p X = µ + Φ X ε (2) j= 1 j j + şeklindedir. Yukarıdaki eşilike X, mx1 boyuunda I(1) değişkenler vekörü, µ, mx1 boyuunda sabi erimler vekörü, Φ j (j=1,,p), mxm boyuunda bir paramereler marisi ve ε, bağımsız ve eşi olasılıkla dağıldığı varsayılan, sıfır oralamalı ve eşanlı bağlanılı (comemporaneously correlaed), mx1 boyuunda bir beyaz gürülü vekörüdür. 440 Maliye Dergisi Sayı 158 Ocak-Haziran 2010

(2) no lu model, vekör haa düzelme modeli şeklinde aşağıdaki gibi yazılabilir: X p 1 1 + Π j X j + j= 1 = µ + ΠX ε (3) (3) no lu eşilike Π j marisleri sisemin kısa vadeli ekilerini yakalar. Π kasayı marisi ise modelin uzun dönemli denge ilişkisi hakkında bilgi içerir. Π marisinin rankına ilişkin oraya çıkabilecek üç sonuçan söz edilebilir (Enders, 2004: 360): 1. rankπ = 0. Bu durumda Π marisinin deerminanı sıfıra eşiir ve değişkenler arasında eşbüünleşme yokur. Bir diğer ifadeyle değişkenlerin hiçbiri diğer değişkenlerin doğrusal kombinasyonu olarak ifade edilemez. Bunun anlamı, bu seriler arasında uzun dönemli bir ilişki bulunmamasıdır. 2. 0 < rankπ < m. Bu durumda eşbüünleşik vekörün(lerin), yani değişkenler arasında uzun dönemli bir ilişkinin varlığından söz edilir. Rank bire eşi ise bir ane eşbüünleşme ilişkisi, eğer birden büyükse çoklu eşbüünleşme ilişkisi vardır. 3. rankπ = m. Tam rank durumunun söz konusu olduğu bu durumda rank, değişken sayısına (m) eşiir ve ooregresif vekör durağandır. Böyle bir durumda sahe regresyon sorunu bulunmaz ve değişkenlerin kendileri kullanılarak model çözülebilir. Johansen (1991) çalışmasında rankπ = r < m iken Π nin rankının, değişkenler, X, arasında kaç eşbüünleşme ilişkisi, r, beliriğini gösermişir. Bu durumda eşbüünleşmenin varlığını belirlemek için Maliye Dergisi Sayı 158 Ocak-Haziran 2010 441 Π = α β denklemi ele alınmakadır. α ve β, mxr boyuunda marislerdir. β marisinin saırları (r), X siseminin r ade durağan eşbüünleşik vekörü olduğu şeklinde yorumlanabilir. Johansen ve Juselius (1990) a göre α, isikrarlı uzun dönemli denge durumuna uyarlanma hızı olarak yorumlanabilir. Eşbüünleşen vekörün rankını belirleyebilmek için Johansen (1991), arık veköründen elde edilen iki olabilirlik oranı es isaisiği önermişir. Bu es isaisikleri race isaisiği ve en büyük özdeğer isaisiğidir. Trace isaisiği, en fazla r ade eşbüünleşen vekör vardır şeklindeki Ho hipoezine karşı, en fazla m ade eşbüünleşen vekör vardır şeklindeki alernaif hipoezi es emekedir. Trace isaisiği aşağıdaki şekilde anımlanmakadır (Enders, 2004:352): Q TRACE = T m i= r + 1 λ i, 1 ln( 1 λ ) (4) i Burada X doğrusal kombinasyonunun, kısa dönem dinamiklerini düzeliken sonra X siseminin durağan kısmıyla olan ilişkisinin gücünü ölçer. En büyük özdeğer es isaisiği, en fazla r ade eşbüünleşen vekör vardır şeklindeki Ho hipoezini, en fazla r+1 eşbüünleşen vekör vardır şeklindeki alernaif hipoeze karşı sınamak için kullanılmakadır. En büyük özdeğer es isaisiği şu şekilde anımlanır (Enders, 2004: 353): QÖZDEĞER = T ln( 1 λ r+ 1) (5) Her iki es de r=0 şeklindeki sıfır hipoeziyle başlar. Eğer bu hipoez reddedilemezse, değişkenler arasında eşbüünleşme olmadığı sonucuna ulaşılır. Temel hipoez reddedilirse eşbüünleşen kaç vekör olduğunu belirlemek üzere

Türkiye de Büçe Açığı, Para Arzı ve Enflasyon İlişkisi alernaif hipoezler sıralanmaya devam eder. Hesaplanan es isaisikleri kriik değerden büyük ise hipoezler reddedilerek daha fazla sayıda eşbüünleşme vekörü olup olmadığı araşırılır (Enders, 2004:353,354). 3.2. Veri Çalışmamızda yukarıdaki meodoloji çerçevesinde, 1987-2009 dönemine ilişkin üçer aylık veriler kullanılarak, Türkiye de enflasyon, büçe açığı ve para arzı arasındaki ilişki incelenmeye çalışılmışır. Belirilen değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek üzere iki model kurulmuşur. Birinci modelde kullanılan değişkenler; TEFE (opan eşya fiya endeksinin logariması), M1 (M1para arzının logariması) ve BAC (büçe açığının gayri safi yur içi hasılaya oranı) şeklindedir. İkinci modelde kullanılan değişkenler ise TEFE (opan eşya fiya endeksinin logariması), M2Y (M2Y para arzının logariması) ve BAC (büçe açığının gayri safi yur içi hasılaya oranı) şeklindedir. Verilerin amamı Türkiye Cumhuriye Merkez Bankasının elekronik veri dağıım siseminden (EVDS) elde edilmişir. 3.3.Uygulama 3.2.1. Birim Kök Tes Sonuçları Türkiye de enflasyon, büçe açığı ve para arzı arasındaki ilişkiyi incelemede ilk olarak her iki modelde kullanılan değişkenlere ilişkin verilerin durağan olup olmadıklarının belirlenmesi gerekmekedir. Bu amaçla ilgili verilere Genişleilmiş Dickey-Fuller Tesi uygulanmışır. Tablo 1 den izlenebileceği üzere, çalışmamızda ele alınan değişkenlerin seviyelerinde durağan olmadıkları görülmekedir. Bir başka deyişle üm değişkenler birim köke sahipirler. Öe yandan Tablo 2 den görüldüğü gibi birinci dereceden farkları alındığında, değişkenlerin durağan hale geldiği gözlenmekedir. Bu durumda değişkenlerin I(1), bir diğer ifadeyle birinci dereceden durağan oldukları anlaşılmakadır. Tablo 1: Birim Kök Tes Sonuçları (Seviye) Genişleilmiş Dickey Fuller Tesi (ADF) Değişkenler Seviye Seviye Seviye Sabi Terim Sabi Terim ve Trend Sabisiz ve Trendsiz TEFE M1 M2Y BAC -2.571 (2) -2.440 (8) -2.385 (10) -1.521 (4) -0.927 (2) 2.095 (2) -1.941 (10) -1.418 (4) -0.188 (7) -0.318 (8) -0.935 (10) -0.821 (4) Kriik değerler 1% -3.506-4.065-2.593 5% -2.894-3.461-1.945 Tabloda yer alan paranez içindeki değerler, Akaike Bilgi Krierine göre hesaplanan gecikme değerleridir. 442 Maliye Dergisi Sayı 158 Ocak-Haziran 2010

Tablo 2: Birim Kök Tes Sonuçları (Birinci Fark) Genişleilmiş Dickey Fuller Tesi (ADF) Değişkenler Birinci Fark Birinci Fark Birinci Fark Sabi Terim Sabi Terim ve Trend Sabisiz ve Trendsiz TEFE -2.993 (1) -4.250 (1) -0.991 (6) M1-3.001 (5) -3.788 (5) -2.00 (7) M2Y -2.911 (6) -4.478 (0) -2.931 (6) BAC -8.650 (3) -8.681 (3) -8.700 (3) Kriik değerler 1% -3.505-4.064-2.596 %5-2.898-3.469-1.945 Tabloda yer alan paranez içindeki değerler, Akaike Bilgi Krierine göre hesaplanan gecikme değerleridir. Bir sonraki aşama, I(1) olduğu belirlenen değişkenler arasında olası bir eşbüünleşim ilişkisinin sınanmasıdır. 3.2.2. Johansen Eşbüünleşme Tes Sonuçları Değişkenlerin birinci dereceden durağan oldukları oraya kondukan sonra yapılması gereken, incelenen modellerde değişkenler arasında herhangi bir eşbüünleşim ilişkisinin var olup olmadığını es emekir. Söz konusu sınama önce birinci model için, ardından ise ikinci model için yapılacakır. Her iki modelde bağımlı değişken, TEFE (opan eşya fiyalarının logariması) değişkenidir. Yine her iki modelde mevsimsel ekiyi gösermek için DUM1, DUM2 ve DUM3 merkezi mevsimsel kukla değişkenleri kullanılmışır. M1, BAC ve TEFE değişkenleri arasında eşbüünleşim ilişkisinin var olup olmadığı es edilirken kullanılması gereken gecikme uzunluğu, son ahmin haa krierine ve Akaike, Schwarz ve Hannan-Quinn bilgi krierlerine göre yedi dir. Bu gecikme uzunluğuna göre yapılan race esine ve en büyük özdeğer esine ai sonuçlar Tablo 3 en izlenebilmekedir. Tablo 3 en görüldüğü üzere race ve en büyük özdeğer es isaisiklerine dayanarak yapılan eşbüünleşim analizi sonuçlarına göre, M1, BAC ve TEFE değişkenleri arasında bir eşbüünleşim ilişkisi olmadığını ileri süren Ho hipoezi reddedilmelidir. Bir diğer deyişle M1, BAC ve TEFE değişkenleri arasında uzun dönemli bir ilişki mevcuur. Maliye Dergisi Sayı 158 Ocak-Haziran 2010 443

Türkiye de Büçe Açığı, Para Arzı ve Enflasyon İlişkisi Tablo 3: M1- BAC- TEFE Değişkenlerine İlişkin Johansen Eşbüünleşme Tes Sonuçları (1987.1-2009.4) M1- BAC-TEFE Trace Tesi En Büyük Özdeğer Tesi Temel Hipoez Alernaif Hipoez İsaisik %5 Kriik Değeri r = 0 r 1 38.845 29.797 r1 r=2 11.778 15.494 r = 0 r = 1 27.067 21.131 r1 r=2 6.666 14.264 %10 kriik değeri Trace Tesi için 27.066, En Büyük Özdeğer Tesi için ise 18.892 dir. M2Y, BAC ve TEFE değişkenleri arasında eşbüünleşim ilişkisinin var olup olmadığı es edilirken kullanılması gereken gecikme uzunluğunun Akaike ve Hannan-Quinn bilgi krierleri sekiz olması gerekiğine işare emekedir. Bu gecikme uzunluğuna göre yapılan race esine ve en büyük özdeğer esine ai sonuçlar Tablo 4 en izlenebilmekedir. Tablo 4 en görüldüğü üzere race ve en büyük özdeğer es isaisiklerine dayanarak yapılan eşbüünleşim analizi sonuçları M2Y, BAC ve TEFE değişkenleri arasında, sınanan ilk modelde olduğu gibi bir eşbüünleşim ilişkisi olmadığını ileri süren Ho hipoezinin reddedilmesi gerekiğini belirmekedir. Diğer bir ifadeyle durağan olmayan M2Y, BAC ve TEFE değişkenleri, uzun dönemde birlike hareke emekedir. Tablo 4: M2Y-BAC-TEFE Değişkenlerine İlişkin Johansen Eşbüünleşme Tes Sonuçları (1987.1-2009.4) M2Y BAC - Temel Hipoez Alernaif Hipoez İsaisik %5 Kriik Değeri TEFE Trace Tesi En Büyük Özdeğer Tesi r = 0 r 1 49.515 29.797 r1 r=2 15.399 15.494 r = 0 r = 1 34.116 21.131 r1 r=2 9.340 14.264 %10 kriik değeri Trace Tesi için 27.066, En Büyük Özdeğer Tesi için ise 18.892 dir. Johansen eşbüünleşme esi incelediğimiz her iki model için de anlamlı sonuçlar vermişir. Buna göre ilk modelimizde kullandığımız M1, BAC ve TEFE değişkenleri arasında bulunan uzun dönemli ilişki, ikinci modelimizde yer alan M2Y, BAC ve 444 Maliye Dergisi Sayı 158 Ocak-Haziran 2010

TEFE değişkenleri için de geçerlidir. Bu doğruluda her iki modelin de uzun dönem denge nokasına sahip olduğu söylenebilir. Elde edilen bu sonuçlar uzun dönemde Türkiye ekonomisinin, fiya düzeyinin mali eorisini desekler nielike olabileceğini ifade edebilir. Bu ise uzun dönemde büçe açıklarının enflasyon üzerinde doğrudan ekili olabileceğinin bir ifadesidir. Sonuç Fiyalar genel seviyesindeki değişikliğin kabul edilebilir bir oranda süreklilik kazanması şeklinde ifade edilen fiya isikrarı, günümüz ekonomilerinin çoğunun emel ekonomik hedeflerinden biridir. Söz konusu isikrarı sağlamada, para ve maliye poliikaları, devlelerin ellerinde bulundurdukları iki emel poliika aracıdır. Lieraürde, geçmişen günümüze, bu poliika araçlarının ekinliğine ilişkin çeşili arışmalar ve farklı görüşler süregelmişir. Parasalcı yaklaşım çerçevesinde, para arzındaki arışın fiyalar genel düzeyi üzerinde doğrudan ekili olduğu ve bağımsız bir merkez bankasının fiya isikrarını sağlamada en önemli unsur olduğu ifade edilirken, maliyeci yaklaşım olarak da adlandırılan FTPL yaklaşımı çerçevesinde, maliye poliikalarının fiyalar genel düzeyi üzerindeki belirleyici rolü üzerinde durulmuşur. Bu yaklaşım çerçevesinde makro anlamda fiya düzeyini belirleyen emel unsurun para mikarı olmadığı, kamunun borç soku ile büçe dengesini ilişkilendiren büçe kısıının bu alanda önemli rol oynadığı ifade edilmişir. 1980 yılına kadarki dönemde gerek dünyada gerekse ülkemizde parasalcı yaklaşımın ağır basığı görülmekedir. Parasal genişlemeyi önlemeye yönelik para programları, Baı ülkelerinin çoğunda ve Türkiye de benimsenen hakim sraeji olmuşur. Ancak 1980 lerin başlarında parasal genişleme ile enflasyon arasındaki ilişkinin ifade edildiği kadar güçlü olmadığı görüşü yaygınlık kazanmaya başlamışır. Bu inanış çerçevesinde Kanada, İngilere ve Yeni Zelanda başa olmak üzere Baı ülkeleri para hedeflemesini erkemeye başlamışlardır. Türkiye de ise, enflasyonla mücadelede, 2001 yılına kadar para poliikası ağırlıklı edbirler ön planda uulmuş, isikrar programlarına eklenen mali edbirler gereken ciddiyele uygulama alanı bulamamışır. 2001 dönemi sonrasında ise bu alanda önemli bir dönüşüm yaşanmış ve isikrar programı hedefleri arasında yer alan mali disiplin kararlılıkla uygulanmışır. Para ve maliye poliikalarının ekileşimi sonucunda enflasyon oranı yıllar sonra ilk defa 2004 yılında ek haneli rakamlara indirilebilmişir. 2001 yılından bu yana gerek fiyalar genel seviyesi gerekse diğer makro ekonomik gösergelerdeki düzelme, para ve maliye poliikaları koordinasyonunun önemini, bir diğer ifade ile FTPL yaklaşımının geçerliliğini oraya koymakadır. Niekim çalışmamızda Türkiye de 1987-2009 dönemine ilişkin büçe açığı, parasal genişleme ve enflasyon ilişkisine dair yapığımız ampirik sınama, uzun dönemde Türkiye ekonomisinin, fiya düzeyinin mali eorisini desekler nielike olabileceğini ifade emekedir. Bu ise uzun dönemde büçe açıklarının enflasyon üzerinde doğrudan ekili olabileceğinin bir ifadesidir. Türkiye ekonomisinde son dönemde gündeme gelen mali kural uygulaması, para ve maliye poliikaları koordinasyonu alanında yeni bir aşama olarak değerlendirilmekedir. Kurallara dayalı maliye poliikasının, para poliikası ile birlike, ekonomik isikrarı sağlamada önemli bir rol oynaması ve bu yolla ekonomide uzun vadeli isikrarın güvence alına alınması beklenmekedir. Ancak mali kuralın başarı şarı, belirlenen hedeflere uyulup uyulmadığının bağımsız Maliye Dergisi Sayı 158 Ocak-Haziran 2010 445

Türkiye de Büçe Açığı, Para Arzı ve Enflasyon İlişkisi oorielerce denelenmesine ve bu deneim neicesinde kuraldan aykırılık sapanırsa bunun yapırıma abi olmasına bağlıdır. Kaynakça Akçay, O. C. vd. (2001), Budge Defici, Inflaion and Deb Susainabiliy: Evidence From Turkey (1970-2000), Bogaziçi Universiy Insiue of Social Sciences Working Paper, 90-112. Barro, R. J. (1974), Are Governmen Bonds Ne Wealh? Journal of Poliical Economy, 82 (6),1095 1117. Canzoneri, M., Cumby, R. ve Diba, B. (2001), Is he Price Level Deermined by he Needs of Fiscal Solvency?" American Economic Review, Vol.91 (5, Dec),1221-1238. Çeinas, H. (2005), Türkiye de Büçe Açıkları Enflasyonun Nedeni midir?, İkisa İşleme ve Finans Dergisi, S. 229, 115-127. Enders, W. (2004), Applied Economeric Time Series, Canada: John Wiley and Sons Inc. Engle, R. F. ve Granger, C. W. J. (1987), Coinegraion and Error-Correcion: Represenaion, Esimaion and Tesing, Economerica, 55, 251-76. Friedman, M. (1968), The Role of Moneary Policy, The American Economic Review, 58, 1-17. Gujarai, D. N. (1999), Temel Ekonomeri, çev. Ümi Şenesen, Gülay G. Şenesen. 3. bs. İsanbul: Lieraür Yayıncılık. Johansen, S. (1991), Esimaion and Hypohesis Tesing of Coinegraion Vecors in Gaussian Vecor Auoregressive Models, Economerica, 59, 1551-1580. Johansen, S. ve Juselius, K. (1990), Maximum Likelihood Esimaion and Inference on Coinegraion-Wih Applicaions o he Demand for Money, Oxford Bullein of Economics and Saisics, Vol. 52, 169-210. Kazgan, G. (2005), Türkiye Ekonomisinde Krizler (1929-2001): Ekonomi Poliika Açısından Bir İrdeleme, İsanbul Bilgi Üniversiesi Yayınları, İsanbul. Kazgan, G. (2006), Tanzima an 21. Yüzyıla Türkiye Ekonomisi, İsanbul Bilgi Üniversiesi Yayınları, İsanbul. Kepenek, Y. ve Nurhan, Y. (2001), Türkiye Ekonomisi, Remzi Kiabevi, İsanbul. Kesriyeli, M. (1997), 1980 li Yıllardan Günümüze Para Poliikası Gelişmeleri, T.C. Merkez Bankası Araşırma Genel Müdürlüğü, Yayın No: 97/4, Ankara. Koru, A. T. ve Özmen, E. (2003), Budge Deficis, Money Growh and Inflaion: The Turkish Evidence, Applied Economics, Vol. 35, No. 5, 591-596. Neyapı, B. (2003), Budge Deficis and Inflaion: The Roles of Cenral Bank Independence and Financial Marke Developmen, Conemporary Economic Policy, Vol. 21, No. 4, 458-475. Sargen, T. ve Wallace, N. (1981), Some Unpleasan Monearis Arihmeic, Federal Reserve Bank of Minneapolis Quarerly Review, Fall, 1-17. Sims, C. A. (1994), A Simple Model for he Sudy of he Deerminaion of he Price Level and he Ineracion of Moneary and Fiscal Policy," Economic Theory, 4, 63, 381-399. Sims, C. A. (1998), Economeric Implicaions of he Governmen Budge Consrain," Journal of Economerics, 83, 9-19. Şahin, H. (2006), Türkiye Ekonomisi, Ezgi Kiabevi, Bursa. 446 Maliye Dergisi Sayı 158 Ocak-Haziran 2010

Telaar, E. (2002), Para ve Maliye Poliikası Dominan Rejimlerde Fiya Belirlenemezlik Problemi ve Merkez Bankası Bagımsızlıgı, Ekonomik Yaklaşım Dergisi, C. 10, S. 35, 5 20. TCMB (2006), Finansal İsikrar Raporu, Ankara, Haziran 2006. Uygur, E. (2001), Enflasyon, Para ve Mali Baskı: İkisa Poliikasında Geri Kalmışlık, İkisa, İşleme ve Finans, Yıl: 16, Sayı. 189, Aralık 2001. Ülgen, G. (2005), Türkiye de Piyasa Ekonomisine Geçiş ve Sürdürülebilirliği, Derin Yayınları, İsanbul. Woodford, M. (1994), Moneary Policy and Price-Level Deerminacy in a Cash-in- Advance Economy," Economic Theory 4, 345-380. Woodford, M. (1995), Price-level Deerminacy Wihou Conrol of a Moneary Aggregae, Carnegie-Rocheser Conference Series on Public Policy 43, 1-46. Woodford, M. (1996), Conrol of he Public Deb: A Requiremen for Price Sabiliy? NBER Working Paper No. 5684, July. Woodford, M. (2001), Fiscal Requiremens for Price Sabiliy, Journal of Money, Credi, and Banking, 33(3), Augus. Yeldan, E. (2003), Küreselleşme Sürecinde Türkiye Ekonomisi, İleişim Yayınları, İsanbul. Yenürk, N. (2005), Körlerin Yürüyüşü: Türkiye Ekonomisi ve 1990 Sonrası Krizler, İsanbul Bilgi Üniversiesi Yayınları, İsanbul. Yay, Turan, Yay, G. ve Yılmaz, E. (2001), Küreselleşme Sürecinde Finansal Krizler ve Finansal Düzenlemeler, İsanbul Ticare Odası Yayınları, Yayın No: 2001-47, İsanbul. Maliye Dergisi Sayı 158 Ocak-Haziran 2010 447