Sembol Düzgün yüzeyli ev Balkonlu Çıkıntılı ev Kral ve kraliçe Kellik diş çekimi Yıkanmak Bir yolculuğa çıkmak Kalabalık içinde çıplak kalmak Uçmak Düşmek Yorum Erkek bedeni Kadın bedeni Anne-baba İğdiş edilme Doğum Ölüm Dikkatçekme isteği Takdir edilme isteği Geriye dönme isteği İd Yapısal Kişilik Kuramı Freud: Biz buna kaynayan coşku dolu bir kazan, bir kaos diyoruz. İd elbette düşünüp doğru karar vermenin değerini bilmez; İyi veya kötü, erdem, ahlaklılık yoktur. Ego Yapısal Kişilik Kuramı Arabuluculuk yapar. Denge kurar. Gerçeklik ilkesine uyar. Akılcı ve pratiktir. 1
Ego Yapısal Kişilik Kuramı İd in Hemen şimdi istiyorum! talebini, ego koşullar uygunsa sana istediğini verebilirim. şeklinde yanıtlar. Esas görevinin İd in arzu ve dürtülerini yerine getirmek olduğunu bilir. Freud, ego ve İd in ilişkilerini at ve binici ile karşılaştırmıştır. Yapısal Kişilik Kuramı Süperego Toplumsal kurallara, geleneklere, göreneklere, ahlak kurallarına göre şekillenir. Kusursuzluk ve ahlak ilkesine göre çalışır. İki boyutu: Vicdan İdeal Ego İd Kişiliğin temel sistemi.ruhsal enerji kaynağı. Haz Đlkesi Ego Ego Đdin isteklerini kabul edilebilir yollardan doyurur. Gerçeklik Đlkesi İd Süper Ego Süper Ego- İdin dürtülerini bastırmak, egoyu gerçekçi değil törel amaçlara yönlendirmeye Çalışmak, kusursuzluk çabaları. 2
Gelişim Aşamaları Oral Dönem 0-2 yaş Anal Dönem 2-4 yaş Fallik Dönem 4-6 yaş Gizil Dönem 6-12 yaş Genital dönem 12- Freud nevrozların oluşumunda, çocuklukta yaşanan sarsıcı olayların önemli bir rol oynadığını fark etmiştir. Freud çocukluk dönemine ilişkin cinsel olguların, nevrozların oluşumunda önemli bir rol oynadığını ve normal sayılabilecek insanların gelişim süreçlerinde de benzer yaşantıların yer alabileceğini keşfetmiş, böylece psikoseksüel gelişim kuramını yapılandırmaya başlamıştır. Bu görüşe göre, çocukta psikolojik ve cinsel gelişim, her biri bir önceki dönemin üzerine kurulan ve önceki dönemlerde kazanılan davranışları da özümleyen beş dönemde tamamlanır 7 Ağız bölgesi etken. Libidoya yönelik öğe (Oral erotizm):oral gerginliğin yarattığı duruma (örneğin açlığa) son vermeyi amaçlar. Amaca ulaşılması (oral doyum)bir gevşeme ve suskunluk yaratır. Saldırgan Öğe (Oral Sadizm):Oral dönemin son aylarında, oral erotizmle birlikte varlığını sürdürür. Isırma, çiğneme, tükürme ve ağlama tepkileriyle anlatım bulur. İnsanda var olan yıkıcı eğilimlerin ilk belirtileridir. Bebeğin ilk sevgi nesnesi olan anneye karşı geliştirdiği bağlılığın niteliği, sonraki yaşamında önem taşıyacak kişilere karşı geliştireceği duygu ve tutumların belirlenmesi yönünden çok önemlidir. Gereksinimleri düzenli bir şekilde karşılanan bebekte dış dünyaya karşı güven duygusu oluşmaya başlar. Oral gereksinimlerin yeterince karşılanmamsı veya aşırı derecede doyurulması normaldışı kişilik özelliklerinin geliştirilmesine sebep olur. 8 Çocuk, anüsü büzen kaslara giden sinirlerin olgunlaşmaları sonucu, dışkının tutulması yada boşaltılması işlevleri üzerinde denetim kurmayı öğrenir. Değerli bir nesne olarak algılanan dışkıyı tutmaktan yada bir armağanmışçasına anneye sunmaktan duyulan cinsel hoşlanıma anal erotizm denir. Dışkıyı güçlü bir silahmışçasına saldırgan duygularla püskürtme eğilimine anal sadizim denir. Annenin aşırı cezalandırıcı tutumu neticesinde dışkı boşaltmaya karşı korku geliştiren çocuklarda yaşam boyu izlerini sürdüren aşırı düzenlilik, inatçılık, cimrilik gibi eğilimler belirir. Kızgınlık duygularını (dışkıyı) tutma çabası,tüm duygusal tepkilerin ketlenmesine neden olabilir (anal tutucu karakter). Annenin tutarsız davranışlarına karşı duyulan öfke, herşeye sürekli karşı çıkma davranışı oluşturur (anal tepkici karakter). 9 3
Cinsel bölgelerin uyarılmasından heyecan duyma, cinselliğe karşı aşırı ilgi biçiminde belirir. Dönemin amacı, erotik ilgi ve dürtüleri cinsel organlara ve işlevlere odaklaştırmaktır. Böylece çocuğun kendi cinsiyetiyle özdeşleşmesi ve yetişkin cinselliğe temel oluşturacak taslağın geliştirilmesi sağlanır. Çocukla ana-babası arasında yoğun sevgi ilişkileri gözlenir. Yarışma ve düşmanlık duygularını ve giderek belirginleşen özdeşimleri içeren bu üçlü ilişkilere Freud Oedipus Karmaşası adını vermiştir. Erkek çocuğu anneye yönelik cinsel dürtüleri, hadımlaştırılma korkuları sebebiyle sona erer. Kız çocuk esasen hadımdır ve penisten yoksun olmanın düş kırıklığı içinde, sevgi beklentilerini, bu organa sahip olan babasına yöneltir. Sağlıklı koşullarda fallik dönem, çocuğun kendi cinsel kimliğini benimsemesiyle sonuçlanır. Aksi takdirde, cinsel kimlikte sapmalar, anababaya aşırı bağımlılık sebebiyle başarısız evlilik, cinsel ilişkiden korkma gibi durumlar ortaya çıkabilir. 10 Cinsel dürtülerin durgunluk dönemidir. Kız ve erkek çocuklar kendi hemcinslerine yakınlaşır. Oynadıkları oyunlar farklılaşır. Cinsel ve saldırgan enerjiler, öğrenme, oyun, çevreyi araştırma ve diğer insanlarla daha etkin ilişkiler kurmada kullanılır. Bu dönemde önemli beceriler edinilir. Amaç, çocuğun kendi cinsiyetine ilişkin toplumsal rolünü güçlendirmesidir. Gizil dönem başarılı bir şekilde atlatılamazsa, çocuk içsel dürtülerinin denetimini sağlayamaz ve enerjisini öğrenme ve beceri geliştirmeye yöneltemez. Yada aşırı bir denetim mekanizması geliştirerek, kişiliğinin gelişim yolunu kapatır ve aşırı obsesif davranışlar geliştirir. Bu dönem sağlıklı bir şekilde atlatıldığında, başarısızlık durumunda aşağılık duygusuna kapılmadan girişimlerde bulunmayı sağlar. Yetişkin yaşamın özü olan sevgiden ve çalışmadan doyum sağlamanın temeli atılır. 11 Çocuğun fizyolojik olgunluğa erişmesi ve hormon değişikliklerinin etkisiyle, cinsel dürtülerin gücü artar. Önceki dönemlerdeki çatışmalar yeniden ortaya çıkmaya başlar. Genital dönem bu çatışmalara yeni çözüm yolları aranmasına olanak sağlar ve bu çözümler bulunabildiğinde yetişkin bir insan kimliği kazanılmış olur. Bu dönemin amacı, ergenin ana-babasına olan bağımlılığından koparak, aile dışındaki karşıt cinsten kişilerle olgun ilişiler kurabilmeyi öğrenmesine yöneliktir. Kişi giderek zevk arayan özsever çocuktan gerçeklere yönelik toplumsal yetişkine dönüşür. 12 4
ANKSĐYETE Gerçeklik Anksiyetesi Organizma için tehlike yaratan durum. Gerçek korku durumu. Törel Anksiyete Çocukluk yıllarındaki cezalandırıcı ana-babayla simgelenen nesnel ve gerçek korku. Nevrotik Anksiyete Đçgüdülerden gelen tehlikenin algılanması. Üçe ayrılır: Anksiyete egonun bir işlevidir. Gerçek dışı ve mantığa aykırı bir nitelik alırsa, uyum sağlamaya yardımcı olan işlevini yitirir ve normal dışı davranışların kökeni olur. 1.Bağlantısız Anksiyete Sürekli, nedensiz korku ve karamsarlık 2.Fobik Anksiyete Belirli bir nesne yada duruma karşı duyulan Yoğun korku. 3.Anksiyete Nöbeti (Panik atak) Tehlikeli sayılan ve anksiyete yaratabilecek nitelikteki dürtülere karşı, egonun kullandığı birincil savunma mekanizması baskıdır. 13 İdin içgüdüsel dürtüleriyle süperegonun tehditleri arasında uzlaşma sağlamaya çalışan ego, bu tür durumların yarattığı anksiyeteye karşı kendisini korumak amacıyla bu mekanizmaları geliştirir. Eğer savunma mekanizmaları başlıca araç durumuna gelir ve uyum sağlanabilmesini engelleyecek oranda abartılırlarsa, ortaya nevrozlar çıkar ve nevrotik savunma mekanizmaları söz konusu olur. Ego savunma mekanizmalarının sistematik bir biçimde incelenmesi, Anna Freud tarafından gerçekleştirilmiştir. 14 Baskı Yadsıma ve düşleme Neden bulma Yansıtma Dışlaştırma Özdeşleştirme Yön Değiştirme Dışa vurma Denetleme Ketlenme Duygusal Yalıtım Düşünceleştirme Tepki oluşturma Hipokondri Çözülme Gerileme Saplanma Cinselleştirme Organlaştırma Parçalanma Başarılı savunmalar 15 5
AMAÇ: Hekimin görevi, hastasının çatışmalarını ve bu çatışmaların neden olduğu davranışlarını görebilmek ve bunların değiştirilmesine olanak sağlayacak ortamı hazırlamaktır. Çatışmalar, istekler ve engellenmeler bilinç düzeyine çıktıktan sonra, bunların mantıklı düşüncelerle ve bilinçli olarak seçilen davranışlarla çözümlenebilmesi kolaylaşır. Analist psikanaliz kuramının ışığında, hastanın hangi davranışlarının düzeltilmesi gerektiğine karar verir. Temel amaç egoyu güçlendirmektir. Freud bunu içinde idin bulunduğu bir ego olarak tanımlamıştır. 16 Psikanaliz tedavisinin temel taşıdır. Danışanın düşüncelerini yönlendirmeden özgür bırakabilmesini ve zihninden geçenleri dürüstçe dile getirebilmesini sağlamak esastır. Bu amaçla Freud aşağıda yer alan yönergeyi hastalarına uygulamaktaydı. Günlük olağan konuşmalarında insan, düşünce düzenini koruyabilmek ve anlatmak istediği ana konudan kopmamak için, düşünceleri arasındaki bağlantının kopmamasına özen gösterir. Ancak burada farklı bir biçimde konuşman gerekiyor. Konuşman sırasında zihnine gelen bazı düşünceleri sakıncalı bulduğun için yada eleştiriye uğramak kaygısıyla dile getirmek istemeyeceksin. Bazı düşüncelerini saçma, önemsiz yada konuştuklarınla hiç ilgisi yok gibi gerekçelerle zihninden uzaklaştırmak isteyeceksin. Bu gibi eleştirilere kapılmadan konuşmanı istiyorum. Söylemek istememene karşın, yine de zihnine her geleni anlatmaya çalış. Giderek böyle bir yöntem izlemenin neden gerekli olduğunu sende anlayacaksın. Bir geziye çıktığını ve trenin penceresinden izlediğin hızla değişen görüntüleri yanında oturan birine anlatıyormuşçasına davran. Ne denli tatsız olursa olsun, zihnine gelen her düşünceyi, hiçbirini saklamaksızın anlatmaya söz vermiş olduğunu unutma. (Freud, 1912). 17 Tedavinin ilerlemesini engelleyen her türlü tepki (duraklama, dil sürçmesi, randevuyu unutma, konuşmama, söylediğini düzeltmeye çalışma, terapi sürecini eleştirme v.b.) direnç belirtisidir. Direnç genelde yeni bir konu ele alındığında artar. Konu açıklığa kavuşmaya başlayınca azalır. Analist seanslar sırasında hastaya direnç belirtilerini gösterir ve gerisindeki nedenleri ona açıklar. Direnç özellikle hastanın analiste karşı geliştirdiği duyguların (transferans) yoğun yaşandığı dönemde artar. 18 6
Hastanın vaktiyle saklı tuttuğu duygularının bir bölümü, giderek analiste yönelmeye başlar. Yaşamının ilk dönemlerinde kendisi için önemli olan kişilere (ana, baba v.b.) karşı geliştirmiş olduğu duyguları bu kez analistin kişiliğinde yaşamaya başlar. Bu tepkiler üç grupta toplanır: 1. Analiste karşı geliştirilen dostça duygular. Bunlar terapinin gidişatını kolaylaştırır. 2. Cinsel boyutları da olan güçlü bir sevgi bağı ki bu tepkiye olumlu transferansdenir. 3. Analiste yönelik düşmanca duygular. Genellikle olumlu duyguları izleyen bu tür tepkilere olumsuz transferans denir. 19 Analist hastasının kendisine yönelttiği duygulara karşılık vermeme konusunda çok dikkatli olmalıdır. Terapistin amacı, bu duyguların aslında kendisine yöneltilmediğini ve gerçekte hastanın hangi geçmiş ilişkilerinden kaynaklandığını sakin bir biçimde ona göstermek ve hastasının bu tür tepkilerini bilinçli bir denetim altına almasına yardımcı olmaktır. 20 Hasta geçmişte kendisini üzen bazı olayları net bir şekilde anımsayamasa da bu olaylardan kaynaklanan tepkilerini, aradaki bağlantının farkında olmaksızın terapiste yöneltir. Hastanın bu tür tepkilerine dışa vurma denir. Hasta bu tür tepkilerini tedavi dışına da taşıyarak, ailesine, arkadaşlarına v.b taşıyabilir. Bu durum bazı sakıncalar yaratabileceği için, terapistin dışavurumların seans esnasında yaşanmasına gayret etmesi gerekir. Psikanaliz tedavisi süresince hastanın evlenme, boşanma, iş değiştirme gibi önemli kararlar almasının yasaklanmasının sebebi budur. 21 7
Analistin kullandığı en önemli tedavi aracıdır. Analistin tedavi sırasında, hastanın kendi davranışlarına değişik bir açıdan bakabilmesini sağlamak amacıyla yaptığı konuşmalardır. Yorumlamanın doğru zamanda yapılması çok önemlidir. Hastanın hazır olmadığı bir zamanda yapılan bir yorum, fayda sağlamayacağı gibi zarar da verebilir. Analist yalnızca hastasının anlattıkları üzerine yorumlar yapmakla kalmaz, hastanın dile getiremediği durumları da ona gösterir. 22 Birinci Evre: Hastanın terapiste alışabilmesi sürecini içerir. Analistle hasta arasındaki yabancılığın giderilmesi gerekir. Bu daha sonra hastanın terapistle özdeşimine kolaylık sağlar. Đkinci Evre: Bu evre hastanın analistine karşı bir transferans nevrozu geliştirebilmesini içerir. Bu dönemde hasta çocukluk anksiyetelerine gerileyerek bu duyguları yeniden yaşar ve böylece yorumlama ortamının hazırlanmasına katkıda bulunur. Üçüncü Evre: Bu evre hastanın ayrılığa hazırlanmasını ve duygularını yapıcı bir biçimde yönlendirmeyi öğrenmesini içerir. Bu dönemde işlenen en önemli konu, hastanın özerklik ve bağımsızlığıdır. 23 Freud un en çok eleştirilen yanı, insanı saldırgan, cinsel dürtüleri denetim altına alınması gereken, olumsuz ve yıkıcı bir varlık olarak tanımlamış olmasıdır. Freud çocukluk çağına ait bilgileri kuramında ayrıntılı olarak yapılandırmış olmasına rağmen, daha sonraki dönemler üzerine aynı hassasiyetle eğilmemiştir. 24 8
Kültür ve zamanla sınırlı Erkek merkezli Libidonun etkisinin abartılması ormallik anormallikten istidraç edilmiş. Muğlak ve aşırı derecede karmaşıl Yanlışlanması imkansız Süperegonun oluşumunda okulun, model almanın rolü dikkate alınmamış Dönemler, penis hasedi, ölüm isteği vb. kavramlar sıkıntılı, yani ölçmeye imkan tanımamaktalar. 9