İNSAN HAKLARI ve BU HAKLARIN KULLANIMI (1) Doç.Dr.Şeref ÜNAL Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı 1- İnsan hakları kavramı neyi ifade etmektedir? İnsan haklarından yararlanmak için vatandaş olmak şartmıdır? Birleşmiş Milletlerin 1948 tarihli İnsan Hakları Bildirisi, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi başlığını taşımaktadır. Bu başlıktan da anlaşılacağı gibi, insan hakları, insana salt insan olduğu, insanlık haysiyetine sahip olduğu için tanınan haklardır. Dolayısıyla, insan haklarından yararlanmak için mutlaka bir devletin vatandaşı olmak şart değildir. Bu anlamda vatansızlar da, bu haklardan yararlanır. İnsan hakları çağı olarak nitelendirilen çağımızda, insanların doğuştan, vazgeçilemez ve devredilemez nitelikte bir takım haklara sahip olduğu ve devletin görevinin bu hakları korumak ve insanların onlardan eşit bir şekilde yararlanmalarını sağlamakla görevli bulunduğu kabul edilmektedir. Nedir bu haklar? - Yaşama hakkı, - Özgürlük ve kişi güvenliği, - Özel hayat ve aile hayatının gizliliğine saygı gösterilmesi hakkı, - Düşünce, din ve vicdan özgürlüğü, - Düşüncelerini açığa vurma ve basın özgürlüğü, - Eğitim ve öğrenim hakkı, - Toplantı, gösteri ve dernek kurma hakkı, - Mülkiyet hakkı, - Seyahat ve ikamet özgürlüğü vs. Bütün modern demokrasilerde olduğu gibi, Türk Anayasası da çok geniş bir temel hak ve özgürlükler kataloğu ihtiva etmektedir. 2- İnsan haklarından vatandaş yabancı farkı gözetmeden herkes eşit bir şekilde yararlanabilir mi? İnsan hakları insana salt insan olduğu için tanıdığı cihetle, bu haklardan ilke olarak hiç bir ayırım gözetmeden herkes yararlanabilir. Nitekim, Anayasamızın 10 uncu maddeleri insan haklarından yararlanmada herkesin kanun önünde eşit olduğunu belirtmiştir. Aynı şekilde, Alman Anayasasının 3 üncü maddesinde, insan haklarından yararlanmada, insanlar arasında dil, din, cins, ırk ve benzeri nedenlerle ayırım yapılması açıklıkla yasaklanmıştır. Nitekim, bütün Avrupa ülkeleri ve Türkiye nin de onayladığı 1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1 inci maddesinde, Sözleşmeyle güvence altına alının haklar ihlâl edilen herkese vatandaş-yabancı ayırımı gözetmeden şikayet hakkı tanınmıştır. 3- Yabancılar da vatandaşların sahip olduğu bütün haklardan istisnasız olarak eşit şekilde yararlanabilir mi? Öteden beri devletler kendi vatandaşlarıyla ülkede yaşayan yabancılar arasında ayırımcılık yaparak, vatandaşlarına sağladıkları hak ve özgürlükleri yabancılara da tanımakta direnmişlerdir. Bu nedenle, kendi ülkelerinin dışında yabancı ülkelerde yaşayan insanların korunması, devletler arasında sürekli uyuşmazlık kaynağı olmuştur. Bu bağlamda kişi ancak, vatandaşı olduğu devlet tarafından siyasi ve diplomatik kanallarla korunmaya çalışılmıştır.
Yabancıların hukuku statüsü günümüzde milletlerarası hukuk açısından önemli gelişmeler göstermiş, vatandaş ile yabancı arasındaki ayırımcılık giderek azalmıştır. Bununla beraber yabancılar hiç bir zaman vatandaşlarla tam eşitliği kavuşturulamamıştır. Nitekim Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 16 ıncı maddesinde, yabancıların seçme, seçilme gibi siyasî haklarının kısıtlanabileceği belirtilmiştir. Aynı şekilde, Anayasamızın 16 ıncı maddesinde yabancıların temel hak ve özgürlüklerinin milletlerarası hukuka uygun olarak yasalarla kısıtlanabileceği öngörülmüştür. 4- Yabancılarnın temel hak ve özgürlüklerden nasıl yararlanacağı tamamen devletlerin takdirine mi terkedilmiştir. Bu konuda devletler yetkili olmakla beraber, bu yetkileri sınırsız değildir. İşte burada uluslararası antlaşmaların önemi açıklıkla ortaya çıkmaktadır. Bu tür antlaşmalarla, vatandaşla yabancının sahip olduğu haklar arasındaki büyük uçurum mümkün olduğunca en asgari düzeye indirilmeye çalışılmaktadır. 5- Bunlar ne tür antlaşmalardır? Bunlar Avrupa Konseyi gibi uluslararası kuruluşlarca hazırlanan ve Türkiye nin de onayladığı çok taraflı sözleşmeler olabileceği gibi Türkiye nin uluslararası kuruluşlar ve ilgili devletlerle yaptığı karşılıklı ikili antlaşmalardır. 6- Bunlara örnekler verebilir misiniz? Çok taraflı sözleşmelerinin en önemlisi hiç kuşkusuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesidir. Ayrıca, çalışma hakkı, sosyal güvenlik hakkı, Toplu sözleşme ve sağlık güvencesi gibi önemli hakların teminat altına alındığı 1964 tarihli Avrupa Sosyal Şartı da bu alandaki en ileri düzeydeki Sözleşmelerden biridir. Bütün Avrupa devletleriyle birlikte Türkiye de her iki belgeyi onaylamıştır. Bunun dışında, kırşılıklı antlaşmalara örnek olarak, Türkiye nin üç milyona yakın vatandaşımızın yaşadığı Avrupa ülkeleriyle yaptığı sosyal güvenlik antlaşmaları ikili antlaşmalara birer örnektir. 7- Bu bağlamda Ankara Antlaşmasının yeri ve önemi nedir? Türkiye nin yabancı kurumlarla şimdiye kadar yaptığı antlaşmaların en önemlisi, hiç kuşkusuz,1964 tarihli Türkiye ile Avrupa Topluluğu arasında ortaklık kuran Ankara Antlaşmasıdır. Bu antlaşma ile Topluluk üyesi ülkelerde yaşayan vatandaşlarımızın hukukî statüleri çizilmiş ve sahip oldukları özellikle sosyal nitelikli haklar güvence altına alınmıştır. 8- Ankara Antlaşmasıyla güvence altına alınan haklarından bazı örnekler verebilir misiniz? Bu konuda Ankara Antlaşması genel hükümler ihtiva etmektedir. Antlaşmasının 12 inci maddesinde işaret edildiği gibi, bunlar daha çok işe girme, çalışma, ücret ve diğer çalışma koşulları bakımından Türk vatandaşlarına karşı ayırım, yapmamayı sağlamaya yöneliktir. Nitekim, temenni niteliğindeki bu hükümler, Türkiye - AT Ortaklık Konseyi kararlarıyla açıklığa kavuşturulmuştur. 2/76 sayılı Ortaklık Konseyi kararıyla üye ülkelerde 5 yıl düzenli çalışan her Türk vatandaşına kendi seçtiği her işe serbestçe girme hakkı tanınmıştır. Aynı şekilde, 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararıyla, Türk vatandaşlarının çalışma hakların ilâveten üye ülkelerde ikamet hakları da düzenlenmiştir. Her iki karar da, aynı düzeyde olmasa da, Türk vatandaşlarını Topluluk üyesi devlet vatandaşlarına oranla oldukça iyi bir hukukî statüye kavuşturmuştur. 9- Bu kararlar uygulamaya nasıl yansımıştır? Bu kararlar maalesef Topluluk üyesi ülkelerce uygulanamamış ve dolayısıyla yaşama geçirilememiştir.
Başta Almanya olmak üzere Topluluk üyesi devletlerin ayırımcı uygulamalarından zarar gören Türk vatandaşları, haklarında alınan haksız kararlara karşı bulundukları ülke mahkemelerinde dava açmışlardır. Bu mahkemeler olayı ön mesele olarak Lüksemburg taki Avrupa Topluluğu Adalet Divanınına götürmüşlerdir. Topluluk Adalet Divanı, muhtelif vesilelerle aldığı, Demirel Sevince ve Kuş davalarına ilişkin kararlarında, Ortaklık Konseyi kararlarının, Topluluk Hukukunun bir parçası olarak üye devletleri bağladığını açıklıkla belirtmiştir. Ne var ki, üye ülkelerde buna rağmen yeknesak bir uygulama yine de sağlanamamıştır. Bununla berarer, Divanın 1992 de verdiği Kuş kararından beri, özellikle Alman mahkemelerinin olaya daha fazla seyirci kalamadıkları ve Türk vatandaşları lehinde kararlar verdikleri gözlenmektedir. 10- Demek ki, haksızlığa uğrayan vatandaşlarımızın mahkemelere başvurmaları gerekmektedir. Bunlar hangi mahkemelerdir? Burada bir ayırım yapmak gerekir diye düşünüyorum. Vatandaşlarımıza karşı yapılan haksız işlemlerin bir kısmı, Ankara Antlaşması ve buna bağlı olarak Ortaklık Konseyi kararlarına aykırıdır. Bunlar hakkında vatandaşlarımızın yaşadıkları üye ülkenin millî mahkemelerine başvurmaları gerekir. Bu mahkemeler gerek gördükleri takdirde davayı durdurarak, konuyu ön mesele olarak Lüksemburg taki Avrupa Topluluğu Adalet Divanına götürebilirler ve oradan aldıkları karara göre hüküm verebilirler. Öte yandan, vatandaşlarımıza karşı yapılan işlemler insan haklarına aykırı boyutlara ulaşabilir ve dolayısıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı olabilir. Bu gibi durumlarda vatandaşlarımızın bu kez Strazburg ta bulunan Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvurarak, bulundukları ülke hükümetini şikayet etme hakları da vardır. 11- Her iki mahkemeye başvuru yöntemleri arasında bir fark var mıdır? Vatandaşlarımızın doğrudan Lüksemburg ta bulunan Avrupa Topluluğu Adalet Divanına başvurmaları mümkün değildir. Kendileri önce bulundukları ülke mahkemelerine başvurmak zorundadılar. Ancak bu mahkemeler gerek görürse davayı Topluluk Adalet Divanına intikal ettirebilir. Bunun aksine, vatandaşlarımızın Strazburg taki Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna başvuru hakları vardır. Ancak bunun için de önceden yaşadıkları ülke mahkemelerine başvurmaları gerekmektedir. Bu yolla haklarını alamadıkları takdirde, olayı doğrudan İnsan Hakları Komisyonuna götürerek yaşadıkları ülke hükümetlerini şikayet edebilirler. Yalnız bu şikayet başvurdukları millî mahkemelerin verdiği karar tarihinden başlayarak altı ay içinde yapılmalıdır. 12- Avrupa İnsan Hakları Komisyonuna hangi konularda başvurulabilir? Komisyona, Sözleşmenin güvence altına aldığı, yukarıda anlattığımız konulardaki insan hakları ihlâlleri ile ilgili olarak başvurulabilir. Bunlar, yaşama hakkı, kişi güvenli, hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma hakkı, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, ifade özgürlüğü, özel hayat ve aile hayatının gizliliği ve ailelerin bütünlüğünü koruma hakkı gibi temel hak ve özgürlüklerdir. 13- Ailelerin bütünlüğü dediniz de aklıma geldi. Alman Hükümetinin Almanya da ailesiyle birlikte yaşayan 16 yaşından küçük Türk çocuklarına vize uygulaması başlatacağını duymuşsunuzdur? Bu konuda ne düşünüyorsunuz? Bu tür uygulama Ankara Antlaşmasına ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine aykırı mıdır? Evet, böyle bir uygulamanın başlatılacağını duydum. Konu Türk kamuoyunda da endişe uyandırdı ve medyada yoğun bir şekilde tartışılıyor. Ankara Antlaşması, Topluluk üyesi devlet vatandaşları ile bu ülkelerde ikamet eden ve çalışan Türk vatandaşları ve aileleri arasında ilke olarak ayırım yapılmamasını
öngörmektedir. Ayrıca 1/80 sayılı Ortaklık Konseyi Kararında üye ülkelerde ikamet koşulları belirlenmiş ve açıklığa kavuşturulmuştur. Bu karar kazanılmış hakları korumaktadır. Topluluğu kuran Roma Antlaşmasının 48 ve müteakip maddelerine göre, Topluluk üyesi devlet vatandaşlarının diğer üye ülkelerde serbest dolaşım ve yerleşme hakları vardır. Bu hak ancak, kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığını tehdit edilmesi gibi olağanüstü durumlarda kısıtlanabilir. Ankara Antlaşmasının 12 nci maddesinin bu hükümlere yaptığı yollamanın bir sonucu olarak Türk vatandaşları da bu haklardan yararlanırlar. Dolayısıyla, Türk vatandaşları da Almanya dan ancak kamu düzeni, kamu güvenliği ve kamu sağlığının zorunlu kılması halinde sınırdışı edilebilir. Doğaldır ki, böyle bir uygulamaya geçildiği takdirde bunun Ankara Antlaşmasına aykırı olup olmadığını Alman mahkemeleri ve Topluluk Adalet Divanı denetleyeceklerdir. Bırakınız Ankara Antlaşmasını, bu tür bir uygulama Alman Anayasası nın 6 ıncı maddesine de aykırı olabilir. Söz konusu madde, çocuklar dahil ailenin bütünlüğünü korumakta ve çocukların ailelerinden ancak velayet yetkisinin kötüye kullanılması halinde alınabileceklerini öngörmektedir. Hiç değilse Almanya da aileleriyle birlikte yaşayan Türk çocuklarının bu korumadan yararlanacaklarında kuşku yoktur. Öte yandan Almanya çocukların korunmasına ilişkin 20 Kasım 1989 tarihli, Çocuk Hakları Sözleşmesini onaylamış ve Sözleşme Almanya açısından 5 Nisan 1992 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşme Türkiye tarafından da onaylanmış ve 4 Mayıs 1995 te yürürlüğe girmiştir. Sözleşmenin 2 inci maddesinde vatandaş ve yabancı çocukları arasında ayırımcılık yapmak yasaklanmakta ve 9 uncu maddesinde de çocukların kendi gelecekleri zorunlu kılmadıkça kendi rızaları olmaksızın ailelerinden bölünemeyecekleri belirtilmektedir. Sözleşme Alman iç hukukunun bir parçası olmuştur. Dolayısıyla, böyle bir uygulama başlatıldığı takdirde vatandaşlarımızın Ankara Antlaşması, Almanya Anayasasının 6 ıncı maddesi ve Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesinden yararlanarak Alman mahkemelerinde haklarını arayacaklarından kuşku yoktur. 14- Durum Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi açısından nasıldır? Vatandaşlarımız bu Sözleşmeden de yararlanabilirler mi? Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi nin 8 inci maddesi, kişilerin özel hayat ve aile hayatını korumaktadır. Aile hayatı dar anlamda ana-baba ve çocuklardan oluşan bir birimdir. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Mahkemesinin kararlarına göre, çocuklar gelecekleri tehlikeye düşmedikçe veya zorunlu olmadıkça ailelerinden alınamaz. Hatta çocuklar zorunlu olarak ailelerinden alınmış olsalar bile, ana-baba ile çocuklar arasındaki kişisel ilişkiler kesilemez ve birbirleriyle görüşmeleri engellenemez. Bu durum boşanmış eşler açısından da geçerlidir. Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Mahkemesine bu bağlamda gerek topluluk üyesi devletler ve gerekse üçüncü ülke vatandaşları tarafından birçok başvuru yapılmış ve olumlu sonuçlar da alınmıştır. 15- Bunlar arasında Türk vatandaşları da var mı? Evet bir kaç örnek verebilirim. Örneğin 10 yıldan beri Hollanda da çalışan bir vatandaşımız 7 yaşındaki oğlunu yanına aldırmak istemişse de Hollanda makamları bunu reddetmiştir. Avrupa İnsan Hakları Komisyonunun vatandaşımızın şikayetini kabul etmesi üzerine Hollanda makamları çocuğa giriş izni vermiş ve vatandaşımız da şikayetini geri almıştır. Avusturya ile ilgili benzer bir olayda bu ülkede uzun yıllar yaşayan bir vatandaşımızın çocuğun oturma izni verilmemesi Sözleşmeye aykırı bulunmuştur. 16- Demek ki, Avrupa İnsan Hakları Komisyonundan da bazı şartlarla sonuç almak mümkün. Komisyona nasıl başvurulacaklar?
Bu konuda hangi adrese nasıl başvuru yapılacağı, başvuru şartları ve şekli, verilen kararların nasıl uygulanacağı, Bakanlığımız ca yayınlan şu kitapçıkta ana hatlarıyla açıklanmış ve başvuru formu da eklenmiştir. Bu kitapçık Türkiye deki vatandaşlarımızı aydınlatmak için çıkarılmıştır. Ancak şartlar hiç bir değişiklik olmadığından yurt dışındaki vatandaşlarımızın da bundan yararlanmaları mümkündür. Kitapçık için Adalet Bakanlığı, Yayın İşleri Dairesi Başkanlığı, İlkiz Sokak No: 6 Sıhhiye/Ankara adresine başvurmaları yeterlidir.