Derleme / Review TAF Prev Med Bull 2013;12(6):729-734 Hipertansiyonda Farkındalık ve Hemşirenin Rolü [Hypertension Awareness and Role of the Nurse] ÖZET Hipertansiyon kardiyovasküler kökenli hastalıkların ve dünyada meydana gelen ölümlerin en önemlilerinden biri olduğu için halk sağlığı yönünden önceliği olan bir hastalıktır. Hipertansiyonun oluşumunda sigara alkol kullanımı, hareketsiz yaşam, obezite gibi bireysel yaşam faktörleri ciddi rol oynamaktadır. Sağlıklı yaşam biçimi alışkanlığı kazandırılmasında eğitim, danışmanlık, rehberlik gibi rolleri ile önemli bir görev üstlenen hemşireler bireylerin sağlığının korunması geliştirilmesi ve sürdürülmesinde sağlık hizmetlerinin değerli bir üyesidir. Özellikle birinci basamak hizmetlerle hipertansiyon farkındalığının oluşturulmasında ve bireylerin sağlıklı yaşama alışkanlığı geliştirmesinde önemli işlevler üstlenebilirler. SUMMARY Hypertension is a priority disease for public health since its being one of the significant cause of cardiovascular conditions and one of the important reasons of mortality. In the existence of hypertension, individual life factors such as cigarette smoking, alcohol consumption, sedantery life style and obesity play a serious role. Nurses -who are on duty of encouragement to people for accomplishment of healthy life style act in association with education, consultation, guidance- are valuable member of health service in order to protect and develop and maintain the health of individuals. They may also have the role especially on the awareness of hypertension and development of healthy life style for individuals. Filiz Taş Mehmet Akif Büyükbeşe Sütçü İmam Üniversitesi, Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümü, Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi, Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Kahramanmaraş Anahtar Kelimeler: Hipertansiyon, Farkındalık, Hemşire, Sağlıklı Yaşam Key Words: Hypertension, Awareness, Nurses, Healthy Life Sorumlu yazar/ Corresponding author: Filiz Taş, Sütçü İmam Üniversitesi, Sağlık Yüksek Okulu Hemşirelik Bölümü, Kahramanmaraş Filiztas@ksu.edu.tr Gönderme Tarihi/Date of Submission: 07.12.2012, Kabul Tarihi/Date of Acceptance: 28.02.2013 DOI:10.5455/pmb.1-1354865191 GİRİŞ Hipertansiyon özellikle son yıllarda, dünya nüfusunun %25 ini etkilemektedir. Mortalite, morbidite, yaşam kalitesinde azalma ile birlikte birçok hastalığı beraberinde getirdiği için halk sağlığı yönünden öncelik taşıyan kronik bir hastalıktır. Kardiyovasküler hastalıklar ve hedef organ hasarına neden olan, miyokard enfarktüsü (MI), kalp yetersizliği, inme (stroke) ve böbrek hastaları için risk faktörüdür (1,2). Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) raporunda, hipertansiyonun dünyada en önde gelen ölüm nedenlerinden, iskemik kalp hastalıklarının yarısından inme vakalarının üçte ikisinden sorumlu olduğu belirtilmektedir (3-5). 2000 yılında dünyadaki erişkin nüfusun erkeklerde %26,6 sı, kadınlarda %26,1 i hipertansiyon hastası olarak belirtilmiş ve 2025 yılında erkeklerin %29 unun, kadınların %29,5 inin hipertansiyonlu olacağı öngörülmüştür. Dünyadaki hipertansiyon prevalans tahminleri yaklaşık bir milyar insana yaklaşmaktadır ve her yıl yaklaşık 7,1 milyon kişinin ölümünün hipertansiyona bağlı olduğu düşünülmektedir (2,5,6,7). Son yüzyıl boyunca elde edilen gelişmelerin sonuçları, kardiyovasküler kökenli hastalıkların küresel hastalık yüküne en önemli katkılardan birini yaptığını ortaya koymuştur. Kardiyovasküler hastalıkların bütün dünyadaki ölüm vakalarının %30 undan sorumlu olduğu bilinmektedir (2). Sistolik kan basıncındaki her 20 mmhg lık ve diyastolik kan basıncındaki her 10 mmhg lık artış, hem koroner kalp hastalığı (KKH) hem de inmeye bağlı ölüm oranlarını iki katına çıkarmaktadır. Sistolik ve diyastolik hipertansiyonun kontrol altına alınması ile ölümcül olan ve olmayan inme riskinde yaklaşık %40, akut koroner olay riskinde ise %15 düzeyinde azalma sağlanmaktadır. Kan basıncı yüksek olan bireylerde KKH açısından risk www.korhek.org 729
faktörlerinin (diyabet, insülin direnci, dislipidemi) ve farklı derecelerdeki hedef organ hasarının daha sık ortaya çıktığı gösterilmiştir (2,5,6,8). ABD de kronik hastalıklara, ulusal sağlık harcamalarının %75 den fazlası ayrılmakta ve ölümlerin %70 i kronik hastalığa ek olarak gerçekleşmektedir. Yine ABD de 90 milyonun üzerinde insan bir kronik hastalıkla mücadele etmektedir (9,10). Kronik hastalıklar ülkemiz açısından da büyük önem taşımaktadır. Ulusal Hastalık Yükü-Maliyet Etkinlik (UHY-ME) çalışmasında Türkiye de 2000 yılı için hipertansif kalp hastalığının bütün ölümlerin %3 ünü oluşturduğu ve ulusal düzeyde ölüme neden olan hastalıklar içerisinde 6. sıraya yerleştiği görülmektedir. Yine bu çalışmaya göre hesaplanan ölümün yaklaşık olarak %71 i kronik hastalıklar nedeniyle gerçekleşmektedir (2,11,12). Ülkemizde oldukça yaygın bir sorun olan hipertansiyon, erişkin her üç kişiden birinde görülmektedir. 2000 yılı nüfus verilerine göre ülkemizde yaklaşık 15 milyon hipertansif birey vardır ve kadınlarda hipertansiyon sıklığı erkeklerden daha yüksek olarak görülmektedir (erkeklerde %26,0, kadınlarda %34,1) (2,6). Türkiye Sağlık Araştırması 2010 verilerine göre ise 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin %13,2 si hipertansiyon ile karşı karşıyadır (13). Yine ülkemizde hipertansiflerin önemli bir kısmı (%53), ekonomik olarak üretken çağ kabul edilen orta yaş grubundadır. Ülkemizde otuz yaş altında görülen hipertansiyon sıklığı %12 dir ve ihmal edilmeyecek düzeydedir. Elli yaşından sonra keskin bir biçimde yükselmekte ve hastalık, bu popülâsyonun %45-50 sini etkilemektedir (14). Altmış yaşından sonra hipertansiyon prevalansı %60-80 lere kadar yükselmektedir. Bu durumda yaş arttıkça, tedaviye ve takiplere uyumsuzluk ile birlikte sağlıklı yaşama biçimi davranışları olumsuz olarak etkilenebilmektedir (15). HİPERTANSİYONDA FARKINDALIK Tüm dünyada hipertansiyon hastalarının önemli bir bölümünün farkındalığın, düzenli tedavi alma ve kontrol altına alınma oranlarının düşük olduğu ve yine ülkeler arasında önemli farklılıklar bulunduğu bilinmektedir (15, 16). Dünyada şu anda hipertansiyonu olan bireylerin ancak %50 si hipertansif olduğunun farkına varmakta ve bunların %50 si antihipertansif tedavi almakta, antihipertansif tedavi alanların ise ancak %50 sinde hipertansiyon kontrol altına alınabilmektedir (2). Hipertansiyonu kontrol etme noktasında ABD %32 lik, Fransa%33 lük kontrol oranları ile en iyi konumda bulunurken, Batı Avrupa da bu oran %15-25, İngiltere de %5-9, Doğu Avrupa da ise %5-6 civarındadır ( 17). Hipertansiyon hastaları ile yapılan Türkiye den 4.910 hastanın değerlendirildiği çalışmada hipertansiyon farkındalığı %40,7 ve Finlandiya da 16.775 kişide gerçekleştirilen çalışmada hipertansiyon farkındalığı %68 olarak saptanmış ve bu hastalardan ülkemizde %20,7 sinin, Finlandiya da %37 sinin kan basıncı kontrol altına alınabilmiştir (18,19). Hipertansiyona ilişkin farkındalık oranı; ABD de hipertansiyonu olan kişilerde %50 den %70 e ulaşmış bulunmaktadır. Buna paralel olarak tedavi alan hipertansif hastaların oranı da %31 den %59 a yükselmiştir. Avrupa daki rakamlar da benzer düzeydedir. Ne var ki, hipertansiyonun kontrol altına alınma oranları kabul edilebilir düzeyde değildir. Bundan 20 yıl önce ABD de hipertansiyonun kontrol altına alınma oranı %29 iken, bugün ancak %34 e ulaşmıştır. Avrupa daki hipertansiyon tedavi oranları ABD dekinden de düşüktür. Avrupa daki hipertansif hastaların sadece %8 inin hipertansiyonu kontrol altındadır (2). Hipertansiyon kontrolü bakımından ülkemizdeki oranlar da oldukça düşüktür. Ülkemizde hipertansiyon konusunda farkındalık, tedavi ve kontrol oranları ile ilgili çok sayıda çalışma yapılmış ve ülkemizde hipertansiyonun durumu iyi bir şekilde ortaya konmuştur. 1960 lı yıllardan bu yana hipertansiyon sıklığını araştıran çalışmalar bölgesel veya daha geniş çapta yapılmaktadır. Türk Hipertansiyon Prevalans Çalışması (PatenT) hipertansiyonun sıklığı, dağılımı, farkındalığı, tedavi ve kontrol oranları konusunda en güncel ve kapsamlı bilgilere erişmek amacıyla gerçekleştirilmiş ilk çalışmalardan biridir. Bu çalışmada hipertansiyon ile ilişkili demografik veriler, yaşam stili özellikleri, eşlik eden risk faktörleri, hipertansiyonun yarattığı toplumsal yük araştırılmıştır (20). Bu çalışmaların öncüsü sayılabilecek diğer bir çalışma olan TEKHARF çalışması (Türk Erişkinlerinde Kalp Hastalığı ve Risk Faktörleri) Türk halkında KKH risk faktörlerini belirlemeye yönelik olarak planlanmıştır. 1990 yılından beri sürdürülmekte olan çalışmada ülke genelinde hipertansiyon sıklığı %33,7 olarak belirlenmiştir (21-23). EURIKA çalışması (Epidemiological study of European cardiovascular risk patients: Disease prevention and management in usual daily practice), 730 www.korhek.org
ülkemizin de içinde bulunduğu 17 Avrupa ülkesinde, kardiyovasküler risk faktörlerinin günlük klinik uygulamada nasıl yönetildiğini ve potansiyel iyileştirme alanlarını belirlemeyi hedefler. Bu çalışma Avrupa ülkeleri arasında karşılaştırmalar yapmaya olanak veren birçok merkezden yönetilen ve birçok ülkeyi kapsayan, bilinen kardiyovasküler hastalığı olmayan kişiler üzerinde araştırma yapan kesitsel bir çalışmadır. Bu çalışmaya göre Türkiye için hipertansiyon %66,5 ile en önemli risk faktörü görülmüştür. Çalışmaya katılan diğer Avrupa ülkelerinin hemen hepsinde en sık risk faktörü yine hipertansiyon olmuş ve Avrupa ortalaması %71,9 bulunmuştur. Tedavi almakta olan hipertansiflerdeki kan basıncı kontrol oranı ülkemizde %40,3, birçok Avrupa ülkesinde de yine yaklaşık %40 olarak belirlenmiştir (24). Türkiye de hipertansiyon yeterince tedavi edilmeyen bir sağlık sorunu olarak görülmektedir. Hipertansiyon sıklığı 2003 yılı için %31,8, farkındalık oranı %40, tedavi alma %31, kontrol oranı %8 ve antihipertansif tedavi almakta olanlarda kontrol oranı %21 iken, 2007 verilerine göre hipertansiyon kontrol oranı %14, antihipertansif tedavi alanların oranı ise %27 bulunmuştur (2,19,24). Türkiye İstatistik Kurumu, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi (TÜİK-ADNKS) 2010 verilerine göre Türkiye de hipertansiyonlu nüfus oranı %26,5 (12.855.200) kişi olarak belirlenmiştir. 15 ve daha yukarı yaştaki bireylerin yaşamları süresince tansiyon ölçümünü en az bir kez yaptırma oranı %47,6 dır. Bütün grupta daha önce hiç kan basıncı ölçtürmemiş kişi oranı %32,2 dir. Bu oran 18-29 yaş grubunda %51,3 e kadar yükselmektedir. Hipertansiyon farkındalığının az olmasının önemli nedenlerinden birisinin kan basıncının yeterince ölçülmemesi olduğu belirtilmektedir. (16,17,18,25) Tansiyon ölçümünde kırsal bölgelerde yaşayan bireylerin ölçüm yaptırma oranı daha yüksek, kentsel ve kırsal kesimde yaşayan kadınların ölçüm yaptırma oranlarının erkeklerden yüksek olduğu belirlenmiştir (13). Hipertansiyon kontrol oranı ve tedavi alanların oranının artmasına rağmen bu oranlar halen ülkemiz açısından yetersizdir. Bu oranların düşük olmasında, bireylerin farkındalık düzeyinin düşük olması, sağlıklı yaşama biçimi davranışlarının yetersiz olması, hastalara yeterli tedavi verilmemesi ya da etkili hemşirelik hizmetleri verilmemesi olduğu düşünülmektedir. HİPERTANSİYONDA HEMŞİRENİN ROLÜ Bir hastalığın toplum için önemli olması, toplumda görülme sıklığı, neden olduğu iş göremezlik durumu ve sebep olduğu ölümlerle ilgilidir (4). Hipertansiyon arter içi kan basıncının artması ile karakterize genetik, edinsel etmenler ve metabolik bozuklukların birlikte rol oynadığı ömür boyu devam eden, tıbbi ve yaşam biçimi değişiklikleri ile tedavi edilen kronik bir hastalık olduğu için hem dünyada hem de ülkemizde farkındalık ve kontrol altına alınma oranları düşüktür (2,26) Kronik hastalığa bağlı olarak fiziksel ve zihinsel sınırlılıklar, sakatlıklar bireyin bağımsızlığını azaltmakta, uzun süreli bakım gereksinimini arttırmakta, sağlığın algılanmasını ve sosyal etkinlikleri kısıtlamaktadır. Ayrıca kronik bir hastalığın olması, hastalıkla beraber yaşama süresini artırarak uyumu bozmakta, fiziksel, psikolojik, sosyal ve ekonomik sorunların ortaya çıkmasına neden olmakta ve tüm bu değişiklikler nedeniyle de bireyin ve ailenin yaşam kalitesi olumsuz etkilenmektedir (27). Kronik hastalıkların çoğu birinci basamakta yönetilmektedir. Ancak hipertansiyon, diyabet, astım ve depresyon gibi kronik hastalığı olanların büyük çoğunluğu yeterince tedavi edilememektedir (18). Her gün genellikle birden çok ilaç kullanılması, bu ilaçların günün değişik saatlerinde alınması, hasta popülasyonunun yaş ortalamasının artması tedaviye uyumu olumsuz yönde etkilemektedir. Hipertansiyon asemptomatik olduğundan, hastaların tedavi arama ya da sürdürme konusunda çok az motivasyonları vardır (2). Marmara Bölgesinde yapılan TEKHARF çalışmasında 1990 yılı verileri ile 1997 yılı verileri kıyaslandığında sistolik kan basıncının her iki cinste 4-5 mmhg yükseldiği, diyastolik basıncın ise erkeklerde net olarak sabit kalırken kadınlarda 3mmHg arttığı belirlenmiştir (28). Birinci basamakta hemşirelik uygulamaları birey, aile ve toplum sağlığını koruma, sürdürme, geliştirme ve hastalıkların önlenmesi üzerinde yoğunlaşmaktadır (29). Bireyleri sağlıklı yaşam biçimi değişiklikleri konusunda bilgilendirme gerekliliği günümüzde hemşirelere önemli eğitim, rehberlik ve danışmanlık rolleri yüklemektedir. Endüstrileşme, kronik hastalıkların giderek artması ve beklenen yaşam süresinin uzaması ile birlikte insanlar için kaliteli yaşam önem kazanmıştır. Eğitim bireyin davranışlarında değişiklik meydana getirme sürecidir, davranışlarını değiştirerek yaşam biçiminde belirgin değişiklikler yapmayı hiç düşünmemiş bireyler, www.korhek.org 731
hastalığın gelecekte ortaya çıkabilecek olumsuz etkilerine karşı ve bireysel yaşam üzerinde pozitif etki sağlamanın önemine ilişkin eğitilmelidirler. Sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının geliştirilmesi ve sürdürülmesi uzun süreli destek ve danışmanlığı gerektirir (27). Hipertansiyona neden olan en önemli risk faktörleri olarak obezite, sigara ve alkol kullanımı, besinlerle alınan sodyum ve hareketsiz yaşam sayılabilir. Kahramanmaraş ta kullanılan Maraş Otu (dumansız tütün) adı verilen ağızotu kullanımı ile ilgili yapılan çalışmaların sigarayla eşdeğerde kalp parametreleri üzerine olumsuz etkileri olduğu tespit edilmiştir (30). Davranışsal değişikliklerin yaşama geçirilerek kalıcı olabilmesi için uzun süreye ihtiyaç vardır. Bu nedenle sağlıklı yaşam biçimi alışkanlığı geliştirme ve hipertansiyondan korunma için bireylere hemşireler tarafından verilen eğitim ve danışmanlık hizmetlerinde süreklilik önemli yer tutmaktadır (27). Yapılan çalışmalarda hemşireler tarafından hipertansif bireylere verilen sağlıklı yaşam biçimi davranışları ve ilaca uyumunu artırmaya yönelik eğitimler sonrasında bireylerin sağlıklı yaşam biçimi davranışlarında olumlu yönde değişikliklerin olduğu ve hastaların ilaçlarını önerildiği şekilde düzenli kullandıkları bildirilmiştir (31). Hipertansiyon hastalarında kan basıncını kontrol altında tutmanın faydaları bilinmesine karşın, birinci basamak dâhil tüm sağlık kuruluşlarında hipertansiyonun kontrolü hala istenilen düzeyde değildir. Kan basıncı kontrolündeki temel amaç, sistolik kan basıncını 140 mmhg nın, diyastolik kan basıncını ise 90 mmhg nın altına düşürmektir (17). Hipertansiyon hastasının yüksek kan basıncını etkili bir şekilde düzenleyebilmesi için pratik açık ve uygulanabilir rehberlik bilgilerine ihtiyacı vardır. Bu bilgiler hastalığının kronik ve ciddi sonuçlarından korunmak için hastanın hastalık hakkındaki bilgisini ve hastalıkla baş edebilmesini sağlayan rehberlik bilgilerini içermelidir (32). Yapılan çalışmalar hipertansif hastalara halk sağlığı hemşireleri tarafından verilen eğitim ve yapılan ziyaretler sonucunda hipertansiflerin %71 inde normal kan basıncı değerlerine ulaşıldığı, hemşirelerin kan basıncını düşürmek için yaptıkları girişimlerin sonucunda hastaların kan basıncı düzeylerinde düşme olduğu belirlenmiştir (17). Bireylerin sağlıklarının korunmasında, hastalık halinde en kısa zamanda sağlığına kavuşturulmasında önemli roller üstlenen hemşirelerin hipertansiyon farkındalığı ile ilgili rolleri sadece kan basıncının ölçülmesi ile sınırlı değildir. Hemşireye, sahada bilinmeyen hipertansiyon olgularının teşhisinde, izlenmesinde ve tedavisinde önemli sorumluluklar düşmektedir (4). Hemşireler hipertansiyonun olası sonuçları ve hastalığın altında yatan problemleri anlayabilen sağlık profesyonelleridir. Hemşire eğiticiler hasta ile sık aralıklarla görüşerek iletişimi kuvvetlendirebilir, eğitimlerinde kan basıncı kontrolünü etkileyen, değiştirilebilen alışkanlıkların önemini öğretebilir ve hastaların ilaçların yan etkilerini anlaması ve başa çıkmasına yardım edebilir. Hemşireler hastanın kan basıncını düzenli aralıklarla izler ve bu izlemler hastanın ilaca uyumunu artırmada ve kan basıncını kontrol altında sürdürmesinde hemşireye yardımcı olur. Hemşireler hipertansiyonun tanısıyla ilgili yöntemleri dikkate almalı ve bu konuda bilgili olmalıdır. Hipertansiyonun erken tanısını kolaylaştırmak için yetişkinlerin kan basınçlarını her fırsatta doğru teknik kullanarak değerlendirmelidir. Yine hemşireler hipertansiyonun izlenmesi ve değerlendirilmesinde uygun araç ve tekniklerle evde kendi kendine kan basıncını izlemeleri ve hedeflenen kan basıncını sağlama ve devam ettirme konusunda hastaları eğitmelidir (1,17). SONUÇ Dünyada ve ülkemizde hipertansiyon, epidemi boyutlarında yaygın bir sorun olarak görülmektedir. Ancak bu sorunun yeterince farkında olunmadığı ve tedavi edilemediği görülmektedir. Yapılması gereken hipertansiyon konusunda toplumsal bilincin artırılması yolu ile farkındalığın oluşturulmasıdır. Hemşirenin hipertansiyon ile ilgili farkındalık alanları: 1- Hemşireler hipertansiyonun saptanması ve değerlendirmesinde rol alırlar. 2- Erken tanıyı kolaylaştırırlar. 3- Evde kendi kendine kan basıncı ölçümünü öğretebilirler. 4- İzlemi yapar ve değerlendirirler. 5- Doğru teknik kullanımı sağlarlar. 6- Yaşam şekli değişikliğine yardımcıdırlar. 7- Diyet, kilo verme, tütün kullanımı konusunda katkı sağlarlar. 8- Stresle baş etmede yardımcıdırlar. 9- Tedavi ve hedeflere ulaşmada destekleyicidirler. 10- Doğru ve düzenli ilaç kullanımını sağlayabilirler. 11- Hasta takibi ve koordinasyonunda başroldedirler. 732 www.korhek.org
KAYNAKLAR 1. Casey G, Hypertension Nurses quide to management, Nursing Standart Essentials Guide, 2004; 18(31): 15-18. 2. Çakmak HA, Arslan E, Erdine S, Hipertansiyonda karşılanmamış gereksinimler. Türk Kardiyoloji Derneği Arş 2009;37(7): 1-4. 3. Global Status Report on Noncommunicable Diseases 2010. World Health Organization, April 2011. www.who.int/nmh/.../ncd_report2010 (Erişim tarihi:19.09.12) 4. Hacıhasanoğlu R, Hipertansiyonda tedaviye uyumu etkileyen faktörler.taf Preventive Medicine Bulletin. 2009; 8(2): 167-172. 5. Kayıhan G, Ersöz G, Hipertansiyon ve egzersiz. Spormetre Beden Eğitimi ve Spor Bilimleri Dergisi. 2009; 7(3): 93-101. 6. Yurdakul S, Aytekin S, Kadınlarda hipertansiyon. Türk Kardiyoloji Derneği Arş. 2010;38(1) :25-31. 7. Acehan O, Hipertansiyon kontrolünde hastalık algısı ve grup görüşmelerinin etkisi. Çukurova Üniversitesi tıp fakültesi aile hekimliği anabilim dalı, Uzmanlık Tezi, Adana, 2010; 1-36. 8. Büyükbeşe MA, Çetinkaya A, Kantarçeken B ve ark. Blood presure assessment of people attending diabetes public awareness meeting, 10 th Scıentific Meeting Of The Easd Hypertension in Diabetes Hıd Study Group, 31 Mart- 2 Nisan 2005, Sözlü Sunum. 9. Living well with chronic illness: A call for public health action. Committee on Living Well with Chronic Disease: Public Health Action to Reduce Disability and Improve Functioning and Quality of Life; Institute of Medicine, The National Academies Press, Washington, D.C., www.iom.edu/.../living-well-with-chronic- Illness2012. (Erişim tarihi: 19.09.12) 10. Wheelock C, Savageau JA, Silk H, Lee S. Improving the health of diabetic patients through resident- initiated group visits.fam Med. 2009; 41(2):116 119. 11. T.C.Sağlık Bakanlığı Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi Başkanlığı Hıfzıssıhha Mektebi Müdürlüğü, Başkent Üniversitesi. Ulusal Hastalık Yükü Ve Maliyet-Etkililik Projesi Hastalık Yükü Final Rapor. 2004: 463-467. 12. Göçgeldi E, Babayiğit MA, Hassoy H, Açıkel CH, Taşçı İ, Ceylan S, Hipertansiyon tanısı almış hastaların algıladıkları yaşam kalitesi düzeyinin ve etki eden faktörlerin değerlendirilmesi. Gülhane Tıp Dergisi. 2008; 50: 172-179. 13. Türkiye Sağlık Araştırması 2010, www.tuik.gov.tr, (Erişim Tarihi; 14.08.2012) 14. Hipertansiyon, T.C. Sağlık Bakanlığı Birinci Basamağa Yönelik Tanı ve Tedavi Rehberi. 2003; 37-44. 15. Çöl M, Özdemir O, Ocaktan ME, Park Sağlık Ocağı bölgesindeki 35 yaş üstü hipertansiflerde tedavi-kontrol durumları ve davranışsal faktörler. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Mecmuası. 2006; 59: 144-150. 16. Abacı A, Oğuz A, Kozan Ö, Toprak N, Şenocak H, Değer N, Şahin M, Sur H, Fici F, Erol C: Treatment and control of hypertension in Turkish population: a survey on high blood pressure in primary care (the TURKSAHA study), J Hum Hypertens 2006; 20:355-361 17. Hacıhasanoğlu R, Hipertansiyon yönetiminde hemşirenin sorumlulukları. Fırat Sağlık Hizmetleri Dergisi. 2009; 4(12) :154-164. 18. Kalan M.K, Hipertansiyon hastalarında antihipertansif ilaç değişimleri, bu değişimlerin nedenleri ve ilaç değişimleri ile hedef tedavi değerlerine ulaşma oranlarının incelenmesi. Sağlık Bakanlığı Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi, İstanbul, Uzmanlık Tezi. 2007;8-9. 19. Altun B, Arıcı M, Nergizoğlu G, Derici U, Karatan O, Turgan C, ve ark. Prevalence, awareness, treatment and control of hypertension in Turkey (the PatenT study) in 2003. J Hypertension. 2005; 23(10):1817-1823. 20. Arıcıl M, Altun B, Erdem Y. ve ark. ve Türk Hipertansiyon ve Böbrek Hastalıkları Derneği. Türk Hipertansiyon Prevalans Çalışması, www.turkhipertansiyon.org. Erişim Tarihi: 5.09.2012 21. Ural E, Onat A, Sansoy V ve ark. TEKHARF Çalışması Marmara Bölgesi Kohortunun 7 Yıllık Takibinde Ölüm ve Yeni Koroner Olayların Oranı. Türk Kardiyoloji Derneği Arş. 1998; 26: 105-110. 22. Onat A, Dursunoğlu D, Kahraman G ve Ark. Türk erişkinlerinde ölüm ve koroner olaylar: Tek harf çalışma kohortunun 5 yıllık takibi, Türk Kardiyoloji Derneği Arş. 1996; 24: 8-15. 23. Kalp yetersizliği, akut koroner sendromlar, Hipertansiyon hemşirelik bakım kılavuzu, Türk Kardiyoloji Derneği, 2.baskı, 2007; 59-65. 24. Abacı A, Kardiyovasküler risk faktörlerinin ülkemizdeki durumu. Türk Kardiyoloji Derneği Arş. 2011; 39( 4):1-5. 25. TURDEP-II Çalışma Grubu, TURDEP-II sonuçlarının özeti. İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, 2011. www.diyabetkongresi2012.org/turdep (Erişim Tarihi 5.09.2012) 26. Zungur M, Yıldız A, Hipertansif hastaya yaklaşım. Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi. 2004; 13 (8): 297-303. 27. Özpancar N, Fesci H,Hipertansiyon ve yaşam kalitesi, Bilim, Eğitim ve Düşünce Dergisi, 2008; www.universite-toplum.org/text.php (Erişim Tarihi 5.09.2012) www.korhek.org 733
28. Onat A, Ural D, Keleş İ, Büyükbeşe MA ve Ark. Marmara Bölgesi halkında kanda kolesterol iyi seyrederken, kan basıncı yükselme eğiliminde. Türk Kardiyoloji Derneği Arş. 1998; 26:18-24. 29. Kıray Vural B, Sağlık riskinin belirlenmesi ve hemşirelik için önemi. Cumhuriyet Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi, 1998; 2 (2): 39-43. 30. Güven, A., Köksal, N., Büyükbeşe, M.A., Çetinkaya, A., Sökmen, G., Aksu, E., Çağlayan, C.E. (2003). Effects of Using a Different Kind of Smokeless Tobacco on Cardiac Parameters: Maras powder. Anadolu Kardiyoloji Dergisi, 3:230-235. 31. Irmak Z, Düzöz GT ve Bozyer İ, Bir eğitim programının hipertansiyonlu hastaların yaşam tarzı ve ilaç tedavisi uyumuna etkisi. Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Yüksekokulu Dergisi. 2007; 14(2): 39-47. 32. DeMartinis, JE. Eds: Black JM, Keene AM. 6 th edition WB. Clients with hypertensive disorders: promoting positive outcomes. Medical-Surgical Nursing Clinical Management for positive outcomes. Saunders Company, Philadelphia, 2001; 1379-1398. www.tusak.saglik.gov.tr/pdf/nbd/raporlar/hastaliky ukutr.pdf (Erişim Tarih: 19.09.2012) 734 www.korhek.org