Uzun süredir nöroendokrin anormalliklerin bazý
|
|
|
- Özge Ergün
- 10 yıl önce
- İzleme sayısı:
Transkript
1 Depresyonun Nöroendokrinolojisi Yrd. Doç. Dr. Ertuðrul EÞEL*, Prof. Dr. Seher SOFUOÐLU* Uzun süredir nöroendokrin anormalliklerin bazý psikiyatrik hastalýklardaki santral sinir sistemi iþlev bozukluðunun patofizyolojisini anlamada önemli ipuçlarý verdiði düþünülmektedir. Nöropsikiyatrik hastalýklarla nöroendokrin deðiþiklikler arasýndaki baðlantýyý anlamak, sadece endokrin deðiþikliklerin bazý psikiyatrik hastalýklar için belirleyici (marker) olabilmesi bakýmýndan deðil, ayný zamanda bu endokrin anormalliklerin hastalýklarýn patofizyolojisinde direkt olarak rol oynayabilmesi bakýmýndan da önemlidir. Nöroendokrin sistemler beyin nörotransmitterleri tarafýndan kontrol edildiði için, bu sistemlerdeki anormallikler psikiyatrik hastalýklarýn altýnda yatan nörotransmitter deðiþikliklerini anlamada yardýmcý olabilir (Hansen-Grant ve ark. 1998). Hormonal eksenler psikiyatri için üç açýdan önemlidir: Birincisi, bazý peptid hormonlar klasik nörotransmitterler gibi iþlev görürler. Ýkincisi, nöroendokrin eksenlerin hormonlarý kan yoluyla beyne taþýnarak geribildirim (feedback) oluþturur ve nöronal fonksiyonu etkileyebilir. Üçüncü olarak da, bazý psikiyatrik hastalýklar klasik nöroendokrin eksenlerin hipoaktivitesi veya hiperaktivitesi ile seyrederler (Kaplan ve Sadock 1998). Psikiyatride nöroendokrin test araþtýrmalarý, bazal hormon düzeyleri ölçümleri ve nöroendokrin * Erciyes Üniversitesi Týp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalý, KAYSERÝ dinamik (challenge) testlerden ibarettir. Bazal endokrin deðerlendirmeleri kanda belli hormonlarýn düzeylerinin ölçümü (örneðin, serum kortizol düzeyleri) veya idrarda hormon metabolitlerinin ölçümü (örneðin, idrarda ketosteroid ölçümü) þeklinde yapýlýr. Kesin endokrinolojik iþlev bozukluðunun deðiþik organik mental bozukluklara yol açtýðý bilinir, ancak, bazý psikiyatrik hastalýklarda bazal hormonal ölçümlerde hafif düzeyde deðiþiklikler olduðu da bildirilmiþtir. Dinamik nöroendokrinolojik testler ise, belli nörotransmitterlerin aktivitesini arttýran veya azaltan ajanlar verilerek, hormonlarýn bu ajanlara verdikleri cevabýn ölçülmesiyle yapýlýr (Morihisa ve ark. 1999). Hipotalamus, nöroendokrin eksenlerin düzenlenmesinde esas rolü oynayan beyin yapýsýdýr. Deðiþik biyojenik amin nörotransmitterleri kullanan çok sayýda nöronal girdi (input) hipotalamusa gelir. Depresyonlu hastalarda birçok nöroendokrin anormalliðin olduðu bildirilmiþtir, ancak bu anormalliklerin depresyonda mevcut biyojenik amin aktivitesindeki deðiþikliklerin sonucu mu, sebebi mi olduðu tartýþmalýdýr (Dinan 1994). Depresyonla iliþkili olarak ortaya atýlmýþ nöroendokrin eksen anormalliklerinin baþlýcalarý adrenal, tiroid, büyüme hormonu (growth hormone) ve prolaktin eksenlerindedir. 1. HÝPOTALAMO-PÝTÜÝTER-ADRENAL (HPA) EKSEN HPA eksen anormallikleri depresif bozukluklarda 132
2 DEPRESYONUN NÖROENDOKRÝNOLOJÝSÝ en sýk ve tutarlý olarak gösterilmiþ olan biyolojik belirleyicilerdendir. Ýnsan ve hayvanlarda strese cevap olarak görülen temel endokrin reaksiyon HPA eksenin aktivasyonudur (Huether ve ark. 1999). Bu aktivasyon, hipotalamusun paraventriküler çekirdeðinden portal venöz dolaþýma salýnan CRF (corticotropin-releasing factor) tarafýndan baþlatýlýr. CRF salýmý ön hipofizden ACTH (adrenocoticotropic hormone) ve β endorfin salýnýþýna neden olur. ACTH ve β endorfinin her ikisi de ayný prekürsör maddeden yani POMC den (pro-opiomelanocortin) ön hipofizde sentezlenir. Arjinin vazopressin (AVP) gibi baþka maddeler de daha zayýf olarak ACTH salýmýný kontrol ederler, ancak bu etki de CRF'nin varlýðýna baðlý gibi görünmektedir. Dolaþýmda ACTH artýþý adrenal korteksten glukuokortikoid salýnýþýna yol açar. Birçok psikolojik ve fiziksel uyaran hayat için gerekli olan bu stres cevabýna neden olur (Arborelius ve ark. 1999). CRF, 41 aminoasitli bir peptiddir ve strese karþý yalnýz endokrin cevabý düzenlemekle kalmaz, beynin çeþitli bölgelerinde bulunan reseptörleri vasýtasýyla bir nörotransmitter gibi görev yaparak otonomik ve davranýþsal cevaplarý da düzenler. CRF santral sinir sisteminde heterojen olarak daðýlmýþtýr. CRF içeren hücreler en çok hipotalamusun paraventriküler çekirdeðinin medial parvosellüler bölümünde bulunurlar. CRF içeren internöronlar ise geniþ olarak neokortekste daðýlmýþlardýr ve kognitif iþlemlerde önemli olduklarý sanýlmaktadýr. Bir baþka yoðun CRF hücresi içeren beyin bölgesi ise, stria terminalisin "bed nükleusu"dur ve otonomik fonksiyonda rol oynadýðý sanýlýr. Ayrýca beyinde baþlýca serotonerjik ve noradrenerjik yolaklarýn merkezi olan rafe çekirdekleri ve lokus seruleusta da CRF immün cevabýnýn bulunduðu bildirilmiþtir. CRF'nin CRF 1 ve CRF 2 olmak üzere, her ikisi de adenil siklaza baðlý iki reseptörünün olduðu bilinmektedir (Arborelius ve ark. 1999). Memelilerde strese endokrin cevap HPA eksence yönetilir. Stres sýrasýnda paraventriküler çekirdekte CRF sentezi artar ve sinir uçlarýndan CRF median eminense salýnýr. Buradan hipofizer portal dolaþýma girerek ön hipofize gelir. Bu bölgede kendi reseptörlerine baðlanan CRF, bir seri hücre içi olayý baþlatýr; sonuçta hücredeki POMC geni ifadesi (expression) kuvvetlenir ve ACTH, β- endorfin ve β-lipotropin gibi POMC'den üretilen peptidlerin salýnýþý artar. ACTH dolaþýma geçer ve adrenal korteksten glukokortikoidlerin (primatlarda daha çok kortizol, ratlarda kortikosteron olarak) salýnýþýna neden olur (Arborelius ve ark. 1999). Strese cevap olarak kortizolün ani yükselmesi adaptif bir iþlevdir, ancak kortizol uzun sürelerle aþýrý biçimde salýnýrsa kan basýncýnda yükselme, ateroskleroz, diyabet, immün baskýlanma, kemik ve kas erimesi gibi sayýsýz olumsuz fizyolojik etkileri olabilir. HPA sistemi hipokampus, hipotalamus ve ön hipofizde bulunan kortikosteroid reseptörlerinin saðladýðý inhibitör negatif geri bildirim vasýtasýyla kontrol edilir (Hansen-Grant ve ark. 1998). Beyinde baþlýca iki tip kortikosteroid reseptörü vardýr: Mineralokortikoid reseptörü (MR, tip I) ve glukokortikoid reseptörü (GR, tip II). MR'ler beyinde daha çok hipotalamus dýþý limbik yapýlarda (hipokampus, septum, septohipokampal nükleus, amigdal) bulunurlar ve bazal HPA aktivitesinin kontrolünü saðlarlar. GR'ler ise, yine limbik sistem (hipokampus ve septum) ve hipotalamusun paraventriküler çekirdeði, kortikal ve talamik bölgelerde, ayrýca beyin sapýndaki nükleus traktus solitarius ve lokus seruleusta yoðun olarak bulunmaktadýr. Bunlarýn iþlevinin de, daha çok stres sýrasýnda çok artmýþ olan HPA eksen aktivitesini paraventriküler çekirdek, anterior hipofiz ve hipokampus düzeyinde baskýlamak olduðu sanýlmaktadýr. Bunun dýþýnda glukokortikoidlerin uyku ve beslenme gibi bazý davranýþsal etkilerinin de bu GR'ler aracýlýðý ile olduðu düþünülmektedir (Dinan 1994). Glukokortikoidler ayrýca öðrenme ve hafýza iþlevlerinde önemli bir beyin bölgesi olan hipokampusun geliþimi sýrasýnda nöron yapýmý (neurogenesis) ve programlý hücre ölümünü (apopitosis) etkilerler (Plotsky ve ark. 1998). Beyindeki CRF sisteminin strese yalnýzca endokrin cevabý deðil, otonomik ve davranýþsal cevaplarý da düzenlediðini belirtmiþtik. Örneðin CRF'nin laboratuvar hayvanlarýnda direkt olarak santral sinir sistemine verilmesi, kalp hýzý artýþý, damar basýncý artýþý, araþtýrýcý davranýþýn baskýlanmasý, azalmýþ yiyecek arama ve azalmýþ cinsel davranýþ gibi, hemen hemen strese cevap sýrasýnda gözlenen tepkilere özdeþ veya depresyondakine benzer cevaplar oluþturmaktadýr (Glowa ve Gold 1991). Ayrýca CRF periferik sempatik ve adrenomeduller sistem- 133
3 EÞEL E, SOFUOÐLU S. leri de aktive ederek, beyinde NE (norepinefrin) ve DA (dopamin) miktarýný arttýrýr (Owens ve Nemeroff 1991). Depresyondaki HPA eksen anormallikleri Glukokortikoidlerin depresyonda iþe karýþmýþ olabileceðinin ilk iþaretleri Cushing hastalýðýnda ve dýþardan verilen sentetik glukokortikoidlerle ortaya çýkan mental bozukluklardý (Kelly ve ark. 1983). Bunun yanýsýra, yüzlerce çalýþma depresyonlu hastalarda HPA sistemin hiperaktif olduðunu ortaya koymuþtur (Musselman ve Nemeroff 1996). Major depresyonlu hastalarýn çoðunda plazma kortizol konsantrasyonu yükselmiþtir, kortizol metabolitleri artmýþtýr ve 24 saatlik idrar serbest kortizol konsantrasyonu yükselmiþtir. Depresyon sýrasýndaki bu artmýþ kortizol üretimi, depresyonun düzelmesiyle normale dönmektedir, yani bir durum belirleyicisi (state marker) niteliðindedir (Musselman ve Nemeroff 1996). Ayrýca depresyonlu bireylerde kortizolün bazal düzeylerinde artýþýn dýþýnda normal sirkadiyen ritmi de bozulmuþtur ve genellikle bu HPA eksen deðiþiklikleri depresyonu daha þiddetli olanlarda ve daha yaþlý olan depresyonlularda daha belirgindir (Beck-Friis ve ark. 1985). Bunun dýþýnda, depresyonlularýn yaklaþýk %50'sinde normal inhibitör negatif geri bildirim sistemi çalýþmamaktadýr, bu yüzden sentetik bir glukokortikoid olan deksametazon verildikten sonra kortizolün endojen sekresyonu baskýlanmamaktadýr (Rush ve ark. 1997). Bunu ölçmek için kullanýlan deksametazon supresyon testi (DST), psikiyatrik araþtýrmalarda en çok kullanýlan nöroendokrinolojik test haline gelmiþtir. Bazý araþtýrmacýlar tarafýndan DST'nin, depresyonda bulunan minör HPA eksen anormalliklerini gösterebileceði ve endojen melankolik depresyonda iyi bir belirleyici olabileceði ileri sürülmüþtür (Carroll 1982). DST þu þekilde uygulanýr: Hastaya akþam 'te oral yoldan 1 mg deksametazon verilir. Ertesi gün 08 00, ve 'te hastadan kan örnekleri alýnýr ve serum kortizol düzeyleri ölçülür. Deksametazon sonrasý serum kortizol düzeyleri 5 µg/dl'ye eþit veya daha fazla ise testin anormal veya pozitif olduðu düþünülür (Carroll 1982). Bu, hipotalamustan adrenal kortekse kadar herhangi bir noktadaki hiperaktiviteyi gösterir. Melankolik major depresyonlularda %40-50 oranýnda deksametazon nonsupresyonu vardýr (Carroll 1982). Þiddetli ve psikotik depresyonlularda, daha ciddi intihar giriþimleri olan depresyonlularda, yatan hastalarda ve ailede affektif bozukluk hikayesi olanlarda bu oran %80-90'a yükselir (Rush ve ark. 1997, Nelson ve Davis 1997). Bipolar depresyonlularda nonsupresyon oraný melankolik unipolar depresyonlularda olduðu kadardýr (Rush ve ark. 1997). Anormal DST'nin daha çok terminal insomnia, kilo kaybý ve duygudurumun diurnal deðiþimi gibi depresyonun vejetatif semptomlarýyla birlikte bulunduðu da bildirilmiþtir (Maes ve ark. 1990). Depresyonun baþlangýcýndaki DST nonsupresyonu plasebo cevabýnýn çok daha düþük olacaðýna iþaret eder (Riberio ve ark. 1993). DST nonsupresyonunun özellikle psikotik depresyonda pozitif olmasý, kortizol yüksekliðinin psikotik depresyonun patofizyolojisinde rol oynayabileceði düþüncesini doðurmuþtur. Hiperkortizoleminin veya artmýþ CRF'nin dopamin aktivitesini arttýrmak suretiyle depresyondaki psikotik semptomlarýn oluþumuna katkýda bulunabileceði öne sürülmüþtür (Nelson ve Davis 1997, Posener ve ark. 1994). DST pozitifliði de hiperkortizolemi gibi genellikle depresyonun iyileþmesi ile birlikte düzelir ve relapstan birkaç hafta öncesinden itibaren yeniden pozitifleþir, yani DST pozitifliði bir durum belirleyicisi gibi görünmektedir (Musselman ve Nemeroff 1996, Rush ve ark. 1997). Depresyonun klinik düzelmesinden sonra da DST'nin pozitif olarak devam etmesi kötü prognoz ve erken relapsa iþaret eder (Nemeroff ve Ewans 1984, Riberio ve ark. 1993). Duygudurum bozukluklarýndaki deksametazon nonsupresyonunun sebebinin CRF hipersekresyonu olduðu sanýlmaktadýr (Arborelius ve ark. 1999). DST, duygudurum bozukluklarýnýn patofizyolojisini anlamada önemli veriler sunmuþ bir test olsa da, testin duyarlýlýk (yani depresyonlularý belirleme) ve özgünlüðünde (depresyonu olmayanlarý doðru belirleme) önemli problemler vardýr. Çünkü, DST birçok baþka psikiyatrik hastalýkta (alkolizm, anoreksiya nervoza, þizofreni, þizoaffektif bozukluk, OKB, demans), kilo kaybý, diabetes mellitus gibi fiziksel hastalýklarda ve steroidler, östrojenler gibi bazý ilaçlarýn alýnmasýyla da pozitif çýkabilir. Bu yüzden DST depresyonlu hastalarýn tanýsý için kullanýlabilecek rutin bir test olarak uygun görün- 134
4 DEPRESYONUN NÖROENDOKRÝNOLOJÝSÝ memektedir (Morihisa ve ark. 1999). DST'nin melankolik ve melankolik olmayan depresyonu ayýrt etmede %87 özgünlüðe ve %48 duyarlýlýða sahip olduðu bildirilmiþse de (Rush ve ark. 1997), tedavi deðiþmeyeceði için bunun da pratik bir deðeri yoktur. Depresyonlu hastalarda bildirilen baþka bir bulgu da, intravenöz CRF verildikten sonra ACTH cevabýnýn azalmýþ olmasý, ancak kortizol cevabýnýn normal olmasýdýr (muhtemelen adrenal gland geniþlemesine baðlý olarak). Kortizolün adrenal kortekste sentezini bloke eden bir ajan olan metirapon verildikten sonra CRF verilirse, artýk depresyonlu hastalarda ACTH cevabýnýn kör olmadýðý görülür. Bu da depresyonlulardaki CRF'ye azalmýþ ACTH cevabýnýn altýnda yatan nedenin hiperkortizolemi olabileceðini düþündürten bir bulgudur (Arborelius ve ark. 1999). Ayrýca, major depresyonlu hastalarda deksametazonla kortizol nonsupresyonunun derecesi ile CRF'ye körleþmiþ ACTH cevabý arasýnda bir korelasyon vardýr. Klinik düzelmeyle CRF'ye ACTH cevabý da düzelir (Arborelius ve ark. 1999). Holsboer ve arkadaþlarý standart DST testi ile CRF stimülasyon testini kombine olarak kullanmýþlar ve önceden deksametazonla tedavi edilen depresyonlu hastalarýn CRF'ye artmýþ ACTH ve kortizol cevabý verdiklerini bulmuþlardýr. Ayrýca depresyonda olmayan, fakat duygudurum bozukluklarý için aile yüklülüðü olan bireyler de bu kombine DST-CRF testinde anormallik sergilemiþlerdir. Bu da depresyonlu hastalardaki HPA eksen anormalliklerinin genetik geçiþli bir özellik olabileceðini ortaya koymaktadýr (Holsboer ve ark. 1995, 1996, Heuser ve ark. 1996). Yine, bu testle ortaya çýkan hiperkortizoleminin amitriptilin tedavisi ile düzeldiði bildirilmektedir (Heuser ve ark. 1996). Depresyonlulardaki CRF'ye kör ACTH cevabýný açýklamak için öne sürülen mekanizmalardan bir diðeri de, artmýþ hipotalamik CRF'ye sekonder olarak pitüiter CRF reseptörlerinin duyarlýlýðýnýn azalmýþ olmasýdýr (down-regulation). Depresyonda hipotalamik CRF salýmýnýn artmýþ olduðuna baþka bir destek de, ilaçsýz depresyonlularda ve intihar kurbanlarýnda beyin omurilik sývýsý (BOS) CRF konsantrasyonunun artmýþ olduðunu bulan çalýþmalardan gelmiþtir (Nemeroff ve ark. 1984). Ayrýca DST'de supresyon göstermeyen depresyonlularda daha yüksek BOS CRF deðerleri bulunmaktadýr (Roy ve ark. 1987). Bunun dýþýnda, postmortem çalýþmalarda depresyonlu hastalarýn beyinlerinde, paraventriküler çekirdekte CRF konsantrasyonu ve CRF mrna ifadesi (expression) artmýþ olarak bulunmuþtur (Raadsheer ve ark. 1995). BOS'ta yükselmiþ CRF deðerlerinin de durum belirleyicisi olduðu, yani depresyonun düzelmesiyle veya elektrokonvulzif tedavi (EKT) ya da ilaç tedavisi ile normale döndüðü ileri sürülmektedir (Arborelius ve ark. 1999). Manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ve komputerize tomografi (CT) kullanarak yapýlan çalýþmalarda, depresyonlularda epizod sýrasýnda olan ve tedavi ile düzelen hipofizer ve adrenal bezde geniþleme bulgusu bildirilmiþtir (Axelson ve ark. 1992, Rubin ve ark. 1995). Ayrýca depresyonlu intihar kurbanlarýnýn postmortem beyin incelemelerinde frontal kortikal CRF reseptörlerinin azalmýþ olduðu bildirilmiþtir (Nemeroff ve ark. 1988). Hayvanlarda intraventriküler CRF verilmesi de anksiyete ve benzeri davranýþlar ortaya çýkarmaktadýr (Glowa ve Gold 1991). Bütün bu bulgular depresyonlu hastalardaki HPA eksen hiperaktivitesinin, epizod sýrasýnda veya hemen önce ortaya çýkan presinaptik CRF hipersekresyonu, buna sekonder olarak geliþen hipofizer ve adrenal bez hipertrofisi ve postsinaptik CRF reseptör duyarlýlýk azalmasý ile birlikte olduðunu ortaya koymaktadýr (Arborelius ve ark. 1999). Depresyonda bu hiperaktif HPA ekseninin sonucu olarak veya belki de primer bir defekt olarak, epizodlar sýrasýnda beyin kortikosteroid reseptörlerinde deðiþiklik olduðu, bunun "glukokortikoid direnci"ne yol açtýðý, bu yüzden glukokortikoid hormonlarýn HPA eksenin deðiþik seviyelerinde yapmalarý gereken geribildirim (feedback) etkiyi gösteremedikleri ve bunun da kalýcý HPA eksen hiperaktivasyonuna yol açtýðý da ileri sürülmüþtür. Depresyonlu hastalarda glukokortikoid direnci olduðu hipotezi ayrýca, bu hastalarda yüksek kortizol düzeyleri olmasýna raðmen, neden Cushing hastalýðýndaki gibi yuvarlak yüz, abdominal strialar gibi tipik fiziksel bulgularýn olmadýðýný açýklayabilmektedir (Dinan 1994). Yine bu hipotezle uyumlu olarak, antidepresanlarýn ve EKT tedavisinin tedavi edici etkinliklerini glukokortikoid reseptörlerini düzenlemek ve HPA ekseni glukokortikoid geribildirimine daha duyarlý hale getirmek suretiyle gösterdikleri ileri sürülmektedir (Heuser ve ark. 1996, Barden 1999). 135
5 EÞEL E, SOFUOÐLU S. Bazý yazarlar ise depresyonlu hastalarýn aslýnda immünosupresyon, osteoporoz, santral obezite, adet düzensizlikleri, kas zayýflýðý ve kognitif bozukluklar gibi Cushing hastalýðý belirtilerini gösterdiklerini ve duygudurum bozukluklarýnýn tedavisinde antiglukokortikoid ilaçlarýn kullanýlabileceðini öne sürmektedirler (Mitchell ve O'Keane 1998). Hipokampus HPA eksenin geribildirim inhibisyonunda esas bölge olduðu için ve glukokortikoid reseptörlerinin (GR) en fazla bulunduðu beyin yapýsý olduðu için, glukokortikoidler aþýrý miktarda olduklarý zaman nörotoksik etkilerine en çok maruz kalacak yapý olacaktýr. Nitekim depresyonda plazma kortizol düzeyleri ile hipokampal atrofi arasýnda iliþki olduðunu bildiren çalýþmalar vardýr (Axelson ve ark. 1993). Ýnsan beyninde normal çevre þartlarýndayken bile sürekli olarak nöronlar arasýndaki sinaptik baðlantýlar yenilenmekte, bir kýsmý yok olurken, bir kýsmý yeni oluþturulmaktadýr. Stres oluþturan durumlarda ise, sinaptik baðlantýlarda (sinapslarýn sayýsýnda, yerlerinde deðiþiklik, var olan sinapslarýn etkinliðinde artýþ veya azalýþ, reseptörlerin yoðunluðunda deðiþiklikler ve hücre içi sinyal iletiminin etkinliðinde deðiþmeler gibi) çok daha fazla adaptif deðiþiklikler ve reorganizasyonlar olacaktýr. Ýnsanlarda psikososyal stresin, özel strese duyarlý nöronlar ve nöroendokrin sistemler vasýtasýyla sinaptik baðlantýlarda deðiþiklikler yaptýðý, bu þekilde fizyolojik, kognitif, emosyonel ve davranýþsal deðiþikliklerle yeni duruma uyum saðlanabildiði öne sürülmektedir. Özellikle kiþinin var olan baþa çýkma mekanizmalarýyla kontrol edemediði bir stresörle karþýlaþtýðý durumlarda, asosiyatif korteks amigdal hipokampus yoluyla HPA eksen aktive olmakta, sonuçta kandaki kortizol düzeyi yükselmekte, beyindeki nöronlar ve glia hücrelerindeki glukokortikoid reseptörleri yoluyla beyin iþlevleri etkilenmektedir (Huether ve ark. 1999). Ayrýca depresyon ataklarýndan önce birçok kez þiddetli bir stresörün olduðu (Checkley 1992, Berksun ve ark. 1991) ve erken çocukluk döneminde yaþanan olumsuz deneyimlerin eriþkin hayatta depresyon riskini arttýrdýðý (Kivela ve ark. 1998, Weiss ve ark. 1999) bilinmektedir. Genetik ve genetik olmayan (epigenetik) faktörlerin birbirlerini tamamlayýcý biçimde, perinatal periyottan peripubertal periyoda kadar uzanan bir geliþimsel dönem boyunca etkileþerek, bireyin depresyona yatkýnlýðýný veya çevresel stresörlere karþý kýrýlganlýðýný arttýrdýklarý düþünülmektedir. Ýnfantken anneden ayrýlan hayvanlarýn akut strese kontrollere oranla daha yüksek HPA eksen aktivasyonu ile cevap verdikleri, daha yüksek BOS CRF deðerlerine sahip olduklarý bildirilmiþ, dolayýsýyla erken yaþam streslerinin uzun süreli CRF nöronal hiperaktivitesi ile birlikte olduðu öne sürülmüþtür (Arborelius ve ark. 1999). Erken yaþam stresörü dýþýnda, hem akut, hem de kronik stresin lokus seruleustaki CRF düzeylerini arttýrdýðý, anksiyolitik ilaçlarýn bu bölgedeki CRF konsantrasyonunu azalttýðý, bu ilaçlarýn anksiyete giderici etkilerinin bir kýsmýnýn belki de bu yolla olduðu ileri sürülmektedir. Erken yaþamdaki olumsuz olaylarýn ve kronik stresin CRF içeren hücrelerde uzun süreli deðiþikliklere yol açtýðý ve bu þekilde depresyona yatkýnlýk oluþturduðu düþünülmektedir (Arborelius ve ark. 1999). Böylece erken yaþamdaki stresin HPA eksen üzerinde kalýcý etkiler oluþturarak depresyona eðilim oluþturduðu hipotezi, erken yaþam olaylarýnýn eriþkin psikopatolojisinde asýl rolü oynadýðýný savunan psikoanalitik görüþe de biyolojik bir destek saðlamaktadýr (Plotsky ve ark. 1998). Kronik stres sýrasýnda oluþan hiperkortizolemi, bir yandan hipokampustaki glukokortikoid reseptörleri vasýtasýyla HPA ekseni inhibe ederken, bir yandan da hipokampustaki reseptörlerde duyarlýlýk azalmasýna (down-regulation) yol açacaktýr. Bu duyarlýlýk azalmasý HPA eksen üzerindeki geri bildirim inhibisyonun azalmasýna neden olacaðý için glukokortikoid salýnmasýnda bir artýþ olacaktýr. Bu aþýrý glukokortikoid ise hipokampusta ve CRF salan nöronlarda kalýcý hasara yol açacak, bu da kiþide depresyona yatkýnlýk oluþturacaktýr (Dinan 1994). Yine bu hipoteze göre, depresyonda olan monoaminerjik anormallikler de bu yaþam olaylarý tarafýndan tetiklenen HPA eksen hiperaktivasyonu ve hiperkortizolemiye sekonder olarak geliþmektedir. Kadýnlarda, HPA eksenin stresin tetiklediði disregülasyona karþý daha hassas olduðu ve belki de bu yüzden depresyonun daha sýk görüldüðü ileri sürülmüþtür (Weiss ve ark. 1999). Depresyonda olduðu düþünülen bu HPA eksen anormalliklerinin hangi nörotransmitterlerle iliþkili olduðunu araþtýrmak için deðiþik dinamik test (challenge) çalýþmalarý yapýlmaktadýr. NE'nin HPA eksen üzerinde inhibitör veya stimülatör etkisinin 136
6 DEPRESYONUN NÖROENDOKRÝNOLOJÝSÝ olduðu, serotoninin daha çok HPA ekseni aktive ettiði, asetil kolin, GABA (gama amino bütirik asit) ve endojen opioidlerin de bu eksen üzerinde düzenleyici etkilerinin olabileceði bildirilmektedir (Musselman ve Nemeroff 1996). CRF salýnýþýnýn serotonin, NE, DA gibi birkaç nörotransmitterin kontrolü altýnda olduðu ileri sürülmektedir (Mokrani ve ark. 1997). Ama son yýllarda depresyonda serotonin hipotezinin popüler olmasýyla birlikte, özellikle serotoninin depresyonun patofizyolojisindeki rolünün ortaya çýkarýlmasý amacýyla nöroendokrin stratejiler ve bu arada HPA eksenle ilgili dinamik testler uygulanmaktadýr. Bu çalýþmalardan çýkan sonuçlara göre, özellikle 5- HT 1A reseptörlerinin HPA eksenin etkilenmesinde rol oynadýðý söylenebilir. Bu amaçla en çok kullanýlan nöroendokrin stratejiler 5-HT prekürsörü L- triptofan ve 5-hidroksitriptofan verilmesi (Ryan ve ark. 1992, Cowen ve ark. 1985, Sargent ve ark. 1998), fenfluramin gibi serotonin salýnýþýný arttýran ajanlar verilmesi (O'Keane ve Dinan 1991, Mokrani ve ark. 1997, Ramasubbu ve ark. 1999, Cleare ve ark. 1998), buspiron veya ipsapiron gibi 5-HT 1A reseptör agonisti droglarýn verilmesi (Cowen ve ark. 1994, Moeller ve ark. 1994) veya klomipramin, sitalopram gibi bir SSRI (Leatherman ve ark. 1993, Golden ve ark. 1992, Kapitany ve ark. 1999) verilmesinden sonra kortizol ve prolaktin cevaplarýnýn ölçülmesidir. Çünkü, serotonerjik ajanlara bu hormonlarýn verdiði cevabýn en azýndan kýsmen serotonin reseptörleri vasýtasýyla kontrol edildiði düþünülmektedir. Bunun kanýtý, yukarýda sayýlan serotonerjik ajanlarýn normal saðlýklý bireylerde plazma ACTH ve kortizol düzeylerini arttýrmasý ve bu artma cevabýnýn 5-HT 1A antagonisti pindolol tarafýndan engellenmesidir (O'Keane ve Dinan 1991). Ama genel olarak bu ajanlara prolaktin cevabýnýn kortizol cevabýna göre santral serotonerjik aktivitedeki deðiþiklikleri daha iyi yansýttýðý düþünülür. Depresyonlu hastalarda serotonin prekürsörü 5- hidroksitriptofan (Ryan ve ark. 1992), buspiron (Cowen ve ark. 1994), fenfluramin (O'Keane ve Dinan 1991, Cleare ve ark. 1998) ve klomipramin (Golden ve ark. 1992) gibi serotonerjik ajanlara körleþmiþ ACTH ve kortizol cevabý alýnmýþtýr ve bu anormal cevabýn serotonin sentezi, depolanmasý, salýnmasý veya reseptör iþlevleri gibi bir veya birden fazla basamaktaki santral serotonerjik disfonksiyonu yansýttýðý düþünülmektedir. Cowen ve arkadaþlarý (1994) buspirona azalmýþ ACTH cevabýnýn, depresyonda postsinaptik 5-HT 1A reseptör duyarlýlýðýnýn azalmasýna baðlý olduðunu öne sürmüþlerdir. Bu konu ileride prolaktin baþlýðý altýnda daha ayrýntýlý olarak incelenecektir. 2. HÝPOTALAMO-PÝTÜÝTER-TÝROÝD (HPT) EKSENÝ HPT ekseni de HPA eksen gibi kompleks bir aðdýr. Hipotalamustan salýnan üç aminoasitli bir peptid olan TRH (tirotropin salgýlatýcý hormon), hipofizer portal dolaþým yoluyla ön hipofize taþýnýr. TRH orada pitüiter bir hormon olan TSH (tirotropin) salýmýný uyarýr. Periferik dolaþýma karýþan TSH tiroid bezinden tiroksin (T 4 ) ve 3, 5, 3-triiodotironin (T 3 ) salýmýný indükler. T 4 tiroid bezi dýþýnda T 3 'e çevrilebilir. Biyolojik olarak aktif tiroid hormonu düzeyleri kýsmen tiroid baðlayan globulin tarafýndan düzenlenir. Dolaþýmdaki T 3 ve T 4, negatif geribildirim mekanizmalarýyla TSH ve TRH salýnýþlarýný kontrol ederler (Hansen-Grant ve ark. 1998). TRH ayný zamanda amigdal ve hipokampus gibi hipotalamus dýþýndaki beyin bölgelerinde de bulunur ve santral sinir sisteminde bir nörotransmitter gibi görev yaparak bir çok davranýþsal cevaba yol açar (Musselman ve Nemeroff 1996). Tiroid bezinin hastalýklarý birçok psikiyatrik semptomun ortaya çýkmasýna neden olmaktadýr. Hipertiroidizmde anksiyete, yorgunluk, depresyon ve emosyonel labilite olur. Primer hipotiroidizmde ise, psikomotor yavaþlama, yorgunluk, azalmýþ libido, depresif mizaç ve intihar eðilimi gibi semptomlarla klinik tablo çoðunlukla major depresyona benzer. Hipotiroidizmde sýklýkla bulunan uyku artýþý ve kilo alma gibi semptomlar, tablonun yanlýþlýkla atipik depresyon gibi deðerlendirilmesine yol açabilir (Hansen-Grant ve ark. 1998). Hipotiroidizmi olan hastalarda depresif semptomlar hormon eksikliði düzeltilmediði sürece antidepresanlara cevap vermez. Ayrýca standart antidepresan tedaviye cevap vermeyen dirençli depresyonlarýn bir kýsmýnda direnç sebebinin subklinik hipotiroidizm olduðu bildirilmektedir. Dirençli depresyonlardaki subklinik hipotiroidizm oranlarýnýn (%29-100), genel olarak depresyonlu hastalarda rastlanan orandan (%8-17) yüksek olduðu bilinmektedir. Bu subklinik hipotiroidizm tablolarý, yüksek bazal TSH deðerleri veya TRH uyarýmýna artmýþ TSH cevabý þeklinde kendini gösterir. Bunun dýþýnda depresyonlu hastalarýn %9-20'sinde yine 137
7 EÞEL E, SOFUOÐLU S. subklinik tiroid disfonksiyonunu gösterecek biçimde antitiroid antikorlar tesbit edilmektedir. Bütün bu bozukluklar, depresyonlu hastalarda normal populasyona göre daha sýk görüldüðü için, bu birlikteliðin rastlantýsal olmadýðý düþünülmektedir (Howland 1993, Sofuoðlu ve ark. 1987). Subklinik hipotiroidizmi ve antitiroid antikorlarý olan depresyonlu hastalar trisiklik antidepresanlara (TCA) daha düþük oranda cevap vermektedirler. Ayrýca kronik depresyonlularýn ve sýk döngülü bipolar hastalarýn da bir kýsmýndan subklinik hipotiroidizmin sorumlu olduðu bildirilmektedir. Sonuç olarak, subklinik hipotiroidizmi olan depresyonlu hastalar, tek baþýna antidepresan veya tek baþýna tiroid hormonu tedavisine yeterli cevap vermemekte, bu iki ilaç birlikte verilirse daha iyi cevap alýnmaktadýr (Howland 1993). Antidepresan ilaçlara T 3 eklenmesinin, tedaviye cevapsýz hastalarda en az lityum eklenmesi kadar etkili olduðu bildirilmiþtir (Joffe ve ark. 1993). Depresyonlu hastalarda tutarlý olarak bildirilen bulgulardan birisi de, hastalarýn yaklaþýk olarak %25'inde bulunduðu bildirilen dýþardan verilen TRH'ye TSH cevabýnýn yetersiz oluþudur (Musselman ve Nemeroff 1996). Major depresyonlu hastalar, hem kontrollere göre, hem de minör depresyonlulara göre bu anormalliði daha sýk gösterirler. Bu bulgu, aslýnda hipertiroidizmi düþündürten bir bulgudur (Maes ve ark. 1993). Bu test çoðunlukla þu þekilde yapýlýr: Deneðe 500 µg TRH intravenöz olarak verilir ve sonraki 60 dk. boyunca TSH ölçümü için kan örnekleri alýnýr. TSH'nin 5 µiü/ml veya 7µIÜ/ml'nin altýndaki düzeyleri pozitif test cevabý (TRH'ye kör TSH cevabý) olarak kabul edilir (Arana ve ark. 1990). Depresyonlularda ayrýca bazal TSH düzeylerinin de normallere göre düþük olduðu, TRH'ye kör TSH cevabýnýn bazal TSH düþüklüðü ile iliþkili olduðu ve belki de bundan kaynaklandýðý ileri sürülmüþtür (Maes ve ark. 1992, 1993). Bu görüþe göre, bazal TSH düþüklüðü ise, FT 4 düzeylerinde geçici ufak yükselmelerin oluþturduðu negatif geribildirim sonucunda geliþmektedir (Maes ve ark. 1993). Bir baþka görüþ ise, depresyondaki primer olayýn TRH hipersekresyonu olduðu, bazal TSH düþüklüðünün ve TRH'ye kör TSH cevabýnýn aþýrý hipotalamik TRH salýnmasýna sekonder olarak hipofizer TRH reseptörlerinde geliþen duyarlýlýk azalmasýna baðlý olduðu görüþüdür. Bu görüþle uyumlu olarak bazý depresyonlu hastalarýn BOS'ta artmýþ TRH konsantrasyonuna sahip olduklarý bulunmuþtur (Banki ve ark. 1988). Bunu doðrulamayan çalýþmalar da vardýr (Frye ve ark. 1999). TRH'nin depresyonda artmasýndan ise, hipotalamik düzeyde dopaminerjik ve/veya α 2 adrenerjik transmisyondaki artýþ sorumlu tutulmaktadýr (Musselman ve Nemeroff 1996). TRH hipersekresyonunun primer bir patoloji mi, yoksa depresyonu tedavi etmek için oluþan kompansatuar bir mekanizma mý olduðu da tartýþmalý bir konudur. Nitekim, depresyonlu hastalarda TRH'nin santral sinir sistemine direkt olarak verilmesinin akut fakat kýsa süreli bir antidepresan etkiye yol açtýðý bulunmuþtur (Marangell ve ark. 1997). Birçok çalýþmada depresyonun düzelmesiyle birlikte TRH'ye kör TSH cevabýnýn da düzeldiði bildirilmiþtir. Ancak genel olarak TRH'ye TSH cevabý testinin major depresyon için duyarlýlýðý (%25) DST'ninkinden düþüktür (Rush ve ark. 1997). Bununla birlikte TRH stimülasyon testi DST testi ile birlikte kullanýlýrsa duyarlýlýk %80'lere kadar yükselmektedir (Rush ve ark. 1997, Bilici ve Taneli 1998). Ülkemizde yapýlan bir çalýþmada TRH stimülasyon testi ve DST testi bulgularýnýn birbirinden baðýmsýz olduðu ve bu bulgularýn major depresyon alt gruplarýný ayýrt etmediði sonucuna varýlmýþtýr (Bilici ve Taneli 1998). Depresyondaki semptomlar ayrý ayrý incelendiðinde, DST'deki gibi terminal insomnia ve kilo kaybý semptomlarýnýn TRH'ye kör TSH cevabý ile iliþkili olduðu bildirilmiþtir, dolayýsýyla depresyondaki vejetatif semptomlarýn hipotalamusla iliþkili bozukluklara iþaret ettiði ileri sürülmüþtür (Maes ve ark. 1990). Bunun dýþýnda bir de panik ataklarla birlikte seyreden major depresyonlularda panik ataklarý olmayan depresyonlulara göre daha sýk TRH'ye kör TSH cevabý alýndýðý, depresif hastalardaki HPT ekseni patolojisinin en önemli belirleyicilerinden birisinin panik ataklarýn varlýðý olduðu öne sürülmüþtür (Gillette ve ark. 1989). Hipertiroidizmde panik benzeri semptomlarýn sýk oluþu ve panik bozuklukta da %40'a yakýn oranlarda TRH'ye kör TSH cevabý alýndýðý (Roy-Byrne ve ark. 1986) düþünüldüðünde bu bulgu ilginç gözükmektedir. 138
8 DEPRESYONUN NÖROENDOKRÝNOLOJÝSÝ 3. HÝPOTALAMO-PÝTÜÝTER-GROWTH HORMON (HPG) EKSENÝ Growth hormon veya büyüme hormonu (GH) hipotalamusun kontrolü altýnda ön hipofizden salýnan bir hormondur. GH sistemi birçok nörotransmitterin iþe karýþtýðý karmaþýk bir sistemdir. Hipotalamustaki nöronlar GH salýmýný kontrol eden iki peptid üretirler: Growth hormon salgýlatýcý hormon (growth hormone releasing hormone-ghrh) ön hipofizin bazofilik hücrelerinden GH salýmýný uyarýr; yine hipotalamustan salýnan somatostatin ise GH salýmýný inhibe eder. Her iki peptid hipotalamustan ön hipofize portal sistem yoluyla gelirler. Periferde GH bir yandan direkt olarak insülini antagonize ederken, bir yandan da karaciðerde insülin benzeri büyüme faktörü 1 (IGF- 1 veya somatomedin-c) yapýmýný arttýrarak, dolaylý yoldan somatik büyümeyi saðlar. GH ve IGF-1'in hipofiz ve hipotalamus üzerinde negatif geribildirim etkisi vardýr. Ayrýca limbik sistem de hipotalamusa GH'yi kontrol eden sinyaller gönderir (Skare ve ark. 1994). Hipotalamustaki arkuat çekirdekte özellikle GHRH yapýlýr, periventriküler çekirdekte ise somatostatin üreten hücreler bulunur. Somatostatinin GH'nin dýþýnda, direkt olarak GHRH'yi de bloke ettiði gösterilmiþtir. Arkuat çekirdekte α 2 adrenerjik nörotransmitter sistemi GHRH salýnýmý için önemlidir. Katekolaminlerin inhibisyonu veya azlýðý GHRH salýnmasýnýn tamamen baskýlanmasýna yol açar, bir α 2 agonist olan klonidin ise GHRH salýnýmýný uyarýr. Dopaminerjik, muskarinik ve kolinerjik reseptörlerin de GH salýnmasýný kontrol ettikleri bilinmektedir. Örneðin dopamin agonistleri insanlarda GH salýnmasýný uyarmaktadýr (Skare ve ark. 1994). GABA da hipotalamik düzeyde somatostatini inhibe ederek GH salýmýný arttýrmaktadýr. Örneðin GABA B agonisti olan baklofenin GH düzeyini arttýrdýðý bildirilmiþtir (Koulu ve ark. 1979). Görüldüðü gibi GH'nin nörotransmitterlerce kontrolü oldukça karmaþýktýr. GH salýnmasý sirkadiyen bir paterne sahiptir ve geceleri, özellikle uykunun 4. evresinde daha aktiftir. Stres, hareket, hipoglisemi ve gonadal hormonlar GH salýmýný arttýrmaktadýr (Skare ve ark. 1994). Depresyonda GH'nin bazal ölçümlerinin yapýldýðý bazý çalýþmalarda azalmýþ nokturnal ve artmýþ diurnal GH salýnýþý (Mendlewicz ve ark. 1985, Sakkas ve ark. 1998) bildirilmiþse de, bu bulguyu doðrulamayan çalýþmalar da vardýr (Rubin ve ark. 1990). Depresyonda uyku sýrasýndaki GH salýmýnýn anormal olduðu bulgusu ile yavaþ dalga uykusunun azalmýþ olduðu bulgusu birlikte düþünüldüðünde, GHRH'nin GH'nin yaný sýra yavaþ dalga uykusunu da (derin uykuyu) uyardýðý ve GHRH'nin CRH ile birlikte depresyonda uyku sýrasýndaki endokrin iþlev anormalliklerinin patofizyolojisinde önemli rol oynadýklarý öne sürülebilir (Sakkas ve ark. 1998). GH ile ilgili olarak yapýlan farmakolojik dinamik test (challenge) çalýþmalarýnda insülin verilerek oluþturulan hipoglisemi, L-dopa veya apomorfin gibi dopaminerjik ajanlar, desipramin, klonidin, baklofen, buspiron ve son yýllarda da GHRH gibi ajanlar verilerek GH uyarýlmýþ ve bu çalýþmalarýn bazýlarýnda depresyonlu hastalarda bu ajanlara GH cevabýnýn azalmýþ olduðu bulunmuþtur (Skare ve ark. 1994). Ancak genel olarak deðerlendirildiðinde dinamik GH çalýþmalarýnýn sonuçlarý çok tutarlý deðildir ve GH cevaplarý yaþ, cinsiyet ve kadýnlarda menstruel siklus gibi faktörlerden belirgin biçimde etkilenmektedir (Schittecatte ve ark. 1994). Depresyonlularda klonidine azalmýþ GH cevabý diðer dinamik ajanlara nispetle daha tutarlý olarak bildirilen bir bulgudur (Siever ve Uhde 1984, Amsterdam ve Maislin 1990, Valdivieso ve ark. 1996). Depresyonlu hastalarýn yaklaþýk %60 kadarýnýn klonidine azalmýþ GH cevabý verdiði, normallerde ise bu oranýn %5 civarýnda olduðu bildirilmiþtir (Valdivieso ve ark. 1996). Klonidin GH'yi hipotalamik postsinaptik α 2 adrenerjik reseptörler vasýtasýyla uyarmaktadýr. Dolayýsýyla depresyondaki klonidine kör GH cevabý bulgusu, hastalýkta α 2 adrenerjik reseptörlerde bir duyarlýlýk azalmasý olduðu þeklinde yorumlanmaktadýr (Schittecatte ve ark. 1994, Valdivieso ve ark. 1996). Bazý çalýþmalarda depresyonlu bireylerin remisyona girdikten sonra da klonidine azalmýþ GH cevabý gösterdikleri, dolayýsýyla bu bulgunun ve α 2 reseptör duyarlýlýk azalmasýnýn depresyona yatkýnlýk için bir gösterge olabileceði ve bir yatkýnlýk belirleyicisi (trait marker) olabileceði ileri sürülmüþtür (Siever ve Uhde 1984, Siever ve ark. 1992). Ancak bu bulgunun aksine, Coote ve arkadaþlarý (1998) depresyonun gerek EKT ile, gerekse desipramin tedavisi ile düzelmesinden 139
9 EÞEL E, SOFUOÐLU S. sonra, önceden var olan klonidine kör GH cevabýnýn düzeldiðini, dolayýsýyla bu anormalliðin bir durum belirleyicisi (state marker) olduðunu ileri sürmüþlerdir. Bu çalýþmaya göre, desipramin ve EKT tedavisi depresyonun baþlangýcýnda bulunan noradrenerjik anormalliði (veya α 2 duyarlýlýk azalmasýný) düzeltiyor gibi görünmektedir. Bunun dýþýnda DST'si pozitif olan depresyonlularda ayný zamanda klonidine kör GH cevabý olduðu, bu iki nöroendokrinolojik bulgunun iliþkili olabileceði de ileri sürülmüþtür (Mokrani ve ark. 1997, Valdivieso ve ark. 1996). Bu bulgudan yola çýkarak, depresyonda var olan kronik aþýrý kortizol salýmýnýn NE salýmýný arttýrabileceði ve bunun da α 2 adrenoreseptör duyarlýlýk azalmasýna (hiposensitivitesine) yol açmýþ olabileceði bir hipotez olarak öne sürülmüþtür. Böylece hiperkortizolemisi olan, yani DST nonsupresyonu gösteren depresyonlu bireylerde, sürekli hiperkortizolemi α 2 subsensitivitesine neden olduðu için bunlarda klonidine kör GH cevabý alýnmaktadýr (Mokrani ve ark. 1997). Bazý çalýþmalarda GH'yi uyarmak için direkt olarak sentetik GHRH kullanýlmýþtýr. Çalýþmalarýn bir kýsmýnda depresyonlularýn GHRH stimülasyonuna azalmýþ GH cevabý verdikleri bildirilmiþse de, normal kontrollerden farklý olmadýklarýný bildiren çalýþmalar da vardýr. GHRH uyarý testi sonuçlarý bu nedenle þimdilik tutarlý gibi görünmemektedir (Skare ve ark. 1994). Depresyonlularda GABA aktivitesini ölçmek için, GABA B agonisti olan baklofen verilerek GH cevabýna da bakýlmýþ, bazý çalýþmalarda baklofene azalmýþ GH cevabý bulunurken (O'Flynn ve Dinan 1993), bazý çalýþmalarda bu bulgu doðrulanmamýþtýr (Davis ve ark. 1997). Kliniðimizde yapýlmýþ çalýþmalarda da depresyonlu hastalarýn L-dopaya azalmýþ GH cevabý verdikleri, bu kör cevabýn distimik ve anksiyete bozukluðu olan hastalarda olmadýðý bulunmuþ, azalmýþ GH cevabýnýn depresyondaki dopaminerjik hipoaktiviteye baðlý olabileceði sonucu çýkarýlmýþtýr (Sofuoðlu ve ark. 1992, 1993). 4. DEPRESYON VE PROLAKTÝN Prolaktin (PRL) ön hipofizden salýnan bir hormondur ve arkuat nükleustan köken alýp tuberoinfundibuler yolak boyunca uzanan nöronlardan salýnan dopaminin inhibitör kontrolü altýndadýr. TRH, PRL salýmýný uyaran baþlýca maddelerden birisidir. PRL süt yapýmýný uyarýr; emme, meme baþlarýnýn uyarýlmasý, cinsel birleþme, egzersiz ve stres gibi faktörler bu hormonun salýnmasýný arttýrýrlar. PRL salýnýþý da uykuda artma, uyanýkken azalma þeklinde bir sirkadiyen ritme sahiptir (Hansen-Grant ve ark. 1998). Major depresyonda genellikle bazal PRL deðerlerinin pek deðiþmediði bildirilmektedir (Steiger ve Holsboer 1997), ancak sirkadiyen ritminin deðiþtiðini bildiren çalýþmalar da vardýr (Mendlewicz ve ark. 1980). Kortizol gibi, PRL salýnmasý da saðlýklý bireylerde serotonerjik ajanlar tarafýndan uyarýlmaktadýr. Bu yüzden, major depresyonda santral serotonerjik aktivitedeki deðiþiklikleri ortaya koyabilmek amacýyla, PRL'nin serotonin agonisti ajanlara verdiði cevabý deðerlendiren dinamik testler yapýlmýþtýr. Genel olarak, serotonerjik ajanlara PRL cevabýnýn, kortizol cevabýna göre daha güçlü olarak santral serotonerjik aktiviteyi yansýttýðý düþünülür. Daha önce de bahsettiðimiz gibi, bu amaçla L-triptofan, 5-hidroksi triptofan (Ryan ve ark. 1992, Cowen ve ark. 1985), fenfluramin (O'Keane ve Dinan 1991, Ramasubbu ve ark. 1999, Cleare ve ark. 1998, Golden ve ark. 1990), buspiron (Cowen ve ark. 1994, Moeller ve ark. 1994) veya klomipramin ve sitalopram gibi SSRI'lar (Leatherman ve ark. 1993, Golden ve ark. 1992, Kapitany ve ark. 1999) kullanýlmýþtýr. Major depresyonlu hastalarda çoðunlukla bu serotonerjik ajanlara PRL cevabýnýn azalmýþ olduðu bulunmuþ ve bu durum depresyonda beyin serotonin reseptör duyarlýlýðýnýn azalmýþ olmasýna baðlanmýþtýr (Cleare ve ark. 1998, Moeller ve ark. 1994, Golden ve ark. 1992, Kapitany ve ark. 1999). Ýnsanlarda PRL sekresyonunun daha çok 5-HT 1A, 5- HT 1C ve 5-HT 2 reseptörleri vasýtasýyla uyarýldýðý sanýlmaktadýr. Dolayýsýyla depresyonda bulunan serotonerjik ajanlara kör PRL cevabý bulgusunun 5- HT 1A veya 5-HT 1C /5-HT 2 reseptör duyarlýlýðýndaki azalmaya baðlý olduðu düþünülmektedir (Moeller ve ark. 1994, O'Keane ve Dinan 1991, Kapitany ve ark. 1999). Nitekim, bir çalýþmada depresyonlu hastalarýn klomipramine kör prolaktin cevabý verdikleri halde, TRH'ye PRL cevaplarýnýn güçlü olduðu bulunmuþ, dolayýsýyla serotonerjik ajanlara kör PRL cevabýnýn ön hipofizin laktotrop hücrelerinin hormonal üretim kapasitesinin azalmasýndan kaynaklanmadýðý, santral serotonerjik 140
10 DEPRESYONUN NÖROENDOKRÝNOLOJÝSÝ sistemdeki disregülasyonu yansýttýðý öne sürülmüþtür (Golden ve ark. 1990). Bu bulgularýn aksine, depresyonda dinamik ajanlara PRL cevabýnýn deðiþmemiþ olduðunu bildiren çalýþmalar olduðu gibi (Kavoussi ve ark. 1998, 1999), depresyonlulardaki bu kör PRL cevaplarýnýn daha çok intihara eðilimle iliþkili olduðunu ve bu hormonal özelliðin yalnýzca intihar eðilimi ve agresyonu olan depresyon alt grubundaki hastalarda gözlendiðini iddia edenler de vardýr (Kavoussi ve ark. 1998, Coccaro ve ark. 1989, Malone ve ark. 1996). Dolayýsýyla bu yazarlara göre, santral serotonerjik disfonksiyon depresyondan çok, intihar eðilimi ve agresif kiþilik bozukluklarý ile iliþkilidir. Fenfluramin veya klomipramine kör PRL cevaplarýnýn depresyonun antidepresanla tedavisinden sonra çoðunlukla düzeldiði, dolayýsýyla bu nöroendokrinolojik anormalliðin de bir durum belirleyicisi olduðu ileri sürülmektedir (Leatherman ve ark. 1993, O'Keane ve ark. 1992). Yine, bunun tersini savunanlar da vardýr (Kavoussi ve ark. 1999). SONUÇ Son yirmi yýldýr major depresyonun taný ve tedavisinde dev adýmlar atýlmýþtýr. Bu hastalýkta HPA eksen baþta olmak üzere birçok nöroendokrin sistemde deðiþiklikler olduðu bulunmuþtur. Bu deðiþikliklerin araþtýrýlmasý bir yandan depresyonun patofizyolojisini daha iyi anlamamýza yardýmcý olurken, bir yandan da bazý belirleyicilerin bulunmasýna ve depresyonun tedavi seçeneklerinin zenginleþmesine yol açmaktadýr. Henüz elimizde major depresyona yatkýnlýðý ölçen bir test yoksa da taný koymada, hastalýk riskini ve tedaviye cevabý tahmin etmede yardýmcý olabilecek belirleyicilerin bulunmasý, depresyonlu hastalara ve risk altýndaki bireylere yaklaþýmýmýzý olumlu yönde etkileyecek gibi görünmektedir. Amsterdam JD, Maislin G (1990) Comparison of growth hormone response after clonidine and insulin hypoglisemia in affective illness. Biol Psychiatry, 28: Arana GW, Zarzar MN, Baker E (1990) The effect of diagnostic methodology on the sensitivity of the TRH stimulation test for depression: a literature review. Biol Psychiatry, 28: Arborelius L, Owens MJ, Plotsky PM ve ark. (1999) The role of corticotropin-releasing factor in depression and anxiety disorders. J Endocrinol, 160: Axelson DA, Doraiswamy PM, Boyko OB ve ark. (1992) In vivo assessment of pituitary volume with magnetic resonance imaging and systematic stereology: relationship to dexamethasone suppression test results in patients. Psychiatry Res, 46: Axelson DA, Doraiswamy PM, McDonald WM ve ark. (1993) Hypercortisolemia and hippocampal changes in depression. Psychiatry Res, 47: Banki CM, Bissette G, Arato M ve ark. (1988) Elevation of immunoreactive CSF-TRH in depressed patients. Am J Psychiatry, 145: Barden A (1999) Regulation of corticosteroid receptor gene expression in depression and antidepressant action. J Psychiatry Neurosci, 24: Beck-Friis J, Ljunggren JG, Thoren M ve ark. (1985) Melatonin, cortisol, and ACTH in patients with major depressive disorder and healthy human with special reference to the outcome of the dexamethasone suppression test. Psychoneuroendocrinology, 10: Berksun OE, Ünal S, Göðüþ AK (1991) Psikiyatrik rahatsýzlýklar ve presipitan faktör olarak yaþam olaylarý. Türk Psikiyatri Dergisi, 2: KAYNAKLAR Bilici M, Taneli B (1998) Majör depresyonda hipotalamopitüiter-adrenal ve hipotalamo-pitüiter-tiroid eksen bulgularý. Türk Psikiyatri Dergisi, 9: Carroll BJ (1982) The dexamethasone suppression test for melancholia. Br J Psychiatry, 140: Checkley S (1992) Neuroendocrine mechanisms and the precipitation of depression by life events. Br J Psychiatry, 160 (Suppl 15): Cleare AJ, Murray RM, O'Keane V (1998) Assesment of serotonergic function in major depression using d-fenfluramine: relation to clinical variables and antidepressant response. Biol Psychiatry, 44(7): Coccaro EF, Siever LJ, Klar HM ve ark. (1989) Serotonergic studies in patients with affective and personality disorders. Arch Gen Psychiatry, 46: Coote M, Wilkins A, Werstiuk ES ve ark. (1998) Effects of electroconvulsive therapy and desipramine on neuroendocrine responses to the clonidine challenge test. J Psychiatry Neurosci, 23: Cowen PJ, Gadhui H, Gosden B ve ark. (1985) Responses of prolactin and growth hormone to L-tryptophan infusion: effects in normal subjects and schizophrenic patients receiving neuroleptics. Psychopharmacology, 86: Cowen PJ, Power AC, Ware CJ ve ark. (1994) 5-HT 1A receptor sensitivity in major depression, a neuroendocrine study with buspirone. Br J Psychiatry, 164: Davis LL, Trivedi M, Choate A ve ark. (1997) Growth hormone response to the GABA B agonist baclofen in major depressive disorder. Psychoneuroendocrinology, 22: Dinan TG (1994) Glucocorticoids and the genesis of depressive illness. A psychobiological model. Br J Psychiatry, 164:
11 EÞEL E, SOFUOÐLU S. Frye MA, Dunn RT, Gary KA ve ark. (1999) Lack of correlation between cerebrospinal fluid thyrotropin-releasing hormone (TRH) and TRH-stimulated thyroid-stimulating hormone in patients with depression. Biol Psychiatry, 45: Gillette GM, Garbutt JC, Quade DE (1989) TSH response to TRH in depression with and without panic attacks. Am J Psychiatry, 146: Glowa JR, Gold PN (1991) Corticotropin releasing hormone produces profound anorexigenic effects in rhesus monkey. Neuropeptides, 18: Golden RN, Ekstrom D, Brown TM ve ark. (1992) Neuroendocrine effects of intravenous clomipramine in depressed patients and healthy subjects. Am J Psychiatry, 149: Golden RN, Ruegg R, Brown TM ve ark. (1990) Abnormal neuroendocrine responsivity to clomipramine in depression. Psychopharmacol Bull, 26: Hansen-Grant SM, Pariante CM, Kalin NH ve ark. (1998) Neuroendocrine and immune system pathology in psychiatric disease, The American Psychiatric Press Textbook of Psychopharmacology, AF Schatzberg, CB Nemeroff (Ed), 2. Baský, Washington DC, American Psychiatric Press, s Heuser IJE, Schweiger U, Gotthardt U ve ark. (1996) Pituitaryadrenal-system regulation and psychopathology during amitriptyline treatment in elderly depressed patients and normal comparison subjects. Am J Psychiatry, 153: Holsboer F, Lauer CJ, Schreiber W ve ark. (1995) Altered hypothalamic-pituitary-adrenocortical regulation in healthy subjects at high familial risk for affective disorders. Neuroendocrinology, 62: Holsboer F, Barden N (1996) Antidepressants and hypothalamic-pituitary-adrenocortical regulation. Endocr Rev, 17: Howland RH (1993) Thyroid dysfunction in refractory depression: implications for pathophysiology and treatment. J Clin Psychiatry, 54: Huether G, Doering S, Rüger U ve ark. (1999) The stress-reaction process and the adaptive modification and reorganization of neuronal networks. Psychiatry Res, 87: Joffe RT, Singer W, Levitt AJ ve ark. (1993) A placebo-controlled comparison of lithium and triiodothyronine augmentation of tricyclic antidepressants in unipolar refractory depression. Arch Gen Psychiatry, 50: Kapitany T, Schindl M, Schindle SD ve ark. (1999) The citalopram challenge test in patients with major depression and in healthy controls. Psychiatry Res, 88: Kaplan HI, Sadock BJ (1998) Synopsis of Psychiatry, 8. Baský, Baltimore, Williams & Wilkins, s Kavoussi RJ, Kramer J, Hauger RL ve ark. (1998) Prolactin response to D-fenfluramine in out-patients with major depression. Psychiatry Res, 79: Kavoussi RJ, Hauger RL, Coccaro EF (1999) Prolactin response to d-fenfluramine in major depression before and after treatment with serotonin reuptake inhibitors. Biol Psychiatry, 45: Kelly WF, Checkley JA, Bender DA ve ark. (1983) Cushing's syndrome and depression: a prospective study of 20 patients. Br J Psychiatry, 142: Kivela SL, Luukinen H, Koski K ve ark. (1998) Early loss of mother or father predicts depression in old age. Int J Geriatr Psychiatry, 13: Koulu M, Lammintausta R, Dahlstrom S (1979) Stimulatory effect of acute baclofen administration on human growth hormone secretion. J Clin Endocrinol Metab, 48: Leatherman ME, Ekstrom RD, Corrigan M ve ark. (1993) Central serotonergic changes following antidepressant treatment: a neuroendocrine assessment. Psychopharmacol Bull, 29: Maes M, Maes L, Suy E (1990) Symptom profiles of biological markers in depression: a multivariate study. Psychoneuroendocrinology, 15: Maes M, Schotte C, Vandewoude M ve ark. (1992) TSH responses to TRH as a function of basal serum TSH: relevance for unipolar depression in females-a multivariate study. Pharmacopsychiatry, 25: Maes M, Meltzer HY, Cosyns P ve ark. (1993) An evaluation of basal hypothalamic-pituitary-thyroid axis function in depression: results of a large-scaled and correlated study. Psychoneuroendocrinology, 18: Malone K, Corbitt EM, Li S ve ark. (1996) Prolactin response to fenfluramine and suicide attempt lethality in major depression. Br J Psychiatry, 168: Marangell LB, George MS, Callahan AM ve ark. (1997) Effects of intrathecal thyrotropin-releasing hormone (protirelin) in refractory depressed patients. Arch Gen Psychiatry, 54: Mendlewicz J, Van Cauter E, Linkowski P ve ark. (1980) The 24-hour profile of prolactin in depression. Life Sci, 27: Mendlewicz J, Linkowski P, Kerkohfs M ve ark. (1985) Diurnal hypersecretion of growth hormone in depression. J Clin Endocrinol Metab, 60: Mitchell A, O'Keane V (1998) Steroids and depression. BMJ, 316: Moeller FG, Steinberg JL, Fulton M ve ark. (1994) A preliminary neuroendocrine study with buspirone in major depression. Neuropsychopharmacology, 10: Mokrani MC, Duval F, Crocq A ve ark. (1997) HPA axis dysfunction in depression: correlation with monoamine system abnormalities. Psychoneuroendocrinology, 22 (Suppl 1): Morihisa JM, Rosse RB, Cross CD ve ark. (1999) Laboratory and Other Diagnostic Tests in Psychiatry, Textbook of Psychiatry, RE Hales, SC Yudofsky, JA Talbott (Ed), 3. Baský, Washington DC, American Psychiatric Press, s Musselman DL, Nemeroff CB (1996) Depression and endocrine disorders: focus on the thyroid and adrenal system. Br J Psychiatry, 168 (Suppl 30):
12 DEPRESYONUN NÖROENDOKRÝNOLOJÝSÝ Nelson JC, Davis JM (1997) DST studies in psychotic depression: a meta-analysis. Am J Psychiatry, 154: Nemeroff CB, Ewans DL (1984) Correlation between the dexamethasone suppression test in depressed patients and clinical response. Am J Psychiatry, 141: Nemeroff CB, Owens MJ, Bissette G ve ark. (1988) Reduced corticotropin releasing factor binding site in frontal cortex of suicide victims. Arch Gen Psychiatry, 45: Nemeroff CB, Widerlov E, Bissette G ve ark. (1984) Elevated concentrations of CSF corticotropin-releasing factor-like immunoreactivity in depressed patients. Science, 226: O'Flynn K, Dinan TG (1993) Baclofen-induced growth hormone release in major depression: relationship to dexamethasone suppression test result. Am J Psychiatry, 150: O'Keane V, Dinan TG (1991) Prolactin and cortisol responses to d-fenfluramine in major depression: evidence for diminished responsivity of central serotonergic function. Am J Psychiatry, 148: O'Keane V, McLoughhin D, Dinan TG (1992) D-fenfluramineinduced prolactin and cortisol release in major depression: response to treatment. J Affect Disord, 26: Owens MJ, Nemeroff CB (1991) Physiology and pharmacology of corticotropin-releasing factor. Pharmacol Rev, 43: Plotsky PM, Owens MJ, Nemeroff CB (1998) Psychoneuroendocrinology of depression, hypothalamicpituitary-adrenal axis. Psychiatry Clin North Am, 21: Posener JA, Schildkraut JJ, Williams GH ve ark. (1994) Acute and delayed effects of corticotropin-releasing hormone on dopamine activity in man. Biol Psychiatry, 36: Raadsheer FC, Van Heerikhuize JJ, Lucassen PJ ve ark. (1995) Corticotropin-releasing hormone mrna levels in the paraventricular nucleus of patients with Alzheimer's disease and depression. Am J Psychiatry, 152: Ramasubbu R, Flint A, Brown G ve ark. (1999) A neuroendocrine study of serotonin function in depressed stroke patients compared to non-depressed stroke patients and healthy controls. J Affect Disord, 52: Riberio SCM, Tandon R, Grunhaus L ve ark. (1993) The DST as a predictor of outcome in depression: a meta-analysis. Am J Psychiatry, 150: Roy A, Pickar D, Paul S ve ark. (1987) CSF corticotropin-releasing hormone in depressed patients and normal subjects. Am J Psychiatry, 144: Roy-Byrne PP, Uhde TW, Rubinow DR ve ark. (1986) Reduced TSH and prolactin responses to TRH in patients with panic disorder. Am J Psychiatry, 143: Rubin TR, Poland RE, Lesser IM (1990) Neuroendocrine aspects of primary endogenous depression X: serum growth hormone measures in patients and matched control subjects. Biol Psychiatry, 27: Rubin RT, Phillips JJ, Sadow TF ve ark. (1995) Adrenal gland volume in major depression: increase during the depressive episode and decrease with successful treatment. Arch Gen Psychiatry, 52: Rush AJ, Giles DE, Schlesser MA ve ark. (1997) Dexamethasone response, thyrotropin-releasing hormone stimulation, rapid eye movement latency, and subtypes of depression. Biol Psychiatry, 41: Ryan ND, Birmaher B, Perel JM ve ark. (1992) Neuroendocrine response to L-5-hydroxytryptophan challenge in prepubertal major depression. Arch Gen Psychiatry, 49: Sakkas PN, Soldatos CR, Bergiannaki JD ve ark. (1998) Growth hormone secretion during sleep in male depressed patients. Prog Neuropsychopharmacol Biol Psychiatry, 22: Sargent PA, Williamson DJ, Cowen PJ (1998) Brain 5-HT neurotransmission during paroxetine treatment. Br J Psychiatry, 172: Schittecatte M, Charles G, Machowski R ve ark. (1994) Effects of gender and diagnosis on growth hormone response to clonidine for major depression: a large-scale multicenter study. Am J Psychiatry, 151: Siever LJ, Uhde TW (1984) New studies and perspectives on the noradrenergic receptor system in depression, effects of the α 2 -adrenergic agonist clonidine. Biol Psychiatry, 19: Siever LJ, Tretsman RL, Coccaro EF ve ark. (1992) The growth hormone response to clonidine in acute and remitted depressed male patients. Neuropsychopharmacology, 6: Skare SS, Dysken MW, Billington CJ (1994) A review of GHRH stimulation test in psychiatry. Biol Psychiatry, 36: Sofuoðlu S, Büker AC, Baþtürk M (1987) Depresyonlu hastalarda hipotiroidi. Nöroloji-Nöroþirürji-Psikiyatri Dergisi, 2: Sofuoðlu S, Besim T, Keleþtimur F ve ark. (1992) Growth hormone response to L-dopa in depression and anxiety disorders. Clin Neuropharmacol, 15 (Suppl 1): 34B. Sofuoðlu S, Besim T, Doðan P ve ark. (1993) The relationship between blunted growth hormone responsiveness and platelet MAO-B activity in major depression. Neuroendocrinology Letters, 15: 273. Steiger A, Holsboer F (1997) Nocturnal secretion of prolactin and cortisol and the sleep EEG in patients with major endogenous depression during an acute episode and after full remission. Psychiatry Res, 72: Valdivieso S, Duval F, Mokrani MC ve ark. (1996) Growth hormone response to clonidine and the cortisol response to dexamethasone in depressive patients. Psychiatry Res, 60: Weiss EL, Longhurst JG, Mazure CM (1999) Childhood sexual abuse as a risk factor for depression in women: psychosocial and neurobiological correlates. Am J Psychiatry, 156:
Nöroendokrin sistemler beyin nörotransmitterleri
Depresyondaki Nöroendokrinolojik Bulgular Doç. Dr. Ertuðrul EÞEL* Nöroendokrin sistemler beyin nörotransmitterleri tarafýndan kontrol edildiði için, bu sistemlerdeki anormallikler psikiyatrik hastalýklarýn
ANKSİYETE BOZUKLUKLARININ KARDİYOVASKÜLER SİSTEM ÜZERİNE ETKİLERİ. Doç.Dr.Aylin Ertekin Yazıcı Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD
ANKSİYETE BOZUKLUKLARININ KARDİYOVASKÜLER SİSTEM ÜZERİNE ETKİLERİ Doç.Dr.Aylin Ertekin Yazıcı Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD Açıklama 2008 2010 Araştırmacı: Lilly Konuşmacı: Lundbeck Sunum
Bipolar Bozukluk ve Hipotalamo pituiter pituiter adrenal sistem Doç. Dr. Vesile Şentürk Ankara Ü.T.F. Psikiyatri A.D Janssen Astra Zeneca Hipotalamo pituiter pituiter son organ Hipotalomo Hipotalomo pituiter
Ýnsanlýk tarihi kadar eski olan depresif bozukluðun. Depresyon Etiyolojisi. Özet
Depresyon Etiyolojisi Yard. Doç. Dr. Beyazýt YEMEZ*, Doç. Dr. Köksal ALPTEKÝN* Özet Toplumda en yaygýn rastlanan ruhsal bozukluklardan biri olan depresyonun önemli bir bölümünün pratisyen hekimlerce görülmesi
Depresyonun biyolojisi ile ilgili çalýþmalarýn
HPA (hipotalamik-pituiter [hipofiz]-adrenal) Ekseni Doç. Dr. M. Hakan TÜRKÇAPAR* Depresyonun biyolojisi ile ilgili çalýþmalarýn önemli bir kýsmý depresyon ve endokrin sistem arasýndaki iliþkileri saptamaya
DEKSAMETAZON SÜPRESYON TESTİ
DEKSAMETAZON SÜPRESYON TESTİ Kortizol süpresyon testi; ACTH süpresyon testi; Deksametazon süpresyon testi Hipotalamus ve hipofiz bezinin kortizole cevabını ölçen laboratuar testidir. Kortizol Hipotalamus
Hipotalamus hormonları. Leptin 1/30/2012 HİPOFİZ ÖN LOP HORMONLARI. Growth hormon : Büyüme hormonu Somatotropin
Hipotalamus hormonları Hipotalamik hormonlar, ön hipofiz hormonlarının sentezini ve sekresyonunu düzenler. Hipotalamik hormonlar, hipotalamik-hipofizer sistemin kapillerlerindeki hipotalamik sinir uçlarından
DEKSAMETAZON SÜPRESYON TESTİ
DEKSAMETAZON SÜPRESYON TESTİ Kortizol süpresyon testi; ACTH süpresyon testi; Deksametazon süpresyon testi Hipotalamus ve hipofiz bezinin kortizole cevabını ölçen laboratuar testidir. Kortizol Hipotalamus
DDB ve HPT (hipotalamo. ekseni. (hipotalamo pitüiter tiroid) Sibel Çakır İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi, Psikiyatri A.D
DDB ve HPT (hipotalamo (hipotalamo pitüiter tiroid) ekseni Sibel Çakır İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi, Psikiyatri A.D Hipotalamo Pitüiter Tiroid Ekseni TRH hipotalamus(median eminens) TSH hipofiz T3,T4 Tiroid
Açıklama 2008 2009. Araştırmacı: YOK. Danışman: YOK. Konuşmacı: YOK
Açıklama 2008 2009 Araştırmacı: YOK Danışman: YOK Konuşmacı: YOK SİLAHLI ÇATIŞMA İLE İLİŞKİLİ TRAVMA SONRASI STRES BOZUKLUĞUNDA DİĞER BİYOLOJİK TEDAVİ SEÇENEKLERİ Dr. Cemil ÇELİK Sunumun hedefleri Silahlı
Dehidroepiandrosteron- sülfat; DHEA-sülfat testi;
DHEA-s Dehidroepiandrosteron- sülfat; DHEA-sülfat testi; DHEA sülfat böbrek üstü bezi tarafından üretilen zayıf bir erkeklik hormonudur ( androjen ). DHEA- sülfat hem kadın hem erkeklerde üretilir. Kadınlarda
Aldosteron tansiyon ve vücut sıvı dengesini ayarlayan böbrek üstü bezlerinden salgılanan bir hormondur. Kandaki miktarına bakılır.
ALDOSTERON Aldosteron tansiyon ve vücut sıvı dengesini ayarlayan böbrek üstü bezlerinden salgılanan bir hormondur. Kandaki miktarına bakılır. Aldosteron testi ne için yapılır: Bazı sıvı ve elektrolit metabolizma
ACTH (Synacten) STİMÜLASYON TESTİ
ACTH (Synacten) STİMÜLASYON TESTİ Adrenal rezerv testi; Synacten stimülasyon testi; ACTH stimülasyon testi adrenal yetmezlik teşhisinde kullanılır. ACTH stimülasyon testi neyi ölçer? ACTH beyinde hipofiz
ENDOKRİNOLOJİK SORUNU OLANLARDA PSİKİYATRİK YAKLAŞIM
ENDOKRİNOLOJİK SORUNU OLANLARDA PSİKİYATRİK YAKLAŞIM Dr. Çağatay KARŞIDAĞ Bakırköy Ruh Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi 1. Psikiyatri Kliniği TARİHÇE Endokrin sistemle, sinir sisteminin
Psikofarmakolojiye giriş
Psikofarmakolojiye giriş Genel bilgiler Beyin 100 milyar nöron (sinir hücresi) içerir. Beyin hücresinin i diğer beyin hücreleri ile 1,000 ile 50,000 bağlantısı. Beynin sağ tarafı solu, sol tarafı sağı
Nörolojik Hastalıklarda Depresyon ve Sitokinler
46.ULUSAL PSİKİYATRİ KONGRESİ, 2010 Nörolojik Hastalıklarda Depresyon ve Sitokinler Dr.Canan Yücesan Ankara Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Akış Sitokinler ve depresyon Duygudurum bozukluklarının
Depresif Bozuklukta Hipotalamo-Pitüiter-Adrenal ve Hipotalamo-Pitüiter-Tiroid Eksen Bulgular
Türk Psikiyatri Dergisi 2003; 14(2):116-124 Depresif Bozuklukta Hipotalamo-Pitüiter-Adrenal ve Hipotalamo-Pitüiter-Tiroid Eksen Bulgular Dr. Asl SARANDÖL 1, Dr. Bilgen TANELİ 2, Dr. E. Yusuf SİVRİOĞLU
Hipotalamus ve Hipofiz Hormon Denetim Süreçleri. Ders Öğretim Üyesi: Prof. Dr. T. Demiralp v1: 30 Nisan 2009
F i z 2 0 8 S i s t e m l e r i n Ko n t r o l M e k a n i z m a l a r ı Hipotalamus ve Hipofiz Hormon Denetim Süreçleri Adnan Kur t Ders Öğretim Üyesi: Prof. Dr. T. Demiralp v1: 30 Nisan 2009 Motivasyon:
Psikiyatrik hastalıklarda bazı nöroendokrin bulguların. Depresif Bozukluklarda Hipotalamik- Pitüiter-Tiroid Eksen. Dr.
Depresif Bozukluklarda Hipotalamik- Pitüiter-Tiroid Eksen Dr. Mustafa Pilici1 Ö ZET Psikiyatrik bozukluklarda yapılan nöroendokrin çalışmalar, sıklıkla "Hipotalamik-Pitüiter-Adrenal Eksen" (HPA) ve "Hipotalamik-Pitüiter-Tiroid
Nedenleri tablo halinde sıralayacak olursak: 1. Eksojen şişmanlık (mutad şişmanlık) (Bütün şişmanların %90'ı) - Kalıtsal faktörler:
Obezite alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olmasıyla oluşur. Bunu genetik faktörler, metabolizma hızı, iştah, gıdaya ulaşabilme, davranışsal faktörler, fiziksel aktivite durumu, kültürel faktörler
Depresif semptomatoloji sadece psikiyatri
Depresyonun Klinik Belirtileri Prof. Dr. Ali Kemal GÖÐÜÞ* Depresif semptomatoloji sadece psikiyatri alanýnda deðil genel týpta da hekimlerin en sýk karþýlaþtýklarý belirtiler kümesidir. Bu belirtiler kümesi
Şebnem Pırıldar Ege Psikiyatri AD.
Obezitede Anksiyete Bozuklukları ve Depresyon Şebnem Pırıldar Ege Psikiyatri AD. Açıklama 2008 2010 Araştırmacı: Sanofi Danışman: Teva, BMS Konuşmacı: Lundbeck Obezite giderek artan bir toplum sağlığı
Psikiyatride Akılcı İlaç Kullanımı. Doç.Dr.Vesile Altınyazar
Psikiyatride Akılcı İlaç Kullanımı Doç.Dr.Vesile Altınyazar Tüm dünyada ilaç harcamalarının toplam sağlık harcamaları içindekipayı ortalama %24,9 Ülkemizde bu oran 2000 yılı için %33,5 Akılcı İlaç Kullanımı;
Þizofreninin klinik özelliklerini anlatan kitap ya
Þizofrenide Prodromal Belirtiler Prof. Dr. Ýsmet KIRPINAR* Þizofreninin klinik özelliklerini anlatan kitap ya da yazýlarýn çoðu; þizofreninin heterojen bir sendrom olduðunu, bu hastalýk için hiçbir patognomonik
OBEZİTE VE DEPRESYON. Prof. Dr. Aylin Ertekin Yazıcı Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD.
OBEZİTE VE DEPRESYON Prof. Dr. Aylin Ertekin Yazıcı Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri AD. Obezite nedir? Obezite BKİ>30 kg/m² Çoğul etyolojili Kronik Tekrarlayıcı Yaşam kalitesini bozan Çeşitli
Büyük oranda hayvan araþtýrmalarý ve in vitro
Noradrenerjik Sistem ve Depresyon Yrd. Doç. Dr. Þükrü UÐUZ*, Dr. Ebru YURDAGÜL* Büyük oranda hayvan araþtýrmalarý ve in vitro çalýþmalarda elde edilen kanýtlar, duygudurum bozukluklarýnýn beyinde limbik
1. Merkezi ve çevresel sinir sistemini oluþturan sinir hücrelerine ne ad verilir?
Soru - Yanýt 3 1. Merkezi ve çevresel sinir sistemini oluþturan sinir hücrelerine ne ad verilir? Yanýt: Nöron 2. Merkezi sinir sistemini oluþturan organlar nelerdir? Yanýt: Beyin, beyincik, omurilik soðaný
Ağrı ve psikiyatrik yaklaşım. Prof.Dr.Aslı Sarandöl Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD
Ağrı ve psikiyatrik yaklaşım Prof.Dr.Aslı Sarandöl Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD Ağrı Hoş olmayan bir uyaran Duygusal Algısal Bilişsel ve davranışsal Biyopsikososyal
Ýntiharýn Nörobiyolojisi #
Ýntiharýn Nörobiyolojisi # Prof. Dr. Nevzat YÜKSEL* GÝRÝÞ Genel toplumda intihar sýklýðý yýllýk yüzbinde 10-20 kadardýr. Deðiþik ülkelerde bu oranlar yüzbinde 10 ile 40 arasýnda deðiþmektedir. Ýntihar
Oksitosin ve Psikiyatri
Oksitosin ve Psikiyatri Dr. M. Tayfun Turan Erciyes ÜTF Psikiyatri AD 2. Psikiyatri Zirvesi ve 9. Anksiyete Kongresi 8-12 Mart 2017, Belek-Antalya [email protected] 1. OT ile ilgili genel bilgiler
Araştırmacı olarak: 2008: Janssen Cilag 2009: Janssen Cilag 2010: Janssen Cilag Danışmanlık: 2008: 2009: 2010: Konuşmacı olarak: 2008: 2009: 2010:
Kurum ve Kuruluşlarla İlişki Bildirimi Araştırmacı olarak: 2008: Janssen Cilag 2009: Janssen Cilag 2010: Janssen Cilag Danışmanlık: 2008: 2009: 2010: Konuşmacı olarak: 2008: 2009: 2010: RASYONEL ANTİDEPRESAN
Bir ruhsal belirti olarak ağrı
Bir ruhsal belirti olarak ağrı Uzm. Dr. Irmak POLAT Kars Harakani Devlet Hastanesi 53. Ulusal Psikiyatri Kongresi Bursa, 3-7 Ekim 2017 Kronik ağrı bir halk sağlığı sorunu >70 milyon Amerikalı Medikal harcamalar,
Major depresyonun ve diðer depresif bozukluklarýn
Depresyonda Serotonerjik Düzenekler Yrd. Doç. Dr. Lut TAMAM*, Dr. Tayfun ZEREN* Major depresyonun ve diðer depresif bozukluklarýn etiyolojisinde yer alan biyolojik etkenlerin varlýðýna iliþkin kuramlar
Psikiyatride Akılcı İlaç Kullanımı. Doç.Dr.Vesile Altınyazar
Psikiyatride Akılcı İlaç Kullanımı Doç.Dr.Vesile Altınyazar Tüm dünyada ilaç harcamalarının toplam sağlık harcamaları içindeki payı ortalama %24,9 Ülkemizde bu oran 2000 yılı için %33,5 DSÖ tahminlerine
İnsomniada etiyolojik modeller. Dr. Sinan YETKİN
İnsomniada etiyolojik modeller Dr. Sinan YETKİN İnsomnia(tanım) Uykunun işlevi ve yapısı dikkate alındığında, kişilerin yeterli süre ve zaman diliminde uyuyamadığı için dinlenemediği, yeni bir güne hazır
Endokrin farmakoloji 1 (hipofiz hormonları, tiroid hormonları, adrenal korteks hormonları) Prof. Dr. Öner Süzer
Endokrin farmakoloji 1 (hipofiz hormonları, tiroid hormonları, adrenal korteks hormonları) Prof. Dr. Öner Süzer www.onersuzer.com 2 1 3 4 2 Hipotalamus ve hipofiz Metabolizma, gelişme ve üreme gibi vücut
Son 10 yıldır ilaç endüstrisi ile bir ilişkim (araştırmacı, danışman ve konuşmacı) yoktur.
Son 10 yıldır ilaç endüstrisi ile bir ilişkim (araştırmacı, danışman ve konuşmacı) yoktur. Travma Sonrası Stres Bozukluğu Askerî Harekâtlar Sonrası Ortaya Çıkan Olguların Tedavisi Bir asker, tüfeğini
PSİKOFARMAKOLOJİ-5. ANTİDEPRESANLAR Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül. HKU, Psikoloji YL, 2017 Bahar.
PSİKOFARMAKOLOJİ-5 ANTİDEPRESANLAR Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül HKU, Psikoloji YL, 2017 Bahar www.gunescocuk.com DEPRESYONUN NÖROKİMYASI Dopamin Çok az olumlu afekt (mutluluk, neşe, ilgi, haz, uyanıklı,
Affektif bozukluklarýn etiyoloji, taný ve tedavisi
Affektif Bozukluklar ve Kolesterol Yrd. Doç. Dr. Ali ÇAYKÖYLÜ* Affektif bozukluklarýn etiyoloji, taný ve tedavisi ile ilgili olarak son yýllarda önemli geliþmeler olmuþtur. Biyolojik göstergelerin gittikçe
Tiroid Hormonları ve Yorumlanması.
Tiroid Hormonları ve Yorumlanması www.hepsaglik.net Tiroid Hastalıklarında İlk İstenecek Testler Tiroid tarama testi olarak TSH kullanılabilir. Son derece hassas bir testtir. Primer hipotiroidi ve hipertiroidiyi
PSİKİYATRİK BOZUKLUKLARIN EPİDEMİYOLOJİSİ*
İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Sürekli Tıp Eğitimi Etkinlikleri 25 TÜRKİYE DE SIK KARŞILAŞILAN PSİKİYATRİK HASTALIKLAR Sempozyum Dizisi No:62 Mart 2008 S:25-30 PSİKİYATRİK BOZUKLUKLARIN EPİDEMİYOLOJİSİ*
SUBKLİNİK HİPERTİROİDİDE YÖNETİM 7. ULUSAL ENDOKRİN CERRAHİ KONGRESİ NİSAN 2015 ANTALYA
SUBKLİNİK HİPERTİROİDİDE YÖNETİM 7. ULUSAL ENDOKRİN CERRAHİ KONGRESİ 23-26 NİSAN 2015 ANTALYA DR GÜL DAĞLAR ANEAH GENEL CERRAHİ MEME-ENDOKRİN CERRAHİSİ KLİNİĞİ Sunum planı Subklinik hipertiroidizmin tanımı
YDUS İÇİN TARİHİ FIRSAT
YDUS İÇİN TARİHİ FIRSAT İnternet Üzerinden Canlı Yayınlarla YDUS Hazırlık Programları www.e-yandal.com Bu kitabın tüm hakları e-tus UZAKTAN EĞİTİM VE YAYINCILIK LTD.ŞTİ. ne aittir. Hangi amaçla olursa
Sunum planı. Hipofiz Epifiz Tiroid Paratiroid ve Pankreas hormonları
Dr. Suat Erdoğan Sunum planı Hipofiz Epifiz Tiroid Paratiroid ve Pankreas hormonları Hipofiz bezi (hypophysis) Hipofizial çukurlukta bulunur (sella turcica) 9 adet hormon üretir İki bölümü vardır: Anterior
Klinik ve Subklinik Hipotiroidide Psikiyatrik Belirti Düzeyi ve Psikiyatrik Belirtilerin Tiroid Hormon Düzeyleri Ýle Ýliþkisi
ARAÞTIRMA Klinik ve Subklinik Hipotiroidide Psikiyatrik Belirti Düzeyi ve Psikiyatrik Belirtilerin Tiroid Hormon Düzeyleri Ýle Ýliþkisi Ýbrahim Eren 1, Erkan Cüre 2, Ýkbal Çivi Ýnanlý 3, Ali Kutlucan 2,
Kalyoncu A., Pektaş Ö., Mırsal H., Yılmaz S., Serez M., Beyazyürek M.
DEPRESYON-ANKSİYETE BOZUKLUKLARI İLE ALKOL BAĞIMLILIĞI ARASINDAKİ İLİŞKİNİN ARAŞTIRILMASI Kalyoncu A., Pektaş Ö., Mırsal H., Yılmaz S., Serez M., Beyazyürek M. ÖZET Alkol bağımlılığı ve diğer psikiyatrik
Nöroloji servisine yatan hastalarda yüksek oranda psikiyatrik hastalıklar görülür. Prevalans %39-64 arasındadır.
1 2 + Nöroloji servisine yatan hastalarda yüksek oranda psikiyatrik hastalıklar görülür. Prevalans %39-64 arasındadır. + + Üçüncü basamak nöroloji yataklı servisinde psikiyatrik görüşme ile tespit edilen
CUSHİNG SENDROMLU GEBEYE YAKLAŞIM. Dr HULUSİ ATMACA Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim DalıSAMSUN
CUSHİNG SENDROMLU GEBEYE YAKLAŞIM Dr HULUSİ ATMACA Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim DalıSAMSUN Gebelerde Cushing Sendromu Klinik Etyoloji Tanı Ayırıcıtanıve görüntüleme Tedavi
Antidepresan Güçlendirme Tedavileri
Antidepresan Güçlendirme Tedavileri M. Hakan TÜRKÇAPAR*, Süreyya Özel ERVATAN** ÖZET Uygun antidepresan tedavi almalarýna karþýn önemli bir oranda depresif hastanýn tedavisinde hala baþarýsýz kalýnmaktadýr.
Adet Yokluğu; Adet Kesilmesi; Menstruasyon un Kesilmesi; Adetlerin Durması;
AMENORE Adet Yokluğu; Adet Kesilmesi; Menstruasyon un Kesilmesi; Adetlerin Durması; Genç kızlarda menstruasyon 9 ila 18 yaş arasında başlar. 12 yaş averaj yaşıdır ve birçoğu bu yaşta başlar. Adetin olmamasına
HORMONLARIN ETKİ MEKANİZMALARI
HORMONLARIN ETKİ MEKANİZMALARI Prof. Dr. Orhan Turan KAYNAKÇA: 1.Stephen J. McPhee, Gary D.Hammer eds. Pathophysiology of Disease. 6th ed. Mc Graw Hill; 2010. 2.Damjanov I. Pathophisiology. 1st ed. Saunders
Adet Yokluğu; Adet Kesilmesi; Menstruasyon un Kesilmesi; Adetlerin Durması;
AMENORE Adet Yokluğu; Adet Kesilmesi; Menstruasyon un Kesilmesi; Adetlerin Durması; Genç kızlarda menstruasyon 9 ila 18 yaş arasında başlar. 12 yaş averaj yaşıdır ve birçoğu bu yaşta başlar. Adetin olmamasına
Merkezi Sinir Sistemi İlaçları
Merkezi Sinir Sistemi İlaçları Prof.Dr. Ender YARSAN A.Ü.Veteriner Fakültesi Farmakoloji ve Toksikoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Kemoterapötiklerden sonra en fazla kullanılan ilaçlar Ağrı kesici, ateş
İntern Dr. Özkan ERARSLAN ADRENAL YETERSİZLİK. ADDİSON HASTALIĞI, BÖBREKÜSTÜ BEZ YETERSİZLİĞİ, SÜRRENAL YETMEZLİK Ekim 2013
İntern Dr. Özkan ERARSLAN ADRENAL YETERSİZLİK ADDİSON HASTALIĞI, BÖBREKÜSTÜ BEZ YETERSİZLİĞİ, SÜRRENAL YETMEZLİK Ekim 2013 İlk kez 1855 te Thomas Addison tarafından tanımlanmıştır Sıklığı milyonda 60-120
ÇEVRE VE TOPLUM. Sel Erozyon Kuraklýk Kütle Hareketleri Çýð Olaðanüstü Hava Olaylarý: Fýrtýna, Kasýrga, Hortum
ÇEVRE VE TOPLUM 11. Bölüm DOÐAL AFETLER VE TOPLUM Konular DOÐAL AFETLER Dünya mýzda Neler Oluyor? Sel Erozyon Kuraklýk Kütle Hareketleri Çýð Olaðanüstü Hava Olaylarý: Fýrtýna, Kasýrga, Hortum Volkanlar
ENDOKRİN SİSTEME GENEL BAKIŞ. İngilizce Aslından Çeviren ve Yayına Hazırlayan : Uğur AYDOĞAN. Gazi Üniversitesi
ENDOKRİN SİSTEME GENEL BAKIŞ İngilizce Aslından Çeviren ve Yayına Hazırlayan : Uğur AYDOĞAN Gazi Üniversitesi ANKARA - 2017 1 ENDOKRİN SİSTEME GENEL BAKIŞ Endokrin sistem, farklı organlar arasındaki fonksiyonel
Manyetik Rezonans ve Bilgisayarlý Tomografi Öncesi Hastalarda Anksiyete ve Depresyon
ARAÞTIRMA Manyetik Rezonans ve Bilgisayarlý Tomografi Öncesi Hastalarda Anksiyete ve Depresyon Gülten Karadeniz 1, Serdar Tarhan 2, Emre Yanýkkerem 3, Özden Dedeli 3, Erkan Kahraman 4 1 Yrd.Doç.Dr., 3
Depresyon ve biyolojik belirteçler: Sitokinlerin rolü
Depresyon ve biyolojik belirteçler: Sitokinlerin rolü Prof. Dr. Ertuğrul Eşel Erciyes Ün. Tıp Fak. Psikiyatri AD Biomarker (biyolojik belirteç) ne demek? Nesnel olarak ölçülebilen ve normal bir biyolojik
Antidepresanlar. Duygu durumu dengeleyici ilaçlar. Timoleptik ilaçlar
Antidepresanlar Duygu durumu dengeleyici ilaçlar Timoleptik ilaçlar Ebru Arıoğlu İnan, PhD Dersin hedefleri: 1. Depresyonu tanımlamak 2. Depresyona bağlı olarak sinir ucunda nörotransmitterlerdeki değişimleri
Anksiyete Bozukluklarının Tedavisinde Antidepresanlar. Doç Dr Selim Tümkaya
Anksiyete Bozukluklarının Tedavisinde Antidepresanlar Doç Dr Selim Tümkaya ANKSİYETE BOZUKLUKLARI Anksiyete bozukluklarının yaşam boyu prevalansı yaklaşık %29 dur. Kessler ve ark 2005 Uzunlamasına çalışmalar
ADRENAL YETMEZLİK VE ADDİSON. Doç. Dr. Mehtap BULUT Bursa Şevket Yılmaz EAH Acil Tıp Kliniği
ADRENAL YETMEZLİK VE ADDİSON Doç. Dr. Mehtap BULUT Bursa Şevket Yılmaz EAH Acil Tıp Kliniği SUNU PLANI Tanım ve Epidemiyoloji Adrenal bez anatomi Etiyoloji Tanı Klinik Tedavi TANIM-EPİDEMİYOLOJİ Adrenal
Çekirdek belirtileri açýsýndan duygulaným alanýnda. Birinci Basamakta Depresyon: Tanýma, Ele Alma, Yönlendirme. Özet
Birinci Basamakta Depresyon: Tanýma, Ele Alma, Yönlendirme Doç. Dr. Levent KÜEY* Özet Depresyon psikiyatrik bozukluklar arasýnda en sýk karþýlaþýlan hastalýklardan biridir. Depresif hastalarýn önemli bir
Oytun Erbaş, Hüseyin Sedar Akseki, Dilek Taşkıran
Yağlı Karaciğer (Metabolik Sendrom) Modeli Geliştirilen Sıçanlarda Psikoz Yatkınlığındaki Artışın Gösterilmesi ve Bu Bulgunun İnflamatuar Sitokinlerle Bağlantısının Açıklanması Oytun Erbaş, Hüseyin Sedar
Hipofiz gelişimi. Hipofiz ektodermden gelişir.adenohipofiz Rathke kesesinden,nörohipofiz ise infindubulumdan gelişir.
Hipofiz gelişimi Hipofiz bezinin diferensiasyonu Hipofiz ektodermden gelişir.adenohipofiz Rathke kesesinden,nörohipofiz ise infindubulumdan gelişir. Rathke kesesi artığından kraniofarengeomlar gelişir.
ENDOKRİN BEZ EKZOKRİN BEZ. Tiroid bezi. Deri. Hormon salgısı. Endokrin hücreler Kanal. Kan akımı. Ter bezi. Ekzokrin hücreler
ENDOKRİN SİSTEM Endokrin sistem, sinir sistemiyle işbirliği içinde çalışarak vücut fonksiyonlarını kontrol eder ve vücudumuzun farklı bölümleri arasında iletişim sağlar. 1 ENDOKRİN BEZ Tiroid bezi EKZOKRİN
GEBELİKTE TİROİD FONKSİYONLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ
GEBELİKTE TİROİD FONKSİYONLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Doç. Dr. Habib BİLEN Atatürk Üniversitesi Tıp fakültesi İç Hastalıkları ABD Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalı SUNU PLANI Örnek olgu
Paroksetin ve Depresyon
Paroksetin ve Depresyon Nevzat Yüksel 1 1 Prof.Dr., Gazi Üniversitesi Týp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalý, Ankara Giriþ Genel toplumda major depresyon yaygýnlýðý %3-5 kadardýr. Bazý araþtýrmalarda bu
Obsesif kompulsif bozukluk tanısı konan bir grup hastada deksametazon supresyon testi 1
Kuloğlu ve ark. 13 Obsesif kompulsif bozukluk tanısı konan bir grup hastada deksametazon supresyon testi 1 Murat Kuloğlu, 2 Murad Atmaca, 2 Ömer Geçici, 3 A.Ertan Tezcan 4 ÖZET Amaç: DSM-IV'de anksiyete
SİNİR SİSTEMİ Sinir sistemi vücutta, kas kontraksiyonlarını, hızlı değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder
SİNİR SİSTEMİ SİNİR SİSTEMİ Sinir sistemi vücutta, kas kontraksiyonlarını, hızlı değişen viseral olayları ve bazı endokrin bezlerin sekresyon hızlarını kontrol eder. Çeşitli duyu organlarından milyonlarca
GTD bağlı DDB. Doç. Dr. Sermin Kesebir
GTD bağlı DDB Doç. Dr. Sermin Kesebir GTD doğrudan bir ürünü! Uyum bozukluğu X von Winkel ve ark. 2008 Maddenin yol açtığı DDB X McIntyre 2008 GTD etkileyen psikolojik faktörler Psikosomatik bozukluklar
Adet Yokluğu; Adet Kesilmesi; Menstruasyon un Kesilmesi; Adetlerin Durması;
AMENORE Adet Yokluğu; Adet Kesilmesi; Menstruasyon un Kesilmesi; Adetlerin Durması; Genç kızlarda menstruasyon 9 ila 18 yaş arasında başlar. 12 yaş averaj yaşıdır ve birçoğu bu yaşta başlar. Adetin olmamasına
Arka Beyin Medulla Omuriliğin beyne bağlandığı bölge kalp atışı, nefes, kan basıncı Serebellum (beyincik) Kan faaliyetleri, denge Pons (köprü)
SİNİR SİSTEMİ BEYİN Belirli alanlar belirli davranış ve özelliklerden sorumlu. 3 kısım Arka beyin (oksipital lob) Orta beyin (parietal ve temporal lob) Ön beyin (frontal lob) Arka Beyin Medulla Omuriliğin
Santral (merkezi) sinir sistemi
Santral (merkezi) sinir sistemi 1 2 Beyin birçok dokunun kontrollerini üstlenmiştir. Çalışması hakkında hala yeterli veri edinemediğimiz beyin, hafıza ve karar verme organı olarak kabul edilir. Sadece
Evrende ve onun parçasý olan dünyamýzda bir
Duygudurum Bozukluklarý ve Biyolojik Ritm Yrd. Doç. Dr. Okan ÇALIYURT* Evrende ve onun parçasý olan dünyamýzda bir düzen ve ritmin, üzerinde yaþayan canlýlarda da biyolojik bir ritmin varlýðý söz konusudur.
GENEL SORU ÇÖZÜMÜ ENDOKRİN SİSTEM
GENEL SORU ÇÖZÜMÜ ENDOKRİN SİSTEM 1) Aşağıdaki hormonlardan hangisi uterusun büyümesinde doğrudan etkilidir? A) LH B) Androjen C) Östrojen Progesteron D) FUH Büyüme hormonu E) Prolaktin - Testosteron 2)
MENOPOZ. Menopoz nedir?
MENOPOZ Hayatınızı kabusa çeviren, unutkanlık, uykusuzluk, depresyon, sinirlilik, halsizlik şikayetlerinin en büyük sebeplerinden biri menopozdur. İleri dönemde idrar kaçırma, kemik erimesi, hipertansiyona
Dirençli Depresyonlarýn Tedavisi
Dirençli Depresyonlarýn Tedavisi Nevzat YÜKSEL* ÖZET Antidepresan ilaçlarý tolere eden depresif olgularýn bu ilaca yanýt verme oraný %60-70 kadardýr. %5-10 olgu bir çok yönteme karþýn yanýtsýz kalmaktadýr.
Larson'un 1960'larda veciz olarak belirttiði gibi,
5 Prof. Dr. Semih KESKÝL Larson'un 1960'larda veciz olarak belirttiði gibi, yaþlýlarýn acil hastalýklarý diye bir durum yoktur. Bizimde burada söz konusu edeceðimiz yaþlýlar arasýndaki acil týbbi durumlardýr.
Depresyon alt tiplemesinde en çok kabul edilen
Melankolili Depresyon Doç. Dr. M. Hakan TÜRKÇAPAR* Depresyon alt tiplemesinde en çok kabul edilen ayrým depresyonun melankolik (endojen) ve melankolik olmayan olarak ikiye ayrýlmasýdýr (Zimmerman ve ark.
Yrd. Doç. Dr. Ali DUMAN Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp A. D.
Yrd. Doç. Dr. Ali DUMAN Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp A. D. Sunu Planı Tanım ve Epidemiyoloji Adrenal bez anatomi ve fizyolojisi Etiyoloji Klinik Tanı Tedavi Tanım ve Epidemiyoloji
Obsesif Kompulsif Bozukluk. Prof. Dr. Raşit Tükel İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı 5.
Obsesif Kompulsif Bozukluk Prof. Dr. Raşit Tükel İ.Ü. İstanbul Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı 5. Sınıf Dersi Sunum Akışı Tanım Epidemiyoloji Klinik özellikler Tanı ölçütleri Nörobiyoloji
Klinik Psikoloji: Ruh Hali Rahatsızlıkları. Psikolojiye Giriş. Günümüz Kriterleri. Anormallik nedir?
Psikolojiye Giriş İşler Kötüye Gittiğinde Olanlar: Zihinsel Bozukluklar 1. Kısım Ders 18 Klinik Psikoloji: Ruh Hali Rahatsızlıkları Susan Noeln-Hoeksema Psikoloj Profesörü Yale Üniversitesi 2 Anormallik
SUNUM PLANI. Genel değerlendirme EKT TMU tdcs
KISSADAN HİSSE SUNUM PLANI Genel değerlendirme EKT TMU tdcs ŞİZOFRENİ TEDAVİSİNDE PSIKOFARMAKOLOJİ DIŞI YAKLAŞIMLAR Biyopsikososyal Yaklaşım Etyoloji ve Patofizyoloji Psikolojik Faktörler B i r e y s e
Adrenal yetmezlik var mı? Kortikosteroid verelim mi? Prof.Dr.Bilgin CÖMERT Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Yoğun Bakım BD
Adrenal yetmezlik var mı? Kortikosteroid verelim mi? Prof.Dr.Bilgin CÖMERT Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Yoğun Bakım BD Adrenal Yetmezlik Yapısal hasar Hipotalamus Hipofiz Adrenal
TİROİD BEZİ. Tiroid bezi kelebeğe benzeyen iki birleşik lobu olan bir organdır.
TİROİD BEZİ Tiroid bezi kelebeğe benzeyen iki birleşik lobu olan bir organdır. Bez, boynun ön kısmında trake ve larinkse dayalı ve onları saran bir konumdadır. Tiroid bezi T3 ve T4 salgılar Thiroid hormonları
BÜYÜMENİN DEĞERLENDİRİLMESİ. Prof Dr Zehra AYCAN.
BÜYÜMENİN DEĞERLENDİRİLMESİ Prof Dr Zehra AYCAN [email protected] Büyüme Çocukluk çağı, döllenme anında başlar ve ergenliğin tamamlanmasına kadar devam eder Bu süreçte çocuk hem büyür hem de gelişir
NÖROBİLİM ve FİZYOTERAPİ
TFD Nörolojik Fizyoterapi Grubu Bülteni Cilt/Vol:1 Sayı/Issue:5 Kasım/November 2015 www.norofzt.org DOÇ. DR. BİRGÜL BALCI YENİ BİR ALAN!!!! Sinir bilim veya nörobilim; günümüzün sinir sistemi bilimlerinin
PSİKOFARMAKOLOJİ 3. Antipsikotikler Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül. HKU, Psikoloji YL, 2017 Bahar.
PSİKOFARMAKOLOJİ 3 Antipsikotikler Doç. Dr. Şaziye Senem Başgül HKU, Psikoloji YL, 2017 Bahar www.gunescocuk.com PSİKOZ VE ŞİZOFRENİ Şizofreni belirtilerinin altında yatan düzeneği açıklamaya çalışan başlıca
Major Depresif Bozukluk
Moleküler Modelleme Yöntemiyle Tasarlanan Yeni Monoamin Oksidaz-A Enzim İnhibitörü Selektif 2-pirazolin Türevlerinin Antidepresan Aktivitelerinin Tayini Telli G 1, Salgın-Gökşen U 2, Yalovaç A 3, Çiftçi-Yabanoğlu
Depresyonda Güncel Tedaviler. Doç. Dr. Murat ERKIRAN
Depresyonda Güncel Tedaviler Doç. Dr. Murat ERKIRAN Akış Major depresif bozuklukta yeni antidepresanlar Major depresif bozukluk tedavisi Psikotik özellikli depresyon tedavisi Geliştirme aşamasında olan
Santral Sinir Sistemi Farmakolojisinin Temelleri. Yrd.Doç.Dr. Önder AYTEKİN
Santral Sinir Sistemi Farmakolojisinin Temelleri Yrd.Doç.Dr. Önder AYTEKİN Her nöron, dentritleri aracılığı ile diğer nöronlardan gelen uyarıları alır ve nöron gövdesine iletir. Bu uyarılar ya inhibitör
Tarifname BÖBREKÜSTÜ BEZĠ YETMEZLĠĞĠNĠN TEDAVĠSĠNE YÖNELĠK BĠR FORMÜLASYON
1 Tarifname Teknik Alan BÖBREKÜSTÜ BEZĠ YETMEZLĠĞĠNĠN TEDAVĠSĠNE YÖNELĠK BĠR FORMÜLASYON Buluş, böbreküstü bezi yetmezliğinin tedavisine yönelik oluşturulmuş bir formülasyon ile ilgilidir. Tekniğin Bilinen
Depresyon Etiyolojisinde Nörobiyolojik Etkenler. E. Özlem ALBAYRAK *, M. Emin CEYLAN ** ÖZET
E. Özlem ALBAYRAK *, M. Emin CEYLAN ** ÖZET Depresyonun etiyolojisini anlamaya yönelik çal ışmalar gün geçtikçe artmakta ve yeni etiyolojik faktörler ara ş- urılmaktadır. Multifaktoriyel etkenlerin etiyoloji
Uyku Nörofizyolojisi. Dr.İbrahim Öztura DEÜTF Nöroloji AD & DEÜH Uyku bozuklukları ve Epilepsi İzlem Merkezi
Uyku Nörofizyolojisi Dr.İbrahim Öztura DEÜTF Nöroloji AD & DEÜH Uyku bozuklukları ve Epilepsi İzlem Merkezi uyku Kompleks davranışsal bir durum Modern nörolojik bilimlerin en önemli gizemlerinden biri
ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ Dönem III - 6. Ders Kurulu. Endokrin Sistem. Eğitim Programı
ÇANAKKALE ONSEKİZ MART ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ 2017-2018 Dönem III - 6. Ders Kurulu Endokrin Sistem Eğitim Programı Eğitim Başkoordinatörü Dönem Koordinatörü Koordinatör Yardımcısı : Prof. Dr. E. Melih
Hipofiz adenomu; Prolaktin salgılayan hipofiz adenomu;
PROLAKTİNOMA Hipofiz adenomu; Prolaktin salgılayan hipofiz adenomu; Prolaktinoma beyinde yer alan hipofiz bezinin prolaktin salgılayan tümörüdür. Kanserleşmez ancak hormonal dengeyi bozar. Prolaktin hormonu
ANTİDEPRESAN ve ANTİMANİK İLAÇLAR
ANTİDEPRESAN ve ANTİMANİK İLAÇLAR Affektif (duygu-durum) hastalıklar ve manik-depresif (bipolar) hastalık durumunda kullanılan ilaçlardır. Etkilerini; SSS deki monoaminlerin (mediyatör görevli olanlar)
ÇOCUK VE ERGENLERDE ANTİDEPRESAN İLAÇ KULLANIMI: ARTILAR VE EKSİLER Uzm Dr Betül Mazlum Erişkin psikiyatri hastalarında uzun zamandır yaygın olarak kullanılan antidepresan ilaçların çocuk ve ergen hastalarda
