TRANSFÜZYON KOMPLİKASYONLARI Transfüzyon komplikasyonları 4 başlık altında incelenebilir: A. AKUT TRANSFÜZYON REAKSİYONLARI B. GECİKMİŞ TRANSFÜZYON REAKSİYONLARI C. TRANSFÜZYON İLİŞKİLİ HASTALIKLAR D. MASSİF TRANSFÜZYON REAKSİYONLARI A. AKUT TRANSFÜZYON REAKSİYONLARI: a. Akut hemolitik transfüzyon reaksiyonu b. Anaflaktik transfüzyon reaksiyonları c. Febril non-hemolitik reaksiyonlar d. Allerjik reaksiyonlar e. Hipervolemi f. Non immün hemoliz g. Transfüzyon ilişkili akut AC hasarı a.akut hemolitik transfüzyon reaksiyonu Prof. Dr. Mehmet YILMAZ Hematoloji Bilim Dalı Kan transfüzyonunun en ciddi komplikasyonudur. Ölüm görülebilir. 1/600-25000 bir kan komponenti transfüzyonunda görülür. En çok ABO uyumsuzluğu ile beraberdir. Anti-A, anti-b, anti-kell, anti-kidd ve anti Fya eritrosit antikorlar kompleman aktivasyonu ile intravasküler hemolize neden olur. Rh sistemine karşı olan anti-d, anti-e gibi antikorlar kompleman sistemini aktive etmeden ekstravasküler hemolize neden olurlar. Hemoliz intravasküler veya ekstravasküler olabilir. Her iki reaksiyon hemolitik transfüzyon reaksiyonu esnasında görülebilir. En ciddi komplikasyonlar; hipotansiyon, renal yetmezlik ve dissemine intravasküler koagülasyondur. Şuuru kapalı ve anestezi altındaki hastalarda akut hemolitik transfüzyon reaksiyonu; cerrahi insizyon yerinden kanama veya hemoglobinüri ile karakterizedir. Ateş ve titreme en sık görülen hemolitik transfüzyon reaksiyonu bulgusudur. Bulantı, kusma, göğüs ağrısı, wheezing, nefes darlığı, yorgunluk görülebilir. Tedavi: Akut hemolitik transfüzyon reaksiyonunun tanımlanması için
1. Şüphe halinde kan verme durdurulur. Damar yolu izotonik solüsyonla açık tutulur. 2. Hastadan EDTA lı ve düz kan örneği alınır. Alım sırasında hemoliz yapmamaya dikkat edilmelidir. Santrifüj edilir. Plazmasına gözle bakılır. Kırmızı renk hemoglobini, kahverengi renk methemoglobini gösterir. 3. Kan örnekleri ve kullanılan torba kan merkezine gönderilir. 4. Kan merkezinde; hastanın yeni ve kan verme öncesi kan örneklerinden ve torbadankan grubu belirlemesi ve çapraz karşılaştırmaları yeniden yapılır. 5. Hastanın direkt antiglobulin testi (DAT) kan öncesi ve sonrası örneklerde çalışılır. Kan sonrası DAT pozitifleşmesi uygunsuz transfüzyonu gösteren bulgulardandır. 6. Verici örneğinde allo-antikorlar varlığı indirekt antiglobin testi (İAT) ile araştırılır. 7. Kan örneklerinin plazmasında hemoglobinin kırmızı renginin varlığı tespit edilir. 50 mg/dl kadar serbest hemoglobin çıplak gözle görülebilir hemoglobinemi oluşturabilir. LDH, haptoglobin, serbest hemoglobin, bilirubin bakılır. 8. Tüpler ve torbalar etiketleme ve işaretleme hataları açısından incelenir. İstek formları ve kayıtlar incelenir. Tüpler, torbalar, formlar ve kayıtlar güvence altına alınır. Akut hemolitik transfüzyonu tedavisi Kan basıncını düzeltmek, böbrekler başta olmak üzere iskemik doku nekrozlarını önlemek ve yaygın damar içi pıhtılaşmayı düzeltmek şeklinde özetlenebilir. Hipotansiyon, oligüri ve kanama ağır klinik bulgulardır. 1. Kan basıncı 100 mmhg üstünde tutulur. Kan basıncının ve organ kanlanmasının normalde tutulması organ hasarlarını önlemenin anahtarıdır. 2. İdrar miktarı saatte 100 ml nin üstüne çıkarılır. Hastaya agresif iv izotonik sıvı verilir. 3. Kan basıncı normale ulaştıktan sonra halen diürez izlenmiyorsa, Furosemid 40 80 mg (1 2 mg/kg iv) verilir. İdrar çıkımı yetersiz veya yoksa %20 lik mannitol 100 ml (0.5 g/kg) 5 dakikada iv verilir. Gerekirse tekrarlanır. Mannitol üst dozu 10g/24 saattir. Düşük doz dopamin (3 mcg/kg/sa) idrar çıkışını sağlamak için kullanılır. İdrar çıkışı sağlanamaz ise böbrek yetmezliği işlemlerine geçilir. 4. Elektrolit dengesi sağlanır. 5. Kanamanın kontrolü sağlanır. YDİP bulgularının şiddeti göz önünde bulundurularak, düşük doz heparin, taze donmuş plazma, trombosit ve kriyopresipitat hastaya özgü değerlendirmelerle kullanılabilir. Heparin kullanımı, ağır reaksiyon olduğu doğrulanan hastalara saklamalı ve kullanılacak ise erken kullanılmalıdır. b.anaflaktik transfüzyon reaksiyonları 1/150.000 komponent transfüzyonunda bir görülür. Ağırlıklı olarak IgA eksikliği olan hastalarda görülmektedir. Anaflaksi bulguları; göğüs ve sırt ağrısı, fasial ve vücudun üst kısmında flushing, yaygın ürtiker, kaşıntı, laringeal ve fasial ödem, bronkospazm, wheezing, dispne, hipotansiyon, bilinç kaybı, kusma, ishal. Transfüzyon öncesi tanısal bir test yoktur. Anaflaktik reksiyon hikayesi olan hasatlar IgA düzeyi ve IgA ya karşı antikor varlığı yönünden araştırılmalıdır. Bu reaksiyon yatakbaşı lökosit azaltma işlemi yapılan filtrelerle sık olabilir. Hali hazırda ACE inhibitörü alan hastalarda bu reaksiyon ağır seyredebilir.
Tedavi: 1. Transfüzyon hemen durdurulmalı 2. Damar yolu açılıp monitorize edilmeli 3. Hastaya derhal epinefrin tedavisi başlanmalı, klinik takibi iyi yapılmalıdır. 4. Tekrarlayan transfüzyonlarda eritrosit ve trombosit süspansiyonu yıkanmalıdır. c. Febril non-hemolitik reaksiyonlar: Hemoliz ve diğer klinik nedenler olmadan transfüzyon sonrası vücut ısısının 1 derece veya daha fazla artmasıdır. Trombosit süspansiyonu transfüzyonları sonrası vücut ısısı artmadan üşüme ve titreme görülebilmektedir. Hastalar transfüzyonun sonlanmasına yakın veya bitiminden sonra reaksiyon gösterirler. Diastolik kan basıncında yükselme, baş ağrısı, titreme, üşüme, ateş yükselmesi ve lökositoz görülür. Bu reaksiyonlar trombosit, lökosit ve eritrositlere karşı olan alloantikorlar, depolama sırasında veya transfüzyon sonrası alıcı lökositlerinde oluşan sitokinler tarafından meydana gelir. Tanı hemoliz bulgularının ekarte edilmesi ve klinik bulgularla konur. Ateş, hemolitik ve non-hemolitik reaksiyonların ortak bulgusu olduğu için hemolitik reaksiyon yalnızca klinik bulgularla ayırt edilemez. Tedavi: 1. Ateş için anti piretikler verilmeli. 2. Febril reaksiyonlar kan ürünlerindeki WBC lerin uzaklaştırılması ile büyük oranda önlenebilir, çünkü alloantikorların çoğu löksitlere karşıdır. Lökosit filtresi kullanılmalı veya kan ve kan ürünleri hazırlanırken lökosit deplesyonu yapılmalıdır. 3. Hemolitik transfüzyon reksiyonunu ekarte etmek için kan grubu ve kros-match yeniden yapılmalıdır. d. Allerjik reaksiyonlar Hafif reaksiyonlardır. Transnfüzyon yapılan hastaların %1-3 de görülür. Ağır reaksiyonlar 1/150.000 komponent transfüzyonunda görülür. Ürtiker, kaşıntı ve ağır anaflaktik reaksiyonlar şeklinde görülebilir. Ateş olmadan, donörün plazmasındaki bir protein ile alıcının serumundaki antikor arasındaki reaksiyon nedeni ile meydana gelir. Laboratuar bulgusu yoktur. Ürtiker hemoliz bulgusu değildir. Allerjik reaksiyonların çoğu IgE arcılığı ile olur. Fakat diğer immün globülinlerde bu reaksiyonu yapabilir. Tedavi 1.Tedavide oluşan duruma uygun tedavi edici işlemler yapılır. 2.Kaşıntı ve ürtiker iv antihistaminiklere iyi cevap verir. 3. Bronkosapzm gelişirse nebulize salbutamol verilir.
4. Anaflaktik şokta adranalin 0.5 1 mg im verilir. Gerekirse 10 dakika sonra tekrarlanır. Sıvı, antihistaminik ve metilprednisolon kullanılır. 5.Basit ürtiker ve döküntülerde transfüzyonun derhal kesilmesi gerekmez. Kan verme durdurulur ağızdan veya iv antihistaminik verilir. Clorpheniramin gibi bazı antihistaminiklerin iv verildiklerinde hipotansiyon yapıcı etkileri göz önünde bulundurulmalıdır. Bunların im verilmesi uygun olur. Belirtiler düzeldikten sonra kan verme işlemine yavaş yavaş kontrollü olarak devam edilir. Sık ürtiker gelişen hastalarda sonraki kan ürünü verilmesi işleminden önce antihistaminik koruyucu olarak yapılabilir. Plazma değişiminde ürtiker gelişen hastalarda ürtiker ile başlayan belirtiler sonraki plazma torbalarında şiddetlenebilir ve anaflaksiye dönebilir. Bu hastalarda daha dikkatli olmak gerekir. 6.IgA ya karşı duyarlılığı olduğu bilinen hastalara herhangi bir donöre ait 4 6 kez yıkanmış eritrositler verilebilir. 7.Trombosit ve granülosit süspansiyonları ve plazma ürünleri sadece tam IgA yetmezliği olan vericilerin kanlarından hazırlanarak verilebilir. Böyle vericiler kayıtlı ise onların plazmaları yedek olarak depolanabilir. 8. Lökosit filtreleri veya filtrasyonu reaksiyonu önlemez. e. Transfüzyon ilişkili akut AC hasarı Bu tablo non-kardiyojenik pulmoner ödem ve pulmoner infiltratlarla karakterizedir. Bu reaksiyonun alıcı lökositlerine karşı passif olarak geçen donör antikorları ile oluştuğu düşünülmektedir. Tam kan, trombosit, eritrosit, kriyopresipitat, plazma transfüzyonundan 1-6 saat sonra; ateş, göğüs ağrısı, dispne, siyanoz, öksürük, kanlı balgam ve hipoksemi görülür. Kalp hızı normaldir. AC filminde bilateral diffüz infiltratlar görülür. Hastalar solunum desteğine veya mekanik ventilasyona ihtiyaç duyabilir. Genellikle 48 saat içinde iyileşme görülür. Nadiren pulmoner ödem, hipovolemi ve hipotansiyona yol açar. Bu reaksiyonun tekrar görülmemesi için antikor tarama ve tanımlama testleri yapılmalıdır. Sol atrial ve pulmoner wedge basıncı normal veya düşük olabilir. Bu reaksiyonun günümüzde 3. Sıklıkta transfüzyon ilişkili ölüme neden olduğu düşünülmektedir. Bu nedenle 1/1120-5000 transfüzyonda bir görüldüğü iddia edilmektedir. Tedavi 1. Transfüzyon durdurulmalıdır. 2. Ventilasyon desteği 3. Oksijen tedavisi 4. Kan basıncı desteği 5. Steroidler 6. Diüretiklerin yeri yoktur. 7. Lökositi azaltılmış veya yıkanmış kan ürünleri kullanılabilir.
8. TRALI sıklığını azaltmak için kadın vericilerin plazmalarının kullanılmaması İngiltere de uygulanmış ve etkin bulunmuştur. f.hipervolemi Kan transfüzyonunun önceden anlaşılamayan komplikasyonlarından biriside hipervolemidir. Hastalar transfüzyon öncesi hidrasyon ve kardiyak fonksiyonlar açısından değerlendirilmelidir. Hastalar hipervolemi açısından riskliyse bir ünite transfüzyon 4 saatte verilmelidir. Kanın sodyum içeriği unutulmamalıdır. (tam kan 56, erit. 24-30 meq/ü). Genel kural olarak kanaması olmayan hastalarda infüzyon 2-3 ml/kg/saat olmalıdır. Kardiyopulmoner sistemde yetmezlik bulguları varsa transfüzyon öncesi diüretik verilebilir. Transfüzyon sonucu gelişen hipervoleminin başlangıç bulgularını febril non-hemolitik transfüzyon reaksiyonları, alerjik reaksiyonlar, TRALİ ve hemolitik transfüzyon reaksiyonlarından ayırt etmek güç olabilir. Hemoglobinemi, hemoglobinüri ve direkt coombs testinin pozitif olmayışı immün hemolizi dışlamaktadır. Ateş, titreme veya ürtiker varlığı febril ve allerjik reaksiyonu gösterir. Beyin natrüretik peptid (BNP) bu amaçlarla klinik çalışmaları devam etmektedir. Normal BNP değeri TRALİ yi gösterirken, yüksek BNP volüm yüklenmesini göstermektedir. g.non immün hemoliz İzotonik dışındaki solusyonların, transfüzyon yapılan kana eklenmesi ile osmotik veya mekanik stress sonucu hemoliz oluşabilir. Kanın aşırı ısıtılması veya infüzyon pompaları hemolize yol açabilir. Reaksiyon tipi klinik bulgu ve semptomlar Akut intravasküler hemoliz Akut extravasküler hemoliz Febril reaksiyon Allerjik (hafif) Anaphylactic Hypervolemic Septic Ateş,titreme, nefes darlığı,hypotansiyon, taşikardi, flushing, kusma,sırt ağrısı hemoglobinüri, hemoglobinemi, şok Ateş, indirect hyperbilirubinemi, Post tx hct artışı beklenenden düşük Ateş, titreme Ürtiker, kaşıntı, döküntü Nefes darlığı, bronkospazm, şok hypotansiyon, taşikardi Nefes darlığı, taşikardi, hypertansiyon başağrısı, juguler venöz genişleme Ateş, titreme, hipotansiyon, taşikardi, Kusma, şok
TRALİ Nefes darlığı, O 2 satürasyonuda azalma Ateş, hipotansiyon B. GECİKMİŞ TRANSFÜZYON REAKSİYONLARI a. Gecikmiş hemolitik transfüzyon reaksiyonları b. Post transfüzyon graft-versus host disease c. Demir yüklenmesi d. Post transfüzyon purpura e. İmmünosupressif etkiler a.gecikmiş hemolitik transfüzyon reaksiyonları Bu reaksiyonlar transfüzyon öncesi tespit edilemeyen antikorların eritrositleri harap etmesi sonucu ortaya çıkar. Transfüzyondan sonraki günlerden iki haftaya kadar meydana gelen reaksiyonlardır. Anamnestik reaksiyona sekonder alloantikorlarla oluşur. 1/1500-8000 transfüzyonda görülür. Yakın zamanda transfüzyon yapılmış bir hastada anemi geliştiğinde hemolitik transfüzyon reaksiyonundan şüphe edilmelidir. Anemiden başka, ateş en sık görülen semptomdur. Sarılık, oligüri görülebilir. Bu semptomların çoğu 1 hafta sonra görülür. Direkt ve indirekt coombs testi yapılmalı. Antikorların çoğu; Rh, kell, kidd ve duffy antijenlerine karşı oluşmuş antikorlardır. Tedavi; 1.Destek tedavisi yapılmalıdır. 2.Gecikmiş hemolitik transfüzyon reaksiyonlarında genellikle tedavi gerekmez. Belirti ve renlerde yeterli sıvı alımına dikkat etmek gerekir. Bu hastalara yeniden kan verilmesi gerekiyorsa hastadan antikor tarama ve tanımlama testlerinin yapılması ve ilgili antijeni taşımayan vericilerden kan verilmesi gerekir. b.post transfüzyon graft-versus host disease Nadir bir komplikasyondur. İnfüze edilen kan ürünündeki (tam kan, eritrosit, trombosit, granülosit süspansiyonu ve taze plazma) canlı T lenfositlerin, alıcının doku antijenleri ile reaksiyona girmesi sonucu meydana gelmektedir. İmmünsüprese hastalarda görülür. Nadiren aynı aile bireylerinden transfüzyonda görülmektedir. Transfüzyondan 4-30 gün sonra görülebilir. Kemik iliği nakline benzer fakat kemik iliği de tutulmuştur. Ateş, eritem, ishal, karaciğer fonksiyon bozuklukları, pansitopeni, hepatomegali ve sarılık görülür. Tanı cilt veya gastrointestinal sistem biyopsisi veya DNA testi( lenfositler donör? hasta?) ile konur. Korunma en etkili tedavidir. Gama irradyasyonu (2500 cgy) lenfosit proliferasyonunu önler. Lökosit azaltıcı filtreler
GVHD e karşı koruycu olarak olarak kullanılmamalıdır. Çünkü GVH hastalığına neden olacak lökosit sayısı tam olarak bilinmemektedir. Tedavi; genellikle başarısız olup mortalite oranı % 90 civarındadır. c.demir yüklenmesi Bir ml eritrosit süspansiyonu 1 mg demir içerir. Bir ünite eritrosit süspansiyonu 250 ml olduğu için 250 mg demir içermektedir. Endokrin, kardiyak ve KC bozuklukları görülebilir. Demir yüklenmesi sonucu meydana gelebilecek komplikasyonları önlemek için demir şelasyon tedavisi gereklidir. Demir şelasyonu, düzenli transfüzyon 1. yılını doldurduğunda ve/veya 12 15 transfüzyon sonrasında ve/veya serum ferritin 1000 μg/l düzeyine ulaştığında başlatılır. Demir birikimi ile ilişkili komplikasyonlardan kaçınmak için serum ferritin düzeylerinin 500-1000 μg/l seviyelerinde sürdürülmesi hedeflenmelidir. d.post transfüzyon purpura Kan transfüzyonundan 5-9 gün sonra görülen bu sendrom ağır trombositopeni ile karakterizedir. Ani ve kendini sınırlayıcı bir sendromdur. Genellikle 2 hafta içinde düzelir. Patogenezi tam olarak aydınlatılamamıştır. Diğer trombositopeni nedenleri ekarte edilmelidir. Bu hastalar kendi trombositlerinde olmayan bir antijene karşı antikor geliştirirler, bu PlA1 antijenidir. Tedavi 1. İntravenöz immünglobülin 2. Plazma Exchange 3. Splenektomi 4. Sterodler 5. Akut kanaması olan ve platelet desteğine ihtiyacı olan hastalarda trombosit spesifik antijeni olmayan aferez trombositler infüze edilmelidir. Random donör trombositleri ağır reaksiyonlara neden olabilir. Örneğin; allerjik reaksiyon. Post transfüzyon purpura rekkürensi nadirdir. e.kan transfüzyonunun immünosupressif etkileri; Kan transfüzyonu, immün sistemin down-regülâsyonuna neden olur. Lökositlerin, immün sistemin down-reğülasyonunda rol aldığı düşünüldüğünden, bazı yazarlar transfüzyon sırasında lökosit azaltılmasını önermektedirler. Lökosit azaltılması bu komplikasyonu önlemekte yararlı olabilir. C.TRANSFÜZYON İLİŞKİLİ HASTALIKLARI
a..hepatit b. HIV enfeksiyonu c.diğer retroviral enfeksiyonlar d.cytomegalovirus (CMV) e.spiroket enfeksiyonları f.parazitik enfeksiyonlar g.cruetzfeldt-jacob hastalığı a.hepatitler ABD de 4 milyon kişi HCV pozitiftir. Bunların % 10 u (4000.000) kan transfüzyonu ile enfekte olmuşlardır. Donör tarama testlerinin geliştirilmesinden sonra 1/263000 komponent transfüzyonundan sonra HCV bulaşısı görülmektedir. Transfüzyon sonrası 1/63.000-230.000 komponent transfüzyonundan sonra görülür. b.hiv enfeksiyonu 1985 yılından önce kan transfüzyonu sonucu 8000 HIV vakası görülmüştür. Tarama testlerinin geliştirilmesi ile son 15 yılda transfüzyon sonrası 47 HIV vakası rapor edilmiştir. Mevcut tanı testleri ile transfüzyonla bulaşan HIV riski 1/1.000.000 dür. c.diğer retroviral enfeksiyonlar Kan ve kan ürünleri transfüzyonu ile HTLV-I ve HTLV-2 enfeksiyonu bulaşabilir. d.cytomegalovirus (CMV) İmmün yetmezliği olan hastalara transfüzyonla CMV geçişi olabilir. CMV seronegatif gebeler, kan ürünü transfüzyonu ile çocuklarını CMV enfeksiyonuna maruz bırakabilir. KİT, kalp, böbrek, KC ve AC transplantasyonu yapılan hastalar CMV ile enfekte olabilir. CMV geçişini önlemek için antikor taraması yapılır ve lökosit filtresi kullanılmalıdır. e.spiroket enfeksiyonları Sifiliz nadir bir komplikasyondur. Çünkü donörler test edilmektedir. 4 derecede 24-96 saat sonra spiroketler canlılığını kaybeder. f.parazitik enfeksiyonlar
Sıtma nadiren bulaşır. Babeosis, immün yetmezliği, splenektomili ve yaşlı hastalarda ölümcül komplikasyonlara neden olabilir. Chagas hastalığı da transfüzyonla bulaşabilir. g.cruetzfeldt-jacob hastalığı; Son zamanlarda transfüzyonla bulaştığı yolunda iddialar vardır. D. MASSİF TRANSFÜZYON KOMPLİKASYONLARI a.kanama a.kanama b.hipokalsemi c..hipokalemi d.ph anormallikleri e.hipotermi e.ards g.bakteriel sepsis Mikrovasküler kanama dilüsyonel trombositopeni, dilüsyonel koagülopati, ve tüketim koagülopatileri sonucudur. Massif eritrosit süspansiyonu transfüzyonu, kristalloidler, albümin ihtiva eden solüsyonlar veya uzamış hipotansiyon bu tabloya yol açabilir. b.hipokalsemi Kan ürünleri antikoagülan olarak sitrat içerir. Kan kalsiyum düzeyi monitorize edilmelidir. Hipotermi ve asidoz da hipokalsemik semptomları alevlendirebilir. c.hipokalemi Transfüzyon sonrası potasyumun hücre içine geçişi, sitratın bikarbonata dönmesi ile oluşan alkalozun etkisi ile hipopotasemi meydana gelebilir. d. PH anormallikleri Volüm replasmanı ve transfüzyon ile, oksijen azlığı ve hipoperfüzyon sonucu oluşan asidoz geri döndürülebilir. Uzun süren hipotansiyon gelişmeyen hastalarda, depolanmış kan ürünleri ile asidozdan çok alkaloz gelişir. e.hipotermi Soğuk kan transfüzyonu hipotermiye yol açabilir. Beş dakikada bir ünite eritrosit transfüzyonu hipotermiye yol açabilmektedir. Sinoatrial nod ısısını 30 derecenin
altına düşürerek ventriküler fibrilasyona yol açabilir. Hipokalsemi veya hiperkaleminin myokardial depressan etkisi belirgin olabilir. f.akut solunumsal distress sendromu (ARDS) ARDS massif transfüzyonda rapor edilmiştir. Pulmoner yetmezlik, infüze edilen depo kandaki mikroagregatlardan çok üst abdomen veya toraksdaki yaralanma sonucudur. g.bakteriel sepsis Transfüzyon ilişkili sepsis nadiren oluşur, fakat transfüzyonun önemli bir komplikasyondur. Eritrosit süspansiyonu ve trombositler bakteriel kontaminasyona neden olabilirler. Titreme, üşüme, bulantı, kusma, letarji, ateş 50-70 ml kadar kanın infüzyonundan sonra görülür. Hastalar karın, sırt ağrısı veya infüzyon yeri boyunca ağrıdan yakınabilirler. Bakteriel sepsis hemolitik reaksiyondan ayırtedilmeyebilir. Hemolitik reaksiyon öyküsü sorulmalı. Kalan kan örneğinden, Gram boyama ve kültür için numune alınmalıdır. Ateş ve hipotansiyonu takiben şok ve DİK gelişebilir. Tedavi 1.Transfüzyon durdurulmalıdır 2.Kültür sonuçlarına göre geniş spektrumlu antibiyotikler başlanmalıdır. 3. Hipotansiyon var ise mücadele edilmelidir. Hematopoetik kök hücre infüzyonu sırasında görülen transfüzyon reaksiyonları Hematopoetik kök hücre infüzyonu yapılan hastalarda kan komponenetleri transfüzyonu yapılan hastalara benzer reaksiyonlar görülür. En sık görülen reaksiyon DMSO infüzyonuna bağlı görülen reaksiyondur. DMSO ya bağlı kötü koku ve tat, bulantı, kusma, ishal, titreme, hipertansiyon, yüzde kızarıklık, hipotansiyon, bronkospazm, pulmoner ödem, kardiyak aritmi ve nörolojik semptomlar görülebilmektedir. Tedavi; 1.Antihistaminikler 2.Transfüzyon öncesi komponentin yıkanması DMSO toksisitesini önleyebilir..