Poster BİldİRİLERİ
8 Nuclear Medicine Seminars 08;4:(Suppl ):-09 [PO-00] Diferansiye Tiroit Kanseri Tanılı Hastalara Uygulanan I-3 Ablasyon/Metastaz Tedavisinin Hemoreolojik Parametrelere, Oksidatif Strese Etkileri Tarık Şengöz, Emine Kılıç Toprak, Olga Yaylalı, Burak Oymak, Özgen Kılıç Erkek, Yasin Özdemir, Doğangün Yüksel, Vural Küçükatay, Melek Bor Küçükatay Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nükleer Tıp Anabilim Dalı, Denizli Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi, Fizyoloji Anabilim Dalı, Denizli Amaç: Diferansiye tiroit kanserinde (DTK) tiroidektomi sonrası radyoaktif I-3 tedavisi (RAİT), kalan rezidü tiroit dokusunun ablasyonu veya tiroit loju içinde ve uzak bölgelerdeki kanser metastazlarını tedavi etmek amacıyla kullanılan bir tedavi şeklidir. Oksidatif stresin DTK patogenezinde önemli olduğu ispatlanmış olmasına rağmen, RAİT nin DTK li hastalarda hemoreolojik ve oksidatif stres parametreleri üzerine etkilerini inceleyen bir çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışmamız kapsamında, DTK de RAİT nin hemoreolojik parametreler (eritrosit deformabilite ve agregasyonu), total oksidan/ antioksidan düzey (TOS/TAS), oksidatif stres indeksi (OSİ) üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamıza 5 DTK hastası (ortalama yaş 44,93±3,05 yıl) dahil edilmiştir. Hastalardan RAİT den hemen önce, 7-0 gün sonra ve ay sonra olmak üzere 3 kez venöz kan örnekleri alınmıştır. Eritrosit agregasyonu ve deformabilitesi bir ektasitometre aracılığıyla, TOS/TAS ticari bir kitle ölçülmüş, OSİ hesaplanmıştır. İstatistiksel analiz için Tekrarlı Ölçümler İçin Varyans Analizi ve Friedman testi kullanılmış, p<0,05 değerler anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Hastaların. haftada elde edilen eritrosit deformabilite değerlerinde 0,53 ve 0,95 Pa kayma kuvvetlerinde bazale göre istatistiksel olarak önemli düzeyde azalma,. ayda ise,69 ve 3,00 Pa da. haftaya göre artış saptanmıştır (p=0,04, p=0,07, p=0,009, p=0,046, sırasıyla). Hastaların eritrosit agregasyon değerleri, TOS, TAS ve OSİ parametrelerinde istatistiksel olarak önemli düzeyde değişiklik saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamız, DTK li hastalarda tiroidektomi sonrası uygulanan RAİT den hafta sonra eritrosit deformabilitesinin azaldığını böylece RAİT nin dolaşım üzerinde olumsuz etkilere yol açabileceğini ancak ay sonrasında ise deformabilite değerlerinin bazal değerlere yaklaşarak düzelme sağladığını göstermektedir. Verilerimiz doğrultusunda DTK li hastaların özellikle RAİT yi izleyen ilk hafta boyunca kardiyovasküler açıdan yakından takip edilmelerinin uygun bir yaklaşım olabileceği ileri sürülebilir. Anahtar Kelimeler: I-3, ablasyon tedavisi, oksidatif stres, hemoreoloji [PO-00] Diferansiye Tiroit Kanseri Hastalarının Takibinde Tiroglobulin Doubling Time ın Yeri, Bazal Demografik ve Histopatolojik Risk Faktörleri ve F-8 FDG PET/BT Parametreleri ile İlişkisi Mine Araz, Çiğdem Soydal, Elgin Özkan, Pınar Akkuş, Demet Nak, Nuriye Özlem Küçük, Kemal Metin Kır Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nükleer Tıp Anabilim Dalı, Ankara Amaç: Tiroglobulin (Tg) yüksekliği saptanan diferansiye tiroit karsinomu (DTK) hastalarının takibinde Tg doubling time ın (TgDT) tanı anındaki risk faktörlerin, F-8 -FDG PET/BT görüntülerinden elde edilen metabolik parametrelerin birbiri ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: 998-05 tarihleri arasında DTK tanısı ile kliniğimizde radyoaktif iyot tedavisi verilen ve takiplerinde anti-tg antikoru (ATg) negatif olduğu halde Tg yüksekliği bulunan 89 hastanın bazal demografik ve histopatolojik risk faktörleri, iyot tedavisi sırasındaki Tg ve ATg değerleri, F-8 FDG PET/BT yapılan hastalarda metabolik tümör volümü (MTV), SUV max, SUV mean, SUV peak ve total lezyon glikolizisi (TLG) değerleri incelemeye alındı. T4 süpresyonu altında yükselen Tg değerleri mevcut olan /89 hastada TgDT hesaplandı. TgDT ile bazal risk risk faktörleri ve F-8 FDG PET/BT görüntülerinde hesaplanan metabolik parametreler arasındaki ilişki istatistiksel olarak analiz edildi. Bulgular: TgDT hesaplanan hastanın ( K, 0 E, ortalama yaş: 43,8) I-3 tüm vücut taramaları negatifti. 4/ hastada F-8 FDG PET/BT normaldi. 8/ hastada ortalama MTV, SUV max, SUV mean, SUV peak ve TLG değerleri sırasıyla 70,89 mm 3, 0,8 g/dl, 5,3 g/dl, 8,4 g/dl ve 766,3 olarak hesaplandı. Metabolik parametreler ile TgDT arasında korelasyon gösterilemedi. Ancak F-8 FDG PET/BT de patolojik tutulum saptanan hastalarda medyan TgDT, sonucu normal raporlanan hastalara göre kısaydı (p=0,04). MTV nin multisentrisite, SUV max ve SUV mean in vasküler invazyon ve tümör çapı, SUV peak in tümör çapı ile ilişkili olduğu (p<0,05), folliküler tip kanserlerde ve kötü histolojik varyantlarda papiller kanser ve iyi histolojik varyantlarla kıyaslandığında medyan SUV max ve SUV mean değerlerinin daha yüksek olduğu (p<0,05), TgDT nin ise sadece preablatif Tg ve kapsül invazyonu ile korelasyon gösterdiği (p<0,05) saptandı. Sonuç: TgDT nin, tanı anındaki kapsül invazyonu ve preablatif Tg dışında risk faktörleri ve metabolik parametreler ile direkt ilişkisi olmamakla beraber, F-8 FDG PET/BT pozitifliğini öngörmede rolü olabilir. Bazı risk faktörlerine sahip DTK hastalarında daha yüksek SUV max ve SUV mean değerleri elde edilebileceğinden bu hastaların F-8 FDG PET/BT ile takibi yol gösterici olabilir. Anahtar Kelimeler: Tiroglobulin, diferansiye tiroit kanseri, F-8 FDG PET/BT [PO-003] RAİ ile İndüklenmiş Akciğer Fibrozisinde Lökotrien Reseptör Antagonistinin Etkinliği Aylin Akbulut, Arif Osman Tokat, Deniz Billur 3, Serdar Kuru 4, Gökhan Koca, Meliha Korkmaz Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Nükleer Tıp Kliniği, Ankara Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi, Araştırma ve Uygulama Hastanesi, Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı, Yozgat 3 Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Histoloji ve Embriyoloji Anabilim Dalı, Ankara 4 Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Kliniği, Ankara Amaç: Diferansiye tiroit karsinomalarında total tiroidektomi sonrası metastatik odakların tedavisi için radyoaktif I-3 (RAİ) kullanımı standart bir tedavidir. Ancak I-3 in tiroit dışı dokularda yan etkileri bilinmektedir. Montelukast, sisteinil lökotrienlerin CysLT reseptörüne bağlanmasını bloke ederek etkisini gösteren lökotrien reseptör antagonistidir. Montelukastın bleomisin ile indüklenmiş akciğer fibrozisinde anti-fibrotik etkisi gösterilmiştir. Biz de çalışmamızda montelukastın RAİ sonrası sıçan akciğerlerinde fibrozisine histopatolojik etkisini inceledik. Yöntem: Otuz Wistar albino sıçan rastgele 0 arlı 3 gruba ayrıldı. Grup e (kontrol grubu) sadece total tiroidektomi uygulandı; grup ye total tiroidektomi sonrası RAİ uygulandı; grup 3 e total tiroidektomi öncesi ve sonrasında montelukast ve RAİ uygulandı. Tüm sıçanlar hafta sonra sakrifiye edildi. Akciğerlerdeki fibrozisin derecesini belirlemek için immünohistokimyasal (İHC) boyama ile TNF-alfa ve TGF-beta doku ekspresyonu skorlanarak değerlendirildi.
9 Nuclear Medicine Seminars 08;4:(Suppl ):-09 Bulgular: Grup de TNF-alfa ve TGF-beta doku ekspresyonu grup e göre anlamlı olarak fazla bulundu (p<0,0). Ancak grup 3 ile grup arasında doku ekspresyonu açısından anlamlı fark bulunamadı (p>0,0). Grup 3 te fibrozis, grup ye göre anlamlı olarak daha düşüktü (p<0,0). Sonuç: Çalışmamızda astım ve alerjik rinit gibi hastalıklarda yıllardır güvenle kullanılan anti-enflamatuvar ve antioksidan özelliklere sahip montelukastın RAİ sonrası akciğerlerde izlenebilen fibrozisi azaltarak radyoprotektif etkisi doku ekspresyonu olarak gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Radyasyon fibrozisi, RAİ, montelukast, TGF-beta, radyoprotektif ajan [PO-004] D Planar ve 3D SPECT/BT Görüntüleri Kullanılarak Fantomda Soğurulan Doz Değerlerinin Karşılaştırılması Burcu Kozanlılar, Özlem Erez, Tevfik Fikret Çermik Sağlık Bilimleri Üniversitesi, İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Nükleer Tıp Kliniği, İstanbul Amaç: Bu çalışmada fantom ile 3D SPECT/BT ve D tüm vücut planar görüntüleri kullanılarak başlangıç aktivitesinin doğrulanması ve üç boyutlu SPECT görüntüleri ile iki boyutlu planar görüntüler üzerinden yapılan dozimetre hesabı ile soğurulan doz miktarlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. MIRD yöntemi ile hastaya özgü internal dozimetri yapılabilir. Bu yöntemde planar tüm vücut ve SPECT görüntüleri kullanılarak ilgili organlardaki ve tümörlerdeki aktivite miktarları bulunmaktadır. Bulunan aktivite miktarlarına bağlı olarak radyasyon dozu belirlenmektedir. Yöntem: Tc-99m radyoaktif maddesi kullanılarak farklı hacim ve aktivitelerde üç fantom hazırlanmıştır (0 cc=0,677 mci, 500 cc= mci, 500 cc=,5 mci). Fantomlar ile,7., 4,8., 6,47., 4. saatlerde tüm vücut planar görüntüler ve ardından SPECT/BT görüntüleri alınmıştır. Alınan bu görüntülerde sayım değerlerine karşılık gelen aktivite miktarları gama kamerada planar ve SPECT/ BT de kalibrasyon faktörü ayrı ayrı belirlenerek zaman-aktivite azalımı, alınan görüntüler üzerinden sayımlara bağlı olarak belirlenmiştir. Ayrıca Tc-99m radyonüklidinin fiziksel yarılanmaya bağlı olarak aktivite azalım değerleri alınan görüntülerin zamanlarına karşılık belirlenmiştir. Bulgular: Tc-99m ile homojen doldurulan kaynaklarda planar görüntülere bağlı olarak soğurulan doz değerleri sırasıyla 0 cc, 500 cc ve 500 cc de MBq başına 3,69 mgy, 0,05 mgy, 0,09 mgy olarak bulunmuştur. SPECT/ BT görüntülerinden elde edilen aktivite miktarlarına bağlı olarak soğurulan doz değerleri 0 cc, 500 cc ve 500 cc de MBq başına 3,4 mgy, 0,03 mgy, 0,085 mgy olarak belirlendi. Tc-99m radyonüklidinin fiziksel yarılanma formülünden elde edilen aktivite miktarları belirlenerek sırasıyla 0 cc, 500 cc ve 500 cc de MBq başına 3,5 mgy, 0,95 mgy ve 0, mgy olarak elde edildi. Sonuç: Elde edilen fiziksel yarılanmaya bağlı doz değerlerine karşılık planar görüntülerden ve SPECT/BT görüntülerden elde edilen doz değerlerine benzer olduğu bu nedenle her iki yöntemin de kullanılabilir olduğu öngörülmektedir. Anahtar Kelimeler: Dozimetri, SPECT/BT, MIRD, planar [PO-005] Baş-boyun Yassı Hücreli Kanserlerinde Tedavi Öncesi FDG PET/BT Görüntülemenin Değeri: Ön Sonuçlar Burcu Dirlik Serim, Bülent Evren Erkul, Emine Göknur Işık 3, Muammer Urhan İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsü, Nükleer Tıp Kliniği; Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Nükleer Tıp Kliniği, İstanbul Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Kulak Burun Boğaz Kliniği, İstanbul 3 Sultan Abdülhamid Han Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Nükleer Tıp Kliniği, İstanbul Amaç: Baş-boyun yassı hücreli kanserlerinin (BBYHK) doğru evrelemesi uygun tedavi planlama ve sonuçları öngörmede gerekli olan önemli bir basamaktır. Birçok rehber FDG PET/BT yi lokal ileri evre kanserlerin uzak yayılımını değerlendirmede önermektedir. Bu çalışmada tedavi öncesi FDG PET/BT nin evrelemeye katkısı ve patolojik bulgularla ilişkisi değerlendirilmiştir. Yöntem: Bu retrospektif çalışmaya 34 (6 kadın/8 erkek: ortalama yaş: 6 +/- 9,7) yeni tanı almış BBYHK hastası alınmıştır. Hastaların tamamı Ocak 03-Ocak 08 tarihleri arasında tedavi öncesi FDG PET/BT ile görüntülenmiştir. FDG PET parametrelerinden primer kitle yerleşimine uyan alandaki ve boyundaki FDG (+) lenf nodunun SUV u ile hastanın patoloji sonuçları (cerrahi sınır, lenfovasküler ve perinöral invazyonlar ile tümör diferansiyasyon dereceleri) ve TNM evresi arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Bulgular: Az diferansiye grupta (n=7) lenf nodu SUV ile T evresi (-) ilişkili bulunmuştur (p=0,06, R=-0,83). Orta-iyi diferansiye grupta (n=4) primer SUV cerrahi sınır pozitifliği ile ilişkili bulunmuştur (p=0,00, R=0,64). Sonuç: Orta-iyi diferansiye grupta SUV değerinin artmasıyla cerrahi sınır devamlılığı arasında saptanan ilişki (07 Ocak ayında revize edilen TNM sınıflamasına göre) FDG PET/BT nin etkisini destekler niteliktedir. Buna göre tedavi öncesi FDG PET/BT ile evreleme baş-boyun cerrahları için önemli bir araç olarak önerilir. Az diferansiye grupta T evresinin artmasıyla SUV un azalması, tümör diferansiyasyonu ile glikoz ve dolayısıyla FDG ihtiyacının azalarak değişebildiğini vurgulamaktadır. Ancak görüntülerin değerlendirilmesinde tümör biyolojisinin çeşitliliği, özellikle ilgili az diferansiye hasta grubunda akılda tutulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Baş-boyun yassı hücreli kanseri, FDG PET/BT, TNM, cerrahi sınır [PO-006] Meme Kanseri Tanılı Hastalarda F-8 FDG PET/BT de Uterus ve Adneks Tutulumlarının Klinik Önemi Zehra Pınar Koç, Pelin Özcan Kara, Emel Sezer, Ahmet Dağ 3 Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nükleer Tıp Anabilim Dalı, Mersin Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı, Mersin 3 Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Mersin Amaç: Meme kanseri hastalarının takibinde F-8 FDG PET/BT yaygın kullanılan bir görüntüleme yöntemidir. Meme kanseri hastalarında eşlik eden jinekolojik malignite olasılığı toplum geneline göre artmıştır. Takip amaçlı PET/BT çalışmalarında sıklıkla tesadüfi uterus ve adneks tutulumları ile karşılaşmaktayız. Bu çalışmanın amacı bu tutulumların klinik önemini araştırmaktır. Yöntem: Çalışmaya meme kanseri tanısı alan ilk evreleme, yeniden evreleme veya tedavi yanıtı değerlendirme amaçlarıyla bölümümüzde PET/BT çekimi yapılan 65 kadın hasta (yaş ortalaması: 49,5±,56) dahil edilmiştir. Hastalardan inde sağ, 36 sında sol ve 8 inde bilateral meme karsinomu
30 Nuclear Medicine Seminars 08;4:(Suppl ):-09 tanısı vardır. Hastaların PET/BT görüntüleri deneyimli iki nükleer tıp uzmanı tarafından değerlendirilmiş ve uterusta boyut artışı ve/veya uterus veya adneks lojunda kitle ve/veya artmış FDG tutulumu izlenen hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Bulgular: PET/BT çekimi yapılan 65 hastanın 35 tanesinde memede lezyon tespit edilmiş olup bu lezyonların ortalama boyutu 7,34±4,45 mm olup artmış FDG tutulumu (,9-4,8 aralığında; ortalama SUV max =3,3±9,96) izlenmiştir. Ayrıca hastada aksilla ve 9 hastada uzak metastatik hastalık ile uyumlu artmış FDG tutulumu izlenmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastalardan 9 unda tek taraflı adneks lojunda tutulum (ortalama SUV max =38,9±9,7) ve/ veya lezyon (ortalama boyut: 4,±5,8 mm) ve/veya uterus lojunda artmış tutulum (ortalama SUV max =4,74±0,6) tespit edilmiştir. Hastalardan 0 si pelvik muayene olmuş diğer hastalar pelvik muayene bakımından takip dışı kalmıştır. Bu hastalardan 0 unun pelvik muayenesi normal olup 7 hastada muayene ile endometrial polip, kalınlaşma ve benzeri bulgular saptanıp smear veya küretaj patolojisi benign olarak değerlendirilmiştir. Hastalardan 5 inde total abdominal histerektomi ve bilateral salfingo-ooferektomi operasyonu yapılmış ve birinde adenokarsinom tanısı konulmuştur. Sonuç: Meme karsinomu nedeniyle takip edilen hastalardan özellikle PET/ BT de lezyon veya tutulum olanların jinekolojik muayeneye yönlendirilmesi uygun bir takip yöntemi olacaktır. Anahtar Kelimeler: Meme, uterus, adneks, FDG [PO-007] Spondilodiskitte Üç Fazlı Kemik Sintigrafisi ve SPECT/BT Bulguları Serhan Mahmudov, Alper Özgür Karaçalıoğlu, Mustafa Özdeş Emer, Semra İnce, Tuğba Hacıosmanoğlu, Engin Alagöz, Nuri Arslan Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Nükleer Tıp Kliniği, Ankara Amaç: Spondilodiskitis, intervertebral diski içine alan (diskit) ve bu diske komşu vertebral end-plate leri de etkileyen (spondilit) enfeksiyözenflamatuvar bir süreçtir. Olguların büyük kısmında stafilokoklar etken olsa da diğer bakteriler ve mantarlar da diğer etiyolojik ajanlar arasındadır. Tüm vertebral kolonda izlenebilseler de en sık lumbal vertebraları tutarlar ve çoğu zaman bir bölgeyi etkilerler. Bu çalışmanın amacı, spondilodiskit tanısı almış olguların üç fazlı kemik sintigrafisi ve SPECT/BT bulgularını derlemektir. Yöntem: Ocak-07 tarihinden günümüze kadar, görüntü arşivimizde spondilodiskit tanısı alan 8 hasta (3 kadın, 5 erkek yaş ortalaması: 54) çalışmaya dahil edildi. Günlük rutinimizde bu ön tanı ile gelen hastalara üç fazlı kemik sintigrafisi ve geç dönemde SPECT/BT görüntüleme standart olarak uygulanmaktadır. Kullandığımız ajan 0±5 mci (740±85 MBq) Tc-99m işaretli metilen difosfonattır. Ağrı olan bölgeden saniye süre ile bir dakika kanlanma ve 5 dakika sonra bu bölgeden 5 dakikalık planar görüntüleme ve genelde 3± saat sonra da tüm vücut tarama ve SPECT/BT görüntüleme yapılmaktadır. Bulgular: Brucella için karakteristik Rose Bengal testi negatif olguların hepsinde, etkilenen bölgede çok belirgin olmayan hafif bir kanlanma artış ama belirgin kan havuzu görüntülerinin varlığı dikkati çekti. Tüm vücut tarama görüntülerinde ise, genelde etkilenen bölgede intervertebral diski de içerecek şekilde komşu iki vertebrada da artmış aktivite tutulumunun belirgin olarak saptanmasıydı. SPECT/BT görüntülerindeki ortak bulgular ise, etkilenen segmentte, intervertebral disk mesafesinde daralma, diske komşu end-plate lerde skleroz artışı ve plate yüzeylerinde belirgin düzensizlik saptandı. MRG görüntülerine ulaşılan yaklaşık 9 hastada ise etkilenen vertebra korpuslarına yukarıda tanımlanan yapısal bozulmalar ilaveten ödem ile karakterize sinyal artışları dikkati çekti. Bir olguda üç odak saptandı. En sık (0 olguda, %55) L-4,5 intervertebral diskin etkilendiği saptanmıştır. Bunu L-5/S- (3 olguda %7), L,3 ve L3,4 ( şer olgu, %) ve birer olgu ile (%5) T-,, T/L- ve L-, intervertebral disk mesafeleri izlemektedir. Sonuç: Tedavisi güç, hasta için yıkıcı sonuçları olan bu klinikoenfeksiyöz sürecin tanısının doğru konulması, erken ve doğru tedavinin başlanması için zorunludur ve tanı sürecinin önemli kısmını görüntüleme ve onun da büyük kısmını kemik sintigrafisi oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Spondilodiskitis, Tc-99m, MDP, SPECT/BT, klinikoenfeksiyöz [PO-008] Kolorektal Kanser Takibinde F-8 FDG PET/BT nin Klinik Önemi: Rekürrens Saptanmasında Özgüllüğü Artıran Yaklaşımlar Arayışı Semra İnce, Kürşat Okuyucu, Oğuz Hançerlioğulları, Engin Alagöz, Hüseyin Şan, Nuri Arslan Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Nükleer Tıp Anabilim Dalı, Ankara Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Genel Cerrahi Anabilim Dalı, Ankara Amaç: Kolorektal kanserlerin (KRK) yaklaşık %40 ı primer tümör rezeksiyonundan sonra yıl içinde nükseder. Flor-8-florodeoksiglukoz (F-8F-8 FDG) pozitron emisyon tomografisi/bilgisayarlı tomografisi (PET/ BT) görüntüleme takipte en yeni yöntem olup sıklıkla metastatik yayılımı değerlendirmede başvurulur. Amacımız KRK de F-8 FDGF-8 FDG PET/ BT nin tanısal önemini maksimum standardize tutulum değeri (SUV max ), total lezyon glikolizi (TLG) ve çift zamanlı görüntülemede SUV max farkı üzerinden araştırmaktır. Yöntem: Elli üç KRK li hastada kontrol veya yeniden evreleme amaçlı F-8 FDGF-8 FDG PET/BT de lezyonların SUV max değerlerini inceledik. Artmış SUV max lı tüm lezyonlar kolonoskopi veya histopatoloji ile belirlendi. PET/ BT sonuçlarını konvansiyonel görüntüleme yöntemleri (BT, MR) ve tümör belirteçleri (Ca 9-9 ve CEA) ile karşılaştırdık. Bulgular: Ortalama SUV max benign grupta 6,9±5,6, malign grupta,7±6, idi. Malign ve benign grubun ortalama TLG değeri 40 ve 48 idi. F-8 FDGF- 8 FDG PET/BT Ca 9-9 veya CEA düzeyi normal olan hastaların %48 inde gerçek pozitif, yüksek olanların %0 unda gerçek negatifti. BT veya MR şüpheli maligniteyi hastaların %3 sinde tespit etti ve bu olguların %35 inde F-8 FDGF-8 FDG PET/BT gerçek negatifti. Benign grup ve rekürrent hastalık arasındaki en önemli ve çarpıcı istatistiki farkı TLG değerinde bulduk. Sonuç: SUV max güçlü bir metabolik parametre olmasına rağmen (p=0,008), TLG KRK nüksünde en iyi prediktör olarak gözükmektedir (p=0,00); her ikisi de F-8 FDGF-8 FDG PET/BT nin özgüllüğünü artırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Metabolik tümör belirteçleri, rekürrent kolorektal kanser, F-8 FDGF-8 FDG PET/BT Resim.
3 Nuclear Medicine Seminars 08;4:(Suppl ):-09 Resim. Tablo. Ca 9-9 veya CEA seviyelerine göre FDG-PET/BT sonuçları FDG-PET/BT Ca 9-9 veya CEA Gerçek pozitif Gerçek negatif Total (n) Artmış 9 0 Normal 3 4 7 Total (n) 5 37 Tablo. Histopatolojik tanılara göre FDG-PET/BT sonuçları Histopatolojik tanı FDG PET/BT sonuçları Pozitif Negatif Sensitivite Spesifite PPV NPV Total (n) Malign GP=4 YN=0 4 Benign YP=4 GN=5 9 Total (n) 38 5 %00 %5,7 %63, %00 53
3 Nuclear Medicine Seminars 08;4:(Suppl ):-09 [PO-009] Miyokard Perfüzyon Sintigrafisinde Ölçülen Stres ve İstirahat Ejeksiyon Fraksiyon ve Toplam Perfüzyon Skor Farkının Karşılaştırılması Elif Akgün, Burak Akovalı, Cavit Nişli, Onur Erdem Şahin, Seçkin Bilgiç, Rabia Lebriz Uslu Beşli, Sertaç Asa, Kerim Sönmezoğlu İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Nükleer Tıp Anabilim Dalı, İstanbul Amaç: Koroner arter hastalığı (KAH) dünya genelinde ölümlerin %4 ünden sorumludur. Miyokard perfüzyon sintigrafisinde (MPS) iskemiyi tespit etmede en iyi yöntem olup gated (GSPECT) eklenmesiyle tanısal doğruluk belirgin düzeyde artmaktadır. KAH risk sınıflamasında MPS elde edilen total perfüzyon defekti, toplam stres skoru ve sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (EF) kabul görmüş prognostik değeri olan parametrelerdir. Yapılan çalışmalarda stres esnasında EF de azalma olan hastaların prognozunun daha kötü olabileceğini öngören çalışmalar mevcuttur. Çalışmamızda Emory Cardiac Toolbox yazılımda hesaplanan stres ve rest EF leri arasındaki değişikliğin total stres ve rest skoru farkı (SDS) (0: normal, : hafifçe azalmış tutulum, : orta dereceli azalmış tutulum, 3: ciddi azalmış tutulum, 4: tutulum yok) ile korelasyonunu araştırdık. Yöntem: 06 EANM MPS kılavuzuna göre tek gün protokolünde Tc- 99m MIBI ile yapılan çekimlerde EF %0 olarak hesaplanan 7 erkek 0 kadın (grup ); EF <%0 olan 40 erkek 38 kadın (grup ) olmak üzere toplam 5 hasta çalışmaya dahil edildi. Yaş ortalaması 60,8 (9-86) idi. Kırk hasta Bruce protokolünde efor yaparken 75 hastaya dipridamol 0 hastaya ise adenozin ile farmakolojik stres uygulandı. Supin pozisyonda GSPECT 90 derece detektör gama kamera 3 frame 30 saniye imajlar alındı. Bulgular: Hastaların SDS ile EF korelasyonunu Pearson korelasyon testi ile inceledik. Grup de SDS ile EF arasında orta derecede korelasyon saptanırken (Rho: 0,69); grup de ise zayıf korelasyon saptandı (Rho: 0,33). Grup ve grup nin SDS değerleri arasındaki fark Mann-Whitney U testi ile incelendiğinde iki grubun SDS değerleri arasında anlamlı farklılık saptanmadı (p=0,376). Sonuç: Biz çalışmamızda stres esnasında EF de %0 azalma olan hastalarda SDS ile EF değerleri arasında orta dereceli korelasyon saptadık. Özellikle KAH tanısı mevcut olan hastalarda stres ve rest EF değerlerinin karşılaştırılarak eğer streste azalma mevcut ise raporlanması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Perfüzyon sintigrafisi, ejeksiyon fraksiyonu tutulumu gösteren metastazları saptanmıştı. Hastalara 6 hafta aralıklarla 00 mci dozda Lu-77 PSMA tedavisi uygulandı. Tedavi yanıtı her doz sonrasında serum PSA düzeyi ve yaşam kalitesi anketleri ile değerlendirildi. Ayrıca 4 doz sonrasında radyolojik olarak ve Ga-68 PSMA PET/BT ile yanıt değerlendirmesi yapıldı. İlk doz uygulandığı tarihten itibaren toplam sağkalım süresi ile ilk doz sonrasında ve tedavi sonunda serum PSA düzeyinde %50 den fazla azalma ve herhangi bir düzeyde azalma ile sağkalım arasındaki ilişki analiz edildi. Bulgular: Tedavi öncesi Ga-68 PSMA PET/BT de 3 (%77) hastada kemik ve yumuşak doku [lenf nodları (7), karaciğer (3), akciğer (4)] metastazları izlenirken, 7 (%3) hastada yalnızca kemik metastazları mevcuttur. Tedavi öncesi serum PSA düzeyleri,06 ile 044 ng/ml arasında değişiyordu. Uygulanan doz sayıları ile arasında değişmekte idi. İlk doz sonrası 5. haftada bakılan serum PSA düzeyleri ile %50 PSA yanıtı 0 (%33) hastada izlenirken 0 (%67) hastada izlenmedi. Aynı dönemde herhangi düzeyde PSA yanıtı 5 (%50) hastada izlenirken 5 (%50) hastada izlenmedi. Tedavi dozları tamamlandıktan 5 hafta sonra bakılan serum PSA düzeylerine göre %50 PSA yanıtı 3 (%43) hastada izlenirken, 7 (%57) hastada izlenmedi. Aynı dönemde herhangi bir düzeyde PSA yanıtı ise 4 (%46) hastada izlenirken, 6 (%54) hastada izlenmedi. On bir aylık ortalama takip süresinde 0 (%67) hasta eksitus oldu. Tedavi sonrasında tüm hasta grubu için ortalama sağkalım süresi,8±, (8,4-7,4 ay, %95 CI) ay olarak hesaplandı. İlk doz sonrasında %50 PSA yanıtı izlenmesi (p=0,0), tedavi sonunda %50 (p=0,04) ve herhangi bir düzeyde PSA yanıtı (p=0,06) izlenmesi sağkalımı öngörmede anlamlı parametreler olarak bulundu. Sonuç: Lu-77 PSMA tedavisi sırasında ve tamamlandıktan sonra izlenen serum PSA yanıtı tedavi sonrası sağkalımı öngörmede önemli parametrelerdir. PSA yanıtı izlenmeyen hastalar tedavi sırasında ve sonrasında daha yakın takip edilmeli ve gerekirse alternatif tedaviler göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Prostat adenokarsinomu, serum prostat spesifik antijen düzeyi, Lu-77 PSMA tedavisi [PO-00] Lu-77 PSMA Tedavisi Uygulanan Kastrasyona Dirençli Metastatik Prostat Kanserli Hastalarda Serum PSA Yanıtının Prognostik Önemi Çiğdem Soydal, Mine Araz, Yüksel Ürün, Demet Nak, Elgin Özkan, Nuriye Özlem Küçük Resim. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nükleer Tıp Anabilim Dalı, Ankara Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı, Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı, Ankara Amaç: Bu çalışmada amaç kastrasyona dirençli metastatik prostat kanseri tanısı ile Lu-77 PSMA tedavisi uygulanan hastalarda serum PSA yanıtının prognostik önemini analiz etmeyi amaçladık. Yöntem: Çalışmaya Mart 05 ile Kasım 07 tarihleri arasında Lu-77 PSMA tedavisi uygulanan 30 (ortalama yaş: 68±0) hasta dahil edildi. Tüm hastaların tedavi öncesi Ga-68 PSMA PET/BT görüntülemede yoğun aktivite Resim.