Kemoterapötik ilaç kullanımında dikkate



Benzer belgeler
Kemoterapi ve Radyoterapi Yan Etkileri. Dr Mehmet Nuri BOZDEMİR Antalya Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Tıp Kliniği

Hipersensitivite, Alevlenme Reaksiyonları ve Anaflaksi. Hem. Okan Duran Medikana internatinational. Ankara Hastanesi 19 Nisan 2014

İĞER HASTALIKLARI ESKİŞ TIP FAKÜLTES

KEMOTERAPİNİN SİNİR SİSTEMİ VE PSİKOLOJİK GEÇ YAN ETKİLERİ DR. FİLİZ ÇAY ŞENLER A.Ü.T.F. TIBBİ ONKOLOJİ B.D.

AKUT SOLUNUM SIKINTISI SENDROMU YAKIN DOĞU ÜNİVERSİTESİ SHMYO İLK VE ACİL YARDIM BÖLÜMÜ YRD DOÇ DR SEMRA ASLAY 2015

FEN kurs 2009 risk değerlendirmesi

ONKOLOJİDE İLAÇ ETKİLEŞİMLERİ ORGAN YETMEZLİKLERİNDE ETKİLEŞİM

LİSTEYE EKLENENLER DEĞİŞİKLİK YAPILANLAR

YAŞLI KANSER HASTASINDA İLAÇ ETKİLEŞİMİ

İKİNCİL KANSERLER. Dr Aziz Yazar Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları AD. Tıbbi Onkoloji BD. 23 Mart 2014, Antalya

Multiple Myelom Radyoterapi Uygulamaları. Prof.Dr. Serra KAMER

ASTIM «GINA» Dr. Bengü MUTLU SARIÇİÇEK

MULTİPL MYELOM VE BÖBREK YETMEZLİĞİ. Dr. Mehmet Gündüz Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hematoloji B.D.

İlave ücret alınması İlave ücret alınması

BÖBREK YETMEZLİĞİ TANI VE TEDAVİ SEÇENEKLERİ DR MÜMTAZ YILMAZ EÜTF İÇ HASTALIKLARI NEFROLOJİ BİLİM DALI

Anestezi Uygulama II Bahar / Ders:9. Anestezi ve Emboliler

Diyabetes Mellitus. Dr. İhsan ESEN Fırat Üniversitesi Hastanesi Çocuk Endokrinolojisi Bilim Dalı

KANSER TEDAVİSİNİN GEÇ YAN ETKİLERİ KURSU

NEFROTİK SENDROM. INTERN DR. H.RUMEYSA DAĞ Eylül 2013

Yatan ve Poliklinik Takipli Kanserli Hastalarda İlaç Etkileşimlerinin Sıklığı ve Ciddiyetinin Değerlendirilmesi

ÜRÜN BİLGİSİ. CLAVOMED FORTE 250 mg / 62,5 mg Oral Süspansiyon Hazırlamak İçin Kuru Toz

ADRENAL YETMEZLİK VE ADDİSON. Doç. Dr. Mehtap BULUT Bursa Şevket Yılmaz EAH Acil Tıp Kliniği

Engraftman Dönemi Komplikasyonlarda Hemşirelik İzlemi. Nevin ÇETİN Hacettepe Üniversitesi Pediatrik KİTÜ

Dr. Ufuk Yılmaz. İzmir, Suat Seren Göğüs Hastalıkları ve Cerrahisi EAH

Sunu planı. Solunum yetmezliği NON-İNVAZİV MEKANİK VENTİLASYON NIMV

ÜRÜN BİLGİSİ. ETACİD, erişkinler, 12 yaş ve üzerindeki adolesanlarda mevsimsel alerjik rinitin profilaksisinde endikedir.

II. YIL ASİSTANLARININ SORUMLU OLDUĞU KONULAR:

REHBERLER: TEDAVİYE NE ZAMAN BAŞLAMALI? Dr. Behice Kurtaran Ç.Ü.T.F. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AD

NEFRİT. Prof. Dr. Tekin AKPOLAT. Genel Bilgiler. Nefrit

Baş Boyun Radyoterapisi Yan Etkileri. Yrd. Doç. Dr. Banu Atalar Acıbadem Üniversitesi Radyasyon Onkolojisi A.D.

Hepatik Ensefalopati. Prof. Dr. Ömer Şentürk

PROTOKOL KODU: BRAJACTT (BReast AdJuvant Adriamicin Cyclophosphamide paclitaxel Trastuzumab) TÜMÖR GRUBU: MEME CA

Rekürren/Metastatik Baş Boyun Kanserleri Tedavisinde Son Gelişmeler

GEBELİK ve BÖBREK HASTALIKLARI

NEOPLASTİK HASTALIKLARIN KEMOTERAPİSİ PROF. DR. AYHAN FİLAZİ

LABORATUVAR TESTLERİNİN KLİNİK YORUMU

ORGAN TOKSİSİTELERİ NEFROTOKSİSİTE, NÖROTOKSİSİTE, HEPATOTOKSİSİTE, PULMONER TOKSİSİTE, KARDİYOTOKSİSİTE, HEMORAJİK SİSTİT

ASETOMİNOFEN ZEHİRLENMELERİ UZ. DR. MEHMET YİĞİT SAĞLIK BİLİMLERİ ÜNİVERSİTESİ HASEKİ EĞİTİM VE ARAŞTIRMA HASTANESİ «

KEMOTERAPÖTİK AJANLAR ve HEPATOTOKSİSİTE. Tedavi Öncesi İnceleme (1) Tedavi Öncesi İnceleme (2)

Magnezyum (Mg ++ ) Hipermagnezemi MAGNEZYUM, KLOR VE FOSFOR METABOLİZMA BOZUKLUKLARI

Doç. Dr. Abdullah Büyükçelik Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıbbi Onkoloji B.D.

ENDOJEN POSTERİOR ÜVEİTLERDE MEDİKAL TEDAVİ YÖNTEMLERİ DR ŞENGÜL ÖZDEK

Renal Hücreli Karsinom ve Nefrolojik Yaklaşım

İmmünyetmezlikli Konakta Viral Enfeksiyonlar

Febril nötropenik hastada tanı ve risk değerlendirmesi. Doç Dr Mükremin UYSAL Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji

YENİ AJANLARLA YAN ETKİ YÖNETİMİ NASIL OLMALIDIR?

METASTATİK MESANE CA DA TEDAVİ SIRALAMASI

LENFATİK VE İMMÜN SİSTEM HANGİ ORGANLARDAN OLUŞUR?

Çeşitli nedenlerle oluşabilen karaciğer fibrozisi hemen daima geri dönüşümsüzdür.

Yüksekte Çalışması İçin Onay Verilecek Çalışanın İç Hastalıkları Açısından Değerlendirilmesi. Dr.Emel Bayrak İç Hastalıkları Uzmanı

GEBELİK VE MEME KANSERİ

Kanser Kemoterapi Rehberi ve Uygulamaya Yönelik Öneriler

BIR GRİP SEZONUNUN BAŞıNDA İLK OLGULARıN İRDELENMESİ

Çocukta Analjezik Antipiretik Kullanımı

KEMOTERAPİ NASIL İŞLEV GÖRÜR?

KULLANMA TALİMATI. NAVELBINE yalnızca damar içine uygulanan infüzyon solüsyonudur. 1 flakonluk kutularda takdim edilmektedir.

ECULİZUMAB DOÇ. DR. NURHAN SEYAHİ. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı

ERİŞKİN HASTADA İNFLUENZAYI NASIL TANIRIM?

İÇ HASTALIKLARI. 2.GÜN Üriner sistem semiyolojisi N.Y. SELÇUK Üriner sistem semiyolojisi N.Y. SELÇUK

İNVAZİV PULMONER ASPERJİLLOZ Dr. Münire Gökırmak. Süleyman Demirel Üniversitesi Göğüs Hastalıkları A.D.

Arş.Gör.Dr. Ahmet UZUNDURUKAN

her hakki saklidir onderyaman.com

Navelbine 30 mg Yumuşak Kapsül

Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı. Onkoloji Bilim Dalı Olgu Sunumu. 5 Nisan 2016 Salı

Cerrahi Hastada Beslenme ve Metabolizma. Prof.Dr. İsmail Hamzaoğlu

Kronik HCV İnfeksiyonlarında Güncel Tedavi Yaklaşımları Dr. Kaya Süer

NEFRİTİK SENDROMLAR. Dr.LATİFE ERDOĞAN Ekim 2013

BİYOLOJİK AJANLARIN DİĞER İLAÇLARLA ETKİLEŞİMLERİ. Mustafa ÖZGÜROĞLU Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı

Levosimendanın farmakolojisi

KLL DE. kları ABD Hematoloji BD Bursa

İMMÜNOTERAPİDE YAN ETKİ YÖNETİMİ. Dr. Murat DİNÇER Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Antalya

İntestinal Mikrobiyota Nedir? Ne yapar? Dr. Taylan Kav Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Gastroenteroloji BD

YAŞLILIKTA SIK GÖRÜLEN HASTALIKLAR. Prof. Dr. Mehmet Ersoy

Baş ağrısı, başta ve bâzen de boyun veya sırtın üst kısmında gerçekleşen ağrılara verilen ortak isimdir. Yaygın ağrı şikâyetlerinden biridir ve hemen

YAŞLI HASTAYA YAKLAŞIM

KEMOTERAPİYE BAĞLI BULANTI VE KUSMA. Prof Dr Deniz Yamaç Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji BD

HİPERKALSEMİ. Meral BAKAR Ankara Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Gündüz Tedavi Ünitesi

PULMONER HİPERTANSİYONUN. Prof Dr Sait Karakurt Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları ve Yoğun Bakım Ana Bilim Dalı

Patogenez Bronşektazi gelişiminde iki temel mekanizma rol oynar

Hazırlık Rejimi GVHD Profilaksisi Kök Hücre Kaynakları. Doç. Dr. Barış Kuşkonmaz Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Pediatrik KİTÜ

UYGUNSUZ ADH SENDROMU

SORUNLAR / RİSKLER BELİRLEME VE GÖRÜLME SIKLIĞI

AKUT GRAFT VERSUS HOST HASTALIĞI. Hemş.Birsel Küçükersan

Akut ve Kronik Hepatit B Aktivasyonunun Ayrımı. Dr. Murat Kutlu Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi


Etoposid hem renal yolla hem de non-renal yolla ( metabolizma ve safra yoluyla) atılır. Nonrenal yolun büyük kısmını metabolizma oluşturmaktadır.

Santral Sinir Sistemi Enfeksiyonlarında Acile Başvuru Şikayetleri ve Gözümüzden Kaçanlar. Doç. Dr. Evvah Karakılıç MD, PhD.

HIV & CMV Gastrointestinal ve Solunum Sistemi

İnfiltratif aciller. Dr. V. Canfeza Sezgin Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Tülay Aktaş Onkoloji Hastanesi

KAYNAK:Türk hematoloji derneği

Göğüs Ağrısı Olan Hasta. Dr. Ö.Faruk AYDIN /

HBV Reaktivasyonunda Rehber Önerileri

KRONİK BÖBREK HASTASINDA (HBV) TEDAVİ PROTOKOLU NASIL OLMALIDIR?

DAMAR HASTALIKLARINDA GÜNCEL YAKLAŞIMLAR

RADYASYONA BAĞLI GEÇ BARSAK TOKSİSİTESİ VE TEDAVİSİ

Bağışıklığı Baskılanmış Olguda Akciğer Sorununa Yaklaşım. Klinik-Radyolojik İpuçları

Ani Kardiyak Ölüm: Önleyebilir miyiz? Doç. Dr. Yakup Ekmekçi Özel Ankara Güven Hastanesi

Yaşlanmaya Bağlı Oluşan Kas ve İskelet Sistemi Patofizyolojileri. Sena Aydın

HASTANELERDE AKILCI ANTİBİYOTİK KULLANIMI, TEMİNİ VE SATINALMA

Transkript:

KEMOTERAPİDE TOKSİSİTE DEĞERLENDİRMESİ İmdat Dilek TCSB Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Ankara Kemoterapötik ilaç kullanımında dikkate alınması gereken durumlardan biri de ilaç toksisitesidir. Bu grup ilaçların optimal kullanımında etki mekanizmaları, biyoyararlanım, eliminasyon yolu ve ilaç etkileşiminin bilinmesi yanında toksisitelerinin de bilinmesi ve izlenmesi önem taşımaktadır. Bu yazıda kemoterapötiklere bağlı gelişen toksisitelerle ilgili kısa bir değerlendirme yapılacak, daha sonra hematopoietik, cilt, GİS, kalp, akciğer, böbrek, vasküler, göz ve gonadlar gibi spesifik organlar özgü toksisiteler üzerinde durulacaktır. Genel olarak kemoterapötik ilaçlara bağlı sık görülen yan etkiler bulantı ve kusmalar ve doz ilişkili miyelosüpresyon olmakla birlikte ilaçların kendine özgü daha sipesifik toksisiteler de bulunabilmektedir. Klinik açıdan bakıldığında ilaç toksisitesi hastalarda ilave morbidite ve mortalite nedeni olmaktadır. İlaç toksisiteleri yan etkinin derecesine göre: Grade 1:hafif, Grade 2:orta, Grade 3:şiddetli, Grade 4: hayatı tehdit eden ve Grade 5: ölümle sonuçlanan olmak üzere 5 katagoriye ayrılmıştır. Her bir toksik etki ortaya çıkma zamanı, spesifiklik ve düzelebilirlik gibi özelliklere göre tanımlanmaktadır. İlaç toksisitesi uygulamayı takiben hemen (akut) görülebileceği gibi (bulantı, kusma), 2-3 hafta (subakut) sonra (miyelosüpresyon) ya da çok daha uzun süreçte (kronik) ortaya çıkabilmektedir (katarakt, sekonder maligniteler). Antrasiklinlere bağlı kardiyo toksisite ve sisplatine bağlı nefrotoksisite ise kümülatif toksisiteye örnektir. Kümülatif toksisite hastadan hastaya değişebilen farmakodinamik etkileşimlerden kaynaklanmaktadır. Kemoterapötiklere bağlı toksisite gelişmesinde ilacın maksimum plazma konsantrasyonu yanında yaş, performans durumu, öncesinde kemoterapi yada RT olup olmaması, organların fonksiyonel durumu, beslenme ve ayrıca genetik polimorfizim gibi bir çok faktör önem taşımaktadır (1-5). Kemoterapi alan hastaların izleminde ortaya çıkacak semptomlar ilaç toksisitesi açısından da değerlendirilmelidir. İlaç yan etkisiyle karşılaşıldığında tedavide yapılacak değişiklikler ve eklenecek destek tedaviler hayati önem taşımaktadır. Yüksek doz metotrexat alan bir hastada renal fonksiyonlarda bozulma başladığında, yada metotrexat plazma düzeyi beklenenin üzerinde olduğunda gerekli düzeltmelerin (doz azaltma, folinik asit desteğini sürdürme, gerektiğinde diyaliz gibi) zamanında yapılması hayatı önem taşır. Hematolojik malignitelerinde kullanılan kemoterapötiklerin çoğu normal hücrelerin biolojik süreçlerini hedef alarak sistemik toksisite gösterirken, daha yeni (hedefe yönelik) terapötikler daha sipesifik ve sık olarak da beklenmedik yan etkiler gösterebilmektedirler. Kemik iliği, gastrointestinal epitel hücreleri, saç follikülleri ve gonadal hücreler gibi aktif bölünen hücreler sitotoksik kemoterapötik ajanlara doz bağımlı olarak duyarlıdırlar. Bununla birlikte kemoterapötiklere bağlı herhangi bir sistemde idiosenkrotik reaksiyonlarda oluşabilir. Ayrıca doz yoğun tedaviler de ciddi toksisitelere neden olabilmektedir. Kemoterapötik doz ve kullanım süresinin de toksisite çeşidine katkısı göz ardı edilmemelidir. Örnek olarak metotrexatın yüksek dozlarında böbrek toksisitesi, düşük doz idame tedavisinde ise karaciğer toksisitesi ön plana çıkabilmektedir (5). Cilt Toksisitesi Deri ve mukozal hücrelerin hızlı bölünmeleri nedeniyle deri kemoterapiye özellikle duyrarlıdır. Raş, ürtiker, angiyoödem, kontakt dermatit gibi 3-7 Kasım 2010, Belek, Antalya 63

alerjik olaylarda çok sık olarak görülür. Kemoterapötiklerin en sık toksisitelerinden biri de alopesi ve sitomatitdir. Alopesinin fiziksel etkisi yanında emosyonal etkisi de önem arzeder. Saçlar genellikle ilaç verilmesini takiben 2-4 hafta içerisinde dökülmeye ve tedavi sonrası çıkmaya 3-6 ay içinde başlar. Sıklıkla antrasiklinler, alkile ediciler ve nitrozürelere bağlı olarak görülür ve reverzibildir. Saç dökülmesini önlemede kafa derisinin kan akımını azaltmak, saç köklerini farmakolojik olarak korumak ve kemoterapi etkisini lokal olarak in-aktive etmek gibi önlemler alınabilir. Stomatit, kemoterapötiklerin doz sınırlayıcı etkilerinden biri olup; eritem, ödem ve atrofi (sıklıkla ülserasyona ilerler) ile karakterize ağız ve oro-farinks mukozasının bir inflamasyonudur. Stomatit şiddet ve sıklığı birçok faktöre bağlı değişir. Kemoterapi alan hastaların %40 kadarında stomatit gelişir. Yüksek doz tedavi alan olgularda bu oran %78 e kadar çıkar. Ağız infeksiyonları ve herpes simplek virüsü stomatit şiddetini artırır. Tipik bir stomatit tedavinin ilk haftasında gelişmektedir. Bu olgularda tedavi öncesi ağız/diş bakımı, izotonikli ağız gargaraları ve orofarinjyal ağrıların tedavisi önem taşır. Antrasiklin ve alkile edicilere bağlı tırnak, deri ve mukozalarda farklı karekterde pigmentasyonlar gelişir. Busulfan, Adison hastalığına benzer pigmentasyon yaparken, bleomisin döğme tarzı pigmentasyon ve hidroksiüre travmatize zonlarda pigmentasyona yol açabilmektedir. Antrasiklin sonrası tırnaklarda sıklıkla pigmentasyon ve çizgilenmeler görülebilir. Lenfoma yada Hodgkin hastalığı tedavisi sonrasında transver leukonychia görülebilir. Güneşe maruz alanlarda ağrılı eritem, kaşıntı, ödem ve bazen deskuamasyon gibi fotosensitivite reaksiyonları gelişebilir. Radyasyon verilmiş alanlarda eşzamanlı veya 7 gün içinde verilmiş metotreksat radyasyon toksisitesini artırarak inflamatuvar dermatitis oluşturabilir. Yüksek doz sitarabin ve doksorubisin alan lenfoma ve AML olgularında eritematöz plag ve ödemle birlikte olan handfoot sendromu gelişebilir. Trozin kinaz inhibitör (imatinib gibi) kullanıcılarında özel bir akneiform raş gelişebilir. Hidroksiüre ve karmustin ilşikili telenjektaziler, busulfan ile eritema nodozum, busulfan/klorambusil ve metotreksat ilişkili eksfoliatif dermetitis ve metotreksat ilişkili furunkolizis görülebilir. Kemoterapi infüzyonlarının azımsanmayacak kısmında (%5 civarı) ekstravazasyon oluşur. Kemoterapötikler lokal destrüktiv potansiyellerine göre irritanlar ve vesikanlar olarak 2 gruba ayrılırlar. Vezikanlar ekstravazasyondan hemen sonra ya da gecikmiş olarak ülserasyon, nekroz ve skarlar oluştururlar. İrritanlar ise nekroza yol açmayıp inflamasyon oluştururlar. Ekstravazasyon için risk faktörleri anatomik, farmakolojik, fizyolojik, radyolojik ve mekanik nedenler ileri sürülmektedir. Antrasiklin ekstravazasyonu için dextrazoxan, DMSO, büyüme faktörleri ve hiperbarik oksijen kullanılabilmektedir. Doksorubisin extravazasyonu için sovuk uygulama da önerilmektedir. Mitomisin extravazasyonunda ise semptomlar lezyondan 12-15 cm uzakta ve gecikmiş olarak (6 hafta sonra) görülmektedir. Vinka alkaloidleri extravazasyonu hyalürinidaz ve mkloretamine bağlı olanlar ise sodyum tiosülfat ile tedavi edilebilir (3-5). Deri ve Sistemik Hipersensitivite Reaksiyonları Raş, ürtiker, anjio ödem veya kontakt dermatit gibi hipersensitivite yada alerjik reaksiyonlar nitrozüreler hariç bütün kemoterapötiklere bağlı olarak gelişebilir. Bu tür reaksiyonlar L-asparaginaz ve paklitaksel (Taksol) gibi doğal ürünlerle de sıktır. Teniposid, etoposid, sisplatın ve prokarbazine bağlı da gelişebilir. Seyrek olarak hemodinamik bozukluk ve vizing, dispne veya sırt ağrısı gelişebilir. Tip 1 reaksiyonlar sık olup çoklukla kemoterapi başlamasını takibeden 1 saat içinde gelişir. E.coli ve Ervinaz tip L-asparaginaz benzer sıklıkta (%4-8) hipersensitivite oluşturur. Siterabin tekrarlanan dozlarda akut flulike sendrom (ateş, titreme, artralji, miyalji, maküler raş, konjoktivit ve sık olmayarak hipotansiyon) ve Sitarabin akciğeri (pulmoner infiltrasyon ve ARDS) oluşturabilir. Monoklonal antikorlar (MA) in infüzyonuna hipersensitivite reaksiyonları sıklıkla eşlik eder. Bu genellikle hafif, geçici, non-allerjik fenomen şeklindedir. Ancak şiddetli, hayatı tehdit eden (organ yetmezliği gibi) reaksiyonlar da oluşabilir. Eğer hipersensitivite aksı prednizolon veya dekzametazon ve difenhidramin (Benadril) ile baskılanmazsa rituximab infüzyonun ilk 2 saati içinde hastaların çoğunda hipersensitivite reaksiyonları (flulike semptomlar = ateş, titreme, kaşıntı, ürtiker, raş, nazal konjesyon) görülür. Seyrek olarak nefes zorluğu, vizing ile birlikte bronkospazm veya hipotansiyon oluşabilir. Nadiren de interstisiyel akciğer hastalığı (bazen ARDS na ilerleme) ve kardiyojenik 64 XXXVI. Ulusal Hematoloji Kongresi

şok oluşabilir. Benzer olarak alemtuzumab infüzyonu sırasında premedikasyona rağmen olguların %90 kadarında akut flulike reaksiyonları gelişir. Reaksiyonlar azalan yoğunlukta olup tedavinin ilk 2 haftasından sonra tekrarlamaz. Aynı şekilde gemtuzumab infüzyonu sırasında ya da sonrasında ateş ve titreme sık olarak gelişir. Şidetli anafilaksi ve ARDS nadirdir (4-5). Hematolojik Toksisite Hematolojik malignitelerin tedavisinde kullanılan sitotoksik ajanların büyük çoğunluğu kemik iliğini süprese ederek sitopenilere neden olur. Bu kemik iliği rezervi azalmış (ileri yaş, miyelodisplazi, öncesinde kemoterapi kullanımı gibi) olgularda daha şiddetli olarak görülür. En sık ve doz sınırlayıcı miyelotoksisite granülositopeni ve takiben trombositopenidir. Renal toksisiteye yol açan ajanlar (sisplatin ve karboplatin gibi) eritropoetini azaltarak anemiye katkı yapar. Miyelosüpresyonda nadir seviye zamanı kemoterapötik ajanın sınıfı ve dozuyla değişkenlik gösterir. Antrasiklinler ve siklofosfamid için bu süre 6-12 gün olup, karmustin (BCNU) için 3-5 hafta kadar gecikebilir. Hücre siklus spesifik ajanlar (metotreksat ve sitarabin gibi) daha erken dönemde (3-5 gün içinde) miyelosüpresyon oluştururlar. Metotreksata bağlı miyelotoksisite 48 saat içinde lökoverin başlanması ile azaltılabilir. Siklofosfamid sonrası amifostin kullanımı miyelosüpresyonu azaltabilir. Trozinkinaz inhibitörleri (imatinib gibi) STAT (signal transducers and activators), Raf ve diğer reseptör signal ileticileri ile etkileşim sonucu sitopenilere neden olabilir. Tipik olarak doz ilişkili hafif pansitopeni oluşabilir (bazen erken dönemde bile). DNA ya hasar veren kemoterapötiklere bağlı miyelodisplastik sendrom ve AML ve diğer sekonder maligniteler geç dönemde görülebilecek ciddi yan etkilerdir (4-6). Sitotoksik ve hedefe yönelik tedavilerde değişik derecelerde immünsüprasyon buluna bilmektedir. Alkile ediciler ve antimetabolitler daha uzun dönem immünsüpresyona yol açarlar. Fludarabin miyelosüpresyon ve T hücre -alt grup değişiminin bir sonucu olarak fırsatçı fungal, viral, parazitik ve miyobakteriyel enfeksiyonlara zemin hazırlar. Fludarabin ve steroid alan hastalarda infeksiyon oranları (%49) (pnömosistis jiruveci (carini) veya listeriyozis %7) yüksektir. Bortezomib alanlarda herpes zoster gelişme oranı %11, CD4 düşüklüğü gelişmiş olanlarda ise %26 kadardır. Ritüksimab bütün hastalarda B-hücre azalması yapar. Tedavi seyrinde serum İg düzeyleri azalır ve bazen normal sınırın altına iner. İnfeksiyon oranları anlamlı olmasa da artmıştır (%19 bakteriyel, %10 viral ve %1 fungal). Bunların ancak %2 kadarında olay ciddi boyuttadır. Ritüksimab alan hastalarda nadir olarak progressiv multifokal lökoensefalopati bildirilmiştir. Hepatit-B re-aktivasyonu oluşabilir. Kombine immünsüpresif ajanlar enfeksiyonlar için daha derin risk oluşturur. Ritüksimab ile birlikte fludarabin alan KLL olgularında enfeksiyon oranları daha yüksek (%29 vs %44) bildirilmiştir. Enfeksiyon oranı alemtuzumab ve gemtuzumab alanlarda sırasıyla %45 ve %30 olarak bildirilmiştir (5). Kardiyotoksisite Antikanser tedavinin potansiyel bir komplikasyonu kısa ve uzun dönem kardiyovasküler toksisitedir. Kardiyovasküler sistem üzerine etki eden kemoterapötiklerin en önemelileri antrasiklinler, mitksantron, siklofosfamid, ifosfamid ve paklitaksel olmakla birlikte yeni monoklonal antikorlar (transtuzumab) ve trozin kinaz inhibitörleri de seyrek olarak çok ciddi kardiyotoksisite gösterebilmektedir. Antrasiklin toksisitesinin akut formu EKG değişiklikleri, ritim bozuklukları ve hemen oluşan ventrikül disfonksiyonudur. Semptom ya da kalp hastalığı öyküsü olan olgularda infüzyon sırasında kardiyak monitörizasyon gereklidir. Doksorubisin, daunorubisin, mitoksantron, ve idarubisin için kümülatij kardiyo toksisite sınırı sırasıyla 450-550, 600, 160 ve 100-150 mg/m 2 düzeylerindedir. Doksorubisin ile kıyaslandığında idarubisinin relatif kardiyotoksisitesi 0.53, danurubisinin ise 0.75, mitoksantron için ise 0.50 kadardır. Kümülatif doz ilişkili kardiyomiyopati çoğunlukla irreverzibdir. 400, 550 ve 700 mg/m^2 kümülatif doz doksorubisin alan hastaların sırasıyla %3, %7 ve %18 kadarında klinik olarak kalp yetmezliği gelişir. Fakat subklinik kalp hastalığı daha yüksek oranlardadır (%62). Öncesinde radyasyon kardiyotoksisiteyi artırır. Kalp yetmezliğinin ilerlemesine sekonder mortalite oluşabilir. Antrasiklinlerin uzun süreli kontinü infüzyonu toksisitenin sıklık ve şiddetini azaltır. Akut kardiyomiyopati yüksek doz siklofosfamid ile oluşabilir. 5-6 gm/m 2 kümülatif dozda hemorajik formda kardiyomiyopati görülebilir. Diğer ajanlar değişik formlarda kardiyotoksisite oluşturabilir. Arsenik trioksit ile tedavi sırasında ventriküler taşikardi gibi aritmiler ve Q-T aralığında uzama görülebilir. Bortezomib bolus uygulandığında %12 oranında hipotansiyon oluşturur. Nadir olarak da aritmik ve iskemik ataklar görülebilir. 3-7 Kasım 2010, Belek, Antalya 65

Talidomide bağlı reverzib bradikardi gelişebilir. Sisplatin, bleomisin, siklofosfamid, vinka alkaloidleri, ve etoposid alan hastalar sık olmayarak miyokard iskemisi gelişir. Öncesinde kalp hastalığı ya da risk faktörleri olanlarda akut miyokard infarktüsü sıklıkla gelişir. Normal anjiografisi olanlarda ve kardiyak risk faktörü olmayanlarda kardiyotoksisite seyrektir. Özellikle lenfoma hastaları olmak üzere öncesinde mediastinal radyasyon maruziyeti önem taşır. Kardiyotoksisite ile ilgili bilgilerin artması, tedavi öncesi kardiyak risklerin belirlenebilmesi ve tedavinin modifikasyonu, hastaların monitörize edilmesi ciddi akut ve kronik olayları sınırlayabilmektedir (3-10). Akciğer Toksisitesi Kemoterapi sırasında ve sonrasında gelişen akciğer toksisitesinin etyolojisi ve klinik seyri komplekstir. Kemoterapötiklerin azı harıç (bleomisin gibi) akciğer hasarının patofizyolojisinin detayları bilinmemektedir. Alveolar epitel hücreleri üzerine direkt toksik etki, inflamatuvar immün cevabın indüklenmesi ve endote hücre hasarı ya da kapiller sızıntı sendromuna neden olacak aktivasyon gibi pulmoner toksisite için farklı mekanizmalar ileri sürülmüştür. Kemoterapi ilişkili akciğer hasarı erken (2 ay içinde) yada geç başlangıçlı olarak gelişir. Kronik fibrozis sendromu akciğer hasarının son evresidir. Bleomisin alan hastaların %10 kadarında akciğer fibrozu gelişir. Doz ilişkili olmakla birlikte 100 mg/m^2 dozunda bile oluşabilir. Yüksek konsantrasyonda O2 maruziyeti, yaş ve radyasyon bleomicin ilişkili akciğer hasarını artırır. Erken steroid kullanımı ve O2 desteği yapmamak ilerlemenin derecesini azaltabilir. İlaç ilişkili akciğer toksisitesinin kardinal semptomu dispnedir. Yama tarzı pulmoner infiltrasyonu ile birlikte kuru öksürük, ekzersiz dispnesi, düşük derece ateş, ve gögüs ağrısı gibi semptomlar yavaş veya akut olarak gelişebilir. Bazen tablo akciğer yetmezliğine ilerler. Erken steroid kullanımı ve O2 desteğinden kaçınmak progresyonun derecesini azaltabilir. Durumun erken fark edilmesi halinde tam düzelme olabilir (3-6,11). Ayrıca diğer kemoterapötik ajanlarda akut ya da kronik akciğer toksisitesine neden olabilir. Mtx ile akut akciğer fibrozu hipersensitivite pnomönisine benzer şekilde oluşur (öncelikli olarak akciğer bazalları tutulmuştur). Steroid kullanımı faydalı bulunmuştur. Siklofosfamide bağlı olarakta akut pulmoner fibrozis gelişebilir. AML tedavisinde all trans retinoik asit kullanımında ateş, nefes zorluğu, ve hipoksi ile birlikte akciğer infiltrasyonu oluşabilir (retinoik asit sendromu). BCNU ile oluşan kümülatif pulmoner inflamasyonu akciğer fibrozu takip edebilir. 475 mg/m 2 dozunu aştığında ise geç başlangıçlı fibrozis gelişebilir. Buzlu-cam görünümü öncelikli subplevral alanlarda görülür. Busulfan doz bağımsız olarak geç başlangıçlı akciğer fibrozu oluşturur. İfosfamid, fludarabin, 6-merkaptopürin, klorambusil ve melfalan nadiren akciğer fibrozu yapabilir (5). Farklı kemoterapötik ajanlara bağlı hipersensitivite pnomönisi oluşur. Görülme doz ilişkili olmayıp, tedavinin erken ya da geç döneminde görülebilir. Ani başlangıçlı nefes darlığı, öksürük ve ateş tedavinin ilk dozunda başlayabilir. Radyografide mediastinal ve hiler LAP sık olup, buzlu cam görünümü de oluşabilir. En sık ilaç ilişkili idiosenkrotik hipersensitivite pnomönisi bleomisin, idame Mtx, prokarbazin, fludarabin ve ritüksimab kullanımında görülür. Diğer nadir kemoterapi komplikasyonları: sitarabin ilişkili bronşiolitis obliterans, bleomisine bağlı akciğer nodülleri, doksoribisin ve daha çok yüksek doz sitarabine bağlı kapiller sızıntı sendromu (non-kardiyojenik pulmoner ödem) olarak belirtilebilir. Kemoterpötiklerle birlikte olan akciğer toksisitelerinin en etkili yolu toksisiteyi önlemektir. En önemli olan toksisiteye neden olan ilacın tedaviden kaldırılmasıdır. Pulse steroidle erken proflaksi bu tabloyu önleyerek morbidite ve mortaliteyi azaltır (3-5,11). Gastrointestinal Toksisite Potent antiemetik kullanım öncesi sisplatin, mekloretamin, antrasiklinler ve dakarbazine bağlı doz ilişkili akut bulantı ve kusma sıklıkla görülürdü. Siklofosfamid, 5-azasitidin, L-asparaginaz, Mtx, etoposid, bleomisin ve vinkristin gibi diğer kemoterapötik ajanlar da farklı derecelerde bulantıya yol açarlar. Diare (24 saat içinde üçten fazla şekilsiz gaita olması), Mtx, sitarabin ve sisplatin kullanan hastalarda sıktır. Son yıllarda geliştirilen hedefe yönelik tedavi ajanları da (bortezomib ve imatinib gibi) bir yan etki olarak doz ilişkili daire oluşturur. Kemoterapi ilişkili diarenin oluşumunda birden çok neden söz konusudur İntestinal mukozada oluşan akut hasar (intestinal epitelyum hücre kaybı, yüzeysel nekroz ve barsak duvarında inflamasyon) ince bağırsağın emilim ve sekresyon dengesini bozar. Tedavide ana yaklaşım yeterli hidrasyon ve barsak istirahatı ile birlikte selektif opiat (loperamid) kullanımıdır. Çok dirençli vakalarda 66 XXXVI. Ulusal Hematoloji Kongresi

octreotid, kaolin ve antikolinerjik kullanımı faydalı olabilir (3,5,12). Vinka alkaloidlerin hepsi nöropatik etki ve gastrointestinal transit zamanında kısalma oluşturmaktadır. Bu vinkristin ve vindesin ile daha fazla, vinblastin ve vinorelbin ile daha az olmaktadır. Vinkristin alan hastalarda konstipasyon doz ilişkili olup total 2 mg dan fazla alanlarda daha sık ve daha şiddetlidir. Talidomidin en sık yan etkileri sedasyon ve konstipasyondur. 200 mg/gün talidomid alan miyelom hastalarının 1/3 inde konstipasyon gelişirken, maksimum dozda alanların %60 kadarında gelişir. Bortezomib ve imatinib kullanan hastalarda barsak obstrüksiyonu gelişebilir (5,12). Sitotoksik tedavi sonrası mukozit sıktır. Yüksek doz tedavi alan lösemi hastalarında ve hazırlama rejimi verilen transplant hastalarında çok daha sıktır. Mtx, sitarabin, doksorubisin, etoposid, mekloretamin, sisplatin, karboplatin, melfalan busulfan, tiotepa ve prokarbazin başlıca mukozit oluşturan kemoterapötiklerdir. Maksimal mukozal hasar 4-10 gün içinde gelişir. Bakterilerin aşırı çoğalması ve derin nötropeni mukozit oluşumunu kolaylaştırır. Özellikle yüksek doz siterabin tedavisi sonrası olmak üzere akut lösemi kemoterapisinin sık bir koplikasyonu nötropenik enterokolit dir. Bu terminal ileumda oluştuğunda tiflitis olarak tanımlanır. Ateş, abdominal ağrı ve diarenin semptom olarak bulunduğu bu tabloda ölüm oranı yüksektir (>%50). Medikal tedavide barsak istirahatı, sistemik antibiyotik ve antifungalların uygun kullanımı esastır. Tedaviye çabuk cevap vermeyen olgularda perforasyon oluşmadan erken dönem cerrahi gerekebilir. L-asparaginaz alan ALL olgularında, yüksek doz siterabin veya siteroid, 6-merkaptopürin, ifosfamid, veya sisplatin alan hastalarda sık olmayarak akut pankreatit gelişebilir. Konservatif tedavi barsak istirahatı, analjezi ve hidrasyondan ibarettir. L-asparajinaza bağlı pankreatit gelişmesi durumunda ilaç tedaviden çıkarılır (3,5,6). Karaciğer Toksisitesi Kemoterapötik ajanlara bağlı karaciğer reaksiyonlarının çoğu idiosenkrotik ilaç duyarlılığıdır. Ayrıca karaciğerin küçük hepatik venlerinin non-trombotik obliterasyonu ile karakterize veno oklüziv hastalık (VOD) gibi doz bağımlı hepatotoksisite de oluşabilir. Antimetabolit ajanların anlamlı karaciğer toksisitesi bulunmaktadır. Yüksek doz Mtx alan olguların tümünde transaminazlar reverzibil yükselebilir. İdame olarak kullanılan oral Mtx karaciğer fibrozu ve siroza yol açabilir. Mtx ile tedavi edilip karaciğer fibrozu gelişen sporadik olgularda hepatosellüler karsinom tanımlanmıştır. Genetik değişkenlikler, önceden var olan karaciğer hastalığı, sepsis, immünsüpresyon, kan ürünlerine maruz kalma ve karaciğerde metabolize olan ek ilaçlar gibi değişkenler karaciğer toksisitesini etkilemektedir. Otolog KHT olgularında VOD görülme oranı%15 kadardır (hepatomegali, asit, karın ağrısı). Destek tedavisi ile hastaların çoğu düzelmekle birlikte, fatal karaciğer nekrozuna da gidebilir. Transplantasyonda kullanılan farklı kombinasyonlar (yüksek doz siklofosfamid ve busulfan, ilave olarak standart dozda 6-tiyoguanin, sitarabin veya dakarbazin) VOD oluşumunda etkendir. Gemtuzumab ile tedavi gören AML hastalarında da VOD oluşabilmektedir. L-asparaginaz bağlı pıhtılaşma faktörleri, fibrinojen, albumin, haptoglobulin ve transferin düzeylerinde azalma sık olarak görülür (reverzibil). Karaciğer fonksiyon bozukluğu olduğunda ilaç dozları azaltılmalıdır (3-5, 14). Nörotoksisite Periferal nöropati sistemik kemoterapi alan olgularda sık görülür (Kan beyin bariyerinin koruyucu etkisi olmamasından).hem motor hem de sensoriyel lifler tutulmuş olabilir. Sensoriyel nöropati genellikle hastanın ektremitelerinde çorap ve eldiven tarzı his kusuru yakınmasına neden olur. Progressiv nöropati ağrı, duyu hissinin azalması ve yanma distezisi ile birliktedir. Vinkristinle tedavi edilen hastalarda sıklıkla doz sınırlayıcı sensori ve motor nöropati oluşturur (özellikle küçük sensoriyel lifler etkilenir). Fakat yaşlı olgularda, radyasyon alanlarda ve büyüme faktörü kullananlarda semptomlar şiddetlidir. Derin tendon refleks kaybı kümülatif toksisitenin bir bulgusudur. Okülomotor, optik, fasial yada işitme sinirlerini içine alan geçici kraniyel nöropatiler gelişebilir. Çene ağrısı günlerce devam edebilir. Hastaların önemli bir kısmında kolik abdominal ağrılar veya konstipasyon gibi otonom öropati semptomları gelişir. Ayrıca postural hipotansiyon, mesane atonisi ve impotans da gelişebilir. Özellikle yaşlı ve çocuklarda olmak üzere paralitik ileus görülebilir (3-5,15). Vinblastin ve vindesin gibi diğer vinka alkaloidleri daha az nörotoksisite göstermekte olup, alt ekstremitelerde kas ağrısı ve çenede kramplar görülebilen belirtilerdir. Sisplatinin dorsal gangliyon köklerinde birikimine (doz bağımlı) sekonder özel bir tip nörotoksisite gelişir. Periferal sinir lifleri az etkilenir. İri miyelinize sensoriyel liflerin tutulumunun bir sonucu olarak derin tendon refleksleri 3-7 Kasım 2010, Belek, Antalya 67

değişir. Otonomik nöropati sık değildir. Hastaların çoğunda sisplatinin indüklediği nöropatinin düzelmesi yavaştır. Amifostin kullanımının sisplatin nöropatisini önlediği yönünde kısıtlı bilgiler bulunmakatdır. Bununla birlikte E vitamini kullanımı anlamlı olarak nörotoksisiteyi azaltır. Çocuklarda daha şiddetli olarak sisplatin kullanımında ototoksisite görülür. Tinnitus ve doz bağımlı işitme kaybı hastaların %20 kadarında görülebilir.yüksek doz siterabın nadiren Guillain Barre sendromuna benzer periferal nöropati oluşturabilir. Yüksek doz ya da uzun süre arsenik trioksid alan olguların %20 kadarında orta düzeyde periferal nöropati gelişir. Thalidomid doz ilişkili irreverzibil sensoriyel periferal distal nöropatiye neden olur ve dizesteziye yol açabilir. Bortezomib hastaların %6 kadarında sensoriyel bazende motor nöropatiye yol açar. İlacın kesilmesi ya da doz azaltılması semptomları geriletir. Bazı ajanlar santral sinir sistemi toksisitesine yol açar. Uzun dönem SSS toksisitesi intratekal uygulama ve KBB ni geçen ajanların yüksek dozda uygulanması sırasında gözlenir. Yüksek doz Mtx (> 1 g/m 2 ) uygulanmasını takiben 24 saat içinde akut konfüzyon, somnolans ve nöbetler oluşabilir. Konfüzyon ve geçici fokal nörolojik defisitle birlikte geçici subakut strok benzeri tablo bildirilmiştir. Ayrıca Mtx ilişkili kronik lökoensefalopatide bildirilmiştir. İT mtx miyelopatiye neden olabilir. İT ve yüksek doz mtx birlikte ya da RT kombinasyonu ile nadiren ani ölüm, nöbetler, nörolojik defisit veya akut ensefelopati gelişebilir. Hızlı serebrosipinal direnaj, ventrikülolumbar perfüzyon, alkalin diürez ve yüksek doz lökoverin desteği tedavide yapılması gerekenlerdir. 2-3 g/m 2 yi geçen dozlarda siterabin tekrarı (AML hastalarında) genellikle reverzibil olarak akut serebellar dejenerasyona yol açabilir (daha çok 50 yaş üstü hastalar, yada karaciğer ve böbrek fonksiyonu bozuk olanlarda). Sisplatin hastaların %40 kadarında sisplatinin kesilmesini takiben aylar içerisinde genellikle spontan olarak düzelen Lhermitte s sing oluşturur. Fakat gerçek miyelopati son derece seyrektir. İfosfamid kullanan hastalrın %20 kadarında spontan düzelen ensefalopati gelişir. Yüksek doz BCNU nöbetler ve subakut başlangıçlı ensefalomiyelopatiye neden olabilir. Yüksek doz talidomid alan hastaların önemli kısmında somnolans gelişir. Ancak genellikle birkaç hafta içerisinde tolerans gelişir. Sedasyon, nöbet ve konfüzyon hidroksiüreye bağlı olarak az sıklıkta görülebilecek yan etkilerdir. Yüksek doz klorambusil sertlikle birlikte miyoklonus ve ensefalopati oluşturabilir. İnterferon alfa uzun süreli kullanımlarda depresyonla birlikte hastaların %25 kadarında irritabilite, insomni, somnolans ve konfüzyon oluştur. İT İNF kulak çınlaması, baş ağrısı, kusma gibi geçici akut reaksiyonlar oluşturabilir. Seyrek olarak da doz bağımlı şiddetli ensefalopati gelişebilir. Retinoik asit özellikle çocuklarda olmak üzere seyrek olarak psodötümör serebriye yol açabilir. Kemoterapiye bağlı kronik nöropatiyi önlemek için çeşitli ilaçlar denenmektedir. Vinkristine bağlı nöropatide glutamik asit, sisplatin ve paklitaxele bağlı nöropatide amifostin ve glutatyon kullanımı örnek verilebilir (3,4,6,15). Göz Toksisitesi Kemoterapötiklere bağlı gözde oluşan yan etkiler nispeten az olmakla birlikte, kalıcı bozukluklar oluşabilmektedir. Bunlardan en sık olanı steroidlere bağlı geç başlangıçlı kataraktır. Yüksek doz sitarabin tedavinin başlamasını takip eden birkaç gün içinde konjoktivit, bulanık görme, fotofobi ve gözde ağrı oluşturur. Suni göz yaşı ve kortikositeroidli göz damlaları kullanımı bu sendromu etkili şekilde önler. Siklofosfamid de standart dozlarda blefarokonjoktivite ve bulanık görme bozukluğuna yol açabilir. Busulfan 1-6 mg/gün dozlarında uzun süre kullanıldığında katarakt oluşturabilir. Nitrouzürelere bağlı küçük retinal damarlarda sızıntı sonucu optik atrofi ve ilerleyici körlük gibi farkli derecelerde retinopati oluşabilir. BCNU, prokarbazin ve siklofosfamid ile tedavi edilen miyelom olgularında optik nöroretinitis bildirilmiştir. Daha çok yüksek dozlarda olmak üzere metotrekast tedavisinde bulanık görme, yanma hissi ve kuruluk gibi göz toksisiteleri gelişebilir. Metotreksat ile birlikte intratekal sitarabin ve kraniyel RT verilen ALL olgularında optik sinir atrofisi gelişebilir. Lösemi olgularında vinkristin kullanımında korneal hipoestezi, reverzibil kraniyel nöritis ve optik nöropati gelişebilir (3,4). Renal Toksisite Sisiplatin yetersiz hidrasyonla verildiğinde genellikle akut böbrek yetmezliği oluşur. Glomerüler filtrasyonda yavaş ve gecikmiş azalma değişik derecelerde renal disfonksiyon oluşturur. Proksimal tübül defekti doz ilişkili hipomagnezemi ile sonuçlanır. Hiponatremi ve hipokalsiüri seyrek olarak gelişir. Sisplatin ilişkili nefropati için başarılı proflaksi genellikle 2.5-3 L izotonik hidrasyonu ile sağlanır. Yüksek doz metotreksat renal tübülüslerde presipite olarak akut nefro 68 XXXVI. Ulusal Hematoloji Kongresi

toksisiteye neden olabilir. Bu genellikle 2 hafta içinde düzelir. İdrar alkalizasyonu ile bu komplikasyon önlenebilir. Öncesinde renel yetmezlik varsa derecesine göre doz ayarlanmalıdır. Yüksek doz siklofosfamid verilen hastalarda antidiüretik hormon sekresyonunun artmasına bağlı reverzibil hiponatremi gelişir. Siklofosfamide bağlı temel ürolojik komplikasyon hemorejik sistittir. Tedavi ve önlenmesi için sık idrara çıkma, iyi hidrasyon ve mesane irrigasyonudur. İfosfamidin proksimal renal tübüllere etkisine bağlı olarak renal toksisite gelişebilir. Ayrıca sistitte gelişebilir. Her iki ilaçla birlikte mesna kullanılmasıyla hematüri sıklığının azlaldığı görülmüştür. Vinkristin ve siklofosfamid uygunsuz antidiüretik hormon sekresyonu sendromunu indükleyebilir. 5-azasitidine bağlı proksimal tübüler defekt oluşabilir. İnterferon alfa glomerüler fonksiyon bozukluğu yaparak kreatinin yüksekliğine ve proteinürüye yol açabilir. İnterstisiyel toksiiste de oluşabilir. Renal yetemzliğin derecesine bağlı olarak bir çok ilaç için doz ayarlaması gereklidir. Antrasiklinler ve mitoksantron, vinka alkaloidleri, prokarbazin, 6-merkaptopürin ve oral melfalan için renal yetmezlikte doz modifikasyonu gerekmez (3,4,16). Vasküler Toksisite Lenfoma ve miyeloma tedavisinde kullanılan kemoterapötikler ciddi oranda trombotik ve trombo embolik olaylarla neden olmaktadır. Siklofosfamid, doksorubisin, ve etoposid kombinasyonunu takiben, sitarabin, bleomisin, vinkristin ve metotreksat trombozu indükleyebilir. Trombüs, Hodgkin ve non-hodgkin lenfomalarda %6-13, talidomit alanlarda %13-20 oranında görülür. Ayrıca kombinasyon tedavisi trombotik mikroangiopati sendromuna yol açabilir. TTP/HÜS sitarabin ve danurobisin alan AML olgularında bildirilmiştir. Trombotik mikroanjiopati bleomisin, yüksekdoz sisplatin ve karboplatin alan olgular bildirilmiştir. Pulmoner veno-okluziv hastalık venül ve venlerde obliterasyona yol açarak pulmoner hipertansiyon oluşturabilir. Bu etoposit, siklofosfamit ve TBİ ile transplantasyon yapılan hematolojik maligniteli olgularda, bileomisinle tedavi edilen lenfoma olgularında ve MOPP / COPP ile tedavi edilen olgularda bildirilmiştir (3,4). Gonadal Toksisite Testis germinal epitel hücreleri yüksek mitotik aktiviteye sahip olmaları nedeniyle sitotoksik kemoterapötiklere duyarlıdırlar. Hematolojik malignitelerin tedavisi sırasında gonad fonksiyonları hasta yaşı, kümülatif doz ve kullanılan her bir ajana bağlı olarak değişik şekillerde etkilenir. Kemoterapötikler gonadal hormon kaybına, germ hücrelerinde mutojenik değişikliklere ve fetus üzerine teratojen etkiye yol açabilmektedirler. (13) Gonadları en çok süprese eden kemoterapötik ilaçlar alkile ediciler (mekloretamin gibi, prokarbazin hariç) ve sisplatındır. İlaç kombinasyonları da değişken oranda gonad toksisite gösterirler. Kümülatif doz sperm üretiminin yeniden başlayıp başlamıyacağı açısından çok önemlidir. Klorambusil ve siklofosfamid tek başına verildiklerinde uzamış azospermiye neden olurlar. Prokarbazin ve sisplatin yüksek dozlarda steriliteye neden olur. Karboplatin sisplatinden daha az sterilite oluşturur. Erişkinlerle kıyaslandığında prepubertal ve pubertal erkeklerde seminifer tübüller üzerine az toksisite söz konusu olup endokrin fonksiyonlar sadece minimal değişir. Erişkin erkeklerde ise spermatogenez belirgin olarak bozulmaktadır. Hodgkin hastaların %16-50 oligospermi, %2-8 kadarında ise azospermi görülür. Hodgkin hastalığında ABVD ile karşılaştırıldığında MOPP ve MOPP benzeri rejimlerde gonad toksisitesi daha fazla görülür. Rejimlerden prokarbazin çıkarıldığında toksisite daha az olmaktadır. İleri yaş non-hodgkin lenfoma olgularında da daha çok gonad toksisitesi görülebilir. Akut lösemi tedavilerinde gonad toksisitesi azdır. Erkek çocukların BCNU ve CCNU ile tedavi edilmeleri uzamış azospermiye yol açar. Kadınlarda, siklofosfamid ve siterabin içeren rejimler folliküller üzerine sıklıkla hasar etkisi oluşturur. Bununla birlikte prepubertal kadınlarda hormonal aks nisbeten korunmuştur, ALL nedeniyle tedavi almış olgular normal ya da hızlanmış puberteye sahiptirler. Erişkin kadınlarda özellikle alkile edici ajanlarla olmak üzere amenore oluşabilir. Mekloretamin, siklofosfamid ve Hodgkin hastalığının tedavisinde kullanılan ilaç kombinasyonları farklı derecelerde infertilite ve hormon değişikliklerine yol açabilir (3,4,16). Sonuç Tedavi etkinliği kemoterapi alan hastalarda önem taşımakla birlikte, tedavi ilişkili yan etkilerin bilinmesi ve izlenmesi de en az bunun kadar önemlidir. Kemoterapötiklere bağlı bilinen ve öngörülebilen yan etkilerin yanında, her zaman beklenmedik etkiler gelişebileceği gerçeği göz önünde bulundurulmalıdır. Yeni moleküllerin (ikinci kuşak trozin kinaz inhibitörlerinde olduğu gibi) daha 3-7 Kasım 2010, Belek, Antalya 69

etkin olması yanında çok daha ciddi toksisiteler oluşturabileceği dikkate alınmalıdır. Tedavi uygulamalarında ortaya çıkan erken ya da geç dönem toksisitelerinin zamanında fark edilmesi ve rehabilitasyonunun tedavi sonuçları üzerine etkisi ise yadsınmayacak ölçüde açıktır. Kemoterapi alan hastalarda hasta izlem formlarının muhtemel toksisiteleri erken dönemde fark edebilecek ve değerlendirmeye imkan verecek şekilde hazırlanması da bir zorunluluk olarak görülmelidir. Kaynaklar 1. Common Terminology Criteria for Adverse Events (CTCAE). Version 4.03 Published: June 2010. U.S.Departman of Health and Human Services, National Cancer Institute. 2. Chatelut E, Delord JP, Canal P. Toxicity patterns of cytotoxic drugs. Investigational New Drugs, 21:141-148,2003. 3. Özkocaman V. Ekrtramedüller toksisite: Değerlendirme, derecelendirme, prognostik faktörler. THD Hematolojide Destek Tedaviler ve İnfeksiyonlar Kursu, sayfa 22-32. 4. Alexandrescu DT,Wiernik PH and Dutcher JP. Chemotherapy Toxicities and Complications. In:Young NS, Gerson SL, High KA (Eds). Clinical Hematology, MOSBY Elsevier, Philadelphia 2006, Chapter 90, p 1144-1154. 5. Kurkjian DC ve Ozer H. Management of advers effects of treatment. In:Devita VT, Hellman TS and Rosenberg s SA (Eds). Cancer, Philadelphia 2008, 8th edition, Chapter 63, p 2617-2638. 6. Hande KR. Principles and pharmacology of chemotherapy. In: Greer JP, et all (Eds). Wintrobe s Clinical Hematology, Philadelphia 2009, 12th edition, Chapter 73, p 1694-1720. 7. Curigliano G, Mayer EL, Winer EP. Cardiac toxicity from systemic cancer Therapy: A comprehensive review. Prog Cardiovasc Dis, 53:94-104, 2010. 8. Floyd JD, Nguyen DT, Lobins RL, et all. Cardiotoxicity of cancer therapy.j Clin Oncol, 23:7685-7696, 2005. 9. Soysal T. Hematolojik malignitelerde kemoterapi. http:/www.steteskop.net 10. Yahalom J, Portlock CS. Cardiac Toxicity. In:Devita VT, Hellman TS and Rosenberg s SA (Eds). Cancer, Philadelphia 2008, 8th edition, Chapter 63, p 2678-2688. 11. Kaner RJ and Stover DE. Pulmonary Toxicity. In:Devita VT, Hellman TS and Rosenberg s SA (Eds). Cancer, Philadelphia 2008, 8th edition, Chapter 63, p 2668-2677. 12. Cherny NI. Diarrhea and Constipation. In:Devita VT, Hellman TS and Rosenberg s SA (Eds). Cancer, Philadelphia 2008, 8th edition, Chapter 63, p 2646-2654. 13. Browne H, Norian JM, et all. Gonadal Dysfunction. In:Devita VT, Hellman TS and Rosenberg s SA (Eds). Cancer, Philadelphia 2008, 8th edition, Chapter 63, p 2692-2710. 14. Floyd J, Mirza I, Sachs B, Perry MC. Hepatotoxicity of chemotherapy. Semin Oncol 33:50-67, 2006. 15. Hildebrand J. Neurological complications of cancer chemotherapy. Curr Opin Oncol, 18:321-324, 2006. 16. De Jonge MJA, Verweij J. Renal toxicities of chemotherapy. Semin Oncol 33:68-73,2006. 70 XXXVI. Ulusal Hematoloji Kongresi