Dr. Nur Öztürk Doç. Dr. Güliz Özgen Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi 6.Psikiyatri Kliniği
Pürinler nöromodülasyon ve nörotransmisyon süreçlerinde önemli görevlere sahiptir. Bir pürin nükleozid olan adenozinin agonistleri sedatif, antikonvülzan, antiagresif etkiler gösterirken (Zarate ve Manji, 2008) kafein gibi antagonistleri mani benzeri stimülan etkilere sahiptir(veira, 2012). Ürik asit, pürin metabolizmasının son ürünüdür ve kanda bulunan serbest radikallerin neredeyse %60'ını temizlemektedir(grassi ve ark., 2013).
19. yüzyıldan bu yana bazı araştırmacılar ürik asit diyatezi konseptini ortaya atarak mental bozuklukların ürik asit imbalansının bir sonucu olabileceğini iddia etmiştir. Kraepelin (1921) de manik belirtiler, ürik asit ve gut arasındaki ilişkiden bahsetmiş birkaç dekad sonrasında Cade (1945) lityumu ürik asidin çözünürlüğünü arttırmak üzere kullanmış ve anti manik etkilerini keşfetmiştir.
Ürik asit ve bipolar bozukluk arasındaki ilişki net olmamakla birlikte ön çalışmalar depresif veya ötimik dönemlerden ziyade manik dönemin artmış serum ürik asit seviyesi ile ilişkili olabileceğini bildirmektedir (DeBerardis ve ark., 2008; Muti ve ark., 2015) Ürik asidin bipolar bozukluk mekanizmasındaki rolüne ilişkin dolaylı bir diğer kanıt ise pürinerjik modülatörlerin mani tedavisinde ekleme tedavisi olarak etkinliğini gösteren klinik araştırmalardır. (Akhondzadeh ve ark., 2006; Jahangard ve ark., 2014). Yapılan bir meta analizde bipolar bozukluk tanılı hastaların sağlıklı kontrollere kıyasla serum ürik asit düzeylerinde istatiksel anlamlı artış olduğu bulunmuştur (Bartoli ve ark., 2016) Yazarlar serum ürik asit seviyelerinin birçok fizyolojik ve patolojik durumdan etkilenebileceğini, diyet paternleri, kafein veya alkol alımı gibi klinik faktörler açısından kontrol edilmemiş olmasını kısıtlılık olarak sunmuştur.
Önceki bazı çalışmalar, mental bozukluklarda görülen metabolik bozuklukların serum ürik asit düzeyindeki artış ile ilgili olabileceğini öne sürmüştür (Bortolasci ve ark., 2015, Chiu ve ark., 2012, Godin ve ark., 2015). Bipolar bozukluk tanılı hastaların genel popülasyona kıyasla daha çok metabolik bozulma gösterdiğine dair sonuçlar da bulunmaktadır (Fagiolini ve ark., 2008; Mclyntre ve ark., 2010; Carra ve ark., 2014) Dolayısıyla bipolar bozukluk tanılı hastalarda görülen serum ürik asit düzeyindeki bu artış yüksek metabolik bozulma oranlarından da kaynaklanıyor olabilir.
Glukokortikoid/insülin sinyal mekanizmaları ve immünoinflamatuar efektör sistemler bipolar bozukluk ile stres duyarlı genel tıbbi durumlar arasındaki patofizyolojiye ișaret eden kesișim noktalarıdır (Kesebir ve Gençer, 2010) Bipolar bozukluk ile insülin rezistansı ve glukotoksisite ilişkisini inceleyen bir çalışmada bunlar arasında ilişki bulunamazken, insulin rezistansı inflamatuar, oksidatif ve nitröz işaretleyiciler ile ilgili bulunmuştur (Landucci ve ark., 2017). Bipolar bozuklukta metabolik parametrelerin ürik asit düzeyi üzerine olan etkisini inceleyen bir çalışmada metabolik sendrom (%22), bel çevresi (%30) parsiyel düzenleyici role sahipken trigliserid düzeyi ile ilişki bulunamamıştır.bu sonuçlar metabolik bozulmalardan bağımsız olarak bipolar bozukluk etyolojisinde pürinerjik disregülasyonu gösteriyor olabilir (Bartoli ve ark., 2016)
İnflamasyon sitokin kaskadları ve oksidatif faktörler üzerinden gerçekleşir ve çeşitli parametreler ile gösterilebilir. Kolay ve ucuz bir seçenek olarak nötrofil lenfosit oranı (NLO) bunlardan biridir. Bipolar bozukluk tanılı hastalarda artmış NLO düzeyinin saptandığı bir çalışmada hastalık süresi ve şiddeti ile NLO arasında ilişki bulunamamıştır (Çakır ve ark., 2015). Manik dönemde bulunan hastalarla yapılan başka bir çalışmada da artmış NLR düzeyi saptanmıştır (Mayda ve ark., 2016). Ürik asidin plazmadaki antiinflamatuar etkilerinin yanı sıra adipöz doku ve pankreasta hücre düzeyinde proinflamatuar etkilerine dair çalışmalar da bulunmaktadır (Baldwin ve ark. 2011; Roncal- Jimenez ve ark., 2014).
Bu araştırmada bipolar bozukluk tanısı ile yatarak izlemi yapılan hastaların serum ürik asit değeri ile sosyodemografik, klinik özelliklerinin ve lipid profili, açlık glukoz ve subklinik inflamasyon belirteci olarak nötrofil lenfosit oranı gibi bazı laboratuvar değerlerinin ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır.
Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 2017 yılı nisan-temmuz ayları arasında Bipolar Bozukluk tanısı ile yatarak izlemi yapılan hastaların tıbbi kayıtları ve laboratuvar verileri geriye dönük incelenmiş, yatışında yapılan laboratuvar incelemelerinde serum ürik asit çalışılan 69 hasta dosyası çalışmaya dahil edilmiştir.
Örneklemimizi oluşturan 69 hastanın 45'i (%65,2) erkek, 24'ü (%34,8) kadın olup yaşları 25 ile 55 arasında değişmekteydi. Hastaların yaş ortalaması 39,2 olarak tespit edilmiştir Diğer sosyodemografik veriler Tablo 1 üzerinde gösterilmiştir. Tablo.1 Sosyodemografik Özellikler Cinsiyet Kadın Erkek Medeni Durum Bekar Evli Boşanmış/Dul N % 24 45 24 33 12 34,8 65,2 34,8 47,8 17,4 Eğitim Durumu Yok İlkokul Mezunu Ortaokul Mezunu Lise Mezunu Üniversite Mezunu Çalışma Hayatı Var Yok 3 24 9 24 9 33 36 4,3 34,8 13,0 34,8 13,0 52,2 47,8
3 hastanın ilk psikiyatrik yatışı olmakla birlikte ortalama yatış sayısı 6,6; hastalık süresi 13,3 yıl olarak belirlenmiştir. Adli sebeplerle yatan remisyondaki 6(%8,6) hasta dışında hastaların tamamının yatış esnasında manik epizodda olduğu tespit edilmiştir. 51 (%73,9) hastanın yatış öncesi bipolar bozukluğa yönelik herhangi bir fermakoterapi almadığı, 9 (%13) hastanın lityum veya lityum atipik antipsikotik kombinasyonu, 9 (%13) hastanın ise valproat veya valproatatipik antipsikotik kombinasyonu kullandığı saptanmıştır. Hastaların 9'unun (%13) öyküsünde suisid girişimi öyküsü bulunmaktayken bu yatışında suisid girişimi olan hasta yoktu. 54 (%78,2) hastanın alkol veya psikoaktif madde (PAM) kullanımı yoktu. 3 (%4,3) hastanın hem alkol hem PAM kullanımı 6 (%8,69) hastanın yalnızca alkol ve 6 (%8,69) hastanın yalnızca PAM kullanımı olduğu saptandı.
Komorbid tıbbi hastalıklar açısından incelendiğinde hastaların 3'ünde (%4,3) koroner arter hastalığı, 3'ünde (%4.3) diyabetes mellitus, 9'unda (%13) hipotirodi, 6'sında (%8,7) ise kronik böbrek yetmezliği olduğu görülmüştür. Çalışmamızda kontrol grubu olmadığından hiperürisemi için laboratuvar üst sınır değeri olan 7mg/dl belirlendi.12(%17) hastada hiperürisemi saptanırken hastaların ürik asit değerleri 2,90-11,1 arasında değişmekte ortalama serum ürik asit değeri 5,4 mg/dl idi. Hastaların cinsiyetleri, şimdiki epizodun türü, ilaç kullanımı açısından ürik asit değerleri arasında anlamlı farklılık bulunamadı
KBY tanısı bulunan 6 hastanın tamamında hiperürisemi olduğu ürik asit değerlerinin 8 ile 11.1 mg/dl arasında değiştiği görülmüştür. Yatış öncesi bilinen bir tıbbi hastalık öyküsü olmayan fakat yapılan laboratuvar incelemelerinde LDL yüksekliği saptanan 24 hastanın 12'sinde de hiperürisemi saptanmıştır. Yani hiperürisemisi bulunan hastaların tamamında aynı zamanda hiperlipidemi bulunmaktadır. Yapılan laboratuvar incelemelerinin herhangi biri ile ürik asit değeri arasında istatiksel anlamlı korelasyon bulunamamıştır. Hastaların ortalama NLO değeri 2,04 olarak belirlenirken hiperürisemisi olan ve olmayan hastalar arasında NLO açısından anlamlı farklılık bulunamamıştır..
Bipolar Bozukluk ile ürik asit ilişkisi halen tam olarak anlaşılamamıştır. Yazında özelikle manik epizod etyolojisi ile ilişkilendirildiği çalışmalar bulunmaktadır (Muti ve ark., 2015).Bununla birlikte bipolar bozuklukta metabolik bozuklukların sıklıkla görüldüğü hatta bu bozuklukların ortak inflamatuvar süreçlerden kaynaklandıklarından bahseden çalışmalar bulunmaktadır (Kesebir ve Gençer, 2010; Chiu ve ark., 2012; Godin ve ark., 2015). Bizim çalışmamızda bulunan 69 hastanın 6'sında KBY tanısı bulunduğu ve bu hastaların tamamında beklenildiği üzere ürik asit yüksekliği olduğu görülmüştür. Aynı zamanda hiperürisemisi bulunan 12 hastanın tamamında LDL yüksekliği olduğu görülmüştür.
Yapılan bir çalışmada herhangi bir sağlık problemi olmayan 1070 kişilik bir popülasyonda NLO değerinin 2,57'nin üzerinde olması diyabet, hipertansiyon gibi kronik inflamatuvar süreçler ile ilişkilendirilmiştir (Imtiaz ve ark., 2012). Ülkemizde yapılan bir çalışmada ise NLO değeri için yaş ve cinsiyete göre farklı referans aralıkları olacağı bildirilmiştir(aydın ve ark., 2015).Araştırmaclar ortalama NLO değerini 30-39 yaş arası kadınlar için 2,14 olarak erkekler için ise 2,1 olarak bulmuşlardır. Örneklemizde erkek ve kadın hastaların yaş ortalamaları birbirine eşit bulunmuş tüm örneklem için ortalama NLO değeri 2,04; kadın hastalarda 2,3 erkek hastalarda ise 1,89 olarak saptanmıştır.
Çalışmamızın retrospektif özelliği, örneklem genişliği ve kontrol grubu bulunmaması gibi kısıtlılıkları mevcuttur. Yapılan bir çok çalışmada talarda laboratuvar anlamda hiperürisemi saptanmasa da kontrol grubuna göre anlamlı yükseklik olduğu görülmektedir. Bipolar bozukluk etyolojisi ve tedavisi için ürik asit daha iyi anlaşılmadır. Bu nedenle daha geniş örneklemlerle randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç olacaktır.