KLİNİK ONKOLOJİDE PET VE MOLEKÜLER GÖRÜNTÜLEME SEMPOZYUMU



Benzer belgeler
Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi, İç Hastalıkları ABD, Medikal Onkoloji BD Güldal Esendağlı

Multipl Myeloma da PET/BT. Dr. N. Özlem Küçük Ankara Üniv. Tıp Fak. Nükleer Tıp ABD

TİROİD NODÜLLERİNE YAKLAŞIM

İnsidental kanser. Dr. Ali İlker Filiz Haydarpaşa Sultan Abdülhamid Eğitim ve Araştırma Hastanesi Genel Cerrahi Kliniği

GERM HÜCRELİ TÜMÖRLER İnteraktif Olgu Sunumu Dr BENGÜ DEMİRAĞ

29 yaşında erkek aktif şikayeti yok. sağ sürrenal lojda yaklaşık 3 cm lik solid kitlesel lezyon saptanması. üzerine hasta polikliniğimize başvurdu

Dr. Mehmet TÜRKELİ A.Ü.T.F İç Hastalıkları A.D Medikal Onkoloji B.D 5. Türk Tıbbi Onkoloji Kongresi Mart 2014-Antalya

KANSERDE RADYOLOJİK GÖRÜNTÜLEME DOÇ. DR.İSMAİL MİHMANLI

PET-CT nin Toraks Malignitelerinin Tanı ve Tedavi Yönetimindeki Yeri

Tiroidin en sık görülen benign tümörleri foliküler adenomlardır.

ERKEN LOKAL NÜKS GELİŞEN VULVA KANSERİ: OLGU SUNUMU

Genitoüriner Sistem Tümörlerinde Radyoloji Dr.Oğuz Dicle

HİPOFARİNKS KANSERİ DR. FATİH ÖKTEM

BATIN BT (10/11/2009 ): Transvers kolon orta kesiminde kolonda düzensiz duvar kalınlaşması ile komşuluğunda yaklaşık 5 cm çapta nekrotik düzensiz

MEDİPOL ÜNİVERSİTESİ RADYASYON ONKOLOJİSİ ABD. Dr.Rashad Rzazade

Akciğer Kanserinde Evreleme SONUÇ ALGORİTMİ

Paratiroid Kanserinde Yönetim İzmir den Üç Merkezli Deneyim

Primer Kemik Lenfomaları Olgu Sunumu. Prof. Dr. Mustafa Benekli Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı Ankara

ULUSAL ENDOKRİN CERRAHİ KONSENSUS KONFERANSI

igog toplantıları 23.şubat 2011

Tanı: Metastatik hastalık için patognomonik bir radyolojik. Tek veya muitipl nodüller iyi sınırlı veya difüz. Göğüs Cerrahisi Hasan Çaylak

OP. DR. YELİZ E. ERSOY BEZMİALEM VAKIF ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ GENEL CERRAHİ AD İSTANBUL

Göğüs Cerrahisi Sedat Gürkok. Göğüs Cerrahisi. Journal of Clinical and Analytical Medicine

Adrenal lezyonların görüntüleme bulguları. Dr. Ercan KOCAKOÇ Bezmialem Vakıf Üniversitesi İstanbul

Aksillanın Görüntülenmesi ve Biyopsi Teknikleri. Prof. Dr. Meltem Gülsün Akpınar Hacettepe Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı

Yıl: Yaş, Kadın, S.B., İstanbullu, ev hanımı, evli

Dr Ercan KARAARSLAN Acıbadem Üniversitesi Maslak Hastanesi

Vücutta dolaşan akkan sistemidir. Bağışıklığımızı sağlayan hücreler bu sistemle vücuda dağılır.

TORAKS DEĞERLENDİRME KABUL ŞEKLİ 2 (Bildiri ID: 64)/OLGU BİLDİRİSİ: MEME KANSERİ İÇİN RADYOTERAPİ ALMIŞ OLGUDA RADYASYON PNÖMONİSİ

OLGU SUNUMU. Dr. Ömer Fatih ÖLMEZ Medipol Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Onkoloji Bilimdalı

Paratiroid lezyonlarında USG ve Sintigrafinin Karşılaştırılması

Savaş Baba, Sabri Özden, Barış Saylam, Umut Fırat Turan Ankara Numune EAH. Meme Endokrin Cerrahi Kliniği

HODGKIN DIŞI LENFOMA

Ulusal Akciğer Kanseri Kongresi İleri Evre Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanserlerinde Neoadjuvan Tedavi Sonrası Pulmoner Rezeksiyon Sonuçlarımız

MEME RADYOLOJİSİ DEĞERLENDİRME Kabul Şekli 1 (Bildiri ID: 39)/Meme Kanserinin Mide Metastazı Poster Bildiri KABUL POSTER BİLDİRİ

Karsinoid Tümörler Giriş Sınıflandırma: Göğüs Cer rahisi rahisi Göğüs Cer Klinik:

Hodgkin lenfoma tedavisinde Radyoterapinin Rolü. Dr. Görkem Aksu Kocaeli Tıp Fakültesi Radyasyon Onkolojisi AD

Hibrid tedavi ve görüntüleme sistemleri (PET/MR)

Olgularla Lenfoma ve Myelomada PET/BT Agresif NHL. Doç. Dr. Metin Halaç İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı

Sağlık Bakanlığından Muaf Hekimin Ünvanı - Adı Soyadı. Bildiriyi Sunacak Kişi Ünvanı - Adı Soyadı. Bildiriyi Sunacak Kişi Kurumu

İyi diferansiye tiroid kanserleri Radyonüklid tedavi. Dr. Murat Tuncel Hacettepe Üniversitesi Nükleer Tıp Anabilim Dalı

KLİNİK OLARAK BELİRGİN OLMAYAN ADRENAL KİTLEYE (İNSİDENTALOMA) YAKLAŞIM

NODULER GUATR DA CERRAHİNİN GENİŞLİĞİ. Dr. Serkan SARI SB İstanbul EAH

Soliter Pulmoner Nodüllerde Pozitron Emisyon Tomografisi. Dr. A. Fuat Yapar Başkent Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp A.D.

Olgu sunumu. Dr. Fatma Şen İstanbul Üniversitesi, Onkoloji Enstitüsü Tıbbi Onkoloji Bilim dalı

Diferansiye Tiroid Kanserlerinde tiroid beze yönelik cerrahi, boyutları, üst ve alt laringeal sinire ve paratiroid bezlere yaklaşım. Dr.

DİFERANSİYE TİROİD KANSERİ

PEDİATRİK HODGKİN LENFOMA DR. CEM ÖNAL BAŞKENT ÜNİVERSİTESİ RADYASYON ONKOLOJISI A.D.

Basit Guatr. Yrd.Doç.Dr. Okan BAKINER

AKUT PULMONER EMBOLİDE RADYOLOJİK ÖNEMLİ MESAJLAR

MEME KANSERİNDE GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ

Akciğer Kanserinde Tanı Yöntemleri

TÜMÖR MARKIRLARI. Dr. Ömer DİZDAR. Hacettepe Üniversitesi Kanser Enstitüsü, Prevantif Onkoloji Anabilim Dalı

Akciğer Dışı Tümör Olgularında İzole Mediasten FDG-PET Pozitif Lenf Nodlarının Histopatolojik Değerlendirilmesi

LENFATİK VE İMMÜN SİSTEM HANGİ ORGANLARDAN OLUŞUR?

TÜRKİYE NÜKLEER TIP DERNEĞİ 2017 YILI NÜKLEER TIP OKULU PROGRAMI

Dev Karaciğer Metastazlı Gastrointestinal Stromal Tümör Olgusu ve Cerrahi Tedavi Serüveni

Nodüler Guatr hastasını nasıl izleyelim? Dr.Fırat Tutal Şişli Kolan Interna4onal Hastanesi Genel cerrahi

MEME KANSERİ TARAMASI

Toraks BT Angiografi Pulmoner emboli tanısı

SAĞ VE SOL KOLON YERLEŞİMLİ TÜMÖRLER: AYNI ORGANDA FARKLI PATOLOJİK BULGULAR VE MİKROSATELLİT İNSTABİLİTE DURUMU

Primeri Bilinmeyen Aksiller Metastazda Cerrahi Yaklaşım. Dr. Ali İlker Filiz GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi Genel Cerrahi Servisi

Lokal İleri Evre Küçük Hücreli Dışı Akciğer Kanseri Tedavisi

ACİL CERRAHİ GİRİŞİM GEREKTİREN ENDOKRİN PATOLOJİLER: ERKEN TANI & HIZLI TEDAVİ

PRİMERİ BİLİNMEYEN AKSİLLER METASTAZ AYIRICI TANISINDA PATOLOJİNİN YERİ

Göğüs Cerrahisi Alkın Yazıcıoğlu. Journal of Clinical and Analytical Medicine Göğüs Cerrahisi

TİROİD (GUATR) CERRAHİSİ HAKKINDA SIK SORULAN SORULAR FR-HYE

LOKAL ILERI REKTUM TÜMÖRLERINDE

D VİTAMİNİ EKSİKLİĞİNİN TOTAL TİROİDEKTOMİ SONRASI HİPOKALSEMİ RİSKİ ÜZERİNE ETKİSİ

AMELİYAT SONRASI TAKİP/ NÜKSTE NE YAPALIM? Dr. Meral Mert

AKCİĞER DIŞI TÜBERKÜLOZ OLGU SUNUMU. Dr.Onur URAL Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji AD

Program. 10: Pediatride Nörolojik Nükleer Tıp Uygulamaları

LAPAROSKOPİK SURRENALEKTOMİ DENEYİMLERİMİZ

OLGU SUNUMU/SENSİTİF MUTASYONLAR

ÜST ÜRİNER SİSTEM KANSERLERİNDE GÖRÜNTÜLEMENİN ÖNEMİ

Dr. Aslıhan Yazıcıoğlu, Prof. Dr. Aydan Biri Yüksek İhtisas Üniversitesi Koru Ankara Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum AD

Adrenal kitlelerde yönetsel sorunlar

Olgu Sunumu. Yedikule Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi. Özkan Saydam

Everolimus Olgu Sunumları. Dr. Mustafa ERMAN Hacettepe Üniversitesi Kanser Enstitüsü Antalya; Mart 2014

Vaka Sunumu. Uz Dr Alper Ata Mersin Devlet Hastanesi Tıbbi Onkoloji Bölümü 23 Şubat 2013

Düşük Riskli Diferansiye Tiroid Kanserlerinde RAİ Tedavisi

İnsidental Adrenal Kitlelerinde ve Adrenal Metastazlarda Güncel Değerlendirme ve Cerrahi Girişim Kararı

Pulmoner Nodüllü Hastaya Yaklaşım

AKCİĞER KANSERİ AKCİĞER KANSERİNE NEDEN OLAN FAKTÖRLER

Multipl Endokrin Neoplaziler. Dr. Tuba T. Duman-2012

Göğüs Cerrahisi Kuthan Kavaklı. Göğüs Cerrahisi. Journal of Clinical and Analytical Medicine

OLGU SUNUMU-1. Dr. Nazlım AKTUĞ DEMİR

HAMDİ ÖZŞAHİN,GÜRKAN YETKİN,BÜLENT ÇİTGEZ,AYHAN ÖZ, MEHMET MİHMANLI, MEHMET ULUDAĞ

Tamamlayıcı Tiroidektomilerde Gama Dedektör Yardımlı Cerrahinin Rolü

Nükleer Tıp Anabilim Dalı Seminer Programı. Tarih Saat Yer Konuşmacı Konu Başlığı

HR Pozitif, HER2 negatif Metastatik Meme Kanserinde Tedavi. Dr. Deniz Tural Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji

İntraoperatif Rekürren Laringeal Sinir Monitorizasyonunda Tekrar Kullanım Güvenlimidir? Doç. Dr. Barış Saylam Ankara Numune EAH Meme Endokrin Cerrahi

TİROİD CERRAHİSİ. Dr. Ömer USLUKAYA

Prostat Kanserinde Prostat Spesifik Membran Antijen 177. Lu-DKFZ-617 ( 177 Lu-PSMA) Tedavisinde Organ ve Tümör Dozimetrisi: ilk sonuçlar

AZ DİFERANSİYE TİROİD KANSERLERİ. Prof. Dr. Müfide Nuran AKÇAY Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı ERZURUM

Yasemin Giles* (Senyurek), Fatih Tunca*, Harika Boztepe**, Faruk Alagöl**, Tarık Terzioglu*, MD, Serdar Tezelman*

Papiller Tiroid Karsinomunda Santral Lenf Nodu Diseksiyonu

Selçuk Yüksel. Pamukkale Üniversitesi Çocuk Nefroloji Bilim Dalı

YENİ AÇILAN BİR TIP FAKÜLTESİNDE PARATİROİD CERRAHİSİ DENEYİMİMİZ

Meme ve Over Kanserlerinde Laboratuvar: Klinisyenin Laboratuvardan Beklentisi

Transkript:

KLİNİK ONKOLOJİDE PET VE MOLEKÜLER GÖRÜNTÜLEME SEMPOZYUMU Ankara, 07.12.2007-09.12.2007 Turk J Nucl Med 2007, 16 83

84 Turk J Nucl Med 2007, 16

P-1 TEDAVİ PLANLAMASINDA PET/BT SİMÜLASYON Şefik İğdem (3), Gül Alço (3), Bülent Ünalan (2), Gökçen Kantürk (2), Batuhan Kara (4), Gürkan Geceer (4), Canan Akman (4), Sait Okkan (1) 1) Istanbul Bilim Üniversitesi, Radyasyon Onkolojisi AD, İstanbul 2) Metropolitan Hastanesi, Nükleer Tıp Bölümü, İstanbul 3) Metropolitan Hastanesi, Radyasyon Onkolojisi Bölümü, İstanbul 4) Metropolitan Hastanesi, Radyoloji Bölümü, İstanbul GİRİŞ: Radyoterapi planlamasında pozitron emisyon tomografi/bilgisayarlı tomografi (PET/BT) füzyon görüntüleme yönteminin hedef volümlerin belirlenmesindeki etkisini araştırmak. METOD: PET/BT simülasyon yapılan 25 baş-boyun, 13 toraks, 10 pelvis yerleşimli toplam 48 olgu çalışmaya alınmıştır. Tedavi şartlarında çekilen PET/BT kesitlerinde anormal fluorodeoksiglikoz (FDG) tutulumu olan tümör ve lenf bezleri gross hedef volüme (GTV) dahil edilmiş ve daha sonra bu volümler sadece BT kesitleri kullanılarak oluşturulan GTV lerle karşılaştırılmıştır. Hedef volümlerin belirlenmesinde radyasyon onkoloğu, radyolog ve nükleer tıp uzmanı beraber çalışmıştır. Her iki hedef volüm arasındaki fark eşleştirilmiş t testi ile karşılaştırılmıştır BULGU: Baş boyun olgularında PET/BT ile belirlenen hedef volümler, BT ile belirlenen volümlere göre anlamlı olarak daha büyük bulunmuştur (sırasıyla ortalama 35.51cm³ ve 26.95cm³, p=0.004). Toraks ve pelvis yerleşimli olgularda ise PET/BT ve BT ile belirlenen hedef volümler arasında anlamlı fark saptanmamıştır. PET/BT baş boyun olgularının 1/25 inde, toraks yerleşimli olguların 1/13 ünde, pelvik olguların da 3/10 unda GTV de %25 ten fazla küçülmeye, sırasıyla 12/25, 3/13 ve 2/10 unda ise %25 ten fazla büyümeye neden olmuştur. PET/BT simülasyon sırasında 2 olguda ikinci primer, 2 olguda da uzak metastaz saptanmıştır. Serviks kanserli bir olguda common iliak lenf bezi tutulumu saptandığından paraaortik bölge tedavi alanına dahil edilmiştir. TARTIŞMA ve SONUÇ: PET/BT füzyonu ile lokal bölgesel tümör lokalizasyonu daha iyi yapılabilmekte ve tedavi volümleri daha sağlıklı belirlenebilmektedir. Bu çalışmada iki görüntüleme yöntemi ile elde edilen hedef volümler arasında yalnızca baş-boyun kanserli olgularda anlamlı fark gösterilmiştir. PET/BT eşliğinde yapılan simülasyon hedef volümlerde ve tedavi stratejisinde anlamlı değişikliklere yol açabilmektedir Anahtar Kelimeler: PET/BT simülasyon, radyoterapi, planlama P-2 IATROJENİK FDG MİKROEMBOLİSİ: 2 OLGU SUNUMU Halil Kömek (2), Billur Çalışkan (2), Şadiye Altun Tuzcu (2), Abdurrahman Şenyiğit (1) 1) Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi/Göğüs Hastalıkları AD, Diyarbakır 2) Diyarbakır Devlet Hastanesi/Nükleer Tıp Bölümü, Diyarbakır GİRİŞ: FDG PET görüntülemenin BT ile birleştirilmesi ile günümüzde aynı anda hem anatomik hem metabolik bilgi elde edilebilmektedir. Ancak FDG PET in pozitif olduğu durumlarda BT nin negatif olması değerlendirmede güçlüklere neden olabilmektedir. Bu olgu sunumunda 2 hastada akciğer parankiminde izlenen FDG tutulumunun BT karşılığı değerlendirilmiştir METOD: İlk hastamız bilateral hilar LAP saptanan ve primer malignite araştırması için gönderilen 52 yaşında erkek hasta idi.. İkinci hastamız renal cell ca nedeniyle opere olmuş metastaz araştırması için gönderilen 60 yaşında erkek hasta idi Her iki hastaya 10 saatlik açlığı takiben sırasıyla 9,28 mci ve 9,6 mci F-18 FDG enjekte edildi. 1 saatlik istirahat süresi sonunda kafa tabanından uyluk üst kesimine kadar tüm vücut görüntüleri alındı. Ayrıca ilk olguya ilk çekiminden 2 gün sonra ikinci bir kontrol F-18 FDG PET/BT görüntülemesi yapıldı. BULGU: Olgu 1: Sağ trakeabronşial, sağ hilar ve sağ interlobar konglomere lenf nodlarında patolojik FDG tutulumu izlendi. Bu lenf nodlarının BT kesitlerinde karşılığı bulunurken, sağ akciğer alt lop superior segmentte izlenen fokal FDG artış odağının BT de patolojik karşılığı izlenmedi. Bu hastaya 2 gün sonra yapılan kontrol FDG PET/BT görüntülemede bu odaktaki fokal FDG tutulumunun kaybolduğu gözlendi. Olgu 2: FDG PET/BT görüntülerinde sağ akciğer alt lop anterobazal segmentte patolojik düzeyde artmış FDG tutulumu izlenirken bu bulgunun BT kesitlerinde patolojik karşılığı izlenmedi. Bu bulgu dışında bu hastada FDG dağılımı fizyolojik sınırlarda idi. TARTIŞMA ve SONUÇ: FDG nin i.v uygulanması esnasında paravenöz enjeksiyon pulmoner mikroemboliye neden olabilmektedir. Bu iki olguda pulmoner FDG odağına karşılık BT kesitlerinde patolojik bulgu izlenmemesi ve tekrar edilen çekimde FDG odağının kaybolması iatrojenik FDG mikroembolisini düşündürmektedir. Sonuç olarak FDG enjeksiyonu hassasiyet ile yapılmalı ve BT ile korelasyonu olmayan pulmoner FDG tutulum odaklarında mikroemboli olasılığı da düşünülmelidir. P-3 ADRENAL TÜMÖRLER: 5 YILLIK HASTA SERİMİZ Olga Yaylalı (2), Fatma Suna Kıraç (2), Doğangün Yüksel (2), Semin Fenkçi (1) 1) Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi /Endokrinoloji BD, Denizli 2) Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi /Nükleer Tıp AD, Denizli GİRİŞ: Fonksiyonel adrenal kitleler, semptomatik bulgulara dayalı olarak veya rastlantısal olarak saptanabilir. Hastalar komşu yapılara invazyon nedeni ile veya hormonal değişiklikler sonucu ortaya çıkan semptomlar ya da kitle etkisi nedeni ile kliniğe başvururlar. Biz, adrenal kortikal ve medüller lezyonu nedeni ile I-131-metaiyodobenzilguanidin (MIBG) ve deksametazon süpresyonu eşliğinde I-131-norkolesterol (NP-59) sintigrafisi çekilmiş hastalarımızı ve bu hastaların 5 yıllık surveylerini kapsayan tecrübelerimizi yayınlamayı amaçladık. METOD: Son 5 yıl içinde, 7 hasta (1K, 6E) adrenokortikal adenom, 6 hasta (2E,4K) feokromasitoma ve 3 hasta (3K) paraganglioma ön tanısı ile toplam 16 hasta bölümümüze adrenal sintigrafileri çekilmek üzere başvurdu. Feokromasitoma için yaş aralığı 26-60 yaş, paraganglioma için 30-54 yaş, adrenokortikal adenom için 33-67 yaş idi. Sintigrafi öncesi tüm hastaların batın ultrasonografileri (USG) ve bilgisayarlı tomografileri (BT) çekilmiş ve biyokimyasal testlerle fonksiyone / nonfonksiyone adrenal kitle olduğu ispatlanmıştı. Çalışma öncesi tüm hastalardan onam formu alındı. Adrenal medulla sintigrafisi için 37 MBq I-131-MIBG ve adrenal korteks görüntüleme için dexametazon süpresyonu altında 37 MBq I-131-NP59 IV uygulandı. Böbrek lokalizasyonu için simultane Tc-99m-DMSA posterior abdomen görüntüsü alındı. Sintigrafik tanının sonrasında adrenal lezyonları büyük (>1 cm) olan 12 hastaya unilateral adrenalektomi uygulandı. Opere edilemeyen olgulara ince iğne aspirasyon biyopsisi (İİAB) uygulandı. BULGU: Ameliyat ve biyopsi sonrasında kesin patoloji sonuçlarına göre ameliyat edilen grupta 4 hasta feokromasitoma, 3 hasta paraganglioma, 5 hasta unilateral kortikal adenom ve İİAB yapılan grupta 1 hasta unilateral fokal nodüler kortikal hiperplazi, 1 hasta unilateral mikroskopik kortikal hiperplazi, 1 hasta feokromasitoma ve diğer hasta da nonfonksiyone medüller tümör tanısı aldı. Ameliyata giden hastalardan 1 tane feokromasitoma hastası dışında tamamı postop kemoterapi aldılar. Biyopsi sonucu feokromasitoma tanısı alan olguya medikal tedavi uygulandı; diğerleri tedavisiz izleme alındı ve kitle açısından takipte. Beş yıllık takipleri sonucunda hastaların metastaz ve/veya lokal rekürrensleri bulunmadığı ve sorunsuz olarak hayatlarına devam ettikleri saptandı. TARTIŞMA ve SONUÇ: Adrenal tümörün lokalizasyonu, yaygınlığı ve anatomik bilgisi çeşitli radyolojik ve radyonüklidik görüntüleme yöntemleri ile sağlanabilmektedir. Manyetik rezonans ve BT gibi yüksek rezolüsyonlu görüntüleme yöntemleri adrenal bezlerin mükemmel görüntülenmesini sağlar ve şüpheli adrenal bez hastalığının değerlendirilmesinde ilk basamak görüntüleme yöntemleridir. Ancak, lezyonun fonksiyonu hakkında bilgi vermediğinden tanıda yeterli değildir. Biyokimyasal testler fonksiyon hakkında yardımcıdır. Son test olarak sintigrafi yöntemi adrenal kitlelerin fonksiyonlarının değerlendirilmesine olanak verir; korteks ve medulla lezyonlarının değerlendirilmesi için en uygun yöntemdir. Radyonüklid görüntülemenin en büyük avantajları yüksek spesifitesi ve tek enjeksiyonla, tek çekimde tüm vücut tarama yapılabilmesidir. Ayrıca, cerrahi sonrası takipte skar dokusu, metalik klips gibi artefaktlardan etkilenmez ve fonksiyonel hücre gruplarını gösterir. Bu çalışmada, adrenal kitle ve semptomları olan hastalarımızın klinik ve sintigrafik verilerini, tanı yöntemlerini, tedavilerini ve son 5 yıllık surveylerini inceledik. Kendi laboratuvarımızın fonksiyonel veya nonfonksiyonel adrenal kitlelerdeki duyarlılığını retrospektif olarak araştırdık. Sonuçta, tüm fonksiyonel adrenal kitle lezyonlarını görüntüleyebildiğimizi saptadık. Anahtar Kelimeler: Adrenal medulla, adrenal korteks, I-131 MIBG sintigrafisi, I-131-NP59 sintigrafisi Anahtar Kelimeler: PET/BT, paravenöz enjeksiyon, FDG mikroemboli Turk J Nucl Med 2007, 16 85

P-4 HODGKİN LENFOMA VE LUPUS VULGARİS TANILI HASTADA PET/BT BULGULARI Eser Kaya (1), Metin Halac (2), Selda Yılmaz (2), Kerim Sönmezoglu (2), Sait Sager (2), İlhami Uslu (2) 1) Afyon Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi/ Nükleer Tıp AD, Afyonkarahisar 2) İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Nükleer Tıp AD, İstanbul GİRİŞ: Lupus vulgaris kırmızımsı-kahverengi ülsere nodüler lezyonlarla karakterize cilt tüberkülozudur. Bu çalışmada Hodgkin hastalığı tanılı ve kemoterapi sonrası kontrol PET incelemesinde lupus vulgaris lezyonlarında patolojik artmış FDG tutulumu izlenen bir olgu sunulmuştur. Olgu Sunumu: Yaklaşık bir yıl önce mediastinal lenfadenopati tespit edilen ve Hodgkin lenfoma tanısı alan 25 yaşındaki erkek hastaya 6 kür kemoterapi sonrası PET/BT çalışması yapıldı. Hasta en son kemoterapiyi PET çalışmasından 20 gün önce almıştı. Ayrıca hastada sağ ayak ve sol elde Lupus Vulgaris lezyonları mevcut olup antitüberküloz tedavi başlanmıştı. BULGU: PET/BT de her iki akciğer parankimi alt zonlarında tipik malignite düzeyine ulaşmayan ve enfeksiyöz proses ile uyumlu olabilecek hafifçe FDG tutan nodüler lezyonlar ve bilateral inguinal bölgede, reaktif olduğu düşünülen, hafifçe artmış FDG tutulumu gösteren lenf nodları görüldü. Servikal, mediastinal, aksiller ve intraabdominal lenfatik istasyonlarda patolojik sayılabilecek FDG tutan odak seçilemedi. Bunların yanında sol elde ve sağ bacak-ayakta cilt-cilt altı yumuşak doku yerleşimli yaygın artmış FDG tutulumu gösteren hipermetabolik lezyonlar ile sol uyluk ve sol bacakta hafifçe artmış FDG odakları izlendi. TARTIŞMA ve SONUÇ: Sol elde ve bilateral alt ekstremitede cilt-cilt altı hipermetabolik odaklar lupus vulgaris lezyonları ile uyumlu olarak değerlendirildi ve cilt tüberkülozunda FDG tutulumu vurgulandı. Anahtar Kelimeler: Hodgkin lenfoma, lupus vulvaris, PDG-PET P-5 GERÇEK TÜM VÜCUT GÖRÜNTÜLEMENİN FDG TÜMÖR GÖRÜNTÜLEMEYE KATKISI VAR MI? Mehmet Kitapçı (3), Elif Özdemir (1), Banu Yağmurlu (4), Aylin Baskın (2), Nisa Ünlü (4), Mehmet Ali Gürses (4) 1) Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi/Nükleer Tıp Kliniği, Ankara 2) Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi/ Nükleer Tıp Kliniği, Ankara 3) Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi/ Nükleer Tıp Kliniği, Ankara 4) Integra Görüntüleme Merkezi/ Radyoloji Bölümü, Ankara GİRİŞ: FDG PET görüntüleme pekçok malignitenin tanısı, evrelendirilmesi ve tedavi yanıtının değerlendirilmesi kullanılan bir görüntüleme metodudur. Rutin tüm vücut FDG PET görüntüleme kafa tabanından- uyluk orta kesimine kadar olan bölge görüntü alanına alınarak yapılır (TVG). Ancak skalp, beyin, ekstremite gibi görüntü alanı dışında kalan potansiyel lezyon alanları görüntü alanı bu şekilde değerlendirilemez. Gerçek tüm vücut görüntülemede (G-TVG) ise kafadan topuklara kadar tüm vücut alanları görüntü alanına girer. Bu çalışmada G-TVG, rutin TVG ile karşılaştırılarak olası katkısı değerlendirilmiştir. METOD: Aralık 2005- şubat 2007 tarihleri arasında bilinen primer bir tümör veya primeri bilinmeyen metastatik bir lezyon nedeniyle FDG PET/BT görüntüleme yapılan 192 (69 kadın- ort yaş: 56.5, 123 erkek-ort yaş: 58.3) onkolojik hasta çalışmaya dahil edildi. Tüm hastalara 16 kesitli PET/BT sistemi (Biograph 16- Siemens) kullanılarak verteksten topuğa kadar 8-10 yatak pozisyonu, her bir pozisyonda 3 dk emisyon görüntüleme olacak şekilde görüntüleme yapıldı. Normal tüm vücut görüntüleme bölgesi dışında kalan alanlarda bilinen tümörü veya metastazı olan hastalar çalışma dışı bırakıldı. BULGU: 192 hastanın 4 ünde rutin TVG alanlarının dışında metastaz saptandı. Malign melanomalı 2 hastada multiple yumuşak doku metastazı saptandı (sağ ayak, sağ diz, sağ uyluk distalinde). Küçük hücreli akciğer kanseri ve nöroblastoma olan 2 hastada ise distal femoral şaftta metastaz saptandı. G-TVG' n katkıda bulunduğu hasta oranı %2.08 olarak hesaplandı. TARTIŞMA ve SONUÇ: PET/BT görüntülemede standart görüntüleme protokolünün belirlenmesi önem taşımaktadır. Kılavuzlarda pekçok tümör tipinde tutulumun olduğu kafa tabanı- uyluk ortası arasında kalan bölgenin görüntülenmesinin yeterli olduğu belirtilmektedir. Bu çalışmada da G-TVG in az sayıda hastada katkısının olduğu saptanmış ve rutin kullanımına gerek olmadığı sonucuna varılmıştır. Ancak malign melanoma, akciğer ve meme kanserlerinde faydalı olabileceği düşünülmektedir. P-6 FDG PET TÜM VÜCUT GÖRÜNTÜLERİNDE NORMAL BT BULGULARI OLAN FOKAL ARTMIŞ FDG AKCİĞER TUTULUMLARININ DEĞERLENDİRİLMESİ Mehmet T. Kitapçı (1), Aylin Akbulut (2), Banu Yağmurlu (3), Nisa Ünlü (3), Mehmet Ali Gürses (3) 1) Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer/Tıp AD, Ankara 2) AGM Görüntüleme Merkezi, Ankara 3) İntegra Tıbbi Görüntüleme Merkezi, Ankara GİRİŞ: 2-[18F] floro-2deoksi-d-glukoz (FDG) pozitron emisyon tomografi (PET) soliter pulmoner nodüller, akciğerin primer ve sekonder kanserleri de dahil olmak üzere bir çok tümör tipine sahip hastaların tanısında ve tedavi cevabının değerlendirilmesinde önemli bir görüntüleme modalitesi olarak kabul edilmiştir. Ancak malign nitelik taşımayan çeşitli lezyonlarda da artmış FDG tutulumu gözlenebilmekte ve bu da olası yorumlama hatalarına yol açabilmektedir. Bu bildiride PET görüntülerinde akciğer parankiminde artmış FDG tutulumu gösteren fakat BT görüntüleri normal olan üç olgu tartışılacaktır. METOD: Biri over kanserli, biri meme kanserli olmak üzere iki kadın ve kolon kanserli bir erkek hasta olmak üzere toplam üç olgu ve kolon kanserli hastamızda 2 lezyon, diğer hastalarda birer lezyon olmak üzere 4 akciğer lezyonu incelendi. Tüm hastaların 4 ila 6 saatlik açlık sonrası kan şeker seviyeleri kontrol edilerek FDG enjeksiyonu yapıldı. PET BT çalışmasına kalvaryumdan uyluk orta kesimine kadar olan bölge dahil edildi. 0,144µCi/kg FDG enjeksiyonundan 60 dakika sonra başlanıldı. Enjeksiyon heparinize 20-22 kalibreli intraketten kan içeriği karıştırılmadan yapıldı ve sonrasında serum fizyolojik ile damar yolu yıkandı. BULGU: Üç vakada da FDG-PET görüntülerinde akciğer parankiminde fokal artmış FDG tutulumu gözlenmesine karşın, eşlik eden BT görüntülerinde herhangi bir patolojik görünüm izlenmedi. İlk vakamızda PET ve BT görüntülerinde izlenen diskordans nedeniyle hastaya BT kontrolü önerildi. Üç ay sonrasında yapılan kontrol BT çalışmasında malignite düşündüren bulgu izlenmedi. Sonraki iki vakada da aynı şekilde PET görüntülerinde akciğer parankiminde artmış FDG akümülasyonu gösteren soliter odak bulunmasına karşın, eşlik eden BT görüntüleri normaldi. İlk vakanın kontrol BT görüntülerinin de normal bulunması üzerine diğer iki vakamız 9. ve 14. aylarda klinik olarak takip edildi ve takiplerinde herhangi bir patoloji saptanmadı. TARTIŞMA ve SONUÇ: Artmış FDG tutulumuna eşlik eden BT görüntülerinde herhangi bir patolojinin izlenmemesi, paravenöz enjeksiyon sonrası enjeksiyon bölgesindeki endotelyal hasara sekonder tromboz oluşumu akciğerin distal alanlarında mikroemboliye sekonder olabilmektedir. FDG PET görüntülerinde akciğer parankimindeki fokal artmış FDG akümülasyonunun tek başına PET görüntülerinin değerlendirilmesi ile malign akciğer kitlelerinden ayrımı her zaman mümkün olmamaktadır. Bu durumlarda FDG PET görüntülerinde izlenen artmış FDG tutulum alanlarının eşlik eden BT görüntülerinin de değerlendirilmesi ile yanlış pozitifliklerin azaltılabileceği düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Akciğer, mikroemboli, yanlış pozitif, FDG PET Anahtar Kelimeler: Gerçek tüm vücut görüntüleme, FDG PET/BT 86 Turk J Nucl Med 2007, 16

P-7 PET / BT DE GEÇ FAZ GÖRÜNTÜLEME İLE SAPTANABİLEN EPİTELİAL HEMANJİOENDOTELİOMA OLGU SUNUMU Burcu Esen Akkaş (2), Mehmet T. Kitapçı (1), Mehmet Ali Gürses (3), E.Nisa Ünlü (3) 1) Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp Bölümü ve İntegra Görüntüleme Merkezi, Nükleer Tıp Bölümü, Ankara 2) S.B.Dr.Abdurrahman Yurtaslanı Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Nükleer Tıp Bölümü ve İntegra Görüntüleme Merkezi Nükleer Tıp Bölümü,Ankara 3) İntegra Görüntüleme Merkezi, Radyodiagnostik Bölümü, Ankara GİRİŞ: F18 FDG PET / BT incelemesi ile malign lezyonların beningenflamatuar patolojilerden ayrımında geç dönem görüntülemenin önemi bilinmektedir. Bu sunumun amacı nadir görülen bir tümör tipi olan epitelial hemanjiendotelioma (EHE) olgusunda PET /BT bulgularını tanımlamak ve karaciğer lezyonlarının saptanmasında geç dönem görüntülemenin önemini vurgulamaktır. METOD: Olgu: Karaciğerde bulunan iki adet kitleden alınan biopsi ile malign epitelyal tümör metastazı tanısı alan hastaya primer tümörün lokalizasyonu amacıyla PET/BT incelemesi yapıldı. BULGU: 60. dakikada alınan tüm vücut PET/BT görüntülerinde karaciğerde izlenen 2 adet hipodens lezyonda FDG tutulumu gözlenmedi. 3. saatte PET/BT incelemesi tekrarlandığında kitleler orta kesimlerinde hipometabolik bir alan içeren, periferik kısımlarında bant tarzında patolojik FDG tutulumu gösteren lezyonlar şeklinde izlendi. Bulgular malign mezenşimal tümör tanısını desteklemedi ve patoloji preparatları yeniden incelendiğinde hastanın tanısı EHE olarak değişti. TARTIŞMA ve SONUÇ: Epitelial hemanjioendotelioma genellikle ekstremitelerde, daha az sıklıkla akciğer, karaciğer ve kemiklerde görülen, nadir görülen vasküler orijinli bir tümör tipidir. Biyolojik davranışı hemanjiom ile anjisarkom arasında değişmektedir. Karaciğerdeki lezyonlarda patolojik tutulumun 60. dakikada alınan rutin PET/BT görüntülerinde değil de 3. saatte alınan görüntülerde gözlenmesi tümörün biyolojik davranışının bu olguda yavaş seyirli olmasıyla açıklanabilir. Bazı malignitelerde rutin zamanlı PET/BT incelemesi tümörün biyolojk davranışı nedeniyle yanlış negatif sonuç verebilir. PET/BT ile karaciğer lezyonlarının değerlendirilmesinde geç faz görüntüleme incelemenin duyarlılığını ve doğruluğunu artırmakta, özellikle rutin görüntülerde tutulum göstermeyen lezyonların doğru değerlendirilmesinde önemli rol oynamaktadır. Anahtar Kelimeler: PET/BT, karaciğer, geç faz, epitelyal hemanjioendotelioma P-8 VAKA SUNUMU: EKTOPİK ACTH SENDROMUNA SEBEP OLAN BRONŞİAL KARSİNOİD TÜMÖRDE IN-111 PENTETREOTİD SPECT TETKİKİNİN ÖNEMİ VE F18-FDG PET/BT DE ARTERİOVENÖZ MALFORMASYON BULGUSU VEREN HASTA Ayşin Öge (2), Ebru Tanı Acar (3), Alper Yüksel (4), Hakan Koparal (1), Yusuf Duman (1) 1) Anatolia PET/BT Görüntüleme Merkezi, İzmir 2) Kent Hastanesi / Endokrinoloji Bölümü, İzmir 3) Kent Hastanesi / Nükleer Tıp Bölümü, İzmir 4) Kent Hastanesi / Radyoloji Bölümü, İzmir GİRİŞ: Ektopik ACTH ayırıcı tanısıyla tetkik edilmekte olan, F18-FDG negatif, PET/BT ve toraks BT de arteriovenöz malformasyon bulgusu veren ve In-111 pentetreotid tüm vücut tarama (TVT) ve SPECT tetkikleriyle tanı konan, operasyon sonrası bronşial karsinoid tanısı alan hastanın imajlarını paylaşmak ve literatürü tartışmak amaçlanmıştır. METOD: 30 yaşında, erkek, ayaklarda ve tüm vücutta belirgin ödem, ayaklarda kızarıklık ve ısı artışı, eritematöz lezyonlar, genel durum bozukluğu, ciddi halsizlik ve ayakta duramama, şiddetli baş ağrısı, bulantı şikayetleri olan ve yapılan tetkiklerinde hipokalemi, hiperglisemi ve hipertansiyon tesbit edilen hastanın fizik muayenesinde TA: 180/100 mm Hg, pretibial ödem +++/+++, ellerde ödem, bacaklarda ve gövdede mor, erguvani strialar, kurbağa karın ve buffalo hump belirtisi, genel durum bozukluğu, ay dede yüz bulguları saptanmıştı. BULGU: Yapılan tetkiklerinde bazal kortizol seviyesi 31.92 ug/dl (N:2-25ug/dl), ACTH: 250 pgr /ml (N:10-60pgr/ml) saptanması üzerine ektopik ACTH sendromu öntanısıyla yapılan hipofiz MRG normal, sürrenal MRG si normal bulunmuştu. Toraks BT si sağ akciğer üst lob anterior segmentte plevraya yakın lokalizasyonlu, 2 cm uzunluğunda, 7 mm genişliğinde, gerek morfolojisi gerek BT bulguları ufak AV malformasyon ile uyumlu lineer dansite değişliği dışında normal sınırlarda Toraks BT incelemesi şeklinde rapor edilmişti (şekil1). Tüm vücut PET/BT taramasında ise toraks BT de tanımlanan AVM ile uyumlu odak ve negatif FDG tutulumu bildirilmişti (şekil 2). Hastaya ileri tetkik olarak In-111 pentetreotid TVT ve SPECT tetkiki uygulandı. 6 mci In-111 pentetreotid in IV uygulanışını takiben 4. ve 24. saatlerde MİE Diacam Scintron 6 tek başlı gama kamerada 600sn spot planar imajlama ve 30sn/60 projeksiyon 360 derece SPECT protokolünde imajlama yapıldı. Sağ hemitoraksta; muhtemelen akciğer parankimi içerisinde, 4. saatte belirgin düzeyde ve 24. saatte artan düzeyde - fokal nitelikte radyofarmasötik akümülasyonu gösteren odak izlendi (şekil 3-4). Tanımlanan odak F18-FDG PET/BT ve toraks BT sinde AVM bulgusu veren odakla uyumlu yerleşimdeydi. Hastaya sağ akciğer üst lobektomi uygulandı ve patoloji sonucu arteriovenöz malformasyon zemininde karsinoid tümör olarak rapor edildi. Patolojik olarak tümörde somatostatin reseptörleri pozitifti. Postoperatif dönemde hastanın ACTH ve bazal kortizol seviyeleri normale döndü. Postoperatif 6. ayda yapılan In-111 pentetreotid TVT ve SPECT tetkiki normal sınırlarda bulundu. TARTIŞMA ve SONUÇ: Ektopik ACTH sendromu kliniği bulunan bir hastada ayırıcı tanıda karsinoid tümörü göz önünde bulundurmak önemlidir. Karsinoid tümörler yaklaşık %80 vakada bronşial yerleşim gösterirler ve tanı koyabilmek ve imajlama birçok disiplinin bir arada çalışmasını gerektirir. Literatürde karsinoid tümör görüntülenmesi için BT yi ön planda öneren yayınlar bulunduğu gibi (1), somatostatin reseptör sintigrafisinin daha değerli olduğunu bildiren birçok çalışma ve vaka yayınları da mevcuttur (2,3,4,5). Karsinoid tümörler düşük metabolizmalı tümörler olduğu için F18-FDG tutulumunun negatif olması ise beklenen bir bulgudur ve somatostatin reseptör görüntülenmesinin F18-FDG den daha üstün olduğu bilinmektedir. Tüberküloz, sarkoidoz gibi granülomatöz hastalıklar, inflamatuar hastalıklar, pnömoni, Graves hastalığı, postoperatif dönem vb. diğer klinik durumlar yalancı pozitif somatostatin reseptör görüntülenmesinin sebepleri arasındadır. Ancak literatürde AVM nedeniyle yalancı pozitifliğe rastlanmamıştır. Yalancı pozitifliklerde radyofarmasötik (RF) akümülasyonunun zaman içerisinde azalma göstermesi beklenmektedir. Bu vakada ilginç olan karsinoid tümörün AVM zemininde lokalize olmasıdır. Karsinoid tümör tanısında somatostatin reseptör görüntülenmesi, özellikle anatomik görüntüleme metodlarıyla tanı konulamayan hastalarda ön plana geçmekte ve önem kazanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ektopik ACTH Sendromu, Bronşial Karsinoid Tümör, Somatostatin reseptör görüntüleme, Arteriovenöz malformasyon, F-18 FDG PET/BT P-9 SAĞ HEMİTORAKSTA DİFFÜZ AKCİĞER METASTAZINI TAKLİT EDEN I-131 TUTULUMU-OLGU SUNUMU Güler Tan (1), Burcu Esen Akkaş (1), Gülin Uçmak Vural (1) 1) S.B.Dr.Abdurrahman Yurtaslanı Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi/Nükleer Tıp Bölümü, Ankara GİRİŞ: Gastrointestinal sistemde I-131 fizyolojik dağılım gösterir. Bu sunumda gastroözefageal, gastrointestinal patolojilere anatomik değişikliklere sekonder I-131 in fizyolojik dağılımının varyasyon gösterebildiğini bir hasta örneği ile vurgulamak amaçlanmıştır. METOD: Olgu: 40 yaşında bayan hasta. Tiroid papiller ca nedeniyle totale yakın tiroidektomi + tamamlayıcı tiroidektomi ve sonrasında 100 mci I- 131 ablasyon tedavisi verildi. BULGU: Olgu: 40 yaşında bayan hasta. Tiroid papiller ca nedeniyle totale yakın tiroidektomi + tamamlayıcı tiroidektomi ve sonrasında 100 mci I- 131 ablasyon tedavisi verildi. Hastanın rutin yıllık kontrolünde fizik muayenede patolojik bulgu saptanmadı. Lab bulguları: TSH>100, Tg: 0.2, ATG<2.2 idi. I-131 taramasında sağ hemitoraks boyunca bazalden superiora doğru uzanım gösteren aktivite tutulumu gözlendi. PA- Akciğer grafisinde sağ parakardiyak alanda düzensiz dansite izlendi. Tarama, akciğer grafisi ve laboratuar bulguları birlikte değerlendirildiğinde sağ hemitoraksta tek taraflı diffüz akciğer tutulumunu taklit eden I-131 tutulumu öncelikle tiroid papiller ca metastazı ile uyumlu olarak değerlendirilmedi. Hastanın hikayesi yeniden sorgulandığında tamamlayıcı tiroidektomi operasyonu sırasında iatrojenik özefagus hasarı geliştiği ve mide- özefagus onarımı yapıldığı öğrenildi. Sağ üst kadrandan başlayarak sağ hemitoraks boyunca superiorda oral kaviteye kadar uzanan I-131 tutulumu geçirilmiş operasyona sekonder fizyolojik gastroözefageal aktivite olarak değerlendirildi. Sonuç: Diferansiye tiroid kanserlerinde ablasyon sonrası düşük Tg düzeyi ile takip edilen hastalarda kontrol I-131 taramalarında izlenen I-131 tutulumlarının değerlendirilmesinde anatomik varyasyonlar gözönünde bulundurulmalıdır. TARTIŞMA ve SONUÇ: Diferansiye tiroid kanserlerinde ablasyon sonrası düşük Tg düzeyi ile takip edilen hastalarda kontrol I-131 taramalarında izlenen I-131 tutulumlarının değerlendirilmesinde anatomik varyasyonlar gözönünde bulundurulmalıdır. Anahtar Kelimeler: Diferansiye tiroid ca, I-131, yalancı akciğer tutulumu Turk J Nucl Med 2007, 16 87

P-10 DİFERANSİYE TİROİD KANSERİ OLGUSUNDA TAKİPTE GELİŞEN PARATİROİD ADENOMU Burcu Esen Akkaş (1), Güler Tan (1), Gülin Uçmak Vural (1) 1) S.B.Dr.Abdurrahman Yurtaslanı Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi/Nükleer Tıp Bölümü, Ankara GİRİŞ: Diferansiye tiroid kanserine eşlik eden primer hiperparatiroidizm nadir karşılaşılan bir klinik tablodur. Bu sunumun amacı diferansiye tiroid kanseri olgularının operasyon ve ablasyon sonrası takiplerinde kalsiyum metabolizmasının takibinin önemini vurgulamaktır. METOD: Olgu: 42 yaşında erkek hasta. 2002 yılında papiller tiroid karsinomu (foliküler varyant) nedeniyle total tiroidektomi ve I-131 ablasyon tedavisi aldı. BULGU: Yıllık rutin takiplerinde hastalıksız, supresyonda izlenirken ( I-131 tüm vücut taramaları negatif ve Tg <0.1, Ca:N ) operasyondan 4 yıl sonra rutin kontrolünde: - Fizik muayenede boyunda sağ lob lojunda yaklaşık 1.5 cm çaplı kitle ele geldi. - Lab: TSH: 0.2, Tg:0.3, ATG<2.2, Ca: 11.5 - Boyun USG: Tiroid bezi sağ lob lojunda 20x12x7 mm heterojen karakterli hipoekoik nodüler lezyon. Rekürrens? - Tc99m- MİBİ tarama: tiroid bezi sağ lob loju alt kesime uyan alanda 2. saat görüntülerinde belirginleşen fokal aktivite akümülasyonu. I-131 tüm vücut taraması normal, hastalıksız takipte, düşük Tg ve Atg düzeyi ile izlenen olgumuzda tiroid lojunda palpasyonda ele gelen ve Tc99m-MİBİ tutulumu gösteren kitlenin primer malignensinin rekürrensinden ziyade paratiroid adenomu olduğunu düşünüp cerrahiye yönlendirdik. Post-op patoloji sonucu paratiroid adenomu olarak rapor edildi. Operasyon sonrası Ca düzeyleri normal sınırlara geriledi. TARTIŞMA ve SONUÇ: Medüller tiroid kanserli hastalarda paratiroid adenomu varlığı multipl endokrin neoplaziler başlığı altında tanımlanmış, sık karşılaşılan bir klinik durumdur. Diferansiye tiroid kanserlerinde ise paratiroid patolojileri ender olmakla birlikte literatürde ve cerrahi sonrası patoloji raporlarında bildirilmiştir. Bizim olgumuzda ise sıradışı olan konu hiperparatiroidizm kliniğinin primer tiroid malignitesinden yıllar sonra hastanın takibinde karşımıza çıkmasıdır. Bu olgu, kalsiyum düzeylerinin kontrollerinin yalnızca tiroid cerrahileri sonrası karşımıza çıkabilecek iatrojenik hipoparatiroidi için değil aynı zamanda sonradan bulgu verebilecek hiperparatiroidi açısından da gerekliliğine örnektir. Anahtar Kelimeler: Diferansiye tiroid ca, paratiroid adenomu P-11 NÜKS YA DA METASTAZ ŞÜPHESİ OLAN DİFERANSİYE TİROİD KANSERLİ HASTALARDA TSH SUPRESYONUNDA TİROGLOBULİN DEĞERLERİ İLE F-18 FDG TUTULUMUNUN KARŞILAŞTIRILMASI Gülin Uçmak Vural (1), Nur Erçakmak (1), Sait Aslan (1), Celaleddin Sasani (1), Burcu Esen Akkaş (1) 1) S.B.Dr.Abdurrahman Yurtaslanı Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi/Nükleer Tıp Bölümü, Ankara GİRİŞ: F-18 FDG PET çeşitli kanser türlerinde artmış glukoz metabolizmasını göstermede oldukça etkin olarak kullanılmaktadır. PET /BT nin diferansiye tiroid kanserlerinde (DTK), I-131 negatif, Tiroglobulin (Tg) pozitif vakalarda nüks/metastaz saptamadaki tanısal değeri ve tedavitakip kararına katkısı günümüzde iyi bilinmektedir. Retrospektif olarak yapılan çalışmanın amacı, TSH supresyonunda Tg >1 ng/ml ve <1 ng/ml değerlerinde F-18 FDG tutulumunu değerlendirmekti. METOD: Çalışmamızda, takiplerinde TSH stimülasyonunda Tg değerleri yüksek (>10 ng/ml), I-131 tedavi dozu taramalarında belirgin aktivite tutulumu izlenmeyen ve rutin radyolojik tetkiklerinde non-spesifik bulgular gösteren, dış merkezlerde PET/BT çalışması yapılmış olan 20 hasta [(11 erkek, 9 kadın, ortalama yaş 59 ± 16 (27-79)] değerlendirildi. PET /BT çalışmaları sırasında hastalar TSH supresyonunda idi. Hastaların histopatolojik tanıları; 2 hurthle hücreli ca, 3 folliküler ca, 14 papiller ca, 1 papiller-medüller ca, takip süreleri 3 yıl- 29 yıl arasında idi. PET / BT sonuçları TSH supresyonunda (<0.01 IU/ml) ölçülen Tg değerleri ile karşılaştırıldı. TSH supresyonunda 11 hastada Tg >1 ng/ml, 9 hastada Tg <1 ng/ml idi. BULGU: 20 hastanın 13 ünde (% 65) patolojik F-18-FDG tutulumu izlendi. F-18 FDG tutulumu pozitif izlenen 11 hastanın tümünde (% 100) supresyonda Tg >1 ng/ml (8-875 ng/ml) olduğu görüldü. Bu hastaların 3 ü opere edildi ve metastaz saptandı. 8 hasta RT ve /veya medikal onkolojiye sevk edildi. Buna karşın Tg <1ng/ml olan 9 hastanın 2 sinde (% 22) F-18 FDG tutulumu olduğu dikkati çekti. F-18 FDG tutulumu olan 1 hastada TSH stimulasyonunda Tg 90-100 ng/ml ve diğer hastada Tg 40-57-20 ng/ml idi. Hastalara operasyon kararı alındı. F-18 FDG tutulumu olmayan 7 hasta TSH supresyonunda rutin klinik takipte kaldı. TARTIŞMA ve SONUÇ: TSH supresyonunda Tg değerleri 1 ng/ml nin üzerinde olan hastaların tümünde bulgu veren F-18 FDG PET/BT nin tedavi kararına katkısı değerli bulundu. Bununla birlikte Tg değerleri 1 ng/ml nin altında olan hastaların çoğunda F-18 FDG PET/BT negatif gözlenirken, % 22 oranında F-18 FDG PET/BT ile tümoral odak saptandığı ve klinik gidişte önemli katkı sağladığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Diferansiye tiroid kanserleri, FDG, PET/BT, Tiroglobulin, I-131 tarama P-12 NEDENİ BİLİNMEYEN ATEŞ İÇİN İNCELENEN HASTADA BÜYÜK DAMAR ARTERİTİNE BAĞLI YAYGIN AORTİK F-18 FDG TUTULUMU Nuh Hakan Temiz (1), Gökçen Kantürk (1), Mustafa Bülent Ünalan (2) 1) Metropolitan Florence Nightingale Hastanesi/Nükleer Tıp Bölümü, İstanbul 2) Metropolitan Florence Nightingale Hastanesi/İç Hastalıkları Bölümü, İstanbul GİRİŞ: Nedeni bilinmeyen ateş etyolojisinin aydınlatılmasında kullanılan mevcut yöntemler içerisinde F-18 FDG PET görüntülemesi erken dönemde sağlayabildiği veriler nedeniyle ön plana çıkmaktadır. Giderek artan sayıda veri PET/BT uygulamasının tercih edilecek yöntem olduğunu ortaya koymaktadır. Nedeni bilinmeyen ateş etyolojisinde malignite ve enfeksiyonlar dışında nonenfeksiyöz enflamatuvar hastalıklar önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle nonenfeksiyöz enflamatuvar hastalıklar içinde yer alan büyük damar vaskulitlerinin F-18 FDG tutulumu göstermesi, bu hastalıkların tanılandırılması ve yaygınlıklarının saptanmasında önemli katkı sağlayabileceğini düşündürmektedir. Nedeni bilinmeyen ateş nedeniyle F-18 FDG PET/BT görüntülemesi yapılan olguda yaygın büyük damar vaskulitinin tanılandırılması mümkün olmuştur. METOD: 61 yaşında bayan olgu, 4 aydır devam etmekte olan nedeni açıklanamayan ateş, atipik retrosternal ağrı ve kilo kaybı sebebiyle F- 18 FDG PET/BT görüntülemesine yönlendirildi. Görüntüleme öncesi hastanın akut faz reaktanlarından ESR: 105 mm/saat, hscrp:101 olduğu tespit edildi.yaklaşık 8 saatlik açlık ile kliniğimize gelen olgunun kan şekeri 92 mg/dl olarak ölçüldü. Olguya 12 mci F-18 FDG sağ koldan intravenöz olarak enjekte edildi. Radyotracer verildikten 60 dakika sonra Siemens Biograph Sensation 16 Slice scanner ile kafa tabanından uyluk orta kısmına kadar 7 yatak pozisyonunda PET ve BT görüntüleri alındı. BT, yer belirleme ve atenüasyon düzeltilmesi için kullanıldı. BULGU: Nedeni bilinmeyen ateş endikasyonuyla F-18 FDG PET/BT görüntülemesi yapılan olguda asendan aorta, aortik ark, desenden aorta, abdominal aorta ve ana iliak arterlerin çeperlerinde yoğun F-18 FDG tutulumu olduğu saptandı. Diğer vücut alanlarında patolojik FDG akümülasyonu izlenmedi. Klinik veriler ve görüntüleme bulguları ışığında olgu, büyük damar vaskuliti tanısı ile standart prednizolon ve metotreksat tedavisine alındı. Tedavi sonucu olgunun semptomlarında dramatik düzelme ve beraberinde akut faz reaktanlarında normale dönüş sağlandı. TARTIŞMA ve SONUÇ: Bir inflamatuvar süreç olan büyük damar vaskülitlerinde FDG tutulumunun gözlendiği 1980 li yıllardan beri bilinmektedir. Dev hücreli arterit (DHA) ve Takayasu arteriti (TA) olan hastalardan elde edilen veriler F-18 FDG PET görüntülemesinin duyarlılığının %77-92, özgüllüğünün ise %89-100 civarında olduğunu göstermektedir. Yapılan çalışmalar bu hastalarda PET görüntülemesinin MR görüntülemesine göre daha duyarlı olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle atipik DHA ve ekstratemporal TA vakalarında erken tanı açısından PET büyük potansiyel taşımaktadır. Daha küçük lezyonların görüntülenebilmesine ve daha kesin anatomik konumlandırmaya olanak sağlayabilecek PET/BT çalışmaları, hastalık tanı, yaygınlık değerlendirmesi ve tedaviye yanıtının takibinde daha da büyük faydalar sağlayabilecektir. Sunduğumuz bu vaka, bu alandaki veri birikimine bir katkı olarak değerlendirilmelidir. Anahtar Kelimeler: FDG, PET/BT, Vaskülit, Arterit, Nedeni bilinmeyen ateş 88 Turk J Nucl Med 2007, 16

P-13 CHİLİADİTİ SENDROMU Derya Farşidfar (1), Kemal Attila (3), Mukadder Sevük (3), Erol Atilla (3), Farşid Farşidfar (2) 1) Adana Numune Eğitim Araştırma Hastanesi/Nükleer Tıp Bölümü, Adana 2) Adana Numune Eğitim Araştırma Hastanesi/Kardiyoloji Bölümü, Adana 3) Sistem Tıp Merkezi, Adana GİRİŞ: Chiliaditi sendromu anatomik bir anomali olarak kolonun (genellikle transvers kolon veya hepatik fleksura ) veya ince barsakların karaciğer ve diyafragma arasına yer değiştirmesiyle karakterize tesadüfen görülen bir durumdur. Hepatodiyafragmatik interpozisyon oldukça nadir bir durum olup genel popülasyonda %0.003-0.025 arasında görülür. İnsidansı yaşla artar, erkek/kadın oranı 4/1 dir. OLGU: Halsizlik, bulantı, kusma, dispne, göğüs ağrısı ve ileri derece kilo kaybı şikayetleri ile doktora başvuran 71 yaşında bayan hastanın çekilen kontrastsız toraks BT incelemesinde sağ akciğer üst lobda iki adet nodül saptanması üzerine malignite şüphesi ile hastadan PET/BT tetkiki istenmiştir. Hastanın PET/BT görüntülerinde sağ akciğer üst lobda 13 18mm ve 10 18mm çaplarında nodüller izlendi. Fakat nodüllere uyan alanda patolojik FDG tutulumu saptanmadı (sırasıyla SUDmax değerleri: 2.1 ve 1.9). Aynı zamanda tüm vücut (kafatabanı-üst uyluk) PET gürüntülerinde normal fizyoloji dışında FDG tutulumu gösteren patolojik-hipermetabolik herhangi bir odak izlenmedi. Ancak BT kesitleri dikkatlice incelendiğinde sağ diafragmanın yüksek pozisyonda oldugu kolon hepatik fleksurası ve bazı intestinal segmentlerin diafragma ile karaciğer arasında lokalize olduğu saptandı ve bu durum raporda belirtildi. Bunun üzerine hastanın opere edildiği ve Paramedian laparatomi insizyonu ile batına girildiği kolonun yapışıklıklardan ayrılıp normal anatomik pozisyonuna getirildiği öğrenildi. 5 aydir takipte olan hastanın kontrollerinde mevcut şikayetlerinin kaybolduğu, normal kilosuna ulaştıgı ve kontrol toraks BT''''sinde mevcut nodüllerde herhangi bir değişiklik saptanmadığı öğrenildi. TARTIŞMA ve SONUÇ: Kolonun hepatodiyafragmatik interpozisyonu asemptomatik olduğunda sıklıkla klinik olarak bir önemi olmadığı düşünülmektedir (Chiliaditi görünümü). Ancak semptomatik olgularda "Chiliaditi sendromu" malign bir hadiseyi taklit edebilir. Bu nedenle malignite araştırması yapılan olgularda PET/BT görüntüleri değerlendirilirken bu gibi nadir görülen durumunda gözönünde bulundurulması gerektiği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Chiliaditi sendromu, PET/BT P-14 SARKOİDOZDA PET/BT Derya Farşidfar (1), Kemal Attila (2), Mukadder Sevük (2), Erol Atilla (2) 1) Adana Numune Eğitim Araştırma Hastanesi/Nükleer Tıp Bölümü, Adana 2) Sistem Tıp Merkezi, Adana GİRİŞ: Günümüzde PET çekimleri için kullanılan FDG tümöre spesifik bir ajan degildir. Bu nedenle bronkoalveolar karsinom ve karsinoid tümörlerde olduğu gibi yalancı negatif sonuç verebileceği gibi aktif tüberküloz, sarkoidoz gibi enfeksiyöz- enflamatuar durumlarda ise yalancı pozitiflik gözlenebilir. METOD: Olgu 1; 68 yaşında akciğer ca şüphesi taşıyan erkek hastaya ve olgu 2; 60 yaşında malignite araştırma amacıyla PET/BT incelemesi istenen bayan hastaya uygun dozda FDG verilerek kafa tabanından üst uyluga kadar olan vücut bölgeleri PET/BT kamera sistemi (GE- Dıscovery) ile tarandı. PET görüntüleri iki nükleer tıp uzmanı; eş zamanlı BT görüntüleri ise iki radyoloji uzmanınca değerlendirildi. BULGU: Her iki olguda da bilateral hiluslardan başlayarak yama tarzında sınırları net ayırt edilemeyen retiküler formasyonda perifere doğru uzanım gösteren hipermetabolik alanlar izlendi (SUDmax degeri olgu 1 için: 7.1; olgu 2 icin: 12.4 idi). Ayrıca bilateral hiler ve mediastinal hipermetabolik lenfadenopatiler saptandı. BT görüntüleri incelendiğinde tanımlanan lokalizasyonlardaki bu görünümlerin Evre II-III sarkoidoz tutulum bulgularıyla uyumlu olduğu sonucuna varıldı. Takiplerinde her iki hastaya uygulanan doku biopsisinde de kazeifiye olmayan granülomların ve inflamatuar hücrelerin görülmesiyle sarkoidoz tanısı doğrulandı TARTIŞMA ve SONUÇ: Entegre PET/BT sistemlerindeki BT komponentinin doğru anatomik lokalizasyon tespitinde ciddi kolaylık sağlamasının yanısıra hastalıklardaki bazı karakteristik BT görünümleri sayesinde ayırıcı tanı açısından bize önemli ipuçları vermekte olup günümüzde PET/BT çifti hastalıklarda doğru tanıyı koyma yolunda rehberlik görevini mükemmel bir şekilde sürdürmektedir. Anahtar Kelimeler: FDG, Sarkoidoz, PET/BT P-15 DİŞLEK OVER TÜMÖRÜNDE PET/BT GÖRÜNÜMÜ Derya Farşidfar (1), Kemal Attila (3), Mukadder Sevük (3), Erol Atilla (3), Mahir Gülen (2) 1) Adana Numune Eğitim Araştırma Hastanesi/ Nükleer Tıp Bölümü, Adana 2) Adana Numune Eğitim Araştırma Hastanesi, Adana 3) Sistem Tıp Merkezi, Adana GİRİŞ: Teratoma germ hücreli tümörlerdendir. Teratom köken aldığı dokuya yabancı multipl dokular içeren embriyonel bir tümördür. Sinir dokusuna ait yapılar (ektoderm) adele, diş, kıkırdak ve kemik (mezoderm ); solunum ya da sindirim sistemi mukozasına ait yapılar ( endoderm ) bir teratomda bulunabilir. En sık gonadlarda, ikinci sıklıkta ise sakrokoksigeal bölgede görülürler. Teratoma tanısı radyolojik ve histopatolojik inceleme ile konulmakta olup over teratomu için PET/BT bulguları literatürde daha önce tanımlanmamıştır. METOD: Sağ overdeki kitle nedeniyle opere olan 34 yaşındaki hastanın patoloji sonucunun granülosa hücreli tümör gelmesi üzerine hastaya uygun protokolde tedavi uygulanmış ve tedavi sonrası yeniden evreleme amacıyla PET/BT çekimi önerilmiştir. PET görüntülerinde sol adneksiyal bölgeye uyan bölgede hipermetabolik (SUDmax: 9.1) bir alan saptandı. Eş zamanlı BT görüntüleri incelendiginde de bu bölgeye uyan alanda normal morfoloji dışı kitlesel bir oluşum izlendi ve bu alan dikkatlice incelendiğinde ortasında dişe benzer kalsifiye bir odak ve çevresinde yag ve yumusak doku dansiteleri içeren lezyon izlendi. PET/BT sonucu ise sol over teratomu ile uyumlu rapor edildi. Takiplerinde hastanın tekrar opere olduğu ve histopatolojik inceleme sonucunda da mesoderm hucreleri izlenen materyel olarak rapor edildiği öğrenildi. TARTIŞMA ve SONUÇ: Her geçen gün PET/BT konusunda tecrubelerimizin artması ve BT'nin anatomik lokalizasyon rehberliğinin yanısıra tanısal anlamdada bize yol gosterici olması nedeniyle PET/BT bazı hastalıklarda patolojik tanıyı öngörme konusunda hızla ilerleme göstermektedir. Anahtar Kelimeler: PET/BT, Over teratomu, Teratoma P-16 NÜKS SERVİKS KANSERİ TANISINDA BOŞ-DOLU MESANENİN FDG PET/BT DE LEZYON BELİRLENMESİNE ETKİSİ Metin Halaç (1), Serap Nişli (1), Kerim Sönmezoğlu (1), Selda Yılmaz (1), Haluk Sayman (1), İlhami Uslu (1) 1) İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp AD, İstanbul GİRİŞ: FDG PET/BT birçok malignitede evreleme, tedavi yanıtının değerlendirmesi, rezidüel tümör dokusunun tespiti ve nüks saptanmasında yüksek doğrulukla kullanılmaktadır. Serviks tümörü gibi intrapelvik malignitelerin değerlendirmesinde fizyolojik mesane aktivitesi lezyonun değerlendirmesini olumsuz etkileyebilmektedir. Bu olgu sunumunda mesane boş ve dolu olmak üzere yapılan dual görüntülemenin etkisi sunulmuştur. METOD: Opere takipte serviks kanseri tanılı 41 yaşındaki kadın hasta nüksmetastaz araştırması amacıyla gönderildi. FDG enjeksiyonunun 60. dakikasında, hasta tuvalete gönderilerek boş mesane ile verteks-üst uyluk bölgesinin PET/BT görüntüleri alındı. Hastada oral kontrast kullanıldı, ancak iv kontrast kullanılmadı. BT görüntülemesi kraniyo-kaudal yönde, PET görüntülemesi ise kaudo-kraniyal yönde yapıldı. PET görüntülerinin değerlendirmesinde serviks loju düzeyinde üriner aktivite yoğunluğunda FDG tutulum odağı izlendi. Bu görünüm ilk planda serviks lojundaki nüks kitleyi düşündürmekte idi.bununla birlikte bu görünümün mesanedeki üriner uptake e bağlı olma olasılığı kesin olarak ekarte edilemedi. BULGU: Bunun üzerine FDG enjeksiyonunun 120. dakikasında hasta tekrar tuvalete gönderilerek lokal geç görüntüleme yapıldı. İlk görüntüler ile arada belirgin bir farklılık seçilmedi. Bu kez 180. dakikada dolu mesane ile 3. kez tekrar lokal görüntüleme yapıldı. Dolu mesane ile yapılan görüntülemede BT kesitlerinde mesane duvarı sol posteriyoru komşuluğunda yerleşimli, mesane içerisindeki sıvıya göre oldukça farklı dansitede kitlesel lezyon izlendi. PET imajlarında yoğun FDG tutulumunun eşlik ettiği bu kitlesel lezyon nüks tümör lehine değerlendirildi. TARTIŞMA ve SONUÇ: FDG-PET, kadın ve erkek genital sistemi kanserlerindeki lenf nodu ve uzak metastazları diğer konvansiyonel görüntüleme yöntemlerinde görülebilir değişimlerden daha önce ayırt edebilme kabiliyetine sahiptir. Boş mesaneyle yapılan görüntülemenin fizyolojik üriner FDG uptake i azaltarak, primer lezyonun ve bölgesel LAP ların ayırt edilmesine yardımcı olduğu bildirilmektedir. Bizim olgumuzda ise boş ve dolu olmak üzere yapılan dual görüntülemenin nüks lezyonun ayırt edilmesini kolaylaştırdığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: FDG PET, Serviks tümörü, Mesane aktivitesi Turk J Nucl Med 2007, 16 89

P-17 OVER KANSERLİ BİR HASTADA İNTERNAL HEMOROİDE BAĞLI REKTUMDA PATOLOJİK FDG TUTULUMU Hakan Demir (1), Metin Halaç (2), Kerim Sönmezoğlu (2), Sait Sağer (2), Haluk Sayman (2), İlhami Uslu (2) 1) Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi, Nükleer Tıp AD, Kocaeli 2) İstanbul Ünivesitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Nükleer Tıp AD, İstanbul GİRİŞ: Over kanserli hastaların takibinde özellikle tümör belirteçleri artmış olgularda nüks, metastaz saptamada F-18 FDG PET görüntülemenin yeri mevcuttur. Bu çalışmada opere ve takipte bir over kanserli olgunun PET/BT görüntüleri sunulacaktır. METOD: Over kanseri (seröz papiller adenokarsinom) nedeniyle 2004 yılında total abdominal histerektomi ve bilateral histerosalpingo-ooferektomi uygulanan 47 yaşındaki kadın hastada rutin takiplerde CA-125 yüksekliği (80 U/ml) saptanması üzerine PET/BT incelemesi yapılmıştır. 4 saat açlıkta intravenöz (iv) olarak 10 mci (370 MBq) F-18 FDG enjeksiyonu yapılan hastada 60 dakikalık bekleme süresi sonrasında verteks-üst uyluk bölgesinin incelemesi entegre PET/BT kamerası ile yapılmıştır. Oral kontrast ajan kullanılan, ancak iv kontrast madde uygulanmayan hastada BT görüntüleri anatomik lokalizasyon ve atenüasyon düzeltmesi amacıyla alınmıştır. BULGU: PET görüntüleri değerlendirildiğinde rektum bölgesinde yoğun FDG tutulumu dikkati çekmiştir. İnceleme alanına giren diğer tüm vücut bölümlerinde ise patalojik sayılabilecek FDG tutulumu seçilmemiştir. Bu durum ikinci primer rektal tümör açısından şüphe uyandırmıştır. Daha sonra yapılan rektal muayene ve rektoskopi ile hastada internal hemoroid saptanmış olup PET/BT de aynı bölgede gözlenen patolojik FDG tutulumunun buna bağlı olduğu sonucuna varılmıştır. TARTIŞMA ve SONUÇ: Alt gastrointestinal sistem kanserleri (rektum, kolon), jinekolojik kanserler (over, uterus) ve primeri bilinmeyen tümör olgularında rektum bölgesinde görülebilecek patolojik FDG tutulumları nüks, rekürrens, invazyon veya primer odak açısından şüphe uyandırabilir. Bu nedenle benzer FDG tutulumlarının fizik muayene endoskopi, gerekirse histopatolojik inceleme ile doğrulanması önerilir. Anahtar Kelimeler: PET/BT, over kanseri, internal hemoroid P-19 FDG PET/BT DE BÖBREKTE FİZYOLOJİK ÜRİNER UPTAKE OLARAK DEĞERLENDİRİLEN NON-HODGKİN LENFOMA OLGUSU Metin Halaç (1), Nurhan Ergül (1), Haluk Sayman (1), Ezgi Erdoğan (1), Kerim Sönmezoğlu (1), İlhami Uslu (1) 1) İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp AD, İstanbul GİRİŞ: FDG PET/BT birçok malignitede olduğu gibi lenfomalarda da evreleme, tedavi yanıtının değerlendirmesi, rezidüel tümör dokusunun tesbiti ve nüks saptanmasında yüksek doğrulukla kullanılmaktadır. PET/BT görüntülerinde fizyolojik üriner uptake özellikle genitoüriner sistem lezyonlarının değerlendirmesinde bazen güçlüklere neden olabilmektedir. Bu durum bazen üriner sistemdeki olası lezyonların yanlış negatif değerlendirmesine de neden olabilmektedir. Non-Hodgkin lenfoma tanısı ile takipte olan ve nüks araştırılan, sağ böbrekte izlenen yoğun FDG tutulumunun üriner uptake lehine değerlendirildiği olguyu tartışmak istedik. METOD: Ocak 2006 da sol akciğerdeki kitleden yapılan transbronşiyal biyopsi ile diffüz büyük hücreli B lenfoma tanısı alan 22 yaşındaki erkek hasta. Sonrasında 8 kür kemoterapi uygulanan hastaya Şubat 2007 tarihinde yapılan kontrol FDG PET/BT tetkikinde akciğerlerde ve inceleme alanının diğer kısımlarında patolojik sayılabilecek hipermetabolik odak seçilmedi ve olgu remisyonda kabul edildi. Ağustos 2007 tarihli kontrol batın BT tetkikinde ise sağ böbrek üst zon anteriorda 3.5x3.8x3 cm boyutlarında anterior kortekste yerleşimli kitle lezyonu saptandı. BULGU: Bunun üzerine tedavi öncesi yeniden evreleme amacıyla hastadan tedavi öncesi PET/BT tetkiki istendi. PET/BT görüntülerinin değerlendirmesinde sağ böbrek üst polde BT de tanımlanan kitleye uyan yoğun FDG tutulumu izlendi. Olgunun Şubat 2007 tarihli PET/BT görüntülerinin retrospektif değerlendirmesinde de bu lezyon yakın karakterde olduğu anlaşıldı. TARTIŞMA ve SONUÇ: FDG-PET lenfomlarda gerek nodal gerekse ekstranodal tutulumlarının gösterilmesinde başarılı bir yöntemdir. Yapılan araştırmalarda FDG PET in lenfomaların evrelemesini %44 e varan oranda değiştirdiği, tedavi yaklaşımını ise %62 lere varan oranlarda etkilediği gösterilmiştir. Bununla birlikte FDG nin fizyolojik atılım yolu olan üriner sistem aktivitesi sıklıkla genitoüriner sistem lezyonlarının değerlendirmesinde sorunlara yol açabilmektedir. Olgumuzda ise böbrekte izlenen yoğun FDG tutulumu sehven fizyolojik üriner uptake lehine değerlendirilmiştir. Bu durum göstermiştir ki, yalancı negatif sonuçlardan kaçınmak için aktif maddenin fizyolojik tutulum bölgelerindeki FDG birikimleri daha dikkatli olarak irdelenmelidir. Anahtar Kelimeler: FDG, PET/BT, Üriner uptake P-18 OLGU BİLDİRİSİ: NÖROENDOKRİN TÜMÖR NÜKSÜNÜN SAPTANMASINDA FDG-PET İN ROLÜ Selda Yılmaz (1), Metin Halaç (1), Kerim Sönmezoğlu (1), Ferahnaz Çınaral (1), Haluk Sayman (1), İlhami Uslu (1) 1) İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp AD, İstanbul GİRİŞ: FDG PET/BT birçok malignitede evreleme, tedavi yanıtının değerlendirmesi, rezidüel tümör dokusunun tespiti ve nüks saptanmasında yüksek doğrulukla kullanılmaktadır. Nöroendokrin tümörler ise FDG afinitesi düşük tümörler arasında yer almaktadır. Bu olgu bildirisinde FDG PET/BT ile lenf bezi metastazı tespit edilen nöroendokrin tümör tanılı bir hastayı sunarak, bu tümör grubunda FDG PET in rolünü tartışmayı amaçladık. METOD: 5 yıl önce kolorektal yerleşimli nöroendokrin tümör tanısı ile takipte olan 51 yaşında bayan hasta. Hasta Temmuz 2005 te desenden kolon proksimalinde ve sağ common iliyak lenfatiklerde metastaz saptanması üzerine reopere edildi ve arkasından kemoterapi uygulandı. Kemoterapinin tamamlanmasından 1 yıl sonra kontrol laboratuar tetkiklerinde CEA yüksekliği saptanması üzerine toraks ve batın-pelvis BT tetkikleri yapıldı. BT de patolojik buldu saptanmadı. Bunun üzerine hastadan PET tetkiki istendi. BULGU: FDG enjeksiyonundan 60 dakika sonra alınan PET/BT görüntülerinde solda infrarenal düzeyde paraaortik yerleşimli, artmış FDG tutulu gösteren yaklaşık 1 cm boyutlarında bir LAP saptandı. TARTIŞMA ve SONUÇ: Nöroendokrin hücrelerin çoğu gastrointestinal sistemde bulunur ancak kolon ve rektumdan nadiren köken alırlar. Nispeten nadir rastlanılan bu tümörlerin tanısı ve tedavisi çeşitlilik gösterir. FDG-PET ise bu tümörlerin tanısında ve takibinde kısıtlı bir role sahiptir. Bizim olgumuzda olduğu gibi klinik-laboratuar bulgularının nüks veya metastaz düşündürdüğü, ancak rutin radyolojik değerlendirmelerde lezyon saptanamayan hastalarda FDG PET/BT yararlı olabilir. Anahtar Kelimeler: FDG, PET/BT, Nöroendokrin tümör 90 P-20 İNGUİNAL HERNİDE YANLIŞ POZİTİF F-18 FDG TUTULUMU Gözde Dağlıöz Görür (1), Metin Halaç (2), Kerim Sönmezoglu (2), Sait Sağer (2),Haluk Sayman (2), İlhami Uslu (2) 1) Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp AD, Kocaeli 2) İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp AD, İstanbul GİRİŞ: PET/BT nin onkolojideki kullanımı giderek önem kazanmaktadır. FDG PET/BT görüntülerini değerlendirirken normal biyodağılımının ve olası yanlış değerlendirmelere yol açabilecek durumların göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Bu bildiride inguinal herniye ait yanlış pozitif F-18 FDG tutulumu sunulmaktadır. METOD: 74 yaşında, 5 yıl önce seminom, 1 sene önce ise sağ böbrek metastazı tanısı ile opere edilen; radyolojik tetkiklerinde batın içi lenfadenopatiler (LAP) saptanan erkek hasta, tedavi sonrası yanıt değerlendirmesi için PET/BT tetkiki için gönderildi. BT görüntüleri sadece anatomik lokalizasyon ve atenüasyon düzeltilmesi amacıyla alındı. Hastada oral kontrast kullanıldı, ancak İV kontrast kullanılmadı. BULGU: PET/BT görüntülerinde batında solda daha belirgin olmak üzere bilateral common iliak, interaortakaval ve sol paraaortik alanlarda metastatik LAP leri düşündüren artmış F-18 FDG tutulum odakları izlendi. Ayrıca sol suprapubik alanda yerleşimli BT kesitlerinde düzgün sınırlı hipodens olarak izlenen artmış FDG tutulumu gösteren kitlesel lezyon dikkati çekti. Devam eden kranial kesitlerde bu kitlenin barsaklarla ilişkisi tam olarak ayırt edilemedi. Seminom tanılı hastada kitlenin nüks olabileceği düşünülerek hastaya USG önerildi. Yapılan USG de mevcut görünümün skrotuma inmiş inguinal herninin sebep olduğu saptandı. TARTIŞMA ve SONUÇ: F-18 FDG malign olaylar yanısıra inflamasyon ve infeksiyonda da dokularda tutulmaktadır. İnguinal hernide inkarserasyon ve strangülasyon ile meydana gelen inflamasyon-ödeme herni kesesi içerindeki barsak segmentinde olası fizyolojik FDG tutulumunun da eklenmesiyle birlikte hipermetabolik kitlesel lezyon görünümü oluşabilir. Bu durumda genellikle devam eden BT kesitleri incelenerek lezyonun barsak ile ilişkisinin ortaya konması herniyi desteklerse de, bunun mümkün olmadığı koşullarda, USG ile tanı desteklenmelidir. Anahtar Kelimeler: F-18 FDG, İnguinal herni, yalancı pozitif tutulum Turk J Nucl Med 2007, 16

P-21 MALİGN EKSTERNAL OTİT Lİ BİR OLGUDA F18-FDG PET/BT VE MR BULGULARI Gözde Dağlıöz Görür (1), Metin Halaç (2), Kerim Sönmezoglu (2), Sait Sağer (2),Haluk Sayman (2), İlhami Uslu (2) 1) Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp AD, Kocaeli 2) İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp AD, İstanbul GİRİŞ: Malign eksternal otit (MEO), dış kulak yolunun ender görülen invazif bir enfeksiyonudur. Etken sıklıkla Pseudomonas aeruginosa olup, genellikle yaşlı diyabetik hastalarda görülmektedir. Hastalık kafa tabanı osteomyeliti, kraniyal sinir tutulumları ve bazı intrakraniyal komplikasyonlara yol açabilmektedir. Ölümcül komplikasyonlara yol açabilen bu enfeksiyonun, hem tanısı hem de tedavisi oldukça zordur. Bu bildiride MEO şüphesi olan bir hastaya ait PET/BT ve MRI görüntüleri sunulmuştur. F18- FDG PET/BT nin MEO tanısında kullanımı literatürde daha önce tanımlanmamıştır. METOD: 61 yaşında 30 yıldır diyabeti olan bayan hasta, rutin antibiyotiklere rağmen geçmeyen otalji, pürülan otore ve kranial sinir tutulumu (kısmi V, VII, IX, XII) ile PET/BT bölümüne gönderildi. BULGU: Hastanın daha önce çekilen MR ında kafa tabanında T1 sekanslarda sağ temporal kemikte kemik iliğinde yaygın hipointensite izlenmekteydi. Ayrıca temporal kas düzeyinde yağlı planlarda silinme ve T2A incelemelerinde hipointensite mevcuttu. F18-FDG PET/BT de ise MR bulgularına benzer şekilde sağ temporal kemikte; oksipital kemiğe ve atlasa uzanım gösteren heterojen karakterde düzensiz sınırlı artmış F-18 FDG tutulumu izlenmekteydi. Yumuşak dokularda, sağ temporal kas lojunda, splenis kapitis kası ve posterior skalpte hafifçe artmış FDG tutulumları mevcuttu. TARTIŞMA ve SONUÇ: MEO de radyolojik olarak kemik tutulumunun tam olarak ortaya konması için BT, yumuşak doku yayılımı için de MR kullanılmaktadır. Nükleer Tıp yöntemlerinden kemik sintigrafisi erken evrede osteomyelitin gösterilmesinde, Ga-67 tedavi yanıtının belirlenmesinde önemlidir. Ancak anatomik detay azlığı, sensitivitelerinin düşük olması ve uzun görüntüleme protokolleri kullanımlarını kısıtlamaktadır. F-18 FDG nin osteomyelitlerde kullanımı ümit vericidir. MEO gibi klinik bir durumda tanıda PET/BT hem anatomik detay hem de fizyolojik bilgi vererek kemik ve yumuşak doku tutulumunu birlikte ortaya koyabilmektedir. MEO de tanı yöntemi olarak PET/BT nin kullanımı için daha kapsamlı çalışmalar gereklidir. Anahtar Kelimeler: Malign eksternal otit, PET/BT, MR P-22 YÜKSEK DOZ KEMOTERAPİ VE OTOLOG KEMİK İLİĞİ TRANSPLANTASYONU SONRASI DIRENÇLİ LENFOMALI HASTALARDA FDG PET/BT İLE ERKEN DÖNEMDE REMİSYONUN DEĞERLENDİRİLMESİ Nalan Selçuk (2), Gonca Çivi (1), Turkay Toklu (2), Bengi gürses (3), Ayşe Mavi (2), Yener Koç (4) 1) Euromed Görüntüleme Merkezi/Nükleer Tıp Bölümü 2) Yeditepe Üniversitesi Hastanesi/Nükleer Tıp AD, İstanbul 3) Yeditepe Üniversitesi Hastanesi/Radyoloji AD, İstanbul 4) Yeditepe Üniversitesi Hastanesi/ İç Hastalıkları AD, Onkoloji Bölümü, Nükleer Tıp AD, İstanbul GİRİŞ: Malign lenfomalarda kemoterapi ve otolog kemik iliği transplantasyonu (KIT)na erken cevabın değerlendirilmesinde FDG-PET önemli bir role sahiptir. Dirençli lenfoma tedavisi tanının erken ve doğru konmasına bağlıdır. Bu çalışmanın amacı Hodgkin ve non-hodgkin lenfomada KİT ve yüksek doz kemoterapi öncesi ve sonrası FDG-PET prediktif değerlerini değerlendirmektir. METOD: Histopatolojik olarak lenfoma tanısı konmuş 12 hasta değerlendirmeye alındı. Hastaların 6 sı agresif Non Hodgkin lenfoma, 6 sı ise Hodgkin lenfomadan oluşmaktaydı. Bu hastaların 6 sı bayan, 6 si erkekti ve yaş ortalaması 34.58 idi. Tüm hastalara tedavi öncesi PET/BT tetkiki yapıldı (PET0, BT0). Tedavinin 30. (PET1, BT1), 60.(PET2, BT2), 100.(PET3, BT3) gününde ve 1 yıl sonrasında (PET4, BT4) tüm hastalara PET/BT ile takip yapıldı. PET ve BT bulguları retrospectif olarak Nükleer Tıp doktoru ve bir radyolog tarafından değerlendirildi BULGU: Çalışma grubundaki tüm hastaların tedavi öncesi PET ve BT bulguları pozitifti. 4 hastada PET1 ve PET2 pozitifti, 3 hastada PET3 pozitifti. Diğer yandan 10 hastada BT1, 8 hastada BT2, 5 hastada ise BT3 pozitifti. 1. yılın sonunda 12 hastanın 10 unda PET bulguları negative iken BT 6 hastada negatifti. Geri kalan 6 hastada ise BT de lezyon hala devam etmekteydi. BT pozitif 6 hastanın 2 sinde PET de pozitifti ve bu hastalarda relaps mevcuttu. Bir yılın sonunda overall survival %100 ve progresyon free survival ise %92 idi. PET sonuçları klinik bulgular ile korele edildi. TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu ön çalışma sonuçları, dirençli lenfomalarda FDG- PET in prognostic değerinin BT den daha yüksek olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Lenfoma, PET/BT, otolog kemik iliği transplantasyonu P-23 FDG-PET GÖRÜNTÜLEMEDE NON-FİZYOLOJİK 18F-FDG TUTULUMU OL- MAYAN 250 HASTADAKİ NORMAL ORGAN SUV (STANDART UPTAKE VALUE) DEĞERLERİ Sabri Zincirkeser (1), Metin Hallac (2), Ertan Şahin (1), Güliz Durak (1), Umut Elboğa (1), Zehra Kurt (1), Neşe Doğan (1) 1) Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi / Nükleer Tıp AD, Gaziantep 2) İstanbul Üniversitesi Cerahpaşa Tıp Fakültesi / Nükleer Tıp AD, İstanbul GİRİŞ: Non-fizyolojik 18F-FDG tutulumu olmayan 250 hastadaki normal organ SUV (Standart Uptake Value) değerleri 18F-FDG (fluoro-deoxyglucose)- PET/BT (Pozitron Emisyon Tomografisi ve Bilgisayarlı Tomografi) ile değerlendirildi METOD: Non-fizyolojik 18F-FDG tutulumu olmayan 143 erkek ve 107 kadın, toplam 250 hasta çalışmaya dahil edildi. Erkek hastaların yaşı 22-83 (ortalama, 58±16), vücut ağırlıkları 47-117 (ortalama, 71 kg±11) ve çalışma esnasındaki ortalama plazma glikoz değerleri 114mg/dl ±16 arasındaydı. Kadın hastaların yaşı 17-79 (ortalama, 50±14), vücut ağırlıkları 45-111 (ortalama, 65 kg±13) ve çalışma esnasındaki ortalama plazma glikoz değerleri 108mg/dl ±21 arasındaydı. Tüm hastalar çekimden önce en az 4 saat aç bırakıldı ve açlık kan glikoz düzeyleri normal sınırlar içindeydi. Tüm vücut PET-BT görüntüleri Siemens Biograph PET-BT sistem ile 18F-FDG intravenöz enjeksiyonundan sonra verteksten üst uyluk bölgesine kadar alındı. Transvers kesitlerden çeşitli organların SUV değerleri belirlendi (Tablo1 ve 2). BULGU: Her iki cinste de en yüksek 18F-FDG tutulum yerleri serebrum ve serebellumda bulundu. Miyokardiyum, tonsiller, karaciğer ve dalakta değişken derecede yüksek aktivite bulundu. TARTIŞMA ve SONUÇ: Tüm vücut 18F-FDG PET çalışmalarının yorumlanabilmesi için fizyolojik 18F-FDG tutulumlarının ve normal SUV değerlerinin bilinmesi gereklidir. Anahtar Kelimeler: Pozitron emisyon tomografisi (PET), fluoro-deoxyglucose (FDG), standardised uptake value (SUV), normal organ P-24 Erkeklerde VE KADINLARDA FDG-PET GÖRÜNTÜLEMEDE NORMAL ORGAN SUV (STANDART UPTAKE VALUE) DEĞERLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI Sabri Zincirkeser (1), Metin Halac (2), Ertan Şahin (1), Güliz Durak (1), Umut Elboğa (1),Zehra Kurt (1), Neşe Doğan (1) 1) Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp AD, Gaziantep 2) İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp AD, İstanbul GİRİŞ: Kadın ve erkeklerde FDG-PET görüntülemede normal organ SUV (Standart Uptake Value) değerleri karşılaştırıldı METOD: Non-fizyolojik 18F-FDG tutulumu olmayan 30 erkek ve 30 kadın hastadaki normal organ SUV (Standart Uptake Value) değerleri 18F- FDG (fluoro-deoxyglucose)-pet/bt (Pozitron Emisyon Tomografisi ve Bilgisayarlı Tomografi) ile değerlendirildi. Mens ve ovulasyon dönemindeki kadınlar çalışmaya dahil edilmedi. Tüm hastalar çekimden önce en az 4 saat aç bırakıldı ve açlık kan glikoz düzeyleri normal sınırlar içindeydi. Tüm vücut PET-BT görüntüleri Siemens Biograph PET-BT sistem ile 18F-FDG intravenöz enjeksiyonundan sonra verteksten üst uyluk bölgesine kadar alındı. Transvers kesitlerden her iki cinsde çeşitli organların SUV değerleri belirlendi (Tablo1). Erkek hastaların yaşı 30-60 (ortalama, 47±23), vücut ağırlıkları 49-95 (ortalama 73 kg ± 12) ve çalışma esnasındaki ortalama plazma glikoz değerleri 116mg/dl ±11 arasındaydı. Kadın hastaların yaşı 30-60 (ortalama 49 ± 24), vücut ağırlıkları 43-92 (ortalama, 59 kg ± 23) ve çalışma esnasındaki ortalama plazma glikoz değerleri 107mg/dl ± 31 arasındaydı. Her iki cinsteki normal organ tutulumları istatistiksel olarak karşılaştırıldı. BULGU: Kadınlarda her iki serebral ve serebellar hemisferlerde erkeklere göre istatiksel olarak anlamlı olarak daha fazla 18F-FDG tutulumu bulundu (p< 0.05). Bunun dışında diğer organlarda istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu. TARTIŞMA ve SONUÇ: Kadınlarda her iki serebral ve serebellar hemisferlerde erkeklere göre artmış 18F-FDG tutulumu nedenlerinden birisi; kadınlarda nöronların daha fazla glikoza ihtiyaç duymasından kaynaklanabilir, ancak bu farkın entellektüel zekaya etkisinin olup olmadığının, yada varsa bu etkinin ne olduğunun anlaşılması için PET çalışmaları esnasında kapsamlı zeka testlerine ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Pozitron Emisyon Tomografisi (PET), Fluoro-Deoxyglucose (FDG) Turk J Nucl Med 2007, 16 91

P-25 BAŞ-BOYUN KANSERLİ 5 OLGUNUN PET/BT İLE YOĞUNLUK AYARLI RADYOTERAPİ (YART) PLANLANMASI SONUÇLARI Kezban Berberoğlu (1), A. Semih Doğan (1), Metin Güden (2), Cemile Ceylan (2),Nadir Küçük (2), Kayıhan Engin (2) 1) Anadolu Sağlık Merkezi/Nükleer Tıp Bölümü, Kocaeli 2) Anadolu Sağlık Merkezi/Radyasyon Onkolojisi Bölümü, Kocaeli GİRİŞ: Yoğunluk ayarlı radyoterapi ile tedavi alanında ışının şiddeti değiştirilerek tedavi edilecek ve korunacak dokulara istenen radyasyonun doğru biçimde verilmesi sağlanır. YART ın başarısı tümör dokusunun ve kritik yapıların doğru olarak belirlenerek tedavinin uygulanmasına bağlıdır. Bu çalışmada YART planlaması PET/BT ile yapılan 5 olgunun tedavi sonuçları değerlendirilmiştir. METOD: Çalışmaya 4 nazofarenks kanseri ve 1 inverted papiller zeminde gelişmiş mikroinvazif maksiller sinus kanseri olmak üzere 5 erkek hasta alındı (ortalama yaş: 40.4). Tüm hastalara eş zamanlı YART ve kemoterapi uygulandı. YART planlaması PET/BT ile yapılan bu hastalarda, tarama ve tedavi sırasında (her fraksiyonda) pozisyonun aynı kalması ve doğru pozisyonun verilmesi amacıyla orfid baş boyun maskesi yapıldı. Tarama sırasında verilecek pozisyon tedavi pozisyonu ile aynı olacağından, görüntüler radyoterapi tedavi masasında (grafit düz masa) alındı. Görüntüleme 10-15 mci F-18 fluorodeoksiglukoz iv olarak enjekte edildikten 1 saat sonra verteksden uyluk ortasına kadar tüm vücut olarak alındı. Bunun ardından, baş boyun bölgesinden maske kullanılarak ilave görüntüler kaydedildi. PET/BT cihazında hareketli lazer sistemi kullanıldı ve cilt üzerinde 3 adet kurşun marker kullanılarak referans noktası seçildi. PET ve BT görüntüleri Focalsim bilgisayarında image fusion seçeneği kullanılarak eşleştirildi. Anormal FDG tutan bölgeler nükleer tıp uzmanı tarafından saptanarak, biyolojik tümör volümü (BTV) belirlendi. BTV esas alınarak radyasyon onkologu tarafından gros tümör volümü (GTV) ve klinik tümör volümü (KTV) belirlenerek tedavi uygulandı. Tedaviden ortalama 6.6 (±3.4) ay sonra PET/BT görünleme ile tedavi sonuçları değerlendirildi. BULGU: Evreleme ve tedavi planlaması amacıyla yapılan PET/BT de, nazofarenks kanseri olan tüm olgularda nazofarenks ve boyunda multipl lenf nodunda anormal artmış FDG akümülasyonu izlendi. Maksiller sinüs tümörü olan vakada sol maksiler sinüs lateral duvarında yoğun artmış FDG tutulumu saptandı, ayrıca sol jugulodigastrik, sağ hiler ve interlober lenf nodlarında hafif düzeyde artmış aktivite tespit edildi. Hastalara tedavi uygulandıktan ortalama 6.6 ay sonra yapılan PET/BT de nazofarenks kanseri olan 4 vakada primer tümör lokalizasyonunda, boyunda ve tüm vücut bölgelerinde patolojik artmış FDG tutulumu izlenmedi. Maksiller sinus tümörü olan vakada maksiler sinus bölgesinde izlenen FDG tutulum şiddeti belirgin biçimde azaldı (SUV 6.2 den 3.4 e düştü). Ancak toraks içinde multipl lenf nodlarında ve akciğer alanlarında, ayrıca karaciğerde multipl odaklarda anormal artmış FDG akümülasyonu saptandı ve yapılan bronkoskopik biyopside küçük hücreli dışı akciğer kanseri tanısı konuldu (ikinci primer). 1 hastada özofagit ve 2 hastada ağız kuruluğu dışında yan etki saptanmadı. TARTIŞMA ve SONUÇ: PET/BT ile planlanarak uygulanan YART de tümör dokusu daha doğru olarak belirlenerek bu bölgeye yüksek radyasyon dozu uygulanabilir (BT ile saptanmayan küçük patolojik lenf nodlarını göstererek, benign değişiklikler ile malign dokuları ayırarak). Bunun sonucunda tedaviye cevap oranı artırılır ve yan etkiler azaltılır. Kliniğimizde bu yöntemin başarısını araştırmak için çalışmalar devam etmektedir. Anahtar Kelimeler: Baş-boyun kanseri, YART, radyoterapi planlama, PET/BT P-26 PET/BT İLE RADYOTERAPİ PLANLAMA PROSEDÜRÜ Sibel Sayın (1), Nurcan Sağdıç (2), Ceyhan Doğan (1), Hande Baş (2), Kezban Berberoğlu (1),A. Semih Doğan (1), Kayıhan Engin (2) 1) Anadolu Sağlık Merkezi/Nükleer Tıp Bölümü, Kocaeli 2) Anadolu Sağlık Merkezi/Radyasyon Onkolojisi Bölümü, Kocaeli GİRİŞ: PET/BT ile radyoterapi planlamasında, biyolojik tümör volümü gösterilmesiyle tedavi başarısının arttığı gösterilmiştir. Bu çalışmada planlama görüntülerinin alınması aşamasında nükleer tıp teknikeri ile radyasyon onkolojisi teknikerinin ortak çalışması anlatılmıştır. METOD: PET/BT ile RT planlaması yapılacak hasta işlem günü öncelikle RT bölümüne gelir. RT esnasında kullanılacak olan hastaya özel aparatlar yapılır (maske, vakum yatak gibi). Bu işlemden sonra hasta nükleer tıp kliniğine gelerek enjeksiyon odasına alınır. Kan glukoz düzeyi ölçülür. Baş-boyun ve beyin tümörü dışındaki vakalara enjeksiyondan 30dk önce ve sonra oral kontrast uygulanır. Hastanın yaşı ve kilosuna uygun F- 18 FDG (Florodeoksiglukoz) enjeksiyonu yapılır ve uptake fazında rahat bir ortamda konuşmadan ve hareket etmeden 1 saat boyunca bekletilir. Enjeksiyondan 1 saat sonra verteksden uyluk ortasına kadar tüm vücut ve primer tümörün bulunduğu bölgeden ilave görüntüler kaydedilir. PET/BT taraması esnasında hastanın aldığı pozisyonun tedavi pozisyonu ile aynı olması amacıyla tüm görüntüler radyoterapi planlama masasında ve tümöre uygun maske, vakum yatak veya meme bordu gibi radyoterapi esnasında da kullanılan aparatlarla alınır. Görüntülemenin bir parçası olarak lazer sistemi ile referans nokta belirlenir ve görüntüde seçilebilmesi için cilt üzerine 3 adet kurşun marker yerleştirilir. Alınan görüntüler radyoterapi planlama bilgisayarına gönderilir. PET ve BT görüntüleri imaj füzyon yöntemi ile birleştirilerek planlamaya hazır hale getirilir. TARTIŞMA ve SONUÇ: Radyoterapi tedavisinin başarısını artırmak ve yan etkileri azaltmak için PET/BT kullanılarak yapılan planlamada, PET/BT görüntüleme sırasında ve radyoterapi uygulama esnasında aynı pozisyonda olması son derece önemlidir. Bu amaçla maske, vakum yatak gibi gereçlerin nükleer tıp ve radyasyon onkolojisi birimlerinin ekip halinde çalışarak doğru kullanılması ile tedavi başarısını artırmaktadır Anahtar Kelimeler: Radyoterapi planlama, PET/BT P-27 PERİORBİTAL F-18 FDG TUTULUMU: MESLEKİ ORİJİNLİ BİR KRONİK İNFLAMASYON BULGUSU Ahmet Semih Doğan (1), Kezban Berberoğlu (1) 1) Anadolu Sağlık Merkezi/Nükleer Tıp Bölümü, Kocaeli GİRİŞ: F-18 FDG PET/BT yöntemi ile malign dokuların tanınması için, F-18 FDG nin fizyolojik dağılımının bilinmesi ve anormal tutulum bölgelerinde malign veya inflamatuar değişikliklerin ayırt edilmesi önemlidir. METOD: 68 yaşında erkek hasta, üç yıl önce sağ krusta malign mezankimal tümör tanısıyla izleniyor, sol yan ve sırt ağrısı var. Hastalığın yeniden evrelenmesi için F-18 FDG PET/BT çalışması yapıldı. BULGU: T8 ve L3 vertebra korpuslarında, sol iliak kanatta, sağ ve sol tibiada lokalize lezyonlarda (SUV: 7-9), sağ akciğerde iki nodülde (SUV: 2, 7), büyük olasılıkla malign doku ile ilgili artmış metabolik aktivite odakları izlendi. Ayrıca, bilateral orbital kemik anteriorunda, yumuşak dokuda sirküler tarzda artmış metabolik aktivite alanları (SUV: 12) mevcuttur. Fizik muayenede hastanın her iki orbita çevresi ödemli ve sert bulunmuştur. TARTIŞMA ve SONUÇ: Orbita anteriorunda yumuşak dokuda halka tarzında izlenen artmış metabolik aktivite bölgesinde BT de ödem dışında patoloji izlenmemiştir. Sorgulamada hastanın mesleğinin imamlık olduğu belirlenmiştir. Periorbital bölgede izlenen artmış metabolik aktivite muhtemelen tekrar eden travmaya sekonder kronik inflamasyon (selülit) ile ilgilidir ve bu bölgede SUV değerinin hastanın bilinen malign lezyonlarındaki SUV değerlerinden yüksek olması dikkat çekicidir. Anahtar Kelimeler: F-18 FDG, PET/BT, periorbital tutulum, kronik inflamasyon 92 Turk J Nucl Med 2007, 16

P-28 PET/BT DE GÖRÜNTÜLEMEDE GASTROİNTESTİNAL SİSTEMDEKİ FDG TUTULUMLARININ DEĞERLENDİRMESİNDE ORAL KONTRASTIN KATKISI Metin Halaç (1), Ezgi Başak Erdoğan (1), Kerim Sönmezoğlu (1), Özge Vural (1), Haluk Sayman (1), İlhami Uslu (1) 1) İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp AD, İstanbul GİRİŞ: PET görüntülerinde FDG en sık olarak çıkan kolon lokalizasyonunda olmak üzere gastrointestinal sistemde değişik yoğunluk ve yaygınlıkta tutulabilmektedir. Bu durum çoğu zaman klinik yorumlamada belirgin bir problem oluşturmamakla birlikte, bazen gastrointestinal sistemdeki lezyonların değerlendirilmesinde yalancı negatif yada pozitif yorumlamalara neden olabilmektedir. Bu olgu sunumu ile, primer malignite araştırması amacıyla PET istenen ve kolorektal bölgede yoğun FDG tutulumu izlenen hastada oral kontrast uygulamasının katkısını tartışmak istedik. METOD: Son 3 ayda 10 kg zayıflama yakınması nedeniyle yapılan tetkiklerinde, toraks BT de mediastende sağ alt paratrakeal ve her iki hiler bölgede patolojik sınırlara ulaşmayan lenf nodları dışında bulgu saptanmayan hastada olası bir maligniteyi araştırmak amacıyla PET tetkiki istendi. 15 mci FDG enjeksiyonundan 70 dakika sonra PET/BT görüntülemesi yapıldı. Oral kontrast uygulanan, ancak iv kontrast uygulanmayan hastada BT görüntüleri anatomik lokalizasyon ve atenüasyon düzeltmesi amacıyla kullanıldı. BULGU: PET görüntülerinde kolorektal bölgede yoğun FDG tutulumu ile inen kolon distalinde yoğun FDG tutulum odağı saptandı. Eşdeğer BT görüntülerinde bu bölgelerde dolum defekti ve duvar kalınlaşmaları görüldü. Ayrıca mediastende sağ alt paratrakeal bölgede ve her iki hiler bölgelerde hafifçe artmış FDG tutulumu gösteren lenf nodları dikkati çekti. Daha sonra kolonoskopi yapılan hastada PET de yoğun FDG tutulumu izlenen kolon segmentlerinde multiple lezyonlar görüldü. Bu lezyonlardan yapılan histopatolojik inceleme sonucu malign melanom olarak değerlendirildi. TARTIŞMA ve SONUÇ: Gastrointestinal sistemde hafif-orta derecede FDG tutulumu sıklıkla izlenebilmekte olup normal olarak kabul edilmektedir. Bu FDG tutulumu bölgesel enflamasyon ile ilişkili olabileceği gibi peristaltizme bağlı düz kas aktivitesi ile de ilişkili olabilir. Daha yoğun FDG tutulumları ise ülseratif kolit, Crohn hastalığı, divertikülit gibi benign enflamatuar olaylarda da izlenebilmektedir. PET/BT tetkiki öncesinde rutin olarak oral kontrast uygulaması PET görüntülerinde izlenen FDG tutulumlarının yorumlanmasında önemli katkı sağlayacaktır. Olgumuzda olduğu gibi FDG tutulumlarına eşdeğer BT görüntülerinde kitlesel görünüm-duvar kalınlaşmasının eşlik etmesi bunun malign bir lezyona ait olabileceğini düşündürmelidir. Anahtar Kelimeler: FDG, PET/BT, Gastrointestinal aktivite, Oral kontrast P-29 PET/BT İNCELEMESİNDE REKTUM LOJUNDA YOĞUN FDG TUTAN POLİPOİD LEZYON Serkan İşgören (1), Metin Halaç (2), Kerim Sönmezoğlu (2), Sait Sağer (2), İlhami Uslu (2) 1) Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp AD, Kocaeli 2) İ.Ü.Cerrahpaşa Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp AD, İstanbul GİRİŞ: FDG PET/BT görüntülemesi primer tümör tanısı, evreleme, tedavi yanıtının değerlendirmesi, rezidüel tümör dokusunun tesbiti ve nüks saptanması gibi onkolojik endikasyonlarla günümüzde giderek artan sıklıkla kullanılmaktadır. PET görüntülerinde barsak segmentlerinde değişik yoğunluk ve yaygınlıkta FDG tutulumu ile normal olarak sıklıkla karşılaşılabilmektedir. Toraks BT de izlenen plevral kalınlaşmaların metabolik karakterizasyonunu değerlendirmek üzere yapılan ve rastlantısal olarak rektumda yoğun FDG tutulum odağı izlenen hastayı tartışmak istedik. METOD: Toraks BT de her iki hemitoraksta plevral kalınlaşmalar saptanan 74 yaşındaki erkek hastada metabolik karakterizasyon amacıyla FDG PET tetkiki istendi.10 saat açlıkta 14 mci (518 MBq) FDG enjeksiyonundan 75 dakika sonra PET/BT görüntülemesi yapıldı. Oral kontrast uygulanan, ancak iv kontrast kullanılmayan hastada BT görüntüleri anatomik lokalizasyon ve atenüasyon düzeltmesi amacıyla alındı. BULGU: PET/BT görüntülerinde rektum lojunda yoğun FDG tutulum odağı izlendi. Ayrıca özefagus lojunda muhtemelen enflamatuar proses ile uyumlu lineer karakterde hafifçe FDG tutulumu dikkati çekti. Toraks BT de tanımlanan plevral kalınlaşma alanlarında ise anlamlı sayılabilecek FDG tutulumu seçilmedi. Daha sonra rektoskopik inceleme yapılan hastada yaklaşık olarak PET/BT de izlenen lezyona uyan seviyede polipoid lezyon saptandı. Histopatolojik inceleme sonucunda bu lezyonun düşük grade tubulovillöz adenom olduğu anlaşıldı. TARTIŞMA ve SONUÇ: Kolon kanserleri yaşlı hastalarda sıklıkla rastlanan tümörler olup, büyük çoğunluğu kolon poliplerinin malign transformasyonu sonucu gelişirler. Kolon poliplerinden tubulovillöz polipin görülme sıklığı yaklaşık %15 olup, bu poliplerden malignite gelişme riski yaklaşık %20 dir. PET görüntülerinde barsak segmentlerinde FDG tutulumu sıklıkla izlenebilmektedir. Genellikle lineer karakterde barsak segmentleri boyunca uzanan bu FDG tutulumları çoğu zaman fokal malign lezyonlardan kolaylıkla ayırt edilebilmektedir. Daha fokal ve yoğun FDG tutulumları ülseratif kolit, Crohn hastalığı, divertikülit gibi benign enflamatuar olaylarda da izlenebileceği gibi malign lezyonlar ve adenomlarda da görülebilmektedir. Olgumuzda olduğu gibi PET imajlarında izlenen daha fokal ve yoğun FDG tutulumları malign veya premalign kolon lezyonları ile ilişkili olabileceğinden bu lezyonlar daha dikkatli irdelenmeli endoskopik - histopatolojik değerlendirme yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: FDG, PET-BT, Polip P-30 BİR PERİTONEAL KARSİNOMATOSİS OLGUSUNDA PET-BT BULGUSU Oktay Yapıcı (2), Mehmet Kitapçı (1), Murat Danacı (4), Koray Topgül (3), Tarık Başoğlu (2) 1) Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp AD, Ankara 2) Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp AD, Samsun 3) Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi/Genel Cerrahi AD, Samsun 4) Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi/Radyoloji AD, Samsun OLGU SUNUMU: İdrar tetkik incelemesinde hematürisi saptanan 55 yaşında erkek hastanın başka bir merkezde sistoskopik incelemede mesane tabanında tümoral oluşum (invasiv üretelial karsinom, high grade, stage T2 (WHO/ISUP 2004) saptanması üzerine TUR ameliyatı uygulandıktan sonra, radikal sistektomi operasyonu için Ondokuz Mayıs Üniversitesi Üroloji AD na kabul edildi. Operasyon öncesi yapılan kan tetkikinde alkalen fosfataz enzim yüksekliği; 893 U/L (N:95-280) saptanması üzerine metastaz araştırması yapıldı. Kemik sintigrafisi normaldi. Üst abdomen dinamik BT incelemesinde peripankreatik yağlı dokuda yaygın dansite artışı, mide antrumu ve duodenum duvarında simetrik kalınlaşma, karaciğer ve dalak lojunda serbest mayi, splenik ve süperior mezenterik venin birleşim yerinde ven çapında incelme, dalak ile mide arasında birkaç adet genişlemiş venöz damarlar izlendi. Pankreas posteriorundan duodenum transvers parçasına kadar devam eden retroperitoneal hipodens sıvı-yumuşak doku dansitesi görüldü. Radyolojik olarak retroperitonda malignite ayırıcı tanısı net olarak yapılamadığından, FDG PET-BT tetkiki uygulandı. Sağ toraks T9 vertebra düzeyinde plevrada, duodenumda, sağ inguinal ve sol femoral ven uyluk bölgesinde ılımlı FDG tutulum odakları tespit edildi. Yaklaşık 30 gün içinde karaciğer fonksiyon testlerinde bozukluk ve asit gelişen hastada, parasentez sitolojik incelemesi malignite pozitif olarak değerlendirildi. Genel durumunda hızla kötüleşme, tıkanma sarılığı ve pilor stenozunun gelişmesi üzerine laparotomi yapılan hastada, intra ve retroperitoneal tümoral infiltrasyon saptandı. Mesanenin transizyonel hücreli karsinomunun lokal metastaz yapmadan uzak metastaz yapması nadir olarak izlenmektedir. Tarif edilen olgu peritoneal karsinomatosis olarak kabul edildi. FDG tutulum aktivitesinin düşük olması ve periton metastazının net olarak gösterilememesi bu vaka sunumunda tartışıldı. Anahtar Kelimeler: FDG, PET/BT, peritonitis karsinomatoza, mesane karsinomu Turk J Nucl Med 2007, 16 93

P-31 İKİNCİ PRİMER MALİGN HASTALIK OLARAK ENDOMETRİAL KANSER TANISI ALAN OLGULARDA FDG PET GÖRÜNTÜLERİNİN YORUMLANMASI Aslı Ayan (2), Engin Alagöz (1), Özdeş Emer (1), Nuri Arslan (1), Özgür Karaçalıoğlu (1),Seyfettin Ilgan (1), Kürşat Okuyucu (1), Bengül Günalp (1), Mehmet Ali Özgüven (1) 1) Gülhane Askeri Tıp Akademisi/Nükleer Tıp AD, Ankara 2) Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi/ Nükleer Tıp AD, Konya GİRİŞ: Endometrium kanseri özellikle gelişmiş ülkelerde, en sık görülen kanser türlerindendir. Erken belirti vermesi nedeniyle bu hastalık %75 oranında başlangıç evrelerinde yakalanabilmektedir. Ancak hastalığın öncesinde meme, kalın bağırsak, over kanseri vs diğer malign hastalıkların da sık olduğu bilinmektedir. Bu nedenle endometrium kanseri tanısı ile kliniğimizde FDG PET görüntüleme yapılmış olgularda senkron veya metakron malignite varlığını retrospektif olarak araştırdık METOD: 2004-2005 yılları arasında Gülhane Askeri Tıp Fakültesinde endometrial kanser tanısı ile FDG PET tetkiki yapılan 19 (ortalama yaş: 60.7 ±11.1) olgunun arşiv kayıtları incelendi. 2 olguda ikinci primer malignite varlığına rastlandı. BULGU: 1 olguda tiroid ca (71), 1 olguda meme ca (62) tanısı alarak tedavi edilmiş bu olgulara, endometrium kanserinin preoperatif primer evrelenmesi amacıyla FDG PET görüntüleme yapılmıştı. Olgularda sırasıyla primer malign tümörde SUV maks değerleri sırasıyla 12 ve 13.8 idi. Her iki olguda pelvis ve abdomende belirgin patolojik metabolik aktivite artışı izlenmemişti. Ancak ilk malignitesi meme ca alan olguda, jukstaözefagial lenf noduna ait fokal FDG tutulumu dikkati çekti(suv maks:3.1). Olgu meme ve uterus malignitesi açısından şüpheli lenf nodu olarak rapor edildi. TARTIŞMA ve SONUÇ: Endometrium kanserli olguların hikayesinde eşlik eden ikincil malignite varlığında; patolojik FDG tutulumunun hangi maligniteye ait olduğu evrelemede önemli bir problem teşkil eder. Özellikle uterin malignitelerde metakron malign hastalık sorgulanmalı ve klinisyen diğer malignitenin rejyonel lenf nodu ve hedef organ tutulumları açısından uyarılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Endometrium kanseri, metakron malignite, FDG PET görüntüleme P-33 18F-FDG PET''İN SARKOİDOZDA KLİNİK YAKLAŞIMA KATKISI Okan Falay (1), Fazıl Peirovi (1) 1) MEDICA Tanı Merkezi GİRİŞ: Granülomatöz bir hastalık olan sarkoidozda 18F-FDG PET inflamatuar süreci gösterebiliyor ve fibrotik lezyonları ayırt edebiliyor oluşundan dolayı kullanım alanı bulmuştur. Sarkoidozda tedavi protokolü hastalığın evresi ve klinik durumu ile belirlenmektedir. Bu çalışmada retrospektif olarak konvansiyonel yöntemler (BT) ile 18F-FDG PET bulguları karşılaştırılmıştır. METOD: Kliniğimize başvuran sarkoidoz tanısı almış 6 olguya PET/BT kombine cihaz (Biograph 6, Siemens) ile 10 mci 18F-FDG nin IV enjeksiyonu sonrası 50-70 dk. sonra 40 mas BT ve 3 dk/yatak PET görüntüleri alındı. Görüntüler işlemleme programı (syngo, Siemens) ile 3D ve VRT sekmelerinde kalitatif ve semikantitatif olarak değerendirildi. Mediasten kan havuzu düzeyinin üstündeki tutulumlar pozitif kabul edildi. BULGU: 6 olguda BT ile saptanamayan 12 intratorasik (10-lenf nodu, 2- parankim) ve 10 extratorasik (8-lenf nodu, 1-karaciğer, 1-dalak) lezyon tespit edildi. 3 olguda PET bulguları ile tedavi yaklaşımında değişiklik oluştu. TARTIŞMA ve SONUÇ: Olgularımızda 18F-FDG PET ile sarkoidozda BT de saptanmayan lezyonlar saptanabiliyor oluşunun tedavi yaklaşımında değişikliğe yol açtığı görülmektedir. Bu kullanım alanında şüpheli lezyonların değerlendirilmesi ve klinik olarak farklı evrede olduğundan şüphelenilen olgularda 18F-FDG PET in tedavi yaklaşımına katkı yapabileceği düşünülmüştür. Ancak klinik bazlı prospektif çalışmaların yapılması kullanım alanının net olarak tanımlanmasını sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: 18F-FDG PET, Sarkoidoz, evreleme P-32 NÜKS OVER KANSERİ ARAŞTIRILAN OLGULARDA FDG PET GÖRÜNTÜLEMENİN DEĞERİ Engin Alagöz (2), Özgür Karaçalıoğlu (2), Özdeş Emer (2), Aslı Ayan (1), Kürşat Okuyucu (2),Nuri Arslan (2), Seyfettin Ilgan (2), Bengül Günalp (2), Mehmet Ali Özgüven (2) 1) Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp AD, Konya 2) Gülhane Askeri Tıp Akademisi/Nükleer Tıp AD, Ankara GİRİŞ: Over kanserine yakalanma sıklığı %1.5 düzeyindedir. Geç klinik bulgu vermesine rağmen yeterli debulking cerrahisini takiben kemoterapiye iyi yanıt vermeleri nedeniyle yüksek sağkalım oranları sağlanabilmektedir. Ovaryan kanserli olgularda nüksün olabildiğince erken saptanması da sağ kalım süresini önemli ölçüde arttırmaktadır. Bu çalışmada over kanserli olgularda FDG PET görüntülemenin duyarlılığı araştırılmıştır. METOD: Over kanseri tanısıyla kliniğimizde 2005-2007 yılları arasında FDG PET görüntüleme yapılan 40 olgunun (yaş ortalaması 56.5 ±10.8) FDG PET görüntüleri ve histopatolojik raporları retrospektif olarak değerlendirildi. Olguların 8/40 ına primer evreleme amacıyla, 20/40 ına nüks değerlendirilmesi için, 12/40 ına ise tedaviye yanıtın değerlendirilmesi amacıyla FDG PET görüntüleme yapılmıştı. BULGU: Nüks şüphesi ile FDG PET görüntüleme yapılan olguların 15/20 sinde nüks veya metastaz varlığı ile uyumlu bulgular mevcuttu. Bu olgulardan 3/15 inde adneksiyel lojda nükse ait patolojik (SUV maks>2.5) artmış FDG tutulumu izlendi. 8 olguda multipl metastatik abdominal yerleşimli lenf nodları saptandı. 2 /8 olguda abdominal lenf nodlarına eşlik eden mediastinal lenf nodu metastazları dikkati çekti. 1 /8 olguda eşlik eden akciğer, 2/8 olguda ise karaciğer metastazı mevcuttu. 1 olguda tek başına karaciğer, 1 olguda omentum, 2 olguda ise tek başına akciğer metastazına ait patolojik FDG tutulumu dikkati çekti. TARTIŞMA ve SONUÇ: Histopatolojik alt tipe göre değişen FDG tutulum düzeyi gözlenmekle birlikte FDG PET tetkiki over kanserlerinde nüks ve/veya metastazların saptanmasında yüksek duyarlılığa sahip bir görüntüleme yöntemidir. Anahtar Kelimeler: Over kanseri, nüks, FDG PET görüntüleme P-34 RETROPERİTONEAL FİBROZİSLİ OLGUDA F-18 FDG PET/BT BULGULARI Elgin Özkan (1), Şule Yağcı (1), Seda Laçin (1), Güner Erbay (1) 1) Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp ABD, ANKARA GİRİŞ: 18F-FDG PET/BT birçok malignitenin teşhisinde, evrelendirilmesinde ve tedaviye yanıtın değerlendirilmesinde günümüzde rutin olarak kullanılmaktadır. FDG tutulumunun biyokimyasal temelini ise malign hücrelerdeki artmış aerobik glikoliz oluşturmaktadır. Bununla birlikte FDG kanser spesifik bir ajan olmayıp inflamatuar süreçlerde de tutulabilmektedir. METOD: 10 yıldır retroperitoneal fibrozis tanısı ile takip edilen 69 yaşındaki erkek hastaya başka bir nedenle yapılan toraks BT de sağ akciğer bazalinde izlenen nodülün düzensiz spiküle kenarlı olması ve önceki toraks BT incelemesine göre nodül boyutlarında gerileme olmaması nedeniyle lezyonun malignite açısından F18-PET/BT ile değerlendirilmesi önerildi. BULGU: Yapılan F18 FDG PET/BT de akciğerlerde belirgin patolojik aktivite tutulumu saptanmazken, mediastende çıkan ve inen aorta çevresinde halo tarzında lineer aktivite birikimi ile abdomende retroperitoneal bölgede paraaortik alanda sol iliak ven çevresinde de devam eden yer yer fokal nonhomojen artmış aktivite tutulumları (SUVmax:5,5) izlenmiştir. Bu olguda F18-FDG PET/BT de tanımlanan alandaki artmış FDG tutulumunun bölgedeki kronik inflamasyona bağlı olduğu düşünüldü. TARTIŞMA ve SONUÇ: Yapılan çalışmalarda FDG nin malignitelere ek olarak sarkoidoz, tüberküloz, sistemik lupus eritamatozus, sklerozan kolanjit ve idiopatik retroperitoneal fibrozis gibi kronik anflamatuar hastalıklarda da bölgesel FDG tutulumlarının olabileceği bildirilmiştir. Bu nedenle malignite nedeniyle değerlendirilen hastalarda inflamatuar süreçlere bağlı olarak da FDG tutulumu olabileceği akılda tutulmalıdır Anahtar Kelimeler: İdiopatik retroperitoneal fibrozis,f18 FDG PET/BT 94 Turk J Nucl Med 2007, 16

P-35 F-18 FDG PET/BT DE İZLENEN MESANE HERNİASYONU, OLGU SUNUMU Elgin Özkan (1), Reyhan Köroğlu (1), Güner Erbay (1) 1) Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp ABD, ANKARA GİRİŞ: Vezikal herni direk yada indirek inguinal herni kesesinde mesanenin bulunmasıdır. İnguinal herni toplumda sık görülmesine karşın masif vezikal herni formasyonu nadir bir durumdur ve % 0.4-3 oranında görülür. Etyolojisinde mesane çıkış obstruksiyonu, mesane duvar zayıflığı gibi etkenler yer almaktadır. Mesane herniasyonu alt üriner sistem obstruksiyon semptomları gösteren ve eşlik eden inguinal hernisi olan erkeklerde şüphelenilmesi gereken bir durumdur. Tanıda klinik bulguların yanında, USG, sistografi ve IVP yardımcıdır ancak tanı genellikle seri voiding sistoüretrografi ile konulur. Tedavi hedefleri herni onarımı ve mesane çıkış obstruksiyonunun düzeltilmesine yöneliktir METOD: Mide Ca nedeniyle 1,5 yıl önce subtotal gastrektomi operasyonu geçiren 61 yaşındaki erkek hastaya cerrahiyi takiben kemoterapi ve abdominal radyoterapi uygulanmıştır. Tedavi sonrası remisyonda olan hastanın takipleri sırasında çekilen abdominal BT de sol paraaortik büyümüş lenf nodu ile karaciğer sağ lobunda hipodens lezyon izlenmesi üzerine olası rekürrensin değerlendirilmesi için kliniğimizde F-18 FDG PET/BT çalışması yapıldı. BULGU: Yapılan F-18 FDG PET/BT çalışmasında rekürrense ait olabilecek patolojik FDG tutulumu saptanmadı. Ancak sağ inguinal bölgede herni kesesi içerisinde mesane herniasyonuna ait olduğu düşünülen üriner aktivite tutulumu ile uyumlu görünüm izlendi. F-18 FDG PET/BT de saptanan mesane herniasyonu abdominal BT de tanımlanmasına rağmen yapılan batın USG de görülmedi. TARTIŞMA ve SONUÇ: F-18 FDG PET/BT günümüzde malignitelerin tanısında ve takibinde başvurulan en önemli tetkiklerden biri olup görüntüleme sırasında bizim vakamızda olduğu gibi malignite dışı patolojilerin de tesadüfen ortaya konmasında yararlı olabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mesane herniasyonu, F-18 FDG PET/BT P-36 F-18 FDG PET/BT DE İNSİDENTAL RABDOMYOSARKOM TANIMLANAN REKTAL KARSİNOM OLGUSU Elgin Özkan (1), Emel Tokmak (1), N. Özlem Küçük (1) 1) Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp ABD, ANKARA GİRİŞ: Yumuşak doku sarkomları tüm malignitelerin %1 ini oluşturmaktadırlar.yumuşak doku sarkomlarının en sık görülen alt gruplarından biri rabdomyosarkomlardır.çoğunlukla çocuk yaş grubunda izlenmekle birlikte yetişkinlerde de özellikle ekstremitelerde görülmektedirler. FDG rabdomyosarkomların differansiyasyon derecelerine göre farklı tutulum paterni göstermektedir.yüksek gradeli rabdomyosarkomların özelikle benign tümörlerden ayrımında yardımcı olmaktadır.bu olguda rektum kanseri nüksü araştırılmak üzere yapılan F-18 FDG PET/BT de insidental olarak saptanan rabdomyosarkom bulguları sunulmuştur METOD: 2 yıl önce rektum kanseri tanısı ile low anterior rezeksiyon+anal anastomoz yapılan ve patoloji sonucu grade 3 adenokarsinom olarak rapor edilen hastanın CEA düzeylerinde progresif artış izlenmesi nedeni ile olası nüks ve metastatik odakların gösterilmesi amacıyla yapılan abdominal tomografisinde pelviste ince barsaklar komşuluğunda 2 adet heterojen kitle tanımlandı.hastalık yaygınlığının değerlendirilmesi için hastaya kliniğimizde PET/BT yapıldı. BULGU: PET/BT de abdominal tomografide tanımlanan kitle lokalizasyonlarında izlenen artmış FDG tutulumlarına ( SUVmax:28.10) ek olarak sağda daha yoğun olmak üzere bilateral gluteal maksimus ve gluteus medius kasları lokalizasyonunda artmış FDG tutulumları( SUVmax:16.64) görüldü. Gluteal bölgede FDG tutulumu tanımlanan alanlardan yapılan ince iğne aspirasyon biopsi sonucu rabdomyosarkomla uyumlu bulundu TARTIŞMA ve SONUÇ: PET/BT de abdominal tomografide tanımlanan kitle lokalizasyonlarında izlenen artmış FDG tutulumlarına ( SUVmax:28.10) ek olarak sağda daha yoğun olmak üzere bilateral gluteal maksimus ve gluteus medius kasları lokalizasyonunda artmış FDG tutulumları( SUVmax:16.64) görüldü. Gluteal bölgede FDG tutulumu tanımlanan alanlardan yapılan ince iğne aspirasyon biopsi sonucu rabdomyosarkomla uyumlu bulundu Anahtar Kelimeler: Rabdomyosarkom, rektal karsinom, F-18 FDG PET/BT P-37 TAKAYASU ARTERİTİNİN YÜKSEK DOZ STEROİD TEDAVİSİ ÖNCESİ VE SONRASINDA F18-FDG PET/ BT İLE DEĞERLENDİRİLMESİ: VAKA SUNUMU Elgin Özkan (1), Pınar Tarı (1), Güner Erbay (1) 1) Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Nükleer Tıp ABD, ANKARA GİRİŞ: Fonksiyonel ve metabolik görüntüleme (F18FDG-PET) onkolojik hastaların izleminde sıkılıkla tercih edilen bir metoddur. Yapılan çalışmalarda F18FDG-PET görüntülemenin pek çok malignitenin tanısında ve evrelendirilmesinde sensitif ve spesifik bir metod olduğu gösterilmiştir. Malign hücreler genel olarak glukoz taşıyıcı proteinlerde ve glikolizde görevli heksokinaz ve fosfofruktokinaz enzim seviyelerinde artışa bağlı hiper-metabolizma izlenen hücrelerdir. Ancak FDG birikimi tümör hücreleri için spesifik değildir. Pek çok benign durumda da FDG tutulumunda artış olduğu bilinmektedir. Takayasu arteriti (TA) özellikle aorta ve dallarını etkileyen ve nadir görülen kronik inflamatuar bir hastalıktır. Tanı vasküler lezyonun konvansiyonel metodlarla gösterilmesi, inflamatuar markerlarda yükseklik (ESR, CRP) ya da iskeminin neden olduğu klinik semptomlarla konulmaktadır. Hastalığın erken evrelerinde histolojik olarak büyük elastik arterlerin media tabakalarında makrofajların hakim olduğu çok sayıda inflamatuar hücre birikimi izlenirken bu durum ileri evrede elastik laminanın fibrozis ve destrüksiyonu ile sonuçlanır. Bu aşamada tanı anjiografi ile konulabilirse de bazı vakalarda inflamatuar duvar değişiklikler anjiografi ile ayırt edilememektedir, bu nedenle hastalık aktivitesinin değerlendirilmesinde anjiografinin rolü sınırlıdır. BULGU: OLGU: 34 yaşında,bayan hasta. Anemi, eritrosit sedimentasyon hızı yüksekliği ve kemik iliğinde myelodisplazi nedeniyle malignite ön tanısıyla refere edilen hastanın yapılan F18-FDG PET/BT tetkikinde asendan aortada sol ventrikülden itibaren arkus aortaya uzanan trasede lümen geniş izlenmiş olup damar çeperinde nonhomojen patolojik F18-FDG tutulumu ( SUV max :5.4) saptandı. (vaskülit?) Hastaya yapılan toraks BT anjiografisi normal olarak değerlendirilmesine karşın eritrosit sedimentasyon hızı ve CRP değerlerinin yüksek seyretmesi üzerine Takayasu arteriti tanısı konularak iki ay süreyle yüksek doz steroid tedavisi uygulandı. Tedaviye yanıtın belirlenmesi amacıyla yapılana ikinci PET/BT tetkikinde çkan aorta çevresinde izlenen nonhomojen F18-FDG tutulumunun azalarak ( SUV max: 3) devam ettiği görüldü. TARTIŞMA ve SONUÇ: F18-FDG PET/BT Takayasu arteriti tanısında ve izleminde tedaviye yanıtın belirlenmesinde de yüksek derecede sensitif ve spesifik bir metoddur. Yapılan çalışmalarda Takayasu arteritinde aktif vaskülit değerlendirilmesinde F18FDG-PET in sensitivitesi %92 spesifitesi %100 bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Takayasu arteriti,vaskülit, F18-FDG PET/BT P-38 MALİGN PLEVRAL MEZOTELYOMA LI HASTANIN 18F FDG-PET/BT İLE PREOPERATİF DEĞERLENDİRİLMESİ Elgin Özkan (1), Seda Laçin (1), Şule Yağcı (1), N.Özlem Küçük (1) 1) Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp ABD, ANKARA GİRİŞ: Malign Plevral Mezotelyoma (MPM) genellikle kötü prognoza sahip olup oldukça agresif seyirlidir. Plevranın mezotel hücrelerinden köken alan mezotelyoma daha az sıklıkta perikard ve peritonda da gelişebilir. Onkolojik görüntülemede FDG-PET/BT önemli bir görüntüleme aracı olmakla birlikte özellikle iskelet metastazları da dahil olmak üzere uzak metastazların tespit edilmesinde de oldukça sensitiftir. METOD: 1 yıl önce nefes darlığı şikayeti nedeniyle yapılan ileri incelemeler sonucunda malign mezotelyoma tanısı düşünülerek operasyon planlanan 51 yaşındaki erkek hastaya yapılan akciğer BT de parietal plevrada solda üst zonlarda daha belirgin olmak üzere ve en kalın yerinde 2 cm ölçülen yer yer nodüler vasıfta çepeçevre düzensiz kalınlaşma ve effüzyon, solda belirgin olmak üzere plevral yüzlerde kalsifik plaklar tespit edildi ve hasta plöropnömonektomi öncesi lezyonların incelenmesi ve olası uzak metastazların tespit edilebilmesi amacıyla 18F FDG-PET/BT ile değerlendirilmek üzere kliniğimize gönderildi BULGU: PET/BT incelemede sol hemitoraksta üst zonda daha belirgin olmak üzere sol hemitoraksı tamamıyla kaplayan ve mediastene uzanım gösteren, plevraya uyan alanda halo tarzında nonhomojen yoğun artmış FDG tutulumu izlendi. PET/BT çekiminden 15 gün sonra yapılan sol torakotomi+ plöropnömonektomi operasyonu sonrasında patoloji sonucu malign plevral mezotelyoma(epiteloid tip) olarak rapor edildi. TARTIŞMA ve SONUÇ: Bazı çalışmalarda PET/BT nin MPM li hastaların preoperatif değerlendirmesinde ve ekstratorasik metastazların saptanmasında oldukça değerli olduğu belirtilmiştir. Ancak karşıt olarak BT ile kıyaslandığı zaman PET görüntülerinin primer tümör hakkında ek bilgi sağlamadığını bildiren çalışmalar da mevcuttur. Bu vakada operasyon öncesi yapılan akciğer BT de izlenen lezyonlarda PET/BT de yoğun FDG tutulumu saptanmıştır ve sonuçta MPM li hastalarda preoperatif değerlendirmede 18F FDG-PET/BT nin oldukça etkin olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Malign mezotelyoma, 18F FDG-PET/BT Turk J Nucl Med 2007, 16 95

P-39 TİROİD PLAZMASİTOMLU OLGUNUN F-18 FDG PET/BT BULGULARI Elgin Özkan (1), Emel Tokmak (1), K. Metin Kır (1) 1) Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp ABD, ANKARA GİRİŞ: Plazmasitom malign monoklonal plazma hücrelerinden oluşan ve yumuşak dokuda (ekstramedüller) veya kemikte yerleşim gösteren solid kitle lezyonudur.multipl myeloma eşlik edebileceği gibi tek başına da görülebilmektedir. Ekstramedüller plazmasitomun en sık yerleşim alanları dil tabanı, tonsil çevresi ve nazofarengeal bölge olmasına rağmen yapılan çalışmalarda faklı tutulum bölgelerinin de olduğu bildirilmiştir.bu vakada tiroid plazmasitomlu olgunun F-18 FDG PET/BT bulguları sunulmuştur METOD: İki yıldır multipl myelom tanısı ile takip edilen 57 yaşındaki erkek hastanın son altı ay içerisinde boyun sağ yanında hızlı büyüyen şişlik şikayetinin olması üzerine yapılan tüm vücut MR ında tiroid bezi sağ lobunda 38 50 mm çapında kitle lezyonu izlendi. Hastanın MR ında tanımlanan kitle kliniğimizde F-18 FDG PET/BT ile değerlendirildi. BULGU: F-18-FDG PET/BT sinde tiroid bezi sağ lobunda fokal artmış FDG tutulumu (SUVmax:8.47) görülen hastanın ince iğne aspirasyon sitolojisinde atipik plazma hücreleri rapor edilmesi üzerine sağ lobektomi yapıldı. Patoloji sonucu plazmasitom ile uyumlu bulunmasıyla tanısı kesinleşen hastanın kontrol PET/BT inde tiroid bezi sağ lob lojunda FDG tutulumu olmadığı görüldü. TARTIŞMA ve SONUÇ: Bu olgudan yola çıkarak multipl myelomlu hastaların takiplerinde yapılan F-18 FDG PET/BT de yumuşak dokuda veya kemikte izlenen fokal aktivite tutulumlarının plazmasitom ile uyumlu olabileceği düşünülebilir. Anahtar Kelimeler: Multipl myelom, plazmasitom, F-18-FDG PET/BT P-40 F-18 FDG PET/BT DE YAYGIN TUTULUM İZLENEN SARKOİDOZ OLGUSU Elgin Özkan (1), N. Özlem Küçük (1), Gülseren Aras (1) 1) Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi/Nükleer Tıp ABD, ANKARA GİRİŞ: Sarkoidozda iskelet tutulumu %3-36 oranında izlenmektedir. Falankslar en yaygın tutulum alanları iken kranyum, vertebralar, pelvis ve uzun kemikler nadiren etkilenmektedir. Kemik sintigrafisi sarkoidozda kemik tutulumlarının lokalize edilmesinde direk grafiden daha sensitiftir. Yapılan çalışmalarda sarkoidozda hastalık yaygınlığının ve tedavi yanıtının değerlendirilmesinde FDG nin başarılı bir ajan olduğu bildirilmiştir. METOD: Dört yıldır sarkoidoz tanısı ile takip edilen 61 yaşındaki bayan hastanın şiddetli bel ağrısı olması üzerine lomber MR yapıldı.lomber MR ında vertebralarda yaygın hipointens nodüller izlenen hastaya spinal kanaldaki darlık nedeni ile L4-L5 kifoplasti operasyonu yapıldı ve bel ağrısında azalma görüldü. Kemik sintigrafisinde paranazal bölgede inflamasyona bağlı olduğu düşünülen artmış aktivite tutulumu izlenen hastaya hastalık yaygınlığının değerlendirilmesi için F-18 FDG PET/BT yapıldı. BULGU: Verteksten uyluk orta kesimine kadar alınan tüm vücut PET görüntüleri ve alt ekstremite görüntüleri değerlendirilen hastada sternumda, her iki humerusda, kostalarda, vertebralarda, pelvik kemiklerde, her iki femur ve tibiada, servikal, supraklavikuler, aksiller, hiler, mediastinal, pevertebral,,inguinal, iliak lenf nodlarında, tiroid bezinde, akciğerlerde ve ciltte olmak üzere mutipl alanda artmış FDG tutulumları izlendi TARTIŞMA ve SONUÇ: Hastada PET/BT de multipl kemik tutulumu olmasına rağmen kemik sintigrafisinin normal sınrlarda olması granülamatöz lezyonlarda MDP uptake nin olmayabileceği şeklinde açıklandı.steroid tedavisi sonrası kontrol PET/BT inde önceki incelemede tanımlanan tutulumların izlenmemesi nedeni ile sarkoidozda tedavi yanıtının gözlemlenmesinde FDG PET/BT nin değerli olabileceği sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Sarkoidoz, FDG PET/BT 96 Turk J Nucl Med 2007, 16